Muhammed Ahmed Mahmud s.a.v.

Yorumlar

  1. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

    ELHAMDÜLİLLAH

    ALLAHUEKBER

    SUBHANALLAH

    ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED

    ESTAGFİRULLAH

    SALLAAHUALEYHİVESELLEM

    BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ

    GİBİDİR

    ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR

    HADİS İ ŞERİF

    YanıtlaSil

    yuksel4 Şubat 2026 23:14
    Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)

    YanıtlaSil

    yuksel4 Şubat 2026 23:10
    Bir Hazinenin Anahtarı

    RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI

    FİHRİST VE İNDEKSİ

    İSMAİL MUTLU

    İKİNCİ BASKI

    YanıtlaSil
  2. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
    ALLAH C. C. DUYMADIĞI GÖRMEDİĞİ HABERİ OLMADIĞI ŞEY YOKTUR.

    YanıtlaSil
  3. 134 EHL-I ISTİŞARE

    fikir aldı, aynı şekilde kadınların da görüşünü sordu. Böylece bu hadise, İslâm'da kadınların rey hakkı meselesinde en ikna edici bir örnek olarak teşkil etti. 128

    Bir Arifin Nasihati

    Süfyân-ı Sevrî hazretleri (kuddise sırruhů) şöyle anlatıyor:

    Cafer-i Sâdık hazretlerinin yanına girdim ve,

    "Ey Resûlullah'ın torunu! Bana nasihat et!" dedim. Bana,

    "Ey Süfyân! Yalancıda mürüvvet, hasetçide rahat, tembelde dostluk ve kötü ahlâklı kişide örnek davranış bulunmaz!" dedi. Ben,

    "Ey Resûlullah'ın torunu! Bana biraz daha nasihat et!" de-dim. Şöyle buyurdu:

    "Ey Süfyân! Allah'ın haram kıldıklarından el çek, abid kişi olursun! Allah Teâlâ'nın sana takdir ettiğine rıza göster, müs-lüman (selâmette) olursun! İnsanların sana nasıl dost olmasını istiyorsan sen de onlara öyle dost ol, mümin (güvende) olur-sun! Günahkârla dostluk yapma, sana işlediği günahları öğre-tir. Hadis-i şerifte şöyle buyurulur: 'Kişi arkadaşının dini üzere-dir, öyleyse kiminle dostluk yaptığınıza dikkat edin!'129 İşlerinde Allah'tan korkanlarla istişare et." Ben yine,

    "Ey Resûlullah'ın torunu! Bana biraz daha nasihat et!" de-dim. Şöyle devam etti:

    128 Said b. Mansûr, es-Sünen, 2/186.

    129 Tirmizî, Zühd, 45 (nr. 2378); Ebû Davud, Edeb, 19 (nr. 4833); Hâkim, el-Mü

    4/188.

    YanıtlaSil
  4. EHL-I İSTİŞARE 135

    "Ey Süfyân! Aşiret ve kabilesi olmadan izzet sahibi olmak ve saltanatı olmadan heybetli olmak isteyen kimse, Allah'a [celle cela-luhüj isyan zilletinden çıkıp Allah'a taat yoluna girsin!" Ben yine,

    "Ey Resûlullah'ın torunu! Bana biraz daha nasihat et!" de-dim. Yine şöyle devam etti:

    "Babam bana şu üç edebi öğretti. Bana dedi ki: Yavrucuğum! Kötü kişilerle dost olanın başı dertten kurtulmaz! Kötülerin girip çıktığı yerlerde bulunan kimse töhmet altında kalır! Diline sahip olmayan pişman olur!"

    İstişare ile İlgili Bazı Sözler

    "Sana yol göstermek isteyenden halini gizleme, aksi takdir-de kendini aldatırsın!"

    Hz. Ebû Bekir [r.a]

    "İşlerini, Allah'tan korkanlara danış ve onlarla istişare et."

    Hz. Ömer [r.a]

    "İnsanlar üç sınıftır:

    1. Karşılaştığı işleri kendi görüşüyle halleder.

    2. Karşılaştığı müşkül işlerde danışmaya başvurur ve doğru görüşlü kimselerin tavsiyesine göre hareket eder.

    3. Tereddütlü ve şaşkındır; ne doğru tavsiyeyi dinler ne de yol gösterene itaat eder. "130

    Hz. Ömer (r.a]

    130 Mâverdi, Edebü'd-Dünyâ ve'd-Din, s. 428.

    YanıtlaSil
  5. 136 EHL-I İSTİŞARE

    "Müşavere ne güzel vezirdir."

    Hz. Ali [ra]

    "İstişare, hidayetin tå kendisidir. Kendi görüşüyle yetinen de tehlikededir. "131

    Hz. Ali [ra]

    "İnsanlar üç çeşittir:

    Tam adam, yarım adam ve hiçbir şeye yaramayan adam.

    Tam adam; akıllı ve istifadeye elverişli görüşlere sahip olandır.

    Yarım adam; akıllı kişilere danışıp onların işaretleri doğrultu-sunda hareket edendir.

    Hiçbir şey olmayan ise aklı ve görüşü olmadığı gibi kimseye de danışmayan kişidir. "132

    Katâde [rah.a]

    "Müşavere ve münazara iki rahmet kapısı ve iki bereket anahtarıdır; bunlara sahip olan görüş yanılmaz ve bunlar oldukça ihtiyat elden gitmez. "133

    Ömer b. Abdülaziz [rah.a.]

    "Takva sahibi, güvenilir ve yüce Allah'tan korkan kimseler senin istişare ettiğin kimseler olsun!"

    Süfyân-ı Sevri [k.s]

    131 Måverdi, Edebü'd-Dünya ve'd-Din, s. 426.

    132 Şa'râni, Tenbihü'l-Muğterrín, s. 307.

    133 Mâverdi, Edebü'd-Dünya ve'd-Din, s. 422.

    YanıtlaSil
  6. EHL-I İSTİŞARE 137

    "Allah Teâlâ'nın beğendiği bir işte, seninle müşavere eden bir kimseden hiçbir şeyi gizleme."

    Süfyân-ı Sevrî [k.s]

    "Bana ulaştığına göre, istişare aklın yarısıdır."

    Süfyân-ı Sevri [rah.a]

    "Derdini ve işini Allah'tan korkan insanlara danışarak hallet!"

    Mis'ar b. Kidâm [rah.a]

    "Seninle bir şey hakkında istişare etmek isteyen kimseyi din-le. Seni Allah Teâlâ'ya yaklaştıracağını bildiğin şeyleri ona söyle."

    İmâm-ı Azam [rah.a]

    "Senden görüşünü istemeyene, fikir verme. Çünkü böyle ya-parsan, övülmediğin gibi görüşün de o kimseye fayda vermez!"

    İmam Şâfiî [rah.a]

    "Kardeşim! Hak Teâlâ'nın muradını ve gelecekte hangi işin hakkında hayırlı olacağını öğrenmek istiyorsan, öğretici ve yetişti-rici bir şeyhin irşad ve işareti ile aynanı cilalayıp parlatmaya bak!"134

    İmam Şa'rânî [rah.a]

    "Hikmet sahibi olanlarla istişare etmek nefse sebat ve basi-rete güç verir!"

    İmam-ı Şâfiî [rah.a]

    "Gençlerin aynada gördüklerinin daha fazlasını, yaşlılar bir tuğla parçasında görürler."

    Hz. Mevlânâ [k.s]

    134 Şa'rânî, Levâkıhu'l-Envâri'l-Kudsiyye, s. 114.

    YanıtlaSil
  7. 138

    EHL-I İSTİŞARE

    "Bir kavim istişare edecek olursa, mutlaka işlerinde en doğru olana iletilirler."

    Hasan-ı Basri [rah.a)

    "İstişare cemaat için bir ülfet, akılların derinliklerini ölçmek için bir alet, doğruya ulaşmaya sebeptir."

    İbnü'l-Arabi [rah.a]

    "İstişare etmeyen pişman olur. Kendisini başkalarına muhtaç görmeyen bir kimse, kendi bildiği gibi hareket eder, sonunda da hüsrana uğrar."

    Muhammed Diyâüddin [k.s]

    "Akıllar parlak kandil gibidir, yirmi kandil bir kandilden daha parlaktır!"

    Hz. Mevlânâ [k.s]

    "Bilmediğin hususlarda ahireti düşünen âlimlere sor!"

    Abdülkadir-i Geylânî [k.s]

    "Şu dört şeyi ihmal etmeyiniz:

    1. Allah Teâlâ'dan işlerin en hayırlısını talep etmek (istihâre),

    2. İyi insanlara danışmak (istişare),

    3. Sadece Allah'a güvenmek (tevekkül),

    4. Allah'tan yardım istemek (istiane)."135

    Ebû Muhammed Sehl et-Tüsterî [k.s]

    135 Ebû Nuaym, Hilyetü'l-Evliya, 10/190.

    YanıtlaSil
  8. "İstişaresiz iş yapmayın! Doğru bile olsa istişaresiz yaptığınız işten razı değiliz. Hatalı bile olsa istişareli yaptığınız işten razıyız."

    daha

    Gavs-ı Sânî [k.s]

    [k.s]

    "Hep beraber istişare ederek karar verin, birlik beraberliği sağlayın."

    nî [k.s]

    Gavs-ı Sânî [k.s]

    YanıtlaSil
  9. SEKİZİNCİ BÖLÜM

    HÂSILA

    İstişarenin ıstılah manasını "belli bir iş veya mevzu hakkında en uygun kararı almak, en isabetli hükmü vermek ve en doğ-ruya ulaşmak için ehil kişilerin bilgi ve görüşlerine başvurmak, itimat edilen kişilerin fikir ve düşüncelerini sormak, tecrübeli kişi-lerin işaret ve görüşlerini almak" şeklinde açıklamıştık. Akabinde âyet-i kerimeler, hadis-i şerifler, Allah dostlarının uygulamalarıyla istişareyi tüm yönleriyle ele aldık. Bu kıymetli iş müberra dinimi-zin bizlere öğrettiği diğer içtimaî uygulamalar gibi bir merhemdir. Nasıl ki farzların dışında ve içinde şartları vardır; bu tür içtimaî uygulamaların da bir tatbik zemini vardır.

    İlaçların usulüne uygun kullanılması gerektiği gibi istişare de doğrudan kitabî bilgiyle uygulanamaz. Bu durumda fayda yeri-ne zarar bile verebilir. Mesela fitne bulunan bir ortamda istişare fayda vermez. Çünkü fitne beyan edilecek fikirlerin ihlâsını ifsat eder, buradan bir bereket çıkmaz. İşte bunun gibi istişare zemi-ninin oluşması için daha birçok unsurun bir araya gelmiş olması

    YanıtlaSil
  10. ISTIŞARE

    NOT

    gerekir. Bunu değerlendirmek idare edene düşer. İdare edilene düşen ise kendisiyle istişare edildiğinde bilgisi, birikimi, tecrübe-si nisbetinde halisane fikrini beyan edip istişare sonucu ortaya çıkan kararı muhabbetle benimsemektir. Zira idareci birçok ki-şinin fikrine başvurmuş, birçok istişare sonucunda söz konusu kararı almıştır. Bu noktada, "Benimle istişare edildiyse fikrim uy-gulanmalı" gibi yanlış yaklaşımlardan uzak durulmalıdır.

    İstişarenin ehil kişilerle yapılması gerektiğine işaret etmiştik. İdareci; heyetinin, muhataplarının istişare edilebilir hale gelmesi için gayret etmeli, onlara emek vermeli, öğrenme süreçlerini des-teklemelidir. Böylelikle doğru zaman, doğru zemin ve doğru kişiler-le yapılan istişareler yapılan hayır işlerde muhakkak berekete vesile olacaktır. Ancak bu şekilde istişareden beklenen fayda hâsıl olur.

    YanıtlaSil
  11. Ehl-i İstişare

    Muhammed

    Mübarek

    Elhüseyni

    YanıtlaSil
  12. 740

    DELAIL I HAYRAT BERHI

    Bu cümlede geçen

    -Nasib.

    Lafa ile ifade edilmek istenen mana şudur:

    Işlediği güzel filllerin, beğenilen işlerin karşılığında, kendisine ih san edilecek olan bol sevaplar.

    fabu cihetten, Resulüllah S.A. efendimizi, cümlesinden büyük, bol sevap ihsani edilen eyle. Böylelikle, günbegün, lütuflar, keremler, bol ccirlerle kendisini muazzez ve mükerrem eyle.

    Katındakilere, en çok rağbetlileri olsun.

    Bu cümienin şerhi şöyledir:

    -Allahım, cennette hazırladığın gözlerin görmediği, kulakların Isitmediği, bir beserin hatırına gelmeyen nefis nimetlere, bilhassa mo barek zatı için hazırlanan nimetlere, sayısız ikramlara, faziletere kar şi rağbet ve meyll etme yönünden kendisini cümlenin büyüğü eyle.

    Devam edelim.

    Onu, Firdevs cenneti köşklerinin en yücesine konuk eyle; ki, onun üstünde bir derece daha olmasın.

    Resulullah S.A. efendimiz için, burada istenen cennet makamu Vesiledir. Bunun tavanı, Ars-1 Rahman'dır.

    Devam edelim.

    - Allahım.

    Ey mutlak vahid, gerçek varlık, mutlak hakim olan yüce mukad-des Allahım.

    -Muhammed'i en doğru konuşan, dileği en çok yerine getirilen, ilk şefaatçı, şefuatı kabul edilen, en faziletli zat eyle.

    Bu cümlenin daha açık manası şudur:

    Katında şefaatı makbul olan nebilerin, resullerin, sair mukarreb zümrenin en şereflisi, en faziletliai, Izzet katına cümlenin yakını eyle.

    Devam edelim:

    Ümmeti için, onu öyle bir şefaat hakkına sahip kil ki, bu şe faatı sebebi ile, kendisine evveller ve âhirter imrensinler.

    Resulüllah S.A. efendimizden evvel gelenler bilhassa sunalrdır: Nbiler, resuller.. Allah- Tahlá onlara salat ve selâm eylesin.

    Resulüllah B.A. efendimizden sonra gelenler ise... şunlardır: Mü kerrem veliler, sıddıkiar, şehidier, firmi ile Amil olan åtimler, kamil olan salih zatlar. Allah- Taßlá, bunlara rahmet eylesin.

    Işbu zatar, Realhallah & A. efendimizin; o gün ümmeti için yapa cağı büyük gelaata huurendrier

    Devam edelion

    Kullarını temyiz edip ayırdığın zaman...

    -Ya Hannan, ya Mennan, ya Deyyan, kullarını birbirinden ayı rip herkese haddini bildirdiğin zaman.

    Demeğe gelir

    - Özellikle kaza faslı için...

    YanıtlaSil
  13. KARA DAVUD

    741

    Yani: Kulların hesabını görüp doğruları yalancılardan, kurtulan-Jarı ziyanda kalanlardan ayırıp bir kısmını cehennemlik, bir kısmını da cennetlik eylediğin zaman..

    Söz sahibi olarak, Muhammed'i en doğrular arasında kıl; amel itibarı ile en iyilerden eyle.,

    Bu cümle ile, bize anlatılmak istenen mana şudur:

    KIYAMET GÜNÜ HESABA ÇEKİLECEKLER

    Cümle insanlar içinde en doğru sözlü, en güzel amelli olanlar pey-gamberlerdir. Onların arasındaysa.. en doğru sözlü, en iyi amelli Re-sulüllah S.A. efendimizdir.

    Resulüllah S.A. efendimiz, doğru sözlülerin en doğru sözlüsü, iyi amel işleyenlerin en iyi amel işleyenidir.

    Diye anlatmaktan zahir olan tafsilli mana şöyledir:

    Kıyamet günü, nebiler ve resuller, dahi sorguya tabi olacaktır.

    Ancak, ulemadan bir bölük zevat:

    - Nebilerden, resullerden, cennetle müjdelenen on sahabeden he-sap sorulmaz.

    Diye anlattılar. Ancak, bunlara da şu cevap verildi:

    -Onlara hesap yoktur.

    Demek, münakaşa tarikı ile hesap olunmazlar, manasını taşır. Ama, arz tarikı ile, hesap olunacakları tesbit edilmiştir. İşbu manada:

    ...Gönderilen peyg peygamberlere de, elbette soracağız. 12.» (7/6)

    Meâline gelen Ayet-i kerime sarihtir; kesin bir delildir.

    LEVH-Ü MAHFUZ'A YAZILAN HÜKÜM

    İbn-↑ Ebu Hatem'in şöyle dediği rivayet olundu:

    -Levh-ü Mahfuz arşa asılmıştır. Yüce Hak, bir şey için hüküm kestikte, onu levh-ü mahfuza yazar. Levh-ü mahfuz da eğilerek, İsra-fil'in alnına dokunur. İsrafil dahi ona bakar. Eğer o hüküm kesilen şey, semaya ait bir şey ise.. onu Mikail'e verir. Şayet yere ait bir hü-küm ise.. onu da Cebrail'e havale eder.

    Böyle olunca, kıyamet günü, ilk başta levh-ü mahfuza hesap so-rulacaktır.

    Levh-ü mahfuz, davet olunduğu zaman, korkudan cümle yanı tit-reyecektir. Kendisine şöyle sorulur:

    Ey levh, sana hüküm verilip yazılan emri tebliğ ettin mi?.

    Levh şöyle der:

    Evet tebliğ ettim.

    Tekrar sorulacak:

    Kime tebliğ ettin?.

    Şöyle diyecek:

    İsrafil'e tebliğ ettim.

    Bunun üzerine, İsrafil sorguya çağırılır. İsrafil'in de azaları kor-kudan titremeye başlar. Sorulur:

    YanıtlaSil
  14. 742

    DELAIL 1 HAYRAT SERHI

    Levh, sana tebliğat yaptı mı?.

    Larafil şöyle cevap verir:

    Evel, tebliğ etti.

    İsrafil böyle dedikten sonra, levh şöyle der:

    Bird, for hesap vermekten kurtaran Allah'a hamd olsun.

    Allsh'a hamd eder. Tekrar İsrafil'e şöyle sorulur:

    -Levh'in sana tebliğ ettiğini ne yaptın?.

    İsrafil şöyle cevap verir:

    -Mikalle ve Cebrail'e tebliğ ettim.

    Bundan sonra, Mikail ve Cebrail hesap için davet olunurlar. Bun-lar da, hesap korkusundan titremeye başlarlar.

    Bunlara da sorulur:

    -Israfil'in size tebliğ ettiğini ne yaptınız?.

    Şöyle cevap verirler.

    Yeryüzünde bulunan nebilere ve resullere tebliğ ettik.

    Bundan sonra, nebiler ve resuller davet olunurlar:

    Cebrail'in size tebliğ ettiğini ne yaptınız?. Kullarıma tebliğ eltinia mi?.

    Diye sorulurlar. Bu soruya şu cevabı verirler:

    tik -Evet, ya Rabbi, ziyadesiz, noksansız olarak kullarına tebliğ et-

    dir. İşbu anlatılanlar, yukarıda geçen åyet-i kerime ile anlatılmakta-

    Bu sorulara dair daha geniş tafsilat, Resulüllah S.A. efendimizin ŞEHİD ismi anlatılırken geçmiştir. (Bak: İsim 47)

    Devam edelim:

    Yola hidayet ediciler arasında en yakın eyle.

    Bu cümlenin açık şerhi şöyledir:

    -Resulüllah SA. efendimizi; halkı doğru yola, cennat-ı aliyata, rşad eden zatlar arasında, izzet civarına cümleden yakın kıl.

    Devam edelim:

    - Allalum, Resulüllah S.A. efendimizi bizim için FARAT kıl.

    Bu cümlede geçen:

    FARAT.

    Lafzının ifade ettiği mana şudur: İleri giden, arkadan gelenlerin, meleri ve içmeleri için gerekli şeyleri hazırlayan zat..

    Devam edelim:

    Onun havzını, evvelimiz ve âhirimiz için bir uğrak yeri kıl.

    Yant: Ondan içmeği cümlemize nasib eyle. Çünkü, ondan bir de-Içen, bir daha susamaz ve azap görmez.

    Devam edelim:

    Allahım.

    Ey iha ihsarı çok, nimeti bol, muradları ihsan ederek in'am etmekte mralt, kendisinden başka ilah olmayan nimeti her şeye şamil şanı k Allahai

    YanıtlaSil
  15. KARA DAVUD

    743

    Bizi, onun zümresinde haşreyle.

    Bu cümlenin daha açık, şerhli manası şöyledir:

    Biz icabet ümmetlerini, cümle İslâm ehlini Resulüllah S.A. efen-amiain cemaatı ile, sancağı

    altında derleyip topla. Ban nüshalarda, bu cümlenin evvelinde şöyle gelmiştir:

    Allahım, bizi onun ümmetinden eyle; ona itaat etme şerefini thsan eyle; onun zümresi ile dirilt.

    Devam edelim:

    Onun sünneti ile amel nasib eyle. Onun MİLLETİ üzerine öl-

    Resulullah S.A. efendimizin MİLLETI, İslam dinidir. Bu cümlenin daha açık manası şu demeğe gelir:

    Ehl-i sünnet vel-cemaat Itikadı üzerine sebat ver. Kelime-i şe-hadetle ömrümüzü son buldur. O mübarek kelimeyi söyleyerek öldür.

    Devam edelim:

    Onun mübarek yüzünü bize tanıt.

    Yani: Onun mübarek cemalini görmeyi, nasib edip mükerrem ve müşerref eyle.

    Bizleri, onun cemaatı arasında kıl.

    Devam edelim:

    tir. Allahım, biz, kendisini görmeden iman ettik; bizi biraraya ge-

    Bu cümlenin daha şerhli manası şu demeğe gelir:

    -Biz, Resulüllah S.A. efendimizi görmeden iman ettik. Nurlu cemalini de bu ålemde görmedik. Dünya âleminde onun mübarek ce malini görmediğimiz için, âhirette bizi, onunla buluştur. Cemalini muşahede etmekle, mübarek şefaatı ile bizleri mesrur eyle.

    Onunla aramızı açma.

    Bu cümlenin açık manası şudur:

    - Dünyada iken ehl-i sünnet vel-cemaat itikadında sebat etmek,

    Resulüllah S.A. efendimizin güzel huylarına, üstün fiillerine uymak, beğenilen amellerine tabi olup üstün yoluna iktida etmek, gece gün-düz salāvat-ı şerife okumak sureti ile zatına intisap etmek, manada cemalini görmek nasib edip şerefli kıl.

    Ahirette ise.. kendilerine nimet ihsan olunan ashabı ile sancağı-nın altında toplanınayı, havzından içmeyi, şefaatına nail olmayı, cümle sıkıntılardan kurtulmayı, refakatı ile sıratı kolayca geçip:

    Bizden hüznü gideren Allah'a hamd olsun; Rabbımız Gafur ve Şekûrdur.

    Diyerek hamd etmeyi, Resulüllah S.A. efendimizle birlikte nasib eyle. Bizleri böyle bir şerefe nail olmaktan mahrum edip ayırma.

    Böylece, onun dahil olduğu yere bizi de dahil eyleyesin.

    Yani: Cennete.. Firdevs-i alâya.. Onun civarına..

    Bizleri onun havzına ulaştırasın.

    YanıtlaSil
  16. 744

    DELAIL-1 HAYRAT SERHİ

    Yani: Orada Resulüllah S.A. efendimizin mübarek ell lle, hav-zından bizlere içirip mesrur eyleyesin.

    Devam edelim:

    Bizleri, kendilerine nimet verilen nebi, sıddık, şehid, salih ar-kadaşlarından eyleyesin.

    Bunlarla arkadaşlık pek güzeldir.

    Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.

    Burada Allah'a hamd etmekle şu mana anlatılmak istenmekte.

    dir:

    Çeşitli salavat-i şerife okumak, bereket dilemek, selâm verip dua-lar etmek hep senin ihsan ettiğin başarı ile oldu Allahım. Bunun için sonsuz hamd ve sena yüce ülühiyetine hastır. Cümle âlemin terbiyesi de, senin yüce sıfatına hastır.

    Burada, Resulüllah S.A. efendimize salavat-ı şerife okuma keyfi. yetinin birinci yarısı tamam oldu.

    Müellif merhumun, üçtebir, dörttebir kısımların tamamında:

    Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.

    Demek güzel âdetidir. Bunun için, burada da, DELAİL-İ HAY-RAT eserinin yarısını bitirdiği için, Allah'a hamd etmiştir.

    Bazı nüshalarda:

    Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.

    Cümlesi konmamıştır.

    Bundan sonra gelecek kısım, bu eserin, yani DELAİL-İ HAY-RAT'ın ikinci yarısıdır.

    ÜÇÜNCÜ DÖRTTE BİRİN BAŞI

    Müellif merhum şöyle başlıyor:

    Allalum.

    Ey ülühiyet ve rübubiyette münferid, cümle mülk ve melekûtta hakiki mütasarrıf, kudret-i tamme, kuvvet-i kâmile sahibi olan şanı büyük, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Alla-him.

    Muhammed'e salât eyle.

    Yani: Onun üzerine bol salât, çok tahiyyat inzal etmek sureti ile kendisini muazzez ve mükerrem eyle. Ki o:

    Hidayet nurudur.

    Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz, insanları küfür, dalâlet, azgın-Jiktan hidayete, doğru yola İrşad ettiği için, bizzat hidayet nuru ol-muştur.

    YanıtlaSil
  17. KARA DAVUD

    745

    من رفعات مع المنعم عليهم من الشهر والصديقين والشهداء والصالحة وحسن أولئك رفيقا احمد اله رب العالمين اللهمَّ صَلِّ عَلَى مُحمد نور الهدى والعائد إلى الخير والداعي الى الرشاء من الرحمة وَامَاءِ المُتَّقِينَ وَرَسُولِ رَبِّ العالمين لا بي بَعْدَهُ كَمَا بَلَغَ رِسَالَتَكَ وَم لعبادِكَ وَعَلَى آيَاتِكَ وَأَمَّا مَحدُودَك وَوَفَى بِعَهْدِكَ وَانْقَذَ حُكَكَ وَمَ

    ve ve beynehu kema amenna hihi ve lemnerchu ve latüferrik beynena heynehu hatta tüdhilena medhalehu ve turidena havzahu ve tec'alena min rü fekaihi maal mün'ami aleyhim min'en nebyyine ven siddikine veş-şühedai ves salihine ve hasüne üläike refikan.

    El hamdo lillahi Rabb'il Alemine.

    INTIDAOR RUB'IS-SALIS

    Ve Allahümme salli alâ Muhamme din nur'il hüda vel kaidi ilel hayri ved dai ler rüşdi nebiyy'ir rahmeti imam'il-müttakine ve resuli rabb'il a lemine lånebiyye ba'dehu kema bella-ita risaleteke ve nasaha liibadike ve telå åyatike ve ekame hududeke ve vefa biahdike ve enfeze hükmeke ve emere

    Allahun, biz kendisini görmeden Inman ettik; bizi biraraya getir. Onunla ara-min açma. Böylece, onun dahil olduğu yere bizi de dahil eyleyesin.

    Bizleri onun havzına ulaştırasın.

    Bisleri, kendilerine nimet verilen nebi, saddık, şehid, salih arkadaşlarından eyleyesin. Bunlarla arkadaşı pek güzeldir.

    Alemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun.

    ÜÇÜNCÜ DÖRTTE BİRİN BAŞI

    Allahım. Muhammed'e salåt eyle, hidayet nuru, hayra çekici, rüşde davet-th. rahmet peygamberi, müttakilerin imanı, Alemlerin Rabbı Allah'ın Resulüdür. Ondan sonra, peygamber gelmeyecektir.

    Risaletini tebliğ ettiği, kullarına nasihat ettiği, Ayetlerini onlara okuduğu, had-erini ikarne ettiği, ahdine veľa gösterdiği, hükmünü infaz ettiği

    (Devamı: 747. Sayfada)

    YanıtlaSil
  18. T

    ban tabana zıt: Birbirine son derece aykırı.

    aban tepmek (veya patlatmak): Uzun yol yürümek.

    babana kuvvet: Bir yere yayan gitmekten başka çare olmadığını an-

    tabana kuvvet kaçmak: Çok hızlı, koşarak kaçmak.

    tabanları kaldırmak: Koşarak kaçmak.

    tabanları patlamak: Çok yürümekten, çok ayakta durmaktan aşırı yorulmak.

    laban yağlamak: alay. 1) Uzak bir yere yayan gitmeye hazırlanmak.

    2) Hızlıca koşmak.

    takla atmak (veya kılmak): mec. 1) Çok sevinmek. 2) Bir kimseye

    yaranmak için onun hoşuna giden davranışlarda bulunmak, dalkavuk-luk etmek.

    takla attırmak: 1) Bir şeyi dilediği gibi beceriyle kullanabilmek. 2) Bi-rine istediği her şeyi yaptırmak.

    talihi yaver gitmek: Talihi iyi olmak, işi yolunda gitmek.

    talihin kucağına atılmak: Kendi kaderine boyun eğmek.

    talihine küsmek: Kötü bir durum veya olayla karşılaşıldığında yalnız-ca talihi suçlamak.

    (talkın) Ele verir talkını, kendi yutar salkımı: Başkalarına, kendisi-nin inanmadığı ve yapmadığı öğütleri kolayca vermek.

    tam adamına çatmak: Olumsuz bir davranış ve tutum içinde bulunan kimseyle karşı karşıya gelmek.

    tam adamını bulmak (veya tam adamına düşmek): 1 En uygun kişi-yi seçmek. 2) alay. En uygunsuz kişiyi seçmek.

    (tamir) Bağdat'ı tamir etmek: şaka. Karnını doyurmak.

    YanıtlaSil
  19. DEYİMLER

    284

    şimşekleri üstüne çekmek: Sert eleştirilere hedef olmak.

    şirazeden çıkmak: Akıl dengesini kaybetmek.

    Şirazesinden çıkmak (iş): Düzenini kaybetmek, çığırından çıkmak

    şöhret kapısı açılmak: Meşhur olmaya başlamak, çok ünlü olmak.

    şöhreti dünyayı tutmak: Çok tanınmak.

    YanıtlaSil
  20. 73

    ATASÖZLERİ

    beginner ederne zarar: is yapmaya korkan tüccar aan korumuş olur ama kazanç da sağlayamaz

    riye görmekten uyanık yatmak avluder: Tehlikeli bir iş thututut olmaktan, fehlikesiz bir iş yapmak ya da hiç iş yapma-alicadr

    Fortunar ecole faydası yoktur: Insan, yalnızca korkmakla başına peck bekötülüğü önleyemez.

    Kan can derdinde, kasap et derdinde: Başkasının zararını umur-mayan, bu durumda bile kendi çıkarını düşünen insanlar vardır. Bu tlar için söylenir.

    Keyuman bulunmadığı yerde keçiye Abrurrahman Çelebi derler: enken nitelikte olanı bulunamayınca, onun yerine daha düşük nite-oki bir şey bulunur ve ona razı olunur.

    Köpeğe gem vurma, kendisini at sanır: Hak etmediği halde değer weren insan, aslı var sanır, şımarır, yanlış işler yapar. Bu yüzden kim-seye hak ettiğinden fazla değer vermemek gerekir.

    Käpek ekmek yediği kapıyı tanır: Köpek, hayvan olduğu halde ek-mak yediği kapıyı tanır ve buna göre davranır. Bir insanın da yapılan bir iyiliği unutmaması gerekir.

    Köpeksiz sürüye kurt girer: Koruyucusu olmayan yere düşman gi

    Kipek suya düşmeyince yüzməyi öğrenemez: Zor duruma düşen

    Bir insan, bu durumdan kurtulmak için ne yapması gerektiğini, dene-yerek bulur ve çok şey öğrenir.

    Kipek sürünmekle etek kesilmez: Itin kopuğun sözüne bakılarak değer kişiler hakkında olumsuz şeyler söylemek veya yorum yapmak doğru değildir.

    Röprüyü geçinceye kadar ayıya dayı derler: Kişi, işini gördürünce e kadar, yardım beklediği kişiye güzel şeyler söylemelidir

    Kir bile düştüğü çukura bir daha düşmez: Yaşanan her kötü olay then bir ders çıkarmak ve aynı hataya bir daha düşmemek gerekir

    YanıtlaSil
  21. 73

    ATASÖZLERİ

    Kakak bezirgün ne kår eder; ne zarar: Is yapmaya korkan tüccar, kendisini zarardan korumuş olur ama kazanç da sağlayamaz.

    Korkulu rüya görmektense uyanık yatmak evludır: Tehlikeli bir iş yapip huzursuz olmaktan, tehlikesiz bir iş yapmak ya da hiç iş yapma-mak daha akıllıcadır.

    Korkunun ecele faydası yoktur: Insan, yalnızca korkmakla başına gelecek bir kötülüğü önleyemez.

    Koyun can derdinde, kasap et derdinde: Başkasının zararını umur-samayan, bu durumda bile kendi çıkarını düşünen insanlar vardır. Bu söz, hnlar için söylenir.

    Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abrurrahman Çelebi derler: İstenillen nitelikte olanı bulunamayınca, onun yerine daha düşük nite-ikteki bir şey bulunur ve ona razı olunur.

    Köpeğe gem vurma, kendisini at sanır: Hak etmediği hâlde değer

    verilen insan, aslı var sanır, şımarır, yanlış işler yapar. Bu yüzden kim-seye hak ettiğinden fazla değer vermemek gerekir.

    Köpek ekmek yediği kapıyı tanır: Köpek, hayvan olduğu hâlde ek-

    mek yediği kapıyı tanır ve buna göre davranır. Bir insanın da yapılan hiçbir İyiliği unutmaması gerekir.

    Köpeksiz sürüye kurt girer: Koruyucusu olmayan yere düşman gi-rer

    Köpek suya düşmeyince yüzmeyi öğrenemez: Zor duruma düşen

    bir insan, bu durumdan kurtulmak için ne yapması gerektiğini, dene-yerek bulur ve çok şey öğrenir.

    Köpek sürünmekle etek kesilmez: İtin kopuğun sözüne bakılarak değerli kişiler hakkında olumsuz şeyler söylemek veya yorum yapmak doğru değildir.

    Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı derler: Kişi, işini gördürünce-ye kadar, yardım beklediği kişiye güzel şeyler söylemelidir.

    Här bile düştüğü çukura bir daha düşmez: Yaşanan her kötü olay-dan bir dərs çıkarmak ve aynı hataya bir daha düşmemek gerekir.

    YanıtlaSil
  22. ATASÖZLERİ

    72

    Kimseden kimseye hayır yok: Bir işe girişen kişi, kendine güvenm ve yardım beklememelidir.

    Kimsenin cirasi tana kadar yanmaz: Kimsenin borusu sürgit ölmez

    Her şaşalı dönemin bir sonu vardır.

    Kimsenin ettiği yanına kalmaz: Yapılan kötülük karşılıksız kalmaz

    Kötülük yapana cezayı adalet vermese bile, Allah'ın vereceğine ina mlır.

    Kişi, ne yaparsa kendine yapar: Başkalarına iyilik yapan kişi iyilik

    başkalarına kötülük yapan kişi isə kötülük görür.

    Kişiyl vezir eden de karısı, rezil eden de: "Her başarılı erkeğin arka sında bir kadın vardır," derler. Bu doğrudur. Kendini yetiştirmiş, bilgil, görgülü bir kadın, eşinin hem mutlu olmasını hem de toplumda saygın bir yer edinmesini sağlar. Bilgisiz ve görgüsüz bir kadın ise davranış lan ile eşini utandırır (rezil eder).

    Kişi doğduğu yerde değil, doyduğu yerde yaşar: bk. İnsan doğdu ğu yerde değil, doyduğu yerde.

    Kişinin çektiği dili belasıdır: Düşünüp taşınmadan söylenecek söz, insanın başını derde sokar.

    Kol kırılır yen içinde, baş yanılır fes içinde: Zaman zaman aile için-de tatsızlık olabilir. Bunr dışarıya hissettirmemek ve bir an önce çözü me kavuşturmak gerekir. Bu durum işyeri ve okullar için de geçerlidir. Komşu hakkı, Tanı hakkıdır: Komşu, pek çok konuda başvurulacak İlk kapıdır. Komşularia lyi geçinmek, elden geleni, elde olanı onlardan

    esirgememek gerekir. Komşu hakkını gözetmek, Allah'ın buyruğudur. Komau Iti kompuya ürümez: Yasa dışı iş yapan kötü kişi bile kom-şularına zarar vermez.

    Kompu komşunun külüne muhtaçtır: Ev hålidir, gün gelir, en olma-dik bir şey evde bulunmaz. Komsudan istemek gerekir. Komşular pek çok konuda birbirlerine muhtaçtır.

    Komaunun tavuğu, konuya kuz görünün Başka bir kimsenin ma-li, insana olduğundan daha değerliymiş gibi görünür.

    YanıtlaSil
  23. 71

    ATASÖZLERİ

    Ketyl kiran olmuş, eceli gelen ölmüş: Eceli gelmedikçe kimsenin meyeceğine, ölümün Allah'ın takdiri ile olduğuna inanılır.

    kyillik yani, olur mu kâni: Dürüst, iyiliksever kişi, uzun yıllar geç pe de kolay kolay değişmez. Artık İyilik yapamaz olsa bile kötülük de

    yapmaz. Kisa günün kârı az olur: Kısa zamanda az iş veya satış yapılır. Bu yüzden kısa günde, uzun güne göre, daha az para kazanılır.

    Kismet gökten zembille inmez: Durduk yerde, çalışıp çabalamadan para kazanılmaz, bir şey elde edilemez.

    Kısmetinde ne varsa kaşığında o çıkar: Kişi ne kadar çalışırsa ça-lışsın, kaderinde ne varsa ancak ona ulaşır. Fazlasını elde edemez.

    Kismet ise gelir Hint'ten Yemen'den, kısmet değil ise ne gelir el-den: Her insan, Allah'ın uygun gördüğü şeylere sahip olabilir. Kısme-tinde ne varsa onu görür.

    Kız anasından görmeyince sofra kaldırmaz: Kız çocuğu, birçok şe-yi annesinden öğrenir. Öğrenmediği işi ya yapamaz ya da eksik yapar.

    Kız evi, naz evi: Kız evi, her isteyene kızını vermez. Araştırır, soruş-furur, uygun görürse kızını verir. Kız evi, kızını isteyen aileyi önceden tanıyor olsa bile "ådettendir", diye hemen kızı vermez naz eder ve israr bekler.

    Kızı gönlüne bırakırsan ya davulcuya varır ya zurnacıya: Evlenme çağına gelmiş kız, uyaran büyükleri olmasa, uygun olmayan birileriyle evlenebilir.

    Kızını dövmeyen dizini döver: Kızını gerektiği gibi eğitmeyen, bun-dan zarar görür ve çok pişman olur. A

    Kimi köprü bulamaz geçmeye, kimi su bulamaz İçmeye: Herkesin eksikliğini duyduğu bir şeyler vardır.

    Kimse ayranım ekşi demez: Herkes sattığı malı, kendi işini, tutumu-

    nu ve davranışlarını över.

    Kimee kendi memleketinde peygamber olmaz: Insan kendi çev-resinden olan bir kimseye yeterince ve gerektiğince değer vermez.

    YanıtlaSil
  24. ATASÖZLERİ

    70

    Kedi, uzanamadığı ciğere pis dermiş: Bazı kişiler, elde edemediis, ri şeyleri kötü göstermek için bin bir türlü bahane bulurlar.

    Kediyi sıkıştırırsan üstüne atılır: Çaresiz kalan kişi, kurtulmak her yola başvurur. Baktı ki kurtulamıyor, saldırıya geçer.

    Kel ölür, sırma saçlı olur; kör ölür, badem gözlü olur: Bir kim veya herhangi bir şey, yok olunca daha çok değer kazanır.

    Kelin llacı olsa başına sürer: Kendi işini hâlledemeyen bir kişiden aynı durum için yardım istenmez.

    Kelin ayıbını takke örter: Mevki sahibi ve zengin kişinin kusurlan görmezden gelinir ve önemsenmez.

    Kendi düşen ağlamaz: Kendi zararına kendi sebep olanın ağlamaya hakkı yoktur.

    Kenarın dilberi nazik de olsa nazenin olmaz: lyi aile terbiyesi al-

    mamış kişi, ne denli nazik davranmaya çalışsa da bunu her zaman başaramaz. Bir an gelir kabalaşır.

    Keserin tıkırtısı gündeliğe göredir: Kişi, emeğinin karşılığını alabil yorsa istekli; alamıyorsa isteksiz çalışır.

    Keskin sirke küpüne zarar verir: Öfkeli, sert kimsenin zararı ken. disinedir.

    Kılıç yarası iyileşir, dil yarası iyileşmez: bk. Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez.

    Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan: Kişi arkadaşla rından etkilenir, onların iyi ya da kötü huylarını kapar.

    Kırk hırsız bir çıplağı soyamamış: Yoksul, parası pulu, malı mülkü olmayandan kimse bir şey alamaz ya da çalamaz.

    Kirkindan sonra azani tenesir paklar: Yaşlandığı halde yaşına uy gun davranmayıp eskisi gibi yaşamaya kalkan ve azgınlık yapan, di medikçe iflah olmaz. Onu ancak teneşir paklar (temizler).

    Kirk gün taban eti, bir gün av sti: Avcilar her ava gittiklerinde avia

    namaz ve çoğu kez eli boş dönerler. Bunun gibi, bazi işlerin olumlu sonuçlanması için sabretmek gerekir.

    d

    YanıtlaSil
  25. TARİHTE BUGÜN

    -718-Son Sahabi Ebu Tüfeyl Amir b. Vasile'nin vefatı.

    1575 - Osmanlı padişahı Sultan 3. Murat İstanbul Rasathanesi'ni açtı.

    EYLÜL

    19

    CUMA

    27 1447 R.EVVEL

    RUMI: 6 EYLÜL 1441 HIZIR: 137

    ve miljdecisiyim." Nasıl ki şu âyet SAL Birist gelecek, bana ihtiyaç ka Isa Aleyhisselam an demisti Ben. netir kalm

    O, çok bağışlayan ve çok sevendir.

    Büruc Suresi: 14

    BİR HADİS İnsanların hırsızlık bakımından en kötüsü rükûunu, sücûdunu ve huşûunu eksik yaparak namazından çalandır.

    Müsned, 3:56

    Bir elmayı halk eden, elbette dünyada bütün elmaları halk etmeye ve koca baharı icad etmeye muktedirdir. Baharı icad etmeyen, bir elmayı icad edemez. Zira o elma, o tezgâhta dokunuyor.

    Sözler

    YanıtlaSil
  26. 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    -1804-Ünlü düşünür Emmanuel Kant öldü

    1959-Kıbrıs konusunda

    II. Londra Konferansı

    başladı

    ŞUBAT

    12

    PERŞEMBE

    BİR AYET

    Önce (dünyada iken) kendiniz için ne gönderirseniz, onu Allah yanında daha hayırlı, daha büyük karşılıklarla

    bulursunuz.

    (Müzemmil: 20)

    24 1447 ŞABAN

    BİR HADİS

    Ahirette ilk şefaat eden ve şefaati kabul olan ben olacağım

    RUME 30 K. SANI 1441

    KASIM: 97

    Dergah- llähide abd, kendi kusurunu ve acz ve faknını görüp, kemål-i Rubübiyetin ve kudret-i Samedaniyenin ve rahmet-i İlahiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir.

    Sözler

    Imak Günes Ögle in Aksam Yatu

    05:52 07 18 12 46

    15:36

    19:24

    18:03

    YanıtlaSil
  27. tonele insanlari dine devet ydan okuması ve başa da çıkarması emsalsız bir halettir. (Şualar) duşman oldukları halde, zerre kadar korkmayarak, çekinmeyerek umumuna ve amcası ve dunyanin buyuk devletleri ve eski dinlerin etbalan ona muanz ve meyo

    1508

    Mehmet, Istanbul'u kuşatma harekatına başladı.

    1918-Van; Rus ve Ermeni işgalinden kurtuldu.

    1971-Bediüzzaman Said Nursi'nin talebelerinden Zübeyir Gündüzalp vefat etti.

    2

    BIR AYCT Nerede olursanız olun, Allah hepinizi huzurunda

    toplayacaktır.

    Bakara Suresi: 148

    CUMARTESİ

    SATURDAY

    NİSAN

    BİR HADİS

    İki zayıfın hakkını gözetmede Allah'tan korkun: dul kadın ve

    APRIL

    yetim çocuk.

    C

    Çendan, şeytan yüzünden ekser insanlar dalalete girerler. Fakat ehemmiyet ve kıymet, ekseriyetle keyfiyete bakar; kemiyete az bakar veya bakmaz.

    Lem'alar

    HICRÍ: 1 RAMAZAN 1443-RUMI: 20 MART 1438

    KASIM: 146-GUM: 92 KALAN: 273-GUN UZA: 3

    DK

    YanıtlaSil
  28. der Ve sağlam bir yol açtığına na karşı âlem-i İslam, minnettarane, mut in derin bir aşkla ve fitri ve is istidadi pek kuvvetli bir iştiyakla teslimiyetini ve getirdiği saade det i ebediye beşaretini tas eyyühe'n nebiyyu ve rah le bir evi ziyaret ve gorush prüşmek ve üç üteşekkirane aradığı hayatı ba asdik ettiğini ve beyeniye

    -1909 Bediuzzaman Sand Nursi, Ayasofya Mevlidinde heyecanlı kalabalığı yatıştırdı.

