der Ve sağlam bir yol açtığına na karşı âlem-i İslam, minnettarane, mut in derin bir aşkla ve fitri ve is istidadi pek kuvvetli bir iştiyakla teslimiyetini ve getirdiği saade det i ebediye beşaretini tas eyyühe'n nebiyyu ve rah le bir evi ziyaret ve gorush prüşmek ve üç üteşekkirane aradığı hayatı ba asdik ettiğini ve beyeniye
Çıkan catlarının fevkinde bulunan ve bir gazvede "Zırhı çıkar, onun yerine bu Cevşen bir harika münacat olan ve marifetullahta terakki eden bütün anflerin mu Bin bir esma illahiyeye sarihan ve işareten bakan ve bir cihette Kur ändan
leki hakikatler ve
TARINTE BUGUN
- 1453-Istanbul, Fatih Sultan Mehmet tarafından kuşatıldı.
1920 - Anadolu Ajansı kuruldu.
2021 - Hayatını Risale-i Nur neşriyat ve hizmetlerine adayan, Yeni Asya Gazetesinin kurucularından ve 51 yıl imtiyaz sahipliğini yapmış Mehmet Kutlular vefat etti.
6
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
NİSAN
APRIL
BİR AYET 0, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Onun eşi olamazken oğlu nasıl olur?
En'am Suresi: 101
BİR HADİS
Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel yaptı.
Tembellikle namazı terk eden veyahut kıymetini bilmeyen, ne kadar cahil, ne derece hasir, ne kadar zararlı olduğunu bilahare anlar, ama iş işten geçer. İşarat'ül İcaz
kikatlerini aklen ve mantiken ispatıyla, hatta Nuriye, yuz otuz parçasıyla risalet i Muhammediyeye (asm) bir tek fereşşuh eden ve bir cihette Cevşenden feyiz alan Kur'an'dan te alan ve tevellud eden Besailin
TARINTE BUGUN
1909 Bediuzzaman in
Valkan gazetesinde "Ziya yı Hakikat isimli makalesi yayınlandı.
- 2003-Bağdat, tumüyle ABD birliklerinin kontrolüne geçti.
7
BIR AYEY Nerede olursanız olun, Allah hepinizi huzurunda
toplayacaktır.
PERŞEMBE
THURSDAY
Bakara Suresi: 148
BİR HADİS
NİSAN
APRIL
Dedikoduyu, çok sual sormayı ve malı boşu boşuna harcamayı terk et.
Hakiki ve elemsiz lezzet yalnız imanda ve iman ile olabilir.
MÜCADELEDE ÖTEKİNİN VARLIĞINI KABULDE PROBLEMİ VAR. İNANANLAR VE İNANMAYANLAR KİM OLURSA OLSUN.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:33 HAKİKATEN OLAYLARI İYİ OKUYAN, İNSAN UNSURUNU İYİ TANIYAN VE BELLİ BİR EĞİTİMDEN GEÇMİŞ, SEYRİU SÜLUK GÖRMÜŞ BİR İNSAN TARİKATTA İNSANLARI KENDİNE DEĞİL ALLAH'A TAŞIYOR. BURADA EN BÜYÜK YANLIŞLIK İNSANLARI KENDİNE TAŞIMAK. ALLAH KORUSUN. MÜRŞİT KONUMUNDAKİ BİRİSİ, TARİKAT KURUCUSU, İNSANLARI KENDİNDE BIRAKIRSA İHANET ETMİŞ OLUR.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:37 Aylık Mecmua
Şebnem ve Altınçocuk ile birlikte.... http://www.altinoluk.com
BENİM KANAATİMCE BOZULMALAR GÜÇ ZEHİRLENMESİYLE BAŞLIYOR. SAYISAL VE EKONOMİK OLARAK BİR GÜCE ERDİĞİNİZDE VE BU GÜÇLE PEK ÇOK ŞEYİ YAPABİLMEYE KÂNİ OLDUĞUNUZ ZAMAN GÜÇ ZEHİRLENMESİ BAŞLIYOR. GÜCE ERİNCE CEMAATLER, ULUSLARARASI GÜÇLERİN VE İSTİHBÂRÂT ÖRGÜTLERİNİN DE İLGİ ALANINA GİRMEYE BAŞLIYOR HERHALDE.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:23 İSTER TARİKAT İSTER DERNEK İSTER CEMAAT, CEMİYET HANGİ VASIFTA OLURSA OLSUN KURUMLARIN ŞEFFAF OLMASI GEREKEN ALANLAR VAR. ŞEFFAF OLMASI GEREKEN ALANLARDAN BİRİNCİSİ BUNLARIN HEDEFLERİDİR. TARİKAT, CEMAAT, VAKIF VEYA DERNEK NE YAPMAK İSTİYOR.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:25 BENCE BÜYÜK TEHLİKE DİĞERLERİNİ; FARKLI TARİKAT VE CEMAATLERİ ÖTEKİLEŞTİRMEKTİR. “BİZ VARIZ BAŞKASI YOK. BİZ HAKİKATİZ ONLAR DALALET." BENCE BİR BÜYÜK SAPMA DA BURADA. HİÇ KİMSE KENDİSİNİ HAKİKATİN TEK TEMSİLCİSİ GİBİ GÖRMEMELİ, GÖREMEZ. KUR'AN'A GÖRE DE GÖREMEZ, PEYGAMBER EFENDİMİZ ALEYHİSSELATU VESSELAMA GÖRE DE GÖREMEZ.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:27 lışın' de-olmaz, dar bü-'der
boş yanl kur de,
ka-
bir
SEVGİ, SAYGI GÜZEL BİR ŞEY AMA ONUN DA SINIRINI İYİ KOYMAK LAZIM. ALLAH RESÜLÜ -SALLALLAHU
ALEYHİ VE SELLEMİN- ISRARLA ‘BEN BEŞERİM, KULUM. SİZİN GİBİ BİR KULUM, İNSANIM' DEMİŞ OLMASI BENCE
ÇOK ANLAMLI VE ÖNEMLİ.
tül
gü lü va
19
ka
k
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:29 a
L
S
İnsanın insanı sevmesi, hocanın talebesini, talebenin hocasını sevmesi beşeri bir duygu olarak normal ve hakikaten kabul edilebilir bir şey. Ama bunun taabbudi bir bağlılığa dönüşmesi ve ihtiram ettiği kimseyi lâ yuhtî yâni hatasız, günaha düşmeyen bir varlık olarak algılayacak şekilde görmeye başlamış olması, bizim islamî değerlerimizle, ölçülerimizle asla
nsanın lebilir
tlerin
adet-
trol
war, h
-
bağdaşmayan bir husustur.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:31 TASAVVUFUN EN ÇOK TENKİT EDİLEN TARAFLARINDAN BİRİSİ DE, MENKIBE VE KERAMET TÜRÜ ŞEYLERDİR. HALBUKİ TASAVVUF BÜYÜKLERİNİN TA BAŞTAN BERİ EN ÇOK VURGULADIKLARI ŞEY, "NEFSİN SENDEN KERAMET İSTER. SEN KERAMETİ BIRAK İSTİKAМЕТЕ ВАК.
EN BÜYÜK KERAMET İSTİKAMETTİR."
"EMREDİLDİĞİN GİBİ DOSDOĞRU OL!"
BUYURULMUŞTUR.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:32 BAŞ OLMA SEVDASI BİR SÜRE SONRA İNSANA, 'MENEM DİGER NİST' DEDİRTİYOR. YANİ 'BEN VARIM, BAŞKASI YOKTUR.' ALLAH KORUSUN.
DOLAYISIYLA İNSANIN ÖTEKİ İLE MÜCADELEDE ÖTEKİNİN VARLIĞINI KABULDE PROBLEMİ VAR. İNANANLAR VE İNANMAYANLAR KİM OLURSA OLSUN.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:33 HAKİKATEN OLAYLARI İYİ OKUYAN, İNSAN UNSURUNU İYİ TANIYAN VE BELLİ BİR EĞİTİMDEN GEÇMİŞ, SEYRİU SÜLUK GÖRMÜŞ BİR İNSAN TARİKATTA İNSANLARI KENDİNE DEĞİL ALLAH'A TAŞIYOR. BURADA EN BÜYÜK YANLIŞLIK İNSANLARI KENDİNE TAŞIMAK. ALLAH KORUSUN. MÜRŞİT KONUMUNDAKİ BİRİSİ, TARİKAT KURUCUSU, İNSANLARI KENDİNDE BIRAKIRSA İHANET ETMİŞ OLUR.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:37 Aylık Mecmua
Şebnem ve Altınçocuk ile birlikte.... http://www.altinoluk.com
yuksel22 Şubat 2026 03:38 TARİKAT... CEMAAT... ÖRGÜT...
DOĞRULAR YANLIŞLARA
İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz
Diyanet Din Dışı Yönelişlere
Müdahale Etmeli
YanıtlaSil
Yorum Gönder Bu blogdaki popüler yayınlar ZULKIFL A. S. Mayıs 22, 2024 Devamı SÜLEYMAN A. S. Mayıs 22, 2024 Devamı HUD A. S. Mayıs 22, 2024 Devamı Blogger tarafından desteklenmektedir Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
yuksel Vasiyet ve mustafa Profili ziyaret edin Arşivleme Kötüye Kullanım Bildir
-Adem aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine..
Bunun daha açık manası şudur:
Allahun, Adem a.s. peygamberin, vesile ederek, sana dua ettiği isimler hürmetine sana niyaz edip dileklerimi arz ederim.
PEYGAMBERLERİN DUALARI
Adem'in a.s. dua edip dolayısı ile niyazını arz ettiği isimler üzeri ne ulemanın çeşitli görüşleri vardır. Onların hepsini anlatacak olsak, çok uzun olur. Ancak, onlardan bir kısmını anlatacağız.
Ebüssund Rh. tarafından:
«Adem Rabbından bazı kelimeler aldı.» (2/37)
Meâline gelen Ayet-i kerimenin tefsirinde şöyle anlatıldı:
Adem'e a.s. Rabbından gelen dua kelimeleri şunlardır:
Rabbınız, biz nefislerimize zulüm ettik. Bize acıyıp da bizi
İmam-ı Gazali Rh. İhya-i Ulum adlı eserinde, Hazret-i Aişe'den r.
a. naklen şöyle anlattı:
-Şanı büyük Allah, Adem'in a.s. tevbesini kabul buyurmayı mu-rad ettiği zaman, kendisine ilham eyledi. Bu ilhamla, Adem a.s. Ka-be'yi yedi defa tavaf etti. Ancak, o zaman henüz Beyt-i Mükerreme bina olunmamıştı, onun yerini tavaf etti.
Tavaf ettikten sonra, iki rikât namaz kıldı. Namazdan sonra da
Allahım, senden kalbime sevinç verecek iman, doğru yakin hali İstiyorum. Böylece, bileyim ki, ancak senin yazdığın bana isabet eder; başka türlüsü mümkün değil. Bana kısmet ettiğine özümü razı kıl. (1)
Adem a.s. bu duâyı yaptıktan sonra, Yüce Hak kendisine şöyle vahyetti:
Bu yaptığın dua kabul edildi; seni bağışlarım. Senin zürriyetin-den her kim bu duâyı okuyup ben şanı büyük Allah'a teveccüh edip niyaz ederse, onu da bağışlarım. Onun gamını, kederini de izale ede rim. Dünyayı ona müsahhar kılarım.
Böylece, Adem'e a.s. müjde verdi.
Fasi Rh. şöyle anlattı:
Şeyh İbn-i Ataullah Rh. Tenvir adlı eserinde şöyle dedi:
(1) Bu duânın Arapça okunuşu şöyledir:
ceti fea tini suali ve ta'lemű ma fi nefsi fağfirli zünubi. Allahilmme inni es'elüke Imanen yübaşirü kalbi ve yakinen sadikan hatta aleme
Celal ve ikram sahibi şanı büyük Allah Adem'e a.s. yarattığı nı bildirdiği zaman:
Ya Kadir.
Diye nida eyledi. Bundan sonra, Ådem'e as. irade tahsis ettiğini bildirdi. Bunun üzerine Adem a.s. şöyle dedi:
Ya Mürid..
Bundan sonra, malum ağaçtan meyve yememesini bildirdi. Bunun üzerine Aziz Cebbar Allah'a:
Ya Hakim.
Diye nida eyledi. Bundan sonra, o ağacın meyvesinden yemek, kendisi için zatından gelen bir hüküm olduğunu bildirdi o zaman, Ra-
uf Rahim zata:
Ya Kahhar.
Diye nida eyledi. Kendisini rüsvay edeceğini bildirdiği zaman da
şu nidayı yaptı: Yn Settar.
Bundan sonra tevbesinin kabulünü bildirdi; o zaman Gafur Şekûr olan yüce zata şöyle nida eyledi:
Ya Tevvab.
Ådem a.s. ağaçtan yedikten sonra, Yüce Allah kendisinden sevgi-sini kesmediğini bildirince, şöyle nida eyledi:
Ya Vedud.
Bundan sonra, Adem'i a.s. yere indirdi. Dünyalık geçiminin kolay olacağını bildirdi. O zaman Allah-ü Azimüşşan'a:
Ya Latif.
Diye nida eyledi. Bundan sonra, kendisine gerekli şeyler için kuv-vet verdiğini bildirdi. O zaman celâl ve ikram sahibi Yüce Allah'a şöy-le nida eyledi:
Ya Muin.
Bundan sonra, kendisine yasak işinin, yere indirilmesinin sırrını, hikmetini anlattı; o zaman Ådem a.s. şu nidayı yaptı:
Ya Hakim..
Bundan sonra, düşmanının hilesine karşılık kendisine yardımını bildirdi. O zaman Melik Kuddus Allah'a şöyle nida etti:
Ya Nasır.
Bundan sonra, kulluk vazifelerini yerine getirmek sureti ile, saa-dete ereceğini bildirdi. O zaman Ådem a.s. Mümin ve Müheymin olan
Yüce Allah'a:
Ya Zahir.
Diye nida eyledi. Böylece, Yüce Allah'a büyük isimlerle dua eyle-miş oldu.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Nuh aleyhisselâmın sana dua ettiği isimler hürmetine senden
isterim.
Tarihte ilk defa şeriatle peygamber olarak gelen Nuh a.s. peygam-berdir. Künyesi: Nuh Neciyyüllah'tır.
Nuh Mugamberin ettiği du umerime ulema ceşitli görüş flert
piyle deli Onun dudar qurdu
Bamları da style dud ettiğini söylediler: somun akmasi da durmasi da Allah'm ach ledir. (11/41) (1)
Baller kavminden kurtaran Allah'a hamd olsun. (23
26) (2)
Banla Nuhma.. au duavı okuduğunu anlattılar Nabbim bent bereketli bir mensile kondur. Sen konuk eyle. Jenlerin hayırhsaisin. (23 29) (3)
Nuh'un as bunlardan başka dualar ettiğini söylediler. Devam edelim
- Nu aleyhisselamm sana dua ettiği isimler hürmetine senden Asteris
Hod as peygamberin ettiği dua suaur:
Şüphesis ben, kendimin de sizin de Rabbınız olan Allah'a te vekkül effyorum. Yürüyen mahluklardan hiç biri hariç olmamak üze re, cümlesinin amına yapışan odur. Rabbim sırat-ı müstakim üzerin God (1156) (4)
-Brahim aleyhisselâmım sana dua ettiği isimler hürmetine sen den isterim.
Torahim as peygamber, Resulüllah S.A. efendimizin en büyük
fbrahim as peygamberin yaptığı dualar pek çoktur. Bunların hepsi, Kur'an Kerim'de geçer. Onlardan bazısını sırası ile şöyle ala-liris:
Naddimis, bladen kabul buyur. Hakkıyle, işiten ve kemali De bilen sensin. (2/127) (5)
Raddımız, ikimizi de sana teslim olmakta devamlı kıl. Soyumur da dahi, sana teslim olan bir ümmet çıkar. Bize ibadet edeceğimiz yerleri göster. Tevbemizi kabul buyur. Tevbeleri en çok kabul eden merhametli sensin. (2/128) (6)
Raddimus, onların içinden, kendilerine senin åyetlerini okuyup ki tadi ve hikmeti öğretmek sureti ile kendilerini tezkiye edecek bir re-sul çıkar. Çünkü sen, yegåne galip hikmet sahibi bir zatsın. (2/129) (1)
Ostie okunan dukların Arapça okunuşu faydasına binaen aşağıya annh:
(2) «Bismillahi mecretyha ve mürsaha inne Rabbi leğafurün Rahim.
-hamda Mahilleni neccana milel-kavmirzalimin.
(3) «Rabbi enini münzolen mübareken ve onte hayrül-münzilin (4)nni tevekkel alellahi Rabbi ve Rabbiküm man min dabbetin illa hüve
Minin dinasyečila inne Rabbi ali sıratın müstakim
(3) Radbena takabbel minna inneke entes-semiul-alim.
Radbeon vec'alna müslimeyni loke ve min zürriyetina ümmeten müsimeten leke ve erilna menasikena ve tilb aleyna inneke entet-tvvabiür-rahim>
nam'al kitabe vel hikmete ve yürekkihim inneke entel-aziz'ül-hakim.» Radbena rob'as him resalen minhüm yethu aleyhim ayatike ve yuallima
5759- Sakıncası yok. Kişi kardeşine zalim olsun, maz-lum olsun- mutlaka yardım edecektir. Şayet zalim ise onu zu-lümden alıkoysun. Mazlum ise ona yardım etsin.
٥٧٦٠ - لا بَأْسَ بِالْحَدِيثِ قَدَّمْتَ فِيهِ أَوْ أَخَّرْتَ إِذَا أَصَبْتَ مَعْنَاهُ" (الحكيم عن وائلة الحكيم عن ابن عمر والحكيم عن ابي هريرة)
5760- Anlamı bozulmadan, (ashabımın) sözümü takdim veya tehir etmesinde hiçbir beis yoktur.
٥٧٦١- لا بَأْسَ أنْ يُقَلَبَ الرَّجُلُ الْجَارِيَةَ إِذَا أَرَادَ أَنْ يَشْتَريَهَا وَيَنْظُرُ إِلَيْها مَا عَدَا عَوْرَتهَا وَعَوْرَتُهَا مَا بَيْنَ رَكْبَتَيْها إلى مَعْقَدِ إزارها (طب) ق عد وضعفه عن
ابن عباس) 5761- Satın almak istediği zaman, kişinin cariyeyi çevirip avret yeri hariç bütün yerlerine bakmasında herhangi bir sakınca yoktur. Onun avreti, dizleri ile göbeği arasıdır.
5762- Alt elbiseyi ökçenin yarısına kadar yahut topuklara kadar uzatmakta hiçbir beis yoktur. Sizden evvelkilerden biri ağır elbiselerle kibirli olarak evinden çıktı da Allah ona arşının üstün-den nazar etti ve ona gazap etti. Yere emredince onu içine alıver-di ve topraklar arasında o elbiselerle gömüldü gitti. Onun için Al-lah'ın gazabını mucip olacak davranışlardan sakının.
-٥٧٦٥ لا تأتُوا الْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَاهَا وَلكن ايتُوهَا مِنْ جَوَانِيهَا فَاسْتَأْذَنُوا فَانْ أذن لكمْ فَادْخُلُوا والا فَارْجِعُوا طب عن عبد الله بن بسر)
5765- Evlere gelirken kapının karşısından gelmeyin. Lo. kin onlara yandan gelin ve izin isteyin. Size izin verilirse girin, aksi halde dönün.
5770-lyi veya kötü insanlara mutlaka bir emirlik gerekir. olursa, taksim yapmakta adaletten ayrılmaz, aranızda gani-metlerinizi eşit olarak taksim eder. Kötü olursa mü'minin başı be-laya girer. Fakat buna rağmen facir bir emirlik hercten iyidir. "Herc nedir, ey Allah'ın Rasulü?" diye sordular. "Herc, öldürmek eyalan söylemektir." buyurdu.
5771- "Mutlaka yere batma, hayvan kılığına dönme ve zelzeleler olacaktır." "Ey Allah'ın Rasulü! Bu ümmete mi olacak bunlar?" diye sordular. "Evet, eğer şarkıcı kadınlar edinirler, zi-nayı helal sayarlar. İhramlı iken avlanmayı helal sayarlar, ipek gi-yerler, erkekler erkeklerle, kadınlar da kadınlarla yetinirlerse."
٥٧٧٢ - لا بُدَّ مِنْ صَلَوةٍ بِلَيْلٍ وَلَوْ حَلْبَ نَاقَةٍ وَلَوْ حَلْبَ شَاةٍ وَمَا كَانَ بَعْدَ صَلَوةِ الْعِشَاءِ الْآخِرَةِ فَهُوَ مِنَ اللَّيْل (طب) وابو نعيم عن اياس بن معوية المزني)
5772- Mutlaka bir deve sağımı, bir koyun sağımı kadar vakitte dahi olsa gece namazı kılmak lazımdır. Yatsı namazından sonra kılınan namaz gece namazından sayılır.
٥٧٧٣ - لا تَأْخُذُوا الحَدِيثَ إِلَّا عَمَّنْ تُجَيَزُونَ شَهَادَتَهُ (ابو نصر في الابانة وقال غريب والحسن بن سفيان خط عن ابن عباس
5773- Hadisi ancak şehadetini caiz gördüğünüz kimse-lerden alın.
Incil dair ve hükme dair ilzam edecektir." İşte, dünyanın cil-i Yuhanna, On Altıncı Bab, sekizinci âyeti: "O dahi geldikte, dünyayı fesadını salaha günaha
Mucizat-1 Ahmediye (asm)
1788-New York, Birleşik Devletler in federal başkenti oldu.
EYLÜL
Işittik ve emrine uyduk. Affini ve mağfiretini dileriz, ey Rabbimiz!
- 1871-Tanzimat devri şair ve yazarlarından Şinasi öldü.
13
CUMARTESİ
Bakara Suresi: 285
2016 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Mahmut Çalışkan vefat etti.
21 1447 R.EVVEL
BİR HADİS Sevabı en çabuk görülen davranış, iyilik yapmak ve akrabalarla iyi ilişkileri sürdürmektir.
RUMI: 31 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 131
İbni Mâce, Zühd: 23
Ey insanlar! Fâni, kısa, faydasız ömrünüzü bâki, uzun, faydalı, meyvedar yapmak ister misiniz? Madem istemek insaniyetin iktizasıdır; Bâkî-i Hakikînin yoluna sarfediniz.
Risalet Ahmediye Cas istinaden tarzda, her Sina, Ibni Rüşd katī bürhanlara misillü binler ehl-i tahkik, akli ve mantıki bir ve siddikin denilen müçtehidler, imamlar, allameler, Ibuki S Asfiya ve
2022 BL
AKVIML N
Onun hakimiyet BİR AYET ve saltanatı gökleri ve yeri kuşatmıştır.
Bakara Suresi: 255
TARİHTE BUGÜN
- 1909-31 Mart Vak'ası vuku buldu.
1909- Bediüzzaman'ın
"Lemean-ı Hakikat ve İzale-i Şübehať" başlıklı makalesinin 3. bölümü Volkan'da yayınlandı.
1919-Kars, Ruslar tarafından işgal edildi.
13
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
NİSAN
APRIL
BİR HADİS
Hanımının yüzüne karşı, "çirkinsin" deme ve dövme.
Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza, bu fânî dünyadan da çıkacaksın. öyleyse, aziz olarak çıkmaya çalış. Vücudunu mucidine feda et. Mukabilinde büyük bir fiyat
getirmek (veya sırasını getirmek): Uygun zamanını, firsa-bulmak
gore: Durumun gerektirdiği gibi.
apevirmek: 1) (birine) Onem vermemek iyi davranmamak 2) (bir e) Ônem vermemek, onu kabul etmemek, yapmamak veya sür-memek.
at sırta vermek: İş birliği yapmak.
artı kaşınıyor: Dayak yemeyi hak edecek davranışta bulunanlar için lanılır.
artı yere gelmek: Yenilmek, alt olmak.
urtında (veya arkasında) yumurta küfesi yok yal (veya olmamak): Esik düşüncəli ve yönünü kolayca değiştiren ve sözünden caymakta sakınca görmeyen kimseler için kullanılır.
sırtından (para) kazanmak: Bir kimseden yararlanarak para sağla-mak.
sırtından atmak: Başından savmak veya birinin, bir şeyin sorumlulu-ğunu, yükünü üzerine almamak.
Bırtından çıkarmak: O kimseye ödetmek.
sırtından geçinmek: Geçimini o kimseden sağlamak.
Bırtını dayamak (veya vermek) (birinin): Güçlü birine, bir yere gü-venmek.
rasızlıktan korkmaz. Bunun gibi, herhangi bir sıkıntıyı yaşamış kişi, artık bu tür sıkıntılardan korkmaz.
Ismarlama hac, hac olmaz: Kendi yapmamız gereken ve bunda sa-
yısız fayda olan bir işi başkasına vermek doğru değildir. Verilirse so-nuç alınmayabilir.
İşığını akşamdan önce yakan, sabaha çırasında yağ bulamaz: Gerekli gereksiz para harcayan (har vurup harman savuran), çok ge-rektiği zaman harcayacak para bulamaz.
Herkesin tenceresi kapalı kaynar: Insan, bazı sıkıntılarını saklar Ailesi dışında da kimseye söylemez. Hatta bazı sıkıntılar aile bireyle rinden bile esirgenir.
Herkes sakız çiğner ama çatlatamaz: bk. Herkes davul çalar ama çomağı makama uyduramaz.
Hırsıza kilit olmaz: Hırsız kilidi umursamaz, yakalanmaktan korkar Kötü kişileri frenlemek için daha caydırıcı önlemler almak gerekir.
Hırsız evden olursa mandayı bacadan aşırır: Aileden olan kötü ni yetli kişi, diğerlerine göre daha tehlikelidir. Amacına da daha kolay ulaşır.
Hile ile iş gören mihnet ile can verir: Hile hurda ile iş görerek para
kazanan ve haram lokma yiyen kişilerin, acılar içinde kıvranarak öle ceğine inanılır.
Hiddet ile kalkan zarar ile oturur: Öfkelenen insan öz denetimini
kaybettiğinden, sonunun nereye varacağını düşünmeden hareket eder. Bu yüzden de ya zor durumda kalır ya da zararlı çıkar.
Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma: Kendisi de sigara içen bir doktor bile "Sigara sağlığa zararlıdır." der, demek zorundadır. Dokto-run yaptığı yanlış ama söylediği doğrudur. Bu yüzden, uzman kişilerin yaptıklarını değil, söylediklerini yapmak gerekir.
Hocanın vurduğu yerde gül biter: Eskiden, dayağın yola getirici bir etkisi olduğuna inanılırdı. Bu yüzden öğretmenlerin, gerektiği zaman öğrencilerini dövmeleri, normal sayılan ve arzulanan bir durumdu. Da-yak yiyen öğrenciye de üzülmemesi için, "Öğretmenin vurduğu yede gül biter." denirdi.
Horoz ölür, gözü çöplükte kalır: Bir insan, yaşadığı ve alıştığı yer-den, eriştiği bir durum veya makamdan ayrılıp uzaklaştığında gözü arkada kalır ve o günlerini kolay kolay unutamaz.
Horozu çok olan köyün sabahı geç olur: Karışanı çok olan iş ya geç ve guç biter ya da olumsuz sonuçlanır.
Huylu huyundan vazgeçmez: Huy doğuştan gelen bir özelliktir. Ko-layca değişmez. Çoğu kişide de ölünceye kadar sürer.
şahıs veya topluluklar tarafından olması. nakledilmiş
Müzahrefiyet: Tabiî ve fıtrî olmayan, yapmacık.
Müzehhebe: Yaldızlanmış, parlatılmış.
Müzekkire-i mükerrere: Tekrar tekrar hatırlatan.
-N-
Nâfık: Geçer akçe.
Nahu: Öyle ise, şöyle ki, işte.
Nakil: Nakleden, işittiğini anlatan.
Nakkad: Bir şeyin iyisini kötüsünü, doğrusunu ve yanlışını seçen kimse.
Nazar-ı san'at-perverane San'atkârane bakış.
Nazar-ı Şârî: İlâhi nazar.
Nazm-ı Lâfz: Kelâmın, lâfız esas düzenlenmesi. alınarak
Neam-lâ: Evet, hayır. "Doğru fakat, mes'elenin içinde senin hatırına gelmeyen şu da var," mânâsınadır.
Necm-i sâkıb: Karanlığı delerek geçen parlak yıldız.
Nemmam: bozgunculuk dedikodu yapan. Koğucu, yapan
Nev'un münhasırun fi'ş-şahs: Nev-i şahsına
münhasır. Başka bir benzeri olmayan.
Neyyir: Parlak, nurlu.
Nikal: Şiddetli ve işkenceli azab.
Nikmet: Eza vererek cezalandırma. Dehşetli ceza verme, intikam alma.
Nokta-i istimdat: Yardım isteme noktası. İnsanın kalbindeki, sonsuz emel ve arzuların yerine getirilmesine olan ihtiyaç.
Nokta-i istinad: Dayanma ve güvenme noktası. Kâinatta cereyan eden ve insana dehşet verip aciz bırakan hadiseler karşısında insanın çok kuvvetli bir yere dayanmaya ve güvenmeye olan fıtrî ihtiyacı.
Nücum-u sâkıbe: Işığıyla karanlığı delip geçen yıldızlar.
Nümüvv-ü Tabiî: Normal şartlar altında büyüyüp gelişme.
-Ö-
Ömer b. Farıd: (M. 1180 1234) Kahire'de doğdu ve orada vefat etti. Mütefekkir ve mutasavvıf olup büyük şairlerdendir. Divanı vardır.
GÜNÜN "Allah'ım! Lütfun, rahmetin, bereketin ve rızkından bana aç, DUASI bolca ihsan eyle." (Hakim, Deavât, No: 1868)
PAKİSTANLI ŞAİR VE FİKİR ADAMI: MUHAMMED İKBAL
1877'de Keşmir'e yakın Siyal-kût'ta dünyaya geldi. Felsefe ve hukuk ağırlıklı dersler aldı. 1930'da Allahabad'da gerçekleştirilen Hin-distan Müslümanları Birliği'nin yıl-lık toplantısında Bağımsız Pakistan Devleti'nin kuruluşu yönünde ilk ciddi adımı attı. 1934'te yakalan-dığı bir hastalık sebebiyle sesini kaybetti, daha sonra gözleri de iyice zayıfladı, maddi problemler yaşamaya başladı. Buna rağmen gerek halkının gerekse İslam âle-minin meseleleriyle alakasını hiç
kesmedi. Turk milletinin yakın tarihteki sıkıntılarıyla da ilgilenen İkbal, bu
ilgisini daha 1911'de Trablusgarp Savaşı şehitleri için yazdığı şiiriyle terennüm etmiştir. Bu şiirde İkbal, huzuruna çıktığı Hz. Peygamber'in kendisine hediye olarak ne getir-diğini sorması üzerine cennette bile bulunmayan bir hediye ge-tirdiğini söyleyerek içinde Türk şehitlerinin kanının bulunduğu şişeyi Resûlullah'a sunar. İkbal, sömürgecilik döneminde bağım sızlığını koruyabilen tek Müslü man millet olarak övdüğü Türkler'i aynı zamanda "İslam uyanışını" gerçekleştirebilecek potansiyelde görmektedir.
SOZUN 020
Gerekli olan şey, nefisten feragat değil, nefsin menfaatlerinden feragattir. İşte, insanları yüksek birliğe, gerçek bir mutluluğa ulaştıracak feragat budur.
Onlar böyleyken bizler ne yapmışız? Maalesef yü rekler acısı bir durum. Mezarlıklar istilaya uğramış, gecekondu dolmuş, istimlak edilmiş, türbeler yıkıl. mış, kapatılmış, tozlu, harap, yağmalanmış; camile. re el konulmuş, halıları, levhaları, minberleri, mih-rapları, çinileri, hatta kubbe kurşunları çalınmış, en değerli eserler yıktırılmış, avluları yok edilmiş; tarih sevdirilmemiş, ecdat kötülenmiş, gerici ve yobaz gös terilmiş, vatan hainleri putlaştırılmış, kahramanlaştı-rılmış; saraylar yağmalanmış, arşivler satılmış, şehir-lerin tarihî binaları yıkılmış, yerlerini soğuk beton yı ğınlar almış, vakıf eserler yağmalanmış, kütüphane-ler kapatılmış, en değerli kitaplar kaybr rü yolsuzluk, hırsızlık, hainlik, düşma sü il-
Yahudiler, siyonizm teşkilatı sayesinde, kendile-Devleti'ni parçalayıp Orta Doğu'ya yerleştiler; hâlen nine en büyük iyiliği ve yardımı yapmış olan Osmanlı sayica az olmalarına rağmen birçok ülkenin yöneti-mini, kültürel hayatını, ekonomisini, dünya ticareti-ni ele geçirmiş, istediğini istediği ülkeye empoze et-tirip yaptırabiliyorlar...
Batılı devletlerin, daha başka, mason locaları, Li-ons kulüpleri, Rotary kulüpleri, Bilderbergler, misyo-ner teşkilatları, Yehova Şahitleri gibi nice nice dinî, sosyal, siyasî, gizli, âşikâr, etkili, faal teşkilatları var...
Ama biz müslümanların böyle kuruluşları yok; ku-rulmamış, kurulanlar tahrip edilmiş, kapatılmış, ya-saklanmış...
Emperyalistler bir İslâm ülkesini ele geçirdiler mi önce İslâm'ı unutturmaya, müslüman halkı dejene-re etmeye çalışırlar, en çok, gerçek İslâm'dan, halis müslümandan korkarlar. Çünkü İslâm, iman, Kur'an, irfan, ahlâk ve mâneviyat ile ilim, çalışma, gayret, şuur, onur, basiret, hürriyet, istiklal, kalkınma, re-fah, mutluluk, zenginlik, güçlülük arasında kuvvetli ilişkiler, sarsılmaz bağlar, kesin etki ve tepkiler oldu-ğunu çok iyi bilirler.
Müslümanlar eğer ezilmek, sömürülmek, horlan-mak, dışlanmak, yağmalanmak, öldürülmek, mazlum ve mağdur duruma düşürülmek istemiyorlarsa gerçek İslâm'a, Kur'an'a dönsünler.
Mü'minler, izzetle, şerefle, itibarla, rahat ve mü-reffeh yaşamak; huzur ve saadete ermek, yüce
GÜNÜN "Rabbimiz! Bize katından rahmet gönder ve bize içinde bu DUASI lunduğumuz durumdan bir çıkış yolu göster!" (Kehf, 18/10)
CEHENNEMDEN AZAD EDİLMİŞ SAHABI: HZ. EBÛ BEKİR (R.A.)
Hz. Peygamberden (s.a.s.) iki yaş küçük olan Hz. Ebû Bekir'in, cahiliye devrinde Abdu'l-Ka'be olan adı Müslüman olduktan sonra Peygamber Efendimiz ta-rafından Abdullah olarak değiş-tirilmiştir.
Künyesi olan 'Ebû Bekir' dışın-da, en meşhur olan lakabı Sıd-dîk'tır. "Çok samimi, çok sadık" anlamındaki bu lakap, gayb ile ilgili haberleri hiç tereddütsüz kabul ettiği için, bizzat Hz. Pey-gamber tarafından verilmiştir. Diğer bir rivayete göre Hz. Aişe (r.anha) Hz. Peygamberin ona
' Sen Allah'ın cehennemden azad ettiği kimsesin.' buyurduğunu ve bu ifadesinden sonra Hz. Ebû Be-kir'in Atîk diye adlandırıldığını bildirmiştir (Tirmizî, Menākıb, 16).
Hayatı boyunca Rasûlüllah Efen-dimiz'in yanında olması ve üstün hasletleri sebebiyle pek çok öv-güler almıştır. Hz. Peygamberin buyruğuna uygun olarak O'nun vefatı akabinde halifelik görevini üstlenmiştir (Tirmizî, Menākıb, 16). Yaklaşık iki yıl adil ve başarılı bir şekilde bu görevi yürüttükten sonra hastalanmış ve 634 yılın-
deleriyle cevap verdi. Hz. Ebu Bekir (r.a.) ise bu suallere "Ya Rasûlallah! Kardeşim Abdurrahman ibni Avfın ağır hasta olduğunu söylediler. Mescide gelmeden yolumu oradan geçirdim. Onun hal ve hatırını sordum. Mescide girdiğimde bir dilenci birşeyler istedi. Oğlum Abdurrahman'ın oğlunun elinde bir parça ekmek gördüm, onu aldım dilenciye verdim." diye cevap verdi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz: "Cennetle müjdelerim... Cennetle müjdelerim.." buyurdu. Bunu işiten Hz. Ömer (r.a.): "Ebu Bekir'le giriştiğim her hayır-da mutlaka o beni geçmiştir" demekten kendini alamadı. Hz. Ali (r.a.) da: "O her yarışta daima öndedir Nefsim yed-i kud-retinde olan Allah'a yemin ederim ki, yarış ettiğimiz her hayır-da Ebu Bekir bizi mutlaka geçmiştir." diyerek onun fazilet timsali bir rehber olduğunu tasdik ettiler.
Hz. Ali, Hz. Ebû Bekir'e bu menzileyi, bu büyük dereceyi ne ile kazandın? dedi. O da; "beş şeyle" dedi.
1. İnsanları iki kısım gördüm. Kimisi dünyayı ister, kimisi ahireti ister. Ben ise Mevlâyı tercih ettim.
2. Ben İslâm'a girdikten sonra doyasıya dünya taâmı yemedim. Zira ma'rifetullah lezzeti ile meşguliyet beni dünya taâmı lezzetlerine meylettirmedi.
3. İslâma girdikten sonra dünya içeceklerinden kana-sıya İçmedim. Zira muhabbetullah beni meşgul etti.
4. İslâmiyete girdikten sonra dâima âhiret amelini dünya ameline tercih ettim.
5. Rasûlullah (s.a.)'dan bir saat bile ayrılmadım. Onun sohbetini kaçırmadım.
12 Sevgilerin kaynağı olan sevgide, Allah ve Rasûlü'nün
cığım?" diye sordu. Hazreti Ebu Bekir (r.a): "Bilmez misin ki, dünya ziynetine düşkünlüğü sebebi ile insanın gönlüne gurur ve kendini beğenme hissi gelir. O ziyneti terk edinceye kadar Allah ona buğz eder." dedi. Bunun üzerine Hazreti Aişe (r.anha) çok sevdiği o süslü elbiseyi çıkarıp derhal sadaka olarak verdi.
Saadet Çağı Sîmâları böylesine sadåkat ve teslimiyet sahibiydiler... Onlarda hak ve hakikat her şeyin önünde gelir-di... Dünya ziynetleri Allah ve Resûlünün sevgisi önüne geçe-mezdi... Bir ömür böyle sadâkatle yaşadılar... Rablerine bu sadåkat ve teslimiyetle kavuştular...
"Hiçbir kimsenin biz de mükafatını vermediğimiz bir İyiliği kalmamıştır. Yalnız Ebu Bekir müstesna. Onun bize öyle İyilikleri vardır ki, onların mükafatını kıyamet günün-de Allah Teâlâ verecektir." buyurdu. Onun faziletlerinin sayılamıyacak kada çok olduğunu duyurdu.
Habib-i Ekrem (s.a) efendimizin ayrılık hasretiyle has-talanan Ebu Bekir (r.a) hicretin 13. senesinde (M. 634) dâr-ı bekâya irtihal eyledi. Hazreti Ömer tarafından kıldırılan cena-ze namazından sonra Hücre-i Seâdete arzolundu. "Giriniz ve defnediniz." sesi işitilince Sevgili Peygamberimizin yanına defnedildi.
Cenâb-ı Hakk'tan bizlere de Ebûbekir sadâkatı ve tes-limiyetini vermesini onlar gibi altın hayat yaşatmasını ve o sevgililerin şefaatlerine erdirmesini niyaz ederiz. Amin.
Gönüldeki gerçek imanı açığa çıkaran en büyük ölçü, en buyük deill, Allah'in ve Pey pamberin hükmüne rıza göstermektir. İna naniar tereddüt etmeksizin boyun eğerler.
Aar saladette ki kimse huzur-u Nebe vide hasimlaştılar. Resulullah Aleyhisselâm hak sahibi lehine hükmetti. Aleyhine hüküm verien: "Razı olmami Bir de Hattab oğlu Omer'e gidelim." dedi ve Hazret-i Ömer r. anh-in yanına vardılar. Lehine hüküm verilen kimse: "Ya Omer! Biz Peygamber Aleyhisse lám a giderek hasımlaştık. Benim lehime bu-nun aleyhine hükmetti. Bu ise razı olmayıp reddett" deyince Hazret-i Ömer -r. anh-"Böyle mi oldu?" diye sordu, öte-
ki: "Ever" dedi. Bunun üzerine: "Ben sizin aranıza gelip aranızda hüküm verinceye kadar yerinizden ayrılmayın." diyerek evi-ne girdi ve kılıcı ile yanlarına geldi. Razı ol-
mayı reddedeni bir vuruşta öldürdü. Öteki ar kasını dönerek Resulullah Aleyhisselamin yanına kaçtı ve "Ya Resulellah! Vallahi Omer, arkadaşımızı öldürdü. Eğer müdahale etseydim beni de öldürecekti" dedi.
Resulullah sa.v.- Efendimiz: "Ömer'in bir mümini öldürmeye kalkışacağını san-mazdım." buyurdu. Bunun üzerine:
"Hayır, öyle değil!... Rabb'in hakkı için, onlar aralarında çıkan çekişmeli İşlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hü-kümden dolayı yüreklerinde hiçbir sıkıntı, bir burukluk duymadan tam bir teslimiyet-le teslim olmadıkça iman etmiş olmaz-lar." (Nisa: 65) Ayet-i kerime'si nazil oldu. (İbn-i Kesir)
Onun içindeki imanın hükmüne bir bakın! Daha Ayet-i kerime inmeden bu hükmü gön-lünde hissedercesine yaşıyor. Bunu ancak iman eden bir kimse yapabilir.
Müslümanların ikinci halifesi Hazret-i Ömer (r.a.), sa-bah namazı kıldırmak üzere Mescid-i Şerif'e geldi. Saflar düzeltilirken Mecusi Ebû Lü'lü iki başlı bir hançerle Haz-ret-i Ömer'i altı yerinden yaraladı.
Hazret-i Ömer, Abdurrahman bin Avf (r.a.)'a namazı kıldırmasını emretti. Kendisi de kaldırılıp evine götürüldü.
Oğlu Abdullah'ı, müminlerin annesi Aişe (r. anhâ) Hazretleri'ne gönderdi ve hücre-i saadette defnolunmak üzere izin istedi. O da müsâade etti. Abdullah (r.a.), bu cevab ile geri döndüğünde:
"Elhamdülillah, en mühim işim bu idi" dedi.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) ve Ebûbekir (r.a.) Hazret-i Ai-şe'nin hanesine defnolunmuşlardı.
Oğlu Abdullah'a: "Vefâtımda beni hücre-i saâdete gö-türdüğünüzde yine Åişe'den izin isteyiniz. Verirse orada defnediniz. Vermezse Bakî mezaristanında defnediveri-niz" diye vasiyet etti.
Sonra kelime-i şehadet ve zikrullah ile meşgul oldu ve gece cennet bahçesine göç etti. Hicri yirmi üç senesinin Zilhicce ayının sonunda (M. 644) vefat etti.
Hilafeti, on sene, altı ay ve küsur gündür. Namazını Suheyb-i Rumî (r.a.) Hazretleri kıldı. Naaşını Peygam-ber Efendimiz (s.a.v.)'in seriri üzere koyup Hazret-i Aişe (r. anha) validemizin hanesine götürdüler. Vasiyeti üze-re oğlu Abdullah (r.a.):
"Ey Müminlerin annesi! Ömer, hücre-i saadete defno-lunmak üzere sizden rica eder. İznin var mı?" dedi. Haz-ret-i Aişe izin verdi. Hücre-i saadete Hazret-i Sıddik'ın yanına defnettiler. Kabrine oğlu Abdurrahman ile beraber Osman ve Abdurrahman bin Avf ve Sa'd bin Ebî Vakkås inmişlerdi. (Radıyallahu anhüm.) (Hz. Ömeru'l-Faruk, Çamlıca B. Y.)
Åyet-Hadis mealleri bulunduğundan takvim yapraklarını yerlere atmayınız.
Hazret-i Server-i Käinat ve Mefhar-i Mevcûdât Resû-lullah (s.a.v.) Efendimiz bir gün Mescid-i Şerif'te kabir azabını, Münker ve Nekir'in nasıl bir heybetle suâl ettik-lerini beyan buyurunca, Hazret-i Ömer (r.a.): "Yâ Resû-lallah! Biz kabre girdikten sonra bu akıl bize verilir de onunla mı sual olunuruz? Yoksa verilmeksizin mi suâl olunuruz?" diye sordu.
Hazret-i Resûl-i Ekrem (s.a.v.): "Şimdi hangi akılda isen kabirde de öyle olursun." buyurdular. Hazret-i Ömer (r.a.): "Öyle ise elem yoktur" dedi.
Hazret-i Ömer (r.a.) irtihal buyurup da kabre konuldu-ğu zaman Hazret-i Ali'nin (k.v.) hatırına, Hazret-i Ömer'in (r.a.) bu cevabı geldi. "Bakalım Hazret-i Ömer kabirde suallere nasıl cevap verecek?" diye düşündü ve müba-rek gözlerini yumdu ve kalb-i şerîflerini Hazret-i Ömer'in ahvâline yönelterek, tam bir teveccüh ile murâkabeye vardıklarında Hak Celle ve Alâ ona Hazret-i Ömer'in ahvalini müşahede ettirdi. Gördü ki, Münker ve Nekir heybetle gelip Hazret-i Ömer'e (r.a.): "Rabbin kimdir, dî-nin hangi dindir ve Peygamberin kimdir?" diye sorunca Hazret-i Ömer (r. anh) meleklere: "Siz şimdi nereden ge-liyorsunuz?" diye sordu. Melekler: "Yedinci kat semâdan geliyoruz" diye cevap verdiler.
Hazret-i Ömer (r. anh): "Yedinci kat semâ ile buranın arası ne kadar mesafelik yoldur?" diye sordu. Melekler: "Tam yedi bin yıllık yoldur." diye cevap verdiler. Hazret-i Ömer (r.a.): "Peki siz yedi bin yıllık yoldan gelinceye ka-dar Rabbinizi unutmuyorsunuz da ben bugün evimden çıkıp kabre gelinceye kadar Rabbimi, dînimi ve nebîmi unutur muyum?" diye cevap verince, melekler: "Yâ Ömer! Biz senin böyle cevap vereceğini biliyorduk; lakin bu heybetle gelip suâl etmeye memuruz." dediler.
Sonra Hazret-i Ali (kerremallâhü veche) mübarek gözle-rini açıp: "Bârekallah! Ömer, davasının eriymiş." dedi.
Resulullah -s.a.v.- Efendimizin amcası Ebu Tâlib'in oğlu idi. Müslümanlığı ilk kabul edenler arasındadır. Resul-i Ekrem -s.a.v.- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde:
"Bir kimse Ali'yi severse beni sevmiş olur, Ali'ye buğzeden bana buğzetmiş olur." buyurmuşlardır. (Münâvî)
Resulullah Aleyhisselâm'ın hicret ettiği gece büyük bir tehlikeyi göze alarak suikastçileri ya-nıltmak için onun yatağına girmekten çekinme-di. Resulullah Aleyhisselâm Medine-i münevve-re'de Ensar ile Muhacirler arasında kardeşlik tesis ettiğinde Hazret-i Ali -radiyallahu anh-:
"Sen benim dünyada da ahirette de kar-deşimsin." buyurdu. (Tirmizî: 3722)
Allah-u Teâlâ'nın, Hazret-i Fâtıma -r.anhâ-yı ona nikâhlamasını emir buyurması üzerine kı-zını onunla evlendirmiş ve "Kızım seni âile-min en şereflisi ile evlendirdim." buyurmuş-tur.
Müslümanlarla müşrikler arasında başlayan silahlı mücadele hareketlerinin kahramanı oldu. Resulullah Aleyhisselâm Hayber günü şöyle
buyurmuştu:
"Yarın sancağı öyle bir kimseye verece-ğim ki, o Allah'ı ve Resul'ünü sever, Allah ve Resul'ü de onu sever." (Müslim: 2404)
Ertesi günü bütün ashâb heyecanla bek-lerken o Hazret-i Ali -r.a.-i çağırdı ve sancağı ona verdi.
Bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlar-"dır: "Cennet üç kişiye iştiyak duymaktadır: Ali, Ammar ve Selman." (Tirmizî)
"Mü'min bir yılan deliğinden iki kere sokulmaz (iki kere aldatılmaz)." (Hadis-i şerif)
Peygamber Âşığı Bir Sahâbî
HAZRET-İ SEVBAN (r.a.)
S evban radıyallahu anh Peygam-ber âşığı bir sahâbî... Sallalla-hü aleyhi ve sellem Efendimizin nurlu yüzüne bakmaktan kendini alamayan, gözlerini ayıramayan bir âşık... Ahirette ondan ayrı kalma korkusuyla zayıfla-yan, neşesi kaçan, beti benzi sararan bir aşk insanı... İki Cihan Güneşi Efen-dimize ve ailesine hizmet etmeyi her şeye tercih edebilen bir yiğit...
O, Yemen'de doğdu, büyüdü. Ailecek Himyeri kabilesinin kölesi olarak yaşı-
Çocuklarınıza İsim
Erkek: Zihni
satın alarak azâd etti. yorlardı. Rasûl-i Ekrem Efendimiz onu
Birgün o, Efendimizin huzurunda derin düşüncelere dalmıştı. Bir yeri ağrı-yormuş gibi hasretle, mahzun mahzun Efendimizin nur cemaline, bakıyordu. öylesine bir bakış ki; hasret, muhabbet ve firak içiçe... Sanki ayrılık vakti gel-mişcesine... Sanki bir daha görememe korkusu gönlüne düşmüşcesine... Onun bu melûl bakışlarını gören İki Cihan
"Küçük büyüğe, yürüyen oturana, az da çoğa önce selam vermelidir." (Hadis-i şerif)
Dünden Devam)
Peygamber Âşığı Bir Sahâbî
HAZRET-İ SEVBAN (r.a.)
"Yâ Sevban! Nedir bu hâlin? Bir yerin mi ağrıyor, bir hastalığa mı yakalandın?" diye sordu. O da:
"Anam-babam sana fedâ olsun Yâ Rasûlallah! Hiçbir yerim ağrımıyor. Bir hastalığa da tutulmadım. Lakin senden ayrı kalmağa dayanamıyorum. Dünya da huzurunuza gelerek hüznümü teskin ediyorum. Ama âhireti düşünüyorum. Siz Makâm-ı Mahmud sahibisiniz. Nebiler mekanında bulunacaksınız. Biz ise Halk
Çocuklarınıza İsim
Erkek: Ismail
Kız: Dilek
arasında olacağız. Cennete girsem dahi sizin mertebenizde olamayacağım. Soh-betinizde bulunamayacağım. Eğer gire-mezsem, sizi görmekten ebediyyen mah-rum kalacağım. O zaman benim halim ne olacak?.. İşte bu düşünceler, endişeler ve sizden ayrı kalmanın korkusu beni bu hâle düşürdü" diye cevap verdi.
Resûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sel-lem Efendimiz bir müddet sükut edip ken-di halince kaldı. Kısa bir zaman sonra
"Üç kişi bir arada iken, ikisi öbüründen gizli olarak konuşmasın." (Hadis-i şerif)
(Dünden Devam)
Peygamber Åşığı Bir Sahâbî
Allah Teâlâ, Sevban ve emsâli ehl-i imanı şu âyet-i celileleriyle tebşir etti. Meâlen:
"Allah'a ve Peygamberine itaat edenler, işte bunlar, Allah'ın kendilerine nimet ver-diği Peygamberlerle, sıddîklarla, şehidler-le ve iyi kimselerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaş!... İşte itaatkârlara yapılan bu ihsan Allah Teâlâ'dandır. Her şeyi bilici olarak Allah kâfidir." (Nisā, 69-70)
Bu müjdeyi alan Sevbân (r.a.) adeta sevincinden uçuşuyordu. Bütün endişe-leri, korkuları gitmiş, yeniden canlanmış-
Çocuklarınıza İsim
Erkek: Nüzhet
HAZRET-İ SEVBAN (r.a.)
tı. Dünya ve ahirette o sevgiliyle beraber olmak ne büyük mutluluktu.
Sevban (r.a.) Resûl-i Ekrem (s.a.) Efen-dimizin vefatından sonra Medine'de kala-madı. Remle'ye gitti. Hz. Ömer (r.a.)'in zamanında Mısır'ın fethine katıldı. Daha sonra Humus'a yerleşti. Orada hastalandı ve dâr-ı bekâ'ya irtihal etti.
Rabbimiz bizleri de onun gibi sadakatle hizmet eden âşıklardan eyleyip, şefaatle-rine nail eylesin. Amin.
Ya Rabbi, burayı emin bir sehir eyle, Beni de oğullarımı da put lara tapmaktan uzak tut. (14/35) (1)
dan sonra, kim bana uyarsa bu iste o, bendendir. Kim bana karsi ge Rabbim, onlar, insanlardan pek çoğunu baştan çıkardılar. Bun lirse.. gerçek şu ki: Pek bağışlayıcı ve merhametlisin. (14/36) (2)
Rabbimiz, ben zürriyetimden bir kısmını ziraatin olmadığı bir va liye yerleştirdim; senin Beyt'in yanina.. Bunun için ki: Namazlarım Şükredecekleri ümidiyle, onlara bazı meyvelerle rızıklar ihsan eyle kılsınlar. İnsanlardan bir kısımlarının gönüllerini onlara meylettir.
(14/37) (3) Rabbimiz, gizli tuttuğumuzu ve aşikare ettiğimizi bilirsin. Çünkü Yerde ve semada Allah'a kapalı hiç bir şey yoktur. (14/38) (4)
Ihtiyarlık halimde bana Ismail'i ve İshak'ı ihsan eden Allah'a hamd olsun. Çünkü, Rabbim duâyı elbette işitendir. (14/39) (5)
Rabbım beni dosdoğru namaz kılmakta devam ettir. Keza, zür riyetimi de.. Rabbım, duamı kabul buyur. (14/40) (6) Rabbımız, hesap kurulacağı gün; beni, ana babamı, bütün mü
minleri bağışla.» (14/41) (7) Ayetlerle anlatılan yukarıdaki dualardan başka, İbrahim as her gün sabah olduğu zaman şöyle dua ederdi:
Allanım, bugün, yeni bir yaratılıştır. Bunu bana taatınla aç; mağfiretinle rızanla kapa. Bugünde bana iyilik yapmayı nasib eder sen, onu pâk eyle; benim için kat kat sevaplı kıl. Şayet bugünde bir kötülük edersem, onun için beni bağışla, Çünkü sen: Gafur'sun, Ra him'sin, Vedud'sun, Kerim'sin. (8)
Rivayet edildiğine göre: Her kim bu duâyı sabaha çıktığı zaman okursa, o kimse, o günün şükrünü eda etmiş olur.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Üstte okunan duaların Arapça okunuş şekli faydasına binaen aşağıya alınmışıtr: (1) Rabbic'al hazel-belede aminen vecnübni ve beniyye en na büdel asnam
(3) Rabbi inni eskentü min zürriyeti bivadin gayri zizar'in inde beytikel mu harremi rabbena liyukimüs-saláte fec'al 'ef'ideten minen-nasi tehvi ileyhim verzukhüra mines-semerati laallehüm yeşkürun.>
(4) «Rabbena inneke ta'lemű manuhfi ve manu'linü ve ma yahfa alellahi mis şey'in fil-ardi veló fis-semai.
(5) El-hamdü lillahillezi vehebe li alel-kiberi İsmaile ve İshaka inne Rabbi le semiudduâ
(6) Rabbic'atni mukimes-salati ve min zürriyeti Rabbena vetakabbel dua
(7) Rabbenağfirli ve livalideyye ve lil-mü'minine yevme yekurn'ül hisab.
(8) Allahümme haza halkun cedidün feftah li bitaatike vahtimhü li bimağfireti ke ve ridvanike in razakteni haseneten fetakabbelha minni ve zekkiha ve da'ifha vema amitü fibi min seyyietin fağfirha li feinneke Gafurun Rahimün Vedudün Keri mün.>
Salih aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine senden
Merhum müfessirler dediler ki: Isterim.
Kur'an'da Sallh a.s. peygamberin kıssası anlatılırken geçen, Karib, Mücib, Kaviyy, Aziz isimleri onun dua edip niyaz eylediği mü-barek isimlerdir.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Yunüs aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine sen-den isterim. Yunüs a.s.
peygamberin okuduğu dua şudur: «Senden başka ilah yoktur; sübhansın. Ben zalimlerden ol-dum.» (21/87) (1)
Rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resulüllah S.A. efendimizin şöy-le buyurduğu anlatıldı:
«Bir kimse, sıkıntıya, kedere, gama, müptelà olduğu zaman, (üstteki duâyı) okursa.. onun duâsı mutlaka makbul olur. Derdi gamı açılır. Hüzünleri gider.
Devam edelim:
Eyyüb aleyhisselâmın sana dua ettiği isimler hürmetine sen-den isterim.
Ayet-i kerime ile sabit olduğuna göre, Eyyüp a.s. peygamberin okuduğu duâ şudur:
«Bana mazarrat dokundu; sen merhametliler merhametlisi-sin. (21/83) (2)
Bazıları da, Eyyüb a.s. peygamberin şöyle dua ettiğini anlattı:
İlâhi, sana malum: Dilim, kalbime aykırı davranmadı; kalbim gözümün gördüğüne tabi olmadı; sahib olduğum şeyler beni hırsa kaptırmadı. Her yemek yiyişimde, benimle beraber bir yetim oldu. Ya-nımda bir aç ve bir çıplak olduğunda, ne giyinik geceledim; ne de tok. (3)
Eyyüb a.s. peygamber bu duâyı okuduktan sonra, kendisine doku-nan mazarratı ve belası izale olup geçti.
Devam edelim:
Yakub aleyhisselâmın sana dua ettiği isimler hürmetine sen-den isterim.
Kur'an-ı Kerim'de Yakub a.s. peygamberin duası olarak anlatı-lanlar şunlardır:
Üstte anlatılan peygamber dualarının Arapça okunuş şekillerini faydalı olacağı inancı ile alta alıyoruz:
(1) «La ilahe illâ ente inni küntü minez-zalimin.>
(2) «Inni messeniyed-durru ve ente erham'ür-rahimin.>
«Şüphesiz Rabbım, dileyeceği şeyleri çok güzel, çok ince tedbir edendir. Hakkı ile bilen tam hikmet sahibi odur.» (12/100) (5)
«Rabbim, bana mülk verdin. Bana rüya tabirlerini öğrettin. Ey yeri ve semaları yaratan, dünyada ve âhirette sahibim sensin. Beni müslüman olarak öldür. Beni salihlere kat.» (6)
Allahım, onun hayrından hayırlısını senden isterim. İzzetine güvenerek onun şerrinden sana sığınırım. (7)
Devam edelim:
Musa'nın sana duâ ettiği isimler hürmetine; Harun aleyhis-selâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine senden isterim.
HARUN ALEYHİSSELÁM
Harun a.s. peygamber, Musa a.s. peygamberin kardeşidir. Musa a.s. Peygamberden, üç veya dört yaş büyüktür. Ancak, nübüvvet ve risalette Musa a.s. ülül'azm peygamberlerdendir; Tevrat kitabı kendi-sine gelmiştir. Harun a.s. peygambere verilen peygamberlik, Musa'-nın a.s. ricası ile olmuştur.
Bütün bu anlatılan sebepler dolayısı ile, Musa a.s. Harun a.s. pey-gamberden daha faziletlidir.
İkisi birden Firavun'a peygamber olarak gönderilmişlerdir.
Üstte anlatılan peygamber duâlarının Arapça okunuşları, faydasına binaen alta alınmıştır:
(1) Valláhül-müstaanü əlå matasıfun.>>
(2) Fallahü hayrün hafızan ve hüve erham'ür-rahimín.>
(3) İnil-hükmü illa billâhi aleyhi tevekkeltü.>
(4) «Ve hüvel-alim'ül-hakim.>
(5) Inne Rabbi latifün lima yeşaü innehu hüvel-alim'ül-hakim.>
(6)
(7) «Allahümme inni es'elüke bihayrin min hayrihi ve euzü biizzefike min serribi.»
nin Rei mektir. "Fahr-i Alem" ünvanı ise, Muhammed-i Arabi Aleyhissa Ve bende onun nesnesi asla yoktur." Işte, "Alemin Reisi" tabirl," Incilin ayeti şudur: "Artık sizinle çok söyleşmem. Zira bu Alem "Fahr-salatü Vesselamın 1 Alem" de-ist geliyor.
Mavra Ahmediye Gasm
TARINTE BUGUN 1583-Osmanlı
Ordusunun Viyana'da bozguna uğraması.
1923 - Medresetüzzehra
kanun teklifi müzakere edilerek Şer'iyye ve Maârif Encümenlerine havâle edildi.
1980 - 12 Eylül darbesi yapıldı.
EYLÜL
12
CUMA
20 1447 R.EVVEL
RUMI: 30 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 130
Sözler
Imsak
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
Imsak Güneş
BIR AYET
Onun (Allah'ın) her işi hikmet iledir.
Bakara Suresi: 260
BİR HADİS
Kadınlar hakkında hayır ve iyilik tavsiyesinde bulunurum.
Buharî, Enbiya: 1
Ey bizi nimetleriyle perverde eden sultanımız! Bize gösterdiğin nümûnelerin ve gölgelerin asıllarını, menbalarına göster; ve bizi makarr-ı saltanatına celb et. Bizi bu çöllerde mahvettirme...
hedata, keşfiyata dayanan ve aktab denilen en derin ehl-i tahkik ve hakikat, ru-harika irşad ve kerametlerle manevi terakki ettiren ve hüccetler yerinde müşa-dersine alıp, Alem-i İslam'da her biri ümmetin ehemmiyetli bir kısmını daire-i hani terakkilerinde Muhammed'in
TARİHTE BUGÜN
1865-Abraham Lincoln öldürüldü.
1912-Titanic battı.
1912 - İstanbul'da Galata Köprüsü açıldı.
1929 - İbrahim Hulusi
Yahyagil'in Bediüzzamanı ilk ziyareti ve talebeliğine girmesi.
14
PERŞEMBE
THURSDAY
NİSAN
APRIL
BİR AYET Onun (Allah'ın) her işi hikmet iledir.
Bakara Suresi: 260
BİR HADİS En büyük iftira, insanlar arasında söz taşımaktır.
Bir adamın imanını kurtarmak ise, on mümini velayet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevaplıdır. Kastamonu Lahikası
(28/«Rabbim, gönlümü genişlet. İşimi bana kolay getir. Dilimdeki tutukluğu gider ki; sözümü anlayalar.» (20/25-28) (3)
«Seni tenzih ederim. Sana tevbemi arz ediyorum. Ben iman edenleri ilkiyim.» (7/143) (4) Sen bizim sahibimizsin. Bizi bağışla, bize merhamet eyle. Çün-
kü, bağışlayıcıların hayırlısı sensin.» (7/155) (5) Bize dünyada iyilik yaz; keza âhirette de.. Çünkü biz, sana yöneldik.» (7/156) (6) Rabbım, beni bağışla; keza kardeşimi de. Bizi rahmetine al.
Çünkü sen, merhametlilerin en merhametlisisin.» (7/156) (7) Salavat-ı şerifeye devam edelim: den isterim. Şuayb aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine sen.
«İlim yönünden Rabbımız her şeyi kapsamına alır. Allah'a te. vekkül ettik. Rabbımız, kavmimizle bizim aramızı Hakla fethet. Sen fatihlerin hayırlısısın.» (7/89) (9)
Devam edelim:
İsmail aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine sen. den isterim.
İSMAİL ALEYHİSSELÄM
İsmail a.s. peygamber, İbrahim a.s. peygamberin büyük oğludur. Hicaz ehli Kureyş onun soyundandır; bunların büyük babasıdır. Re-sulüllah S.A. efendimizin ceddidir. İsmail aleyhisselâmdan sonra, ken-dilerine gelinceye kadar babalarında peygamber olan yoktur.
İsmail a.s. peygamberin duaları, yukarıda babası İbrahim a.s. peygamber tarfındn yapılan dualardır. Bunların pek çoğunu birlik-te yapmışlardır.
Üstte anlatılan peygamber duâlarının Arapça okunuşu faydalı olacağı düşüncesi ile
aşağıya alınmıştır:
(1) Rabbi inni zalemtü nefsi fağfir li
(2) Rabbi inni lima enzelte ileyye min hayrin fakir.»
(3) Rabbişrahli sadri ve yessir li emri vahlül ukdeten min lisani yefkahu kavlin
(4) Sübhaneke tübtü ileyke ve ene evvel'ül-mü'minin.>
(5) Ente veliyyüna fağfirlena verhamna ve ente hayr'ül-gafirin.>
(6) Vektüb lena fid-dünya haseneten ve fil-âhireti inna hüdna ileyke.
(7) Rabbiğfirli ve liahi ve edhilna firahmetike ve ente erham'ür-rahimin.>
(8) Ve hüve hayr'ül-hâkimin.>
(9) Vesia külle şey'in ilmen, alellâhi tevekkelna, Rabbeneftah beynena ve be ne kavmina bil-hakki ve ente hayr'ül-fatihin.>
Kurban edilmekle memur olduğu zaman, itaat edip başını eğ-di. Teslim olup alnı üzerine yattı. Kurban edilmesini bekler bir halde iken, Yüce Hak İsmail a.s. peygambere fidye olarak bir koç ihsan ey-ledi. O zaman şöyle tekbir getirdi:
Allah en büyüktür. Allah'a hamd olsun. (1)
Böylece, zikir ve hamd etti.
Davud aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine sen-den isterim.
Ermiya aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine sen-den isterim.
Ermiya a.s. peygamberin ismi şu değişik biçimlerde geldiği de olmuştur: Irmiya, Ürmiya, Urmiya..
HIZIR ALEYHİSSELAM
(Hazır) aleyhisselâmdır. Burada anlatılacak Ermiya a.s. peygamberden murad Hızır
Hızır lakabı olup, esas ismi ERMİ Y A'dır. Bu isimle anılması. nın hikmeti şudur: Kuru toprak üzerine oturduğu zaman, orada Al-lah'ın izni ile yeşil otär biterdi. Bunun için, HIZIR olarak lakab aldı.
tir. Bunun böyle olduğu Ebu Hüreyre r.a. tarafından rivayet edilmiş-
Nebi midir, velî midir?.
Diye üzerinde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Ancak ulemanın pek çoğu Beniisrail'den bir peygamber olduğunu anlatmışlardır.
- Diri midir, ölü müdür?.
Diye de çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları:
Öldü.
Dediler; bazıları da, şöyle anlattı:
- O diridir. Kıyamete yakın, Kur'an kaldırıldığı zaman ölür.
Bu ikinci kavil, tasavvuf ehli zatlar katında ittifakla kabul edi-miştir. Çünkü onların; bazı yerlerde, bazı hallerinde, Hızır a.s. ile kar-şılaştıkları bilinen meşhur bir durumdur.
HIZIR'I BULAN ŞEYH
Hatta Şeyh Sadi Rh. Fars dili ile şöyle yazar:
Eski meliklerden biri, Hızır'ın a.s. ölü veya diri olduguna dair delil istedi. Bunun için vezirini çağırıp sordu:
- Hızır a.s. diri midir?.
Veziri şu cevabı verdi:
- Evet diridir.
Bunun üzerine, Melik şu emri verdi:
- O halde davet et, gelsin; görüşelim.
Vezir, Melik'in bu teklifine karşı şu cevabı verdi:
Ancak, onun nerede olduğu bilinmez ve aramakla bulunmaz.
Melik tekrar şöyle dedi:
O, muhakkak İslâm diyarlarındadır ve emir sahibi sultanlara mutidir. Ben de emir sahibiyim. Elbette, onun bana itaat etmesi ge-
rekir. Muhakkak buldurmalısın.
Mutlaka bulması için ısrar etti.
Bunun üzerine, Vezir söz aldı ve şöyle dedi:
Bu iş, benim elimle olmaz. Zira bizden türlü türlü cevirler ve zulümler zuhur etmektedir. Bunun için, onun bizimle görüşmesi müm-
775 kün değildir. Onun bulunmasını Şeyhülislam'dan iste, Zira onlar, pey-gamberlerin varisleridir. Aynı zamanda o, ulemanın da reisidir. Bu 5, daha çok ona münasiptir. Bulursa, ancak o bulur.
Melik:
Peki iyi..
Dedikten sonra, Şeyhülislam'ı davet etti. Sordu
- Hızır kimdir?.
Şeyhülislâm şu cevabı verdi:
Kabul edilen görüşe göre; şanlı peygamberlerdendir.
Melik tekrar sordu:
Halen diri midir?.
Şeyhülislâm cevap verdi:
Evet diridir.
Melik şu emri verdi:
Muhakkak onu bulup getir.
Şeyhülislâm şu cevabı verdi:
Ben, onunla hiç görüşmedim ki, nerede bulayım?.
Bunun üzerine Melik, şöyle dedi:
Sen, ulemanın reisisin. İslâm ehlinin de şeyhisin.
Ben, onu görmedim, görüşmedik..
Demek, ne demeğe gelir?. Elbette bulmalısın.
Melik'in bu ısrarı üzerine Şeyhülislâm şöyle dedi:
Benim sizinle görüşüp durmam, sizinle malhuz olmam sebebl ile o, bizlerle görüşmez.
Şeyhülislâm'ın bu sözüne karşılık, Melik tekrar ısrar etti ve şöyle
dedi:
Muhakkak bulunmalıdır.
Melik'in bu ısrarı üzerine, Şeyhülislâm şöyle dedi:
Ey padişahım, mehil ver. İnsanlardan uzlet edip zühd ü tak-va üzere olan ilmi ile âmil, fazıl kâmil meşayih ve muhakkik zatlarla görüşeyim; bulursa onlar bulur.
Böylece mehil aldıktan sonra, aramaya başladı. Bu aramada iken, ilmi ile âmil olanlardan biri ile buluştu. Bu buluştuğu zat, gayet fa-kirlik ve ihtiyaç içinde idi. Bu hale o kadar müptelâ olmuştu ki, bazı günler aç yattığı dahi olurdu.
O zat, bu muztar durumundan ötürü, Şeyhülislâm'a gelip sordu:
Hızır'ı arıyormuşsunuz, öyle mi?.
Şeyhülislâm:
Evet..
Deyince, şöyle dedi:
Beni padişahla buluşturun; bulurum.
-Onun böyle demesi üzerine, kendisini alıp Melik'e götürdü; Şöyle
Bu iş, zamana muhtaçtır. Bana kırk gün mühlet ver; yiyece-ğimi de tayin eyle. Hiç bir şeye de ihtiyacım kalmasın. Ben de, bos ka-lıp içten, ihlasla ibadet edeyim. Böyle olunca, onu size getireceğimi umuyorum.
Bunun üzerine Melik, kendi yediği yemeklerden yeteri kadar ona da tayin edip bol bol in'amlar ihsanlar eyledi. Böylece kereme erdirip mühlet verdi.
Bundan sonra o Fakir Şeyh Efendi, Melik'in tayin ettikleri şeyleri alıp eve geldi. Hanımı onun bu getirdiklerini görünce:
Bunlar nedir?.
Diyerek sordu; Efendi de durumu olduğu gibi haber verip anlattı:
Hanımı sordu:
Sizin Hızır a.s. ile bir dostluğunuz var mı?.
Hayır, ömrümde görmedim.
Deyince, tekrar sordu:
Kırk günden sonra, kimi Melik'e götüreceksin?.
Efendi, hanımının bu sorusuna karşılık şöyle dedi:
Çok sıkışık durumdayım. İhtiyacımdan ötürü bir iştir ettim. Şimdi de pişman oldum; ama çaresi de yok.
Kırk gün tamam olduktan sonra, Melik'in adamları geldi:
Yarın, muhakkak Hızır'ı getirin.
Diyerek davet eyledi.
Onlar gittikten sonra, bu Şeyh Efendi hanımına şöyle dedi:
Bu gece bir mikdar yatayım. Gece yarısı olunca, beni uyandır; kaçacağım.
Onun bu sözü üzerine, hanımı şöyle dedi:
Biz fakirlik ve sıkıntı içinde geçiniyorduk. Neden sabretmeyip kendini bu sıkıntıya soktun. Sen kaçıp gittiğin zaman, benim halim nice olur?.
Böylece, birbirleri ile çekişip dururken, gece yarısı oldu; Şeyh Efendi de uykuya daldı. Sabah olduğunu dahi duyamadı.
Sabah erkenden padişahın adamları, devlet erkânı, saltanat ayanı, ulema-i izamı hep birden:
Hızır'ı görelim.
Diyerek Melik'in huzuruna toplanıp, Şeyh Efendi'yi ve Hızır'ı da-vet ve tazim için iki süslü binek gönderdiler.
Şeyh Efendinin kapısını çaldıkları zaman, Şeyh Efendi uyanıp
hanımına şöyle dedi:
Gördün mü, sonunda yakayı ele verdik.
Hayatından ümitsiz bir şekilde hemen abdest aldı; namaz kıldı. Sonra, hacetleri bitiren duâları kabul eden Ebedi Allah'a duâ etti. Re-sulüllah S.A. efendimizi de şefaatçı getirdi. Tazim ve tekrimle Yüce Hak'tan kurtulmasını taleb etti.
Oraya vardığı zaman, Melik tarafından karşılandı, ikram gördü
Melik'in tahtının karşısına bir sandalya konmuştu, onun üzerine olurdu. O anda bir küçük masum çocuk zahir olup sandalyanın sağ tarafında durdu. Bundan sonra Melik:
Hızır as ne zaman gelecek?.
Diye sorunca, Şeyh Efendi şöyle dedi:
-Padişahım, ömrümde hiç Hızır'ı görmedim. Läkin fakrimden ötürü, eyyamı devletinizde birkaç gün refah İçinde ömrümü geçi reyim, diye bir davadır ettim. Şimdi vade tamam oldu. Hızır as isti rap vaktinde gelir kurtarır. Tam fakir halimde iken, beni sen kur tardın. Benim hakkımda Hızır sensin.
di: Böyle dedikten sonra, sükût eyledi. Melik gazaba geldi; şöyle de
Eğer fakrin var idiyse.. halini arz edeydin; sana geçinecek ka-dar bir şey tayin ederdik.
Sana Hızır'ı as bulurum.
Diyerek, kırk gün mühlet alıp bize intizar çektirdikten sonra, böyle özür beyanı olur mu?.
Bundan sonra başvezirine bakıp şöyle sordu:
Buna şimdi ne ceza verelim?.
Başvezir şöyle dedi:
Emir ver, bunu parça parça doğrasınlar. Her parçasını sokak başlarına çengellere assınlar. Böylece, Aleme ibret olsun; bundan böy-le hiç kimse Melik'in huzurunda yalan söylemeye..
Vezir böyle deyince, Şeyh Efendinin yanında duran masum ço-cuk şöyle dedi:
Her şey, aslına dönecektir.
Bu kelâm, Melik'e tesir etti; ikinci vezirine dönüp şöyle dedi:
Sen ne dersin?.
İkinci vezir, şu fikir beyanında bulundu:
Bunu dibeğe koyup döve döve keşkek gibi edelim. Her sokağın köşesine bırakalım. Böylece, âleme ibret olsun; bundan böyle hiç kim-se, Melik'in huzurunda yalan söylemek cür'etinde bulunmaya..
Yine o masum çocuk önceki gibi söyledi:
Her şey, aslına dönecektir.
Padişah yine müteessir olup üçüncü vezirine baktı ve şöyle dedi
Sen ne dersin?.
Üçüncü vezir şöyle dedi:
Sadrazam karındaşımız ve paşa karındaşımız güzel buyurdu-lar; böyle cezalara layıktır. Ancak, bu adamın kemal-i ihtiyacı ve ıstı-rarı olmasaydı; kendisini bu tehlikeye atmazdı. Devletli padişaha ya-kışan af ile muameledir. Emir ve ferman padişahımızındır.
Padişah, yine müteessir olup Şeyh Efendi'ye dönerek şöyle sordu:
Bu çocuk senin neyin olur?.
Şeyh Efendi şöyle dedi:
Benim bildiğim değildir. Buraya geldiğim zaman, sizin hiz metçilerinizden biridir; gelip yanıma durdu, sizdendr sanmıştım.
Melik o masum çocuğa bakıp şöyle sordu
Sen kimsin?. Bunlar, biribirine benzemeyen sözler ettiler. Üçü ne de aynı cevabı verdin.
Bunun üzerine o masum çocuk sordu:
Bu şeyh Efendi sana kimi getirecekti?.
Melik dedi ki:
Hızır aleyhisselâmı..
Çocuk şöyle anlattı:
Ey padişahım, senin bu başvezirin kasap oğludur. Halkı kır-maktan başka bir şeye yaramaz.
İkinci vezirin aşçı oğludur. Halkı dövmekten başka bir şeye yara-maz. Üçüncü vezirin ise, vezir oğludur; aslına çekip daima suçluları affeder. In'am ve ihsanda bulunur.
İşte Hızır benim, Hızır'la buluşmaktan maksat, nasihattır. Eğer nasihat istersen, şudur: Başvezirini çıkarıp kasapbaşı eyle. Varsın, hayvanatı kırmaya devam etsin. İkinci vezirini çıkarıp aşçıbaşı eyle; keşkek dövedursun. Üçüncü vezirini de başvezir eyle; bunu azletme.
Tekrar padişaha dönüp şöyle dedi:
Senden bir ricam var; bu Şeyh Efendi'den tayin ettiğin şeyle-ri kesme.
