Mustafa Kemal Atatürk ün gizli vasiyeti

Yorumlar

  1. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

    ELHAMDÜLİLLAH

    ALLAHUEKBER

    SUBHANALLAH

    ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED

    ESTAGFİRULLAH

    SALLAAHUALEYHİVESELLEM

    BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ

    GİBİDİR

    ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR

    HADİS İ ŞERİF

    YanıtlaSil

    yuksel4 Şubat 2026 23:14
    Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)

    YanıtlaSil

    yuksel4 Şubat 2026 23:10
    Bir Hazinenin Anahtarı

    RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI

    FİHRİST VE İNDEKSİ

    İSMAİL MUTLU

    İKİNCİ BASKI

    YanıtlaSil
  2. karışık gelen sözlerinden kaçın ki o sözler seni kaydırıp yanıltmasın. Kim bilir belki o bilgili kişi o sözlerinden döner. Sen duydu-ğunda hakkı kabul et. Çünkü hakkın üzerin-de nûr vardır."10

    Bazı rivayetlere göre şu fitneler de o gün-lerde ortaya çıkacaktır:

    -Namazın öldürülmesi,

    Emânetin zâyi edilmesi,

    Fâizin yenmesi,

    Yalanın helâl sayılması,

    Kanların hafife alınması (adam öldürme-nin artması ve kâtilden kısas alınmaması),

    Binâları yükseltilmesi,

    Dünya karşılığında dinin satılması,

    İpek elbisenin (erkekler arasında yaygın-laşması),

    Boşanmaların çoğalması,

    - Ânî ölümlerin artması,

    - İftiraların artması,

    Yağmurun rahmet değil azap olması,

    Çocuğun âsî olup anne-babasını öfke-lendirmesi,

    Alçak insanların iyice artması,

    - Kerîm (güzel ahlâklı) insanların azalması,

    İdarecilerin devlet malını çalması,

    YanıtlaSil
  3. - Mushafların süslenmesi,

    - Camilere resimler konulması (veya resimlerinin çekilip her yere asılması),

    Minarelerin uzatılması (bununla övünülmesi),

    Yalın ayak, çıplak insanların salta-nat sahibi olmaları,

    Erkeklerin kadınlara, kadınların er-keklere benzemesi,

    - Dinî bir maksat olmaksızın fıkıh öğ-renilmesi,

    Ähiret ameliyle dünya menfaati elde etmeye çalışmak,

    - Zekâtın ağır bir borç olarak telakkî edilmesi,

    -Şarkıcı kadınların ve çalgı âletlerinin revaç bulması,

    - İçkilerin yollarda içilmesi,

    - Kur'ân'ın mûsikî âleti gibi görülme-si (sadece teğannisiyle meşgul olun-ması),

    Bu ümmetin sonradan gelenleri-nin önceki nesillere lânet etmesi,

    Bunlar olduğu zaman insanlar kızıl rüzgârdan, yere geçirilmekten, sûret değişikliğinden (hayvan sûretine çev-rilmekten) ve büyük alâmetlerden (veya Allah'ın azametini gösteren bü-yük olaylardan) sakınsınlar!¹¹

    "...Kıyametin alametlerinden biri de erkeklerin erkeklerle, kadınların kadın-larla yetinmesidir..."

    Rasûlullah (s.a.v) bir gün:

    "-Gençlerinizin fıska düştüğü, ka-dınlarınızın azdığı zaman hâliniz nice olacak ey insanlar?" diye sormuştu. Yanındakiler hayretle:

    "-Ey Allah'ın Rasûlü, böyle bir şey olacak mı?" dediler.

    "-Evet, hatta daha beteril" buyurdu

    12. ALTINOLUK

    ve devam etti:

    "-Emr bi'l-ma'ruf ve nehy ani'l-münkeri terkettiğiniz zaman hâliniz münk nice olacak?" diye sordu. Yanındakiler hayretle:

    "-Yâ Rasûlallah, bu olacak mı?" de-diler.

    "-Evet, hatta daha beteri!" buyur-dular ve devam ettiler:

    "-Ma'rufu münker, münkeri de ma'ruf olarak gördüğünüz zaman hâliniz nice olacak?"13

    Süfyan es-Sevrî (r.a) o günlerde in-sanın hâlini resmeden şu sözü nakle-der:

    "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki o zaman kalpler ölür, bedenler yaşar."14

    Gerçekten bugün insanlar beden-lerini süslemek ve bakımını yapmak için büyük paralar harcarken kalplerini ölüme zorlayacak davranışları daha da artırıyorlar. Halbuki bedenin sıhhatine dikkat etmekle birlikte asıl kalbin hayat bulması için çalışmak gerekir.

    Yine Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyur-muşlardır:

    "Dünyaya alçak oğlu alçakların hâ-kim olması yakındır."15

    Böyle bir devirde dünya belâ yu-mağı hâline gelir. Gücü yeten zayıfları ezer, insanlar ölümü arar hâle gelirler miştir: Rasûlullah (s.a.v) bunu şöyle ifade et

    yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp "Nefsim kudret elinde olan Allah'a içinde ben olsaydım>> demedikçe kıya Üzerine abanarak «Keşke bu kabrin leten din değil, belâ olacaktır."16 met kopmaz. Halbuki bu sözü ona söy

    YanıtlaSil
  4. Bu fitneler esnasında çekilen iz-diraplar âsîler için ceza olurken sålih müminler için günahlarına keffarettir. Rasûlullah (s.a.v) bunu da şöyle haber vermiştir:

    "Benim bu ümmetim rahmete mazhar olmuş bir ümmettir (ümmet-) merhûmedir). Ahirette azába mâruz kalmayacaktır. Onların azabı fitneler, zelzeleler, birbirini öldürmeler ve sıkın-tılar şeklinde dünyada olacaktır."1"

    Mü'minlerin hata ve günahları dünyada çektikleri mihnetler, hastalıklar ve belâlarla mağfiret edilir. Bugün müslümanların başına gelen büyük sıkıntılara baktıkça bu hadîs-i şerîfi hatırlamamak mümkün değildir. Ancak müslümanlar buna güvenerek kendini bırakmamalı, gereken tedbirleri almalı, çalışıp güçlü olmalıdır. Zira güçlü müslüman zayıf mü'minden daha hayırlı ve Allah katında daha sevimlidir.

    - Dipnotlar: 1) Buhârî, Menâkıb, 25; Müslim, İmâre, 51, 52. 2) Buhârî, Büyü' 7. 3) Ebû Dâvûd, Büyü' 3/3331; Nesâî, Büyû', 2/4452. 4) Buhârî, Fiten 2, Müslim, İmâre 45. 5) Müslim, Îmân 186. 6) Buhârî, Rikâk, 7; Müslim, Zühd, -6.7) Müslim, Fedâil 31. 8) Müslim, Fiten 19, 20; Tirmizî, Fiten, 14/2176; Ebû Dâvûd, Fiten, 1/4252. 9) Ebû Dâvûd, Melâhim, - 5/4297; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 278. 10) Ebû Dâvud, Sünnet, 6/4611. 11) Ebû Nuaym, Hilye, III, 358-359. 12) Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebir, 10/228; Heysemî, VII, 322-323. 13) Heyserni, Mecma'u'z-Zevald, VII, 280-281. 14) Ebû Nuaym, Hilyetü'l-evliyâ, 7/82. 15) Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 430. 16) Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54. 17) Ebû Dâvûd, Fiten, 7/4278.

    -

    -

    YanıtlaSil
  5. Kum yâ Seyyide'l-Verâ kad kâmeti'l-kıyâme (Ey Alemlerin Efendisi Kalk, Başımıza Kıyamet Kopuyor)

    KIYAMETİN GÖLGESİNDE YAŞAMAK

    Eylül 2024/Safer 1446 www.altinoluk.com. Say: 463-130.00

    YanıtlaSil
  6. 800

    DELAIL I HAYRAT SERHI

    Burada geçen:

    ONLARIN.. Tabiri ile insanlar ve cinler murad edilmiştir.

    Bu cümlenin daha açık şerhll manası şudur:

    Dünya yaratıldıktan taa, kıyamet kopuncaya kadar ein, Insan ve şeytanların bedenlerinde, yüzlerinde başlarında bulunan killar sa Seyyid'ül-Enblya, Sened'll-Asfiya, Şefi-4 Ruz-üzerine tam salát, üstün bereket, yısınca, günde bin kere Bey Ceza Hazret-i Muhammed Mustafa üzerine tam Insal ederek yüce şarını pek faziletli ve üstün şerefli eyle

    Devam edellm:

    Allahım, Muhammed'e salât eyle; kuşlar kanat çırptıkça, in-san, ein ve şeytanlar uçtukça.. Hem de dünyayı yarattığın günden, taa, kıyamet kopuncaya kadar, her günde bin kere..

    Böylece, Resulüllah S.A. efendimizin şanını muazzam, mükerrem

    ve muazzez cyle. Devam edelim:

    Allahım, Muhammed'e salât eyle; her BEHİME..

    Burada geçen:

    BEHIME.

    Tabiri ile, tüm dört ayaklı hayvanlar murad edilmektedir. Yani: Karada, denizde, ehli veya vahşi olan dört ayaklı hayvanatın tümü..

    Devam edelim:

    Olarak yarattığın yeryüzündeki büyük küçük, yerin ŞARKLA-RINDA ve GARPLARINDA..

    Cümle içinde görüldüğü gibi, ŞARK ve GARP lafızları çoğul ola-

    rak:

    ŞARKLARINDA ve GARPLARINDA..

    Diye geçmektedir. Bunun sebebi şöyle anlatılır:

    Şark tarafında yüz seksen doğuş yeri, garp tarafında da yüz seksen batış yeri vardır. Güneş, her gün bunların birinde doğar birin-da de batar. Ertesi gün ise, diğerinden doğar ve diğer yerinde batar, Bu üslup üzere altı ayda bütün doğuşları ve batışları tamam edip tek-rar eski yerine gelir. Bunun için, cem (çoğul) sığası ile gelmiştir. Bü-tün nüshalarda böyledir. Ancak, bazı nüshalarda:

    Şarklarında YAHUT garplarında.

    Olarak gelmiştir ki, YAHUT terimini oluşturan (Arapça) EV edatı fazladan konmuştur.

    Devam edelim:

    Sayılarını ancak zatının bildiği, yerin insinin ve cinninin sayı-sı kadar.. Heni de, dünyayı yarattığın günden itibaren, taa, kıyamet kopuncaya değin her gün bin kere..

    Böylece, Resulüllah S.A. efendimiz üzerine tazimat ve tekrimat ederek, yüce şanını daima muazzez ve mükerrem eyle.

    YanıtlaSil
  7. KARA DAVUD

    801

    عَلَى مُحَمد عَدَدَ مَا خَلَقْتُ مِنَ الْجِنِّ وَالإِنسِ وَالشَّيَاطِينِ وَمَا أَنْتَ خَالِقُهُ مِنْهُمْ إِلَى يَوْمِ القِيم في كل يوْمِ الْفَرَةِ اللَّهُمَّ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَ كُل شعرَةٍ فِي ابْنَانِهِمْ وَ فِي وُجُوهِهِمْ وَعَلَى رُوسِهِمْ د خَلَقْتَ الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ القِيمَةِ فِي كُلِّ يَوْمَ الْفَ فرَ اللَّهُمَّ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَ خَفَقَانَ الطَّيْرِ وَطَيرَا بِالْحَقِّ وَالشَّيَاطِينِ مِنْ يَوْمَ خَلَقْتَ الدُّنْنَا اليَوْمِ القِيمة فِي كُلِّ يَوْمَ الْفَقَرَةِ اللَّهُمَّ وَصَل عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَ كُلِّ بَهِيمَةِ خَلَقْتَهَا عَلَى جَدِينَا رَضِكَ من صغيرًا وَكَبِيرٌ فِي مَشَارِقِ الْأَرْضِ وَمَغَارِهَا من انتِهَا وَجَبْهَا وَمِمَّا لَا يَعْلَمُ عَلَهُ إِلَّا انَتْ مِنْ يَوْمَ خَلَقْتَ الدُّنْنَا إِلَى يَوْمِ لِقِيمَةِ فِي كُلِّ يَوْمَ الْفَ منَ اللَّهُمَّ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَخطَاهُمْ

    alå Muhammedin adede ma halakte minel-cinni vel-insi veş şayatıyni ve ma ente halikuhu minhüm ila yevm'il kıyameti fikülli yevmin elfe merretin.

    Allahümme ve salli alâ Muham medin adede külli şa'retin fiebdanihim ve fivücuhihinı ve ala rüusihim mün zü halakted-dünya ila yevm'il-kıyameti fikülli yevmin elfe merretin.

    Allahümme ve salli alâ Muham medin adede hafakan'it-tayri ve taya ran'il-cinni veş-şeyatiyni min yevme ha lakted dünya ilä yevm'il-kıyameti fl-külli yevmin elfe merretin.

    Allahümme ve salli alâ Muham medin adede külli behimetın halakteha ală cedidi arzıke min sağırın ev kebi rin fimeşarık'il arzi ve mağaribiha min insiha ve cinniha ve mimma lâya'le mü ilmehu illâ ente min yevme halak-ted-dünya ila yevm'il-kıyameti fikülil yevmin elfe merretin.

    Allahümme ve salli alá Muham medin adede hutahüm

    Allahım, Muhammed'e salát eyle; şimdiye kadar yarattığın, bundan sonra da taa, kıyamete kadar yaratacağın insan, cin, şeytanların sayısı kadar, hem de. her günde bin kere..

    Allahun, onların bedenlerinde ve yüzlerinde, başlarında bulunan kılların sa yısınca; dünyayı yarattığın günden itibaren, taa, kıyamet gününe kadar her gün bin kere Muhammed'e salát eyle.

    Allahım, Muhammed'e salát eyle; kuşlar kanat çırptıkça, insan, ein ve pey tan uçtukça.. henı de dünyayı yarattığın günden taa, kıyamet güalise kadar her günde bin kere..

    Allahım, Muhammed'e salåt eyle; her behime olarak yarattığa yerykunde ki büyük, küçük, yerin şarklarında ve garplarında; sayılarımı ancak ratıma bildi ği, yerin insinin ve cinsinin sayısı kadar. Hem de dünyayı yarattığın gikoden i baren, taa, kıyamet kopuncaya kadar her gün hin kere.

    Devama: 800. Sayfada)

    F.5

    YanıtlaSil
  8. DELAIL-I HAYRAT ŞERHI

    802

    Devan edelim:

    Allahım.

    Ey zat, sıfat ve fillerinde, vahid, ferd, samed olan şanı büyük, ni-meti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Allahım.

    Muhammed'e salât eyle. Hem de: ONLARIN, yeryüzündeki.

    Yanı: İnsanların, cinlerin, cümle hayvanatın.

    Adımları sayısınca.. Dünyayı yarattığın günden itibaren, taa. kıyamet kopuncaya kadar her gün bin kere..

    Bu cümlenin biraz daha açık şerhli manası şudur:

    Hayvanatın, insanların ve cinlerin attıkları adımların sayıla-

    rını bin defa çarpmak sonunda hâsıl olan sayının mikdarı Sultan-ı En-blya, Serdar-1 Ásfiya, Habib-i Hüda, Şefi-i Ruz-u Ceza Muhammed Mustafa üzerine tazim salâtı, tekrim tahiyyatı inzal ederek şanını yüce eyle..

    Devam edelim:

    Allahım.

    Ey günahları bağışlayan, ayıpları örten, ihtiyaçları yerine getiren, duşları kabul eden şanı büyük Allahım.

    Muhammed'e salât eyle. Hem de, ona salât okuyanların sayısı, ona salát okumayanların sayısı kadar.

    Resulüllah S.A. efendimize salavat okuyanlar şunlardır: Bütün melekler, mümin olan insanlar ve cinler..

    Resulüllah S.A efendimize salavat okumayanlar ise, şunlardır: İnsanların ve cinlerin inat kafirleri..

    Devan edelim:

    Muhammed'e salát eyle; sık ve ince yağan yağmurların, biten bitkilerin sayısı kadar.

    Yani. Yağan yağmurların, tane, katre, damlalarının sayısınca, Re-sulüllah S.A efendimize salât eyle..

    Devam edelim:

    Iler şeyin sayısı kadar Muhammed'e salât eyle..

    Yani: Vücuda gelen nekadar şey vasfını alan varsa..

    Devara edelim:

    Allahım, Muhammed'e salât eyle; gece karanlığı sardıkça..

    Burada, gece karanlığının sardığı şeyler anlatılmamıştır. Alttaki manalara almak mümkündür.

    Gündüzleri karanlığı ile bürüyüp örttükte..

    Yerleri karanlığı ile bürüyüp örttükte..

    Yerde olan mahlukatın cümlesini karanlığı ile bürüyüp örttük-

    te..

    ar.. Yerleri, yerle sema arasını bütün karanlığı ile bürüyüp örttüğü

    Muhammed'e salât evle; aydınlandığı zaman gündüzleri içinde..

    YanıtlaSil
  9. KARA DAVUD

    803

    علَى وَجْهِ الْأَرْضِ مِن يَوْمَ خَلَقْنَا الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ الفسية بن كُل يَريدُ الْقَمَرَةِ اللهمَّ وَصَلَ عَلَى د عَدَدَ مَنْ يُصْلَى عَلَيْهِ وَصَلَ عَلَى عَهْدِ عَدَدَ مَنْ لَمْ يُصَلِّ عَلَيْهِ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدِ عَدَدَ العَطر والمطرَ وَ النَّبَاتِ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ عَدَدَ كل من اللهمَّ وَصَلِّ عَلَى عُمَّدَ فِي المَلا ذَا يَغْشَى وَصَل على محمدٍ فِي النَّهَارِ إِذَا تَجَلَى وَصَلِّ عَلَى مُحَمد في الآخِرَةِ وَالأُولَى وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ شَانَا زَكِ وَصَلِّ عَلَى حَمد كَهْلاً مَرْضاً وَصَل عَلَى عَ مُذْ كَانَيهِ المَهْدِ صَبَنَا وَصَلَ عَلَى حَتَّى لَا بُقَ مِنَ الصَّلوةَ شَى اللَّهُمْ وَاعْطِ محمد الْمَقَامَ الجَودَ الَّذِي وَعَدْتَهُ العَاذَاةَ لَ صدقْتَهُ وَإِذَا سَالَ أَعْطَيْتَهُ اللهُمَّ وَاعْظِمْ

    alá vech'il ardi min yevme halakted dünya ilå yovm'il kıyameti fikülli yev min elfe merretin.

    Allahümme ve salli alâ Muham medin adede men yusalli aleyhi ve sal li alâ Muhammedin adede men lem yusalli aleyhi ve salli alâ Muhamme din aded'el-katri vel matari ven nebati ve salli alâ Muhammedin adede külli gey'in.

    Allahümme ve salli alâ Muham medin fil-leyli iza yağşa ve salli aĨA Muhammedin fin nehari iza tecella ve salli alâ Muhammedin fil-ähireti vel-ulâ ve salli alâ Muhammedin şabben zekiyyen ve salli alâ Muhammedin kehlen merdiyyen ve salli alâ Muharn-medin münzü kåne fil-mehdi sabiyyen ve salli alâ Muhammedin hatta läyeb ka mines-salâti şey'ün.

    Allahümme ve a'tı Muhamme den'il-makam'el-mahmud'ellezi vaadte hüllezi iza kale saddaktehu ve iza se ele a'taytehu.

    Allahümme ve a'zim

    Allahım, Muhammed'e salât eyle; hem de onların yeryüzündeki adımları BA-yısınca.. Dünyayı yarattığın günden itibaren, taa, kıyamet gününe kadar.. Her gün bin kere..

    Allahım, Muhammed'e salát eyle, kendisine salåvat okuyanların sayısı kadar. Muhammed'e salât eyle; kendisine salavat okumayanların sayısı kadar..

    Muhammed'e salát eyle; sık ve ince yağan yağmurların, biten bitkilerin sa-yısı kadar.. Her şeyin sayısı kadar Muhammed'e salât eyle.

    Allahım, Muhammed'e salât eyle; gece karanlığı sardıkça; Muhammed'e

    salåt eyle; aydınlandığı zaman, günler içinde.. Muhammed'e, âhirette ve dünyada salát eyle.

    Muhammed'e salât eyle; sab ve zeki halinde; Muhammed'e salát eyle; re zaya nail olmuş kehl halinde; Muhammed'e, beşikte çocukluğundan itibaren sa låt eyle.

    Muhammed'e salât eyle; o kadar ki, salát çeşidinden hiç bir şey kalmasın. Allahım, Muhammed'e vaad ettiğin Makam-ı Mahmud'u ihsan eyle. O öyle

    bir zattır ki: Söylediğini doğruya çıkarırsın; İstediği zaman verirsin.

    (Devamu: 807, Sayfada

    YanıtlaSil
  10. 265

    DEYİMLER

    masını çıkarmak: tkz. Bir kimseyi iyice dövmek, hırpalamak, pestilini çıkarmak.

    paya gibi yaşamak: Bolluk içinde yaşamak, bey gibi yaşamak.

    brtiya papuç bırakmamak: Önemli bir tehlike yaratmayacağını bil-aği kışkırtmalara, yıldırmalara aldırmayıp bildiğini yapmak.

    pay biçmek: Durumu, bir kişi veya bir şeyin durumu ile karşılaştırıp yargıya varmak.

    pay çıkarmak: Bir olay ve durumdan gereken tecrübeyi kazanmak, tutulacak yolu belirlemek.

    pazar kayığı gibi: Çok yüklenmiş taşıtlar için söylenir.

    pazarlığı pişirmek: Pazarlıkta uyuşma sağlayacak duruma gelmek.

    pazar yerine dönmek (bir yer): Kalabalıklaşmak.

    pembe görmek: Çok iyimser olmak, her şeyi iyimser bir gözle gör-mek.

    pencere açmak: Yeni bir görüş açısı kazandırmak.

    pençe pençeye gelmek: Kıyasıya öldürürcesine dövüşmek.

    perde arkasında (veya arkasından): Olayı yönetenin kendisi olduğu-nu belli etmeyerek, gizliden gizliye.

    perde inmek: hlk. Gizlemek, örtmek.

    peresine getirmek: Tam sırasını, uygun zamanını bulmak, biçimine getirmek.

    pereseye almak: Bir işi düşünmek, göz önüne almak.

    perileri bağdaşmak: Uyuşup anlaşmak, yıldızları barışmak.

    perisi hoşlanmamak: Yakınlık duymamak, ısınmamak.

    pervane kesilmek: 1) Saygı duyduğu bir kişiye hizmet edebilmek için devamlı etrafında olmak, didinip durmak. 2) Her istediğini yapmak için çevrede dört dönmek.

    pervane olmak (birine): Büyük bir bağlılıkla yanından ayrılmamak.

    pestil gibi: Kimıldamayacak kadar güçsüz, bitkin.

    YanıtlaSil
  11. DEYİMLER

    264

    paravan yapmak (birini): mec. Başkasının adından, yetkisinden cünden, kendini belli etmeyerek, yararlanmak.

    parmak basmak: Bir konu üzerine dikkati, ilgiyi çekmek

    parmak bozmak (çocuklar arasında): Arkadaşlığı sona erdirma küsmek

    parmak ısırmak: Büyük şaşkınlık duymak.

    parmak kadar: Yaşça çok küçük.

    parmak kaldı: Az kaldı, az kalsın, neredeyse.

    parmak yalamak: Kendine, hakkı olmaksızın bir çıkar sağlamak Ba tutan parmağını yalar demişler."

    parmağı ağzında kalmak: Şaşakalmak, şaşmak.

    parmağı olmak (bir işte): Bir işi olumsuz yönde etkilemek, bir işe karışmış olmak.

    parmağı var: ligisi var, işe karışmış.

    parmağına dolamak: Bir konuyu, bir kimseyi ele alıp sürekli uğraş mak, diline dolamak.

    parmağını bile kıpırdatmamak (veya oynatmamak): Blr iş için hiçbir davranışta bulunmamak.

    parmağını yaranın üzerine basmak: Asıl derdi veya bir derdin asıl sebebini göstermek.

    parmağının ucuyla (veya ucunda) çevirmek: Bir işi kolayca ve us talıkla yapabilmek.

    parmakla gösterilmek: 1) Bir şey az bulunmak. 2) Seçkin, ünlü ol mak

    parmakla sayılmak: Çok az olmak.

    parmaklarıžu (birlikte) yemek: Yediği yemeği çok beğenmek.

    pas vermek, argo, Kadın, bakışı ve davranışı ile erkeğe umut ve ca saret vermek

    pasaportunu alline verwalk: Birini kovmak, işten atmak.