    3

    BIR AYET "Benim de, sizin de Rabbimiz olan Allah'a

    tevekkül ettim

    1977-Bediuzzaman Said Nursi'nin talebelerinden Tahiri Mutlu vefat etti.

    PAZAR

    SUNDAY

    Hud Suresi: 56

    BİR HADİS

    NİSAN

    Ben adilim.

    Ancak adaletle şahitlik ederim.

    2007-Bediuzzaman Said Nursi'nin talebelerinden M. Emin Birinci vefat etti.

    APRIL

    Allah'ın hesabına kâinata bakan adam, her ne müşâhede ederse, ilimdir, eğer, gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehil olur.

    HICRI: 2 RAMAZAN 1443 - RUMI: 21 MART 1438

    Mesnevî-i Nûriye

    KASIM: 147 - GÜN: 93 KALAN: 272-GUN UZA: 2

    DK

    YanıtlaSil
  29. in sahsiyet-i maneviyesi ve bütün davalarının esası ve mahiyeti nubu medin (asm) risaletine ve hakkaniyetine kat1 şehadet eder Çünki onun halet

    -1804 Kaynlara geçen da metros, koçya'ya dustu -1909-Volkan gazetesinde Bediüzzaman'ın Ayasofya nutkundan söz edildi.

    -1968-Martin Luther King Jr. Memphis'te ölduruldü.

    4

    PAZARTESİ

    MONDAY

    NİSAN

    APRIL

    Güya insanlar gibi dünyalar dahi, birer misafirdir. Her mevsimde Zat-ı Zülcelal'in emriyle alem dolar, boşalır.

    DO MART 1429

    Sözler

    KASIM: 148 GUN: 94 KALAN: 271-

    BIR AYET

    Ey insanlart Sul ve saden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki takvaya

    erişesiniz.

    Bakara Suresi: 21

    BİR HADİS

    Şüphesiz ki benim Rabbim hak ve adalet üzeredir.

    DK

    GUN UZA: 3

    YanıtlaSil
  30. 172

    BİR MUTASAVVIF GÖZÜYLE NASREDDİN HOCA

    FİNCANCI KATIRLARI

    Nasreddin Hoca kabir hayatını uzun uzun anlatmaya çalışmış; Mevta kabre konulduğunda, sorgu melekleri gelirler,

    - "Rabbin kim? -Dinin nedir? -Peygamberin kimdir? -Kitabın nedir? -Öm-rünü nerede ve nasıl harcadın?" diye sual ederler. Burada ameli iyi olmayanlar bilse de cevap veremezler. O zaman kıyamete kadar, hesap gününe kadar kendilerine kabirlerinde azap edilir. Kabirler bizler için ya cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur, diye anlatıyormuş.

    Cemaatten gözü pek, aklı az biri kendi kendine bir karar vermiş. "Gidip ka-zılmış bir kabrin içine akşamleyin girip yatayım. Ölü gibi dururum. Bakalım sual melekleri gelecek mi?

    Yol kenarına yakın, kazılmış bir mezara girip yatmış. Ancak gece sabaha doğru bir gürültü, zil sesleri vs. duyunca korkup ayağa kalkmış. Pazara erkenden yetişmek için yola koyulan fincancıların katırları bunu görünce ürkmüş ve koşuşmaya başla-mışlar. Taşıdıkları fincanlar, tabaklar vazolar da tuzla buz olmuş.

    Katırcılar adamı yakalamış;

    "Kimsin ne işin var burada?"

    Adam şaşkın şaşkın kekeleyerek;

    "Gece burada mezarda yattım. Münkir ve nekir melekleri mezarda ne soracak ve ne yapacaklar diye merak ettim de..." demiş adam.

    Katırcılar adamı bir güzel döverken;

    "İşte bunu sorup böylece de döveceklerdi!" demiş ve bayıltana kadar da dövüp bırakıp gitmişler.

    Evine dönerken yolda o halde kendisini gören Nasreddin Hoca merakla adama sormuş:

    "Be adam! Bu halin ne?"

    YanıtlaSil
  31. FIKRALARIN ZAHİRİ ve TASAVVUFI İZAHLARI

    173

    - "Sorma hocam," demiş adam. Kabirde Münkir-Nekir neler soruyor ve sonra ne yapıyorlar diye merak ettim de bu gece mezarlıkta yatmıştım"

    - "Peki, neler duydun, neler gördün, Münkir-Nekir seni sorguladı mı? Sonra ne yaptılar?" demiş Hoca.

    "Fincancı katırlarını ürkütmeseydim, hiçbir şey yoktu" demiş adam.

    Fıkranın başka bir anlatımı:

    Hoca bir gece mezarlıktan geçerken, birden ayağı kaymış, boş bir mezar içine düşmüş. O anda aklına, geceyi orada ölü gibi geçirerek yazıcı meleklerini görme düşüncesi gelmiş. Hemen yatıp beklemeye başlamış.

    Bir süre sonra mezarlığa yaklaşmakta olan fincancı kervanından yükselen katırların çan sesleri, katırcıların konuşmaları, homurtular, derken iyice yaklaşan seslerden korkan Hoca, kıyamet zamanı geldi sanarak dışarıda ne olduğunu görmek için mezardan dışarı çıkmış. Bir anda Hoca'yı gören katırlar ürkmüşler; hortlak görmüş gibi her biri bir yana kaçışmış, bütün yükleri yerlere yuvarlanmış, fincanlar kırılmış. Bunun üzerine sinirlenen fincancılar koşup hocayı yakalamışlar,

    "Be adam gecenin bir vakti ne yapıyorsun burada?" diye sormuşlar.

    Hoca korkudan kekelemiş: "Be... Be... Ben öbür dü... dü... Dünyadan geldim. Bir ba... Bakayım burada işler nasıl gidiyor dedim" deyince, adamlar Hoca'yı bir güzel pataklamışlar. Bin perişan eve dönen Hoca'yı karısı telaşla karşılamış, "Hoca bu hål ne?" diye sormuş. Hoca:

    -"Öldüm, mezardan geliyorum. Başıma bu hâl geldi," demiş. Hoca'nın hanımı, saf saf, "Hocam öbür dünyada ne var ne yok?" diye sorunca Hoca şu cevabı vermiş: "Fincancı katırlarını ürkütmezsen hiçbir şey yoktu."

    ...

    YanıtlaSil
  32. 174

    BİR MUTASAVVIF GÖZÜYLE NASREDDİN HOCA

    Zahiri İzahı:

    a) Nasreddin Hoca, anlatılan iki hikâye de, iki ayrı mesaj vermiş. İlki sizi ilgi lendirmeyen konularda meraklı olmayın, meraklılık hali devam ediyorsa o zaman da sonucuna katlanın. İkincisi; anlatılan vaazları iyi dinleyip öğrenerek uygulamaya çalışın, aksi takdirde fincancı katırlarını ürkütenin hali bazen size de isabet edebilir.

    Bu tür olaylar daha çok imanı/inancı eksik olanların başına gelir!. Kur'an'da bu hikâyeye uygun uyarıcı ayetler mevcuttur:

    "(Ey Muhammed!) İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zira o gün zalimler, "Ey Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele de senin çağrına uyalım ve peygamberlerin izinden gidelim' diyecekler. Onlara şöyle denilecek: 'Daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?" (İbrahim, 14/44)

    "Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara ne yaptığımız ise size belli olmuştu. Size misaller de vermiştik" (İbrahim, 14/45)

    "Nitekim kendi aranızdan, size ayetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındı-ran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik" (Bakara, 2/151)

    b) Yarınların neler getireceği insanlara kapalıdır. Çok nadir, müstesna kullar dışındaki insanlar geleceğe vakıf değildir. Hal böyle olunca, sadece merak ederek gelecek hakkında olacakları öğrenmeye çalışmak (Kabirde sorulacak suallere merak gibi); insanları çoğu kez hayal kırıklığına uğratır, sıkıntıya sokar.

    Şu an yaşadığımız alemde ne dün vardır, ne de yarın. Çünkü dün geçti, yarın ise yok, zira kimse bir saniye sonra hålä hayatta kalacağından emin bile olamaz. Ölüm gence ihtiyara da bakmaz. İşte bu sebepten geçmişi düşünmek gaflet ve hayalden ibarettir. Nasıl bir tecelli/görüntü ile karşılaşılacağı bilinmeyen geleceği düşünmek ise, aşk, sevgi ve muhabbeti Allah'tan gayriyle paylaşmaktan ibarettir.

    Şu halde bize düşen en önemli görev, yaşarmakta olduğumuz anı, münkir-nekir meleklerinin soracağı suallere hazırlanmakla ilgili çalışmalar yapmak olmalıdır. Bu çalışmalar ise, her anın kalbi tavsiye çalışmaları ve Allah'ın sırlarını tefekkür ile geçirdiğimiz zamanlardır. Yaşanan an, akabinde yaşayacağımız ânın aynısı olmaz.

    YanıtlaSil
  33. FIKRALARIN ZAHİRİ ve TASAVVUFI İZAHLARI

    175

    Merakla, hayalle huzura varılmaz; Allah'ın işine karışılmaz. Aksi takdirde, wnilecek fincancı dayağı da cabası olur.

    Büyüklerimizin "Bir musibet/bela bin nasihatten hayırlıdır" sözünün bu hikâyede tam yerine oturduğunu görüyoruz. Zira Hoca'nın sorulacak sorulara ce-vap verebilmek için hazırlıklarına hiç zaman kaybetmeden başlamaları hususunda, thvanlara yaptığı uyarılar dikkate alınmıyor. Ama dayaktan sonra Hoca'nın sözleri daha çok değer kazanıyor.

    Seni ilgilendirmiyorsa bir konu

    Uzak durup serbest bırak sen onu Ölmeden çukura yatmak istersen

    Fincancının dayağı olur sonu

    Tasavvufi İzahı:

    a) Fıkrada; özellikle tevhit sohbetlerinin yapıldığı meclislerde Mürşid-i kâmilin ya da olgun beka saliklerinin muhabbetlerinin kesilmemesi bir başka ifade ile her salikin diline sahip çıkması öğütlenmektedir.

    Dilini tutmasını bilmeyen ihvanlar, hem kendi yol arkadaşları ile hem de ehl-i şeriatla devamlı problem yaşarlar. İşte bu yüzden sohbetlerde konuşmaktan ziyade dinlemenin daha kemalli bir davranış olduğu önemle vurgulanmaktadır. Bakınız, fikranın vermek istediği manayı aşağıdakı mısralarla Ziya Paşa ne güzel anlatmış.

    "Nusb (Meşakkat) ile uslanmayan etmeli tekdir Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir"

    Ama burada tasavvuf ehlinin köteği bildiğimiz şamar değildir. Şamarın acısı geçer ama tevhit tokadının acısı geçmez. Tabi katırları ürkütmeyene tokat falan da yok.

    Mezardan başını çıkarmak, bir benzetmeyle tasavvufta fenafillâh olamamak yani ölmezden evvel ölme sırrına erememektir. Bu sonsuz kervan yolculuğunda fenafillah olan kurtulur.

    YanıtlaSil
  34. 176

    BIR MUTASAVVIF GÖZÜYLE NASREDDİN HOCA

    b) Nasreddin Hoca, ihvanlarının ölmeden evvel hakikat sırlarına vakıf olabil meleri için onlara ders veren Mürşid-i kamildir. Kazılmış kabir merak ve hayalden kurtulamayanların gaflet çukurudur. Daha dünyada yaşarken kabir çukuruna girmek gaflet çukuruna girmektir ki, o çukurdan dayak yemeden çıkılmaz.

    c) Hoca'nin cemaatine/ihvanlarına kabir hayatını anlatması Fenafillah mer tebelerinden yaptığı sohbetlerdir. Bu sohbetlerinde eğer Fenafillahı zevk edersenin cennet bahçelerinden bir bahçe olan Bekabillah zevkiyle yaşarsınız; zevk edemezseniz cehennem çukurundan çıkamazsınız!.

    Bir salikin Fenafillahı zevk etmeden Bekabillahı merak etmesi bos mezata girmesidir. Fincancı katırlarını ürkütmesi ve dayak yemesi fiil, sifat ve vücut var lıklarından kurtulamadığının işaretidir.

    d) Hoca müritlerine ölmeden evvel ölmenin sohbetini yapıyor. Bu sohbette fenafillah zevki ile kabire giriyor. Beka zevkiyle ile hayat bulup Hak olarak zahire çıkınca bu hakikati anlayamayanların (fincancıların) Hocaya itiraz ederek hücum etmeleri Hoca'nın yorulması/hırpalanmasıdır.

    Münkir nekir sormadan ver hesabı Duy "Elestübirabbiküm" hitabı Hal ehli ol oku Kur'an kitabı Yemeyesin fincancı dayağını

    Er de bak ölmeden ölme sırrına Hiç mâni olma kimsenin kârına Resule uy da er Hakk'ın vårına Yeme sakın fincancı dayağını

    Hoca yapar Fenafillah sohbeti Ihvan atamaz varlık ve nispeti Hak etmeden ister beka muhabbeti Dayak anlatır dini diyaneti

    YanıtlaSil
  35. BİNDİĞİ DALI KESMESİ

    Bir gün Hoca kocaman bir ağacın üzerine çıkıp bindiği dalı kesmeye başlamış O sarada yoldan geçen biri Hocayı bindiği dala keserken görünce

    "Hocam ne yapıyorsun? Bindiğin dalı kesiyorsun, o dal kesilince sen de yere diyesin" dediyse de Hoca merhum bindiği dalı kesmeye devam etmiş. Hakikaten hirat sonra da ağacın kırılan koluyla beraber yere düşmüş. Hoca kendi kendine

    "Bu adam benim buradan düşeceğimi bildiğine göre benim ne zaman ülece žimi de bilir, diyerek adamın peşine düşmüş. Bir müddet koştuktan sonra adama verişmiş Adam arkasına baktığında Hoca'nın peşinden geldiğini görünce

    "Bu telaşın ne? Hoca Efendi, bu hal nedir?" diye sormuş. Hoca merhum da:

    -"Arkadaş, sen benim bindiğim dalı kesince düşeceğimi biliyorsun, benim ne zaman öleceğimi de bilirsin" demiş. Adam:

    - "Hocam olacak iş mi? Ben nereden bilirim senin ne zaman öleceğini diye diretmiş ise de Hoca ısrarlı davranınca, adam Hoca'nın elinden kurtulmak için:

    "Hocam, odunları merkebe yükleyip yukarı doğru çıkarken, yolda merkep hir kere tökezlerse bil ki, canının yarısı gitmiş demektir. İkinci tökezlemesinde ise kürsün" demiş.

    Hoca merhum, adamın dediğini yapmış. Biraz sonra merkep tökezlemeye başlamış. Hoca dermansızlaşmaya... İkinci tőkezlemesinde ise Hoca:

    -"İşte öldüm, diyerek yere yatmış. Bir müddet sonra Hoca Hazretlerini ölü darak bulmuşlar. Tabuta koyup eve götürüyorlarmış. Biraz gittikten sonra yol kiye ayrılınca, cemaat hangisinden gitsek acaba diye düşünürlerken, Hoca tabuttan çıkarıp:

    "Ben sağlığımda şu yoldan giderdim" diyerek onlara yol göstermiş.

    000

    YanıtlaSil
  36. BİR MUTASAVVIF GÖZÜYLE NASREDDİN HOCA

    Zahiri İzahı:

    istenmektedir. Akıllı kişi, dünya işlerini planlayıp kar zarar hesabını iyi yaparak Kendi bindiği dalı kesenlerin ileride zor durumlarla karşılaşacağı anlatılmak hareket eden, aynı zamanda ahiret hayatı için de hazırlığını ihmal etmeyendir. Aync küçük ve kısa vadeli kazançlar için, çok daha büyük ve uzun vadeli kazançların heba edilmesi vurgulanmaktadır. Aşağıdaki ayetler de bize bu hususta öğüt vermektedir.

    "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e itaat edin ve sizden olan ulu lemre idarecilere de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir" (Nisa, 4/59)

    "Allah ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya ça-lışanların cezası; ancak öldürülmeleri yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır. Ancak onları ele geçirmenizden önce tövbe edenler bunun dışındadırlar. Artık Allah'ın çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olduğunu bilin" (Maide, 5/33-34)

    Kesersen bindiğin dalı

    Kırmış olursun bir kolu

    Dünyada mülkü malı

    Dengeli kullan bul yolu

    Tasavvufi İzahı:

    a) Binilen daldan murat, kamil mürşidin telkinidir. Telkine sarılmayan/uymayan kendini ilim ve irfana götüren yolu keser ve gaflet çukuruna düşer. Salikin kurtuluşu telkine sarılmakla mümkündür. Aksi takdirde o salik hem hedeften düşer hem de gaflet yolunun dışına çıkamaz.

    b) Yoldan geçen kimse Mürşid-i kamili, Nasreddin Hoca Tevhid-i ef al salikini, Bindiği dal tevhit/hakikat yolunu, odun; eski biliş ve görüşleri, merkep de o biliş ve

    YanıtlaSil
  37. FIKRALARIN ZAHIRI ve TASAVVURI İZAHLARI

    görüşleri taşıyan nefsi remzeder. Merkebin birinci tőkezlemesi Tevhid-i sıfatı zevk etmeye, ikinci tőkezlemesi ise Tevhid-i zatı zevk etmeye işaret eder.

    Kamil Mürşit müridine eğer telkin üzere değil de eski bildiklerinle amel edersen suhuttan düşersin diye uyardığı halde telkine uymaması müridi zevkten düşürür. Müridin ısrarla benim nasıl zevkten düştüğümü bildiyseniz ne zaman öleceğimi (Fenafillah olacağımı) da bilirsiniz sorusuna Mürşid-i kamil de; ne zaman sıfat ve zat mertebelerini zevk edersin o zaman ölürsün yani Fenafillah olursun diye cevap vermesidir.

    Sarılmayan telkine geçirir ömrü gafletle Bitirir hayatı dünyaya bağlı hararetle Ayna olanlar kâmile sohbetle muhabbetle Mutlak aşar her engeli azimle dirayetle

    Efali telkin edince mürşidi salikine Şuhuttan düşer güvenip eski bildiklerine Verir bekaya çıkacağının müjdelerini Aşarsa sıfat ve zatın bütün engellerini

    YanıtlaSil
  38. BIR MUTASAVVIF GÖZÜYLE NASREDDİN HOCA

    BORÇ PARA

    Bir gün komşulardan biri, Hoca'nın evine gelip borç para istemiş. Hoca da, "Şu halının kenarını kaldır, oradaki parayı alıver," demiş.

    Adam parayı alıp gitmiş. Aradan aylar geçmiş, komşu bir türlü parayı ödemiyor, Hoca da utandığından parayı isteyemiyormuş. Bir gün komşusu yine paraya sıkışmış tek çare Hoca'dan istemekmiş. Utana sıkıla Hoca'nın evine gidip borç para istemiş. Hoca pek sakin bir şekilde yine halıyı göstermiş, "Halının altında alabilirsin," demiş.

    Adam sevinçle halının kenarını kaldırmış, sonra da, "Hocam burada para yok ki?" deyince, Hoca, "Bre komşu, aldığını yerine koymadın ki olsun!" karşılığını vermiş.

    000

    Zahiri İzahı:

    Borç bir nevi emanettir. Borcunu ödemeyen emanete hiyanet etmiş olur. Hoca, emanete hryanet eden insanlardan korunmak için, kesemize dokunmayacak miktarda, yani gözden çıkarılan kadar verilecek borcun bizlere zarar vermeyeceğini, hem de asalak tabir ettiğimiz kimselerden daha fazla zarar görmeden kurtulabileceğimizi anlatmak istiyor.

    Resûlullah Efendimiz "Emanete hiyanet eden bizden değildir" demiştir. Ayet-i kerimede de emanetin ehline verilmesi emri vardır.

    "Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmetti-ğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir" (Nisa, 4/58)

    YanıtlaSil
  39. FIKRALARIN ZAHIRI VE TABAVYUFI IZAHLARI

    Vie akluhn emaneti yerine Tekrar istersen al koy cebine Darüst ol da kal Hak sevgisinde Bul akçeyi minder gerisinde

    Tanımadığına verme emanet Hemen çabuk eder sana hiyanet Onun üstünde vardır her melanet Kota kimsede yoktur din diyanet

    Emaneti vermek gerek ehline Sohbet etmek yakışmalı diline Bakıınca mest olmalı haline Doğruluk dürüstlüğüyle biline

    Tasavvufi İzahu

    Tevhitte iki komşu, birbirine yakın olan vahdet ve kesreti remzeden makamları anlatır. Komşu kesret makamında, Hoca ise vahdet makamındadır. Komşunun Hecadan istediği (para) vahdet zevkidir.

    77

    Hoca ona diyor ki; kesret zevkini (halıyı) kaldırırsan vahdet zevkini bulur-san. Komşu da öyle yapıyor ve vahdet zevkini tadıyor. Ama komşu bu frekansa bir defa giriyor. Hoca ile başka vahdet sohbeti yapmıyor, kendini vahdet zevkine hazırlamıyor. Ama tekrar vahdet zevki istediğinde; Hoca da tekrar ona kaldır kesret evkini al vahdet zevkini diyor. Komşu o zamana kadar vahdet zevkini yaşamadığı kin kesreti kaldırıyor ama vahdete giremiyor. Allah kimseyi şuhuttan tefekkürden düşürmesin. (Amin)

    Her salik giremez vahdet zevkine Ulaşmak zor Fenafillah haline Tefekkürden, şuhuttan düştün ise Vahdet zevkini istemek neyine

    YanıtlaSil
  40. 120

    BIR MUTASAVVIF GÖZÜYLE NASREDDIN HOCA

    MİRAÇ MERDİVENİ

    Birkaç bilgin papaz, Nasreddin Hoca'nın cevap veremeyeceğini düşündükleri bir soruyla karşısına çıkıp;

    "Hoca Efendi" demişler. "Sana bir şey sormak istiyoruz. Peygamberiniz mirac için göğe nasıl çıktı?"

    -"Nasıl çıkacak" demis Hoca. "Isa Aleyhisselam göğün dördüncü katina p karılırken kurulan merdivenden çıktı."

    Zahiri İzahı

    Nasreddin Hoca zeki kurnaz ve hazırcevaplılık yeteneğiyle, papazların soru-suna verdiği yanıtla, soru ve müşküllerin altından nasıl kalkabileceğimizi anlatıyor.

    Miraç olayı çözülmesi/idrak edilmesi en zor olan konulardan biridir. İsa Aleyhisselamın göğün dördüncü katına çekilmiş olması da aynı şekilde ve anlaşılması çok zor bir mucizedir. Miraç aklın sona erdiği imanın başladığı yerdir.

    Fıkrada bahsi geçen göğün dördüncü katının acaba kaç milyar ışık yılı uzağı-mızda olduğunu hiç düşündük mü?!...

    Evrenin boyutlarının, ilim adamlarının araştırmalarına göre "yetmiş milyar ışık yılı olduğu ifade edilmektedir. Yani saniyede üç yüz bin kilometre hızla giden bildiğimiz ışığın "Sidre-i Münteha"ya, evrenin dışına ulaşabilmesi bile yetmiş milyar ışık yılı gerektiriyor. Halbuki miraçta bu mesafe "Yatağı soğumadan döndüğüne göre çok kısa bir zamanda alındı. Ancak bu olay sonsuz bir güç-kudret ve ilim sahibi Yaratan için son derece kolay bir iştir.

    Maddenin hakikatini kavramak için zerreye ve zerrenin de zerresine bakmak gerekiyor. Maddenin molekülünün yapısını, sonra o molekülü meydana getirmiş olan atomların yapısını incelediğimizde, o minicik zerrelerin içine konulmuş çok büyük

    YanıtlaSil
  41. FINRAVARIN PAHIRI TASAVVUFI IRAHLARI

    331

    shalaris lauk perelerinden ibaret olan elektronların birer yörüngede kevini görürüz.

    Yavaşlamadan, hızlanmadan, sonsuz denecek bir zamandan beri atom çekir inetrafinda belli bir yöringede dönen bu elektronları kim çeviriyor?

    Atsanı meydana getiren, eksi yüklü, artı yüklü ve yüksüz parçacıkların yapı an de çok daha hayret verici. Ortalarında yok denecek kadar küçük boyutta dört Akt sonsuz enerjili kuant denen nur zerreciği var. Çok uzağından plazma gibi bir alanla çevrili. Bikliğimiz ışığın hızı saniyede üç yüz bin kilometre iken, ışığı mey dana getiren kuant serreciklerinin hızı ışık hızından milyarlarca kat daha fazladır.

    Ilahi nizamı biraz kavramak isteyenler, bilimsel dergileri, yayınları ve diğer imkanları kullanarak günümüzün fizik, kimya ve astronomi ilimlerinden fayda lanmalıdırlar

    (Örneğin; bir toplu iğnenin başında altmış beş milyar adet demir atomu var. Her bir atomda elli yedi parçacık var. Her bir parçacıkta dört adet kuant var. Atomun çekirdeği, çapı bir metre olan bir küre olsa, en yakın elektronun yörüngesi yüz do-kur bin metre uzağından geçer. Kuant denen nur zerreciklerinin, dış plazmalarına mesafesi de o kadardır."

    llim adamlarının tespit ettikleri bu gerçeklerin ışığı altında göğün dördüncü katının uzaklığını akıl ile idrak etmemiz nasıl mümkün değilse Peygamber Efen-dimizin miracını da cüzi aklımızla idrak etmemiz mümkün değildir.

    Değil asıl gaye miracı öğrenmek

    Namı değer Hocayı mahcup etmek

    Kaderde var utanarak geri gitmek

    Gaye kimle aşık attığını bilmek

    addin-hoca

    YanıtlaSil
  42. 122

    BİR MUTASAVVIF GÖZÜYLE NASREDDİN HOCA

    Tasavvufi İzahı:

    Fikrada Hocaya soru sormaya gelen papazlar nakıs mürşitleri, Hoca Kâmil mürşidi remzeder. Göğün dördüncü katı Bekabillah makamlarının ilki olan Makam-1 Cem'dir.

    (Sümme denå fe tedella kabe kavseyn ev ednå)

    "Sonra (ona) yaklaştı derken sarkıp daha da yakın oldu. (Peygambere olan me safesi) iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu" (Necm, 53/8-9)

    Yukarıdaki ayet tevhidin beka makamlarını anlatır. Ayette geçen "Sümme dena" Makam-ı cem, "Fe tedella" Hazret-ül cem, "Kabe kavseyn" Cem-ül Cem, "Ev ednå" Ahadiyet makamıdır. Bu idrak ancak tahkik imana ulaşılmakla elde edilen bir zevktir.

    İdrak etmek için miraç olayını Tanımak gerekir tevhit alayını İdrakine varamaz nakıs mürşitler Vuslatta kutladıkları balayını

    YanıtlaSil
  43. ABDESTSİZ

    Nasreddin Hoca bir ağacın altında namaz kılarken, biri de ağaçtan onu izliyormuş.

    Hoca, namazını bitirdikten sonra,

    "Allah'ım, sen namazımı kabul et" diye duaya başlamış.

    Ağaçtaki adam,

    "Etmem!" diye seslenince! Hoca şaşırmasına rağmen duasını tekrarlamış:

    "Allah'ım, sen kıldığım namazı kabul et". Yine "Etmem!" sözünü duyan Hoca'nın şaşkınlığı iyice artmış olmasına rağmen;

    "Allah'ım, sen namazımı kabul et" diyerek duasına devam etmiş.

    Ağaçtaki adam bir daha, "Etmem!" deyince, Hoca sinirlenmiş:

    "Etmezsen etme! Zaten namazı abdestsiz kılmıştım" demiş.

    Zahiri İzahı:

    Nasreddin Hoca abdestsiz namazın kabul olmayacağını anlatabilme uğruna kendini abdestsiz göstermekten bile çekinmiyor. Akıl ve mantık açısından düşünül-düğünde Hoca'nın abdestsiz namaz kılmayacağını herkes bilir. Şu halde bu noktada biraz durup abdestin faziletini çok iyi düşünmek gerekir!

    Abdest temizliktir. Temiz olmayan namaza duramaz, dursa da kabul olmaz. Namazın abdestsiz kılınmadığı, Kur'an'ın abdestsiz okunmadığı; yeni bir işe abdestli başlandığında, işin daha bereketli ve hayırlı olacağı hususları göz önünde tutuldu-ğunda, abdestin fazileti ve hayatımızdaki önemi galiba daha iyi anlaşılmış olur.

    Abdestin en önemli unsuru niyettir. Niyet amelden hayırlıdır. Çünkü niyet, samimiyettir. Samimiyet ise, bütün hayırların anahtarıdır. Cenab-ı Allah her işimizde

    YanıtlaSil
  44. 26

    BİR MUTASAVVIF GÖZÜYLE NASREDDİN HOCA

    kalbe ve niyete bakar. Niyeti güzel ve halis olan güzel sonuç alır; kötü olan, yanı yolda kalır.

    Kıl namazını abdestli olarak Dünyalığı yerinde kullanarak Nefsinden kurtul Rahman'ı bularak Huzura er gönlün ilham dolarak

    Tasavvufi İzahı:

    a) Abdestin özü temizliktir. Bu temizlik ise zikrullah ile yapılır. Onun için teveccühe ilk girene evvela zikir telkin edilir. Kur'an'da zikir ile ilgili 100 ün üze rinde ayetin olması bize zikrin önemini anlatmaya zaten kâfi gelmiyor mu? Tasavvuf eğitimine ilk başlayan kişiye evvela zikir telkininin yapılmasının nedeni, kişideki nispet varlıklıların temizlenmesi, yok edilmesi içindir

    b) Tasavvufta Tevhid-i Efal, Tevhid-i Sıfat, Tevhid-i Zat olarak bilinen Fenafillah mertebelerinde varlıkların gerçek sahibinin Allah olduğu zevki, zikrullah sayesinde, bir salikte ne zaman tecelli ederse, o salik, o zaman temizlenmiş/arınmış olur.

    Peki, nelerden temizliktir?

    Fiil, sıfat ve vücut kirlerinden temizliktir. Bu temizlik de ancak kamil bir mürşidin telkini sayesinde gerçekleşir.

    Hoca yaptığı duada, üç kez kabul edilmedi sesini işitmesi; fiil, sıfat ve vücut şirkleriyle yapılan duaların ve kılınan namazın reddolacağına işarettir. Abdestsiz namaz kılmasıyla da, şirkle kılınan namazın kabul olmayacağının mesajını veriyor.

    YanıtlaSil
  45. FIKRALARIN ZAHİRİ ve TASAVVUFI IZAHLARI

    Hakikat abdesti Mürşid-i kamilden alınır Her nefeste üç kez Allah diye kalbe kurulur Salik fiil, sıfat, vücut şirklerinden kurtulur Zikrullah ile Fenafillah zevkine varılır

    Abdest mü'minin silahıdır der Hazreti Resul Mutlak ondan daha değerlidir niyetli gusül Sen abdestli ol da düşünme kabul olmaz diye Duanın ibadetin adabıdır kural usul

    Eğer abdestsizsen uzaksın seni yaratana Kısa ömrün hizmetsiz geçer eşsiz vatana Kurtul telkinle ef al sıfat ve zat şirklerinden O aciz azgın nefsin yaptıklarından utana

    YanıtlaSil
  46. plan: Plan

    Bir işin, bir eserin gerçekleştirilmesi için uyulması tasarlanan düzen. 2. Bir şehrin, bir yapının, bir makinenin çeşitli bölümlerini gösteren çizim. 3. Sinema Çekim. 4. mec. Düşünce, niyet, maksat, tasavvur (TS, 1932).

    -

    planda-: Planlamak (ARS, 544). // STT→

    planla-: Fr. + T. Yapılacak bir işi belli plana göre düzenlemek (TS, 1932).

    -

    politika: Politika (ARS, 547). // STT→ politika: İt. 1. Devletin etkinliklerini amaç, yöntem ve içerik olarak düzenleme ve gerçekleştirme esaslarının bütünü, siyaset, siyasa. 2. Davranış biçimi, düşünce yapısı. 3. тес. Bir hedefe varmak için karşısındakilerin duygularını okşama, zayıf noktalarından veya aralarındaki uyuşmazlıklardan yararlanma vb. yollarla işini yürütme (TS, 1937).

    -

    propaganda: Propaganda (ARS, 550). //STT→ propaganda: İt. Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma, yaymaca (TS, 1948).

    rotez: Protez (ARS, 550). // STT→ protez: Fr. 1. Takma. 2. gr. Ön ses türemesi (TS, 1948).

    sorus Di protokol: Protokol (ARS, 550). // STT→ protoke Fr. 1. Bir toplantı, oturum, nunda imzalanan belge. 2. rasında yapılan anlaşma Diplomatlıkta, devletler kilerde geçen yazışmalarda erde, deudot

    YanıtlaSil
  47. Altay Türkçesi ve Türkiye Türkçesi Ağızlarının

    (Eski Türkçeyle Karşılaştırmalı)

    ORTAK KELİMELER SÖZLÜĞÜ

    Dr. Fatih Numan KÜÇÜKBALLI

    YAYINLARI

    YanıtlaSil
  48. Allah'tan Ümit Kesilmez

    "Genellikle ağır hastalar için söylenilen 'iyileşebilir' an-lamında kullanılan söze", Allah'tan ümit kesilmez, deriz. Bu atasözünü, Yüce Allah'ın "kendisine inanan" kullarını zor du-rumda bırakmayacağını belirtmek için kullanırız.

    Dünyada dertsiz kul yoktur. Kimi zenginliği ile imtihan olurken kiminin imtihanı da fakirlikten, borçtan, evlattan veya hastalıktan yanadır. Hele bu dünyanın bir ötesi olduğunu bil-meyen veya ahireti inkâr eden kimseler için amansız bir has-talığa yakalanmak ya da ölümü hatırlamak en büyük yıkım sebebidir. Ölüm demişken, bununla ilgili tanık olduğumuz bir olayı paylaşmanın tam sırasıdır diye düşünüyoruz.

    Şöyle ki yaşını başını almış ve iyi de nam salmış bir kişi, katıldığı bir televizyon programında keyifle konuşuyordu. Hatta akranlarının bastonsuz yürüyemediğinden dem vurarak, kendince genç kalmanın sırlarını veriyordu. Derken sunucu ölüm bahsini açıp konuğuna "Bunun hakkında ne düşünü-yorsunuz?" diye sordu. "Ölüm" kelimesini duyunca irkilen o kişi, yüzünü ekşiterek şöyle dedi:

    -127-

    YanıtlaSil
  49. "Bana ölümden bahsetmeyin, yok olmayı kabullenemiyo rum. Kapatalım bu konuyu, hemen kapatalım!"

    Hayır, efendim kapatmayalım.

    "Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalar, sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile..."3 Çok şükür ki biz bu hakikati dili. mizle söylüyoruz ve kalbimizle de tasdik ediyoruz. Evet, ölüm son değildir, aksine yeni bir dirilişin habercisidir. Tıpkı bunun gibi hastalık hålleri de böyledir. Bir Müslüman hastalandığında attığı her adımın, içtiği her suyun ve alıp verdiği her nefesin kıymetini daha iyi bilir. Bu da bir nevi diriliş sayılır. Böyle bir dirilişle hayata dokunan kimse ümitsizliğe kapılmaz. Kırılıp da dağılmaz yani. Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) naif ifadesiyle söylemek gerekirse:

    "Mümin, taze bir ekin gibidir. Olgunlaşıncaya kadar rüzgâr onu eğip büker; bazen yere yatırır, bazen de doğrultur (ama o kırılmaz)..."4

    Unutmayalım ki bizi kırılmaktan koruyan şeylerden biri de duamızdır.

    İçtenlikle Allah'a dua eden bir kimse, güneşin karanlığın en koyu noktasından doğduğunu bilir ve hastalıkların da geçici oldu-ğunu görür. Gerçekten de biraz bekleyip görmek lazımdır.

    Elbette inançlı bir gönülde "darlık" kendine yer bulamaz. Ne zaman ki insan bu ruh hâlinden uzaklaşırsa işte o vakit gönül dünyası bol iken dar olur, umudu eksilmeye ya da ke-silmeye başlar.

    Oysa "... İnkâr edenlerden başkası Allah'ın rahmetinden Ümit kesmez!"5

    Ümidiniz taze, hastalığınız dirilişinize vesile olsun.

    3 Nisa Suresi 78. Ayet Tefsiri

    4 Hadislerle İslam Cilt 3, s. 200

    5 Yūsuf Suresi 87. Ayet Tefsiri

    -128-

    YanıtlaSil
  50. 746

    DELAIL-1 HAYRAT SERI

    Hayra çekicidir.

    Bu cümlede geçen hayrın manası sunlardır: Yüce Allah'in wh di, Allah'ın Resulünü tasdik, Yüce Hakk'in emirlerine taal, doğru yu

    Rüşde davetçidir.

    Bu cümlede geçen rüşdün manası şu demektir

    Insanların iki cihan saadeti, din ve dünyalarına yarayan şey ler, Yüce Hakkın razı olduğu yollar, feva ve feläh

    Rahmet peygamberidir.

    Yani: Resulüllah SA. efendimiz, bütün insanlara ve cümle Ale me rahmettir.

    Müttakilerin imamıdır.

    Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz, zühd ve vera' halinde, Yüce Allah'a karşı tam manası ile haşyet üzere olmakta, kalb ve kalib ola rak Yüce Allah'ın zatından başka şeylerle meşgul olmaktan çekirime halinde, daima Allah'ın zikri ve Mevia'nın taatında olmakla ünalyst etmekte, Allah'ın rızasına sebeb olan söz, fiil, amellere rağbetli olmak ta tüm kemal erbabının Allah ehli zatların önderidir.

    Alemlerin Rabbi Allah'ın resulüdür, ondan sonra da prypam

    ber gelmeyecektir.

    Yani: Resulüllah B.A. efendimiz, bütün insanlara peygamber ola rak gönderilmiştir. Hem de, nebilerin ve resullerin sonuncusudur

    Ya flähelálemin, Resulüllah B.A. efendimiz

    Risaletini tebliğ ettiği...

    Bu cümlenin manası şudur:

    Resulüllah S.A. efendimiz, bütün insanları küfür ve dalkietten al-mak için risaletini kendilerine tebliğ edip onları Yüce Allah terhad etmeye, resullerini tasdike, bütün getirdiklerini de kabul davet ettiği İçin...

    Kullarına nasihat ettiği, âyetlerini onlara okuduğu

    Yani: Kendisine inzal buyurduğun Kur'an-ı Kerim'in Ayetlerini onlara okuyup ilahi emirleri ve yasakları cümle insanlara açıktan ka tıksız, eksiksiz olarak okuyup tebliğ ettiği için

    -Hadlerini ikame ettiği...

    Bu cümle ile anlatılan mana şudur Dini yasakları işleyenlere şer'i ölçüler dahilinde ceza verdiği için.. Mesela Zina edeniere, evil Ise recmedilmesi, bekár ise yüz sopa vurulması. Mürtedin öldürülme si.. Hırsızlık edenin elinin kesilmesi. Kasden adam öldürülmesinde kisas yapılması. Ve bunlara benzeyen diğer şer'i ölçülere göre lathik edilen cezalar.

    Ahdine vefa gösterdiği , hükmünü infaz ettiği..

    Yani: Emrin ve yasakların hükmünü yerine getirdiği, harfiyyen onları icra ettiği için...

    Sana itaat etmeyi emrettiği, yasaklarından çekindirdiği, dost luk edilmesinden hoşlandığın kimselerle dostluk kurduğu, düymanik

    YanıtlaSil
  51. KARA DAVUD

    747

    بطاعتك والى عن معصيتك ووالى وَلَيْكَ الذي يحبان واليه وعادي مدول الذي تحت أن بعادة وصلى الله على محمار اللهم صل عَلَى جَدِهُ فِي الأَحْيَادِ وَعَلَى روحه في الأرواح وعلى موقعه في المواقع وَعَلَى مَشْهَدِهُ فِي الْمَشَاهِدِ وَعَلَى ذكره إذا ذكرَ صَلُوهُ مِنَا عَلَى بَنَا اللهم ا باله منا السَّلَام كا ذكر السَّلَامُ وَالسَّلام عَلَى التي ورحمة الله تعالى وبركاء اللهم صل على ملكك المقربين وعلى البياتكَ المطهرينِ وَعَلَى رُسُلِكَ الْمُرْسَلِينَ وَعَلَى حملةِ عَرْشِكَ وَعَلَى جِبْرِيلَ وَمِن كَائيل واشترَافِيلَ وَمَلَكِ الْمَوْتِ وَرِضْوَانَ خَارِي

    bitantike ve neha an ma'sıyetike ve valá veliyyekellezi tühibbü en tüvali vehu ve ada adüvvekellezi tühibbü en-tuadiyehu ve sallallahü ala Muham-medin.

    Allahümme salli alâ cesedihi fil-ecsadi ve alâ ruhihi fil-ervahi ve ala mevlufihi fil-mevakıfı ve alâ meşhedi-hi fil-meşahidi ve ala zikrihi iza zū kire salåten minna alā nebiyyina.

    Allahümme ebliğhü minnes-sela-me kema zükires selâmü ves-selâmü alennebiyyi ve rahmetüllahi taâlă ve berekâtühu.

    Allahümme salli alâ meläiketi kel mukarrabine ve alâ enbiyaikel-mu-tahharine ve alá rüsülikel-mürseline ve alå hameleti arşike ve alâ Cibrile ve Mikaile ve İsrafile ve Melek'il-mev-ti ve ridvane hazini

    sana itaat etmeyi emrettiği, yasaklarından çekindirdiği, dostluk edilmesinden hos-landığın kimselerle dostluk kurduğu, düşmanlık edilmesini istediğin kimselere düş manlığı anlattığı için salât eyle. Allah-ü Teâlâ, Muhammed'e salát eylesin.

    Allalum, cesetler arasında Muhammed'in cesedine, ruhlar arasında Muham med'in ruhuna, vukuf yerleri arasında onun vukuť yerine, meshedler arasında onun meshedine, zikredildiği zaman, onun zikrine biz ümmetinden yana peygamberimi-ze salát olsun.

    olsun. Allahım, bizden yana ona selâm ilet; selâm anlatılması nasıl olursa öyle

    Selam peygambere.. Keza, Yüce Allah'ın rahmeti ve bereketleri de ona...

    Allahım, mukarreb meleklerine, mutahhar peygamberlerine, gönderilen re-sullerine, arsın hamillerine, Cibril'e, Mikail'e, İsrafil'e, Melek'ül-Mevte, cennetin bazini Rıdvan'ına ve Malik'e salât eyle.

    (Devamı: 751. Sayfada)

    YanıtlaSil
  52. 283

    DEYİMLER

    şeşi beş görmek: Yanlış görmek, şaşkına dönmek, anlamında alay yollu söylenir.

    şeytan azapta gerek: "Sevilmeyen bir kimse zorluk içinde kaldığında bunu hak etmiştir", anlamında kullanılır.

    şeytan dürtmek: Durup dururken uygunsuz, kötü bir davranışta bu-lunmak.

    şeytan elini çəkmiş: Uygunsuz bir iş yapacak veya kötülük düşüne-cek durumu olmayan çok yaşlı kimseler için kullanılır.

    şeytan geçmiş gibi: Konuşma sırasında birden kısa bir sessizlik ol-

    ması durumunda söylenir.

    şeytan görsün yüzünü: Sevilmeyen, görmek bile istenilmeyen kimse İçin söylenir.

    şeytan kulağına kurşun: hlk. Aksama ihtimali bulunan durum veya İşler düzenli gittiğinde "nazar değmesin", anlamında söylenir.

    şeytan tüyü (olmak): Kendini herkese kolaylıkla sevdirme özelliği (bulunmak).

    şeytana parmak ısırtmak: Çok kötü ve çirkin bir şey yapmak.

    şeytana külâhı (veya papucu) ters giydirmek: Çok kurnaz olmak.

    şeytana uymak: Kötü bir şey yapma istediğine kapılmak.

    şeytanın bacağını (veya ayağını) kırmak: 1) Herhangi bir sebep-le yapılmayan bir işe başlamak veya gidilmeyen bir yere gitmek. 2) Uğursuzluğu, şansızlığı, aksiliği yenmek.

    şeytanın İşi yok: Kötü talih dolayısıyla.

    şeytanın bacağı (veya art ayağı): Çok akıllı ve yaramaz çocuk.

    şeytanın yattığı yeri bilmek: Bilinmesi ve hatırlanması güç şeyleri bilmek, çok kurnaz ve açık göz olmak.

    şimdiden tezi yok: Hiç vakit geçirmeden hemen şimdi.

    YanıtlaSil
  53. şafak atmak: Birden önemli bir durumla karşı karşıya olduğunu an-lamak.