Böyle dedikten sonra, kayboldu. Melik:
Onu bulun.
Dedi; aradılar, ama bulamadılar. Durumu Şeyh Efendi'ye sordu-
lar; şöyle dedi:
Daha önce görmemiştim; burada gördüm.
Melik onun için tayin ettiği şeyleri kesmedi; devam ettirdi.
HIZIR VE HAYAT SUYU
Sonra..
Hızır'ın hayatta kalışı hakkında tarihçiler şöyle dediler:
- Hızır a.s. zulümata Hayat Suyunu bulmak için İskender-i Zül-karneyn ile girdi. İskender, onun ileri gitmesi için emir verdi. Bunun için, Hızır a.s. önce gidip Hayat Suyunu buldu. İndi onda yıkandı; içti. Yüce Hakka şükür için namaz kıldı. Hamd etti; sena etti. O sudan içtiği için hayatı kıyamete kadar uzadı. O suda yıkandığı için sıhhat ve afiyette devamlı kaldı. İskender onun ardından giderken yolu kay-betti. Suyu da bulamadığı için geri döndü.
Ulemanın pek çoğu, Hızır'ın a.s. hayatına kail olmuşlardır. Bazı muteber kitaplardan onun durumunu beyan edelim.
Her musibetten ötürü, Allah tarafından ecir ve sevap vardır. Her ölüp giden ve her fevt olup kaybolandan ötürü yerine halef ve ihsan vardır. Allah'a karşı takva sahibi olunuz; ondan dilekte bulu-nunuz. Asıl musibete uğrayan sevaptan mahrum kalandır.
Diyerek onlara taziyede bulundu.
Süruri Rh. tefsirinde şöyle anlattı:
Resulüllah S.A. efendimiz, ridası ile başını örtmüş bir halde Mescid'de bulunuyordu. Bu sırada bir adam geldi; iki rikât namaz kıldıktan sonra şöyle duâ etti:
Allahım, dünya ve âhirette bana afiyet, ölüm halimde bana iman, kıyamet günü de bana eman ihsan eyle.
Sonra gitti. Onun peşinden Cebrail geldi; Resulüllah S.A. efendi-
mize sordu: Ya Resulellah, o namaz kılanı biliyor musun?.
Hayır bilmem.
Deyince, Cebrail şöyle anlattı:
O, senin kardeşin Hızır a.s. idi.
Bunun üzerine Resulüllah S.A. efendimiz şöyle dedi:
Onu bana çevir gelsin.
Cebrail şöyle dedi:
Şu ana kadar o, altı aylık yol gitti.
HIZIR VE İLYAS
Hızır ve İlyas, her sene ramazan ayında Beyt'ül-Makdis'te oruç tutarlar.
ğunu rivayet eyledi: İbn-i Asakir, senedi ile, Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyur-
rinin başlarını tıraş ederler. Ayrıldıkları zaman da şöyle dua ederler: «Hızır ile İlyas, her sene hac mevsiminde buluşurlar. Birbirle-Allah'ın adı ile.. Allah'ın dilediğidir, Allah'ın dilediğidir. Hay-
ra ancak Allah sevk eder. Allah'ın dilediğidir, Allahın dilediğidir. Kö-Eğer bir nimet gelecekse, Allah'tan gelir. Allah'ın dilediğidir. Allah'ın tülüğü, ancak Allah def eder. Allah'ın dilediğidir, Allahın dilediğidir. dilediğidir. Allah'a tevekkül ettik; o ne güzel vekildir. Güç ve kuvvet,
ancak yüce ve azim olan Allah'ındır. (1) Bundan sonra, birbirlerine veda edip ayrılırlar.»
İbn-i Abbas r.a. şöyle anlattı:
Bir kimse, sabah akşam bu mübarek kelimeleri üç kere okursa. kalbden gelen teveccühle münacaat eylerse.. şanı büyük Allah, o kim-seyi, ateşte yanmaktan, suda boğulmaktan esirger; mallarını, rızıkla-rını hırsızdan saklar; yakınlarını korur.
Haris b. Ebu Üsame Rh. Müsned'inde, Enes'ten r.a. naklen anlat-tığı rivayete göre Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
«Hızır a.s. karada, İlyas a.s. ise, denizde kalır. Her gece, İsken-der'in Ye'cuc ve Me'cuc için yaptığı sette buluşurlar. Her sene hac ve umre yaparlar. Zemzem suyundan da bir mikdar içerler. Bu içtikleri gelecek seneye kadar kendilerine yeteri kadar gıda olur.>>>
İmam-ı Gazali Nasihat'ül-Mülük adlı risalesinde şöyle anlattı:
Rivayet edildiğine göre, Hz. Ömer b. Hattab r.a. bir cenazeye gitti. Orada birini gördü; ki o: Cenaze namazını kıldı, kabre kadar geldi, meyitin defni yapıldığı zaman; o kimse elini açtı, şöyle bir dua etti:
Allahım, eğer bu meyite azap edersen, o sana asi gelmiştir. Eğer ona rahmet eylersen, o senin rahmetine muhtaçtır. Ey meyit, sa na ne mutlu; eğer emir, kethuda, kâtip, hain değilsen..
O kimsenin bu hitabını Hz. Ömer r.a. işitti. Defin işi tamam olduk-tan sonra, o kimse halkın gözüönünde kaybolup gitti. Hz. Ömer r.a o kimseyi arattı; ama bulamadılar. Sonunda şöyle dediler:
raciun.) Biz Allah içiniz, Allah'a döneceğiz. (İnna lillahi ve inna ileyhi
Diyerek istirca eyledi. Sonra kayboldu O kimsenin kim olduğunu bilen olmadı. Ashab-ı kiram birbirine sordu. Hazret-i Ali r.a. şöyle de-di:
O kimse Hızır a.s. idi..
HIZIR'IN ÖGRETTİĞİ DUA
Ebu Bekir b. Ebiddünya, Hevatif, adlı eserinde şöyle der:
Hazret-i Ali r.a. Hızır a.s. ile karşılaştığı zaman; Hızır a.s. kendisine namaz akabinde okuması için, şu duâyı öğretti:
Ey dinlemek, dinlemekten zatını almayan, ey mes'eleler, ken-disini yanıltmayan, ey ısrarcıların ısrarı kendisini yormayan, bana affının serinliğini tattır. Keza meğfiretinin tadını da.. (1)
Bu duâyı öğrettikten başka, faziletini de öğretti.
İmam-ı Dümeyri Hayat'ül-Hayvan, adlı eserinde, HA-İ MÜHME-LE'yi beyan ederken, Musa a.s. peygamberin kıssasında:
Hazret-i Ömer dahi, Hızır a.s. ile karşılaştı. Buna da aynen üstteki duâyı namaz akabinde okumayı öğretti.
Diye rivayet eder.
Merhum Allame Birgivi'nin yazdığı, Cila'ül-Kulub nam kitabının.
Tokati İshak Efendi tarafından yapılan, Zıya'ül-Kulub nam şerhinde şöyle anlattı:
mıştır: Rivayet olunduğuna göre, Ebdal'dan Gürzin Birre şöyle anlat-
Şam ebdallarından biri geldi, bana şöyle dedi:
Sana büyük bir hediye getirdim. Ama ne güzel bir hediyedir
o.. O hediyeyi kabul eyle.
Şöyle dedim:
-Ey kardeş, o hediyeyi sana kim verdi?.
Şöyle dedi:
-Onu bana İbrahim Teymî verdi.
Şöyle dedim:
İbrahim Teymî'ye sordun mu, ona bu hediyeyi kim vermiş?.
Şöyle dedi:
-Evet sordum. İbrahim Teymî şöyle anlattı:
Kâbe'nin önünde idim. Kulağıma, tehlil, tesbih, temcid sedası geldi. Bakınca bir adamın geldiğini gördüm. Bana selâm verip sağ yanıma oturdu. Bu zamanda ondan daha güzel yüzlü, güzel giyimli birini görmedim. Gayetle beyazdı. Onun güzel kokusuna benzeyen ko-kuyu da hiç kimsede görmedim. Ona:
(1) Bu duânın Arapça okunuşu şöyledir:
Ya men lâyuşgılühu sem'un ansem'in ya men lå tuğlituh-ul-mesailü ve ya men lay'es'emühüm ilhah'ül-mülihhine ezikni berde afvike ve halāvete mağfiretike.>
Sana selâm vermek için. Allah için seni sevdiğimden.. Bu hedi-yeyi sana vermeğe geldim. Onu sana hediye edeceğim.
O hediyenin ne olduğunu sordum; şöyle anlattı:
Günes doğup yayılmadan evvel, bir de günes batmadan evvel Fatiha, Muavvezeteyn, (Felak ve Nas sureleri) Kafirun, Ihlas surele-rini ve Ayet'el-Kürsî'yi, (Bakara suresi 255. âyeti), yediser kere oku. Yedi kere de şunu oku:
llâh yoktur. Allah en büyüktür. (1) Allah sübhandır, hamd Allah'a mahsustur. Allah'tan başka
Yedi kere, Resulüllah S.A. efendimize salavat getir. Yedi kere de, kendin, ana, baban, mümin kadın ve mümin erkekler için istiğfar ey. le. (2) Yedi kere de şu duâyı oku:
Allahım, şimdi veya sonra, dünyada ve âhirette zatına ne yak:-şırsa, bize ve onlara onu yap. Bize ve onlara ey Mevlâmız lâyık oldu-ğumuz işi yapma. Çünkü sen: Gafur'sun, Halim'sin, Cevvad'sın, Ke-rim'sin. (3)
Sonra..
Buna akşam sabah devam et.
Deyince, şöyle dedim:
- Bunu okumamın sevabı nedir?. Bana anlat.
Şöyle anlattı:
- Sen buna devam et. Yakında Resulüllah S.A. efendimizi rüyan-da görürsün. O zaman, kendisine sor, sevabını sana anlatır.
Bunu okumaya devam ettim. Bir gece rüyamda, bana meleklerin
geldiğini gördüm.
Beni alıp yukarı çıkardılar. Taa, cennete kadar götürdüler. Cen-nat-ı aliyatı, üstün nimetlerini gördüm. Bunun için, meleklere sor-dum:
- Bu gördüğüm vasfı mümkün olmayan üstün nimetler, köşkler kimindir?.
Şöyle dediler:
Senin amelin gibi amel edenlerindir.
(1) Bu tesbih ve tehlil duâsının Arapçası şöyledir:
Sübhanellahi vel-hamdü lillahi ve lå ilahe illallahü vallahü ekber.>>
( 2) Bu istiğfar duasının Arapçası şerhte mevcut değil; şöyle okunur:
>
( 3) Bu duânın Arapçası şöyle okunabilir:
«Allahümm'ef'al bina ve bihim acilen ve acilen fid-dini ved-dünya vel-âhireti ma ente lehu ehlün ve latefal bina ve bihim ya Mevlâna manahnü lehu ehlün inneke Gafurun, Halimün, Cevvadün, Kerimün.>
Ben, cennetin yemişlerinden yedim. Irmaklarından içtim. Sonra beni alıp Resulüllah S.A. efendimize götürdüler.
Resulüllah S.A. efendimizin yanında yetmiş peygamberin oturdu-ğunu gördüm. Önünde dahi yetmiş saf melek duruyordu.
Resulüllah S.A. efendimiz, elimden tutup benimle musafaha etti.
Şöyle sordum:
Ya Resulellah, Hızır a.s. bana sizden gelen bir hediye verdi.
Bunu kendisine siz vermişsiniz.
Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Hızır doğru söylemiş; Hızır doğru söylemiş.
Sonra, şöyle devam buyurdu:
Hızır sana ne haberi vermişse, cümlesi gerçektir. O Hızır, şimdi yer ehlinden cümlesinin bilginidir. Ebdalların reisidir.
Şöyle sordum:
Her kim bu MÜSEBBAAT-I AŞERE'ye (üstte anlatılan duâla-ra) devam ederse.. ama benim gördüklerimi görmese dahi kendisine benim gördüğüm nimetler verilir mi?.
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Şu Yüce Zata yemin ederim ki, o beni bütün insanlara hak peygamber gönderendir. Her kim ona devam ederse.. beni ve cenneti görmese dahi, bu gördüğün nimtlerin cümlesi kendisine verilir. Bu-na devam edenin cümle büyük günahları bağışlanır. Sübhan olan Yü-ce Hak ondan gazap ve azabını kaldırır. Sol tarafında bulunan meleğe şu emri verir:
Bunun günahlarını yazma.
Rabbım Yüce Hakka yemin ederim; bunlara ancak saadet ehli
devam edebilir.
İşte.. İbrahim Teymî rüyasını böyle anlattı. İbrahim Teymî bun-dan sonra dört ay kadar yaşadı. Hiç bir şekilde dünya taamı yemedi: suyunu içmedi.
Onun bu hali, rüyasının doğruluğuna, gerçekten cennet taamı yediğine, oranın ırmağından içtiğine delildir. En doğrusunu Allah-ü Taâlâ bilir.
Bu güzel menkıbe İmam-ı Gazali tarafından İhya-i Ulum'da, Ava-rif'il- Maarif'te Kut'ul-Kulub'da ve İbn-i Melik'in Zuhr'ül-Abidin adlı eserinde anlatılmıştır.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Şa'ya aleyhisselâm'ın sana duâ ettiği isimler hürmetine sen-den isterim.
Ancak, bu ismin, bazı nüshalarda şu şekilde okundukları da ol-muştur: Şaaya, Şu'ya, Eş'ıya..
Şa'ya a.s. peygamberin okuduğu duâ şudur:
Allah, ancak kendisine ibadet edilen ve öğülen zatttır; başka iláh yoktur. (1)
(1) Bu peygamber duâsının Arapça okunuşu şöyledir:
den isterim. İlyas aleyhisselâmın sana dua ettiği isimler hürmetine sen-
İlyas peygamber dahi, Hızır peygamber gibi diridir. Nitekim Şeyh-zade merhum Tefsir-i Beyzavi haşiyesinin, Saffat suresinde yazar.
RESULULLAH'IN S.A. İLYAS'LA BULUŞMASI
Rivayet olunduğuna göre, Enes b. Malik r.a. şöyle anlattı:
Resulüllah S.A. efendimizle gaza eyledik. İki dağ arası geniş bir yolda idik. Aniden, dağdan bir ses geldi; şöyle diyordu:
Allahım, beni rahmete nail olan, tevbeleri kabul edilen duâ-larına icabet olunan ümmetten eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, bana hitaben şöyle buyurdu:
Ya Enes, git bak; bu seda nedir?.
Dağa gittiğim zaman, şöyle birini gördüm: Başının ve sakalının kılları beyaz olmuş. Beyaz elbiseler giymiş. Boyu tahminen üç yüz ar-
şından fazla.. Beni görünce şöyle sordu:
Sen Resulüllah S.A. efendimizin elçisi misin?.
Evet, onun elçisiyim.
Dedim, şöyle söyledi:
Resulüllah'a S.A. git; benden selâm eyle. De ki: Bu seda eden senin karındaşın İlyas'tır. Seninle görüşmek ister.
Resulüllah S.A. efendimize geldim; İlyas'ın a.s. dediklerini haber verdim. Resulüllah S.A. efendimiz benimle beraber dağa geldi. Ona yaklaşınca ben geri kaldım.
Resulüllah S.A. efendimiz, onun yanına gitti; kendisi ile uzun uzun konuştu.
Onlar konuşurken, önlerine semadan sofra gibi bir şey indi. Beni de çağırdılar, beraberce yedik. O sofrada, mantar, nar ve kereviz var-di
Ben yedikten sonra, tekrar kalkıp yerime döndüm. Biraz daha konuştular. Bundan sonra, beyaz bir bulut geldi; İlyas'ı alıp gitti. Onun elbisesinin beyazlığına bakıyordum.
Resulüllah S.A. efendimize şöyle sordum:
Ya Resulellah, bu yediğimiz taam gökten mi indi?..
Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Onu ben de İlyas'tan sordum; şöyle dedi:
Bu yemeği bana Cebrail kırk günde bir defa getirir, yerim. Haftada bir kere de Zemzem suyundan içerim.
İlyas a.s. peygamberin okuduğu duâ şu idi: Rabbım, yaratıcıların en güzelidir. (1)
Size benden sonra dört fitne gelecektir. Dördüncüsü geldiğinde kulağa birşey gitmez, göz görmez ve her tarafı fitne sarar. Ümmet, bir belaya mübtela olur, yılanın çöreklenmesi gibi. Öyle ki, onda ma'ruf inkar edilir, münker ise ma'ruf sayılır. Ve bu fitnede insanların bedeni öldüğü gibi kalbleri de ölür. Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Sayfa: 247 / No: 3 Ramuz El-Ehadis
1956 - Afyon Mahkemesi bütün Risale-i Nurların beraetine ve sahiplerine iadesine karar verdi.
Risale-i Nur'un neşri serbest bırakıldı.
2001 - New York'un "İkiz Kule" gökdelenlerine yolcu uçaklarıyla terörist saldırı düzenlendi.
EYLÜL
11
PERŞEMBE
19 1447 R.EVVEL
RUMI: 29 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 129
BİR AYET
Onun hakimiyet ve saltanatı gökleri ve yeri kuşatmıştır.
Bakara Suresi: 255
BİR HADİS
Dinini, emanetini ve amelinin neticesini Allah'a havale et.
Ebu Davud, Cihad: 73
Bir elmayı halk edecek, elbette dünyada bütün elmaları halk etmeye ve koca baharı icad etmeye muktedirdir. Baharı icad etmeyen, bir elmayı icad edemez. Zira o elma, o tezgâhta dokunuyor.
Ahad hadis inanç esaslarına dahil olmaz. (Mh. 52:1. maka. 2. mes. Ahir zamanda Kur'ân'ın kaldırılacağını bildiren hadis . (K.L.) 92.
"Ahirzamanda ümmetime şiddetli bir bela isabet edecek. Ondan Allah'ın dinini bildirdiği bir adamdan başka hiçkimse kurtu-lamayacak. O, kalbi ve dili ile mücadele edecek." (Tils.) 185.
"Alimlerin mürekkebi şehidlerin kanıyla tartılacak." (E.L.) 1:187. Ayet ve hadisteki tefsir veya tercüme, onlardaki hüsün ve bela-gatı göstermez. (Mh.) 68:1. makale, 8. mesele
"Allah bir kavim hakkında hayır dilerse, nefislerinin ayıbını gösterir." (M.) 316:26. Mektup, 4. mebhas, 1. mesele
"Allah bu dini fâcir bir adamın eliyle de kuvvetlendirir." (S.) 436:26. Söz, hatime, 3. fıkra
"Allah insanı Rahman suretinde yaratmıştır." (S.) 19:1. Söz; (E.L) 1:142.
"Ameller niyetlere göredir." (Mn.) 119.
"Bazı melekler vardır. Kırk veya kırk bin başı bulunur. Her ba-şında da kırk bin ağzı vardır." (S.) 473:29. Söz 1. mak. 4. esas
Bediüzzaman'ı haber veren hadis. (Tıls.) 177.
"Benim Ashabım yıldızlar gibidir." (S.) 452:27. Söz 3. sebep
"Ben göklere ve yere sığmam. Hayrettir ki, mü'minin kalbine sığanım." (Kudsi hadis) (S.) 119:11. Söz
"Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." (H.Ş.) 25, 26.
Elyesa' aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine sen. den isterim.
Bazı nüshalarda bu isim, ELYESAU okunuşunda gelmiştir. (Bizim metinde böyledir.)
Devam edelim:
Zülkifil aleyhisselâmın sana dua ettiği isimler hürmetine sen-den isterim.
Buna:
Zülkifil.
Denilmesinin hikmeti şöyle anlatılır:
di: Elyasa' aleyhisselâm, İsrailoğullarını biraraya getirip şöyle de-
İçinizden hanginiz bana şu işleri yapmaya tefekkül edip ken-disine vazife bilecektir: Geceleri namaz kılacak, gündüzleri oruç tuta-cak, hiç kimseye gazap etmeyecek, Allah'ın kullarına merhametle na-zar eyleyecek.
Onun böyle demesi üzerine, İsrailoğulları arasından bir delikanlı ayağa kalktı. Şöyle dedi:
Bu anlattıklarınızı işlemeğe ben tefekkül ederim.
Ve.. bu anlatılanlarla amel eyledi. Elyesa' aleyhisselâm vefat et-tikten sonra da, bu emirlerin yerine getirilmesine devam etti. Bunun için, onun ismine:
Zülkifil.
Denildi.. Bu zatın peygamberliği üzerinde ihtilaf vardır.
Bazıları veli olduğunu, bazıları da peygamber olduğunu anlattı.
Bazıları da şöyle dedi:
Yalnız bir kimseye gönderilmiş bir peygamberdir.
Esas bilgi Yüce Allah'ın katındadır.
Devam edelim:
- Yuşa' aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine sen-den isterim.
Yuşa' aleyhisselâmın duâsı şudur:
- Rahman Rahim Allah'ın adı ile. (Bismillahirrahmanirrahim.)
Devam edelim:
İsa b. Meyrem aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmeti-
ne senden isterim.
- İsa b. Meryem.
Demek şudur: Meryem'in oğlu Isa..
İsa a.s. ölüleri dirilteceği zaman, şu duâyı yapardı:
ridir.) Ya Hayy ya Kayyum. (Bunlar, Yüce Allah'ın iki güzel isimle-
Sair hastalıklara da şu duâyı okurdu:
Ya Şafi ya Kafi. (Ey şifa ihsan eden, ey yetişen.)
Lafzı yazılmamıştır. (Bizim metinde de alınmamıştır.)
Devam edelim:
Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemin sana duâ ettiği isim-Jer hürmetine senden isterim.
Resulüllah S.A. efendimizin okuduğu duâlar, tazarru ve niyazlar, Ism-i azimler, naatlar gayet çoktur. Bunları Aliyyülkari merhum Hizb-i Azam isimli eserinde toplamıştır.
Cümle içinde geçen:
Sallallahü aleyhi ve sellem.
Şu manayadır:
Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin
Devam edelim:
- Aynı şekilde, bütün nebilere ve resullere de salât ve selâm ey-
lesin.
Salavat-ı şerifelerin bundan sonraki kısmı ile, daha önce geçen:
Senden isterim.
Cümlesi arasında bağlantı kurulacaktır. Bunları şöyle toplaya-
biliriz:
Ey Vahid Ferd Samed olan şanı büyük Allahım. Yüce Hakkın hürmetine, rıza nurun hürmetine, üzerlerine yemin edilen büyük isim-lerin hürmetine, Ådem'den a.s. itibaren Resulüllah S.A. efendimize va-rıncaya kadar gelen nebilerin ve resullerin münacaat ettikleri büyük isimler hürmetine sana tazarru ve niyaz ederek isterim.
Muhammed'e salât eyleyesin.
Bu cümlenin daha açık şerhi şudur:
Habib-i Ekrem Nebiyy-i Muhterem Resulüllah S.A. efendimiz haz-retlerinin celâlet ve fahametini, yüce makamını, kerametini an an zi-yade eyle. Kendisine salåvat ve tekrimatını, çeşitli tahiyyatını, tazi-matını inzal eyle. Yüce şanını izaz ve ikram eyle. Çünkü o:
Senin peygamberindir. Hem de: Sema kurulmadan, yer döşen-
meden dağlar çakılmadan.
Anlatıldığına göre: Dağlar yeri sabit tutması için çakılmadan ev-vel, yer beşik gibi idi. Daima hareket ederdi. Bunun üzerine Yüce Hak dağları yarattı. Herhangi bir tahtayı, çakılan çivi nasıl sabit tutarsa.. dağlar da yerleri sabit tutmaya başıdı.
Devam edelim:
Denizler akmadan, su gözeleri kaynayıp durmadan, ırmaklar ça-ğıldayıp akmadan, güneş ortalığı aydınlatmadan, ay ışık saçmadan, yıldızlar parlamadan evvel yarattığın..
Yani: Ezeli ilimde sübutu muhakkak olan sonsuz olarak tayin
Sen, zatında olduğun gibi idin. Senin o olduğun durumu hiy kimse bilemez; ancak sen bilirsin. Birsin, ortağın yoktur.
böyle bir kelâmı, insanın kendiliğinden sübhan olan Yüce Hakka it-Bu son cümle, Müellif merhumun kendi kelâmı değildir. Zira, lak etmesi caiz değildir. Çünkü, bunun zahiri manası, Yüce Hak için muhaldır. Ancak, bir hadis-i şerifte geldiği için buraya almıştır.
Bu manayı, Ebu Nuaym Hilye'sinde anlattı. Merfu' usulü ile, Ibn-1 Abbas'tan ra. naklen Resulüllah S.A. efendimizin söyle buyurduğu-nu anlattı:
«Şanı büyük Allah'ın bir meleği ardır. Allah-ü Taâlâ ona:
Yedi kat yeri ve yedi kat gökleri bir lokmada yut. Diye emir verse, o melek, bir lokmada onları yutar. O meleğin tes-
bihi şudur:
Sübhansın......» (Sonrası üstteki cümledir.)
Bu cümlenin anlatılacak tafsili çoktur; ancak, anlayıp anlatması çok zor olduğundan bu kadarı, icmalen anlatıldı.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım Muhammed'e salât eyle: HİLMİN sayısı kadar.
Burada geçen:
Hilim.
Lafzı ile anlatılan mana şudur:
Hilim, ilahi sıfatlardan sayılır. Bu manadan ötürü, onda taad-düd mümkün değildir. Ancak, burada mana, işin sonucuna yüklenir, Bu durumda murad olan mana şudur: Affetmek, hoş görmek, günah-lardan geçmek.
Bir başka manaya göre de şu demeğe gelir:
Günahkarların cezalarının, belli zamana kadar tehirleri sayı-sınca.. Resulüllah S.A. efendimize salât eyle.
Devam edelim:
İlmin sayısı kadar Muhammed'e salât eyle.
Yani: İlminin ilgili olduğu şeylerin sayısı kadar..
Kelimelerin sayısı kadar Muhammed'e salât eyle.
Allah-ü Taâlâ'nın kelimeleri bitmez, tükenmez. Böylece, salavat-1 şerifenin daha açık manası şu olur:
eyle. Resulüllah S.A. efendimize bitip tükenmeyecek kadar salât
Devam edelim:
Nimetlerin sayısı kadar Muhammed'e salât eyle.
Yani:
Dünyada, âhirette cümle kullarına zahir ve batın; kerem ve İhsan eylediğin nimetlerin sayısı kadar..
Demeğe gelir. Bu nimetleri sayıp bitirmek mümkün değildir. Bil hassa, àhiret nimetleri ebedi daimidir. Onların sayısı ve nihayetl
Allahümme salli alâ Muhamme-din adede hilmike ve salli alâ Mu-hammedin adede ilmike ve salli alâ Muhammedin adede kelimatike ve sal-li alâ Muhammedin adede ni'metike ve salli alâ Muhammedin mil'e sema-vatike ve salli alâ Muhammedin mil'e arzıke ve salli alâ Muhammedin mil'e arşike ve salli alâ Muhammedin zincte arşike ve salli alâ Muhammedin ade-de macera bihil-kalemü fiümmil-kita-bi ve salli alâ Muhammedin adede mahalakte fiseb'i semavatike ve salli alâ Muhammedin adede ma ente ha-likun fihinne ilå yevm'il-kıyameti fi-külli yevmin elfe merretin.
Allahümme salli alâ Muhamme-din adede külli katratin katarat min semavatike ilå arżike min yevme ha-lakted- dünya ilå yevm'il-kıyameti fi-külli yevmin elfe merretin.
Allahümme salli alâ Muhamme-
din adede men yüsebbihuke ve yühel-lilüke ve yükebbiruke
Allahım, Muhammed'e salåt eyle: Hilmin sayısı kadar, İlmin sayısı kadar Muhammed'e salât eyle. Kelimelerin sayısı kadar Muhammed'e salát eyle. Nimet-lerin sayısı kadar Muhammed'e salât eyle. Seınaların dolusu kadar Muhammed'e salât eyle. Yerin dolusu kadar Muhammed'e salât eyle. Arşın dolusu kader Mu-hammed'e salât eyle. Arşın ağırlığı kadar Muhamined'e salât eyle. Ümm'ül-kitap'-ta kalemin yürüdüğü şeylerin sayısı kadar Muhammed'e salât eyle. Yedi sema-larında yarattıkların sayısı kadar Muhammed'e salât eyle. Onlarda yaratıcı ol-duğun şeylerin sayısınca, taa, kıyamete kadar, her gün bin defa Muhammed'e salât eyle.
Allahun, Muhammed'e salât eyle. Dünyayı yarattığın günden taa, kıyamete kadar semalarından arzına inen yağmur damlalarının her damlası kadar... Hem de günde bin kere..
Allahım, Muhammed'e salât eyle; dünyayı yarattığın günden taa, kıyamete
Bazı kimseler, göründüklerinin aksine, kaya gibi sert ve direnç-
Joiner
insanların yaptıkları iyiliklerin karşılıksız kalmayacağını, karşılığının Her ne verirsen elinle, o gelir seninle: Yardımsever ve hayırsever dünyada alınmasa bile, öbür dünyada mutlaka alınacağını müjde-leven, dinsel anlamda bir sözdür.
Her şeyin yenisi, dostun eskisi makbuldür: Her şeyin yenisi, es-
kisine tercih edildiği hâlde, dostun eskisi makbul sayılır. Çünkü eski dost, güvenilir olduğunu defalarca kanıtlamış kişidir.
Her taş baş yarmaz: "Korkmak gerekir." diye düşündüğümüz pek çok şey, aslında hiç de öyle korkulacak bir şey olmayabilir.
Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır: Her insanın kendine göre iş gör-me biçimi vardır.
Her yüze güleni dost sanma: Her yüze gülen dost değildir. Yüze gülen kimseler içinde, kötü niyetli olanlar da vardır. Bu tipler, çıkarla-ri gereği insana şirin görünürler. Çıkarları kesilince, gerçek yüzlerini ortaya çıkarırlar.
Her zaman gemicinin istediği rüzgâr esmez: İşimizi yapabilmek İçin yararlandığımız dış etkenler, bazen alışılan ve beklenen biçimde olmayabilir. Bunun böyle de olabileceğini düşünerek, gerekli önlemleri almalı ve işimizi her koşulda yapabilecek durumda olmalıyız.
Herkes davul çalar ama çomağı makama uyduramaz: Bazı işleri herkes yapabilir ama ustası kadar kaliteli yapamaz.
Herkesin aklı bir olsa koyun gütmeye çoban bulunmaz: İnsanlar beceri ve yetenek bakımından birbirlerinden farklı olmasalardı, her İnsanın yapmaya tenezzül etmeyeceği işleri yapacak kimse buluna-mazdı. 2000
Herkesin ettiği yoluna gelir: Kötülük yapan, kötülük; iyilik yapan da İyilikle karşılanır.
Herkesin geçtiği köprüden sen de geç: Birçok konuda farklı düşün-mek ve davranmak doğaldır. Ancak bazı konularda topluma uymak gerekir.
şahıs veya topluluklar tarafından nakledilmiş olması.
Müzahrefiyet: Tabii ve fıtri olmayan, yapmacık.
Müzehhebe: Yaldızlanmış, parlatılmış.
Müzekkire-i mükerrere: Tekrar tekrar hatırlatan.
-N-
Nafık: Geçer akçe.
Nahu: Öyle ise, şöyle ki, işte.
Nâkil: Nakleden, işittiğini anlatan.
Nakkad: Bir şeyin iyisini kötüsünü, doğrusunu ve yanlışını seçen kimse.
Nazar-ı san'at-perverane San'atkârane bakış.
Nazar-ı Şârî: İlâhi nazar.
Nazm-ı Lafz: Kelâmın, lâfız esas düzenlenmesi. alınarak
Neam-la: Evet, hayır. "Doğru fakat, mes'elenin içinde senin hatırına gelmeyen şu da var," mânâsınadır.
Necm-i sâkıb: Karanlığı delerek geçen parlak yıldız.
Nemmam: bozgunculuk Koğucu, yapan dedikodu yapan.
münhasırun Nev'un fi'ş-şahs: Nev-i şahsına
münhasır. Başka bir benzeri olmayan.
Neyyir: Parlak, nurlu.
Nikal: Şiddetli ve işkenceli azab.
Nikmet: Eza cezalandırma. vererek Dehşetli ceza verme, intikam alma.
Nokta-i istimdat: Yardım isteme noktası. İnsanın kalbindeki, sonsuz emel ve arzuların yerine getirilmesine olan ihtiyaç.
Nokta-i istinad: Dayanma ve güvenme noktası. Kâinatta cereyan eden ve insana dehşet verip aciz bırakan hadiseler karşısında insanın çok kuvvetli bir yere dayanmaya ve güvenmeye olan fıtrî ihtiyacı.
Nücum-u sâkıbe: Işığıyla karanlığı delip geçen yıldızlar.
Nümüvv-ü Tabii: Normal şartlar altında büyüyüp gelişme.
--
Ömer b. Farıd: (M. 1180
1234) Kahire'de doğdu ve orada vefat etti. Mütefekkir ve mutasavvıf olup büyük şairlerdendir. Divanı vardır.
etmek üzere mübarek dağı ihtiyar yerahansemna Mihail Peygamberin Kitabının Dördüncu Babında ayet var. Ahirzamanda bir ümmet i merhume kaim olup, H
1623 Sultan Mustafa nin oldurülmesiyle IV. Murat tahta çıktı.
1855 - Osmanlı'da ilk telgraf haberleşmesi başladı.
- 2008 - İsviçre'deki Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi CERN'de yüzyılın deneyi olarak bilinen ATLAS deneyi başladı.
EYLÜL
10
ÇARŞAMBA
Allah her şeyi hakkıyla İşitiu, her şeyi hakkıyla bilir.
Bakara Suresi: 224
BİR HADİS
18 1447 R.EVVEL
Salih mü'minlerden dostlarınızı çoğaltınız. Çünkü Kıyamet Günü her bir mü'min için şefaat hakkı vardır.
İbnünneccar
RUMI: 28 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 128
Baba ne kadar haksız da olsa, oğul onun rızasını tahsil etmeye mecburdur. Oğul ne kadar serkeş de olsa, baba, şefkat-i fitriyesini ona karşı esirgemez ve esirgememeli.
hizmetkár olmasını, bu saltanata tercih ederim." Birisi de demiş: "Ah! Ben ona yetişseydim, onun ar Padişahlardan birisi, demiş: "Ben, Muhammed'e (asm) am-
Risalet Ahmediye (asm)
1489-Mimar Sinan'ın doğumu. (ö. 1588)
TARİHTE BUGÜN
- 1909 - Bediüzzaman'ın "Ey Şanlı Asakir-i Muvahhidin!" başlıklı makalesi İkdâm'da yayınlandı.
1971-Nur Talebelerinden Molla Münevver vefat etti.
2005 - Nur Talebelerinden Nazım Gökçek vefat etti.
16
CUMARTESİ
SATURDAY
NİSAN
APRIL
BIR AYET
O, hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır.
En'am Suresi: 18
BİR HADİS
İstikamet üzere ol.
İnsanlara karşı ahlâkın güzel olsun.
Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi 'mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler' de, pencerelerden seyret, içlerine girme. Mektubat
hizmetkár olmasını, bu saltanata tercih ederim." Birisi de demiş: "Ah! Ben ona yetişseydim, onun ar Padişahlardan birisi, demiş: "Ben, Muhammed'e (asm) am-
Risalet Ahmediye (asm)
1489-Mimar Sinan'ın doğumu. (ö. 1588)
TARİHTE BUGÜN
- 1909 - Bediüzzaman'ın "Ey Şanlı Asakir-i Muvahhidin!" başlıklı makalesi İkdâm'da yayınlandı.
1971-Nur Talebelerinden Molla Münevver vefat etti.
2005 - Nur Talebelerinden Nazım Gökçek vefat etti.
16
CUMARTESİ
SATURDAY
NİSAN
APRIL
BIR AYET
O, hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır.
En'am Suresi: 18
BİR HADİS
İstikamet üzere ol.
İnsanlara karşı ahlâkın güzel olsun.
Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi 'mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler' de, pencerelerden seyret, içlerine girme. Mektubat
yoktur. Mahluk için, onları saymak mümkün değildir. Ancak, Yüce Hakkın mübarek ilmi her şeyi kavrar. Bunun için mana sudur
Yüce Allah'ım, ilminin kavradığı ilimlerin sayısı kadar. Ita Eulüllah B.A. efendimize salát eyle.
Devam edelim:
Semaların dolusu kadar Muhammed'e salát eyle.
Bu cümle su manaya gelir:
Getirdiğimiz salavat, en küçüğünden darı ve hububat kadar olsa, onların cüsseleri yedi kat sema aralarını, boşluklarımı doldurmuş Ba onların sayısı kadar Resulüllah B.A. efendimize salát eyle. Yani ha nını all ve muazzam eyle.
Devam edelim:
-Yerin dolusu kadar Muhammed'e salát eyle.
Yani:
Allahım, yedi kat yerler kadar fehamet ve azamette Resulüllah
B.A. efendimize salát eyle.
Bir başka manaya göre de, şu demeğe gelir:
Yerle sema arası boşlukları, ovaları, sığınakları, mağarları dolduracak sayılar kadar Resulüllah B.A. efendimize salát eyle.
Devam edelim:
Arşın dolusu kadar Muhammed'e salât eyle.
Bu cümlenin bir başka manası şöyle olabilir:
-Genişlik ve cüssede mahlukun en büyüğü olan arşın boşluğu-nu dolduracak kadar; Resulüllah B.A. efendimize büyük ecir ihsan eyle.
Bir başka manaya göre de şu demeğe gelir:
Onu sayıların çokluğu ile dolduracak kadar çok salát inzall Ile, Resulüllah S.A. efendimizin yüce şanını muazzam eyle.
Arşın ağırlığı kadar, Resulüliah S.A. efendimize salât eyle.
Bu cümlənin birkaç manası vardır; şunlardır:
Bu okuduğumuz salavat-ı şerifelerin vücudu olsa, en ağır mevcud olan arşla tartılacak kadar olsun.
Diğer mana:
Getirdiğimiz salåvat-ı şerifelerin her biri için arşla tartılacak kadar sevab ile salåt eyle.. Böylece, Resulüllah S.A. efendimizin yüce şanını mübeccel eyle.
Devam edelim:
ÜMM'ÜL-KİTAP'ta KALEM'in yürüdüğü şeylerin sayısı kadar
Muhammed'e salât eyle.
Bu cümlede geçen KALEM ve ÜMM'ÜL KITAP, Resu-lüllah S.A. efendimizin nurundan yaratılmıştır.
ÜMMÜLKİTAP: Kitabın aslı olan LEHV-Ü MAHFUZ ma-nasınadır. Bunda, ezelden ebede kadar, bütün olacak şeyler ve olmuş lar tümden yazılır.
Getirdiğimiz salavat, en küçüğünden darı ve hububat kadar olsa; onların cüsseleri yedi kat sema aralarını, boşluklarını doldurmuş ol sa onların sayısı kadar Resulüllah S.A. efendimize salât eyle. Yani: Şa-nımı all ve muazzam eyle.
Devam edelim:
Yerin dolusu kadar Muhammed'e salât eyle.
Yani:
Allahım, yedi kat yerler kadar fehamet ve azamette Resulüllah
B.A. efendimize salât eyle.
Bir başka manaya göre de, şu demeğe gelir:
Yerle sema arası boşlukları, ovaları, sığınakları, mağarları dolduracak sayılar kadar Resulüllah S.A. efendimize salât eyle.
Devam edelim:
-Arşın dolusu kadar Muhammed'e salát cyle.
Bu cümlenin bir başka manası şöyle olabilir:
Genişlik ve cüssede mahlukun en büyüğü olan arşın boşluğu-nu dolduracak kadar; Resulüllah S.A. efendimize büyük ecir Ihsan eyle.
Bir başka manaya göre de şu demeğe gelir:
Onu sayıların çokluğu ile dolduracak kadar çok salāt inzali lle, Resulüllah S.A. efendimizin yüce şanını muazzam eyle.
Arşın ağırlığı kadar, Resulüliah S.A. efendimize salût eyle.
Bu cümlenin birkaç manası vardır; şunlardır:
Bu okuduğumuz salavat-ı şerifelerin vücudu olsa, en ağır
meveud olan arala tartılacak kadar olsun.
Diğer mana:
Getirdiğimiz salāvat-ı şerifelerin her biri için arşla tartılacak kadar sevab lle salât eyle.. Böylece, Resulüllah S.A. efendimizin yüce sanını mübeccel eyle.
Devam edelim:
-ÜMMÜL KİTAP'ta KALEM'in yürüdüğü şeylerin sayısı kadar Muhammed's salât eyle.
Bu cümlede geçen KALEM ve ÜMM'ÜL KİTAP, Resu-Jüllah B.A. efendimizin nurundan yaratılmıştır.
OMMUL KITAP: Kitabın aslı olan LEHV-Ü MAHFUZ ma-hanadır. Bunda, ezelden ebede kadar, bütün olacak şeyler ve olmuş tse tumden yazılır.
Bütün bunların sayısı kadar, Resulüllah S.A. efendimize layık salát, üstün tahlyyat inzali ile yüce makamlarına iclâl ve ikram eyle. Kendisini de böylece, muazzez ve mükerrem eyle.
Devam edelim:
Yedi semanda yarattıkların sayısı kadar Muhammed'e salat
eyle.
Yani: Yedi kat semada bulunan canlı meleklerin, cansız olan av. güneş, yıldızlar ve daha başka şeyler sayısınca.. Bunların geniş tafsili, Resulüllah S.A. efendimizin miracı anlatılırken geçmiştir.
Üstteki cümle bazı nüshalarda degişik ifadelerle sövle gelmiştir:
Denizlerinde yarattıkların sayısı kadar..
Yedi denizlerde ve semalarından yarattıkların sayısı kadar..
Yedi arzlarda yarattıkların sayısı kadar..
Devam edelim:
Onlarda yaratıcı olduğun şeylerin sayısınca, taa, kıyamete ka-dar her gün bin defa Muhammed'e salât eyle.
Bu cümlenin başında:
Onların.
Diye geçen zamirden murad, yedi kat semadır. Bu durumda ma-
na şöyle olur:
Bu semavat içinde yaratılacak şeylerin bin kere sayısı kadar, Resulüllah S.A. efendimize bol salât, çok tahiyyat inzal ederek, müba-rek şanını muazzam ve mükerrem eyle.
Devam edelim:
Allahım.
Ey mülkün ve melekûtun sahibi şanı büyük, kibriyası yüce ken-disinden başka ilah olmayan Allahım.
Muhammed'e salât eyle; dünyayı yarattığın günden taa, kıya-mete kadar; semalarından arzına inen yağmur damlalarının her dam-lası
kadar.. Hem de günde bin kere..
Bu cümlenin biraz daha açılmış manası şudur:
Allahım, dünyayı yarattığından bu yana semadan nekadar yağ-mur damlası düştüyse.. kıyamete kadar da nekadar yağmur damlası düşecekse.. bütün bunların sayısı kadar Resulüllah S.A. efendimize ic-lâl, ikram, in'am ihsan ederek, yüce sıfatlı zatını mufahham ve muaz-
zam eyle.
Allahım.
Ey celâl ve ikram sahibi, şanı büyük zatı mukaddes olan Allahım
Muhammed'e salût eyle; dünyayı yarattığın günden taa, kıya mete kadar; zatını tesbih, tehlil, tekbir, tazim edenlerin sayısı kadar Hem de günde bin kere..
Bu cümlede geçen kelimelerden bazılarını açıklayalım.
Tesbih: Sübhanellah, lafzı ile, Yüze Allah'ı noksan sıfatlarda
Allah'ın birliğini ikrar etmektir. Tehlll: Allah'tan başka ilah yoktur, kelime-1 tevhidi ile, Yüce
Tekbir: Yüce Allah'ın büyüklüğünü ikrar ederek Allahü ekber (Allah en büyüktür) lafzı ile onun zatını anmaktır. Tazim: Yüce Hakkın azametini kabul edip onun şanında
aza-met lafızlarını kullanmaktır. Allahım, bütün bu vazifeleri, dünyayı yarattığından bu ana ka-dar; bu andan sonra da, kıyamete kadar yapanların toplam sayısı ka dar Resulülah S.A. efendimize salât eyle. Onun şanını muazzez ve mü-kerrem eyle.
Devam edelim:
Allahım.
Ey zat ve sıfatında şerik ve nazirden münezzeh olan şanı büyük Allah.
Onların nefesleri onların lafızları sayısınca Muhammed'e sa-lât eyle.
Bu cümlede geçen:
Onlar.
Zamirinden murad, Yüce Allah'ın yarattığı mahluklardır. Özellik-le insanlar.
Cümlenin daha açık manası şudur:
Ey merhametliler merhametlisi Allahım, dünya yaratıldıktan taa, sonuna varıncaya kadar seni tesbih, tehlil edenlerin aldıkları ne-fesleri sayısı kadar; ağızlarından çıkan lafızlardan hayır olsun, şer ol-sun, cümle kelâmlarının harfleri, kelimelerinin de sayısı kadar Resu-lüllah S.A. efendimize ikram inzal ederek, zatını muazzez ve muhte rem eyle.
Bazı nüshalarda şu cümlerin fazlalığı vardır:
Onların lahzalarının sayısı kadar salât eyle.
Devam edelim:
Dünyayı yarattığından bu yana, onların içinde bulunan yarat-tığın her canlının sayısı kadar Muhammed'e salât eyle. Taa, kıyamet gününe kadar bin kere..
Bu cümlenin içinde geçen:
Onların.
Zamirinden murad, Allah-ü Taala'yı tesbih, tehlil ve tekbir eden-lerdir.
Bunların içinde bulunanlardan ise.. büyük, küçük, canlı, cansız ne varsa, cümlesi murad edilmektedir.
İşte.. bütün bunların sayısı kadar, Resulüllah S.A. efendimizin yü ce şanını mufahham eyle.
Devam edelim:
- Allahım.
Ey daim Baki olan şanı büyük, nimeti her şeye şamil kendisin-den başka ilah olmayan Allahım.
bilinir, tahakkuk eder. Ve kâinat, baştan başa gaye ve içindeki mevcudatiri vazifeleri ve neticeleri Evet Muhammed in (asm) getirdigi Nur the kin bir Kur'an Rabbani gayet manidar mektubat Nähtye ve menuriyetlen ve kıymetlen bir
TARINTE BUGÜN
1909 Bediuzzamarin, Serbesti gazetesinde "Asker Kardeşlerime", Mizan gazetesinde "Ey Asakir-i Muvahhidin!" ve "Cemiyetlere İhtar-ı Muhim" başlıklı makaleleri yayınlandı.
1955-Einstein'in ölümü,
18
PAZARTESİ
MONDAY
NİSAN
APRIL
1319 BIR Allah'ın vadi haktır. O üstun ve guçlu olandır hüküm ve hikmet sahibidir.
Lokman Suresi: 9
BİR HADİS
Evlerinize gireceğiniz zaman kapıda Allah'ın ismini anınız.
Ben ihtiyar oluyorum; bundan sonra kaç sene yaşayacağımı bilmiyorum. Öyleyse bana en mühim iş, hayat-ı ebediyeye çalışmak lazım geliyor. Mektubat
(Mısır'daki) sağır sultan bile duydu: Duymayan kalmadı.
sağır etmek: Sağırlaşmasına sebep olmak, işitmez duruma getirmek.
sağlam ayakkabı değil: Bir kimsenin güvenilmez olduğunu belirtir.
sağlam durmak: Gücünü, yeteneğini ve cesaretini toplamak.
sağlam kazığa (veya sağlama) bağlamak: Bir işin sonuçlanmasına engel olacak şeyleri ortadan kaldırmak, işin aksamadan yürümesini sağlayacak önlemleri almak.
sahne olmak (bir yer, bir olay): Bir yerde bir olay geçmek.
sahneye çıkmak: mec. Kullanılmak, görünmek, ortaya çıkmak.
sakalı bitmek (bir işin): tkz. Bir is sürüncemede kalmak.
sakalı değirmende ağartmak: Yaşlandığı hâlde bir şey öğrenmemiş olmak.
sakalı ele vermek (veya sakalı kaptırmak): Başkasının sözünden çıkmayacak bir duruma düşmek.
Haber İçin çiğ tavuk yenir: Insan, bazen hatır için yapmak istemediği, vmediği şeyleri yapmak zorunda kalabilir. Yapılması istenen şey, save ahlak dışı değilse yapılmalıdır da. Hatır bunu gerektirir.
Naydan gelen huya gider: Emeksiz elde edilen kazanç, kolay harca-Hatta çoğu zaman da gereksiz yerlere harcanır.
Hayır dile komşuna, hayır gele başına: Başkaları için iyi şeyler dü-sinenier bundan fayda görürler.
Hayvan koklaşa koklaşa, insan söyleşe söyleşe: İnsan, en içinden pkoilmaz sorunlarını bile konuşarak hâlledebilir.
Hazıra dağlar dayanmaz: Hazır para ne denli çok olursa olsun, bir gün tükenir. Bu yüzden, "nasıl olsa para çok" diye yan gelip yatmamak ve çalışmak gerekir.
Hekimden sorma, çekenden sor: Bir hastalığın ağrısını, sızısını ve
sıkıntısını, o hastalığı daha önce yaşamış olan kişi, herkesten daha iyi bilir.
Hekimsiz, hâkimsiz memlekette oturma: Hekim olmayan yerde
sağlığımızı, hâkim olmayan yerde hakkımızı korumak zor olur. Bu yüzden hekim ve hâkim olan yerlerde yaşamak daha doğrudur.
Helal kazanç ile yağlı pilav yenmez: Emek verilerek kazınılan para
le krallar gibi yaşamak olanaksızdır. Bu yüzden, böyle yaşayanların, parayı doğru olmayan (yasa veya ahlak dışı) yollardan elde ettikleri düşünülür.
Her ağaç kökünden kurur: Ağaç, köküyle toprağa tutunarak yaşar.
Kökü topraktan yeterince su ve besin alamayan bir ağaç, kısa süre-de kurur ve ölür. Her toplumun, bazıları evrensel bazıları yerel olmak üzere değerleri ve kuralları vardır. Değerler ve kurallar çiğnenmedikçe toplum huzur içinde yaşar. Değerler önemsenmez ve kurallara uyul-mazsa, o toplum çürümeye başlar.
Her ağaçtan kaşık olmaz: 1) Herkes her işi, her görevi yapamaz. 2) İstenilen ürünü elde edebilmek için buna uygun malzeme kullanılması gerekir.
Hamala semeri yük olmaz: 1) Sorumlu olduğumuz kişilerin so
ile yüksünmeden ilgilenmek gerekir. 2) İşimizi yapabilmek için gerekli olan araçları taşımaktan kaçınmamalı ve utanmamalıyız
Hamama giren terler: Bir işe girişen kişi, o işle ilgili olarak yaşay leceği bütün güçlükleri göze almalıdır.
Hamı tatlı, yetkini acı: Çocuk, küçükken pek sorun yaratmaz. Hata
bulunduğu evin neşe ve mutluluk kaynağı olur. Ama büyüdükçe s runları çoğalır ve aileye yük olmaya başlar.
Hangi gün vardır akşam olmadık: bk. Dünya ölümlü, gün akşamı
Hanım kırarsa kaza, halayık kırarsa ceza: Vazoyu kıran evin har mıysa "kaza"; hizmetçiyse "hata" denir. Bunun gibi, başarısızlığa uğ ranılan bir işte, hata hep alt kademelerde aranır ve suç onlara yükle nir. Hatanın üst yöneticide olduğu kesin olarak anlaşılsa bile, bu sefer ona hata denmez, "bir kazadır oldu" denir.
Hamam döven öküzün ağzı bağlanmaz: Çalışanların ürettiklerinden yararlanmaları doğal haklarıdır.
Harman dövmek keçinin İşi değil: Bir işi, rastgele birine yaptırma yıp, o işi ehline (ustasına-uzmanına) yaptırmak gerekir.
Harman sonu dervişlerindir: Derviş aç gözlu değildir. "Bir lokma bir hırka", yeter der. Bu yüzden, bir şey paylaşıldığında "bana da bana da" demez, paylaşımın sonunda ne kalırsa, ona razı olur.
Hasta ol benim için, öleyim senin için: Her şey karşılıklıdır. İyilik gören bir kişi, daha fazlasını yaparak bunun karşılığını verir.
Hasta olmayan, sağlığın kadrini bilmez: Bir şeyin değeri, onu yi-tirdiğimizde daha iyi bilinir. Sağlığın ne denli önemli olduğu da ancak hastalanınca anlaşılır.
Hastaya döşek sorulmaz: Neye ihtiyacı olduğunu
bildiğimiz bir kişi-ye, "Buna ihtiyacın var mı?" diye sormak yanlış ve anlamsızdır. Hatasız kul olmaz: Kusursuz insan yoktur. Ayrıca herkes hata yapa-
bilir. Bir hata yaptı diye o insandan hemen yüz çevirmek doğru olmaz Ona hatasını düzeltmesi için fırsat verilmesi gerekir.
müstemirre: Sağlam bir şekilde devamlı ve değişmez bir hale gelen.
Müstetbeat: Söze, kelâma tabi olan mânalar... Sözdeki telvihler, telmihler gibi.
Müsül-ü faraziyye: Farazi temsiller, hikâyeler.
Müşağabe: Aldatma. Fels. Münakaşayı gaye sayanların yolu ve usulü.
Müşahhat: Kavga etmek, niza etmek, çekişmek.
Müşâkil: Şeklen benzer.
Müşebbıt: Ayak kaydıran, tehlikeye atan.
Müşeyyed: Tahkim edilmiş, kuvvetli kılınmış, muhkem.
Müşkilât-ı Mânasının incelik derinliği Kur'aniye: ve veya istiare-i bediyye ile ifade edilmiş olması gibi sebeblerden dolayı derin tetebbů ve tefekkür neticesi ancak anlaşılabilen âyetler.
ile yapılan tahmini satış. Götürü almak, Toptan satmak.
Mücerredat-ı sirfe: Mücerredin ta kendisi, en mücerred olan. Mücerred ise; felsefede: Maddi mevcudlardan ayrı olarak sadece zihinde düşünülen veya nisbetle bilinen mefhumlar. Bunun zıddı, müşahhas'tır ki, eşyanın bütün vasıflarıyla zihinde ve hariçte husülüdür.
Müdevveriyet: Yuvarlaklık.
Müeyyed min indillah: Allah tarafından te'yid edilen.
Mühezzebe: Islah edilmiş, lüzumsuzu çıkarılarak temizlenmiş.
Mükâbere: Münakaşada ağız kalabalığı ile karşısındakini yenmeye çalışma.
Mühakât etmek: Taklit etmek, benzerini yapmak.
Mühec: Ruhlar, canlar.
Mülâbeset: münasebet, ihtilât. Karışma,
Mülteka: Kavuşup buluşulan yer. Kavşak.
Mümaresat-ı ilzamiyat: Sırf hakkı kabul etmemek için karşısındakini ilzam etmeğe çalışma gayretleri.
Mümas: dokunan. Temas eden,
Mümaşât: Birlikte hoş geçinmek. Bir maslahat yolunu takib etmek. Meslek işlerinde tesviye, tervic ve idare etmek. Karışmamak. Başkalarının zarar vermeyen fikirlerine uyarcasına hareket etmek ve sulh u salah üzere durmak. Uygunluk.
Hazırlanmış, tanzim ve tasfiye olunmuş. Mümehhed:
Mümevveh: Sahte, batıl.
Mümidd: Yardım eden, imdad eden. Uzatan, uzatıcı.
Münafat: Bir birinin aksine olmak, aykırılık.
Münekker: meçhul. Bilinmeyen,
Münhaniye: Eğri ve çarpık.
Münhasif:
Gölgelenip sönükleşen. Görünmez hale gelen. (Ay için kullanılır.)
Müntefi: Sönen, yok olan.
Mürekkeb: Terkib edilmiş, birkaç maddeden yapılmış tahlili mümkün olan. Basít olmayan.
Müsavat ve müvazene-i etvar: Bir kimsenin tavır ve hareketlerinin dengeli olması. ölçülü ve
Müselleme: Doğruluğu şeksiz kabul edilen, emniyet ve itimad edilen.
"Kötü gereçlerle iyi iş görülemeyeceğini anlatmak için "darı unundan baklava, incir ağacından oklava olmaz." de-riz. Bu atasözünü çoğunlukla iyi iş çıkarmak için iyi aletler kullanılması gerektiğini, aynı şekilde yeteneksiz veya ehil ol-mayan kişilerden de kaliteli iş çıkmayacağını vurgulamak için kullanırız.
Aslında danı unu lūzumsuz bir gıda maddesi değildir. Bu unu kullanarak ekmek ve kek gibi şeyler yapabilirsiniz fa-kat darı unu çabuk ufalanıp dağıldığından baklavalık yufka açamazsınız. Aynen bunun gibi incir ağacından da oklava ya-pılmaz çünkü her ağacın yapısı buna müsait değildir. Hatta kimi ağaçların kerestesi bile olmaz. Bir un çeşidinde veya ağaç türünde durum böyleyken, her işin de kendine göre uygun bir malzemesi, gereci veya elemanı vardır ve bu gayet doğal-dır. Asıl maharet bunları yerinde ve yeterince kullanmasını bilmektir.
O vakit de harcadığımız enerjiye, zamana, hayale ve her kuruşa yazık olur. Nasıl ki dünyalık işlerimizi yoluna koymak için en iyi aletleri kullanmak veya alanında uzman kişilerle çalışmak zorundaysak, salih ameller işlemek için de kalbi-mizle temiz bir niyet kurmalıyız ve davranışlarımıza da dikkat etmeliyiz.
Sevgili Peygamberimizin de buyurduğu gibi: "Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz, bilakis kalplerinize ve amellerinize bakar."28 Ne mutlu bize ki: "...Allah'ın kulun kalbini ölçü alması kişiyi gösterişten kurtaracağı gibi onu sa-mimi davranışlara (da) yönlendirecektir... "29
28 Hadislerle İslam Cilt-3, s. 23
29 Hadislerle Islam III Kalp/Beden Ülkesinin Sultanı, s. 62
66 Sen onlara sırf Allah'ın lütfu sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını dile, iş hakkında onlarla istişare et, karar verince de Allah'a tevekkül et. 99
(Al-i Imran, 3/159)
وما الخاتمة
Mushaf sayfa no: 70
Hafızlık sayfa no: 4, cûz/11. sayfa
KALPLERİ KAZANMANIN YOLU: YUMUŞAK DAVRANMAK
BİLGİ
Peygamberimiz, Yüce Allah'tan aldığı dini tebliğ ederken birçok sıkıntıyla karşılaşmıştır. Buna rağmen o yılmamış ve insanlara yumuşak davranarak onları kazanmaya çalışmıştır. Doğrusu, Hz. Peygamber'in en önemli özelliği ålemlere rahmet olmasıdır. Nitekim Allah Resûlü hayatı boyunca, kendisinden korkulan bir kişi değil, merhametine sığınılan bir dost olmuştur. O, insanların kalbini hoş tutmak için, hatalarını affetmeye ve önemli işlerde onların fikrini almaya gayret etmiştir. Bu sayede Resûlullah'ın etrafında, onu seven ve ona sıkı sıkıya bağlı bir sahabe topluluğu meydana gelmiştir.
MESAJ:
Birlik ve beraberliği sağlamada en etkili yöntem, çevremizdekilere değer vermek ve yumuşak davranmaktır.
"Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler; Rableri katında Allah'ın verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. 99
(Al-i Imrin, 3/169)
وما أصابكم يوم التقى المجمعان فبإذن الله وليعلم المؤمنين وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ نَافَقُوا وَقِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا قَاتِلُوا لى سبيل الله أو ادفعوا القالوا لو تعلم قتالاً لا لبعناكم هم الكفر يَوْمَئِذٍ اقْرَبُ مِنْهُمْ لِلْإِيمَانِ يَقُولُونَ بِأَفْوَاهِهِمْ قالوا لاخوانهم ووَقَعَدُوا أَوْ أَطَاعُونَا مَا قُتِلُوا قُلْ فَادْرَوا عن الفيكُمُ الْمَوْتَ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ وَلَا تَحْسَبَل الذين قتلوا في سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ ما ليس في قلوبهم وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يَكْتُمُونَ الَّذِينَ يُرْزَقُونَ فَرِجِينَ بِمَا أَتْيَهُمُ اللهُ مِنْ فَضْلِهِ وَيَسْتَبْشِرُونَ بالَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْ إِلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ يَحْزَنُونَ يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَفَضْلٍ وَأَنَّ اللهَ لا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِلَّهِ وَالرَّسُولِ مِنْ بَعْدِ مَا أَصَابَهُمُ الْفَرْحُ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا مِنْهُمْ وَاتَّقَوْا أَجْرُ عَظِيمُ الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ .
Mushaf sayfa no: 71
Hafızlık sayfa no: 4. cüz/10. sayfa
ŞEHİTLER ÖLMEZ!
BİLGİ
Şehit olanlar, görünüşte toprağa girip yok olmuş gibidirler. Bu görünüşe bakan bazı insanlar da onlar hakkında yanılgıya düşebilmektedirler. Yüce Allah ise, her şeyin görünüşten ibaret olmadığını haber vermektedir. İnsana canı veren Allah olduğu gibi, şehidin canı bedenden çıktıktan sonra, ona başka bir hayat yaşatan da Allah'tır. Şehitler diridirler. Onlar hem kendilerine verilen nimet-lerden dolayı Allah katında mutludurlar hem de kendilerinden sonra şehitlik mertebesine erişecek olanlar için sevinmektedirler. Çünkü onlar kendilerine vaat edilenlere kavuşmuşlardır.
MESAJ:
Şehitlik, yok olmak değil bilakis Allah katında en yüksek mertebeye ulaşıp ölümsüz olmaktır.
66 İşte o şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutur. Mümin iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.99
(Al-i Imrån, 3/175)
الله شيخ
Mushaf sayfa no: 72
Hafızlık sayfa no: 4. cúz/09. sayfa
ŞEYTANIN DOSTLARINDAN KORKMAMAK
BİLGİ:
Allah yolunda savaşmak durumunda kalan Müslüman, çeşitli zorluklarla kar-şılaşır. Bu esnada şeytan sürekli vesvese vererek, can ve mal kaybı olacak diye korkutmaya çalışır. Şeytana dost olan bazı insanlar da Müslüman'ı korkutmaya çalışırlar. Uhud savaşından sonra, müşriklerin bazı casusları ortaya çıkmış ve Mekkelilerin ani bir baskın yaparak Medine'deki Müslümanlara zarar vereceğini söyleyip korku yaymaya çalışmışlardı. Yüce Allah ise, düşmandan korkmamak gerektiğini bildirmiştir.
MESAJ:
1. Düşman ne kadar güçlü olursa olsun, Allah'tan büyük hiçbir güç ve kuvvet yoktur.
2. Küçük korkulara yenilip Allah yolunda savaştan kaçmak, O'nun rızasını ve sonsuz hayat olan ahireti kaybetmek demektir.
"Her canı ölümü tadacaktır; yaptıklarınızın karşılığı size eksiksiz olarak ancak kıyamet gününde verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılır da cennete konursa artık kurtulmuştur. Dünya hayatı zaten aldatıcı şeylerden ibarettir.99
Müslüman, hayatında bazı sıkıntılarla karşılaşabilir, haksızlıklara uğrayabilir. Dünya, hep iyiliklerin bulunduğu bir yer değildir. Nitekim Peygamberimiz za-manında inanmayan bazı kişiler, Müslümanlara sözlü sataşmalarda bulunmuş ve onların zarara uğradıklarını, Allah'ın adaletinin gerçekleşmediğini ifade etmişlerdi. Bu durum üzerine Yüce Allah'ın indirdiği bu ayetlerde, Peygam-berimiz ve müminler teselli edilmiştir. Ayetin ifadesine göre, bu dünyada bazı sıkıntılar ve haksızlıklar yaşansa bile her insan sonunda ölecek ve herkes dünyada olanların tam karşılığını ahirette alacaktır.
MESAJ
1. Mümin, her canlının öleceğini daima göz önünde bulundurur ve kendisini cehennemden kurtaracak salih amelleri yapmaya çalışır. 2. O dem ki perdeler kalkar perdeler iner
والا الحمد الله ميثاق الذين أولوا الكتاب البيك الله ولا تكلمولة للندوة وراء ظهورهم والمارون قليلا فينس ما يشارون لا الحفل الدين الرس بما ألوا ويُحِبُّون أن يحمدوا بما لم يفعلوا ملا اختر بمفازة من العذاب ولهم عذاب الهم .
66 Onlar ayakta dururken, otururken, yatarken hep Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: "Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, seni tenzih ve takdis ederiz. Bizi cehennem azabından korul" derler.99
(Al-i Imran, 3/191)
Mushaf sayfa no: 74
Hafizlik sayfa no: 4. cüz/07. sayfa
AKLISELİM SAHİPLERİNİN DUALARI
BILGI
İnsan düşünebilse, göklerin ve yerin yaratılışında nice güzelliklerin ve nice sırların bulunduğunu görür. Yüce Allah, bu güzellikleri ve sırları görüp dü-şünebilen insanların, Allah'ın varlığını kabul edeceğine işaret etmektedir. Te-fekkür edebilen insan sadece bununla da kalmaz ve Yüce Allah'ı bilmenin bir gereğinin bulunduğunu düşünür. Böylece o, Allah'a sığınır ve dua eder. Bu ayet ve sonrasındaki ayetlerde "Rabbenȧ" ile başlayan cümleler, biz Müslümanların edebileceği örnek dualardandır.
MESAJ:
Gönlünün her zaman Allah'la birlikte olması ve her zaman dua etmesi Müs-lüman'dan beklenen bir yöneliştir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Tefekkür: Düşünme, derin düşünce.
Sübhaneke: Seni tenzih ederis senin eksiğinin olmadığını beyan ederiz.
yarışında düşmanlarınızı geçin. Hazırlıklı ve uyanık olun ve Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.99
(Al-i Imrån, 3/200)
الالعاب الهم ولهم إلى لا أصبح عمل عاملي منكم مناكم تواق لعلكم من نعي قال بن هاجروا والمرجوا من ممارهم وأولوا في سبيلي وقاتلوا وقتلوا لأكبزن علام سيداتهم والأُدْخِلَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن احبها الْأَنْهَارُ ولا من علم الله والله عِندَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ لَا يَمرلك القلب الذين كفروا في البلاد مناع قليلٌ ثُمَّ مَأْويهم عالم ويلس البهادُ لَكِنِ الَّذِينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّاتُ المجرى من تحبهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا لأَلَّا مِنْ عِندِ الله وما علة الله لخبر الأَبْرَارِ وَإِنَّ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَمَنْ تؤمن بالله وما المزل اليكم وَمَا أُنزل إليهم الخاشعين اله الا نشارون بآيات الله ثمنا قليلًا أُولَئِكَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عملة ربهم إن الله سريع الحساب يا أَيُّهَا الَّذين أمنوا اصبروا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَالقُوا اللهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ .
دورة انشاء مدينة وهي
Mushaf sayfa no: 75
Hafızlık sayfa no: 4. cüz/06. sayfa
SABREDENLER KAZANIR.
BİLGİ
Al-i İmrån süresinin başından buraya kadar çeşitli topluluklardan ve onların Müslümanlar ile mücadelelerinden söz edilmişti. Bu son ayette ise, Müslüman-ların kazanabilmesi ve Allah'a iyi bir kul olabilmeleri için gerekli bazı şartlar sayılmaktadır. Bunların başında sabır gelmektedir. Öyle ki, bir mücadelede düşman da sabır gösterebilir. Fakat müminler onlardan daha sabırlı olmalıdırlar ki, hedeflerine ulaşabilsinler. Müslümanların her türlü tehlikeye karşı uyanık ve hazırlıklı olup kendi aralarında dayanışma sağlamaları da, varlıklarını sür-dürebilmeleri için çok önemlidir.
MESAJ
Başarıya ancak elinden gelen gayreti gösterenler ve sabırlı olanlar ulaşabilir.
KELİME DAĞARCIĞI
Sabır: Direnç gösterme, metanet.
Ribat: Sınır boylarında gözetleme yapmak, nöbet tutmak.
يا أيها الناسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِن تقي واحده وخلق منها زوجها ويبك ملهما رجالًا كثيرا ونساء والقوا الله الذي تساءلون بيه والأرحام إلى الله كان عليكم رفت . والوا اليتامى أموالهم ولا للمتدلوا الحبيب بالطيب ولا تأكلو الموالية المحامو الكلام اله كان خويا كبيرا وان عالم الا للطواقي البناني فالحوا ما طاب لكم من البناء ملى ولك ورباع فإن حالم الا تعدلوا فواحدة أو ما ملكت أيما لكم ذلك أذى ألا تقولوا وألوا النساء صدقاتهن بحلة فإن طين لكم عن شي منه لفت فكلوه هيا مرنا ولا لولوا السُّفَهَاء أَموالكم التي جعل الله لكُمْ قِيَامًا وَارْزُقُوهُمْ فِيهَا وَاكْسُوهُمْ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُونًا. وَابْتَلُوا الْيَتَامَى عَلَى إِذَا بَلْعُوا النِّكَاحَ فَإِنْ أَقَمْتُمْ مِنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُوا إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ وَلَا تَأْكُلُوهَا إِسْرَانًا وَبِنَارًا أَن يَكْبَرُوا وَمَنْ كَانَ عَنِيًّا فَلْيَسْتَعْقِفُ وَمَنْ كانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكل بالمعروف فَإِذَا دَفَعْتُمْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ فَأَشْهِدُوا عَلَيْهِمْ وَكَفَى بِالله حسينًا.
66 Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin, onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin; zira bu büyük bir günahtır.99 (Nisa, 4/2)
الرجال
Mushaf sayfa no: 76
Hafızlık sayfa no: 4. cüz/05. sayfa
YETİM MALINA EL UZATILMAZ.
BİLGİ
Henüz küçükken babası ölenlere yetim denir. Yetimler topluma emanettirler. Başta onların en yakın akrabaları olmak üzere, hepimizin yetimlere iyi dav-ranması gerekir. Peygamberimiz, "Ben ve yetime destek olan kimse cennette yan yana olacağız." buyurmuştur (Buhari, Talak, 25). Başkasını üzmek günahtır ama yetimi üzmek en büyük günahlardandır. Ne yazık ki geçmişte bazı insanlar yetimlere yardım ederken, onların mallarını alıp kendi mallarına katmaya çalışmışlardır. Böyle haksız bir davranış sonucunda ele geçirdikleri mallar haram olup, haramı elde etmek pis bir şeyi almak gibidir. Müslüman, helal olanı kullanır, harama el uzatmaz.
MESAJ:
Yetimlerin malları kendilerine ait olup bunlara zarar vermek, Müslüman'a yakışmaz.
66 Yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş dolduruyorlar. Zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.99
(Nis4, 4/10)
الرجال حبيب مما ترك الوالدان والأقربون والنساء منا تراكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ مِمَّا قُل مِنْهُ أو كار ب عروض والما حضر البسنة أولوا العربي والثاني والمساكين فاز الموهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلاً مَعْرُوفًا . البخش الَّذِينَ لَوْ تَرَكُوا مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَافًا خَافُوا عليهم فليتقوا اللهَ وَلْيَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدًا * إِنَّ الَّذِينَ اطلون أموال الْيَتَامَى ظُلْمًا إِنَّمَا يَأْكُلُونَ في بُطُونِهِمْ ارا وسيصلون سَعِيرًا يُوصِيكُمُ اللهُ في أَولادكم الذكر مثل حقد الأنْثَيَيْنِ فَإِنْ كُنَّ نِسَاءَ فَوْقَ الننين ملهن قلنا ما تَرَكَ وَإِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ ولا بويه لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِنْ كَانَ لَهُ ولد فإن لم يكنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ أَبَوَاهُ فَلِأُمِّهِ الكُلْتُ فَإِنْ كان له الحوة الملامه السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصى بها أَوْ دَيْنِ أَبَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ لَا تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ اللعاً فريضة من الله إِنَّ اللهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا .
Mushaf sayfa no: 77
Hafızlık sayfa no: 4. cûz/04. sayfa
YETİM MALI YEMEK, KOR YUTMAK GİBİ
BİLGİ
Çocuklar için baba, en büyük destekçidir, koruyucudur. Peki ya daha küçükken babasını kaybedenleri kim koruyacaktır? Onların hakkını kim savunacaktır? Elbette başta akrabaları olmak üzere hepimizin onlara destek olması gerekir. Yetimlere sahip çıkmak gerekirken, onları zayıf görüp haksızlık edenlerin ise vicdanı olabilir mi? Hele bir de yetimlerin mallarını almaya kalkışanlar öyle büyük bir günah işlemişlerdir ki, ateş yutmaları bile ondan daha az tehlikelidir. Çünkü yetimin malına el uzatan kişi görünüşte bir zenginlik elde etmiş olur ama gerçekte bir günah işlemiştir ve aldığı mal kendisini cehenneme götürür. MESAJ
Yetim malını haksız yere yemek, en büyük günahlardan biridir.
ولكم نصف ما تزال الواجة ان التربية لهن ولد فإن كان لهن ولد الكم الله مما تركن من بَعْدِ وصية أوصيين بها الردي وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمُ إِنْ لَمْ يَكُن لكم فإن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ اللَّمَنُ مِمَّا الان مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ وَإِنْ خار رجل يُورث كلالة أو امراء وله الى أو الما فلكل وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ فَإِن كَانُوا اطار من ذلِكَ فَهُمْ شُرَكَاءُ في الكلب من نقد وَصِيَّةٍ يُوصَى بِهَا أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَارَ وَا من الله واللهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ تِلْكَ حُدُودُ الله وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ الجرى مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ الْقَوْل الْعَظِيمُ وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُود يُدْخِلُهُ نَارًا خَالِدًا فِيهَا وَلَهُ عَذَابٌ مُهِينٌ .
66 Kim de Allah'a ve peygamberine itaatsizlik eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar, onun için alçaltıcı bir azap vardır.99
(Nisă, 4/14)
Mushaf sayfa no: 78
Hafızlık sayfa no. 4. cüz/03. sayfa
ALLAH'IN KOYDUĞU SINIRLARI AŞMAMAK
BİLGİ
Mirasla ilgili hükümler Kur'an'da en detaylı açıklanan hükümlerdendir. Önceki ayetlerde yetimler ve miras ile ilgili hükümler bildirildikten sonra, Allah'ın hükümlerine tabi olanların cennete gidecekleri bildirilmiştir. Bu ayette ise Allah'ın belirlediği ve Resûlullah'ın bildirdiği apaçık hükümlere aykırı hareket edenlerin azaba uğrayacakları anlatılmaktadır. Allah'ın hükümleri, çizilmiş sı-nırlar gibidir. Nasıl ki geçilmesi yasak bir çizgiyi aşan kişi cezayı hak ederse, dini hükümlere uymayanlar ve karşı gelenler de bunun asıl cezasını ahirette çekeceklerdir.
MESAJ:
Allah Teâlâ'nın apaçık hükümleri karşısında mümine düşen görev, bunları yerine getirmektir.
KELİME DAĞARCIĞI
Hudûdullah: Allah'ın koyduğu ve belirlediği hükümler, sınırlar.
"Allah'ın kabul edeceği tövbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden pişmanlık getirenlerin tövbesidir; işte Allah bunların tövbesini kabul eder, Allah her şeyi bilendir,
Esasında akıl ve irademizi kullanarak kötülüklerden uzak durmamız gere-kirken zaman zaman günahlar işleyebilmekteyiz. Rabbimiz ise bizi hemen cezalandırmamakta, tövbe etmek için süre vermektedir. Bu sayfadaki ayetlerde Yüce Allah, gerçek bir tövbe için bazı şartların bulunduğunu bildirmektedir. Tövbenin samimi şekilde yapılmış olması, günahtan pişman olunması ve bir daha aynı günahı işlememeye karar verilmiş olması gerekir. Yoksa aynı günahı yeniden işlemeyi düşünen kişinin tövbesi kabul olmadığı gibi, ölmeden önceki son nefeste yapılan tövbe de kabul olmaz.
MESAJ
Gerekli şartları taşıyan samimi bir tövbe, işlenen günahın silinmesine vesile olur.
KELİME DAĞARCIĞI
Tövbe: Günahtan dönüp Allah'a yönelmek.
Cehalet: Bilmemek veya nefsine uyup bildiğinin aksini yapmak.
E mir Şekip Arslan (1869-1946) Lüb nan asili bir fikir ve siyaset adamdır, slirdit Muhammed Abduh'tan fikch ve akäid dersleri almıştır. Fransızca ve Türkçe öğrenmiş, kaymakamlık yapmış, Libyalda İtalyanlara karşı savaşmış. En ver Paşa ile çalışmış, ümmetin Osmanlı häkimiyetinde bütunleşmesi, onurlu ve huzurlu bir hayat sürmesi için canla baş la gayret göstermiştir.
Emir Şekip Arslan'ın pek çok kitabı yanında "Araplora Sesleniş isimli bir kitabı da vardır ki bu kitapta; Osmanlı'ya yani Devlet-i Aliyye'ye baş kaldıran, ba-ğımsızlık isteyen Araplara karşı samimi ve mäkul ikazlarda bulunmuş, ümmetin birlik ve bütünlüğünün ancak Osman-l'ya sadakatle sağlanabileceğini dile ge-tirmiştir. Onun bu konuda söylediklerini özetlemeye çalışalım:
"İlk insandan bu yana Ademoğlu çe
şitli sebeplerle hep birbirleriyle rekåbet ve çelişme içinde olmuşlardır. Araplaın büyük bir kısmı ırkçılıkla temayüz etmiş bir millettir. İbni Haldun'un dediği gibi; Arapları din kuvvetinden başka hiçbir güç bir arada tutamaz. Zaten tarih de buna şähittir. Hem câhiliye hem de Islam sonrası dönem kavmiyetçilik kavgalarıy la geçmiştir. Bugün de Araplar arasında yaygın olan bir söz vardır: "Birleşmemek hususunda ittifak ettiler."