    P

    YanıtlaSil
  12. DEYİMLER

    203

    pala sürtmek: Çabalamak, uğraşmak.

    palamarı koparmak (veya çözmek): argo. Kaçmak, sıvışmak.

    paldımı aşmak: Başaramayacağı bir işe girişmek.

    pamuk İpliğiyle bağlamak (bir işi): Etkisi az sürecek bir çare ile ge-çiştirmek.

    papağan gibi ezberlemek: Anlamını bilmeden ezberlemek.

    papağan gibi tekrarlamak: Peşpeşe, art arda söylemek.

    papaz her gün pilav yemez: Insanın önüne her zaman aynı nitelikte elverişli bir imkân çıkmaz.

    para dökmek: Bir iş için çok para harcamak.

    ra dönmek: Rüşvetle iş yapılmak.

    para ile değil, sıra ile: Her işin parayla yapılmayacağını anlatır.

    para kesmek: mec. Çok para kazanmak.

    para kırmak: Çok kazanmak.

    para peşin kırmızı meşin: Her işin karşılığı anında ödenmeli, anla-mında bir söz.

    para saymak: Ödemek.

    para sızdırmak (veya koparmak): Zorlayarak veya kandırarak birin-

    Jen para almak.

    para tutmak: Para biriktirmek.

    parasını sokağa atmak: Değeri olmayan bir mala para vermek.

    parasıyla rezil olmak: Para vererek yaptırdığı bir şey iyi çıkmamak,

    parasının karşılığını alamamak.

    paraya para dememek: 1) Çok kazanır olmak. 2) Elde edilen parayı az bulmak. 3) Bol para harcamak.

    paraya pul dememek: 1) Para kazancı pek çok olmak. 2) Herhangi

    bir parayı az bulmak, küçümsemek.

    parayı denize atmak: Boşuna harcamak, israf etmek.

    YanıtlaSil
  13. P

    pabuç eskitmek veya parlamak): Bir iş için bir yere çok gidip gel mek, işi takip etmek.

    pabuç kadar dili olmak: Kabaca ve terbiyesizce karşılık vermek,

    pabuç pahalı: 1) Birinin uğraşmaya kalktığı kimsenin, kendisinden güçlü çıkması durumunda söylenir. 2) Herhangi bir durum veya girişi len işin sonunda zararlı çıkma ihtimali bulunduğunu belirtir.

    pabuçlarını çevirmek: Birini dolaylı olarak kovmak.

    pabuçtan aşağı: Aşağılık.

    pabucu büyüğe okutmak: Akılsızca davrananlar için alaylı bir öğüt olarak kullanılır.

    pabucunu dama atmak (veya pabucu dama atılmak): Kendisinden üstün birinin çıkmasıyla gözden düşmek.

    pabucuna kum dolmak (veya taş kaçmak): Ortaya çıkan durum kar şısında tedirgin olmak.

    pabucunu eline vermek Kovmak.

    pabucunu ters giydirmek: Birini güç bir duruma sokarak telaşla ka çırmak.

    paçaları (veya kolları) sıvamak: Bir işe girişmek için hazırlanmak.

    paçalarından akmak: Pislik ve kirin çokluğunu belirtmek için kulla-nılır.

    paçasından tutup atmak: Hakaretle kovmak.

    paçayı kaptırmak: 1) Yakalanmak, ele geçirmek. 2) Karıştığı, ama sonradan ayrılmak istediği bir işten ayrılamamak 3) Dilediği gibi dav ranamamak.

    paçayı kurtarmak: Kendini bir dertten, tehlikeden veya zor durumdan kurtarmak.

    pala çalmak veya sallamak): Uğraşmak, didinmek, çabalamak.

    YanıtlaSil
  14. 51

    ATASÖZLERİ

    Gelen gideni aratır: Bir işin veya görevin başına sonradan gelen kişi, daha önce bu işin başında olan kişiye göre başarısız, geçimsiz ya da sevimsiz olursa gideni aratır.

    Gelin girmedik ev olur, ölüm girmedik ev olmaz: Bir delikanlı ev-lenmedikçe, o eve gelin girmez. Ama ölüm, günü gelince her eve girer.

    Gelini ata bindirmişler, "ya nasip" demiş: Bitmeyen bir işe bitti gö-züyle bakmak doğru değildir. Çünkü olmayacak terslikler, işimizi bitir-memize engel olabilir.

    Gem almayan atın ölümü yakındır: Gemi azıya alıp söz dinleme-yen, yapmaması gereken şeyleri yapan kişi mutlaka zarar görür.

    Gemisini batıran, sandalını aramaz: Büyük zarara uğrayan kişi, kü-çük zararları önemsemez.

    Gençlikte taş taşı, kocalıkta ye aşı: bk. Gençlikte para kazan, ko-calıkta kur kazan.

    Gençliğin kıymeti ihtiyarlıkta bilinir: Gençliğin değeri, yaşlanıp ba-

    zı eylemleri yapamaz ya da zar zor yapar hâle gelindiğinde daha iyi anlaşılır.

    Gençlikte para kazan kocalıkta kur kazan: Gençliğinde çalışıp para kazanan ve birikimde bulunan kişi, yaşlılığında kimseye muhtaç ol-madan rahatça yaşar.

    Gezen ayağa taş değer: Başı boş, amaçsız olarak gezen kişi, bazı sıkıntılarla karşılaşabilir.

    Giden gelse dedem gelirdi: Öbür dünyaya giden birinin geri gelmesi, nasıl mümkün değilse, kaçan bir fırsatın da geri gelmesi çoğu zaman

    mümkün değildir. Gidip de gelmemek gelip de görmemek var: Bir yere giden, oralar-

    da ölüp geri dönmeyebilir. Geri döndüğünde sevdiği kişilerden bazıla-rını göremeyebilir. Ölümlü dünyada her şey mümkündür. Bu yüzden kimseyi kırmamak, herkesle iyi geçinmek gerekir.

    Göğe direk, denize kapak olmaz: Olmayacak işlerle uğraşmamak gerekir.

    YanıtlaSil
  15. F

    Fakirin karnı doyunca sırtı üşür: Yoksul kimse, pek çok şeyden yok-sundur. Ama o, önce karnını doyurmak ister. Diğer ihtiyaçları, karnı doyduktan sonra aklına gelir.

    Fakirilk ayıp değil, tembellik ayıp: Yoksulluk utanılacak bir durum

    değildir. Utanılacak durum, tembellik ve tembellikten kaynaklanan yoksulluktur.

    Fare çıktığı deliği bilir: Yasa dışı iş yapan kişi, yakalanacağını anla-yınca nereye sığınacağını bilir.

    Fazla mal göz çıkarmaz: Fazla malı, har vurup harman savururcası-na harcamamak gerekir.

    Felek, kimine kavun yedirir, kimine kelek: Üzücüdür ama gerçek-

    tir. Dünyada, hak ettiği hâlde iyi yaşamayan birçok insan olduğu gibi; hak etmediği hâlde çok iyi yaşayanlar da vardır. Atasözüne göre, bu durum talihle ilgilidir.

    Fırsat her vakit ele geçmez: Fırsat, ender yakalanır bir durumdur.

    Yakalar yakalamaz değerlendirmek gerekir. Çünkü o fırsat, bir daha ele geçmeyebilir.

    Fırsat sakal altından geçer: Kimse, eline nasıl bir fırsat geçeceğini önceden bilemez. Ama herkese bir fırsat gelir, kişinin de o fırsatı ka-çırmayıp değerlendirmesi gerekir.

    Fukaranın tavuğu tek tek yumurtlar: Varlıklı kişi de yoksul kişi de aynı malı üreterek satsalar; varlıklı kişi, yoksula göre daha fazla para kazanır. Zenginin çevresi geniştir ve de alım gücü yüksek insanlardan oluşur.

    YanıtlaSil
  16. ATASÖZLERİ

    48

    Evi ev eden avrat (yurdu şen eden devlet): Bilgili ve becerikli bir anne, evi öyle bir çekip çevirir ki o evde herkes rahat eder ve mutiu olur. Devleti yönetenler de vizyon sahibi olur, toplumu iyi yönetirierse, millet de huzurlu ve mutlu olur.

    Evladın var mı derdin var: Aile, çocuklarını ne kadar iyi yetiştirirse o ölçüde rahat eder. Çocuklarını iyi yetiştiremeyen ailenin başı dertten kurtulmaz. İyi evlat yetiştirmek zor olduğu için bir derttir. Yetiştireme-mek ise çok daha büyük bir derttir.

    Evladı olmayanda merhamet olmaz: Çocuğu olan kimsede acıma duygusu gelişir. Çünkü çocuklarının yaramazlıklarını, onlara acıdığı ve kıyamadığı için bağışlamak zorunda kalır. Böylece anlayışlı ve merhametli olmayı öğrenir. Bu yüzden, çocuk sahibi olmayan olana göre daha acımasız olur.

    Evlenenle ev alana Allah yardım eder: Her ailenin bir evinin olma-

    sı, yetişkin gençlerin evlenip yuva kurması, toplumca benimsenen ve desteklenen bir durumdur. Evlenen ve ev alana, yakınları yardımcı olur. Bu yardımların Allah'ın takdiri ile olduğu düşünülür.

    Evli evinde, köylü köyünde gerek: 1) İşimiz, mevkimiz ve ekonomik

    durumumuza uygun yerlerde oturup kalkmalıyız. 2) Evli bir erkeğin akşam evinde olması gerekir. Babayı evde görmek, anneyi de çocuk-ları da mutlu eder. Köylü, her yerden daha çok köyünde rahat eder.

    YanıtlaSil
  17. 303

    hükme delaletinin kati, şeksiz olması.

    Kat'lyyü'l-metin: İbarenin, ilk merciinden aynen sadır olduğunun kat'i ve şeksiz olarak sabit olması.

    Keennehu: Sanki hemen hemen odur. odur,

    Kelâm-ı Mudarî: Arab kabilelerinden Mudar Kabilesinin konuştuğu Arabca Kur'an-ı Kerîm bu lehçe üzerine nâzil olmuştur. En fasih Arapça'dır.

    Kelâmın kuyûdatı ve keyfiyatı: Kelâmın küllünü meydana getiren harf, kelime gibi parçalarıyla, bunların sarf ve nahiv yönünden hususiyetleri. Meselâ: Müzekkerlik müenneslik, mârifelik nekrelik, mübtedâ haber, sıfat - mevsuf gibi.

    Kelime-i hamka: Ahmakça söz.

    Kella: Hayır, asla, öyle değil.

    Kemal-i Vüsuk: Tam bir itimad ve inanç.

    Keşf-i râz: Sır toplamak, casusluk etmek.

    Ketf: Omuz.

    Kır'av: Çorak tarla.

    Kıssis: Keşiş, Hıristiyan din adamı. papaz.

    Kıyas-ı akim (Man.): Netice-siz veya doğru netice ver-meyen kıyas.

    Kıyas-ı hadi' (Man.) Aldatıcı kıyas.

    Kıyas-ı hafi (Man.): İlleti kolay anlaşılmayan kıyas.

    Kıyas-ı maa'l-farık (Man.): Birbirine benzemeyen şeyler arasında yapılan kıyas. Doğru olmayan ve hakikatı uymıyan muka-yese.

    Kıyas-ı mürekkeb (Man.): İkiden fazla mukaddemeden mürekkeb kıyas.

    "Kille" ler: "Denildiler" demek olup bir mesele hakkındaki muhtelif rivayetleri ifade eder.

    Kinedar: Kin güden, düşmanlık besleyen.

    Kin-i muzmer: Gizli kin.

    Kühulet: Olgunluk çağı.

    Kuvâ-yı selâse: Üç kuvvet. Kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye, kuvve-i akliye.

    Kuvâ-yı umûmiye: Umumi kuvvetler.

    Kuvve-i vahime: İnsanda vehim ve vesvese veren kuvvet.

    Kübra: İkinci kaziye. (Büyük önerme.) Yani, Hadd-i ekberin bulunduğu cümle.

    YanıtlaSil
  18. 302

    göz, hem pınar, hem altun, hem maddeye delâleti gibi. Buna "lafz-ı müşterek" de denir.

    İtab: Tekdir etmek, azarla-mak.

    İ'tizal: Mu'tezile mezhebine girmek.

    İttihad: Bkz: Ulühiyet-i sâriye.

    İttisak: Nizamlı ve intizamlı diziliş.

    İttisal: Bkz: Ulühiyet-i sâriye. İttizah-ı delil: Delilin açık, vazıh ve aşikâr olması.

    İzdiyat etmek: Ziyadeleş-tirmek, fazlalaştırmak, çoğal-tmak.

    - K-

    Ka'b: (Õlm: H. 32) Yahudi Alimlerinden olup Israiliyatı İslâmiyet'e en çok aktaranlardan biridir. Hz. Ebubekir devrinde Müslüman olmuş-tur. Salebi ve Kisaî gibi İslâm tarihçileri ondan çok rivayetlerde bulunmuşlardır.

    Kafiye-perestlik: Kafiye için, safiyeyi feda edecek kafiyeye derecede ehemmiyet vermek. Birinci derecede kafiyeyi düşünüp, mânayı arka plana atmak.

    Kal u kil: "Dedi, denildi, şek-lindeki nakiller.

    Kalák: Zahmet, meşakkat, gönül darlığı.

    Kalp: Sahte para.

    Kamet-i Nâmlye: Gelişme ve büyüme kabiliyetinde olan endam, boy.

    Kamine: Saklı, gizli, pusuda duran, belirsiz.

    Kar'ul-asa: Doktorun, hastanın bedenine vurup muayene etmesi. Mc: Hatayı hatırlatmak için işaret vermek ve ikaz etmek.

    Karafi: (Şihabüddin Ahmed El Karafi) Malikî Mezhebi'nin büyük âlimlerindendir. Milādī 1285 de vefat etmiştir.

    Kariha: Fikir kabiliyeti, zihin kudreti, düşünme istidadı.

    Karîne: Bilinmeyen bir şeyin anlaşılmasına ipucu, işaret. yarayan

    Karîne-i mecaz: Mecaza ait İşaret. Kelimenin mecaz olmasını gerektiren, hakiki mânasına alınmasına mâni olan kayıt. Buna Karine-l mânia da denir.

    Karn-ı Evvel: Hicretin birinci asrı.

    Kasas: Mâceralar, hikâyeler, kissalar.

    Kâsid: Kesad olan, sürümsüz mal, rağbet görmeyen.

    Kat'iyyü'd-delâle: Bir ibarenin ifade ettiği mânaya veya

    YanıtlaSil
  19. erier

    makaled Ithad ve Terakki gazetesinde yayınlandı.

    1923-Medresetüzzehra teklifi, Layiha Encumenince müzakereye değer bulundu.

    1924 - Bediüzzaman'ın Van'a son gelişi.

    1951-Bediüzzaman

    "Demokratlara büyük bir hakikatı ihtar" başlıklı bir mektup kaleme aldı.

    EYLUL

    06

    CUMARTESİ

    14 1447 R.EVVEL

    RUMI: 24 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 124

    BIR AYET

    By Peygamber, sana da, sana uyan mü'minlere de Allah kafidir.

    Enfal Suresi: 64

    BİR HADİS

    Abdestli olmaya ancak kamil mu'min dikkat eder.

    İbni Mâce, Tahare: 4

    Bir şeyi dünyada var desen, yalnız o şeyi göstermek kâfi gelir. Eğer yok deyip nefyetsen, bütün dünyayı eleyip göstermek lazım gelir ki, tå o nefiy ispat edilsin. Lem'alar

    Imsak

    Günes

    Ogle

    İkindi

    Akşam Yatsı

    Innsak Günes

    Ogle

    kindi Aky

    YanıtlaSil
  20. 2026 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ

    TARINTE BUGÜN

    1991-Varşova Pakti feshedildi.

    ŞUBAT

    25 ÇARŞAMBA

    7 1447 RAMAZAN

    RUME 12 ŞUBAT 1441 KASIM 110

    BİR AYET

    Nerede olursanız olun ölum size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile!

    (Nisă: 78)

    BİR HADİS

    Mü'min, aynı delikten (yerden) iki kere ısınılmaz.

    Istiaze eden, şeytanın şerinden kurtular

    Lem'alar

    YanıtlaSil
  21. TARİHTE BUGUN

    1928-Pakistanlı İslâm Şairi Muhammed Ikbalin vefatı.

    1944-Fransa'da kadınlar oy kullanma hakkını elde etti.

    1994 - İlk Güneş dışı gezegenler keşfedildi.

    21

    PERŞEMBE

    THURSDAY

    BIR AYET O, çok bağışlayan ve çok sevendir.

    Büruc Suresi: 14

    NİSAN

    BİR HADİS Arabın Aceme, kırmızının siyaha üstünlüğü yoktur!

    APRIL

    Ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bâkîde göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fânî ömürde sa'y ve çalışmalarına bağlıdır. Mesnevî-i Nuriye

    HICRÍ: 20 RAMAZAN 1443 - RUMI: 8 NİSAN 1438

    (

    KASIM: 165 - GÜN: 111 KALAN: 254 GUN UZA-3 DK

    YanıtlaSil
  22. 804

    DELAR-I HAYRAT SERHI

    Bu cümlenin daha açık manası şudur:

    Gündüz rugen olup bütün Alem ve ekvant nur ve ziyası ile mü nevver exlesman, nur ash, nurların da nuru Resulüllah S.A. efen. dimire tahiyyet, tekrim ve taaim salatı eyle.

    Devam edelim

    Muhammed'e shirette ve dünyada salât eyle..

    Bu cümlede Ahiretin dünyadan evvel anlatılması, (Arapça aslına

    göre) kallye icabı olarak gelmiştir. Kısaca şu manaya gelir: Dünyada ve ahirette, Resulüllah S.A. efendimize türlü türlü tasimat ile tahlyyat, tekrimat ederek yüce şanını muazzam ve mualla eyle

    Devam edelim:

    Muhamued'e salat eyle: SABB ve ZEKİ halinde eylediğin

    salat gibi.

    Bu cümlede geçen:

    ŞABB

    Tahiri, on beş yaşından otuz yaşına kadar olan zaman için kulla-

    mhr

    ZEKI

    Tabiri lle de, anlatılmak istenen mana şudur: Günden güne, an an taat ve ibadetini, ilahi yakınlığını artırarak terakki ettiği hal..

    Yani:

    Allahım, Resulüllah S.A. efendimize, o zamanlarında ettiğin sa-låt gibi daima salât eyle.

    Devam edelim

    Muhammed'e salât eyle; rızaya nail olmuş KEHL olduğu hal-

    deki gibi.

    Yani: Aynı salâtını devam ettir Allalum.

    Bu cümlede geçen:

    KEHL

    hr. r'abiri, otuz yaşından elli yaşına kadar olan zaman için kullanı-

    Bu cümlenin açık şerhli manası şudur:

    - Resulüllah S.A. efendimiz otuz yaşından kırka varıncaya kadar

    insanlardan uzlet edip Hira dağında çeşitli taat, ibadet ederek Yüce Hakkın makbulü olarak en büyük rızaya nail oldu. Kırk yaşındaysa.. kendisine vahiy gelmeye başladı.

    Bundan sonra, âleme rahmet olarak peygamber oldu; kendisine Kur'an-ı kerim geldi.

    Allahım, Resulüllah S.A. efendimize olan bu ikramını taa, kıyame-te kadar devam ettir. Zatını daima muazzez ve muhterem eyle.

    Devam edelim:

    Muhammed'e beşikte çocukluğundan itibaren salát eyle.

    YanıtlaSil
  23. KARA DAVUD

    805

    Bu cümlenin kısaca şerhli manası şudur:

    -Allahım, Resulüllah S.A. efendimiz, çocukluk deminden taa. inset civarına, yakınlığa tesrif edinceve kadar; üzerine inzal ve tek-tahiyye salâtını ce ve üstün eyle.

    Devam edelim:

    Muhammed'e salát eyle; o kadar ki, salât çeşidinden hiç bir

    şey kalmasın.

    Bu cumlenin kısaca şerhi şöyledir:

    Salât çeşitlerinden; mukarreb meleklerin, nebilerin, resullerin påk dillerinden sudur eden ve ashab-ı kiramın, meşayihin, velilerin, namlı Alimirin lisanlarından zuhur eden salatlardan hiç biri baki kalmamak üzere, hemen hepsi ile Habib-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem üzerine kamal-i tazim, tahlyye ve tekrim inzal ederek zatını izaz ve ikram eyle.

    Devam edelim

    Allahım, Muhammed'e vaad ettiğin MU D'u ihsan eyle. MAKAM-I MAH-

    Bu cümlede geçen MAKAM-I MAHMUD vaadi, Resulüllah S.A. efendimize şu meâldeki âyet-i kerime ile yapılmıştır:

    Ümid edebilirsin, Rabbın seni MAKAM-I MAHMUD'a çıkara-

    caktır. (17/79)

    Devam edelim:

    O, öyle bir zattır ki, söylediğini doğruya çıkarırsın, istediği za-man da verirsin.

    Yani: Onun her istediğini verirsin.

    Devam edeiim:

    Allahım, onun BÜRHAN'ını muazzam eyle.

    Yani: Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvetinin doğruluğuna de-lålet eden. Bu da Kur'an-ı Kerim'dir. Kur'an ise Resulüllah S.A. efen-dimizin nübüvvetine delalet eden mucizeleri arasında sayılır.

    Onun BÜNYAN'ını şerefli kıl.

    Resulüllah S.A. efendimizin BÜNYAN'ı şeriatıdır; dini erkânı ve cenant-1 aliyattaki makamıdır. Şu demeğe gelir:

    Allahım, Resulüllah S.A. efendimizin bütün bu makamlaruu pek şerefli kılıp dünya ve âhirette izzet ve saadetle mükerrem eyle.

    Onun hüccetini aşikâr eyle.

    Yani: Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvet ve risalet davasını be-yan, kesin hüccetlerini zâhir ve bahir eyle.

    Onun faziletini beyan eyle.

    Şöyleki:

    Resulüllah S.A. efendimizin dünya ve âhirette fazileti cümleye açık olsun. İcabet ümmeti olan mümin kadın ve mümin erkeklerin her biri katında, onun nübüvvetini gündüz içindeki güneşin zuhuru gibi aşikâre ve izhar eyle. Onun, cümleden ziyade senin katında makbul olduğunu bütün mahlukata aşikâre edip beyan eyle. Risalet delillerint

    YanıtlaSil
  24. 800

    DELAIL 1 HAYRAT SERHI

    üzere hareket ettirip yakin mertebesine ulaştır. Din düşmanı kafir, agikare edip tsah eyle. Kabul edenlerin her birini diyanet ve istikamet doğruluğuna dair delili ishar eyleyip kendilerini hak yola irşad eyle müşrik ve inatçı münafıklara Resulüllah S.A. efendimizin risaletinin yip fazlını ve faziletini böyle açığa çıkar.

    Devam edelim:

    Allahım, onun ümmeti için şefaatını kabul eyle. Onun sünneti ameli bire nasib eyle. Bizi, onun MİLLETİ üzere öldür.

    ile Resulüllah 8.A. efendimizin MİLLETİ İslâm dinidir. Yani:

    -Son nefesimizi İslâm dini üzerine kapamayı nasib eyle.

    Demektir..

    Devarı edelim

    Bizi onun zümresinde ve onun sancağı altında haşreyle.

    Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:

    -İki cihanın sultanı Resulüllah S.A. efendimizin hamd sancağı altında bütün nebiler, resuller, ashap, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraber bizi cem eyle. eyle. Böylece:

    -Bizi, onun arkadaşlarından eyle. Bizl, onun havzına vardır;

    kadehi lle ondan bize İçir.

    Bu cümle içinde geçen:

    Kadehi ile.

    Tabirinden murad: Ya, Resulüllah S.A. efendimizin kendi kåsesi, yahut, havzın kenarındaki kadehlerdir.

    - Bizleri onun sevgisi ile faydalandır.

    Resulüllah S.A. efendimize karşı sevgi şu manayadır:

    Kalb ve kalıpla; huyuna, gidişine, filllerine, sözlerine, amellerine ve her haline tam manası ile tabi olmakur. Onun yüce emirlerine ve yasaklarına inkıyad ve itaat etmektir.

    Bu manada geniş tafsilat, SALAVAT-I ŞERİFELERİN FAZİLET-

    LERİ bahsinde geçmiştir.

    Devam edellin:

    Allahım, sana duâ ettiğim isimlerin hürmetine senden dilerim; Muhammed'e salât eyle, vasfettiğim şeylerin ve ilmini ancak yüce za-tımın bildiği şeylerin sayısı kadar; amin!.

    Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:

    Bu salavat-ı şerifeler içinde zikri geçen nebat, hububat, cema-dat, insan, cin, şeytanlar ve bunların nefesleri, hareketleri; bunlardan başka ancak bilgisi sana mahsus olanların sayısı kadar Resulüllah S.A. efendimize, tam tazim, tam tekrim ederek yüçe şanlarına layık, yüce kadirlerine münasib daima tazim etmeni tazarru ve niyaz ederim.

    Bana da merhamet eyleyesin; tevbemi kabul buyurasın, bana bütün BELA cinsi şeylerden yana afiyet veresin; keza BELVA cinsi şeylerden de.

    Bu cümle içinde geçen BELÅ ve BELVA aynı manayadır. Cümle İçindeki münasebetine göre mana şudur:

    YanıtlaSil
  25. KARA DAVUD

    807

    وما لا لا اله الا انسان جيمي وشوب علی و نما في مرجميع البلاد، والبلواء والحفل وترجم المؤمنين والمؤمنات والمسلمين المشينة الأحياء منهم والأموات والعم العبيك

    bürhashu ve perrif banyanshu re eb Be hiceleba ve beyyin faziletoha

    Allahümme ve takabbel zofaate humihi vesla milna bisünmeti hi ve levelfena ala milletihi vahzürna fmömrelihi ve tahte livaihi vee'alna in rüfekalihi ve evridna havaahu ves Kima Nike'sihi venfa'na bimahabbetihi.