    şah iken şahbaz olmak: Herhangi bir sebeple çirkinliği veya durumu-nun kötülüğü artan kimseler için alay yollu kullanılır.

    şahımı bu kadar severim: Ben özverinin bundan çoğunu göze ala-mam.

    şahadet şerbetini içmek: Şehit düşmek.

    şaka gibi gelmek: Bir türlü inanamamak.

    şaka iken kaka olmak (veya şakayı kakaya çevirmek): tkz. El veya dil ile yapılan şakadan, hoş olmayan bir sonuç kavga çıkmak.

    şakası yok: 1) Hatır gönül tanımaz, gerekeni yapar. 2) Tehlikeli.

    şakaya boğulmak (dökmek veya bozmak): Ciddi başlayan bir sözü veya davranışı şakaya çevirmek.

    şakağı atmak: mec. Çok sinirlenmek.

    şanına yedirememek: Yenilgiyi kabul edememek.

    şansı yaver gitmek: Talihli olmak, bahtı açık olmak.

    şap gibi donmak (veya kalmak): Şaşırarak ses çıkarmayacak du-ruma gelmek.

    şap gibi yanmak: Ortada kalmak, destek bulamamak.

    şapa oturmak: İçinden çıkılması güç bir duruma düşmek.

    şapka çıkarmak (bir söz veya durum karşısında): Söylenecek söz kalmamak ve takdir etmek.

    şaşı çakır deməktense kör de de kurtul: Dolaylı, dolambaçlı yollara başvuracağına gerçeği olduğu gibi söyle.

    YanıtlaSil
  54. 60

    ATASÖZLERİ

    tokit gölgede yatar: Sorumsuz kişi, tok olduğu zaman yarınını nez ve yatar.

    Kapur kesmekle hararet sönmez: Kötülük eden bir kişiden, onun anna zarar vererek (öç alarak) yürek soğutulmaz. Oç almak doğru at şey değildir ama alınacaksa, bizzat kötülüğü yapan kişiden alın-

    naidr savetsiz ağız anahtarsız açılır: İşleri tıkırında olup üzüntüsü, SI-intisi olmayan kimse rahat konuşur.

    Kaş ile göz, gerisi söz: Insan güzelliğinin iki önemli öğesi vardır, kaş ve göz

    Katrandan olmaz şeker, olsa da cinsine çeker: Kolay kolay değiş

    trilemeyen, soydan ve doğuştan gelen özellikler vardır. Kötü soydan gelen kişi, akıllı uslu görünse de yeri geldiğinde, cinsi gibi yakışıksız davranır.

    Kavak, yaprağını tepeden dökerse kış çok olur: Kavakların yap-raklarını tepeden dökmeye başlaması, kışın çetin geçeceğinin işareti sayılır.

    Kavurga karın doyurmaz: Insanın pek çok şeye ihtiyacı vardır. Tek bir ihtiyacını karşılayabilen, diğer ihtiyaçlarını karşılayamayan bir in-san mutlu olamaz, olması da mümkün değildir.

    Kaynayan kazan kapak tutmaz: İçin için gelişen olaylar veya duy-gular, zamanı gelince yoğun ya da şiddetli bir şekilde ortaya çıkar.

    Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez: Büyük çıkarların söz konusu olduğu ve beklendiği durumlarda, küçük fedakârlıklar yapılabilir, ya-pılmalıdır da.

    Kazma elin kuyusunu, kazarlar kuyunu: Başkasının kötü duruma düşmesini isteyen kişi için başkaları da aynı şekilde düşünür.

    Kedinin boynuna ciğer asılmaz: Bir kimseye kullanıp zarar vereceği veya kendine mal edeceği bir şeyi emanet etmek doğru değildir.

    Kedinin kanadı olsaydı serçenin adı kalmazdı: Hain kişi, yakalan-maktan korkmasa ve gücü yetse, çevresinde zarar vermedik insan bırakmaz.

    YanıtlaSil
  55. ATASÖZLERİ

    60

    yetten uzak, cahil kişilerin işidir. Uygar ve bilgili kişi, öç almay maz, yasal yollara başvurur, ceza kesmeyi adalete (mahkan bırakır.

    Kan kus, "kızılcık şerbeti içtim", de: Bazı şeylerin, açıklanmana gerekir. Çekilen her eziyet söylenmez. Onurlu kişi, kan kustuğu lão görenlere "Kızılcık şerbeti içmiştim." der.

    Kara gün kararıp kalmaz: Her şey gelip geçicidir. Kara gürler a gelip geçer ve yerini güzel günlere bırakır.

    Kardeş kardeşi atmış, yar başında tutmuş: Kardeşler arasınd anlaşmazlık, kavga dolayısıyla dargınlık olabilir. Ama gelip geçid Kardeşlerden birinin başına kötü bir şey gelince biter.

    Kardeş kardeşin nə öldüğünü İster, ne onduğunu: Kardeş, ka deşinin durumunun kötü olmasını da kendisinden iyi olmasını da temez.

    Kardeşten karın yakın: Kardeşler birbirlerini severler ama kendiler ve kendi çocukları kadar sevmezler.

    Kår eden ar etmez: Helal ya da yasal yollardan kazanılmış paradan utanılmaz ancak gurur duyulur.

    Kār zararın kardeşidir: Ticarette her zaman ve her durumda kår edil mez, bazen zarar da edilebilir.

    Karga kekliği taklit edeyim derken kendi yürüyüşünü şaşırmış:

    Başkalarını taklit etmek doğru değildir. En güzeli, olduğu gibi görün mek ya da göründüğü gibi olmaktır. Taklit insana doğallığını kaybetti rir. Çoğu zaman da gülünecek durumlara düşürür.

    Karga yavrusuna bakmış, "benim ak pak evladım" demiş: Herke sin kendisine ait olan şey, çirkin de olsa ona güzel görünür.

    Karıncadan ibret al, yazdan kışı karşılar: Karınca, kışın çalışmadığı için yazın çok çalışıp kışlık yiyeceğini hazırlar. İnsan da hasta ya da yaşlıyken çalışamaz. Bu yüzden, kötü günleri düşünerek İyi günlerin de çok çalışması ve birikim yapması gerekir.

    YanıtlaSil
  56. 321

    kolaylık. Tafsilatsız oluş...

    BİNEMTA: Eşsiz, benzersiz.

    BİNNİSBE: Ona nisbetle.

    BISET: Allah tarafından Peygamber gönderilme. olarak

    BUHLETMEK: Cimrilik etmek.

    BURÜDET: Soğukluk.

    -C-

    CÂMİ: İçine alan, toplayan, cem eden.

    CARİ: Yürürlükte olan, halen geçerli olan. Cereyan edip giden. Mer'i ve muteber olan.

    CAZİBE-İ UMUMİYE: Umumî çekim kuvveti.

    CEREYAN-I

    MÜSTEBİDÂNE: Kapitalizmi kastediliyor. Batı

    CEVAHİR-İ FERD: Atomlar. Zerreler.

    CIDAL: Kavga, cenk, savaş.

    CİHET-ÜL VAHDETİ: Birlik ciheti. Birleştiricilik ciheti, vasti.

    CUMHUR: Halk topluluğu. Hey'et. Aynı hükmü ve kararı kabul edenler.

    CUMÛDET: Cansızlık, katılık.

    -D-

    DAKİKA-İ İCABE: Cuma vakti içinde var olduğu bilinmekle beraber, hangi saat ve dakikanın içinde olduğu belli olmayan ve o vakitte edildiği takdirde duaların kabul edilmesi kuvvetli muhtemel olan bir zaman...

    DÂR: Mekân, yer, konak.

    DELLA ALA MA'NEN Fİ NEFSİHİ: Kendi başına bir manaya delalet eder.

    DERECE-İ KELBİYET:

    Köpeklik mertebesi. Köpek-lik seviyesindeki alçaklık.

    DERUHTE: Üzerine almak üstlenmek.

    DEST-İ KUDRET: Kudret eli.

    DEVAHİ: Büyük belâlar, âfetler.

    DÛN-HİMMETLİK:

    Himmetsizlik, gayretsizlik.

    E-

    ECİR: Ücretli, işçi.

    EDEBŞİKENÂNE: Edebi ve hayayı kıran bir şekilde.

    EKALL-İ KALİL: Azın azı. En az. Pek az.

    EKBER-ÜL KEBÂİR: Günahların en büyüğü.

    EMÂRE-İ HADSİYE: Hadsî Emare. Derhal anlaşılan işaret. Bkz: HADS

    ENE: Ben.

    YanıtlaSil
  57. 320

    ACİLE: (Hemze ile) Tehir edilen, sonraya bırakılan.

    ACİLE: (Ayn ile) Hemen olan, peşin acele gerçekleşen.

    ÅHER: Diğeri, başkası.

    AKS-I NAKİZ: Hükmün (kaziyenin) birinci tarafının zıddını ikinci taraf yapmak. İkinci tarafın zıddını da birinci taraf yapmak. (Doğruluk ve keyfiyetini muhafaza etmek şartı ile.)

    ÅLEM-I BERZÁH: Berzah ålerni. Kabir âlemi.

    ÁLEM-İ KESİF: Maddi, gözle görülen âlem. Dünya.

    ALEM-I LATIF: Maddi olmayan ålem. Ruhani âlem.

    ALEM-İ MİSAL: Rüya âlemi. Ruhani âlemin bir nev'... Dünyada mevcut bulunan bütün eşyanın ve zuhura gelen bütün fiillerin kayda geçtiği, tesbit edildiği bir âlem...

    ÅLEM-PESEND:

    Alemce meşhur. Dünyaca takdir edilen

    ÅLET-İ LAYA'KIL: Akılsız bir ålet.

    ÅLET-İ LAYEŞ'UR: Şuursuz bir ålet.

    ALÜFTE: İffetsiz kadın.

    AMİK: Derin.

    AMM: Umumi. Bir ferde, bir

    kisma mahsus ve mahdut olmayan.

    ANTRANİK: Ermeni Taşnak Komitesi reisi. Doğuda çıkardığı isyanlarla Osmanlı Devletini epey meşgul etmiştir.

    ARIZ: Sonradan meydana gelen.

    ARZU-YU TAAZZUM:

    Büyüklenme, arzusu. kibirlenme

    ASAMM: Sağır, ses duymayan.

    ASAMMANE: Sağırcasına.

    A'SAR: Asırlar, yüzyıllar.

    AVAİK: Manialar, engeller.

    AYAN: Senato meclisi, bir memleketin ileri gelenleri.

    AZİMET: Takva ile amel etmek. Nefsi terbiye için, ona zor ve ağır gelen amelleri yapmak.

    -B-

    BA'DE HARAB-İL BASRA: "Basranın harabından sonra mânasına gelen bir darb- meseldir. Türkçedeki "İş işten geçtikten sonra sözünün karşılığıdır.

    BEL OLUNMAK: Yutulmak, emilmek, kaldırılmak. ortadan

    BESATET: Basitlik, sadelik,

    YanıtlaSil
  58. Tarlayı Koçan (ya da Tapu) Zapt Etmez, Saban Zapt Eder

    Bir kimsenin "elinde tarlasının tapusu olması o tarlaya sa-hip olduğunu göstermez." Bunun asıl göstergesinin o tarlayı ekip biçmek olduğunu anlatmak için "Tarlayı koçan (ya da tapu) zapt etmez, saban zapt eder." deriz. Bu atasözünü, bir kimsenin elindeki malın veya sahip olduğu yeteneğin gereği gibi kullanması gerektiğini, aksi hâlde bir fayda göremeyece-ğini belirtmek için kullanırız.

    Sözgelişi çarşının orta yerinde bir veya birkaç dükkânı olan kimse bunları ticaret yapmak için kullanmıyorsa ya da bir başkasına kiraya vermiyorsa hem kendi kazancına hem de başkalarının ticaret yapmasına engel oluyor demektir. Çünkü tapu kaydı sadece dükkânın kime ait olduğunu gösteren bir belgedir. Bundan fayda sağlamak için ise elindekini en verimli şekilde değerlendirmek gerekir.

    Tıpkı bu örnekte olduğu gibi Allah'ın da insanlara bah-şettiği türlü türlü yetenekler vardır. Kimi elini kullanmakta mahirken kimi de düşüncesiyle ya da bulmuş olduğu parlak

    -124-

    YanıtlaSil
  59. fikirleri ile kültür, sanat, bilim ve teknolojide hüner sahibidir. Bu yetenekleri kullanmayan, hatta zamanla körelten kişiler, elinde tapulu tarlası olan ama ekip biçmeyen veya dükkânı-nı değerlendirmeyen insanlar gibidir. Bize asıl lazım olan şey gayret göstermektir. Bunun için de insanın harekete geçmesi lazımdır.

    Bize sorarsanız işin en zor tarafı da budur çünkü harekete geçmeyen beden ve zihinler paslanmaya müsaittir. Peki, hare-kete geçmenin bir yöntemi var mıdır?

    Elbette vardır. Bunun en güzel yöntemi "Bismillah" deyip işe başlamaktır.

    "Bismillah her hayrın başıdır." Hem böylesi güzel bir baş-langıç sayesinde bir şeyleri erteleme hastalığından veya tem-bellik etmekten de kurtulmuş oluruz. Tabii ki tembelliği sa-bırla karıştırmamak lazımdır.

    Sabır başka şeydir, tembellik bambaşka bir şeydir.

    Tembelliği kısaca şu şekilde izah edebiliriz;

    Bir insanın "faaliyet yeteneğine sahip olduğu hâlde vũ-cudunu ve zihnini hareket ettirmede isteksiz davranmasına" tembellik deriz. Sabır ise çalışıp çabaladıktan sonra gelecek olan neticeyi sükûnetle beklemektir. Hiç telaş göstermemektir.

    Velhasılıkelam işlerimizi ertelemediğimizde ve tembellik etmediğimizde hayat yolunda azim ve sebatla yürümeye başla-rız. İnanın bu yürüyüş sayesinde maddi manevi yönden kendi-mizi geliştiririz ve karşılaştığımız pek çok engeli de kolaylıkla aşmış oluruz. Ayrıca azim ve sebatı, Allah'ın bize lütfettiği birer kanat olarak da düşünebiliriz. Siz hiç bu kanatları taktığı hâlde "elimdeki malı değerlendiremiyorum" veya "yeteneğimi geliş-tiremiyorum" diye yakınan birini duydunuz mu?

    Şahsen, biz böyle bir şey işitmedik.

    -125-

    YanıtlaSil
  60. Ayrıca "...Azim, dışarıdan gelen olumsuz şartlara karşı di-rençli olma ve şartların değişmesi halinde dahi aynı azim ve sebatı gösterebilmektir. Azim ve sebatın kaynağı (ise) inançlı olmaktır. "2

    Başarıya olan inancınız hiç sarsılmasın.

    Yüce Allah, bütün hayırlı işlerinizi tamamına erdirsin.

    A

    YanıtlaSil
  61. TARİHTE BUGÜN

    Bediüzzaman'ın Divan-ı

    Harb-i Örfi isimli eseri hakkında Eminönü Polis Merkezi tarafından İstanbul Polis Müdürlüğüne bir yazı yazıldı.

    1966 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Atıf Ural vefat etti.

    EYLÜL

    18

    PERŞEMBE

    26 1447 R.EVVEL

    RUMI: 5 EYLÜL 1441 HIZIR: 136

    BIR AYET

    Allah size katından

    bir mağfiret ve

    bir lütuf vaad eder.

    Bakara Suresi: 268

    BİR HADİS Her bakımdan cömert ol ki, sana da öyle davranılsın.

    Müsned, 1:248

    İnsanın Cenâb-ı Hak'tan hiçbir hakkı talep etmeye hakkı yoktur.

    Bilakis, daima Ona şükretmeye medyûndur. Çünkü, mülk Onundur, insan Onun memlüküdür.

    Mesnevî-i Nûriye

    Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam Yatsı

    İmsak Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam Yatsı

    İmsak

    YanıtlaSil
  62. TARİHTE BUGÜN

    2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    1258 - Hülagû, Bağdat'ı işgal etti. 200 bin Bağdatlı öldürüldü.

    1925 - Bediüzzaman Said Nursî'nin bütün engelleme çabalarına rağmen Şeyh Said Hadisesi meydana geldi.

    ŞUBAT

    13

    CUMA

    BİR AYET

    (Ey mü'minler), sizi biraz korku, açlık, mal, can ve ürün darlığı ile deneyeceğiz. (Habibim,) sabırlılara müjde

    ver.

    (Bakara: 155)

    25 1447

    ŞABAN

    RUMI: 31 K. SANİ 1441

    BİR HADİS

    Kulun ilk hesap vereceği şey, namazdır.

    KASIM: 98

    Sultan-ı ezelî, bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş ve emanet-i kübrayı bize vermiştir.

    İşaratül-İcaz

    YanıtlaSil
  63. TARİHTE BUGÜN

    - 1869-Darü'l-Fünun-u Osmanî kuruldu.

    1924 - Şeriye

    mahkemelerini kaldıran yeni Mahkemeler Teşkilatı Kanunu TBMM'de kabul edildi. Kadıların yerini hakimler aldı.

    8

    CUMA

    FRIDAY

    NİSAN

    APRIL

    BİR AYET

    Ey Peygamber, sana da, sana uyan müminlere de Allah kâfidir.

    Enfal Suresi: 64

    BİR HADİS

    Allah yakınlarını, nâmahremlerden kıskanan kullarını sever.

    Bir şeyden uzak olan bir kimse, yakın olan adam kadar o şeyi göremez.

    Ne kadar zeki olursa olsun.

    Mesnevî-i Nuriye

    YanıtlaSil
  64. 52

    Kerim-i pürneval

    Kerimi pürneval کریم پر نوال : bol bags sahi bi olan, comertlik, ikram ve iyiliği çok seven (Allah (c.c.)

    Kerim-i Rahim كريم رحيم : son derece acıyıcı (Rahim) ve sınırsız kerem sahibi (bol bağış. ikram, iyilik etmeyi çok seven) (Allah c.c.)

    Kerim i Zülcelal كريم در الجلال : sonsuz yücelik sahibi (Zülcelal) olan ve bol bağış, ikram sa-hibi, iyilik etmeyi seven (Allah c.c.)

    Kerim i Zülcemal كريم ذو الجمال : sonsuz güzel liklerin sahibi (Zülcemal) olan ve bol bağış, ikram ve iyilik etmeyi seven (Kerim) (Allah c.c.)

    kerimane کریمانه : kerim olana yaraşır tarzda, bol bağış, ikram ve iyilik yapmayı sevene ya-raşır tarzda

    kerime 1 : كريمه.kaz çocuk 2 yüce (Kur'an veya åyet)

    kerimiyet کریمیت : kerimlik, kerim sahibi olma; bağış severlik, yardımseverlik, iyilikse verlik, cömertlik

    kerimiyet-i Rabbaniye کریمیت ربانیه : Rabbimi-zin çok bağış, yardım ve iyilikseverliği (ikram ve kerimiyet-i Rabbaniye: Rabbimizin ikra-mı, bol bağış, yardım ve iyilikseverliği)

    Kerkük كركوك : Kuzey Irak'ta Zagros Dağla rının eteklerinde kurulmuş tarihi bir şehir. Kuruluş tarihi eski çağda bu bölgede hüküm süren Asur Devleti zamnına kadar gider. Şehir 14.yy a kadar farklı adlarla anılmıştır. Bir Türk Devleti olan Timur İmparatorluğunun ege menliği altında iken "Kerkük" adıyla anılma ya başlanmıştır. Şehrin Müslümanlar'ın eline geçmesi Halife Hz. Ömer Devrinde olmuştur. (hi. 21, mi. 642) Abbasi devleti zamanında (hi 132-656; mi. 749-1258) önemli sayıda Türk göçmenler Kerkük ve dolaylarına gelip yer-leşmişlerdir. Yavuz Sultan Selim zamanında Mardin, Koçhisar, Musul, Hasankeyf ve Rak-ka gibi şehirlerin buunduğu bölge ile birlikte Kerkük de Osmanlılar'a geçti (1516). Şehir zaman zaman İran Safevi devleti ile Osmanlı devleti arasında el değiştirdi. Kanûni Sultan Süleyman devrinde kesin olarak Osmanlı ida resine bağlandı (1535). Şehir yine iki taraf ara-sında zaman zaman el değiştirmiştir. 1723 yı lından beri aralıklarla devam eden 23 yıl süren İran-Osmanlı Savaşları, İstanbul Antlaşması ile sona erdi. (1746) ve bu antlaşma gereği Kerkük Osmanlı Devletinde kaldı. Bu savaşta Osmanlı Devleti müttefikleriyle birlikte yenik

    YanıtlaSil
  65. 24

    Kerkük

    kontrolüne geçti düşünce Kerkük Irak'ı işgal eden İngilizler in

    Milli" sınırları içinde kabul edilmişti. Fakat Kerkük Türk Bağımsızlık Savaşında "Misaks Lozan Antlaşmasında Kerkük Turkiye sınırla İngiltere Irak ve Türkiye arasında imzalanan ri dışında kaldı. 5 Haziran 1926'da Ankara'da "sınır ve iyi komşuluk ilişkileri" antlaşması ile Kerkük İngiliz koruması (mandası) altındaki Irak Devletine bırakıldı

    Sehrin ortasından Hassa Çayı geçmektedir. Kerkük şehri düz bir ovada kurulmuştur.

    Bu çay şehri iki yakaya ayırın ayırır. MO. III. yy. da yapılan şehrin kalesi bir tepenin üzerinde kurulmuştur. Kale oldukça geniş bir alanı kapsar. Bu alan, ilk yerleşim yeri ve şehrin çekirdeğini oluşturmuştur. Kale içinde uç mahalle ortaya çıkmıştır. Zamanla nüfusun artmasıyla şehir kale dışına taşmış ve sekiz mahalle daha doğmuştur. Kale içi mahalleleri ile sonradan doğan sekiz mahalle, şehri ikiye bölen Hassa Çayı'nın karşı yaka ve ya Eskiya-ka'sını meydana getirir. Şehrin diğer yakası-nın adı Korya Yaka'dır

    Şehir ve çevresindeki nüfus; ilk yerli halk olan Asurï'ler, Musevi'ler ile İslâmiyet'ten sonra gelip yerleşen Araplar, Türkmen'ler ve Kürtler'den meydana gelmiştir. Türkmen'ler şehirde ve yakın köylerde çoğunluğa sahip olmuşlardır. 1881-1883 genel nüfus sayımına göre 22 008'i Müslüman, iki Rum Ortadoks, 243 Katolik, 441 Musevi olmak üzere toplam nüfus 22 veya 694 kişi idi. 1890 tarihli Musul Vilayeti Salnamesi'ne (Demografik yazılı bel-ge) göre Kerkük'te 4630 ev, 12 han 1183 dük-kân ve mağaza, 8 hamam, 36 câmi ve mescid, 5 medrese, 12 okul, 3 fırın, 10 tekke ve zaviye, 5 kilise ve manastır, iki kışla 10 karakol vardı

    Şehirde bir çok tarihi eser bulunmaktadır. Kerkük kalesi içinde Meydan Camii, Şeyh Ne-cib Camii; Yahudi Peygamberlere ait olduğu söylenen Danyal, Mikail, Hanânşya, Muhid-din, Berzenci ve Ebû Ülük türbeleri; kiliseden çevrilme Büyük Cami (Cami-i Kebir), Nu'man Camii, Emir Mehmet Paşa Camii, Erselân Paşa Camii; Nakışlı Minare Camii; Bulak Ma-hallesi Mevlevihanesi; Kaysariye denilen ka-palıçarşı; Kerkük Askeri kışlası tarihi eserler arasında yer alır

    1970-1974 yıllarında başlayan Kerkük'ün nemde Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin nüfus yapısını değiştirme hareketi, son dö-

    YanıtlaSil
  66. kerpiç zamanında da (1979-2003) devam etmiştir. Kürt ve Türk nüfus baskı yıldırma ile baska bölgelere kaydırılmış, yerlerine araplar ge tirilip yerleştirilmiştir. 2003 yılında ABD ve müttefikleri tarafından Irak işgal edilince, Kuzey Irak bölgesi Kürt idarecileri denetimi-ne bırakıldı. Bu sefer nüfusun çoğunluğunun Kürtlere geçmesini sağlamak için çok sayıda Kärt nüfus getirilip yerleştirilme çalışmaları başlatıldı. Kerkük çevresinde zengin petrol kaynakları ve işletmeler vardır. Ana gaye nü-fus gerekçe gösterilerek Kerkük'ün yönetimi-ni ve petrolün tamamını veya büyük bir payı ele geçirmektedir. Bu durumun gelecekte yeni çatışmalara ve kan dökülmesine sebep olmasından korkulmaktadır

    525

    kerpiç كرييج : kalıba dökülüp güneşte kurutul-muş killi toprak, bir çeşit pişmemiş tuğla

    kerr کز : savaşta yeniden saldırmak için geri çekilir gibi yapma

    kerr u fer کز و فر : savaşta"vur-kaç" metodu, savaşta geri çekilir gibi yapıp aniden tekrar saldırma şeklindeki savaş taktiği

    kerrat کات: kereler, defalar

    kerratla کرائله : defalarca, bir çok kere

    kerre کره : kere, defa, sefer, kez

    kerremallahu vechehu كرم الله وجهه : Allah (cc) "o'nun şan ve şerefini yüceltsin" månäsında Hz. Ali (r.a.) için saygı ve dua olarak söylenen

    kerrüblyyun كروبيون : )mukarrebun) sadece ibadet yapan ve Allah'a(c.c.) en yakın olan bü yük melekler

    kervan 1 : كروان.uzun sefere çıkan ve peş peşe dizilip yürüyen insan veya hayvan grubu

    2.kafile 3.katar

    kervan - beni beşer کروان بنی بشر : insanoğulla rı kafilesi, (mec.) dünyaya gelip bir süre Dün-ya'da konakladıktan sonra ahiret yolculuğu-na devam eden insanoğlu

    kervansaray کروان سرای : kervanların konakla-dıkları, büyük ve korunaklı han

    kesad 1 : کساد.)ticarette) durgunluk 2.verim-

    siz 3.verimsizlik

    kesafet 1 : كثافة.yoğunluk 2.katılık 3.kalınlık 4.kabalık 5.ışık geçirmezlik 6. ışıksızlık 7. ko-yuluk 8. (mec.) månevî ilim ve iman aydınlı ğından yoksunluk 9. (mec.) duyarsızlık, anla-mazlık 10. maddilik, maddileşmişlik

    kesb-i müşevveşiyet

    kesafetyogun 2.katı 3.1şıksız, ka-ranlık

    kesalet کسالة : tembellik, uyuşukluk, üşenme

    kesb 1 : کسب.kazanma 2.elde etme 3.edinme 4.kazanc 5.alma, ulaşma 6.yapma 7 calisma kazanma, elde etme 11 akıl ve irade ile guc 9.emek 10.akıl ve irade ile emek harcayıp ve emeğini kullanma 12.(kelam ilminde) in-sanın duyduğu istek, ihtiyaç veya düşüncesi (meyelän) yönünde olumlu veya olumsuz ka-rar verme üzere niyetini ortaya koyma

    kesb-i afiyet کسب عافیت : sağlığa kavuşma, iyi-

    leşme

    kesb-i ehemmiyet کسب اهمیت : onem kazanma

    kesb-i ibadet کسب عبادت : ibadet görevini yeri-ne getirme, ibadet etme

    kesb-i imtiyaz کسب امتیاز : ayrıcalık ve üstünlük

    kazanma

    kesb-i insan کسب انسان : insanın irade ve niye-tiyle yaptığı iş veya hareket; bir iş veya hare-ketle elde ettği sonuç (bk. kesb-i insani)

    kesb-i insani 1: کسب انسانی.insanın bir istek veya düşüncesi (meyelän)yönünde akıl ve iradesiyle olumlu veya olumsuz karar verme-si, niyetini ortaya koyması 2.insanın sınırlı iradesiyle verdiği karar ve yaptığı iş veya ha reket

    kesb-i istihkak كسب استحقاق : hak kazanma,

    hak etme, låyık olma

    kesb-i istihkak ve liyakat کسب استحقاق و لیاقت

    hak kazanma ve layık olma

    kesb-i kuvvet كسب قوة : kuvvet kazanma

    kesi külliyet کسب کلیت : genellik kazanma,

    genelleşme

    kesb-i letafet incelik kazanma, incelme 2.månevileşme, duygulu ve duyarlı

    hale gelme

    kesiliyakat کسب لیاقت : layık olma, uygun

    hal kazanma

    kesb-i malumat كسب معلومات : bilgiler edinme,

    bilgilere ulaşma

    kesb-i medeniyet کسب مدنیت : medeniyete ulaşma, medenileşme

    kesb-i muarefe کسب معارفه : tanışma, tanışık

    hale gelme

    kesb-i müşevveşiyet کسب مشوشيت : karışık hale gelme, anlaşılması güç hale gelme

    YanıtlaSil
  67. MAPLE LAPIT MAMILI MAHANI AM

    والشراء والمقاطين العبيط والغاية في التر وا لحب التحميل والتبين انا مملوكين از علموا انفسهم ذكروا الله فاستغفرين التون ومن يغير اللون إِلَّا اللهُ وَلَمْ يُعبروا على ماني ولم يعلمون أوليك جزاؤهم مغبرا منم وملاك القمرى من تحتها الأنهار خاليين فيها زيد اخر العاملين لدخلت من قتلكم قال فين في الأرض فانظروا كيف كان عالية التكلين.

    هذا بيان الثنابي وهدى وموصفة الساقين ، ولا اهر ولا القزلوا والكلم الأعلون إلى كلام مؤمين .

    ان يحكم فرح فقد من القوم فرع بالله ويلك الأيام تداولها نيل الثاني وليعلم الله الذين اعتر وتاجة ملكم المهنة والله لا تحب الطالبين .

    ولا تهنوا وَلَا تَحْزَنُوا وَالتُمُ الْأَعْلَوْنَ إِنَّ كنتُم مُؤْمِنِينَ

    Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz.

    Mustaf sayfan

    tabik sayfa no 4/15 sys

    İNANANLAR GÜÇLÜDÜR.

    BILGI

    Varlığını koruyabilmek için bazen savaş kaçınılmaz olur. Savaşta ise yenmek de yenilmek de vardır. Nitekim Bedir savaşını kazanan Müslümanlar. Uhud savaşını kazanamamışlardı. Bu ayet bir teselli mahiyetinde olup kazanmak için inancın rolüne dikkat çekmektedir ve aynı zamanda müminlere bir va attir. Yenilen taraf, olanlardan ders alıp sağlam inancını ve kararlı iradesini koruyabilirse, kaybettiklerini gelecekte geri alabilir ve nice zaferler kazanabilir.

    MESAJ

    1. Müslümana ümitsizlik yakışmaz.

    2. "Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

    Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkmal Nasıl böyle bir imanı boğar,

    Medeniyet' dediğin tek dişi kalmış canavar?" (M. Akif Ersoy

    KELİME BAĞARCIĞI

    Entüm: Siz

    Là tahzenů: Üzülmeyin.

    66

    YanıtlaSil
  68. HAFIZ LAPZIN HAMILI MANANIN AMILI

    ويشخص الله الذين امنوا ويتحق الكافرين • ام حلم أن تدخلوا الجنة ولما يعلم الله الذين جاهدوا ملكم وتعلم الصابرين ولقد كنتم تملون الموت من قبل أن القوة فقد رايتموه وانتم للقرون .

    وما محمد إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ أَفَائِنَ مَاتَ وقيل القَلَتْكُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلَى عَقِبَيْهِ على نصر الله شَيْئًا وَسَيَجْزى الله الشاكرين وما كان النفس أن تموتَ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ كِتَابًا مُؤَجَّلًا وَمَنْ يُرِدْ توت الدُّنْيَا نُونِهِ مِنْهَا وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الْآخِرَةِ نُؤْتِهِ مِنْهَا وستجرى الشاكرين وكان من نبي قائل مَعَهُ رَبِّيون كثير فَمَا وَقُلُوا لَمَّا أَصَابَهُمْ فِي سَبِيلِ اللهِ وَمَا ضَعُفُوا وما استكانوا والله يُحِبُّ الصَّابِرِينَ وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ الا ان قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِي أَمْرِنَا وَثَبِّتْ اقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ فَأَتْيَهُمُ اللَّهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الْآخِرَةِ وَاللهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ .

    رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِي أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

    Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı sabit kıl, kafir topluluğa karşı bize yardım etl99

    (Al-i Imrin, 3/147)

    Mushaf sayfa no: 67

    Hafızlık sayfa no: 4. cüz/14. sayfa

    ALLAH YOLUNDA SEBAT EDENLERDEN OLMAK

    BILCI

    Inananlar tarihte nice sıkıntılar çekmiştir. Birçok peygamber, düşmanlarına karşı savaşmıştır. Allah'a inanan kimseler de peygamberlerle birlikte olmuşlardır. Bu kimseler, Allah yolunda karşılaştıkları zorluklara ve çektikleri eziyetlere rağmen yılmadılar, zaafiyet göstermediler. Sabırla mücadeleye devam eden o müminler Rablerine dua edip kusurlarının bağışlanmasını istediler. Allah da onlara dünya ve ahirette mükafatlar verdi. Bu ayet Allah yolunda sabreden müminlerin dualarından bir örnektir.

    MESAJ

    1. Çekilen sıkıntılar karşısında Müslüman'a yakışan davranış, kusuru ken-dinde aramaktır.

    2. Zaferde de yenilgide de Yüce Allah'a sığınmak ve hak yoldan ayrılmamak

    gerekir.

    KELİME DAĞARCIĞI

    İsraf: Aşırılık, haddi aşma.

    Akdâm: Ayaklar.

    67-

    YanıtlaSil
  69. 478

    İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Hazarda ve seferde Peygamberimizin on yıl hizmetinde bulunmuş olan (299) Enes b. Målik der ki «Resülullah Aleyhisselâmdan, bir şey Istenmezdi ki, Resûlullah Aleyhisselâm, onu, isteyene vermiş olma-sin. (300)

    Peygamber Aleyhisselâmın yanına bir adam gelir (301), sådece, dünyayı, dünya malını elde etmeyi umarak Müslüman olur (302), o gün, akşam olmadan (303), İslamiyet, kendisinin nazarında, dünya-dan ve dünya üzerindekilerden daha sevgili olurdu!» (304)

    Kureyş müşriklerinin Eşrafından Safvan b. Ümeyye, Mekke'nin fethinden sonra, Müslüman olmadığı halde, Huneyn ve Taif savaşla-rında Peygamberimizin yanından ayrılmamıştı.

    Peygamberimiz, Cirane'de toplanan ganimet malları arasında dolaştığı ve onlara göz gezdirdiği sırada, Safvan b. Ümeyye, Peygam-berimizin yanında bulunuyor, develer, davarlar ve güdücülerle dolu vadiye doğru bakıyordu. Bakışını, uzattı durdu.

    Peygamberimiz ise, onun bu halini göz ucuyla süzüyordu.

    «Ebû Vehb! O vadi, pek mi hoşuna gitti?» diye sordu.

    Safvan b. Ümeyye «Evet!» dedi.

    Peygamberimiz «O vadi de, içindekiler de, senin olsun!» buyur-du. (305)

    Bunun üzerine, Safvan, kendini tutamadı:

    «Peygamber kalbinden başka, hiç bir kimsenin kalbi, bu dere-ce Cömerd ve Üstün olamaz! (306)

    Şehådet ve ikrar ederim ki: Allah'dan başka ilah yoktur.

    Yine şehådet ve ikrar ederim ki: Muhammed, Allah'ın Kulu ve Resülüdür!» dedi ve hemen orada Müslüman oldu. (307)

    İbn-i Şihab'üzzühri'nin bildirdiğine göre Resûlullah Aleyhisse-lâm, o gün, Saívan b. Ümeyye'ye yüz deve vermiş, sonra, yüz daha, sonra, yüz daha eklemişti.

    A

    (299) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 101

    (300) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 108, Müslim Sahih c. 4, s. 1806

    (301) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 175

    (302) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 175, Müslim Sahih c. 4, s. 1806 (303) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 175

    ( 304) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 175, Müslim Sahih c. 4, s. 1806

    (305) Vakıdi Megazi c. 2, s. 854, Zehebî Siyerü Alâmünnübelâ c. 2, s. 407, Aliy-

    yülmüttaki Müntehabu Kenzülümmal c. 4, s. 156-157 (306) Vakıdi Megazi c. 2, 3. 855, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 362, İbn-i Abdul-ber İstiab c. 2, s. 820, İbn-i Esir Üsdülgabe c. 3, s. 24, Zehebi - Siyerű ÁlA-

    münnübelâ c. 2, s. 407

    (307) Vakıdi Megazi c. 2, s. 855, Aliyyülmüttaki c. 4, s. 157 Müntehabu Kenzülummal

    YanıtlaSil
  70. AHLAK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLAKI

    479

    Safvan «Vallahi, Resûlullah Aleyhisselâm, bana verdiğini, verdi. Amma, Kendisi, bana insanların en menfúru idi.

    Bana, vermekte devam etti de, nihayet, nazarımda, insanların en sevimlisi oldu!» demiştir. (308)

    Peygamberimiz, böyle, iki dağ arasını dolduran davarları verince, Safvan b. Ümeyye, kavmı olan Kureyşilerin yanına döndü.

    Onlara «Ey kavmım! Müslüman olunuz!

    Çünki, vallahi, Muhammed, öyle ihsanda bulunuyor ki, yokluktan,

    yoksulluktan hiç korkmayor!» dedi. (309)

    Peygamberimizden bir şey istenildi mi, asla (Yok!) demezdi. (310)

    Kendisine kim gelip bir şey ister, istenilen şey, yanında bulu-nursa, onu yerine getirirdi.

    Bulunmazsa, va'd ederdi. (311)

    Hz. Ömer'in bildirdiğine göre bir adam, Resûlullâh Aleyhisse-lâmdan, bir şeyler istemeğe geldi.

    yok. Peygamber Aleyhisselâm «Şimdi, yanımda vere bileceğim bir şey

    Fakat, ihtiyacını, benim hisabıma satın al da, bize bir şeyler gel-diği zaman, ben, onu öderim!» buyurdu.

    Hz. Ömer «Yâ Resûlallah! Sen, ona ihsanda bulunmuştun.

    Allâh, Seni, gücün yetmeyen şeyle mükellef kılmamıştır. (Elinde bulunmayan bir şeyi va'd etmek zorunda değilsin)» dedi.

    Peygamberimiz, Hz. Ömer'in bu sözünden hoşlanmadı.

    O sırada, Ensardan bir Zat «Yâ Resûlallah! Ver! Arş Sahibi'nin İhsanını azaltacağından korkma!» dedi.

    Peygamberimiz, Ensárinin sözüne gülümsedi.

    Peygamberimizin sevindiği yüzünden an'aşılırdı.

    Peygamberimiz «Zâten, ben de, böyle yapmakla emr olundum!>>> buyurdu. (312)

    Peygamberimizin Cömerdlik Hakkındaki Sözlerinden :

    «Cömerd kişi, Allah'a yakındır. Cennet'e yakındır. İnsanlara ya-kındır.

    (308) Müslim Sahih c. 4, s. 1806

    (309) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 108, 175, Müslim Sahih c. 4, s. 1806

    (310) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 368, Buhari Sahih c. 7, s. 82, Edebülmüfred

    s. 80, Müslim Sahih c. 4, s. 1805

    (311) Buhari Edebülmüfred s. 79

    (312) Tirmizî Şemail s. 60

    YanıtlaSil
  71. 450

    İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Cehennem ateşinden uzaktır!

    Cimri kişi, Allah'dan uzaktır. Cennetten uzaktır. İnsanlardan uzaktır.

    Cehennem ateşine yakındır! (313)

    Cennet, Sahilerin (Cömerdlerin) yurdudur!» (314)

    Cömerdin kusuruna göz yumunuz!

    Çünki, Cömerdin ayağı kaydıkça, yüce Allah, onu, elinden (Yaku-bi'ye göre alnının perçeminden) tutar!» (315)

    «Cömerd câhil, Abid bir Cimriden, yüce Allah'a daha sevgilidir!» (316)

    «İki şey, Mü'minde birleşmez:

    1. Cimrilik,

    2. Kötü ahlâk.» (317)

    Hiç şüphesiz, Allâh, sizi İslamiyetle şereflendirdi.

    Siz de, onu, Sehů ve güzel ahlâkla süsleyiniz!» (318)

    ŞECAAT VE PEYGAMBERİMİZİN İNSANLARIN EN ŞECAATLISI OLUŞU

    Secaat ve Necdet'in Tarifleri:

    Şecâat: Gazap enerjisinin Tehevvürle korkaklık arasında oluşan itidal şekli olup (319) savaş ve şiddet sıralarında cesåret ve yüreklilik göstermek demektir. (320)

    (313) Tirmizi Sünen c. 4, s. 343, Yakubi Tarih c. 2, 8. 92, Imam Kuşeyri

    Risåletülkuşeyrlye c. 2, s. 502

    (314) Yakubi Tarih c. 2, s. 97

    (315) Yakubi Tarih c. 2, s. 97, Dârekutni, Taberånt, Ebû Nuaym ve Beyhakiden naklen Süyüti Câmiüssagir c. 1, s. 128

    (316) Tirmizi Sünen c. 4, s. 343, İmam Kuşeyri Risaletülkuşeyrlye c. 2, s. 502

    (317) Buhari Edebülmüfred s. 80, Tirmizi Sünen c. 4, s. 343, Yakubi Tarih c. 2, s. 97

    (318) Yakubi Tarih c. 2, s. 104

    (319) Seyyid Şerif Tarifât . 85

    (320) Firûzabadi Kamûsulmuhit c. 3, s. 44

    YanıtlaSil
  72. AHLÂK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLÂKI

    481

    Başka bir deyişle: Gazap enerjisinin itidal üzere bulunuşu, Şecâat ahlâkını ve faziletini ifade eder.

    Şecâatın aşırı derecesi, Tehevvür olur ki, insanın, birden bire öf-keye kapılarak kendisini yararsız yere tehlikelere atması, hiç bir sû-retle güç yetiremeyeceği düşmanla savaşa tutuşup kendisini öldürtme-si demektir.

    Şecâatın kıtlığı ise, korkaklıktır ki, sabr ve sebat göstermek, sa-vaşmak gereken yerlerde korkuya düşerek bozulmak ve kaçmaktır. (321)

    Necdet: Korku ve dehşet yerlerinde, olağan üstü haller karşısın-da sabr ve sebat göstermek, korkuya düşüp uygunsuz iş yapmamak demektir. (322)

    Peygamberimizin İnsanların En Şecâatlısı Oluşu:

    Şecâat ve Necdet haslatlarının her ikisi de, Peygamberimizde üs-tün derecede mevcud idi. (323)

    Abdullah b. Ömer «Resûlullâh Aleyhisselâmdan daha Sehåvetli, da-ha Necdetli, daha Şecâatlı bir kimse görmedim!» demiştir. (324)

    Kureyş müşrikleri, Mekke'de, Peygamberimizin evini kuşatmışlar, İçeriden çıkar çıkmaz, canına kıymak için kılıçlarını sıyırmışlardı!

    Peygamberimiz, hiç korku duymadan, kapısını açmış, müşriklerin başlarına toprak saçmış, Yâsîn sûresinin baş tarafından dokuz âyet okuyarak aralarından çıkıp gitmişti. (325)

    Peygamberimiz, Hz. Ebû Bekir'le birlikte Sevr mağarasına girdiği zaman, müşriklerin delikanlıları, kılıçlarını sıyırıp iz süre süre mağa-ranın önüne kadar gelmiş, dayanmışlardı. (326)

    Ünlü iz sürücü Kürz b. Alkama, Peygamberimizin izini görünce:

    «İz, burada kesilmiştir.

    Bu ayak izi, Makam-ı İbrâhimdekindendir!» demişti. (327)

    Hz. Ebû Bekir «Eğer, onlardan biri, eğilip ayaklarının dibinden,

    içeri bakacak olursa, muhakkak, bizi görecektir! (328) diyerek endi-şelendiği zaman, Peygamberimiz:

    (321) Alâüddin Ali Ahlâkı Alâf c. 1, s. 55-56

    (322) Alâüddin Ali Ahlāk-ı Alãi c. 1, s. 58

    (323) Kadı Iyaz Şifâ c. 1, s. 85

    (324) İbn-i Sa'd Tabakat e 1, s. 373 İbn-i Hişam

    (325) İbn-i İshak, Sire c. 2, s. 126-127, İbn-i Sa'd Tabakat c. 1.

    s. 227-228

    (326) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 228-229

    (327) İbn-i Esir Üsdülgabe c. 4, s. 469-470

    (328) İbn-i Sa'd Tabakat c. 3, s. 173-174, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s.

    1. T. Medine Devri XI / F: 31

    YanıtlaSil
  73. 748

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    edilmesini istediğin kimselere de düşmanlığı anlattığı için salat eyle.. Allah-ü Taâlâ, efendimiz Muhammed'e salât eylesin.