Osmanlı'ya gelince; o, farklılığı ve çeşitliliği bünyesinde barındırmış, to-parlayıcı ve kucaklayıcı bir devlet olma özelliğini daima muhafaza etmiştir. Arap, Türk, Kürt, Laz, Arnavut, Rum, Erme ni, Yahûdı gibi birçok millet aynı bayrak altında kendi varlıklarını, dillerini, tarih-lerini sürdürmüşlerdir. İslam'ın adaleti ve devletin otoritesi iç ve dış ihånet ve komplolara karşı 600 sene İmparatorlu ğu ayakta tutmuştur.
Müslümanlar ne kadar farklılaşıp, başka dil ve lehçelerle konuşsalar da, bağı onları bir ve beraber tutmaktade Din bağı sebebiyle farklılıklar hoşgörüyle karşılanmakta, uzaklar yakınlaştınımak tadır. Bu yüzden Müslüman bir Arap, Türk veya Arnavut bir başka Müslümanı öz kardeşi gibi görmektedir. Rabbimiz de zaten bunu istemektedir; "Mümin-ler ancak kardeştirler. O halde kardeş lerinizin arasını düzeltin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki, size merhamet edilsin." (Hucurât, 10)
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de müminleri şöyle tanımla mıştır: "Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine şefkatte bir vücuda benzerler. Vücudun bir organı rahatsız olsa, diğer organlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli has-talıklara tutulurlar." (Buhärl, Edep, 27)
Osmanlı, Kur'an ve sünnette belirtildiği şekilde bu ümmetin birliğini dâima ön planda tutmuş, tebâsı arasında ayrılık gözetmemiştir. Osmanlı'nın tarihini okuyanlar bilir ki, onlar mukaddesâtı yüceltmişler, İslam davasına sıkı sıkıya bağlı kalmışlardır. Öyle ki, Hulefâ-i Raşi-din hariç, hiçbir Arap hükümdarı böylesine bir başarıya ulaşamamış, Peygamberî daveti bu kadar ileri götürememiştir.
Bilinmelidir ki, Türkler ile Araplar arasında din kardeşliği bağı mevcut iken Avrupalılarla bizim aramızda bu manada herhangi bir bağ bulunmamaktadır. Üstelik ne din, ne de dünya işlerinde onlara güvenmek mümkün değildir. Bunu ispat edecek yeterince tarihi tecrübeye sahibiz. Avrupa, bizde herhangi bir zaaf gördü-ğünde, bizi o zaaf üzerinden vurmak için ha-rekete geçer. Toparlanıp kendimize gelmemizi istemezler. Kaybettikleri toprakları geri almak için çeşitli desiselere başvururlar. Bu hileleri "medenileştirme" kisvesi altında tezgâhlarlar. Aklı kıt, menfaat duygusu galip olanlar da bu oyunun figüranı olurlar. Balkanların dağılması da, ırkçılığın ön plana çıkarılması, Osmanlı ida-resi hakkında kötü algı ve propagandalar saye-sinde olmuştur.
Avrupa, Müslümanların bağımsızlığını yol edebilmek için Osmanlı'nın yok olmasını bek lemiştir. Osmanlı yıkılınca da muratlarına er mişlerdir. Bugün güya bağımsız gözüken pel çok İslam ülkesi aslında örtülü bir sömürge hayatı yaşamaktadır. Osmanlı bünyesinder koparılıp çıkarılan 22 ülkenin hiçbiri mutlu ve huzurlu değildir. Genellikle bu devletçikler em peryalizmin taşeronu olarak kullanılmaktadır.
Avrupa'nın İslam'a ve Osmanlı'ya karşı yü rüttüğü savaş çeşitli şekil ve yöntemlerle de vam etmektedir. Bizi zaafa uğratmak için âdet birbirle
koparılıp çıkarılan 22 ülkenin hiçbiri mutlu ve huzurlu değildir. Genellikle bu devletçikler em-peryalizmin taşeronu olarak kullanılmaktadır.
Avrupa'nın İslam'a ve Osmanlı'ya karşı yü-rüttüğü savaş çeşitli şekil ve yöntemlerle de-vam etmektedir. Bizi zaafa uğratmak için âdeta birbirleriyle yarışmaktadırlar. Şayet İslam, hâ-misini yani Osmanlıyı kaybeder de bu toprak-ların çocukları gavurlara irgat ve köle yapılırsa o zaman Osmanlı'dan kurtulmak için çalışan Araplar, Adem-i Merkeziyetçi partizanlar ne yapacaklar? Kimden medet umacaklar?
Türk dostu olan Şekip Arslan diyor ki; Allah göstermesin! Türklerin başına bir musîbet gel-diğinde, bizim kuş tüyü yatağımızda bırakılaca-ğımız sanılmasın. Şayet devletimiz, ülke dışın-da yabancı devletlerle savaşmak ve ülke içinde fitnelerle mücadele etmek zorunda kalma-saydı, diğer devletler gibi hızlıca kalkınabilirdi. Devletimiz bir an olsun başını dert ve fitneler-den kurtaramamaktadır. Avrupa devletlerinin başına da böyle gaileler gelseydi tepetaklak düşerlerdi.
Bütün mesele, bu ümmetin Kelime-i Tev-hid etrafında birleşmeleri ve aralarında güçlü bir İslam birliği kurmalarıdır. Bazıları bu birliği önemsememektedir. Halbuki Avrupa bile bu birliğin ne olduğunu bilmektedir. Hint ayak-
Ei lanması karşısında İngiltere, dönemin padişahı Abdülmecit'ten, kendi nüfusunu kullanarak Hintli Müslümanların yatıştırılması için yardım - istemişti. Bunun üzerine Sultan, İngiltere'nin hiçbir zaman yapamayacağı bir kolaylıkla halkı - sakinleştirmişti. Aynı şekilde Çin'deki bir ayak-lanmayı da bastırmak için Sultan Abdülha-mid'in nüfuzundan yaralanmışlardı. Sultan'ın mesajı Çin Müslümanlarına iletilmiş, sükûnet sağlanmıştır. Çin Müslümanlarıyla Osmanlılar arasında aynı dine mensup olmaktan başka bir bağı yoktur.
Mekke, Medine ve Kudüs'ü korumak, dışa-rıdan memleketimize uzanan elleri kırmak için Devlet-i Âli'ye destek olmak gerekir. Unutma-mak gerekir ki, Araplar arasındaki rekabet ve düşmanlık Osmanlı yönetimi ile ortadan kalk-mıştır. Şimdi de hiçbir Arap emiri birbirlerine karşı efendilik yarışına girmeden Osmanoğul-ları'na bağlı kalmalı, Bab-ı Âli'nin önünde boy-nu bükük durmalıdır. Bilinmelidir ki, İslam'ın izzetini ancak Osmanlı ayakta tutabilir.
Araplar akıllarını başlarına almalıdırlar. Selânik Yahudileri bile düne kadar Osmanlı devletine sâdık kalmışlar, Selanik'in Osman-lı'ya geri verilmesi için defalarca Avrupa dev-letlerine mürâcaât etmişlerdir. Hatta Yunan orduları şehre girdiğinde Yahûdilerin üzüldü-ğünü görünce onlara sitem edilmiş, bunun üzerine haham şunları söylemiştir: Babasını kaybeden kişi, üzüntüsünü göstermek için bir müddet mâtem elbiselerine bürünmelidir. İn-san olmak bunu gerektirir. Biz de Osmanlıyı babamız gibi gördük. Çünkü İspanyollar bizi
lı'ya geri verilmesi için defalarca Avrupa dev-letlerine müracaat etmişlerdir. Hatta Yunan orduları şehre girdiğinde Yahûdilerin üzüldü-ğünü görünce onlara sitem edilmiş, bunun üzerine haham şunları söylemiştir: Babasını kaybeden kişi, üzüntüsünü göstermek için bir müddet måtem elbiselerine bürünmelidir. İn-san olmak bunu gerektirir. Biz de Osmanlıyı babamız gibi gördük. Çünkü İspanyollar bizi Endülüs'ten kovduklarında, Osmanlı devletin-den başka sığınacak yerimiz olmadı. Devlet de bizi İstanbul, Selânik ve İzmir'e yerleştirdi."
İnsaf, îzan, bilgi ve tecrübe sahibi olup üste-lik Türk olmayan Emir Şekip Arslan'ın Osmanlı için söyledikleri aynen bugün Türkiye Cumhu-riyeti için de geçerlidir. Zaman ve şartlar değiş-se de meselenin esası ve özü aynıdır. İslam'a ve Müslümanlara karşı Avrupa'nın dünkü tavrı nasılsa bugün de aynıdır. Sahip oldukları tek-nolojik imkânlarla bu olumsuz tavır daha da artmış, karşılaştığımız her sıkıntıda bütün çıp-laklığıyla kendini göstermiştir.
Unutmamak gerekir ki; Osmanlı olmasay-dı, bugünkü Arap ülkelerinin çoğu, belki de tamamı batılıların işgali altında olur, halkının çoğu da Hristiyanlaştırılırdı. Unutmayalım: Dosttan inâyet, düşmandan hıyânet beklenir. Dostlara hâinlik, düşmanlara hâdimlik daha ne kadar sürecek? Osmanlı ve onların torun-ları olan bizler tesbihin ipi ve imamesini temsil ediyoruz. Bu bir ırkçılık değil, tarihin ve tecrü-belerin ortaya koyduğu bir gerçekliktir.
Kayıp giden bulutların sayısı kadar Muhammed'e salât eyle.
Bu bulutlar, rüzgârla emrolundukları yerlere kayıp giderler. Al-lah'ın emri ile sular ve yağmurlar indirirler.
Allahım, bu bulutlardan akan yağmur damlalarının sayısı kadar, Resulüllah S.A. efendimiz üzerine bol ikramlar eyle.
Devam edelim:
Dünyayı yarattığın günden taa, kıyamet kopuncaya kadar; her günde bin kere esen rüzgârların sayısı kadar Muhammed'e salât eyle.
Bu rüzgârlar estiği zaman, yerin tozunu toprağını dağıtır. Böyle bir rüzgâr estiği zaman dağılan tozların ve toprakların, sair hareket eden şeylerin sayısı kadar Resulüllah S.A. efendimize çokça tazim sa lâtı eyle.
Hülasa: Dünyanın evvelinden taa, âhirine kadar yağan yağmur-ların damla ve katraları, esen rüzgârlarla hareket eden toz ve toprak-lar ve sair şeylerin bin kere sayısı kadar Resulüllah S.A. efendimize bereket inzal eyle. Şanını muazzam, mübeccel ve mufaddal eyle.
Devam edelim:
Allahım.
Ey zat, sıfat ve ef'alinde vahid, ferd, samed olan, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilâh olmayan Yüce Allah.
Muhammed'e salât eyle; rüzgârın, üzerine estiği ve oynattığı şeylerden ağaç, dal, yaprak, meyvelerin sayısı kadar..
Ve.. yeryüzünde..
Yani: Hayvanlardan, haşarelerden, topraklardan, otlardan bunlara benzeyen nekadar mahluk yarattınsa.. ve
Semaların arasında yarattıkların tümünün sayısı kadar..
Allahım, semaların arasında nekadar şeyler yarattınsa, onların çeşitlerini ve adedini Alim ve Allâm olan zatın bilir. O yarattıkların sa-yısı kadar, zübde-i àlem, ademoğullarının efendisi Resulüllah S.A. efendimiz üzerine tazimler ve tekrimler eyle.
Dünyayı yarattığın günden; taa, kıyamet gününe kadar her gün bin defa..
Böylece, Resulüllah S.A. efendimizin şanını muazzam mükerrem ve muhterem eyle.
Devam edelim:
Allahım.
Ey ayıpları örten, günahları bağışlayan, hacetleri bitiren, duâlara Icabet eden nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Al-lahım.
yayı Muhammed'e salât eyle; semadaki yıldızların sayısınca.. Dün nekadarsa.. Hem de her günde bin kere.. yıldızlar
عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَ نَجُومِ السَّمَاءِ مِنْ يَوْمَ خَلَقَ الدُّنْيَا الى يوم القيمة فِي كُل يَوْمَ الْفَرَةِ اللهم صَلِّ عَلَى عَمِلَ أَرَضِكَ بِمَا حَمَكَ وَاقَلْتَ مِن قُدْرَتِكَ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَ مَا خَلَقْتَ في سَبِعْ بِحَارِكَ مِمَا لَا يَعْلَمُ عَلَهُ إِلَّا أَنتَ وَمَا أَنتُ خَالِقُهُ فِهَا إِلَى يَوْمِ القِيمة في كل يَوْمَ الْفَرَة اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَ مِل سَبْعَ بِجَارِكَ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدَ زِنَةَ سَبَعَ بِجَارَكَ بِمَا حَمَتَ وَأَقَلَتْ مِن قُدْرَتِكَ اللَّهُمَّ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَ امْوَاجِ يمَارَكَ مِنْ يَوْمَ خَلَقْتَ الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ القِيمة في كل يوم الفَعَرَةِ اللَّهُمَّ وَصَلِّ عَلَى حَمدِ عَدَدَ الرمل والحصى في مُسْتَقِيرَ الأَرَضِينَ وَسَهْلِهَا وَجَالِها مِنْ يَوْمَ خَلَقْتَ الدُّنْنَا الى يوم القيمة في كُلِّ يَوْم الْفَ
**
alá Muhammedin adede nücum'is-se-mai min yevme halakted-dünya ila yevm'il-kıyameti fikülli yevmin elfe merretin.
Allahümme salli alâ Muhamme din mil'e arzıke mimma hamelet vo akallet min kudretike.
Allahümme salli alâ Muhamme-din adede ma halakte fiseb'i biharike mimma lâya'lemü ilmehu illâ ente ve maente halikuhu fiha ilå yevm'il-kıya-meti fikülli yevmin elfe merretin.
Allahümme salli alâ Muhamme din adede mil'e seb'i biharike ve sal-li alâ Muhammedin zinete seb'i biha-rike mimma hamelet ve akallet min kudretike.
Allahümme ve salli alâ Muham-medin adede emvaci biharike min yev-me halakted-dünya ila yevm'il-kıyame-ti fikülli yevmin elfe merretin.
Allahümme ve salli alâ Muham medin edad'er-remli vel-hasa fi müs-takarr'il-arazıne ve sehliha ve cibali-ha min yevme halakted-dünya ilà yevm'il-kıyameti fikülli yevmin elfe
Allahım, Muhammed'e salât eyle; semadaki yıldızların sayısınca.. Dünyayı yarattığın günden taa, kıyamet gününe kadar doğacak yıldızlar nekadarsa.. Hem de, her günde bin kere..
Allahım, senin kudretinle yerin taşıyıp çıkardığı şeylerden yerin dolusu ka-dar Muhammed'e salát eyle.
Allahım, ilmini ancak zatının bildiği yedi denizlerinde halk ettiğin şeylerin sayısı kadar; taa, kıyamete kadar onlarda yarattığın şeylerin sayısı kadar her günde bin kere Muhammed'e salát eyle.
Allahım, dünyayı yarattığın günden itibaren, taa, kıyamet gününe kadar; denizlerdeki dalgalar adedince, her gün bin kere Muhammed'e salåt eyle.
Allalum, Muhammed'e salát evle; yerlerin içinde, dağlarında, düzlüklerinde bulunan kum tanelerinin, çakıl taşlarının sayısı kadar. Hem de, dünyayı yarattı-žin günden, taa kıyamet kopuncaya kadar her gün, bin kere..
Hacı hacıyı Mekke'de bulur: Müslümanlar, Mekke'ye giderek hacı olurlar. Hacının hacıyı Mekke'de bulması bundandır. Bunun gibi, aynı kafada olan kişiler de belirli yererde buluşurlar.
Hacı Mekke'de derviş tekkede: Kişiler bulunmaktan hoşlandıkları yerlere giderler.
Hacı hacı olmaz gitmekle Mekke'ye, dede dede olmaz gitmekle tekkeye: İnanılarak yapılmayan, iş olsun, gösteriş olsun diye yapılan işlerden, olumlu sonuç almak pek mümkün değildir.
Haddini bilmeyene bildirirler: Kural tanımayan ya da olur olmaz her şeye karışan, haddini bilmez kişi, bu tutumundan dolayı mutlaka zarar görür. Ancak o zaman haddini bilmeyi öğrenir.
Hak deyince akan sular durur: Haklıyı haksızdan ayırırken yansız
davranılırsa, haksız olan bunu içine sindirir ve kolayca kabullenir. Haklının hakkının teslim edildiği toplumlar huzur içinde yaşarlar.
Hak doğrunun yardımcısıdır: Hak (Allah) doğru olana yardım eder.
Hak gelince batıl gider: Adalet egemen olunca, haksızlık; dürüstlük egemen olunca, hilekârlık; iyilik ve güzellik egemen olunca, kötülük ve çirkinlik barınamaz.
( Hak yerini bulur: Devlet ve adalet hakkı teslim etmez ya da teslim-de gecikirse, haksızın cezasını Allah'ın vereceğine ve böylece hakkın yerini bulacağına inanılır.
Hak yerde kalmaz: bk. Hak yerini bulur.
Hak verilmez, alınır: Ne yazık ki işveren, hiçbir zaman, çalışanların hakkını kendiliğinden vermez. Bu yüzden, çalışanların haklarını ara-maları ve istemeleri gerekir.
Haklı söz, haksızı Bağdat'tan çevirir: Haklı söz ya da hüküm, doğru yoldan çıkmış olan kötü kişiyi bile yola getirir.
hastalanmasını kolaylaştırır. Bu yüzden her evin, yeterince güneş ışığı alması gerekir.
Gürültü İstemeyen bakırcı dükkânına girmez: Huzur ve sessizik İsteyen, gürültülü yerlerden uzak durmalıdır.
Güvenme dostuna, saman doldurur postuna: Dost, güvenilir in
sandır, onunla ölüme bile gidilir. Ancak hassas konularda ölçüsüz ve yanlış davranılırsa arada dostluk kalmaz. Böyle durumlarda dost de diğimiz kişi, bize zarar vermekten çekinmez.
Güvenme varlığa, düşersin darlığa: Hiçbir şey, hep aynı durumda
kalmaz ve değişir. İleri ya da geri gider. Bu yüzden eldeki varlığa gü venip savurganlık yapmamak ve geleceği düşünmek gerekir.
Güzele bakmak sevaptır: Tasavvufçular her güzel şeyde Allah'ı ve onun büyüklüğünü görürler. Bu yüzden, "güzele bakmak sevaptır" de-nir.
Güzele ne yakışmaz: Güzellik, doğal bir durumdur ve kolay kolay saklanamaz. Güzele giydiği her şey yakışır.
Güzeli herkes sever: Güzel olan her şey sevilir. Güzel olan her şeye Ilgi duyulur.
Güzellerin talihi çirkin olur: Güzel, kendisi gibi güzel birini arar. Güzel şeylere layık olduğunu düşünür. Bunu elde edemeyincə üzü-lür ve mutlu olamaz. Güzelde herkesin gözü olur. Herkes güzeli elde etmek ister. Bunların İçinde kötü niyetliler de vardır. Güzel böyle birine kanarsa hayatı kararır. Bu nedenle güzellerin talininin çirkin olduğu düşünülür.
Güzün gelişi yazdan bellidir: Bir İşin nasıl sonuçlanacağı, o iş bit-meden, birtakım gelişmelere bakılarak söylenebilir.
Muttala: Ittıla'dan ism-1 mekândır. Ittıla' olunacak onu semt ve mahal. Bir işin, başlanacak ve kolaylaştıracak münasib yer. Yüksek yerden aşağıya bakıp muttali' olunacak mevzi'e denir. Kamus tercümesindenkısmen alınan şu malûmat var "Nazil olan her bir âyet, bir vech-i zâhirîyi ve bir vech-i bâtiniyi müştemildir. Ve bunlardan her birinin bir haddi ve her haddin bir muttala' olacak semt ve mahalli vardır ki, onu bilmeye, 0 semt ve mahalden hareket edilir."
Mübalağa cûyane: Haddini aşarak izah edercesine. Mübalâğa edercesine.
Mübaşeret: Bizzat meşgul olma. Temas etme.
Mübayenet-i cevheriyye: Her nev'in cevherinin ve fıtrat-ı asliyesinin birbirinden farklı ve ayrı oluşu.
Mücâzefe:
karşısındakinin Söz ile hakkını örtmek, aldatmak. Fık. Tartıp ölçmeden göz kararı
Menşûr-u mukaddes: Mukaddes ferman (Kelime-i şehadet kastedilmektedir.)
Merců: Rica olunan, ümit edilen.
Mermüze: Dolaylı yoldan işaret ve remizle anlatılmış.
Mesaha: Genişlik ölçme. Genişlik.
Mesak-ı kelâm: Kelâmın sevk edildiği yer, maksad.
Mesamat: gözenekler. Delikler,
mecrâında Mesil-i garazda sedat: Maksadın istikamet üzere olup sağa -sola sapmamak.
Meslek-i müteassife: Sapık meslek.
Mesnevi: Mevlâna Celâled-din-i Rumi'nin Farsça telif ettiği altı ciltlik manzum ese-ri. Birçok ulvî hakikatlar, temsili hikâyelerle anlatılmaktadır.
Mesûk-u Lehu'l-kelâm:
Kelâmın söyleniş gayesi, garazı ve maksadı.
Meşşata: Süsleyen, tarayan.
Mevakıf: Abdurrahman İci'nin te'lif ettiği meşhur bir kelâm kitabıdır. Birçok şerhleri yapılmıştır.
Mevcud-u haricî: Maddi vücudu bulunan eşya.
Mevkib-l ikbal: Talihli kafile.
Mevzu: Bkz: Mahmul.
Meylü't-tezeyyüd: Tekellüfle sözü arzusu. uzatma, artırma
Mezbur: Mezkûr, yukarıda bahsi geçmiş olan.
Mıntakatü'l-bürûc: Burçlar mıntıkası, oniki burcun bulunduğu "tutulma" dairesi.
Mısdak: Bir şeyin doğru olduğunu ispata yarıyan şey.
Minhac: Meslek, yol.
Min haysü la yeş'ur: Nereden ve ne sebeble geleceği hissedilmeksizin.
Misak-ı ezeliye: (Bezm-i elest veya Kalû-Belâ ile de tabir edilir.) Ezeli sözleşme. Allah'ın ruhları yarattığı zaman, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediğinde, onların: "Evet Rabbimizsin." diye cevab vermeleri hadisesi.
"Gerçek dostun üzüntülü ve sıkıntılı günlerde insanı yal-nız bırakmayan" kimseler olduğunu anlatmak için "Dost, kara günde belli olur." deriz. Bu atasözünü genellikle iyi günde etrafımızda pek çok kimsenin bulunduğunu fakat gerçek dost-lann tıpkı yıldızlar gibi karanlık çöktüğünde, yani kötü günde ortaya çıktığını belirtmek için kullanırız.
İyi de kötü günümüzde etrafımızdaki bunca insan nereye gider?
Tabii ki herkes ait olduğu yere gider. Gerçi zora düştü-ğümüz bir günde çekip gidene de dost denmez ki! Olsa olsa bunlar, iyi gün dostlarıdır. İyi gün dostları, sağlığımızın ve maddi imkânlarımızın yerinde olduğu günlerde mutluluk ve sevincimizi paylaşırlar. Hepsi bu kadar!
Sahi, bunlar neden sadece iyi günde yanımızda olurlar?
Çünkü iyi günlerde hiç kimsenin bedel ödemesine veya fedakârlık yapmasına gerek yoktur. Oysa kara günler böy-le midir? Zor zamanlarda insanın karşısındakini dinlemesi,
derdine ortak olması ve gerektiğinde elini cebine atması gere kir. Gerçek dostluk bunu yapmayı gerektirir. Zor günümüzde bizi yalnız bırakan vefasızlan gördükçe, Aşık Veysel gibi sazı elimize alıp şöyle diyesimiz gelir:
"Dost dost diye nicesine sarıldım,
Beyhude dolandım, boşuna yoruldum, Benim sadık yarim kara topraktır."
Toprak demişken, sakın etrafımızdaki kuru kalabalıklar bizi aldatmasın. Nihayetinde "Yalnız öleceğiz, kabre yalnız gireceğiz, o kabirden yalnız başına kalkacağız ve hesabı da kendimiz vereceğiz."
İşte bize bu zor zamanlarda gerçek bir dost gerektir.
Gerçekten de böyle bir dost var mıdır?
Elbette vardır. Gerçek dost tek olan Allah'tır. Her şey O'na muhtaçken O, hiçbir şeye muhtaç değildir. Bu yüzden derler ki, "Dost isteyene Allah yeter!"
Peki, Allah'ın dostluğunu kazanmak için ne yapmak la-zımdır?
"Allah'ın rahmetini, bağışlamasını, rızasını ve muhabbe-tinı kazanmak istiyorsak eğer, bir kul için zikir hayatının bir parçası olmalıdır." Sözgelişi namaz bir zikirdir. Öyleyse cennet bahçelerinde Yüce Allah'ı zikredelim, yani o "...bahçelere uğ-radığımız zaman (oranın) nimetlerinden yararlanalım. "26 Bu bahçelerin neresi olduğunu merak edenler için hemen söyle-yelim, dünyadaki cennet bahçeleri mescit ve camilerdir. İster-sek evimizin bir köşesini de tek başına ibadet edebileceğimiz, Kur'an okuyacağımız (bize özel) bir cennet bahçesine çevire-biliriz
20 Hadislerle Islam 11 Zikir / Allah'ı Anmak, s. 89-79
Aynca zikir denince aklımıza başka şeyler de gelmektedir. Mesela "Her organın bir kulluk şekli vardır; zikir kalp ve dilin kulluğudur. Zikretmeyen dil; görmeyen göz, işitmeyen kulak, tutmayan el gibidir. Nitekim bir hadiste, 'Zikreden kimse ile zikretmeyen kimse diri ile ölü gibidir.' denilmiştir. "27
Nefes alıp verdiğiniz sürece bütün uzuvlarınız diri, Allah ile dostluğunuz samimi olsun.
27 TDV Islam Ansiklopedisi (Müellif: Reşat Öngören)
"Bir düzenin, ayrıntıların değişmesiyle değil de temelinin bozulmasıyla" yıkılacağını belirtmek için "Ağaç kökünden yı-kılır" deriz. Bu atasözünü genellikle sağlam temeller üzerine kurulu olan bir işin, arkadaşlığın veya evliliğin dış etkenlerden kaynaklanan nedenlerle bozulmayacağını ancak ilkelerinden taviz veren hiçbir yapının uzun süre ayakta kalamayacağını anlatmak için kullanırız.
Örneğin, karıkoca bir ailenin köklerini oluşturur. Bu ör-nekten yola çıkarak çocukları da bu aile ağacının dallarına veya meyvesine benzetebiliriz. Dalların kırılması, budanması ya da meyvelerin biraz geç olgunlaşması ağaca bir zarar ver-mez fakat köklerinin kuruması onu rüzgâr gibi dış etkenlere karşı dayanıksız bir hale getirir. Bu hål devam ederse o ağaç dayanamaz ve yıkılır.
Biliyoruz, biraz dramatik oldu ama dünyada bu sancılı sü reci yaşayan milyonlarca aile vardır. Bu ailelerin kimisi savaş, göç gibi durumlar sebebiyle yıkılırken kimisi de köklerine yeterince su verilmediğinden dolayı yıkılmaktadır.
Sevgili Peygamberimiz, "...bir Müslüman ailesinin nasıl ması gerektiğini ümmetine göstermiştir. 'Küçüğümüze mer-Jamet etmeyen, büyüğümüze de saygı göstermeyen bizden Jeğildir.' buyururken, aileden başlayıp toplumla devam eden har sevgi ve saygı medeniyetini inşa etmek istemiştir. "25
Demek oluyor ki aile ağacının köklerini besleyen şey sevgi ve saygıdır. Aynı şey bütün işlerimiz ve arkadaşlık ilişkilerimiz için de geçerlidir. Size veya yaptığınız işe saygı duyulmayan bir ortamda ne kadar verimli çalışabilirsiniz? Peki ya, içinde sevgi, saygı ve anlayışın olmadığı bir arkadaşlığı nereye kadar yürütebilirsiniz?
Elbette gittiği yere kadar yürütebilirsiniz.
Severek çalışmadığımız işin de isteksizce yürüttüğümüz arkadaşlığın da gideceği yer, sabrımızın sınırları kadardır. Za-ten iş o sınıra dayanmışsa işimiz veya arkadaşlık bağımız tıpkı bir ağaç gibi yıkılmak üzeredir. Dikkat edelim de o ağacın altında kalmayalım olur mu?
Peki, ağacın altında kalmak nasıl olur?
Kesinlikle ardımızda açık bir kapı bırakmamak ile olur.
Biraz daha açık konuşmak gerekirse memnun olmadığımız bir iş yerinden kavga ederek ya da birilerinin gönlünü kırarak ayılırsak o kapıyı kırmış, daha doğrusu o ağacın altında kal-mış oluruz. Yine son sınıra dayanan bir arkadaşlığı bitirtirken de en az hasarla ayrılmaya özen göstermeliyiz. Buna rağmen bazı kimseler olayı abartır ve artık görüşmediği eski arkadaşın-dan bahsederken, "O benim için öldü." der. Hatta bu sözünü eski arkadaşına duyurmak için elinden geleni yapar. Mademki o arkadaşınız sizin için öldü, o hâlde ölülülerin arkasından daha fazla konuşmayın lütfen!
25 Hadislerle İslam IV Aile Huzuru / Şiddet Değil Şefkat s. 161
Eğer ailemizde, iş yerinde ve arkadaşlık ilişkilerinde daha kalıcı bir düzen kurmak ve bu düzeni sağlama almak istiyor-sak, toplumda devam etmesi gereken "sevgi ve saygı mede-niyetinin inşasına bir tuğla da biz koyalım, bir harç da biz taşıyalım ki ağaçlar köklerinden yıkılmasın.
Bu uğurda koyduğunuz her tuğla ve taşıdığınız her harç yürekten olsun.
Dolayısıyla şu bir gerçek ki her kim haya-tı boyunca bu ism-i şerîfi zikretmeye devam ederse, ömrü hayatı boyunca devamlı Allâh-u Teâlâ'nın lütuflara nâil olur.
Öldükten sonra da Allâh-u Teâlâ'nın rah-metine ğark olur.
6) Her kim gömülecek olan kişinin avucu-nun içerisine bu ism-i şerîfi yazdıktan sonra o ölüyü defnederse, diğer bir rivayete göre ise bu ism-i şerîf bir kağıda yazılıp ölünün kefenine konulursa, Allâh-u Teâlâ o kişinin kabrini cen-net bahçelerinden bir bahçe yapar.
Sonra rahmet meleklerinden biri o kişinin kabrine gelir de Münker-Nekîr meleklerinin su-allerine vereceği cevaplarda ona yardım ederek rahmete nâil olmasına vesile olur.
7) Bu ism-i şerîfi zikredip hayırlarına nail olmak ismi Abdülkerîm olanlar hakkında çok münasiptir.
8) Bu ism-i şerîfin husûsî bir hâssası da, kendisini zikretmeye devam edenlerin meslekle-rinde zirve noktaya ulaşmalarıdır.
-1529-Kanuni Sultan Süleyman Budapeşte'yi fethetti.
- 1941-Leningrad Almanlar tarafından kuşatıldı.
1952-Risale-i Nur hakkında Afyon Mahkemesi'nde bir duruşma gerçekleşti.
EYLÜL
08
PAZARTESİ
Ty Unmantart Ra kulluk edin ki takvaya
erişesiniz.
Bakara Suresi: 21
BİR HADİS
16 1447 R.EVVEL
Kul kimin diliyle duasının kabul edileceğini ve merhamet göreceğini bilemez.
Hatib
RUMI: 26 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 126
Ben tahmin ediyorum ki: Bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında, selâmet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran, yalnız hakikî ehl-i iman ve ehl-i tevekkül ve rızadır.
ve nev-i beşerin başına geçirmesi ve bütün mahlükat üstünde bir vaffak etmesi; dinini bütün hakikatleriyle idame etmesi ve İslâmiyet'ini Güvercin ve örümcekle muhafaza etmesi ve büyük vazifelerinde onu ref ve mesahirsi zeminin tam mu-
Risalet-i Ahmediye (asm)
TARINTE BUGÜN -1919-Bediüzzaman, esaret sonrası yaşadığı rahatsızlıklar sebebiyle Dârü'l-Hikmeti'l-İslamiye vazifesinden bir dilekçe ile izin istedi.
1919 - Kars'ın Ermenilerce işgali.
1936 - İzmit Kâğıt Fabrikası'nda ilk kâğıt imali.
19
SALI
TUESDAY
NİSAN
APRIL
BIR AYET Biz, guzel Işler yap apanların ecr crini zayi etmeyiz.
Kehf Suresi: 30
BİR HADİS
Kendisine danışılan kişi emin olmalıdır.
Musibet şerr-i mahz olmadığı için bazan saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar. Tarihçe-i Hayat
Asr, yüzyıl, ikindi vakti ve meyvenin suyunu çıkarmak gibi manalara gelir. «Asr»a yemin ile söze başladığı için bu adı almıştır. İnşirâh sûre-sinden sonra Mekke'de inmiştir, 3 âyettir. Sûrede kurtuluşun imana, iyi işler yapmaya hakkı ve sabrı tavsiye etmeye bağlı olduğu an-latılmıştır.
Bismillahirrahmanirrahîm
1, 2, 3. Asra yemin ederim ki insan ger-çekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hak-kı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.
(Mehmet Akifin sûreyle ilgili bir manzume-si şöyledir: Hâlikın nâ-mütenâhî adı var en başı <«Hak» Ne büyük şey kul için hakkı tutup kaldır-mak
Hani ashâb-ı kirâm ayrılalım derlerken Mutlaka sûre-i ve'l-asr'ı okurmuş bu ne-den?
Çünkü meknûn o büyük sûrede esrâr-1 felâh
lık Başta iman-ı hakîkî geliyor sonra salâh Sonra hak sonra sebât: İşte kuzum insan-
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 16 17 Allah Teala'ya cihadın en sevimli olanı, zalim hükümdara söylenen hak sözdür. Hz. Ebû Ümâme (ra) 36 5 Gazze yerleriniz uzak olduğunda, Emirlerin sizi uzak köşelerde görevlendirmeleri artınca, ganimetler de helal sayıldığında, cihadınızın en hayırlısı, hududlarda yerleşerek yaptığınız cihaddır. Hz. Utbe (ra) 38 9 "Îne" (Bir mal önce yüksek fiatla veresiye satıp sonra onu ucuz fiatla peşin olarak alma şeklidir) alıştırma veriniz, sığırların parçalarına yapıştınız, ekine razı olabilirsiniz, cihadı terkettiğiniz zaman, Allah sizin üzerinize öyle bir zillet musallat eder ki, siz dininize gittiğiceye kadar o zilleti sizden kaldırmaz. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 42 6 Sizden birisinin zevce ve çocuğu yoksa, o kimse cihadı iltizam etsin. Hz. Muhammed ibni Hatip (ra) 53 7 İnsanlar dinar ve dirheme (para verirler) cimrilik yaparlarse, 'îne alış verişi yaparlarsa, sığırların kuyruklarına tabi ayrılırsa (çiftlikle uğraşırlarsa) ve Allah yolunda cihadı terkederlerse, Allah onların öyle üzerine bir zillet verir ki, dinlerine uymadıkça o zilleti üzerlerinden kaldırmaz. ('Îne alışverişi yüksek fiatla vadeli satıp peşin olarak ucuz fiatla geriye almaktır. Bir nevi faizli kredi vermek demektir) Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 60 7 Size namaz kılmanızı, zekat vermenizi ve Allah yolunda cihadı emreden emirlerinizin üzerinizde oldukça, Allah Teala onlar hakkında kötü söz söylemenizi haram sizlere kılmıştır. Bunların arkasında namaz kılmayı da sizin için helal kılınmıştır. Hz. Amr El Yekâli (ra) 69 2 Dört şey dört yerde nafaka olarak kabul edilmez: Hıyanet, çalıştırılır, suistimal ve yetim maldan sağlanan kazançla Hac, Umre, Sadaka ve Cihad olmaz. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 72 1 İmanın en şereflisi, insanların senden emin olması, İslâm'ın en şereflisi elinden, dünyanın saklanması zarar gelmemesi, hicretin en şereflisi günahları terk, cihadın en şereflisi, hem kendinin, hem hayvanının vurulması, zühdün en şereflisi ise kalbinin nasibinle tatmin olmuş olmasıdır. Allah'tan istenilecek en şerefli dilek de; din, deünya ve ahiret için âfiyettir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 76 11 Cihadın efdali, zalim emir veya hükümdarın önünde hakkı söylemektir. Hz. Ebû Said (
76 12 Cihadın efdali, adamın kendi nefsi ve hevası ile mücadelesidir. Hz. Ebû Zerr (ra) 79 5 Peygamberlik derecesine en yakın olan ehli Cihad ile ehli ilimdir. Zira cihad ehli ve ehli ilim Peygamberlerinin getirdiği esas üzerine cihad eder ve insanlara yol gösterirler. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 90 1 Allah (zchz) şu üç taife güler (Hem onaylanır, hem taltif eder.): Namaz safındakilere, gece geç saatlerde namaz kılanlara, saffı harbde fisebilillâh cihad edenlere. Hz. Ebû Said (ra) 116 2 Mü'minin amelinin en efdali, Allah için cihad etmektir. Hz. Bilâl (ra) 128 3 Onun ümmetinde bir rahbaniyet vardır. Benim ümmetiminki, Allah yolunda cihaddır. Hz. Enes (ra) 128 4 Onun ümmetin bir seyahati vardır. Benim ümmetimin seyahati Allah yolunda cihaddadır. Her ümmetin rahbaniyeti vardır, benimki cephede gözcülüktür. Hz. Ebû Ümâme (ra) 132 7 Mamur yerlerinin harabe olması, harabe yerlerin imar edilmesi, cihadın terki, devenin pervasızca otlaması gibi bir adamın da elindeki emanetten faydalanması, kıyamet alametlerindendir. Hz. Atiyye (ra) 133 10 Bu ortaya çıkan sizin ganimetlerinizdendir. Bundan sonraki iyileşme birlikte olan hism hariç. Benim için helal olan bir şey yoktur. Ancak humus (beşte biri) müstesna. Beşte bir de boyuta dönecektir. İplik ve iğne de olsa ödeyin. Bundan sonra az veya çok da olsa değiştirin, verin, aldatmayın. Zira aldatılan dünya ve ahirette aldatılmak için ateş ve ardır. Allah'ın emrine muhalif olanlarla yakınınız bile olsa, mücadele edin. Allah sonuna kadar kınayanın kınamasına aldırmayın. Gereksiz tehlike, gerektiğinde Allah'ın hududunu yerine ayarlayın. Allah yolunda mücadele edin. Zira cihad, Cennet kapılarından büyük bir kapıdır. Ve cihad sonucu Allah insanı hem ve gamdan kurtarır.
148 1 Eğer siz, öküzlerin parçalarına yapışır, hilei şeriyeli alışveriş yapar ve cihadı da terkederseniz üzerinize öyle bir zillet verilir ki, Cihada dönmedikçe ve tövbe etmedikçe bundan kurtulamazsınız. Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 151 5 Ben ve ashabım hayırlı olsun. Müslümanlar da cumadır. Mekke'nin fethinden sonra hicret yoktur. Lakin cihad ve niyeti vardır. Hz. Ebû Said (ra) 152 3 Ben Bana iman eden ve Müslüman olan ve hicret eden bir kimsenin, Cennet bahçelerinde, Cennetin ortasında (Firdevs'te) ve Cennetin alasında (Adn)de bir meskene sahib olmasını kefil unutmayın. Ben gen Bana iman eden, Müslüman olan ve Allah yolunda cihad eden bir kişinin, Cennet bahçelerinde, Cenneti Firdevs'te ve Cenneti And'ta bir köşk sahibi olması kefilim. Kim böyle olursa, Hayırdan masalın çıkması bir şey ve şerden de kaçacağı bir şey bırakmamış olur. Bu kimse nerede isterse orada olsun. Hz. Fudale İbni Abid (ra) 153 4 Ben Muhammed ve Ahmed (s.av)'im. Ben Rahmet Peygamberiyim. Ben cihad Peygamberiyim. Ben artçıyım ve toplayanım (Kıyamette). Ben cihad için gönderildim, ziraat için değil. Hz. Mücahid (ra) 153 6 Siz bu gün Rabbinizden gelen açık beyyine (delil) üzerindesiniz. Marufu emir ve Münkerden nehy ve Allah yolunda cihad etti. Sonraları sizin aranızda ikilik zuhru devam edecek. Cehalet sarhoşluğu ve yaşama sevgisi. Bu sebeble halinizin tarihi ve marufu emretmiyecek ve münkerden nehyetmiyecek ve Allah yolunda cihadda bulunacaksınız. İşte o günde Kitap ve Sünnete tutunanlar için elli sıddık ecri vardır. Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Bizden mi yoksa tükenmiş mi?" Buyurdu ki, hayır, bilakis senden.
154 3 Masiyetlerden (Allah'a isyandan) uzaklaşmak, Zira bu, hicretin en faziletlisidir. Farzları muhafaza et. Zira bu cihadın en faziletlisidir. Allah'ı da çok zikret, Zira sen Allah'a, O'nun zikrinin çokluğundan, kendisine daha sevimli bir şeyle gelmiş olmazsın. Hz. Ümmü Enes (ra) 155 5 Şam ehli, zevceleri, çocukları, köleleri ve cariyeleri ta Arap yarımadasının sonuna kadar Allah yolunda murabıtlardır. Kim oradaki şehirlerden birine yerleşirse o da murabıttır. Kim de oranın serhadlarından birinde oturursa o cihaddadır. Hz. Ebud Derda (ra) 157 4 Sana Allah'tan korkmanı tavsiye ederim. Zira o korku, bütün işlerinin zinetidir. Sana Kur'an okumanı, Allah'ı zikretmeni tavsiye ederim. Zira o, senin semada anılmasına sebebdir, değişimler ise senin için nurdur. Sükutunun uzatılmasını tavsiye ederim. Ancak hayır söz müstesna, zira bu sükut, şeytanı senden uzaklaştırır. Ve din işinde sana yardımcı olur. Çok gülmekten de sakın. Çünkü kalbi ölümleri ve yüzün nurununu giderir. Cihada mülazemet et, Çünkü o, ümmetimin Ruhbanlığıdır. Miskinleri sev ve yolu düşüp kalk. Kendilerine aşağıdakine bak, sürekline bakma. Zira, sana Allah'ın verdiği nimetleri küçümsememek için bu hal daha uygundur. Seninle alakayı kesseler de akrabanı ziyaret et. Acı olsa da Hakkı söyle, Allah'ın sürekli kınayanların kınamasından korkması. Kendi nefsin hakkında bildiklerinizden, onlardan ayrılmaktan kaçının. Onların sevdiklerinde üstünlük taslama. Şu üç hasletin varsa, kişinin ayıb olarak yeter. Kendi kusurlarını bilmeden, başkasının kusurlarını görmesi, aynı hal kendisinde de olduğu halde, başkalarında utanacak hal görmesi ve arkadaşına eziyet etmesi. Ey Ebu Zer! Tedbir gibi akıl, sakınmak gibi verağ, güzel huy gibi şeref yoktur.
165 3 Size, mü'min kimdir, haber vereyim mi? Öyle ki bir kimsedir ki, insanların malları ve canları onlardan emin olanlardır. Müslüman ise, Müslümanların, onun dilinden ve ehlinden salim olduğu kimsedir. Mücahid de, Allah'a itaat eden nefsi ile cihad edendir. Muhacir gelince hata ve günahlardan kaçan kimsedir. Hz. Fudale İbni Ubeyd (ra) 188 11 İslamda üç tip ev vardır. Yüksek olmayan, yüksek ve ğurfe (köşk). Yüksek olmayan eve bütün Müslümanlar, soru anında ancak "Ben Müslümanım" diyerek girerler. Yüksek olanına ise bir kısmı Avrupalılar, amellerinin diğerlerininkinden daha faziletli olması nedeniyle girerler. Ğurfenin sırrı ise Allah yolunda cihaddır. Oraya girerek, en faziletli mü'minler tırnak olurlar. Hz. Fadâle İbni Abid (ra) 189 8 İslamiyet on sehimden ibarettir. Kendisinde bir tanesi noksan olan kimse hüsrandadır: "La ilahe illallah (diye) şehadet etmek ki, bu millet (din)dir. İkinci, namaz ki o fıtrattır. Üçüncüsü, Zekat ki o temizliktir. Dördüncüsü, oruç ki o kalkandır. Beşincisi, Hac ki o şeriattır. Altıncısı, Cihad ki o Urve (sarılmak)dır. Yedincisi, Emri bil-maruf ki o vefadır. Sekizincisi, nehy-i anil münker ki o hüccettir. Dokuzuncusu, cemaattir ki, o ülfettir. Onuncusu, Taattır ki o da ismettir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 195 15 Kız çocuklarının şayanı merhametlidir. Teknolojileştirilmişlerdir ve bereketlidirler. Kim ki bir kızı olursa, Allah o kızı o birinin Cehenneme perdesi olur. İki olursa, onları takip eder Cennetlik eder. Kimin üç kızı varsa veya üç kız kardeşine aitse, ondan cihad ve sadaka sakıt olur. Hz. İbni Enes (r.anhüma) 205 16 Hilafet Kureyşte, hüküm Ensarda, davet Habeşte, cihad ve hicret ise müslümanlarda ve sonra da muhacirindedir. Hz. Ukbe (ra) 212 4 Dül ve miskinlerin hizmetine koşan kimse, fisebilillah cihad eden, yahud gece kaim, gündüz saim olan gibidir. Hz Ebu Hureyre (ra) 218 11 Namaz, imanın (dinin) direğidir. Cihad amelin zirvesidir. Ve zekatta bunları tesbit eder. Hz. Ali (ra) 220 10 Taun, ümmetim için şehidliktir. Ve Cinlerden olan düşmanınıza karşı kuvvettir. Koltuk altında ve yanmanın altında yumuşak bozunma düzeni çıkar. Bundan kaçan, cepheden kaçan gibidir. Ve sabreden Allah yolunda cihad eden kimse gibidir. Hz. Âişe (r. anha)
224 11 Akşam sabah ilim talimine devam Allah indinde, Allah yolunda cihaddan daha efdaldir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 233 5 Fisebilillah cihadda bulunan kimse, Allah (zchz) lerince tekeffül edilmiş kimsedir. Ya mağfiretine ve rahmetine kavuşturur veya ecir ve ganimetle yerine sağ-salim gelir gönderir. Mücahid fisebilillahın misali, gündüz oruçlu gece kâim olan kimsenin misalilidir. Seferden gittiğiceye kadar böyle devam eder. Hz. Ebû Said (ra) 254 7 İlim Öğrenin. Zira Allah için insana haşyet verir. Onu masal yapmak ibadettir. Onu müzakere tesbihtir. Ve ondan bahsetmek te cihaddır.(Deylemi'de ilaveten: Bilmiyene onu öğretmek sadakadır. Ehline bezletmek yakınlıktır. Zira o helalin ve haramın alamet yeridir. Cennet yolunun nurlanmış izleridir. Yalnızlık arkadaşı, vahşette enisi, halvetleı, darda ve bilgite delili söyleyen, düşmanlara karşı silahı, dostlar yanında zineti, gariplikte yakındadır. yerde.) Hz. Muaz (ra) 257 7 Allah yolunda cihaddan ve Onun karşılığını tasdikten sonra başka hiç bir şeyin kendisinde çıkarmadığı ve Onun yolunda cihad etmeyen kimse için Allah Teala şu hususu tekeffül etti; Ya o öldürücü (şehid olarak) Cennete dahil olacak, yahudda çıktığı evde ganimet ve derecelere çivileyerek (gazi olarak) döndürecek. Hz. Ebu Said (ra) 259 11 Şu üç şey imanın esasındandır: "La ilahe illallah" diyenden el çekmek. Biz bunu diyene bir günahı olarak, küfür isnad edemeyiz ve bir amelinden dolayı da islamiyetten çıkaramayız. "Cihad" Bu, Allah (zchz)'in Beni baas etmesinden itibaren, deccal ile olan harbine kadar devam edecek. Cihada alimin adaleti de, zalimin zulmü de mani olamaz. (Yanımızdakier zalim. Ben onun bayrağı altında harp edemem yok) "Kaderin hepsine" (Hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna)" iman etmek. Hz. Enes (ra) 264 3 Üç şey sünnettendir: Onun imamının arkasında namaz kıldığı ki, namazın sevabı sana, vebali onadır. Onun emirle cihad ki, cihadın ecri sana, şerri ise onun üzerinedir. Ehli tevhidden ölünün namazını, intihar etmiş de olsa Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 266 4 Üç söz vardır ki, insan onları ihlasla söylerse Cennete girer: Rabbimin Allah varlığına razıyım. Dinimin İslam varlığına razıyım. Hz. Muhammed (sav)'in Peygamberim varlığına razıyım. Dördüncü bir husus, arz ve gök arasındakiler kadar fazilet vardır ki, o da Aziz ve Celil olan Allah yolunda cihaddır. Hz. Ebû Said (ra) 270 10 Müşriklerle, malınız canınız ve dilinizle cihad ediniz. Hz. Enes (ra
286 3 İslamın tepesinin tepesi Allah yolunda cihaddır. Buna ancak Müslümanların efdali mazhar olur. Hz. Ebû Ümâme (ra) 286 6 Peygamberleri zikretmek ibadettendir. Salihleri anmak, günahlara kefarettir. Ölümü hatırlama sadakadır Cehennemi hatırlama cihaddandır. Kabri anmak sizi cennete yaklaştırır. Kıyameti anmak ise sizi saldırgandan uzaklaştırır. İbadetin efdali bakımıyı terketmektir. Alimin sermayesi kibri terktir. Amelin bedeli hasedi terk ve günahlardan yüreğin yanışı da tevbenin özüdür. Hz. Muaz (ra) 287 10 Bu İslamiyet işinin başı Müslümanlıktır. Kim Müslüman olursa selameti bulur. Onun direği namazı, ilerlemenin başı da cihaddır. Ki, buna ancak onların efdalinin tırnak olur. Hz. Muaz (ra) 293 2 Zengini ziyaret eden, sâim ve kâim gibi sevab alır. Fakiri ziyaret eden kimes ise fisebilillah cihad sevabı alır. Ve bunun için atılan adımlar, Aziz ve Celil olan Allah yolundaki adımlara denk olur. Hz. Ebû Hüreyre (ra) 297 1 Şu altı haslet hayırdandır: Allah'ın düşmanlarıyla kılıçla cihad etmek, yazın oruç tutmak, musibet sırasında iyi sabır etmek, haklı olduğu halde mücadeleyi terketmek, bulutlu günde namazı erken saatlerde, kışın mevcut abdesti güzel almak. Hz. Ebû Malik (ra) 308 5 Onun salih ve facir kimsenin arkasında namaz kılındı. Onun salih ve facirinin cenaze namazı kılınır. Onun salih ve facir amirle de cihad edin. ( Facir hem Müslüman, hem günahkar kimse) Hz. Ebû Hüreyre (ra) 312 12 İlim talebi, Allah yerde namaz, oruç, hac ve Aziz ve Celil olan Allah yolundaki cihaddan daha efdaldır.
313 8 Ne mutlu, Allah yolunda cihad ettiğinde Allah'ın zikrini çok yapana. Zira ona zikrinin onu bir belirtmek için yetmiş bin hasene vardır ve onun hasenesi de on mislidir. Bununla birlikte, Allah'ın kendisi için daha fazlası vardır. O da misli olarak verilir. Eğer infakta da varsa onun da sevabı buna benzer. Hz. Muaz (ra) 317 8 Takvaya bak. Zira o, onun hayrı camisidir. Cihada bak. Çünkü o, Müslümanların ruhbanlığıdır. Allah'ı zikre ve Kitabullahı tilavete devam et. Zira o, arzda senin için nur, semada ise anılıştır. Dilini de hayırdan başka şeyi koru. Zira şeytana galip gelirsin. Hz. Ebû Said (ra) 334 5 Siz küçük cihaddan hayırlı bir gelişle büyük cihada geri döndüğünüz ki, bu, kulun nefs-i hevası ile mücadelesidir. Hz. Câbir (ra) 345 2 Allah yolunda cihada giden bir mücahidi doyurur ve sabah akşam ona yardım etmem, dünya ve İçlerinden Bana daha sevgilidir. Hz. Muaz İbni Enes (ra) 362 8 Cihad, insanın yanlız fisebilillah kılıç sallaması değildir. İnsanın annesine babasına bakması da cihaddır. Evladına bakan da cihaddadır. Başkasına ait olan bozulmanın içi nefsi için çalışan da cihaddadır. Hz. Enes (ra) 371 13 Ben sizi kendiliğimden cihada çıkarmadım ve kendiliğimden de bırakmadım. Ancak bunu Allah (zchz.) çıkardı ve bıraktı. Ben memur kulum. Emrolunanı bloke etmek ve Bana vahiyle emrolunur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma) 376 8 İnsan, kendisini Allah'ın azabından kurtarıcı olarak, "Zikir" den iyi hiç bir amel işlemedi. Dediler ki: "Allah yolunda cihad da öyle değil mi?" Buyurdu ki: "Evet cihad da değil, meğer ki vuruşur kılıcı kırılır, vuruşur kılıcı kırılır. (Diğer bir hadisi şerifte, atı da ölür kendi de, ancak o zaman denk olur buyurulmuştur.)
406 2 Bir kimse Allah yolunda cihad edene veya sıkıntıdaki bir kişiye veya kölenin azatlığına yardım ederse, Allah onu, kendi gölgesinden başka gölge olmayan günde, gölgelendirir. Hz. Sehl İbni Cübeyr (ra) 428 9 Bir kimse bir menzile de darlık ayeti veya yolu kesse veya bir mü'mine eza ayeti, bu kimsenin cihadının hayrı kalır. Hz. Sehl İbni Muaz (ra) 448 7 Kıyamet alametidir, komşuluğun kötüleşmesi, akrabanın yok olması, cihadın kalkması, dünyanın dininin bozulması. Hz. Ebû Hüreyre (ra) 489 11 Allah (zchz.) bid'ad (itikat) taşıyan kimseyi, namazını, orucunu, sadakasını, haccını, ümresini, cihadını, farzını ve nafilesini (hiç bir ibadetini) kabul etmez. Ve o kimse hamurdan kıl çıkar gibi islamiyetten çıkar. Hz. Hüseyinfe (ra) 513 5 Hoş sözlük, oruç ve her sene hacca devam etmek, cihad derecesine yakın olur. Bunda başka da ona yaklaşan bir şey yoktur. Sahabeden
20] İslâm’a uygun olmayan söz ve hareketler batıldır. Eğer hak olan batıla bulanır, ona karıştırılırsa, hak anlaşılmaz, batılın içinde özelliğini kaybeder ve insanlar da haktan saptırılmış olur. Diğer taraftan bu, “batılı da hakla süslemeyin, altında hak var diye batılı cazip göstermeyin” demektir (İbni Teymiyye, s. 52; Elmalılı, I, 285). Yahudiler, Tevrat’taki bazı hükümleri değiştiriyorlar ve kendi uydurdukları batıllara “hak (doğru) bu” diyorlardı.
[21] Âyet-i kerîmede önce “namaz kılın” denildiği halde tekrar “rükû edenlerle beraber rükû edin” buyurulmasında namazın cemaatle kılınmasına ayrıca önem verilmesi gerektiğine işaret vardır (Beydâvî; Râzî, II, 475; Hazîn, I, 43; Cezîrî, I, 405-406). Yahudiler ve hıristiyanlar namazlarında, kıyamdan sonra doğrudan secdeye giderlerdi. Bu ifade ile onlardan İslâm’ın öngördüğü gibi namaz kılmaları istenmiş olmaktadır. [bk. 3/71; Elmalılı, I, 337]
efendimiz uzerine üstün salât, güzel tahlyyet inzal ederek, şanını yük Allahım, göklerde bulunan yıldızların sayısı kadar Resulüllah SA sek ve kadrini yüce eyle.
Devam edelim:
Allahım.
Ey Daim Baki zevali olmayan şanı büyük, kendisinden baska läh olmayan nimeti her şeye şamil Allahım.
Senin kudretinle yerin taşıyıp çıkardığı şeylerden yerin dolu-su kadar Muhammed'e salát eyle.
varaa. bütün bunlarla yerin dolusu kadar, tazim, tahiyyet, tekrim, tebr Yani: Senin kudret ve azametine delalet eden şeylerden nekadar cil ve tevkir inzal eyle.
Bunun bir başka manası da şöyle olabilir:
-Allahım, yerde bulunan harika mevcutlar, kuvvet ve kudreti. ne delalet eden sair şeyler sayısızdır. Bunların çokluğu misali, Resulüt lah S.A. efendimize kerem inzall lle kendisini muazzez ve mükerrem eyle..
Devam edelim:
Allahım.
Ey Krim Rahim ihsanlar ve nimetler sahibi şanı büyük Allahım.
İlmini, ancak zatınım bildiği yedi denizlerinde halk ettiğin şey. lerin sayısı kadar..
YEDİ DENIZ
Bu cümlede geçen yedi denizden murad şu denizlerdir: Taberistan denizi, Kirman denizi, (Büyük Okyanus), Umman denizi, Kulturüm denizi, (Kızıl deniz), Hind denizi, Rum denizi, (Akdeniz), Mağrip de-nizi (Atlas Okyanusu).. (1) Yeryüzünde bulunan sair akar suların cümlesi denizlere dökülür.
Burada anlatılmak istenen kısaca mana şudur:
Allahım, bu deryalar içinde canlı ve cansız olarak yarattığın şeylerin cinsini, onların hadde hesaba gelmeyen sayısını ancak zatın bilir. Bu ana kadar o denizler içinde yarattığın mahlukların sayısı ka dar Resulüllah S.A. efendimize salát eyle, Bundan sonra da:
Taa, kıyamete kadar onlarda yaratacağın şeylerin sayısı ka-dar her günde bin kere Muhammed'e salût eyle.
-Muhammed'e salát eyle; zatının kudretinden yana senin yedi denizlerinin taşıyıp çıkardığı şeylerin ağırlığı kadar.. Bazı nüshalarda, bu salavat-i şerife yoktur. (Bizim metin olarak
aldığımız nüshada vardır.) Bazı nüshalarda ise, şu cümlenin ziyadesi
ile gelmiştir:
Dünyayı yarattığın günden itibaren taa, kıyamete kadar bin
kere..
(Bu cümle bizin metin olarak aldığımız nüshada yoktur.)
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
Ey hakiki nimet veren, nimeti her şeye sanil, zatından başka ilah olmayan şanı büyük Allahım.
Dünyayı yarattığın günden itibaren, taa, kıyamet gününe ka dar; denizlerindeki dalgalar adedince, her gün bin kere Resulüllah S. A. efendimize salát eyle.
Yani: Övülen hasletlerin özünde toplandığı, keremii huyların kay-nağı, İyiliklerin üstünlüklerini zatında bulan, güzel keremlere eren, nebiler sultanı, Yüce Allah'ın sevgilisi vasıfları ile anılan Muhammed Mustafa'ya daim ardı arası kesilmeden iclál ve ikram eyle Allahım.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım, Muhammed'e salât eyle; yerlerin içinde, dağlarında, düzlüklerinde bulunan kum tanelerinin, çakıl taşlarının sayısı kadar. Hem de, dünyayı yarattığın günden; taa, kıyamet kopuncaya kadar her gün bin kere..
Yani: İclal, ikram ve in'am eyleyip şanını yücelt.
Devam edelim:
Allahım Muhammed'e salát eyle; tatlı ve tuzlu suların ISTI
RAP adedi kadar..
Bu cümlede geçen:
ISTIRAP.
Tabiri ile anlatılmak istenen sular için mana şudur: Onların ha reket edip dalgalanmaları.
Hem de, dünyayı yarattığın günden taa, kıyamet kopuncaya ka-dar; her gün hin keré..
Yani: Bunların toplam adedini çarpsan, o çarpımdan hasıl olan sayı kadar, her gün, Habib-i RabbilAlemin Beyyid'ül-enbiya vel-mürse-lin Muhammed'ül-Emin S.A. üzerine sonsuz tekrimat, sonu gelmeyen tahiyyat inzali ile şanını muazzez ve mükerrem eyle.
Lafm, cem sığası ile gelmiş, (Bizim metinde böyledir):
- YOLLARINDA..
lafzindan sonra su cumleler eklenmiştir: ama sahih olan bunların ol-Olarak anlatılmıştır. Bazı nüshalarda ise.. VAIDLERİNDE, mamasıdır; çünkü bunlar aşağıda gelecektir.
Ağaçlarında, yapraklarında, ekinlerinde, bütün bitkilerinde..
Devam edelim:
Mamur yerlerinde, harap yerlerinde yarattığın şeylerden tut: onlarıı üzerinde ve içinde yarattığın çakıl taşı, kesek, kaya parçaları na varıncaya tümünün sayısı kadar, dünyayı yarattığın günden itiba. ren taa, kıyamete kadar her gün bin kere salât eyle.
Yani: Bütün bu sayılanların bin kere çarpım adedi kadar, Resu-lüllah S.A. efendimize salât eyleyip zatıalilerini muazzez, mükerrem ve muhterem eyle.
Devam edelim:
-Allahım, Muhammed Nebiye salât eyle: Hem de yer bitkilerin-den; kıblesinde, şarkında, garbında, düzlüğünde, dağlarında, derelerin-de, ağaçlarında, meyvelerinde, yapraklarında, ekinlerinde olanların ve bereketle çıkan tüm bitkilerinin sayısınca.. Dünyayı yarattığın gün-den; taa, kıyamet gününe kadar her gün bin kere..
Şöyleki: Bu sayılanların adedleri binle çarpılsa, o çarpmadan hâ-sıl olan aded kadar Resulüllah ve Habibüllah olan Hazret-i Muham-med S.A. efendimiz üzerine, sonsuz salât, nihayetsiz tahiyyat inzali ile üstün vasıflı zatlarını muazzam ve mufahham eyle.
Devam edelim:
Allahım.
Ey zat ve sıfatında şerik ve nezirden münezzeh olan şanı büyük, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilâh olmayan Allahım
Muhammed'e salât eyle; şimdiye kadar yarattığın, bundat sonra da, taa, kıyamete kadar yaratacağın insan, cin, şeytanların sa-
yısı kadar.. Hem de her gün bin kere..
Yani: Bütün bu adedler mikdarınca, Resul-ü Kevneyn, Habib'üs-sakaleyu, her iki cihandakilerin şefaatçısı Resulüllah S.A. efendimize salât-ı kâmile ve tahiyyat-ı şamile inzal ederek zatını daima iclâl ve ik-ram eyle.
Devam edelim:
Allahım, ONLARIN bedenlerinde ve yüzlerinde, başlarında bu-lunan kılların sayısınca; dünyayı yarattığın günden itibaren, taa, ki yamete kadar her gün bin kere Muhammed'e salât eyle.
Allahümme ve salli alâ Muham medin adede ıztırab'il-miyah'il-azbeti vel-milhati min yevme halakted-dün-ya ila yevm'il-kıyameti fikülli yevmin elfe merretin ve salli alâ Muhamme-din adede mahalaktehu alâ cedidi ar-zıke fimüstakarr'il-arazine şerkıha ve garbiha sehliha ve cibaliha ve evdi-yetiha ve tarikıha ve amiriha ve ğa-miriha ila sairi malahaktehu aleyha ve mafiha min hasatin ve mederin ve hacerin min yevme halakted-dünya ilå yevm'il-kıyameti fikülli yevmin el-fe merretin.
Allahümme salli alâ Muhamme din'in-nebiyyi adede nebat'il-arzi min kıbletiha ve şarkıha ve garbiha ve sehlika ve cibaliha ve evdiyetiha ve eşcariha ve simariha ve evrakıha ve zuruiha ve cemii mayahrucü min ne-batiha ve berekâtiha min yevme ha-lakted-dünya ila yevm'il-kıyameti fi. külli yevmin elfe merretin.
Allahümme ve salli
Allalın, Muhammed'e salât eyle; tatlı ve tuzlu suların ıstırap adedi ka-dar. Hem de, dünyayı yarattığın günden, taa, kıyamet gününe kadar her gün bin kere.
Salât eyle Muhammed'e yerin yüzünde, yerlerin derinliğinde, şarkımda, gar-bında, düzlüğünde, dağlarında, vadilerinde, yolunda, mamur yerlerinde, harap yerlerinde yarattığın şeylerden tut; onların üzerinde ve içinde yarattığın çalıl ta-şı, kesek kaya parçalarına varıncaya tümünün sayısı kadar, dünyayı yarattığın günden itibaren taa kıymet gününe kadar her gün bin kere..
Allahım, Muhammed Nebiye salât eyle. Hem de, yer bitkilerinden; kablesin-de, şarkında, garbında, düzlüğünde, dağlarında, derelerinde, ağaçlarında, meyve-lerinde, yapraklarında, ekinlerinde olanların ve bereketle çıkan tüm bitkilerin sa-yısınca, dünyayı yarattığın günden, taa, kıyamet gününe kadar her gün bin kere..
Görünen köy kılavuz istemez: Açık seçik ortada olan ya da bilinen bir durum için kimsenin yol göstermesine gerek yoktur.
Göz görmeyince gönül katlanır: 1) Tanıdığımız birinin çektiği sıkıntı,
gözümüzle görmedikçe bizi fazla üzmez. 2) Sevdiğimiz kişileri görme-ye görmeye yokluklarına alışır ve ayrılıklarına daha kolay katlanırız.
Gözden ırak olan gönülden de ırak olur: bk. Göz görmeyince gönül katlanır.
Göze yasak olmaz: Meydanda olan bir olayı herkes izler. Bu durum engellenemez ve yasaklanamaz.
Gözlüye gizli yoktur: Görmek isteyen göz herşeyi görür.
Gözü tanede olan kuşun ayağı tuzaktan kurtulmaz: Gözü tanede olan kuş, kolay ava gelir. Bunun gibi, çıkarından başka bir şey düşün-meyen kişi, aldatılmaktan kurtulamaz.
Gülme komşuna, gelir başına: Başkalarının zararına sevinen kişi, genellikle aynı şeyle karşılaşır. Hiç kimsenin zararına sevinmemek, aksine, o kişiye yardım etmek gerekir.
Gülü seven dikenine katlanır: Gülün dikeni olduğu gibi, her insanın da az çok kusuru vardır. Bu yüzden, sevilen kişinin ufak tefek kusur-larına katlanmak gerekir.
Gün bugün: Öyle işler vardır ki yarına bırakmamak ve hemen o gün yapmak gerekir. Çünkü yarın neler olacağını bilemeyiz.
Gün doğmadan neler doğar: Herşeyin bir çaresi vardır. Hiçbir za-man umudumuzu yitirmemeliyiz.
Gün geçer, kin geçmez: Oc alma isteği asla geçmez.
Gün varken davarını eve götür: Bir işin zamanında yapılması gere-kir. Aksi halde başarılması çok zordur.
Günes balcikla sıvanmaz: Gerçekleri, uzun süre saklamaya olanak
yoktur. Bir gün mutlaka ortaya çıkar.
rür hem de kemik sağlığımız için gerekli olan "D" vitamininin oluşma-Günes girmeyen eve doktor girer: Güneş ışığı hem mikropları öldü-sını sağılar. Mikroplar insanı hasta eder. Vitamin eksikliği de insanın
uymaz. İsteksiz halimiz için "gönlün kışı", istekli halimiz için ise y Gönlün yazı var, kışı var: İsteklerle ilgili olarak, insanın saati saal lün yazı" denir.
Gönül bir sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz: Gönül cam gibidir,
nldığında bir daha eski halini alamaz. Bu yüzden, kimsenin gönlün kırmamak gerekir.
Gönül ferman dinlemez: Gerçekten seven hiç kimseyi dinlemez v sevdiğinden de asla vazgeçmez.
Gönül kimi severse güzel odur: Bizim güzel bulduğumuzu, başkas güzel bulmayabilir. Bu yüzden, gönül kimi ister, kimi severse güze odur.
Gönül kocamaz: İnsan yaşlanır ama gönlü genç kalır. Gençliğinde yapabildiklerini yine yapmak ister, ancak gücü yetmez.
Gönülsüz yenen aş ya karın ağrıtır ya baş: 1) İstemeye isteme
ye yenilen yiyecek, insana dokunmasa bile dokunmuşçasına rahatsız eder. 2) Gönülsüz yapılan iş de genellikle iyi sonuçlanmaz.
Gördün deli, savul geri: Ne zaman ne yapacağı belli olmayan, tu
tarsız kişilerden, uzak durmak gerekir. Eğer uzak durmazsak zarar görürüz.
Görmemiş görmüş, bayılmış ölmüş: Görgüsüz kişi, bir şeyi ilk gör
düğünde ya da onu ele geçirdiğinde ne yapacağını şaşırır.
Gören gözün hakkı vardır: Doğru olan, başkasının imreneceği şey
leri açıkta yememektir. Böyle yenirse, görene de ikram etmek gerekir Görgü kuralları da insanlık da bunu gerektirir. Pek çok yöremizde, you kenarındaki ağaçların meyveleri, sahiplerince toplanmaz. Göz hakk olarak (gelen geçenlerden canı çeken olursa yesin diye) bırakılır.
ne isler? Çocuğun iyi ya da kötü şeyler yapması, yetiştirilişiyle ilgilidi Görgülü kuşlar gördüğünü işler, görmedik kuşlar ne görsün Çocuğunu iyi yetiştirmek her ailenin en önemli görevidir.
Görmemiş görmüş, güle güle ölmüş: Beklemediği ve hak etmed bir göreve getirilen kişi, görgüsüz olduğundan şaşırır ve nasıl davra-nacağını bilemez.
Mahmill: (C.: Mahamil.) Bir ibareye hamledilen mâna ihtimallerinden her birisi.
İnsan Mahmül: Bir cümlede faile yükletilen işi, oluşu veya hali gösteren fiil. Mantıkda, müsned. Meselâ: natıkdır, cümlesinde "insan" mevzu, "natık" mahmuldür. Burada "natık" (konuşan) vasfı, insan kelimesine hamledilmiş, yükletilmişdir.
Mahrek-i Senevi: Medar. Bir seyyarenin bağlı olduğu kürenin etrafında dönmesiyle hasıl olan farazi daire.
Mail-i Kamer: Ayın yörüngesi. Ay'ın dünya etrafında dolaştığı mahreki. daire. Ayın
Maile: Eğri, eğilmiş.
Maksad ve temeyyüzü: müstekarrin Kelâmın maksadının ve karar kıldığı yerin açık olarak belli olması.
Ma'kud: Bağlı.
Ma nahnü fih: Üzerinde durduğumuz Mes'elemiz. şey.
Ma'raz-ı Kelâm: Kelâmın teşhirgâhı. (Kitablar.)
Masadak: Bir sözü veya hükmü tasdik eden husus,
vaziyet, hâdise. Mânanın fertlerine de masadak denilebilir.
Masdar: Bir şeyin sudur ettiği, çıktığı yer, kaynak, menbå, temel.
Matmah-ı nazar: Hırs, tamah veya dikkatle bakılan şey veya yer.
Mavera: Geri, ard, arka.
Mazanne: (Mazınne.) Herhangi bir mâna veya vasfın kendisinde var olduğu zan ve tahmin olunan yer veya kimse.
koludur. Eşyanın var mı, yok mu bilinmeyeceğini ederler. kendilerinden olduğunun iddia Bunlar şüphe ederler. Aynı zamanda şüphe ettiklerinden de şüphe ederler.
Lafız-perestlik:
Kelâmın mânasından çok, sözlerine önem vermek ve meşgul olmak.
Lafız-ı perzedane: Çeşitli ve çok çok söyliyerek.
Lâsiyyema: bilhassa. Hususan,
Lâtife-i Rabbaniye: İnsanın kalbine bağlı ve bütün duygularının sultanı olan ince bir duygudur ki, İlâhi hakikatlar onunla hissedilip zevkedilir.
Lâzım-ı beyyin: Bu tabirin masdariyet şekli "Lüzum-u beyyin" olup ikisi aynı mânaya gelir. Herhangi bir şey hatıra gelince hiç bir delil ve emareye ihtiyaç olmadan o şeyle beraber düşünülmesi zaruri olan
diğer bir şey mesela: İnsan denildiği zaman, kabiliyet-i ilim ve san'at akla gelmesi gibi...
Lem'a-nisar: parlaklık saçma.
Lenger-endaz: Demir atmış, demirlemiş.
Levazım: (Lâzım'ın C.) Bir
şeyden asla ayrılmayan şeyler. Bir işte beraber bulunmasına ihtiyaç olan şeyler.
Leyte: Keşke olsaydı, ne olaydı.
-M-
Maaşen:
bakımından.
Yaşayış
Ma-bihi'l-imtiyaz: Kendisi ile imtiyaz kazanılan şey.
Mağlata: Zihni yanıltmak için ustaca ve şeytancasına söylenen boş, asılsız ve karıştırıcı söz.
Mağlata-i vehmiyye: Vehmin, insanı yanıltmak için yanlışı doğru göstermesi.
Mağmure Adı sanı silinmiş, yerinde yeller esen.
Mağz: Öz, iç, lübb.
Mahv ve sekir: Fenafillah makamında kendi varlığını hiç görmek ve bu manevi halin zevk ve tesirinden ruhi bir coşkunlukla kendinden geçme hali.
- 1947-Türkiye - Irak Dostluk Antlaşması imzalandı.
EYLUL
07
PAZAR
One boyun eger
Bakara Suresi: 116
BİR HADİS
151447EL R.EVVEL
Insanlardan senin için hayır dua etmesini çok iste
Hatib
RUMI: 25 AĞUSTOS 1441 MIZIR 125
İman, bütün eşya arasında hakiki bir uhuvveti, irtibatı, ittisäli ve ittihat rabıtalarını tesis eder. Küfür ise, burûdet gibi, bütün eşyayı birbirinden ayn gösterir ve birbirine ecnebi nazarıyla baktırır.
1798 - Napolyon Bonapart'ın Gazze'yi işgali ve Akka'yı kuşatması.
-2016-Mehmed Kırkıncı vefat etti.
ŞUBAT
24
SALI
1447 6 RAMAZAN
RUMI: 11 ŞUBAT 1441
KASIM: 109
BİR AYET
Ey Adem oğulları! Size hem edep yerlerinizi örtecek bir elbise, hem de giyinip süsleneceğiniz bir elbise indirdik. Takva elbisesine gelince, en güzel ve en hayırlı elbise işte odur.
(A'raf: 26)
BİR HADİS
Nerede olursan ol! Allah'tan kork!
Ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.
e Midha Tuna valiliği sırasında burada özel likle Bulgarlar'a karşı örnek bir gizli po lis teşkilatı kurmuştur. Makedonya'dak ayaklanmalar ve gizli teşkilat için Ayna roz'a Boşnak Hasib adlı bir ajan yerleş tirilmiş, bundan çeşitli ihbarlar alınmış-tır. II. Abdülhamid'in özel casusları ha-fiyelerdi. Bu hükümdar zamanında kar-şı faaliyette bulunan çoğu gayri müslim casuslar da vardı. Bunlardan yahudi asıl-lı Emanuel Karasu, II. Abdülhamid'e kar-şı kurulan casusluk teşkilatının başına getirilmiş, padişahın tahttan indirilmesi için çalışmış ve sonunda bunu başar-mıştır. II. Abdülhamid'i tahttan indiren İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin iktidarı zamanında kurulan Teşkilât-ı Mahsūsa ise gerçek mânada çağdaş bir casusluk teşkilatıydı.
Devlet aleyhine faaliyet gösterenlerin cezası her devirde ağır olmuştur. Nite-kim İstanbul'un fethi sırasında Bizans lehine casusluk yapmakla itham edilen Vezîriâzam Çandarlı Halil Paşa XV. yüz-yıl ortalarında, yine casuslukla itham edilen Yorgaki adlı zimmî ise XVII. yüz-yıl sonlarında ölümle cezalandırılmıştır (Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Ve-kāyiât, s. 430).