    Allahümme Amin, Ve es'elike bi esma kelleti daavtüke biha entsahıllye ala Mishammedin aidede mavasaftü ve misa Mya'lomű imehu illa cate en terbatment ve tetube aleyye ve tuafi yani min cemiil-belai vel-belvai ve en tağfire li ve terham'el-mü'minine vel mú minati vel-müslimine vel müslü mat'il-ahyae minhüm yel-emvate ve en tağfire liabdike lanbo-i fülanin ll-müanib'il hathid daili ve entetube aley. hi inneke šafurun rahimiln

    Allahümme amin

    Allahım, onun bürhanımı muazzam eyle. Onun bünyanını şerefli eyle. Onun höccetini aşikar eyle. Onun faziletini beyan eyle.

    Allahun, onun ümmeti için şefaatını kabul eyle. Onun sünneti ile ameli bi ze nasib eyle. Bizi, onun milleti ürerine öldür.

    Bizi, onun zümresinde ve onun sancağı altında haşreyle. Bizi, onun arkadaş larodan eyle. Bizi, onun havzına vardır; kadehi ile ondan bize İçir. Biz, onun sevgisi ile faydalandır.

    Allahım, amin; sana duă ettiğim isimlerin hürmetine senden dilerim; Mu-hammed'e salát eyle: vasfettiğim şeylerin ve ilmini ancak yüce zatının bildiği

    şeylerin sayısı kadar. Bana da merhamet eyleyesin; tevbemi kabul buyurasın, bütün bela cinsi seylerden yana bana afiyet veresin; keza balvå clasi şeylerden de..

    Ve.. beni bağışla. Müminlere, müminelere, müslim ve müslimelere; banla-rın ölülerine ve dirilerine merhamet eyleyesin.

    Falan oğlu falan kulunu da bağışlayasın (1). Günahkår, hatalı, zaif kulun-dur. Onun tevbesini kabul buyurasın. Çünkü sen, Gafur'sun, Rahim'sin. Allahın amin: ey Alemlerin Rabbi.

    (1) DELAİLİ HAYRAT okuyan kimse, bu kısma geldiği zaman, baba ada ile kendisini söyleyecektir.

    (Devamı: 809. Sayfada

    YanıtlaSil
  26. 261

    DEYİMLER

    öp babanın elini: tkz. Beklenmedik, elverişsiz bir durum karşısında "şimdi ne olacak?" anlamında kullanılır.

    öperken ısırır: Gösterdiği güler yüze güvenilmemesi gereken kimse-ler için söylenir.

    örs ve çekiç arasında kalmak: Aynı derecede güçlü veya zorlu iki kişi veya düşünce arasında bulunmak.

    övünmek gibi olmasın: Kendini övmeye hazırlanan kimselerce, övünmesini hoş göstermek veya alçak gönüllü görünmek için kulla-nılır.

    öyle (veya yağma) yoki "Öyle bir şey olmaz, öyle bir şey yapılmama-lı", anlamında kullanılır.

    YanıtlaSil
  27. DEYİMLER

    260

    ölü gözünden yaş ummak: Hiç olmayacak yerden, mümkün dina yan durumda yardım veya destek beklemek.

    ölümü öp: Bir konuda karşısındakini ikna etmek için kullanılan kesin yemin sözü.

    ölüsü ortada kalmak: Cenazesini kaldıracak kimse bulunmamak

    ölüsünü öpmek (birinin): Yemin sözü olarak kullanılır.

    ölüyü güldürmek: Çok güldürmek.

    ölüm ölüm de, hırlamaya ne borcum var? Sıkıntı, üzüntü, keder dert veya yoksulluk çekmektense ölüm daha iyidir.

    ölüm var dirim var: "Insan her an ölebilir de yaşayabilir de" anlamın da önlem almayı öğütler.

    ölümle burun buruna gelmek: Ölümle sonuçlanabilcek çok büyük bir tehlike ile karşılaşmak.

    ölümün soluğunu ensesinde duymak: Her an öleceğini beklemek ölüm korkusu lie dolu olmak.

    ölümüne susamak (veya ölüme koşmak): Ölümü kendi üzerine çe kecek tehlikeli davranışta bulunmak.

    Önünde perande atılmamak (birinin): Aldatılmamak.

    önüne arkasında bakmadan: İyi hesap etmeden düşüncesizce.

    önüne bakmak: Utanmak, utancından cevap vermemek.

    önüne bir kamik atmak: bk. Ağzına bir kemik atmak.

    ömüne gelan: Karşısına çıkan, rastgele, olur olmaz kimse.

    dinüne geleni kapar, ardına geleni teper: Arsız, huysuz, geçimsiz (kimse).

    örün ardını düşünmeden: Sonucun ne olacağını hesaplamamak Merisin gerisini düşünmemek.

    dinice can sonra canan: Insanların bencil olduklarını, önce kendiler ni, sonra yakınlarını ve sevdiklerini düşündüklerini belirtir.

    YanıtlaSil
  28. 47

    ATASÖZLERİ

    Eşeğe cilve yap demişler, çifte atmış: Kaba ve cahil kişi, görgüsüz olduğundan, bazen istemediği halde, olur olmaz şeyler söyleyerek in-samı üzebilir.

    Eşeğini sağlam kazığa bağla, sonra Allah'a ısmarla: Bir şeyin ko-runmasını, gerekli önlemleri almayıp Allah'tan beklemek doğru değil-dir. Doğru olan, önce önlem almak, sonrasını Allah'a bırakmaktır.

    Eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesme; kimi uzun der, kimi kısa: Bazı İşleri meydanda yapmamak gerekir. Meydanda yapılırsa her ka-fadan bir ses çıkar ve insan ne yapacağını şaşırabilir.

    Eşeği yoldan çıkaran sıpanın oynaması: İnsan, çocuklarını sevin-dirmek uğruna yanlış işler yapabilir.

    Eşək eşeği ödünç kaşır: Çıkarcı kişi, karşılığını alabileceği kimse-lere yardım eder.

    Eşek hoşaftan ne anlar? Öyle şeyler vardır ki bunu ancak akıllı ve bilgili kişi anlar. Cahil anlayamaz.

    Eşek kocamakla tavlabaşı olmaz: Kaba ve görgüsüz kişi, yaşlan makla itibar kazanamaz. Çünkü yine kimse onun sözünü dinlemez.

    Et tırnaktan ayrılmaz: Aile bireyleri arasında anlaşmazlıklar çıkabilir. Ama bu geçici bir durumdur, uzun sürmez.

    Etme bulma dünyası: Kötülük edenin kötülük, iyilik edenin iyilik bu-lacağına inanılır. Bu, boş bir inanış değildir. Genellikle de böyle olur.

    Ev alma komşu al: İyi komşu insana huzur, kötü komşu ise huzur-suzluk verir. İyi komşu can yoldaşıdır. İyi günde de kötü günde de yanımızdadır. Yardım isteyeceğimiz ilk ve en yakın kapıdır. Dairemizin geniş ve güzel olması, orada rahat ve huzur içinde yaşamamıza yet-mez. Komşuların da iyi olması gerekir.

    Evdəki hesap çarşıya uymaz: Yapmayı düşündüğümüz bir şey, ba-zen planladığımız şekilde gelişmeyip değişik bir şekilde sonuçlana-bilir

    Ev sahibinin bir evi, kiracının bin evi var: Kiracı, beğenip seçtiği evde oturur. Sıkıldığında başka bir eve taşınır. Ev sahibinin böyle bir şansı yoktur.

    YanıtlaSil
  29. ATASÖZLERİ

    46

    El yarası onulur, dil yarası onulmaz: bk. Bıçak yarası geçer, diy rası geçmez.

    Emanete hiyanet olmaz: Geri verilmek üzere alınan bir şeyin titzika

    korunması ya da kullanılması gerekir. Emanet eğer saklanılmak üzer verilmişse, onu kesinlikle kullanmamak gerekir. Aksi şekilde davran mak emanete hiyanettir.

    Erenlerin sağı solu olmaz: Eren kişi, alışmışın dışında davranışlar

    da (olmadık zamanda şakalaşmak gibi) bulunur. Kötü niyetli olmad İçin bu davranışları hoş karşılamak gerekir.

    Eregene karı boşaması kolaydır. Hiçbir iş yapmamış genç, ο έφη pek kolay yapıldığını ve bu işi kendisinin de yapabileceğini düşünür Ama işin ne denli zor olduğunu, bu işi kendisi yapmaya kalktığında anlar.

    Erkek sel, kadın göl: Erkek, çalışıp kazanmalı ve eve para getirme

    lidir. Kadın ise bu parayı ekonomik kullanmalı, dere gibi akıtmayıp göl gibi biriktirmelidir.

    Erken evlenen döl, erken kaikan yol alır: Erken evlenen kişi, ev

    lenmeyen yaşıtlarına göre daha önce çocuk sahibi olur. Yola erken çıkan, yola geç çıkana göre gidilecek yere daha erken ulaşır. Bunun gibi, işine erkenden giden, geç gidene göre daha fazia para kazanır.

    Eski dost düşman olmaz, yenisinden vefa gelmez: Dostluk, birlikte yaşanan bazı önemli olaylardan sonra gerçekleşir. Yıllar geçtikçe da-ha da sağlamlaşır. Bu yüzden, eski dost düşman olmaz. Yeni kurulan bir dostlukta ise bunu yakalamak imkânsızdır.

    Eskiye rağbet olsaydı bit pazarına nur yağardı: 1) Insan yeni şey-

    lere sahip olmak ister ve olanağı varsa onu alır. Eskisinden de bir şekilde kurtulur. Insan, yeni yerine eski eşya alacak olsaydı, eski eşya satanlar çok zengin olurlardı.

    Ecoge altın semer yursalar yine eşektir: Altın semer vurulmas eşeği eşek olmaktan kurtarmaz. Bunun gibi, lyi elbise giymek değ siz bir kişiyi değerli hale getirmez. Çünkü insanı değerli kılan giya değil, sözü, davranışı ve özüdür.

    YanıtlaSil
  30. 301

    dislere karışan yahudilikten palme bazı hikâye ve ha berler.

    stare: Bir şeyi ödünç almak.

    Edb: Benzerlik alakası ve karine-i mână dolayısıyla bir kelimeyi hakiki mânâsının månåda dışında kullanmaya "istiare" denir. bir

    İstibşar: Sevinmek.

    Izah Istifsar: Sormak. istemek.

    İstifta: Fetva istemek, Şeriaťa ait bir mesele hakkında selähiyetli zatlardan şeri hükmü öğrenmek.

    İstiğrak: Aşk-ı İlahi ile dünyayı unutup kendinden geçmek. Mäneviyattan gelen ruhi coşkunluk hali.

    İstikra': Etraflı bilgi. Ayrı ayrı hadiselerdeki müşterek vasıflara dikkat ederek umumi bir netice çıkarmak.

    İstikrá-i tamm: Ayrı ayrı hadiselerdeki müşterek vasıfları tesbit ede ede umumi bir netice çıkarmak. Umumi bir araştırma.

    İstilhak: Kendine almak, kendine katmak.

    İstinas- efkár: Fikirlerin Ürkekliğinin kalkması, alışması, dost olması.

    Intirak-s sem': Haber çalmak, hırsızlığı Burada

    mecazidir. Ayete telmin vardır.

    İstis'ab: Güç saymak, zor addetmek.

    İstişmam: Koklamak. Hassas olmak. Anlayışlı olmak.

    İstitrad: Bir söz ve yazıda esas maksadla tebel ve dolayısıyla alakası bulunan başka bir bahis nakletmek.

    İstitradi: Asıl mevzūdan olmayıp, münasebet gelmişken mevzu arasında söylenen söz.

    İstizhar etmek: Yardım taleb etmek.

    İşkál: Müşkil bırakma. (Bkz. Müşkilat).

    İşrak: Parlatma, ışıklandırma. Mc. doğması. Kalbe mânaların

    İştibah: Kolay kolay farkedilmiyecek derecede benzerlik.

    İştibak: Şebekelenmek, karşılıklı birbirine geçmek, örgülenmek.

    İştirak: Bir läfzın muhtelif mânalar arasında, müşterek olması. Mesela: Insan kelimesinin bütün insan fertleri arasındaki müşterekliği gibi. Veya bir kelimenin birkaç mâna arasında müşterek olması. Mesela: "Ayn" kelimesi hem

    YanıtlaSil
  31. 300

    İka': Meydana getirmek.

    İknaiyat-ı Hitabiyye: Kelâm ilmine ait bir istilahtır. Zannî olan akli delil demektir. Bürhanın mertebesidir. Aklı, muhalif aşağı fikirlerle karışmamış ve bürhanı anlayamayacak kimseler için kullanılır. Isbattan çok ikna vasfı taşır.

    İktiham:

    Dayanmak, tahammül etmek, katlanmak.

    İlm-i Bedî: İlm-i Beyan'ın üç bölümünden Üçüncü bölümüdür. Mukteza-yı hale uygun bir kelâmın lafız ve mâna bakımından daha da güzelleştirilmesinin

    kaidelerinden bahseder. Bu kaidelere Edebi San'atlar da denir. İki kısma ayrılır:

    1-

    Muhassinat-ı Kelâmın mâneviye: mânasına ait san'atlar. Tevriye, hüsnü ta'lil, üslüb-u hakim.. gibi.

    Muhassinat-

    2-lafzıyye: Kelâmın lafzına ait sanatlar. Seci', cinas... gibi.

    İltihab: Alevlenmek.

    Im'an-ı nazar: Bir işi dikkatle düşünmek: inceden inceye bakmak ve tedkik etmek.

    İmkan: Bir şey'in varlığı ile yokluğunun müsavi olması. Vacib ve muhal olmamak.

    İndiras:

    Bozulmak, mahvolmak.

    İnhimak: Bir şeye fazla düşkün olma.

    İn'lkad: Kurulma, teşekkül etme, meydana gelme

    İnkılâb-ı hakikat: Hakikatın kendi mahiyetinin değişmesi başkalaşması.

    İntifa: Sönmek, ortadan kalkmak.

    İntizamın İlcaı: İntizamın zorlaması, mecbur etmesi, muztar kılması.

    İrhåsat:

    Peygamber Efendimizin (A.S.M.) nübüvvet ve hakkaniyetine delâlet eden, Peygamberliğinden evvelki harikuläde vakia ve hadiseler.

    İrsa: Sağlamlaştırmak, sabit kılmak.

    İs'ad: Yukarı çıkarmak, yükseltmek.

    İsåle: Akıtmak.

    İşbā: Doyurmak.

    İskat: Susturmak, teskin etmek.

    İskender: (M.Õ: 356-323) Aristo'dan ders almış bir Buna hükümdardır. İskender-i Rümi de denir.

    İsrailiyat: (İsrailiyyenin C.) Bazı dini kitaplara veya ha-

    YanıtlaSil
  32. ONI

    -1566 Zigetvar Kalesinin fethi.

    1669-Girit, Osmanlı İmparatorluğu'na ilhak edildi.

    1952 - Büyük Cihad'da Üstad'ın İkinci Söz

    risalesinin neşredilmesi ve bu gazetenin buna dair tebcilkâr makalesi.

    EYLÜL

    05

    CUMA

    Nerede olursanız olun, Allah hepinizi huzurunda toplayacaktır.

    Bakara Suresi: 148

    13 1447 R.EVVEL

    BİR HADİS Biliniz ki, amellerinizin en hayırlısı namazdır.

    İbni Mâce, Tahare: 4

    RUMI: 23 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 123

    Insan ipi boğazına sarılıp, İstediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır. Belki, bütün amellerinin süretleri alınıp yazılır ve bütün fiillerinin neticeleri muhasebe için zapt edilir. Sözler

    Imsak Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam Yatsı

    04.59 06.28 13.08 16.45

    19.38

    21.01

    Imsak

    ISPARTA

    Güneş

    Öğle

    İkindi Akyam

    Yat

    ISTANBUL

    YanıtlaSil
  33. 2026 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ

    TARINTE BUGÜN

    1848 Fransa'da "İkinci Cumhuriyet ilan edildi. -2016-Said Özdemir vefat

    etti

    ŞUBAT 26 PERŞEMBE

    BİR AYET Doğru olan erkekler ve kadınlar (var ya) Allah onlara mağfiret ve büyük mükafat hazırlamıştır.

    (Ahzab: 35)

    BİR HADİS

    8 1447 RAMAZAN

    Şüphesiz Allah, şekillerinize ve sözlerinize bakmaz.

    RUME: 13 ŞUBAT 1441 KASIM: 111

    Umumi ve en mühim bir ihtiyaç ancak ahirettic.

    Mesnevi-i Nuriye

    YanıtlaSil
  34. karadan yüruterek flaliçe indirmesi.

    -1940-Raman Dağında petrol bulundu.

    22

    BIR AYET

    Allah'tan salunm ve egen manmisang fazien artakalanı bırakkm.

    Bakara Suresi: 2.78

    CUMA

    FRIDAY

    NİSAN

    APRIL

    BİR HADİS

    Yemeği soğutun! Zira sıcak yemek, bereketsiz olur.

    Bu dünya eğer daimi olsaydı ve yolumuzda ölüm olmasaydı ve firak ve zevalin rüzgarlan esmeseydi ve musibetli, fırtınalı istikbalde manevi kış mevsimleri olmasaydı, ben de seninle beraber senin haline acıyacaktım. Lem'alar

    MICR 21 RAMAZAN 1443 RUME 9 MISAN 1438

    (

    KASIR: 166 GUR: 112 KALAN 253 GUN UZA 3 IK

    YanıtlaSil
  35. de insanları onun dini

    di (asm) buyuk ve kuisi vazifelerle beşerin imdadine genderne

    YANINTE

    1453 Fatihin gemileri karadan yürüterek Haliç'e indirmesi.

    - 1940-Raman Dağında petrol bulundu.

    22

    CUMA

    FRIDAY

    NİSAN

    APRIL

    C

    BİR AYET Allah'tan sakının ve eğer inanmışsanız faizden artakalanı bırakın.

    Bakara Suresi: 278

    BİR HADİS

    Yemeği soğutun!

    Zira sıcak yemek, bereketsiz olur.

    Bu dünya eğer daimi olsaydı ve yolumuzda ölüm olmasaydı ve firak ve zevalin rüzgârlan esmeseydi ve musibetli, fırtınalı istikbalde manevi kış mevsimleri olmasaydı, ben de seninle beraber senin haline acıyacaktım. Lem'alar

    HİCRİ: 21 RAMAZAN 1443 RUMI: 9 NİSAN 1438

    KASIM: 166 - GUN: 112 KALAN: 253 - GÜN UZA: 3 DK

    YanıtlaSil
  36. Ardında Yüz Köpek Havlamayan Kurt, Kurt Sayılmaz

    "Önemli kimseleri çekemeyip onlara dil uzatan" kişilerin çok olacağını belirtmek için "Ardında yüz köpek havlamayan kurt, kurt değildir." deriz. Bu atasözünü çoğunlukla toplumda bir yeri ve değeri olan kimselerin hakkında ileri geri konuşan-ların sözlerine tepki vermek veya bu tür sözlere aldırış etmenin doğru bir yaklaşım olmadığını belirtmek için kullanırız. Bazen bu sözler öylesine gönül kırıcı olur ki hiç kabahati olmayan çalışkan ve üretken insanları canından bezdirir ya da onların hayata küsmesine neden olur.

    Şimdi bir düşünelim; her yazar, çizer, kalemine, öğretmen okuluna, çiftçi de toprağına küstürülmüş olsaydı ne olurdu? Tabii ki ortada üretim veya hizmet adına elle tutulur, gözle görülür bir şey kalmazdı, değil mi? Hepimizin topluma değer katan bu insanlara ihtiyacı vardır. Kim ne derse desin:

    "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz,

    -106-

    YanıtlaSil
  37. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.

    Yani, bir kimsenin yaptığı iş onun aynasıdır ve bir nevi aklının derecesini gösterir. Ayrıca her kınayanın kınamasından korkarsak "El ne der?" sözünün esiri oluruz. Bu sözün kapsa-ma alanı çok geniştir.

    Peki, bu alandan çıkmak için ne yapalım?

    Ilmimizi, edebimizi artırıp işimizi daha da güzelleştirme-nin yollarını arayalım. Böylelikle başarıdan başarıya koşmuş oluruz. Kaldı ki bu durum ülkeler arasında da aynıdır. Günü-müzde vatan toprağını korumak ve Türk milletinin özgürlüğü-nú devam ettirmek için kahraman askerimiz ülkenin sınırında canını ortaya koymaktadır.

    Sırf birileri bizi kınıyor veya karalamaya çalışıyor diye hak-lı davamızdan vaz geçemezdik. Ülke ve millet olarak bu karar-lılığı devam ettirdiğimiz sürece bize dil uzatanların seslerini, duymaya devam edeceğiz. Eğer onların seslerini bastırmak istiyorsak safları biraz daha sıklaştıralım lütfen. Çünkü bu-gün birlik ve beraberlik günüdür, çünkü bugün, dargınlıkların unutulması gereken bir gündür; çünkü bugün, bizim yeniden şahlanışımızı dört gözle bekleyen mazlum milletlerin asırlardır boğazlarına takılan düğümün çözüldüğü gündür.

    Çünkü bugün de yarın da günlerden Türkiye'dir.

    Birlik beraberlik ruhuyla hareket etmemiz gereken gün, işte bu gündür!

    Gününüz ve gözünüz aydın olsun.

    Paşa, https://dergi.diyanet.gov.tr/makaledetay.php?ID=8817

    -107-

    YanıtlaSil
  38. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    نورا البناء

    وإن أردتم استبدال زوج مكان روحی و احذيهن قنطارا فلا تألحدوا منه في المع بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُبينا . وكيف بالخلوية والد المعلم بَعْضُكُمْ إلى بَعْضٍ والحلل منكم من غليظا . وَلا تَنْكِحُوا ما لكم النار مِنَ النِّسَاء إلا ما قد سلف الله كان فاحشه وَسَاءَ سَبِيلًا • حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أَنها هي وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَلان وَبَنَاتُ الْآخِ وَبَنَاتُ الْأُخْتِ وَأُمَّهَانَكُمُ الى أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَانُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَأَنهان نِسَائِكُمْ وَرَبَّائِبُكُمُ الَّتِي فِي حُجُو مِنْ نِسَائِكُمُ الَّتِي دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَإِنْ لَمْ تَكُولُ دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلَائِلُ أَبْنَائِكُمْ الَّذِينَ مِنْ أَصْلَابِكُمْ وَأَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الأختي إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا .

    وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ أَبَاؤُكُمْ مِنَ النِّسَاءِ إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتًا وَسَاءَ سَبِيلًا

    66 Geçmişte olanlar bir yana, babalarınızın nikâhladığı kadınlarla evlenmeyin; çünkü bu bir edepsizliktir, iğrenç bir şeydir ve kötü bir yoldur.99

    (Nisa, 4/22)

    والشخصان

    Mushaf sayfa no: 80

    Hafizlik sayfa no: 4. cûz/01. sayfa

    EVLENİLMESİ YASAK OLANLAR

    BİLGİ

    Toplumsal hayatın temelinde evlenme ve yuva kurma vardır. Bu konuda tarihte bazı sapkın uygulamalar ortaya çıkmıştı. Bunlardan biri de bir erkeğin, babasının diğer hanımlarından biriyle yani kendi üvey annesi ile evlenmesiydi. Kadınları zorlayarak bu evliliği uygulayanlar bulunduğu gibi gönüllü uygulayanlar da vardı. Bu çirkin işi yasaklayan Rabbimiz, insanları edep ve hayâya çağırmış-tır. Haya sahibi kişi, dinimizin ahlak ve iffet kurallarına göre yaşayan kişidir. Dinimize göre evlenilmesi yasak olanların başında yakın akrabalar vardır ve bunların çoğu bir sonraki ayette tek tek sayılmıştır.

    MESAJ:

    1. Evlenmeye teşebbüs etmeden önce, dinimizin kimlerle evlenmeyi yasakla-dığını öğrenmek, böylece haram işlemekten sakınmak gerekir.

    2. Iffet duygusunu kaybeden birinin yapamayacağı kötülük yoktur.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Eb/Aba': Baba/Babalar.

    Niså: Kadınlar.

    80

    YanıtlaSil
  39. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    الجزء الخامس

    وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَاءِ إِلَّا مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ كِتاب الله عَلَيْكُمْ وَأُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَاءَ ذَلِكُمْ أَنْ تَبْتَغُوا

    بِأَمْوَالِكُمْ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بهِ مِنْهُنَّ فَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ فَرِيضَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فيما تَرَاضَيْتُمْ بِهِ مِنْ بَعْدِ الْفَرِيضَةِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ علِيمًا حَكِيمًا وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ مِنْكُمْ طَوْلًا أن يَنكِحَ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ فَمِنْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ مِنْ فَتَيَاتِكُمُ الْمُؤْمِنَاتِ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِكُمْ بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍ فَانْكِحُوهُنَّ بِإِذْنِ أَهْلِهِنَّ وَأْتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ مُحْصَنَاتٍ غَيْرَ مُسَافِحَاتٍ وَلَا مُتَّخِذَاتِ أَخْدَانٍ فَإِذَا أُحْصِنَّ فَإِنْ آتَيْنَ بِفَاحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى الْمُحْصَنَاتِ مِنَ الْعَذَابِ ذَلِكَ لِمَنْ خَشِيَ الْعَنَتَ مِنْكُمْ وَأَنْ تَصْبِرُوا خَيْرٌ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ يُرِيدُ اللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ .

    يُرِيدُ اللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

    "Allah, size bilmediklerinizi açıklamak ve sizi, sizden öncekilerin yollarına iletmek, günahlarınızı bağışlamak istiyor. Allah hakkıyla bilmektedir, hikmet sahibidir.99

    (Nisa, 4/26)

    Mushaf sayfa no: 81

    Hafızlık sayfa no: 5. cüz/20. sayfa

    GEÇMİŞTEN GELECEĞE MÜMİNLERİN YOLU: İSLAM

    BİLGİ

    Peygamberimizin davete başladığı toplum, cahiliye döneminden geliyordu. Allah Resulü, birçok alandaki yanlış uygulamaları iptal etmiş, bazı uygulamaları da ıslah etmişti. Esasında Rabbimiz İslam'ın hükümlerini önceki ümmetlere de bildirmişti. Fakat peygamberlerden sonra insanlar bunları uygulamaz olmuşlardı. İşte Allah Teâlâ, evlilik konusundaki doğruları önceki ayetlerde açıkladıktan sonra, bu açıklamaların gayesini bildirmektedir. Buna göre O, bizim doğru bilgilenmemizi ve önceki peygamberlerden itibaren devam eden İslam yolu üzere yürümemizi istemektedir.

    MESAJ:

    Peygamberimizin getirdiği hükümler, asılları ve amaçları bakımından önceki peygamberlerin getirdikleriyle aynıdır.

    KELİME DAĞARCIĞI

    Sünnet/sünen: Yol/yollar, yöntemler.

    Hakim: Hikmet sahibi, yaptığı her şeyde fayda ve hikmet olan.

    81

    YanıtlaSil
  40. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    شورة البناء

    والله يُريد أن يتوب عَلَيْكُمْ وَيُرِيدُ الذين يلم الشَّهَوَاتِ أن تميلوا مثلاً عظيمًا . لويد أنْ يُخفِّفَ عَنْكُمْ وَخُلِقَ الإنسان ضعيفا با الَّذِينَ آمَنُوا لا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُم بالبال إِلَّا أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَ أَنْفُسَكُمْ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا وَمَنْ يَلْمَ ذلِكَ عُدْوَانًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْلِيهِ نَارًا وَكَانَ را عَلَى اللهِ يَسِيرًا إِنْ تَجْتَنِبُوا كَبَائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَلَى نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَتُدْخِلْكُمْ مُدْخَلا كَرِيمًا وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللَّهُ بِهِ بَعْضَكُ عَلَى بَعْضٍ لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَالبنا.

    نَصِيبُ مِمَّا اكْتَسَيْنَ وَسْتَلُوا اللَّهَ مِنْ فَضْلِهِ إِنَّ الله كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا وَلِكُلِّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ وَالَّذِينَ عَقْدَتْ أَيْمَانُكُمْ فَأْتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ إِنَّ اللهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْ شَهِيدًا .

    إِنْ تَجْتَنِبُوا كَبَائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلًا

    كريما

    66 Eğer size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi değerli bir yere koyarız.99

    (Nisa, 4/31)

    Mushaf sayfa no: 82

    Hafızlık sayfa no: 5. cûz/19. sayfa

    BÜYÜK GÜNAHLARDAN KAÇINMAK

    BİLGİ

    Insan, akıl ve irade gücü yanında bazı zaaflarıyla birlikte yaratılmıştır. Bu yüzden insanın günahlara düşmesi mümkündür. Hz. Peygamber zamanında da günaha düşen sahabiler oluyor, sonra tövbe ediyorlardı. Peygamberimiz, "Her insan hata yapar. Hata yapanların en hayırlısı, tövbe edenlerdir." buyurmuştu (el-Müstedrek, IV, 272). Rabbimiz, unutarak veya kasıtsız yapılan hataların günahı-nın bulunmadığını bildirdiği gibi, bu ayette bir müjde daha vermiştir. Şayet bir Müslüman büyük günahları işlemekten kaçınır ve bu konuda titizlik gösterirse, onun küçük günahları bağışlanacak ve bunların hesabı sorulmayacaktır.

    MESAJ:

    Müslüman, büyük günahlara kesinlikle yanaşmaz, küçük günahlarda da ısrar etmez.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Kebâir: Büyük günahlar.

    Seyyiât: Kötülükler, küçük günahlar.

    82-

    YanıtlaSil
  41. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    الجزاء الخامس

    الرجال قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاء بما فضل الله بعضهم

    وَاعْبُدُوا اللَّهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْنِي وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْنِي وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا

    عَلَى بَعْضٍ وَبِمَا أَنْفَقُوا مِنْ أَمْوَالِهِمْ فَالصَّالِحَاتُ قانِتَاتٌ حَافِظَاتُ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ الله وَالْجِي تَقَافُونَ نُشُورُهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَبِيلًا إِنَّ اللهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا وَإِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَابْعَثُوا حَكَمًا مِنْ أَهْلِهِ وَحَكَمًا مِنْ أَهْلِهَا إِنْ يُرِيدًا إِصْلَاحًا يُوَفِّقِ اللَّهُ بَيْنَهُمَا إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيمًا خَبِيرًا . وَاعْبُدُوا اللهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِب بالجنب وابن السبيل وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللهَ لا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا وَالَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَا أَتيهُمُ اللهُ مِنْ فَضْلِهِ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُهِينًا .

    "Allah'a kulluk edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında

    bulunanlara iyi davranın. Allah, kendini beğenen ve böbürlenip duran kimseyi asla sevmez.99

    (Nisa, 4/36)

    Mushaf sayfa no: 83

    Hafızlık sayfa no: 5. cûz/18. sayfa

    KULLUĞUN GÖSTERGELERİ

    BİLGİ

    Inanç alanında Allah'ın tek ilah olduğunu kabul etmek gerektiği gibi davranış sahasında da ibadet ve kulluğu yalnız Allah'a yapmak gerekir. Müslüman'ın bütün yaşantısı, tevhid inancıyla bağlantılıdır. Allah ve elçisi hangi davranışı emretmiş ise mümin onu yapar. Allah ve elçisi hangi davranışları yasaklamış ise mümin onlardan kaçınır. Ayette, ibadet ve güzel ahlaka dair emirler vardır. Mümin, anne babasına, yoksullara ve benzeri kişilere Allah'ın emri gereği iyi davranır. Yunus Emre'nin deyişiyle, yaratılanı sever, Yaratan'dan ötürü.

    MESAJ:

    Mümin, Allah'ın emrettiği şekilde güzel ahlakın gereğini yapar ve bu esnada kibre ve riyaya kapılmadan yalnız Allah'ın rızasını umar.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Välideyn: Anne baba.

    Fahûr. Çok övünen, böbürlenen.

    83

    YanıtlaSil
  42. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    شورا البناء

    والذين ينفقون أموالهم رفاة الناس ولا المنول ولا باليوم الآخر ومن يكن الشيطان له المرينا قرينًا وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَو املوا بالله واليوم الأمري مِمَّا رَزَقهم الله وكان الله بهم علينا إلى الابل مثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِنْ تَكُ حَسَنَةٌ يُضاعفها ويات من الثاني عظِيمًا فكيف إذا جتنا من كل أمة بشهيد وجد در على هَؤُلَاءِ شَهِيدًا يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَالحب الرَّسُولَ لَوْ تُسوى بهمُ الأَرْضُ وَلَا يَكْتُمُونَ الله حديثا يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلُوةَ وَأَنتُمْ سُكَارِي عَلى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنَّبًا إِلَّا عَابِرِى سَبِيلِ عَلى تقليل وَإِنْ كُنتُمْ مَرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاءَ أَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْقَائِمِ أوْ لَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِينًا لن فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَمُو غَفُورًا أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُوا نَصِيبًا من الكتاب يَشْتَرُونَ الضَّلَالَةَ وَيُرِيدُونَ أَنْ تَضِلُّوا السَّبِيل .

    إِنَّ اللَّهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِنْ تَكُ حَسَنَةٌ يُضَاعِفُهَا وَيُؤْتِ مِنْ لَدُنْهُ أَجْرًا عظيمًا

    66 Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez; o zerre, bir iyilik ise onu katlar, kendi katından da büyük mükâfat verir.99

    (Nisă, 4/40)

    Mushaf sayfa no: 84

    Hafizlik sayfa no: 5. cüz/17. sayfa

    İYİLİĞİN SEVABI KАТ КАТ

    BİLGI Bir işin iyi olması, hem onun mahiyetine hem de yapanın niyetine bağlıdır. Önceki ayetlerde Rabbimiz, sahip olduğumuz mallardan başkalarına vermeyi teşvik etmiş ve cimriliği kötülemişti. Fakat O, yardım etmenin tek başına "iyilik" olarak nitelenmeyeceğini de bildirmişti. Yardımı yapan kişinin mümin olması, Allah'tan başka kimseden karşılık beklememesi ve yardım ederken gösteriş duygusuna kapılmaması gerekiyordu. İşte bu şartları taşıyan yardım ve infakları Yüce Allah hakiki bir iyilik saymakta ve bunların mükafatını eksiksiz hatta kat kat vereceğini bildirmektedir.

    MESAJ:

    1. En küçük iyiliğin bile sevabı vardır.

    2. Allah, iyiliğin sevabını kat kat verecektir.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Miskal: Ağırlık, tarihteki bir ağırlık ölçüsü ve para birimi.

    Zerre: Çok küçük nesne, toz parçası.

    Hasene: İyilik, güzellik.

    Ecr: Ücret, mükafat, sevap.

    84

    YanıtlaSil
  43. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    شورية البسام

    أوليك الذين لعنهم الله ومن يلعن الله على العدالة المنام أم لهم نصيب من الملك فانا لا يأتون الناس مو أمْ يَحْسُدُونَ الناس على ما أتيهم الله من فضله فقد الي ابرهيم الكتاب والحكمة وأتَيْنَاهُم ملكا علينا من أمن به ومنهم من صد عنه وكفى جهلم عن . إنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِنَا سَوْفَ تُضْلِيهِمْ نَارًا كَمَا عير جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُوا العنان الام عزيزا حكيما والذين امنوا وعملوا الصالحات التحب جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ابنا لهم بي أزْوَاجُ مُطَهَّرَةٌ وَنُدْخِلُهُمْ جَلا قَلِيلًا إلى الله ياري أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ الاتحاد بِالْعَدْلِ إِنَّ اللهَ يَعِمَّا يَعِظُكُمْ بِهِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِير . يا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُول وأولى الأمر مِنْكُمْ فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللهِ وَالرَّسُولِ إِن كُن تُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تأويلا .

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا

    الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنْكُمْ فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ في شَيْ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا

    66 Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, peygambere itaat edin, sizden olan ülü'l-emre de. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu, Allah'a ve peygambere götürün. Bu, elde edilecek sonuç bakımından hem hayırlıdır hem de en güzelidir. (Nisa, 4/59)

    Mushaf sayfa no: 86

    Hafızlık sayfa no: 5. cüz/15. sayfa

    KUR'AN VE SÜNNET HAKEMDİR.

    BİLGİ: Kulluk, Allah ve Resulü'nün bildirdiği ölçülere uymaya bağlıdır. Ne var ki, bu ölçüler daha çok genel olup kıyamete kadar gerçekleşecek her olayın ayrın-tılı hükmünü vermemektedir. Bu ölçüleri anlamak ve bunlardan yola çıkarak herhangi bir meselenin hükmünü ortaya koyabilmek, bir maharet gerektir-mektedir. İslam'ın temel kaynaklarından hüküm çıkarabilecek âlimler yanında, hükümleri uygulayacak ve yönetimi sağlayacak kişilere de ihtiyaç vardır. Yüce Allah, Müslümanlar arasındaki yetkililere de itaat edilmesini emretmektedir.

    MESAJ:

    1. Problemler, Kur'an ve sünnet ilkeleri ışığında çözülür.

    2. Meşru ve doğru işlerde yöneticilere uymak gerekir.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Ülü'l-emr: Yetkili kişi, yönetici.

    Te'vil: Sağlam gerekçelere dayanan yorum, sözü iyice inceleyip varacağı ma-naya yormak.

    86

    YanıtlaSil
  44. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    الجزء الخامس

    فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فيما شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

    Hayari Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın onu kabullenmedikçe ve boyun eğip teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.99 (Nisi, 4/65)

    الم تر إلى الذين يزعمون أنهم أمنوا بما أنزل اليك وما الزل من قبلك يريدون أن يتحاكموا إلى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوا أَنْ يَكْفُرُوا بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ ال يُضِلُّهُمْ ضَلَالًا بَعِيدًا وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ العَالَوْا إلى ما أنزل الله وإلى الرَّسُولِ رَأَيْتَ الْمُنَافِقِينَ يَصُدُّونَ عَنكَ صُدُودًا فَكَيْفَ إِذَا أَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ بِمَا للمتْ أَيْدِيهِمْ ثُمَّ جَاؤُكَ يَحْلِفُونَ بِاللهِ إِنْ أَرَدْنَا لا إِحْسَانًا وَتَوْفِيقًا • أُولَئِكَ الَّذِينَ يَعْلَمُ الله ما فِي قُلُوبِهِمْ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُلْ لَهُمْ في أَنفُسِهِمْ قَوْلًا بَلِيعًا وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولِ إلا لِيُطَاعُ بِإِذْنِ اللَّهِ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ جَاؤُكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لوَجَدُوا اللهَ تَوَّابًا رَحِيمًا فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا في أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا .

    Mushaf sayfa no: 87

    Hafızlık sayfa no: 5. cüz/14. sayfa

    PEYGAMBER'E GÖNÜLDEN İTAAT ETMEK

    BİLGİ

    Peygamberimiz zamanında, bahçeleri birbirine komşu olan iki kişi sulama yüzünden tartışmışlardı. Konuyu Peygamberimize bildirip hüküm vermesini istediler. Hükmü duyduklarında ise içlerinden biri bunu beğenmedi ve canı sıkıldı. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti indirerek anlaşmazlıklarda Peygam-ber'in hakem kılınmasını ve onun verdiği hükmün gönülden kabul edilmesini emretti. Önceki ayette de bildirildiğine göre, Yüce Allah peygamberlerini, ken-dilerine itaat edilsin diye göndermiştir. Hem Peygamber'e inanıp hem de ona itaat etmemek olmaz. Peygamber'e itaat, Allah'a itaat demektir.

    MESAJ

    Mümin, Peygamber'in hükmünü gönülden kabul eder. Onun hükmüne karşı canı sıkılmaz.

    KELİME DAĞARCIĞI

    Hakem: Anlaşmazlığı çözmesi için seçilen kimse.

    Harac: Zorluk, sıkıntı.

    87

    YanıtlaSil
  45. ÂHİRZAMAN FİTNE

    MURAT KAYA

    B ir müslüman âhiret selâmeti için Allah ve Rasûlü'nün haber verdi-ği fitneleri öğrenmeli ve kendini onlardan muhafaza etmenin yolunu aramalıdır. Huzeyfe bin Yemân (r.a) şöyle anlatır:

    "İnsanlar, Rasûlullah (s.a.v) Efendi miz'e (geleceğe âid) hayırlı işlerden sorarlardı. Ben de aksine, bana da dokunur diye korkarak vuků bulacak şerlerden sorardım. Bu endişe ile bir keresinde:

    <<<-Yâ Rasûlallah! Biz vaktiyle bir câhiliyet ve şer içindeydik. Sonra Allah bize şu hayrı (İslâm'ı) lûtfetti. Acaba bu hayır ve saadetten sonra tekrar bir şer gelecek mi?>> diye sordum. Rasûlullah (s.a.v):

    <<<-Evet gelecek>> buyurdu. Ben:

    <<-O şer ve fitneden sonra tekrar hayır gelecek mi?>> dedim.

    <<-Evet, fakat onun içinde biraz fesâd dumanı ve bulanıklığı olacak>>> buyurdu.

    <<-O, hayrı bulandıran kirlilik ne-dir?>>> dedim. Rasûlullah (s.a.v):

    <<-Bazı insanlar benim sünnetim-den ayrılarak başka bir yol tutacaklar ve benim getirdiğim hidâyetten başka bir yol gösterici arayacaklar. Onların yaptığı işlerin bir kısmını güzel görür-sün bir kısmını da çirkin!>> buyurdu.

    <<-(Yâ Rasûlallah!) Bu hayır devrin-den sonra yine bir şer ve fesâd devri gelecek mi?>> dedim.

    <<<-Evet gelecektir. O devirde birta-kım dâvetçiler, insanları cehennem ka-pılarına çağıracaklar. Her kim onların dâvetine icabet ederse, onu cehenne-me atacaklar» buyurdu.

    <<<-Yâ Rasûlallah! Onları bize târif edebilir misiniz?!>> dedim.

    <<<-Onlar bizim milletimizin insanla-rıdır, bizim dilimizle konuşurlar» buyur-du. Ben:

    <<-(Yâ Rasûlallah!) O devre yetişir-sem bana nasıl hareket etmemi emre-dersiniz?>>> dedim.

    <<<-İslâm cemaatinden ve onların devlet başkanlarından ayrılmazsın>>> buyurdu.

    <<<-Onların bir cemâati ve devlet

    YanıtlaSil
  46. «-O zaman mevcut firkaların hep-sinden ayrıl (evine çekil!) Velev ki bu ayrılma, bir ağaç kütüğünü ısırmak kadar meşakkatli olsa bile, artık ölüm gelinceye kadar tefrikaya yaklaşma!>> buyurdu."1

    Allah Rasûlü'nün geleceğini haber verdiği en büyük fitne insanlarda helal-harâm hassasiyetinin kalmamasıdır. O şöyle buyurmuştur:

    "Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!"2

    Maalesef günümüzde bunu büyük oranda yaşıyoruz. İnsanlar en tehlikeli ve en büyük günahlardan biri olan fâizi bile normalleştirdiler. O kadar yaygın-laştırdılar ki korunmak isteyenlere bile tozu bulaşıyor.3

    Bugün sonuna kadar yaşadığımız diğer bir fitneyi Rasûlullah (s.a.v) şöyle haber vermişti:

    -

    "-Benden sonra adam kayırma olayları ve görmeye alışmadığınız işler meydana gelecektir." Ashâb-ı kirâm:

    =

    "-Yâ Rasûlallah! Bizden o günleri gö-renlere ne emredersiniz?" diye sordular:

    YanıtlaSil
  47. "-Yapmanız gereken vazifeleri yaparsınız, hakkınız olan şeyi de Allah'tan niyâz edersi-niz" buyurdu.4

    Hak ve adalet duygusu iyice zayıfladığı için zayıflar hakkını alamıyor, işini Allah'a ha-vâle ediyor.

    Âhirzaman fitnelerinden biri de dînin sa-tılıp dünyanın öne geçmesidir. Allah Rasûlü (s.a.v) bu konuda şöyle buyurmuşlardır:

    "Sâlih ameller işlemekte acele ediniz. Zira yakın bir gelecekte karanlık geceler gibi bir-takım fitneler ortalığı kaplayacaktır. O za-manda insan, mü'min olarak sabahlar, kâfir olarak geceler; mü'min olarak geceler, kâfir olarak sabahlar. Dinini küçük bir dünyalığa satar."5

    "Sevininiz ve sizi sevindirecek şeyler ümîd ediniz. Allah'a yemin ederim ki sizler için fa-kirlikten korkmuyorum. Fakat ben, sizden öncekilerin önüne serildiği gibi dünyanın si-zin de önünüze serilmesinden, onların dünya için yarıştıkları gibi sizin de yarışa girmeniz-den, dünyanın onları helâk ettiği gibi sizi de helâk etmesinden korkuyorum."6

    "Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle ka-pışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.""

    YanıtlaSil
  48. helak

    "Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle ka-pışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.""

    Âhirzamanın en büyük fitnesi ümmetin bu hırs ve yarışı daha da ileri götürüp birbiri-ne düşerek kendi aralarında savaşmaları ve düşmanın yapamadığını kendi kendilerine yapmalarıdır.8

    Bu dünya sevgisinin müslümanları ne hâle getireceğini ise Rasûlullah (s.a.v) şöyle beyan etmiştir:

    <<-Yabancı kavimlerin, yiyicilerin birbirle-rini sofralarına dâvet ettiği gibi birbirlerini sizin üzerinize çullanmaya çağıracakları za-man yakındır!» Orada bulunanlardan biri:

    <<<-O gün sayıca azlığımızdan dolayı mı bu durum başımıza gelecek?>> diye sordu. Allah Rasûlü (s.a.v):

    <<-Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler duru-munda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıka-racak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!» bu-yurdular.

    <<-Zaaf da nedir ey Allah'ın Rasûlü?» de-nildi.

    YanıtlaSil
  49. Z, -i-

    <<-Dünya sevgisi ve ölümden hoşlanma-ma duygusu!» buyurdular."9

    Sahâbe-i kirâmdan Muâz (r.a) bu dönem-de meydana gelecek bir kısım fitneleri ve ko-runma yollarını şöyle bildirir:

    --

    "Ardınızda fitneler olacaktır. O zaman mal çoğalacak, Kur'ân açılacak, mü'min, münafık, erkek, kadın, köle, hür, küçük, büyük herke-sin elinde Kur'ân olacak. İçlerinden biri şöyle diyecek:

    <<<<-Neden bana tabi olmuyorlar. Ben Kur'ân okuyorum, yine de kimse bana uy-madı. Ben onlara Kur'ân'dan başka bir şey uydurmadıkça bana tabi olmayacaklar.>>>

    Böyle bir kimsenin uydurduklarına tabi olmaktan sakının. Zira onun ortaya attıkları dalâlet ve sapıklıktır. Ben sizi hakîm (bilgili ve hikmet ehli) kişilerin ayaklarının sürçme-sine karşı uyarıyorum. Çünkü şeytan hakîm kimselerin diliyle dalalet ve sapıklığa dâvet edecektir. Münafık da bazen doğru söz söy-leyecektir." Kendisine:

    "-Hakîm kimsenin yanlış söz söylediğini, münafığın da hakkı konuştuğunu nasıl bile-ceğiz?" diye sorulduğunda şöyle dedi:

    "-Sen hakîmin o şöhret kazanmış ve sana karışık gelen sözlerinden kaçın ki o sözler seni kaydırıp yanıltmasın. Kim bilir belki o bilgili kisi o sözlerinde

    YanıtlaSil
  50. "-Sen hakîmin o şöhret kazanmış ve sana karışık gelen sözlerinden kaçın ki o sözler seni kaydırıp yanıltmasın. Kim bilir belki o bilgili kişi o sözlerinden döner. Sen duydu-ğunda hakkı kabul et. Çünkü hakkın üzerin-de nûr vardır."10

    Bazı rivayetlere göre şu fitneler de o gün-lerde ortaya çıkacaktır:

    -Namazın öldürülmesi,

    - Emânetin zâyi edilmesi,

    Fâizin yenmesi,

    - Yalanın helâl sayılması,

    - Kanların hafife alınması (adam öldürme-nin artması ve kâtilden kısas alınmaması),

    Binâları yükseltilmesi,

    Dünya karşılığında dinin satılması,

    İpek elbisenin (erkekler arasında yaygın-laşması),

    Boşanmaların çoğalması,

    Ânî ölümlerin artması,

    İftiraların artması,

    Yağmurun rahmet değil azap olması,

    Çocuğun âsî olup anne-babasını öfke-lendirmesi,

    - Alçak insanların iyice artması,

    - Kerîm (güzel ahlâklı) insanların azalması,

    - İdarecilerin devlet malını çalması,

    YanıtlaSil
  51. - Mushafların süslenmesi,

    - Camilere resimler konulması (veya resimlerinin çekilip her yere asılması),

    Minarelerin uzatılması (bununla övünülmesi),

    Yalın ayak, çıplak insanların salta-nat sahibi olmaları,

    - Erkeklerin kadınlara, kadınların er-keklere benzemesi,

    - Dînî bir maksat olmaksızın fıkıh öğ-renilmesi,

    - Ahiret ameliyle dünya menfaati elde etmeye çalışmak,

    - Zekâtın ağır bir borç olarak telakkî edilmesi,

    -Şarkıcı kadınların ve çalgı âletlerinin revaç bulması,

    - İçkilerin yollarda içilmesi,

    - Kur'ân'ın mûsikî âleti gibi görülme-si (sadece teğannîsiyle meşgul olun-ması),

    - Bu ümmetin sonradan gelenleri-nin önceki nesillere lânet etmesi,

    Bunlar olduğu zaman insanlar kızıl rüzgârdan, yere geçirilmekten, sûret değişikliğinden (hayvan sûretine çev-rilmekten) ve büyük alâmetlerden (veya Allah'ın azametini gösteren bü-yük olaylardan) sakınsınlar!¹¹

    "...Kıyametin alametlerinden biri de erkeklerin erkeklerle, kadınların kadın-larla yetinmesidir..."12

    Rasûlullah (s.a.v) bir gün:

    "-Gençlerinizin fıska düştüğü, ka-dınlarınızın azdığı zaman hâliniz nice olacak ey insanlar?" diye sormuştu. Yanındakiler hayretle:

    "-Ey Allah'ın Rasûlü, böyle bir şey olacak mı?" dediler.