    Daha açık mana ile, burada anlatılmak istenen şudur:

    İşbu üstün sıfatlarla anlatılan Resulüllah S.A. efendimiz, zatın-dan verilen risaletini, onunla ilgili hükümleri yerine getirirken kendi-sine isabet eden zorluklara karşı mükâfat ihsan eyle. Habib-i Ekrem oluşuna layık, umumi risaletine muvafık çeşitli ikramlar ederek, özü-nü muazzez, mükerrem ve muhterem eyle.

    Salavat-ı şerifeye devam edelim:

    Allahım, cesetler arasında Muhammed'in cesedine, ruhlar ara-sında ruhuna..

    Bazı nüshalarda, bu cümleden sonra:

    - Kabirler arasında Muhammed'in kabrine..

    Diye bir cümle gelmiştir. Ancak, bu salavat-ı şerifenin beyan olun-duğu muteber kitaplarda böyle bir cümle geçmemiştir.

    Vukuf yerleri arasında, onun vukuf yerine..

    Burada, Resulüllah S.A. efendimizin, berzah âlemindeki durağı, arasat meydanında bulunan Makam-ı Mahmud'u, Arş'ın sağındaki makamı, cennetlerdeki vesile makamıdır.

    Yani: Sair nebilere, resullere nazaran Resulüllah S.A. efendimizin bu makamlarını daha şerefli kıl Allahım.

    Meşhedler arasında MEŞHED'ine..

    Bu cümlede anlatılan:

    MEŞHED.

    Tabirinden murad, Resulüllah S.A. efendimizin pâk cesetlerinin bulunduğu yerdir. Üstte kısmen tafsil edildi.

    Bir başka manada:

    Meşhed.

    Tabiri ile anlatılmak istenenler şunlardır: Resulüllah S.A. efen-dimizin mübarek mescidi, latif mihrabı, güzel minberi.. Buralar, Re-sulüllah S.A. efendimizin daimi durağıdır.

    Bir başka manaya göre de, burada anlatılan:

    -Meşhed:

    Tabirinin ifade ettiği mana şudur: Resulüllah S.A. efendimizin påk hücresi, mübarek cesedinin medfun olduğu mahal..

    Şöyleki: İnsan, cin tayfasından mümin olan erkek ve kadınlar, melekler hazır olur, mübarek kabrini taa, kıyamete kadar tazimle zi-yaret ederler.

    Zikredildiği zaman zikrine..

    Bu cúmle ile anlatılmak istenen mana şudur:

    leri, hoş huyları, beğenilen sözleri, fiilleri ve amelleri anlatılıp beyar. Resulülah S.A. efendimizin pâk ismi, güzel sıfatları, iyi hal-edildiği zaman kendisine ikram eyle. Kadrini yüce kıl.

    YanıtlaSil
  74. KARA DAVUD

    749

    Bir başka manaya göre de, şu demeğe gelir:

    Resulüllah S.A. efendimizin påk ismi anlatıldığı zaman; anla-tılan mahalli, zikrini eden kimseleri ayıplardan ve noksanlardan te-mizle. Kendilerine rahmet inzal ederek lütuf ve keremler ihsan eyle.

    Biz ümmtinden yana peygamberimize salât olsun.

    Yani: Nebimiz, şefaatçımız, gözümüzün nuru Resulüllah S.A. efen-dimize biz aciz ümmetinden yana.

    Salavat-ı şerifeye devam edelim:

    Allahım, bizden yana ona selâm ilet.

    Bu cümlenin ifade ettiği mana şudur:

    Ya Allah, biz muhtaç ümmetlerinden şefaatçımız, sultanımız Resulüllah S.A. efendimize okuduğumuz kederlerden, zorluklardan, selâmet dilediğimizi; talim ve tekrimle getirdiğimiz salāvatımızı ken-disine ulaştır.

    Selâm anlatılması nasıl olursa öyle olsun.

    Yani: Halkın dilinde, selâmın cari olduğu şekilde..

    Bu cümlenin daha açık manası şudur:

    Cümle dünya afatlarından, âhiretin zorluklarından, kötü gö-rüp istemediği şeylerin cümlesinden Resulüllah S.A. efendimize se-lâmet ihsan eyle.

    Selám PEYGAMBERE..

    Yani: Resulailah S.A. efendimize.. Hem de iki cihanın selâmeti.. Keza, Yüce Allah'ın rahmeti ve bereketleri de ona.

    Yani: Resulüllah S.A. efendimize..

    ne.. Allahım, mukarreb meleklerine, MUTAHHAR peygamberlerı-

    Burada, peygamberler için kullanılan:

    - MUTAHHAR.

    Tabiri ile anlatılmak istenen mana şudur: Cümle ayıplardan, masiyetlerden münezzeh ve påk olan peygamberler. Ki onlar: Yüce makamlarına uygun olmayan cümle şeylerden temiz ve påktirler.

    Gönderilen RESULLERİNE..

    Burada:

    - RESULLER.

    Lafzı ile anlatılan peygamberlerin vasfı şunlardır: Yeni bir şe-riat, ilahi kitapla gönderilen mükerrem peygamberler.

    Arşın hamillerine..

    Burada anlatılan arşın hamilleri melekler dört tanedir. Kıyamette onlar sekiz tane olacaklardır.

    CEBRAİL'İN, MİKAİL'İN, ISRAFİL'İN, AZRAİL'İN

    VAZİFELERİ

    Cibril'e.. (Cebrail'e..)

    Cebrail, Allah'ın vahyi kendisine emanet edilen bir melektir. Bü-tün peygamberlere Allah'ın emrini getirme işinde bir vasıtadır. Bu

    YanıtlaSil
  75. 750

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    melek, bir sene içinde olacak, rahatlığa, harbe, güneşin ve ayın tutul. masına, zelzele ve benzeri hadiselere müekkeldir.

    CEBRAİL İSMİNİN MANASI

    Cbrail'in bu ismi Arapça sarf kaidesine göre değildir. Sebebi: Uc

    me ve alem olusudur. Yani: Yabancı dilden gelen bir isim olusudur Süryani dilinde CEBİR ile EYL terkibinden meydana gelmiştir

    CEBİR: O dilde, KUL manasınadır.

    EYL: Allah, Rahman, Aziz manalarına gelir.

    Bu manalar açısından bakılınca:

    CEBRAİL.

    Demek, Abdüllah, Abdürrahman, Abdülaziz manalarına gelen bir

    isimdir.

    Bu lafızda, ayrıca, on üç lügat vardır; bunların tafsili uzun ola-cağı için burada anlatılmadı.

    Mikail'e..

    Bu melek, meleklerin elçilerindendir. Rızıklara, bütün mahlukatın nafakalarına, yağan yağmura, karlara, biten hübubata, bitkilere, çi-çeklere, ağaçlara, yapraklara, meyvelere müekkeldir.

    İsrafil'e..

    Bu da, meleklerin elçilerindendir. Surun üflenmesine müekkel bir

    ulu melektir.

    - Melek'ül-Mevt'e..

    Yani: Ölüm meleğine.. Bunun ismi AZRA I L'dir.

    Cennetin hazinedarı RIDVA N'a..

    Bu melek de, sair meleklerin elçilerindendir; ulu bir melek olup cennete bakar..

    Malik'e salât eyle..

    Yani: Cehennem hazinedarına.. Bu da meleklerin elçilerinden olup ulu bir melektir.

    Bu salāvat-ı şerifenin okunduğu makam: Rahmet talebi, makamı-dır. Cehennem hazinedarı bu ulu melek için:

    Malik.

    Denilip geçilmesinin sebebi budur. Cehennem hazinedarı, diye

    tasrih edilmemiştir. Azrail için de:

    Melek'ül-Mevt.

    Diye geçilmiş onun ismi tasrih edilmemiştir. Bu da üstteki mana-ya göre böyle olmuştur. En doğrusunu, sübhan olan Yüce Allah bilir.

    Kiramen Kâtibin'e de salât eyle.

    Bunlar, Allah tarafından kulların hayrını şerrini yazıp muhafaza etmeye memur olan meleklerdir.

    eyle. Yer ve sema sakinlerinden sana taat edenlerin cümlesine salât

    Bütün bu cümlelerde geçen Allah'ın salâtı, şudur: Rahmeti, ihsa-ni, nimeti, keremi..

    YanıtlaSil
  76. KARA DAVUD

    جَتِكَ وَمَالِكِ وَصَلِّ عَلَى الكِرَامِ الكَاتِبِينَ وصل عَلَى أَهْلِ طَاعَتِكَ أَجْمَعِينَ مِنْ أَهْلِ السَّمَانِ وَالأَرْضِينَ اللَّهُمَّ أَيَاهْلَ بَيْتِ بَيْتِكَ أَفْضَا ما انتَا حَدًا مِنْ أَهْلِ بُيُوتِ الْمُرْسَلِينَ وَإِبْرَاني نَتِكَ أَفْضَلَ مَا جَازَيْتًا حَدًا مِنْ انْهَابِ الْمُرْسَلِينَ اللهُمَّ اغْفِرْ لِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُسْلِمِينَ والمُسْلِمَاتِ الْأَحْيَاءِ مِنْهُمْ وَالأَمْوَاتِ وَاغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالإِيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبَنَا عَلَا لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ روف رَحيمُ ... اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى النَّبِيِّ الهَا سِمِي مُحَمَّدٍ وَعَلَى اللَّهِ وَصَحْهِ وَسَلَّمَ تَسْلِيمًا اللهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ خَيْرِ الْبَرِيَّةِ صَلوةٌ تُرضكَ وَتُرْضِهُ وَتَرْضَى بِهَا عَنَايَا أَدَمَ الراحمين

    **

    751

    cennetike ve malikin ve salli alel ki-ram'il-kâtibine ye salli alâ ehli taati ke ecmaine min ehl'is-semevati vel-arazine.

    Allahümme ati ehle beyti nebiyyi-ke efdale maateyte ehaden min ehli büyut'il-mürseline veczi ashabe nebiy-yike efdale macazeyte ehaden min as-hab'il-mürseline.

    Allahümmağfir lil-mü'minine vel-mü'minati vel-müslimine vel-müslima til-ahyai minhüm vel-emvati vağfir le na ve liihvaninellezine sebekuna bil-imani ve låtec'al fikulubina ğıllen lil-lezine amenu rabbena inneke reufün rahimün.

    103. Allahümme salli alen-ne-biyyil-haşimiyyi Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim teslimen.

    104. Allahümme salli alâ Mu-hammedin hayr'il-beriyyeti salåten turdiyke ve turdiyhi ve terda biha an na ya erham'er-rahimine.

    Allahım, Kiramen Kåtibine de salât eyle. Yer ve sema sakinlerinden sana taat edenlerin cümlesine salât eyle.

    Allalım, resullerin ehl-i beytlerinden birine ettiğin ihsanın kat kat fazilet-lisini senin peygamberin ehl-i beytine ihsan eyle.

    Allahım, senin peygamberin ashabına mükafat ihsan eyle; o kadar ki, sair resullerin ashabından birine ettiğin mükafatın kat kat fazlası olsun.

    Allahım, mümin olan kadın ve erkekleri, müslüman olan kadın ve erkekle-ri, bunlardan ölmüş olanları ve dirileri mağfiret eyle.

    Bizi de bağışla. Bizden evvel iman eden kardeşlerimizi de bağışla, İman eden kimseler İçin, kalblerimize kin koyma. Rabbımız, gerçekten sen Rauf'sun, Rahim' sin.

    103. Allahım, Haşimi Nebi Muhammed'e salât eyle. Aynı şekilde, onun all-ne ve ashabına da salât eyle; tam manası ile selâm eyle.

    104. Allahım, Muhammed'e salât eyle. Ki o: Halkın hayırlısıdır. Öyle bir salât olsun ki, seni hoşnud eylesin, onun gönlü hoş olsun. Ey merhametliler merha-metlisi, o salât dolayısı ile de bizden razı olasın.

    **

    (Devamı: 755. Sayfada)

    YanıtlaSil
  77. 281

    DEYİMLER

    sürüden ayrılmak mec. Herkesin tuttuğu yolu bırakıp ayrı bir yol tut-turmak, herkesin yaptığını yapmamak.

    sürüncemede bırakmak: Bir işi sonuçlanıncaya kadar boş yere ge-ciktirmek, uzatmak.

    süsleyip püslemek: Özenle, özen göstererek süslemek, göze çarpa-cak kadar süslemek, telleyip pullamak.

    süt dökmüş kedi gibi (olmak veya süt dökmüş kediye dönmek): Suçunu bilerek bundan utanan kimsenin durumunu anlatır.

    sütten ağzı yanmak: Bir olaydan gerekli dersi alarak uyanık davran-mak.

    sütüne havale etmek: İşi, beklenen biçimde yapmasını o kişinin vic-danına, namusuna bırakmak.

    YanıtlaSil
  78. DEYİMLER

    280

    surat (veya suratı) bir karış: Ofkeli, kızgın ve somurtkan .

    surat asmak: Kaşlarını çatıp yüzüne küskün veya dargın bir anlam vermek, somurtmak.

    surat etmek: Birine karşı küskün durmak, asık yüzlü olmak.

    surat kalmamak: Utanmaz duruma gelmek.

    surat mahkeme duvarı gibi: 1) Asık suratlı, kimseye gülmeyen, sus-kun duran. 2) Utanmaz, sıkılmaz.

    surata bak süngüye davran: alay. Çok suratlı kimseler için kullanılır.

    suratı değişmek: Bir kimseye karşı davranışı değişmek, daha sert bir durum almak.

    suratı kasap süngeriyle silinmiş: Utanması, sıkılması kalmamış.

    suratına indirmek: Tokat atmak.

    suratından düşen bin parça olmak: ça olmak 2) Çok somurtmak, can sıkıntısını açıkca belli etmek.

    1) bk. Yüzünden düşen bin par.

    suratını ekşitmek: Yüzüne memnun olmadığını belirten bir anlam vermek.

    sureti haktan görünmek 1) Kendisini iyi niyetli imiş gibi göstermek.

    2) Birinin iyiliği için çalışıyor görünmek.

    susta durmak: mec. Korktuğu bir kimsenin karşısında saygılı ve çe-kingen davranmak.

    sünger çəkmək (bir şeyin üzerine veya üzerinde): Bir şeyi hiç ol mamış saymak, silmek, silip atmak, unutmak.

    sünger geçirmek (bir şeyin üstünden veya üzerinden): Silip at-mak, unutmak.

    süngüsü depreşmesin: Ölülerden kötü bir anışla söz edilirken söy-lenir.

    sürmeyi çekmek: bk. Gözden sürmeyi çekmek.

    sürüp durmak: tkz. Yersiz, sebepsiz olarak durmadan dolaşmak.

    YanıtlaSil
  79. K

    Kabahat de gizli olmalı ibadet de: bk. İbadet de gizli kabahat de.

    Kabahat öldürende değil, ölendedir: Normal bir insan, iyice çileden pkmadıkça adam öldüremez. Bu yüzden, "kabahat öldürende değil, diendedir," diye dönüşülür.

    Kaçan balık büyük olur: Elden kaçan fırsat gözde büyütülür.

    Kaçanın anası ağlamamış: Kavgaya bulaşmayanın başı derde gir-mez. Ne yaralanır, ne yaralar. Ne öldürülür ne de öldürmek zorunda kalır. Böylece anası ağlamaz.

    Kadı anlatışa göre fetva verir: Kadı, olayı taraflardan ve tanıklardan

    dinler ve buna göre fetva verir. Bu yüzden haklı, haklılığını iyi anla-tabilmeli, tanıklar da gördüklerini yalansız ve yansız söylemelidirler.

    Kadının fendi, erkeği yendi: Kadınlar kurnazlıkta erkeklerden üstün-dürler. Güzelliklerini ve dişiliklerini kullanarak istediklerini yaptırırlar.

    Kadın var arpa ununu aş eder; kadın var buğday ununu keş eder: Atalarımız, "yuvayı dişi kuş yapar," demişler. Doğrudur. Kadın vardır, yokluk içindedir ama beceriklidir, elinden her türlü iş gelir. Arpa unun-dan çeşit çeşit aş, çuldan çaputtan giysi yapar. Kadın vardır, elinden iş gelmez, varlık içinde darlık çektirir.

    Kaldın mı oğul eline, mudara eyle geline: Evde işleri çekip çeviren kadındır. Bu yüzden oğluna muhtaç olan, aslında gelinine muhtaç ol-muş sayılır. Gelinine dost gibi görünmek zorunda kalır.

    Kalp kalbe karşıdır: İnsan sevildiğini ve sayıldığını hisseder. Kendini

    sevip sayana karşılık verir.

    Kanaat gibi devlet olmaz: Elinde bulunanla yetinen ve durumundan

    hoşnut olan kişi, daha kolay mutlu olur.

    Kanatsız kuş olmaz: Her başarılı insanın arkasında, ona destek olan biri ya da birileri vardır.

    Kanı kanla yumazlar, kanı su ile yurlar: Kötülük, kötülük yapılarak düzetilmez ancak iyilik vapılarak ortadan kaldırılır. Öç almak, medeni-

    YanıtlaSil
  80. ATASÖZLERİ

    66

    İtle dalaşmaktan çalıyı dolaşmak yeğdir: Çok yorulacak olsak bile, iyi insanlarla iş yapmak; kötü kişilerle iş yapıp onlarla dalaşmaktan daha iyidir.

    İyi evlat babayı vezir, kötü evlat rezil eder: Evladın yaptığı yanlış

    davranışlar ailesini sıkıntıya sokar, hatta rezil eder. Evladın dürüstlü ğü, çalışkanlığı ve başarısı ise ailesini mutlu eder.

    İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı: İyiliğe İyilikle karşılık verilir, verilmelidir de. Ancak daha da önemli ve makbul olan, kötülüğe iyilikle karşılık verebilmektir.

    İyilik eden iyilik bulur: İyilik yapan, günü gelince mutlaka bunun kar-şılığını görür.

    İyilik et denize at, balık bilmezse Halik bilir: İyilik yerde kalmaz. Ye-ter ki iyilik yapalım. Bunu iyilik yapılan takdir etmese bile Allah takdir eder ve bizi bir şekilde ödüllendirir.

    İyilik et kele, övünsün ele: Bazı cahil kişiler, yapılan iyiliğin veya yar-dımın değerini bilmezler. Hem de bu yardımlarla ayakta durduklarını unutup sağda solda durumları ile övünürler.

    İyilik iki başlı olur: Tek taraflı iyilik (veya jest), yapanı usandırır, yapı-lanı ezer. İki kişinin bir arada yaşamak veya çalışmak zorunda olduğu durumlarda (evlilik, ortaklık vb.), iyilik karşılıklı olursa huzur ve başarı olur. Aksi hâlde huzur da başarı da olmaz.

    İyi olacak hastanın hekim ayağına gelir: Allah, düzelmesini istediği hasta veya iş için neye ihtiyaç varsa, çare olacak her kimse, onun orada bulunmasını sağlar. Böylece durum düzelir.

    YanıtlaSil
  81. Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin

    SUNÛHAT adlı eserinin lügatçe bölümünü ehemmiyetine binaen buraya alıyoruz.

    YanıtlaSil
  82. 318

    kuzeyinde yerleşmiştir.

    Yed-i beyza: Beyaz el, Hz. Mûsâ'nın (A.S.) elini cebine sokup çıkardığı zaman elinin nur gibi parlayıp ışık vermesi mu'cizesi.

    Yemin: Sağ el.

    Yenabi'-i

    Ulûm: kaynakları, çeşmeleri. İlim

    Yesar: sol el.

    Zeheb-i zâhib: Erimiş altın.

    Zenav: Suların biriktiği yer.

    Havuz.

    Zeneb: Kuyruk.

    Zengar: Pas.

    Zill-i Zalil: Koyu gölge.

    Ziyy: (Zeyy) Dış görünüş. Libas, Hey'et. Kılık, kıyafet.

    Zülal: Saf, berrak, tatlı.

    YanıtlaSil
  83. İyi İnsan Sözünün Üstüne Gelir

    "Yokluğunda kendisinden söz edilen kimse, konuşmanın üzerine gelirse o iyi insandır, denilir" anlamında kullanılan söze "iyi insan sözünün üstüne gelir" deriz. Genellikle bu ata-sözünü sevdiğimiz biri hakkında konuşurken, o kişinin aniden çıkıp gelmesi durumunda kullanırız. Aslında bu sözümüzle gelen kişinin karakterinin iyi olduğunu ifade etmiş oluruz.

    Peki, iyi karakterli bir kimsenin özellikleri nelerdir?

    Öncelikle sorumluluk sahibidir. Aynı zamanda iyi bir din-leyicidir fakat iyi karakterli kimsenin en belirgin özelliği "iyi-lik yaptıklarında insanlara iyilikle karşılık vermeyi, kötülük yaptıklarında ise onlara zulmetmemeyi alışkanlık hâline..."1 getirmesidir. Zayıf karakterli kimse ise bunun tam zıddını ya-par. Üstelik güzel ve iyi huylu biri de değildir.

    İyi bir kimse olarak anılıp hatırlanmak için insanların gönlüne girecek işler yapmalıyız, tabii bundan önce güzel bir niyet kurmalıyız. Unutmayalım ki kurduğumuz her niyet

    1 Hadislerle İslam Cilt 3, s. 149

    -122-

    YanıtlaSil
  84. davranışlarımıza yön veren dümen vazifesi görür. Niyeti kötü olanın söz ve davranışları kötülük kokarken, güzel bir niyetle yola çıkanın etrafı da gül bahçesine döner. Yani "Bir çiçeğin kokusu ne ise bir insanın şahsiyeti de odur."

    Anadolu'da bu durumun önemini kavrayan ve evladına da "şahsiyet" bilinci aşılamak isteyen bazı anneler, çocuklarını bir yere uğurlarken onlara şu şekilde tembihte bulunurlar: "Beni iyi dinle yavrum, insan içine çıktığın zaman hareketlerine dik-kat etmelisin. Unutma ki iyi evlat anne babasına iyi dedirtir. Kötü evlat da anne babasına kötü dedirtir. Sen ne yaparsan, o gelir bizi bulur."

    İşte, buna "Anadolu irfanı" denir.

    Başta da ifade ettiğimiz gibi, "iyi karakterli bir kimse so-rumluluk sahibidir." İnsanların her gördüğünde içinin açıldığı, görmediğinde ise hakkında iyi şeyler söylediği ve kendisinden bahsederken "sözünün üstüne geldi" dediği kişiler, annelerin tembihini tutmuştur. Bu güzel düşünceli insanlara her zaman-kinden daha çok ihtiyacımız vardır. Çünkü kişisel menfaatle-rin ön plana çıkarıldığı bir çağda yaşıyoruz. Hâliyle etrafımız-da "iyi ki varsınız" diyebileceğimiz insanları görmek istiyoruz.

    Niçin, o iyi niyetli kimselerden biri de biz olmayalım?

    O hâlde dümeni iyilikten yana çevirelim ki kin ve nefret yoldaşımız olmasın.

    Bir çiçek gibi açan şahsiyetimiz, kötü niyet ile solmasın.

    - 123-

    YanıtlaSil
  85. -1950-Bediüzzaman

    Tarihçe-i Hayat'ın neşir tarzı ve Lemaat'la ilgili bir mektup kaleme aldı.

    1961 - DP Genel Başkanı ve eski başbakan, Bediüzzaman'ın "İslâm kahramanı" dediği Adnan Menderes İmralı Adasında idam edilmek suretiyle şehid edildi.

    EYLÜL

    17

    ÇARŞAMBA

    25 1447 R.EVVEL

    RUMI: 4 EYLÜL 1441 HIZIR: 135

    BIR AYET

    Biz, güzel işler yapanların ecrini zâyi etmeyiz.

    Kehf Suresi: 30

    BİR HADİS Ağır duyana söz işittirmek sadakadır.

    Hatib

    İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder.

    Mesnevî-i Nûriye

    YanıtlaSil
  86. 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1876-ABD'li bilim adamı Alexander Graham Bell telefonu icat etti.

    1909-Türkiye'de ilk güven oylaması yapıldı; Kâmil Paşa kabinesi düşürüldü

    2001 - Mustafa Özsoy vefat etti.

    ŞUBAT

    14

    CUMARTESİ

    BİR AYET

    De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.

    (Al-i İmran: 31)

    BİR HADİS

    İzinleri olmadan iki kişi arasında oturma!

    26 1447 ŞABAN

    RUMI: 1 ŞUBAT 1441 KASIM: 99

    Evet bir kavun çekirdeğini halk eden zat, bilbedahe kavunu halk edendir; ondan başkası olamaz.

    Şualar

    YanıtlaSil
  87. TARİHTE BUGÜN

    -1928-TBMM, Anayasa'nın ikinci maddesini değiştirdi ve laiklik yürürlüğe girdi. Söz konusu maddenin, "Türkiye Devleti'nin dini İslâm'dır" bölümü çıkarıldı.

    9

    BİR AYET

    Doğrusu, göklerde ve yerde ne varsa Onundur; hepsi de Ona boyun eğer.

    Bakara Suresi: 116

    CUMARTESİ

    SATURDAY

    NİSAN

    APRIL

    BİR HADİS

    Komşuna iyilik et ki, olgun mü'min olasın.

    Bir saatin san'atkârı nasıl saatini çevirir, açar, gösterir, tarif eder. Kur'ân dahi, elinde kâinatı tutmuş, öyle yapıyor. Mektubat

    YanıtlaSil
  88. 752

    DELAİL -I HAYRAT ŞERHİ

    Salât eyle.

    Derken, şöyle bir talep akla gelmelidir: Bunları, muazzez, muker rem ve muhterem eyle..

    Salavat-ı şerifeye devam edelim:

    Allahım, resullerin ehl-i beytlerinden birine ettiğin ihsanm kat kat faziletlisini senin peygamberin ehl-i beytine ihsan eyle.

    Yani: Nebiyy-i Mükerrem'in Habib-i Ekrem'in pâk zevcelerine, oğullarına kızlarına, saygıdeğer akrabalarına, cümle resullerin hane halkına ettiğin ihsanların kat kat fazlasını ihsan eyle.

    Devam edelim:

    vallahım, senin peygamberin ashabına mükafat ihsan eyle; o kadar ki, sair resullerin ashabından birine ettiğin mükafatın kat kal fazlası olsun.

    Resulüllah S.A. efendimizin ashabı için şu şerh vardır:

    Resulüllah S.A. efendimizin mübarek sohbeti ile fazilet bulan,

    cemalini müşahede etmek şerefi ile müşerref olan, mübarek ağızla rından çıkan hadis-i şeriflerini dinleyip öğrenmek sureti ile mükem-mel olan zatlar.

    Allah onlardan razı olsun..

    Bunlara, Allah-ü Taâlâ'dan mükâfat eylemesini dilemek şu ma

    naya gelir:

    Onların şanlarını âli eyle. En büyük rızana nail eyleyip kendi-lerini muazzez ve mükerrem eyle.

    Devam edelim:

    Allahım.

    Ey günahları bağışlayan, ayıpları örten, şanı büyük, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilâh olmayan Allahım.

    Mümin olan kadın ve erkekleri, müslüman olan kadın ve er kekleri, bunlardan ölmüş olanları ve dirileri MAĞFİRET eyle.

    Bu cümlede geçen:

    MAĞFİRET.

    Cümlesinin manası şudur: Ayıplarını ve günahlarını ört. Hoş gör. Rahmetine nail eyle. Bilhassa, kıyamet günü, azap ve ceza eyleme.

    Bir rivayette anlatıldığına göre; bir kimse:

    Allahım, mümin olan kadın ve erkekleri, müslüman olan kadın

    ve erkekleri, bunlardın ölmüş olanları ve dirileri mağfiret eyle. (1) Diye okursa, Yüce Hak, onun amellerini yazan meleklere şöyle

    emreder:

    Bu kulum, benden bütün mümin olan kadın ve erkeklerin, müslüman olan kadın ve erkeklerin hem ölüleri, hem de dirileri için mağfiret diledi. Ben kendisine, diri olan mümin kadın ve erkeklerin, müslüman kadın ve erkeklerin sayısı kadar sevap ihsan eyledim. Siz onun amel defterine bunları yazın.

    (1) Bu duânın Arapçası şöyledir:

    <Allahümmağfir lil-mü'minine vel-müminatı vel-müslimine vel-müslimati el ahya-i minhüm vel-emvati

    YanıtlaSil
  89. KARA DAVUD

    753

    Devam edelim:

    ğışla.» «Bizi de bağışla. Bizden evvel iman eden kardeşlerimizi de ba-

    Bu cümle ile anlatılan iman durumu şöyle izah edilir:

    Yüce Hakkın vahdaniyetine, Resulüllah S.A. efendimizin nü-büvvetinin sadakatına, risaletine, Allah'ın meleklerine, kitaplarına, tüm peygamberlerine, kıyamet gününe ve onda olacak zorlu hallere, hayır ve şer Yüce Allah'tan olduğuna iman edip bu imanı, dille ikrar, kalble de tasdik etmektir.

    Burada iman etmekte öncü olanlar şunlardır: Mühacirin, Ansar olan sahabe-i kiram.. Tabiin, tabiine tabi olan teba-i tabiin.. Ayrıca, müctehid imamlar, ilmi ile âmil olan âlimler, salih ebrar zatlar.. Al-lah-ü Taâlâ, bunların cümlesinden razı olsun.

    Bunlara dua edilmesinin sebebi şudur: Ehl-i sünnet vel-cemaat iti-kadını, Resulüllah S.A. efendimizin yolunu, onun gidişatını ezberleyip korudular. Neşir, beyan, yazmak yolu ile, bu sağlam dini korumak su-reti ile, kıyamete kadar devamını sağlamışlardır.

    Devam edelim:

    «Iman eden kimseler için, kalblerimize kin koyma.»

    Burada iman edenler şöyle açıklanmaktadır:

    Daha önce ve sonradan tehvid, irfan, iman nuru ile şerefyab olan kardeşlerimiz..

    Devam edelim:

    «Rabbımız.»

    Yani: Bizi, bir katre meniden en güzel surette yaratan, hidayet nuru ile mükerrem eyleyip sevgili habibine ümmetliği kabul buyuran, tedrican kemale eriştiren Yüce Rabbımız..

    «Gerçekten sen Rauf'sun.>>>

    Mümin kullarını çokça esirgeyensin.

    «Rahim'sin.» (1)

    Mübalağa ile rahmet edicisin.

    dır Son anlatılan cümleler. Ayet meâlidir. Kur'an'dan alınan dualar-

    ASHABA SAYGI

    Müfessirlerden bazıları şöyle anlattı:

    Bunda delil vardır ki, her kim ashab-ı kirama merhamet dile-yip onlar için mağfiret taleb eylese, isimleri geçtiği yerde, Allah'ın rı-zasını istese.. böylece tazim edip onlar için gönlünde hiyanet ve haset bulundurmazsa.. müslümanlıkta onun için büyük haz vardır. Sahabe-1

    (1) Bu cümlenin başın cümleler âyet meâlleri olur

    en, kadar (<>) işaretleri ile kapanan den alınmıştır.

    F. 48

    YanıtlaSil
  90. 754

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHI

    olunur. kirama tazim ettiği için, onların ecri kadar kendisine de ecir ihsan

    Bundan başka, her kim, sahabeyi kötülükle ansa, onlara merha-met dilemesi ve saygısı olmazsa.. ayrıca onlara kalbden hiyanet besler-se.. onun müslümanlıkta büyük bir hazzı yoktur.

    Bu manada bir başka rivayet şudur:

    Mümin olan kimseye vacip olan şudur ki, geçmişte gelen mü. min kardeşleri için dua ede. Ataları, dedeleri, üstadları, şeyhleri için

    dua ede. yollarını, edeb erkân öğrettikleri için onlara bu bir mükafat olur. Böyle duâ ettikleri takdirde kendilerine; dini hükümleri, ibadet

    YÜZ ÜÇÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:

    Allahım, Haşimî Nebi Muhammed'e salât eyle.

    Bu cümlede, Resulüllah S.A. efendimizin, Hâşim soyundan geldiği anlatılmaktadır.

    Aynı şekilde, onun âline ve ashabına da salât eyle.

    AL VE ASHABIN TARİFİ

    Resulüllah S.A. efendimizin âli, kendisine iman yolunda tabi olan ümmetidir.

    Resulüllah S.A. efendimizin ashabı ise.. kendisini görmek şerefine nail olup iman eden ve bu imanını ölünceye kadar koruyan kimsedir.

    Ve tam manası ile sélâm eyle.

    Yani: Resulüllah S.A. efendimizin, âline ve ashabına elem ve keder çeşitlerinden, zorluklardan yana, iki cihanda selâmet ihsan eyle.

    YÜZ DÖRDÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:

    Allahım.

    Ey zati sıfatları Vahid, Ferd, Samed, doğmayan, doğrulmayan,. kendisinin eşi olmayan manaları ile anlatılan şanı büyük Allah.

    - Muhammed'e salât eyle.

    Yani: Resulüllah S.A. efendimize izzet ikram eyle.

    - Ki o: Halkın hayırlısıdır

    Aynı zamanda en faziletlisi..

    Öyle bir salât olsun ki, seni hoşnud etsin, onun gönlü hoş ol-sun. Ey merhametliler merhametlisi, o salât dolayısı ile de bizden. razı olasın.

    **

    YanıtlaSil
  91. KARA DAVUD

    ... اللهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِهِ وَمَحْهُ وَسَلَّم كثير التسليما طيبا مباركا فيه جزيلاً جميلا دائما بِدَوَامِ مُلْكِ اللَّهِ ... اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى محمد وعلى اله مُلاءَ الفَضَاءِ وَعَدَدَ القومية السَّمَاءِ صَلوةٌ تُوَازِنَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَعَدَدَ مَا خَلَقْتَ وَمَا أَنْتَ خَالِقُهُ إِلَى يَوْمِ القيمة ... اللهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى الِ محمد كما صَلَتْ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّد وعلى ال محمد كما باركت على ابراهيمَ وَعَلَى الإِبراهيم في العَالَمِينَ إِنَّكَ حميد مجيد اللهم اني شلك العَبْوَ وَالْعَافِيةَ في الدِّينِ وَالدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ اللهمَّ اسْتُرْنَا بِسترك الجميل ... اللهم انى اسلُكَ بِحَقِّكَ العَظِيمِ وَبِحَقِّ نُور وجهك

    755

    105. Allahümme salli alâ Mu hammedin ve alå Alihi ve sahbihi ve sellim kesiren teslimen tayyiben mu bareken fihi cezilen cemilen daimen. bidevami nülkillahi

    106. Allahümme salli alá Mu-hammedin ve zlá álíhi mil'el-fezai ve aded'en-nücumi fis-semai salåten tü vazin'üs-semavati vel-arza ve adede ma halakte ve ma ente halikuhu ila yevm'il-kıyameti.

    107. Allahümme salli alâ Mu-hammedin ve alá âli Muhammedin ke-ma salleyte alá İbrahime ve barik alå Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kema barekte ala İbrahime ve alâ âli İbrahime fil-ålemine inneke Hamidün Mecidün.

    Allahümme inni es'elükel-afve vel-afiyete fid-dini ved-dünya vel-ähi-reti Allahümmestürna bisetrik'lecemi-li.

    108. Allahümme inni es'elüke bi-hakkıkel-azimi ve bihakkı nuri vechik

    105. Allahım, Muhammed'e, âline, ashabına salât eyle. Çokça, tam ma-nası ile, tayyib, içinde bereketler bulunan selâm eyle. Hem de, bol, güzel, Yüce Allah'ın mülkü devam ettikçe devamlı..

    106. Allahım, Muhammed'e ve âline salåt eyle. Hem de feza dolusu, sema-daki yıldızların sayısı kadar.. Tartıda semalara denk; bu ana kadar yarattıkların. halen ve kıyamete kadar yaratacaklarının sayısı kadar bir salåt olsun.

    107. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle; İbrahim'e sa-låt eylediğin gibi..

    Muhammed'e ve Muhammed'in âline bereket ihsan eyle. İbrahim'e ve İb-rahim'in åline âlemlerde bereket ihsan eylediğin gibi.. Çünkü sen, Hamid'sin; Me-cid'sin.

    Allahım, ben, senden af ve afiyet istiyorum. Din, dünya ve âhiret işlerimde.

    Allahım, bizi güzel setrinle setreyle.

    108. Allahım, senin büyük hakkın icin istiyorum. Vech-i kerimin nuru hakkı İçin İstiyorum.

    **

    (Devamı: 761. Sayfada)

    YanıtlaSil
  92. 279

    DEYİMLER

    suya götürmek: Hafifçe yıkamak.

    suya götürüp susuz getirir: Çok kurnaz, hileci kimseler için kulla-nir.

    suya sabuna dokunmamak: Sakıncalı konularla ilgilenmemek.

    suya salmak: Boşuna harcamak.

    suyu baştan (veya başından) kesmek: İşin aslı üzerinde kesin bir şey söyleyip ayrıntılarını konuşmaya gerek duymamak.

    suyu kesilmiş değirmene dönmek İşlemez, yararsız duruma gel-mek.

    suyu (veya çayı) görmeden paçaları sıvamak: Henüz hiçbir belirti yokken veya gereğinden çok önceden hazırlanmaya kalkışmak.

    suyu nereden geliyor? (bir şey): Bir işi görmek için harcanan para hangi kaynaktan sağlanıyor?

    suyu ısınmak (veya kaynamak): tkz. İş başından uzaklaştırılması yaklaşmak veya gelmek.

    suyu mu çıktı (bir yerin): Beğenilmeyecek nesini gördün?

    suyu seli kalmamak (sulu yemek): Kaynaya kaynaya suyu azalmak.

    suyun akıntısına gitmek: Olayların veya durumun gelişmesine göre davranmak, uymak.

    suyun başı: mec. En çok yarar sağlanacak yer.

    suyuna gitmek: Suyunca gitmek.

    suyuna tirit Baştan savma, değersiz, özensiz.

    suyunca gitmek: Bir kimseyi sinirlendirmeyecek biçimde davranmak.

    suyunu çekmek: 1) Yemek kaynayıp suyu kalmamak. 2) tkz. Tüken-mek.

    suyunun suyu (tavşanın): Bir şeyle ancak çok uzaktan uzağa ilgisi olan şey.

    sululuk yapmak (veya etmek): mec. Sululaşmak.

    YanıtlaSil
  93. DEYİMLER

    278

    su dökmek: hlk. Küçük abdest bozmak.

    su gibi (olmak): Çok ıslak (olmak).

    su gibi akmak: 1) Zaman hızla geçmek. 2) (para, yiyecek vb.) Bol bol gelmek.

    su gibi bilmek (veya okumak): Yanlışsız bilmek veya okumak.

    su gibi ezberlemek: Yanlışsız okuyabilecek kadar ezberlemek.

    su gibi gitmek (bir kimse veya bir şey): Bol bol harcanmak.

    su gibi terlemek: Çok terlemek.

    su (veya söz) götürmez: Başka bir yoruma elverişli olmayan, kesin.

    su götürür yeri olmamak: Başka türlü yorumlanacak bir yönü bu lunmamak.

    su içinde (fiyat için): En azından, kolaylıkla.

    su içinde kalmak: Çok terlemek, su gibi ıslanmak.

    su kaçırmak: argo. Baş ağrıtmak, can sıkmak.

    su kaplamak (yaralar için): Azmak.

    su katılmamış: Kendine özgü olan durumu koruyan, başka bir etkiyle değişmemiş, bozulmamış olan.

    su koyuvermek: argo. Sözünde durmamak, cıvıtmak.

    su serpilmek (birine): Ferahlamak.

    su yürümek: (ağaçlara): İlkbahara doğru ağaçlar tomurcuklanmaya başlamak.

    su yüzüne çıkmak (bir süre örtülü kalmış bir iş veya sorun): Aydın-lanmak, belli olmak.

    sudan cevap: Baştan savma, inandırıcı olmaktan uzak cevap.

    sudan çıkmış balığa dönmek: Herhangi bir sebeple ne yapacağını bilememek, çok şaşırmak.

    suya düşmek (genellikle bir iş veya tasarı için): Gerçekleşmemek.

    YanıtlaSil
  94. ATASÖZLERİ

    r ve bu

    insanın deber

    65

    maasaayip etmiş olur. 2) Bu söz, kişiyi bir tanıdığından yardım iste-meye teşvik etmek için de söylenir.

    meyen aş, ya karın ağrıtır ya baş: bk. Gönülsüz yenen aş ya ağıtır ya baş.

    ine hor bakan boynuna torba takar: Isine gereken önemi verme-yen kişi, gederek para kazanamaz olur. Yaşamını sürdürebilmek için de dilenmek zorunda kalır.

    ini kaş tutda yaz çıkarsa bahtına: Her tutulan iş, iyi sonuçlan-mayabilir. Önemli olan, başlanan işin bitirilmesidir. Sonuç kötü olursa dövünmenin bir yararı olmaz. Sonuç iyi çıkarsa sevinmememiz için bir neden kalmaz.

    insanın aynasıdır: İşine bağlı ve işini iyi yapan insanların genellik-le diğer huyları da iyi olur.

    İşin yoksa şahit ol, paran çoksa kefil ol: Şahit olan kişi, mahkeme-

    ye gide gele işinden gücünden olur. Kefil olan kişi, kefil olduğu kişi borcunu ödemezse, o borcu ödemek zorundadır. Bu yüzden de şahit olmaktan da kefil olmaktan da kaçınmak gerektiği düşünülür.

    İşleyen demir ışıldar: Çalışan kişi, çalıştıkça ustalaşır, hem kendine hem çevresine yararlı olur. Çalışmayan kişi, giderek bu duruma alışıp tembelleşir. Ne kendine ne de çevresine faydası dokunmaz olur.

    İş olacağına varır: Bazı işler, koşullar el verdiği sürece gelişir. Zor-lamak boşunadır.

    İşten artmaz dişten artar: İnsan, çok kazansa bile harcamasını bil-medikçe, yani tutumlu olmadıkça para artıramaz.

    tağzını kemik tutar: Kemik verilen it nasıl havlamayı keserse, çıkar-ai kişi de bir şeyler verilirse ağzını tutar ve ileri geri konuşmayı keser.

    İt öldürene sürütürler: Çığrından çıkmış olan bir işin düzeltilmesi,

    sebep olan kimseye yaptırılır.

    ik itin kuyruğuna basmaz: Kötü kişiler birbirlerini tanırlar. Birbirlerine zarar vermekten ve birbirlerinin yolunu kesmekten çekinirler.

    YanıtlaSil
  95. ATASÖZLERİ

    64

    verdiği söz bağlar. Kişilik sahibi bir insan, verdiği sözü tutar ve bu malıdır.

    İnsanın adı çıkacağına canı çıksın: Haklı veya haksız yere, insanin adı bir defa kötüye çıktı mı, ondan sonra yaptıkları hep o gözle deber, lendirilir. Adımızın kötüye çıkmaması için çok dikkatli davranmamız gerekir.

    m Is ka

    İnsanın alacası içinde, hayvanın alacası dışında: Bir insanın giy

    nişine, yüze gülüşüne bakarak hüküm vermemek, bazı davranışlanna da bakmak ve öyle hüküm vermek gerekir.

    İnsanın suyu bir, huyu bindir: İnsanlar şekil olarak birbirlerine ben zerler ama huylan bakımından birbirlerine benzemezler.

    İnsanın söylemezinden, suyun şarlamazından korkulur: Sessiz sessiz akan su, sele dönüştüğünde önüne gelen her şeyi sürükleye rek götürür. Bazı insanlar, sessiz, sakin dururlar ve renk vermezler. Buna aldanmamak gerekir. Böyle insanlar, çok sert bir tepki göste rebilirler.

    İnsan ayaktan, at tırnaktan kapar: Ayakları üşütmek pek çok hasta

    lığa sebep olabilir. Bu yüzden ayakları sıcak tutmak gerekir. Atın ise nazik yeri tırnağıdır, tırnağına dikkat edilmesi gerekir.

    Ip koptuğu yerden bağlanır: Ortada düzeltilmesi gereken bir durum varsa, önce bozulma nedenini saptamak, sonra onu ortadan kaldır.

    mak gerekir. Çünkü ip koptuğu yerden bağlanır. isin yanına varan is, misin yanına varan mis kokar: İvi kimseyle

    düşüp kalkan kişi iyi şeyler; kötü kimseyle düşüp kalkan kişi, kötü şey-ler yapmak zorunda kalır.

    İstediğini söyleyen, istemediğini işitir: Güzel şeyler söyleyen güzel söz; kötü şeyler söyleyen kötü söz duyar.

    İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü: 1) Insan, başkasın-dan bir şey istemeye utanır ama mecbur olduğu için utana sıkıla ister. İnsanlar birbirine muhtactır. Bu yüzden, olanağı olanın, kendisinden istenen bir sevi vermesi ya da yapması gerekir. Ver Vermez ya da yap-

    YanıtlaSil
  96. 317

    lûb-u Hakim: Edebi San'atlardan biridir. Sorulan bir suale, soranın halini nazara alarak başka bir sual gibi telâkki edip, ona göre cevab vermek demektir. Meselâ: Bazı Ashab Resulûllah'a (A.S.M.) hilalin ince başlayıp, kalınlaşarak bedr şekline gelip, sonra yine başladığı şekle dönmesinin sebebini sordular. Bunun cevabı onlara lâzım olmadığı için, Kur'an-ı Kerîm o vaziyetin neticesine terettüb eden hikmeti, yani ayın takvimcilik yaptığını söylemiştir. Çünki bu, soranlar için daha mühim ve anlaşılması kolaydır. daha

    Üslüb-u mücerred: (Sade üslûb) Bu üslûbta tabiilik, akıcılık, selâmet, kısalık, mânâ ve maksada kifayet sıfatları vardır. Bu üslüb, alet ilimlerinde, ders kitablarında, konuşmalarda ve beşerî muamelelerde kullanılır.