BİBLİYOGRAFYA:
BA, MD, nr. 3, s. 49, 186, 384, 388, 435, 451, 960. TSMA, nr. E 866/5, 14 S
BA, MD, nr. 3, s. 49, 186, 384, 388, 435, 4 509, 528; nr. 14, s. 960; TSMA, nr. E 866 2434, 5116, 5801/3, 7252, 7662; Nigâr A farta, Osmanlı İmparatorluğu ile Lehistan sındaki Münasebetlerle İlgili Tarihi Belge İstanbul, ts., tür.yer.; Nizāmülmülk, Siyase me (Bayburtlugil), s. 110-126, 320; Beyh Târîh (nşr. Saîd Nefîsî), Tahran 1309, 1, 27, 3 Nizâmî-i Arûzî, Çehâr Maķāle (nşr. Muhamm Kazvînî), GMS, London 1910, XI, 24; Bünc Zübdetü'n-Nusra, s. 67; Gazavatnâme-i tan Murad b. Mehemmed Hân (nşr. Halil cık Mevlûd Oğuz), Ankara 1978, s. 3, 9; Devletşah, Tezkire (trc. Necati Lugal), İs bul 1977, I, 136-137; Aşıkpaşazâde, Târi
134; Neşri, Cihannümâ (Taeschner), 1, 25, 51, 174; Hadîdî, Tevârîh-i Âl-i Osmân: 1299-1523 (nşr. Necdet Öztürk), İstanbul 1991, tür.yer.; Lutfi Paşa, Asafnâme (nşr. Ahmet Uğur, İslâm İlimleri Enstitüsü Dergisi, IV, Ankara 1980 için-de), s. 249; Ali, Mevâidü'n-nefâis ft kavâidi'l-mecâlis, İstanbul 1956, s. 37 vd.; Selanikî, Tâ rih (İpşirli), 1, 13, 22; II, 645, ayrıca bk. İndeks; Celâlzâde Mustafa Çelebi, Selimnâme (nşr. Ah-met Uğur Mustafa Çuhadar), Ankara 1990, s. 367; Kitâbü Mesâlihi'l-müslimîn ve menâ-fii'l-mü'minîn (nşr. Yaşar Yücel), Ankara 1980, s. 59, 99; Koçi Bey, Risâle (Aksüt), s. 25, 66; Solakzāde, Târih, s. 361; Defterdar Sarı Meh-med Paşa, Zübde-i Vekāyiât (haz. Abdülkadir Özcan, doktora tezi, 1979), İÜ Ed. Fak., Tarih Seminer Kitaplığı, nr. 3276, s. 430; a.mlf., Ne-sâyihü'l-vüzerâ ve'l-ümera: Devlet Adamları-na Öğütler (nşr. Hüseyin Ragıp Uğural), Anka-ra 1969, s. 43, 79; L'Espion turc chez les prin-ces chrétiens, La Haye 1734, tür.yer.; Baron de Tott, Türkler ve Tatarlara Dâir Hatıralar (trc. Mehmet R. Uzmen), İstanbul, ts. (Tercüman 1001 Temel Eser), tür.yer.; III. Selim'in Hal'ine Dair Risâle, Millet Ktp., Ali Emîrî, Tarih, nr. 333, vr. 9a-b; Şânîzâde, Târih, IV, 33; Atâ Bey. Târih, III, 132-134; Cevdet, Târih, V, 63-64; XI, 166; XII, 179; Hüseyin Namık Orkun, Türk İs tilası Devrinde Macaristan'da ve Avusturya' da Casuslar, Ankara 1939; Uzunçarşılı, Mer-kez-Bahriye, s. 72; Franz Babinger, Mahomet II. Le Conquérant et Son Temps, Paris 1954, s. 609-612; Orhan Koloğlu, Le Turc dans la Pres-se Française, Beyrouth 1971, s. 106-107; Ni-zamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Sultan II. Ab-dülhamid ve Osmanlı İmparatorluğunda Ko-mitacılar, İstanbul 1964, s. 45 vd.; Ercümend Kuran, Avrupa'da Osmanlı İkamet Elçilikleri-nin Kuruluşu ve İlk Elçilerin Siyasî Faaliyet-leri 1793-1821, Ankara 1968, s. 9-12, 64-65; süng Kadar Dünua Casusluk
II. Le Conquérant et Son Temps, Paris 1954, s. 609-612; Orhan Koloğlu, Le Turc dans la Pres-se Française, Beyrouth 1971, s. 106-107; Ni-zamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Sultan II. Ab-dülhamid ve Osmanlı İmparatorluğunda Ko-mitacılar, İstanbul 1964, s. 45 vd.; Ercümend Kuran, Avrupa'da Osmanlı İkamet Elçilikleri-nin Kuruluşu ve İlk Elçilerin Siyasî Faaliyet-leri 1793-1821, Ankara 1968, s. 9-12, 64-65; Başlangıçtan Bugüne Kadar Dünya Casusluk Tarihi (Artel Yayınları), İstanbul 1974, s. 3-17; İsmet Miroğlu, XVI. Yüzyılda Bayburt Sancağı, İstanbul 1975, s. 149; Korkmaz Alemdar. Tür kiye'de Çağdaş Haberleşmenin Tarihsel Kö-kenleri, Ankara 1981, s. 51 vd.; Mim Kemâl Öke, İngiliz Casusu Prof. Arminius Vambery' nin Gizli Raporlarında II. Abdülhamid ve Dö-nemi, İstanbul 1983, tür.yer.; Yavuz Ercan, Os-manlı İmparatorluğunda Bulgarlar ve Voy nuklar, Ankara 1986, s. 75, 96; İsmail Aka, Ti-mur ve Devleti, Ankara 1991, s. 111; Robert Anhegger, "Martoloslar Hakkında", TM, VII-VIII/1 (1944), s. 282-300; a.mlf., "Muâlî'nin Hünkarnâmesi", TD, sy. 1 (1950), s. 150-151, 156, 285; a.mlf.. "Martolos", IA, VII, 341-342; Yusuf Halaçoğlu, "Osmanlı İmparatorluğunda Menzil Teşkilatı Hakkında Bazı Mülahaza-lar", Osm. Ar., II (1980), s. 130; V. L. Ménage, "The Mission of an Ottoman Secret in France in 1486", JRAS (1965), s. 112-132; Cengiz Or-honlu, "Osmanlı Devletinde Tercümanlık", Atatürk Konferansları (1971-1972), Ankara 1972, V, 17-18; a.mlf., "Tercüman", IA, XII/1, s. 178 vd.; Taner Timur, "Mavroyani Paşa An-latıyor: Osmanlı Gizli Polis Örgütü Nasıl Ku-ruldu?", TT, 1/6 (1984), s. 414-419; Fuad Köp-rülü, "Berîd", ÍA, II, 544 vd.; M. Canard, "Djā-cūs", El² (Fr.), II, 499-500; Mahmut Şakiroğ-lu, "Balyos", DIA, V, 45, 46; İbrahim Harekât, "Berîd", a.e., V, 499, 500.
elleri boynuna bağlı olarak gelir. Sonra da ya adaleti sayesinde kurtulur veya haksızlık etmiş olduğu için mahvolur!" buyurmuştur (Dârimi, Siyer, 72; Ibn Hanbel, II, 431; V, 267).
İslâm dini, bütün toplumsal kurumlarda olduğu gibi en geniş toplumsal kurum olan devlette de nizam fikrine ve uyuma önem verir. Bu sebeple Kur'ân-ı Kerîm'de "Al-lah'a, Peygamber'e ve sizden olan yönetici-lere (ülü'l-emre) itaat ediniz buyurulmuştur (en-Nisa 4/59). Hz. Peygamber de "Kendi İşlerinizi yürütenlere (devlet adamlarına) itaat edin, Rabbinizin cennetine girin" (et-Tirmizî, Cuma, 81) anlamındaki hadisiyle bu itaatin değerine işaret etmiştir. Ehl-i sün-net anlayışına göre devlet başkanı günah-kâr (fâsık) da olsa ona itaat etmek gerekir. Bir Ehl-i sünnet bilgini olan Gazzâlî "Zalim de olsalar devlet adamlarına hakaret et-mek doğru değildir" der ve Amr b. As'ın "Ehliyetsiz olsa bile bir hükümdarın varlığı, anarşinin sürüp gitmesinden daha hayırlı-dır" sözünü hatırlatır (lhyâ, IV, 85).
Ancak, devlet adamlarına gösterilmesi istenen bu saygı, onların zulüm ve haksız-lıklarını onaylama anlamına gelmez. Nite-kim Hz. Peygamber Yaratan'a isyan teşkil eden hususlarda yaratılmışa itaat edilme-yeceği ilkesini ifade etmenin (msl. bk. Buhârî, Ahkam 4) yanısıra "Cihadın en üstünü, zalim hükümdar karşısında hakkı söylemektir" buyurmustu
Tirmizî, Cuma, 81) itaatin değerine işaret etmiştir. Ehl-i sün-
net anlayışına göre devlet başkanı günah-kâr (fâsık) da olsa ona itaat etmek gerekir. Bir Ehl-i sünnet bilgini olan Gazzâlî "Zalim de olsalar devlet adamlarına hakaret et-mek doğru değildir" der ve Amr b. As'ın "Ehliyetsiz olsa bile bir hükümdarın varlığı, anarşinin sürüp gitmesinden daha hayırlı-dır" sözünü hatırlatır (İhyâ, IV, 85).
Ancak, devlet adamlarına gösterilmesi istenen bu saygı, onların zulüm ve haksız-lıklarını onaylama anlamına gelmez. Nite-kim Hz. Peygamber Yaratan'a isyan teşkil eden hususlarda yaratılmışa itaat edilme-yeceği ilkesini ifade etmenin (msl. bk. Buhârî, Ahkâm 4) yanısıra "Cihadın en üstünü, zalim hükümdar karşısında hakkı söylemektir" buyurmuştur (İbn Mâce, Fiten, 21; İbn Hanbel, V, 251, 256). Bu yüzden İslâm bilginleri, devlet ve siyaset adamlarını adalete çağırmayı, buna imkân bulanların önemli görevleri arasında göstermişler ve bu görevi kendile-ri de yerine getirmişler, hatta bu konuda Nasihatü'l-mülük, Edebü'l-mülük, Adâbü'l-vüzera, Pendnâme, Nasîhatnâme gibi isimler altında kitaplar yazmışlar; zaman
- cûr"a) sürükler; kötülük ise cehenneme götürür. Nihayet insan, sürekli yalan söy-= lemesi yüzünden Allah katında "kezzâb" (çok yalancı) olarak yazılır" (Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103-105).
İslâm ahlâkçıları eserlerinde sıdk konu-suna, âyet ve hadislerdeki önemi dolayısıy-la geniş yer vermişler; çeşitli tutum ve davranışlara göre başlıca altı türlü sıdktan söz etmişlerdir:
1- Konuşmada dürüstlük: Dinî ve sosyal bir zarara yol açmadıkça, söylenen her sözün gerçeği yansıtması, verilen sözün yerine getirilmesi gerekir. Hadislerde, ancak, karı-kocanın arasını düzeltmek, savaşta düşmanı aldatmak gibi bazı istisnaî durumlarda gerçek olmayan söz söylenebi-leceği, bunun dışında yalan söylemenin haram olduğu belirtilmiştir.
2- Niyet ve iradede dürüstlük:
Hz. Peygamber "Allah sizin görünüşünü-ze ve mallarınıza bakmaz; fakat O, sizin kalblerinize ve işlerinize bakar" anlamında-ki hadisiyle (Müslim, Birr, 32) niyet ve iradede doğruluk ve dürüstlüğün önemine işaret etmiştir. Özellikle iş hayatında niyet ve irade dürüstlüğünün önemi çok büyüktür. Hz. Peygamber'in "(...) Ödemek niyetinde olmadığı halde borçlanan kimse hırsızdır" anlamındaki hadisi (İbn Mâce, Sadakât, 10, 11) bunu ifade eder.
3- Karar dürüstlüğü:
İnsan, bir işin iyi olduğuna kesin olarak inanmışsa bunu yapmaya, kötü bir işten de uzak durmaya dürüst olarak karar vermeli-dir.
4- Kararında durma dürüstlüğü:
Bir konuda verilmiş kararı caymadan
1783
2
stanbul 1956, s. 37 vd.; Selán. 13, 22: 11, 645, aynca bk. In afa Çelebi, Selimname inş stafa Çuhadar), Ankara 1 salihii-müslimin ve me ar Yücell. Ankara 19 Ale (Aksút), s. 25, 6 Defterdar Sarı Mel at (haz. Abdülkadi 10 Ed. Fak, Tarihe 8.430; a.mif., Ne Devlet Adamlan p Uğural), Anka-chez les prin tür.yer.; Baron
Hatıralar (tre (Tercüman m'in Hal'ine Tarih, nr. Ata Bey. $3-64: XI, Türk Is sturja Mer homet 54, s. Pres NI-۱۵
sürdürmek, karar vermekten daha güçtür. Karar verme ve kararında durma dürüstlü-ğü, özellikle kötü alışkanlıklardan tevbe edip bir daha bunlara dönmemek konu-sunda büyük önem taşır.
5-Amelde dürüstlük:
Ahlâkçılar amel bakımından sıdkı, iyilik-leri gösteriş, çıkar gütme gibi ahlâk dışı amaçlarla değil, sırf iyilik olduğu için yap-kötülükleri de aynı anlayışla terketmedeki doğruluk ve dürüstlük şek-linde açıklarlar. ma,
6- Dinî ve manevi hallerde dürüstlük:
Özellikle tasavvufî kaynaklarda havf (korku), recâ (ümit), ta'zîm, zühd, rıza, tevekkül, sevgi gibi insanın Allah'a saygı ve bağlılığını gösteren yüksek dinî ve manevi hallerinde dürüst olmak sıdkın en yüksek derecesi olarak gösterilmiştir (bk. Gazzâlî, İhyâ IV, 331-335).
Mustafa Çağrıcı
♫ Akaid
Sıdk doğruluk demektir; peygamberler-de bulunması gerekli olan sıfatlardan biri-dir. Bir başka anlatımla, peygamberlerin doğru olması, verdikleri haberlerin gerçek olması bu görevin kaçınılmaz gereklerin-dendir. Bütün peygamberler doğru, güve-nilir ve dürüst insanlardır. İslâm akaidinde, peygamberlerin, peygamberlikten önce de peygamberlikten sonra da gerek din işle-rinde, gerekse dünya işlerinde asla yalan söylemedikleri kabul edilir. Nitekim gös-terdikleri mucizeler de onların doğrulukla-rının, Allah tarafından onaylanması anla-mını taşır. Eğer peygamberler için sıdk kaçınılmaz bir nitelik olmasaydı, yani söz-leri yalan ihtimaline açık olsaydı o zaman
cihad edenlere Yüce Allah cennet vaad etmiştir (111).
* Allah'ın müjdesine kavuşanlar, tevbe eden, ibâdet eden, hamd eden, Allah yo-lunda gidip cihad eden, namaz kılan, iyiliği emir, kötülükten meneden ve Allah'ın belirlediği sınırları dışına çıkmayan mümin-lerdir (112).
* Kâfir olarak ölenlere Allah'tan mağfiret dilenmez (113-114).
* Cenab-ı Hak, mümin kullarına, sakın-maları gereken şeyleri bildirmedikçe, onları sorumlu tutmaz (115).
* Her şey Allah'ındır, yaratan da öldüren de O'dur, müminlerin gerçek dostu ve yardımcısı da Allah'tır (116).
* Allah'tan ümid kesilmemeli, işlenen günahlar için gönülden tevbe edip O'na sığınmalıdır (117-118).
* Müminler Allah'tan korkmalı, doğrular-la beraber olmalıdır. Allah Teâlâ, kendi yolunda başa gelen sıkıntılara, yapılan masraflara karşılık mutlaka mükâfâtını verecek, daha güzeliyle ödüllendirecektir (119-121).
* Bir savaş sırasında, din ve ilim alanında çalışan gruplar savaşa katılmaz; onlar cep-he gerisinde, cephedeki cihadı destekler; savaş sonunda da müminleri irşad edip aydınlatır (122).
* Kur'ân, müminlerin imanını, münafıkla-rın ise inkârını (kinlerini) artırır (124-127).
* Hz. Peygamber, ümmetine düşkün, onların sıkıntıya uğramalarına üzülen, şefkat ve merhamet sahibi bir Allah elçisi-
* Kâfir olarak ölenlere Allah'tan mağfiret dilenmez (113-114).
e k -i
(112).
Van mümin-
* Cenab-ı Hak, mümin kullarına, sakın-maları gereken şeyleri bildirmedikçe, onları sorumlu tutmaz (115).
* Her şey Allah'ındır, yaratan da öldüren de O'dur, müminlerin gerçek dostu ve yardımcısı da Allah'tır (116).
e
* Allah'tan ümid kesilmemeli, işlenen günahlar için gönülden tevbe edip O'na sığınmalıdır (117-118).
* Müminler Allah'tan korkmalı, doğrular-la beraber olmalıdır. Allah Teâlâ, kendi yolunda başa gelen sıkıntılara, yapılan masraflara karşılık mutlaka mükâfâtını verecek, daha güzeliyle ödüllendirecektir (119-121).
* Bir savaş sırasında, din ve ilim alanında çalışan gruplar savaşa katılmaz; onlar cep-he gerisinde, cephedeki cihadı destekler; savaş sonunda da müminleri irşad edip aydınlatır (122).
* Kur'ân, müminlerin imanını, münafıkla-rın ise inkârını (kinlerini) artırır (124-127).
* Hz. Peygamber, ümmetine düşkün, onların sıkıntıya uğramalarına üzülen, şefkat ve merhamet sahibi bir Allah elçisi-dir (128).
5808- Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin. Allah-'tan afiyet dileyin. Çünkü onlarla karşılaştığınızda başınıza neler geleceğini kestiremezsiniz. Onlarla karşılaştığınızda şöyle deyin: "Allâhümme ente rabbünâ ve rabbühüm ve nevâsıynâ ve nevá-sıyhim bi yedike ve innemâ taktülühüm ente." Sonra yere çökün (siper alın). Üzerinize saldırdıklarında fırlayın ve tekbir getirin.
الْمُؤْمِنَ لَيُجَادِلُ بِهِ فَيُغْلَبُ وَإِنَّ الْمُنَافِقَ لَيُجَادِلُ بِهِ فَيُطْلَبُ الديلمي عن عبد
الرحمان بن جبير عن ابيه عن جده)
5810- Kur'an ile mücadele etmeyin. Allah'ın Kitabı'nın bir kısmını bir kısmı ile yalanlamayın. Vallahi onunla mücadele e-den mü'min yenilir. Onunla mücadele eden münafik da galip geldiğini zannetse bile mahkum olur. (Galebesi necat sebebi ol-maz.)
-٥٨١١ - لا تَجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ مَقَابِرَ إِنَّ الشَّيْطَانَ يَنْفَرُّ مِنَ البَيْتِ الَّذِي يُقرأ فِيهِ سُورَةُ الْبَقَرَةِ" (ش حم م ت عن ابي هريرة)
5811- Evlerinizi kabirler haline sokmayın. Hiç şüphesiz şeytan içinde Bakara Suresi okunan evden kaçar.
٥٨١٢ - لا تَجْعَلُوا قَبْرِي عِيدًا وَلَا تَجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قُبُورًا وَصَلُّوا عَلَيَّ وَسَلِّمُوا حَيْثُمَا كُنْتُمْ فَتَبْلُغُنِى صَلَاتُكُمْ وَسَلَامُكُمْ (ع) والحكيم عن الحسين عن على)
5812- Kabrimi bayram yeri yapmayın. Evlerinizi kabirler haline getirmeyin. Bulunduğunuz yerde bana salat ü selam geti-rin. Salat ve selamınız merak etmeyin, mutlaka bana ulaşır.
٥٨١٣ - لا تَجْعَلُوا هَذِهِ الصَّلَوةَ يَعْنِي الصُّبْحَ كَالصَّلَوةِ قَبْلَ الظُّهْرِ وَبَعْدَهَا وَاجْعَلُوا بَيْنَهُمَا فَصْلاً (طب ك عن عبد الله بن بجينة)
5813- Bu namazı (sabah namazını kastediyor) öğlenden evvelki ve sonraki namaz gibi yapmayın. Aralarını (sabah nama-zının sünneti ile farzı arasını) ayırın.
5814- Beni yolcunun su kabı gibi yapmayın. O, suyu içi-ne koyar, muhtaç olduğu zaman içer. Ihtiyacı olmadığı zaman o-nu döker. Beni sözünüzün ilki ortası ve sonu yapın üzerime sa-lavat getirin).
2164- Ey nas! Kadınlar yanınızda yardıma muhtaç yara-tıklardır. Allah'ın emaneti ile aldınız onları. Ferclerini Allah'ın ke-limesi ile kendinize helal yaptınız, ne var ki sizin onların üzerinde haklarınız vardır. Onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin onlar üzerindeki haklarınız yatağınızı kimseye çiğnetmemeleridir, maruf (dine uygun) olan hususlarda size başkaldırmamalarıdır. Bunu yaparlarsa (haklarınıza riayet ederlerse) onları maruf ölçüler dahilinde yedireceksiniz, giydireceksiniz.
٢١٦٥ - أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّهُ لَمْ يَبْقَ مِنْ مُبَشِّرَاتِ النُّبُوَّةِ الا الرُّؤْيَا الصَّالِحَةُ يَرَاهَا الْمُسْلِمُ أَوْ تُرَى لَهُ الْأَوَانِي نُهِيتُ أَنْ أَقْرَءَ الْقُرْآنَ رَاكِعًا أَوْ سَاجِدًا أَمَّا الرَّكُوعُ فَعَظْمُوا فِيهِ الرَّبَّ وَأَمَّا السُّجُودُ فَاجْتَهِدُوا فِي الدُّعَاءِ فَقِمَنْ أَنْ يُسْتَجَابَ لكم (ن حم م د ن هـ عن ابن عباس)
G
2165- Ey nas! Peygamber müjdelerinden ancak salih rü-ya kaldı. Müslüman onu görür veya kendisine gösterilir. Dikkat edin! Ben rüku ve secdede Kur'an okumaktan nehyedildim. Rü-kuda Rabbinizi tazim edin, secdede ise çok dua edin. O takdirde duanız kabul edilmeye layıktır.
بِطَاعَةِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ (طب عن السيد الحسن بن على)
2166- Ey nas! Ben vallahi size ancak Allah'ın emrettikle-iyi yapın. Ebül Kasım'ın nefsi yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, birinizin rızkı tıpkı eceli gibi kendisini takip eder. Eğer rini emrediyor, nehyettiklerinden nehyediyorum. Rızkı kazanmayı nzik arama babında bir güçlükle karşılaşırsanız onu Allah'in taatı ile arayın.
2167- Peygamberimizin Uhud şehitlerini kastederek: "Ey nas! Onları ziyaret edin. Selam verin. Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin olsun ki, kıyamete kadar onlara selam veren müslümanın selamını onlar mutlaka alırlar." buyurdular.
الآخِرَةَ وَعْدٌ صَادِقٌ يَحْكُمُ فِيهَا مَلِكٌ قَادِرٌ يُحِقُ بِمَا الْحَقَّ وَيُبْطِلُ الْبَاطِلَ أَيُّهَا النَّاسُ فَكُونُوا أَبْنَاءَ الْآخِرَةِ وَلَا تَكُونُوا مِنْ أَبْنَاءِ الدُّنْيَا فَإِنَّ كُلَّ أَمْ يَتْبَعُهَا وَلَدُهَا اعْمَلُوا وَانْتُمْ مِنَ اللَّهِ عَلَى حَذَرٍ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ مُعْرَوُضُونَ عَلَى أَعْمَالِكُمْ وَأَنَّكُمْ مُلاقُوا اللهَ لا بُدَّ مِنْهُ فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ الحسن بن سفيان طب وابن مروية حل عن شداد بن اوس)
2168- Ey nas! Dünya geçici bir metadır. Onu iyi olan da
alır, kötü olan da. Ahiret ise gerçek bir vaaddir. Orada ancak pek güçlü bir hükümdar hükmedecektir. Hakkı ispat edecek, batı-lı da kökünden yıkacaktır. Su halde ey insanlar! Ahiret çocukları olunuz, dünya çocukları (salikleri) değil. Zira her anneye ancak çocuğu (başkası değil) uyar. Allah'tan korkarak çalışın. Bilin ki,
siz amellerinize göre Allah'a sunulacaksınız. Mutlaka Allah'a ka-vuşacaksınız. Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görecek, kim de zerre kadar şer işlemişse onu görecektir.
2169- Ey nas! Şirkten kaçının. Çünkü o karıncanın aya-ğının sesinden daha gizlidir. "Ey Allah'ın Rasulü! Biz ondan nasıl korunalım?" diye sordular. Dedi ki, şöyle deyin: "Allâhümme in-nâ neûzü bike en nüşrike bike şey'an na'lemühû ve nestağfiruke li mâ lâ na'lemüh" (Bilerek Zat-ı Ecelli A'lan'a şirk koşmaktan Sa-na sığınırız Allah'ım! Bilmeyerek bizden meydana gelen şirkten de affını talep ederiz Allah'ım!)
2170- Ey insanlar! Allah'tan korkun. Allah'a yemin ede-rim ki, bir mü'min bir mü'mine zulüm ederse, Allah mutlaka kı-yamet günü ondan intikamını alır.
۲۱۷۱ - أَيُّهَا النَّاسُ اِثْنَانٌ مَنْ وَقَاهُ اللهُ شَرَّهُمَا دَخَلَ الْجَنَّةَ مَا بَيْنَ لِحِيَيْهِ وَمَا بَيْنَ رِجْلَيْهِ (حم عن رجل من الانصار)
2171- Ey insanlar! İki şey vardır ki, Allah kimi onların şerrinden korursa cennete girer. İki dudak arasındaki dilini, iki bacak arasındaki (tenasül uzvunu).
۲۱۷۲ - أَيُّهَا النَّاشِدُ غَيْرُكَ الْوَاجِدُ لَيْسَ هِذَا بُنِيَتِ الْمَسَاجِدُ (عبد الرزاق عن ابراهيم بن محمد عن مصعب بن محمد عن ابى بكر بن محمد قال سمع رسول الله صلى الله عليه وسلم رجلا ينشد ضالة في المسجد قال فذكره
2172- Ey yitiğini arayan, (onu Allah sana buldurtmasın). Zira mescitler bu gaye için yapılmamıştır.
۲۱۷۳ - أَيَّتُهَا الأُمَّةُ إِنّى لا أَخَافُ عَلَيْكُمْ فِيمَا لَا تَعْلَمُونَ وَلَكِنِ انْظُرُوا كَيْفَ تَعْمَلُونَ فِيمَا تَعْمَلُونَ" (ص حل هب عن ابي هريرة)
2173- Ey ümmet! Sizin için bilmedikleriniz hususunda korkmuyorum. Lakin bildiklerinizi nasıl tatbik ediyorsunuz, ona dikkat edin.
٢١٧٤ - الله اللهَ فِي أَصْحَابِى لاَ تَتَّخِذُوهُمْ عَرَضًا بَعْدِي فَمَنْ أَحَبَّهُمْ فَبِحُبَى أَحَبَّهُمْ وَمَنْ أَبْعَضَهُمْ فَبِبُغْضِي أَبْغَضَهُمْ وَمَنْ آذَاهُمْ فَقَدْ آذَانِي وَمَنْ آذَانِي فَقَدْ آذَى اللَّهَ وَمَنْ آذَى اللهَ يُوشَكُ أَنْ يَأْخُذَهُ (حم خ في تاريخه ت حل عن عبد الله بن مغفل)
2174- Ashabım hakkında Allah'tan korkun. Allah'tan korkun. Onları benden sonra hedef edinmeyin. Kim onları sever-se bana olan sevgileri ile sevmiştir. Onlardan nefret eden, bana olan nefreti sebebiyle nefret eder. Kim onlara eziyet ederse bana eziyet etmiş demektir. Bana eziyet eden ise Allah'a eziyet etmiş olur. Kim de Allah'a eziyet ederse, onu çepçevre yakalaması ya-kındır, demektir.
2175- Ashabım hakkında Allah'tan korkun. Allah'tan
korkun. Kim onlara buğz ederse bana olan buğzu sebebiyle buğz etmiştir. Kim de onları severse, beni sevdiği için sevmiştir. Al-lah'ım! Onları seveni sev, onlara buğz edene buğz et.
٢١٧٦ - اللهُ أَكْبَرُ خَرِبَتْ خَيْبَرُ أَنَا إِذَا نَزَلْنَا بِسَاحَةِ قَوْمٍ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنْذِرِينَ (حم خ م ت ن عن انس حم عن انس عن ابي طلحة)
2176- Allâhü ekber! Hayber harap olmuştur. Biz bu kav-
2180- Ey insanların Rabbi ve sıkıntının gidericisi olan Al-lah'ıml Şifa ihsan et, şifa veren Sensin. Senden başka şifa veren yoktur. Hiç bir hastalık bırakmayan bir şifayı ihsan et.
۲۱۸۱ - اللهم لا خَيْرَ إِلا خَيْرُ الآخِرَةِ وَفِي لَفْظِ لَا عَيْشَ إِلَّا عَيْشُ الْآخِرَةِ فَاغْفِرْ لِلأَنْصَارِ وَالْمُهَاجِرَةِ (ط حم خ م د ت ن عن انس)
2181- Allah'ıml Ahiretin hayrından başka bir hayır yok tur. (Başka bir lafızda, ahiret hayatından başka hiçbir hayat yok-tur şeklinde varit olmuştur.) Hem Ensar'ı hem de Muhacirler'i ba ğışla.
2183- Peygamberimiz, Hazreti Ali'yi kastederek: "Allah-'iml Ona yardım et. Onun sebebiyle de yardım et. Onu esirge ve onun sebebiyle de esirge. Ona yardım et, onun sebebiyle (halka) yardım et. Onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol Allah-'ım!" buyurdular.
2184- Peygamberimiz torunları Hasan ve Hüseyin'i kas-tederek: "Allah'ım! Ben bu ikisini seviyorum. Sen de sev. Onlar-dan nefret edenlerden Sen de nefret et."
٢١٨٥ - اللَّهُمَّ انْصُرِ الْعَبَّاسَ وَوَلَدَ الْعَبَّاسِ ثَلَاثًا يَا عَمُ أَ مَا عَلِمْتَ أَنَّ الْمَهْدِي مِنْ وُلْدِكَ مُوَفِّقًا رَاضِيًا مَرْضِيًّا (الهيثم بن كليب وابن عساكر عن عبد الله بن
عباس عن ابيه وسند رجاله ثقات
2185- Allah'ım! Abbas'a ve Abbas'ın oğullarına Sen yar-dım et. (Üç kere) ey amca, Mehdi senin neslindendir. Muvaffak olacaktır. Allah'tan razı olacaktır, Allah da ondan hoşnut olacak-tır.
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
YanıtlaSilELHAMDÜLİLLAH
ALLAHUEKBER
SUBHANALLAH
ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED
ESTAGFİRULLAH
SALLAAHUALEYHİVESELLEM
BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:14
Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:10
Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
der Ve sağlam bir yol açtığına na karşı âlem-i İslam, minnettarane, mut in derin bir aşkla ve fitri ve is istidadi pek kuvvetli bir iştiyakla teslimiyetini ve getirdiği saade det i ebediye beşaretini tas eyyühe'n nebiyyu ve rah le bir evi ziyaret ve gorush prüşmek ve üç üteşekkirane aradığı hayatı ba asdik ettiğini ve beyeniye
YanıtlaSil-1909 Bediuzzaman Sand Nursi, Ayasofya Mevlidinde heyecanlı kalabalığı yatıştırdı.
3
BIR AYET "Benim de, sizin de Rabbimiz olan Allah'a
tevekkül ettim
1977-Bediuzzaman Said Nursi'nin talebelerinden Tahiri Mutlu vefat etti.
PAZAR
SUNDAY
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
NİSAN
Ben adilim.
Ancak adaletle şahitlik ederim.
2007-Bediuzzaman Said Nursi'nin talebelerinden M. Emin Birinci vefat etti.
APRIL
Allah'ın hesabına kâinata bakan adam, her ne müşâhede ederse, ilimdir, eğer, gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehil olur.
HICRI: 2 RAMAZAN 1443 - RUMI: 21 MART 1438
Mesnevî-i Nûriye
KASIM: 147 - GÜN: 93 KALAN: 272-GUN UZA: 2
DK
in sahsiyet-i maneviyesi ve bütün davalarının esası ve mahiyeti nubu medin (asm) risaletine ve hakkaniyetine kat1 şehadet eder Çünki onun halet
YanıtlaSil-1804 Kaynlara geçen da metros, koçya'ya dustu -1909-Volkan gazetesinde Bediüzzaman'ın Ayasofya nutkundan söz edildi.
-1968-Martin Luther King Jr. Memphis'te ölduruldü.
4
PAZARTESİ
MONDAY
NİSAN
APRIL
Güya insanlar gibi dünyalar dahi, birer misafirdir. Her mevsimde Zat-ı Zülcelal'in emriyle alem dolar, boşalır.
DO MART 1429
Sözler
KASIM: 148 GUN: 94 KALAN: 271-
BIR AYET
Ey insanlart Sul ve saden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki takvaya
erişesiniz.
Bakara Suresi: 21
BİR HADİS
Şüphesiz ki benim Rabbim hak ve adalet üzeredir.
DK
GUN UZA: 3
TARIHTE BUGÜN
YanıtlaSil1909 - İttihad-
Muhammedi Cemiyeti kuruldu.
1992-Bosna-Hersek
hükümeti bağımsızlığını ilan etti.
5
SALI
TUESDAY
NİSAN
APRIL
BIR AYET
Mu'minler ancak o kimselerdir ki, Allah'ın adı anıldığı zaman kalpleri
titrer
Enfal Suresi: 2
BİR HADİS
Ben ancak bir kulum, kullar gibi yer, kullar gibi içerim.
Eserleriyle azameti anlaşılan şu muhteşem, zevalsiz saltanat; böyle geçici, devamsız, bikarat, ehemmiyetsiz, mütegayyir, umurlar üzerinde kurulmaz, durulmaz....
Sözler
HİCRİ: 4 RAMAZAN 1443-RUMI: 23 MART 1438
KASIM 149-GUN: 95K 270-GDA 20K
Çıkan catlarının fevkinde bulunan ve bir gazvede "Zırhı çıkar, onun yerine bu Cevşen bir harika münacat olan ve marifetullahta terakki eden bütün anflerin mu Bin bir esma illahiyeye sarihan ve işareten bakan ve bir cihette Kur ändan
YanıtlaSilleki hakikatler ve
TARINTE BUGUN
- 1453-Istanbul, Fatih Sultan Mehmet tarafından kuşatıldı.
1920 - Anadolu Ajansı kuruldu.
2021 - Hayatını Risale-i Nur neşriyat ve hizmetlerine adayan, Yeni Asya Gazetesinin kurucularından ve 51 yıl imtiyaz sahipliğini yapmış Mehmet Kutlular vefat etti.
6
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
NİSAN
APRIL
BİR AYET 0, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Onun eşi olamazken oğlu nasıl olur?
En'am Suresi: 101
BİR HADİS
Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel yaptı.
Tembellikle namazı terk eden veyahut kıymetini bilmeyen, ne kadar cahil, ne derece hasir, ne kadar zararlı olduğunu bilahare anlar, ama iş işten geçer. İşarat'ül İcaz
KASIM: 150 GN-06 KALAN-269
GÜN UZA-4 DK
kikatlerini aklen ve mantiken ispatıyla, hatta Nuriye, yuz otuz parçasıyla risalet i Muhammediyeye (asm) bir tek fereşşuh eden ve bir cihette Cevşenden feyiz alan Kur'an'dan te alan ve tevellud eden Besailin
YanıtlaSilTARINTE BUGUN
1909 Bediuzzaman in
Valkan gazetesinde "Ziya yı Hakikat isimli makalesi yayınlandı.
- 2003-Bağdat, tumüyle ABD birliklerinin kontrolüne geçti.
7
BIR AYEY Nerede olursanız olun, Allah hepinizi huzurunda
toplayacaktır.
PERŞEMBE
THURSDAY
Bakara Suresi: 148
BİR HADİS
NİSAN
APRIL
Dedikoduyu, çok sual sormayı ve malı boşu boşuna harcamayı terk et.
Hakiki ve elemsiz lezzet yalnız imanda ve iman ile olabilir.
Şualar
MÜCADELEDE ÖTEKİNİN VARLIĞINI KABULDE PROBLEMİ VAR. İNANANLAR VE İNANMAYANLAR KİM OLURSA OLSUN.
YanıtlaSilYanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:33
HAKİKATEN OLAYLARI İYİ OKUYAN, İNSAN UNSURUNU İYİ TANIYAN VE BELLİ BİR EĞİTİMDEN GEÇMİŞ, SEYRİU SÜLUK GÖRMÜŞ BİR İNSAN TARİKATTA İNSANLARI KENDİNE DEĞİL ALLAH'A TAŞIYOR. BURADA EN BÜYÜK YANLIŞLIK İNSANLARI KENDİNE TAŞIMAK. ALLAH KORUSUN. MÜRŞİT KONUMUNDAKİ BİRİSİ, TARİKAT KURUCUSU, İNSANLARI KENDİNDE BIRAKIRSA İHANET ETMİŞ OLUR.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:37
Aylık Mecmua
Şebnem ve Altınçocuk ile birlikte.... http://www.altinoluk.com
ALTINOLUK
Eylül 2018 Sayı: 391. Zilhicce 1439-Muharrem 1440 14.00 TL (KDV dahil)
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:38
TARİKAT... CEMAAT... ÖRGÜT...
DOĞRULAR YANLIŞLARA
İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz
Diyanet Din Dışı Yönelişlere
Müdahale Etmeli
BENİM KANAATİMCE BOZULMALAR GÜÇ ZEHİRLENMESİYLE BAŞLIYOR. SAYISAL VE EKONOMİK OLARAK BİR GÜCE ERDİĞİNİZDE VE BU GÜÇLE PEK ÇOK ŞEYİ YAPABİLMEYE KÂNİ OLDUĞUNUZ ZAMAN GÜÇ ZEHİRLENMESİ BAŞLIYOR. GÜCE ERİNCE CEMAATLER, ULUSLARARASI GÜÇLERİN VE İSTİHBÂRÂT ÖRGÜTLERİNİN DE İLGİ ALANINA GİRMEYE BAŞLIYOR HERHALDE.
YanıtlaSilYanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:23
İSTER TARİKAT İSTER DERNEK İSTER CEMAAT, CEMİYET HANGİ VASIFTA OLURSA OLSUN KURUMLARIN ŞEFFAF OLMASI GEREKEN ALANLAR VAR. ŞEFFAF OLMASI GEREKEN ALANLARDAN BİRİNCİSİ BUNLARIN HEDEFLERİDİR. TARİKAT, CEMAAT, VAKIF VEYA DERNEK NE YAPMAK İSTİYOR.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:25
BENCE BÜYÜK TEHLİKE DİĞERLERİNİ; FARKLI TARİKAT VE CEMAATLERİ ÖTEKİLEŞTİRMEKTİR. “BİZ VARIZ BAŞKASI YOK. BİZ HAKİKATİZ ONLAR DALALET." BENCE BİR BÜYÜK SAPMA DA BURADA. HİÇ KİMSE KENDİSİNİ HAKİKATİN TEK TEMSİLCİSİ GİBİ GÖRMEMELİ, GÖREMEZ. KUR'AN'A GÖRE DE GÖREMEZ, PEYGAMBER EFENDİMİZ ALEYHİSSELATU VESSELAMA GÖRE DE GÖREMEZ.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:27
lışın' de-olmaz, dar bü-'der
boş yanl kur de,
ka-
bir
SEVGİ, SAYGI GÜZEL BİR ŞEY AMA ONUN DA SINIRINI İYİ KOYMAK LAZIM. ALLAH RESÜLÜ -SALLALLAHU
ALEYHİ VE SELLEMİN- ISRARLA ‘BEN BEŞERİM, KULUM. SİZİN GİBİ BİR KULUM, İNSANIM' DEMİŞ OLMASI BENCE
ÇOK ANLAMLI VE ÖNEMLİ.
tül
gü lü va
19
ka
k
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:29
a
L
S
İnsanın insanı sevmesi, hocanın talebesini, talebenin hocasını sevmesi beşeri bir duygu olarak normal ve hakikaten kabul edilebilir bir şey. Ama bunun taabbudi bir bağlılığa dönüşmesi ve ihtiram ettiği kimseyi lâ yuhtî yâni hatasız, günaha düşmeyen bir varlık olarak algılayacak şekilde görmeye başlamış olması, bizim islamî değerlerimizle, ölçülerimizle asla
nsanın lebilir
tlerin
adet-
trol
war, h
-
bağdaşmayan bir husustur.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:31
TASAVVUFUN EN ÇOK TENKİT EDİLEN TARAFLARINDAN BİRİSİ DE, MENKIBE VE KERAMET TÜRÜ ŞEYLERDİR. HALBUKİ TASAVVUF BÜYÜKLERİNİN TA BAŞTAN BERİ EN ÇOK VURGULADIKLARI ŞEY, "NEFSİN SENDEN KERAMET İSTER. SEN KERAMETİ BIRAK İSTİKAМЕТЕ ВАК.
EN BÜYÜK KERAMET İSTİKAMETTİR."
"EMREDİLDİĞİN GİBİ DOSDOĞRU OL!"
BUYURULMUŞTUR.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:32
BAŞ OLMA SEVDASI BİR SÜRE SONRA İNSANA, 'MENEM DİGER NİST' DEDİRTİYOR. YANİ 'BEN VARIM, BAŞKASI YOKTUR.' ALLAH KORUSUN.
DOLAYISIYLA İNSANIN ÖTEKİ İLE MÜCADELEDE ÖTEKİNİN VARLIĞINI KABULDE PROBLEMİ VAR. İNANANLAR VE İNANMAYANLAR KİM OLURSA OLSUN.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:33
HAKİKATEN OLAYLARI İYİ OKUYAN, İNSAN UNSURUNU İYİ TANIYAN VE BELLİ BİR EĞİTİMDEN GEÇMİŞ, SEYRİU SÜLUK GÖRMÜŞ BİR İNSAN TARİKATTA İNSANLARI KENDİNE DEĞİL ALLAH'A TAŞIYOR. BURADA EN BÜYÜK YANLIŞLIK İNSANLARI KENDİNE TAŞIMAK. ALLAH KORUSUN. MÜRŞİT KONUMUNDAKİ BİRİSİ, TARİKAT KURUCUSU, İNSANLARI KENDİNDE BIRAKIRSA İHANET ETMİŞ OLUR.
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:37
Aylık Mecmua
Şebnem ve Altınçocuk ile birlikte.... http://www.altinoluk.com
ALTINOLUK
Eylül 2018 Sayı: 391. Zilhicce 1439-Muharrem 1440 14.00 TL (KDV dahil)
YanıtlaSil
yuksel22 Şubat 2026 03:38
TARİKAT... CEMAAT... ÖRGÜT...
DOĞRULAR YANLIŞLARA
İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz
Diyanet Din Dışı Yönelişlere
Müdahale Etmeli
YanıtlaSil
Yorum Gönder
Bu blogdaki popüler yayınlar
ZULKIFL A. S.
Mayıs 22, 2024
Devamı
SÜLEYMAN A. S.
Mayıs 22, 2024
Devamı
HUD A. S.
Mayıs 22, 2024
Devamı
Blogger tarafından desteklenmektedir
Tema resimleri Michael Elkan tarafından tasarlanmıştır
yuksel
Vasiyet ve mustafa
Profili ziyaret edin
Arşivleme
Kötüye Kullanım Bildir
DELAIL I HAYRAT BERHI
YanıtlaSil-Senden isterim.
Tazarru ve niyaz ederim.
-Adem aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine..
Bunun daha açık manası şudur:
Allahun, Adem a.s. peygamberin, vesile ederek, sana dua ettiği isimler hürmetine sana niyaz edip dileklerimi arz ederim.
PEYGAMBERLERİN DUALARI
Adem'in a.s. dua edip dolayısı ile niyazını arz ettiği isimler üzeri ne ulemanın çeşitli görüşleri vardır. Onların hepsini anlatacak olsak, çok uzun olur. Ancak, onlardan bir kısmını anlatacağız.
Ebüssund Rh. tarafından:
«Adem Rabbından bazı kelimeler aldı.» (2/37)
Meâline gelen Ayet-i kerimenin tefsirinde şöyle anlatıldı:
Adem'e a.s. Rabbından gelen dua kelimeleri şunlardır:
Rabbınız, biz nefislerimize zulüm ettik. Bize acıyıp da bizi
bağışlamazsan, hüsranda kalanlardan oluruz. (7/23)
Bunlar da Ayet meâlleridir.
İmam-ı Gazali Rh. İhya-i Ulum adlı eserinde, Hazret-i Aişe'den r.
a. naklen şöyle anlattı:
-Şanı büyük Allah, Adem'in a.s. tevbesini kabul buyurmayı mu-rad ettiği zaman, kendisine ilham eyledi. Bu ilhamla, Adem a.s. Ka-be'yi yedi defa tavaf etti. Ancak, o zaman henüz Beyt-i Mükerreme bina olunmamıştı, onun yerini tavaf etti.
Tavaf ettikten sonra, iki rikât namaz kıldı. Namazdan sonra da
şu duâyı okudu:
Allahım, benim gizlimi aşikâremi biliyorsun; mazeretimi kabul buyur. İhtiyacımı biliyorsun; dileğimi ihsan eyle. Nefsimde olanı bili-yorsun; benim günahlarımı bağışla.
Allahım, senden kalbime sevinç verecek iman, doğru yakin hali İstiyorum. Böylece, bileyim ki, ancak senin yazdığın bana isabet eder; başka türlüsü mümkün değil. Bana kısmet ettiğine özümü razı kıl. (1)
Adem a.s. bu duâyı yaptıktan sonra, Yüce Hak kendisine şöyle vahyetti:
Bu yaptığın dua kabul edildi; seni bağışlarım. Senin zürriyetin-den her kim bu duâyı okuyup ben şanı büyük Allah'a teveccüh edip niyaz ederse, onu da bağışlarım. Onun gamını, kederini de izale ede rim. Dünyayı ona müsahhar kılarım.
Böylece, Adem'e a.s. müjde verdi.
Fasi Rh. şöyle anlattı:
Şeyh İbn-i Ataullah Rh. Tenvir adlı eserinde şöyle dedi:
(1) Bu duânın Arapça okunuşu şöyledir:
ceti fea tini suali ve ta'lemű ma fi nefsi fağfirli zünubi. Allahilmme inni es'elüke Imanen yübaşirü kalbi ve yakinen sadikan hatta aleme
KARA DAVUD
YanıtlaSil765
Celal ve ikram sahibi şanı büyük Allah Adem'e a.s. yarattığı nı bildirdiği zaman:
Ya Kadir.
Diye nida eyledi. Bundan sonra, Ådem'e as. irade tahsis ettiğini bildirdi. Bunun üzerine Adem a.s. şöyle dedi:
Ya Mürid..
Bundan sonra, malum ağaçtan meyve yememesini bildirdi. Bunun üzerine Aziz Cebbar Allah'a:
Ya Hakim.
Diye nida eyledi. Bundan sonra, o ağacın meyvesinden yemek, kendisi için zatından gelen bir hüküm olduğunu bildirdi o zaman, Ra-
uf Rahim zata:
Ya Kahhar.
Diye nida eyledi. Kendisini rüsvay edeceğini bildirdiği zaman da
şu nidayı yaptı: Yn Settar.
Bundan sonra tevbesinin kabulünü bildirdi; o zaman Gafur Şekûr olan yüce zata şöyle nida eyledi:
Ya Tevvab.
Ådem a.s. ağaçtan yedikten sonra, Yüce Allah kendisinden sevgi-sini kesmediğini bildirince, şöyle nida eyledi:
Ya Vedud.
Bundan sonra, Adem'i a.s. yere indirdi. Dünyalık geçiminin kolay olacağını bildirdi. O zaman Allah-ü Azimüşşan'a:
Ya Latif.
Diye nida eyledi. Bundan sonra, kendisine gerekli şeyler için kuv-vet verdiğini bildirdi. O zaman celâl ve ikram sahibi Yüce Allah'a şöy-le nida eyledi:
Ya Muin.
Bundan sonra, kendisine yasak işinin, yere indirilmesinin sırrını, hikmetini anlattı; o zaman Ådem a.s. şu nidayı yaptı:
Ya Hakim..
Bundan sonra, düşmanının hilesine karşılık kendisine yardımını bildirdi. O zaman Melik Kuddus Allah'a şöyle nida etti:
Ya Nasır.
Bundan sonra, kulluk vazifelerini yerine getirmek sureti ile, saa-dete ereceğini bildirdi. O zaman Ådem a.s. Mümin ve Müheymin olan
Yüce Allah'a:
Ya Zahir.
Diye nida eyledi. Böylece, Yüce Allah'a büyük isimlerle dua eyle-miş oldu.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Nuh aleyhisselâmın sana dua ettiği isimler hürmetine senden
isterim.
Tarihte ilk defa şeriatle peygamber olarak gelen Nuh a.s. peygam-berdir. Künyesi: Nuh Neciyyüllah'tır.
DNLAL I HAYRAT BERHI
YanıtlaSilNuh Mugamberin ettiği du umerime ulema ceşitli görüş flert
piyle deli Onun dudar qurdu
Bamları da style dud ettiğini söylediler: somun akmasi da durmasi da Allah'm ach ledir. (11/41) (1)
Baller kavminden kurtaran Allah'a hamd olsun. (23
26) (2)
Banla Nuhma.. au duavı okuduğunu anlattılar Nabbim bent bereketli bir mensile kondur. Sen konuk eyle. Jenlerin hayırhsaisin. (23 29) (3)
Nuh'un as bunlardan başka dualar ettiğini söylediler. Devam edelim
- Nu aleyhisselamm sana dua ettiği isimler hürmetine senden Asteris
Hod as peygamberin ettiği dua suaur:
Şüphesis ben, kendimin de sizin de Rabbınız olan Allah'a te vekkül effyorum. Yürüyen mahluklardan hiç biri hariç olmamak üze re, cümlesinin amına yapışan odur. Rabbim sırat-ı müstakim üzerin God (1156) (4)
-Brahim aleyhisselâmım sana dua ettiği isimler hürmetine sen den isterim.
Torahim as peygamber, Resulüllah S.A. efendimizin en büyük
fbrahim as peygamberin yaptığı dualar pek çoktur. Bunların hepsi, Kur'an Kerim'de geçer. Onlardan bazısını sırası ile şöyle ala-liris:
Naddimis, bladen kabul buyur. Hakkıyle, işiten ve kemali De bilen sensin. (2/127) (5)
Raddımız, ikimizi de sana teslim olmakta devamlı kıl. Soyumur da dahi, sana teslim olan bir ümmet çıkar. Bize ibadet edeceğimiz yerleri göster. Tevbemizi kabul buyur. Tevbeleri en çok kabul eden merhametli sensin. (2/128) (6)
Raddimus, onların içinden, kendilerine senin åyetlerini okuyup ki tadi ve hikmeti öğretmek sureti ile kendilerini tezkiye edecek bir re-sul çıkar. Çünkü sen, yegåne galip hikmet sahibi bir zatsın. (2/129) (1)
Ostie okunan dukların Arapça okunuşu faydasına binaen aşağıya annh:
(2) «Bismillahi mecretyha ve mürsaha inne Rabbi leğafurün Rahim.
-hamda Mahilleni neccana milel-kavmirzalimin.
(3) «Rabbi enini münzolen mübareken ve onte hayrül-münzilin (4)nni tevekkel alellahi Rabbi ve Rabbiküm man min dabbetin illa hüve
Minin dinasyečila inne Rabbi ali sıratın müstakim
(3) Radbena takabbel minna inneke entes-semiul-alim.
Radbeon vec'alna müslimeyni loke ve min zürriyetina ümmeten müsimeten leke ve erilna menasikena ve tilb aleyna inneke entet-tvvabiür-rahim>
nam'al kitabe vel hikmete ve yürekkihim inneke entel-aziz'ül-hakim.» Radbena rob'as him resalen minhüm yethu aleyhim ayatike ve yuallima
KARA DAVUD
YanıtlaSil767
وبالأسماء التى وياك بها إذا قسم
عَلَهُ السلام وبالأسما و
السميع العيد بنك
صَالِحُ عَلَيْهِ السلام دیکال ها .
اليد وانان
وبالاسماء التى كانها
يوسف قربان من عين
عليه السلام وبالاسماء الى
وبالاسماء التي دعاكها ، يعقوب الم
وان التعامل ماعين
عَلَيْهُ السَّلَامُ وبالاسماء التى
وانا الأقطابا
دعاكها ، يوسف عليه السلام
الهو العلم السلام علي موسى من لا
وبالاسماء الدعاك
عَلَيْهُ السَّلَامُ وَبالأسماء
التي مونس ال
دعاك بها ، مُرُودُ عَلَيْهِ السَّلام
وبالأسماء التي دعاكها واسع
والقوال
Ve bil esmailleti deake biha Ibrahimü aleyhisselâmü.
Ve bil esmailleti denke biha Salihün aleyhisselâmü.
Ve bil-esmailleti deake biha Yunüsü aleyhisselâmü.
Ve bil esmailleti deake biha Eyyubü aleyhisselâmü,
Ve bil esmailleti deake biha Yakubü aleyhisselâmü
Ve bil esmailleti deake biha Yusüfü aleyhisselâmü.
Ve bil esmailleti deake biha Musa aleyhisselâmü.
Ve bil esmailleti deake biha Harunü aleyhisselâmü.
Ve bil esmailleti deake biha Şuaybün
İbrahim'in a.s. sana dua ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Salih'in a.s. sana dua ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Yunüs'ün a.s. sana dua ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Eyyub'ün a.s, sana dua ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Yakub'un a.s. sana dua ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Yusüf'ün a.s. sana duá ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Musa'nım a.s. sana dua ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Harun'un a.s. sana dua ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Suavh'ın a.s. sana dua ettiği isimler hürmetine senden isterim.
* **
(Devamı: 771. Sayfada
صَلوةَ لَهُ وَمَوْضِعَ الصَّلوةِ مِنَ الدِّين كموضع الرأس من الجَسَاء (طلس من ابن عمر)
YanıtlaSil5755- Emaneti olmayanın imanı, abdesti olmayanin na-mazi, namazı olmayanın da dini yoktur. Dinde namaz cesetteki baş gibidir.
٥٧٥٦- لا بأس أنما هُوَ حَذْبَةٌ مِنْكَ عب) طب عن ابي امامة ان رجلا قال يا
رسول الله مست ذكرى وانا اصلی قال فذكره
5756- Bir sakınca yok. (Elinin edep yerine değmesi ile abdest bozulmaz.) Çünkü o senden bir parçadır.
٥٧٥٧ - لا بَأْسَ رَيْحَانَةً يَشُمُّهَا" (الحاكم في الكنى عن انس سُئِلَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنِ الرَّجُلِ يُقْبَلُ امْرَأَتَهُ فِي رَمَضَانَ قَالَ فَذَكَرَهُ)
5757- Beis yok bunda, sadece kokladığı bir kokudur bu. (Resulüllah bunu, Ramazanda zevcesini öpen kimse için buyur. muştur.)
٥٧٥٨- لا بَأْسَ بِالْغِنَى لِمَنْ اتَّقَى وَالصَّحَّةُ لِمَنْ اتَّقَى خَيْرٌ مِنَ الْغِنَى وَطِيبُ النَّفْسِ مِنَ النَّعِيمِ (حم) هـ هب ك والبغوى والحكيم عن يسار بن عبد)
5758- Sakınan kişi için zenginlikte bir beis yoktur. Sakı-nan kişi için sıhhat, zenginlikten daha hayırlıdır. Ruh huzuru da refahtan daha güzeldir.
٥٧٥٩ - لا بَأْسَ وَلَيَنْصُرَنَّ الرَّجُلَ أَخَاهُ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا إِنْ كَانَ ظَالِمًا فَلْيَنْهَهُ فَإِنَّهُ لَهُ نَصْرٌ وَإِنْ كَانَ مَظْلُومًا فَلْيَنْصُرْهُ" (م عن جابر)
5759- Sakıncası yok. Kişi kardeşine zalim olsun, maz-lum olsun- mutlaka yardım edecektir. Şayet zalim ise onu zu-lümden alıkoysun. Mazlum ise ona yardım etsin.
٥٧٦٠ - لا بَأْسَ بِالْحَدِيثِ قَدَّمْتَ فِيهِ أَوْ أَخَّرْتَ إِذَا أَصَبْتَ مَعْنَاهُ" (الحكيم عن وائلة الحكيم عن ابن عمر والحكيم عن ابي هريرة)
1342
5760- Anlamı bozulmadan, (ashabımın) sözümü takdim veya tehir etmesinde hiçbir beis yoktur.
YanıtlaSil٥٧٦١- لا بَأْسَ أنْ يُقَلَبَ الرَّجُلُ الْجَارِيَةَ إِذَا أَرَادَ أَنْ يَشْتَريَهَا وَيَنْظُرُ إِلَيْها مَا عَدَا عَوْرَتهَا وَعَوْرَتُهَا مَا بَيْنَ رَكْبَتَيْها إلى مَعْقَدِ إزارها (طب) ق عد وضعفه عن
ابن عباس) 5761- Satın almak istediği zaman, kişinin cariyeyi çevirip avret yeri hariç bütün yerlerine bakmasında herhangi bir sakınca yoktur. Onun avreti, dizleri ile göbeği arasıdır.
٥٧٦٢ - لا بَأْسَ بِإِسْبَالِ الإِزَارِ إِلَى نِصْفِ السَّاقِ أَوِ الْكَعْبَيْنِ فَإِنَّهُ كَانَ فِيمَنْ قَبْلَكُمْ رَجُلٌ خَرَجَ وَعَلَيْهِ بُرْدَانِ يَتَبَخْتَرُ فِيهِمَا فَنَظَرَ اللَّهُ إِلَيْهِ مِنْ فَوْقِ عَرْشِهِ فَمَقَّتَهُ وَأَمَرَ الْأَرْضَ فَأَخَذَتْهُ فَهُوَ يَتَجَلْجَلُ فِيهَا بَيْنَ الْأَرَضِينَ فَاحْذَرُوا وَقَائِعَ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ (ابن لال عن جابر بن سليم)
5762- Alt elbiseyi ökçenin yarısına kadar yahut topuklara kadar uzatmakta hiçbir beis yoktur. Sizden evvelkilerden biri ağır elbiselerle kibirli olarak evinden çıktı da Allah ona arşının üstün-den nazar etti ve ona gazap etti. Yere emredince onu içine alıver-di ve topraklar arasında o elbiselerle gömüldü gitti. Onun için Al-lah'ın gazabını mucip olacak davranışlardan sakının.
٥٧٦٣ - لا بَأْسَ بِتَعْلِيقِ التَّعْوِيذِ مِنَ الْقُرْآنِ قَبْلَ نُزُولِ الْبَلَاءِ وَبَعْدَ نُزُولِ
الْبَلاءِ (ابو نعيم عن عائشة)
5763- Bela gelmeden veya geldikten sonra Kur'an'dan bazı ayetleri taşımakta hiçbir sakınca yoktur.
٥٧٦٤ - لاَ بِرَّ اَفْضَلَ مَنْ بشَرَّ أَهْلُ الْقُبُورِ وَلَا يَصِلُ أَهْلَ الْقُبُورِ إِلَّا مُؤْمِنٌ الديلمي عن جابر)
5764- Kabir ehline yapılan (sadaka vermek, ruhlarına
Kur'an okumak gibi) iyilikten üstün hiçbir iyilik yoktur. Kabir ehlini ancak mü'min olan kişi ziyaret eder.
1343
-٥٧٦٥ لا تأتُوا الْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَاهَا وَلكن ايتُوهَا مِنْ جَوَانِيهَا فَاسْتَأْذَنُوا فَانْ أذن لكمْ فَادْخُلُوا والا فَارْجِعُوا طب عن عبد الله بن بسر)
YanıtlaSil5765- Evlere gelirken kapının karşısından gelmeyin. Lo. kin onlara yandan gelin ve izin isteyin. Size izin verilirse girin, aksi halde dönün.
٥٧٦٦- لا تَأْخُذُوا الصَّدَقَةَ إِلا مِنْ هَذِهِ الأَرْبَعَةِ الشعير والحنطة والزبيب
وَالتَمْر طب ك ق عن ابى موسى ومعاذ
5766- Sadakayı (öşrü) ancak şu dörtten alın: Arpa, buğ day, kuru üzüm ve hurma.
٥٧٦٧ لا تَأْخُذُوا الدينار بالدِّينَارَيْن وَلا الدَّرْهَم بالدرهمين وَلاَ الصَّاعَ بِالصَّاعَيْنِ إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ الرِّبَا (طب عن ابن عمر)
5767- Bir dinara iki dinar, bir dirheme iki dirhem, bir öl. çeğe iki ölçek almayın. Zira ben hakkınızda ribadan korkarım.
٥٧٦٨ - لا تَأْخُذُوا مِنْ حَرَزَاتِ اَنْفُسِ النَّاسِ شَيْئًا خُذْ الشَّارِفَ وَالْبِكْرَ وَذَوَاتِ الْعَيْبِ (ق عن عروة مرسلا)
5768- Zekât alırken yalnız insanların can attığı ve titizlik-le koruduğu şeylerden almayın. Yaşlı deveyi, yavru deveyi ve ku-surlulardan da alın.
٥٧٦٩ - لا تَأْتُم بِنَائِمٍ وَلَا مُتَحَدِّثِ (ش عن مجاهد مرسلا)
5769- Uyuyana ve konuşana iktida etme.
٥٧٧٠ - لا بُدَّ لِلنَّاسِ مِنْ إِمَارَةٍ بِرَّةً أَوْ فَاجِرَةً فَأَمَّا الْبِرَّةَ فَتَعْدِلُ فِي الْقِسْمِ وَتَقْسِمُ بَيْنَكُمْ فَيَنُكُمْ بِالسَّوِيَّةِ وَأَمَّا الْفَاجِرَةُ فَيَبْتَلِيَ فِيهَا الْمُؤْمِنُ وَلِلإِمَارَةِ الْفَاجِرَةِ خَيْرٌ مِنَ الْهَرْجِ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا الْهَرَجُ قَالَ الْقَتْلُ وَالْكَذِبُ" (طب عن ابن مسعود
1344
5770-lyi veya kötü insanlara mutlaka bir emirlik gerekir. olursa, taksim yapmakta adaletten ayrılmaz, aranızda gani-metlerinizi eşit olarak taksim eder. Kötü olursa mü'minin başı be-laya girer. Fakat buna rağmen facir bir emirlik hercten iyidir. "Herc nedir, ey Allah'ın Rasulü?" diye sordular. "Herc, öldürmek eyalan söylemektir." buyurdu.
YanıtlaSil٥٧٧١ - لا بُدَّ مِنْ خَسْفٍ وَمَسْحُ وَرَجُفٍ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ فِي هَذِهِ الآن قَالَ نَعَمْ إِذَا اتَّخَذُوا الْقَيْنَانِ وَاسْتَجَلوا الزِّنَا وَأَكَلُوا الرّبَا وَاسْتَحَلُوا الصَّيدلى الْحَرَمِ وَلُبْسَ الْحَرِيرِ وَاكْتَفَى الرِّجَالُ بِالرِّجَالِ وَالنِّسَاءُ بِالنِّسَاءِ" (ابن النجار عن انب عمر)
5771- "Mutlaka yere batma, hayvan kılığına dönme ve zelzeleler olacaktır." "Ey Allah'ın Rasulü! Bu ümmete mi olacak bunlar?" diye sordular. "Evet, eğer şarkıcı kadınlar edinirler, zi-nayı helal sayarlar. İhramlı iken avlanmayı helal sayarlar, ipek gi-yerler, erkekler erkeklerle, kadınlar da kadınlarla yetinirlerse."
٥٧٧٢ - لا بُدَّ مِنْ صَلَوةٍ بِلَيْلٍ وَلَوْ حَلْبَ نَاقَةٍ وَلَوْ حَلْبَ شَاةٍ وَمَا كَانَ بَعْدَ صَلَوةِ الْعِشَاءِ الْآخِرَةِ فَهُوَ مِنَ اللَّيْل (طب) وابو نعيم عن اياس بن معوية المزني)
5772- Mutlaka bir deve sağımı, bir koyun sağımı kadar vakitte dahi olsa gece namazı kılmak lazımdır. Yatsı namazından sonra kılınan namaz gece namazından sayılır.
٥٧٧٣ - لا تَأْخُذُوا الحَدِيثَ إِلَّا عَمَّنْ تُجَيَزُونَ شَهَادَتَهُ (ابو نصر في الابانة وقال غريب والحسن بن سفيان خط عن ابن عباس
5773- Hadisi ancak şehadetini caiz gördüğünüz kimse-lerden alın.
٥٧٧٤ - لاَ تَأْذَنُ اِمْرَأَةٌ فِي بَيْتِ زَوْجِهَا إِلَّا بِإِذْنِهِ وَلَا تَقُومُ مِنْ فِرَاشِهَا فَتُصَلَّى تَطَوُّعًا إِلَّا بِإِذْنِهِ (طب عن ابن عباس)
5774- Kadın, kocasının izni olmadan eve kimseyi alamaz kalkıp nafile namaz kılamaz. ve izni olma eğ
1345
وت
YanıtlaSil٥٧٧٤ - لاَ تَأْذَنُ امْرَأَةَ في بَيْتِ زَوْجِهَا الا باذنه وَلا تَقومُ مِنْ فراشها
فَتُصَلَّى تَطَوُّعًا إِلَّا بِإِذْنِهِ (طب عن ابن عباس)
5774- Kadın, kocasının izni olmadan eve kimseyi alamaz e izni olmadan döşeğinden kalkıp nafile namaz kılamaz.
عر
- 1345
Incil dair ve hükme dair ilzam edecektir." İşte, dünyanın cil-i Yuhanna, On Altıncı Bab, sekizinci âyeti: "O dahi geldikte, dünyayı fesadını salaha günaha
YanıtlaSilMucizat-1 Ahmediye (asm)
1788-New York, Birleşik Devletler in federal başkenti oldu.
EYLÜL
Işittik ve emrine uyduk. Affini ve mağfiretini dileriz, ey Rabbimiz!
- 1871-Tanzimat devri şair ve yazarlarından Şinasi öldü.
13
CUMARTESİ
Bakara Suresi: 285
2016 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Mahmut Çalışkan vefat etti.
21 1447 R.EVVEL
BİR HADİS Sevabı en çabuk görülen davranış, iyilik yapmak ve akrabalarla iyi ilişkileri sürdürmektir.
RUMI: 31 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 131
İbni Mâce, Zühd: 23
Ey insanlar! Fâni, kısa, faydasız ömrünüzü bâki, uzun, faydalı, meyvedar yapmak ister misiniz? Madem istemek insaniyetin iktizasıdır; Bâkî-i Hakikînin yoluna sarfediniz.
Lem'alar
Öğle İkindi Akram Yatsı
Imsak Günes Öğle kindi Akcam Yatsı
2026 BEDIUZZAMAN TAK
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1451-Fatih Sultan Mehmet ikinci kez tahta çıktı.
1856-Islahat Fermanı yayınlandı.
ŞUBAT
18
ÇARŞAMBA
30 1447 ŞABAN
RUMI: 5 ŞUBAT 1441 KASIM: 103
Bazân bir saat tefekkür, bir sene ibadetten daha hayırlı olur.
Asa-yı Musa
Günes
İkindi Aksam Yatsı
BİR AYET
Andolsun ki içinizden cihad edenlerle sabredenleri belirleyinceye ve haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi imtihan edeceğiz.
(Muhammed: 31)
BİR HADİS
Kişi, bir adamla oğlu arasında oturmasın.
İmsak
Öğle
İmsak Günes Öğle İkindi
cam Yates
Risalet Ahmediye Cas istinaden tarzda, her Sina, Ibni Rüşd katī bürhanlara misillü binler ehl-i tahkik, akli ve mantıki bir ve siddikin denilen müçtehidler, imamlar, allameler, Ibuki S Asfiya ve
YanıtlaSil2022 BL
AKVIML N
Onun hakimiyet BİR AYET ve saltanatı gökleri ve yeri kuşatmıştır.
Bakara Suresi: 255
TARİHTE BUGÜN
- 1909-31 Mart Vak'ası vuku buldu.
1909- Bediüzzaman'ın
"Lemean-ı Hakikat ve İzale-i Şübehať" başlıklı makalesinin 3. bölümü Volkan'da yayınlandı.
1919-Kars, Ruslar tarafından işgal edildi.
13
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
NİSAN
APRIL
BİR HADİS
Hanımının yüzüne karşı, "çirkinsin" deme ve dövme.
Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza, bu fânî dünyadan da çıkacaksın. öyleyse, aziz olarak çıkmaya çalış. Vücudunu mucidine feda et. Mukabilinde büyük bir fiyat
alacaksın. Mesnevî-i Nuriye
HICPI- 12 RAMAZAN 1443-RUMI: 31 MART 1438
KASIM: 157 - GÜN: 103 KALAN: 262 - GÜN UZA.: 2 DK
275
YanıtlaSilDEYİMLER
getirmek (veya sırasını getirmek): Uygun zamanını, firsa-bulmak
gore: Durumun gerektirdiği gibi.
apevirmek: 1) (birine) Onem vermemek iyi davranmamak 2) (bir e) Ônem vermemek, onu kabul etmemek, yapmamak veya sür-memek.
at sırta vermek: İş birliği yapmak.
artı kaşınıyor: Dayak yemeyi hak edecek davranışta bulunanlar için lanılır.
artı yere gelmek: Yenilmek, alt olmak.
urtında (veya arkasında) yumurta küfesi yok yal (veya olmamak): Esik düşüncəli ve yönünü kolayca değiştiren ve sözünden caymakta sakınca görmeyen kimseler için kullanılır.
sırtından (para) kazanmak: Bir kimseden yararlanarak para sağla-mak.
sırtından atmak: Başından savmak veya birinin, bir şeyin sorumlulu-ğunu, yükünü üzerine almamak.
Bırtından çıkarmak: O kimseye ödetmek.
sırtından geçinmek: Geçimini o kimseden sağlamak.
Bırtını dayamak (veya vermek) (birinin): Güçlü birine, bir yere gü-venmek.
Sırtını yere getirmek: Birine üstün gelmek.
sıtma görmemiş (ses): Gür ve kalın (ses).
sigarayı tellendirmek: Keyifle sigara içmek.
sigortası atmak: argo. Çığrından çıkmak, kötüleşmek.
silahaltına almak: Askerlik görevine başlatmak.
silahaltında bulunmak: Silahaltında olmak.
silkinip sıyrılmak: Kendine gelip kurtulmak.
DEYİMLER
YanıtlaSil274
seyirci kalmak: Bir olay karşısında hiçbir tepki göstermeyerek ise
karışmak.
sıcak bakmak: Anlayışla karşılamak, olumlu değerlendirmek, ilgi duymak.
sıcak yüz göstermek: Yakınlık göstererek karşılamak.
siçan deliğe simamış, bir de kuyruğuna kabak bağlamış
: 1) Ken-disi sığıntı durumunda iken yanına bir kişi daha almış. 2) Bir işi başa-ramayacak durumda iken bir işi daha yükleniyor.
sıçan deliği bin akçe: Kaçıp saklanacak yer yok.
sıçan deliğine paha biçilmez olmak: Güç bir durumda sığınacak bir yer bulmakta güçlük çekmek.
sıçan düşse başı yarılır: (evde) Yiyecek, kullanılacak bir şey yok.
sıçana dönmek: Üstü başı çok ıslanmak.
sıfıra inmek: Bitmek, tükenmek, yok olmak.
sıfırdan başlamak: En baştan, hiçbirşeye sahip olmadan bir işe gi-rişmek.
sıfırı tüketmek: 1) Gücü kalmamak. 2) Yoksul duruma gelmek, yok-sullaşmak. 3) Ölmek.
sıkı basmak: Güçlü davranmak, direnmek.
sıkı durmak: Güçlü, dayanıklı olmak, dikkatli bulunmak.
sıkı tutmak: Önem vermek.
sıkıya almak: 1) Hareketlerini sınırlamak veya önlemler almak. 2) Di-siplin altına almak.
sırra kadem basmak: Bir kimse ortalıktan yok olmak, ortalıkta go-
rünmemek.
sırası düşmek: Uygun zamanı gelmek.
sırasına geçmek (adam, insan...): Adam, insan denecek bir değeri yokken nasılsa öyle sayılmak..
Irak yerin haberini kervan getirir: Manyetik ve elektronik iletişim araçları yokken, uzak yerlerde olup bitenleri kervancılar anlatırmış.
YanıtlaSilIrgat gibi kazan, bey gibi ye: Bu söz, para kazanmak için çok çalış ve kazandığın parayı canından esirgeme, bey gibi ye, anlamında bir öğüttür.
Irmak kenarına çeşme yapılmaz: Yararlanacağımız bir yer varken,
onu bırakıp başka bir yer aramak, çay kenarında kuyu kazmaya ben-zer. Anlamsız bir gayrettir.
Irmaktan geçerken at değiştirilmez: Ortada tehlikeli bir durum var-
ken, o işte ekip başı ya da yöntem değiştirilmez.
Isıracak it dişini göstermez: Kötülük yapmak isteyen kişi, sinsi dav-ranır ve niyetini belli etmez. Kötülük yapmak için uygun bir fırsat kollar.
Isıramadığın eli öp de başına koy: Baş edemediğin birini takdir et ve ona karşı saygılı ol.
Islanmışın yağmurdan korkusu olmaz: Parasızlığa alışmış kişi, pa-
rasızlıktan korkmaz. Bunun gibi, herhangi bir sıkıntıyı yaşamış kişi, artık bu tür sıkıntılardan korkmaz.
Ismarlama hac, hac olmaz: Kendi yapmamız gereken ve bunda sa-
yısız fayda olan bir işi başkasına vermek doğru değildir. Verilirse so-nuç alınmayabilir.
İşığını akşamdan önce yakan, sabaha çırasında yağ bulamaz: Gerekli gereksiz para harcayan (har vurup harman savuran), çok ge-rektiği zaman harcayacak para bulamaz.
ATASÖZLERİ
YanıtlaSil60
Herkesin tenceresi kapalı kaynar: Insan, bazı sıkıntılarını saklar Ailesi dışında da kimseye söylemez. Hatta bazı sıkıntılar aile bireyle rinden bile esirgenir.
Herkes sakız çiğner ama çatlatamaz: bk. Herkes davul çalar ama çomağı makama uyduramaz.
Hırsıza kilit olmaz: Hırsız kilidi umursamaz, yakalanmaktan korkar Kötü kişileri frenlemek için daha caydırıcı önlemler almak gerekir.
Hırsız evden olursa mandayı bacadan aşırır: Aileden olan kötü ni yetli kişi, diğerlerine göre daha tehlikelidir. Amacına da daha kolay ulaşır.
Hile ile iş gören mihnet ile can verir: Hile hurda ile iş görerek para
kazanan ve haram lokma yiyen kişilerin, acılar içinde kıvranarak öle ceğine inanılır.
Hiddet ile kalkan zarar ile oturur: Öfkelenen insan öz denetimini
kaybettiğinden, sonunun nereye varacağını düşünmeden hareket eder. Bu yüzden de ya zor durumda kalır ya da zararlı çıkar.
Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma: Kendisi de sigara içen bir doktor bile "Sigara sağlığa zararlıdır." der, demek zorundadır. Dokto-run yaptığı yanlış ama söylediği doğrudur. Bu yüzden, uzman kişilerin yaptıklarını değil, söylediklerini yapmak gerekir.
Hocanın vurduğu yerde gül biter: Eskiden, dayağın yola getirici bir etkisi olduğuna inanılırdı. Bu yüzden öğretmenlerin, gerektiği zaman öğrencilerini dövmeleri, normal sayılan ve arzulanan bir durumdu. Da-yak yiyen öğrenciye de üzülmemesi için, "Öğretmenin vurduğu yede gül biter." denirdi.
Horoz ölür, gözü çöplükte kalır: Bir insan, yaşadığı ve alıştığı yer-den, eriştiği bir durum veya makamdan ayrılıp uzaklaştığında gözü arkada kalır ve o günlerini kolay kolay unutamaz.
Horozu çok olan köyün sabahı geç olur: Karışanı çok olan iş ya geç ve guç biter ya da olumsuz sonuçlanır.
Huylu huyundan vazgeçmez: Huy doğuştan gelen bir özelliktir. Ko-layca değişmez. Çoğu kişide de ölünceye kadar sürer.
311
YanıtlaSil-P-
Pertev-efşan: Işık saçan.
Peyman: yemin, karşılıklı sözleşme, muahede. anlaşma,
Piş-i nazara getirmek: Göz önünde bulundurmak.
Püşide: Örtülü, gizli.
-R-
Rahmet-i bîpayan: Sonsuz rahmet.
Raic: Revaçda olan, sürümlü mal.
Rasas: Kurşun.
Rasiha: İyice oturmuş, dem ve damarlarına yerleşmiş, temeli sağlam ve kuvvetli olan.
Ratb: Rutubetli, yaş.
Redm-i Azim: Zülkarneyn seddinin ismi.
Reh-nümâ: Yol rehber, kılavuz. gösteren,
Remz: İşaretle ifade etmek.
Rendeçlenme: Rendeleme.
Re's: Baş.
Revnak: Ziynet, güzellik.
Ruhban: Rahib, Hıristiyan din adamı. keşiş.
-S-
Saadet-saray-1 ebediyye: Ebediyetin saadetli sarayı. (Cennet kastediliyor.)
Saadet-saray-ı istikbal: İstikbâlin saadetli sarayı.
Sa'b: Güç, zor.
Sabavet: Çocukluk.
Sabiha: Yüzen.
Sa'd-ı Taftazani: (M. 1322 1389) Horasan'da doğmuş büyük bir İlm-i Kelâm alimidir. En meşhur eseri, "Makasıd" adlı kelâm kitabıdır.
Sa'dî: (M. 1193 1291) Şiraz'da doğmuş büyük bir Iran şairidir Gülistan ve Divan'ında bol bol temsîlî hikâyeler kullanmışdır.
Sadik-i ahmak: Ahmak dost.
Saf-beste: Saf bağlamış, saf olmuş.
Saf-beste-i hareket: Harekete geçmek üzere saf bağlayıp hazır olan.
Sahî: Cömert.
Sakf-ı merfu': Yükseltilmiş dam, tavan.
Sâyeban: Himaye eden, koruyan, gölgelik.
Saykal vurmak: cila vurmak, parlatmak.
Sebe': Yemen'de eski tarihlerden beri bilinen bir medeniyet merkezidir. Ayrıca, bir Arap kavminin de adıdır.
310
YanıtlaSilşahıs veya topluluklar tarafından olması. nakledilmiş
Müzahrefiyet: Tabiî ve fıtrî olmayan, yapmacık.
Müzehhebe: Yaldızlanmış, parlatılmış.
Müzekkire-i mükerrere: Tekrar tekrar hatırlatan.
-N-
Nâfık: Geçer akçe.
Nahu: Öyle ise, şöyle ki, işte.
Nakil: Nakleden, işittiğini anlatan.
Nakkad: Bir şeyin iyisini kötüsünü, doğrusunu ve yanlışını seçen kimse.
Nazar-ı san'at-perverane San'atkârane bakış.