    "-Evet, hatta daha beteril" buyurdu

    ve devam etti:

    "-Emr bi'l-ma'ruf ve nehy ani'l-münkeri terkettiğiniz zaman hâliniz nice olacak?" diye sordu. Yanındakiler hayretle:

    "-Yâ Rasûlallâh, bu olacak mı?" de-diler.

    "-Evet, hatta daha beteri!" buyur-dular ve devam ettiler:

    "-Ma'rufu münker, münkeri de ma'ruf olarak gördüğünüz zaman hâliniz nice olacak?"13

    Süfyan es-Sevrî (r.a) o günlerde in-sanın hâlini resmeden şu sözü nakle-der:

    "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki o zaman kalpler ölür, bedenler yaşar."14

    Gerçekten bugün insanlar beden-lerini süslemek ve bakımını yapmak için büyük paralar harcarken kalplerini ölüme zorlayacak davranışları daha da artırıyorlar. Halbuki bedenin sıhhatine dikkat etmekle birlikte asıl kalbin hayat bulması için çalışmak gerekir.

    Yine Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyur-muşlardır:

    "Dünyaya alçak oğlu alçakların hâ-kim olması yakındır."15

    Böyle bir devirde dünya belâ yu-mağı hâline gelir. Gücü yeten zayıfları ezer, insanlar ölümü arar hâle gelirler. miştir: Rasûlullah (s.a.v) bunu şöyle ifade et-

    yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp içinde ben olsaydım>> demedikçe kıya-üzerine abanarak «Keşke bu kabrin leten din değil, belâ olacaktır.16 met kopmaz. Halbuki bu sözü ona söy-"Nefsim kudret elinde olan Allah'a

    12. ALTINOLUK

    YanıtlaSil
  52. H.

    Bu fitneler esnasında çekilen ız--dıraplar âsîler için cezâ olurken sålih mü'minler için günahlarına keffarettir. Rasûlullah (s.a.v) bunu da şöyle haber vermiştir:

    /z er 2-

    r-

    е-

    "Benim bu ümmetim rahmete mazhar olmuş bir ümmettir (ümmet-i merhûmedir). Ahirette azâba mâruz kalmayacaktır. Onların azabı fitneler, zelzeleler, birbirini öldürmeler ve sıkın-tılar şeklinde dünyada olacaktır."17

    Mü'minlerin hata ve günahları dünyada çektikleri mihnetler, hastalıklar ve belâlarla mağfiret edilir. Bugün müslümanların başına gelen büyük sıkıntılara baktıkça bu hadîs-i şerîfi hatırlamamak mümkün değildir. Ancak müslümanlar buna güvenerek kendini bırakmamalı, gereken tedbirleri almalı, çalışıp güçlü olmalıdır. Zira güçlü müslüman zayıf mü'minden daha hayırlı ve Allah katında daha sevimlidir.

    Dipnotlar: 1) Buhârî, Menâkıb, 25; Müslim, İmâre, 51, 52. 2) Buhârî, Büyü' 7. 3) Ebû Dâvûd, Büyû' 3/3331; Nesâî, Büyü, 2/4452. 4) Buhârî, Fiten 2, Müslim, İmâre 45.5) Müslim, Îmân 186. 6) Buhârî, Rikâk, 7; Müslim, Zühd, 6. 7) Müslim, Fedâil 31. 8) Müslim, Fiten 19, 20; Tirmizî, Fiten, 14/2176; Ebû Dâvûd, Fiten, 1/4252. 9) Ebû Dâvûd, Melâhim, 5/4297; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 278. 10) Ebû Dâvud, Sünnet, 6/4611. 11) Ebû Nuaym, Hilye, III, 358-359. 12) Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebir, 10/228; Heysemî, VII, 322-323. 13) Heysemi, Mecma'u'z-Zevaid, VII, 280-281. 14) Ebû Nuaym, Hilyetü'l-evliyâ, 7/82. 15) Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 430. 16) Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54. 17) Ebû Dâvûd, Fiten, 7/4278.

    YanıtlaSil
  53. Kum yâ Seyyide'l-Verâ kad kâmeti'l-kıyâme (Ey Alemlerin Efendisi Kalk, Başımıza Kıyamet Kopuyor)

    KIYAMETİN GÖLGESİNDE YAŞAMAK

    09

    8771302 531004

    Eylül 2024 / Safer 1446 www.altinoluk.com Sayı: 463 130.00も

    YanıtlaSil
  54. 808

    DELAIL-1 HAYRAT SERHI

    ladan: Imtihan belasından; malima, bedenime, dünyama, ahiretime ge-Azap belasından; zati yakınlığına seçilmek babında gelen be-lecek belaların tümünden afiyette olmayı isterim.

    Ve.. beni bağışla. Müminlere, müminelere, mislim ve müslimelere, bunların ölülerine ve dirilerine merhamet eyleyesin.

    Yanı: Mümin olan erkeklere ve kadınlara; bilhassa, emrine ve neh-yine Inkiyad etmek sureti ile İslâm olma şerefine eren erkek ve ka-dinlara.. ve bunların iman ve İslam üzere son nefesini verip ruhunu teslim edenlerine merhamet eyle.

    Devam edelim:

    FALAN OĞLU FALAN kulunu da bağışlayasın.

    Bu cümlede geçen:

    FALAN OĞLU FALAN.

    Demek, bu kitabı okuyan kimseden kinayedir; İster erkek, ister kadın.

    Bu kısma gelen, kendisini babası ile birlikte söyler. Meselâ: Bu raya kadar okuyup gelen kimse; kendisinin ismi Muhammed, babası-nın ismi Davud ise şöyle der:

    Allahım, bu Davud oğlu Muhammed kulunu bağışlayasın. (Mu-hammed b. Davud.)

    Şayet buraya kadar okuyup gelen kadın ise; kendisinin ismi Aişe, babasının ismi de Muhammed ise, o zaman şöyle der:

    Kadın kulun Muhammed kızı Aişeyi bağışlayasın. (Aişe binti Muhammed.)

    Müellif, bunun için arayı kapalı geçmiştir. Bu durumda, okuyan kimse, birinci FÜLAN yerine kendi ismini, ikinci FÜLAN yerine de ba-basının ismini söyler. (Hall ile Arapça aslına göre..)

    Kendisine dua edilen yüce zat, isimleri söylenmese de bilir. Ancak, dua edepleri icabı olarak, duâ eden kimse, duâ ettiği zaman babasının ve kendisinin ismini anmalıdır. Böyle yapması, duânın kabulüne se beb olur ve rahmeti çeker.

    Devam edelim:

    rasın. Günahkâr, hatalı, zaif kulundur; onun tevbesini kabul buyu

    Bu cümlede geçen:

    Zaif.

    Tabiri için, şöyle şerh yapılmıştır: Zaafından ötürü şeytanın ves vesesine, emmare nefsin kötü işlerine, hile ve kandırmacalarına kan mıştır. Onlara karşı, kendini müdafaaya gücü olmadığı için, günah-lara ve hatalara müptelâ olmuştur. Türlü günahlara ve seyyiata girif-tar olmuştur. Zatın Gafur, Gaffar'sın. Sırf fazlın icabı olarak beni af-ve mağfiret etmeni isterim.

    Bu cümleyi okuyan şayet kadın ise, cümle içinde geçen (Arapça): Günahkar (müznib), hatalı (Hatı) zaif kelimelerin iokurken:

    Müznibe, hatie, zaife.

    YanıtlaSil
  55. KARA DAVUD

    809

    يارب العالمين الرسول الموصل الله عليه وسلم ليه السلام فيقول الله قال المالكي خلاعية من ماء ما كتر المسافة على عين الحلو قومية الفضل والله والفضل العظيم والنهاية اللهُمَّ إِنَّا سُلُكَ بِي مَا حَمَلَ كُرْتُكَ مِن عَظَمَكَ وَقُدْرَتِكَ وَجَلالِكَ وَبَهَائِكَ وَسُلْطَانِكَ وَ

    ya rabh'el Alemine.

    Kale Resulüllahi callallahü aley hi ve selleme:

    merre Men karae hazihis saláte ten vahideten ketebellahü ledu sevabe baccetin makbuletin ve sevabe men a'taka rakabeten min veledi Ismalle aleyhisselâmü feyekulüllahü tallá

    Ya meláiketi haza abdün min ibadi ekser'es-saláte alå habibi Mu hammedin feveizzeti ve celăli ve vü cudi ve mecdi vertifal Isu'tayennehu biküli harfin salla kasran fil-cenneti ve leye'tiyenni yevm'el kıyameti tah-te livail hamdi nuru vechihi kelkame-ri leylet'el-bedri ve keffühu fikeffi ha bibi Muhammedin haza limen kaleha külle yevmi cümuatin lehu hazel-faz-lü vellahü zül-faal'il-azirni.

    Ve firivayetin allahümme inni es'elüke bihakkı mahamele kürsiyyüke min azametike ve kudretike ve celá like ve behaike ve sultanike ve bihak-kı ismikel-mahzun'il-meknun'illezi sem meyte bihi nefseke

    Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    Her kim, bu salavat-ı şerifeyi bir kere okursa, Allah-ü Taâlà ona makbul olan bir hac sevabı, İsmail aleyhisselâm soyundan bir kimseyi azad etmek se vabı yazar. Allah-ü Taålå şöyle buyurur:

    Ey meleklerim, bu kullarımdan bir kuldur. Habibim Muhammed'e sala-vat okumayı çoğalttı. İzzetime, celălime, varlığıma, mecdime, yüksekliğime ye min; Habibim Muhammed'e getirdiği salavat-ı şerifenin her harfinden kendisine cennette bir köşk vereceğim. Kıyamet günü, hamd sancağı altında bana gelecek-tir. Onun yüzünün nuru, inchtap gecesindeki ay gibi olacaktır. Eli Habibim Mu-bammed'in elinde olacaktır.

    Bu, bu salavat-ı şerifeyi her cuma okuyan İçindir. Ki bu: Büyük bir fazldır.

    Ve.. Allah-ü Taálá, büyük fazl ü ihsan sahibidir.

    Bir başka rivayette ise (bu okunacak salavat şöyle başlar):

    Allahım, azametinden, kudretinden, celâlinden, behandan, saltanatından

    yana; senin kürsinin yüklendiği şeylerin hakkına senden isterim. Ve.. gizli, saklı olan o yüce ismin hürmetine ki, zatını onunla isimlendirdin.

    **

    (Devamı: 813. Sayfada)

    YanıtlaSil
  56. dil kopmak (veya patlamak): Ansızın çok korkmak.

    dünü koparmak (veya patlatmak): Çok korkutmak.

    öfke topuklarına çıkmak: Çok öfkelenmek.

    kesi burnunda: Çok öfkeli.

    öfkesi kabarmak: Cok kızmak, sakinleşmişken yeniden öfkelenmek, tekrar sinirlenmek.

    öfkesini çıkarmak (veya almak) (öfkeli kişi): Haksız yere birine çat-mak.

    ökseye basmak: Dikkatsizlik ederek zarara uğramak veya yanılmak.

    öksüzler anası, öküzler babası: Yoksul ve kimsesiz olanları gözeten

    kadın veya erkek.

    öküz arabası gibi: Çok yavaş.

    öküz öldü, ortaklık bozuldu (veya bitti): İki ortak veya taraf arasın-daki yakınlığın dayandığı sebep yok olunca, bu yakınlık da çözülür.

    öküz trene baktığı gibi bakmak: bk. Öküz gibi bakmak.

    öküzün altında buzağı aramak: Olmayacak sebeplerle suç ve suçlu

    bulma çabasında olmak.

    öl dediği yerde ölmek, kal dediği yerde kalmak (birinin): Onun sözünden hiç çıkmamak.

    ölenle ölünmez: Çok sevilen birinin ölümünde çok yas tutulmaması-nı, hayatın sürüp gideceğini anlatır.

    ölmə eşeğim, ölme (yaza yonca bitecek): tkz. Umutsuz bir bekleyişi anlatmak için söylenir.

    ölmek var, dönmek yok! "Neye mal olursa olsun bu iş yapılacak,

    yapılmasından kaçınılmayacak", anlamında kullanılır. ölüp ölüp dirilmek: Çok sıkıntı, acı çekmek veya çok ağır hastalık

    geçirmek.

    YanıtlaSil
  57. DEVIMLER

    orasi senin, burası benim dolaşmak (veya gezmek) Dumata gezip dolaşmak

    orman taşlamamak: Bir kimsenin düşüncesini dolaylı olarak öğre meye çalışmak.

    ortada bırakmak: Birini çok güç bir durumdayken terk etmek

    ortada fol yok yumurta yok: bk. Fol yok yumurta yok.

    ortadan sır olmak: Kaybolmak, arkada iz bırakmadan gitmek

    ortadan söylemek: Herkesin içinde, belli bir kimseyi amaçlamadan konuşmak.

    ortaya bir balgam atmak: kaba. Bir iş kıvamında iken, biri herkesin zihninin bulandıracak bir söz söylemek.

    orucunda olmak (bir şeyin): mec. Herhangi bir şeyi yemez içmez olmak.

    ot yoldurmak: Birine çok zor bir iş gördürmək, onu çok uğraştırmak

    YanıtlaSil
  58. 45

    ATASÖZLERİ

    detaylı bir plan yapmalı, uygun malzeme kullanmalı ve çok çalışma

    lidir. El ağzına bakan, karısını tez bosar: Her işi bilerek ve isteyerek yapmak gerekir. Başkalarının yönlendirmesiyle yapıları işlerden hayır

    gelmez. Elçiye zeval olmaz: Getirdiği mesajda geçeri kötü ya da ağır sözler Ion elçiye hesap sorulmaz ve ceza verilmez.

    Elde bulunan beyde bulunmaz: Bu sözde "bey, varlıklı, "el", ise yoksul anlamındadır. Sahip olunan bazı şeylerini (haslet, yetenek sağlık, mutluluk gibi) varlıklı ya da yoksul olmakla pek ilgisi yoktur

    Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz (gelmez): Ele güne güvenerek yapılan iş ya vaktinde bitmez ya da yarım kalır. Baş kalarının yardımı hem tüm gereksinimlerimizi karşılamaz hem de za manında elimize geçmez.

    El elden üstündür: Dünyada insan çoktur. Bu yüzden her zaman bilgiliden daha bilgili, becerikliden daha becerikli insan bulmak müm-kündür.

    El el ile, değirmen yel ile: Yel değirmeni, yeterince yel esmezse ça-lışmaz. Bunun gibi, bazı işler de el ele verilmedikçe kolay kolay ya pılamaz.

    El elin eşeğini türkü çağırarak arar: El elin eşeğini ararken, kendini sıkmadan, öylesine arar. Bu durum, el, ele çare ararken de aynen böyledir.

    Eli boşa "ağa uyur" derler; eli doluya "ağa buyur" derler: Bir yere ziyarete giden kişi, eli boş giderse hoş karşılanmaz.

    El lle gelen düğün bayram: Herkesin aynı sıkıntıyı çekmesi duru-munda, bu sıkıntıya katlanmak kolaylaşır ve insanı pek etkilemez. Elin ağzı torba değil ki büzesin: El bu, işine geldiği gibi konuşur. Hele bir de davranışlarımıza dikkat etmezsek, dedikoduların önü de

    arkası da kesilmez.

    El öpmekle ağız aşınmaz: Yetkili kişiye derdimizi anlatmak ve işimizi hålletmesi için ricada bulunmak, insanı küçültmez.

    YanıtlaSil
  59. Ecele care bulunmaz: Birçok hastalığın çaresi bulunmuşt nin da cares/ bulunmak üzeredir. Ama ölüme care bulunamam atasözünə və birçok bilim adamına göre bulunamaz da

    Ecel geldi cihana, baş ağrısı bahane: Her canı, günü gelig şekilde ölür. Bu Allah'ın takdiridir, ölümün şekli (hastalık, kaza yet) bahanedir

    Eceli gelen köpek cami duvarına siyer: Yasalara ya da toplum

    danına aykırı iş yapan mutlaka kendini ele verecek, yakalanmasa sağlayacak bir hata yapar ve yakalanır.

    Edebi edepsizden öğren: Terbiyesiz kişinin yaptığını yapmaya

    onun gibi davranmayan, terbiyeyi, terbiyesizden öğrenmiş olur

    Eden bulur, inleyen ölür. Bu dünya, etmə bulma dünyasıdie Kö yapan, kötülük bulur.

    Eğreti ata binen tez İner: Ödünç alınmış araçlarla girişilen işler ya ha yürumez ya da yarıda kalır.

    Eğri oturalm, doğru konuşalım: Bir insan, toplumu rahatsız etme mek koşulu ile istediği gibi davranabilir. Ancak her insan, yalandan kaçınmalı ve daima doğruları söylemelidir

    Ekmeden biçilmez: 1) Tarlayı biçmek için önce onu ekmek gereke Bir şeyi elde etmek için de uğrunda çalışmak gerekir. 2) İyilik yapma yan, iyilik göremez

    Ekmeğin büyüğü hamurun çoğundan olur Büyük ekmek yapmak için daha fazla un gerektiği gibi, çok veren almak için de çok çalışmak ve kaliteli malzeme kullanmak gerekir

    Ekmek çiğnameyince yutulmaz Gerekli çalışmalar yapılmachk istenilen sonuca ulaşılamaz

    Ex tohumun hasını, çokme yiyecek yazımı İyi tohuman b elde edir. Bunun gibi kiritgiiyi bir sorugalmakthorns

    YanıtlaSil
  60. Mahender

    12

    yapang

    ٠١٠

    that or tususu be kayd brank Mita)

    begiten

    -

    Fand Omert Fand

    Guygularensalar Halermeike

    YanıtlaSil
  61. Mahender

    12

    yapang

    ٠١٠

    that or tususu be kayd brank Mita)

    begiten

    -

    Fand Omert Fand

    Guygularensalar Halermeike

    YanıtlaSil
  62. 298

    Haylület: Araya girip perde olma.

    ay Haylület-i arz: Ay tutulması. Dünyanın güneşle arasına girerek güneş ışığına perde olması.

    Hayme-nişin: Çadırda oturan, göçebe.

    Hayret-bahşa: Hayret veren.

    Hayse beyse: Oyle mi, böyle mi? diye tereddüt.

    Hazakat: İhtisas, maharet, Üstadlık.

    Hemdest-i vifak: Bir fikir ve mes'elede anlaşarak el ele vermek, hep birden aynı sözü söylemek.

    Hemec: Övez denilen at sineği.

    Hem-matla': Güneş, ay gibi gök cisimlerinin ufukta doğdukları yerin veya zamanların aynı oluşu. Aynı meridyen üzerinde olup ay ve güneşi aynı saatlerde gören ülkeler.

    Hevalye: Hava gibi hafif ve latif karakterde olan şeyler.

    Hey'etin feletatı: Birini taklit eden kimsenin taklitçiliğini eden ilân gösterip falsoları, sürçmeleri, kemâlât-ı ruhiye veya mükemmelliğin iktizası olan umum ahvaldeki fitrilik ve muvazeneyi O seviyede

    olmayanın suni taklimaki gayri hitriliği

    Hisas: Hisseler, kıssadan alınan dersler

    Hikem: (Hikmetin C.) Eşyanın hallerinden ve keyfiyetlerinden ve gaye ve maslahatlarından bahseden ilim

    Hikmet-l atika: Eski hikmet

    Hina ki: Vakta ki, ne zaman ki

    Hudüs: Mahlükatın sonradan meydana gelmesi hali. Ezell olmamak.

    Hulel-i fahire: Kıymetli şaşaalı, parlak elbiseler.

    Hulûl: Bkz.: Ulühiyet-i Sariye.

    Hurde-bin: Mikroskop.

    Hurde-i bini: Mikroskobik

    Husul-pezir: Meydana gelen.

    Hücclyet: Hüccetlik, delil sayılabilme. Sağlam delil kabul edilebilir olma

    Hükema: (Hakimin C.) Filozoflar. Hikmet ilminde, felsefede mütebahhir ve mütehassis olanlar.

    Hükemä-filozoflar Kadime: Eski

    Hükkam: (Hakim'in C.) Büyük devlet adamları. Mahkeme reisleri.

    Hüseyn-l Cisri: (M. 1845 1909) Lübnan'da doğup

    YanıtlaSil
  63. -1063-Bilyük Selçuklu

    Devletinin kurucusu Tuğrul

    Bey'in vefatı.

    - 1870 - Fransa'da III. Cumhuriyet ilan edildi.

    EYLUL

    04

    PERŞEMBE

    12 1447 R.EVVEL

    RUMI: 22 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 122

    yaratandır. Omun olamazken oğlu nasıl olur?

    En'am Suresi: 101

    BİR HADİS İstikamet üzere olunuz. Siz bunun sevabını saymakla bitiremezsiniz.

    İbni Mace, Tahare: 4

    Hazine-i rahmetin en kıymettar pırlantası ve kapıcısı zât-ı Ahmediye Aleyhissalati Vesselam olduğu gibi, en birinci anahtarı dahi Bismillahirrahmanirrahim'dir. Ve en kolay bir anahtan da

    Imsak

    Günes

    Ogle

    İkindi

    Aksam Yatsı

    ISTANBUL

    salavattır. Lem'alar

    04.57

    06.27

    13.08

    16.46

    19.40 21.03

    ISPARTA

    YanıtlaSil
  64. TARİHTE BUGÜN

    1917 - Rus Çarlığı çöktü.

    1909-Bediüzzaman

    Said Nursi, Bayezit talebe mitinginde talebeleri yatıştırdı.

    N TAKVIMI

    ŞUBAT

    27

    CUMA

    BİR AYET

    Kurbanların ne etleri ne de kanları hiçbir zaman Allah'a erişmez; fakat Allah'a takvanız (Onun rızasını isteyen iyi amelleriniz) erişir.

    (Hac: 37)

    91447 RAMAZAN

    BİR HADİS

    Cennetin kapısını ilk çalacak olan benim.

    RUMI: 14 ŞUBAT 1441 KASIM: 112

    Ey insan! Eğer yalnız Ona abd olsan, bütün mahlükat üstünde bir mevki kazanırsın. Eğer ubúdiyetten istinkâf etsen, aciz mahlükata zelil bir abd olursun.

    Sözler

    Dale Ikindi Aksm

    YanıtlaSil
  65. 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    -1856-Islahat Fermanı

    ilan edildi.

    - 1918-Of un kurtuluşu.

    -1997-Refah-Yol

    hükümetinin düşmesiyle sonuçlanan darbe sürecini başlatan MGK toplantısı yapıldı.

    ŞUBAT

    28 CUMARTESİ

    10 1447

    RAMAZAN

    RUMI: 15 ŞUBAT 1441

    KASIM: 113

    BİR AYET

    De ki: Kalplerinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah bilir.

    (Al-i İmrân: 29)

    BİR HADİS

    Allah'tan en çok korkanınız, Onu en iyi bileniniz benim.

    Mevt-i dünya ve kıyamet kopması ise, bir anda bir seyyåre veya bir kuyruklu yıldızın emr-i Rabbani ile küremize, misafirhanemize çarpması, bu hanemizi harab edebilir.

    Sözler

    YanıtlaSil
  66. Millet Meclisi ilk kez

    toplandı.

    1923-Lozan Konferansı ikinci defa toplandı.

    -1961-IIk TBMM binası müze haline getirildi.

    2016-Son Şahitler'den Enver Galip Ceylan vefat etti.

    - Dünya Çocuk Günü

    Dünya Kitap Günü

    MICRI: 22 RAMAZAN 1443 RUM: 10 NISAN 14G

    23

    CUMARTESİ

    SATURDAY

    NİSAN

    APRIL

    Hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür teyyaresi şimşek gibi geçiyor. Mesnevi-i Nuriye

    ISPARTA

    04.37 06.05

    13.01

    yalvarırsınız.

    Nahl Suresi: 53

    BİR HADİS

    Kur'ân'dan bir şey bilmeyen kimse, harap olmuş ev gibidir.

    BİR AYET zaman yalnız Ona

    Size bir zarar dokunduğu

    KASIM: 167-GUN: 113 KALAN: 252 -

    GÜN UZA: 3 DK

    Imaak

    Ginny

    Dyle

    Ikindi

    Akşam

    Yatsı

    YanıtlaSil
  67. 5824- Bir milletin bir millete karşı yaptığı şehadeti caiz olmaz. Müslüman milleti başka. Zira müslüman milletinin, bütün milletlere karşı şehadeti caiz olur.

    ٥٨٢٥ - لاَ تُحَدِّثُوا أُمَّتِى مِنْ أَحَادِيثِى إلا بما تَحْتَمِلُهُ عُقُوهُمْ ابو نعيم عن ابن عباس)

    5825- Her hadisi herkese söylemeyin, aklı alacak adama

    söyleyin.

    ٥٨٢٦ - لا تُحَرِّمُ الْمَصَّةُ وَلَا الْمَصْتَانِ" (حم م ت د ن هـ وابن جرير عن عائشة أن

    حب طب ض وابن جرير وابو نعيم عن الزبير حب طب ك عن ابن الزبير)

    5826- Bir veya iki defa emmek süt mahremliğini tesis et-

    mez.

    ٥٨٢٧ - لاَ تَحْتَجِمُوا يَوْمَ الْخَمِيسِ فَإِنَّهُ مَنْ يَحْتَجِمُ فِيهِ فَيَنَالُهُ مَكْرُوهُ فَلَا يَلُومَنَّ إِلَّا نَفْسَهُ الشيرازى والدیلمی خط كر عن ابن عباس)

    5827- Perşembe günü kan aldırmayın. Perşembe günü kan aldıran kişiye bir zarar gelirse, kendi nefsinden başkasını kı-namasın.