    Üslüb-u müzeyyen: (Ziynetli ve parlak üslüb). Bu üslüb tergib ve terhib (teşvik etme ve sakındırma) gibi hususları tazammun eder. Hitabiyat ve kullanılır. iknaiyatta

    Üslûb-perestlik: Kelâmın mâna ve maksada uygunluğuna değil de ifade tarzının güzelliğine önem vermek.

    -V-

    Vehb: (H.... 110) Tabiinden olan bu şahıs, rivayetlerin en İsrailî mühim kaynağı addolunur. Birçok İsrailiyatı havi kitabları okumuş ve tefsire de aktarmıştır.

    Vahîd: Yalnız, tek başına.

    Vahşet-abad: Issız, korku ve ürkeklik veren yer.

    Ve'd-i benat: İslâmiyetten Arapların evvel kız çocuklarını diri diri toprağa gömme adeti.

    Ve illâ: Yoksa, aksi takdirde.

    Veleh-resan-ı Ukul: Akılları hayrette bırakan.

    Vera': Arka.

    -Y-

    Ya eyyühel hoto: Ev vahşî, kaba dağ adamı.

    Yabis: Kuru.

    Ratb ve Yabis: Mc. Her ne ki.

    Her şey.

    Yafes: Hz. Nuh'un (A.S.) üçüncü oğlu. Tufandan sonra Hazar Denizi'nin

    YanıtlaSil
  97. 316

    İlm-i Bediin iki bölümünden ikinci bölümüdür.) Kelâmın lafzında olan ve göze hitab eden edebî san'atlar. Cinas, seci' gibi.

    -U-

    Ukad-ı Hayatiye: Can alıcı noktalar, hayat düğümleri. Bir şeyi meydana getiren aslî rükünler.

    Ulûhiyet-i sâriye ve hayat-ı sâriye: Vahdetü'l-vücud ehlince kullanılan tasavvufi tâbirler olup; İlâhi sıfatların ve hayatiyetin eşyaya sirayet etmesi, yani tecelli etmesi mânasında olan bu tâbirlerden, ehil olmayanlar:

    Allah'ın tecessümünü veya eşyaya hulül'ünü veya eşya ile ittihad ve ittisal'ini zu'metmek gibi bâtıl vehimlere düştüler.

    Bu mes'eleye dair Mesnevi-i Nuriye'den nakledeceğimiz veciz bir parağrafdan bu tabirler daha iyi anlaşılabilir:

    "Evet, delil içinde neticeyi görmek, âlemde sânii tarik-i müşahede etmek, istiğrakkârane cihetile cedavil-i ekvanda, cereyan-ı tecelliyat-ı İlâhiyeyi; melekütiyet-i ve eşyada, sereyan-ı füyûzatı; ve

    merâya-yı mevcudatta, sıfatı tecelli-i esmâ ve -yalnız zevken anlaşılır birer hakikat iken dıyk-ı elfaz sebebiyle, uluhiyet-i sariye ve hayat-ı sariye tabir ettiler.

    Ehl-i fikir, o hakaik-ı zevkiyeyi nazarın sıkıştırdığından, mekayisine çok evham-ı bâtılaya menşe' oldu."

    Ulûm-u mütearife: Herkes tarafından bilinen, gizli, kapalı bir tarafı kalmayan bilgiler. (Dünyanın yuvar-laklığı gibi.)

    Ulûm-u nazariye: Yalnız görüş halinde kalmış, tatbik-ata konulmamış ilimler teo-riler.

    Umûr-u mütenasibe: Ara-larında uygunluk ve münasebet bulunan şeyler.

    Umûr-u mütezadde: Ara-larında uygunluk olmayan biribirine zıt şeyler.

    Urûç: Yükselme.

    Urûk: Kök ve damarlar.

    -Ü-

    Üslûb-u Âli: Üstün ifade tarzı. Bu üslûbta, şiddet, kuvvet ve heybet vardır. Bu üslüb, İlâhiyat ve usul bahis ve tasvirinde kullanılır.

    YanıtlaSil
  98. TARINTE BUGUN

    - 1889-II. Abdülhamid'in dostluk amacıyla

    Japonya'ya gönderdiği Ertuğrul Fırkateyni battı.

    1909 - Türkiye'deki ilk dişçilik okulu açıldı.

    1959 - Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri vefat etti.

    1978 - İran'da bir dakika süren depremde 20 bin kişi öldü.

    EYLÜL

    16

    SALI

    24 1447 R.EVVEL

    RUMI: 3 EYLÜL 1441 HIZIR: 134

    BİR AYET Allah'ın va'di haktır. O üstün ve güçlü olandır hüküm ve

    hikmet sahibidir.

    Lokman Suresi: 9

    BİR HADİS

    Kıyamet Günü şefaatimle en çok mutlu olacak kişi, gönülden hâlis ve samimî olarak "Lâ ilahe illallah"

    diyendir.

    Müsned, 2: 7

    Arının dimağını, mikrobun gözünü tanzim eden Zat, senin ef'âl ve a'mâlini mühmel, başıboş, hesapsız, kitapsız bırakmayarak İmâm-ı Mübînde yazar. Ona göre muhaseben olacaktır.

    Mesnevî-i Nuriye

    YanıtlaSil
  99. TARİHTE BUGÜN

    M.Ö. 399-Socrates ölüm cezasına çarptırıldı.

    1918-Gümüşhane ve Maçka'nın kurtuluşu.

    ŞUBAT

    15 PAZAR

    BİR AYET

    Artık Rabbini hamd ile tesbih et ve Ondan bağışlanma dile; çünkü O tevbeleri kabul edendir.

    (Nasr: 3)

    27 1447

    BİR HADİS

    Biriniz esnerken elini ağzına getirsin.

    ŞABAN

    RUMI: 2 ŞUBAT 1441 KASIM: 100

    Misafir, yolunu düşünmeli. Nasıl ki bu odadan çıkacağım, diğer bir gün de dünyadan çıkacağım.

    İmsak Günes

    Öğle

    İkindi Aksam Yatsı

    Lem'alar

    İmsak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı

    YanıtlaSil
  100. TARİHTE BUGÜN

    - 1845 - Türk Polis Teşkilatı kuruldu.

    1920 - Şeyhülislâm

    Dürrîzâde Abdullah Efendi Kuvâ-yı Milliye aleyhinde bir fetvå verdi.

    1928 - "Türkiye devletinin dini, din-i İslâm'dır." cümlesi Anayasa metninden çıkarıldı.

    1950 - Fevzi Çakmak öldü.

    10

    PAZAR

    SUNDAY

    NİSAN

    APRIL

    BİR AYET

    Ey insanlar! Rabbinize kulluk edin ki takvâya erişesiniz.

    Bakara Suresi: 21

    BİR HADİS

    Mazlumun

    bedduasından sakın.

    Bir sineğe mağlup olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen aciz bir insanın uluhiyet dava etmesi ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu malumdur. Mektubat

    HİCRÎ: 9 RAMAZAN 1443 - RUMI: 28 MART 1438

    KASIM: 154 - GÜN: 100 KALAN: 265 - GÜN UZA.: 3 DK

    YanıtlaSil
  101. Hangi Dağda Kurt Öldü?

    "Birisinden beklenmedik bir davranış görüldüğünde şaşma ve sitem bildirmek için kullanılan söze", hangi dağda kurt öldü, deriz. Bu atasözünü beklemediğimiz kişiden olumlu bir yaklaşım gördüğümüzde hayretimizi dile getirirken kullanırız. Benzer bir durumu uzun zamandır sesi soluğu çıkmayan biri-nin bizi telefonla arayıp "Nasılsın?" demesiyle veya hiç selam vermeyen bir kimsenin hatırımızı sormasıyla da yaşarız. Bu tür kişilere temkinli yaklaşırız çünkü artık insanlar işi düşmedikçe pirbirini aramaz oldu.

    Şimdi bir özeleştiri yapalım, acaba biz yakınlarımızı hangi sıklıkla arıyoruz veya işimiz düşmeden de insanlarla bir araya gelmeye gayret gösteriyor muyuz?

    Bunu biraz düşünelim...

    Nasıl ki birlikte yenen bir yemek bile tek başına yenilen yemekten daha bereketli oluyorsa birlikte geçirilen anlar da bizim için diğer zamanlardan daha bereketlidir ve daha an-lamlıdır. Bu anlamın içinde biriken hatıraların da hayatımıza

    -119-

    YanıtlaSil
  102. ayrı bir güzellik kattığını söyleyebiliriz. İşin doğrusu budur fakat bir araya geldiğimiz her vakit böylesine kıymetli değil-dir. Arkadaşlık ya da akrabalık bağlarının bir sorun yumağına dönüştüğü zaman dilimleri de vardır. Bunun için sorunların kaynağına inilmesi gerekir. Sorunun kaynağında ise ortak yon-lerimiz ve değerlerimiz etrafında buluşamamak vardır.

    Gerçekten de bu büyük bir meseledir.

    Öyle ki bazı insanlar ile bir araya geldiğimizde ya da kimi ev ziyaretlerinde çok geçmeden kendimizi bir tartışmanın içinde bulabiliriz. Dünya görüşü birbirine zıt olan kimseler, "karşı" taraf olarak gördüğü kişi veya kişileri acımasızca eleştir-meye başlar. Yakınları tarafından dışlanan biri de bu ortamdan ve kendi düşüncesinden başkasına yaşam hakkı tanımayan kimselerden uzak durmayı tercih eder. Sonuç olarak, kalbiyle arasına mesafe koyduğu kimseleri ancak işi düştüğünde ara-yan bu tür kişiler, muhataplarının şaşırmasına veya sitemde bulunmasına neden olur.

    Elbette bu sorunun, daha doğrusu "Hangi dağda kurt öldü?" sözünün kaynağında başka sebepler de olabilir ama hiç değilse bir tanesine dikkatinizi çekmek istedik. Eğer ortak yönlerimizin ve değerlerimizin etrafında birleşmezsek bu ve benzeri meseleleri çözüme kavuşturamayız.

    Sahi, bizim ortak yönlerimiz ve değerlerimiz nelerdir?

    Aynı vatan,

    Aynı bayrak,

    Aynı ezan,

    Aynı devlet çatısı altında yaşamaktır ve yine aynı tarihe, aynı kültür ve coğrafyaya sahip olmaktır.

    Bunca değeri görmezden gelirsek, nankörlük etmiş olmaz mıyız?

    - 120-

    YanıtlaSil
  103. Bakınız, son yıllarda aramıza kötülük tohumları ekmek isteyenlerin bir amacı da içimizde yükselen bu değerleri aşağı çekmektir ya da çamur atmaktır. Zaten onların en iyi yaptığı şey de bu değil midir? Bizim yapacağımız şey ise hiç kimseyi ötekileştirmeden sorunları kaynağında çözmek olmalıdır. Bize bir adım gelene, birkaç adım gitmek olmalıdır. Dahası, birbi-rimizi dualarda bile hatırlayıp sevmek olmalıdır.

    Dualarınız içten, sevginiz yürekten olsun.

    YanıtlaSil
  104. 483

    İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    «Hiç tasalanma! Allah, bizimledir!» buyurmuştu. (329)

    Kendilerini tutup müşriklere teslim ederek yüzer deve mükafat almak sevdasile izleyip duran (330) Süraka b. Cüşum'u gördüğü za-man, Hz. Ebû Bekir, yine endişelenmiş «Yâ Resülallah! İşte, atlı gelip bize yetişti!» demişti.

    Peygamberimiz:

    «Hiç tasalanma! Allâh, bizimledir! buyurmuştur. (331)

    Enes b. Målik der ki Resûlullah Aleyhisselâm, insanların en gü-zeli, en Cömerdi ve en Şecâatlısı idi.

    Medine'de bir feryad, korkulu bir hal oldu mu, Peygamber Aley-hisselâm, hemen Ebû Talha'nın, Mendub diye anılan atını emâncten

    alıp üzerine atlar, feryadın geldiği yere yetişirdi. Hiç bir feryad ve imdad sesi duyulmazdı ki, Mendub'un, oraya bir deniz gibi, su gibi akıp revan olduğunu görmeyelim.

    Halbuki, o, çok yavaş ve ağır yürüyen bir at idi, hiç te, yürügen değildi.

    Bir gece, Medineliler, bir feryad işitip korkmuşlar, hemen, sesin geldiği tarafa doğru gitmişlerdi.

    Resûlullah Aleyhisselâm ise, onları, geride bırakarak ilerlemiş, se-sin geldiği yere yetişmiş, durumu inceleyip dönerken, halk ile karşılaş-mıştı.

    Kendisi, Ebû Talha'nın çıplak atının üzerinde, kılıcı da, boynun-da asılı bulunuyor ve (Hiç korkmayınız! Hiç korkmayınız!) buyuru-yordu.» (332)

    Hz. Ali «Bedir savaşı günü, savaşmağa hazırlanıldığı sırada, Re-sûlullah Aleyhisselâm'a sığınarak korunmuştuk!

    O zaman O, insanların en şiddetli savaşanı idi.

    Müşriklerin saflarına O'ndan daha yakın bir kimse bulunmayor-

    du. demiştir. (333)

    (339) Tevbe sûresi: 40

    (330) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 263

    (331) Buhari Sahih c. 4, s. 190

    (332) İbn-i Sa'd Buhari Tabakat c. 1, s. 373, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 185, Sahih c. 3, s. 228, Müslim Sahih c. 4, s. 1802-1803

    (333) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 23, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 126

    YanıtlaSil
  105. AHLÂK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLÂKI

    483

    Mikdad b. Amr, Peygamberimizin, Uhud savaşındaki Şecâat ve se-batını anlatırken der ki «Kendisini, hak din ve kitabla Peygamber gön-deren Allah'a yemin ederim ki: düşmanın saldırıları karşısında, Re-sûlullâhın, bir karış bile gerilediğini görmedim.

    Eshabından bir kısmı, bir kerre Onun yanında toplandılar, bir kerre de, Onun yanından dağıldılar.

    Resûlullâhın, arada sırada, ayakta dikilerek, düşmanı gerilete-cek derecede, yayı ile ok, ya da, taş attığını görmüşümdür.

    Resûlullâh, tıbkı askeri bir Birlik gibi sebat etmekte, yerinden ayrılmamakta idi!» (Vakıdî-Megazi c. I, s. 240)

    Uhud savaşında Kureyş müşriklerinden Übeyy b. Halef «Muham-med, nerededir?» diyerek soruyordu. (334)

    <> buyurdu. (336)

    Hemen, Hâris b. Sımme'nin Mızrağını eline aldı.

    Sonra, Sahâbilerine, Puğur devenin silkinmesi gibi silkindi. Onla-

    rı, devenin, sırtından sineklerin uçup dağılışı gibi, başından dağıttı! (337)

    ladı. Peygamberimizin, o sıradaki celâdeti hiç kimsede yoktu. (338) Peygamberimiz, davranınca, Übeyy b. Halef, dönüp kaçmağa baş-

    Peygamberimiz «Ey yalancı! Nereye kaçıyorsun?!» diyerek seslen-di. (339) ve onu, boynunun, miğferle zırh gömleğinin yakası arasında-ki kısmından vurup yaraladı.

    Übeyy b. Halef, sığır böğürür gibi böğürerek atından yere yuvar-landı! (340)

    (334) Kadı Iyaz Sifâ c. 1. s. 86

    335) İbn-i İshak. İbn-i Hisam Sire c. 3. s. 89

    ( (336) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 46

    (337) ibn-i İshak. İbn-i Hisam Sire c. 3. s. 89. Valkidi Megazi c. 1, s. 251

    (338) Vakıdi Megazi c. 1, s. 251

    (339) Taberî Tarih c. 3, s. 20

    (310) Vakıdî Megazi c. 1, s. 251, Taberî Tarih c. 3, s. 20, Hâkim Müstedrek c. 2, s. 327

    YanıtlaSil
  106. بسم الله العمر الحي

    ÖN SÖZ

    Yüce Allah, yarattıkları arasında en çok değer verdiği; akıl, fikir ve irade ile donattığı; peygamber ve kitaplarla doğru yolu gösterdiği insanı kendisine "ibadet" etmesi için yaratmış, şükretmesi için de sayısız nimetler vermiş fakat onu bu konuda zorlamamıştır. İnsanlar, kendi iradeleri ile iman edip itaat ederler veya inkâr edip isyan ederler.

    İnsanları dilleri, renkleri, cinsiyetleri, fizyolojik ve biyolojik yapıları, boyları ve endamları ile farklı biçimlerde yaratan, rızık verip yaşatan Yüce Allah'tır. Bu itibarla Allah insanları dilleri, renkleri ve cinsiyetlerine göre değil, iman ve itaat veya inkâr ve isyanlarına göre değerlendirir, över veya yerer. Ceza veya mükafatlarını buna göre verir. Kur'ân'da insanlar bu açıdan ele alınmış; inanç, söz, fiil ve davranışlarına göre değerlendirilmiştir. Bu değerlendirilmede çeşitli kavramlar kullanılmıştır. Bu kavramlarla insanlar, hem tanıtılıp nitelenmiş hem de övülmüş veya yerilmiştir.

    İlahi iradenin iyi anlaşılabilmesi ve Allah'ın istediği niteliklere sahip bir insan olunabilmesi için insanları tanıtan kavramların ve bu kavramlara yüklenen anlamların iyi bilinmesi gerekir. Aksi takdirde bu durum, insan-ları kavram kargaşasına götürdüğü gibi "doğru yol”dan sapmalara da yol açabilir. Bu nedenle Kur'ân kavramlarının iyi tahlil edilmesi ve anlamlarının iyi bilinmesine ihtiyaç vardır.

    Doktora tezi olarak "Kur'ân'da Zulüm Kavramı"nı hazırlamıştım. Bu çalışmanın devamı olarak Kur'ân'ın insanı niteleyen temel kavramları ile ilgili makaleler yazdım ve bunların bir kısmı Diyanet İlmi Dergi'de bir kısmı Diyanet Aylık Dergi'de yayımlanmıştı. Bu makalelerden bazıları "Kur'ân'da Dört Kavram" adı ile altı kitap olarak basılmıştı. Bu altı kitabı ve bu ki-taplarda yer almayan diğer makaleleri birleştirip ciltli bir kitap olmasını

    YanıtlaSil
  107. KUR'AN'IN TEMEL KAVRAMLARI

    arzu ettik. Bu itibarla insanları iman, amel, ahlak, söz, eylem ve davranış açısından niteleyen,

    Din, Millet ve Ümmet,

    Şeriat,

    İman, İslam ve İhsan,

    İbadet ve İtaat,

    İttiba ve İcabet,

    Adalet ve Kıst,

    Birr,

    Takva,

    Sidk ve İhlas,

    Salih Amel,

    İstikamet,

    Sabır ve Şükür,

    Cehalet, Sefahat ve Gaflet,

    Nisyan,

    Cürm ve Fūcur,

    Kunut, Huşû', Hudû' ve İhbât,

    Fuhş,

    Fısk ve Küfr kavramlarını bu kitapta topladık.

    Kitap, giriş ve yirmi dokuz bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, Kur'an'ın anlaşılmasında kavramların önemini dile getirdik ve Kur'ân'da "insan"ı niteleyen kavramlarının bir listesini verdik.

    Kitapta yer alan kavramlar Arapça sözlükler, Vücuh ve Nizair, Meâ-ni'l-Kur'an ve Tefsir kitaplarından yararlanarak hazırlanmıştır.

    Görmek isteyenler için ayet ve hadis metinleri metin ile referanslar metin içerisinde verilmiştir.

    Başarı ve hidayet Allah'tandır.

    14

    Prof. Dr. İsmail Karagöz

    Düzce-2021

    YanıtlaSil
  108. لبته م الله الرحمن الرحيم

    GİRİŞ

    Kur'ân, insan için, insanı iyiye ve doğruya sevk etmek, insanın dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamak için gönderilmiştir.

    Yüce Allah, insanı, iyiye ve doğruya çağırmış; ama onu bu konuda zor-lamamış, inanç, söz, eylem ve davranışlarında serbest bırakmıştır. Eğer serbest bırakmasaydı bütün insanların inanç, söz, eylem ve davranışları aynı olurdu. Fakat vakıa böyle değildir. Böyle olmadığı için insanların ahlakı da birbirlerinden farklıdır. Kimisi yaratılış gayesine uyarak Allah'ın dosdoğru yolunda yürürken kimisi şeytanın batıl yolunda yürür. Kimisi kafir, kimisi můmin; kimisi isyankar, kimisi itaatkâr; kimisi adil ve muttakî, kimisi zalim ve fasıktır.

    İşte Allah, insanların bu ahlaki niteliklerini, inanç, söz, eylem ve davra-nışlarını çeşitli kavramlarla anlatır, değerlendirir, över veya yerer.

    Yüce Allah, insanları fiziki yapıları, cinsiyetleri, dilleri, renkleri ve ne-sepleri itibariyle değerlendirmez. Çünkü bütün insanları yaratan O'dur. (bk. Bakara, 2/21) Dilleri, renkleri, ırkları ve cinsiyetleri ne olursa olsun bütün in-sanlar Adem'in (a.s.) çocuklarıdır. (bk. Ar'al, 7/189; Zümer, 39/6) Bu itibarla kardeş-tirler. Yaratılış itibariyle birbirlerinden farkları yoktur. Hepsi bir anne ve bir babadan meydana gelmişlerdir. (bk. Hucurăt, 49/13) Zaten fizyolojik yapılarının, ırk ve renklerinin oluşumunda insanların bir etkisi de söz konusu değildir. Bu sebeple ahirette kimseye nesebinden sorulmayacaktır. (Bk. Mü'minün, 23/101) İnsanlar, dünyada olduğu gibi ahirette neseple övünemezler. (Ma'minûn, 23/101) Çünkü ahirette nesep itibariyle yakınlığın bir faydası yoktur. Zira o gün dost dostun hâlinden sormaz. (ble. Mearic, 70/10) Hatta kişi annesinden, babasın-dan, eşinden ve oğullarından kaçar. (bk. Abese, 80/34-36) Dahası kâfirler; azap-tan kurtulabilmek için oğullarını, eşlerini, kardeşlerini, kendilerini içinde

    1 Kehf, 18/29; Bakara, 2/256; Şara, 42/15, 20; Fussilet, 41/46; Casiye, 45/15; Kâfirûn, 109/1-6.

    YanıtlaSil
  109. KURAN'IN TEMEL KAVRAMLARI -II-

    Prof. Dr. İsmail KARAGÖZ

    کول

    YanıtlaSil
  110. م الله الرحمن الرحيم ليش

    "İttiba" kelimesi, ibadet ve itaat kelimeleri ile eş anlamdadır. Bu bölümde "ittiba" kelimesini tahlil etmeye çalışacağız.

    I. İTTİBANIN ANLAMI

    1. Sözlük Anlamı

    Sözlükte bir şeye tabi olmak, uymak, ardından, izinden yürümek, bir şeye meyletmek ve taklit etmek anlamlarına gelir.

    2. Kur'ân'daki Anlamı

    "İttiba" kelimesi Kur'ân'da şu anlamlarda kullanılmıştır:

    a) Takip Etmek, Peşinden Gitmek

    Mesela şu ayetlerde bu anlamdadır.

    وَجَاوَزْنَا بِبَنِي إِسْرَاءِيلَ الْبَحْرَ فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْيًا وَعَدْوًا

    "İsrailoğulları'nı denizden geçirdik. Firavun da askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onlan takibe koyuldu." (Yanus, 10/90; bk.

    Mü'minün, 23/42; Naziat, 79/6-7)

    فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَةٌ

    "O halde, Biz Kur'ân'ı okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy." (Kıyamet,

    75/18)

    Mesela şu ayette bu anlamdadır.

    YanıtlaSil
  111. م الله الرحمن الرحيم ليش

    "İttiba" kelimesi, ibadet ve itaat kelimeleri ile eş anlamdadır. Bu bölümde "ittiba" kelimesini tahlil etmeye çalışacağız.

    I. İTTİBANIN ANLAMI

    1. Sözlük Anlamı

    Sözlükte bir şeye tabi olmak, uymak, ardından, izinden yürümek, bir şeye meyletmek ve taklit etmek anlamlarına gelir.

    2. Kur'ân'daki Anlamı

    "İttiba" kelimesi Kur'ân'da şu anlamlarda kullanılmıştır:

    a) Takip Etmek, Peşinden Gitmek

    Mesela şu ayetlerde bu anlamdadır.

    وَجَاوَزْنَا بِبَنِي إِسْرَاءِيلَ الْبَحْرَ فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْيًا وَعَدْوًا

    "İsrailoğulları'nı denizden geçirdik. Firavun da askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onlan takibe koyuldu." (Yanus, 10/90; bk.

    Mü'minün, 23/42; Naziat, 79/6-7)

    فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَةٌ

    "O halde, Biz Kur'ân'ı okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy." (Kıyamet,

    75/18)

    Mesela şu ayette bu anlamdadır.

    YanıtlaSil
  112. KUR'AN'IN TEMEL KAVRAMLARI

    الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَا أَنْفَقُوا مَنَّا وَلَا أَذًى لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

    "Mallannı Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de." (Bakara, 2/262, bk (bunlan) başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin Rableri katında mükafatlan

    Aral , 7/175, Mü'minün, 23/44, Kasas, 28/42; Mürselåt, 77/17)

    c) Lanet Kelimesi İle Birlikte Kullanıldığında Lanet Etmek Mesela şu ayette bu anlamdadır.

    وَاتَّبِعُوا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيمَةِ

    "Onlar, hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lanete uğratıldılar."

    (Had,11/50)

    ç) Birinin İnancına, Görüşüne, Davetine ve Yoluna Uymak, Birine İtaat Etmek

    Mesela şu ayette bu anlamdadır.

    وَلَئِنْ آتَيْتَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ بِكُلِّ آيَةٍ مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَ وَمَا أَنْتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُمْ بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ

    "Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen

    onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onlann kıblesine uyacak değilsin.

    Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar." (Bakara, 2/145)

    "Ittiba" kelimesi Kur'ân'da daha çok bu anlamda kullanılmıştır. Bu an-lamda "ittiba", "itaat" kelimesi ile eş, "isyan" kelimesi ile zıt anlamdadır. Şu ayette bu husus açıkça görülmektedir:

    إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَى إِلَى إِنِّي أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

    "Ben ancak bana vahyolunana uyanm. Eğer Rabbime isyan edecek olur-sam, elbette büyük bir günün azabından korkarım." (Yanus, 10/15)

    "Ittiba" kelimesi, Allah açısından olumsuz yani Allah'ın başka bir varlığa itiba'nın söz konu olmadığı, insanlar açısından ise Allah'a, Peygamber'e, Kur'an'a, hakka ve doğruya ittiba emredilmiş ve ittiba edenler övülmüş; buna mukabil şeytana, batıla, kötü insanlara, arzu ve hevese ittiba men edilmiş

    18

    YanıtlaSil
  113. İTTİBA KAVRAMI

    ve uyanlar yerilmiştir. Dolayısıyla kelimenin bu anlamını iki kategoride değerlendireceğiz.

    II. ALLAH AÇISINDAN

    Bütün varlıkları yaratan, yaşatan ve onları terbiye eden Allah'tır. Allah'ın herhangi bir varlığa uyması söz konusu değildir. Bu husus, Kur'ân'da şöyle ifade edilmektedir:

    وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ أَهْوَاءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمْوَاتُ وَالْأَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ

    "Eğer hak onların arzulanna uysaydı gökler ve yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi." (Mü'minan, 23/71)

    Ayette geçen "hak" kelimesi ile kast edilen, ayetin muhtevasından da anlaşılacağı üzere Allah'tır. "el-Hak", Allah'ın güzel isimlerinden biridir.

    III. İNSANLAR AÇISINDAN

    İnsanlar, çifte yetenekli olarak yaratılmışlardır, hayra da şerre de kabi-liyetleri vardır. (Şems, 91/8) Yüce Allah, insanların doğruya uyabilmeleri için onlara akıl, peygamber ve kitap ile rehberlik etmiş, ancak onları bu konuda zorlamamıştır. Bu itibarla hakka uyanların yanında batıla uyanlar da vardır. Yüce Allah, Kur'ân ve Peygamber'i ile insanları hakka uymaya teşvik etmiş, batıla uymaktan sakındırmıştır. "İttiba" kavramının geçtiği ayetlerde bu iki hususu görmekteyiz.

    1. İstenen ve Teşvik Edilen İttiba

    Yüce Allah'a, Peygamber'e, Kur'ân'a, hakka, sırat-ı müstakime uyulması istenmiş ve teşvik edilmiştir. İstenen ve teşvik edilen ittibanın çeşitlerini şöyle sıralayabiliriz:

    a) Allah'ın Rızasına İttiba

    أَفَمَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَ اللَّهِ كَمَنْ بَاءَ بِسَخَطٍ مِنَ اللَّهِ وَمَأْوَيهُ جَهَنَّمُ

    "Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın gazabına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir?" (Al-i Imran, 3/162)

    "Allah'ın rızası" ile maksat; Allah'ın hoşnut olduğu inanç, eylem ve dav-ranışlardır.

    00-1900

    YanıtlaSil
  114. 756

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    YÜZ BEŞİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:

    Allahım.

    Ey celal, ikram, fazl, kerem ve in'am sahibi, şanı yüce, nimeti her kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allahım. şeye şamil, ken

    Muhammed'e, âline, ashabına salât eyle. Çokça, tam manası Ile, TAYYİB, içinde bereketler bulunan salât eyle.

    Hem de, bol, güzel, Yüce Allah'ın mülkü devam ettikçe devamlı...

    Bu cümlede geçen:

    TAYYİB.

    Lafzı için şu tabir kullanılmıştır: Öyle bir selamla selam eyle ki, bu şekilde salât ve selâm getirenlerin kendilerine ve afaka güzel ko kular yayıla..

    Üstte geçen:

    Allahım.

    Hitabından sonra, cümlenin sonunda:

    Allah'ın mülkü..

    Diye tekrar bir başka yoldan Yüce Allah'ın isminin anılması, te-lezzüz, mahabbet izharı ve şevkten ötürüdür.

    **

    YÜZ ALTINCI SALAVAT-I ŞERİFE:

    Allahım.

    Ey zat ve sıfatında Mahmud olan merhametli ve sevgili Rabbımız şanı büyük Allah..

    Muhammed'e ve ALİNE salât eyle..

    Bu cümlede geçen:

    AL.

    Lafzından murad şunlardır: Resulüllah S.A. efendimizin bütün ashabı, zevceleri, zürriyetleri, yardımcıları, yakınları, kendisine tabi olan ümmetleri.

    Hem de FEZA dolusu kadar.

    Bu cümlede geçen:

    FEZA.

    Lafzı ile, şunlar anlatılmaktadır: Semaların birbirleri arasındaki

    boşluklar, sema ile yer arasındaki boşluk.... Yani: Resulüllah S.A. efendimize olan salat bu kadar çok olsun. Bir başka manaya göre de şu demeğe gelir:

    Bu boşlukları dolduracak darı, susam, hardal, bunlara ben-cak diğer şeylerin sayısı ka-zeyen küçük şeylerle bu boşlukları dolduracak dar Resulüllah S.A. efendimize salât eyle.

    - Semadaki yıldızların sayısı kadar..

    Semadaki yıldızların sayısını Allah'tan başka bilen yoktur.

    Tartida semalara denk olsun. Bu ana kadar yarattıkların, ve kıyamete kadar yaratacakların sayısı kadar bir salât olsun.

    YanıtlaSil
  115. KARA DAVUD

    757

    Bu cümle ile anlatılmak istenen mana şudur:

    Bu ana kadar yarattığın, bundan sonra taa, kıyamete kadar yara-tacakların sayısı kadar, Resulüllh S.A. efendimize ve onun âline sa-Jat eyle. Saygı faziletleri gönder.

    Bizleri dahi, bu sayılanlar kadar salavat okumuş gibi üstün fay dalara lylliklere, lütuf ve keremlere nail eyle.

    YÜZ YEDİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE

    Allahım.

    Ey lütfu ihsanı bol, cümle iyilikleri ve fillleri güzel olan şanı bü-yük kendisinden başka ilah olmayan Allahım.

    Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle. Yani: Resulüllah S.A. efendimizin tabi olan ümmetine..

    - İbrahim'e salât eylediğin gibi..

    İbrahim a.s. peygamber, Resulüllah S.A. efendimizin en büyük

    babasıdır.

    Muhammed'e ve Muhammed'in âline bereket ihsan eyle. İbra-eyle. him'e ve İbrahim'in âline Alemlerde bereket ihsan eylediğin gibl..

    Bu salavat-ı şrifede geçen bereket, ihsan edilen nimetlerin gün gün artması, manasına gelir.

    - Çünkü sen: Hamid'sin.

    Yanı: Yüce zatında kemalât ile övülmektesın.

    -Mecid'sin.

    Cümle mahluk üzerine türlü türlü in'am ve ihsan edicisin.

    Bu salavat-ı şerife ashab-ı kiramdan Ebu Mes'ud Ansari Bedri ta-rafından rivayet edilmiştir.

    Allahım.

    Ey dualara icabet eden, ihtiyaçları yerine getiren, şanı büyük

    kibriyası Yüce Allah..

    - Ben, senden..

    Günahkar, mücrim, aciz, zelil, fakir, miskin, her an mağfiret ve rahmetine muhtaç kulun; Gani Kerim Gafur Rahim zatından tazar-ru ve niyaz ederek:

    AF ve AFİYET istiyorum.

    Bu cümlede geçen:

    AF.

    Kelimesinin ifade ettiği mana şudur: Cümle ayıplardan günah-lardan, isyandan, geçilmesi..

    AFİYET..

    Lafzının ifade ettiği mana ise, şudur: Büyük nimetler, güzel ih-sanlar, Afetlerden, kederlerden selâmet bulmak.

    nin, dün Ahiret İşlerimde..

    YanıtlaSil
  116. 758

    DELAIL I HAYRAT SERHI

    Allahım, dinime, iyi amellerime, Ibadet ve tantima afet, keder, ri Bu cümlede ifade edilen kelimelerin manaları stгалі не зöyledir ya, ucup, diğer isabet edecek sevimsiz şeylerden selamet ihsan etmeni İsyanımı ve günahlarımı bağışlamanı isterim.

    Dünyamda, vücuduma, malima, ayalime, yakınlarıma, baria tabi den, elemlerden, sair lanbet etmesi mümkün afetlerden selamet Ihsan olanlara, ahbabuna ve aşinalarıma, cümle din kardeşlerime mihnetler-etmeni dilerim.

    Ahirette ise.. dünyada işlediğim masiyet ve günahlarım dolayısı lle muaheze etmeyip af mağfiret etmeni; o günün şiddetinden, azap, Itap ve ikaplarından selamet vermeni isterim.

    Bu cümlelerin daha açık şerhil manası şudur:

    Ailahım, dinimde, dünyamda ve ahiretimde; bir göz açıp kapaya cak kadar zamanı kendime bıraktığın için işlediğim hataları, ayıpları mu, dolayısı ile müstahak olduğum cezaları sırf lütfunla kereminle ba ğışlamanı istiyorum,

    Lütfunla kereminle bana verdiğin cümle Ihsanını afet ve keder Isabetinden koru. Selametle üstün nimetlerin, güzel ihsanlarının din, dünya ve ahirette devam ve sebatını tazarru ve niyaz ederim.

    AF VE AFİYET DUASI

    Sehl b. Abdillah Rh. şöyle anlattı:

    -Müminlere, tasdik ve imanda, ihlas kelimesi olan kelime-i tevhidden sonra AF ve AFİYET'ten daha büyük bir nimet ihsan edil medi.

    Ibn-1 Mace, Ebu Hüreyre'nin r.a. rivayeti ile, Resulüllah S.A. efen-dimizin şöyle buyurduğunu anlattı:

    «Allahım, din, dünya ve âhirette senden af ve aflyet isterim. Allahın, bize dünyada İyilik ver; âhirette iyilik ver ve ateş bizi aza-bından koru.

    Diyerek niyaz ederse, melekler onun bu niyazına:

    Amin!

    Derler. (1)

    Sehliye nüshasında, bu salavat, üstteki gibidir. Ancak, bazı nüs-halarda bu salavat-ı şerifenin üç defa okunacağı kaydı vardır.

    Devam edellm:

    Allahım, bizi güzel setrinle setreyle.

    Bu cümlenin daha açık manası şudur:

    Ey günahları bağışlayan ayıpları örten şanı büyük Allahım.

    Biz asi, mücrim, günahkâr kullarının ayıp, günah cürüm ve 15-yanımızı ört.

    (1) Bu duanın Arapça okunuşu şöyledir:

    Allahümme, inni es'elükel-afve vel-afiyete fid-dini ved-dünya vel-Ahireti. Al lahümme Rabbena Atina fid-dünya haseneten ve fil-Ahireti haseneten ve kına azaben nari.

    YanıtlaSil
  117. KARA DAVUD

    759

    Dünya ve âhirette, cümle ayıplarımızı ve günahlarımızı, muhale-fet ve aykırı hareketlerimizi tümden kereminle ört. Hiç biri ile bizi rüs-vay etme.

    Resuiüllah S.A. efendimiz, yukarıda anlatılan dua ile beraber, şu şekilde dua ederdi:

    «Allahım, bizi güzel setrinle setreyle. Allahım, sen affedensin; affı ve afiyeti seversin. Beni affeyle.» (1)

    Güzel setrinle, günahların setredilmesini isteyenlere o düşer ki İnsanların ayıplarını setreyleyeler.. Yani: Gizleyeler..

    MÜSLÜMANLARIN AYIPLARINI ÖRTMEK

    Bu manada, Sahih-i Müslim'd Resulüllah S.A. efendimizin şu ha-dis-i şerifi anlatıldı:

    «Her kim, bir müslümanın ayıbını örterse.. Yüce Allah o kim-senin dünya ve âhirette ayıplarını örter.>>>

    Üstte (metinde) geçen duânın üç defa okunacağına dair bazı nüs-halarda kayıt vardır. Ancak, Sehliye nüshasında böyle bir kayıt yok-tur.

    YÜZ SEKİZİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:

    Bu salavat-ı şerifeden evvel. (bizim metinde gözükmüyor) SA işa-reti, (yani: Arapça SAD ile AYN harfi) vardır. En doğrusunu Allah bilir; ama burada anlatılmak istenen mana şu olsa gerektir:

    Bu salavat-ı şerife cuma günü okunacaktır.

    Bu okunacak salavat-ı şerifenin başı bu kısımdan itibaren başlar. Sonu ise.. sayfa 809 da biter. Yani:

    Allahım senin azim hakkın için isterim.

    Diye başlar:

    Salavat-ı şerifeye başlayalım:

    Allahım..

    Ey zat ve sıfatında şerikten ve nazirden münezzeh kemal vasıfla-⚫rı ile muttasıf olan, nimeti her şeye şamil Allahım.

    Senin büyük hakkın için istiyorum.

    Bu cümlenin daha açık manası şudur:

    Ben, zaif, zelil kulun, Gani Kerim Rauf Rahim zatına tazarru ve niyaz edip cümle mahlukatın üzerinde bulunan büyük hakkın için is-terim.

    (1) Bu duânın Arapça okunuşu şöyledir:

    <Allahümmestürna bisetrikel-cemili, Allahümme inneke afüvvün tühibbülafve vel-afiyete fa'fü anni.

    YanıtlaSil
  118. 760

    DELAILI HAYRAT ŞERHİ

    Vech-i kerimin nuru hürmetine..

    Yani: Kerim zatının nuru ile bahası hürmetine niyaz ederim.

    ARŞ KÜRSİ

    Arş-ı Azim'in hakkı için.

    kürsiden daha büyüktür. Bunların cümlesi, yüce arşın altında bir kü-Ars: Cüsse ve cirim itibarı ile, yedi kat yerler ve gökler; sidre. çük halka kadar olur.

    Yaratılmışların yaratıcı üzerinde hakkı olması muhaldir. Böyle

    olduğu halde:

    Hakk.

    Tabirinin kullanılması, o eşyaların sabit olması, Allah katında on-ların değeri büyük olması icabı:

    Hakk.

    Tâbiri kullanıldı. Bunun, buradaki manası:

    - Hürmetine.

    Demektir.

    - Kürsî'nin taşıdıkları hürmetine.. Meselâ:

    Yedi kat göklerin üstündedir; arşın altına düşer. Kürsi, arştan sonra, cümle mahlukun büyüğüdür. Yedi kat gökler ve yerler onun al-tında iken, sema altına konan bir yumurta kadar olur. Onun taşıdık-ları şu şeylerdir:

    Azametinden, celâlinden, cemalinden, behandan, kudretinden, sultanından sayılanlar..

    Yani: Bütün isimlerin hürmetine isterim.

    Ve.. şu isimlerin hürmetine ki; onlar katında pek saklıdır. Hal-kından hiç kimse ona müttali olamaz.

    Bilhassa, burada:

    Allahım, o isimler hürmetine ki, o isimlere hiç kimseyi mutta-ii kılmadın.

    Demek manası saklıdır. Devam edelim:

    Allahım, şu ismin hürmetine isterim ki: Onu gece üzerine koy-dun, karanlık etti; gündüz üzerine koydun, aydınlattı; semalara koy-dun, direksiz durdu; dağlar üzerine koydun, çakılı kaldı; denizlere ve derelere koydun, kaynaklar fışkırdı sular kaynadı bulutlara koydun, yağmurlar yağdırdı.

    İşbu sebepledir ki: Bulutlar sık, seyrek, kuvvetli, zayıf, hafif, ka-lın; hâsılı: Emredildiği şekilde yağmurlar yağdırdı.

    isim ism-1 azam ola. O ise.. yakinen bilinmeyen, gizli llâhî sırlardandır. Şu da muhtemeldir ki, bütün bu eşyalara müessir olan, mübarek

    Hakkın büyük isimlerinden her bir ismin havasının tesirinde buluna. Şu durum da muhtemeldir: Bu anlatılan eşyaların her biri, Yüce Cünkü Yüce Hakkın mübarek isimlerinden her birinde, türlü türlü sır-lar ve özellikler, faydalar ve yararlar vardır.

    YanıtlaSil
  119. KARA DAVUD

    761

    الكريمِ وَبِحَقِّ عَرْشِكَ العَظيمِ وَبِمَا جَمَلَ كُرْتُكَ مِنْ عَظَكَ وَجَلَا لِكَ وَجَمَالِكَ وَ انَكَ وَقَدْرَيكَ وَسُلْطَانِكَ وَوَ أَسْمَائِكَ الْمَخْرُونَةِ المَكْنُونَةِ التي لَمْ يَطَّلِعَ عَلَيْهَا احَدٌ مِنْ خَلْقِكَ اللهُمَّ وَاسْأَلُكَ بِالاسم الذي وَضَعَتَهُ عَلَى لَيْلِ فَاظْلَمَ وَ عَلَى النَّهَارِ فَاسْتَنَارَ وَعَلَى السَّمَوَاتِ فَاسْتَقَلَتْ من وَعَلَى الْأَرْضِ فَاشْتَقَرَتْ وَعَلَى الْجَالِ فَارْ وعَلَى الْمَارِ وَ الْأَوْدِيَةِ فَجَرَتْ وَعَلَى الْعُيُونِ فَعَت وَعَلَى السَّحَابِ فَامْطَرَتْ وَأَسْلَكَ اللهمَّ بِالأَسْمَاءِ المَكْتُوبَةِ فِي جَهةِ إِسْرافيل عَلَيْهِ السَّلَامُ وَبِالْأَسْمَاءِ المَكْتُوبة في جهة جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السَّلَامُ وَعَلَى المَملكة

    el-kerimi ve bihakkı arşik'el-azimi ve bima hamele kürsiyyüke min azame tike ve celâlike ve cemalike ve behai-ke ve kudretike ve sultanike ve bihak-kı esmaik'el-mahzunet'il-meknunetille-ti lemyattali' aleyha ahadün min hal-kike.

    Allahümme ve es'elüke bil-ismil-lezi veda'tehu alel-leyli feazleme ve alen-nehari festenare ve ales-semavati festakallet ve alel-arzi festakarret ve alel-cibali feerset ve alel-bihari vel-ev-diyeti feceret ve alel-uyuni fenebaat ve eles-sehabi feerntarat.

    Ve es'elükellahümme bil-esmail mektubeti ficebheti İsrafile aleyhisse-lâmü.

    Ve bil-esmail-mektubeti ficebheti Cibrile aleyhisselâmü.