Nazar-ı Şârî: İlâhi nazar.
Nazm-ı Lâfz: Kelâmın, lâfız esas düzenlenmesi. alınarak
Neam-lâ: Evet, hayır. "Doğru fakat, mes'elenin içinde senin hatırına gelmeyen şu da var," mânâsınadır.
Necm-i sâkıb: Karanlığı delerek geçen parlak yıldız.
Nemmam: bozgunculuk dedikodu yapan. Koğucu, yapan
Nev'un münhasırun fi'ş-şahs: Nev-i şahsına
münhasır. Başka bir benzeri olmayan.
Neyyir: Parlak, nurlu.
Nikal: Şiddetli ve işkenceli azab.
Nikmet: Eza vererek cezalandırma. Dehşetli ceza verme, intikam alma.
Nokta-i istimdat: Yardım isteme noktası. İnsanın kalbindeki, sonsuz emel ve arzuların yerine getirilmesine olan ihtiyaç.
Nokta-i istinad: Dayanma ve güvenme noktası. Kâinatta cereyan eden ve insana dehşet verip aciz bırakan hadiseler karşısında insanın çok kuvvetli bir yere dayanmaya ve güvenmeye olan fıtrî ihtiyacı.
Nücum-u sâkıbe: Işığıyla karanlığı delip geçen yıldızlar.
Nümüvv-ü Tabiî: Normal şartlar altında büyüyüp gelişme.
-Ö-
Ömer b. Farıd: (M. 1180 1234) Kahire'de doğdu ve orada vefat etti. Mütefekkir ve mutasavvıf olup büyük şairlerdendir. Divanı vardır.
GÜNÜN "Allah'ım! Lütfun, rahmetin, bereketin ve rızkından bana aç, DUASI bolca ihsan eyle." (Hakim, Deavât, No: 1868)
YanıtlaSilPAKİSTANLI ŞAİR VE FİKİR ADAMI: MUHAMMED İKBAL
1877'de Keşmir'e yakın Siyal-kût'ta dünyaya geldi. Felsefe ve hukuk ağırlıklı dersler aldı. 1930'da Allahabad'da gerçekleştirilen Hin-distan Müslümanları Birliği'nin yıl-lık toplantısında Bağımsız Pakistan Devleti'nin kuruluşu yönünde ilk ciddi adımı attı. 1934'te yakalan-dığı bir hastalık sebebiyle sesini kaybetti, daha sonra gözleri de iyice zayıfladı, maddi problemler yaşamaya başladı. Buna rağmen gerek halkının gerekse İslam âle-minin meseleleriyle alakasını hiç
kesmedi. Turk milletinin yakın tarihteki sıkıntılarıyla da ilgilenen İkbal, bu
ilgisini daha 1911'de Trablusgarp Savaşı şehitleri için yazdığı şiiriyle terennüm etmiştir. Bu şiirde İkbal, huzuruna çıktığı Hz. Peygamber'in kendisine hediye olarak ne getir-diğini sorması üzerine cennette bile bulunmayan bir hediye ge-tirdiğini söyleyerek içinde Türk şehitlerinin kanının bulunduğu şişeyi Resûlullah'a sunar. İkbal, sömürgecilik döneminde bağım sızlığını koruyabilen tek Müslü man millet olarak övdüğü Türkler'i aynı zamanda "İslam uyanışını" gerçekleştirebilecek potansiyelde görmektedir.
SOZUN 020
Gerekli olan şey, nefisten feragat değil, nefsin menfaatlerinden feragattir. İşte, insanları yüksek birliğe, gerçek bir mutluluğa ulaştıracak feragat budur.
Tolstoy
Ziyaret olun
YanıtlaSilOnlar böyleyken bizler ne yapmışız? Maalesef yü rekler acısı bir durum. Mezarlıklar istilaya uğramış, gecekondu dolmuş, istimlak edilmiş, türbeler yıkıl. mış, kapatılmış, tozlu, harap, yağmalanmış; camile. re el konulmuş, halıları, levhaları, minberleri, mih-rapları, çinileri, hatta kubbe kurşunları çalınmış, en değerli eserler yıktırılmış, avluları yok edilmiş; tarih sevdirilmemiş, ecdat kötülenmiş, gerici ve yobaz gös terilmiş, vatan hainleri putlaştırılmış, kahramanlaştı-rılmış; saraylar yağmalanmış, arşivler satılmış, şehir-lerin tarihî binaları yıkılmış, yerlerini soğuk beton yı ğınlar almış, vakıf eserler yağmalanmış, kütüphane-ler kapatılmış, en değerli kitaplar kaybr rü yolsuzluk, hırsızlık, hainlik, düşma sü il-
MÜSLÜMANLARIN ASIL KUSURU
YanıtlaSilI 393
ek Islan elirmis
Yahudiler, siyonizm teşkilatı sayesinde, kendile-Devleti'ni parçalayıp Orta Doğu'ya yerleştiler; hâlen nine en büyük iyiliği ve yardımı yapmış olan Osmanlı sayica az olmalarına rağmen birçok ülkenin yöneti-mini, kültürel hayatını, ekonomisini, dünya ticareti-ni ele geçirmiş, istediğini istediği ülkeye empoze et-tirip yaptırabiliyorlar...
Batılı devletlerin, daha başka, mason locaları, Li-ons kulüpleri, Rotary kulüpleri, Bilderbergler, misyo-ner teşkilatları, Yehova Şahitleri gibi nice nice dinî, sosyal, siyasî, gizli, âşikâr, etkili, faal teşkilatları var...
Ama biz müslümanların böyle kuruluşları yok; ku-rulmamış, kurulanlar tahrip edilmiş, kapatılmış, ya-saklanmış...
Emperyalistler bir İslâm ülkesini ele geçirdiler mi önce İslâm'ı unutturmaya, müslüman halkı dejene-re etmeye çalışırlar, en çok, gerçek İslâm'dan, halis müslümandan korkarlar. Çünkü İslâm, iman, Kur'an, irfan, ahlâk ve mâneviyat ile ilim, çalışma, gayret, şuur, onur, basiret, hürriyet, istiklal, kalkınma, re-fah, mutluluk, zenginlik, güçlülük arasında kuvvetli ilişkiler, sarsılmaz bağlar, kesin etki ve tepkiler oldu-ğunu çok iyi bilirler.
Müslümanlar eğer ezilmek, sömürülmek, horlan-mak, dışlanmak, yağmalanmak, öldürülmek, mazlum ve mağdur duruma düşürülmek istemiyorlarsa gerçek İslâm'a, Kur'an'a dönsünler.
Mü'minler, izzetle, şerefle, itibarla, rahat ve mü-reffeh yaşamak; huzur ve saadete ermek, yüce
BAŞMAKALELER DİZİSİ -1
YanıtlaSilislam DERGİSİ
BAŞMAKALELERİ
Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN
server yayınları
GÜNÜN "Rabbimiz! Bize katından rahmet gönder ve bize içinde bu DUASI lunduğumuz durumdan bir çıkış yolu göster!" (Kehf, 18/10)
YanıtlaSilCEHENNEMDEN AZAD EDİLMİŞ SAHABI: HZ. EBÛ BEKİR (R.A.)
Hz. Peygamberden (s.a.s.) iki yaş küçük olan Hz. Ebû Bekir'in, cahiliye devrinde Abdu'l-Ka'be olan adı Müslüman olduktan sonra Peygamber Efendimiz ta-rafından Abdullah olarak değiş-tirilmiştir.
Künyesi olan 'Ebû Bekir' dışın-da, en meşhur olan lakabı Sıd-dîk'tır. "Çok samimi, çok sadık" anlamındaki bu lakap, gayb ile ilgili haberleri hiç tereddütsüz kabul ettiği için, bizzat Hz. Pey-gamber tarafından verilmiştir. Diğer bir rivayete göre Hz. Aişe (r.anha) Hz. Peygamberin ona
' Sen Allah'ın cehennemden azad ettiği kimsesin.' buyurduğunu ve bu ifadesinden sonra Hz. Ebû Be-kir'in Atîk diye adlandırıldığını bildirmiştir (Tirmizî, Menākıb, 16).
Hayatı boyunca Rasûlüllah Efen-dimiz'in yanında olması ve üstün hasletleri sebebiyle pek çok öv-güler almıştır. Hz. Peygamberin buyruğuna uygun olarak O'nun vefatı akabinde halifelik görevini üstlenmiştir (Tirmizî, Menākıb, 16). Yaklaşık iki yıl adil ve başarılı bir şekilde bu görevi yürüttükten sonra hastalanmış ve 634 yılın-
da 63 yaşında iken vefat etmiştir.
SÖZÜN ÖZÜ
Ete kemiğe
büründüm,
Yunus diye
göründüm.
Bir avuç toprak
biraz da suyum ben.
Neyimle övüneyim
işte buyum ben.
Yunus Emre
2017
YanıtlaSil23
AĞUSTOS
ÇARŞAMBA
DİYANET TAKVIMI
Hz. Ebû Bekir (r.a.)'in Vefatı (634)
Sakarya Savaşı'nın Başlaması (1921)
1 Zilhicce 1438
Rumî: 10 Ağustos 1433
Ay Doğuş: 07:52
Ay Batış : 20:52
Ims
Gü
Öğ
Ik
A
Hızır: 110
Gün: 235
Y
Kalan Gün: 130
IMSAK GÜNES
deleriyle cevap verdi. Hz. Ebu Bekir (r.a.) ise bu suallere "Ya Rasûlallah! Kardeşim Abdurrahman ibni Avfın ağır hasta olduğunu söylediler. Mescide gelmeden yolumu oradan geçirdim. Onun hal ve hatırını sordum. Mescide girdiğimde bir dilenci birşeyler istedi. Oğlum Abdurrahman'ın oğlunun elinde bir parça ekmek gördüm, onu aldım dilenciye verdim." diye cevap verdi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz: "Cennetle müjdelerim... Cennetle müjdelerim.." buyurdu. Bunu işiten Hz. Ömer (r.a.): "Ebu Bekir'le giriştiğim her hayır-da mutlaka o beni geçmiştir" demekten kendini alamadı. Hz. Ali (r.a.) da: "O her yarışta daima öndedir Nefsim yed-i kud-retinde olan Allah'a yemin ederim ki, yarış ettiğimiz her hayır-da Ebu Bekir bizi mutlaka geçmiştir." diyerek onun fazilet timsali bir rehber olduğunu tasdik ettiler.
YanıtlaSilHz. Ali, Hz. Ebû Bekir'e bu menzileyi, bu büyük dereceyi ne ile kazandın? dedi. O da; "beş şeyle" dedi.
1. İnsanları iki kısım gördüm. Kimisi dünyayı ister, kimisi ahireti ister. Ben ise Mevlâyı tercih ettim.
2. Ben İslâm'a girdikten sonra doyasıya dünya taâmı yemedim. Zira ma'rifetullah lezzeti ile meşguliyet beni dünya taâmı lezzetlerine meylettirmedi.
3. İslâma girdikten sonra dünya içeceklerinden kana-sıya İçmedim. Zira muhabbetullah beni meşgul etti.
4. İslâmiyete girdikten sonra dâima âhiret amelini dünya ameline tercih ettim.
5. Rasûlullah (s.a.)'dan bir saat bile ayrılmadım. Onun sohbetini kaçırmadım.
12 Sevgilerin kaynağı olan sevgide, Allah ve Rasûlü'nün
cığım?" diye sordu. Hazreti Ebu Bekir (r.a): "Bilmez misin ki, dünya ziynetine düşkünlüğü sebebi ile insanın gönlüne gurur ve kendini beğenme hissi gelir. O ziyneti terk edinceye kadar Allah ona buğz eder." dedi. Bunun üzerine Hazreti Aişe (r.anha) çok sevdiği o süslü elbiseyi çıkarıp derhal sadaka olarak verdi.
YanıtlaSilSaadet Çağı Sîmâları böylesine sadåkat ve teslimiyet sahibiydiler... Onlarda hak ve hakikat her şeyin önünde gelir-di... Dünya ziynetleri Allah ve Resûlünün sevgisi önüne geçe-mezdi... Bir ömür böyle sadâkatle yaşadılar... Rablerine bu sadåkat ve teslimiyetle kavuştular...
kında: Sevgili Peygamberimiz Ebû Bekir sıddik (r.a.) hak-
"Hiçbir kimsenin biz de mükafatını vermediğimiz bir İyiliği kalmamıştır. Yalnız Ebu Bekir müstesna. Onun bize öyle İyilikleri vardır ki, onların mükafatını kıyamet günün-de Allah Teâlâ verecektir." buyurdu. Onun faziletlerinin sayılamıyacak kada çok olduğunu duyurdu.
Habib-i Ekrem (s.a) efendimizin ayrılık hasretiyle has-talanan Ebu Bekir (r.a) hicretin 13. senesinde (M. 634) dâr-ı bekâya irtihal eyledi. Hazreti Ömer tarafından kıldırılan cena-ze namazından sonra Hücre-i Seâdete arzolundu. "Giriniz ve defnediniz." sesi işitilince Sevgili Peygamberimizin yanına defnedildi.
Cenâb-ı Hakk'tan bizlere de Ebûbekir sadâkatı ve tes-limiyetini vermesini onlar gibi altın hayat yaşatmasını ve o sevgililerin şefaatlerine erdirmesini niyaz ederiz. Amin.
15
Hazret-i Ömer -r. anh-in Iman ve Teslimiyeti
YanıtlaSilGönüldeki gerçek imanı açığa çıkaran en büyük ölçü, en buyük deill, Allah'in ve Pey pamberin hükmüne rıza göstermektir. İna naniar tereddüt etmeksizin boyun eğerler.
Aar saladette ki kimse huzur-u Nebe vide hasimlaştılar. Resulullah Aleyhisselâm hak sahibi lehine hükmetti. Aleyhine hüküm verien: "Razı olmami Bir de Hattab oğlu Omer'e gidelim." dedi ve Hazret-i Ömer r. anh-in yanına vardılar. Lehine hüküm verilen kimse: "Ya Omer! Biz Peygamber Aleyhisse lám a giderek hasımlaştık. Benim lehime bu-nun aleyhine hükmetti. Bu ise razı olmayıp reddett" deyince Hazret-i Ömer -r. anh-"Böyle mi oldu?" diye sordu, öte-
ki: "Ever" dedi. Bunun üzerine: "Ben sizin aranıza gelip aranızda hüküm verinceye kadar yerinizden ayrılmayın." diyerek evi-ne girdi ve kılıcı ile yanlarına geldi. Razı ol-
mayı reddedeni bir vuruşta öldürdü. Öteki ar kasını dönerek Resulullah Aleyhisselamin yanına kaçtı ve "Ya Resulellah! Vallahi Omer, arkadaşımızı öldürdü. Eğer müdahale etseydim beni de öldürecekti" dedi.
Resulullah sa.v.- Efendimiz: "Ömer'in bir mümini öldürmeye kalkışacağını san-mazdım." buyurdu. Bunun üzerine:
"Hayır, öyle değil!... Rabb'in hakkı için, onlar aralarında çıkan çekişmeli İşlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hü-kümden dolayı yüreklerinde hiçbir sıkıntı, bir burukluk duymadan tam bir teslimiyet-le teslim olmadıkça iman etmiş olmaz-lar." (Nisa: 65) Ayet-i kerime'si nazil oldu. (İbn-i Kesir)
Onun içindeki imanın hükmüne bir bakın! Daha Ayet-i kerime inmeden bu hükmü gön-lünde hissedercesine yaşıyor. Bunu ancak iman eden bir kimse yapabilir.
HAZRET-İ ÖMERU'L-FARUK'UN ŞEHİT EDİLMESİ
YanıtlaSilMüslümanların ikinci halifesi Hazret-i Ömer (r.a.), sa-bah namazı kıldırmak üzere Mescid-i Şerif'e geldi. Saflar düzeltilirken Mecusi Ebû Lü'lü iki başlı bir hançerle Haz-ret-i Ömer'i altı yerinden yaraladı.
Hazret-i Ömer, Abdurrahman bin Avf (r.a.)'a namazı kıldırmasını emretti. Kendisi de kaldırılıp evine götürüldü.
Oğlu Abdullah'ı, müminlerin annesi Aişe (r. anhâ) Hazretleri'ne gönderdi ve hücre-i saadette defnolunmak üzere izin istedi. O da müsâade etti. Abdullah (r.a.), bu cevab ile geri döndüğünde:
"Elhamdülillah, en mühim işim bu idi" dedi.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) ve Ebûbekir (r.a.) Hazret-i Ai-şe'nin hanesine defnolunmuşlardı.
Oğlu Abdullah'a: "Vefâtımda beni hücre-i saâdete gö-türdüğünüzde yine Åişe'den izin isteyiniz. Verirse orada defnediniz. Vermezse Bakî mezaristanında defnediveri-niz" diye vasiyet etti.
Sonra kelime-i şehadet ve zikrullah ile meşgul oldu ve gece cennet bahçesine göç etti. Hicri yirmi üç senesinin Zilhicce ayının sonunda (M. 644) vefat etti.
Hilafeti, on sene, altı ay ve küsur gündür. Namazını Suheyb-i Rumî (r.a.) Hazretleri kıldı. Naaşını Peygam-ber Efendimiz (s.a.v.)'in seriri üzere koyup Hazret-i Aişe (r. anha) validemizin hanesine götürdüler. Vasiyeti üze-re oğlu Abdullah (r.a.):
"Ey Müminlerin annesi! Ömer, hücre-i saadete defno-lunmak üzere sizden rica eder. İznin var mı?" dedi. Haz-ret-i Aişe izin verdi. Hücre-i saadete Hazret-i Sıddik'ın yanına defnettiler. Kabrine oğlu Abdurrahman ile beraber Osman ve Abdurrahman bin Avf ve Sa'd bin Ebî Vakkås inmişlerdi. (Radıyallahu anhüm.) (Hz. Ömeru'l-Faruk, Çamlıca B. Y.)
Åyet-Hadis mealleri bulunduğundan takvim yapraklarını yerlere atmayınız.
"ÖMER, DAVASININ ERİYMİŞ"
YanıtlaSilHazret-i Server-i Käinat ve Mefhar-i Mevcûdât Resû-lullah (s.a.v.) Efendimiz bir gün Mescid-i Şerif'te kabir azabını, Münker ve Nekir'in nasıl bir heybetle suâl ettik-lerini beyan buyurunca, Hazret-i Ömer (r.a.): "Yâ Resû-lallah! Biz kabre girdikten sonra bu akıl bize verilir de onunla mı sual olunuruz? Yoksa verilmeksizin mi suâl olunuruz?" diye sordu.
Hazret-i Resûl-i Ekrem (s.a.v.): "Şimdi hangi akılda isen kabirde de öyle olursun." buyurdular. Hazret-i Ömer (r.a.): "Öyle ise elem yoktur" dedi.
Hazret-i Ömer (r.a.) irtihal buyurup da kabre konuldu-ğu zaman Hazret-i Ali'nin (k.v.) hatırına, Hazret-i Ömer'in (r.a.) bu cevabı geldi. "Bakalım Hazret-i Ömer kabirde suallere nasıl cevap verecek?" diye düşündü ve müba-rek gözlerini yumdu ve kalb-i şerîflerini Hazret-i Ömer'in ahvâline yönelterek, tam bir teveccüh ile murâkabeye vardıklarında Hak Celle ve Alâ ona Hazret-i Ömer'in ahvalini müşahede ettirdi. Gördü ki, Münker ve Nekir heybetle gelip Hazret-i Ömer'e (r.a.): "Rabbin kimdir, dî-nin hangi dindir ve Peygamberin kimdir?" diye sorunca Hazret-i Ömer (r. anh) meleklere: "Siz şimdi nereden ge-liyorsunuz?" diye sordu. Melekler: "Yedinci kat semâdan geliyoruz" diye cevap verdiler.
Hazret-i Ömer (r. anh): "Yedinci kat semâ ile buranın arası ne kadar mesafelik yoldur?" diye sordu. Melekler: "Tam yedi bin yıllık yoldur." diye cevap verdiler. Hazret-i Ömer (r.a.): "Peki siz yedi bin yıllık yoldan gelinceye ka-dar Rabbinizi unutmuyorsunuz da ben bugün evimden çıkıp kabre gelinceye kadar Rabbimi, dînimi ve nebîmi unutur muyum?" diye cevap verince, melekler: "Yâ Ömer! Biz senin böyle cevap vereceğini biliyorduk; lakin bu heybetle gelip suâl etmeye memuruz." dediler.
Sonra Hazret-i Ali (kerremallâhü veche) mübarek gözle-rini açıp: "Bârekallah! Ömer, davasının eriymiş." dedi.
24 Ocak
YanıtlaSilHAZRET-İ ALİYY'ÜL-MURTAZA
-Radiyallahu Anh-
Resulullah -s.a.v.- Efendimizin amcası Ebu Tâlib'in oğlu idi. Müslümanlığı ilk kabul edenler arasındadır. Resul-i Ekrem -s.a.v.- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde:
"Bir kimse Ali'yi severse beni sevmiş olur, Ali'ye buğzeden bana buğzetmiş olur." buyurmuşlardır. (Münâvî)
Resulullah Aleyhisselâm'ın hicret ettiği gece büyük bir tehlikeyi göze alarak suikastçileri ya-nıltmak için onun yatağına girmekten çekinme-di. Resulullah Aleyhisselâm Medine-i münevve-re'de Ensar ile Muhacirler arasında kardeşlik tesis ettiğinde Hazret-i Ali -radiyallahu anh-:
"Ya Resulellah! Ashâbınızın arasını bir-birleriyle kardeşlediniz, amma beni kimsey-le kardeşlemediniz!" dedi.
Bunun üzerine Resulullah Aleyhisselâm:
"Sen benim dünyada da ahirette de kar-deşimsin." buyurdu. (Tirmizî: 3722)
Allah-u Teâlâ'nın, Hazret-i Fâtıma -r.anhâ-yı ona nikâhlamasını emir buyurması üzerine kı-zını onunla evlendirmiş ve "Kızım seni âile-min en şereflisi ile evlendirdim." buyurmuş-tur.
Müslümanlarla müşrikler arasında başlayan silahlı mücadele hareketlerinin kahramanı oldu. Resulullah Aleyhisselâm Hayber günü şöyle
buyurmuştu:
"Yarın sancağı öyle bir kimseye verece-ğim ki, o Allah'ı ve Resul'ünü sever, Allah ve Resul'ü de onu sever." (Müslim: 2404)
Ertesi günü bütün ashâb heyecanla bek-lerken o Hazret-i Ali -r.a.-i çağırdı ve sancağı ona verdi.
Bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlar-"dır: "Cennet üç kişiye iştiyak duymaktadır: Ali, Ammar ve Selman." (Tirmizî)
"Mü'min bir yılan deliğinden iki kere sokulmaz (iki kere aldatılmaz)." (Hadis-i şerif)
YanıtlaSilPeygamber Âşığı Bir Sahâbî
HAZRET-İ SEVBAN (r.a.)
S evban radıyallahu anh Peygam-ber âşığı bir sahâbî... Sallalla-hü aleyhi ve sellem Efendimizin nurlu yüzüne bakmaktan kendini alamayan, gözlerini ayıramayan bir âşık... Ahirette ondan ayrı kalma korkusuyla zayıfla-yan, neşesi kaçan, beti benzi sararan bir aşk insanı... İki Cihan Güneşi Efen-dimize ve ailesine hizmet etmeyi her şeye tercih edebilen bir yiğit...
O, Yemen'de doğdu, büyüdü. Ailecek Himyeri kabilesinin kölesi olarak yaşı-
Çocuklarınıza İsim
Erkek: Zihni
satın alarak azâd etti. yorlardı. Rasûl-i Ekrem Efendimiz onu
Birgün o, Efendimizin huzurunda derin düşüncelere dalmıştı. Bir yeri ağrı-yormuş gibi hasretle, mahzun mahzun Efendimizin nur cemaline, bakıyordu. öylesine bir bakış ki; hasret, muhabbet ve firak içiçe... Sanki ayrılık vakti gel-mişcesine... Sanki bir daha görememe korkusu gönlüne düşmüşcesine... Onun bu melûl bakışlarını gören İki Cihan
Güneşi Efendimiz
Kız: Hâle
(Devamı Yarın)
Erkam Takvimleri Tel:
(0212) 671 07 00
"Küçük büyüğe, yürüyen oturana, az da çoğa önce selam vermelidir." (Hadis-i şerif)
YanıtlaSilDünden Devam)
Peygamber Âşığı Bir Sahâbî
HAZRET-İ SEVBAN (r.a.)
"Yâ Sevban! Nedir bu hâlin? Bir yerin mi ağrıyor, bir hastalığa mı yakalandın?" diye sordu. O da:
"Anam-babam sana fedâ olsun Yâ Rasûlallah! Hiçbir yerim ağrımıyor. Bir hastalığa da tutulmadım. Lakin senden ayrı kalmağa dayanamıyorum. Dünya da huzurunuza gelerek hüznümü teskin ediyorum. Ama âhireti düşünüyorum. Siz Makâm-ı Mahmud sahibisiniz. Nebiler mekanında bulunacaksınız. Biz ise Halk
Çocuklarınıza İsim
Erkek: Ismail
Kız: Dilek
arasında olacağız. Cennete girsem dahi sizin mertebenizde olamayacağım. Soh-betinizde bulunamayacağım. Eğer gire-mezsem, sizi görmekten ebediyyen mah-rum kalacağım. O zaman benim halim ne olacak?.. İşte bu düşünceler, endişeler ve sizden ayrı kalmanın korkusu beni bu hâle düşürdü" diye cevap verdi.
Resûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sel-lem Efendimiz bir müddet sükut edip ken-di halince kaldı. Kısa bir zaman sonra
(Devamı Yarın)
Takvim Yapraklarını Yere Atmayınız
"Üç kişi bir arada iken, ikisi öbüründen gizli olarak konuşmasın." (Hadis-i şerif)
YanıtlaSil(Dünden Devam)
Peygamber Åşığı Bir Sahâbî
Allah Teâlâ, Sevban ve emsâli ehl-i imanı şu âyet-i celileleriyle tebşir etti. Meâlen:
"Allah'a ve Peygamberine itaat edenler, işte bunlar, Allah'ın kendilerine nimet ver-diği Peygamberlerle, sıddîklarla, şehidler-le ve iyi kimselerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaş!... İşte itaatkârlara yapılan bu ihsan Allah Teâlâ'dandır. Her şeyi bilici olarak Allah kâfidir." (Nisā, 69-70)
Bu müjdeyi alan Sevbân (r.a.) adeta sevincinden uçuşuyordu. Bütün endişe-leri, korkuları gitmiş, yeniden canlanmış-
Çocuklarınıza İsim
Erkek: Nüzhet
HAZRET-İ SEVBAN (r.a.)
tı. Dünya ve ahirette o sevgiliyle beraber olmak ne büyük mutluluktu.
Sevban (r.a.) Resûl-i Ekrem (s.a.) Efen-dimizin vefatından sonra Medine'de kala-madı. Remle'ye gitti. Hz. Ömer (r.a.)'in zamanında Mısır'ın fethine katıldı. Daha sonra Humus'a yerleşti. Orada hastalandı ve dâr-ı bekâ'ya irtihal etti.
Rabbimiz bizleri de onun gibi sadakatle hizmet eden âşıklardan eyleyip, şefaatle-rine nail eylesin. Amin.
SAADET ÇAĞINDAN SİMALAR-2 / Mustafa Eriş
Kız: Feride
Erkam Matbaası Tel: (0212) 671 07 00
768
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT BERHI
Ya Rabbi, burayı emin bir sehir eyle, Beni de oğullarımı da put lara tapmaktan uzak tut. (14/35) (1)
dan sonra, kim bana uyarsa bu iste o, bendendir. Kim bana karsi ge Rabbim, onlar, insanlardan pek çoğunu baştan çıkardılar. Bun lirse.. gerçek şu ki: Pek bağışlayıcı ve merhametlisin. (14/36) (2)
Rabbimiz, ben zürriyetimden bir kısmını ziraatin olmadığı bir va liye yerleştirdim; senin Beyt'in yanina.. Bunun için ki: Namazlarım Şükredecekleri ümidiyle, onlara bazı meyvelerle rızıklar ihsan eyle kılsınlar. İnsanlardan bir kısımlarının gönüllerini onlara meylettir.
(14/37) (3) Rabbimiz, gizli tuttuğumuzu ve aşikare ettiğimizi bilirsin. Çünkü Yerde ve semada Allah'a kapalı hiç bir şey yoktur. (14/38) (4)
Ihtiyarlık halimde bana Ismail'i ve İshak'ı ihsan eden Allah'a hamd olsun. Çünkü, Rabbim duâyı elbette işitendir. (14/39) (5)
Rabbım beni dosdoğru namaz kılmakta devam ettir. Keza, zür riyetimi de.. Rabbım, duamı kabul buyur. (14/40) (6) Rabbımız, hesap kurulacağı gün; beni, ana babamı, bütün mü
minleri bağışla.» (14/41) (7) Ayetlerle anlatılan yukarıdaki dualardan başka, İbrahim as her gün sabah olduğu zaman şöyle dua ederdi:
Allanım, bugün, yeni bir yaratılıştır. Bunu bana taatınla aç; mağfiretinle rızanla kapa. Bugünde bana iyilik yapmayı nasib eder sen, onu pâk eyle; benim için kat kat sevaplı kıl. Şayet bugünde bir kötülük edersem, onun için beni bağışla, Çünkü sen: Gafur'sun, Ra him'sin, Vedud'sun, Kerim'sin. (8)
Rivayet edildiğine göre: Her kim bu duâyı sabaha çıktığı zaman okursa, o kimse, o günün şükrünü eda etmiş olur.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Üstte okunan duaların Arapça okunuş şekli faydasına binaen aşağıya alınmışıtr: (1) Rabbic'al hazel-belede aminen vecnübni ve beniyye en na büdel asnam
(2) Rabbi innehünne adlalne kesiren minen nasi femen tebiani feinnehu minni vemen usani feinneke Gafurün Rahim.
(3) Rabbi inni eskentü min zürriyeti bivadin gayri zizar'in inde beytikel mu harremi rabbena liyukimüs-saláte fec'al 'ef'ideten minen-nasi tehvi ileyhim verzukhüra mines-semerati laallehüm yeşkürun.>
(4) «Rabbena inneke ta'lemű manuhfi ve manu'linü ve ma yahfa alellahi mis şey'in fil-ardi veló fis-semai.
(5) El-hamdü lillahillezi vehebe li alel-kiberi İsmaile ve İshaka inne Rabbi le semiudduâ
(6) Rabbic'atni mukimes-salati ve min zürriyeti Rabbena vetakabbel dua
(7) Rabbenağfirli ve livalideyye ve lil-mü'minine yevme yekurn'ül hisab.
(8) Allahümme haza halkun cedidün feftah li bitaatike vahtimhü li bimağfireti ke ve ridvanike in razakteni haseneten fetakabbelha minni ve zekkiha ve da'ifha vema amitü fibi min seyyietin fağfirha li feinneke Gafurun Rahimün Vedudün Keri mün.>
KARA DAVUD
YanıtlaSil769
Salih aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine senden
Merhum müfessirler dediler ki: Isterim.
Kur'an'da Sallh a.s. peygamberin kıssası anlatılırken geçen, Karib, Mücib, Kaviyy, Aziz isimleri onun dua edip niyaz eylediği mü-barek isimlerdir.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Yunüs aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine sen-den isterim. Yunüs a.s.
peygamberin okuduğu dua şudur: «Senden başka ilah yoktur; sübhansın. Ben zalimlerden ol-dum.» (21/87) (1)
Rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resulüllah S.A. efendimizin şöy-le buyurduğu anlatıldı:
«Bir kimse, sıkıntıya, kedere, gama, müptelà olduğu zaman, (üstteki duâyı) okursa.. onun duâsı mutlaka makbul olur. Derdi gamı açılır. Hüzünleri gider.
Devam edelim:
Eyyüb aleyhisselâmın sana dua ettiği isimler hürmetine sen-den isterim.
Ayet-i kerime ile sabit olduğuna göre, Eyyüp a.s. peygamberin okuduğu duâ şudur:
«Bana mazarrat dokundu; sen merhametliler merhametlisi-sin. (21/83) (2)
Bazıları da, Eyyüb a.s. peygamberin şöyle dua ettiğini anlattı:
İlâhi, sana malum: Dilim, kalbime aykırı davranmadı; kalbim gözümün gördüğüne tabi olmadı; sahib olduğum şeyler beni hırsa kaptırmadı. Her yemek yiyişimde, benimle beraber bir yetim oldu. Ya-nımda bir aç ve bir çıplak olduğunda, ne giyinik geceledim; ne de tok. (3)
Eyyüb a.s. peygamber bu duâyı okuduktan sonra, kendisine doku-nan mazarratı ve belası izale olup geçti.
Devam edelim:
Yakub aleyhisselâmın sana dua ettiği isimler hürmetine sen-den isterim.
Kur'an-ı Kerim'de Yakub a.s. peygamberin duası olarak anlatı-lanlar şunlardır:
Üstte anlatılan peygamber dualarının Arapça okunuş şekillerini faydalı olacağı inancı ile alta alıyoruz:
(1) «La ilahe illâ ente inni küntü minez-zalimin.>
(2) «Inni messeniyed-durru ve ente erham'ür-rahimin.>
(3) İlahi, kad alimte ennehu lem yuhalif lisani kalbi velem yettebi kalbi basari velem yülhisni mameleket yemini velem akül illå vemaiye yetimün velen ebti şa'banen vela käsiyen vemaiye cayiun ev uryanün.>
F. 49
770
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHI
«Sizin şu anlattıklarınıza karşı sığınılacak makam, ancak Al-lah'tır. (12/18) (1)
"Yüce Allah hayırlı koruyucudur. Sonra o: Merhametliler mer hametlisidir. (12/64) (2)
«Her şeyi bilen yegâne hüküm sahibi odur.» (12/83) (4)
Devam edelim:
den isterim. Yusuf aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine sen-
Kur'an-ı Kerim'de anlatılan Yusüf a.s. peygamberin duaları sun-lardır:
«Şüphesiz Rabbım, dileyeceği şeyleri çok güzel, çok ince tedbir edendir. Hakkı ile bilen tam hikmet sahibi odur.» (12/100) (5)
«Rabbim, bana mülk verdin. Bana rüya tabirlerini öğrettin. Ey yeri ve semaları yaratan, dünyada ve âhirette sahibim sensin. Beni müslüman olarak öldür. Beni salihlere kat.» (6)
Bazılarının anlattığına göre; Yusüf a.s. zindandan çıkıp padişah-la görüştü zaman, şu duâyı okudu:
Allahım, onun hayrından hayırlısını senden isterim. İzzetine güvenerek onun şerrinden sana sığınırım. (7)
Devam edelim:
Musa'nın sana duâ ettiği isimler hürmetine; Harun aleyhis-selâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine senden isterim.
HARUN ALEYHİSSELÁM
Harun a.s. peygamber, Musa a.s. peygamberin kardeşidir. Musa a.s. Peygamberden, üç veya dört yaş büyüktür. Ancak, nübüvvet ve risalette Musa a.s. ülül'azm peygamberlerdendir; Tevrat kitabı kendi-sine gelmiştir. Harun a.s. peygambere verilen peygamberlik, Musa'-nın a.s. ricası ile olmuştur.
Bütün bu anlatılan sebepler dolayısı ile, Musa a.s. Harun a.s. pey-gamberden daha faziletlidir.
İkisi birden Firavun'a peygamber olarak gönderilmişlerdir.
Üstte anlatılan peygamber duâlarının Arapça okunuşları, faydasına binaen alta alınmıştır:
(1) Valláhül-müstaanü əlå matasıfun.>>
(2) Fallahü hayrün hafızan ve hüve erham'ür-rahimín.>
(3) İnil-hükmü illa billâhi aleyhi tevekkeltü.>
(4) «Ve hüvel-alim'ül-hakim.>
(5) Inne Rabbi latifün lima yeşaü innehu hüvel-alim'ül-hakim.>
(6)
(7) «Allahümme inni es'elüke bihayrin min hayrihi ve euzü biizzefike min serribi.»
771
YanıtlaSilKARA DAVUD
عَلَهُ السَّلَامُ
ب كُل عليه عَلَى
وبالاسماء التى
دعاك بها ١٣
اسمعيل عَلَيْهِ السَّلام
وبالاسماء التي دعاك بها ١٠
داود
دعاكَ بهَا ١٠
سُلَيْمَانُ عَلَيْهُ السَّلم
وبالاسماء
١٢ زكريا
التى دَعَاكَ بهَا
وبالاسماء التى
عليه السَّلَامُ
دَعَاكَ بِهَا ١٢ يَحْى عَلَيْهِ السَّلَامُ
وبالاسماء التي دعاك بها من
ارميا
المتين اسر العظم
عَلَيْهِ السَّلَامُ
وَبِالأَسْمَاءِ التي
شَيْئًا عَلَيْهِ السَّلام
دعاك بها و
.. الياس
وبالأَسْمَاءِ التي دعاك بها
ان العين وَاحْسن الحالفين
ا اله الا
عَلَيْهُ السَّلَامُ
وَبِالأَسْمَاءِ الى
aleyhisselâmű.
Ve bil-esmailleti deake biha İsmailü aleyhisselâmü.
بين قومنا بل اس
Ve bil-esmailleti deake biha Davudü aleyhisselâmű.
الفاتحين مربا فتك
نك انت السميع العليم
رب حب الملك لا ينبني
Süleymani aleyhisselama Ve bil-esmailleti deake biha
Ve bil-esmailleti deake biha Zekeriyya aleyhisselâmü.
لاحية جدعانك انت
Ve bil-esmailleti deake bihe Yahya aleyhisselâmű.
الوا ترب الي
Ve bil-esmailleti deake biha Ermiya aleyhisselâmü.
سمع الدعاء الذو النوع
Ve bil-esmailleti deake biha .Saya aleyhisselami
Ve bil-esmailleti deake biha İlyasü aleyhisselâmü.
Ve bil-esmailleti
Ismail'in a.s. sana duâ ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Davud'un a.s. sana duâ ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Süleyruan'ın a.s. sana duâ ettiği isimler hürmetine senden isterim
Zekeriya'nın a.s. sana duâ ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Yahya'nın a.s. sana dua ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Ermiya'nın a.s. sana duá ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Şa'ya'nım a.s. sana duâ ettiği isimler hürmetine senden Isterim.
lyas'ın a.s. sana dua ettiği isimler hürmetine senden isterim.
(Devamı: 785. Sayfada)
nin Rei mektir. "Fahr-i Alem" ünvanı ise, Muhammed-i Arabi Aleyhissa Ve bende onun nesnesi asla yoktur." Işte, "Alemin Reisi" tabirl," Incilin ayeti şudur: "Artık sizinle çok söyleşmem. Zira bu Alem "Fahr-salatü Vesselamın 1 Alem" de-ist geliyor.
YanıtlaSilMavra Ahmediye Gasm
TARINTE BUGUN 1583-Osmanlı
Ordusunun Viyana'da bozguna uğraması.
1923 - Medresetüzzehra
kanun teklifi müzakere edilerek Şer'iyye ve Maârif Encümenlerine havâle edildi.
1980 - 12 Eylül darbesi yapıldı.
EYLÜL
12
CUMA
20 1447 R.EVVEL
RUMI: 30 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 130
Sözler
Imsak
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
Imsak Güneş
BIR AYET
Onun (Allah'ın) her işi hikmet iledir.
Bakara Suresi: 260
BİR HADİS
Kadınlar hakkında hayır ve iyilik tavsiyesinde bulunurum.
Buharî, Enbiya: 1
Ey bizi nimetleriyle perverde eden sultanımız! Bize gösterdiğin nümûnelerin ve gölgelerin asıllarını, menbalarına göster; ve bizi makarr-ı saltanatına celb et. Bizi bu çöllerde mahvettirme...
Öğle
İkindi Akcam
Güneş
GOBAT 2020
YanıtlaSil2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
TARİHTE BUGÜN
- 1405 - Büyük Moğol İmparatorluğu hükümdarı Timur öldü.
1952 - Bediüzzaman Said Nursî İstanbul'daki Gençlik Rehberi Mahkemesi müdafaasını yaptı.
TÜM İSLÂM ÂLEMİNİN
RAMAZAN AYI MÜBAREK OLSUN.
ŞUBAT
19
PERŞEMBE
11447
RAMAZAN
RUMI: 6 ŞUBAT 1441 KASIM: 104
ancak Cehennemdedirler.
BİR AYET
Şüphesiz salih kimseler nimetleri bitip tükenmeyen Naim Cennetlerindedirler. Kâfirlere gelince işte onlar,
(İnfitâr: 13-14)
BİR HADİS
Dünyayı (fânî cihetiyle) sevmek her kötülüğün
başıdır.
Beni dünyaya çağırma, ona geldim fena gördüm.
Juncak Günes
Öğle
İkindi
Aksam
Yatsı
Sözler
İmsak
Öğle
İkindi Akşam
Yatsı
Güneş
Risaleti Abrmediye (asm)
YanıtlaSilhedata, keşfiyata dayanan ve aktab denilen en derin ehl-i tahkik ve hakikat, ru-harika irşad ve kerametlerle manevi terakki ettiren ve hüccetler yerinde müşa-dersine alıp, Alem-i İslam'da her biri ümmetin ehemmiyetli bir kısmını daire-i hani terakkilerinde Muhammed'in
TARİHTE BUGÜN
1865-Abraham Lincoln öldürüldü.
1912-Titanic battı.
1912 - İstanbul'da Galata Köprüsü açıldı.
1929 - İbrahim Hulusi
Yahyagil'in Bediüzzamanı ilk ziyareti ve talebeliğine girmesi.
14
PERŞEMBE
THURSDAY
NİSAN
APRIL
BİR AYET Onun (Allah'ın) her işi hikmet iledir.
Bakara Suresi: 260
BİR HADİS En büyük iftira, insanlar arasında söz taşımaktır.
Bir adamın imanını kurtarmak ise, on mümini velayet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevaplıdır. Kastamonu Lahikası
771
YanıtlaSilKARA DAVUD
عَلَهُ السَّلَامُ
ب كُل عليه عَلَى
وبالاسماء التى
دعاك بها ١٣
اسمعيل عَلَيْهِ السَّلام
وبالاسماء التي دعاك بها ١٠
داود
دعاكَ بهَا ١٠
سُلَيْمَانُ عَلَيْهُ السَّلم
وبالاسماء
١٢ زكريا
التى دَعَاكَ بهَا
وبالاسماء التى
عليه السَّلَامُ
دَعَاكَ بِهَا ١٢ يَحْى عَلَيْهِ السَّلَامُ
وبالاسماء التي دعاك بها من
ارميا
المتين اسر العظم
عَلَيْهِ السَّلَامُ
وَبِالأَسْمَاءِ التي
شَيْئًا عَلَيْهِ السَّلام
دعاك بها و
.. الياس
وبالأَسْمَاءِ التي دعاك بها
ان العين وَاحْسن الحالفين
ا اله الا
عَلَيْهُ السَّلَامُ
وَبِالأَسْمَاءِ الى
aleyhisselâmű.
Ve bil-esmailleti deake biha İsmailü aleyhisselâmü.
بين قومنا بل اس
Ve bil-esmailleti deake biha Davudü aleyhisselâmű.
الفاتحين مربا فتك
نك انت السميع العليم
رب حب الملك لا ينبني
Süleymani aleyhisselama Ve bil-esmailleti deake biha
Ve bil-esmailleti deake biha Zekeriyya aleyhisselâmü.
لاحية جدعانك انت
Ve bil-esmailleti deake bihe Yahya aleyhisselâmű.
الوا ترب الي
Ve bil-esmailleti deake biha Ermiya aleyhisselâmü.
سمع الدعاء الذو النوع
Ve bil-esmailleti deake biha .Saya aleyhisselami
Ve bil-esmailleti deake biha İlyasü aleyhisselâmü.
Ve bil-esmailleti
Ismail'in a.s. sana duâ ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Davud'un a.s. sana duâ ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Süleyruan'ın a.s. sana duâ ettiği isimler hürmetine senden isterim
Zekeriya'nın a.s. sana duâ ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Yahya'nın a.s. sana dua ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Ermiya'nın a.s. sana duá ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Şa'ya'nım a.s. sana duâ ettiği isimler hürmetine senden Isterim.
lyas'ın a.s. sana dua ettiği isimler hürmetine senden isterim.
(Devamı: 785. Sayfada)
771
YanıtlaSilKARA DAVUD
عَلَهُ السَّلَامُ
ب كُل عليه عَلَى
وبالاسماء التى
دعاك بها ١٣
اسمعيل عَلَيْهِ السَّلام
وبالاسماء التي دعاك بها ١٠
داود
دعاكَ بهَا ١٠
سُلَيْمَانُ عَلَيْهُ السَّلم
وبالاسماء
١٢ زكريا
التى دَعَاكَ بهَا
وبالاسماء التى
عليه السَّلَامُ
دَعَاكَ بِهَا ١٢ يَحْى عَلَيْهِ السَّلَامُ
وبالاسماء التي دعاك بها من
ارميا
المتين اسر العظم
عَلَيْهِ السَّلَامُ
وَبِالأَسْمَاءِ التي
شَيْئًا عَلَيْهِ السَّلام
دعاك بها و
.. الياس
وبالأَسْمَاءِ التي دعاك بها
ان العين وَاحْسن الحالفين
ا اله الا
عَلَيْهُ السَّلَامُ
وَبِالأَسْمَاءِ الى
aleyhisselâmű.
Ve bil-esmailleti deake biha İsmailü aleyhisselâmü.
بين قومنا بل اس
Ve bil-esmailleti deake biha Davudü aleyhisselâmű.
الفاتحين مربا فتك
نك انت السميع العليم
رب حب الملك لا ينبني
Süleymani aleyhisselama Ve bil-esmailleti deake biha
Ve bil-esmailleti deake biha Zekeriyya aleyhisselâmü.
لاحية جدعانك انت
Ve bil-esmailleti deake bihe Yahya aleyhisselâmű.
الوا ترب الي
Ve bil-esmailleti deake biha Ermiya aleyhisselâmü.
سمع الدعاء الذو النوع
Ve bil-esmailleti deake biha .Saya aleyhisselami
Ve bil-esmailleti deake biha İlyasü aleyhisselâmü.
Ve bil-esmailleti
Ismail'in a.s. sana duâ ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Davud'un a.s. sana duâ ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Süleyruan'ın a.s. sana duâ ettiği isimler hürmetine senden isterim
Zekeriya'nın a.s. sana duâ ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Yahya'nın a.s. sana dua ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Ermiya'nın a.s. sana duá ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Şa'ya'nım a.s. sana duâ ettiği isimler hürmetine senden Isterim.
lyas'ın a.s. sana dua ettiği isimler hürmetine senden isterim.
(Devamı: 785. Sayfada)
772
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHİ
Kur'an-ı Kerim'de Musa'dan a.s. anlatılan dualar sunlardır: «Rabbim, kendime zulmettim, beni bağışla. (28/16 (1) «Rabbim, bana inzal buyurduğun hayra pek muhtacım.
24) (2)
(28/«Rabbim, gönlümü genişlet. İşimi bana kolay getir. Dilimdeki tutukluğu gider ki; sözümü anlayalar.» (20/25-28) (3)
«Seni tenzih ederim. Sana tevbemi arz ediyorum. Ben iman edenleri ilkiyim.» (7/143) (4) Sen bizim sahibimizsin. Bizi bağışla, bize merhamet eyle. Çün-
kü, bağışlayıcıların hayırlısı sensin.» (7/155) (5) Bize dünyada iyilik yaz; keza âhirette de.. Çünkü biz, sana yöneldik.» (7/156) (6) Rabbım, beni bağışla; keza kardeşimi de. Bizi rahmetine al.
Çünkü sen, merhametlilerin en merhametlisisin.» (7/156) (7) Salavat-ı şerifeye devam edelim: den isterim. Şuayb aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine sen.
Şuayb a.s. peygamberin Kur'an'da anlatılan duâları şunlardır:
«O hükmedenlerin hayırlısıdır.» (10/109) (8)
«İlim yönünden Rabbımız her şeyi kapsamına alır. Allah'a te. vekkül ettik. Rabbımız, kavmimizle bizim aramızı Hakla fethet. Sen fatihlerin hayırlısısın.» (7/89) (9)
Devam edelim:
İsmail aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine sen. den isterim.
İSMAİL ALEYHİSSELÄM
İsmail a.s. peygamber, İbrahim a.s. peygamberin büyük oğludur. Hicaz ehli Kureyş onun soyundandır; bunların büyük babasıdır. Re-sulüllah S.A. efendimizin ceddidir. İsmail aleyhisselâmdan sonra, ken-dilerine gelinceye kadar babalarında peygamber olan yoktur.
İsmail a.s. peygamberin duaları, yukarıda babası İbrahim a.s. peygamber tarfındn yapılan dualardır. Bunların pek çoğunu birlik-te yapmışlardır.
Üstte anlatılan peygamber duâlarının Arapça okunuşu faydalı olacağı düşüncesi ile
aşağıya alınmıştır:
(1) Rabbi inni zalemtü nefsi fağfir li
(2) Rabbi inni lima enzelte ileyye min hayrin fakir.»
(3) Rabbişrahli sadri ve yessir li emri vahlül ukdeten min lisani yefkahu kavlin
(4) Sübhaneke tübtü ileyke ve ene evvel'ül-mü'minin.>
(5) Ente veliyyüna fağfirlena verhamna ve ente hayr'ül-gafirin.>
(6) Vektüb lena fid-dünya haseneten ve fil-âhireti inna hüdna ileyke.
(7) Rabbiğfirli ve liahi ve edhilna firahmetike ve ente erham'ür-rahimin.>
(8) Ve hüve hayr'ül-hâkimin.>
(9) Vesia külle şey'in ilmen, alellâhi tevekkelna, Rabbeneftah beynena ve be ne kavmina bil-hakki ve ente hayr'ül-fatihin.>
KARA DAVUD
YanıtlaSilBazıları da, şöyle anlattılar:
773
Kurban edilmekle memur olduğu zaman, itaat edip başını eğ-di. Teslim olup alnı üzerine yattı. Kurban edilmesini bekler bir halde iken, Yüce Hak İsmail a.s. peygambere fidye olarak bir koç ihsan ey-ledi. O zaman şöyle tekbir getirdi:
Allah en büyüktür. Allah'a hamd olsun. (1)
Böylece, zikir ve hamd etti.
Davud aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine sen-den isterim.
Davud a.s. peygamberin Kur'an-ı Kerim'de anlatılan duâsı şudur: «Bizi, mümin kullarının birçoğundan faziletli kılan Allah'a hamd olsun.» (27/15) (2)
Devam edelim:
- Süleyman aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Süleyman a.s. peygamberin Kur'an-ı Kerim'de anlatılan duası şudur:
«Rabbım, beni bağışla. Bana öyle bir mülk ver ki o, benden başka hiç kimseye lâyık olmasın. Şüphesiz sen, hibesi pek bol Yüce Zat'sın. (38/35) (3)
Devam edelim:
Zekeriya aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine sen-den isterim.
Zekeriya a.s. peygamberin okuduğu Kur'an-ı Kerim'de anlatılan duâsı şöyledir:
- «Rabbim, senin tarafından bana pek temiz bir zürriyet ihsan eyle. Muhakak sen duâyı hakkıyle işitensin.» (3/38) (4)
Devam edelim:
Yahya aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine sen-den isterim.
Yahya a.s. peygamberin Kur'an-ı Kerim'de anlatılan duâları şun-lardır:
«Pek çetin kuvvet sahibi.» (51/58) (5)、
«Yüce Allah, cezada amansız mutlak galiptir.» (3/4) (6)
«Fazl ü kerem sahibidir. Ondan başka ilah yoktur. Dönüş an-
cak onadır.» (40/3) (7)
(1) Allahü Ekber ve lillahil-hamd.>
2) «El-hamdü lillâhillezi faddalena alâ kesirin min ibadih'il-mü'minin.>
( (3) «Rabb'iğfirli ve heb li mülken láyenbaği liahadin min badi inneke ent'el-vehhab.>
(4) «Rabbi heb li min ledünke zürriyeten tayyibeten inneke semiudduâ.>>
(5)
Zit-tavli là ilahe illa hüve ileyh'il-masir.>>
774
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHİ
Devam edelim:
Ermiya aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine sen-den isterim.
Ermiya a.s. peygamberin ismi şu değişik biçimlerde geldiği de olmuştur: Irmiya, Ürmiya, Urmiya..
HIZIR ALEYHİSSELAM
(Hazır) aleyhisselâmdır. Burada anlatılacak Ermiya a.s. peygamberden murad Hızır
Hızır lakabı olup, esas ismi ERMİ Y A'dır. Bu isimle anılması. nın hikmeti şudur: Kuru toprak üzerine oturduğu zaman, orada Al-lah'ın izni ile yeşil otär biterdi. Bunun için, HIZIR olarak lakab aldı.
tir. Bunun böyle olduğu Ebu Hüreyre r.a. tarafından rivayet edilmiş-
Nebi midir, velî midir?.
Diye üzerinde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Ancak ulemanın pek çoğu Beniisrail'den bir peygamber olduğunu anlatmışlardır.
- Diri midir, ölü müdür?.
Diye de çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları:
Öldü.
Dediler; bazıları da, şöyle anlattı:
- O diridir. Kıyamete yakın, Kur'an kaldırıldığı zaman ölür.
Bu ikinci kavil, tasavvuf ehli zatlar katında ittifakla kabul edi-miştir. Çünkü onların; bazı yerlerde, bazı hallerinde, Hızır a.s. ile kar-şılaştıkları bilinen meşhur bir durumdur.
HIZIR'I BULAN ŞEYH
Hatta Şeyh Sadi Rh. Fars dili ile şöyle yazar:
Eski meliklerden biri, Hızır'ın a.s. ölü veya diri olduguna dair delil istedi. Bunun için vezirini çağırıp sordu:
- Hızır a.s. diri midir?.
Veziri şu cevabı verdi:
- Evet diridir.
Bunun üzerine, Melik şu emri verdi:
- O halde davet et, gelsin; görüşelim.
Vezir, Melik'in bu teklifine karşı şu cevabı verdi:
Ancak, onun nerede olduğu bilinmez ve aramakla bulunmaz.
Melik tekrar şöyle dedi:
O, muhakkak İslâm diyarlarındadır ve emir sahibi sultanlara mutidir. Ben de emir sahibiyim. Elbette, onun bana itaat etmesi ge-
rekir. Muhakkak buldurmalısın.
Mutlaka bulması için ısrar etti.
Bunun üzerine, Vezir söz aldı ve şöyle dedi:
Bu iş, benim elimle olmaz. Zira bizden türlü türlü cevirler ve zulümler zuhur etmektedir. Bunun için, onun bizimle görüşmesi müm-
KARA DAVUD
YanıtlaSil775 kün değildir. Onun bulunmasını Şeyhülislam'dan iste, Zira onlar, pey-gamberlerin varisleridir. Aynı zamanda o, ulemanın da reisidir. Bu 5, daha çok ona münasiptir. Bulursa, ancak o bulur.
Melik:
Peki iyi..
Dedikten sonra, Şeyhülislam'ı davet etti. Sordu
- Hızır kimdir?.
Şeyhülislâm şu cevabı verdi:
Kabul edilen görüşe göre; şanlı peygamberlerdendir.
Melik tekrar sordu:
Halen diri midir?.
Şeyhülislâm cevap verdi:
Evet diridir.
Melik şu emri verdi:
Muhakkak onu bulup getir.
Şeyhülislâm şu cevabı verdi:
Ben, onunla hiç görüşmedim ki, nerede bulayım?.
Bunun üzerine Melik, şöyle dedi:
Sen, ulemanın reisisin. İslâm ehlinin de şeyhisin.
Ben, onu görmedim, görüşmedik..
Demek, ne demeğe gelir?. Elbette bulmalısın.
Melik'in bu ısrarı üzerine Şeyhülislâm şöyle dedi:
Benim sizinle görüşüp durmam, sizinle malhuz olmam sebebl ile o, bizlerle görüşmez.
Şeyhülislâm'ın bu sözüne karşılık, Melik tekrar ısrar etti ve şöyle
dedi:
Muhakkak bulunmalıdır.
Melik'in bu ısrarı üzerine, Şeyhülislâm şöyle dedi:
Ey padişahım, mehil ver. İnsanlardan uzlet edip zühd ü tak-va üzere olan ilmi ile âmil, fazıl kâmil meşayih ve muhakkik zatlarla görüşeyim; bulursa onlar bulur.
Böylece mehil aldıktan sonra, aramaya başladı. Bu aramada iken, ilmi ile âmil olanlardan biri ile buluştu. Bu buluştuğu zat, gayet fa-kirlik ve ihtiyaç içinde idi. Bu hale o kadar müptelâ olmuştu ki, bazı günler aç yattığı dahi olurdu.
O zat, bu muztar durumundan ötürü, Şeyhülislâm'a gelip sordu:
Hızır'ı arıyormuşsunuz, öyle mi?.
Şeyhülislâm:
Evet..
Deyince, şöyle dedi:
Beni padişahla buluşturun; bulurum.
-Onun böyle demesi üzerine, kendisini alıp Melik'e götürdü; Şöyle
dedi:
Bu Efendi Hızır'ı a.s. bulacak.
776
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Melik şöyle sordu:
Ey Efendi, Hızır'ı a.s. ne zaman getireceksin?.
Şu cevabı verdi:
Bu iş, zamana muhtaçtır. Bana kırk gün mühlet ver; yiyece-ğimi de tayin eyle. Hiç bir şeye de ihtiyacım kalmasın. Ben de, bos ka-lıp içten, ihlasla ibadet edeyim. Böyle olunca, onu size getireceğimi umuyorum.
Bunun üzerine Melik, kendi yediği yemeklerden yeteri kadar ona da tayin edip bol bol in'amlar ihsanlar eyledi. Böylece kereme erdirip mühlet verdi.
Bundan sonra o Fakir Şeyh Efendi, Melik'in tayin ettikleri şeyleri alıp eve geldi. Hanımı onun bu getirdiklerini görünce:
Bunlar nedir?.
Diyerek sordu; Efendi de durumu olduğu gibi haber verip anlattı:
Hanımı sordu:
Sizin Hızır a.s. ile bir dostluğunuz var mı?.
Hayır, ömrümde görmedim.
Deyince, tekrar sordu:
Kırk günden sonra, kimi Melik'e götüreceksin?.
Efendi, hanımının bu sorusuna karşılık şöyle dedi:
Çok sıkışık durumdayım. İhtiyacımdan ötürü bir iştir ettim. Şimdi de pişman oldum; ama çaresi de yok.
Kırk gün tamam olduktan sonra, Melik'in adamları geldi:
Yarın, muhakkak Hızır'ı getirin.
Diyerek davet eyledi.
Onlar gittikten sonra, bu Şeyh Efendi hanımına şöyle dedi:
Bu gece bir mikdar yatayım. Gece yarısı olunca, beni uyandır; kaçacağım.
Onun bu sözü üzerine, hanımı şöyle dedi:
Biz fakirlik ve sıkıntı içinde geçiniyorduk. Neden sabretmeyip kendini bu sıkıntıya soktun. Sen kaçıp gittiğin zaman, benim halim nice olur?.
Böylece, birbirleri ile çekişip dururken, gece yarısı oldu; Şeyh Efendi de uykuya daldı. Sabah olduğunu dahi duyamadı.
Sabah erkenden padişahın adamları, devlet erkânı, saltanat ayanı, ulema-i izamı hep birden:
Hızır'ı görelim.
Diyerek Melik'in huzuruna toplanıp, Şeyh Efendi'yi ve Hızır'ı da-vet ve tazim için iki süslü binek gönderdiler.
Şeyh Efendinin kapısını çaldıkları zaman, Şeyh Efendi uyanıp
hanımına şöyle dedi:
Gördün mü, sonunda yakayı ele verdik.
Hayatından ümitsiz bir şekilde hemen abdest aldı; namaz kıldı. Sonra, hacetleri bitiren duâları kabul eden Ebedi Allah'a duâ etti. Re-sulüllah S.A. efendimizi de şefaatçı getirdi. Tazim ve tekrimle Yüce Hak'tan kurtulmasını taleb etti.
RARA DAVUD
YanıtlaSil777
Ve binip gitti.
Oraya vardığı zaman, Melik tarafından karşılandı, ikram gördü
Melik'in tahtının karşısına bir sandalya konmuştu, onun üzerine olurdu. O anda bir küçük masum çocuk zahir olup sandalyanın sağ tarafında durdu. Bundan sonra Melik:
Hızır as ne zaman gelecek?.
Diye sorunca, Şeyh Efendi şöyle dedi:
-Padişahım, ömrümde hiç Hızır'ı görmedim. Läkin fakrimden ötürü, eyyamı devletinizde birkaç gün refah İçinde ömrümü geçi reyim, diye bir davadır ettim. Şimdi vade tamam oldu. Hızır as isti rap vaktinde gelir kurtarır. Tam fakir halimde iken, beni sen kur tardın. Benim hakkımda Hızır sensin.
di: Böyle dedikten sonra, sükût eyledi. Melik gazaba geldi; şöyle de
Eğer fakrin var idiyse.. halini arz edeydin; sana geçinecek ka-dar bir şey tayin ederdik.
Sana Hızır'ı as bulurum.
Diyerek, kırk gün mühlet alıp bize intizar çektirdikten sonra, böyle özür beyanı olur mu?.
Bundan sonra başvezirine bakıp şöyle sordu:
Buna şimdi ne ceza verelim?.
Başvezir şöyle dedi:
Emir ver, bunu parça parça doğrasınlar. Her parçasını sokak başlarına çengellere assınlar. Böylece, Aleme ibret olsun; bundan böy-le hiç kimse Melik'in huzurunda yalan söylemeye..
Vezir böyle deyince, Şeyh Efendinin yanında duran masum ço-cuk şöyle dedi:
Her şey, aslına dönecektir.
Bu kelâm, Melik'e tesir etti; ikinci vezirine dönüp şöyle dedi:
Sen ne dersin?.
İkinci vezir, şu fikir beyanında bulundu:
Bunu dibeğe koyup döve döve keşkek gibi edelim. Her sokağın köşesine bırakalım. Böylece, âleme ibret olsun; bundan böyle hiç kim-se, Melik'in huzurunda yalan söylemek cür'etinde bulunmaya..
Yine o masum çocuk önceki gibi söyledi:
Her şey, aslına dönecektir.
Padişah yine müteessir olup üçüncü vezirine baktı ve şöyle dedi
Sen ne dersin?.
Üçüncü vezir şöyle dedi:
Sadrazam karındaşımız ve paşa karındaşımız güzel buyurdu-lar; böyle cezalara layıktır. Ancak, bu adamın kemal-i ihtiyacı ve ıstı-rarı olmasaydı; kendisini bu tehlikeye atmazdı. Devletli padişaha ya-kışan af ile muameledir. Emir ve ferman padişahımızındır.
Yine o masum şöyle dedi:
Her şey, aslına dönecektir.
778
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHI
Padişah, yine müteessir olup Şeyh Efendi'ye dönerek şöyle sordu:
Bu çocuk senin neyin olur?.
Şeyh Efendi şöyle dedi:
Benim bildiğim değildir. Buraya geldiğim zaman, sizin hiz metçilerinizden biridir; gelip yanıma durdu, sizdendr sanmıştım.
Melik o masum çocuğa bakıp şöyle sordu
Sen kimsin?. Bunlar, biribirine benzemeyen sözler ettiler. Üçü ne de aynı cevabı verdin.
Bunun üzerine o masum çocuk sordu:
Bu şeyh Efendi sana kimi getirecekti?.
Melik dedi ki:
Hızır aleyhisselâmı..
Çocuk şöyle anlattı:
Ey padişahım, senin bu başvezirin kasap oğludur. Halkı kır-maktan başka bir şeye yaramaz.
İkinci vezirin aşçı oğludur. Halkı dövmekten başka bir şeye yara-maz. Üçüncü vezirin ise, vezir oğludur; aslına çekip daima suçluları affeder. In'am ve ihsanda bulunur.
İşte Hızır benim, Hızır'la buluşmaktan maksat, nasihattır. Eğer nasihat istersen, şudur: Başvezirini çıkarıp kasapbaşı eyle. Varsın, hayvanatı kırmaya devam etsin. İkinci vezirini çıkarıp aşçıbaşı eyle; keşkek dövedursun. Üçüncü vezirini de başvezir eyle; bunu azletme.
Tekrar padişaha dönüp şöyle dedi:
Senden bir ricam var; bu Şeyh Efendi'den tayin ettiğin şeyle-ri kesme.
Böyle dedikten sonra, kayboldu. Melik:
Onu bulun.
Dedi; aradılar, ama bulamadılar. Durumu Şeyh Efendi'ye sordu-
lar; şöyle dedi:
Daha önce görmemiştim; burada gördüm.
Melik onun için tayin ettiği şeyleri kesmedi; devam ettirdi.
HIZIR VE HAYAT SUYU
Sonra..
Hızır'ın hayatta kalışı hakkında tarihçiler şöyle dediler:
- Hızır a.s. zulümata Hayat Suyunu bulmak için İskender-i Zül-karneyn ile girdi. İskender, onun ileri gitmesi için emir verdi. Bunun için, Hızır a.s. önce gidip Hayat Suyunu buldu. İndi onda yıkandı; içti. Yüce Hakka şükür için namaz kıldı. Hamd etti; sena etti. O sudan içtiği için hayatı kıyamete kadar uzadı. O suda yıkandığı için sıhhat ve afiyette devamlı kaldı. İskender onun ardından giderken yolu kay-betti. Suyu da bulamadığı için geri döndü.
Ulemanın pek çoğu, Hızır'ın a.s. hayatına kail olmuşlardır. Bazı muteber kitaplardan onun durumunu beyan edelim.
KARA DAVUD
YanıtlaSilHızır a.s. öldü.
Diyenler, delillerini meáli şöyle olan âyet-1 kerimeden aldılar: «Senden önce, hiç bir beşere ebedilik vermedik.» (21/38)
YAŞAYAN PEYGAMBERLER
Ancak, merhum müfessirler cevap verip şöyle dediler: Peygamberlerden dört tanesi hayatta olup şunlardır:
1. Idris a.s. peygamber.. bu semadadır.
2. İsa a.s. peygamber.. bu da semadadır.
3. İlyas as peygamber.. bu yerdedir.
4. Hızır a.s. peygamber.. bu da yerdedir.
Ancak:
779
«Hızır hayatta olsaydı; ziyaretime gelirdi.»
Manasında bir hadis-i şerif beyan olunur ki, bunun aslı yoktur; mevzu hadistir. Buhari şerhinden beyan olunmuştur.
HIZIR'IN RESULÜLLAH'IN TAZİYESİNE GELMESİ
Muhakkik âlimlerden pek çoğu, Hızır'ın a.s. hayatta olduğuna ka-il olmuşlardır. Hatta İmam-ı Şafii Ü MM, isimli eserinde şöyle anlat-ti:
Resulüllah S.A. efendimiz âhirete teşrif buyurdukları zaman, Hızır a.s. Resulüllah S.A. efendimizin ehl-i beytine geldi:
Her musibetten ötürü, Allah tarafından ecir ve sevap vardır. Her ölüp giden ve her fevt olup kaybolandan ötürü yerine halef ve ihsan vardır. Allah'a karşı takva sahibi olunuz; ondan dilekte bulu-nunuz. Asıl musibete uğrayan sevaptan mahrum kalandır.
Diyerek onlara taziyede bulundu.
Süruri Rh. tefsirinde şöyle anlattı:
Resulüllah S.A. efendimiz, ridası ile başını örtmüş bir halde Mescid'de bulunuyordu. Bu sırada bir adam geldi; iki rikât namaz kıldıktan sonra şöyle duâ etti:
Allahım, dünya ve âhirette bana afiyet, ölüm halimde bana iman, kıyamet günü de bana eman ihsan eyle.
Sonra gitti. Onun peşinden Cebrail geldi; Resulüllah S.A. efendi-
mize sordu: Ya Resulellah, o namaz kılanı biliyor musun?.
Hayır bilmem.
Deyince, Cebrail şöyle anlattı:
O, senin kardeşin Hızır a.s. idi.
Bunun üzerine Resulüllah S.A. efendimiz şöyle dedi:
Onu bana çevir gelsin.
Cebrail şöyle dedi:
Şu ana kadar o, altı aylık yol gitti.
HIZIR VE İLYAS
Hızır ve İlyas, her sene ramazan ayında Beyt'ül-Makdis'te oruç tutarlar.
780
YanıtlaSilDELATLI HAYRAT ŞERHI
ğunu rivayet eyledi: İbn-i Asakir, senedi ile, Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyur-
rinin başlarını tıraş ederler. Ayrıldıkları zaman da şöyle dua ederler: «Hızır ile İlyas, her sene hac mevsiminde buluşurlar. Birbirle-Allah'ın adı ile.. Allah'ın dilediğidir, Allah'ın dilediğidir. Hay-
ra ancak Allah sevk eder. Allah'ın dilediğidir, Allahın dilediğidir. Kö-Eğer bir nimet gelecekse, Allah'tan gelir. Allah'ın dilediğidir. Allah'ın tülüğü, ancak Allah def eder. Allah'ın dilediğidir, Allahın dilediğidir. dilediğidir. Allah'a tevekkül ettik; o ne güzel vekildir. Güç ve kuvvet,
ancak yüce ve azim olan Allah'ındır. (1) Bundan sonra, birbirlerine veda edip ayrılırlar.»
İbn-i Abbas r.a. şöyle anlattı:
Bir kimse, sabah akşam bu mübarek kelimeleri üç kere okursa. kalbden gelen teveccühle münacaat eylerse.. şanı büyük Allah, o kim-seyi, ateşte yanmaktan, suda boğulmaktan esirger; mallarını, rızıkla-rını hırsızdan saklar; yakınlarını korur.
Haris b. Ebu Üsame Rh. Müsned'inde, Enes'ten r.a. naklen anlat-tığı rivayete göre Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
«Hızır a.s. karada, İlyas a.s. ise, denizde kalır. Her gece, İsken-der'in Ye'cuc ve Me'cuc için yaptığı sette buluşurlar. Her sene hac ve umre yaparlar. Zemzem suyundan da bir mikdar içerler. Bu içtikleri gelecek seneye kadar kendilerine yeteri kadar gıda olur.>>>
İmam-ı Gazali Nasihat'ül-Mülük adlı risalesinde şöyle anlattı:
Rivayet edildiğine göre, Hz. Ömer b. Hattab r.a. bir cenazeye gitti. Orada birini gördü; ki o: Cenaze namazını kıldı, kabre kadar geldi, meyitin defni yapıldığı zaman; o kimse elini açtı, şöyle bir dua etti:
Allahım, eğer bu meyite azap edersen, o sana asi gelmiştir. Eğer ona rahmet eylersen, o senin rahmetine muhtaçtır. Ey meyit, sa na ne mutlu; eğer emir, kethuda, kâtip, hain değilsen..
O kimsenin bu hitabını Hz. Ömer r.a. işitti. Defin işi tamam olduk-tan sonra, o kimse halkın gözüönünde kaybolup gitti. Hz. Ömer r.a o kimseyi arattı; ama bulamadılar. Sonunda şöyle dediler:
O kimse Hızır a.s. idi..
HIZIR RESULÜLLAH'IN MÜBAREK CENAZESİNDE
Muvaziret'ül-İhvan, adlı eserde şöyle yazar:
Resulüllah S.A. efendimiz, dar-ı beka sarayına teşrif buyurdu. Ravza-i Mutahhara'ya defnedileceği zaman, bir adam:
(1) Bu duânın Arapça okunuşu şöyle olabilir:
Bilmillahi maşaallahü maşaallahü lâyesuk'ul-hayre illallahü maşaallahü ma şaallahü layasrif'üs-sue illallahü maşaallahü maşaallahü mayekünü min ni'metin femi nellâhi maşaallahü maşaallahü tevekkelnā alellâhi ve ni'm'el-vekili lâhavle ve läkuv vete illâ billah'il aliyy'il-azimi.>
KARA DAVUD
YanıtlaSilraciun.) Biz Allah içiniz, Allah'a döneceğiz. (İnna lillahi ve inna ileyhi
Diyerek istirca eyledi. Sonra kayboldu O kimsenin kim olduğunu bilen olmadı. Ashab-ı kiram birbirine sordu. Hazret-i Ali r.a. şöyle de-di:
O kimse Hızır a.s. idi..
HIZIR'IN ÖGRETTİĞİ DUA
Ebu Bekir b. Ebiddünya, Hevatif, adlı eserinde şöyle der:
Hazret-i Ali r.a. Hızır a.s. ile karşılaştığı zaman; Hızır a.s. kendisine namaz akabinde okuması için, şu duâyı öğretti:
Ey dinlemek, dinlemekten zatını almayan, ey mes'eleler, ken-disini yanıltmayan, ey ısrarcıların ısrarı kendisini yormayan, bana affının serinliğini tattır. Keza meğfiretinin tadını da.. (1)
Bu duâyı öğrettikten başka, faziletini de öğretti.
İmam-ı Dümeyri Hayat'ül-Hayvan, adlı eserinde, HA-İ MÜHME-LE'yi beyan ederken, Musa a.s. peygamberin kıssasında:
Hazret-i Ömer dahi, Hızır a.s. ile karşılaştı. Buna da aynen üstteki duâyı namaz akabinde okumayı öğretti.
Diye rivayet eder.
Merhum Allame Birgivi'nin yazdığı, Cila'ül-Kulub nam kitabının.
Tokati İshak Efendi tarafından yapılan, Zıya'ül-Kulub nam şerhinde şöyle anlattı:
mıştır: Rivayet olunduğuna göre, Ebdal'dan Gürzin Birre şöyle anlat-
Şam ebdallarından biri geldi, bana şöyle dedi:
Sana büyük bir hediye getirdim. Ama ne güzel bir hediyedir
o.. O hediyeyi kabul eyle.
Şöyle dedim:
-Ey kardeş, o hediyeyi sana kim verdi?.
Şöyle dedi:
-Onu bana İbrahim Teymî verdi.
Şöyle dedim:
İbrahim Teymî'ye sordun mu, ona bu hediyeyi kim vermiş?.
Şöyle dedi:
-Evet sordum. İbrahim Teymî şöyle anlattı:
Kâbe'nin önünde idim. Kulağıma, tehlil, tesbih, temcid sedası geldi. Bakınca bir adamın geldiğini gördüm. Bana selâm verip sağ yanıma oturdu. Bu zamanda ondan daha güzel yüzlü, güzel giyimli birini görmedim. Gayetle beyazdı. Onun güzel kokusuna benzeyen ko-kuyu da hiç kimsede görmedim. Ona:
(1) Bu duânın Arapça okunuşu şöyledir:
Ya men lâyuşgılühu sem'un ansem'in ya men lå tuğlituh-ul-mesailü ve ya men lay'es'emühüm ilhah'ül-mülihhine ezikni berde afvike ve halāvete mağfiretike.>
DELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
YanıtlaSil782
Ey Allah'ın kulu sen kimsin?..
Diye sordum; bana:
Hızırım.
Dedi. Yanıma niçin geldiğini sordum; şöyle dedi:
Sana selâm vermek için. Allah için seni sevdiğimden.. Bu hedi-yeyi sana vermeğe geldim. Onu sana hediye edeceğim.
O hediyenin ne olduğunu sordum; şöyle anlattı:
Günes doğup yayılmadan evvel, bir de günes batmadan evvel Fatiha, Muavvezeteyn, (Felak ve Nas sureleri) Kafirun, Ihlas surele-rini ve Ayet'el-Kürsî'yi, (Bakara suresi 255. âyeti), yediser kere oku. Yedi kere de şunu oku:
llâh yoktur. Allah en büyüktür. (1) Allah sübhandır, hamd Allah'a mahsustur. Allah'tan başka
Yedi kere, Resulüllah S.A. efendimize salavat getir. Yedi kere de, kendin, ana, baban, mümin kadın ve mümin erkekler için istiğfar ey. le. (2) Yedi kere de şu duâyı oku:
Allahım, şimdi veya sonra, dünyada ve âhirette zatına ne yak:-şırsa, bize ve onlara onu yap. Bize ve onlara ey Mevlâmız lâyık oldu-ğumuz işi yapma. Çünkü sen: Gafur'sun, Halim'sin, Cevvad'sın, Ke-rim'sin. (3)
Sonra..
Buna akşam sabah devam et.
Deyince, şöyle dedim:
- Bunu okumamın sevabı nedir?. Bana anlat.
Şöyle anlattı:
- Sen buna devam et. Yakında Resulüllah S.A. efendimizi rüyan-da görürsün. O zaman, kendisine sor, sevabını sana anlatır.
Bunu okumaya devam ettim. Bir gece rüyamda, bana meleklerin
geldiğini gördüm.
Beni alıp yukarı çıkardılar. Taa, cennete kadar götürdüler. Cen-nat-ı aliyatı, üstün nimetlerini gördüm. Bunun için, meleklere sor-dum:
- Bu gördüğüm vasfı mümkün olmayan üstün nimetler, köşkler kimindir?.
Şöyle dediler:
Senin amelin gibi amel edenlerindir.
(1) Bu tesbih ve tehlil duâsının Arapçası şöyledir:
Sübhanellahi vel-hamdü lillahi ve lå ilahe illallahü vallahü ekber.>>
( 2) Bu istiğfar duasının Arapçası şerhte mevcut değil; şöyle okunur:
>
( 3) Bu duânın Arapçası şöyle okunabilir:
«Allahümm'ef'al bina ve bihim acilen ve acilen fid-dini ved-dünya vel-âhireti ma ente lehu ehlün ve latefal bina ve bihim ya Mevlâna manahnü lehu ehlün inneke Gafurun, Halimün, Cevvadün, Kerimün.>
KARA DAVUD
YanıtlaSil783
Ben, cennetin yemişlerinden yedim. Irmaklarından içtim. Sonra beni alıp Resulüllah S.A. efendimize götürdüler.