    ٥٨٢٨ - لا تُحَدِّثَنَّ مِنَ الرِّجَالِ إِلا مَحْرَما (ابن سعد عن الحسن مرسلا)

    5828- (Ey kadınlar!) Erkeklerden ancak namahrem olan-larla konuşabilirsiniz.

    ٥٨٢٩ - لا تَحِدُّوا النَّظَرَ إِلَى الْمَجْذُومِينَ (ط ق عن ابن عباس)

    5829- Cüzzamlılara (hakaret nazarı ile) keskin keskin bakmayın.

    ٥٨٣٠ - لاَ تَحَرَّوْا بِصَلَاتِكُمْ طُلُوعَ الشَّمْسِ وَلَا غُرُوبِهَا فَإِنَّهَا تَطْلُعُ بِقَرْنَ

    الشَّيْطَانِ (خ م هـ عن ابن عمر ن عن عائشة مالك عن عروة مرسلا)

    5830- Namazlarınızı kılmak için güneşin doğuşunu veya batışını araştırmayın. Çünkü o, şeytanın iki boynuzu arasında do-ğar.

    1356

    YanıtlaSil
  68. قَوْمِ اتَّخَذُوا قُبُورَ أَنْبِيَائِهِمْ مَسَاجد عبد الرزاق عن زبير بن اسلم مرسلا)

    2194- Allah'ım! Kabrimi kendisine tapınılan bir put gibi yapma. Çünkü peygamberlerinin kabirlerini namazgâh edinen kavme karşı Allah'ın gazabı şiddetli olmuştur.

    ۲۱٩٥ - الآنَ جَاءَ الْقِتَالُ وَلاَ يَزَالُ مِنْ أُمَّتِي أُمَّةٌ يُقَاتِلُونَ عَلَى الْحَقِّ ظَاهِرَةً عَلَى النَّاسِ وَيُزِيعُ اللَّهُ لَهُمْ قُلُوبَ أَقْوَامٍ فَيُقَاتِلُونَهُمْ وَيَرْزُقُهُمُ اللَّهُ مِنْهُمْ حَتَّى يَأْتِيَ أَمْرُ اللهِ وَهُمْ عَلَى ذَلِكَ وَعُقْرُ دَارِ الْمُؤْمِنِينَ يَوْمَئِذٍ الشَّامُ وَالْخَيْلُ مَعْقُودٌ فِي نَوَاصِيهَا الْخَيْرُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَمَةِ وَهُوَ يُوحَى إِلَيَّ أَنِّي مَقْبُوضٌ غَيْرُ مُلَبَّثٍ وَأَنْتُمْ تَتَّبِعُونِي أَفْنَادًا يَضْرِبُ بَعْضُكُمْ رِقَابَ بَعْضٍ وَبَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةُ مُوتَانٌ شَدِيدٌ وَبَعْدُهُ سَنَوَاتُ الزَّلازِلِ (حم) والدارمي ن والبغوى طب حب ك ض عن سلمة

    بن نفيل الكندى

    2195- Şimdi savaş emri geldi. Ümmetimden bir cemaat hak için savaşacaktır ve insanlara galip gelecektir. Allah kavimle-rin kalplerini küfür ve dalaletlere karşı daraltır. Onlarla savaşırlar. Allah onlara zafer ihsan eder. Allah'ın emri gelene kadar. Onlar bu minval üzere olacaklardır. Mü'minlerin ikametgâhı o zaman Şam'dır. O zaman hayır, kıyamete kadar atların alınlarına bağ-lanmıştır. Bana vahyolunduğuna göre çok kalıcı değilim, yakında gidiciyim. Benden sonra çok geçmeden birbirinizin boynunu vu-racaksınız. Kıyametten önce iki büyük felaket vardır: Veba salgını ve bundan sonra deprem yılları takip edecektir.

    ٢١٩٦ - الآيَتَانِ مِنْ آخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ مَنْ قَرَأَهُمَا فِي لَيْلَةٍ كَفَتَاهُ (حم خ م هـ

    عن أبي مسعود البدرى

    2196- Bakara Suresi'nin sonunda iki ayet var ya (Âme-nerrasulü), kim onları geceleyin okursa ona her bakımdan kâf gelirler.

    ۲۱۹ - الأَبْدَالُ فِي هَذِهِ الْأُمَّةِ ثَلاثُونَ رَجُلًا قُلُوبُهُمْ عَلَى قَلْبِ إِبْرَاهِيمَ

    558

    YanıtlaSil
  69. DÜNYANIN HUZURU KAÇIRANLAR KİML

    ALI RIZA TEMEL

    "Dünya Sevgisi ve hırsı bütün ha-taların baş sebebidir" (Keşfül hafa H. No:1099) buyuran Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, aklı fik ri dünyalık elde etmek olanların ha-lini şöyle tarif ediyor: "Kimin emeli sadece dünya olursa, Allah onun işi ni kendi aleyhine darmadağın eder. Fakirlik korkusunu iki kaşının arası-na yerleştirir. Dünyadan kazandık-ları da sadece kaderinde yazılan lardan ibaret olur. Kimin de hede-fi ahiret olursa Allah onun dağınık işini derleyip toplar. Zenginliği kal-bine yerleştirir. Her şeye rağmen dünyadaki nasibi ona ulaşır" (Tirmizi, Kıyamet 30)

    Ölümü, ebedi hayatı unutanlar, yüzü sadece dünyaya dönük bir ha-yat yaşayanlar dağınık, stresli ve te-laşlı bir hayat yaşarlar. Arzuları sı nırsız olduğu için dünyanın sınırlı imkânlarıyla tatmin olmazlar. Köşe

    dönme yarışı içinde mengene beygi-ri gibi döner dururlar. Yetecekle ye-tinmedikleri için kendilerine hiçbir şey yeterli olmaz. Tutuşturulmaya devam edilen ateş gibi tutuşturulan arzuları sönmek bilmez. Sahibini de, çevreyi de, dünyayı da yakar, dünya-yı cehenneme çevirir.

    Dünyamızı cehenneme çeviren-ler sadece dünya ve dünyalıkları he-defleyenlerdir. Kendileri doymadık-ları ve mutlu olmadıkları gibi başka-larının huzur ve mutluluklarına da engel olurlar. Tuzaklardaki yemlere tamah eden aç kuşlar gibi kendile-rini helâke sürüklerler. Mü'minlerin kanaat, tevekkül ve iç huzurların-dan mahrumdurlar. Yüzmesini bil-meden denize dalan, çırpındıkça ba-tan acemiler gibi kendi acı sonları-nı hazırlarlar. Yüzmenin birinci ku-ralı telaşsız olarak kendini suya bı-

    YanıtlaSil
  70. rakmaktır.

    Boğulan insanın cesedi su yüzü-ne çıkar. Çünkü telaş ve çırpınma bitmiştir. Tevekkül; gerekenleri yap-tıktan sonra teslim olmalı, Allah'in takdirine boyun eğmektir. Bir insa-nın rızkı da eceli de bellidir. Telaş ve acelecilikle bunları değiştirmek mümkün değildir. Hırslı ve telaşlı olanların eline yorgunluktan başka bir şey geçmez. Bunlar Mevlânâ'nın teşbihiyle kuşun gölgesini kuş zan-nedip avlamak için nefes nefese ko-şup ok atan sersem avcı gibidirler. Ahir ömürlerinde bir gölge peşinde koştuklarını fark ederler ve derin bir pişmanlıkla her şeyleri olan dünya-dan hiçbir şey elde edemeden ayrı-lırlar. Bunlar hem dünyayı hem de ahireti kaybederler. "İşte apaçık ka-yıp budur." (Haс, 11)

    Dünyalık için ahiretlerini satanla-rın acı akıbeti şöyle haber veriliyor "İnkâr edip de kâfir olarak ölenler, dünya dolusu altını (azaptan kur-tulmak için) fidye olarak verseler

    go ran gü dığı ve nimet

    Ak cı ola çocu kalac Rabb dan min

    Ahi lik an ola

    YanıtlaSil
  71. bile onların hiçbirinden asla kabul edil-meyecektir." (Al-i İmran, 91)

    Onurlu bir hayat sürmek, başkalarına faydalı olmalı, alıcı değil verici olmak için çalışanlar için, dünya ebedi hayat kazan-maya vesiledir. Ahiretin tarlası olarak dü-şünüldüğünde, gaye değil vasıta olarak görüldüğünde dünya, asıl hedefe ulaştı-ran güzel bir binektir. O binek bizi taşı-dığı ve bizim sırtımıza binmediği zaman nimettir, aksi halde çekilmez bir külfettir.

    Akıllı kimse geçici olanın değil kalı-cı olanın peşinden koşar. "Mal ve çoluk çocuk dünya hayatının süsüdür. Bâki kalacak salih ameller (yapılan işler) ise Rabbinin katında hem sevap bakımın-dan daha hayırlıdır hem de ümit bakı-mından daha hayırlıdır" (Kehf, 46)

    Asıl ve dâimi hayat ahiret hayatıdır. Ahiret hayatı olmasa bu dünyanın, var-lık ve hayatın hiçbir anlamı olmaz. Fâniyi anlamlı kılan bâki olandır. Sonu yokluk olan varlık yok hükmündedir.

    Ölümle yok olmayan, daimî olan bir hayat asıl hedef olmalıdır. Dünyadaki bütün hesap ve planlar bu hedefe var-mak için yapılmalıdır. Beşer olarak bi-zim ve bütün insanlığın rehberi olan Hz. Peygamber (s.a.v), Abdullah b. Mesud (r.a)'in bildirdiğine göre şöyle buyurmuş-tur; "Kim ki gam ve tasalarını bire indirir ve sadece ahiret tasasına gönlünde yer verirse, Allah onun dünyevi tasalarını da ortadan kaldırır. Kim de gam ve tasala-

    YanıtlaSil
  72. bütün

    mak için yapılmalıdır. Beşer olarak bi-zim ve bütün insanlığın rehberi olan Hz. Peygamber (s.a.v), Abdullah b. Mesud (r.a)'in bildirdiğine göre şöyle buyurmuş-tur; "Kim ki gam ve tasalarını bire indirir ve sadece ahiret tasasına gönlünde yer verirse, Allah onun dünyevi tasalarını da ortadan kaldırır. Kim de gam ve tasala-rını dünyanın hallerine göre çeşitlendi-rirse, Allah onun vadilerden hangisinde helâk olacağına aldırış etmez" (İbn Mace, Mukaddime 23)

    Ahireti, ebedi hayatı hedeflemeyen bir hayat akıllılar için sonuç itibariyle bir azap ve işkencedir. Ölüm ve ötesinde-ki aydınlığı göremeyenlerin dünyası ka-ranlıktır. Böyleleri idam sehpasını seyre-den bir mahkûm gibi hep kötü ve acı so-nu düşünür. Böylece bütün sevinçler ke-dere, bütün zevkler acıya dönüşür. Yok olmanın, kaybetmenin ve kaybolmanın acısından daha büyük bir acı ve felaket düşünmez. Akılsızlık hayvanlar bir nimet-tir. Biraz sonra mezbahada kesileceğini bilse bir sığır ot derdine düşer mi? Akıllı insanlar geçmişi, hali ve geleceği düşün-

    YanıtlaSil
  73. - mek durumundadır. Bu insan olmanın ge-reğidir.

    Ana gayeye odaklanmayıp detaylar peşinde koşanların iç ve dış dünyaların-da ahenk ve bütünlük yoktur. Dağınık ve telaşlı bir hayat süren böyleleri huzurlu ve mutlu bir hayat süremezler. Çeşitli ar-zu ve hedeflerin peşinde şaşkın bir ha-yat sürerler. Pek çok efendiye köle olan kimse gibi kime hizmet edeceğini, kimi memnun edeceğini bilemez. Tek Allah'a kul olmayıp çeşitli putlara tapanların ha-li de böyledir. "Allah şöyle bir örnek veri-yor: Bir adam var ki, onun birbiriyle çeli-şen birçok ortak efendisi var. Bir adam-da var ki bir tek efendiye bağlıdır. Şimdi bu iki adamın durumları eşit olabilir mi" (Zümer 29)

    _

    Bir olan Allah'a iman, düşünce, ga-_ye ve harekette birliği doğurur. Asıl he-def onun rızasını kazanmak, onun çizdiği yoldan yürümektir. "Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşüp parçalanan ve kuş-ların kapıştığı yahut rüzgârın tenha bir yere sürüklediği nesnelerden farksızdır." (Нас: 31)

    İman ve gayede bütünlüğe ereme-yenler, çeşitli arzu ve heveslerin sağa sola savurduğu, nereye gittiğini, ne ya-pacağını bilemeyen şaşkın kimselerdir. Böyleleri kendileri içinde, toplum için-lı kimcolordir İmanın tevekkülle

    -

    YanıtlaSil
  74. kışı, gökten duşup parçalanan ve kuş-ların kapıştığı yahut rüzgârın tenha bir yere sürüklediği nesnelerden farksızdır."

    r i i-

    (Нас: 31)

    İman ve gayede bütünlüğe ereme-yenler, çeşitli arzu ve heveslerin sağa sola savurduğu, nereye gittiğini, ne ya-pacağını bilemeyen şaşkın kimselerdir. - Böyleleri kendileri içinde, toplum için-de zararlı kimselerdir. İmanın tevekkülle teslimiyetin verdiği huzur ve mutluluktan mahkûm olanlar başkaları içinde mutsuz-_luk kaynağıdır.

    Allah'ın rızasını, ebedi saadeti he-deflemeyenler geçici arzu ve hevesle-rin oyuncağı olurlar. Doyumsuzdurlar, gözleri gönülleri daima açtır. Aç gözlü-lükleri onları saldırgan ve saygısız ya-par. Kazanmak için her yolu mubah gö-rürler, haram-helâl, hak-hukuk tanımaz-lar. Dünyanın huzurunu kaçıranlar, kazan-mak için başkalarının kaybetmesini bek-leyenler, canavarlaşanlar bunlardır.

    Nefislerinin, bayağı arzularının kölesi olmayanlar hem kendileri hem de baş-kaları için huzur kaynağıdırlar. "Bunlar, iman edenler ve Allah'ı anarak gönülle-ri huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki gö-nüller ancak Allah'ı zikrederek huzura kavuşur." (Rad 28)

    YanıtlaSil
  75. SULTANLAR

    LIAN

    Aziz Mahmud Hüdaî Hz.

    TEK YÖN

    Haziran 2024 / Zilhicce 1445

    www.altinoluk.com

    Sayı: 460 100.00€

    771302 531004"

    YanıtlaSil
  76. ma-un da ol-54) le h, a-ר n, i.

    بالداخلك

    (0) malının kendisini dünyada ebedi olarak yaşatacağını sanır. (Hümeze 3)

    İMANIN, AKLIN VE AHLÂKIN KONTROLÜNDE OLMAYAN SERVET DAİMA AZGINLIK VE HAKSIZLIK SEBEBİ OLMUŞTUR.

    BU SERVETLER GENELLİKLE HAKSIZ VE HARAM YOLLARLA KAZANILDIĞI İÇİN SONU DA AΥΝΙ ŞEKİLDE KORKUNÇ KAYIPLAR VE FELAKETLER OLMAKTADIR. BU TÜRLÜ SERVETLER, SAHİPLERİNİ ADETA SARHOŞ ETMEKTE, AKILLARI VE GÖZLERİ PERDELENEN BU KİŞİLER ÖNÜNÜ GÖREMEYEN ÂMÂLAR GİBİ SENDELEYİP DÜŞMEKTEDİRLER.

    99

    YanıtlaSil
  77. AZGINLIĞIN SONU

    ► ALİ RIZA TEMEL

    YanıtlaSil
  78. AZGINLIĞIN SON

    ALİ RIZA TEMEL

    |

    nsanlar azgınlığa, kibir ve şımarık lığa sevk eden eden pek çok âmil vardır. Bunların başında servet ve iktidar sa-hibi olmak gelir. Fakir ve aciz olan-lar tabii olarak sığınacak yer ararlar. İhtiyaçlarını kendi başlarına karşıla-mayacakları için kendilerine destek olacak, ellerinden tutacak kimsele-rin hizmet ve himayelerine girerler. Fakirlik ve güçsüzlük onları mütevazı ve itaatkâr olmaya sevk eder. Çünkü isyan edecek güçleri yoktur. Zayıf hal-leriyle isyana kalkışsalar da başarılı olamayacaklarını bilirler. Yoksulluk onların ellerini kollarını bağlar.

    Varlık sahibi olanlar ise, servetleri sebebiyle kendilerinde bir güç veh-mederler, kendi kendilerine yetecek-lerine inanırlar. Bu güç onları kibre ve başkalarını küçük görmeye sev-keder. Güçlendikçe had-hudut tanı-maz hale gelirler. Mevlâmız bu ger-çeği şöyle ifade ediyor. "Doğrusu in-san kendini müstağni (zengin) gör-mesiyle azgınlaşır" (Alâk 6-7) "Mal toplayıp tekrar tekrar sayan ve in-sanları arkadan çekiştirip kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay haline. O malının kendisini dünya-

    da ebedi olarak yaşatacağını sanır."

    (Hümeze 1-3)

    Bu varlıklı kodaman takım pey-gamberlere ilk karşı çıkanlar olmuş, iman eden zayıf ve güçsüzleri daima aşağılamışlar, kibirleri sebebiyle ger-çeği kabule yanaşmamışlardır. Mesela yıllarca kendilerini imana, hakkı ka-bule davet eden Hz. Nuh'a karşı ta-vırları şu olmuştur "Biz seni ancak bi-zim gibi bir insan olarak görüyoruz. Basit ve dar görüşlü aşağı tabaka-larımızdan başkasının da sana uy-duğunu görmüyoruz. Sizin bize kar-şı bir üstünlüğünüzü de görmüyo-

    ruz. Aksine biz sizin yalancı olduğu-

    na inanıyoruz" (Hud. 27)

    Hz. Peygamber'e karşı çıkanlarda

    öncelikle Ebu Cehil, Ümeyye b. Halef, Âs bin Vail gibi kodamanlar olmuş-tur. "Biz hangi memlekete bir uya-rıcı göndermişsek oranın varlıklı şı-marıkları: "Biz, sizinle gönderileni inkâr ediyoruz demişlerdir. Ayrıca biz mal ve evlat bakımından daha çoğunluktayız ve bize azab edilecek

    değildir" (Sebe 34-35)

    Bu kodaman şımarık takım lüks ve

    24 ALTINOLUK

    YanıtlaSil
  79. zevklerine düşkün olduklarından ve ilâhî gerçekler kendi çıkarlarına ve ha-yat tarzlarına ters geldiğinden, mev-cut bâtıl düzenlerinin devam etme-si için mücadele verirler. Kendilerini haşa Allah yerine koyarlar. Ama on-ların düzeni örümcek ağı gibi zayıf-tır. Bunlar hep servetlerinin yıkıntı-ları arasında helâk olmuşlardır.

    Tarih servetin verdiği şımarıklıkla Allah'a ve peygamberlerine karşı ge-lenlerin helâk haberleriyle doludur: "Biz zulmetmekte olan nice memle-ketleri kırıp geçirdik ve onlardan son-ra başka başka toplumlar meydana getirdik. Onlar azabımızı hissedince hemen oradan süratle kaçıyorlardı. Onlara, "Kaçmayın, o içinde şımar-tıldığınız bolluğa ve yurtlarınıza dö-nün. Çünkü sorulacaksınız" denildi. "Eyvah bizlere! Bizler gerçekten za-lim kimseler idik" dediler. Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ateş gibi ya-pıncaya kadar bu feryatları devam etti." (Enbiya 11-15)

    ---

    İmanın, aklın ve ahlâkın kontro-lünde olmayan servet daima azgın-lık ve haksızlık sebebi olmuştur. Bu servetler genellikle haksız ve haram

    YanıtlaSil
  80. yollarla kazanıldığı için sonu da aynı şekil-de korkunç kayıplar ve felaketler olmak-tadır. Bu türlü servetler, sahiplerini adeta sarhoş etmekte, akılları ve gözleri perde-lenen bu kişiler önünü göremeyen âmâlar gibi sendeleyip düşmektedirler.

    Kârun bu türlü zenginler için en can-lı örnektir.

    "Kavmi ona: Şımarma, çünkü Allah şı-maranları sevmez. Allah'ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah'ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah bozgun-cuları sevmez. Karun, "Bunlar bana ben-deki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir" dedi. O, Allah'ın kendinden önceki nesil-lerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helak etmiş ol-duğunu bilmiyor muydu?" (Kasas. 76-78)

    Netice de Allah Kârun'u ve sarayını ye-rin dibine geçirdi. Ona özenenler de azgın-lığın sonuna acı bir şekilde şahit oldular.

    İKTİDAR SEBEBİYLE AZMAK

    İnsanların imkânları arttıkça kendilerin-de hayali güç vehmine kapılırlar, her şeye kadir olacaklarına inanırlar. Halbuki bu güç emanet ve devşirmedir. İnsanın kendi gü cü değildir. Başkalarının desteğiyle devam eder. Bu destek çekilince çöker.

    İktidar sebebiyle azanlara en çarpıcı m sal Firavun ve Nemrud'dur. Firavun'un az gınlığı, ilahlığını iddia edecek noktaya ge di. Cenab-ı Hak Hz. Musa'ya:

    YanıtlaSil
  81. K

    emanet ve devşirmedir. İnsanın kendi gü-

    cü değildir. Başkalarının desteğiyle devam

    eder. Bu destek çekilince çöker.

    İktidar sebebiyle azanlara en çarpıcı mi-sal Firavun ve Nemrud'dur. Firavun'un az-gınlığı, ilahlığını iddia edecek noktaya gel-di. Cenab-ı Hak Hz. Musa'ya:

    "Haydi Firavun'a git! Çünkü o azmış-tır. Ona de ki: İster misin (küfür ve isya-nından) temizlenesin? Seni Rabbine ile-teyim de ona karşı derinden saygı du-yup korkasın! Derken Mûsâ O'na en bü-yük mucizeyi gösterdi. Fakat o, Musa'yı yalanladı ve isyan etti. Sonra sırt dönüp koşarak gitti. Hemen (adamlarını) topla-dı ve onlara seslendi: "Ben, sizin en yüce Rabbinizim!" dedi. Allah onu, ibret veri-ci şekilde dünya ve âhiret cezasıyla ceza-landırdı." (Nâziat 17-25)

    Firavun'u bu azgınlığa sevkeden şey, sa-hip olduğu iktidar gücüydü. Fakir ve güç-süz gördüğü için Musa'yı önemsememiş, onu hakir görmüştür.

    "Firavun kavmine seslenerek dedi ki:

    YanıtlaSil
  82. "Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı benim de-ğil mi? Şu nehirler de benim altımdan akı-yor (değil mi?) Hâlâ görmüyor musunuz? Yoksa ben, şu zavallı, nerede ise maksadını anlatamayacak durumda olan bu adam-dan daha hayırlı değil miyim? (Eğer doğ-ru söylüyorsa) ona altın bilezikler atılma-lı, yahut onunla beraber bulunmak üze-re melekler gelmeli değil miydi? Firavun kavmini küçük düşürdü (ezdi). Onlar da kendisine itaat ettiler. Çünkü onlar yol-dan çıkmış bir toplumdu." (Zuhruf. 51-54)

    Nemrud'a gelince o da saltanatı sebe-biyle şımarıp kibirlenerek İbrahim (a.s) ile Allah hakkında tartışmaya girdi! "Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye (şıma-rıp böbürlenerek) Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, "Benim Rabbim diriltir, öldürür." demiş; o da, "Ben de diriltir, öldürürüm" demişti. (Bunun üzerine) İbrahim, "Şüphesiz Allah güneşi doğudan getirir, sen de onu batı-dan getir" deyince, kâfir şaşırıp kalmış-tı..." (Bakara 258) Emanet gücüne güve nip azan, İbrahim'le tartışmada mahcup olan Nemrud, fikrî mücadeleyi kaybedin ce güce başvurdu ve İbrahim'i ateşe att Fakat yüce Mevlâ onun planını boşa çı

    YanıtlaSil
  83. -in-ye iç ü-

    i-2-|-

    -

    guve-nip azan, İbrahim'le tartışmada mahcup olan Nemrud, fikrî mücadeleyi kaybedin-ce güce başvurdu ve İbrahim'i ateşe attı. Fakat yüce Mevlâ onun planını boşa çı-kardı ve samimi olan kulu İbrahim'i ateş-ten kurtardı. Bu Nemrud'un, Allah'la sa-vaşmak için göğe ok attığı, okta kan leke-si görünce Allah'ı vurduğunu sandığı an-latılır. Nemrud'un burnundan beynine gi-ren bir sivri sinek tarafından öldürüldüğü kabul edilir. Rivayet edildiğine göre; sine-ğin sebep olduğu şiddetli ağrılar sebebiy-le sürekli olarak başına tokmakla vurdur-muş ve sonunda büyük bir acıyla ölmüştür.

    Görüldüğü gibi bu zalimlerin sonu hep hüsran olmuştur. Arap şairinin dediği gi-bi: Kralda olsa, orduları dağları ovaları da doldursa zalimler asla güven içinde olduk-larını sanmasınlar.