    Ve alel-melåiketi

    Arş-ı azimin hakkı, kürsinin taşıdığı şeyler hürmetine.. Meselâ: Azametin-den, celâlinden, cemalinden, kudretinden, sultanından sayılanlar..

    Ve.. Şu isimlerin hürmetine ki: Onlar katında pek sakıdır. Halkından hiç kimse ona muttali olamaz.

    Allahım, şu ismin hürmetine ki: Onu gece üzerine koydun, karanlık etti; gündüz üzerine koydun, aydınlattı; semalara koydun, direksiz durdu; dağlar üzerine koydun, çakılı kaldı; denizlere ve derelere gözelere koydun, kaynaklar fış-kırdı; sular kaynadı; bulutlara koydun, yağmurlar yağdırdı.

    Allahım, senden isterim: İsrafil aleyhisselâmın alnında yazılan isimler hür-metine; Cibril aleyhisselânın ve cümle mukarreb meleklerin alnında yazılan isim-ler hürmetine...

    **

    (Devamı: 763. Sayfada)

    YanıtlaSil
  120. 277

    DEYİME

    sonunu getirmek (bir işin): O işi başarıp bitirmek.

    sonradan görme, gâvurdan dönme: Sonradan görme olan bir ki senin makbul bir adam olmadığını anlatan bir deyim.

    soyup soğana çevirmek: 1) Hiçbir şey bırakmamacasına soymak.

    (hırsız) Bir yeri veya bir kişiyi adamakıllı soymak.

    söküp atmak: Gözden çıkarmak, kıymak, feda etmek.

    söylemediğini bırakmamak: Bir kimse veya bir konu ile ilgili olara İyice düşünmeden, gelişigüzel konuşmak.

    söz (veya laf) altında kalmamak: Bir kimsenin kendisine dokunar sözüne gereken cevabı vermek.

    söz ayağa düşmek: Bir sorun, karışmaları gerekmeyen veya yetkisiz ve sorumsuz kimselerin görüş bildirdikleri duruma gelmek.

    söz düşürmek: Konuşmayı belli bir konuya getirmek.

    söz götürmek: Doğruluğu ve gerçekliği tartışabilir olmak.

    söz götürmez: Doğruluğu ve gerçekliği tartışılamayacak kadar açık olan, tersi savunulamayan.

    söze yatmak: Söz dinlemek.

    sözü (veya lafı) ağzında gevelemek: Söylemek istediğini söyleye-memek. E

    sözü ağzına tıkamak: Bir kimsenin konuşmasına fırsat vermeden kendisi konuşmaya başlamak.

    sözü ağzında bırakmak (veya sözü ağzından almak) (birini): Söy-lemekte olduğu şeyi bitirtmemek.

    sözün ardı boşa çıkmak: Söz olumlu sonuca ulaşmamak.

    sözüne gelmek (bir kimsenin): Sonunda birinin söylediğini kabul etmek.

    sözünün eri olmak: Verdiği sözü ne olursa olsun yerine getiren bir kişi olmak.

    YanıtlaSil
  121. DEYİMLER

    276

    Silip süpürmek: Ne var ne yoksa hepsini yemek.

    siper etmek: Bir şey veya bir kimse için kendini tehlikeye atmak.

    soğuk duş etkisi yapmak (ansızın bildirilen tatsız bir haber için): Olumsuz bir tepki yaratmak.

    soğuk ter dökmek (veya soğuk ter basmak): Korku, heyacan anla-rında birden terlemek.

    sokağa dökülmek: Herhangi bir sebeple dışarı çıkmak.

    sokakta bulmamak: Herhangi bir şeyi değerli ve önemli bulmak.

    sokaktan toplamak (bir şeyi): mec. Kolayca sağlamak, masrafsız ve zahmetsiz elde etmek.

    sol eli beklemek: Yemeğe beklenilen birine, yemeğe başlandığını şa-ka yollu anlatmak için kullanılır.

    sol tarafından kalkmak: 1) Aksilik, huysuzluk, terslik edenler için kul-lanılır. 2) İşleri ters gitmek, iyi gününde olmamak.

    solda sıfır: Hiçbir değeri ve önemi olmayan, benzerleriyle karşılaştırı-lınca değersizliği daha iyi anlaşılan.

    soluk aldırmamak: Ara vermeden çalıştırmak, vakit bırakmamak.

    soluk almadan (dinlemek, izlemek veya bakmak): Bir davranışın dikkatle ve heyacanla yapıldığını anlatır.

    soluğu kesmek: Çok heyacan veya korku vermek.

    soluk soluğa kalmak: Nefes alamayacak duruma gelmek, çok yo rulmak.

    soluğu (bir yerde) almak: Bir yere hemen gitmek veya sığınmak.

    son kozunu oynamak: Elinde bulunan son imkânı kullanmak.

    son nefes: Ölümden önce yaşamın son dakikaları.

    son nefesini vermek: Ölmek.

    sonunu almak: Bir işi bitirmek veya bir İşin bittiğini görmek.

    sonunu getirmemek: lyi başladığı bir işi başarıyla bitirememek.

    YanıtlaSil
  122. 63

    ATASÖZLERİ

    mim sağlayabilirmiş. Bu yüzden de başkalarına yardım edemezmiş. lel bir baş içindir: Eskiden, bir insan çalışarak ancak kendi geçi-

    gönül bir olunca, samanlık seyran olur: Sevenler için zengin-Önemli değildir. Seven yoksulluk içinde de mutluluğu yakalayabilir.

    kardeş savaşmış, ebleh buna inanmış: Kardeşler arasındaki

    kavga geçicidir, kısa bir süre sonra barışırlar. İki kardes arasındaki kavgaya güvenip bu durumdan yararlanmaya kalkmak aptallara mah-sustur.

    i testi tokuşunca biri elbet kırılır: Ortada bir kavga varsa, taraflar-dan biri mutlaka kaybeder.

    Insan çeşit çeşit, yer damar damar: Toprağın her katmanı birbirin-

    den farklıdır. İnsanlar da boy, huy, yetenek, zekâ vb. bakımından bir-birlerinden farklıdırlar.

    İnsan doğduğu yerde değil, doyduğu yerde: Dünya nüfusunun

    hızla çoğalması, insanların doğduğu topraklarda yaşamasını zorlaş-tırmıştır. Bu yüzden insanlar, doğdukları yerlerde değil, çalışıp karın-larını doyurabildikleri yerlerde yaşamaya başladılar.

    İnsanın eti yenmez, derisi giyilmez; tatlı dilinden başka nesi var? İnsan için tatlı dilli olmak çok önemli ve gerekli bir özelliktir.

    İnsan insanın şeytanıdır: Bir insanı yoldan çıkaran, yine başka bir

    insandır. Bu yüzden, kötü alışkanlıkları olanlardan uzak durmak ge-rekir.

    İnsan kendini beğenmese çatlar: Kendini beğenmeyen insan ol-

    maz. İnsanın kendini beğenmesi, aşırıya kaçmamak ve başkalarına lepeden bakmamak kaydıyla ruh sağlığı için gereklidir de.

    Insan kıymetini insan bilir: Bilgili, kültürlü ve arif kişi, insana değer verir.c

    Insan konuşa konuşa, hayvan koklaşa koklaşa: Hayvanlar birbirle-rini koklayarak, insanlar ise konuşarak anlaşırlar.

    Insan sözünden hayvan yularından tutulur: Yularından cekilen hayvan, istenilen yere gird-ünkü hayvan yulara bağlıdır. İnsanı da

    YanıtlaSil
  123. !

    İbadet de gizli, kabahat de: İbadetin ve yapılan iyiliklerin ulu orta ve

    gösteriş için yapılanı değil, içtenlikle ve gizli yapılanı makbuldür. Baz kötü alışkanlıklardan veya zevklerinden vazgeçemeyenlerin, bunlan ulu orta yapmamalan ve gizli yapmaları gerekir. Ulu orta yapılmas ayıptır ve kişiyi küçültür.

    İğneyi kendine, çuvaldızı ele batır: Acı vereceğini düşündüğümüz

    veya hoşlanmadığımız bir şeyi, bir davranışı başkalarına yapmadan önce, daha hafifini kendimizde denemeliyiz. Böyle şeyleri önce ken dinde deneyen insan, eğer insansa, aynısını başkasına yapamaz

    İki aslan bir posta sığmaz: Bir iş yerinde, eşit yetkide iki yöneltä olmaz. Olursa işler karışır.

    İki at bir kazığa bağlanmaz: Karakterleri farklı olan iki kişinin geçin. mesi ve anlaşması zordur. Yine böyle iki kişinin bir işi birlikte yapmas veya yönetmesi zordur. Yönetseler de başarılı olmaları beklenemez.

    ki baş bir kazanda kaynamaz: Dünya görüşleri farklı olan iki kişi pek çok konuda birbirleri ile anlaşamazlar.

    ki cambaz bir ipte oynamaz: 1) Kurnazlıkta eşit olan iki kisi birbirini aldatamaz. 2) Kötü niyetli iki kişi, aynı yerde fırıldak çeviremez. Ya bir-likte hareket ederler ya da kötü niyetlerini

    gerçekleştiremezler. den birinin yoksul olmaması gerekir. İkisi de yoksulsa o evlilik pek kciolak bir hamama yakışır: Evlenecek olan erkekle kızın, ikisin-kolay yűrűmez.

    İki deliye bir akıllı: İki delinin, herhangi bir konuda anlaşması müm-kün değildir. İki delinin anlaşması, akıllı bir kişinin araya girmesiyle mümkündür.

    çok şey öğrenir. Bu yüzden az konuşup çok dinlemek gerekir. ki dinle bir söyle: Çok konuşan hata yapabilir ama dinlemesini bilen

    YanıtlaSil
  124. 315

    Tele'lü: Parlamak.

    Telemmu': Parıldamak.

    Telemmüz: Talebelik etmek.

    Telmih: İbarede bahsi geçmeyen bir kıssaya, fikraya, atasözüne veya meşhur bir şiire işaret etmek suretiyle etmek. temas

    Temhid: Mukaddeme yapma. Hazırlama.

    Temehhuz-u tecarüb: Çeşitli tecrübelerle bir şeyin safileşip kemâle gelmesi.

    Tenatüc: Neticelenme. Birbirini netice vermek.

    Tenezzüh: Uzak, beri olmak.

    Te'nis-i ezhan: Ürkekliğini alıştırma. kolaylaştırma. Zihinlerin giderme, Anlayışı

    Menatın, Tenkihü'l-menat: yani illetin ayıklanması. Usul-ü Fıkıh'ın kıyas bahsine ait bir istilahtır. Kıyasın dört rüknünden biri olan illetin, diğer benzeri hususiyetlerden

    ayıklanmasıdır. Şöyle ki: Şari (Allah C.C.) bir hükmü bir sebebe bina eder. Fakat o illetle beraber hükme tesiri olmayan birçok özellikler de bulunur. Bu ya-bancı özellikleri ayıklamak ve esas sebebi meydana

    çıkarmak gerektir. İşte bu, bir tenkihu'l-menat çalışmasıdır.

    Tenmiye: Büyütmek, artırmak, nemalandırmak ve geliştirmek.

    Tenzil: Kur'an'ın bir diğer ismi.

    Teradüf: İki veya daha fazla kelimenin aynı veya yakın mânâda olması.

    Terbiye-kerde: edilmiş, yetiştirilmiş. Terbiye

    Tereffu': Yükseğe çıkmak, yükselmek.

    Teressüb: Süzülmek, dibe çökmek.

    Teşbih-perestlik: Kelâmda lüzumundan fazla teşbihe yer vermek.

    Teşkikât:

    bırakmalar. Şüphede

    Teşrihat: Açıklamak, tafsilât vermek, inceden inceye araştırmak.

    Teşrihat-ı hikemiye: Hikmet ve felsefe nazarıyla yapılan araştırma, açıklama.

    Tevabi': Tabi ve bağlı olanlar.

    Tevsit: Birini araya koymak, vasıta etmek.

    Tezahüm: Sıkışmak, kalabalık etmek.

    Teznib: Ek, ilave, zeyl.

    Tezyinat-ı lafziyye: (Mu-hassınat-ı lafziyye de denir.

    YanıtlaSil
  125. 314

    Tecemmül: süslenmek. Ziynetlenmek,

    Tederrüç: Derece, derece, adım adım ilerleme.

    Tedlis: Sattığı şeyin ayıbını müşteriden Aldatmak. gizlemek.

    Tedvin: Aynı mevzua ait bahisleri bir araya toplıyarak tasnif edip kitab haline getirmek.

    Teennuk: İttikan. Eşyanın hikmetli, kusursuz ve pürüzsüz yapılışı.

    Tefariku'l-asa: Bir darb-ı meseldir. Bu darb-ı mesel hakkında meşhur Kamus Tercümesi'nde hülâsaten şu mâlûmat var: "Arab'dan fakir bir kadının zaif ve gayet huysuz bir oğlu varmış. Yaptığı müteaddit kavgalarda meselâ bir defasında burnunu, bir defasında kulağını, bir defasında dudaklarını kesmişler. Her bir defasında da annesi çocuğunun kesilen azalarına bedelen diyet alarak zenginleşti. Bu sebeple oğluna: "Sen tefariku'l-asådan daha faydalısın." Zira o, asâ ki, bir cins ağaç olup, parçalandıkça her bir parçasından yine faydalı

    şeyler yapılırdı. Onun gibi oğlunun da vücud parçaları daha faydalı oldu. Yani, bir (şey) olmakla beraber, muhtelif fayda cihetleri bulunan için şeyler mecazen bu tabir kullanılır.

    Tefasir: (Tefsir'in C.) Tefsirler.

    Tefrî: Şübelendirmek, kısım kısım ayırmak.

    Tegalgul: Zorluk, çetinlik, güçlük.

    Tehvil: Tahvif, korkutma.

    Tehvin: Hafifleştirme.

    Tekallüd etmek: Üzerine almak, deruhte etmek. Kuşanmak.

    Tekemmül-ü mebâdi: Bir şeyi netice veren ilk unsur ve sebeblerin mükemmeliğe gitmesi. ibtidailikden doğru

    Tekatu': Kesişme.

    Telafif: Birbirine girmiş ve sarmaşmış vaziyette olma. Lif lif olma.

    Telâhuk-u efkår: Fikirlerin birbiri arkasından gelip birbirine katılması, birbirine yardımcı olması.

    Telbis: Suret-i haktan

    görünerek hile yapmak, ayıp ve kusurunu örtüp kusursuz göstermek.

    Telehhüf: Mahzun mükedder olmak. ve

    YanıtlaSil
  126. İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    434

    Kendisinin, kaburga kemiklerinden bazısı da, kırıldı. (341)

    Müşrikler, onu, ordugahlarına götürdüler.

    Übeyy b. Halef'in yarasının kanı çıkmayordu. Fakat, ağrısına dayanılacak gibi değildi.

    dedi. Bunun için, Übeyy b. Halef «Vallahi, Muhammed, beni öldürdü!»

    Arkadaşları «And olsun! Sen, aklını gayb etmişsin!

    Vallâhi, sendeki yaranın hiç ehemmiyeti yok!» dediler.

    Übeyy b. Halef ise «O, bana, Mekke'de (Seni, ben öldüreceğim!)

    demişti. Vallahi, O, benim üzerime tükürse, yine, beni muhakkak, öldürür-dür!» dedi. (342)

    Arkadaşları «Ey Ebû Amir! Vallâhi, senin yaran mühim değildir.

    Eğer, bu sendekinin aynı her hangi birimizde olsaydı, bize, hiç bir sıkıntı vermezdi. Biz, ona aldırış bile etmezdik.>> diyerek teselli etmeğe çalışıyorlardı. (343)

    Fakat, o «Lât'ü Uzza'ya yemin ederim ki: Eğer, bende olan bu ya-ra, Zülmecaz panayırı halkında olsaydı, hepsi de, çoktan ölüp giderler-dil (344)

    O, bana (Seni, ben öldüreceğim!) demedi mi?

    Değil, ben, bütün Rebía ve Mudarlar halkı da, olsa, muhakkak, on-ları da, öldürürdür O!» diyordu.

    Übeyy b. Halef, Mekke'ye altı mil uzaklıkta bulunan Serif'e gelin-ce, öldü. (345)

    Necid taraflarında (346), Muhârip b. Hasafalar'la (347) yapılan Zâtürrıka' savaşı sırasında (348), sık, dikenli ve iri ağaçlı bir vadide konaklanmış, İslâm mücahidleri, gölgelenmek üzre ağaçların altlarına dağılmışlardı.

    Peygamberimiz de, bir ağacın gölgesi altında yalnız başına uyu-yor, kılıcı da, ağacın dalında asılı bulunuyordu. (349)

    Muhârip b. Hasafalar'dan Gavres b. Hâris adındaki Arâbî gelerek (350) Peygamberimizin ağaçta asılı kılıcını eline alıp sıyırdı. (351)

    (341) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 46, Hâkim Müstedrek c. 2, s. 327

    (342) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 3, s. 89

    (343) Vakıdî Megazi c. 1, s. 251

    (314) Vakıdî Megazi c. 1, s. 252, Hâkim Müstedrek c. 2, s. 327

    (345) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 3, s. 89

    (316) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 311

    (347) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 390

    (348) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 364

    (349) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 311

    (350) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 390

    (351) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, s. 311

    YanıtlaSil
  127. AHLAK, PEYGAMBERİMİZİN ÜSTÜN AHLAKI

    485

    Başucuna dikilince , Peygamberimiz, uyandı,

    Gavres «Şimdi, seni, benden, benim elimden kim kurtara bilir?»

    dedi. Peygamberimiz «Allâhls deyince, kılıç, Gavres'in elinden yere

    düştü. Peygamberimiz, hemen kılıcı eline alarak «Şimdi, benden, benim elimden seni kim kurtara bilir?» diye sordu,

    Gavres «Sen, kılıç tutanların hayırlısı oll» dedi.

    Peygamberimiz «Allah'dan başka ilah bulunmadığına ve benim de, Resûlullah olduğuma şehådet edecekmisin?» in?» diye sordu.

    Gavres «Hayır! Fakat, seninle savaşmamak ve sana karşı savaşan kavmın yanında da, bulunmamak üzre sana söz veriyorum!» dedi.

    Bunun üzerine, Peygamberimiz, onu, serbest bıraktı.

    Gavres, kavmının yanına varınca «Ben, size, Insanların en hayır-lısının yanından geliyorum!» dedi. (352)

    (Geniş bilgi için Medine Devri c. 2, Gatafan Gazası bahsinį oku-yunuz!)

    Berâ b. Azib'e, Kays kabilesinden bir adam «Huneyn savaşı günü Resûlullah Aleyhisselâmın yanından siz de, kaçtınız mı?» diye sor-muştu.

    Berâ b. Azib «Fakat, Resûlullah Aleyhisselâm, kaçmamıştır.

    Onu, boz katırının üzerinde gördüm.

    Ebû Süfyan b. Hâris, katırın geminden tutuyordu.

    Kendisi (Peygamber, ben'im, yalan yok! Ben, Abdulmuttalib'in oğ luyum!) diyerek sesleniyordu. (353)

    Vallâhi, savaş kızıştığı zaman, Resûlullah Aleyhisselama sığınır, Onunla korunurduk!

    İçimizde en yiğit olanımız, Peygamber Aleyhisselâmın hızasında dura bilendil» dedi. (354)

    Hz. Abbas da «Müslümanlarla kâfirler karşılaşınca, Müslümanlar bozulup gerilediler.

    Resûlullah Aleyhisselâm ise, katırını, kâfirlere doğru mahmuz-lamağa başladı.

    Ben, koşmasına engel olmak için katırının geminden tutuyordum. Ebû Süfyan b. Hâris de, Resûlullah Aleyhisselâmın üzengisinden tutuyordu!» demiştir. (355)

    (352) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 3, 8. 390

    (353) Müslim Sahih c. 3, s. 1401

    (354) Müslim Sahih c. 3, s. 1400-1401

    (355) Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 207, Müslim Sahih c. 3, . 1398

    YanıtlaSil
  128. BİR ŞÜKRAN VE AÇIKLAMA

    Rabb'ül'âlemin olan Allah'a hamd'ü senådan ve Resûl-ü Ekrem'i ile O'nun Ehl-i beyt ve Eshab-ı kirâm'ına Salât'ü selâmdan sonra de-riz ki:

    On altı yıldanberi her türlü acz ve imkânsızlıklarımıza rağmen yüce Allah'ın yardımıyle cild cild yazıp aksatmadan yayınlamağa mu-vaffak olduğumuz (İslâm Tarihi - Hz. Muhammed Aleyhisselâm ve İs-lâmiyet) isimli kitabımız, bu gün, muhterem okuyucularımıza sundu-ğumuz Medine Devri 11. cildile sona ermiş bulunmaktadır.

    Bu yoldaki tevfik ve inâyetinden dolayı, yüce Allah'a ne kadar şükr etsek, azdır.

    Kitabımızın ilk cildinin Ön Sözünde de, açıkladığımız gibi :

    Hayatımızın en mutlu devri, hiç şüphesiz, bu kitabı hazırlamakla geçirdiğimiz devir olmuştur.

    Çünki, başından sonuna kadar, bütün bir devri, olanca çileleri ve mutluluğu ile Peygamberimizin ve Sahâbilerinin yanında yaşamış gibi idik.

    Kitabımızı okuyanların da, aynı kanâata varacaklarını sanıyoruz.

    Peygamberimizin hayatını okumak ve öğrenmekte, kadın, erkek, genç, ihtiyar her Müslüman ve hatta herkes için, tertemiz, ibretli, kut-lu ve mutlu bir hayatı örnek edinip kendilerini kötü örneklerin tesir-lerinden kurtarmak, Peygamberimize olan bağlılığı, sevgiyi ve saygıyı gerçekleştirmek ve bunun sonucu olarak ta, dünyada ve Ahirette mut-lu bir hayata kavuşmak vardır.

    İmam Zührî de «Dünya ve Ahiret hayrı, Siyer ve Megazi ilminde-dir.» (1) demekle, her halde, bu gerçeği anlatmak istemiştir.

    Okuyucularımıza şunu da, haber verelim ki İnşaallah, bir müd-det dinlendikten sonra, sağ olursak, yüce Allah'ın tevfik ve inâyetile Mekke Devri'ni de, Medine Devri tarzında, vak'aları, mümkin olduğu kadar yıllara göre sıralamak, genişletmek ve kaynakları Sahifeler al-tında göstermek suretile yeniden kaleme almak niyetindeyiz.

    (1) Halebf İnsanüluyûn c. 1, s. 3.

    YanıtlaSil
  129. BİBLİYOGRAFYA

    KAYNAKLARIMIZDAN BAŞLICALARI

    Allâh Kelâmı Kur'ân-ı Kerim

    Abdurrezzak (126-211) Musannef c. 1-11, Beyrut 1390-1970

    Abdulkadirülgilani (470-561) Gunye c. 1-2, Mısır 1375-1956

    Ahmed b. Hanbel (Ö. 241)

    A

    Müsned c. 1-6, Beyrut Mtb. İslâmî 1389-1969

    Müsned c. 1-15, Mısır Mtb. Dârülmaa-rif 1373-1954

    Ahmed Zeyni Dahlan (Ö. 1304) Siretünnebî c. 1-2, Beyrut

    Alâüddin Ali (Ö. ) Ahlâk-ı Alâî c. 1-2, Mısır Bulak Mtb. 1248

    Aliyyülmüttaki (888-975)

    Müntehabu Kenzül'ummal c. 1-6, Beyrut 1389-1969

    B

    Bağavi (Ö. )

    Mesâbihussünne c. 1-2, Mısır Bulak Mtb. 1294

    Bedrüddinül'ayni (Ö. 855) - Umdetülkarî c. 1-25, Beyrut Mtb. Mü-nîriyye

    Elbürhan c. 1-4, Mısır 1376-1957 Bedrüddinülzerkeşî (Ö. 794)

    Belâzüri (Ö. 279) Ensâbüleşraf c. 1, Mısır Mtb. Dârülmaarif 1959

    Fütühulbüldan c. 1-2, Mısır Kahire

    Beyhaki (Ö. 458) Delâilünnübüvve c. 1-2, Kahire Mtb. Dârünnasr 1389-1969

    Beyzavi (Ö. 791) Envârüttenzîl c. 1-2, Mısır 1388-1968

    Buhâri (Ö. 256) Câmiussahih c. 1-8, İstanbul Mtb. Åmire 1329

    Edebülmüfred Kahire Matb. Selefiye 1375

    Tarihulkebîr c. 1-13 Mısır

    D

    Dâre Kutni (306-385) Sünen c. 1-4, 1386-1966

    Dârimi (Ö, 255) Sünen c. 1-2, Kahire 1386-1966

    Diyar Bekri (Ö. 990) Hamis. c. 1-2, Beyrut

    YanıtlaSil
  130. 490

    İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    E

    Ebû Bekir Ahmed b. Muhammed (Ö. 364) Amelülyevm, velleyle Mısır 1339-1969

    Ebû Dâvud (202-275) Sünen c. 1-4, Mısır Ebülferec İbnülcevzi (510-597) Vefâ. c. 1-2, Kahire 1386-1966

    Ebülfida İbn-i Kesir (Ö. 774) D Siretűnnebî c. 1-4, Kahire 1385-1965 Elbidâye vennihâye c. 1-14 Beyrut 1966

    Ebû Nuaymulisbahani (Ö. 430) Delailünnübüvve Haydaråbåd 1369 Hilyetülevliyâ c. 1-10 Beyrut 1387-1967

    Ebû Ubeyd (Ö. 224) Kitabülemval Mısır 1388-1968

    Ebû Tâlibülmekki (Ö. 386) Kutülkulûb c. 1-2, Mısır 1381-1961

    Ebû Yüsüf (Ö. 182) Kitabulharac Kahire Mtb. Selefiye 1352

    Ezraki (Ö. 250) Ahbâru Mekke c. 1-2 Mekke 1385-1965

    F

    Fahrurrázi (543-606) Tefsîr c. 1-32 Mısır Kahire

    Firûzabádi Kamûsulmuhit c. 1-4

    H

    Hakimüttirmizi (Ö. )- Nevâdirülusül c. 1-2

    Hâkim (Ö. 405) Müstedrek c. 1-4 Riyad

    Halebi (975-1044) Härisülmuhasibi (Ö. 243) Erriâye 1390-1970

    İnsanüluyun c. 1-3, Mısır 1384-1964

    Heysemi (Ö. 807) Mecmauzzevaid c. 1-10 Beyrut 1967

    İbn-i Abdulberr (Ӧ. 463) El'istiab c. 1-4 Kahire

    İbn-i Abd-i Rabbih (Ö. 328) İbn-i Hacerülaskalânî (773-852) Ikdülferîd c. 1-3 Kahire 1302 El'isâbe. c. 1-4, Mısır 1358-1939

    D Fethulbârî c. 1-14, Beyrut Metâlibül'âliye c. 1-4 Küveyt 1393-1973

    İbn-i Haldun (Ӧ. 808) Tarih c. 1-7 Beyrut 1391-1971

    Elbeyan c. 1-2 Haleb 1329 İbn-i Hamza (Ö. 1120)

    Cevamiüssîre Mısır Mtb. Dârülmaarif İbn-i Hazm (Ö. 456)

    Cemhere )) 1382-1962

    İbn-i Ebi Şeybe (Ö. 235) Musannef c. 1-4 Haydarâbad 1386-1390

    İbn-i Ebi Davud (Ö. 316) Kitabülmesâhıf Mısır 1355-1936

    İbn-i Habib (Ö. 245) Kitabulmuhabber Beyrut

    İbn-i Hallikân (Ö. 681) Vefeyâtülayân c. 1-7 Beyrut 1968

    YanıtlaSil
  131. BİBLİYOGRAFYA

    491

    İbn-i Esir (Ö. 630) Kâmil c. 1-13 Beyrut 1385-1965 Üsdülgabe c. 1-7, 1390-1970

    İbn-i Esir (544-606) İbn-i Kayyım (Ö. 751) Ennihaye c. 1-5 Mısır

    İbn-i Kuteybe (Ö. 276) Zâdülmaad c. 1-4, Mısır 1390-1970 Maarif Beyrut 1390-1970

    El'imâme vessiyâse c. 1-2 Kahire 1387-1967

    Te'vilü muhtilifülhadis Mısır 1386-1966

    İbn-i İshak (Ö. 151), İbn-i Hişam (Ö. 218) Siretünnebi c. 1-4 Beyrut

    İbn-i Mace (Ö. 275) 1391-1971 Sünen c. 1-2 Mısır 1372-1952

    İbnünnedim (Ö. 385) Fihrist Mısır Kahire 1377

    İbn-i Sa'd (Ö. 230) Tabakatülkebir c. 1-8 1376-1957

    İbn-i Seyyidünnâs (Ö. 734) Uyûnüleser c. 1-2 Beyrut

    İmam-ı Azam Ebû Hanife (Ö. 150) Müsned Mısır 1327

    در 33 Fıkhı Ekber İstanbul 1331 Ahmed Kâmil Matb.

    İmam Muhammed (113-183) Siyerülkebîr c. 1-5 Kahire 1971

    İmam Gazzali (Ö. 505) İhyau ulûmiddin c. 1-4 Mısır 1387-1967

    Irâki (Ö. 902) Fethulmugis c. 1-2 Mısır 1388-1968

    Kadı Iyaz (Ö. 476) Eşşifa c. 1-2 Kahire Mtb. Hüseyni

    Kalkaşandi (756-821) Nihâyetülereb Kahire 1959

    Kastalânî (Ö. 924)

    Mevâhîbülledünniye c. 1-2 Mısır 1281

    Kâsânî (Ö. 587) Bedâyiussanâyi' c. 1-7 Beyrut 1394-1974

    K

    Kâtip Çelebi (Ö. 1067) Keşfüzzunun c. 1-2 İstanbul Maarif Veka-

    Kuşeyri (Ö. 465) Risâletülkuşeyriye c. 1-2, Mısır

    leti Neşr. 1360-1941

    M

    Muvatta' c. 1-2 Mısır 1370-1951 Mâlik (Ö. 179)

    Câmiussahih c. 1-5 1375-1956 Müslim (Ö. 261)

    Muhibbüttaberî (ö. )- Rıyâdunnadra c. 1-2 Mısır 1372-1953

    Makrizi (Ö. 845) Ennizâu vettahâsum Necef 1386-1966

    Nesai (Ö. 303) Sünen c. 1-8 Mısır 1348-1930

    N

    Nesefi (Ö. 701) Tefsir Medarik c. 1-4 Beyrut

    R

    Râgibulisbahânî (Ö. 502) Müfredatülkur'an Mısır 1381-1961

    YanıtlaSil
  132. 492

    İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    S

    Semhudi (Ö. 911) Vefa. c. 1-4 Beyrut 1374-1955

    Serahsi (Ö. 483) Mebsut c. 1-30 Beyrut

    Seyyid Şerif (Ö. )Tarifát İstanbul 1283

    Süheyll (Ö. 581) Ravdulunf c. 1-7 Kahire 1382-1967

    Süyûti (Ö. 911) Câmiussagir c. 1-2 Mısır 1373-1952

    Hasaisülkübra c. 1-3 Mısır 1387

    El'itkan c. 1-2

    Ş

    Şah Veliyyullâhüddehlevi (Ö. 1174)

    Huccetüllâhülbalığa c. 1-2 Mısır

    T

    Taberi (Ö. 310) Tarih c. 1-13 Mısır 1326

    Tefsir c. 1-30 Mısır 1373

    Taberâni (Ö. 360) Mûcemüssagîr c. 1-2 Medine

    Tirmizi (Ö. 279) Sünen c. 1-5 Mısır 1356

    Şemail İstanbul 1303

    Kitabülilel Mısır 1385-1965

    Vâkıdi (Ö. 207) Megazi c. 1-3 Mısır 1965

    V

    Y

    Yakubi (Ö. 284)

    Tarih c. 1-2 Beyrut 1379-1960

    Yakutulhamevi (Ö. 626)

    Mücemülbüldan c. 1-5 Beyrut 1376-1956

    Z

    Zehebi (Ö. 748) Siyerű Álâmünnübelâ c. 1-3 Mısır

    Tarihulislâm c. 2 1974

    Tezkiretülhuffaz c. 1-4 Beyrut 1974

    Mizanülitidal c. 1-4 Mısır 1382-1962

    Zemahşerî (Ö. 538) Tefsîr Keşşaf c. 1-4 Mısır 1385-1966

    Zürkani (Ö. 1122) Mevâhibülledünniye Şerhi c. 1-8 Beyrut 1393-1973

    YanıtlaSil
  133. 504

    ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    CÖMERDLİK VE PEYGAMBERİMİZİN İNSANLARIN EN CÖMERDİ OLUŞU

    474

    Cömerdliğin Tarifleri ve Ceşidleri

    474 470 Peygamberimizin Cömerdlik Hakkındakı Sözlerinden

    470

    Peygamberimizin İnsanların En Comerdi Oluşu

    ŞECAAT VE PEYGAMBERİMİZİN İNSANLARIN EN ŞECAATLISI OLUŞU

    480

    480

    481

    489

    Şecâat ve Necdet'in Tarifleri

    Peygamberimizin İnsanların En Şecâatlısı Oluşu

    BİR ŞÜKRAN VE AÇIKLAMA

    BİBLİYOGRAFYA KAYNAKLARIMIZDAN BAŞLICALARI 487

    HATA - SAVAB CETVELİ

    (Bazı Yanlışlar ve Düzeltmeleri)

    1-63. sayfanın 9. satırında, Ey vefatını Cebrail'e haber verdiğim Babam! şeklindeki cümle: Ey vefatı bize Cebrail'ce haber verilen Babam!

    şeklinde olacaktır.

    2-149. sayanın 30. satırında;

    Buhari Sahih s. 47 şeklindeki dipnot; Buhari Sahih c. 4, s. 47 şeklinde olacaktır.

    3- 126. sayfanın son satırında; Matåf-1 Kudsiyan'dır, Cilvegâh-1 Enbiyâdır bu!

    misrası; Matâf-1 Kudsiyan'dır, bûsegåh-1 Enbiya'dır bu! şeklinde olacaktır. (Bir kısım kitaplarımızda doğru olarak çıkmıştır.)

    4-275. sayfanın 34. satırında;

    (60) İbn-i Sa'd Tabakat c. 3, s. 314 şeklindeki dipnot; 315

    (60) İbn-i Sa'd Tabakat c. 3, s. 514 515 şeklinde olacaktır.

    NOT: 328, sayfada sona eren «Peygamberimizin bıraktığı ikinci büyük emô net: SÜNNET bahsi ile ilgili olarak (Medine Devri, c. 4) deki «Hadis Usülü Hakkında Bir Özetleme» bahsinin de bir kez daha okunması ya rarlı olur

    YanıtlaSil
  134. İSLÂM TARİHİ

    Hz. MUHAMMED (A.S.) ve İSLAMİYET

    MEDİNE DEVRİ

    10

    Yazan:

    M. ASIM KÖKSAL

    (Diyanet İşleri Başkanlığı Müşåvere ve Dinf Eserleri İnceleme Kurulu Aza Muavinliğinden emekli)

    MISVÄK

    Neşriyat ve Dağıtım İşletmesi

    YanıtlaSil
  135. بسم الله الرحمن الرحيم

    TAYYİ TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ ve MÜSLÜMAN OLUŞU

    Beni Tayyi'lerin Soyları ve Yurdları:

    Beni Tayyi'ler, Kahtan'ın soyundan gelme Kehlan kabilelerin-dendiler. (1).

    Beni Tayyi'lerin Ata soyları şöyle sıralanır:

    Beni Tayyi' (Cülhüme) b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe', b. Yeşcüb, b. Ya'rüb, b. Kahtan (2).

    Tayyi' (Cülhüme) b. Üded'in üç oğlu vardı:

    1. Futra,

    2. Gavs,

    3. Haris. (3).

    Tayyi' kabileleri, Tayyi'in Futra ve Gavs adındaki oğullarının soyundan türemiştir.

    Futra b. Tayyi'in Soyundan Gelen Kabileler:

    1. Cedile,

    2. Beni Hârice b. Sa'd, b. Futra, b. Tayyi'.

    Cedile'den Gelen Kabileler:

    1. Sålebe b. Ruman, b. Cündüb, b. Hârice, b. Sa'd,

    2. Sålebe b. Zühl, b. Ruman,

    3. Sålebe b. Ced'a', b. Zühl, b. Ruman,

    4. Beni Ahmed b. Hâris, b. Sümâme, b. Malik, b. Ced'a', b. Zühl,

    b. Ruman, b. Cündüb, b. Hârice kabileleridir.

    Gavs b. Tayyi'in Soyundan Gelen Kabileler:

    1. Beni Süal b. Amr, b. Gavs,

    2. Beni Cerm Sålebe b. Amr, b. Gavs,

    3. Beni Nebhan b. Amr, b. Gavs,

    4. Beni Heniyy b. Amr, b. Gavs

    kabileleridir.

    Süal b. Amr, b. Gavs'in Soyundan Gelen Kabileler:

    1. Beni Buhter b. Atud, b. Uneyn, b. Selâman, b. Süal,

    (1). Kalkaşandl-Nihayetülereb a. 328

    (2) İbn-i Hazm-Cemhere s. 485, 484

    (3) Ibn-1 Hazm-Cemhere. 398

    YanıtlaSil
  136. ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X

    2. Ma'n b. Atud, b. Uneyn, b. Selaman, b. Süal,

    3. Bent Sinbis b. Muâviye, b. Süal,

    4. Beni Ahzem b. Rebía, b. Cervel, b. Süal,

    5. Necd b. Ebl Ahzem, b. Rebia, b. Cervel, b. Süal

    kabileleridir.

    Nebhan b. Sa'd'lerden Gelen Kabileler:

    1. Sa'd b. Nebhan,

    2. Nabil b. Nebhan.

    kabileľeridir. (4).

    Tayyi'lerin yurdları, Yemen'de idi.

    Tayyi'ler, Ezdilerin ardından Hicaz'a gelip Sümeyr ve Feyd'e kon-muşlar, Eca' ve Selmâ dağlarını ele geçirmişlerdi.

    Hicaz'da, Şamda, Irak'ta ovaları, dağları dolduran cemâatlar ha-line gelmişlerdi (5).

    Sümeyr, bir dağ (6), Feyd de, Mekke yolunda bir yerdir. Eca ve Selma dağlarına yakındır.

    Feyd ile vådilkurâ arası altı geceliktir (7).

    Beni Tayyl' Temsilcileri Medine'ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldiler? Nasıl Müslüman Oldular?

    Beni Tayyi' Temsilcilerinin Medine'ye gelişi, Hicretin onuncu yı-lında (8), bazı kaynaklara göre ise: Hicretin dokuzuncu yılında idi (9). Beni Tayyi' Temsilcileri on beş kişi idiler (10).

    1. Zeyd'ül'Hayl (11),

    2. Vüzer b. Câbir, b. Sedus, b. Asma'un'Nebhânî,

    3. Kabisa b. Esved, b. Amir, b. Cerm,

    4. Beni Ma'nlerden Mâlik b. Abdullah, b. Hayberi (12),

    5. Kuayn b. Huleyf (Halid), b. Cedile (13),

    (4) İbn-i Hazm-Cemhere s. 476

    (5) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 326

    (6) Yakut-Mücemülbüldan c. 3, s. 257

    (7) Yakut-Mücemülbüldan c, 4, 5. 282

    (8) Taberi-Tarih e, 3, 5, 166, İbn-i Esir-Kâmil e. 2, s. 299, İbn-i Haldun Tarih c. 2, ks. 2, s. 58

    (9) İbn-i Abd'lberr-İstiab c, 2, 5, 559, İbn-i Esîr-Üsdülgabe c. 2, s. 301, İbn-i Hacer-İsâbe c. 1, s. 572

    İbn-i Sa'd-Tabakat e, 1, s, 321, İbn-i Haldun-Tarih c, 2, ks, 2, 5, 58

    Tarih c. 3, s. 166 İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 224, İbn-i Sa'd-Tabakat c, 1, s, 321, Taberi-

    (12) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, 5, 321, İbn-i Fair-Üsdülgabe c. 5, 5. 418, İbn-i Hacer-İsabe c. 3, s. 222

    (13) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 321, İbn-i Hacer-İsabe e 3, s. 240

    YanıtlaSil
  137. TAYYİ TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU

    6. Beni Bevlanlardan bir adam (14),

    7. Kays b. Kesefet'üt'Tarifi,

    8. Kays b. Huleyf'üt'Tarifi,

    de, Temsilciler arasında bulunuyordu (15).

    7

    Temsilcilerin Reis ve Seyyidleri Beni Nebhanlardan Zeydül'Hayl b. Mühelhel idi (16).

    Temsilciler, Medine'ye geldikleri zaman, Peygamberimiz, Mescidde bulunuyordu.

    Temsilciler, Mescidin önünde ve yanında hayvanlarının dizlerini bağladıktan sonra Mescide girdiler.

    Peygamberimizin yanına vardılar (17).

    Peygamberimiz, onlara bakıp «Ben, size hiç bir yararı bulunmayan Uzza'dan, Lat'tan ve Allâhdan başka tapmakta olduğunuz siyah De-ve'den daha hayırlı olanı tavsiye ederim!» buyurdu (18).

    Zeyd'ül'Hayl «Yâ Resûlallah! Ben, Sana dokuz konaklık yerden hayvanımı yorarak geldim.

    Gecelerimi uykusuz, gündüzlerimi susuz geçirdim..» dedi (19).

    Peygamberimiz «Seni, yamaçlardan ve düzlerden buraya kadar getiren, kalbini imana yaklaştıran Allâha hamd olsun!» buyurdu ve Zeyd'in elini avucunun içine alıp «Sen, kimsin? İsmin nedir?» diye sordu.

    Zeyd «Ben, Zeyd'ül'Hayl'ım. Şehådet ederim ki: Allah'dan başka ilâh yoktur. Sen de, O'nun kulu ve Resûlüsündür!» dedi (20).

    Peygamberimiz «Sen, Zeyd'ül'Hayl değil, Zeyd'ül'Hayr'sın!» bu-yurdu.

    Zeyd'in, Zeyd'ül'Hayl diye anılması, atlardan çok iyi anladığı ve onlarla çok uğraştığı içindi (21).

    Peygamberimiz, Benî Tayyi' Temsilcilerine İslâmiyeti anlatıp Müs-lüman olmalarını teklif edince, onlar, Müslüman oldular (22).

    (14) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 321

    (15) İbn-i Hacer-İsåbe c, 3, 5, 222

    (16) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 224, İbn-i Sa'd-Tabakat c.1, s. 321, Taberi-

    Tarih c. 3, s. 166

    (17) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 321

    (18) Süheyli-Ravdul'ünf c. 7, s. 448

    (19) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 3, s. 301

    (20) Süheyli-Ravdul'ünf c. 7, s. 449, Halebî-İnsanüluyun c. 3, s. 256, Ahmed Zeyni Dahlan-Sire c, 2, s. 152 İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 3, s. 301

    (22) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 224, İbn-i Sa'd-Tabakat c, 1, s, 321, Taberi-Tarih c. 3, s. 166

    YanıtlaSil
  138. K

    Hen kor

    Baba Malı Tez Tükenir, Evlat Gerek Kazana

    "Kendini bilen, yaşama sorumluluğu duyan akıllı (bir) evladın gerçek malının, kendisinin kazandığı mal" olduğunu anlatmak için "baba malı tez tükenir, evlat gerek kazana" deriz. Bu atasözünü genellikle babasının malına mülküne güvenip de çalışmayan ve hazır yemeye alışkın olan kimseleri uyarmak için kullanırız. Bu uyarıyı dikkate almayan birinin elindeki mal dağ kadar büyük olsa bile hayrını göremez.

    "Hiç kimse elinin emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir rızık yememiştir. 30" Üstelik insan, kendi el emeğiyle kazandığı bir şeyin değerini daha iyi bilir ve parasını saçıp savurmaz.

    Şimdi de bununla ilgili anlatılan bir hikâyeye kulak verelim.

    Eskiden evinin yakıt ihtiyacını dağdan getirdiği odunlarla karşılayan bir adam ve bu adamın kıymet bilmez bir hanımı varmış. Hikâye bu ya, kadın adamın getirdiği odunları konu komşuya dağıttığından, adamcağız odun getirmek için dağa daha çok gitmek zorunda kalırmış. Günlerden bir gün bu

    30 Hadislerle İslam V Kumar / Ömrü Zayi Etmek, s. 226

    -116-

    yo

    YanıtlaSil
  139. adam hastalanmış ve artık dağa çıkamaz olmuş. Odunlukta da ancak birkaç gün yetecek kadar odun kalmış. Bu kez odun getirme sırası kadına gelmiş.

    Kadın, baltayı kaptığı gibi dağa gitmiş ve kesip hazırla-dığı odunları sırtına yükleyip bitkin bir halde evine dönmüş. Henüz teri soğumadan kapısı çalmış; gelen çok sevdiği bir komşusu imiş ve kendisine ödünç odun vermesini istemiş. Kadın, onunla odunluğa kadar girmiş. Ortada iki küçük odun yığını varmış. Kadın, komşusunun kendi taşıdığı odunlara yöneldiğini görünce hiddetlenmiş ve:

    "Ne yaptığını sanıyorsun sen? Ben, o odunları binbir zah-metle getirdim. Ne kadar alacaksan, kocamın getirdiği şu odun yığınından al." demiş.