Resulüllah S.A. efendimizin yanında yetmiş peygamberin oturdu-ğunu gördüm. Önünde dahi yetmiş saf melek duruyordu.
Resulüllah S.A. efendimiz, elimden tutup benimle musafaha etti.
Şöyle sordum:
Ya Resulellah, Hızır a.s. bana sizden gelen bir hediye verdi.
Bunu kendisine siz vermişsiniz.
Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Hızır doğru söylemiş; Hızır doğru söylemiş.
Sonra, şöyle devam buyurdu:
Hızır sana ne haberi vermişse, cümlesi gerçektir. O Hızır, şimdi yer ehlinden cümlesinin bilginidir. Ebdalların reisidir.
Şöyle sordum:
Her kim bu MÜSEBBAAT-I AŞERE'ye (üstte anlatılan duâla-ra) devam ederse.. ama benim gördüklerimi görmese dahi kendisine benim gördüğüm nimetler verilir mi?.
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Şu Yüce Zata yemin ederim ki, o beni bütün insanlara hak peygamber gönderendir. Her kim ona devam ederse.. beni ve cenneti görmese dahi, bu gördüğün nimtlerin cümlesi kendisine verilir. Bu-na devam edenin cümle büyük günahları bağışlanır. Sübhan olan Yü-ce Hak ondan gazap ve azabını kaldırır. Sol tarafında bulunan meleğe şu emri verir:
Bunun günahlarını yazma.
Rabbım Yüce Hakka yemin ederim; bunlara ancak saadet ehli
devam edebilir.
İşte.. İbrahim Teymî rüyasını böyle anlattı. İbrahim Teymî bun-dan sonra dört ay kadar yaşadı. Hiç bir şekilde dünya taamı yemedi: suyunu içmedi.
Onun bu hali, rüyasının doğruluğuna, gerçekten cennet taamı yediğine, oranın ırmağından içtiğine delildir. En doğrusunu Allah-ü Taâlâ bilir.
Bu güzel menkıbe İmam-ı Gazali tarafından İhya-i Ulum'da, Ava-rif'il- Maarif'te Kut'ul-Kulub'da ve İbn-i Melik'in Zuhr'ül-Abidin adlı eserinde anlatılmıştır.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Şa'ya aleyhisselâm'ın sana duâ ettiği isimler hürmetine sen-den isterim.
Ancak, bu ismin, bazı nüshalarda şu şekilde okundukları da ol-muştur: Şaaya, Şu'ya, Eş'ıya..
Şa'ya a.s. peygamberin okuduğu duâ şudur:
Allah, ancak kendisine ibadet edilen ve öğülen zatttır; başka iláh yoktur. (1)
(1) Bu peygamber duâsının Arapça okunuşu şöyledir:
La ilahe illallah'ül-ma'bud'ül-mahmud.>>
784
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
Devam edelim:
den isterim. İlyas aleyhisselâmın sana dua ettiği isimler hürmetine sen-
İlyas peygamber dahi, Hızır peygamber gibi diridir. Nitekim Şeyh-zade merhum Tefsir-i Beyzavi haşiyesinin, Saffat suresinde yazar.
RESULULLAH'IN S.A. İLYAS'LA BULUŞMASI
Rivayet olunduğuna göre, Enes b. Malik r.a. şöyle anlattı:
Resulüllah S.A. efendimizle gaza eyledik. İki dağ arası geniş bir yolda idik. Aniden, dağdan bir ses geldi; şöyle diyordu:
Allahım, beni rahmete nail olan, tevbeleri kabul edilen duâ-larına icabet olunan ümmetten eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, bana hitaben şöyle buyurdu:
Ya Enes, git bak; bu seda nedir?.
Dağa gittiğim zaman, şöyle birini gördüm: Başının ve sakalının kılları beyaz olmuş. Beyaz elbiseler giymiş. Boyu tahminen üç yüz ar-
şından fazla.. Beni görünce şöyle sordu:
Sen Resulüllah S.A. efendimizin elçisi misin?.
Evet, onun elçisiyim.
Dedim, şöyle söyledi:
Resulüllah'a S.A. git; benden selâm eyle. De ki: Bu seda eden senin karındaşın İlyas'tır. Seninle görüşmek ister.
Resulüllah S.A. efendimize geldim; İlyas'ın a.s. dediklerini haber verdim. Resulüllah S.A. efendimiz benimle beraber dağa geldi. Ona yaklaşınca ben geri kaldım.
Resulüllah S.A. efendimiz, onun yanına gitti; kendisi ile uzun uzun konuştu.
Onlar konuşurken, önlerine semadan sofra gibi bir şey indi. Beni de çağırdılar, beraberce yedik. O sofrada, mantar, nar ve kereviz var-di
Ben yedikten sonra, tekrar kalkıp yerime döndüm. Biraz daha konuştular. Bundan sonra, beyaz bir bulut geldi; İlyas'ı alıp gitti. Onun elbisesinin beyazlığına bakıyordum.
Resulüllah S.A. efendimize şöyle sordum:
Ya Resulellah, bu yediğimiz taam gökten mi indi?..
Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Onu ben de İlyas'tan sordum; şöyle dedi:
Bu yemeği bana Cebrail kırk günde bir defa getirir, yerim. Haftada bir kere de Zemzem suyundan içerim.
İlyas a.s. peygamberin okuduğu duâ şu idi: Rabbım, yaratıcıların en güzelidir. (1)
(1) Bu duánır. Arapçası şöyle okunabilir:
Rabbi ahsen'ül-halikın.>
KARA DAVUD
YanıtlaSilكالها .. الْعُ عَلَيْهِ السَّلَامُ وَبِالايما التي دَعَاكَهَا .. ذُو الكَهْلِ عَلَيْهِ السَّلَامُ وبالاسماء التي عمالها .. يُوعُ عَلَيْهِ السَّلَامُ وَبِالاسماء التي ما ليها عنتر عَلَيْهِ السَّلَامُ وَبِالاسماء التي دَعَاكَ بها محمد صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَعَلَى جَمِيع النينَ وَالْمُرْسَلِينَ أَنْ تَصَلَّى عَلَى مُحَمَّد نَبِيكَ عدَ دَمَا خَلَقْتَهُ مِنْ قَبْلِ أَن تَكُونَ السَّمَاءُ مَنِيَّةٌ والأَرْضُ مَدْحَيَّةٌ وَالْجَادُ مُرْيَةً وَالحاد بجراةَ وَالْعُيُونُ مُنْفَجَرَةً وَالْأَنْهَارُ مُنْمِيَة وَالشَّمْسُ مُحَة وَالقَرَ مُضينا والكواك مسيرة كُنتَ حَيْتَ كُنتَ لَا يَعْلَمُ أَحد حيث كنتُ إِلَّا انَتْ وَحْدَكَ لا شَريكَ لَكَ
785
deake biha Elyeseu aleyhisselâmü.
Ve bil-esmailleti deake biha Zülkifli aleyhisselâmü.
Ve bil-esmailleti deake biha Yuşau aleyhisselâmü.
Ve bil-esmailleti deake bilia İsa aleyhisselâmű.
Ve bil-esmailleti deake biha Muhammedün sallallahü aleyhi ve sel-leme.
Ve alâ cemiin-nebiyyine vel mürseline en tusalliye ala Muhamme din nebiyyike adede mahalaktehu min kabli entekûnes-semaü mebniyyeten vel-arzu medhiyyeten vel-cibalü mür-siyeten vel biharu mücraten vel-uyunü münfecireten vel-enharu münhemireten veş-şernsü mudhiyeten vel-kameru mu-dien vel-kevakibü müstenireten künte haysü künte lâya'lemü ahadün haysü künte illâ ente vahdeke lâşerike leke
El-yeseu aleyhisselâmın sana dua ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Zülkifil aleyhisselâmın sana dua ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Yuga' aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine senden isterim.
İsa aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Muhammed sallallahü aleyhi ve sellemin sana duâ ettiği isimler hürmetine senden isterim.
Aynı şekilde bütün nebilere ve resullere de salât ve selåm eylesin.
Muhammed'e salât eyleyesin. Senin peygamberindir. Hem de: Sema kurul-madan, yer döşenmeden, dağlar çakılmadan, denizler akmadan, su gözeleri kay-nayıp durmadan, ırmaklar çağıldayıp akmadan, güneş ortalığı aydınlatmadan, ay ışık saçmadan, yıldızlar parlamadan evvel yarattığın şeyler sayısınca salât eyle.
Sen zatında olduğun gibi idin. Senin o olduğun durumu hiç kimse bilemez; an cak sen bilirsin. Birsin; ortağın yoktur.
(Devamı: 789. Sayfadal
F.
Size benden sonra dört fitne gelecektir. Dördüncüsü geldiğinde kulağa birşey gitmez, göz görmez ve her tarafı fitne sarar. Ümmet, bir belaya mübtela olur, yılanın çöreklenmesi gibi. Öyle ki, onda ma'ruf inkar edilir, münker ise ma'ruf sayılır. Ve bu fitnede insanların bedeni öldüğü gibi kalbleri de ölür.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
Sayfa: 247 / No: 3
Ramuz El-Ehadis
TARINTE BLOON
YanıtlaSil- 1526-Macaristan Budinin fethi.
1956 - Afyon Mahkemesi bütün Risale-i Nurların beraetine ve sahiplerine iadesine karar verdi.
Risale-i Nur'un neşri serbest bırakıldı.
2001 - New York'un "İkiz Kule" gökdelenlerine yolcu uçaklarıyla terörist saldırı düzenlendi.
EYLÜL
11
PERŞEMBE
19 1447 R.EVVEL
RUMI: 29 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 129
BİR AYET
Onun hakimiyet ve saltanatı gökleri ve yeri kuşatmıştır.
Bakara Suresi: 255
BİR HADİS
Dinini, emanetini ve amelinin neticesini Allah'a havale et.
Ebu Davud, Cihad: 73
Bir elmayı halk edecek, elbette dünyada bütün elmaları halk etmeye ve koca baharı icad etmeye muktedirdir. Baharı icad etmeyen, bir elmayı icad edemez. Zira o elma, o tezgâhta dokunuyor.
Sözler
İmsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
İmsak
Günes
Öğle
İkindi Aksam
Yatsı
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1622 - Genç Osman olarak da bilinen II. Osman katledildi.
1954-Nur Talebelerinden Santral Sabri Arseven vefat etti.
ŞUBAT
20
CUMA
BİR AYET
Şüphesiz, Rabbinin kıskıvrak yakalayışı çok şiddetlidir.
(Bürûc: 12)
2 1447 RAMAZAN
BİR HADİS
Hediyeler verin ki, birbirinizi sevesiniz.
RUMI: 7 ŞUBAT 1441
KASIM: 105
Milletin kalb hastalığı, zaaf-ı diyanettir; bunu takviye ile sıhhat bulabilir.
Tarihçe-i Hayat
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1909-Bediuzzaman'חו
"Lemean-ı Hakikat ve Izale-i Şübehat" başlıklı makalesinin son bölümü ile "Biraderim Derviş Vahdetî Bey'e başlıklı yazısı Volkan'da yayınlandı.
1909 - Bediüzzaman'ın "Kahraman Askerlerimize" başlıklı makalesi Mizan gazetesinde yayınlandı.
2022 BEDIOZZAMAN TA VIM
15
CUMA
FRIDAY
NİSAN
APRIL
BİR AYET
İşittik ve emrine uyduk. Affını ve mağfiretini dileriz, ey Rabbimiz!
Bakara Suresi: 285
BİR HADİS
Selâmı önce veren kişi, kibirden uzaktır.
Böyle bir zamanda en lüzumlu, en ehemmiyetli, en birinci vazife imanı kurtarmaktır.
Kastamonu Lahikası
HADİS
YanıtlaSilAhad hadis inanç esaslarına dahil olmaz. (Mh. 52:1. maka. 2. mes. Ahir zamanda Kur'ân'ın kaldırılacağını bildiren hadis . (K.L.) 92.
"Ahirzamanda ümmetime şiddetli bir bela isabet edecek. Ondan Allah'ın dinini bildirdiği bir adamdan başka hiçkimse kurtu-lamayacak. O, kalbi ve dili ile mücadele edecek." (Tils.) 185.
"Alimlerin mürekkebi şehidlerin kanıyla tartılacak." (E.L.) 1:187. Ayet ve hadisteki tefsir veya tercüme, onlardaki hüsün ve bela-gatı göstermez. (Mh.) 68:1. makale, 8. mesele
"Allah bir kavim hakkında hayır dilerse, nefislerinin ayıbını gösterir." (M.) 316:26. Mektup, 4. mebhas, 1. mesele
"Allah bu dini fâcir bir adamın eliyle de kuvvetlendirir." (S.) 436:26. Söz, hatime, 3. fıkra
"Allah insanı Rahman suretinde yaratmıştır." (S.) 19:1. Söz; (E.L) 1:142.
"Ameller niyetlere göredir." (Mn.) 119.
"Bazı melekler vardır. Kırk veya kırk bin başı bulunur. Her ba-şında da kırk bin ağzı vardır." (S.) 473:29. Söz 1. mak. 4. esas
Bediüzzaman'ı haber veren hadis. (Tıls.) 177.
"Benim Ashabım yıldızlar gibidir." (S.) 452:27. Söz 3. sebep
"Ben göklere ve yere sığmam. Hayrettir ki, mü'minin kalbine sığanım." (Kudsi hadis) (S.) 119:11. Söz
"Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." (H.Ş.) 25, 26.
"Ben kulumun güzel zannı yanındayım." (Kudsî hadis) (H.Ş.) 50:2. Kel.) 50; (Mn.) 81.
Bid'aların revacı hengamında bâzı salih kimseler Sahabî derece sinde veya daha efdal olabilir. (S.) 450:27. Söz zeyl
"Bir güzel söz bir köleyi azad etmek gibi büyük bir sadakanın yerine geçer." (S.) 313:24. Söz 3. dal, 10. asıl
Birinin hadisi kabul etmemesi. (Tl. İç. R.) 1:200.
"Bir insanın imanına vesile olmak sahralar dolusu kırmızı ko-yunu sadaka vermekten efdaldir." (E.L.) 1:144; (S.T.) 176.
FİHRİST/23
Bir Hazinenin Anahtarı RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
YanıtlaSilFİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
sy. 231.
786
YanıtlaSilDELAIL-I HAYRAT ŞERHİ
Devam edelim:
Elyesa' aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine sen. den isterim.
Bazı nüshalarda bu isim, ELYESAU okunuşunda gelmiştir. (Bizim metinde böyledir.)
Devam edelim:
Zülkifil aleyhisselâmın sana dua ettiği isimler hürmetine sen-den isterim.
Buna:
Zülkifil.
Denilmesinin hikmeti şöyle anlatılır:
di: Elyasa' aleyhisselâm, İsrailoğullarını biraraya getirip şöyle de-
İçinizden hanginiz bana şu işleri yapmaya tefekkül edip ken-disine vazife bilecektir: Geceleri namaz kılacak, gündüzleri oruç tuta-cak, hiç kimseye gazap etmeyecek, Allah'ın kullarına merhametle na-zar eyleyecek.
Onun böyle demesi üzerine, İsrailoğulları arasından bir delikanlı ayağa kalktı. Şöyle dedi:
Bu anlattıklarınızı işlemeğe ben tefekkül ederim.
Ve.. bu anlatılanlarla amel eyledi. Elyesa' aleyhisselâm vefat et-tikten sonra da, bu emirlerin yerine getirilmesine devam etti. Bunun için, onun ismine:
Zülkifil.
Denildi.. Bu zatın peygamberliği üzerinde ihtilaf vardır.
Bazıları veli olduğunu, bazıları da peygamber olduğunu anlattı.
Bazıları da şöyle dedi:
Yalnız bir kimseye gönderilmiş bir peygamberdir.
Esas bilgi Yüce Allah'ın katındadır.
Devam edelim:
- Yuşa' aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmetine sen-den isterim.
Yuşa' aleyhisselâmın duâsı şudur:
- Rahman Rahim Allah'ın adı ile. (Bismillahirrahmanirrahim.)
Devam edelim:
İsa b. Meyrem aleyhisselâmın sana duâ ettiği isimler hürmeti-
ne senden isterim.
- İsa b. Meryem.
Demek şudur: Meryem'in oğlu Isa..
İsa a.s. ölüleri dirilteceği zaman, şu duâyı yapardı:
ridir.) Ya Hayy ya Kayyum. (Bunlar, Yüce Allah'ın iki güzel isimle-
Sair hastalıklara da şu duâyı okurdu:
Ya Şafi ya Kafi. (Ey şifa ihsan eden, ey yetişen.)
KARA DAVUD
YanıtlaSil787
Bazı nüshalarda:
Meryem oğlu.
Lafzı yazılmamıştır. (Bizim metinde de alınmamıştır.)
Devam edelim:
Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemin sana duâ ettiği isim-Jer hürmetine senden isterim.
Resulüllah S.A. efendimizin okuduğu duâlar, tazarru ve niyazlar, Ism-i azimler, naatlar gayet çoktur. Bunları Aliyyülkari merhum Hizb-i Azam isimli eserinde toplamıştır.
Cümle içinde geçen:
Sallallahü aleyhi ve sellem.
Şu manayadır:
Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin
Devam edelim:
- Aynı şekilde, bütün nebilere ve resullere de salât ve selâm ey-
lesin.
Salavat-ı şerifelerin bundan sonraki kısmı ile, daha önce geçen:
Senden isterim.
Cümlesi arasında bağlantı kurulacaktır. Bunları şöyle toplaya-
biliriz:
Ey Vahid Ferd Samed olan şanı büyük Allahım. Yüce Hakkın hürmetine, rıza nurun hürmetine, üzerlerine yemin edilen büyük isim-lerin hürmetine, Ådem'den a.s. itibaren Resulüllah S.A. efendimize va-rıncaya kadar gelen nebilerin ve resullerin münacaat ettikleri büyük isimler hürmetine sana tazarru ve niyaz ederek isterim.
Muhammed'e salât eyleyesin.
Bu cümlenin daha açık şerhi şudur:
Habib-i Ekrem Nebiyy-i Muhterem Resulüllah S.A. efendimiz haz-retlerinin celâlet ve fahametini, yüce makamını, kerametini an an zi-yade eyle. Kendisine salåvat ve tekrimatını, çeşitli tahiyyatını, tazi-matını inzal eyle. Yüce şanını izaz ve ikram eyle. Çünkü o:
Senin peygamberindir. Hem de: Sema kurulmadan, yer döşen-
meden dağlar çakılmadan.
Anlatıldığına göre: Dağlar yeri sabit tutması için çakılmadan ev-vel, yer beşik gibi idi. Daima hareket ederdi. Bunun üzerine Yüce Hak dağları yarattı. Herhangi bir tahtayı, çakılan çivi nasıl sabit tutarsa.. dağlar da yerleri sabit tutmaya başıdı.
Devam edelim:
Denizler akmadan, su gözeleri kaynayıp durmadan, ırmaklar ça-ğıldayıp akmadan, güneş ortalığı aydınlatmadan, ay ışık saçmadan, yıldızlar parlamadan evvel yarattığın..
Yani: Ezeli ilimde sübutu muhakkak olan sonsuz olarak tayin
edilen..
Şeyler sayısınca, salât eyle.
788
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT SERHI
Devam edelim:
Sen, zatında olduğun gibi idin. Senin o olduğun durumu hiy kimse bilemez; ancak sen bilirsin. Birsin, ortağın yoktur.
böyle bir kelâmı, insanın kendiliğinden sübhan olan Yüce Hakka it-Bu son cümle, Müellif merhumun kendi kelâmı değildir. Zira, lak etmesi caiz değildir. Çünkü, bunun zahiri manası, Yüce Hak için muhaldır. Ancak, bir hadis-i şerifte geldiği için buraya almıştır.
Bu manayı, Ebu Nuaym Hilye'sinde anlattı. Merfu' usulü ile, Ibn-1 Abbas'tan ra. naklen Resulüllah S.A. efendimizin söyle buyurduğu-nu anlattı:
«Şanı büyük Allah'ın bir meleği ardır. Allah-ü Taâlâ ona:
Yedi kat yeri ve yedi kat gökleri bir lokmada yut. Diye emir verse, o melek, bir lokmada onları yutar. O meleğin tes-
bihi şudur:
Sübhansın......» (Sonrası üstteki cümledir.)
Bu cümlenin anlatılacak tafsili çoktur; ancak, anlayıp anlatması çok zor olduğundan bu kadarı, icmalen anlatıldı.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım Muhammed'e salât eyle: HİLMİN sayısı kadar.
Burada geçen:
Hilim.
Lafzı ile anlatılan mana şudur:
Hilim, ilahi sıfatlardan sayılır. Bu manadan ötürü, onda taad-düd mümkün değildir. Ancak, burada mana, işin sonucuna yüklenir, Bu durumda murad olan mana şudur: Affetmek, hoş görmek, günah-lardan geçmek.
Bir başka manaya göre de şu demeğe gelir:
Günahkarların cezalarının, belli zamana kadar tehirleri sayı-sınca.. Resulüllah S.A. efendimize salât eyle.
Devam edelim:
İlmin sayısı kadar Muhammed'e salât eyle.
Yani: İlminin ilgili olduğu şeylerin sayısı kadar..
Kelimelerin sayısı kadar Muhammed'e salât eyle.
Allah-ü Taâlâ'nın kelimeleri bitmez, tükenmez. Böylece, salavat-1 şerifenin daha açık manası şu olur:
eyle. Resulüllah S.A. efendimize bitip tükenmeyecek kadar salât
Devam edelim:
Nimetlerin sayısı kadar Muhammed'e salât eyle.
Yani:
Dünyada, âhirette cümle kullarına zahir ve batın; kerem ve İhsan eylediğin nimetlerin sayısı kadar..
Demeğe gelir. Bu nimetleri sayıp bitirmek mümkün değildir. Bil hassa, àhiret nimetleri ebedi daimidir. Onların sayısı ve nihayetl
KARA DAVUD
YanıtlaSil789
اللهُمَّ صَلَّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَ حِلْمِكَ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَادٍ عَدَدَ عِلْمِكَ وَصَلَ عَلَى مُحَمَّدٍ عَ، وَكَمَاتِكَ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَ نِعْمَتِكَ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ مِل سَمَوَاتِكَ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ مِنْ أَرْضِكَ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ مِلْ عَرْشِكَ وَصَلَ عَلَى مُحددة عرْشِكَ وَصَلَ عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَ مَا جَرَى القَلَمُ قَامَ الْكِتَابِ وَصَلَ عَلَى حَمَّدٍ عَدَدَ مَا خَلَقْتَ في سبع سمواتِكَ وَصَل عَلَى عمدٍ عَدَدَما أَتَ خَالِقَ فِيْنَ الحَ يَوْمِ القِيمَةِ فِي كُلِّ يَوْمِ الْقَمَرَة اللهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَ كُلِّ قَطْرَةً فَطَرَتْ مِن سمواتِكَ إِلَى رَضِكَ مِن يَوْمَ خَلَقْتَ الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ القِيمَةِ فِي كُلِّ يَوْمَ الْفَمَرَةِ اللَّهُمَّ صَلِّ على محمدٍ عَدَدَ مَنْ يُسَبِّحُكَ وَيُهْلِلُكَ وَيُكْبَرُكَ
Allahümme salli alâ Muhamme-din adede hilmike ve salli alâ Mu-hammedin adede ilmike ve salli alâ Muhammedin adede kelimatike ve sal-li alâ Muhammedin adede ni'metike ve salli alâ Muhammedin mil'e sema-vatike ve salli alâ Muhammedin mil'e arzıke ve salli alâ Muhammedin mil'e arşike ve salli alâ Muhammedin zincte arşike ve salli alâ Muhammedin ade-de macera bihil-kalemü fiümmil-kita-bi ve salli alâ Muhammedin adede mahalakte fiseb'i semavatike ve salli alâ Muhammedin adede ma ente ha-likun fihinne ilå yevm'il-kıyameti fi-külli yevmin elfe merretin.
Allahümme salli alâ Muhamme-din adede külli katratin katarat min semavatike ilå arżike min yevme ha-lakted- dünya ilå yevm'il-kıyameti fi-külli yevmin elfe merretin.
Allahümme salli alâ Muhamme-
din adede men yüsebbihuke ve yühel-lilüke ve yükebbiruke
Allahım, Muhammed'e salåt eyle: Hilmin sayısı kadar, İlmin sayısı kadar Muhammed'e salât eyle. Kelimelerin sayısı kadar Muhammed'e salát eyle. Nimet-lerin sayısı kadar Muhammed'e salât eyle. Seınaların dolusu kadar Muhammed'e salât eyle. Yerin dolusu kadar Muhammed'e salât eyle. Arşın dolusu kader Mu-hammed'e salât eyle. Arşın ağırlığı kadar Muhamined'e salât eyle. Ümm'ül-kitap'-ta kalemin yürüdüğü şeylerin sayısı kadar Muhammed'e salât eyle. Yedi sema-larında yarattıkların sayısı kadar Muhammed'e salât eyle. Onlarda yaratıcı ol-duğun şeylerin sayısınca, taa, kıyamete kadar, her gün bin defa Muhammed'e salât eyle.
Allahun, Muhammed'e salât eyle. Dünyayı yarattığın günden taa, kıyamete kadar semalarından arzına inen yağmur damlalarının her damlası kadar... Hem de günde bin kere..
Allahım, Muhammed'e salât eyle; dünyayı yarattığın günden taa, kıyamete
kadar
**
(Devamı: 793. Sayfada)
273
YanıtlaSilDEYİMLER
we last gibi: Her katında birer odası olan (yüksek ev).
seksen kapının ipini çekmek: İçinde bulunduğu sorunu çözmek için
ap kapı dolaşmak, birçok yere uğramamak.
sel götürmek (bir yeri): Çok yağmur yağmak.
sai sell götürmek: Çok fazla sel olmak.
sele gitmek: Gereksiz yere telef olmak.
selli suyu kalmamış (yemek veya meyva için): Suyu kalmamış.
selamı sabahı kesmek (biriyle): Her türlü ilişkisine son vermek.
sepet havası çalmak: argo. İşten çıkarmak, sepetlemek.
sepet kafalı: tkz. Bilgisiz ve boş kafalı olmak.
sepette pamuğu olmamak: tkz. Bilgisiz, boş kafalı olmak.
ser verip sır vermemek: Sır vermeyen, dürüst ve güvenilir bir kimse olmak.
serilip serpilmek: Rahat bir biçimde yatmak.
sermayeyi kediye yüklemek: şaka. Parasını yiyip bitirmek.
ses çıkarmamak (veya etmemek): Bir şeyi hoş görerek karşı çıkma-mak, itiraz etmemek.
ses çıkmamak: Haber gelmemek.
sesi ayyuka çıkmak: Çok yüksek sesle bağırmak.
sesini çıkarmamak: Bir şey üzerindeki düşüncesini söylememek.
ses seda kesilmek (veya kalmamak): Hiçbir ses duyulmamak.
set çekmek: mec. Bir işi, bir davranışı, bir isteği önlemek, engelle-mek.
sevinci kursağında kalmak: Bir engel sebebiyle sevinemez duruma gelmek.
sevincinden ağzı kulaklarına varmak: Çok sevinmek. Sevinçten uç-mak: Çok sevinmek.
DEYİMLER
YanıtlaSil272
sakalı saydırmak: Saygınlıktan düşmek.
sakalım yok ki sözüm dinlensin: "Ancak yaşlı kimselerin söz ve öğütleri dinlenir" anlamında kullanılır.
sakalına göre tarak vurmak: Birinin hoşlanacağı biçimde konuşmak ve davranmak.
sakalına gülmek: Ciddi gibi görünen sözlerle alay etmek.
sakalının altına girmek: Biri ile yakınlık kurarak ona düşüncesni aşı-lamak.
saman altından su yürütmek: Hiç belli etmeden iş çevirmek, ortalığı karıştırmak.
sana yalan, bana gerçek: Söylediğim şeyi sen bilmiyorsun, ama doğrudur, ben biliyorum.
sap derken saman demek: Belirli ve doyurucu bir düşünce ortaya koyamamak.
sapına kadar (iyi bir nicelikte eksiksizlik veya aşırılık bildirmik için): Pek çok; tam anlamıyla, bütünüyle.
sarhoşluğa vurmak: Kendini sarhoş gibi göstermek, sarhoş olmuş-çasına davranmak.
sarı çizmeli Mehmet Ağa: Kim olduğu, nerede oturduğu bilinmeyen kimse.
sarımsak yemedim ki ağzım koksun: Kötü bir şey yapmadım ki so-nucundan korkayım, sorumlu olayım.
satıp savmak: Gereken parayı sağlamak için elindeki malı ucuza sa-tıp tüketmek, yok pahasına elden çıkarmak..
sayesinde sayeban olmak: İstenilen bir şeyi başkasının aracığıyla elde etmek.
sayıp dökmelc: Ne var ne yok, hepsini söylemek.
saymakla bitmemek: Pek çok olmak.
en
YanıtlaSil59
ATASÖZLERİ
Bazı kimseler, göründüklerinin aksine, kaya gibi sert ve direnç-
Joiner
insanların yaptıkları iyiliklerin karşılıksız kalmayacağını, karşılığının Her ne verirsen elinle, o gelir seninle: Yardımsever ve hayırsever dünyada alınmasa bile, öbür dünyada mutlaka alınacağını müjde-leven, dinsel anlamda bir sözdür.
Her şeyin yenisi, dostun eskisi makbuldür: Her şeyin yenisi, es-
kisine tercih edildiği hâlde, dostun eskisi makbul sayılır. Çünkü eski dost, güvenilir olduğunu defalarca kanıtlamış kişidir.
Her taş baş yarmaz: "Korkmak gerekir." diye düşündüğümüz pek çok şey, aslında hiç de öyle korkulacak bir şey olmayabilir.
Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır: Her insanın kendine göre iş gör-me biçimi vardır.
Her yüze güleni dost sanma: Her yüze gülen dost değildir. Yüze gülen kimseler içinde, kötü niyetli olanlar da vardır. Bu tipler, çıkarla-ri gereği insana şirin görünürler. Çıkarları kesilince, gerçek yüzlerini ortaya çıkarırlar.
Her zaman gemicinin istediği rüzgâr esmez: İşimizi yapabilmek İçin yararlandığımız dış etkenler, bazen alışılan ve beklenen biçimde olmayabilir. Bunun böyle de olabileceğini düşünerek, gerekli önlemleri almalı ve işimizi her koşulda yapabilecek durumda olmalıyız.
Herkes davul çalar ama çomağı makama uyduramaz: Bazı işleri herkes yapabilir ama ustası kadar kaliteli yapamaz.
Herkesin aklı bir olsa koyun gütmeye çoban bulunmaz: İnsanlar beceri ve yetenek bakımından birbirlerinden farklı olmasalardı, her İnsanın yapmaya tenezzül etmeyeceği işleri yapacak kimse buluna-mazdı. 2000
Herkesin ettiği yoluna gelir: Kötülük yapan, kötülük; iyilik yapan da İyilikle karşılanır.
Herkesin geçtiği köprüden sen de geç: Birçok konuda farklı düşün-mek ve davranmak doğaldır. Ancak bazı konularda topluma uymak gerekir.
310
YanıtlaSilşahıs veya topluluklar tarafından nakledilmiş olması.
Müzahrefiyet: Tabii ve fıtri olmayan, yapmacık.
Müzehhebe: Yaldızlanmış, parlatılmış.
Müzekkire-i mükerrere: Tekrar tekrar hatırlatan.
-N-
Nafık: Geçer akçe.
Nahu: Öyle ise, şöyle ki, işte.
Nâkil: Nakleden, işittiğini anlatan.
Nakkad: Bir şeyin iyisini kötüsünü, doğrusunu ve yanlışını seçen kimse.
Nazar-ı san'at-perverane San'atkârane bakış.
Nazar-ı Şârî: İlâhi nazar.
Nazm-ı Lafz: Kelâmın, lâfız esas düzenlenmesi. alınarak
Neam-la: Evet, hayır. "Doğru fakat, mes'elenin içinde senin hatırına gelmeyen şu da var," mânâsınadır.
Necm-i sâkıb: Karanlığı delerek geçen parlak yıldız.
Nemmam: bozgunculuk Koğucu, yapan dedikodu yapan.
münhasırun Nev'un fi'ş-şahs: Nev-i şahsına
münhasır. Başka bir benzeri olmayan.
Neyyir: Parlak, nurlu.
Nikal: Şiddetli ve işkenceli azab.
Nikmet: Eza cezalandırma. vererek Dehşetli ceza verme, intikam alma.
Nokta-i istimdat: Yardım isteme noktası. İnsanın kalbindeki, sonsuz emel ve arzuların yerine getirilmesine olan ihtiyaç.
Nokta-i istinad: Dayanma ve güvenme noktası. Kâinatta cereyan eden ve insana dehşet verip aciz bırakan hadiseler karşısında insanın çok kuvvetli bir yere dayanmaya ve güvenmeye olan fıtrî ihtiyacı.
Nücum-u sâkıbe: Işığıyla karanlığı delip geçen yıldızlar.
Nümüvv-ü Tabii: Normal şartlar altında büyüyüp gelişme.
--
Ömer b. Farıd: (M. 1180
1234) Kahire'de doğdu ve orada vefat etti. Mütefekkir ve mutasavvıf olup büyük şairlerdendir. Divanı vardır.
etmek üzere mübarek dağı ihtiyar yerahansemna Mihail Peygamberin Kitabının Dördüncu Babında ayet var. Ahirzamanda bir ümmet i merhume kaim olup, H
YanıtlaSil1623 Sultan Mustafa nin oldurülmesiyle IV. Murat tahta çıktı.
1855 - Osmanlı'da ilk telgraf haberleşmesi başladı.
- 2008 - İsviçre'deki Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi CERN'de yüzyılın deneyi olarak bilinen ATLAS deneyi başladı.
EYLÜL
10
ÇARŞAMBA
Allah her şeyi hakkıyla İşitiu, her şeyi hakkıyla bilir.
Bakara Suresi: 224
BİR HADİS
18 1447 R.EVVEL
Salih mü'minlerden dostlarınızı çoğaltınız. Çünkü Kıyamet Günü her bir mü'min için şefaat hakkı vardır.
İbnünneccar
RUMI: 28 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 128
Baba ne kadar haksız da olsa, oğul onun rızasını tahsil etmeye mecburdur. Oğul ne kadar serkeş de olsa, baba, şefkat-i fitriyesini ona karşı esirgemez ve esirgememeli.
Emirdağ Lähikası
Imsak Güneş
Öğle
İkindi
Akşam Yatsı
Imsak
Günes
Öğle
İkindi
Aksam Yatsı
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1965 - Malcolm X (Malik El Şahbaz), New York'ta uğradığı bir suikast sonucu öldürüldü.
1970-Nur Talebeleri
günlük Yeni Asya gazetesini çıkarmaya başladı.
ŞUBAT
21
CUMARTESİ
BİR AYET
Allah'ın läneti zalimler
üzerinedir.
(Arâf: 44)
3 1447 RAMAZAN
BİR HADİS
Birbirinizle el sıkışın ki, kalplerdeki kin gitsin.
RUMI: 8 ŞUBAT 1441 KASIM: 106
Cenab-ı Hakk'ın rızası ihlas ile kazanılır.
Lem'alar
hizmetkár olmasını, bu saltanata tercih ederim." Birisi de demiş: "Ah! Ben ona yetişseydim, onun ar Padişahlardan birisi, demiş: "Ben, Muhammed'e (asm) am-
YanıtlaSilRisalet Ahmediye (asm)
1489-Mimar Sinan'ın doğumu. (ö. 1588)
TARİHTE BUGÜN
- 1909 - Bediüzzaman'ın "Ey Şanlı Asakir-i Muvahhidin!" başlıklı makalesi İkdâm'da yayınlandı.
1971-Nur Talebelerinden Molla Münevver vefat etti.
2005 - Nur Talebelerinden Nazım Gökçek vefat etti.
16
CUMARTESİ
SATURDAY
NİSAN
APRIL
BIR AYET
O, hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır.
En'am Suresi: 18
BİR HADİS
İstikamet üzere ol.
İnsanlara karşı ahlâkın güzel olsun.
Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi 'mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler' de, pencerelerden seyret, içlerine girme. Mektubat
hizmetkár olmasını, bu saltanata tercih ederim." Birisi de demiş: "Ah! Ben ona yetişseydim, onun ar Padişahlardan birisi, demiş: "Ben, Muhammed'e (asm) am-
YanıtlaSilRisalet Ahmediye (asm)
1489-Mimar Sinan'ın doğumu. (ö. 1588)
TARİHTE BUGÜN
- 1909 - Bediüzzaman'ın "Ey Şanlı Asakir-i Muvahhidin!" başlıklı makalesi İkdâm'da yayınlandı.
1971-Nur Talebelerinden Molla Münevver vefat etti.
2005 - Nur Talebelerinden Nazım Gökçek vefat etti.
16
CUMARTESİ
SATURDAY
NİSAN
APRIL
BIR AYET
O, hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır.
En'am Suresi: 18
BİR HADİS
İstikamet üzere ol.
İnsanlara karşı ahlâkın güzel olsun.
Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi 'mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler' de, pencerelerden seyret, içlerine girme. Mektubat
700
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT GERID
yoktur. Mahluk için, onları saymak mümkün değildir. Ancak, Yüce Hakkın mübarek ilmi her şeyi kavrar. Bunun için mana sudur
Yüce Allah'ım, ilminin kavradığı ilimlerin sayısı kadar. Ita Eulüllah B.A. efendimize salát eyle.
Devam edelim:
Semaların dolusu kadar Muhammed'e salát eyle.
Bu cümle su manaya gelir:
Getirdiğimiz salavat, en küçüğünden darı ve hububat kadar olsa, onların cüsseleri yedi kat sema aralarını, boşluklarımı doldurmuş Ba onların sayısı kadar Resulüllah B.A. efendimize salát eyle. Yani ha nını all ve muazzam eyle.
Devam edelim:
-Yerin dolusu kadar Muhammed'e salát eyle.
Yani:
Allahım, yedi kat yerler kadar fehamet ve azamette Resulüllah
B.A. efendimize salát eyle.
Bir başka manaya göre de, şu demeğe gelir:
Yerle sema arası boşlukları, ovaları, sığınakları, mağarları dolduracak sayılar kadar Resulüllah B.A. efendimize salát eyle.
Devam edelim:
Arşın dolusu kadar Muhammed'e salât eyle.
Bu cümlenin bir başka manası şöyle olabilir:
-Genişlik ve cüssede mahlukun en büyüğü olan arşın boşluğu-nu dolduracak kadar; Resulüllah B.A. efendimize büyük ecir ihsan eyle.
Bir başka manaya göre de şu demeğe gelir:
Onu sayıların çokluğu ile dolduracak kadar çok salát inzall Ile, Resulüllah S.A. efendimizin yüce şanını muazzam eyle.
Arşın ağırlığı kadar, Resulüliah S.A. efendimize salât eyle.
Bu cümlənin birkaç manası vardır; şunlardır:
Bu okuduğumuz salavat-ı şerifelerin vücudu olsa, en ağır mevcud olan arşla tartılacak kadar olsun.
Diğer mana:
Getirdiğimiz salåvat-ı şerifelerin her biri için arşla tartılacak kadar sevab ile salåt eyle.. Böylece, Resulüllah S.A. efendimizin yüce şanını mübeccel eyle.
Devam edelim:
ÜMM'ÜL-KİTAP'ta KALEM'in yürüdüğü şeylerin sayısı kadar
Muhammed'e salât eyle.
Bu cümlede geçen KALEM ve ÜMM'ÜL KITAP, Resu-lüllah S.A. efendimizin nurundan yaratılmıştır.
ÜMMÜLKİTAP: Kitabın aslı olan LEHV-Ü MAHFUZ ma-nasınadır. Bunda, ezelden ebede kadar, bütün olacak şeyler ve olmuş lar tümden yazılır.
700
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT GERHI
yoktur Mahluk için, onları saymak mümkün değildir. Ancak, Yüce Hakkın mübarek ilmi her şeyi kavrar. Bunun için mana sudur:
Yüce Allah'ım, liminin kavradığı ilimlerin sayısı kadar.. Re-sulüllah B.A. efendimize salat eyle.
Devam edelim:
Semaların dolusu kadar Muhammed'e salát eyle.
Bu cümle su manaya gelir:
Getirdiğimiz salavat, en küçüğünden darı ve hububat kadar olsa; onların cüsseleri yedi kat sema aralarını, boşluklarını doldurmuş ol sa onların sayısı kadar Resulüllah S.A. efendimize salât eyle. Yani: Şa-nımı all ve muazzam eyle.
Devam edelim:
Yerin dolusu kadar Muhammed'e salât eyle.
Yani:
Allahım, yedi kat yerler kadar fehamet ve azamette Resulüllah
B.A. efendimize salât eyle.
Bir başka manaya göre de, şu demeğe gelir:
Yerle sema arası boşlukları, ovaları, sığınakları, mağarları dolduracak sayılar kadar Resulüllah S.A. efendimize salât eyle.
Devam edelim:
-Arşın dolusu kadar Muhammed'e salát cyle.
Bu cümlenin bir başka manası şöyle olabilir:
Genişlik ve cüssede mahlukun en büyüğü olan arşın boşluğu-nu dolduracak kadar; Resulüllah S.A. efendimize büyük ecir Ihsan eyle.
Bir başka manaya göre de şu demeğe gelir:
Onu sayıların çokluğu ile dolduracak kadar çok salāt inzali lle, Resulüllah S.A. efendimizin yüce şanını muazzam eyle.
Arşın ağırlığı kadar, Resulüliah S.A. efendimize salût eyle.
Bu cümlenin birkaç manası vardır; şunlardır:
Bu okuduğumuz salavat-ı şerifelerin vücudu olsa, en ağır
meveud olan arala tartılacak kadar olsun.
Diğer mana:
Getirdiğimiz salāvat-ı şerifelerin her biri için arşla tartılacak kadar sevab lle salât eyle.. Böylece, Resulüllah S.A. efendimizin yüce sanını mübeccel eyle.
Devam edelim:
-ÜMMÜL KİTAP'ta KALEM'in yürüdüğü şeylerin sayısı kadar Muhammed's salât eyle.
Bu cümlede geçen KALEM ve ÜMM'ÜL KİTAP, Resu-Jüllah B.A. efendimizin nurundan yaratılmıştır.
OMMUL KITAP: Kitabın aslı olan LEHV-Ü MAHFUZ ma-hanadır. Bunda, ezelden ebede kadar, bütün olacak şeyler ve olmuş tse tumden yazılır.
KARA DAVUD
YanıtlaSil791
Bu açıdan bakılınca, mana şöyle olur:
Bütün bunların sayısı kadar, Resulüllah S.A. efendimize layık salát, üstün tahlyyat inzali ile yüce makamlarına iclâl ve ikram eyle. Kendisini de böylece, muazzez ve mükerrem eyle.
Devam edelim:
Yedi semanda yarattıkların sayısı kadar Muhammed'e salat
eyle.
Yani: Yedi kat semada bulunan canlı meleklerin, cansız olan av. güneş, yıldızlar ve daha başka şeyler sayısınca.. Bunların geniş tafsili, Resulüllah S.A. efendimizin miracı anlatılırken geçmiştir.
Üstteki cümle bazı nüshalarda degişik ifadelerle sövle gelmiştir:
Denizlerinde yarattıkların sayısı kadar..
Yedi denizlerde ve semalarından yarattıkların sayısı kadar..
Yedi arzlarda yarattıkların sayısı kadar..
Devam edelim:
Onlarda yaratıcı olduğun şeylerin sayısınca, taa, kıyamete ka-dar her gün bin defa Muhammed'e salât eyle.
Bu cümlenin başında:
Onların.
Diye geçen zamirden murad, yedi kat semadır. Bu durumda ma-
na şöyle olur:
Bu semavat içinde yaratılacak şeylerin bin kere sayısı kadar, Resulüllah S.A. efendimize bol salât, çok tahiyyat inzal ederek, müba-rek şanını muazzam ve mükerrem eyle.
Devam edelim:
Allahım.
Ey mülkün ve melekûtun sahibi şanı büyük, kibriyası yüce ken-disinden başka ilah olmayan Allahım.
Muhammed'e salât eyle; dünyayı yarattığın günden taa, kıya-mete kadar; semalarından arzına inen yağmur damlalarının her dam-lası
kadar.. Hem de günde bin kere..
Bu cümlenin biraz daha açılmış manası şudur:
Allahım, dünyayı yarattığından bu yana semadan nekadar yağ-mur damlası düştüyse.. kıyamete kadar da nekadar yağmur damlası düşecekse.. bütün bunların sayısı kadar Resulüllah S.A. efendimize ic-lâl, ikram, in'am ihsan ederek, yüce sıfatlı zatını mufahham ve muaz-
zam eyle.
Allahım.
Ey celâl ve ikram sahibi, şanı büyük zatı mukaddes olan Allahım
Muhammed'e salût eyle; dünyayı yarattığın günden taa, kıya mete kadar; zatını tesbih, tehlil, tekbir, tazim edenlerin sayısı kadar Hem de günde bin kere..
Bu cümlede geçen kelimelerden bazılarını açıklayalım.
Tesbih: Sübhanellah, lafzı ile, Yüze Allah'ı noksan sıfatlarda
lenzih etmektir.
792
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT SERHİ
Allah'ın birliğini ikrar etmektir. Tehlll: Allah'tan başka ilah yoktur, kelime-1 tevhidi ile, Yüce
Tekbir: Yüce Allah'ın büyüklüğünü ikrar ederek Allahü ekber (Allah en büyüktür) lafzı ile onun zatını anmaktır. Tazim: Yüce Hakkın azametini kabul edip onun şanında
aza-met lafızlarını kullanmaktır. Allahım, bütün bu vazifeleri, dünyayı yarattığından bu ana ka-dar; bu andan sonra da, kıyamete kadar yapanların toplam sayısı ka dar Resulülah S.A. efendimize salât eyle. Onun şanını muazzez ve mü-kerrem eyle.
Devam edelim:
Allahım.
Ey zat ve sıfatında şerik ve nazirden münezzeh olan şanı büyük Allah.
Onların nefesleri onların lafızları sayısınca Muhammed'e sa-lât eyle.
Bu cümlede geçen:
Onlar.
Zamirinden murad, Yüce Allah'ın yarattığı mahluklardır. Özellik-le insanlar.
Cümlenin daha açık manası şudur:
Ey merhametliler merhametlisi Allahım, dünya yaratıldıktan taa, sonuna varıncaya kadar seni tesbih, tehlil edenlerin aldıkları ne-fesleri sayısı kadar; ağızlarından çıkan lafızlardan hayır olsun, şer ol-sun, cümle kelâmlarının harfleri, kelimelerinin de sayısı kadar Resu-lüllah S.A. efendimize ikram inzal ederek, zatını muazzez ve muhte rem eyle.
Bazı nüshalarda şu cümlerin fazlalığı vardır:
Onların lahzalarının sayısı kadar salât eyle.
Devam edelim:
Dünyayı yarattığından bu yana, onların içinde bulunan yarat-tığın her canlının sayısı kadar Muhammed'e salât eyle. Taa, kıyamet gününe kadar bin kere..
Bu cümlenin içinde geçen:
Onların.
Zamirinden murad, Allah-ü Taala'yı tesbih, tehlil ve tekbir eden-lerdir.
Bunların içinde bulunanlardan ise.. büyük, küçük, canlı, cansız ne varsa, cümlesi murad edilmektedir.
İşte.. bütün bunların sayısı kadar, Resulüllah S.A. efendimizin yü ce şanını mufahham eyle.
Devam edelim:
- Allahım.
Ey daim Baki olan şanı büyük, nimeti her şeye şamil kendisin-den başka ilah olmayan Allahım.
Doma in düşman işgalinden kurtuluşu.
YanıtlaSil1923-Medresetűzzehra
kanun teklifi Meclis Başkanlığı'nca Heyet-i Umumiye'ye intikal ettirildi.
1945 - Nagazaki'ye ikinci atom bombası atıldı.
시
EYLÜL
09
SALI
her işi hikmetle yapars Bakara Suresi: 32
BİR HADİS
Sübhanallah, Lâ ilâhe illallah, Elhamdülillah, Allahuekber ve Lâ havle velâ kuvvete illâ billah'ı çok
17 1447 R.EVVEL
RUMI: 27 AĞUSTOS 1441
söyleyiniz.
Müsned, 3: 75
HIZIR: 127
İnsanın Cenâb-ı Haktan hiçbir hakkı talep etmeye hakkı yoktur.
Bilakis, daimâ Ona şükretmeye medyûndur. Çünkü, mülk Onundur, insan Onun memlüküdür.
Gunes
İkindi
Aksam
Mesnevî-i Nûriye
Imsak
Gunes
Ogle
İkindi
Aksam
Yata
Imank
Ögle
Yatsı
05.05
06.28
13.00
16.34 19.23
20.40
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1950-Yüksek Seçim Kurulu kuruldu.
1951-Bediuzzaman Said Nursi'nin Zulfikar isimli kitabı Hıristiyan âleminin ruhani lideri Papa'ya gönderildi.
ŞUBAT
22
PAZAR
41447
RAMAZAN
RUMI: 9 ŞUBAT 1441 KASIM: 107
BİR AVET Şuphesiz Allah, bütün taşları birbirine kurşunla kenetlenmiş sağlam bir bina gibi saf tutarak kendi yolunda cihad edenleri sever.
(Saff: 4)
BİR HADİS Mü'min mümin için, parçaları kenetlenmiş bir bina gibidir.
Cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme.
Mesnevi-i Nuriye
ndia (asminybuyyetinden haber verdikleri gibi, cok muh ve şahıslari gorunmeyen "hatif denilen ruhaniler pek saih
YanıtlaSilve sözleri işiti alen
TARINTE BUGUN
1909 Bediuzzaman in "Asakire Hitab" başlıklı makalesi Mizân'da,
"Kahraman Askerlerimize" başlıklı makalesi ise Volkan ve Serbesti'de yayınlandı.
1967-Turk hukukçu ve siyaset adamı Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil vefat etti.
17
PAZAR
SUNDAY
NİSAN
APRIL
BİR AYET
Unutur veya hataya duşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme!
Bakara Suresi: 286
BİR HADİS
Şerri dokunabilecek kötü adamlara rastladığınızda selâm veriniz.
Allah'ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir.
Eğer gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehil olur. Mesnevî-i Nuriye
HİCRİ: 16 RAMAZAN 1443-RUMI: 4 NİSAN 1438
KASIM: 161-GUN: 107 KALAN: 258 - GUN UZA: 3 DK
bilinir, tahakkuk eder. Ve kâinat, baştan başa gaye ve içindeki mevcudatiri vazifeleri ve neticeleri Evet Muhammed in (asm) getirdigi Nur the kin bir Kur'an Rabbani gayet manidar mektubat Nähtye ve menuriyetlen ve kıymetlen bir
YanıtlaSilTARINTE BUGÜN
1909 Bediuzzamarin, Serbesti gazetesinde "Asker Kardeşlerime", Mizan gazetesinde "Ey Asakir-i Muvahhidin!" ve "Cemiyetlere İhtar-ı Muhim" başlıklı makaleleri yayınlandı.
1955-Einstein'in ölümü,
18
PAZARTESİ
MONDAY
NİSAN
APRIL
1319 BIR Allah'ın vadi haktır. O üstun ve guçlu olandır hüküm ve hikmet sahibidir.
Lokman Suresi: 9
BİR HADİS
Evlerinize gireceğiniz zaman kapıda Allah'ın ismini anınız.
Ben ihtiyar oluyorum; bundan sonra kaç sene yaşayacağımı bilmiyorum. Öyleyse bana en mühim iş, hayat-ı ebediyeye çalışmak lazım geliyor. Mektubat
HICRI: 17 RAMAZAN 1443. RUMI 5 NİSAN 1438
KASIM 162 GÜN 108 KALAN 257 GUN UZA
20K
271
YanıtlaSilDEYİMLER
apnı başını yolmak: Çok üzülmek, üzüntüsünden dövünmek.
apni süpürge etmek (kadın): Özveri ile çalışıp hizmet etmek.
açları iki türlü olmak: Yaşı ilerlemiş bulunmak.
jadra şifa vermek: Gönlü, yüreği rahatlamak, ferahlatmak,
safra bastırmak: Açlığını yatıştıracak kadar az bir şey yemek.
safrası kabarmak: Açlıktan midesi bulanmak.
sağ gözünü sol gözünden sakınmak: Çok kıskanç olmak.
sağ kolu: Birinin çok güvendiği kimse.
sağa sola: Rastgele yerlere.
sağa sola bakmadan: Ortalığı kollamadan, saygısızca.
sağı solu olmamak: Nasıl davranacağı kestirilemez olmak.
sağını solunu bilmemek: Düşüncesiz, dikkatsiz olmak.
sağlı sollu: Her iki yanda olan.
(Mısır'daki) sağır sultan bile duydu: Duymayan kalmadı.
sağır etmek: Sağırlaşmasına sebep olmak, işitmez duruma getirmek.
sağlam ayakkabı değil: Bir kimsenin güvenilmez olduğunu belirtir.
sağlam durmak: Gücünü, yeteneğini ve cesaretini toplamak.
sağlam kazığa (veya sağlama) bağlamak: Bir işin sonuçlanmasına engel olacak şeyleri ortadan kaldırmak, işin aksamadan yürümesini sağlayacak önlemleri almak.
sahne olmak (bir yer, bir olay): Bir yerde bir olay geçmek.
sahneye çıkmak: mec. Kullanılmak, görünmek, ortaya çıkmak.
sakalı bitmek (bir işin): tkz. Bir is sürüncemede kalmak.
sakalı değirmende ağartmak: Yaşlandığı hâlde bir şey öğrenmemiş olmak.
sakalı ele vermek (veya sakalı kaptırmak): Başkasının sözünden çıkmayacak bir duruma düşmek.
S
YanıtlaSilsaat gibi işlemek: Hiç aksamadan, ara vermeden çalışmak.
saat on bir buçuğu çalmak: Yaşı çok ilerlemiş bulunmak.
saati çalmak: Bir şeyin vakti gelmek.
sabaha çıkmamak (hasta): Sabaha kadar yaşayamamak, sabahtan önce ölmek.
sabahı bulmak (veya etmek): Sabaha kadar uyumamak, sabahla-mak.
sabun köpüğü gibi sönmek: Gösterişli olmakla birlikte en hafif bir etki ile yok olmak.
saç saça baş başa gelmek (veya dövüşmek): (daha çok kadınlar için) Kıyasıya hırpalayarak kapışmak.
saç sakal ağartmak: O işte uzun zaman çalışmış, emek vermiş ol mak.
saç sakala karışmış: Saçı ve tıraşı uzamış, özensiz bir durumda.
saçı başı ağarmak: Yaşlanmak.
saçı bitmedik yetim: Doğalı çok olmamış yetim.
saçı sakalı akar gibi: Üstü başı perişan bir hâlde.
saçı topuklarını dövmek: Saçı uzun olmak.
saçı uzun aklı kısa: Eskiden kadınları aşağılamak için kullanılan bir SÖZ
saçın ak mı kara mı, önüne düşünce görürsün: Acele etme, sonu-cun ne olduğunu biraz sonra anlarsın.
saçına (sakalina) kar yağmak: Saçı sakalı aklaşmaya başlamak.
saçına ak düşmek: Saçı ağarmaya başlamak, yaşlanmak.
saçına başına bakmadan: İlerlemiş yaşına yakışmayacak biçimde.
57
YanıtlaSilATASÖZLERİ
Haber İçin çiğ tavuk yenir: Insan, bazen hatır için yapmak istemediği, vmediği şeyleri yapmak zorunda kalabilir. Yapılması istenen şey, save ahlak dışı değilse yapılmalıdır da. Hatır bunu gerektirir.
Naydan gelen huya gider: Emeksiz elde edilen kazanç, kolay harca-Hatta çoğu zaman da gereksiz yerlere harcanır.
Hayır dile komşuna, hayır gele başına: Başkaları için iyi şeyler dü-sinenier bundan fayda görürler.
Hayvan koklaşa koklaşa, insan söyleşe söyleşe: İnsan, en içinden pkoilmaz sorunlarını bile konuşarak hâlledebilir.
Hazıra dağlar dayanmaz: Hazır para ne denli çok olursa olsun, bir gün tükenir. Bu yüzden, "nasıl olsa para çok" diye yan gelip yatmamak ve çalışmak gerekir.
Hekimden sorma, çekenden sor: Bir hastalığın ağrısını, sızısını ve
sıkıntısını, o hastalığı daha önce yaşamış olan kişi, herkesten daha iyi bilir.
Hekimsiz, hâkimsiz memlekette oturma: Hekim olmayan yerde
sağlığımızı, hâkim olmayan yerde hakkımızı korumak zor olur. Bu yüzden hekim ve hâkim olan yerlerde yaşamak daha doğrudur.
Helal kazanç ile yağlı pilav yenmez: Emek verilerek kazınılan para
le krallar gibi yaşamak olanaksızdır. Bu yüzden, böyle yaşayanların, parayı doğru olmayan (yasa veya ahlak dışı) yollardan elde ettikleri düşünülür.
Her ağaç kökünden kurur: Ağaç, köküyle toprağa tutunarak yaşar.
Kökü topraktan yeterince su ve besin alamayan bir ağaç, kısa süre-de kurur ve ölür. Her toplumun, bazıları evrensel bazıları yerel olmak üzere değerleri ve kuralları vardır. Değerler ve kurallar çiğnenmedikçe toplum huzur içinde yaşar. Değerler önemsenmez ve kurallara uyul-mazsa, o toplum çürümeye başlar.
Her ağaçtan kaşık olmaz: 1) Herkes her işi, her görevi yapamaz. 2) İstenilen ürünü elde edebilmek için buna uygun malzeme kullanılması gerekir.
ATASÖZLERİ
YanıtlaSil56
Hamala semeri yük olmaz: 1) Sorumlu olduğumuz kişilerin so
ile yüksünmeden ilgilenmek gerekir. 2) İşimizi yapabilmek için gerekli olan araçları taşımaktan kaçınmamalı ve utanmamalıyız
Hamama giren terler: Bir işe girişen kişi, o işle ilgili olarak yaşay leceği bütün güçlükleri göze almalıdır.
Hamı tatlı, yetkini acı: Çocuk, küçükken pek sorun yaratmaz. Hata
bulunduğu evin neşe ve mutluluk kaynağı olur. Ama büyüdükçe s runları çoğalır ve aileye yük olmaya başlar.
Hangi gün vardır akşam olmadık: bk. Dünya ölümlü, gün akşamı
Hanım kırarsa kaza, halayık kırarsa ceza: Vazoyu kıran evin har mıysa "kaza"; hizmetçiyse "hata" denir. Bunun gibi, başarısızlığa uğ ranılan bir işte, hata hep alt kademelerde aranır ve suç onlara yükle nir. Hatanın üst yöneticide olduğu kesin olarak anlaşılsa bile, bu sefer ona hata denmez, "bir kazadır oldu" denir.
Hamam döven öküzün ağzı bağlanmaz: Çalışanların ürettiklerinden yararlanmaları doğal haklarıdır.
Harman dövmek keçinin İşi değil: Bir işi, rastgele birine yaptırma yıp, o işi ehline (ustasına-uzmanına) yaptırmak gerekir.
Harman sonu dervişlerindir: Derviş aç gözlu değildir. "Bir lokma bir hırka", yeter der. Bu yüzden, bir şey paylaşıldığında "bana da bana da" demez, paylaşımın sonunda ne kalırsa, ona razı olur.
Hasta ol benim için, öleyim senin için: Her şey karşılıklıdır. İyilik gören bir kişi, daha fazlasını yaparak bunun karşılığını verir.
Hasta olmayan, sağlığın kadrini bilmez: Bir şeyin değeri, onu yi-tirdiğimizde daha iyi bilinir. Sağlığın ne denli önemli olduğu da ancak hastalanınca anlaşılır.
Hastaya döşek sorulmaz: Neye ihtiyacı olduğunu
bildiğimiz bir kişi-ye, "Buna ihtiyacın var mı?" diye sormak yanlış ve anlamsızdır. Hatasız kul olmaz: Kusursuz insan yoktur. Ayrıca herkes hata yapa-
bilir. Bir hata yaptı diye o insandan hemen yüz çevirmek doğru olmaz Ona hatasını düzeltmesi için fırsat verilmesi gerekir.
309
YanıtlaSilMüstedir: Daire şeklinde olan.
Müstemid: Yardım isteyen, meded isteyen.
müstemirre: Sağlam bir şekilde devamlı ve değişmez bir hale gelen.
Müstetbeat: Söze, kelâma tabi olan mânalar... Sözdeki telvihler, telmihler gibi.
Müsül-ü faraziyye: Farazi temsiller, hikâyeler.
Müşağabe: Aldatma. Fels. Münakaşayı gaye sayanların yolu ve usulü.
Müşahhat: Kavga etmek, niza etmek, çekişmek.
Müşâkil: Şeklen benzer.
Müşebbıt: Ayak kaydıran, tehlikeye atan.
Müşeyyed: Tahkim edilmiş, kuvvetli kılınmış, muhkem.
Müşkilât-ı Mânasının incelik derinliği Kur'aniye: ve veya istiare-i bediyye ile ifade edilmiş olması gibi sebeblerden dolayı derin tetebbů ve tefekkür neticesi ancak anlaşılabilen âyetler.
Müteanik: Birbirinin boynuna sarılmış vaziyette olan.
Mütekallid: Bir vazifeyi Üzerine alan, deruhte eden, kılıç kuşanmış, takınmış.
Mütemehhil: Zamana
muhtaç, büyüyüp gelişmesi belli bir zaman içinde olan şey, tedric kanununa tabi olan.
Mütemessil: Bir şeyin suretine giren.
Mütenasika: Birbirine uygun şekilde olan.
Müteşa'ab: Şübe ve kısımlara ayrılmış olan.
Müteşabih: Zâhirî mânası kastedilmeyen ve teşbih ve temsil yoluyla hakikatlerin beyanında kullanılan ifade.
Müteşabihat-ı Kur'aniye:
Beşer lisanının lügatını vaz etmediği, sezip düşünemediği, misâlini görmediği hakikatların teşbih ve temsiller ile anlatıldığı âyet-i kerîmeler.
Müteşabike:
Birbirine karışmış ve girmiş vaziyette olan. Girift.
Müteşaib:
Şubelenen, birbirine karışmadan dallı budaklı kollara ayrılmış olan.
Mütevatir: Yalan üzerine birleşmeleri aklen mümkün olmayan bir cemaatın bir hadise hakkında verdikleri haber.
Mütevatir-i bi'l-mâna: Bir haberin veya hadisenin farklı ifadelerle başka başka
308
YanıtlaSilile yapılan tahmini satış. Götürü almak, Toptan satmak.
Mücerredat-ı sirfe: Mücerredin ta kendisi, en mücerred olan. Mücerred ise; felsefede: Maddi mevcudlardan ayrı olarak sadece zihinde düşünülen veya nisbetle bilinen mefhumlar. Bunun zıddı, müşahhas'tır ki, eşyanın bütün vasıflarıyla zihinde ve hariçte husülüdür.
Müdevveriyet: Yuvarlaklık.
Müeyyed min indillah: Allah tarafından te'yid edilen.
Mühezzebe: Islah edilmiş, lüzumsuzu çıkarılarak temizlenmiş.
Mükâbere: Münakaşada ağız kalabalığı ile karşısındakini yenmeye çalışma.
Mühakât etmek: Taklit etmek, benzerini yapmak.
Mühec: Ruhlar, canlar.
Mülâbeset: münasebet, ihtilât. Karışma,
Mülteka: Kavuşup buluşulan yer. Kavşak.
Mümaresat-ı ilzamiyat: Sırf hakkı kabul etmemek için karşısındakini ilzam etmeğe çalışma gayretleri.
Mümas: dokunan. Temas eden,
Mümaşât: Birlikte hoş geçinmek. Bir maslahat yolunu takib etmek. Meslek işlerinde tesviye, tervic ve idare etmek. Karışmamak. Başkalarının zarar vermeyen fikirlerine uyarcasına hareket etmek ve sulh u salah üzere durmak. Uygunluk.
Hazırlanmış, tanzim ve tasfiye olunmuş. Mümehhed:
Mümevveh: Sahte, batıl.
Mümidd: Yardım eden, imdad eden. Uzatan, uzatıcı.
Münafat: Bir birinin aksine olmak, aykırılık.
Münekker: meçhul. Bilinmeyen,
Münhaniye: Eğri ve çarpık.
Münhasif:
Gölgelenip sönükleşen. Görünmez hale gelen. (Ay için kullanılır.)
Müntefi: Sönen, yok olan.
Mürekkeb: Terkib edilmiş, birkaç maddeden yapılmış tahlili mümkün olan. Basít olmayan.
Müsavat ve müvazene-i etvar: Bir kimsenin tavır ve hareketlerinin dengeli olması. ölçülü ve
Müselleme: Doğruluğu şeksiz kabul edilen, emniyet ve itimad edilen.
Müstantık: Soran, sual eden, sorgu hakimi.
Darı Unundan Baklava, İncir Ağacından Oklava Olmaz
YanıtlaSil"Kötü gereçlerle iyi iş görülemeyeceğini anlatmak için "darı unundan baklava, incir ağacından oklava olmaz." de-riz. Bu atasözünü çoğunlukla iyi iş çıkarmak için iyi aletler kullanılması gerektiğini, aynı şekilde yeteneksiz veya ehil ol-mayan kişilerden de kaliteli iş çıkmayacağını vurgulamak için kullanırız.
Aslında danı unu lūzumsuz bir gıda maddesi değildir. Bu unu kullanarak ekmek ve kek gibi şeyler yapabilirsiniz fa-kat darı unu çabuk ufalanıp dağıldığından baklavalık yufka açamazsınız. Aynen bunun gibi incir ağacından da oklava ya-pılmaz çünkü her ağacın yapısı buna müsait değildir. Hatta kimi ağaçların kerestesi bile olmaz. Bir un çeşidinde veya ağaç türünde durum böyleyken, her işin de kendine göre uygun bir malzemesi, gereci veya elemanı vardır ve bu gayet doğal-dır. Asıl maharet bunları yerinde ve yeterince kullanmasını bilmektir.
Peki, ölçüyü tutturamazsak ne olur?
-114-
O vakit de harcadığımız enerjiye, zamana, hayale ve her kuruşa yazık olur. Nasıl ki dünyalık işlerimizi yoluna koymak için en iyi aletleri kullanmak veya alanında uzman kişilerle çalışmak zorundaysak, salih ameller işlemek için de kalbi-mizle temiz bir niyet kurmalıyız ve davranışlarımıza da dikkat etmeliyiz.
YanıtlaSilSevgili Peygamberimizin de buyurduğu gibi: "Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz, bilakis kalplerinize ve amellerinize bakar."28 Ne mutlu bize ki: "...Allah'ın kulun kalbini ölçü alması kişiyi gösterişten kurtaracağı gibi onu sa-mimi davranışlara (da) yönlendirecektir... "29
28 Hadislerle İslam Cilt-3, s. 23
29 Hadislerle Islam III Kalp/Beden Ülkesinin Sultanı, s. 62
-115-
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورة الى منزل
وَلَئِنْ مُتُمْ أَوْ قُتِلْتُمْ لالى الله تحشرون بين خميس لنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنت فظا غليظ القلب لا المطوامل من فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وشاورهم في الأشرفة عين فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ وَ إِنْ يَعْنِي الله فلا غالب لكم وان يخذلكم فمن كال يَنْصُرُكُمْ مِنْ بَعْدِهِ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ . وَمَا كَانَ لِنَبِي أَنْ يَغُلُّ وَمَنْ يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْعِين ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ) من اتَّبَعَ رِضْوَانَ اللَّهِ كَمَنْ بَاءَ بِسَخَطَ مِنَ اللهِ وَمَأْوَيَهُ حمد وَبِئْسَ الْمَصِيرُ هُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ اللهِ وَاللَّهُ يُصِيرُبا يَعْمَلُونَ لَقَدْ مَنَّ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِينَ رَسُولًا مِنْ أَنْفُسِهِمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِها الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُبِيرٍ أَوَلَمَّا أَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةٌ قَدْ أَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ أَلَى هَذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ أَنْفُسِكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْ قَدِيرٌ .
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللَّهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لَا نُفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ
66 Sen onlara sırf Allah'ın lütfu sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını dile, iş hakkında onlarla istişare et, karar verince de Allah'a tevekkül et. 99
(Al-i Imran, 3/159)
وما الخاتمة
Mushaf sayfa no: 70
Hafızlık sayfa no: 4, cûz/11. sayfa
KALPLERİ KAZANMANIN YOLU: YUMUŞAK DAVRANMAK
BİLGİ
Peygamberimiz, Yüce Allah'tan aldığı dini tebliğ ederken birçok sıkıntıyla karşılaşmıştır. Buna rağmen o yılmamış ve insanlara yumuşak davranarak onları kazanmaya çalışmıştır. Doğrusu, Hz. Peygamber'in en önemli özelliği ålemlere rahmet olmasıdır. Nitekim Allah Resûlü hayatı boyunca, kendisinden korkulan bir kişi değil, merhametine sığınılan bir dost olmuştur. O, insanların kalbini hoş tutmak için, hatalarını affetmeye ve önemli işlerde onların fikrini almaya gayret etmiştir. Bu sayede Resûlullah'ın etrafında, onu seven ve ona sıkı sıkıya bağlı bir sahabe topluluğu meydana gelmiştir.
MESAJ:
Birlik ve beraberliği sağlamada en etkili yöntem, çevremizdekilere değer vermek ve yumuşak davranmaktır.
KELİME DAĞARCIĞI:
İstişare: Görüş alışverişinde bulunma, danışma.
70
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilوَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ
"Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler; Rableri katında Allah'ın verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. 99
(Al-i Imrin, 3/169)
وما أصابكم يوم التقى المجمعان فبإذن الله وليعلم المؤمنين وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ نَافَقُوا وَقِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا قَاتِلُوا لى سبيل الله أو ادفعوا القالوا لو تعلم قتالاً لا لبعناكم هم الكفر يَوْمَئِذٍ اقْرَبُ مِنْهُمْ لِلْإِيمَانِ يَقُولُونَ بِأَفْوَاهِهِمْ قالوا لاخوانهم ووَقَعَدُوا أَوْ أَطَاعُونَا مَا قُتِلُوا قُلْ فَادْرَوا عن الفيكُمُ الْمَوْتَ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ وَلَا تَحْسَبَل الذين قتلوا في سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ ما ليس في قلوبهم وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يَكْتُمُونَ الَّذِينَ يُرْزَقُونَ فَرِجِينَ بِمَا أَتْيَهُمُ اللهُ مِنْ فَضْلِهِ وَيَسْتَبْشِرُونَ بالَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْ إِلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ يَحْزَنُونَ يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَفَضْلٍ وَأَنَّ اللهَ لا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِلَّهِ وَالرَّسُولِ مِنْ بَعْدِ مَا أَصَابَهُمُ الْفَرْحُ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا مِنْهُمْ وَاتَّقَوْا أَجْرُ عَظِيمُ الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ .
Mushaf sayfa no: 71
Hafızlık sayfa no: 4. cüz/10. sayfa
ŞEHİTLER ÖLMEZ!
BİLGİ
Şehit olanlar, görünüşte toprağa girip yok olmuş gibidirler. Bu görünüşe bakan bazı insanlar da onlar hakkında yanılgıya düşebilmektedirler. Yüce Allah ise, her şeyin görünüşten ibaret olmadığını haber vermektedir. İnsana canı veren Allah olduğu gibi, şehidin canı bedenden çıktıktan sonra, ona başka bir hayat yaşatan da Allah'tır. Şehitler diridirler. Onlar hem kendilerine verilen nimet-lerden dolayı Allah katında mutludurlar hem de kendilerinden sonra şehitlik mertebesine erişecek olanlar için sevinmektedirler. Çünkü onlar kendilerine vaat edilenlere kavuşmuşlardır.
MESAJ:
Şehitlik, yok olmak değil bilakis Allah katında en yüksek mertebeye ulaşıp ölümsüz olmaktır.
KELİME DAĞARCIĞI
Ahyaun: Diriler, canlılar.
Şehîd: Allah yolunda can veren Müslüman.
71
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورة أن منزل
فالقلبُوا بنعمة من الله وفضل لم يَمْسَهُمْ سُود والته رضوان الله والله ذو فضل عظيم إنما عليكم المنيا يخوف أولياء فلا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونَ إِن كُنتُمْ مُؤْمِنين ولا يحزنك الذين يُسَارِعُونَ في الكفر إنهم لن يطروا الله شيْئًا يُرِيدُ اللَّهُ أَلَّا يَجْعَلَ لَهُمْ حَظًّا فِي الْآخِرَةِ وَلَهُمْ عَنان عَظِيمُ إِنَّ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الْكُفْرَ بِالْإِيمَانِ لَن يَضُرُّوا شَيْئًا وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمُ وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ كفروال نُمْلِي لَهُمْ خَيْرٌ لِأَنْفُسِهِمْ إِنَّمَا نُمْلِي لَهُمْ لِيَزْدَادُوا إِنَّمَا وَلَيْمَ عَذَابٌ مُهِينٌ مَا كَانَ اللَّهُ لِيَذْرَ الْمُؤْمِنِينَ عَلَى مَا أَنتُمْ عَلَيْ حلى يميز الخبيث مِنَ الطَّيِّبِ وَمَا كَانَ اللهُ لِيُطلعكم عَلَى الْغَيْبِ وَلَكِنَّ اللهَ يَجْتَبِي مِنْ رُسُلِهِ مَنْ يَشَاءُ قَامُوا بالله وَرُسُلِهِ وَإِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا فَلَكُمْ أَجْرُ عَظِيمُ . وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا أَتيهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ هُوَ خَير لَهُمْ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا تَخِلُوا بِهِ يَوْمَ الْقِيمَةِ وَال ميراثُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ .
إِنَّمَا ذَلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَاءَهُ فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
66 İşte o şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutur. Mümin iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.99
(Al-i Imrån, 3/175)
الله شيخ
Mushaf sayfa no: 72
Hafızlık sayfa no: 4. cúz/09. sayfa
ŞEYTANIN DOSTLARINDAN KORKMAMAK
BİLGİ:
Allah yolunda savaşmak durumunda kalan Müslüman, çeşitli zorluklarla kar-şılaşır. Bu esnada şeytan sürekli vesvese vererek, can ve mal kaybı olacak diye korkutmaya çalışır. Şeytana dost olan bazı insanlar da Müslüman'ı korkutmaya çalışırlar. Uhud savaşından sonra, müşriklerin bazı casusları ortaya çıkmış ve Mekkelilerin ani bir baskın yaparak Medine'deki Müslümanlara zarar vereceğini söyleyip korku yaymaya çalışmışlardı. Yüce Allah ise, düşmandan korkmamak gerektiğini bildirmiştir.
MESAJ:
1. Düşman ne kadar güçlü olursa olsun, Allah'tan büyük hiçbir güç ve kuvvet yoktur.
2. Küçük korkulara yenilip Allah yolunda savaştan kaçmak, O'nun rızasını ve sonsuz hayat olan ahireti kaybetmek demektir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Evliyâ: Veliler, dostlar.
72
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilكُل نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَإِنَّمَا تُوَفَّوْنَ أُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ وَمَا الْحَيُوةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ
"Her canı ölümü tadacaktır; yaptıklarınızın karşılığı size eksiksiz olarak ancak kıyamet gününde verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılır da cennete konursa artık kurtulmuştur. Dünya hayatı zaten aldatıcı şeylerden ibarettir.99
(Al-i Imran, 3/185)
الجزء الرابع
لقد سمع الله قول الذين قالوا إن الله فقير وتحن اغبياء سَتَكْتُبُ مَا قَالُوا وَقَتْلَهُمُ الْأَنْبِيَاءَ بِغَيْرِ حَقٌّ ونقول ذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ ذَلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ بديكُمْ وَأَنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللهَ عَهِدَ إِلَيْنَا إِلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتَّى يَأْتِينَا لقُرْبَانِ تَأْكُلُهُ النَّارُ قُلْ قَدْ جَاءَ كُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِي بالبينات وبِالَّذِي قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ إِنْ كُنتُمْ صَادِقِينَ فَإِنْ كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ جاؤ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُبِيرِ كُل نفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَإِنَّمَا تُوَفَّوْنَ أُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فار وما الحيوة الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ لَتَبْلَونَ في أَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذِينَ أَشْرَكُوا أَذًى كَثِيرًا وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فَإِنَّ ذَلِكَ مِنْ عَزْمِ الْأُمُورِ .
Mushaf sayfa no: 73
Hafızlık sayfa no: 4. cüz/08. sayfa
HER CANLI ÖLECEKTİR.
BİLGİ
Müslüman, hayatında bazı sıkıntılarla karşılaşabilir, haksızlıklara uğrayabilir. Dünya, hep iyiliklerin bulunduğu bir yer değildir. Nitekim Peygamberimiz za-manında inanmayan bazı kişiler, Müslümanlara sözlü sataşmalarda bulunmuş ve onların zarara uğradıklarını, Allah'ın adaletinin gerçekleşmediğini ifade etmişlerdi. Bu durum üzerine Yüce Allah'ın indirdiği bu ayetlerde, Peygam-berimiz ve müminler teselli edilmiştir. Ayetin ifadesine göre, bu dünyada bazı sıkıntılar ve haksızlıklar yaşansa bile her insan sonunda ölecek ve herkes dünyada olanların tam karşılığını ahirette alacaktır.