    İnsanlara düşen görev; bu zalimlere asla destek olmamaktır. Aksi halde des-tek olanlarda zalimlerin akıbetine uğrar-lar. Cenab-ı Hak bu hususta bizleri şöy-le uyarmaktadır: "Zulmedenlere meylet-meyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez." (Hud. 113)

    YanıtlaSil
  84. 771302 531004

    به

    Temmuz 2024 / Muharrem 1446 www.altinotuk.com Sayı: 461130.00€

    YanıtlaSil
  85. OSMANLI DEVLETİ'NİN

    HAYVANLARA GÖSTERDİĞİ MERHAMETTEN BİR MİSAL...

    Osmanlı Devleti'nde tabia-ta, özellikle bitki ve hayvanlara gösterilen şefkat ile ilgiyi zik-retmek gerekir. Bu ilginin, cezaî yaptırımlara bağlanmış, dikka-te değer örnekleri de mevcut-tur. İzin verirseniz, bir tanesini

    zikretmek isterim. İstanbul'da şehir içi taşımacılığı yapan hamalların önemli bölümünü oluşturan atlı hamallar hakkın-da, Dîvân-ı Hümâyundan çı-kan bir hüküm şöyle der:

    "Hamallar, yük taşıttıkla-rı hayvana, yükü yerine tes-lim ettikten sonra binerek ge-ri dönmektedirler. Bu, hayvana eziyettir. Hayvan dönüşü boş olarak yapmalı ve dinlendiril-melidir."

    Bir kısım hamallar, Dîvân'ın bu hükmüne aykırı harekete devam etmiş olmalılar ki, bir süre sonra çıkarılan diğer bir hükümle, binmeyi fiilen ön-leyici olmak üzere, semerlere, sivri ucu yukarıya doğru çivi-ler çakılması mecburiyeti ge-tiriliyor ve buna uymayanla-

    rın işten men edileceği kesin bir dille ifade ediliyordu. Hay-van hakları konusunda olduk-ça kararlı ve sistemli bir tutum içinde olduklarını, birçok ben-zeri arasından sunduğum bu küçük örnek yeteri kadar îzah eder sanırım. (İstanbul Kadı Sicilleri, İstanbul Mahkemesi Sicili No. 25, s. 251-

    252 (5 N 1179/15.2.1766 tarihli ferman) (Osmanlı İmparatorluğu'nda Devlet ve Eko-nomi, Mehmet GENÇ, s. 69)

    larda ka ta dönd bir haya

    BİR Y KARS YÜK

    A Kası san' Bab ni I sür Sâc ett da U ri K

    YanıtlaSil
  86. Muhteşem Bir Mazíden İhtişamı Yauntara...

    YUZAKI

    YIL 17 KASIM 2021

    Fecre andolsun!.. (Feer, 1)

    AYLIK EDEBİYAT, KÜLTÜR - SANAT, TARİH VE TOPLUM DERGİSİ

    YanıtlaSil
  87. ci b

    yan

    Odamızı düzenlerken, çantamızı yerleştirir-ken, masamızı düzenlerken, eşyalarımızı toplarken veya dersimizi çalışırken, kitap okurken bu meyil-den istifade ederiz. Ancak bu özelliğimizi insan-lar için kullanmaya gelince daha dikkatli hareket etmek şart. Çünkü mevzu insan olunca, esasında Allâhın sanatıyla karşı karşıyayız demektir.

    va şü ka

    İnce düşünmeli incelikli hareket etmeliyiz.

    n

    si hâlde;

    İnceldiği yerden kopar eşya, kafa yor; İnsan da kalınlaştığı yerden kopuyor.

    Ak-

    t

    (Seyrî)

    YanıtlaSil
  88. Sit

    Odamızı düzenlerken, çantamızı yerleştirir-ken, masamızı düzenlerken, eşyalarımızı toplarken veya dersimizi çalışırken, kitap okurken bu meyil-den istifade ederiz. Ancak bu özelliğimizi insan-lar için kullanmaya gelince daha dikkatli hareket etmek şart. Çünkü mevzu insan olunca, esasında Allâhın sanatıyla karşı karşıyayız demektir.

    İnce düşünmeli incelikli hareket etmeliyiz. Ak-si hâlde;

    İnceldiği yerden kopar eşya, kafa yor; İnsan da kalınlaştığı yerden kopuyor. (Seyri)

    Bu yüzden asla önyargılı olmamalı, kimse hak-kında peşin hüküm vermemeliyiz.

    Psikolojide «halo etkisi» olarak geçer; bir kişi-nin gördüğümüz yönlerine bakarak oluşan kanaa-timizi, görmediğimiz yönleri için de hemen geçerli kabul etmek. Bu hataya düşmemeli; birini zihni-mizde bir kategoriye dâhil etmek için hemen karar verici olmamalıyız. Çünkü muhataplarımıza karşı davranışlarımız, hislerimiz ve ilgimiz de tamamen bu kategorize işlemine bağlı olarak şekillenir.

    Meselâ;

    Yapılan bir araştırmada, bir grup öğrenci seçiliyor. Bu öğrencilere bir röportaj dinletilecek. Ancak bu röportaj iki farklı versiyonu olacak şekilde yapılmış.

    Versiyonların birincisinde soruları soran mode-ratör sıcak ve ilgili bir tavır sergilerken; ikincisinde ise daha soğuk, katı ve mesafeli bir duruş gösteriyor.

    Birinci röportajı izleyen öğrenciler; moderatö-rün görünüşünü, davranışlarını, konuşmasını ve fikirlerini benimsiyorlar. Sonrasında bile mode-ratöre dair yapılan tenkitleri asla kabul etmiyorlar. Ona muhabbet duyuyorlar.

    YanıtlaSil
  89. -ci biri o

    yanları anlatılsa bile onu sevmiyorlar. e iyi

    =

    Hâlbuki, insan değişken ruh hâline sahip bir varlıktır. Her zaman aynı enerjide olmayabilir. Dü-şük enerjili bir anına denk geldik diye bir kimseyi kafamızda negatif bir kişiliği var diye etiketlemek, ne kadar isabetlidir?

    Aynı şekilde;

    -

    Henüz bütün hususiyetleriyle tanımadığımız biri hakkında; dış görünüşüne yahut onunla te-sadüf ettiğimiz esnada yapmış olduklarına baka-rak hemen not vermek ne kadar hakkaniyetlidir? Hem bütün hususiyetleriyle tanımış olsak bile, as-la gözden kaçırılmaması gereken bir diğer nokta, insanların değişebileceği gerçeğidir.

    Bu yüzden;

    Her dâim çevremizdekilere saygı çerçevesinde muamele etmek mecburiyetindeyiz. Kendimize ya-pılmasını istemediğimiz muameleleri başkalarına yapmaktan kaçınmalıyız.

    Nitekim Peygamber Efendimiz -sallâllâhu a-leyhi ve sellem- de bize bu şekilde öğretiyor:

    Bedevînin biri bir gün Mescid-i Nebevîde kü-çük abdestini bozdu. Sahâbîler onu azarlamaya kal-kıştılar. Bunun üzerine Efendimiz şöyle buyurdu:

    "Adamı kendi haline bırakın. Abdest bozduğu yere bir kova (veya büyük bir kova) su dökün. Siz kolaylık göstermek için gönderildiniz, zorluk çıkar-mak için değil.” (Buhârî, Vudû, 58, Edeb, 80. Ayrıca bkz. Müs-lim, Tahâret, 98-100; Ebû Dâvûd, Tahåret, 136; Tirmizî, Tahâret, 112; İbn-i Mâce, Tahâret, 78)

    Ne güzel bir ahlâk.

    Bu ahlâk ki;

    70

    YanıtlaSil
  90. KASIM 2021

    İnsanı peşin hükümlü ol-maktan kurtarır ve beşerî mü-nasebetlerinde daha hakkaniyet-li yapar.

    Fakat bundan mahrum ka-lırsak kendimiz için de muha-taplarımız için de sadece nefreti körüklemiş oluruz. Çünkü sade-ce zâhire bakıp karar vererek her zaman isabet ettirmek mümkün olmayabilir.

    Meselâ;

    Firavun'un sarayında bulun-masına ve onun karısı olmasına rağmen îmânını muhafaza eden Asiye Vâlidemiz... Dıştan baktı-ğımızda; cânî birinin karısı. Öyle ki bir rüyadan hareketle, tahtın-dan olma korkusuyla nice ma-sum yavrunun kanına giren bir cânînin eşi. Ama sadece bu ko numundan yola çıkarak, aslî yön lerini gözlemleyemeden ve bil meden hüküm verecek olsak; bu ne denli doğru bir hüküm olur?

    Aynı şekilde Lût -aleyhisselâ m-'ın karısı... Dıştan baktığımız da bir peygamber karısı. Fakat yalnızca bu vasfından yola çıka rakı yaptıklarına bakmadan; «Ne

    YanıtlaSil
  91. rak, yap

    mübarek bir kadın» diyebilir mi-yiz? Desek bile ne kadar isabet

    etmiş oluruz?

    İşte bu yüzden;

    Etrafımızdakilere her zaman daha hoşgörülü davranmalıyız. Aceleci olmadan, hemen etiketle-meden, önce gözlem yaparak ve tanımaya çalışarak muhatap ol-duklarımızla iletişim kurmalıyız. Aksi takdirde «halo etkisiyle ya-pılan etiketlemeler bir adım öte-ye gittikten sonra tamamen boşa çıkmaya çok müsait.

    Bakınız, kıssada hisse, me-selde misal vardır:

    Şâh-ı Nakşibend Hazret-leri'nin yetiştirdiği büyük velî-lerden Muhammed Pârisâ Haz retleri, hacca giderken uğradığı Bağdat şehrinde nur yüzlü genç

    71

    YanıtlaSil
  92. bir sarrafa rastlar. Gencin birçok müşteriyle durmadan alışveriş hâlinde olup zamanını aşırı dün-yevî meşguliyetlerle geçirdiğini düşünerek üzülür. İçinden;

    "-Yazık! Tam da en güzel şe-kilde ibâdet edecek bir çağda ken-disini dünya meşgalesine kaptır-mış!" der. Bir an murâkabeye varınca da, altın alıp satan bu gen-cin kalbinin Allah ile beraber ol-duğunu hayretle müşâhede eder. Bu sefer;

    “-Mâşâallah! El kârda, gönül yârda!.." diyerek genci takdir eder.

    Muhammed Pârisâ Hazretle-ri Hicaz'a vardığında da Kâbe'nin örtüsüne sarılmış içli içli ağla-yan ak sakallı bir ihtiyarla karşı-laşır. Önce ihtiyarın yana yakıla Cenâb-ı Hakk'a yalvarmasına ve dış görünüşüne bakarak gıpta ile;

    "-Keşke ben de böyle ağlaya-

    dehilsem." der.

    YanıtlaSil
  93. Görüldüğü üzere ilk intiba larla hareket etmek doğru neti ceye ulaştırmayabiliyor. Bir tık ötesinde basîret gözüyle bakıldı ğında mevzunun aslı anlaşılıyor O yüzden hiçbir vakit acele et memeliyiz. Hiç beklemediğimiz niceleri, müsbet veya menfî çol-farklı kişiler olabilirler. Özellikle zâhirine bakıp asla birine hemer hayran olmamalı yahut kimsey hor görmemeli. Erzurumlu İb rahim Hakkı Hazretleri ne gi zel söylemiş:

    Harâbat ehlini hor görme Şâki Defîneye mâlik vîrâneler va

    Ayrıca unutmamalıyız:

    Kafamızdaki bazı peşin hi kümlerle oluşmuş belli kriterle re göre insanları gruplandırma nın birtakım tehlikeleri de va Kişiyi toplumdan uzaklaştırı

    YanıtlaSil
  94. iletişim kurmalıyız.

    e Uzaklaştırmakla kalmayıp zamanla kibrini de artırır. So-nunda insan, kendinden başka-sını beğenmez hale gelir. Herke-si belli bir kategoriye yerleştirip, kendisini de hepsinden ayrıştırır. Kendini, kendince daha üst bir makamda görür. Velid bin Mu-ğîre gibi.

    Zira Velid bin Muğîre; Efen-dimiz -sallallahu aleyhi ve sel-lem-'e fakir, öksüz, yetim ve câhil etiketlerini yapıştırdı. Özünü gö-remedi. Kendisini ise Kureyş'in efendisi ve büyüğü olarak gördü. Zamanla bu tutumu, -hâşâ- ilâhî iradede hata varmış gibi görme-sine sebep oldu. Mukaddes kitâ-bın kendisine indirilmesi gerekti-ğini savunur hâle geldi. Sonunda helâk oldu gitti.

    Ancak Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- amcasını öldü-ren Vahşî'yi bile günü geldiğinde kātilliğiyle etiketlememiş, hidâ-yete ermesiyle de onu affetmiştir.

    Hâsılı;

    En güzel yaratılışa sahip var-lık olarak ömrümüzü; Rasûl-i Zîşân Efendimiz'in izinde, tak-vâya ulaşma gayretleriyle değer-lendirmeliyiz. Bilhassa insânî münasebetlerimizde asla peşin hükümlerle hareket etmemeli ve;

    İnsanları etiketlemekten ka-

    çınmalıyız.

    *Osman Nûri TOPBAŞ, Faziletler Medeniyeti, c. 1, s. 470.

    YanıtlaSil
  95. 810

    DELAIL-I HAYRAT ŞERHI

    Diyerek okur. Devam edelim:

    Çünkü sen: Gafur'sun.

    Yani: Bütün ayıpları, günahları ve seyyiatı, mübalağa ile affe-dip bağışlayansın.

    Rahim'sin.

    Mübalağa ile kularını esirgeyip türlü türlü ihsanlarla rahmetine we nimetlerine nail edensin.

    Allahım, âmin. Ey âlemlerin Rabbı..

    Bu cümlenin ifade ettiği şerhli mana şudur:

    Ey Duâlarımızı kabul buyur; cümle ihtiyaçlarımızı yerine getir.

    terbiye edip tedricen kemale erdiren celâl ve ikram sahibi, şanı büyük, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah olmayan Allah, dilekle-rimizi kabul buyurmak sureti ile bizleri mesrur eyle.

    Devam edelim:

    Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

    «Her kim bu SALAVAT-I ŞERİFE'yi bir kere okursa...

    Resulüllah S.A. efendimizin; burada anlatmayı murad ettiği sa lâvat-ı şerife YÜZ SEKİZİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE'nin başından iti

    baren:

    Allahım, senin büyük hakkın için istiyorum.

    Cümlesi ile başlayan ve buraya kadar devam eden salāvat-ı şeri-fedir. (Bak: S. 759)

    Devam edelim:

    «Allah-ü Taâlâ ona makbul olan bir hac sevabı, İsmail aleyhis-selâm soyundan bir kimseyi azad etmek sevabı yazar.»

    Yani: İsmail a.s. peygamberin soyundan küffara esir düşen biri-ni kurtarıp azad etmiş gibi sevap yazar.

    «Alah-ü Taâlâ şöyle buyurur:

    Ey melekrim, bu kullarımdan bir kuldur. Habibim Muham-med'e salavat okumayı çoğalttı. İzzetime, celâlime, varlığıma, mecdi-me, yüksekliğime yemin; Habibim Muhammed'e getirdiği salavat-ı şe-rifenin her harfinden kendisine cennette bir köşk vereceğim. Kıyamet günü, hamd sancağı altında gelecektir. Onun yüzünün nuru, mehtap gecesindeki ay gibi olacaktır. Eli Habibim Muhammed'in elinde ola-caktır.»

    Hadis-i şerif, burada tamam oldu. Ancak, müellif merhum, din kardeşlerini, çokça salavat-ı şerife okumak sureti ile Yüce Allah'ın çe-şitli lütuflarına nail olmaları için devam edip şöyle buyurdu:

    Bu...

    Yani: Bu kadar büyük fazilet ve çokça sevap..

    Bu salavat-ı şerifeyi her cuma günü okuyan içindir. Ki bu: Büyük bir fazldır.

    YanıtlaSil
  96. KARA DAVUD

    811

    Ve.. Allah-ü Taßlá, büyük fazl ü ihsan sahibidir.

    Ancak, müellif merhumun bu kavli, hadis-i şeriften çıkan bir ma-na değildir. Çünkü, hadis-i şerifte:

    «Bu salavat-ı şerifeyi bir kere okursa..»

    Cümlesi olup, onda:

    Her cuma günü.

    Tabiri yoktur. Bu durumda, hadis-i şerifin manası şu olur:

    olur. Ömründe bir kere bu salavat-ı şerifeyi okuyan bu fazilete nail

    İçin: Demeğe gelir. Ancak, musannif kendiliğinden, bu salavat-ı şerife

    Her cuma günü bir defa okusunlar; her harfinden bu kadar sevaba nail olup köşk ve dereceler alsınlar.

    Diyerek, son cümleyi kendiliğinden söyledi. Yoksa, hadis-i şerif-ten çıkan bir mana değildir.

    En doğrusunu, Allah-ü Taâlâ bilir.

    Devam edelim:

    Bir başka rivayette ise..

    Burada anlatılmak istenen mana şudur:

    Üstte geçen hadis-i şerifle fazileti beyan olunan salavat-ı şerifenin bir şekli üstte anlatıldı. Bir başka rivayette ise.. onun şekli bundan sonra gelecek olan salavat-ı şerifedir.

    Ancak, vird olarak okuyanlar için, üstte anlatılan hadis-i şerifin başından itibaren okumak lazım değildir.

    Allahım, Amin!. Ey âlemlerin Rabbi..

    Diye okunduktan sonra, bundan sonra anlatılacak kısma geçmeli-dirler. (1)

    Devam edelim:

    Allalım, azametinden, kudretinden, celâlinden, behandan, sal-tanatından yana senin kürsinin yüklendiği şeylerin hakkına senden isterim.

    Yani: Senin yedi kat göklerden daha büyük olan kürsinin taşıdı-ğı şeyler hürmetine.. Bu salavat-ı şerifede geçen:

    Hakkına..

    Tabirlerini:

    - Hürmetine..

    Diye almak gerekir. Bundan sonrakiler öyle alınacaktır.

    Devam edelim:

    Ve.. gizli saklı olan o yüce ismin hürmetine ki, zatını onunla isimlendirdin. Onu KİTAB'ında inzal eyledin. Katındaki gizli ilminde onu seçip ayırdın.

    (1) DELAIL-I HAYRAT'ın metin kısımında, okunmaması belirtilen kısım çizilmiş ur. Vird ehli, onu okumadan geçmelidir.

    YanıtlaSil
  97. 812

    DELAIL I HAYRAT BERHI

    Burada geçen KITAB lafından murad: KUR'AN'dır.

    Dileğim şudur:

    -Muhammed'e salát eyleyesin.

    pek mukaddes antinla, onu Habib'ligine uygun bir şekilde salát-1 be Yani: Habib-i Ekrem Resul-u Mükerrem S.A. efendimiz üzerine hiyye the salat eylemeni niyaz eder isterim. Çünkü o:

    Senin kulundur.

    Dünya Alemine ayak basmasından, taa, beka sarayına tesrif edin-cevedek daima ve her saman; cümle azası ile söz, fiil, amel, hatır, fi-kirle her zaman senin hizmetinde olmuştur. Riza-i şerifine uygun ola-rak, taat ve ibadetine devam etmiştir. Sonra o:

    -Resulündür.

    Yani: Álemlere rahmet olarak, bütün mahlukata, umumi bir risa-letle gönderdiğin peygamberindir.

    Devam edelim:

    Senden isterim.

    Ey keremlilerin en keremlisi.. Sana rica ve niyaz ederim.

    Şu ismin hürmetine ki: Onunla sana dua edildiği zaman, kabul edersin; onunla senden bir şey istendiği zaman verirsin..

    Devam edelim:

    Senden isterim.

    Ey âlemlerin Rabbı, sana rica ve niyaz ederim.

    Şu ismin hürmetine ki..

    Buralarda murad olan İsm-i Azam'dır. Onun hürmetine dilek Yü-

    ce Hakka arz edilmektedir.

    Onu gece üzerine koydun, karanlık etti; gündüzlere koydun, aydınlık etti. Semalara koydun; yükseldi. Yer üzerine koyaun; sükünet buldu. Dağlara koydun, çakıldı, Serkeşler üzerine koydun; uysallaştı. Semadaki sular üzerine koydun; döküldü. Bulutlar üzerine koydun; yağmur yağdırdı.

    Bu cümlelerden özetle anlatılmak istenen mana şudur:

    Bütün bu mahlukatı yaratmakta ve onların tasarruflarında müessir olan ism-i azamın hürmetine yüce dergâhına niyaz edip iste-rim.

    Devam edelim:

    -Allahım, peygamberin Muhammed'in sana duâ vesilesi edip istediği şeyin hürmetine senden isterim.

    Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, yüce zatına hangi isimlerle dua etti ise.. ben de o isimler hürmetine sana duâ edip isterim.

    Devam edelim:

    Adem peygamberin sana duâ vesilesi esip istediği hürmetine senden isterim.

    YanıtlaSil
  98. BELALE FRAVRAT

    Burada geçen RITAR isfenden murad ROMAN

    Muhanused' salsest

    Vani Habibula Makerrem A. efendimle Geerine pek muka satis and Hairаtе нуеми bir gebilde salts be Airve the saldt eylement slyss eder loterim Çunka e

    Benim Kulundur

    Donra Alemme arak hasmasudan, tan, beka säravina tegrif edin careciek dama ve her saman edimiser le amel, hatır kule her saman senm blametinde olmuştur. Ries-i şerifine uygun ola rak, taat ve Hadetine devam etmiştir. Bonra o

    Rewinder

    Vant Alemlere rahmet olarak, bütün mahlukata, umumi ble Fisa letle gonderdigin peygamberindir

    Devam edellin

    Nemten isterim.

    By keremiilerin en keremlisi, Bana Flea ve niyaz ederim

    gu ismin hürmetine kt. Onunla sana dua edildiği saman, kabul edersin, onunla senden bir sey istendiği zaman verirsin...

    Devam edelim

    Senden isterim.

    Ry Alemlerin Rabbi, sana rica ve niyaz ederim.

    - Su ismin hürmetine kl

    Buralarda murad olan lam-i Azam'dır. Onun hürmetine dilek Yü ce Hakka ara edilmektedir.

    -Onu gece üzerine koydun, karanik etti, gündüzlere kovdun, ayhahk etti. Semalara koydun yükseldi. Yer üzerine koyoun, sükünet buldu. Dağlara hoydun, cakih. Serkeşler üzerine koydun, uysallaştı. Semadaki sular üzerine koydun döküldü. Bulutlar üzerine koyduni yağmur yağdırh.

    Bu cümlelerden özetle anlatılmak istenen mana qudur:

    -Bütün bu mahlukatı yaratmakta ve onların tasarruflarında müessir olan tam-i azamın hürmetine yüce dergahına niyaz edip iste rim.

    Devam edelim:

    Allahım, peygamberin Muhammed'in sana dua vesilesi edip İstediği şeyin hürmetine senden isterim.

    Yani: Resulüllah 8 A. efendimiz, yüce satına hangi taimlerle du etti ise, ben de o isimler hürmetine sana dua edip isterim

    Devam edelim:

    -Adem peygamberin sana dua vesilest esip istediği hürmetine dris Isterin

    YanıtlaSil
  99. 812

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    Burada geçen KİTAB lafzından murad: KUR'AN'dır.

    Dileğim şudur:

    Muhammed'e salât eyleyesin.

    pek mukaddes zatınla, onu Habib'liğine uygun bir şekilde salât-ı be-Yani: Habib-i Ekrem Resul-ü Mükerrem S.A. efendimiz üzerine hiyye ile salât eylemeni niyaz eder isterim. Çünkü o:

    Senin kulundur.

    Dünya âlemine ayak basmasından, taa, beka sarayına teşrif edin-ceyedek daima ve her zaman; cümle azası ile söz, fiil, amel, hatır, fl-kirje her zaman senin hizmetinde olmuştur. Rıza-i şerifine uygun ola-rak, taat ve ibadetine devam etmiştir. Sonra o:

    Resulündür.

    Yani: Alemlere rahmet olarak, bütün mahlukata, umumi bir risa-letle gönderdiğin peygamberindir.

    Devam edelim:

    Senden isterim.

    Ey keremlilerin en keremlisi.. Sana rica ve niyaz ederim.

    Şu ismin hürmetine ki: Onunla sana duâ edildiği zaman, kabuł edersin; onunla senden bir şey istendiği zaman verirsin..

    Devam edelim:

    Senden isterim.

    Ey âlemlerin Rabbı, sana rica ve niyaz ederim.

    - Şu ismin hürmetine ki..

    Buralarda murad olan İsm-i Azam'dır. Onun hürmetine dilek Yü-ce Hakka arz edilmektedir.

    Onu gece üzerine koydun, karanlık etti; gündüzlere koydun, aydınlık etti. Semalara koydun; yükseldi. Yer üzerine koyoun; sükûnet buldu. Dağlara koydun, çakıldı. Serkeşler üzerine koydun; uysallaştı. Semadaki sular üzerine koydun; döküldü. Bulutlar üzerine koydun; yağmur yağdırdı.

    Bu cümlelerden özetle anlatılmak istenen mana şudur:

    Bütün bu mahlukatı yaratmakta ve onların tasarruflarında müessir olan ism-i azamın hürmetine yüce dergâhına niyaz edip iste-rim.