    İşte böyle... Tıpkı bu hikâyede olduğu gibi insan, emek ver-diği şeyin kıymetini daha iyi anlıyor. Bir de madalyonun diğer yüzünü çevirip eşimizin rahatsızlandığını ve evin bütün işlerini bizim yapmamız gerektiğini düşünelim. Bu durumda çamaşır, bu-laşık, ütü, evin günlük temizliği, çocukların yedirilip giydirilmesi bize kalıyor demektir. Sizce, bu duruma kaç gün dayanabilirsiniz?

    Ses çıkmadığına göre hâlâ düşünüyorsunuz demektir...

    Demek ki kıymet bilmek için biraz da kendimizi karşımızda-kinin yerine koymak gerekiyor. Galiba buna "empati" deniyordu. Neyse, bir örnek daha verip konuyu toparlayalım. Dişiyle tırnağıy-la bir yere gelen insanlar ile aynı yere hiç sıkıntı çekmeden gelen kimselerin mutluluk derecesi aynı değildir. Her türlü zorluğu aşıp da gelenler az bir şeyle yetinirken ve hållerine şükrederken, hiç-bir güçlük çekmeden gelenlerin gözünde nice çoklar az görünür, mutluluk ve sevinçleri de çabuk tükenir.

    İste, gelmek istediğimiz nokta tam da burasıydı. Özellikle so-rumsuz evlatların esas tükettikleri şey, bu mutluluk ve sevinçtir.

    Mutluluğunuz ve seviciniz sürekli, kazancınız helal ve ha-yırlı olsun.

    -117-

    YanıtlaSil
  140. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    شورة الي منزل

    يا أَيُّهَا الذين أمنوا إن تطيعوا الدين

    يَرُدُّوكُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ فتقلبوا لحاس . بَلِ الله مَوْليكُمْ وَهُوَ خَير القاصرين. ستُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الراغب أشركُوا بِاللهِ مَا لَمْ يُنَزِّلُ بِهِ سُلْطَانًا وماري النَّارُ وَبِئْسَ مَثْوَى الظَّالِمِينَ . والى صَدَقَكُمُ اللهُ وَعْدَهُ إِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِاللَّهِ على إِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْأَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْ ما أَرْبكُمْ مَا تُحِبُّونَ مِنْكُمْ مَنْ يُرِيدُ الله وَمِنْكُمْ مَنْ يُرِيدُ الْآخِرَةَ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيكُمْ وَلَقَدْ عَمَّا عَنْكُمْ وَاللَّهُ ذُو فَضْل عَلَى الْمُؤْمِنِينَ إِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلُونَ عَلَى احد وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ فِي أُخْرِيكُمْ فَأَثَابَكُمْ عَمَّا بِغَمَ لِكَيْلَا تَحْزَنُوا عَلَى مَا فَاتَكُمْ وَلَا ما أَصَابَكُمْ وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ .

    بَلِ اللَّهُ مَوْلُيكُمْ وَهُوَ خَيْرُ النَّاصِرِينَ

    66 Oysa sizin mevlanız Allah'tır ve O, yardımcıların en iyisidir.99

    (Al-i Imran, 3/150)

    Mushaf sayfa no: 68

    Hafızık sayfa no: 4. cūz/13. sayfa

    MEVLA'YA GÜVENMEK

    BİLGİ:

    Uhud savaşında müşrikler, Peygamberimizin öldürüldüğünü söyleyerek Müslü-manların paniklemesine yol açmışlardı. Bunun üzerine münafıkların bir kısmı: "Muhammed gerçek peygamber olsaydı öldürülmezdi. Atalarımızın dinine dõnsek daha iyi olur" dediler ve müminler arasında huzursuzluk çıkarmak istediler. Yüce Allah ise, kâfirlerin sözleriyle hareket edilmemesini emretti ve müminlerin Mevla'sı olduğunu bildirdi. Rabbimiz, Bakara sûresinin son aye-tinde de kendisine 'mevlamız' diye hitap etmemizi istemiş ve bir dua örneği göstermiştir: "Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!"

    MESAJ:

    Şartlar ne olursa olsun, mümin Allah'a güvenir ve doğru yoldan ayrılmaz.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Mevla: Koruyup kollayan, dost, yardımcı, sahip. Hayru'n-Nâsırîn: Yardımcıların en hayırlısı, en iyisi.

    68

    YanıtlaSil
  141. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    وَلَئِنْ قُتِلْتُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوْ مُتُّمْ لَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَحْمَةٌ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

    " Andolsun ki Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz biliniz ki Allah'tan gelecek bir bağışlama ve bir rahmet, onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır.99

    (Al-i Imrán, 3/157)

    قال عليكم من بعد العم أمنة لغانا يعنى المدينة ملككم وطابقة قد أهمتهم الفهم يطلون بالله في الحلق من الجاهلية يَقُولُونَ هَلْ لَنَا مِنَ الْأَمْرِ مِنْ شَي ار بين الأمر كله بله يخلون فى انفسهم ما لا يبدون لاى تقولون لو كان لنا من الأمر شئ ما قبلنا ههنا قل لو كنتم وتونكم الترز الدين كتب عليهم القتل إلى مضاجعهم وتشكل الله ما في صدوركم وليمحص ما في قلوبكم ولة عليمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ إِنَّ الَّذِينَ تَوَلَّوْا مِنْكُمْ يَوْمَ التقى الجمعانِ إِنَّمَا اسْتَزَلْهُمُ الشَّيْطَانُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُوا وَلَقَدْ عَمَّا اللَّهُ عَنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمُ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ لوا لا تكونوا كَالَّذِينَ كَفَرُوا وَقَالُوا لِإِخْوَانِهِمْ إِذَا دربوا في الأرضِ أَوْ كَانُوا غُنِّى لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا مَانُوا ومَا قُتِلُوا ليَجْعَلَ اللَّهُ ذَلِكَ حَسْرَةً فِي قُلُوبِهِمْ وَاللَّهُ يُحْيِ ربيت واللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ وَلَئِنْ قُتِلْتُمْ فِي سَبِيل الله أَوْ مُنمَّ لمَغْفِرَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَحْمَةٌ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ .

    Mushaf sayfa no: 69

    Hafızlık sayfa no: 4. cüz/12. sayfa

    ŞEHİTLİK: EN YÜKSEK MERTEBE

    BİLGİ

    Peygamberimiz zamanında bazı münafıklar, şehitler hakkında ileri geri ko-nuşmuşlar ve "savaşa gitmeselerdi öldürülmezlerdi" demişlerdi. İnanç problemi olan bu kişilere göre, dünyada biraz daha yaşayıp mal mülk edinmek daha güzeldi. Allah ise, kendi yolunda can verenlerin bütün dünyalıklardan daha değerli mükafatlara kavuşacaklarını haber vermiştir. Öyle ki, Peygamberimizin bildirdiğine göre, "Cennetteki hiç kimse dünyaya dönmek istemez. Fakat şehitler, şehitliğin ne kadar üstün bir mertebe olduğunu görünce, dünyaya dönüp tekrar şehit olmak isterler." (Buhari, Cihad, 6)

    MESAJ:

    Allah'ın rızası, dünyadaki her şeyden hayırlıdır.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Fi sebilillah: Allah yolunda, Allah rızası için.

    69

    YanıtlaSil
  142. kesb-i şer

    526

    kesiser1 : كب.kötulüğü işleme, kota-lük yapma 2.kötülüğe niyet etme ve karar verme (bk. kesb: md. 12)

    kesb-i şeref can کسب شرف و جان serefkazan ma ve hayat(can) bulma

    kesi siddet siddet kazanma sid detli hale gelme, güçlenme, kuvvetlenme

    olma 2.ün kazanma

    kesb-i tahsil كسب تحميل : tahsil yapma, ilim

    öğrenme, eğitim görme

    kesb-i teşahhus-u şöhret كسب تشخص شهرت şöhretle tanınmış hale gelme, tanınmış insan olma

    kesb-i vukuf کسب وقوف : bilir ve anlar duruma

    gelme

    kesbi 1 : کسی.akıl ve iradeyle çalışıp kazanı-lan; akıl, irade ve çalışmaya bağlı 2.doğuştan olmayıp sonradan kazanılan

    kesbsiz كيز : çalışarak elde etmeden, çalış maya bağlı olmadan

    kese 1 : کیسه.)halk dilinde) käse, çanak 2.ku-maştan yapılmış, cepte taşınabilir küçük tor-ba 3.(mec.) servet, para

    kesel کسل : tembellik, uyuşukluk

    kesif (e( كثيفه : kati yoğun, yoğunluklu 2.maddi, maddileşmiş 3.koyu 4.ışıksız 5.ışığı geçirmez 4.kalın 5.ağır

    kesir (e) (kesire( كثيره : cok, bol, çeşitli (bk. ke-sir, kesr)

    kesir-i hakiki كثير حقیقی : gerçekten çok ve çe-şitli

    kesir-ül istimal كثير الاستعمال : daha çok kulla-

    nılan

    kesir-ül vuku كثير الوقوع : sık sık olan, daha çok

    karşılaşılan

    kesir 1 : كسير.parçalanmış, kırılmış, dağılmış, 2.(mat.) tam sayıdan küçük olan sayı 3.bir bü-tünün parçalarından her biri 4.artan, kalan, hesaba katılmayacak kadar küçük sayı (bk. kesir)

    kest کسر : kırmak, parçalamak

    kesr-i nefs کسر نفس : nefsi kırmak, (mec.) is-teklerini dizginlemek(kesr-i nefs için hakika-ti ketmetmek: böbürlenmemek için başarısı nı küçümsemek, kabullenmemek)

    kesret 1 : كثرة.çokluk 2.bolluk 3.kalabalık

    kesret i tevagg

    4.çokluklar dünyası 5.çeşitlilik, farklilik 6.sayı, miktar

    kesret-i adet sayıca çokluk

    keret fradكثرة افر cok sayıda fertler Chi

    reyler)

    kesret-lesbab كثرة : sebeplerin çokluğu, (mec.)çok ve çeşitli sebeplerin yer aldığı bu

    kesb-i şöhret 1 : کسب شهرت.herkesçe bilinir

    keretetbaكثرة اتباع :bağlıların çokluğu, tabi olanların ve taraftarların çokluğu

    kesret-i hacat كثرة حاجات : ihtiyaçların çokluğu,

    sayısız ihtiyaç

    kesret-i ihtiyaç كثرة احتياح : ihtiyaç çokluğu, çok

    ihtiyaç

    kesret-i istimal كثرة استعمال : çok kullanmasik

    sık kullanma

    kesret-i isyan كثرة عصيان : )Allah'a karşı) çok is yan, çok itaatsizlik, çok günahkarlık

    kesret-i izdivaç كثرة ازدواج : çok sayıda evlilik

    kesret-i izdivaç ve tezevvicat کثره ازدواج و تروجات : çok evlilik ve çok kadınla evlilik

    kesret-i mahlukat كثرة مخلوقات : yaratılmış mahlukların çokluğu, çok sayıda yaratılmış varlıklar

    kesret-i makasıd ve vezaif كثرة مقاصد و وظائف

    çok sayıda gayeler ve görevler, gaye ve görev çokluğu

    kesret-i mal ve bereket كثرة مال و برکت : malve bereket çokluğu, çok mal ve çok bereket

    kesret-i mevcudat كثرة موجودات : cok sayıda varlıklar, varlıkların çokluğu

    kesret-i muhabbet كثرة محبت : oksevgi, çok

    sevme

    kesret-i mutlaka كثرة مطلقه : sınırsız çokluk,

    son derece çokluk

    kesret-i mütalaa كثرة مطالعه : çok okuma ve in

    celeme

    kesret-i nesil كثرة نسل : neslin çoğalması, nes

    lin çokluğu

    kesreti sevap كثرة ثواب : çok sevap (kazanma(

    kesret-i sücud كثرة سجود : cok secde etmek

    kesret-i suhulet كثرة سهولت : çok büyük kolaylık

    kesreti tabakat كثرة طبقات : )kainattaki çeşitli ve çok sayıda varlıklar dünyası

    kesret-i tenasül كثرة تناسل : nesillerin çoğalması

    çok üzerinde durmak kesret-i tevaggul كثرة توغل : çokça uğraşmak

    kesre

    kesr

    çok

    kes

    kes

    mik

    bal

    bo

    ke

    de

    (a

    C

    YanıtlaSil
  143. kesreti zuhur

    527

    sesreti zuhur كثرة ظهورçok fazla belirlilik, cok bilinirlilik çok görünürlük ve bilinirlik

    Beuretpe کترنجه

    çokluk bakımından, sayıca Beetle کثرتله coklukla 2. çok sayıda, çok miktarda 3 cok, çokça 4 sık sık, sıkça 5 kala-Jalk halinde, kalabalıklar halinde 6. bol, bol bol

    , bolca

    keet 1 کترنقیçok çok sayıda, çok mik tarda, farla sayıda, fazla 3 sık sık, sıkça 4.çok deda Sbol 6. bir çok 7. kalabalık 8. çeşitli, tarka çokluklara sahip, çokluklar dünyası

    Bessaret 1 :كفارة. çoğaltıcı, arttırıcı 2 arttırma,

    çoğaltma essaretür zünub كتارة الذنوب : günahların

    galması

    keyif کشف : )bk kes

    best 1 : كشف.)gizli kalanı veya bilinmeyeni( balma, ortaya çıkarma 2 månevi gerçekle-kalb gözü ile görme 3.(kapalı olanı) açma 4kapalı iken) açılma 5. anlama 6. olacak bir peyi önceden anlama (Allah (c.c.) tarafından gelen) ilhamla bulma, anlama 7. (ilim ve tek-mikte) buluş

    bet esrar کشف اسرار : sırları keşfetme, bilin meyen gizli gerçekleri bulup ortaya çıkarma

    besti evliya كشف اولیاء : evliyanın keşfi, ermiş lerin kalb gözü ile ve ruh yoluyla månevi ger-çekleri görmeleri

    leyli hakikat كشف حقیقت : gerçeği bulma

    keşf-i kabl-el vuku (kable vuku( كشف قبل الوقوع olacak şeyi meydana gelmeden önce anlayıp bilme

    besti kati كشف قطعی : kesin olan buluş, kesin şekilde gerçeği ortaya koyup gösterme

    kepti raz کشف راز : gizli bilgiler toplama, gizli

    likleri bulma

    kepti sadik كشف صادق : yanlışı olmayan keşif, doğru keşif, månevi dünyaya ait gerçeği yan-lışsız görüp bilme

    kepfel kubur كشف القبور : kabir aleminin keşfi, ölmüşlerin ruhlarının ne durumda oldukları na görüp anlama

    keyfi hal کشف و حال : keşfetme ve halletme, bulup ortaya çıkarma ve çözme

    keşf keramet کشف و کرامت keşif ve keramet, manevi gerçekleri bulup görme ve keramet gösterme (bk.keramet)

    keşf ü keramet-i şahsiye کشف و کرامت شخصیه :

    kevser

    kest ve sahsi keramet, manevi ve ruh âlemin-deki gerçekleri bulup görme (keşf) ve kişinin kendi kerameti (bak. keramet)

    zevkine erme, manevi ve ruhlar ålemindeki keşf zevk کشف kesfetme ve gerçeğin gerçekleri bulup görme (kesf) ve gerçeği his-sedip (duyup) yaşayarak anlama

    keşf ve beyan کشف و بیان : açıklama ve anlatma keşfiyat کشفیات : keşifler, buluşlar 2.bulu-nup ortaya çıkarılan gerçekler (bk. keşf)

    keşfiyatı fenniye کشفیات فنيه ilim ve teknik alanındaki buluşlar

    keşfiyatı kat'iye کشفیات قطعیه : kesin olan ke-çoşifler, kesin şekilde gerçekleri bulma ve orta-

    ya koyup gösterme

    keşfiyat-ı kudsiye-i Kur'aniye كشفيات قدسية قرانيه : Kur'an'daki kutsal gerçeklerin keşfi

    keşfiyat-ı maneviye کشفیات معنوی : manevi ger-çeklerin keşfi (bulunup ortaya çıkarılan må-

    nevi gerçekler)

    kekebiye( کرک : yıldız türünden olan

    kevkeb-i muhakkikin كوكب محققین : gerçekleri inceden inceye araştırıp bulan ve delilleriy-le açıklayan büyük İslâm alimlerinin yıldız,

    (mec.) en parlak olanı)

    kevkeb-i münevver كوكب منور : parlak yıldız

    kevkeb-i münir كوكب منير : ışık saçan yıldız

    kevkeb-i nevvar 151 : کوکب نوارklı yıldız, parlak

    yıldız

    kevn.var oluş, var olma 2.varlık 3.kai-nat, yaratılmış varlıklar dünyası

    kevneyn کونین : iki dünya (bu dünya ve ahiret,

    yani öbür dünya)

    kevneyn-i saadet کونین سعادت : iki dünya mut luluğu (dünya ve ahiret mutluluğu)

    kevni (y( 1 : كونيه.kainata ait, kâinattaki, kai-natla ilgili 2.(zaman ve mekânla birlikte yara-tılmış olan) tabiatla ilgili, tabiata ait

    kevnü fesad کون فساد : var olma ve yok olup

    gitme, doğma ve ölme

    kevnü mekan کون و مکان : kainat ve mekan, ya-ratılmış varlıklar dünyası ve bunları kuşatan mekan (her yer), käinat ve uzay

    kevnü vücud کون و وجود kainat ve varlık

    kevn ü zaman کون و زمان : kainat ve zaman

    kevser 1 : کولر.cennette bir akarsu kaynağı, nehir veya havuz 2.Kur'an 3.ilim kaynağı

    YanıtlaSil
  144. RINTE BUGUN 1889-Suveys Kanalının açılması.

    - 1910 - Osmanlı Sosyalist Fırkası kuruldu.

    1982 - İsrail, Beyrut'u işgal etti.

    EYLÜL

    15

    PAZARTESİ

    Unutur veya hataya diver de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme!

    Bakara Suresi: 286

    23 1447

    BİR HADİS

    R.EVVEL

    Yedi kat gök ve yedi kat yer, İhlas Suresi üzerine kurulmuştur.

    RUMI: 2 EYLÜL 1441

    HIZIR: 133

    Temmam

    Hem, her baharda gözümüz önünde îcad edilen nebâtât ve hayvanâttan hiçbir tanesi yoktur ki, sanat-ı acîbesiyle, latîf zînetiyle ve tam temeyyüzüyle, intizamıyla ve mevzuniyetiyle seni

    bildirmesin. Şuâlar

    YanıtlaSil
  145. 2026 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1916-Ruslar, Erzurum'u

    işgal etti.

    ŞUBAT

    16

    PAZARTESİ

    BİR AYET

    Allah'tan gücünüz yettiği kadar korkun.

    (Teğâbûn: 16)

    28 1447 ŞABAN

    BİR HADİS

    İnsanlara teşekkür etmeyen Allah'a şükretmiş olmaz.

    RUMI: 3 ŞUBAT 1441 KASIM: 101

    Dünyanın akibeti ne olursa olsun lezaizi terk etmek evladır.

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam Yatsı

    Mesnevî-i Nuriye

    İmsak Günes

    Öğle

    İkindi Aksam Yatu

    YanıtlaSil
  146. ve Ahmed-i Rufai (ks). Ahn ve Hasan (ra) ve Hüseyin (ra) ve Ehl-i Beyt'in on k Al Muhammed Aleyhissalatu Vesselamın içindeki b d-i Bed iki imami ve buyuk evi Gavs-ı A'zam (ks) liya (ra) ve Ali (ra)

    TARİHTE BUGÜN

    1909- Bediüzzaman'ın "Lemean-ı Hakikat ve İzale-i Şübehať" başlıklı makalesinin 1. bölümü Volkan'da yayınlandı.

    1920 - Meclis-i Mebusan kapatıldı.

    11

    PAZARTESİ

    MONDAY

    NİSAN

    APRIL

    BİR AYET Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.

    Bakara Suresi: 32

    BİR HADİS

    Benim en çok sevdiğim söz, en doğru olanıdır.

    Ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve ahiretine ciddi çalışır.

    Mektubat

    1400

    YanıtlaSil
  147. KUR'ANIN TEMEL KAVRAMLARI

    olarak vermek isterler, ta ki kendileri kurtulusa erebilsinler. (bk. Meanc, 70/11-14 bandıran ailelerini, kabilelerini, yeryüzünde bulunanların hepsini d

    يَوْمَ لا يَنْفَعُ مَالٌ وَلا بَنُونَ إِلَّا مَنْ أَتَى الله بِقَلْبٍ سَلِيم

    "Kiyamet guni, Allah'a (sirk, küfür ve nifaktan temizlenmiş) Müslüman bir ile gelenler haric, ne mal fayda verir ne oğullar!" (Şuară, 26/88-89)

    halp Yuce Allah insanları "mümin" veya "kafir", "itaatkâr" veya "isyankar "zalim" olup olmama, salih amel işleyip işlememe açısından değerlendirir. Kur'an'da da insan baştan sona hep bu açıdan ele alınmas mattaki veya Allah katında en üstün ve en" : إن أكرمكم عند الله الفيكم . değerli olanınız en mattakt olanınız (dint emir ve yasaklara en çok riayet edeninizdir)." (Hucurat, 49/13

    buyrulmuştur. Kur'an'ın tebliğ ve tebyin eden Peygamberimiz (s.a.s.),

    إِنَّ اللَّهَ لَا يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَ أَمْوَالِكُمْ وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَ أَعْمَالِكُمْ

    "Allah, sizin suretlerinize (fiziki yapılarınıza, dış görünüşünüze) ve servetle-rimize (mal-milk, makam ve mevkiinize) bakmaz. Fakat kalplerinize (iman veya har halinize) ve amellerinize bakar." buyurmuştur. (Müslim, Birr, 32)

    Bu itibarla Kur'ân'da insanı inancı; iman, inkâr, şirk, nifak, sözü, doğru, yanlış ve yalan, fiili; faydalı ve zararlı ve davranışı; iyi ve kötü yönü ile anlatan, niteleyen ve değerlendiren kavramlar ön plana çıkmıştır. İnsan ile ilgılı kavramların büyük çoğunluğu, insanın bu yönleriyle ilgilidir. Biz bu bölümde bu kavramların bir listesini verip kavramların doğru bir şekilde anlaşılabilmesi için dikkat edilmesi gereken hususları zikredeceğiz. Önce karam" nedir? Bunun anlamını izah ettikten sonra kavramların taksimini ede alip "Allah'ı anlatan kavramlara değinecek peşinden insan ile ilgili “ôvme ve yerme ifade eden kavramlan" sunacağız.

    I. KAVRAM

    Türk Dil Kurumunun hazırladığı Türkçe Sözlük'te "kavram" söyle ta-lanmıştır. "Bir şey üzerine ve özellikle o şeyin nitelikleri ya da imleri green "im", anlamlı iş ya da davranış, anlam yükletilen şey demektir. (Türki zerine taşıdığımız genel düşünce, mefhum." (TDK, Türkçe Sözlük, s. 466) Cümlede

    "Kavram", Arapçada "meſhum" kelimesiyle ifade edilir.

    160

    YanıtlaSil
  148. GİRİŞ

    Türk Dil Kurumunun hazırladığı Türkçe Sözlük'te "mefhum" sözcüğünün karşılığına "kavram" kelimesi konulmuştur. (Türkçe Sözlük, s. 560)

    "Mefhum" sözcüğü "f-h-m" kökünden ism-i meful'dür. Anlaşılan, an-laşılmış olan şey demektir. "F-h-m"; bir şeyi tasavvur etmek, idrak etmek, onu kalple bilmek, o şeyi kuşatmak demektir. (Cabran Mes'ad, II, 1135)

    İngilizce kökenli olan "term" sözcüğü "terim" şeklinde Türkçe'ye geç-miştir. "Terim", Türk Dil Kurumunun hazırladığı sözlükte; "Bir bilim, sanat, meslek dalıyla ya da bir konu ile ilgili özel ve belirli bir kavramı olan sözcük" şeklinde tarif edilmiştir. (6 408)

    "Terim"; bir fikri, bir düşünceyi, bir sistemi anlatmak için kullanılan; o fikrin, o düşüncenin, o sistemin ifade edilmesinde önemli ve başrolü oy-nayan sözcüklerdir. Bu sözcüklere önemine binaen "anahtar terim" denir. (Izutsu, Kur'an'da Allah ve Insan, s. 26) İlahiyat ve felsefe gibi ilim dallarında bu anahtar sözcüklere "teknik terim" adı verilmektedir. (Izutsu, Islam Düşüncesinde Iman Kavramı, s. 276)

    İnsana ait bilgiler nasıl kavramlarla ifade ediliyorsa Kur'an'da yer alan bilgiler de aynı şekilde kavramlarla ifade edilmektedir. Bu nedenle "Kur'âni bilgiler" demek, bir anlamda "Kur'âni kavramlar" demektir. İnsanın iradeye bağlı bütün söz, fiil ve davranışları kazandığı kavramlara bağlı olduğuna göre, "Kur'ani bilgilerin" hayata aktarılması da bu kavramların kazanılma-sına bağlıdır. İnsan, "Kur'âni kavramları" ne kadar çok elde ederse o kadar Kur'ân'ı tanımış ve davranışlarına yansıtmış, dolayısıyla yeterli düzeyde "Kur'ân bilgisine" ve kültürüne sahip olmuş olur. (Kırca, Ilimler ve Yorumlar Açısından Kur'an'a Yönelişler, s. 2) Kur'âni bilgiler, Kur'âni lafızlarla ifade edilen bilgilerdir. Dolayısıyla Kur'ân'ı tanımak için Kur'ân kavramlarını iyi öğrenmek gerek-mektedir.

    II. KELİMELERİN ASLİ VE İZAFİ ANLAMI

    Kelimelerin anlamları, yalnız başlarına değil, daima bir sistem veya sis-temler içinde değer kazanırlar. Her sözcüğün kendine özgü bir anlamı vardır ki o sözcük bulunduğu sistem dışında mütalaa edilse yine aynı manayı taşır. İşte sözcüklerin, bu sürekli anlamına "esas mana" denir.

    Kelimelerin anlamı, "esas mana"dan ibaret değildir. İkinci bir anlamı daha vardır ki bu anlam, kelimenin bulunduğu sistem içerisinde oluşmuştur.

    İşte kelimelerin kökünden gelmeyen, fakat içinde bulunduğu sistemden doğan bu manaya "izafi mana" denir.

    17

    YanıtlaSil
  149. KUR'ANIN TEMEL KAVRAMLARI

    rine kısaca Kur'an ve sünnete uyarak ve Peygamber'e itaat ederek elde edilir. Allah'ın rızası: İslam'ın helal ve haram, emir ve yasak, ogut ve tavsiyele. Allah'ın rızasına ittiba, Allah'ın dinine uymaktır.

    ecrini zayi etmez." denildikten sonra 172-173 ve 174'üncü avetlerde müů-Ali Imran suresinin 171'inci ayetinde; "Şüphesiz ki Allah müminlerin minlerin,

    a) Allah ve Peygamber'in davetine icabet eden,

    b) güzel ameller işleyen,

    c) Allah'a karşı gelmekten sakınan,

    c) kendilerine, "insanlar size karsı ordu toplamışlar, onlardan korkun sözü imanlarını artıran ve "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir." diyen,

    ‎(d( وَاتَّبَعُوا رِضْوَانَ اللّه "Allah'ın ızasına uyan kimseler" olduğu bildirilmiştir Bu nitelikler, Uhud Savaşı'nın anlatıldığı bir bağlamda geçmekte ve bunlara büyük mukafat vaat edilmektedir. Ayette geçen Allah'ın rızasına uymaktan

    maksat, Allah ve Peygamberi'ne itaat etmektedir. (Hazin, 1, 633)

    Şu ayette geçen Allah'ın rızası ile maksat; İslam dinidir.

    يَهْدِى بِهِ اللَّهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلَامِ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

    "Allah, Kur'an ile rızasına uyanları selamet yollarına iletir ve onlan izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru yola iletir." Maide 5/16)

    İslam'ı din olarak kabul edip hükümlerine uyanlar, Allah'ın rızasını kazanımış ve doğru yolu bulmuş olurlar.

    Bu ayetlerde, İslam'ı dini olarak kabul edip emir ve yasaklarına, ilke ve hükümlerine uygulamak, Allah'ın ızası ile ilgi kurularak Kur'ân ve sünnete ittiba teşvik edilmiştir.

    b) İbrahim'in Dinine İttiba

    Yüce Allah Al-i İmran suresinin 95'inci ayetinde Hz. İbrahim'in dinine uyulması emretmektedir.

    فَاتَّبِعُوا مِلَّةَ إِبْرَهِيمَ حَنِيفًا "Hakk'a yönelen İbrahim'in dinine uyun."

    mekte, Hz. Muhammed'in (s.a.s.) ve müminlerin de uyması istenmektedir: Yusuf peygamberin Hz. İbrahim'in dinine uyduğu (Yasuf, 12/95) ifade edil-

    200

    YanıtlaSil
  150. İTTİBA KAVRAMI

    ثُمَّ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ أَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

    *(Ey Peygamberim!) Sonra sana, 'Hakka yönelen İbrahim'in dinine uy. O, Allah'a ortak koşanlardan değildi.' diye vahyettik." (Nahl, 16/123)

    Hz. İbrahim'in dinine uyanlar şu ayette övülmektedir:

    وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًا مِمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَاتَّخَذَ اللَّهُ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلًا

    "Kimin dini, ihsan mertebesinde kendini Allah'a teslim eden ve hak dini Islam'a yönelen Ibrahim'in dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah Ibrahim'i dost edindi." (Nisa, 4/125)

    Hz. İbrahim'in dini; ilahi vahye dayanan, tek Allah inancı üzerine ku-rulmuş olan İslam dinidir. Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (s.a.s.) tebliğ ettiği din ile Hz. İbrahim peygamberin tebliğ ettiği din aynı esasları içerir. Bu itibarla Hz. İbrahim'in dinine yani İslam'a ittiba eden kimseler övülmektedir. (Beydavi, II, 173, Hazin, II, 173-174)

    c) Sırat-ı Müstakime İttiba

    وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ

    "İşte şu, benim dosdoğru yolum; artık ona uyun." (En'am, 6/153)

    Bu ayetten önceki 151 ve 152'nci ayetlerde; "Allah'a ortak koşmayın, cana kıymayın, çirkin ve kötü fiilleri işlemeyin, yetim malı yemeyin, tartı ve ölçüyü dosdoğru yapın, doğru sözlü olun, Allah'a verilen sözü yerine getirin" emir ve yasaklarından sonra "İşte bunlar benim doğru yolumdur." buyrulmuştur. Bu doğru yoldan maksat, İslam'ın hükümleri, emir ve yasak-landır. Dolayısıyla sırat-ı müstakime, İslam'ın emir ve yasaklarına uymaktır. Taha suresinin 47'nci ayetinde "doğru yol", "hūdā" kelimesi ile ifade edilmiş ve doğru yola uyanlar selamlanmıştır:

    وَالسَّلَامُ عَلَى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَى

    "Selam doğru yola uyanlara olsun." (Taha, 20/147)

    Lokmân suresinin 15'inci ayetinde Allah'a yönelenlerin yoluna uyulması

    emredilmektedir:

    وَاتَّبِعْ سَبِيلَ مَنْ آتَابَ إِلَيَّ “Bana yönelenlerin yoluna uy." (Lokman, 31/15(

    210-

    YanıtlaSil
  151. BENİM KANAATİMCE BOZULMALAR GÜÇ ZEHİRLENMESİYLE BAŞLIYOR. SAYISAL VE EKONOMİK OLARAK BİR GÜCE ERDİĞİNİZDE VE BU GÜÇLE PEK ÇOK ŞEYİ YAPABİLMEYE KÂNİ OLDUĞUNUZ ZAMAN GÜÇ ZEHİRLENMESİ BAŞLIYOR. GÜCE ERİNCE CEMAATLER, ULUSLARARASI GÜÇLERİN VE İSTİHBÂRÂT ÖRGÜTLERİNİN DE İLGİ ALANINA GİRMEYE BAŞLIYOR HERHALDE.

    YanıtlaSil
  152. İSTER TARİKAT İSTER DERNEK İSTER CEMAAT, CEMİYET HANGİ VASIFTA OLURSA OLSUN KURUMLARIN ŞEFFAF OLMASI GEREKEN ALANLAR VAR. ŞEFFAF OLMASI GEREKEN ALANLARDAN BİRİNCİSİ BUNLARIN HEDEFLERİDİR. TARİKAT, CEMAAT, VAKIF VEYA DERNEK NE YAPMAK İSTİYOR.

    YanıtlaSil
  153. BENCE BÜYÜK TEHLİKE DİĞERLERİNİ; FARKLI TARİKAT VE CEMAATLERİ ÖTEKİLEŞTİRMEKTİR. “BİZ VARIZ BAŞKASI YOK. BİZ HAKİKATİZ ONLAR DALALET." BENCE BİR BÜYÜK SAPMA DA BURADA. HİÇ KİMSE KENDİSİNİ HAKİKATİN TEK TEMSİLCİSİ GİBİ GÖRMEMELİ, GÖREMEZ. KUR'AN'A GÖRE DE GÖREMEZ, PEYGAMBER EFENDİMİZ ALEYHİSSELATU VESSELAMA GÖRE DE GÖREMEZ.

    YanıtlaSil
  154. lışın' de-olmaz, dar bü-'der

    boş yanl kur de,

    ka-

    bir

    SEVGİ, SAYGI GÜZEL BİR ŞEY AMA ONUN DA SINIRINI İYİ KOYMAK LAZIM. ALLAH RESÜLÜ -SALLALLAHU

    ALEYHİ VE SELLEMİN- ISRARLA ‘BEN BEŞERİM, KULUM. SİZİN GİBİ BİR KULUM, İNSANIM' DEMİŞ OLMASI BENCE

    ÇOK ANLAMLI VE ÖNEMLİ.

    tül

    gü lü va

    19

    ka

    k

    YanıtlaSil
  155. a

    L

    S

    İnsanın insanı sevmesi, hocanın talebesini, talebenin hocasını sevmesi beşeri bir duygu olarak normal ve hakikaten kabul edilebilir bir şey. Ama bunun taabbudi bir bağlılığa dönüşmesi ve ihtiram ettiği kimseyi lâ yuhtî yâni hatasız, günaha düşmeyen bir varlık olarak algılayacak şekilde görmeye başlamış olması, bizim islamî değerlerimizle, ölçülerimizle asla

    nsanın lebilir

    tlerin

    adet-

    trol

    war, h

    -

    bağdaşmayan bir husustur.

    YanıtlaSil
  156. TASAVVUFUN EN ÇOK TENKİT EDİLEN TARAFLARINDAN BİRİSİ DE, MENKIBE VE KERAMET TÜRÜ ŞEYLERDİR. HALBUKİ TASAVVUF BÜYÜKLERİNİN TA BAŞTAN BERİ EN ÇOK VURGULADIKLARI ŞEY, "NEFSİN SENDEN KERAMET İSTER. SEN KERAMETİ BIRAK İSTİKAМЕТЕ ВАК.

    EN BÜYÜK KERAMET İSTİKAMETTİR."

    "EMREDİLDİĞİN GİBİ DOSDOĞRU OL!"

    BUYURULMUŞTUR.

    YanıtlaSil
  157. BAŞ OLMA SEVDASI BİR SÜRE SONRA İNSANA, 'MENEM DİGER NİST' DEDİRTİYOR. YANİ 'BEN VARIM, BAŞKASI YOKTUR.' ALLAH KORUSUN.

    DOLAYISIYLA İNSANIN ÖTEKİ İLE MÜCADELEDE ÖTEKİNİN VARLIĞINI KABULDE PROBLEMİ VAR. İNANANLAR VE İNANMAYANLAR KİM OLURSA OLSUN.

    YanıtlaSil
  158. HAKİKATEN OLAYLARI İYİ OKUYAN, İNSAN UNSURUNU İYİ TANIYAN VE BELLİ BİR EĞİTİMDEN GEÇMİŞ, SEYRİU SÜLUK GÖRMÜŞ BİR İNSAN TARİKATTA İNSANLARI KENDİNE DEĞİL ALLAH'A TAŞIYOR. BURADA EN BÜYÜK YANLIŞLIK İNSANLARI KENDİNE TAŞIMAK. ALLAH KORUSUN. MÜRŞİT KONUMUNDAKİ BİRİSİ, TARİKAT KURUCUSU, İNSANLARI KENDİNDE BIRAKIRSA İHANET ETMİŞ OLUR.

    YanıtlaSil
  159. Aylık Mecmua

    Şebnem ve Altınçocuk ile birlikte.... http://www.altinoluk.com

    ALTINOLUK

    Eylül 2018 Sayı: 391. Zilhicce 1439-Muharrem 1440 14.00 TL (KDV dahil)

    YanıtlaSil
  160. TARİKAT... CEMAAT... ÖRGÜT...

    DOĞRULAR YANLIŞLARA

    İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz

    Diyanet Din Dışı Yönelişlere

    Müdahale Etmeli

    YanıtlaSil
  161. Koca bir İslâm âlemi parçalandı. O şan ve şevketler söndü. Endülüs müslümanları mahv ve perişan oldu. Hindistan müslümanları esirlik altına girdi, Tunus gitti, Cezayir gitti, Fas gitti; Türkistan, Buhara, Kazan hep işte ne hale geldi-ler. Daha sonra Mısır neler çekiyor... Romanya'da, Bulgaris-tan'da, Girit'de bulunan müslümanlar ne oldu? Hep tefrika yüzünden mahvoldular. Sürüden, birlikten ayrıldıkları için kurtların ağzına düştüler. Gitgide o büyük âlem küçüldü.

    Şimdi müslümanların bu günkü haline hamiyet sahip-leri ağlıyor. Bizi bu hale düşüren hep tefrika, hep nifak ve şikaktır [uyuşmazlık, bozuşma]. Artık bu kadar zillet, bu kadar miskinlik yeter!.. Bundan sonra millet uyanmalı, oku-malı, bu felâketlerin hep tefrika ve cehalet yüzünden gel-diğini anlamalı da, ona göre çaresine bakmalı. Zaman artık tefrika zamanı değildir, ittifak zamanıdır, birleşmek zama-nıdır. Şimdi Allah'ın lütfu bize yöneldi. Her zaman bu fırsat ele geçmez. Bu fırsatı kaçırmamalı, bundan istifade etmeli. Geçen geçti, olan oldu. Şimdi matem tutacak, esef edecek, kederle vakit geçirilecek zaman değildir. Matem, ölüyü di-riltmez, esef [vah vah deyip hayıflanmak] geçmişi geri ge-tirmez, keder musibeti def etmez. Selámetin anahtarı varsa yoksa iş'tir, hayırlı amel, İslâm aksiyonudur. Hulâsa, yük-selmek için doğruluktan, iyi niyetten ve bilgiden başka mer-diven yoktur. Korkmamalı. Korku helâkı çabuklaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Ye'se [ümitsizliğe] düşmemeli. Yeis helâkten başka netice vermez. Kur'an-ı Kerimin hükmü bâ-kidir, sonsuz bir hayata mazhardır. Elverir ki biz O'na uya-lım.

    Artık müslümanlar geçirdikleri bu felâketlerden ibret alarak uyanmalı, bütün tefrikalardan vazgeçmeli, bütün mü-minleri kardeş bilerek el birliği ile, yükselmeye çalışmalı; bi-

    Memleket mahvoluyor, din de beraber gidiyor! Size Kur'an: «Bakınız sade uzaktan mı diyor?

    11

    YanıtlaSil
  162. الدين النصيحة

    "Din nasihattir, (Hadis-i serîf)

    İttihad yaşatır, yükseltir Tefrika yakar, öldürür

    YAZAN.MEHMED AKİF

    Bu risale, İslâm şairi Mehmed Akif Bey ile, såbık Diyanet İşleri Reisi Aksekili Ahmed Hamdi Efendi'nin irad ettikleri iki vaazdan meydana gelmiştir.

    BEDİR YAYINEVİ

    YanıtlaSil
  163. 272

    9. Tevbe Sûresi

    Ayet: 24-25

    zel istidaddan çıkıp uzaklaşanları "hidâyete erdirmez. ", Yani onlar güzel istidadlarını iptal ettikten sonra Allah onları yüce katına ulaştırmaz ve cemalinin feyzini kabüle müsait kılmaz.

    Bişr b. el-Haris (r.a)'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir:

    "-Rüyada Peygamber (s.a.)'i gördüm. Bana:

    --Ya Bişr, bilir misin Allah Teâlâ seni niçin akranlarından üstün kıl-di?" diye sordu. Ben:

    "-Hayır ya Rasûlallah." dedim. O:

    "-Sünnetime tabi olman, sâlihlere hizmet etmen, din kardeşlerine nasihatta bulunman, ashabımı ve ehl-i beytimi sevmen sayesinde. Seni iyilerin (ebrar) makamına ulaştıran işte bunlardır." buyurdu.

    Ben derim ki: Halis mahabbet, büyük bir kapıdır. Ancak kalb-i selim sahibi kimselere açılır. Halis mahabbetin tesiri çok büyüktür. Durumu şaşırtıcıdır.

    Allah Teâla'dan bizleri Allah sevgisini ve Rasûlü'nün sevgisini, bun-ların dışında kalanların sevgisine tercih edenlerden kılmasını niyaz ede-riz. Amin!.

    YanıtlaSil
  164. zan: Av

    Của 10

    Rühu'l-Beyan

    269

    قُلْ إِنْ كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ وَاخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُمْ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادِ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللَّهُ بِأَمْرِهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ (٢٤)

    24. De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, ke-sada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığı-nız meskenler size Allah'tan, Rasûlü'nden ve O'nun yolunda cihâd etmekten daha sevgili ise artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah, fâsıklar topluluğunu hidâyete erdirmez."

    Ey Muhammed! Hicreti terk eden kimselere "de ki: "Eğer babala-ınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız," Mek-ke'de "kazandığınız" ve elde ettiğiniz "mallar..." -Malların kazanıldığı-nın belirtilmesi, sıkıntı ve zorluk çekilerek elde edildiğinden onların ya-nında çok değerli olması sebebiyledir.- hac mevsiminde Mekke-i Müker-reme'de bulunmamanız sebebiyle revaç vakti geçerek "kesada uğrama-sından korktuğunuz ticaret" yani ticaret yapmak ve kâr etmek için satın aldığınız metalar, "hoşlandığınız meskenler" yâni son derece ne-zih oldukları için içlerinde ikamet etmekten memnun kaldığınız evler ve bahçeler, "size Allah'tan, Rasûlü'nden" yani Medine'ye hicret etmek suretiyle Allah'a ve Rasûlüne itaattten "ve O'nun yolunda" Allah'a itaat olarak "cihad etmekten daha sevgili ise..."

    Buradaki 'sevgi'den maksad, ihtiyari (iradeye bağlı) sevgidir. Yani, Allah ve Rasûlünün emirlerini devamlı olarak yerine getirme, onları hiç terk etmeme sonucunu doğuran bir sevgidir. Yoksa insanda mutlaka bu-lunan fıtrî sevgi değildir. Çünkü fıtrî sevgi, insanın tercihine bağlı olma-dığından yükümlü tutulduğu bir sevgi değildir.

    "artık Allah emrini" yani dünya veya ahirette vereceği cezayı başı-nıza "getirinceye kadar bekleyin." Bu ifade, nefsinin hazlarını dinin emirlerine tercih eden kimse için tehdit ifade etmektedir.

    YanıtlaSil
  165. 270

    9. Teube Süresi

    Ayet: 24

    edinmek suretiyle itaatten çıkanları, kendileri için hayırlı olan şeye irşad "Allah, fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez, müşrikleri dost etmez.

    Avet-i kerime'de çok şiddetli bir tehdit vardır ki bu tehditten ancak çok az kisi kurtulabilir. Çünkü qünümüzde zahid ve takva sahibi ihvani mızı bir araştırsan onların dünya ile ilgili en değersiz bir şeyi bile elden kaçırdıklarında nasıl şaşkınlığa düşüp üzüldüklerini görürsün. Halbuki onlar dini hazlardan en yücesini bile elden kaçırdıklarında hiç aldırış et-mezler.

    Avetten anlaşıldığı kadarıyla kim dünyevi arzuları Rahman'a itaate tercih ederse dünyada ya da ahirette başına gelecek cezaya hazır olsun! Baksın bakalım tercih ettiği dünya hazları, kendisini bu korku ve felaket lerden kurtarabiliyor mu?!

    Allah'ım, affını ve bağışlamanı niyaz ederiz, ey merhametlilerin en merhametlisi!

    Kaşifi demiştir ki: Ey aziz! Dostluk iddiasının gerçek olması için İb-rahim gibi dünyadan yüz çevirecek adam olmak gerek. Nitekim o şöyle demişti: "İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)." (eş-Şuārā, 26/77) Malı misafire sarfedecek, çocuğu kurban etmeye niyet edecek, kendini de ateşe feda edecek.