MESAJ
1. Mümin, her canlının öleceğini daima göz önünde bulundurur ve kendisini cehennemden kurtaracak salih amelleri yapmaya çalışır. 2. O dem ki perdeler kalkar perdeler iner
Azrail'e hoşgeldin diyebilmektir hüner (Necip Fazıl KISAKÜREK)
KELİME DAĞARCIĞI:
Nefs: Insan, insanın özü, can.
Ücûr. Ecirler, karşılıklar, ücretler.
73
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشور الي من
والا الحمد الله ميثاق الذين أولوا الكتاب البيك الله ولا تكلمولة للندوة وراء ظهورهم والمارون قليلا فينس ما يشارون لا الحفل الدين الرس بما ألوا ويُحِبُّون أن يحمدوا بما لم يفعلوا ملا اختر بمفازة من العذاب ولهم عذاب الهم .
السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قدير الامن السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالخَتِلافِ اللَّيْلِ والنهار لآيات اور الألباب الَّذِينَ يَذْكُرُونَ الله قِيَامًا وَلَعُون وال
جنوبهمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ . ما خلقت هذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ الناري ربنا إنك من تدخل النار فقد الحزينة وما الطابي مِنْ أَنصَارٍ رَبَّنَا إِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِي الاب. أنْ أمِنُوا بِرَبِّكُمْ فَأَمَلاً رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا الوتنا وكفر عَمَّا سَيِّئَاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الْأَبْرَارِ رَبَّنَا وَأَبْنَا مَا وَعَدَكَ عَلَى لى رُسُلِكَ وَلَا تُخْرِنَا يَوْمَ الْقِيمَةِ إِنَّكَ لَا تُخْلِفُ البيعان
فالسلمان
الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
66 Onlar ayakta dururken, otururken, yatarken hep Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: "Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, seni tenzih ve takdis ederiz. Bizi cehennem azabından korul" derler.99
(Al-i Imran, 3/191)
Mushaf sayfa no: 74
Hafizlik sayfa no: 4. cüz/07. sayfa
AKLISELİM SAHİPLERİNİN DUALARI
BILGI
İnsan düşünebilse, göklerin ve yerin yaratılışında nice güzelliklerin ve nice sırların bulunduğunu görür. Yüce Allah, bu güzellikleri ve sırları görüp dü-şünebilen insanların, Allah'ın varlığını kabul edeceğine işaret etmektedir. Te-fekkür edebilen insan sadece bununla da kalmaz ve Yüce Allah'ı bilmenin bir gereğinin bulunduğunu düşünür. Böylece o, Allah'a sığınır ve dua eder. Bu ayet ve sonrasındaki ayetlerde "Rabbenȧ" ile başlayan cümleler, biz Müslümanların edebileceği örnek dualardandır.
MESAJ:
Gönlünün her zaman Allah'la birlikte olması ve her zaman dua etmesi Müs-lüman'dan beklenen bir yöneliştir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Tefekkür: Düşünme, derin düşünce.
Sübhaneke: Seni tenzih ederis senin eksiğinin olmadığını beyan ederiz.
74
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilيَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Ey iman edenler! Sabredin. Sabır
yarışında düşmanlarınızı geçin. Hazırlıklı ve uyanık olun ve Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.99
(Al-i Imrån, 3/200)
الالعاب الهم ولهم إلى لا أصبح عمل عاملي منكم مناكم تواق لعلكم من نعي قال بن هاجروا والمرجوا من ممارهم وأولوا في سبيلي وقاتلوا وقتلوا لأكبزن علام سيداتهم والأُدْخِلَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن احبها الْأَنْهَارُ ولا من علم الله والله عِندَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ لَا يَمرلك القلب الذين كفروا في البلاد مناع قليلٌ ثُمَّ مَأْويهم عالم ويلس البهادُ لَكِنِ الَّذِينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّاتُ المجرى من تحبهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا لأَلَّا مِنْ عِندِ الله وما علة الله لخبر الأَبْرَارِ وَإِنَّ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَمَنْ تؤمن بالله وما المزل اليكم وَمَا أُنزل إليهم الخاشعين اله الا نشارون بآيات الله ثمنا قليلًا أُولَئِكَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عملة ربهم إن الله سريع الحساب يا أَيُّهَا الَّذين أمنوا اصبروا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَالقُوا اللهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ .
دورة انشاء مدينة وهي
Mushaf sayfa no: 75
Hafızlık sayfa no: 4. cüz/06. sayfa
SABREDENLER KAZANIR.
BİLGİ
Al-i İmrån süresinin başından buraya kadar çeşitli topluluklardan ve onların Müslümanlar ile mücadelelerinden söz edilmişti. Bu son ayette ise, Müslüman-ların kazanabilmesi ve Allah'a iyi bir kul olabilmeleri için gerekli bazı şartlar sayılmaktadır. Bunların başında sabır gelmektedir. Öyle ki, bir mücadelede düşman da sabır gösterebilir. Fakat müminler onlardan daha sabırlı olmalıdırlar ki, hedeflerine ulaşabilsinler. Müslümanların her türlü tehlikeye karşı uyanık ve hazırlıklı olup kendi aralarında dayanışma sağlamaları da, varlıklarını sür-dürebilmeleri için çok önemlidir.
MESAJ
Başarıya ancak elinden gelen gayreti gösterenler ve sabırlı olanlar ulaşabilir.
KELİME DAĞARCIĞI
Sabır: Direnç gösterme, metanet.
Ribat: Sınır boylarında gözetleme yapmak, nöbet tutmak.
75
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilسم الله الرحمن الرحيم
يا أيها الناسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِن تقي واحده وخلق منها زوجها ويبك ملهما رجالًا كثيرا ونساء والقوا الله الذي تساءلون بيه والأرحام إلى الله كان عليكم رفت . والوا اليتامى أموالهم ولا للمتدلوا الحبيب بالطيب ولا تأكلو الموالية المحامو الكلام اله كان خويا كبيرا وان عالم الا للطواقي البناني فالحوا ما طاب لكم من البناء ملى ولك ورباع فإن حالم الا تعدلوا فواحدة أو ما ملكت أيما لكم ذلك أذى ألا تقولوا وألوا النساء صدقاتهن بحلة فإن طين لكم عن شي منه لفت فكلوه هيا مرنا ولا لولوا السُّفَهَاء أَموالكم التي جعل الله لكُمْ قِيَامًا وَارْزُقُوهُمْ فِيهَا وَاكْسُوهُمْ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُونًا. وَابْتَلُوا الْيَتَامَى عَلَى إِذَا بَلْعُوا النِّكَاحَ فَإِنْ أَقَمْتُمْ مِنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُوا إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ وَلَا تَأْكُلُوهَا إِسْرَانًا وَبِنَارًا أَن يَكْبَرُوا وَمَنْ كَانَ عَنِيًّا فَلْيَسْتَعْقِفُ وَمَنْ كانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكل بالمعروف فَإِذَا دَفَعْتُمْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ فَأَشْهِدُوا عَلَيْهِمْ وَكَفَى بِالله حسينًا.
وَأَتُوا الْيَتَامَى أَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَهُمْ إِلَى أَمْوَالِكُمْ إِنَّهُ كَانَ حُوبًا كَبِيرًا
66 Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin, onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin; zira bu büyük bir günahtır.99 (Nisa, 4/2)
الرجال
Mushaf sayfa no: 76
Hafızlık sayfa no: 4. cüz/05. sayfa
YETİM MALINA EL UZATILMAZ.
BİLGİ
Henüz küçükken babası ölenlere yetim denir. Yetimler topluma emanettirler. Başta onların en yakın akrabaları olmak üzere, hepimizin yetimlere iyi dav-ranması gerekir. Peygamberimiz, "Ben ve yetime destek olan kimse cennette yan yana olacağız." buyurmuştur (Buhari, Talak, 25). Başkasını üzmek günahtır ama yetimi üzmek en büyük günahlardandır. Ne yazık ki geçmişte bazı insanlar yetimlere yardım ederken, onların mallarını alıp kendi mallarına katmaya çalışmışlardır. Böyle haksız bir davranış sonucunda ele geçirdikleri mallar haram olup, haramı elde etmek pis bir şeyi almak gibidir. Müslüman, helal olanı kullanır, harama el uzatmaz.
MESAJ:
Yetimlerin malları kendilerine ait olup bunlara zarar vermek, Müslüman'a yakışmaz.
KELİME DAĞARCIĞI
Habis: Kötü, çirkin, pis.
Tayyib: lyi, güzel, temiz, hoş.
76
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء الاسخ
إِنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَى ظُلْمًا إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ نَارًا وَسَيَصْلَوْنَ
سعيرا
الرجال نصيب مما ترك الوالدان والأقربون والنساء النصيب مما ترك الوالدان والأقربون مما قل منه أو كثر ب معروضًا وَإِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ أُولُوا الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى والشتاكيلُ فَارْزَقُوهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا . والبخش الَّذِينَ لَوْ تَرَكُوا مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَافًا خَافُوا عَلَيْهِمْ فَلْيَتَّقُوا اللَّهَ وَلْيَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدًا * إِنَّ الَّذِينَ الكلون أموال الْيَتَامَى ظُلْمًا إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ نارًا وَسَيَصْلُونَ سَعِيرًا يُوصِيكُمُ اللهُ فِي أَوْلَادِكُمْ الذكر مثل حظ الْأُنْثَيَيْنِ فَإِنْ كُنَّ نِسَاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ للهُنَّ ثُلُنَا مَا تَرَكَ وَإِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ ول توبه لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِنْ كَانَ لَهُ وَلَهُ فَإِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ أَبْوَاهُ فَلِأُمِّهِ الثُّلُثُ فَإِنْ كان له الحرة فلامه السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَى بِهَا أو دين أَبَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ لَا تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ للها فريضة مِنَ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا .
" Yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş dolduruyorlar. Zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.99
(Nisa, 4/10)
Mushaf sayfa no: 77
Hafızlık sayfa no: 4. cüz/04. sayfa
YETİM MALI YEMEK, KOR YUTMAK GİBİ
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilإِنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَى ظُلْمًا إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ نَارًا وَسَيَصْلَوْنَ
سعيرا
66 Yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş dolduruyorlar. Zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.99
(Nis4, 4/10)
الرجال حبيب مما ترك الوالدان والأقربون والنساء منا تراكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ مِمَّا قُل مِنْهُ أو كار ب عروض والما حضر البسنة أولوا العربي والثاني والمساكين فاز الموهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلاً مَعْرُوفًا . البخش الَّذِينَ لَوْ تَرَكُوا مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَافًا خَافُوا عليهم فليتقوا اللهَ وَلْيَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدًا * إِنَّ الَّذِينَ اطلون أموال الْيَتَامَى ظُلْمًا إِنَّمَا يَأْكُلُونَ في بُطُونِهِمْ ارا وسيصلون سَعِيرًا يُوصِيكُمُ اللهُ في أَولادكم الذكر مثل حقد الأنْثَيَيْنِ فَإِنْ كُنَّ نِسَاءَ فَوْقَ الننين ملهن قلنا ما تَرَكَ وَإِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ ولا بويه لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِنْ كَانَ لَهُ ولد فإن لم يكنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ أَبَوَاهُ فَلِأُمِّهِ الكُلْتُ فَإِنْ كان له الحوة الملامه السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصى بها أَوْ دَيْنِ أَبَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ لَا تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ اللعاً فريضة من الله إِنَّ اللهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا .
Mushaf sayfa no: 77
Hafızlık sayfa no: 4. cûz/04. sayfa
YETİM MALI YEMEK, KOR YUTMAK GİBİ
BİLGİ
Çocuklar için baba, en büyük destekçidir, koruyucudur. Peki ya daha küçükken babasını kaybedenleri kim koruyacaktır? Onların hakkını kim savunacaktır? Elbette başta akrabaları olmak üzere hepimizin onlara destek olması gerekir. Yetimlere sahip çıkmak gerekirken, onları zayıf görüp haksızlık edenlerin ise vicdanı olabilir mi? Hele bir de yetimlerin mallarını almaya kalkışanlar öyle büyük bir günah işlemişlerdir ki, ateş yutmaları bile ondan daha az tehlikelidir. Çünkü yetimin malına el uzatan kişi görünüşte bir zenginlik elde etmiş olur ama gerçekte bir günah işlemiştir ve aldığı mal kendisini cehenneme götürür. MESAJ
Yetim malını haksız yere yemek, en büyük günahlardan biridir.
KELİME DAĞARCICI
Yetâmȧ: Yetimler.
Når: Ateş.
77-
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilولكم نصف ما تزال الواجة ان التربية لهن ولد فإن كان لهن ولد الكم الله مما تركن من بَعْدِ وصية أوصيين بها الردي وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمُ إِنْ لَمْ يَكُن لكم فإن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ اللَّمَنُ مِمَّا الان مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ وَإِنْ خار رجل يُورث كلالة أو امراء وله الى أو الما فلكل وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ فَإِن كَانُوا اطار من ذلِكَ فَهُمْ شُرَكَاءُ في الكلب من نقد وَصِيَّةٍ يُوصَى بِهَا أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَارَ وَا من الله واللهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ تِلْكَ حُدُودُ الله وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ الجرى مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ الْقَوْل الْعَظِيمُ وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُود يُدْخِلُهُ نَارًا خَالِدًا فِيهَا وَلَهُ عَذَابٌ مُهِينٌ .
الي
وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا فِيهَا وَلَهُ عَذَابٌ مُهِينٌ
66 Kim de Allah'a ve peygamberine itaatsizlik eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar, onun için alçaltıcı bir azap vardır.99
(Nisă, 4/14)
Mushaf sayfa no: 78
Hafızlık sayfa no. 4. cüz/03. sayfa
ALLAH'IN KOYDUĞU SINIRLARI AŞMAMAK
BİLGİ
Mirasla ilgili hükümler Kur'an'da en detaylı açıklanan hükümlerdendir. Önceki ayetlerde yetimler ve miras ile ilgili hükümler bildirildikten sonra, Allah'ın hükümlerine tabi olanların cennete gidecekleri bildirilmiştir. Bu ayette ise Allah'ın belirlediği ve Resûlullah'ın bildirdiği apaçık hükümlere aykırı hareket edenlerin azaba uğrayacakları anlatılmaktadır. Allah'ın hükümleri, çizilmiş sı-nırlar gibidir. Nasıl ki geçilmesi yasak bir çizgiyi aşan kişi cezayı hak ederse, dini hükümlere uymayanlar ve karşı gelenler de bunun asıl cezasını ahirette çekeceklerdir.
MESAJ:
Allah Teâlâ'nın apaçık hükümleri karşısında mümine düşen görev, bunları yerine getirmektir.
KELİME DAĞARCIĞI
Hudûdullah: Allah'ın koyduğu ve belirlediği hükümler, sınırlar.
Mühîn: Alçaltıcı, rezil eden.
78
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilإِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللَّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَرِيبٍ فَأُولَئِكَ يَتُوبُ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللهُ عَلِيمًا
حكيمًا
"Allah'ın kabul edeceği tövbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden pişmanlık getirenlerin tövbesidir; işte Allah bunların tövbesini kabul eder, Allah her şeyi bilendir,
hikmet sahibidir. 99
(Nisa, 4/17)
والتي يأتينَ الْفَاحِشَةَ مِنْ نِسَائِكُمْ فَاسْتَشْهِدُوا عليهن أربعة مِنْكُمْ فَإِنْ شَهِدُوا فَأَمْسِكُوهُنَّ ن الْبُيُوتِ حَتَّى يَتَوَفَّيَهُنَّ الْمَوْتُ أَوْ يَجْعَلَ اللَّهُ لَهُنَّ سيلا والذَانِ يَأْتِيَاتِهَا مِنْكُمْ فَخُذُوهُمَا فَإِنْ تَابَا وَأَصْلَحَا فَأَعْرِضُوا عَنْهُمَا إِنَّ اللَّهَ كَانَ تَوَّابًا رَحِيمًا إنما التوبة على اللَّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَرِيبٍ فَأُولَئِكَ يَتُوبُ اللهُ عَلَيْهِمْ وكان الله عليمًا حَكِيمًا وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ حَتَّى إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ إلى تبت الفنَ وَلَا الَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ أُولَئِكَ اعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَحِلُ لكم أن تَرِثُوا النِّسَاءَ كَرْهًا وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا بَعْضِ مَا أَتَيْتُمُوهُنَّ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةً وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ فَإِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَى أن تَكْرَهُوا شَيْئًا وَيَجْعَلَ اللهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا .
Mushaf sayfa no: 79
Hafızlık sayfa no: 4. cüz/02. sayfa
ALLAH'IN KABUL EDECEĞİ TÖVBE
BİLGİ
Esasında akıl ve irademizi kullanarak kötülüklerden uzak durmamız gere-kirken zaman zaman günahlar işleyebilmekteyiz. Rabbimiz ise bizi hemen cezalandırmamakta, tövbe etmek için süre vermektedir. Bu sayfadaki ayetlerde Yüce Allah, gerçek bir tövbe için bazı şartların bulunduğunu bildirmektedir. Tövbenin samimi şekilde yapılmış olması, günahtan pişman olunması ve bir daha aynı günahı işlememeye karar verilmiş olması gerekir. Yoksa aynı günahı yeniden işlemeyi düşünen kişinin tövbesi kabul olmadığı gibi, ölmeden önceki son nefeste yapılan tövbe de kabul olmaz.
MESAJ
Gerekli şartları taşıyan samimi bir tövbe, işlenen günahın silinmesine vesile olur.
KELİME DAĞARCIĞI
Tövbe: Günahtan dönüp Allah'a yönelmek.
Cehalet: Bilmemek veya nefsine uyup bildiğinin aksini yapmak.
79
DOSTTAN İNAYET, DÜŞMANDAN HIYÂNET BEKLENİR
YanıtlaSilALI RIZA TEMEL
E mir Şekip Arslan (1869-1946) Lüb nan asili bir fikir ve siyaset adamdır, slirdit Muhammed Abduh'tan fikch ve akäid dersleri almıştır. Fransızca ve Türkçe öğrenmiş, kaymakamlık yapmış, Libyalda İtalyanlara karşı savaşmış. En ver Paşa ile çalışmış, ümmetin Osmanlı häkimiyetinde bütunleşmesi, onurlu ve huzurlu bir hayat sürmesi için canla baş la gayret göstermiştir.
Emir Şekip Arslan'ın pek çok kitabı yanında "Araplora Sesleniş isimli bir kitabı da vardır ki bu kitapta; Osmanlı'ya yani Devlet-i Aliyye'ye baş kaldıran, ba-ğımsızlık isteyen Araplara karşı samimi ve mäkul ikazlarda bulunmuş, ümmetin birlik ve bütünlüğünün ancak Osman-l'ya sadakatle sağlanabileceğini dile ge-tirmiştir. Onun bu konuda söylediklerini özetlemeye çalışalım:
"İlk insandan bu yana Ademoğlu çe
şitli sebeplerle hep birbirleriyle rekåbet ve çelişme içinde olmuşlardır. Araplaın büyük bir kısmı ırkçılıkla temayüz etmiş bir millettir. İbni Haldun'un dediği gibi; Arapları din kuvvetinden başka hiçbir güç bir arada tutamaz. Zaten tarih de buna şähittir. Hem câhiliye hem de Islam sonrası dönem kavmiyetçilik kavgalarıy la geçmiştir. Bugün de Araplar arasında yaygın olan bir söz vardır: "Birleşmemek hususunda ittifak ettiler."
Osmanlı'ya gelince; o, farklılığı ve çeşitliliği bünyesinde barındırmış, to-parlayıcı ve kucaklayıcı bir devlet olma özelliğini daima muhafaza etmiştir. Arap, Türk, Kürt, Laz, Arnavut, Rum, Erme ni, Yahûdı gibi birçok millet aynı bayrak altında kendi varlıklarını, dillerini, tarih-lerini sürdürmüşlerdir. İslam'ın adaleti ve devletin otoritesi iç ve dış ihånet ve komplolara karşı 600 sene İmparatorlu ğu ayakta tutmuştur.
Müslümanlar ne kadar farklılaşıp, başka dil ve lehçelerle konuşsalar da, bağı onları bir ve beraber tutmaktade Din bağı sebebiyle farklılıklar hoşgörüyle karşılanmakta, uzaklar yakınlaştınımak tadır. Bu yüzden Müslüman bir Arap, Türk veya Arnavut bir başka Müslümanı öz kardeşi gibi görmektedir. Rabbimiz de zaten bunu istemektedir; "Mümin-ler ancak kardeştirler. O halde kardeş lerinizin arasını düzeltin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki, size merhamet edilsin." (Hucurât, 10)
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de müminleri şöyle tanımla mıştır: "Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine şefkatte bir vücuda benzerler. Vücudun bir organı rahatsız olsa, diğer organlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli has-talıklara tutulurlar." (Buhärl, Edep, 27)
B
EMİR ŞEKİB ARSLAN
YanıtlaSilOSMANLI'DA AYRILIK YANLISI ARAPLARA SESLENİŞ
UNUTMAYALIM:
DOSTTAN İNAYET, DÜŞMANDAN HIYÂNET BEKLENİR.
DOSTLARA HAİNLİK, DÜŞMANLARA HÂDİMLİK DAHA NE KADAR SÜRECEK?
OSMANLI VE ONLARIN TORUNLARI OLAN BİZLER TESBİHİN İPİ VE İMAMESİNİ TEMSİL EDİYORUZ.
BU BİR IRKÇILIK DEĞİL, TARİHİN VE TECRÜBELERİN ORTAYA KOYDUĞU BİR GERÇEKLİKTİR.
Osmanlı, Kur'an ve sünnette belirtildiği şekilde bu ümmetin birliğini dâima ön planda tutmuş, tebâsı arasında ayrılık gözetmemiştir. Osmanlı'nın tarihini okuyanlar bilir ki, onlar mukaddesâtı yüceltmişler, İslam davasına sıkı sıkıya bağlı kalmışlardır. Öyle ki, Hulefâ-i Raşi-din hariç, hiçbir Arap hükümdarı böylesine bir başarıya ulaşamamış, Peygamberî daveti bu kadar ileri götürememiştir.
YanıtlaSilBilinmelidir ki, Türkler ile Araplar arasında din kardeşliği bağı mevcut iken Avrupalılarla bizim aramızda bu manada herhangi bir bağ bulunmamaktadır. Üstelik ne din, ne de dünya işlerinde onlara güvenmek mümkün değildir. Bunu ispat edecek yeterince tarihi tecrübeye sahibiz. Avrupa, bizde herhangi bir zaaf gördü-ğünde, bizi o zaaf üzerinden vurmak için ha-rekete geçer. Toparlanıp kendimize gelmemizi istemezler. Kaybettikleri toprakları geri almak için çeşitli desiselere başvururlar. Bu hileleri "medenileştirme" kisvesi altında tezgâhlarlar. Aklı kıt, menfaat duygusu galip olanlar da bu oyunun figüranı olurlar. Balkanların dağılması da, ırkçılığın ön plana çıkarılması, Osmanlı ida-resi hakkında kötü algı ve propagandalar saye-sinde olmuştur.
Avrupa, Müslümanların bağımsızlığını yol edebilmek için Osmanlı'nın yok olmasını bek lemiştir. Osmanlı yıkılınca da muratlarına er mişlerdir. Bugün güya bağımsız gözüken pel çok İslam ülkesi aslında örtülü bir sömürge hayatı yaşamaktadır. Osmanlı bünyesinder koparılıp çıkarılan 22 ülkenin hiçbiri mutlu ve huzurlu değildir. Genellikle bu devletçikler em peryalizmin taşeronu olarak kullanılmaktadır.
Avrupa'nın İslam'a ve Osmanlı'ya karşı yü rüttüğü savaş çeşitli şekil ve yöntemlerle de vam etmektedir. Bizi zaafa uğratmak için âdet birbirle
çok Is
YanıtlaSilhayatı yaşamaktadır. Osmanlı bünyesinden
koparılıp çıkarılan 22 ülkenin hiçbiri mutlu ve huzurlu değildir. Genellikle bu devletçikler em-peryalizmin taşeronu olarak kullanılmaktadır.
Avrupa'nın İslam'a ve Osmanlı'ya karşı yü-rüttüğü savaş çeşitli şekil ve yöntemlerle de-vam etmektedir. Bizi zaafa uğratmak için âdeta birbirleriyle yarışmaktadırlar. Şayet İslam, hâ-misini yani Osmanlıyı kaybeder de bu toprak-ların çocukları gavurlara irgat ve köle yapılırsa o zaman Osmanlı'dan kurtulmak için çalışan Araplar, Adem-i Merkeziyetçi partizanlar ne yapacaklar? Kimden medet umacaklar?
Türk dostu olan Şekip Arslan diyor ki; Allah göstermesin! Türklerin başına bir musîbet gel-diğinde, bizim kuş tüyü yatağımızda bırakılaca-ğımız sanılmasın. Şayet devletimiz, ülke dışın-da yabancı devletlerle savaşmak ve ülke içinde fitnelerle mücadele etmek zorunda kalma-saydı, diğer devletler gibi hızlıca kalkınabilirdi. Devletimiz bir an olsun başını dert ve fitneler-den kurtaramamaktadır. Avrupa devletlerinin başına da böyle gaileler gelseydi tepetaklak düşerlerdi.
Bütün mesele, bu ümmetin Kelime-i Tev-hid etrafında birleşmeleri ve aralarında güçlü bir İslam birliği kurmalarıdır. Bazıları bu birliği önemsememektedir. Halbuki Avrupa bile bu birliğin ne olduğunu bilmektedir. Hint ayak-
a
YanıtlaSilEi lanması karşısında İngiltere, dönemin padişahı Abdülmecit'ten, kendi nüfusunu kullanarak Hintli Müslümanların yatıştırılması için yardım - istemişti. Bunun üzerine Sultan, İngiltere'nin hiçbir zaman yapamayacağı bir kolaylıkla halkı - sakinleştirmişti. Aynı şekilde Çin'deki bir ayak-lanmayı da bastırmak için Sultan Abdülha-mid'in nüfuzundan yaralanmışlardı. Sultan'ın mesajı Çin Müslümanlarına iletilmiş, sükûnet sağlanmıştır. Çin Müslümanlarıyla Osmanlılar arasında aynı dine mensup olmaktan başka bir bağı yoktur.
Mekke, Medine ve Kudüs'ü korumak, dışa-rıdan memleketimize uzanan elleri kırmak için Devlet-i Âli'ye destek olmak gerekir. Unutma-mak gerekir ki, Araplar arasındaki rekabet ve düşmanlık Osmanlı yönetimi ile ortadan kalk-mıştır. Şimdi de hiçbir Arap emiri birbirlerine karşı efendilik yarışına girmeden Osmanoğul-ları'na bağlı kalmalı, Bab-ı Âli'nin önünde boy-nu bükük durmalıdır. Bilinmelidir ki, İslam'ın izzetini ancak Osmanlı ayakta tutabilir.
Araplar akıllarını başlarına almalıdırlar. Selânik Yahudileri bile düne kadar Osmanlı devletine sâdık kalmışlar, Selanik'in Osman-lı'ya geri verilmesi için defalarca Avrupa dev-letlerine mürâcaât etmişlerdir. Hatta Yunan orduları şehre girdiğinde Yahûdilerin üzüldü-ğünü görünce onlara sitem edilmiş, bunun üzerine haham şunları söylemiştir: Babasını kaybeden kişi, üzüntüsünü göstermek için bir müddet mâtem elbiselerine bürünmelidir. İn-san olmak bunu gerektirir. Biz de Osmanlıyı babamız gibi gördük. Çünkü İspanyollar bizi
lı'ya geri verilmesi için defalarca Avrupa dev-letlerine müracaat etmişlerdir. Hatta Yunan orduları şehre girdiğinde Yahûdilerin üzüldü-ğünü görünce onlara sitem edilmiş, bunun üzerine haham şunları söylemiştir: Babasını kaybeden kişi, üzüntüsünü göstermek için bir müddet måtem elbiselerine bürünmelidir. İn-san olmak bunu gerektirir. Biz de Osmanlıyı babamız gibi gördük. Çünkü İspanyollar bizi Endülüs'ten kovduklarında, Osmanlı devletin-den başka sığınacak yerimiz olmadı. Devlet de bizi İstanbul, Selânik ve İzmir'e yerleştirdi."
YanıtlaSilİnsaf, îzan, bilgi ve tecrübe sahibi olup üste-lik Türk olmayan Emir Şekip Arslan'ın Osmanlı için söyledikleri aynen bugün Türkiye Cumhu-riyeti için de geçerlidir. Zaman ve şartlar değiş-se de meselenin esası ve özü aynıdır. İslam'a ve Müslümanlara karşı Avrupa'nın dünkü tavrı nasılsa bugün de aynıdır. Sahip oldukları tek-nolojik imkânlarla bu olumsuz tavır daha da artmış, karşılaştığımız her sıkıntıda bütün çıp-laklığıyla kendini göstermiştir.
Unutmamak gerekir ki; Osmanlı olmasay-dı, bugünkü Arap ülkelerinin çoğu, belki de tamamı batılıların işgali altında olur, halkının çoğu da Hristiyanlaştırılırdı. Unutmayalım: Dosttan inâyet, düşmandan hıyânet beklenir. Dostlara hâinlik, düşmanlara hâdimlik daha ne kadar sürecek? Osmanlı ve onların torun-ları olan bizler tesbihin ipi ve imamesini temsil ediyoruz. Bu bir ırkçılık değil, tarihin ve tecrü-belerin ortaya koyduğu bir gerçekliktir.
İnsanlığın Kurtuluşu Tevhidde
YanıtlaSilTEVHİDİN SIRRI İHLASTA
Kasım 2024/C. Evvel 1446 www.altinoluk.com
Sayı: 465130.00%
DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
YanıtlaSil794
Kayıp giden bulutların sayısı kadar Muhammed'e salât eyle.
Bu bulutlar, rüzgârla emrolundukları yerlere kayıp giderler. Al-lah'ın emri ile sular ve yağmurlar indirirler.
Allahım, bu bulutlardan akan yağmur damlalarının sayısı kadar, Resulüllah S.A. efendimiz üzerine bol ikramlar eyle.
Devam edelim:
Dünyayı yarattığın günden taa, kıyamet kopuncaya kadar; her günde bin kere esen rüzgârların sayısı kadar Muhammed'e salât eyle.
Bu rüzgârlar estiği zaman, yerin tozunu toprağını dağıtır. Böyle bir rüzgâr estiği zaman dağılan tozların ve toprakların, sair hareket eden şeylerin sayısı kadar Resulüllah S.A. efendimize çokça tazim sa lâtı eyle.
Hülasa: Dünyanın evvelinden taa, âhirine kadar yağan yağmur-ların damla ve katraları, esen rüzgârlarla hareket eden toz ve toprak-lar ve sair şeylerin bin kere sayısı kadar Resulüllah S.A. efendimize bereket inzal eyle. Şanını muazzam, mübeccel ve mufaddal eyle.
Devam edelim:
Allahım.
Ey zat, sıfat ve ef'alinde vahid, ferd, samed olan, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilâh olmayan Yüce Allah.
Muhammed'e salât eyle; rüzgârın, üzerine estiği ve oynattığı şeylerden ağaç, dal, yaprak, meyvelerin sayısı kadar..
Ve.. yeryüzünde..
Yani: Hayvanlardan, haşarelerden, topraklardan, otlardan bunlara benzeyen nekadar mahluk yarattınsa.. ve
Semaların arasında yarattıkların tümünün sayısı kadar..
Allahım, semaların arasında nekadar şeyler yarattınsa, onların çeşitlerini ve adedini Alim ve Allâm olan zatın bilir. O yarattıkların sa-yısı kadar, zübde-i àlem, ademoğullarının efendisi Resulüllah S.A. efendimiz üzerine tazimler ve tekrimler eyle.
Dünyayı yarattığın günden; taa, kıyamet gününe kadar her gün bin defa..
Böylece, Resulüllah S.A. efendimizin şanını muazzam mükerrem ve muhterem eyle.
Devam edelim:
Allahım.
Ey ayıpları örten, günahları bağışlayan, hacetleri bitiren, duâlara Icabet eden nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Al-lahım.
yayı Muhammed'e salât eyle; semadaki yıldızların sayısınca.. Dün nekadarsa.. Hem de her günde bin kere.. yıldızlar
KARA DAVUD
YanıtlaSil795
عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَ نَجُومِ السَّمَاءِ مِنْ يَوْمَ خَلَقَ الدُّنْيَا الى يوم القيمة فِي كُل يَوْمَ الْفَرَةِ اللهم صَلِّ عَلَى عَمِلَ أَرَضِكَ بِمَا حَمَكَ وَاقَلْتَ مِن قُدْرَتِكَ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَ مَا خَلَقْتَ في سَبِعْ بِحَارِكَ مِمَا لَا يَعْلَمُ عَلَهُ إِلَّا أَنتَ وَمَا أَنتُ خَالِقُهُ فِهَا إِلَى يَوْمِ القِيمة في كل يَوْمَ الْفَرَة اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَ مِل سَبْعَ بِجَارِكَ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدَ زِنَةَ سَبَعَ بِجَارَكَ بِمَا حَمَتَ وَأَقَلَتْ مِن قُدْرَتِكَ اللَّهُمَّ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَ امْوَاجِ يمَارَكَ مِنْ يَوْمَ خَلَقْتَ الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ القِيمة في كل يوم الفَعَرَةِ اللَّهُمَّ وَصَلِّ عَلَى حَمدِ عَدَدَ الرمل والحصى في مُسْتَقِيرَ الأَرَضِينَ وَسَهْلِهَا وَجَالِها مِنْ يَوْمَ خَلَقْتَ الدُّنْنَا الى يوم القيمة في كُلِّ يَوْم الْفَ
**
alá Muhammedin adede nücum'is-se-mai min yevme halakted-dünya ila yevm'il-kıyameti fikülli yevmin elfe merretin.
Allahümme salli alâ Muhamme din mil'e arzıke mimma hamelet vo akallet min kudretike.
Allahümme salli alâ Muhamme-din adede ma halakte fiseb'i biharike mimma lâya'lemü ilmehu illâ ente ve maente halikuhu fiha ilå yevm'il-kıya-meti fikülli yevmin elfe merretin.
Allahümme salli alâ Muhamme din adede mil'e seb'i biharike ve sal-li alâ Muhammedin zinete seb'i biha-rike mimma hamelet ve akallet min kudretike.
Allahümme ve salli alâ Muham-medin adede emvaci biharike min yev-me halakted-dünya ila yevm'il-kıyame-ti fikülli yevmin elfe merretin.
Allahümme ve salli alâ Muham medin edad'er-remli vel-hasa fi müs-takarr'il-arazıne ve sehliha ve cibali-ha min yevme halakted-dünya ilà yevm'il-kıyameti fikülli yevmin elfe
Allahım, Muhammed'e salât eyle; semadaki yıldızların sayısınca.. Dünyayı yarattığın günden taa, kıyamet gününe kadar doğacak yıldızlar nekadarsa.. Hem de, her günde bin kere..
Allahım, senin kudretinle yerin taşıyıp çıkardığı şeylerden yerin dolusu ka-dar Muhammed'e salát eyle.
Allahım, ilmini ancak zatının bildiği yedi denizlerinde halk ettiğin şeylerin sayısı kadar; taa, kıyamete kadar onlarda yarattığın şeylerin sayısı kadar her günde bin kere Muhammed'e salát eyle.
Allahım, yedi denizlerin dolusu adedince Muhammed'e salåt eyle. Muham med'e salût eyle; zatının kudretinden yana, senin yedi denizlerinin taşıyıp çıkar-dığı şeylerin ağırlığı kadar..
Allahım, dünyayı yarattığın günden itibaren, taa, kıyamet gününe kadar; denizlerdeki dalgalar adedince, her gün bin kere Muhammed'e salåt eyle.
Allalum, Muhammed'e salát evle; yerlerin içinde, dağlarında, düzlüklerinde bulunan kum tanelerinin, çakıl taşlarının sayısı kadar. Hem de, dünyayı yarattı-žin günden, taa kıyamet kopuncaya kadar her gün, bin kere..
**
(Devamı: 799. Sayfada)
269
YanıtlaSilDEYİMLER
rüyasında görememek: Olacağını, gerçekleşeceğini hiç düşünme-mek.
rüyasında görse hayra yormamak: Hatır ve hayalinden geçirme-mek, olacağına inanmamak.
rüzgâr gelecek delikleri tıkamak: İstenmeyen bir durum veya geliş-meye karşı her türlü önlemi almak.
R
YanıtlaSilrafa koymak (veya kaldırmak) (bir işi): Savsaklamak, artiklid durmamak, ihmal etmek.
rahat batmak: tkz. İyi bir durumdayken bu durumu olmayacak sitep ler yüzünden bırakanlar için sitem yollu söylenir.
rahat yüzü görmemek: Hiç rahat etmemek.
raydan (veya rayından çıkmak): Düzeni bozulmak, altüst olmak
rayına girmek (bir iş, bir girişim): Düzene sokulmak, iyi bir duruma getirilmek.
rayına oturtmak: Bir işi yoluna, yöntemine koymak, düzgün işler dv ruma getirmek.
renk vermek (veya rengini belli etmek): Duygularını, düşüncelerin veya başka bir durumunu belli etmemek, bir şeyi bildiği halde bilmez gibi görünmek.
renkten renge girmek: Korkudan ve utançtan yüzünün rengi deği mek, sıkılmak.
rezil rüsva olmak (veya rezii kepaze olmak): Toplum içinde ayıpla nacak bir duruma düşmek.
rol kesmek: mec. Yalan, uydurma söz söylemek veya içten olmayan davranışlarda bulunmak.
rol oynamak (birinin bir işte): mec. Önemli etkisi olmak.
rolü olmak: Etkisi bulunmak.
ruhu (bile) duymamak: Hiç haberi olmamak, anlamamak.
ruhunda günes açmak: 1) Rahatlamak, huzura ermek. 2) Sevinmek. neşelenmek, coşmak.
ruhunu teslim etmek: Ölmek.
rüyalarına girmek: mec. Bir şeyden çok etkilenmek, çok korkmak.
H
YanıtlaSilHacı hacıyı Mekke'de bulur: Müslümanlar, Mekke'ye giderek hacı olurlar. Hacının hacıyı Mekke'de bulması bundandır. Bunun gibi, aynı kafada olan kişiler de belirli yererde buluşurlar.
Hacı Mekke'de derviş tekkede: Kişiler bulunmaktan hoşlandıkları yerlere giderler.
Hacı hacı olmaz gitmekle Mekke'ye, dede dede olmaz gitmekle tekkeye: İnanılarak yapılmayan, iş olsun, gösteriş olsun diye yapılan işlerden, olumlu sonuç almak pek mümkün değildir.
Haddini bilmeyene bildirirler: Kural tanımayan ya da olur olmaz her şeye karışan, haddini bilmez kişi, bu tutumundan dolayı mutlaka zarar görür. Ancak o zaman haddini bilmeyi öğrenir.
Hak deyince akan sular durur: Haklıyı haksızdan ayırırken yansız
davranılırsa, haksız olan bunu içine sindirir ve kolayca kabullenir. Haklının hakkının teslim edildiği toplumlar huzur içinde yaşarlar.
Hak doğrunun yardımcısıdır: Hak (Allah) doğru olana yardım eder.
Hak gelince batıl gider: Adalet egemen olunca, haksızlık; dürüstlük egemen olunca, hilekârlık; iyilik ve güzellik egemen olunca, kötülük ve çirkinlik barınamaz.
( Hak yerini bulur: Devlet ve adalet hakkı teslim etmez ya da teslim-de gecikirse, haksızın cezasını Allah'ın vereceğine ve böylece hakkın yerini bulacağına inanılır.
Hak yerde kalmaz: bk. Hak yerini bulur.
Hak verilmez, alınır: Ne yazık ki işveren, hiçbir zaman, çalışanların hakkını kendiliğinden vermez. Bu yüzden, çalışanların haklarını ara-maları ve istemeleri gerekir.
Haklı söz, haksızı Bağdat'tan çevirir: Haklı söz ya da hüküm, doğru yoldan çıkmış olan kötü kişiyi bile yola getirir.
ATASÖZLERİ
YanıtlaSil54
hastalanmasını kolaylaştırır. Bu yüzden her evin, yeterince güneş ışığı alması gerekir.
Gürültü İstemeyen bakırcı dükkânına girmez: Huzur ve sessizik İsteyen, gürültülü yerlerden uzak durmalıdır.
Güvenme dostuna, saman doldurur postuna: Dost, güvenilir in
sandır, onunla ölüme bile gidilir. Ancak hassas konularda ölçüsüz ve yanlış davranılırsa arada dostluk kalmaz. Böyle durumlarda dost de diğimiz kişi, bize zarar vermekten çekinmez.
Güvenme varlığa, düşersin darlığa: Hiçbir şey, hep aynı durumda
kalmaz ve değişir. İleri ya da geri gider. Bu yüzden eldeki varlığa gü venip savurganlık yapmamak ve geleceği düşünmek gerekir.
Güzele bakmak sevaptır: Tasavvufçular her güzel şeyde Allah'ı ve onun büyüklüğünü görürler. Bu yüzden, "güzele bakmak sevaptır" de-nir.
Güzele ne yakışmaz: Güzellik, doğal bir durumdur ve kolay kolay saklanamaz. Güzele giydiği her şey yakışır.
Güzeli herkes sever: Güzel olan her şey sevilir. Güzel olan her şeye Ilgi duyulur.
Güzellerin talihi çirkin olur: Güzel, kendisi gibi güzel birini arar. Güzel şeylere layık olduğunu düşünür. Bunu elde edemeyincə üzü-lür ve mutlu olamaz. Güzelde herkesin gözü olur. Herkes güzeli elde etmek ister. Bunların İçinde kötü niyetliler de vardır. Güzel böyle birine kanarsa hayatı kararır. Bu nedenle güzellerin talininin çirkin olduğu düşünülür.
Güzün gelişi yazdan bellidir: Bir İşin nasıl sonuçlanacağı, o iş bit-meden, birtakım gelişmelere bakılarak söylenebilir.
307
YanıtlaSilbir şeklin düzgün çizilmesine yarayan alet.
Mişkât: Kandil.
Muateb: Azarlanmış, itab olunmuş.
Muhaki: Benzer.
Muhakkik: Bir şeyin iç yüzünü inceleyerek vakıf olan. Hakikatlara hakkıyla vakıf olan büyük İslâm âlimi.
Muhakkikin-i
Sofiyye:
Tasavvuf ilminin hakikatına vakıf olarak gerçek mârifete eren yüksek âlimler.
Muhtelle: Bozuk, nizamsız, karışık.
Muhterä: Yokdan var edilmiş, icad edilmiş.
Mukannin: Kanun koyan, intizama koyan.
Mumatala: mübahese konuşmak. Karşılıklı tarzında
Mun'atıf: Bir tarafa doğru teveccüh etmiş, meyletmiş.
Munsarıf: Geri dönen. Gr. Yerine göre her türlü hareke alabilen kelime.
Musaddak-kerde-i erbab-ı basiret: Erbab-ı basiretin tasdik ve kabulüne mazhar olmuş.
Mutaffifin: Ticarette noksan veren, hakkını vermeyen. tam
Mutasallıf: Bilgiçlik ve haddinden fazla incelik taslayan, şarlatan.
Mu'tekadat-ı hissiye: Hislerle kazanılan itikadlar inançlar.
Muttala: Ittıla'dan ism-1 mekândır. Ittıla' olunacak onu semt ve mahal. Bir işin, başlanacak ve kolaylaştıracak münasib yer. Yüksek yerden aşağıya bakıp muttali' olunacak mevzi'e denir. Kamus tercümesindenkısmen alınan şu malûmat var "Nazil olan her bir âyet, bir vech-i zâhirîyi ve bir vech-i bâtiniyi müştemildir. Ve bunlardan her birinin bir haddi ve her haddin bir muttala' olacak semt ve mahalli vardır ki, onu bilmeye, 0 semt ve mahalden hareket edilir."
Mübalağa cûyane: Haddini aşarak izah edercesine. Mübalâğa edercesine.
Mübaşeret: Bizzat meşgul olma. Temas etme.
Mübayenet-i cevheriyye: Her nev'in cevherinin ve fıtrat-ı asliyesinin birbirinden farklı ve ayrı oluşu.
Mücâzefe:
karşısındakinin Söz ile hakkını örtmek, aldatmak. Fık. Tartıp ölçmeden göz kararı
306
YanıtlaSilZamanında Yunan felsefesi Arapça'ya tercüme edil-miştir.
Menar: Işık tutucu.
Mensûbat: Nisbet ve isnat edilen şeyler.
Mensuh: Neshedilmiş, hükmü yürürlükden kaldırılmış.
Menşûr-u mukaddes: Mukaddes ferman (Kelime-i şehadet kastedilmektedir.)
Merců: Rica olunan, ümit edilen.
Mermüze: Dolaylı yoldan işaret ve remizle anlatılmış.
Mesaha: Genişlik ölçme. Genişlik.
Mesak-ı kelâm: Kelâmın sevk edildiği yer, maksad.
Mesamat: gözenekler. Delikler,
mecrâında Mesil-i garazda sedat: Maksadın istikamet üzere olup sağa -sola sapmamak.
Meslek-i müteassife: Sapık meslek.
Mesnevi: Mevlâna Celâled-din-i Rumi'nin Farsça telif ettiği altı ciltlik manzum ese-ri. Birçok ulvî hakikatlar, temsili hikâyelerle anlatılmaktadır.
Mesûk-u Lehu'l-kelâm:
Kelâmın söyleniş gayesi, garazı ve maksadı.
Meşşata: Süsleyen, tarayan.
Mevakıf: Abdurrahman İci'nin te'lif ettiği meşhur bir kelâm kitabıdır. Birçok şerhleri yapılmıştır.
Mevcud-u haricî: Maddi vücudu bulunan eşya.
Mevkib-l ikbal: Talihli kafile.
Mevzu: Bkz: Mahmul.
Meylü't-tezeyyüd: Tekellüfle sözü arzusu. uzatma, artırma
Mezbur: Mezkûr, yukarıda bahsi geçmiş olan.
Mıntakatü'l-bürûc: Burçlar mıntıkası, oniki burcun bulunduğu "tutulma" dairesi.
Mısdak: Bir şeyin doğru olduğunu ispata yarıyan şey.
Minhac: Meslek, yol.
Min haysü la yeş'ur: Nereden ve ne sebeble geleceği hissedilmeksizin.
Misak-ı ezeliye: (Bezm-i elest veya Kalû-Belâ ile de tabir edilir.) Ezeli sözleşme. Allah'ın ruhları yarattığı zaman, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediğinde, onların: "Evet Rabbimizsin." diye cevab vermeleri hadisesi.
Misbah: Lâmba, kandil.
Mistar: Yazının veya herhangi
aha
YanıtlaSil2
Dost, Kara Günde Belli Olur
"Gerçek dostun üzüntülü ve sıkıntılı günlerde insanı yal-nız bırakmayan" kimseler olduğunu anlatmak için "Dost, kara günde belli olur." deriz. Bu atasözünü genellikle iyi günde etrafımızda pek çok kimsenin bulunduğunu fakat gerçek dost-lann tıpkı yıldızlar gibi karanlık çöktüğünde, yani kötü günde ortaya çıktığını belirtmek için kullanırız.
İyi de kötü günümüzde etrafımızdaki bunca insan nereye gider?
Tabii ki herkes ait olduğu yere gider. Gerçi zora düştü-ğümüz bir günde çekip gidene de dost denmez ki! Olsa olsa bunlar, iyi gün dostlarıdır. İyi gün dostları, sağlığımızın ve maddi imkânlarımızın yerinde olduğu günlerde mutluluk ve sevincimizi paylaşırlar. Hepsi bu kadar!
Sahi, bunlar neden sadece iyi günde yanımızda olurlar?
Çünkü iyi günlerde hiç kimsenin bedel ödemesine veya fedakârlık yapmasına gerek yoktur. Oysa kara günler böy-le midir? Zor zamanlarda insanın karşısındakini dinlemesi,
derdine ortak olması ve gerektiğinde elini cebine atması gere kir. Gerçek dostluk bunu yapmayı gerektirir. Zor günümüzde bizi yalnız bırakan vefasızlan gördükçe, Aşık Veysel gibi sazı elimize alıp şöyle diyesimiz gelir:
YanıtlaSil"Dost dost diye nicesine sarıldım,
Beyhude dolandım, boşuna yoruldum, Benim sadık yarim kara topraktır."
Toprak demişken, sakın etrafımızdaki kuru kalabalıklar bizi aldatmasın. Nihayetinde "Yalnız öleceğiz, kabre yalnız gireceğiz, o kabirden yalnız başına kalkacağız ve hesabı da kendimiz vereceğiz."
İşte bize bu zor zamanlarda gerçek bir dost gerektir.
Gerçekten de böyle bir dost var mıdır?
Elbette vardır. Gerçek dost tek olan Allah'tır. Her şey O'na muhtaçken O, hiçbir şeye muhtaç değildir. Bu yüzden derler ki, "Dost isteyene Allah yeter!"
Peki, Allah'ın dostluğunu kazanmak için ne yapmak la-zımdır?
"Allah'ın rahmetini, bağışlamasını, rızasını ve muhabbe-tinı kazanmak istiyorsak eğer, bir kul için zikir hayatının bir parçası olmalıdır." Sözgelişi namaz bir zikirdir. Öyleyse cennet bahçelerinde Yüce Allah'ı zikredelim, yani o "...bahçelere uğ-radığımız zaman (oranın) nimetlerinden yararlanalım. "26 Bu bahçelerin neresi olduğunu merak edenler için hemen söyle-yelim, dünyadaki cennet bahçeleri mescit ve camilerdir. İster-sek evimizin bir köşesini de tek başına ibadet edebileceğimiz, Kur'an okuyacağımız (bize özel) bir cennet bahçesine çevire-biliriz
20 Hadislerle Islam 11 Zikir / Allah'ı Anmak, s. 89-79
112-
Aynca zikir denince aklımıza başka şeyler de gelmektedir. Mesela "Her organın bir kulluk şekli vardır; zikir kalp ve dilin kulluğudur. Zikretmeyen dil; görmeyen göz, işitmeyen kulak, tutmayan el gibidir. Nitekim bir hadiste, 'Zikreden kimse ile zikretmeyen kimse diri ile ölü gibidir.' denilmiştir. "27
YanıtlaSilNefes alıp verdiğiniz sürece bütün uzuvlarınız diri, Allah ile dostluğunuz samimi olsun.
27 TDV Islam Ansiklopedisi (Müellif: Reşat Öngören)
-113-
Ağaç Kökünden Yıkılır
YanıtlaSil"Bir düzenin, ayrıntıların değişmesiyle değil de temelinin bozulmasıyla" yıkılacağını belirtmek için "Ağaç kökünden yı-kılır" deriz. Bu atasözünü genellikle sağlam temeller üzerine kurulu olan bir işin, arkadaşlığın veya evliliğin dış etkenlerden kaynaklanan nedenlerle bozulmayacağını ancak ilkelerinden taviz veren hiçbir yapının uzun süre ayakta kalamayacağını anlatmak için kullanırız.
Örneğin, karıkoca bir ailenin köklerini oluşturur. Bu ör-nekten yola çıkarak çocukları da bu aile ağacının dallarına veya meyvesine benzetebiliriz. Dalların kırılması, budanması ya da meyvelerin biraz geç olgunlaşması ağaca bir zarar ver-mez fakat köklerinin kuruması onu rüzgâr gibi dış etkenlere karşı dayanıksız bir hale getirir. Bu hål devam ederse o ağaç dayanamaz ve yıkılır.
Biliyoruz, biraz dramatik oldu ama dünyada bu sancılı sü reci yaşayan milyonlarca aile vardır. Bu ailelerin kimisi savaş, göç gibi durumlar sebebiyle yıkılırken kimisi de köklerine yeterince su verilmediğinden dolayı yıkılmaktadır.
-108-
Peki, bir Müslüman ailesi nasıl olmalıdır?
YanıtlaSilSevgili Peygamberimiz, "...bir Müslüman ailesinin nasıl ması gerektiğini ümmetine göstermiştir. 'Küçüğümüze mer-Jamet etmeyen, büyüğümüze de saygı göstermeyen bizden Jeğildir.' buyururken, aileden başlayıp toplumla devam eden har sevgi ve saygı medeniyetini inşa etmek istemiştir. "25
Demek oluyor ki aile ağacının köklerini besleyen şey sevgi ve saygıdır. Aynı şey bütün işlerimiz ve arkadaşlık ilişkilerimiz için de geçerlidir. Size veya yaptığınız işe saygı duyulmayan bir ortamda ne kadar verimli çalışabilirsiniz? Peki ya, içinde sevgi, saygı ve anlayışın olmadığı bir arkadaşlığı nereye kadar yürütebilirsiniz?
Elbette gittiği yere kadar yürütebilirsiniz.
Severek çalışmadığımız işin de isteksizce yürüttüğümüz arkadaşlığın da gideceği yer, sabrımızın sınırları kadardır. Za-ten iş o sınıra dayanmışsa işimiz veya arkadaşlık bağımız tıpkı bir ağaç gibi yıkılmak üzeredir. Dikkat edelim de o ağacın altında kalmayalım olur mu?
Peki, ağacın altında kalmak nasıl olur?
Kesinlikle ardımızda açık bir kapı bırakmamak ile olur.
Biraz daha açık konuşmak gerekirse memnun olmadığımız bir iş yerinden kavga ederek ya da birilerinin gönlünü kırarak ayılırsak o kapıyı kırmış, daha doğrusu o ağacın altında kal-mış oluruz. Yine son sınıra dayanan bir arkadaşlığı bitirtirken de en az hasarla ayrılmaya özen göstermeliyiz. Buna rağmen bazı kimseler olayı abartır ve artık görüşmediği eski arkadaşın-dan bahsederken, "O benim için öldü." der. Hatta bu sözünü eski arkadaşına duyurmak için elinden geleni yapar. Mademki o arkadaşınız sizin için öldü, o hâlde ölülülerin arkasından daha fazla konuşmayın lütfen!
25 Hadislerle İslam IV Aile Huzuru / Şiddet Değil Şefkat s. 161
-109-
Eğer ailemizde, iş yerinde ve arkadaşlık ilişkilerinde daha kalıcı bir düzen kurmak ve bu düzeni sağlama almak istiyor-sak, toplumda devam etmesi gereken "sevgi ve saygı mede-niyetinin inşasına bir tuğla da biz koyalım, bir harç da biz taşıyalım ki ağaçlar köklerinden yıkılmasın.
YanıtlaSilBu uğurda koyduğunuz her tuğla ve taşıdığınız her harç yürekten olsun.
ERBA'İN-İ İDRİSİYYE
YanıtlaSilOTUZ YEDİNCİ İSM-İ ŞERİF
يَا كَرِيمَ الْعَفْوِ ذَا الْعَدْلِ أَنْتَ الَّذِي مَلَا كُلَّ شَيْءٍ عَدْلُهُ، يَا كَرِيمُ!»
"Ey affi değerli olan adalet sahibi! Adaleti her şeyi dolduran ancak Sensin. Ya Kerim!"
ERBAʼIN-İ İDRİSİYYE
YanıtlaSilDolayısıyla şu bir gerçek ki her kim haya-tı boyunca bu ism-i şerîfi zikretmeye devam ederse, ömrü hayatı boyunca devamlı Allâh-u Teâlâ'nın lütuflara nâil olur.
Öldükten sonra da Allâh-u Teâlâ'nın rah-metine ğark olur.
6) Her kim gömülecek olan kişinin avucu-nun içerisine bu ism-i şerîfi yazdıktan sonra o ölüyü defnederse, diğer bir rivayete göre ise bu ism-i şerîf bir kağıda yazılıp ölünün kefenine konulursa, Allâh-u Teâlâ o kişinin kabrini cen-net bahçelerinden bir bahçe yapar.
Sonra rahmet meleklerinden biri o kişinin kabrine gelir de Münker-Nekîr meleklerinin su-allerine vereceği cevaplarda ona yardım ederek rahmete nâil olmasına vesile olur.
7) Bu ism-i şerîfi zikredip hayırlarına nail olmak ismi Abdülkerîm olanlar hakkında çok münasiptir.
8) Bu ism-i şerîfin husûsî bir hâssası da, kendisini zikretmeye devam edenlerin meslekle-rinde zirve noktaya ulaşmalarıdır.
224-
en
YanıtlaSil-1529-Kanuni Sultan Süleyman Budapeşte'yi fethetti.
- 1941-Leningrad Almanlar tarafından kuşatıldı.
1952-Risale-i Nur hakkında Afyon Mahkemesi'nde bir duruşma gerçekleşti.
EYLÜL
08
PAZARTESİ
Ty Unmantart Ra kulluk edin ki takvaya
erişesiniz.
Bakara Suresi: 21
BİR HADİS
16 1447 R.EVVEL
Kul kimin diliyle duasının kabul edileceğini ve merhamet göreceğini bilemez.
Hatib
RUMI: 26 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 126
Ben tahmin ediyorum ki: Bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında, selâmet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran, yalnız hakikî ehl-i iman ve ehl-i tevekkül ve rızadır.
Tarihçe-i Hayat
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
632-Hz. Muhammed'in (asm) Veda Hutbesi.
-1998-İstanbul
Üniversitesi Rektörlüğü; sakallı, başörtülü ve kimliksiz öğrencilerin kampüs ve binalara girişini yasakladı.
ŞUBAT
23
PAZARTESİ
BIR AYET
Ey Muhammed! Onlara de ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.
(Zümer: 9)
5 1447 RAMAZAN
BİR HADİS
Kişiye yalan olarak her duyduğunu anlatması yeter!
RUMI: 10 ŞUBAT 1441
KASIM: 108
Ettiğiniz bütün iyilikleriniz muhafaza edilmiş, mükafatlarını göreceksiniz.
Asa-yı Musa
ve nev-i beşerin başına geçirmesi ve bütün mahlükat üstünde bir vaffak etmesi; dinini bütün hakikatleriyle idame etmesi ve İslâmiyet'ini Güvercin ve örümcekle muhafaza etmesi ve büyük vazifelerinde onu ref ve mesahirsi zeminin tam mu-
YanıtlaSilRisalet-i Ahmediye (asm)
TARINTE BUGÜN -1919-Bediüzzaman, esaret sonrası yaşadığı rahatsızlıklar sebebiyle Dârü'l-Hikmeti'l-İslamiye vazifesinden bir dilekçe ile izin istedi.
1919 - Kars'ın Ermenilerce işgali.
1936 - İzmit Kâğıt Fabrikası'nda ilk kâğıt imali.
19
SALI
TUESDAY
NİSAN
APRIL
BIR AYET Biz, guzel Işler yap apanların ecr crini zayi etmeyiz.
Kehf Suresi: 30
BİR HADİS
Kendisine danışılan kişi emin olmalıdır.
Musibet şerr-i mahz olmadığı için bazan saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar. Tarihçe-i Hayat
HİCRI: 18 RAMAZAN 1443 - RUMI: 6 NİSAN 1438
KASIM-163 GÜN 100 KALAN осо
Ae sayılı günlerde oruç yazıldı.
YanıtlaSil(Bake kara/183)
DIYANET TAKVİMİ - 2026
IMS
Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. (1924)
GÜ
TT
Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu. (1924)
Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edildi. (1924)
Hilafet kaldirildi. 1924
A
Y
3 MART
13 Ramazan 1447
Rumî: 18 Şubat 1441.
Kasım: 116
SALI
Ay Doğuş: 19.00.
Ay Batış: 07.23
•
Gün/Kalan Gün: 62/303
YENİ ASYA/2026
YanıtlaSilÖNEMLİ GÜN VE OLAYLAR
Hilafet kaldırıldı; Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edildi ve Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. (1924)
Yunus Emre K.S. Merkezi açıldı. (1993)
MART
March
3
SALI TUESDAY
Yalanlamak şeyi kabu çekmek
IL
Istan Anka İzm Afy Am An
HİCRÎ: 13 RAMAZAN 1447 - KASIM: 116
KIZ
YanıtlaSilFazilet
YENİ ASYA/2026
ÖNEMLİ GÜN VE OLAYLAR
. Selahaddin Eyyubi'nin vefatı. (1193)
Osmanlı Hanedanının sınır dışı edilmesi. (1924)
İstiklal Mahkemelerinin kuruluşu. (1925)
Takrir-i Sükun'un yürürlüğe girişi. (1925)
MART March
4
ÇARŞAMBA WEDNESDAY
HİCRİ: 14 RAMAZAN 1447 - KASIM: 117
Saadet-i e mesi ehe
kuvve
IL
Istanb Anka İzmir Afyo
Ama
Anta
F
YENİ ASYA/2026
YanıtlaSilÖNEMLİ GÜN VE OLAYLAR
Yeşilay'ın kuruluşu. (1920)
Genelkurmay Başkanlığı hükümetten ayrıldı. (1924)
1. Diyanet İşleri Başkanı M. Rıfat Börekçi'nin vefatı. (1951)
İL
İMSAK
GÜNEŞ
ÖĞLE
İKİNDİ
AKŞAM
YATSI
MART March
5
PERŞEMBE THURSDAY
HİCRÎ: 15 RAMAZAN 1447 - KASIM: 118
[Rabb
IL
Istar Ank Izm Af An Ar
İL
601
YanıtlaSilASR/HÜMEZI
(103)
YÜZÜÇÜNCÜ SÜRE
el-ASR
Asr, yüzyıl, ikindi vakti ve meyvenin suyunu çıkarmak gibi manalara gelir. «Asr»a yemin ile söze başladığı için bu adı almıştır. İnşirâh sûre-sinden sonra Mekke'de inmiştir, 3 âyettir. Sûrede kurtuluşun imana, iyi işler yapmaya hakkı ve sabrı tavsiye etmeye bağlı olduğu an-latılmıştır.
Bismillahirrahmanirrahîm
1, 2, 3. Asra yemin ederim ki insan ger-çekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hak-kı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.
(Mehmet Akifin sûreyle ilgili bir manzume-si şöyledir: Hâlikın nâ-mütenâhî adı var en başı <«Hak» Ne büyük şey kul için hakkı tutup kaldır-mak
Hani ashâb-ı kirâm ayrılalım derlerken Mutlaka sûre-i ve'l-asr'ı okurmuş bu ne-den?
Çünkü meknûn o büyük sûrede esrâr-1 felâh
lık Başta iman-ı hakîkî geliyor sonra salâh Sonra hak sonra sebât: İşte kuzum insan-
Dördü birleşti mi yoktur sana hüsrân ar-tık.)
(104)
YÜZDÖRDÜNCÜ SÜRE
TÜRKİYE DİYANET VAKFI YAYINLARI / 86
YanıtlaSilKUR'ÂN-I KERİM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
YanıtlaSil16 17 Allah Teala'ya cihadın en sevimli olanı, zalim hükümdara söylenen hak sözdür. Hz. Ebû Ümâme (ra)
36 5 Gazze yerleriniz uzak olduğunda, Emirlerin sizi uzak köşelerde görevlendirmeleri artınca, ganimetler de helal sayıldığında, cihadınızın en hayırlısı, hududlarda yerleşerek yaptığınız cihaddır. Hz. Utbe (ra)
38 9 "Îne" (Bir mal önce yüksek fiatla veresiye satıp sonra onu ucuz fiatla peşin olarak alma şeklidir) alıştırma veriniz, sığırların parçalarına yapıştınız, ekine razı olabilirsiniz, cihadı terkettiğiniz zaman, Allah sizin üzerinize öyle bir zillet musallat eder ki, siz dininize gittiğiceye kadar o zilleti sizden kaldırmaz. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
42 6 Sizden birisinin zevce ve çocuğu yoksa, o kimse cihadı iltizam etsin. Hz. Muhammed ibni Hatip (ra)
53 7 İnsanlar dinar ve dirheme (para verirler) cimrilik yaparlarse, 'îne alış verişi yaparlarsa, sığırların kuyruklarına tabi ayrılırsa (çiftlikle uğraşırlarsa) ve Allah yolunda cihadı terkederlerse, Allah onların öyle üzerine bir zillet verir ki, dinlerine uymadıkça o zilleti üzerlerinden kaldırmaz. ('Îne alışverişi yüksek fiatla vadeli satıp peşin olarak ucuz fiatla geriye almaktır. Bir nevi faizli kredi vermek demektir) Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
60 7 Size namaz kılmanızı, zekat vermenizi ve Allah yolunda cihadı emreden emirlerinizin üzerinizde oldukça, Allah Teala onlar hakkında kötü söz söylemenizi haram sizlere kılmıştır. Bunların arkasında namaz kılmayı da sizin için helal kılınmıştır. Hz. Amr El Yekâli (ra)
69 2 Dört şey dört yerde nafaka olarak kabul edilmez: Hıyanet, çalıştırılır, suistimal ve yetim maldan sağlanan kazançla Hac, Umre, Sadaka ve Cihad olmaz. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
72 1 İmanın en şereflisi, insanların senden emin olması, İslâm'ın en şereflisi elinden, dünyanın saklanması zarar gelmemesi, hicretin en şereflisi günahları terk, cihadın en şereflisi, hem kendinin, hem hayvanının vurulması, zühdün en şereflisi ise kalbinin nasibinle tatmin olmuş olmasıdır. Allah'tan istenilecek en şerefli dilek de; din, deünya ve ahiret için âfiyettir. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
76 11 Cihadın efdali, zalim emir veya hükümdarın önünde hakkı söylemektir. Hz. Ebû Said (
76 12 Cihadın efdali, adamın kendi nefsi ve hevası ile mücadelesidir. Hz. Ebû Zerr (ra)
YanıtlaSil79 5 Peygamberlik derecesine en yakın olan ehli Cihad ile ehli ilimdir. Zira cihad ehli ve ehli ilim Peygamberlerinin getirdiği esas üzerine cihad eder ve insanlara yol gösterirler. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
90 1 Allah (zchz) şu üç taife güler (Hem onaylanır, hem taltif eder.): Namaz safındakilere, gece geç saatlerde namaz kılanlara, saffı harbde fisebilillâh cihad edenlere. Hz. Ebû Said (ra)
116 2 Mü'minin amelinin en efdali, Allah için cihad etmektir. Hz. Bilâl (ra)
128 3 Onun ümmetinde bir rahbaniyet vardır. Benim ümmetiminki, Allah yolunda cihaddır. Hz. Enes (ra)
128 4 Onun ümmetin bir seyahati vardır. Benim ümmetimin seyahati Allah yolunda cihaddadır. Her ümmetin rahbaniyeti vardır, benimki cephede gözcülüktür. Hz. Ebû Ümâme (ra)
132 7 Mamur yerlerinin harabe olması, harabe yerlerin imar edilmesi, cihadın terki, devenin pervasızca otlaması gibi bir adamın da elindeki emanetten faydalanması, kıyamet alametlerindendir. Hz. Atiyye (ra)
133 10 Bu ortaya çıkan sizin ganimetlerinizdendir. Bundan sonraki iyileşme birlikte olan hism hariç. Benim için helal olan bir şey yoktur. Ancak humus (beşte biri) müstesna. Beşte bir de boyuta dönecektir. İplik ve iğne de olsa ödeyin. Bundan sonra az veya çok da olsa değiştirin, verin, aldatmayın. Zira aldatılan dünya ve ahirette aldatılmak için ateş ve ardır. Allah'ın emrine muhalif olanlarla yakınınız bile olsa, mücadele edin. Allah sonuna kadar kınayanın kınamasına aldırmayın. Gereksiz tehlike, gerektiğinde Allah'ın hududunu yerine ayarlayın. Allah yolunda mücadele edin. Zira cihad, Cennet kapılarından büyük bir kapıdır. Ve cihad sonucu Allah insanı hem ve gamdan kurtarır.
148 1 Eğer siz, öküzlerin parçalarına yapışır, hilei şeriyeli alışveriş yapar ve cihadı da terkederseniz üzerinize öyle bir zillet verilir ki, Cihada dönmedikçe ve tövbe etmedikçe bundan kurtulamazsınız. Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
YanıtlaSil151 5 Ben ve ashabım hayırlı olsun. Müslümanlar da cumadır. Mekke'nin fethinden sonra hicret yoktur. Lakin cihad ve niyeti vardır. Hz. Ebû Said (ra)
152 3 Ben Bana iman eden ve Müslüman olan ve hicret eden bir kimsenin, Cennet bahçelerinde, Cennetin ortasında (Firdevs'te) ve Cennetin alasında (Adn)de bir meskene sahib olmasını kefil unutmayın. Ben gen Bana iman eden, Müslüman olan ve Allah yolunda cihad eden bir kişinin, Cennet bahçelerinde, Cenneti Firdevs'te ve Cenneti And'ta bir köşk sahibi olması kefilim. Kim böyle olursa, Hayırdan masalın çıkması bir şey ve şerden de kaçacağı bir şey bırakmamış olur. Bu kimse nerede isterse orada olsun. Hz. Fudale İbni Abid (ra)
153 4 Ben Muhammed ve Ahmed (s.av)'im. Ben Rahmet Peygamberiyim. Ben cihad Peygamberiyim. Ben artçıyım ve toplayanım (Kıyamette). Ben cihad için gönderildim, ziraat için değil. Hz. Mücahid (ra)
153 6 Siz bu gün Rabbinizden gelen açık beyyine (delil) üzerindesiniz. Marufu emir ve Münkerden nehy ve Allah yolunda cihad etti. Sonraları sizin aranızda ikilik zuhru devam edecek. Cehalet sarhoşluğu ve yaşama sevgisi. Bu sebeble halinizin tarihi ve marufu emretmiyecek ve münkerden nehyetmiyecek ve Allah yolunda cihadda bulunacaksınız. İşte o günde Kitap ve Sünnete tutunanlar için elli sıddık ecri vardır. Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü! Bizden mi yoksa tükenmiş mi?" Buyurdu ki, hayır, bilakis senden.
154 3 Masiyetlerden (Allah'a isyandan) uzaklaşmak, Zira bu, hicretin en faziletlisidir. Farzları muhafaza et. Zira bu cihadın en faziletlisidir. Allah'ı da çok zikret, Zira sen Allah'a, O'nun zikrinin çokluğundan, kendisine daha sevimli bir şeyle gelmiş olmazsın. Hz. Ümmü Enes (ra)
YanıtlaSil155 5 Şam ehli, zevceleri, çocukları, köleleri ve cariyeleri ta Arap yarımadasının sonuna kadar Allah yolunda murabıtlardır. Kim oradaki şehirlerden birine yerleşirse o da murabıttır. Kim de oranın serhadlarından birinde oturursa o cihaddadır. Hz. Ebud Derda (ra)
157 4 Sana Allah'tan korkmanı tavsiye ederim. Zira o korku, bütün işlerinin zinetidir. Sana Kur'an okumanı, Allah'ı zikretmeni tavsiye ederim. Zira o, senin semada anılmasına sebebdir, değişimler ise senin için nurdur. Sükutunun uzatılmasını tavsiye ederim. Ancak hayır söz müstesna, zira bu sükut, şeytanı senden uzaklaştırır. Ve din işinde sana yardımcı olur. Çok gülmekten de sakın. Çünkü kalbi ölümleri ve yüzün nurununu giderir. Cihada mülazemet et, Çünkü o, ümmetimin Ruhbanlığıdır. Miskinleri sev ve yolu düşüp kalk. Kendilerine aşağıdakine bak, sürekline bakma. Zira, sana Allah'ın verdiği nimetleri küçümsememek için bu hal daha uygundur. Seninle alakayı kesseler de akrabanı ziyaret et. Acı olsa da Hakkı söyle, Allah'ın sürekli kınayanların kınamasından korkması. Kendi nefsin hakkında bildiklerinizden, onlardan ayrılmaktan kaçının. Onların sevdiklerinde üstünlük taslama. Şu üç hasletin varsa, kişinin ayıb olarak yeter. Kendi kusurlarını bilmeden, başkasının kusurlarını görmesi, aynı hal kendisinde de olduğu halde, başkalarında utanacak hal görmesi ve arkadaşına eziyet etmesi. Ey Ebu Zer! Tedbir gibi akıl, sakınmak gibi verağ, güzel huy gibi şeref yoktur.
165 3 Size, mü'min kimdir, haber vereyim mi? Öyle ki bir kimsedir ki, insanların malları ve canları onlardan emin olanlardır. Müslüman ise, Müslümanların, onun dilinden ve ehlinden salim olduğu kimsedir. Mücahid de, Allah'a itaat eden nefsi ile cihad edendir. Muhacir gelince hata ve günahlardan kaçan kimsedir. Hz. Fudale İbni Ubeyd (ra)
YanıtlaSil188 11 İslamda üç tip ev vardır. Yüksek olmayan, yüksek ve ğurfe (köşk). Yüksek olmayan eve bütün Müslümanlar, soru anında ancak "Ben Müslümanım" diyerek girerler. Yüksek olanına ise bir kısmı Avrupalılar, amellerinin diğerlerininkinden daha faziletli olması nedeniyle girerler. Ğurfenin sırrı ise Allah yolunda cihaddır. Oraya girerek, en faziletli mü'minler tırnak olurlar. Hz. Fadâle İbni Abid (ra)
189 8 İslamiyet on sehimden ibarettir. Kendisinde bir tanesi noksan olan kimse hüsrandadır: "La ilahe illallah (diye) şehadet etmek ki, bu millet (din)dir. İkinci, namaz ki o fıtrattır. Üçüncüsü, Zekat ki o temizliktir. Dördüncüsü, oruç ki o kalkandır. Beşincisi, Hac ki o şeriattır. Altıncısı, Cihad ki o Urve (sarılmak)dır. Yedincisi, Emri bil-maruf ki o vefadır. Sekizincisi, nehy-i anil münker ki o hüccettir. Dokuzuncusu, cemaattir ki, o ülfettir. Onuncusu, Taattır ki o da ismettir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
195 15 Kız çocuklarının şayanı merhametlidir. Teknolojileştirilmişlerdir ve bereketlidirler. Kim ki bir kızı olursa, Allah o kızı o birinin Cehenneme perdesi olur. İki olursa, onları takip eder Cennetlik eder. Kimin üç kızı varsa veya üç kız kardeşine aitse, ondan cihad ve sadaka sakıt olur. Hz. İbni Enes (r.anhüma)
205 16 Hilafet Kureyşte, hüküm Ensarda, davet Habeşte, cihad ve hicret ise müslümanlarda ve sonra da muhacirindedir. Hz. Ukbe (ra)
212 4 Dül ve miskinlerin hizmetine koşan kimse, fisebilillah cihad eden, yahud gece kaim, gündüz saim olan gibidir. Hz Ebu Hureyre (ra)
218 11 Namaz, imanın (dinin) direğidir. Cihad amelin zirvesidir. Ve zekatta bunları tesbit eder. Hz. Ali (ra)
220 10 Taun, ümmetim için şehidliktir. Ve Cinlerden olan düşmanınıza karşı kuvvettir. Koltuk altında ve yanmanın altında yumuşak bozunma düzeni çıkar. Bundan kaçan, cepheden kaçan gibidir. Ve sabreden Allah yolunda cihad eden kimse gibidir. Hz. Âişe (r. anha)
224 11 Akşam sabah ilim talimine devam Allah indinde, Allah yolunda cihaddan daha efdaldir. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
YanıtlaSil233 5 Fisebilillah cihadda bulunan kimse, Allah (zchz) lerince tekeffül edilmiş kimsedir. Ya mağfiretine ve rahmetine kavuşturur veya ecir ve ganimetle yerine sağ-salim gelir gönderir. Mücahid fisebilillahın misali, gündüz oruçlu gece kâim olan kimsenin misalilidir. Seferden gittiğiceye kadar böyle devam eder. Hz. Ebû Said (ra)
254 7 İlim Öğrenin. Zira Allah için insana haşyet verir. Onu masal yapmak ibadettir. Onu müzakere tesbihtir. Ve ondan bahsetmek te cihaddır.(Deylemi'de ilaveten: Bilmiyene onu öğretmek sadakadır. Ehline bezletmek yakınlıktır. Zira o helalin ve haramın alamet yeridir. Cennet yolunun nurlanmış izleridir. Yalnızlık arkadaşı, vahşette enisi, halvetleı, darda ve bilgite delili söyleyen, düşmanlara karşı silahı, dostlar yanında zineti, gariplikte yakındadır. yerde.) Hz. Muaz (ra)
257 7 Allah yolunda cihaddan ve Onun karşılığını tasdikten sonra başka hiç bir şeyin kendisinde çıkarmadığı ve Onun yolunda cihad etmeyen kimse için Allah Teala şu hususu tekeffül etti; Ya o öldürücü (şehid olarak) Cennete dahil olacak, yahudda çıktığı evde ganimet ve derecelere çivileyerek (gazi olarak) döndürecek. Hz. Ebu Said (ra)
259 11 Şu üç şey imanın esasındandır: "La ilahe illallah" diyenden el çekmek. Biz bunu diyene bir günahı olarak, küfür isnad edemeyiz ve bir amelinden dolayı da islamiyetten çıkaramayız. "Cihad" Bu, Allah (zchz)'in Beni baas etmesinden itibaren, deccal ile olan harbine kadar devam edecek. Cihada alimin adaleti de, zalimin zulmü de mani olamaz. (Yanımızdakier zalim. Ben onun bayrağı altında harp edemem yok) "Kaderin hepsine" (Hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna)" iman etmek. Hz. Enes (ra)
264 3 Üç şey sünnettendir: Onun imamının arkasında namaz kıldığı ki, namazın sevabı sana, vebali onadır. Onun emirle cihad ki, cihadın ecri sana, şerri ise onun üzerinedir. Ehli tevhidden ölünün namazını, intihar etmiş de olsa Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
266 4 Üç söz vardır ki, insan onları ihlasla söylerse Cennete girer: Rabbimin Allah varlığına razıyım. Dinimin İslam varlığına razıyım. Hz. Muhammed (sav)'in Peygamberim varlığına razıyım. Dördüncü bir husus, arz ve gök arasındakiler kadar fazilet vardır ki, o da Aziz ve Celil olan Allah yolunda cihaddır. Hz. Ebû Said (ra)
270 10 Müşriklerle, malınız canınız ve dilinizle cihad ediniz. Hz. Enes (ra
286 3 İslamın tepesinin tepesi Allah yolunda cihaddır. Buna ancak Müslümanların efdali mazhar olur. Hz. Ebû Ümâme (ra)
YanıtlaSil286 6 Peygamberleri zikretmek ibadettendir. Salihleri anmak, günahlara kefarettir. Ölümü hatırlama sadakadır Cehennemi hatırlama cihaddandır. Kabri anmak sizi cennete yaklaştırır. Kıyameti anmak ise sizi saldırgandan uzaklaştırır. İbadetin efdali bakımıyı terketmektir. Alimin sermayesi kibri terktir. Amelin bedeli hasedi terk ve günahlardan yüreğin yanışı da tevbenin özüdür. Hz. Muaz (ra)
287 10 Bu İslamiyet işinin başı Müslümanlıktır. Kim Müslüman olursa selameti bulur. Onun direği namazı, ilerlemenin başı da cihaddır. Ki, buna ancak onların efdalinin tırnak olur. Hz. Muaz (ra)
293 2 Zengini ziyaret eden, sâim ve kâim gibi sevab alır. Fakiri ziyaret eden kimes ise fisebilillah cihad sevabı alır. Ve bunun için atılan adımlar, Aziz ve Celil olan Allah yolundaki adımlara denk olur. Hz. Ebû Hüreyre (ra)
297 1 Şu altı haslet hayırdandır: Allah'ın düşmanlarıyla kılıçla cihad etmek, yazın oruç tutmak, musibet sırasında iyi sabır etmek, haklı olduğu halde mücadeleyi terketmek, bulutlu günde namazı erken saatlerde, kışın mevcut abdesti güzel almak. Hz. Ebû Malik (ra)
308 5 Onun salih ve facir kimsenin arkasında namaz kılındı. Onun salih ve facirinin cenaze namazı kılınır. Onun salih ve facir amirle de cihad edin. ( Facir hem Müslüman, hem günahkar kimse) Hz. Ebû Hüreyre (ra)
312 12 İlim talebi, Allah yerde namaz, oruç, hac ve Aziz ve Celil olan Allah yolundaki cihaddan daha efdaldır.