    Seni tanıyan kimse canı ne yapsın?

    Çocuğu, evlâd u ıyâli ne yapsın? Her iki cihanı ona bağışlayarak divâne edersin Sana divâne olan iki cihanı ne yapsın?

    Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Sizden hiçbiriniz, ben kendisine malından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça iman etmiş olmaz." 114 İbn Melek, bu hadisteki iman ile "kamil iman"ın, sevgi ile de "ihtiyârî sevgi"nin kastedildiğini söylemiştir. Meselâ Rasûlullah bir mümine şehit oluncaya kadar kafirlerle savaşması-nı emretse veya kâfir olan anne-babasını ve çocuklarını öldürmesini em-retse, o mümin selametinin Peygamber (a.s.)'ın emrine uymakta olduğu-

    114. Buhárí, Iman, 8; Müslim, İman, 70

    YanıtlaSil
  166. n: Av

    Cr 10

    Rühu'l-Beyân

    271

    bir insan tabiatı itibarıyla ilaçtan nefret eder, kaçar. Fakat yine de iyileş-nu bildiği için bu emre uyar, itaatsizlik etmeyi düşünmez. Nitekim hasta mesinin bu ilacı kullanmaya bağlı olduğunu bildiği için onu kullanır. O habe bir mümin nasıl olur da karşılık beklemeden bizim menfaatimize san, bize bizden, babalarımızdan ve çocuklarımızdan daha şefkatli ve merhametli olan Peygamberimiz'in (a.s.) emrine uymaz?!

    Kadi (Beydavi) şöyle demiştir: Peygamber (a.s.)'ın sünnetine onu hya etmek suretiyle yardım etmek, getirdiği şeriatı muhafaza ve müda-faa etmek O'nu sevmekten ileri gelir.

    Hz. Şeyhülislâm'dan şöyle nakledilir: Ahmed b. Yahya Dimaşkî bir gün anne ve babasının önünde oturmuş, Kur'an'dan Hz. İsmail'in kur-ban edilmesi hikâyesini okuyordu. Dediler ki: Ey Ahmed! Önümüzden kalk ve git. Çünkü biz seni Allah yoluna adadık. Ahmed kalktı ve şöyle dedi: Ey Rabbim! Şimdi senden başka kimsem yok. Ardından Kâbe'ye doğru yola çıktı. Yirmi dört yerde konakladı. Bir müddet sonra anne ba-basını ziyaret etmek istedi. Şam'a gelince evinin kapısına vardı, kapıyı çaldı. Annesi seslendi: Kapıda kim var? Oğlu cevap verdi: Ben Ahmed, oğlunuz. Annesi: Önceleri bir çocuğumuz vardı, onu Allah yoluna ada-dık. Bizim Ahmed'le Mahmud'la ne işimiz olsun! dedi.

    Neyimiz varsa sana feda ettik

    Canı senin aşkına esir ettik

    Biz kendimizi terk ettik, iki cihanı da

    Bu yaptıklarımızı sadece senin için ettik

    İşte muhacirler hicret edip Allah Teâlâ için terk ettikleri bir beldede ölmeyi, hicretin sevabı noksanlaşır endişesiyle hoş karşılamıyorlardı. Çünkü terk edilen yurda zaruret hali dışında geri dönmek, yapılan hicret amelini bozmak demektir.

    et-Te'vilât'ta şöyle denilmektedir: "Dinin aslı, Allah Teâlâ'nın sevgi-sidir. Allah'ı sevme (mahabbetullah) istidadını, zikredilen şeylere tahsis eden kimse fâsık olur. Fäsıklık, Yaratan'ı sevmeyi bırakıp yaratılanı sev-meye yönelmektir. Yaratılanın sevgisini Yaratan'ın sevgisine tercih eden ilāhi feyzi kabul için olan fıtrî istidadını yok etmiş ve mahrumiyeti hak etmiş olur, kahır ve perişanlığa düçar olur. "Artık Allah emrini" yani kahrını "getirinceye kadar bekleyin. Allah, fâsıklar topluluğunu" gü-

    YanıtlaSil
  167. İsmail Hakkı BURSEVİ

    RÛHU'L - BEYÂN

    Kur'an Meâli ve Tefsiri

    7. Cilt

    ERKAM

    YAYINLARI

    YanıtlaSil
  168. باسْمِهِ سُبْحَانَهُ

    BİRKAÇ SÖZ

    Müslüman kardeşlerimize, son devrin meşhur iki müslüman şahsiyeti-nin, bundan altmış sene kadar önce yapmış oldukları iki vaazı, küçük bir risåle şeklinde takdim ediyoruz. Bu şahsiyetlerden biri karakterli dava adamı, İslâm şairi Mehmed Åkif Bey, diğeri son devir ulemasından, så-bık Diyanet İşleri Reisi Aksekili Ahmed Hamdi Efendi'dir. Bu vaazlar, 1328'de, İstanbul'da «Matbaa-yı Amire de «Mevâiz-i Diniye Birinci Kısım adıyla basılmış olan 136 sahifelik eserden dili sadeleştirilerek ve bazı açıklamalar ilave edilerek alınmıştır.

    1328 tarihi, Osmanı İmparatorluğu'nun «İkinci Meşrutiyet Devris de diğimiz zamanına rastlar. Sultan İkinci Abdülhamid'i beğenmiyen farma-son, dönme ve dinsizlerin nüfüz ve tesiri altında bulunan İttihad ve Terak-ki Cemiyeti (Partisi) koskoca imparatorluğumuzu on sene gibi kısa bir müd-det içinde mahv ve perişan etmiş, en sonunda batırmıştır. Maalesef o devir-de, ulemådan ve meşâyihten birçok zatlar bu fesat teşkilatını gaflet ile des-teklemişler; o yaldızlı «terakki, müsavat, hürriyet, uhuvvet» yalanlarıma kan-mışlardır. Trabulusgarp, Balkan, Birinci Cihan Harpleri fâcialarından sonra din ve mülk elden gittikten sonra ayılmışlarsa da iş işten geçmiştir. İşte bu iki vaaz, İttihad Terakki iktidarının ilk yıllarında, o günün havası içinde ve-rilmiştir.

    Vaaz sahiplerinin tercüme-i hallerini buraya yazmıyoruz. Zira her ikisi de meşhur kişiler olup, arzu edenler ansiklopedilere müracaat ederek hayat hikâyelerini ve eserlerini öğrenebilirler.

    Bu küçük risalenin değerini bir kat daha artırmak maksadıyla, sahife-lerinin altına, Mehmed Akif Bey'in Safahat'ından seçtiğimiz ve müslüman-ları uyarıcı mahiyette birer beyit koyduk.

    Ümid ederiz ki, aziz müslüman kardeşlerimiz hacimce küçük, fakat de-ğerce büyük olan, üstelik de fiyatı ucuz bulunan bu dini risaleyi gereken dikkatle mütaláa buyururlar ve arzu ettikleri takdirde fazla nüshalar sa-tım alarak başkalarına da hediye ederler.

    Bu vesile ile M. Åkifi ve A. H. Aksekill'yi rahmet lle anar, okuyucu kar-deşlerimizden, her ikisinin ve bütün müslümanların ruhlarına birer Fatiha ihsan etmelerini istirham ederiz.

    Bedir Yayınevi Müdürü

    UBEYDULLAH KÜÇÜK

    (3) C. evvel 139125 Haz. 1971)

    4

    YanıtlaSil
  169. İTTİHAD YAŞATIR, YÜKSELTİR

    TEFRİKA YAKAR, ÖLDÜRÜR

    Mehmed Åkif

    وَاعْتَصِمُ الجَلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا

    Meali: «Ey mü'minler! Hepiniz Allah'ın habl-i metinine [Sağlam ipine), yüce İslâm Dini'ne elbirliğiyle sarılınız, Al-lah'ın ve Resûlü'nün emirlerine itaat, nehiylerinden sakını-nız, hiçbir zaman ayrılmayınız; kalpleriniz, ruhlarınız dai-ma sımsıkı birbirine bağlı olsun.» (Al-1 İmran sûresi, 103.)

    وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ريحكُمْ وَاصْبِرُوا

    Meâli: «Allah'a ve Peygamberine itaat ediniz; aranızda hertürlü nizáyı, çekişmeyi terk ediniz. Siz bütün mü'minler

    Allah'a dayan, sa'ye sarıl, hikmete râm ol, Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol...

    -5-

    YanıtlaSil
  170. kardessinie, kardes gibi geeinmelisiniz. Eger niza eder, kavs gava infusun hithivintele cekistrsenie dajilirsiniz, sonra rüz insames olur yer yüzünde bir hükmünüz kalmaz, dü manlainian sulüm ve kahes altmda maby olur gidersiniz. Bunun lehi aramadan fifneyl, fenabğı kaldırmağa çalışının (Ental süresi, 46.)

    وَاتَّقُوا فِتْنَةٌ لَا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

    Meâli: «Belådan azaptan çok korkunuz. Zira belá gelin-ee yalnız fenålara, zâlimlere erişmekle kalmaz, iyilere de za-rarı dokunur. Birkaçımızın uğruna bütün ümmet mahv olur. İyi biliniz ki, Allahın azabı şiddetlidir, gelince cümlenizi perişan eder. (Enfål süresi, 25.)

    Müslümanlık daha ilk kurulduğu zamanlarda Allah, bi-ze doğru yolları gösterdi: Rahat yaşamak, kimsenin zulmü altında ezilmemek, belådan kurtulmak isterseniz böyle ya-pınız, dedi. Ama söz dinlemez de kendi nefsinize uyarsa-mız o vakit akibetiniz fena olur. Ne rahat yaşayabilir, ne de başkalarının zulmünden kurtulabilirsiniz. Gece gündüz Al-ah'ın azabı üzerinizden eksik olmaz, dünyanız zindan için-le geçtiği gibi ahiretiniz de hayırlı olmaz...

    <Allah'a dayandım.... diye sen çıkma yataktan... Mânâ-yı tevekkül bu mudur?.. Hey gidi nâdân!..

    -9-

    YanıtlaSil
  171. İşte böyle iki tarafı göstererek ihtiyarımım [serbestce seçme imkânını, hürriyetini] elimize verdi. Bizi bu imtihan dünyasına saldı. Allah tarafından olan bu nasihatleri bize söylemek, anlatmak için vasıta olan zat, Hazreti Muham-med sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hep bunları bize anlıyacağımız şekilde anlattı. Gerek söz ile, gerek iş ile nasıl yapmak lazım geleceğini bize gösterdi. Vazifesini tamamla-yınca:

    «İşte, dedi, ben artık vazifemi bitirdim, söylenecek söz-leri söyledim ve yapılacak şeyleri yaptım. İslâm binasının temelini size kurdum. Ben artık gidiyorum. Bu binanın mu-hafazasını size bırakıyorum. İşte bundan sonra bu dinin ko-ruyucuları, muhafızları sizsiniz. Siz eğer elele vererek, bu gösterdiğim yolda yürürseniz bütün cihanda âziz olursunuz. İslâmın da şan ve şevketi dünyaları kaplar. Bu suretle insan-ların hidâyeti kolaylaşır. Yeryüzünde fesat kalmaz. İnsanlar istenilen üstün gayeye erişirler. Ben de ümmetimin insan-ların iyiliği için böyle elbirliği ile çalıştığını görerek memnun olurum. Siz hepiniz kardeşsiniz, hepiniz bir vücutsunuz ve ilelebed böyle kalmalısınız. Eğer Allah saklasın bunu unutur, hevánıza [nefsinize, keyfinize] uyar, tefrikaya dü-şerseniz biliniz ki, başka milletler sizi esir eder. Onların hük-mü, onların zulmü altında ezilir, mahvolursunuz. Sizin bu perişanlığınızdan İslâm dini de zarar görür. O vakit Allah'ın azabı üzerinize çöker, artık sizin için ne dünyada felåh [kur-tuluş] ümidi kalır, ne âhirette. Öylece husran [zarar] içinde mahvolur gidersiniz. Benim ruhum da sizin bu halinize ağ-lamaktan kurtulmaz. Bunun için size öğüt vereceğim en bi-rinci şey, bütün ümmetim elele vererek kalblerini sımsıkı bir-birine bağlamaktır.>>>

    Ye's öyle bataktır ki, düşersen boğulursun, Ümmide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun...

    -7-

    YanıtlaSil
  172. söründen asla dışarı Bunun üzerine müslümanlar ne yaptılar? Yaptıklarını tarih gösteriyor: Hepsi Liva-yı Muhammedi [Peygamberin (SA) bayrağı altında toplandılar. Allah'ın ve Resûlü'nün 77 çıkmıyarak müslümanlığın şan ve şe-refint yükselttiler, dünyaları fethettiler. Küfür ve dalalet [sapiklik] yüzünden karanlıkta kalmış memleketleri iman nuru ile aydınlattılar. Milyonlarca insanı esirlikten, zulüm-den kurtardılar. Öyle bir İslâm devleti kurdular ki, adaleti bugün dahi dillerde dolaşıyor. O zaman İslâm memleketleri-nin genişliği dünyanın bir ucundan diğer bir ucuna; ta Mağ-rib'ten Çin'e, Tonkin'e kadar gidiyordu. Genişliği ise Kazan'-dan başhyarak, hatt-ı istiva'ya [Ekvator], Serendib'e [Sey-lan] kadar tutardı. Bakınız. Dünyanın ne kadar yerini müs-lümanlar himayeleri altına almışlar!..

    Bu geniş sınır içindeki kıtalar, memleketler bütün müslümanlarla dolmuştu. Müslümanların buralarda yıkıl-maz bir saltanatları, bir şevketleri vardı. Hükümetin başına büyük büyük devlet reisleri geçerek hemen bütün yer yüzü-nü istedikleri gibi idare ederlerdi. Askerleri hiç bir zaman bozgunluk yüzü görmez, sancakları hiç bir yerde toprağa ve-rilmez, sözleri hiç kimse tarafından geri çevrilmezdi. Sağlam kaleleri bir sıraya dizilmiş dağlar gibi omuz omuza vermiş giderdi. Ovalar, tepeler müslümanların elleri ile yetiştirilen her türlü ekinlerle, ağaçlarla, ormanlarla, mer'alarla örtülü bulunurdu. En sağlam kaldeler üzerine kurulmuş son derece mamur, muntazam şehirleri, ahalisinin sanatları ile, hünerle-riyle, yetiştirdiği ilim adamlarıyla, hükemâsıyle [filozoflar, fikir adamları], bütün dünyaya karşı iftihar ederdi.

    Müslümanların Akdeniz'de, Kızıldeniz'de, Hind Okyanu-su'nda öyle bir satveti [kuvvet ve şiddetle atılışı vardı ki, karşısına kimse çıkamazdı. Başka dinde olanlar müslüman-

    İslâmı, evet, tefrikalar kastı, kavurdu,

    Kardeş, bilerek - bilmiyerek, kardeşi vurdu.

    8-

    YanıtlaSil
  173. lara boyunlarını eğer; müslümanların faziletleri, adaletle-ri karşısında el bağlar, saygı gösterirlerdi.

    Müslümanlar bu mertebeye nasıl eriştiler? Hep ittihad [birlik] sayesinde. Ellerinde Allah Kanunu, dillerinde mü-barek Tevhid lářzı, yüreklerinde Allah ve din aşkı, millet-i İslâmiye sevgisi olduğu halde dağları, denizleri, çölleri aştı-lar. Şarkın en uzak bir köşesinde bir müslümanın kalbi in-cinseydi, bütün dünyadaki müslümanların vücudu sızlardı. Dünyanın bir tarafında bir müslüman hakaret görseydi, bü-tün İslâm dünyası kükremiş bir aslan gibi ortaya çıkar, kar-deşlerini müdafaa ederdi. Müslümanlar sayısız kavimlerden mürekkeb oldukları halde ezelden bir ümmet, bir aile, bir vücud imiş gibi aralarında hiç bir ayrılık gayrılık görmez-lerdi.

    Buradaki müslümanın duygusu ne ise dünyanın öbür ucundaki müslümanın duygusu da o idi. Milyonlarca müs-lüman hep bir türlü düşünür, hep bir noktaya bağlı bulu-nurdu. Yüreklerdeki fenalıklar, hasedler, tama'lar [doymaz-lık, açgözlülük, hırs], garazlar yok olmuştu; herkes İslâmın ilerlemesini, İslâm milletinin yükselmesini düşünürdü. Her-kes elinden gelen iyiliği esirgemez, mal ile, can ile, kan ile İslâmiyetin hesabına çalışırdı. Sırası gelince bütün malını millet uğrunda fedâ eder, kendi de Livâ-yı Muhammedi [Mu-hammed (S.A.) Sancağı] altına girer, cihad meydanına ko-şardı. Hiçbir müslüman diğerinin hatırını kırmaz, ırzına yan bakmaz, malına göz dikmezdi. Herbiri kendinden büyüğüne itaat eder, küçüğüne şefkat gösterirdi. Åmiri kendinden yaş-ça, ilimce küçük olsa da amir olduğu için, Halife tarafından gönderildiği için emrine dört elle sarılırdı. Kur'an'ın bütün hükümlerine, Peygamberimizin (S.A.) bütün tavsiyelerine, öğütlerine riâyet olunurdu. Ümmetin işleri meşveretle [ko-

    Evet, bütün beşerin hakkıdır beka emeli, Fakat bu hakkı ne taştan, ne leşten istemeli!

    -9

    YanıtlaSil
  174. nuşularak, danışılarak, beraberce müzakere edilerek, anlaşı-larak görülür, her cuma ümmetin hali ve geleceği hakkın-hissesine düşen vazifenin yerine getirilmesine bütün varlı-da hutbeler okunur, yapılacak işler kararlaştırılır, herkes ğıyla can atardı.

    İste bu sayede islâm sancağını dünyanın hemen her ta-rafımda diktiler, Tevhid sadâsı ile bütün gökleri çınlattılar... Fakat sonraları müslümanlar her nedense Kur'an'ın hüküm-lerini tutmakta gevşeklik göstermeye başladılar. Araların-daki râbıtaya [bağa] zayıflık geldi, yüreklerinde, hamiyyet [din gayreti, islâm kahramanlığı] yerine hased, tama' yer etmeye başladı. İttihad tefrikaya yüz tuttu. Müslümanlar arasında dinden başka bir vatandaşlık ölçüsü [tebaiyyet, cin-siyye] yok iken her kavim ayrı bir milliyet iddiasına kal-kıştı. Başlarındaki hükümdarların herbiri, idaresi altındaki müslümanları diğerlerine düşman göstermeye, müslümanlar arasına nifak saçmaya koyuldular. Bunun üzerine müslü-manlar birbiriyle çarpışmaya başladı. Bunların yüzünden millet ne kadar zararlara uğradı. Bir taraftan fertler, diğer taraftan baştakiler İslâm milletini perişan ettiler, doğru yol-ları bırakarak israflara, zevk ve safalara daldılar.

    Bu uğraşmalar esnasında ilimlerin ve fenlerin ilerleme-si durdu. San'at, ticaret geriledi. Cehâlet ortalığı kaplama-ya başladı; fakirlik ve zillet yüz gösterdi. Biz böyle birbirimiz-le uğraşırken Avrupa ilerliyordu. Bizden aldıkları ilimleri ve fenleri ileri götürüyorlardı. O zevk ile, o israf ile milletimizin zenginliği gidince, üzerimize miskinlik ve düşkünlük çökün-ce, yabancılar saldırmaya başladılar. Hep elbirliği ile karşı durmak gerekirken kendi elimizle onların müslüman memle-ketlere girebilmelerine sebep olduk. Sonra netice ne oldu? Åkibet müslüman memleketleri yabancıların ellerine geçti.

    Sakın ey nûrı dîdem, geçmesin beyhûde eyyâmın, Çalış hâlin müsaitken... Bilinmez çünkü encâmın.

    10

    YanıtlaSil
  175. Koca bir İslâm âlemi parçalandı. O şan ve şevketler söndü. Endülüs müslümanları mahv ve perişan oldu. Hindistan müslümanları esirlik altına girdi, Tunus gitti, Cezayir gitti, Fas gitti; Türkistan, Buhara, Kazan hep işte ne hale geldi-ler. Daha sonra Mısır neler çekiyor... Romanya'da, Bulgaris-tan'da, Girit'de bulunan müslümanlar ne oldu? Hep tefrika yüzünden mahvoldular. Sürüden, birlikten ayrıldıkları için kurtların ağzına düştüler. Gitgide o büyük âlem küçüldü.

    Şimdi müslümanların bu günkü haline hamiyet sahip-leri ağlıyor. Bizi bu hale düşüren hep tefrika, hep nifak ve şikaktır [uyuşmazlık, bozuşma]. Artık bu kadar zillet, bu kadar miskinlik yeter!.. Bundan sonra millet uyanmalı, oku-malı, bu felaketlerin hep tefrika ve cehalet yüzünden gel-diğini anlamalı da, ona göre çaresine bakmalı. Zaman artık tefrika zamanı değildir, ittifak zamanıdır, birleşmek zama-nıdır. Şimdi Allah'ın lütfu bize yöneldi. Her zaman bu fırsat ele geçmez. Bu fırsatı kaçırmamalı, bundan istifade etmeli. Geçen geçti, olan oldu. Şimdi matem tutacak, esef edecek, kederle vakit geçirilecek zaman değildir. Matem, ölüyü di-riltmez, esef [vah vah deyip hayıflanmak] geçmişi geri ge-tirmez, keder musibeti def etmez. Selâmetin anahtarı varsa yoksa iş'tir, hayırlı amel, İslâm aksiyonudur. Hulása, yük-selmek için doğruluktan, iyi niyetten ve bilgiden başka mer-diven yoktur. Korkmamalı. Korku helâkı çabuklaştırmaktan

    başka bir işe yaramaz. Ye'se [ümitsizliğe] düşmemeli. Yeis helâkten başka netice vermez. Kur'an-ı Kerimin hükmü bâ-kidir, sonsuz bir hayata mazhardır. Elverir ki biz O'na uya-lım.

    Artık müslümanlar geçirdikleri bu felâketlerden ibret alarak uyanmalı, bütün tefrikalardan vazgeçmeli, bütün mü-minleri kardeş bilerek el birliği ile, yükselmeye çalışmalı; bi-

    Memleket mahvoluyor, din de beraber gidiyor! Size Kur'an: «Bakınız sade uzaktan» mı diyor?

    -11

    YanıtlaSil
  176. lişmeli, tanışmalı, eski kütüklere yeni, iyi ve meşru [İslâma uygun) filizler aşılamalı. Ümid ederiz ki, bu sözlerin yürek-ten söylendiğine bütün müslümanlar inanarak, aralarındaki tefrikaları, kalblerindeki hırs ve tamaları terk ederek hepsi Allah'ın sağlam ipine, yani İslâm dinine, Şeriatına yapışır-lar. Son derece kuvvetli bir ittifak ve sımsıkı bir ittihad ile birbirine bağlanarak hep birlikte terakkiye çalışırlar. Allahın ve Peygamberin (S.A.) emirlerini yerine getirmeye gayret ederler.

    ***

    «Vallahu yehdî men yeşâu ilâ sıratın müstekıym.» [Mu-hakkak ki Allahu Teâlâ dilediğini doğru yola hidâyet eder.] (Bakara sûresi, 213.)

    *

    İBRET ALALIM

    Hazreti Aişe radiyallahu teâlâ anha, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden rivayet etmiştir: Buyurdular ki: «Hak teâlâ, bir şehir halkına azap (ve belȧ) gönderdi. Halbuki o şehirde on sekiz bin abid erkek vardı. (İman etmişler ve ibadetle meşgul oluyorlardı.) Ashab-ı kiramdan bazıları sordular: Bunlara azap gönderilmesine se-bep ne idi?... Şöyle cevaplandırdılar: <Münker işler yapanlara asla hi-şım eylemediler, tepki göstermediler... (Yâni: O şehirde işlenen kötü ve çirkin işlere karşı o âbid kişiler karşı çıkmamışlar, emr-i maruf ve nehy-i münker yapmamışlardı.)

    «Tercüme-i Tuhfe-1 Mahmud Muhteşem ad-

    ı kitabın 84'üncü sahifesinden alınmıştır. (Hicri 1285 de basılmıştır. Tamamı 91 sahlfe.)

    Türlü adlarla çıkan nâ-mütenâhi gazete Ayrılık tohumunu bol bol atıyor memlekete.

    12

    YanıtlaSil
  177. 762

    DELAILI HAYRAT ŞERHI

    Devam edelim:

    Allahım, senden isterim.

    Ey Vahid, Ferd. Samed, şanı büyük Allahım. Tam tazarru ile ni yaz ederim.

    İsrafil ALEYHİSSELÅM'ın alnında yazılan isimler hürmetine..

    Burada geçen:

    ALEYHİSSELÁM.

    eylesin; manasınadır. Tabiri. Allah-ü Taâlâ ona cümle zorluklardan yana selamet Ihsan

    Cebrail aleyhisselâmın alnında yazılı isimler hürmetine.. Cüm. le mukarreb meleklerin alnında yazılı isimler hürmetine..

    Cebrail a.s. meleklerin peygamberlerindendir. Keza, İsrafil de..

    Devam edelim:

    Allalum, zatına tazarru edip isterim.

    Ey Hayy Kayyum Samed olan şanı büyük Yüce Allah.

    Arşın çevresinde yazılı isiniler hürmetine..

    Kürsinin çevresinde yazılan isimler hürmetine senden isterim.

    Allahım, zeytin yaprağı üzerine yazılan İSİM hürmetine iste vim zatından..

    Bu son cümlede; cem sığası ile değil, müfred sığası ile gelen:

    İSİM.

    Lafzından murad şudur: İsmi Azam. Yani:

    Allahım, zeytin yaprağı üzerine yazılan İsm-i Azam'ın hürme tine isterim.

    Demektir. Bazı nüshalarda:

    ΖΕΥΤΙΝ ΥΑPRAKLARI.

    Diye cem sığası ile gelmiştir.

    Dördüncü hizip (BÖLÜM) burada tamam oldu; bundan sonra be-şinci hizip (BÖLÜM) başlayacaktır.

    BEŞİNCİ BÖLÜM: Cuma günleri başlanır.

    Allalım.

    Ey baba ve oğuldan münezzeh, kendisine hiç bir benzer olmayan celâl ve cemal sahibi Yüce Allah..

    Şu büyük isimler hürmetine senden isterim ki: Zatını on Jarla isimlendirdin. Bunlardan bildiğim ve bilmediğim hürmetine..

    Allahım.

    Ey Kadir Kayyum Mani' Mu'ti celâl ve ikram sahibi şanı büyük Allahım, tazarru ederek:

    YanıtlaSil
  178. KARA DAVUD

    763

    المعربين واستلكَ اللهم بالاسماء المكوة حول العاس واسئلك بالانتماء المكوة حول الكوني واسلك اللهم بالاسم المَكْتُوبَ عَلَى وَرَقِ الرَّسُونِ الله من واحلك اللهم بالاسماء العظام وعالم اعلم وانك الله بالانها ن الحد اليها ، أَدَمَ عَلَيْهِ السَّلا وبالاسماء التي دعاك بها ، نُوحعَلَيْهِ السَّلَامُ وَبِالأَسْمَاءِ التي نان دعَاكَهَا ، هُودٌ عَلَيْهِ السَّلَامُ دانت الأمامنا

    il mukarrebine.

    Ve ex'elükellahümme bil esmail mektubeti havlel-argi.

    Ve es'elüke bil-esmail mektubeti havlel kürsiyyi.

    Ve es'elükellahümme bil ism'll mektubi alå verak'iz zeytuni.

    EL HIZB ÜL HAMISÜ FİYEVM-IL-COMUATI

    Ve es'elükellahümme bil-esmail-zamilleti semmeyte biha nefseke ma alimtü minha ve ma lem a'lem.

    Ve es'elükellahümme bil-esmail leti deake biha Ademü aleyhisselâmü.

    Ve bil-esmailleti deake biha Nuhün aleyhiselâmü.

    Hudün aleyhielânü. )1( Ve bil-emailleti deake biha

    Allahun, isterim: Arşın çevresine yazılan isimler hürmetine..

    Kürsinin çevresine yazılan isimler hürmetine senden isterim.

    Allahın, zeytin yaprağı üzerine yazılan isim hürmetine isterim zatından..

    BEŞİNCİ BÖLÜM: Cuma günleri başlanır.

    Allahım, şu büyük İsimler hürmetine senden isterim ki: Zatını onlarla Isim lendirdin. Bunlardan bildiğim ve bilmediğim hürmetine..

    Allahım, senden isterim: Adem'in a.s. sana duâ ettiği isimler hürmetine..

    Nuh'un a.s. sana duâ ettiği isimler hürmetine senden isterim.

    Hud'un a.s. sana dua ettiği isimler hürmetine senden isterim.

    (1) Klişenin sağ tarafında metinden ayrı âyet mealleri görülmektedir. Bun-lar. DELAİL-İ HAYRATtan sayılmaz. Metinde anlatılan peygamberlerin duâla rıdır. Bunları, metin ve tercüme olarak bu kısma almadık. Ancak şerhte, bu pey gamber dualarının tercümeleri yapılmıştır; dip not olaraktan da Arapça okunuş ları faydalı olacağı düşüncesi ile yazılmıştır.

    (Devamı: 767. Sayfada)

    YanıtlaSil
  179. 275

    DEYİMLER

    sirasına getirmek (veya sırasını getirmek): Uygun zamanını, firsa-ni bulmak.

    sirasına göre: Durumun gerektirdiği gibi.

    sut çevirmek: 1) (birine) Önem vermemek iyi davranmamak 2) (bir seye) Önem vermemek, onu kabul etmemek, yapmamak veya sür-dürmemek.

    sırt sırta vermek: İş birliği yapmak.

    sırtı kaşınıyor: Dayak yemeyi hak edecek davranışta bulunanlar için kullanılır.

    sırtı yere gelmek: Yenilmek, alt olmak.

    sırtında (veya arkasında) yumurta küfesi yok ya! (veya olmamak):

    Esik düşünceli ve yönünü kolayca değiştiren ve sözünden caymakta sakınca görmeyen kimseler için kullanılır.

    sırtından (para) kazanmak: Bir kimseden yararlanarak para sağla-mak.

    sırtından atmak: Başından savmak veya birinin, bir şeyin sorumlulu-ğunu, yükünü üzerine almamak.

    sırtından çıkarmak: O kimseye ödetmek.

    sırtından geçinmek: Geçimini o kimseden sağlamak.

    sırtını dayamak (veya vermek) (birinin): Güçlü birine, bir yere gü-venmek.

    sırtını yere getirmek: Birine üstün gelmek.

    sıtma görmemiş (ses): Gür ve kalın (ses).

    sigarayı tellendirmek: Keyifle sigara içmek.

    sigortası atmak: argo. Çığrından çıkmak, kötüleşmek.

    silahaltına almak: Askerlik görevine başlatmak.

    silahaltında bulunmak: Silahaltında olmak.

    silkinip sıyrılmak: Kendine gelip kurtulmak.

    YanıtlaSil
  180. DEYİMLER

    274

    seyirci kalmak: Bir olay karşısında hiçbir tepki göstermeyerek işe karışmak.

    sıcak bakmak: Anlayışla karşılamak, olumlu değerlendirmek, ilgi duymak.

    sıcak yüz göstermek: Yakınlık göstererek karşılamak.

    sıçan deliğe sımamış, bir de kuyruğuna kabak bağlamış: 1) Ken-disi sığıntı durumunda iken yanına bir kişi daha almış. 2) Bir işi başa-ramayacak durumda iken bir işi daha yükleniyor.

    sıçan deliği bin akçe: Kaçıp saklanacak yer yok.

    sıçan deliğine paha biçilmez olmak: Güç bir durumda sığınacak bir yer bulmakta güçlük çekmek.

    sıçan düşse başı yarılır: (evde) Yiyecek, kullanılacak bir şey yok.

    sıçana dönmek: Üstü başı çok ıslanmak.

    sıfıra inmek: Bitmek, tükenmek, yok olmak.

    sıfırdan başlamak: En baştan, hiçbirşeye sahip olmadan bir işe gi-rişmek.

    sıfırı tüketmek: 1) Gücü kalmamak. 2) Yoksul duruma gelmek, yok.

    sullaşmak. 3) Ölmek.

    sıkı basmak: Güçlü davranmak, direnmek.

    sıkı durmak: Güçlü, dayanıklı olmak, dikkatli bulunmak.

    sıkı tutmak: Önem vermek.

    sıkıya almak: 1) Hareketlerini sınırlamak veya önlemler almak. 2) Di-

    siplin altına almak.

    sirra kadem basmak: Bir kimse ortalıktan yok olmak, ortalıkta go-rünmemek.

    sırası düşmek: Uygun zamanı gelmek.

    sırasına geçmek (adam, insan...): Adam, insan denecek bir değen yokken nasılsa öyle sayılmak..

    YanıtlaSil
  181. saklar bireyle

    ar ama

    Irak yerin haberini kervan getirir: Manyetik ve elektronik iletiş araçları yokken, uzak yerlerde olup bitenleri kervancılar anlatırmış.

    Irgat gibi kazan, bey gibi ye: Bu söz, para kazanmak için çok çal ve kazandığın parayı canından esirgeme, bey gibi ye, anlamında b öğüttür.

    Irmak kenarına çeşme yapılmaz: Yararlanacağımız bir yer varker

    onu bırakıp başka bir yer aramak, çay kenarında kuyu kazmaya ben zer. Anlamsız bir gayrettir.

    Irmaktan geçerken at değiştirilmez: Ortada tehlikeli bir durum var-

    ken, o işte ekip başı ya da yöntem değiştirilmez.

    Isıracak it dişini göstermez: Kötülük yapmak isteyen kişi, sinsi dav-ranır ve niyetini belli etmez. Kötülük yapmak için uygun bir fırsat kollar.

    Isıramadığın eli öp de başına koy: Baş edemediğin birini takdir et ve ona karşı saygılı ol.

    Islanmışın yağmurdan korkusu olmaz: Parasızlığa alışmış kişi, pa-rasızlıktan korkmaz. Bunun gibi, herhangi bir sıkıntıyı yaşamış kişi, artık bu tür sıkıntılardan korkmaz.

    Ismarlama hac, hac olmaz: Kendi yapmamız gereken ve bunda sa-

    yısız fayda olan bir işi başkasına vermek doğru değildir. Verilirse so-nuç alınmayabilir.

    İşığını akşamdan önce yakan, sabaha çırasında yağ bulamaz: Gerekli gereksiz para harcayan (har vurup harman savuran), çok ge-

    rektiği zaman harcayacak para bulamaz.

    YanıtlaSil
  182. ATASÖZLERİ

    60

    Herkesin tenceresi kapalı kaynar: Insan, bazı sıkıntılarını saklar Ailesi dışında da kimseye söylemez. Hatta bazı sıkıntılar aile bireyle rinden bile esirgenir.

    Herkes sakız çiğner ama çatlatamaz: bk. Herkes davul çalar ama çomağı makama uyduramaz.

    Hırsıza kilit olmaz: Hırsız kilidi umursamaz, yakalanmaktan korkar, Kötü kişileri frenlemek için daha caydırıcı önlemler almak gerekir.

    Hırsız evden olursa mandayı bacadan aşırır: Aileden olan kötü ni-yetli kişi, diğerlerine göre daha tehlikelidir. Amacına da daha kolay ulaşır.

    Hile ile iş gören mihnet ile can verir: Hile hurda ile iş görerek para kazanan ve haram lokma yiyen kişilerin, acılar içinde kıvranarak öle-ceğine inanılır.

    Hiddet ile kalkan zarar ile oturur: Öfkelenen insan öz denetimini

    kaybettiğinden, sonunun nereye varacağını düşünmeden hareket eder. Bu yüzden de ya zor durumda kalır ya da zararlı çıkar.

    Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma: Kendisi de sigara içen bir

    doktor bile "Sigara sağlığa zararlıdır." der, demek zorundadır. Dokto-run yaptığı yanlış ama söylediği doğrudur. Bu yüzden, uzman kişilerin yaptıklarını değil, söylediklerini yapmak gerekir.

    Hocanın vurduğu yerde gül biter: Eskiden, dayağın yola getirici bir etkisi olduğuna inanılırdı. Bu yüzden öğretmenlerin, gerektiği zaman öğrencilerini dövmeleri, normal sayılan ve arzulanan bir durumdu. Da-yak yiyen öğrenciye de üzülmemesi için, "Öğretmenin vurduğu yede gül biter." denirdi.

    Horoz ölür, gözü çöplükte kalır: Bir insan, yaşadığı ve alıştığı yer-den, eriştiği bir durum veya makamdan ayrılıp uzaklaştığında gözü arkada kalır ve o günlerini kolay kolay unutamaz.

    Horozu çok olan köyün sabahı geç olur: Karışanı çok olan iş ya geç ve güç biter ya da olumsuz sonuçlanır.

    Huylu huyundan vazgeçmez: Huy doğuştan gelen bir özelliktir. Ko-layca değişmez. Çoğu kişide de ölünceye kadar sürer.

    YanıtlaSil
  183. 313

    eğmeyen. Çok izzet-i nefs sahibi.

    Şitab: Koşmak.

    Şüle-i cevval: Daim hareket ederek etrafına ışık saçan parıltı.

    Şüre: Çorak, bitkisiz, işe yaramayan, kıymetsiz.

    Şûristan: Çorak arazi.

    Şükuf-misal: Gonca gibi, tomurcuk gibi.

    -T-

    Taallül: Bahane aramak. Yeni bir delil ihdas edip ona temessük etmek.

    Tabiat: Her şeyin fıtrî hali, vaziyeti ve karakteri.

    Tabiat-ı belâğat: ilminin kendine şekil ve karakteri. belägat mahsus

    Tabiatı taklid: Tabiatta carî olan kanunları kelâmda da kendine göre tatbik etme.

    Tadlil-i gayr: başkalarını dalâlete nisbet etmek. Sapıklığına hükmetmek.

    Tafralık: Uzaklık. Yukarıya sıçrama, atlama.

    ağlit: Yanıltma, karıştırma, bulandırma.

    Tahaddi: Âleme meydan okuma, cihanı münâzaraya davet etme.

    Tahammül-sûz: Tahammülü yıkan, sabırsızlık veren.

    Taht-nişin: Tahta oturan.

    Taksimü'l-a'mal: İş bölümü.

    Talia: Öncü, rehber, kılavuz; kafilenin önünde giden.

    Tamam-ı ıttırad-ı ahval: Bir kimsede mevcud huy ve hasletlerin sekteye uğramadan biteviye devam etmesi, her zaman aynı durumu arz etmesi.

    Tams'etmek: Belirsiz kılmak, yok etmek, kör etmek.

    Ta'nif: Şiddetli azarlamak, şiddetle muamele etmek.

    Tanin: Arının Vız! Vız! diye ses çıkarması.

    Tanin-Endaz: Çınlayan, ses tınlayan. Velveleli çıkaran.

    Tansis: En zâhir mânayı, en kat'î ifade ile delile dayandırarak ifade etmek.

    Tarf: Göz, bakış, nazar.

    Tasfiye: Saflaştırma, temizleme. Nefsi kötü hissiyatlardan temizleme.

    Taskil: Cilalamak.

    Tavaggul: Çok meşgul olmak, uğraşmak, kendini birşeye tamamen vermek.

    Tavazzu': Su haline gelme.

    Tavk-ı Beşer: Beşer takatinin, güç ve kudretinin son haddi.

    Tavsif-i bi'l-fezail: Faziletleri-ni zikrederek tavsif etmek.

    YanıtlaSil
  184. 312

    Secde ber-zemin-i hayret ve muhabbet: Hayret ve muhabbetle yere secde etmek.

    Sehab: Bulut.

    Sehhar: Büyüleyici, sihirbaz. Büyü gibi bir kuvvetle çeken.

    başladı. Sekkâkî: (M. 1160 1228) Otuz yaşından sonra ilim öğrenmeye Beyanda, sözü, hüccet bir alimdir. "Miftahu'l-ulûm" u çok meşhur eseridir.

    Senâ-han: Alkışlayan, öğen.

    Ser-efraz: Başı dik, alnı açık. Haklı ve galib.

    Serir-i tedris: Ders verme makamı.

    Sermeşk: Örnek, nümune.

    Seyyid Şerif Cürcani: (M. 1339 1413) Meşhur ve büyük bir ilm-i Kelâm alimi ve filozoftur.

    Sımah: Kulak.

    Sihr-i Beyanî: Beyanın büyü gibi olan te'siri. (Hadis-i Şerife telmih var.)

    Sinematoğraf: Sinema.

    Siyak ve sibaka mülâyemet:: Sözün, evveline güzel bir netice, sonrasına iyi bir başlangıç olması.

    Sofestâî: Müsbet veya menfi hiç bir hükme varmayan,

    daima şüphe içinde kalmayı esas alan felsefi bir doktrinin (Septisizm) mensubu, septik. Alemde hakikat namına hiç bir şey tanımayan ve hakikatı araştırmaktan sarf-ı nazar ederek zevk ü safa, şiir ve edebiyatla safsatacılar. eğlenen

    Suğra: (man.) Birinci kaziye. (Küçük önerme.) Hadd-i asgarın bulunduğu cümle. hükmün mevzuu (Bkz.: Hadd-i asgar.)

    Suret-perestlik: Bir şeyin dış görünüşüne ve tertibine önem verip, ruhuna ve mânasına vermemek. kıymet

    Süha yıldızı: Büyük ayı yıldız kümesinden gözü kuvvetli olanların görebileceği en küçük yıldız.

    -Ş-

    Şakk: Yarmak, ikiye bölmek.

    Şakûl: çekül.

    Şâpe: Çığ. Yuvarlandıkça büyüyen kar yığını.

    Şarab: İçilen şey, su. Haram olan içki.

    Şatahat: İstiğrak halindeki muvazenesiz sözler.

    Şedidü'ş-şekime: Başkasına kolay kolay boyun

    YanıtlaSil
  185. Firkası kuruldu. -1999-YÖK Rektörler

    Komitesi, üniversite

    yerleşkelerinde, açık ya da kapalı alanlarda baş örtüsünü yasaklayan ortak karar aldı. Kimlik kartındaki fotoğraf, derslikler, laboratuvarlar, sosyal tesis ve spor alanlarında da baş örtüsü yasağı konuldu.

    EYLÜL

    14

    PAZAR

    o, huku sahibidir, her şeyden

    haberdardır.

    En'am Suresi: 18

    BİR HADİS

    Cezası en çabuk görülen kötülük, zulüm ve akrabalarla ilişkiyi kesmektir.

    İbni Mâce, Zühd: 23

    22 1447 R.EVVEL

    RUMÎ: 1 EYLÜL 1441 HIZIR: 132

    İnsan-ı mü'mine nur-u imanla gösterir ki, mevt, idam değil, tebdil-i mekândır. Kabir ise nuraniyetli âlemlerin kapısıdır. Dünya ise, bütün şaşaasıyla, âhirete nisbeten bir zindan

    hükmündedir. Sözler

    İmsak Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam Yatsı

    İmsak

    Günes

    Öğle

    İkindi

    Akcam Yater

    YanıtlaSil
  186. 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI

    TARİHTE BUGÜN

    1867 - Süveyş Kanalı'ndan

    ilk gemi geçti.

    - 1926-Türk Medeni Kanunu kabul edildi.

    ŞUBAT

    17 SALI

    29 1447 ŞABAN

    RUMI: 4 ŞUBAT 1441 KASIM: 102

    BİR AYET

    Daima diri olup hiçbir zaman ölmeyen Allah'a güvenip

    tevekkül et.

    (Furkan: 58)

    BİR HADİS

    Allah katında en kıymetli olan, selâmı ilk verendir.

    Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam ferman etmiş: "Rabbim bana edebi güzel bir surette ihsan etmiş, edeplendirmiş."

    اية

    Lem'alar

    İmsak Güner Öğle İkindi Mesam Yatsı

    YanıtlaSil
  187. 2022 BED

    N

    BİR AYET

    TARİHTE BUGÜN

    - 1909-Bediüzzaman'ın

    "Lemean-ı Hakikat ve İzale-i Şübehať" başlıklı makalesinin 2. bölümü Volkan'da yayınlandı.

    1918-Hakkâri'nin kurtuluşu.

    1957 - Bediüzzaman

    Isparta Tugay Camii'nin temel atma merâsimine katıldı.

    12

    SALI

    TUESDAY

    NİSAN

    APRIL

    Allah her şeyi hakkıyla işitir, her şeyi hakkıyla bilir.

    Bakara Suresi: 224

    BİR HADİS

    Ziraat yapınız.

    Çünkü o mübarektir.

    Kısa bir ömürde, az bir lezzet için; ebedî, daimî hayatını ve saadet-i ebediyesini berbat etmek, ehl-i aklın kârı değil. Mektubat

    HICRÎ: 11 RAMAZAN 1443 - RUMI: 30 MART 1438

    KASIM: 156 - GÜN: 102 KALAN: 263 -

    GÜN UZA.: 3 DK

    YanıtlaSil

Yorum Gönder