313 8 Ne mutlu, Allah yolunda cihad ettiğinde Allah'ın zikrini çok yapana. Zira ona zikrinin onu bir belirtmek için yetmiş bin hasene vardır ve onun hasenesi de on mislidir. Bununla birlikte, Allah'ın kendisi için daha fazlası vardır. O da misli olarak verilir. Eğer infakta da varsa onun da sevabı buna benzer. Hz. Muaz (ra)
YanıtlaSil317 8 Takvaya bak. Zira o, onun hayrı camisidir. Cihada bak. Çünkü o, Müslümanların ruhbanlığıdır. Allah'ı zikre ve Kitabullahı tilavete devam et. Zira o, arzda senin için nur, semada ise anılıştır. Dilini de hayırdan başka şeyi koru. Zira şeytana galip gelirsin. Hz. Ebû Said (ra)
334 5 Siz küçük cihaddan hayırlı bir gelişle büyük cihada geri döndüğünüz ki, bu, kulun nefs-i hevası ile mücadelesidir. Hz. Câbir (ra)
345 2 Allah yolunda cihada giden bir mücahidi doyurur ve sabah akşam ona yardım etmem, dünya ve İçlerinden Bana daha sevgilidir. Hz. Muaz İbni Enes (ra)
362 8 Cihad, insanın yanlız fisebilillah kılıç sallaması değildir. İnsanın annesine babasına bakması da cihaddır. Evladına bakan da cihaddadır. Başkasına ait olan bozulmanın içi nefsi için çalışan da cihaddadır. Hz. Enes (ra)
371 13 Ben sizi kendiliğimden cihada çıkarmadım ve kendiliğimden de bırakmadım. Ancak bunu Allah (zchz.) çıkardı ve bıraktı. Ben memur kulum. Emrolunanı bloke etmek ve Bana vahiyle emrolunur. Hz. İbni Abbas (r.anhüma)
376 8 İnsan, kendisini Allah'ın azabından kurtarıcı olarak, "Zikir" den iyi hiç bir amel işlemedi. Dediler ki: "Allah yolunda cihad da öyle değil mi?" Buyurdu ki: "Evet cihad da değil, meğer ki vuruşur kılıcı kırılır, vuruşur kılıcı kırılır. (Diğer bir hadisi şerifte, atı da ölür kendi de, ancak o zaman denk olur buyurulmuştur.)
406 2 Bir kimse Allah yolunda cihad edene veya sıkıntıdaki bir kişiye veya kölenin azatlığına yardım ederse, Allah onu, kendi gölgesinden başka gölge olmayan günde, gölgelendirir. Hz. Sehl İbni Cübeyr (ra)
YanıtlaSil428 9 Bir kimse bir menzile de darlık ayeti veya yolu kesse veya bir mü'mine eza ayeti, bu kimsenin cihadının hayrı kalır. Hz. Sehl İbni Muaz (ra)
448 7 Kıyamet alametidir, komşuluğun kötüleşmesi, akrabanın yok olması, cihadın kalkması, dünyanın dininin bozulması. Hz. Ebû Hüreyre (ra)
489 11 Allah (zchz.) bid'ad (itikat) taşıyan kimseyi, namazını, orucunu, sadakasını, haccını, ümresini, cihadını, farzını ve nafilesini (hiç bir ibadetini) kabul etmez. Ve o kimse hamurdan kıl çıkar gibi islamiyetten çıkar. Hz. Hüseyinfe (ra)
513 5 Hoş sözlük, oruç ve her sene hacca devam etmek, cihad derecesine yakın olur. Bunda başka da ona yaklaşan bir şey yoktur. Sahabeden
42. Hakkı (gerçeği) batıl ile bulayıp/örtüp de bile bile hakkı gizlemeyin (hakkın üstüne örttüğünüz batılı hak diye göstermeyin).[20]
YanıtlaSil43. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû eden (mü’min)lerle birlikte rükû edin.[21]
20] İslâm’a uygun olmayan söz ve hareketler batıldır. Eğer hak olan batıla bulanır, ona karıştırılırsa, hak anlaşılmaz, batılın içinde özelliğini kaybeder ve insanlar da haktan saptırılmış olur. Diğer taraftan bu, “batılı da hakla süslemeyin, altında hak var diye batılı cazip göstermeyin” demektir (İbni Teymiyye, s. 52; Elmalılı, I, 285). Yahudiler, Tevrat’taki bazı hükümleri değiştiriyorlar ve kendi uydurdukları batıllara “hak (doğru) bu” diyorlardı.
YanıtlaSil[21] Âyet-i kerîmede önce “namaz kılın” denildiği halde tekrar “rükû edenlerle beraber rükû edin” buyurulmasında namazın cemaatle kılınmasına ayrıca önem verilmesi gerektiğine işaret vardır (Beydâvî; Râzî, II, 475; Hazîn, I, 43; Cezîrî, I, 405-406). Yahudiler ve hıristiyanlar namazlarında, kıyamdan sonra doğrudan secdeye giderlerdi. Bu ifade ile onlardan İslâm’ın öngördüğü gibi namaz kılmaları istenmiş olmaktadır. [bk. 3/71; Elmalılı, I, 337]
796
YanıtlaSilDELAIL I HAVRAT SERHI
Bu cümlenin bir mikdar şerhli manası söyledir:
efendimiz uzerine üstün salât, güzel tahlyyet inzal ederek, şanını yük Allahım, göklerde bulunan yıldızların sayısı kadar Resulüllah SA sek ve kadrini yüce eyle.
Devam edelim:
Allahım.
Ey Daim Baki zevali olmayan şanı büyük, kendisinden baska läh olmayan nimeti her şeye şamil Allahım.
Senin kudretinle yerin taşıyıp çıkardığı şeylerden yerin dolu-su kadar Muhammed'e salát eyle.
varaa. bütün bunlarla yerin dolusu kadar, tazim, tahiyyet, tekrim, tebr Yani: Senin kudret ve azametine delalet eden şeylerden nekadar cil ve tevkir inzal eyle.
Bunun bir başka manası da şöyle olabilir:
-Allahım, yerde bulunan harika mevcutlar, kuvvet ve kudreti. ne delalet eden sair şeyler sayısızdır. Bunların çokluğu misali, Resulüt lah S.A. efendimize kerem inzall lle kendisini muazzez ve mükerrem eyle..
Devam edelim:
Allahım.
Ey Krim Rahim ihsanlar ve nimetler sahibi şanı büyük Allahım.
İlmini, ancak zatınım bildiği yedi denizlerinde halk ettiğin şey. lerin sayısı kadar..
YEDİ DENIZ
Bu cümlede geçen yedi denizden murad şu denizlerdir: Taberistan denizi, Kirman denizi, (Büyük Okyanus), Umman denizi, Kulturüm denizi, (Kızıl deniz), Hind denizi, Rum denizi, (Akdeniz), Mağrip de-nizi (Atlas Okyanusu).. (1) Yeryüzünde bulunan sair akar suların cümlesi denizlere dökülür.
Burada anlatılmak istenen kısaca mana şudur:
Allahım, bu deryalar içinde canlı ve cansız olarak yarattığın şeylerin cinsini, onların hadde hesaba gelmeyen sayısını ancak zatın bilir. Bu ana kadar o denizler içinde yarattığın mahlukların sayısı ka dar Resulüllah S.A. efendimize salát eyle, Bundan sonra da:
Taa, kıyamete kadar onlarda yaratacağın şeylerin sayısı ka-dar her günde bin kere Muhammed'e salût eyle.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin şanını yüce kılıp muazzez ve mükerrem eyle.
Devam edelim:
eyle. Allahım, yedi denizlerinin dolusu adedince Muhammed'e salât
Bazı nüshalarda; burada geçen:
(1) Bunların dışında kalan denizler varsa da o zaman keşfi yapılmadığı için yer angiensiştir.
KARA DAVUD
YanıtlaSil797
-Aded.
Lafzı yoktur.
-Muhammed'e salát eyle; zatının kudretinden yana senin yedi denizlerinin taşıyıp çıkardığı şeylerin ağırlığı kadar.. Bazı nüshalarda, bu salavat-i şerife yoktur. (Bizim metin olarak
aldığımız nüshada vardır.) Bazı nüshalarda ise, şu cümlenin ziyadesi
ile gelmiştir:
Dünyayı yarattığın günden itibaren taa, kıyamete kadar bin
kere..
(Bu cümle bizin metin olarak aldığımız nüshada yoktur.)
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
Ey hakiki nimet veren, nimeti her şeye sanil, zatından başka ilah olmayan şanı büyük Allahım.
Dünyayı yarattığın günden itibaren, taa, kıyamet gününe ka dar; denizlerindeki dalgalar adedince, her gün bin kere Resulüllah S. A. efendimize salát eyle.
Yani: Övülen hasletlerin özünde toplandığı, keremii huyların kay-nağı, İyiliklerin üstünlüklerini zatında bulan, güzel keremlere eren, nebiler sultanı, Yüce Allah'ın sevgilisi vasıfları ile anılan Muhammed Mustafa'ya daim ardı arası kesilmeden iclál ve ikram eyle Allahım.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım, Muhammed'e salât eyle; yerlerin içinde, dağlarında, düzlüklerinde bulunan kum tanelerinin, çakıl taşlarının sayısı kadar. Hem de, dünyayı yarattığın günden; taa, kıyamet kopuncaya kadar her gün bin kere..
Yani: İclal, ikram ve in'am eyleyip şanını yücelt.
Devam edelim:
Allahım Muhammed'e salát eyle; tatlı ve tuzlu suların ISTI
RAP adedi kadar..
Bu cümlede geçen:
ISTIRAP.
Tabiri ile anlatılmak istenen sular için mana şudur: Onların ha reket edip dalgalanmaları.
Hem de, dünyayı yarattığın günden taa, kıyamet kopuncaya ka-dar; her gün hin keré..
Yani: Bunların toplam adedini çarpsan, o çarpımdan hasıl olan sayı kadar, her gün, Habib-i RabbilAlemin Beyyid'ül-enbiya vel-mürse-lin Muhammed'ül-Emin S.A. üzerine sonsuz tekrimat, sonu gelmeyen tahiyyat inzali ile şanını muazzez ve mükerrem eyle.
Devam edelim:
Salât eyle.
Bazı nüshalarda bu lafzın başında:
798
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Allahım.
Lafaı da gelmiştir. (Bizim metinde yoktur.)
Muhammed'e; yerin yüzünde, yerlerin derinliğinde, şarkında, garbenda düzlüğünde, dağlarında, vaidlerinde, YOLUNDA..
Bazı nüshalarda:
- YOLUNDA..
Lafm, cem sığası ile gelmiş, (Bizim metinde böyledir):
- YOLLARINDA..
lafzindan sonra su cumleler eklenmiştir: ama sahih olan bunların ol-Olarak anlatılmıştır. Bazı nüshalarda ise.. VAIDLERİNDE, mamasıdır; çünkü bunlar aşağıda gelecektir.
Ağaçlarında, yapraklarında, ekinlerinde, bütün bitkilerinde..
Devam edelim:
Mamur yerlerinde, harap yerlerinde yarattığın şeylerden tut: onlarıı üzerinde ve içinde yarattığın çakıl taşı, kesek, kaya parçaları na varıncaya tümünün sayısı kadar, dünyayı yarattığın günden itiba. ren taa, kıyamete kadar her gün bin kere salât eyle.
Yani: Bütün bu sayılanların bin kere çarpım adedi kadar, Resu-lüllah S.A. efendimize salât eyleyip zatıalilerini muazzez, mükerrem ve muhterem eyle.
Devam edelim:
-Allahım, Muhammed Nebiye salât eyle: Hem de yer bitkilerin-den; kıblesinde, şarkında, garbında, düzlüğünde, dağlarında, derelerin-de, ağaçlarında, meyvelerinde, yapraklarında, ekinlerinde olanların ve bereketle çıkan tüm bitkilerinin sayısınca.. Dünyayı yarattığın gün-den; taa, kıyamet gününe kadar her gün bin kere..
Şöyleki: Bu sayılanların adedleri binle çarpılsa, o çarpmadan hâ-sıl olan aded kadar Resulüllah ve Habibüllah olan Hazret-i Muham-med S.A. efendimiz üzerine, sonsuz salât, nihayetsiz tahiyyat inzali ile üstün vasıflı zatlarını muazzam ve mufahham eyle.
Devam edelim:
Allahım.
Ey zat ve sıfatında şerik ve nezirden münezzeh olan şanı büyük, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilâh olmayan Allahım
Muhammed'e salât eyle; şimdiye kadar yarattığın, bundat sonra da, taa, kıyamete kadar yaratacağın insan, cin, şeytanların sa-
yısı kadar.. Hem de her gün bin kere..
Yani: Bütün bu adedler mikdarınca, Resul-ü Kevneyn, Habib'üs-sakaleyu, her iki cihandakilerin şefaatçısı Resulüllah S.A. efendimize salât-ı kâmile ve tahiyyat-ı şamile inzal ederek zatını daima iclâl ve ik-ram eyle.
Devam edelim:
Allahım, ONLARIN bedenlerinde ve yüzlerinde, başlarında bu-lunan kılların sayısınca; dünyayı yarattığın günden itibaren, taa, ki yamete kadar her gün bin kere Muhammed'e salât eyle.
KARA DAVUD
YanıtlaSil799
مرة اللهُمَّ وَصَلِّ عَلَى مُحَمد عَدَدَ اضْطِرَابِ الْمَاءِ العَدْبَةِ وَاللهِ مِنْ يَوْمَ خَلَقْنَا الدُّنَا لِى يَوْمِ القِيم فِي كُلِّ يَوْمِ الْقَمَرَةِ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَ مَا خَلَقَهُ على جديدِ رَضِكَ فِي مُسْتَقِيرَ الأَرْضِينَ شَرقيها وَغَرْبِهَا تَهْلِهَا وَجَالِهَا وَأَوْدِينِهَا وَطَرِيقَها و عامِهَا وَعَامِرِهَا إِلَى تَائِرِ مَا خَلَقْتَهُ عَلَيْهَا وَمَا فيهَا مِنْ حَيَاةٍ وَمَدَرٍ وَحَجَرَ مِنْ يَوْمَ خَلَقْتَ الدُّنْيَا الى يوم القيمة فِي كُلِّ يَوْمِ الفقرة اللهم صل عَلَى بَدَا النَّي عَدَدَ بَيَاتِ الأَرْضِ مِنْ قَبْلِهَا وَشَرْفَهَا وَغَرْبِهَا وَسَهْلِهَا وَجَبَالِهَا وَأَوْدِيَتِهَا وَانْجَارِهَا وَنَمَا دَهَا وَأَوْرَاقَهَا وَزُرُوعِهَا وَجَمِيعِ مَا يَخْرُجُ من بناتها وَبَرَكَاتِهَا مِنْ يَوْمَ خَلَقْتَ الدِّينَا الحَيمِ القيمة فِي كُلِّ يَوْمَ الْفَمَرَّة اللهُمَّ وَمَا
merretin.
Allahümme ve salli alâ Muham medin adede ıztırab'il-miyah'il-azbeti vel-milhati min yevme halakted-dün-ya ila yevm'il-kıyameti fikülli yevmin elfe merretin ve salli alâ Muhamme-din adede mahalaktehu alâ cedidi ar-zıke fimüstakarr'il-arazine şerkıha ve garbiha sehliha ve cibaliha ve evdi-yetiha ve tarikıha ve amiriha ve ğa-miriha ila sairi malahaktehu aleyha ve mafiha min hasatin ve mederin ve hacerin min yevme halakted-dünya ilå yevm'il-kıyameti fikülli yevmin el-fe merretin.
Allahümme salli alâ Muhamme din'in-nebiyyi adede nebat'il-arzi min kıbletiha ve şarkıha ve garbiha ve sehlika ve cibaliha ve evdiyetiha ve eşcariha ve simariha ve evrakıha ve zuruiha ve cemii mayahrucü min ne-batiha ve berekâtiha min yevme ha-lakted-dünya ila yevm'il-kıyameti fi. külli yevmin elfe merretin.
Allahümme ve salli
Allalın, Muhammed'e salât eyle; tatlı ve tuzlu suların ıstırap adedi ka-dar. Hem de, dünyayı yarattığın günden, taa, kıyamet gününe kadar her gün bin kere.
Salât eyle Muhammed'e yerin yüzünde, yerlerin derinliğinde, şarkımda, gar-bında, düzlüğünde, dağlarında, vadilerinde, yolunda, mamur yerlerinde, harap yerlerinde yarattığın şeylerden tut; onların üzerinde ve içinde yarattığın çalıl ta-şı, kesek kaya parçalarına varıncaya tümünün sayısı kadar, dünyayı yarattığın günden itibaren taa kıymet gününe kadar her gün bin kere..
Allahım, Muhammed Nebiye salât eyle. Hem de, yer bitkilerinden; kablesin-de, şarkında, garbında, düzlüğünde, dağlarında, derelerinde, ağaçlarında, meyve-lerinde, yapraklarında, ekinlerinde olanların ve bereketle çıkan tüm bitkilerin sa-yısınca, dünyayı yarattığın günden, taa, kıyamet gününe kadar her gün bin kere..
**
(Devamı: 801. Sayfada)
267
YanıtlaSilDEYİMLE
pislik parmağından (veya paçalarından) akmak: Çok kirli olmak.
pişirip kotarmak: Bir işi sonuçlandırmak, tamamlamak.
pişkinliğe vurmak: Kötü bir davranışa veya söze aldırmamak.
pişmiş armut gibi eline düşmek: bk. Olmuş armut gibi birinin elin düşmek.
pişmiş aşa (soğuk) su katmak: Yoluna girmiş olan bir işi bozmak.
pişmiş kelle gibi sırıtmak: Dişlerini göstererek yersiz ve aptalca gül-mek.
pişmiş tavuğun başına gelmemek: Her türlü zarara, kötülüğe, fela-
kete uğramak, çok sıkıntı çekmek.
plan kurmak: mec. Bir düzen hazırlamak.
post elden gitmek: 1) Öldürülmek. 2) Bulunduğu yüksek makamdan ayrılmak zorunda kalmak.
ost vermek: Canını vermek, ölmek.
postu deldirmek: argo. 1) Kurşunla vurulmak. 2) Ölmek.
postu kurtarmak: Öldürülmek tehlikesini atlatmak.
postu sermek: Gittiği yerde, saygısızca ve sorumsuzca uzun bir süre kalmak.
posta koymak (veya atmak): tkz. Birini korkutmak, gözdağı vermek.
posta yapmak: Bir yere gidip gelmek, sefer yapmak.
sot gelmek (is): Sonu iyi olmamak, ters gelmek.
pot kırmak: mec. Yersiz ve karşısındakine dokunacak söz söylemek, gaf yapmak.
põsteki saydırmak: İçinden çıkılmaz bir iş yükleyip uğraştırmak.
pöstekisini sermek: Birini döverek kımıldayamayacak duruma getir-mek, pestilini çıkarmak.
pöstekiyi kurtarmak: Hoş olmayan bir durumdan kurtulmak.
DEYİMLER
YanıtlaSil260
pestile çevirmek: Çok yormak.
pestilini çıkarmak: Çok yormak.
peşinde (veya peşinden) koşmak: Elde etmek için uğraşmak,
peşinde dolaşmak (veya gezmek) (birinin): Bir amaçla birisini iz lemek.
peşinden sürüklemek: Birinin veya birçoklarının arkasından gelme sini sağlamak.
peştamal kuşanmak: Bir zanatta ustalık kazanmak.
pılıyı pırtıyı (veya pılı pırtıyı) toplamak: Gitmek üzere eski püsküle riyle birlikte bütün eşyalarını toplamak.
pır pır etmek (ışık İçin): Yanıp sönmek.
pişt demek: Rahatsız edici bir söz söylemek.
pilav yiyen kaşığını yanında (veya belinde) taşır: Bir şeyden ya-rarlanmak isteyen kişi, bunun için gereken aracı eli altında bulundur-malıdır.
pilavdan dönenin kaşığı kırılsın: Yararı bir şeyi elde etmek için so-nuna kadar uğraşılacağını, direnileceğini anlatmak için kullanılır.
pire için (veya pireye kızıp) yorgan yakmak: Önemsiz bir durum karşısında kızarak kendisine daha büyük zarar verecek davranışta bulunmak.
pireyi deve yapmak, Önemsiz bir olayı büyütmek.
pireyi gözünden vurmak: Keskin bir nişancı olmak.
pirinci (çok) su kaldırmamak (veya götürmemek): Alıngan, çabuk darılır olmak, şakadan anlamamak.
pirincin taşını ayıklamak: "Ayıkla pirincin taşını" sözünde geçen bu dayım yapılacak işin zor ve karmaşık olduğunu anlatır.
(Dimyat's) pirince giderken evdeki bulgurdan olmak: Büyük bir kazanç arkasından koşarken eldekini de kaçırmak.
pislik götürmek (bir yeri): O yer, çok pis olmak.
53
YanıtlaSilATASÖZLERİ
Görünen köy kılavuz istemez: Açık seçik ortada olan ya da bilinen bir durum için kimsenin yol göstermesine gerek yoktur.
Göz görmeyince gönül katlanır: 1) Tanıdığımız birinin çektiği sıkıntı,
gözümüzle görmedikçe bizi fazla üzmez. 2) Sevdiğimiz kişileri görme-ye görmeye yokluklarına alışır ve ayrılıklarına daha kolay katlanırız.
Gözden ırak olan gönülden de ırak olur: bk. Göz görmeyince gönül katlanır.
Göze yasak olmaz: Meydanda olan bir olayı herkes izler. Bu durum engellenemez ve yasaklanamaz.
Gözlüye gizli yoktur: Görmek isteyen göz herşeyi görür.
Gözü tanede olan kuşun ayağı tuzaktan kurtulmaz: Gözü tanede olan kuş, kolay ava gelir. Bunun gibi, çıkarından başka bir şey düşün-meyen kişi, aldatılmaktan kurtulamaz.
Gülme komşuna, gelir başına: Başkalarının zararına sevinen kişi, genellikle aynı şeyle karşılaşır. Hiç kimsenin zararına sevinmemek, aksine, o kişiye yardım etmek gerekir.
Gülü seven dikenine katlanır: Gülün dikeni olduğu gibi, her insanın da az çok kusuru vardır. Bu yüzden, sevilen kişinin ufak tefek kusur-larına katlanmak gerekir.
Gün bugün: Öyle işler vardır ki yarına bırakmamak ve hemen o gün yapmak gerekir. Çünkü yarın neler olacağını bilemeyiz.
Gün doğmadan neler doğar: Herşeyin bir çaresi vardır. Hiçbir za-man umudumuzu yitirmemeliyiz.
Gün geçer, kin geçmez: Oc alma isteği asla geçmez.
Gün varken davarını eve götür: Bir işin zamanında yapılması gere-kir. Aksi halde başarılması çok zordur.
Günes balcikla sıvanmaz: Gerçekleri, uzun süre saklamaya olanak
yoktur. Bir gün mutlaka ortaya çıkar.
rür hem de kemik sağlığımız için gerekli olan "D" vitamininin oluşma-Günes girmeyen eve doktor girer: Güneş ışığı hem mikropları öldü-sını sağılar. Mikroplar insanı hasta eder. Vitamin eksikliği de insanın
ATASÖZLERİ
YanıtlaSil52
uymaz. İsteksiz halimiz için "gönlün kışı", istekli halimiz için ise y Gönlün yazı var, kışı var: İsteklerle ilgili olarak, insanın saati saal lün yazı" denir.
Gönül bir sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz: Gönül cam gibidir,
nldığında bir daha eski halini alamaz. Bu yüzden, kimsenin gönlün kırmamak gerekir.
Gönül ferman dinlemez: Gerçekten seven hiç kimseyi dinlemez v sevdiğinden de asla vazgeçmez.
Gönül kimi severse güzel odur: Bizim güzel bulduğumuzu, başkas güzel bulmayabilir. Bu yüzden, gönül kimi ister, kimi severse güze odur.
Gönül kocamaz: İnsan yaşlanır ama gönlü genç kalır. Gençliğinde yapabildiklerini yine yapmak ister, ancak gücü yetmez.
Gönülsüz yenen aş ya karın ağrıtır ya baş: 1) İstemeye isteme
ye yenilen yiyecek, insana dokunmasa bile dokunmuşçasına rahatsız eder. 2) Gönülsüz yapılan iş de genellikle iyi sonuçlanmaz.
Gördün deli, savul geri: Ne zaman ne yapacağı belli olmayan, tu
tarsız kişilerden, uzak durmak gerekir. Eğer uzak durmazsak zarar görürüz.
Görmemiş görmüş, bayılmış ölmüş: Görgüsüz kişi, bir şeyi ilk gör
düğünde ya da onu ele geçirdiğinde ne yapacağını şaşırır.
Gören gözün hakkı vardır: Doğru olan, başkasının imreneceği şey
leri açıkta yememektir. Böyle yenirse, görene de ikram etmek gerekir Görgü kuralları da insanlık da bunu gerektirir. Pek çok yöremizde, you kenarındaki ağaçların meyveleri, sahiplerince toplanmaz. Göz hakk olarak (gelen geçenlerden canı çeken olursa yesin diye) bırakılır.
ne isler? Çocuğun iyi ya da kötü şeyler yapması, yetiştirilişiyle ilgilidi Görgülü kuşlar gördüğünü işler, görmedik kuşlar ne görsün Çocuğunu iyi yetiştirmek her ailenin en önemli görevidir.
Görmemiş görmüş, güle güle ölmüş: Beklemediği ve hak etmed bir göreve getirilen kişi, görgüsüz olduğundan şaşırır ve nasıl davra-nacağını bilemez.
305
YanıtlaSilMahki-anh: bahsedilen. Kendisinden
Mahmill: (C.: Mahamil.) Bir ibareye hamledilen mâna ihtimallerinden her birisi.
İnsan Mahmül: Bir cümlede faile yükletilen işi, oluşu veya hali gösteren fiil. Mantıkda, müsned. Meselâ: natıkdır, cümlesinde "insan" mevzu, "natık" mahmuldür. Burada "natık" (konuşan) vasfı, insan kelimesine hamledilmiş, yükletilmişdir.
Mahrek-i Senevi: Medar. Bir seyyarenin bağlı olduğu kürenin etrafında dönmesiyle hasıl olan farazi daire.
Mail-i Kamer: Ayın yörüngesi. Ay'ın dünya etrafında dolaştığı mahreki. daire. Ayın
Maile: Eğri, eğilmiş.
Maksad ve temeyyüzü: müstekarrin Kelâmın maksadının ve karar kıldığı yerin açık olarak belli olması.
Ma'kud: Bağlı.
Ma nahnü fih: Üzerinde durduğumuz Mes'elemiz. şey.
Ma'raz-ı Kelâm: Kelâmın teşhirgâhı. (Kitablar.)
Masadak: Bir sözü veya hükmü tasdik eden husus,
vaziyet, hâdise. Mânanın fertlerine de masadak denilebilir.
Masdar: Bir şeyin sudur ettiği, çıktığı yer, kaynak, menbå, temel.
Matmah-ı nazar: Hırs, tamah veya dikkatle bakılan şey veya yer.
Mavera: Geri, ard, arka.
Mazanne: (Mazınne.) Herhangi bir mâna veya vasfın kendisinde var olduğu zan ve tahmin olunan yer veya kimse.
Mebadi: Mebde'ler. Birşeyi neticeye ulaştıran mukaddemeler. İlk unsurlar. (Bkz. Tekemmül-ü mebâdi.)
Meder: Çakıl taşı.
Mefahim: Anlaşılan mâna ve mefhumlar.
Mehâlik: Tehlikeler, tehlikeli işler.
Mekatı: (Makta'ın C.) Kelâmın sonları. Şiirin durak yerleri.
Meknûn: Gizli, örtülü.
Mele-i alâ: Melekler âlemi. Kerrubiyyun ve melekler cemaati.
Me'lûf: Alışılmış, huy edinilmiş, ülfet olunmuş.
Me'mun: (M. 786 833) Abbasî Halifesi Harun Reşid'in oğludur.
304
YanıtlaSilHükmün mahmulü. (Bkz.: Hadd-i asgar.)
Küvar: Bal peteği.
-L-
La-edriler: Sofestailerin bir
koludur. Eşyanın var mı, yok mu bilinmeyeceğini ederler. kendilerinden olduğunun iddia Bunlar şüphe ederler. Aynı zamanda şüphe ettiklerinden de şüphe ederler.
Lafız-perestlik:
Kelâmın mânasından çok, sözlerine önem vermek ve meşgul olmak.
Lafız-ı perzedane: Çeşitli ve çok çok söyliyerek.
Lâsiyyema: bilhassa. Hususan,
Lâtife-i Rabbaniye: İnsanın kalbine bağlı ve bütün duygularının sultanı olan ince bir duygudur ki, İlâhi hakikatlar onunla hissedilip zevkedilir.
Lâzım-ı beyyin: Bu tabirin masdariyet şekli "Lüzum-u beyyin" olup ikisi aynı mânaya gelir. Herhangi bir şey hatıra gelince hiç bir delil ve emareye ihtiyaç olmadan o şeyle beraber düşünülmesi zaruri olan
diğer bir şey mesela: İnsan denildiği zaman, kabiliyet-i ilim ve san'at akla gelmesi gibi...
Lem'a-nisar: parlaklık saçma.
Lenger-endaz: Demir atmış, demirlemiş.
Levazım: (Lâzım'ın C.) Bir
şeyden asla ayrılmayan şeyler. Bir işte beraber bulunmasına ihtiyaç olan şeyler.
Leyte: Keşke olsaydı, ne olaydı.
-M-
Maaşen:
bakımından.
Yaşayış
Ma-bihi'l-imtiyaz: Kendisi ile imtiyaz kazanılan şey.
Mağlata: Zihni yanıltmak için ustaca ve şeytancasına söylenen boş, asılsız ve karıştırıcı söz.
Mağlata-i vehmiyye: Vehmin, insanı yanıltmak için yanlışı doğru göstermesi.
Mağmure Adı sanı silinmiş, yerinde yeller esen.
Mağz: Öz, iç, lübb.
Mahv ve sekir: Fenafillah makamında kendi varlığını hiç görmek ve bu manevi halin zevk ve tesirinden ruhi bir coşkunlukla kendinden geçme hali.
radre jaketlen, satin alınarak devletleştirildi
YanıtlaSil1936-Harb Okulu, İstanbul'dan Ankara'ya taşındı.
- 1947-Türkiye - Irak Dostluk Antlaşması imzalandı.
EYLUL
07
PAZAR
One boyun eger
Bakara Suresi: 116
BİR HADİS
151447EL R.EVVEL
Insanlardan senin için hayır dua etmesini çok iste
Hatib
RUMI: 25 AĞUSTOS 1441 MIZIR 125
İman, bütün eşya arasında hakiki bir uhuvveti, irtibatı, ittisäli ve ittihat rabıtalarını tesis eder. Küfür ise, burûdet gibi, bütün eşyayı birbirinden ayn gösterir ve birbirine ecnebi nazarıyla baktırır.
Mesnevi-i Nuriye
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1495 - Şehzade Cem'in
ölümü.
1798 - Napolyon Bonapart'ın Gazze'yi işgali ve Akka'yı kuşatması.
-2016-Mehmed Kırkıncı vefat etti.
ŞUBAT
24
SALI
1447 6 RAMAZAN
RUMI: 11 ŞUBAT 1441
KASIM: 109
BİR AYET
Ey Adem oğulları! Size hem edep yerlerinizi örtecek bir elbise, hem de giyinip süsleneceğiniz bir elbise indirdik. Takva elbisesine gelince, en güzel ve en hayırlı elbise işte odur.
(A'raf: 26)
BİR HADİS
Nerede olursan ol! Allah'tan kork!
Ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.
Sözler
TARINTE BUGUN
YanıtlaSil1909 Bediuzzamanin, Serbesti gazetesinde "Umum Zabitanımıza ve Volkan'da "Asakire Hitab", "Cemiyetlere İhtår-ı Mühim" ve "Sadâ-yı Vicdan" başlıklı makaleleri yayınlandı.
1924-1924 Anayasası yürürlüğe girdi.
1935-Bediüzzaman
Isparta'da tutuklanarak Eskişehir cezaevine gönderildi.
20
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
NİSAN
APRIL
BİR AYET Allah size katından bir mağfiret ve bir lütuf vaad eder.
Bakara Suresi: 268
BİR HADİS
Allah'ın en hoşlanmadığı helâl, boşanmadır.
Gençlik nimetine bir şükür olarak, o tatlı nimeti iffetle, istikamette sarf etmek lazım ve elzendir.
Şualar
-
YanıtlaSil-
e Midha Tuna valiliği sırasında burada özel likle Bulgarlar'a karşı örnek bir gizli po lis teşkilatı kurmuştur. Makedonya'dak ayaklanmalar ve gizli teşkilat için Ayna roz'a Boşnak Hasib adlı bir ajan yerleş tirilmiş, bundan çeşitli ihbarlar alınmış-tır. II. Abdülhamid'in özel casusları ha-fiyelerdi. Bu hükümdar zamanında kar-şı faaliyette bulunan çoğu gayri müslim casuslar da vardı. Bunlardan yahudi asıl-lı Emanuel Karasu, II. Abdülhamid'e kar-şı kurulan casusluk teşkilatının başına getirilmiş, padişahın tahttan indirilmesi için çalışmış ve sonunda bunu başar-mıştır. II. Abdülhamid'i tahttan indiren İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin iktidarı zamanında kurulan Teşkilât-ı Mahsūsa ise gerçek mânada çağdaş bir casusluk teşkilatıydı.
Devlet aleyhine faaliyet gösterenlerin cezası her devirde ağır olmuştur. Nite-kim İstanbul'un fethi sırasında Bizans lehine casusluk yapmakla itham edilen Vezîriâzam Çandarlı Halil Paşa XV. yüz-yıl ortalarında, yine casuslukla itham edilen Yorgaki adlı zimmî ise XVII. yüz-yıl sonlarında ölümle cezalandırılmıştır (Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Ve-kāyiât, s. 430).
BİBLİYOGRAFYA:
BA, MD, nr. 3, s. 49, 186, 384, 388, 435, 451, 960. TSMA, nr. E 866/5, 14 S
le cezalandırılmış
YanıtlaSil(Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i
kāyiât, s. 430).
BİBLİYOGRAFYA:
BA, MD, nr. 3, s. 49, 186, 384, 388, 435, 4 509, 528; nr. 14, s. 960; TSMA, nr. E 866 2434, 5116, 5801/3, 7252, 7662; Nigâr A farta, Osmanlı İmparatorluğu ile Lehistan sındaki Münasebetlerle İlgili Tarihi Belge İstanbul, ts., tür.yer.; Nizāmülmülk, Siyase me (Bayburtlugil), s. 110-126, 320; Beyh Târîh (nşr. Saîd Nefîsî), Tahran 1309, 1, 27, 3 Nizâmî-i Arûzî, Çehâr Maķāle (nşr. Muhamm Kazvînî), GMS, London 1910, XI, 24; Bünc Zübdetü'n-Nusra, s. 67; Gazavatnâme-i tan Murad b. Mehemmed Hân (nşr. Halil cık Mevlûd Oğuz), Ankara 1978, s. 3, 9; Devletşah, Tezkire (trc. Necati Lugal), İs bul 1977, I, 136-137; Aşıkpaşazâde, Târi
134; Neşri, Cihannümâ (Taeschner), 1, 25, 51, 174; Hadîdî, Tevârîh-i Âl-i Osmân: 1299-1523 (nşr. Necdet Öztürk), İstanbul 1991, tür.yer.; Lutfi Paşa, Asafnâme (nşr. Ahmet Uğur, İslâm İlimleri Enstitüsü Dergisi, IV, Ankara 1980 için-de), s. 249; Ali, Mevâidü'n-nefâis ft kavâidi'l-mecâlis, İstanbul 1956, s. 37 vd.; Selanikî, Tâ rih (İpşirli), 1, 13, 22; II, 645, ayrıca bk. İndeks; Celâlzâde Mustafa Çelebi, Selimnâme (nşr. Ah-met Uğur Mustafa Çuhadar), Ankara 1990, s. 367; Kitâbü Mesâlihi'l-müslimîn ve menâ-fii'l-mü'minîn (nşr. Yaşar Yücel), Ankara 1980, s. 59, 99; Koçi Bey, Risâle (Aksüt), s. 25, 66; Solakzāde, Târih, s. 361; Defterdar Sarı Meh-med Paşa, Zübde-i Vekāyiât (haz. Abdülkadir Özcan, doktora tezi, 1979), İÜ Ed. Fak., Tarih Seminer Kitaplığı, nr. 3276, s. 430; a.mlf., Ne-sâyihü'l-vüzerâ ve'l-ümera: Devlet Adamları-na Öğütler (nşr. Hüseyin Ragıp Uğural), Anka-ra 1969, s. 43, 79; L'Espion turc chez les prin-ces chrétiens, La Haye 1734, tür.yer.; Baron de Tott, Türkler ve Tatarlara Dâir Hatıralar (trc. Mehmet R. Uzmen), İstanbul, ts. (Tercüman 1001 Temel Eser), tür.yer.; III. Selim'in Hal'ine Dair Risâle, Millet Ktp., Ali Emîrî, Tarih, nr. 333, vr. 9a-b; Şânîzâde, Târih, IV, 33; Atâ Bey. Târih, III, 132-134; Cevdet, Târih, V, 63-64; XI, 166; XII, 179; Hüseyin Namık Orkun, Türk İs tilası Devrinde Macaristan'da ve Avusturya' da Casuslar, Ankara 1939; Uzunçarşılı, Mer-kez-Bahriye, s. 72; Franz Babinger, Mahomet II. Le Conquérant et Son Temps, Paris 1954, s. 609-612; Orhan Koloğlu, Le Turc dans la Pres-se Française, Beyrouth 1971, s. 106-107; Ni-zamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Sultan II. Ab-dülhamid ve Osmanlı İmparatorluğunda Ko-mitacılar, İstanbul 1964, s. 45 vd.; Ercümend Kuran, Avrupa'da Osmanlı İkamet Elçilikleri-nin Kuruluşu ve İlk Elçilerin Siyasî Faaliyet-leri 1793-1821, Ankara 1968, s. 9-12, 64-65; süng Kadar Dünua Casusluk
YanıtlaSilII. Le Conquérant et Son Temps, Paris 1954, s. 609-612; Orhan Koloğlu, Le Turc dans la Pres-se Française, Beyrouth 1971, s. 106-107; Ni-zamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Sultan II. Ab-dülhamid ve Osmanlı İmparatorluğunda Ko-mitacılar, İstanbul 1964, s. 45 vd.; Ercümend Kuran, Avrupa'da Osmanlı İkamet Elçilikleri-nin Kuruluşu ve İlk Elçilerin Siyasî Faaliyet-leri 1793-1821, Ankara 1968, s. 9-12, 64-65; Başlangıçtan Bugüne Kadar Dünya Casusluk Tarihi (Artel Yayınları), İstanbul 1974, s. 3-17; İsmet Miroğlu, XVI. Yüzyılda Bayburt Sancağı, İstanbul 1975, s. 149; Korkmaz Alemdar. Tür kiye'de Çağdaş Haberleşmenin Tarihsel Kö-kenleri, Ankara 1981, s. 51 vd.; Mim Kemâl Öke, İngiliz Casusu Prof. Arminius Vambery' nin Gizli Raporlarında II. Abdülhamid ve Dö-nemi, İstanbul 1983, tür.yer.; Yavuz Ercan, Os-manlı İmparatorluğunda Bulgarlar ve Voy nuklar, Ankara 1986, s. 75, 96; İsmail Aka, Ti-mur ve Devleti, Ankara 1991, s. 111; Robert Anhegger, "Martoloslar Hakkında", TM, VII-VIII/1 (1944), s. 282-300; a.mlf., "Muâlî'nin Hünkarnâmesi", TD, sy. 1 (1950), s. 150-151, 156, 285; a.mlf.. "Martolos", IA, VII, 341-342; Yusuf Halaçoğlu, "Osmanlı İmparatorluğunda Menzil Teşkilatı Hakkında Bazı Mülahaza-lar", Osm. Ar., II (1980), s. 130; V. L. Ménage, "The Mission of an Ottoman Secret in France in 1486", JRAS (1965), s. 112-132; Cengiz Or-honlu, "Osmanlı Devletinde Tercümanlık", Atatürk Konferansları (1971-1972), Ankara 1972, V, 17-18; a.mlf., "Tercüman", IA, XII/1, s. 178 vd.; Taner Timur, "Mavroyani Paşa An-latıyor: Osmanlı Gizli Polis Örgütü Nasıl Ku-ruldu?", TT, 1/6 (1984), s. 414-419; Fuad Köp-rülü, "Berîd", ÍA, II, 544 vd.; M. Canard, "Djā-cūs", El² (Fr.), II, 499-500; Mahmut Şakiroğ-lu, "Balyos", DIA, V, 45, 46; İbrahim Harekât, "Berîd", a.e., V, 499, 500.
YanıtlaSilelleri boynuna bağlı olarak gelir. Sonra da ya adaleti sayesinde kurtulur veya haksızlık etmiş olduğu için mahvolur!" buyurmuştur (Dârimi, Siyer, 72; Ibn Hanbel, II, 431; V, 267).
YanıtlaSilİslâm dini, bütün toplumsal kurumlarda olduğu gibi en geniş toplumsal kurum olan devlette de nizam fikrine ve uyuma önem verir. Bu sebeple Kur'ân-ı Kerîm'de "Al-lah'a, Peygamber'e ve sizden olan yönetici-lere (ülü'l-emre) itaat ediniz buyurulmuştur (en-Nisa 4/59). Hz. Peygamber de "Kendi İşlerinizi yürütenlere (devlet adamlarına) itaat edin, Rabbinizin cennetine girin" (et-Tirmizî, Cuma, 81) anlamındaki hadisiyle bu itaatin değerine işaret etmiştir. Ehl-i sün-net anlayışına göre devlet başkanı günah-kâr (fâsık) da olsa ona itaat etmek gerekir. Bir Ehl-i sünnet bilgini olan Gazzâlî "Zalim de olsalar devlet adamlarına hakaret et-mek doğru değildir" der ve Amr b. As'ın "Ehliyetsiz olsa bile bir hükümdarın varlığı, anarşinin sürüp gitmesinden daha hayırlı-dır" sözünü hatırlatır (lhyâ, IV, 85).
Ancak, devlet adamlarına gösterilmesi istenen bu saygı, onların zulüm ve haksız-lıklarını onaylama anlamına gelmez. Nite-kim Hz. Peygamber Yaratan'a isyan teşkil eden hususlarda yaratılmışa itaat edilme-yeceği ilkesini ifade etmenin (msl. bk. Buhârî, Ahkam 4) yanısıra "Cihadın en üstünü, zalim hükümdar karşısında hakkı söylemektir" buyurmustu
si Je ルー
C le b d Ve
hadisiyle bu
YanıtlaSilTirmizî, Cuma, 81) itaatin değerine işaret etmiştir. Ehl-i sün-
net anlayışına göre devlet başkanı günah-kâr (fâsık) da olsa ona itaat etmek gerekir. Bir Ehl-i sünnet bilgini olan Gazzâlî "Zalim de olsalar devlet adamlarına hakaret et-mek doğru değildir" der ve Amr b. As'ın "Ehliyetsiz olsa bile bir hükümdarın varlığı, anarşinin sürüp gitmesinden daha hayırlı-dır" sözünü hatırlatır (İhyâ, IV, 85).
Ancak, devlet adamlarına gösterilmesi istenen bu saygı, onların zulüm ve haksız-lıklarını onaylama anlamına gelmez. Nite-kim Hz. Peygamber Yaratan'a isyan teşkil eden hususlarda yaratılmışa itaat edilme-yeceği ilkesini ifade etmenin (msl. bk. Buhârî, Ahkâm 4) yanısıra "Cihadın en üstünü, zalim hükümdar karşısında hakkı söylemektir" buyurmuştur (İbn Mâce, Fiten, 21; İbn Hanbel, V, 251, 256). Bu yüzden İslâm bilginleri, devlet ve siyaset adamlarını adalete çağırmayı, buna imkân bulanların önemli görevleri arasında göstermişler ve bu görevi kendile-ri de yerine getirmişler, hatta bu konuda Nasihatü'l-mülük, Edebü'l-mülük, Adâbü'l-vüzera, Pendnâme, Nasîhatnâme gibi isimler altında kitaplar yazmışlar; zaman
etirilmiştir. Sult
YanıtlaSilSkilatın başına
asa'ya telki-
zamanında k
med teşkilatı vine
Usman
SIDK
me
chner
Öztürki, İstanbul 1991,
All Osman.
İlimleri Enstitüsü Dergisi, IV, Ankara 1
Pasa, Asafname inşr Ahmet Ug
del, s. 249; All. Meväida'n nefäis ft ka
- cûr"a) sürükler; kötülük ise cehenneme götürür. Nihayet insan, sürekli yalan söy-= lemesi yüzünden Allah katında "kezzâb" (çok yalancı) olarak yazılır" (Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103-105).
İslâm ahlâkçıları eserlerinde sıdk konu-suna, âyet ve hadislerdeki önemi dolayısıy-la geniş yer vermişler; çeşitli tutum ve davranışlara göre başlıca altı türlü sıdktan söz etmişlerdir:
1- Konuşmada dürüstlük: Dinî ve sosyal bir zarara yol açmadıkça, söylenen her sözün gerçeği yansıtması, verilen sözün yerine getirilmesi gerekir. Hadislerde, ancak, karı-kocanın arasını düzeltmek, savaşta düşmanı aldatmak gibi bazı istisnaî durumlarda gerçek olmayan söz söylenebi-leceği, bunun dışında yalan söylemenin haram olduğu belirtilmiştir.
2- Niyet ve iradede dürüstlük:
Hz. Peygamber "Allah sizin görünüşünü-ze ve mallarınıza bakmaz; fakat O, sizin kalblerinize ve işlerinize bakar" anlamında-ki hadisiyle (Müslim, Birr, 32) niyet ve iradede doğruluk ve dürüstlüğün önemine işaret etmiştir. Özellikle iş hayatında niyet ve irade dürüstlüğünün önemi çok büyüktür. Hz. Peygamber'in "(...) Ödemek niyetinde olmadığı halde borçlanan kimse hırsızdır" anlamındaki hadisi (İbn Mâce, Sadakât, 10, 11) bunu ifade eder.
3- Karar dürüstlüğü:
İnsan, bir işin iyi olduğuna kesin olarak inanmışsa bunu yapmaya, kötü bir işten de uzak durmaya dürüst olarak karar vermeli-dir.
4- Kararında durma dürüstlüğü:
Bir konuda verilmiş kararı caymadan
1783
2
stanbul 1956, s. 37 vd.; Selán. 13, 22: 11, 645, aynca bk. In afa Çelebi, Selimname inş stafa Çuhadar), Ankara 1 salihii-müslimin ve me ar Yücell. Ankara 19 Ale (Aksút), s. 25, 6 Defterdar Sarı Mel at (haz. Abdülkadi 10 Ed. Fak, Tarihe 8.430; a.mif., Ne Devlet Adamlan p Uğural), Anka-chez les prin tür.yer.; Baron
Hatıralar (tre (Tercüman m'in Hal'ine Tarih, nr. Ata Bey. $3-64: XI, Türk Is sturja Mer homet 54, s. Pres NI-۱۵
SIFAT
YanıtlaSilsürdürmek, karar vermekten daha güçtür. Karar verme ve kararında durma dürüstlü-ğü, özellikle kötü alışkanlıklardan tevbe edip bir daha bunlara dönmemek konu-sunda büyük önem taşır.
5-Amelde dürüstlük:
Ahlâkçılar amel bakımından sıdkı, iyilik-leri gösteriş, çıkar gütme gibi ahlâk dışı amaçlarla değil, sırf iyilik olduğu için yap-kötülükleri de aynı anlayışla terketmedeki doğruluk ve dürüstlük şek-linde açıklarlar. ma,
6- Dinî ve manevi hallerde dürüstlük:
Özellikle tasavvufî kaynaklarda havf (korku), recâ (ümit), ta'zîm, zühd, rıza, tevekkül, sevgi gibi insanın Allah'a saygı ve bağlılığını gösteren yüksek dinî ve manevi hallerinde dürüst olmak sıdkın en yüksek derecesi olarak gösterilmiştir (bk. Gazzâlî, İhyâ IV, 331-335).
Mustafa Çağrıcı
♫ Akaid
Sıdk doğruluk demektir; peygamberler-de bulunması gerekli olan sıfatlardan biri-dir. Bir başka anlatımla, peygamberlerin doğru olması, verdikleri haberlerin gerçek olması bu görevin kaçınılmaz gereklerin-dendir. Bütün peygamberler doğru, güve-nilir ve dürüst insanlardır. İslâm akaidinde, peygamberlerin, peygamberlikten önce de peygamberlikten sonra da gerek din işle-rinde, gerekse dünya işlerinde asla yalan söylemedikleri kabul edilir. Nitekim gös-terdikleri mucizeler de onların doğrulukla-rının, Allah tarafından onaylanması anla-mını taşır. Eğer peygamberler için sıdk kaçınılmaz bir nitelik olmasaydı, yani söz-leri yalan ihtimaline açık olsaydı o zaman
İSLAM'DA
YanıtlaSilİNANÇ, İBADET
VE GÜNLÜK YAŞAYIŞ ANSİKLOPEDİSİ
editör
Prof. Dr. İbrahim Kâfi Dönmez
TEVBE SÜRESİ
YanıtlaSilcihad edenlere Yüce Allah cennet vaad etmiştir (111).
* Allah'ın müjdesine kavuşanlar, tevbe eden, ibâdet eden, hamd eden, Allah yo-lunda gidip cihad eden, namaz kılan, iyiliği emir, kötülükten meneden ve Allah'ın belirlediği sınırları dışına çıkmayan mümin-lerdir (112).
* Kâfir olarak ölenlere Allah'tan mağfiret dilenmez (113-114).
* Cenab-ı Hak, mümin kullarına, sakın-maları gereken şeyleri bildirmedikçe, onları sorumlu tutmaz (115).
* Her şey Allah'ındır, yaratan da öldüren de O'dur, müminlerin gerçek dostu ve yardımcısı da Allah'tır (116).
* Allah'tan ümid kesilmemeli, işlenen günahlar için gönülden tevbe edip O'na sığınmalıdır (117-118).
* Müminler Allah'tan korkmalı, doğrular-la beraber olmalıdır. Allah Teâlâ, kendi yolunda başa gelen sıkıntılara, yapılan masraflara karşılık mutlaka mükâfâtını verecek, daha güzeliyle ödüllendirecektir (119-121).
* Bir savaş sırasında, din ve ilim alanında çalışan gruplar savaşa katılmaz; onlar cep-he gerisinde, cephedeki cihadı destekler; savaş sonunda da müminleri irşad edip aydınlatır (122).
* Kur'ân, müminlerin imanını, münafıkla-rın ise inkârını (kinlerini) artırır (124-127).
* Hz. Peygamber, ümmetine düşkün, onların sıkıntıya uğramalarına üzülen, şefkat ve merhamet sahibi bir Allah elçisi-
a-
YanıtlaSil* Kâfir olarak ölenlere Allah'tan mağfiret dilenmez (113-114).
e k -i
(112).
Van mümin-
* Cenab-ı Hak, mümin kullarına, sakın-maları gereken şeyleri bildirmedikçe, onları sorumlu tutmaz (115).
* Her şey Allah'ındır, yaratan da öldüren de O'dur, müminlerin gerçek dostu ve yardımcısı da Allah'tır (116).
e
* Allah'tan ümid kesilmemeli, işlenen günahlar için gönülden tevbe edip O'na sığınmalıdır (117-118).
* Müminler Allah'tan korkmalı, doğrular-la beraber olmalıdır. Allah Teâlâ, kendi yolunda başa gelen sıkıntılara, yapılan masraflara karşılık mutlaka mükâfâtını verecek, daha güzeliyle ödüllendirecektir (119-121).
* Bir savaş sırasında, din ve ilim alanında çalışan gruplar savaşa katılmaz; onlar cep-he gerisinde, cephedeki cihadı destekler; savaş sonunda da müminleri irşad edip aydınlatır (122).
* Kur'ân, müminlerin imanını, münafıkla-rın ise inkârını (kinlerini) artırır (124-127).
* Hz. Peygamber, ümmetine düşkün, onların sıkıntıya uğramalarına üzülen, şefkat ve merhamet sahibi bir Allah elçisi-dir (128).
* Zorluklardan yılmamalı, Allah'a güve-nip O'na dayanmalıdır (129).
2035
5806- Kasten namaz bırakmayın. Zira her kim kasten namaz bırakırsa, Allah'ın ve Rasulü'nün zimmeti ondan beri olur.
YanıtlaSil-٥٨٠٧ - لا تَتَمَنَّوْا لِقَاءَ العَدُوِّ وَسَلُوا اللهَ الْعَافِيَةَ فَإِذَا لَقِيتُمُوهُمْ فَاثْبُتُوا وَاكْثَرُوا ذِكْرَ اللهِ فَاِنْ اَجْلَبُوا وَصَيَّحُوا فَعَلَيْكُمْ بالصَّمْت (ش) طب ق عن ابن
عمرو)
5807- Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin. Allah'. tan afiyet dileyin. Şayet onlarla karşılaşırsanız dimdik durun. Al. lah'ı çok zikredin. Haykırarak üzerinize saldıracak olurlarsa yıl. mayın. Telaşa kapılmayın. Sükutu ve serinkanlılığı muhafaza e-din.
٥٨٠٨ - لا تَتَمَنَّوْا لِقَاءَ الْعَدُقِ وَسَلُوا اللهَ الْعَافِيَةَ فَإِنَّكُمْ لَا تَدْرُونَ مَا تُبْتَلُونَ مَعَهُمْ وَإِذَا لَقِيتُمُوهُمْ فَقُولُوا اللَّهُمَّ اَنْتَ رَبُّنَا وَرَبُّهُمْ وَنَوَاصِينَا وَنَوَاصِيهِمْ بِيَدِكَ وَإِنَّا تَقْتُلُهُمْ أَنْتَ ثُمَّ الْزَمُوا الْأَرْضَ جُلُوسًا فَإِذَا غَشَوْكُمْ فَانْهَضُوا وَكَبِّرُوا (ك عن جابر)
5808- Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin. Allah-'tan afiyet dileyin. Çünkü onlarla karşılaştığınızda başınıza neler geleceğini kestiremezsiniz. Onlarla karşılaştığınızda şöyle deyin: "Allâhümme ente rabbünâ ve rabbühüm ve nevâsıynâ ve nevá-sıyhim bi yedike ve innemâ taktülühüm ente." Sonra yere çökün (siper alın). Üzerinize saldırdıklarında fırlayın ve tekbir getirin.
٥٨٠٩ - لا تَتَوَضَّلُّوا فِي الْكَنِيفِ الَّذِي تَبُولُونَ فِيهِ فَإِنَّ وُضُوءَ الْمُؤْمِنِ يُوزَنُ
مَعَ حَسَنَاتِهِ الديلمي وابن النجار عن انس)
5809- Küçük su döktüğünüz mahalde abdest almayın. Çünkü mü'minin abdesti kıyamette sevapları ile birlikte tartılacak-tır.
٥٨١٠ - لا تُجَادِلُوا بِالْقُرْآنِ وَلاَ تُكَذِّبُوا كِتَابَ اللَّهِ بَعْضَهُ بِبَعْضٍ فَوَ اللَّهِ إِنَّ -
1352
الْمُؤْمِنَ لَيُجَادِلُ بِهِ فَيُغْلَبُ وَإِنَّ الْمُنَافِقَ لَيُجَادِلُ بِهِ فَيُطْلَبُ الديلمي عن عبد
YanıtlaSilالرحمان بن جبير عن ابيه عن جده)
5810- Kur'an ile mücadele etmeyin. Allah'ın Kitabı'nın bir kısmını bir kısmı ile yalanlamayın. Vallahi onunla mücadele e-den mü'min yenilir. Onunla mücadele eden münafik da galip geldiğini zannetse bile mahkum olur. (Galebesi necat sebebi ol-maz.)
-٥٨١١ - لا تَجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ مَقَابِرَ إِنَّ الشَّيْطَانَ يَنْفَرُّ مِنَ البَيْتِ الَّذِي يُقرأ فِيهِ سُورَةُ الْبَقَرَةِ" (ش حم م ت عن ابي هريرة)
5811- Evlerinizi kabirler haline sokmayın. Hiç şüphesiz şeytan içinde Bakara Suresi okunan evden kaçar.
٥٨١٢ - لا تَجْعَلُوا قَبْرِي عِيدًا وَلَا تَجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قُبُورًا وَصَلُّوا عَلَيَّ وَسَلِّمُوا حَيْثُمَا كُنْتُمْ فَتَبْلُغُنِى صَلَاتُكُمْ وَسَلَامُكُمْ (ع) والحكيم عن الحسين عن على)
5812- Kabrimi bayram yeri yapmayın. Evlerinizi kabirler haline getirmeyin. Bulunduğunuz yerde bana salat ü selam geti-rin. Salat ve selamınız merak etmeyin, mutlaka bana ulaşır.
٥٨١٣ - لا تَجْعَلُوا هَذِهِ الصَّلَوةَ يَعْنِي الصُّبْحَ كَالصَّلَوةِ قَبْلَ الظُّهْرِ وَبَعْدَهَا وَاجْعَلُوا بَيْنَهُمَا فَصْلاً (طب ك عن عبد الله بن بجينة)
5813- Bu namazı (sabah namazını kastediyor) öğlenden evvelki ve sonraki namaz gibi yapmayın. Aralarını (sabah nama-zının sünneti ile farzı arasını) ayırın.
٥٨١٤ - لَا تَجْعَلُونِي كَقَدَحِ الرَّاكِبِ يَجْعَلُ مِائَةَ فِي قَدَحِهِ فَإِنْ اِحْتَاجَ إِلَيْهِ شَرِبَهُ وَإِلا صَبَّهُ اجْعَلُونِي فِي أَوَّلِ كَلَامِكُمْ وَأَوْسَطُهُ وَآخِرُهُ (انب النجار عن ابن مسعود)
5814- Beni yolcunun su kabı gibi yapmayın. O, suyu içi-ne koyar, muhtaç olduğu zaman içer. Ihtiyacı olmadığı zaman o-nu döker. Beni sözünüzün ilki ortası ve sonu yapın üzerime sa-lavat getirin).
1353
أسْبِقُكُمْ أَنَّكُمْ تُدْرِكُونَ مَا فَاتَكُمْ (ق) عن ابى هريرة)
YanıtlaSil2163- Ey insanlar! Ben artık ağırlaştım. Rüku ve secde etmede beni geçmeyin. Ben sizi geçeyim, siz fevt ettiklerinizi ta. mamlarsınız.
٢١٦٤ - أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ النِّسَاءَ عِنْدَكُمْ عَوَانٌ أَخَذْتُمُوهُنَّ بِأَمَانَةِ اللَّهِ وَاسْتَحْلَلْتُمْ فُرُوجَهُنَّ بِكَلِمَةِ اللهِ وَلَكُمْ عَلَيْهِنَّ حَقٌّ وَلَهُنَّ عَلَيْكُمْ حَقٌّ وَمِنْ حَقِّكُمْ عَلَيْهِنَّ أَنْ لاَ يُوطِئَنَّ فُرُشَكُمْ أَحَدًا وَلَا يَعْصِينَكُمْ فِي مَعْرُوفٍ فَإِذَا فَعَلْنَ ذَلِكَ فَلَهُنَّ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ (ابن جرير عن ابن عمر)
2164- Ey nas! Kadınlar yanınızda yardıma muhtaç yara-tıklardır. Allah'ın emaneti ile aldınız onları. Ferclerini Allah'ın ke-limesi ile kendinize helal yaptınız, ne var ki sizin onların üzerinde haklarınız vardır. Onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin onlar üzerindeki haklarınız yatağınızı kimseye çiğnetmemeleridir, maruf (dine uygun) olan hususlarda size başkaldırmamalarıdır. Bunu yaparlarsa (haklarınıza riayet ederlerse) onları maruf ölçüler dahilinde yedireceksiniz, giydireceksiniz.
٢١٦٥ - أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّهُ لَمْ يَبْقَ مِنْ مُبَشِّرَاتِ النُّبُوَّةِ الا الرُّؤْيَا الصَّالِحَةُ يَرَاهَا الْمُسْلِمُ أَوْ تُرَى لَهُ الْأَوَانِي نُهِيتُ أَنْ أَقْرَءَ الْقُرْآنَ رَاكِعًا أَوْ سَاجِدًا أَمَّا الرَّكُوعُ فَعَظْمُوا فِيهِ الرَّبَّ وَأَمَّا السُّجُودُ فَاجْتَهِدُوا فِي الدُّعَاءِ فَقِمَنْ أَنْ يُسْتَجَابَ لكم (ن حم م د ن هـ عن ابن عباس)
G
2165- Ey nas! Peygamber müjdelerinden ancak salih rü-ya kaldı. Müslüman onu görür veya kendisine gösterilir. Dikkat edin! Ben rüku ve secdede Kur'an okumaktan nehyedildim. Rü-kuda Rabbinizi tazim edin, secdede ise çok dua edin. O takdirde duanız kabul edilmeye layıktır.
٢١٦٦ - أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّى وَاللَّهِ مَا آمُرُكُمْ إِلا مَا أَمَرَكُمُ اللَّهُ بِهِ وَلَا أَنْهَاكُمْ إِلا -عَمَّا نَهَاكُمُ اللهُ عَنْهُ فَاجْمِلُوا فِي الطَّلَبِ فَوَالَّذِي نَفْسٍ أَبِي الْقَاسِمِ بِيَدِهِ أَنَّ -
550
أحَدُكُمْ لَيَطْلُبُهُ رِزْقُهُ كَمَا يَطْلُبُهُ اَجَلُهُ فَإِنْ تَعَشَرَ عَلَيْكُمْ شَيْء مِنْهُ فاطلبوه
YanıtlaSilبِطَاعَةِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ (طب عن السيد الحسن بن على)
2166- Ey nas! Ben vallahi size ancak Allah'ın emrettikle-iyi yapın. Ebül Kasım'ın nefsi yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, birinizin rızkı tıpkı eceli gibi kendisini takip eder. Eğer rini emrediyor, nehyettiklerinden nehyediyorum. Rızkı kazanmayı nzik arama babında bir güçlükle karşılaşırsanız onu Allah'in taatı ile arayın.
۲۱٦٧ - أَيُّهَا النَّاسُ زُورُوهُمْ وَآتُوهُمْ وَسَلَمُوا عَلَيْهِمْ فَوَالَّذِي نَفْسي بيده لا يُسَلِّمُ عَلَيْهِمْ مُسْلِمٌ إِلَى يَوْمِ الْقِيَمَةِ إِلَّا رَدُّوا عَلَيْهِ السَّلَامَ يَعْنِي شُهَدَاءَ أَحْدٍ
ابن سعد عن عبيد بن عمير مرسلا)
2167- Peygamberimizin Uhud şehitlerini kastederek: "Ey nas! Onları ziyaret edin. Selam verin. Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin olsun ki, kıyamete kadar onlara selam veren müslümanın selamını onlar mutlaka alırlar." buyurdular.
٢١٦٨ - أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّمَا الدُّنْيَا عَرَضٌ حَاضِرٌ يُصِيبُ مِنْهَا الْبِرُّ وَالْفَاجِرُ وَإِنَّ
الآخِرَةَ وَعْدٌ صَادِقٌ يَحْكُمُ فِيهَا مَلِكٌ قَادِرٌ يُحِقُ بِمَا الْحَقَّ وَيُبْطِلُ الْبَاطِلَ أَيُّهَا النَّاسُ فَكُونُوا أَبْنَاءَ الْآخِرَةِ وَلَا تَكُونُوا مِنْ أَبْنَاءِ الدُّنْيَا فَإِنَّ كُلَّ أَمْ يَتْبَعُهَا وَلَدُهَا اعْمَلُوا وَانْتُمْ مِنَ اللَّهِ عَلَى حَذَرٍ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ مُعْرَوُضُونَ عَلَى أَعْمَالِكُمْ وَأَنَّكُمْ مُلاقُوا اللهَ لا بُدَّ مِنْهُ فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ الحسن بن سفيان طب وابن مروية حل عن شداد بن اوس)
2168- Ey nas! Dünya geçici bir metadır. Onu iyi olan da
alır, kötü olan da. Ahiret ise gerçek bir vaaddir. Orada ancak pek güçlü bir hükümdar hükmedecektir. Hakkı ispat edecek, batı-lı da kökünden yıkacaktır. Su halde ey insanlar! Ahiret çocukları olunuz, dünya çocukları (salikleri) değil. Zira her anneye ancak çocuğu (başkası değil) uyar. Allah'tan korkarak çalışın. Bilin ki,
551
siz amellerinize göre Allah'a sunulacaksınız. Mutlaka Allah'a ka-vuşacaksınız. Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görecek, kim de zerre kadar şer işlemişse onu görecektir.
YanıtlaSil٢١٦٩ - أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا الشَّرْكَ فَإِنَّهُ اَخْفَى مِنْ دَبِيبِ النَّمْلِ قَالُوا كَيْفَ نَتَّقِيهِ يَا رَسُولَ اللهِ قَالَ قُولُوا اللَّهُمَّ إِنَّا نَعُوذُ بِكَ أَنْ نُشْرِكَ بِكَ شَيْئًا نَعْلَمُهُ وَنَسْتَغْفِرُكَ لِمَا لَا نَعْلَمُهُ (حم طب عن ابي موسى)
2169- Ey nas! Şirkten kaçının. Çünkü o karıncanın aya-ğının sesinden daha gizlidir. "Ey Allah'ın Rasulü! Biz ondan nasıl korunalım?" diye sordular. Dedi ki, şöyle deyin: "Allâhümme in-nâ neûzü bike en nüşrike bike şey'an na'lemühû ve nestağfiruke li mâ lâ na'lemüh" (Bilerek Zat-ı Ecelli A'lan'a şirk koşmaktan Sa-na sığınırız Allah'ım! Bilmeyerek bizden meydana gelen şirkten de affını talep ederiz Allah'ım!)
۲۱۷۰ - أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا اللهَ فَوَاللهِ لاَ يَظْلِمُ مُؤْمِنٌ مُؤْمِنًا إِلَّا انْتَقَمَ اللَّهُ مِنْهُ يَوْمَ الْقِيَمَةِ (عبد بن حميد عن ابي سعيد)
2170- Ey insanlar! Allah'tan korkun. Allah'a yemin ede-rim ki, bir mü'min bir mü'mine zulüm ederse, Allah mutlaka kı-yamet günü ondan intikamını alır.
۲۱۷۱ - أَيُّهَا النَّاسُ اِثْنَانٌ مَنْ وَقَاهُ اللهُ شَرَّهُمَا دَخَلَ الْجَنَّةَ مَا بَيْنَ لِحِيَيْهِ وَمَا بَيْنَ رِجْلَيْهِ (حم عن رجل من الانصار)
2171- Ey insanlar! İki şey vardır ki, Allah kimi onların şerrinden korursa cennete girer. İki dudak arasındaki dilini, iki bacak arasındaki (tenasül uzvunu).
۲۱۷۲ - أَيُّهَا النَّاشِدُ غَيْرُكَ الْوَاجِدُ لَيْسَ هِذَا بُنِيَتِ الْمَسَاجِدُ (عبد الرزاق عن ابراهيم بن محمد عن مصعب بن محمد عن ابى بكر بن محمد قال سمع رسول الله صلى الله عليه وسلم رجلا ينشد ضالة في المسجد قال فذكره
2172- Ey yitiğini arayan, (onu Allah sana buldurtmasın). Zira mescitler bu gaye için yapılmamıştır.
552
۲۱۷۳ - أَيَّتُهَا الأُمَّةُ إِنّى لا أَخَافُ عَلَيْكُمْ فِيمَا لَا تَعْلَمُونَ وَلَكِنِ انْظُرُوا كَيْفَ تَعْمَلُونَ فِيمَا تَعْمَلُونَ" (ص حل هب عن ابي هريرة)
YanıtlaSil2173- Ey ümmet! Sizin için bilmedikleriniz hususunda korkmuyorum. Lakin bildiklerinizi nasıl tatbik ediyorsunuz, ona dikkat edin.
٢١٧٤ - الله اللهَ فِي أَصْحَابِى لاَ تَتَّخِذُوهُمْ عَرَضًا بَعْدِي فَمَنْ أَحَبَّهُمْ فَبِحُبَى أَحَبَّهُمْ وَمَنْ أَبْعَضَهُمْ فَبِبُغْضِي أَبْغَضَهُمْ وَمَنْ آذَاهُمْ فَقَدْ آذَانِي وَمَنْ آذَانِي فَقَدْ آذَى اللَّهَ وَمَنْ آذَى اللهَ يُوشَكُ أَنْ يَأْخُذَهُ (حم خ في تاريخه ت حل عن عبد الله بن مغفل)
2174- Ashabım hakkında Allah'tan korkun. Allah'tan korkun. Onları benden sonra hedef edinmeyin. Kim onları sever-se bana olan sevgileri ile sevmiştir. Onlardan nefret eden, bana olan nefreti sebebiyle nefret eder. Kim onlara eziyet ederse bana eziyet etmiş demektir. Bana eziyet eden ise Allah'a eziyet etmiş olur. Kim de Allah'a eziyet ederse, onu çepçevre yakalaması ya-kındır, demektir.
٢١٧٥ - الله اللهَ فِي أَصْحَابِي فَمَنْ أَبْغَضَهُمْ فَلِبُغْضِي أَبْغَضَهُمْ وَمَنْ أَحَبَّهُمْ فَلِحُبِّي أَحَبَّهُمْ اللَّهُمَّ أَحِبَّ مَنْ أَحَبَّهُمْ وَأَبْغِضْ مَنْ أَبْغَضَهُمْ (ابن النجار عن انس)
2175- Ashabım hakkında Allah'tan korkun. Allah'tan
korkun. Kim onlara buğz ederse bana olan buğzu sebebiyle buğz etmiştir. Kim de onları severse, beni sevdiği için sevmiştir. Al-lah'ım! Onları seveni sev, onlara buğz edene buğz et.
٢١٧٦ - اللهُ أَكْبَرُ خَرِبَتْ خَيْبَرُ أَنَا إِذَا نَزَلْنَا بِسَاحَةِ قَوْمٍ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنْذِرِينَ (حم خ م ت ن عن انس حم عن انس عن ابي طلحة)
2176- Allâhü ekber! Hayber harap olmuştur. Biz bu kav-
553
min yakınına konaklarsak, azapla korkutulanların sabahı gerçek. ten kötüdür demektir.
YanıtlaSil۲۱۷۷ - اللهم اغفر للحاج ولمن استغفر له الحاج الد في وابن خريمة في صحيحه من ابى هريرة
2177- Allah'ımı Hacıyı affet ve hacının kendisine dua et tiği kimseyi de bağışla.
۲۱۷۸ - اللَّهُمَّ إِلَى أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْبَرَصِ وَالْجُنُونِ وَالْجُدَّامِ وَمِنْ سَيِّي الأسقام (ط) حم ن د حب طب ك ض عن انس)
2178-Allah'ıml Baras, cinnet ve cüzzamdan ve diğer kö-tű hastalıklardan sana sığınırım.
۲۱۷۹ - اللَّهُمَّ اجْعَلْ بِالْمَدِينَةِ ضِعْفَى مَا جَعَلْتَ بِمَكَّةَ مِنَ الْبَرَكَةِ (حم ح م عن انس)
tını ver. 2179- Allah'ıml Medine'ye Mekke'deki bereketin iki ka-
۲۱۸۰ - اللَّهُمَّ رَبَّ النَّاسِ مُذْهِبَ الْبَأْسِ اِشْفِ أَنْتَ الشَّافِي لَا شَافِيَ إِلَّا أنْتَ اشْفِ شِفَاءٌ لا يُغَادِرُ سَقَمًا ( د ن ت خ حم عن انس)
2180- Ey insanların Rabbi ve sıkıntının gidericisi olan Al-lah'ıml Şifa ihsan et, şifa veren Sensin. Senden başka şifa veren yoktur. Hiç bir hastalık bırakmayan bir şifayı ihsan et.
۲۱۸۱ - اللهم لا خَيْرَ إِلا خَيْرُ الآخِرَةِ وَفِي لَفْظِ لَا عَيْشَ إِلَّا عَيْشُ الْآخِرَةِ فَاغْفِرْ لِلأَنْصَارِ وَالْمُهَاجِرَةِ (ط حم خ م د ت ن عن انس)
2181- Allah'ıml Ahiretin hayrından başka bir hayır yok tur. (Başka bir lafızda, ahiret hayatından başka hiçbir hayat yok-tur şeklinde varit olmuştur.) Hem Ensar'ı hem de Muhacirler'i ba ğışla.
554
رجوع طلب عمل في -۲۱۸۲ - اللهم علم معوية الكتاب والحساب وقه العذاب
YanıtlaSilالعرباض الحسن بن سفيان والحسين بن عرفة والبغوى وابن قانع حل كر من الحرب عدد كر عن ابن عباس عن طب تمام عن عبد
الرحمن ابن الجوزى من إلى هريرة) 2182- Allah'ım! Muaviye'ye kitabı da, hesabı (farzi) da öğret. Onu azaptan koru.
۲۱۸۳ - اللَّهُمَّ أَعِنْهُ وَاعِنَ بِهِ وَارْحَمْهُ وَارْحَمْ بِهِ وَالْصُرْهُ وَالْصْرُ بِهِ اللَّهُمَّ وَآلِ مَنْ وَالاهُ وَعَادِ مَنْ عَادَاهُ يَعْنِي عليا (طب عن ابن عباس)
2183- Peygamberimiz, Hazreti Ali'yi kastederek: "Allah-'iml Ona yardım et. Onun sebebiyle de yardım et. Onu esirge ve onun sebebiyle de esirge. Ona yardım et, onun sebebiyle (halka) yardım et. Onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol Allah-'ım!" buyurdular.
٢١٨٤ - اللَّهُمَّ إِلَى أَحِبُّهُمَا فَاحِبَّهُمَا وَأَبْغَضُ مَنِ ابْغَضَهُمَا يَعْنِي الْحَسَنُ وَالْحُسَيْنُ (ش طب عن ابي هريرة)
2184- Peygamberimiz torunları Hasan ve Hüseyin'i kas-tederek: "Allah'ım! Ben bu ikisini seviyorum. Sen de sev. Onlar-dan nefret edenlerden Sen de nefret et."
٢١٨٥ - اللَّهُمَّ انْصُرِ الْعَبَّاسَ وَوَلَدَ الْعَبَّاسِ ثَلَاثًا يَا عَمُ أَ مَا عَلِمْتَ أَنَّ الْمَهْدِي مِنْ وُلْدِكَ مُوَفِّقًا رَاضِيًا مَرْضِيًّا (الهيثم بن كليب وابن عساكر عن عبد الله بن
عباس عن ابيه وسند رجاله ثقات
2185- Allah'ım! Abbas'a ve Abbas'ın oğullarına Sen yar-dım et. (Üç kere) ey amca, Mehdi senin neslindendir. Muvaffak olacaktır. Allah'tan razı olacaktır, Allah da ondan hoşnut olacak-tır.
٢١٨٦ - اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى أَبِي بَكْرٍ فَإِنَّهُ يُحِبُّكَ وَيُحِبُّ رَسُولِكَ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى عُمَرَ فَإِنَّهُ يُحِبُّكَ وَيُحِبُّ رَسُولَكَ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى عُثْمَانَ فَإِنَّهُ يُحِبُّكَ وَيُحِبُّ
555