    Devam edelim:

    Allahım, peygamberin Muhammed'in sana duâ vesilesi edip İstediği şeyin hürmetine senden isterim.

    Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, yüce zatına hangi isimlerle du etti ise ben de o isimler hürmetine sana duâ edip isterim.

    Devam edelim:

    Adem peygamberin sana duâ vesilesi esip istediği hürmetine senden Isterim.

    YanıtlaSil
  100. KARA DAVUD

    واراته في كتابك واستأثرت به في علم الغيب عِندَكَ أَنْ تُصِلَ عَلَى مُحَمد عَبْدِكَ وَرَسُولِكَ وَاسْلُكَ بِاسْمِكَ الدُّعَاذَا دُعِيَتَنَاجَتَ وَإِذَا تَةِ أَعْطَيْتَ وَاسْلُكَ بِاسْمِكَ الذي وَضَعَتَهُ عَلَى لَيْلِ فَاظْلَمَ وَعَلَى النَّهَارِ فَانتَنَارَ وَعَلَى السَّمَوَاتِ فَاسْتَقَلَتْ وَعَلَى الْأَرْضِ فَاسْتَقَرَتْ وَعَلَى الْجَالِ فَرَتْ . وَعَلَى الصَّعْبَةِ فَدَلَتْ وَعَلَى مَاءِ السَّمَاءِ فَكَبَتُ ول مايا لسحابِ مَا مَطَرَتْ وَاسْلُكَ بِمَا تَلكَ وَائِلُكَ بِمَا سَالَكَ بِهِ أَنْبِيَاتُكَ وَرُسُلُكَ وَمَلَائِكَكَ الْمُقَرَّبُونَ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ أَجْمَعَينَ وَاشْتَلُكَ بِمَا تَا لَكَ بِهِ اهْلُ طَاعَتِكَ أَجْمَعِينَ

    313

    ve ve enzeltehu fikitabihi veste serte bi hi fi film'il-gaybi indeke en tusalliye alâ Muhammedin abdike ve řesulike ve es'elüke bismikellezi iza duite bi-hi ecebte ve iza süülte bihi a'tayte ve es'elüke bismikellezi vada'tehu alel-leyli feazleme ve alen-nehari festena-re ve ales semavati festakallet alel-arzi festakarret ve alel-cibali fere-set ve ales-sa'beti fezellet ve alá mais semai fesekebet ve ala mais-sehabi feemtarat ve es'elüke bima seeleke bi-hi Muhammedün nebiyyüke ve es'elű-ke bima seeleke bihi Ademü nebiyyüke ve es'elüke bima seeleke bihi enbiya-üke ve rüsülüke ve meläiketükel-mu-karrebune sallallahü aleyhim ecmaine ve es'elüke bima seeleke bihi ehlü ta-atike ecmaine

    Onu kitabında inzal eyledin. Katındaki gizli ilminde onu seçip ayırdın. Mu-hammed'e salát eyleyesin. Senin kulundur, resulündür.

    Senden isterim; şu ismin hürmetine ki: Onunla sana dua edildiği zaman, ka-bul edersin; onunla senden bir şey istendiği zaman verirsin.

    Senden isterim; şu ısmin hürmetine ki: Onu gece üzerine koydun, karanlık

    etti. Gündüze koydun aydınlık etti. Semalara koydun, yükseldi. Yerüzerine koy-dun, karar buldu. Dağlara koydun, çakıldı. Serkeşler üzerine koydun, nysallaştı. Semadaki sular üzerine koydun, döküldü. Bulutlar üzerine koydun, yağmur yağ dırdı.

    Peygamberin Muhammed'in sana dua vesilesi edip istediği şey hürmetine senden isterim.

    Adem'in sana dua vesilesi edip istediği hürmetine senden isterim.

    Nebilerin, resullerin, mukarreb meleklerin vesile bilip sana duå ettikleri şey-

    le: hürmetine senden isterim.

    Allah onların tümüne salât eylesin.

    Cümle taat chlinin vesile bilip senden istediği şey hürmetine ben de senden isterim.

    Devamı: 815. Sayfada)

    YanıtlaSil
  101. alia altmek: Haksız vere ezilmek, bir zarar veya ceza gor-

    Amich nacak: N/A. Her şey olup bitti, iş işten geçti.

    neje plemis) armul gibi eline düşmek: Emeksiz ve zahmet-ele geçmek

    mek: mee. Hileyle karşılaşmak, oyun veya düzen içine

    pakmak Çok bol ve arası kesilmeden gelmek.

    pey (veya olur... değil): Şaşma anlatır.

    aruna birakmak (veya bağlamak) (bir işi): Sonucu önemsemeye-beşin yapılabildiği, olabildiği kadarıyla yetinmek.

    nyla yetinmek: Elde olanları yeterli bulmak, kanaat etmek.

    amuz kaldırmak: Bilmez gibi davranmak.

    öpüşmek: Eşit derecede olmak.

    silkmek: Aldırmamak, önem vermemek.

    amuzda taşımak: Çok saygı göstermek, yüceltmek, övmek.

    muzlan çökmek: Bitkin, perişan ve yıkılmış bir durumda olmak.

    muzuna binmek (birinin): Yük olmak, ağırlık vermek.

    on para on aslanın ağzında: Para kazanmak çok güçleşti.

    an paralık etmek: Birine hakarette bulunmak, birini kötü duruma dü-sümek.

    on paraya on takla atar: Küçük çıkar sağlamak için her türlü onur kunci işe katlanır.

    on parmağı boğazında olmak: İsteği yapılmazsa sıkıntıya düşme, düşürme anlamında kullanılan bir söz.

    ton parmağında on hüner (veya marifet): Elinden her iş gelir, çok becerikli.

    orali olmamak (veya oralı bile olmamak): Onemsememek, umursa-mamak, aldırmamak, ilgilenmemek.

    YanıtlaSil
  102. o duvar senin, bu duvar benim: Birinin yalpalayacak kadar sarho olduğunu anlatır.

    o gün bugün(dür): O zamandan beri.

    laşmayı anlatır. o kapi (mahalle) senin bu kapı (mahalle) benim: Sürekli gezip do

    o taraflı olmamak: Ilgi göstermemek, konuyla ilgisi yokmuş gibi day. ranmak.

    o tarakta bezi olmamak: O şeyle ilişiği bulunmamak.

    o yolun yolcusu: 1) (toplumun ahlak anlayışına göre): Kötü bir ha. yat sürdüren kimse. 2) Ölümle sonuçlanacak bir durumda olan kimse

    ocağı batmak: Yuvası yıkılmak veya soyu tükenmek.

    ocağı kör kalmak: Soyu tükenmek, çocuğu bulunmamak.

    ocağı sönmek: Aile dağılmak, yok olmak, çoluk çocuk yok olmak.

    ocağına darı ekmek: bk. Ocağına incir ağacı dikmek.

    ocağına düşmek: Birine koruması için sığınmak veya yardım etmesi için yalvarmak.

    ocağına incir dikmek: Birinin evini barkını dağıtmak.

    ocağını yeşertmek: Aile yuvasını canlandırmak.

    od yok ocak yok: "Çok yoksul" anlamında kullanılır.

    oflatip puriatmak: Bunaltıp sıkıntı çekmeye sebep olmak.

    ok meydanında buhurdan yakmak Geniş bir yeri yetersiz bir şeyle ısıtmaya çalışmak.

    ok yaydan (veya yayından) çıkmak: Geri dönülmeyecek bir iş yap-mak.

    okka çekmek: Hacminden umulmayacak kadar ağır gelmek.

    okka her yerde dört yüz dirhem: Konuşulan bir gerçeğin açıklığını

    ve tartışma götürmezliğini anlatmak için söylenir.

    YanıtlaSil
  103. 43

    ATASÖZLERİ

    Bu durumu bilen insan, dut ağacına bakarak kışlık ya da yazlıklarını glyer.

    Duvan nem, insanı gam yıkar: bk. Demiri pas, insanı gam çürütür.

    Düğün aşıyla dost ağırlanmaz: Gerçek dost, akrabalarımızın pek

    çoğundan iyidir. Bu yüzden, dostumuzu ağırlarken, "misafir umduğu-nu değil bulduğunu yer" mantığı ile davranılmaz. Dost için onu çok önemsediğimizi anlayacağı biçimde, özel hazırlık yapmak gerekir.

    Dünya malı dünyada kalır: 1) Daha fazla mal mülk sahibi olayım

    diye, kendimizi paralar biçimde çalışmak yersizdir. Çünkü dünya malı dünyada kalır, bizimle birlikte öbür dünyaya gitmez.

    2) Varlıklı kişi, dünya malının dünyada kalacağını bilmeli ve buna gö-re davranmalıdır (yoksullara yardım etmek, hayır kurumlarına bağışta bulunmak, okul ya da hastanene yaptırmak gibi).

    Dünya ölümlü, gün akşamlı: Dünyada ölümsüz canlı olmadığı gibi,

    akşamı olmayan gün de yoktur. Dünyada hiçbir durum kalıcı değildir. Her şey sürekli değişir. Bu, insanlar için de böyledir. lyi durumda olan birinin işi birden bozulabilir. Bunun aksi de mümkündür.

    Dünya sultan Süleyman'a bile kalmamıştır: Dünyada ölümsüz can-

    lı yoktur. Hem kral hem de peygamber olan ve kutsal kitapların yaz-dığına göre, hayvanların dilinden anlayan Sultan Süleyman bile günü gelince ölmüştür. Bu yüzden bir gün öleceğimizi bilerek yaşamalı, gü-zel ve hayırlı işler yapmaya çalışmalıyız.

    Düşenin dostu olmaz: İnsan güçlü iken çevresindekiler yüzüne güler ve ona dost gibi davranırlar. Ama bu kişi gücünü yitirdiğinde, çevre-sinde kimseyi bulamaz.

    Düşmez kalkmaz bir Allah: Düşmez kalkmaz bir Allah'tır. Bu yüzden, insan çok iyi durumda da olsa, "artık bana bir şey olmaz" dememelidir. Çünkü her an her şey olabilir ve işler tersine dönebilir. İyilik-kötülük, hastalık-sağlık hep insanlar içindir.

    Dut demeye dudak gerek: Bir işi iyi yapabilmek için o işi iyi yapabile-

    cek birine ve iyi malzemelere ihtiyaç vardır.

    YanıtlaSil
  104. ATASÖZLERİ

    42

    Doğru söz acıdır: Erdemli kişiler dışında hiç kimse, hatasının ya söylenmesinden hoşlanmaz. Doğru söz bu yüzden acıdır.

    Domuzdan toklu doğmaz: Kötü huylu ya da ahlaka aykırı işler ye kimsenin, çocuklarının da kendisine benzeyeceğine inanılır.

    Domuz derisinden post olmaz, eski düşman dost olmaz: Dining

    göre, domuzun eti yenmez, derisinden de yararlanılmaz. Eski düşme da hiçbir zaman dost olmaz. Çünkü, en küçük bir sitemi bile, eski dip manlığa yorar. Hem eskisi gibi bize güvenmez hem de öcünü almal için fırsat kollar.

    Donsuzun gönlünden dokuz top bez geçer: Yoksul insan, birçok

    şeyden mahrumdur. Gözü doysa bile gönlü doymaz. Çok şey ister çok şey hayal eder.

    Dost başa bakar, düşman ayağa: Dost, dostuna sevgiyle bakar, ku

    sur aramaz. Düşman kusur bulmak için bakar. Kusur bulabilmek için de insanı tepeden tırnağa süzer (baştan başlar, ayağa kadar bakar).

    Dost, dostun ayıbını yüzüne söyler: Gerçek dost, bir kusurumuz, bir yanlışımız varsa, bunu yüzümüze söyler ve bundan arınmamız için uğraşır. Böyle yapmayıp arkamızdan konuşan, dostumuz değildir.

    Dost dostun eğerlenmiş atıdır: Öyle acil bir durum olur ki ancak eğerlenmiş (binmeye hazır durumdaki) at işimize yarar. Gerçek dost da böyledir. En kötü durumumuzda ve ona çok ihtiyacımız olduğunda yanımızda olur. Bütün sorunlarımızla ilgilenir.

    Dost lle ye, iç, alışveriş etme: Ticaret kâr amaçlıdır. Dostla alışveriş yapıldığında, satıcı durumda olan ya malını kârından vazgeçerek ya da çok az kâr ederek vermek zorunda kalır. Bu alışveriş, satıcının pek hoşuna gitmez. Herkese sattığı gibi, kâr ederek satsa, bu sefer de alıcı memnun kalmaz: "sözüm ona dostuz, şu yaptığına bak" diye dü-sünür. Bu alışveriş bu yüzden iki tarafı da pek memnun etmez.

    Dostun attığı taş, baş yarmaz: Dost, dostuna karşı ikiyüzlülük et-mez. Dostunun yanlışını yüzüne söyler. Dostu da bundan gocunmaz.

    rak açar, güz gelip havalar soğumaya başlayınca da yaprak döker. Dut yaprağı açtı, soyun; döktü giyin: Dut ağacı, yaz geldiğinde yap-

    YanıtlaSil
  105. 207

    Ngayyar hadd-i evsat

    Had ekber: Bir hükmün veya neticenin mahmulo. Yani, sifatı Kazlyye." Büyük

    Hadd-i evsat: Ifrat ve tefritten Azade, istikametli yol. (Istilah manası için Bkz: Hadd asgar.)

    Hadid: Demir.

    Haib: Mahrum, bibehre. Ümitsiz, kederli.

    Halet-i Cehennem-nümün: Cehennem gibi çok azab verici hal.

    Hakaik-ı Mücerrede: Bkz.: Mücerredât-ı sırfa.

    Haltetmek: Karıştırmak.

    Hämid: Sönük.

    Hanin: Sızlanmak.

    Hareret-i gariziyyenin iltihabı zaman: Insanda şehevani ve nefsani hislerin galeyanda olduğu devre.

    Harfiye: Kendi başına müstakilen bir mânası ve tesiri olmadığı halde, kendi cinsinden bir topluluğun içinde olduğu zaman ancak bir vazife gören şeylere denir

    Härice temessül: Zihni olan kelamin harici ålemdeki kanunlara uygun şekilde tanzim ediligi

    Hariri: (Kasım B. Ali) M. 1054 1122. Irak'ta doğdu Inhitat (çöküş) devrinin ediblerin-dendir. "Makamat" adlı eseriyle şöhret bulmuştur. Bediüzzaman-Hemedani'nin Makameleri misál alınarak yazılmış elli makameyi (nutukları) ihtiva eder.

    lafızdır. Has lafızlar: Bir mânaya mahsus olan Hasan, Mehmed, insan, erkek lafızları gibi.

    Hasna: Dilber, hüsün ve cemal sahibi genç kadın

    Hassa-i Farika: Ayırıcı özellik. Vast-1 Farık.

    Hatab: Odun.

    Hatt-1 Şakül: doğrultusu. Çekül

    Havatim: (Hatime'nin C.) Sonlar, nihayetler.

    Hayal-i hall: Korku ve dehşet veren hayal.

    Hayaliyyun mezhebi: Aslı olmayan ve hayalde tasavvur edilen şeyleri, gerçek olduğunu vehm edenlerin mesleği.

    Hayal-perestlik: Kelamda hakikatı rencide edecek şekilde lüzumsuz hayallere yer vermek.

    Hayla: Vah! Vahl Yazıklar olsuni Mealinde söylenir.

    YanıtlaSil
  106. 296

    Fenn-i maani: İlm-i Belägatın üç bölümünden birinci bölümüdür. Lafzın, mukte-zayı hale uygun olup olma-dığı bu ilmin düstur ve kaideleriyle bilinir.

    Fenn-i menafiü'l-aza: Canlılardaki bütün uzuvların ayrı ayrı faidelerinden bahseden, bugün tıbda tam karşılığı olmayan bir ilim.

    Fenn-i tabakatü'l-arz: Jeoloji ilmi.

    Ferid: Eşi, benzeri bulunan, yekta. az

    Ferişte: Melek.

    Feth-i Bab: Kapı açmak.

    Fevatih: (Fatiha'nın C.) Başlangıçlar, evveller.

    Feya II'I-aceb: Hayret ve faaccüb ifadesi İçin kullanılır.

    Fırfıra: Topaç.

    Fidda: Gümüş.

    Filcümle: Kısmen.

    Fuh01-1 Ulema: Büyük Alimlerin ileri gelenleri.

    Fustat: Kıldan yapılan büyük çadır.

    Fülüs: (Füls'ün C.) Bakır paralar.

    -G-

    Gar: Mağara. Hicret esnasında Hz. Peygamber (A.S.M.) ile Hz. Ebubekir'in

    (R.A.) sığındıkları meşhur mağara.

    Garat: Yağma etmek, çapulculuk etmek.

    Garsetmek: Ağaç fidanı dikmek.

    Gavr-ı İn'idam: çukurunun dibi. Yokluk

    Gavvas: Dalgiç.

    Gavr-1 Mebzul: Çok kullanılmayan. Az bulunan şey.

    Gayr-1 Mer'i: Görünür olmayan, görünmeyen.

    Gışavet: Körlük yapan perde.

    Gıta: Örtü, perde.

    Gubar: Toz toprak.

    Gul-yabani: İnsanı felâkete attığına inanılan muhayyel bir mahlük. Umacı.

    -H-

    Hablü'l-metin: Sağlam, kopmaz ip.

    Hacz etmek: Mâni olmak. İki şeyin arasını ayırmak. Borcunu vermiyenin malına hukuken el koymak.

    Had: Bkz: Muttala.

    Hadd-i Asgar: Mantıkta, bir hükmün veya neticenin mevzuu, (Küçük kaziyye). Mesela: "Alem, hâdistir. Çünki: Mütegayyerdir." cümlesinde "Alem" hadd-i asgar; "Hadis" hadd-i ekber;

    YanıtlaSil
  107. Abert Mu

    AMAN TAKVIMI

    TARINTE BUGON

    -1939-Ingiltere ve Fransa Almanya'ya savaş ilan etti.

    1703-Osmanlı şeyhülislamı, kazasker, müderris, şehzade hocası ve padişah danışmanı Feyzullah Efendi vefat etti.

    1950 - Belediye

    seçimlerinde 600'ü aşkın CHP'li belediyeden 560'1 DP'ye geçti.

    BU GECE MÜBAREK MEVLİD KANDİLİ.

    EYLÜL

    03

    ÇARŞAMBA

    11

    1447 R.EVVEL

    RUMI: 21 AĞUSTOS 1441

    HIZIR: 121

    BIR AYET

    Mu'minler ancak o kimselerdir ki, Allah'ın adı anıldığı zaman kalpleri

    titrer...

    Enfal Suresi: 2

    BİR HADİS

    İstikamet üzere ol. İnsanlara karşı ahlakın güzel olsun.

    Taberani

    Bakınız; arkamızda pençelerini açmış hücuma hazır ecel arslanı tehdit ediyor. Eğer iman kulağıyla Kur'ân'ın sadâsını dinleyecek olursan, o ecel arslanı bir Bura

    YanıtlaSil
  108. boğularak öldüruldu.

    1798-Osmanlı Hukümeti, Fransa'ya savaş ilan etti.

    1826 - Zabıta Teşkilatı'nın kuruluşu.

    1925 - Tekke ve Záviyeler kapatıldı.

    EYLUL

    02

    SALI

    öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki takvaya erişesiniz.

    Bakara Suresi: 21

    BİR HADİS

    10 1447 R.EVVEL

    RUMI: 20 AĞUSTOS 1441

    Her ne kadar müftüler sana fetva verseler de, sen yine kalbine danış.

    Buhari

    Imâna ait bilgilerden sonra en lazım ve en mühim a'mål-i sâlihadır. Salih amel ise, maddi ve

    HIZIR: 120

    manevi hukuk-u ibada tecavüz etmemekle hukùkullahı da bihakkın îfå etmekten ibarettir.

    Mesnevî-i Nûriye

    Imsak

    Gunes

    Ogle

    Ikindi

    Aksam Yatsı

    Inmak

    Ogle

    04:55.06 25

    13:00 14 40

    10 10

    Gunes

    lindi

    Akom

    Yoru

    ISTANBUL

    YanıtlaSil
  109. TARİHTE BUGÜN

    2 26 BEDIUZZAMAN TAKVIMI

    - 1430-Osmanlı Padişahı II. Murad, Selanik'i fethetti.

    1921-Mehmet Akif

    Ersoy'un sözlerini yazdığı "İstiklal Marşı," Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey tarafından Meclis'te ilk kez okundu.

    Yeşilay Haftası.

    MART

    01

    PAZAR

    11 1447

    RAMAZAN

    RUMI: 16 ŞUBAT 1441

    KASIM: 114

    BİR AYET

    Allah gafürdur, günahları çok bağışlar.

    Bakara Suresi: 225

    BİR HADİS

    Özür dileyeceğin her şeyden sakın.

    Üç günden fazla bir mü'min, diğer bir mü'mine küsmemek İslâmiyet emrediyor.

    Şualar

    Imak Günes Ogle İkindi Aksam Yatsı

    Imsak Gunes Ogle Ikindi

    Aksam

    YanıtlaSil
  110. Hic mo şefkatle ummadığı yerden is'af eden ve en gizli bir sesi, en gizli bir mah omkun müdür ki, en edna bir hacetti, en edna bir mahtukundan gorup kemalis

    1830-Osmani hukumeti, Yunan devletinin varlığını resmen kabul etti.

    1877-Osmanlı-Rus (93) Harbi.

    1909 - İstanbul'a gelen Hareket Ordusu, 31 Mart Ayaklanması'nı bastırdı.

    2014 - Son Şahitler'den Üzeyir Şenler vefat etti.

    24

    PAZAR

    SUNDAY

    NİSAN

    APRIL

    RAYET

    Suphesiz O haddi aşanları sevmez.

    A'raf Suresi: 55

    BİR HADİS Kur'ân'ı seslerinizle süsleyin!

    Eğer namaz kılmazsan, senin o günkü âlemin zulümatlı ve perişan bir halde gider.

    Sözler

    YanıtlaSil
  111. Kur'an'da Malde Suresi 90. Ayet-i Kerimede, insanı ve toplumu yozlaştı ran körülük ağları tarif edilirken şu ifa-de kullanır: "Şeytan işi birer pisliktir." Bu ifade, yalnızca bireysel günahları değil; sistematik kötülük mekanizmalarını da anlatır. Modern çağda bu tanıma en çok yaklaştırılan dosyalardan biri ise, küresel ölçekte yankı uyandıran Jeff-rey Epstein skandalıdır.

    Modern çağın en karanlık dosyala-rından biri olarak anılan Epstein skan-dalı, yalnızca bireysel suçların değil; güç, nüfuz ve dokunulmazlık ilişkileri nin nasıl iç içe geçebildiğini gösteren ürpertici bir tablo ortaya koymaktadır. İlk bakışta tek bir suçlunun sapkınlık hikâyesi gibi görünen bu skandal, yıllar içinde ortaya çıkan belgeler, tanıklıklar ve soruşturmalarla birlikte çok daha geniş bir tartışmanın kapısını aralamış-ur.

    Jeffrey Epstein, Amerikalı bir fi-nansçı, özellikle reşit olmayan kız ço-cuklarına yönelik cinsel istismar ve insan ticareti suçlamalarıyla dünya çа-pında gündem olmuş bir isim. 1970'ler-de Epstein'ın yükselişi, klasik başarı hikâyelerine benzemiyor. Üniversite diploması olmadan finans dünyasına girmesi, kısa sürede ultra zengin müş terilerin servetini yöneten bir figüre dönüşmesi ve giderek siyaset, finans, akademi ve aristokrasi çevrelerine uzanan bir ağ kurması; daha o yıllarda bile onun etrafında bir gizem halesi oluşmasına neden oldu. Servetinin

    çı ortaklık çıkartılmaya çalışıldı

    kaynağı hiçbir zaman tam anlamıyla şeffaflaşmadı. Buna rağmen özel uçak-lar, malikāneler ve elit çevrelerde rahat dolaşım sağlayan bir statü elde etti.

    -Epstein hakkındaki ilk ciddi suç-lamalar 2000'li yılların ortasında gün-deme geldi. Reşit olmayan kız çocuk-larına yönelik cinsel istismar iddiala-rıyla başlayan soruşturma, çok sayıda mağdurun ifadesiyle büyüdü. Ancak 2008'de yapılan tartışmalı bir savcılık anlaşması, onun federal suçlamalar-dan korunmasını sağladı ve yalnızca sınırlı bir cezayla dosya kapandı.

    EPSTEIN

    Yıllar sonra gazetecilerin ve mağ-durların ısrarıyla dosya yeniden açıl-dığında, Epstein'ın sosyal çevresinin genişliği dikkat çekti. Uçuş kayıtları, ziyaretçi listeleri ve fotoğraflar, onun küresel ölçekte siyasilerden kraliyet ailelerine, bilim adamlarından sözde entelektüellere varıncaya kadar çok sayıda etkili isimle temas kurduğunu gösteriyordu. Bu durum, skandalın yal-nızca bir suç davası değil, aynı zaman-da bir güç ağı tartışması haline gelme-sine yol açtı.

    SALTINOLUK

    YanıtlaSil
  112. Onemli bir jeopo Türkiye'nin So in olarak budur: ye dönüştürmek.

    EPSTEIN SKANDA

    ant

    2019'da yeniden tutuklanan Eps tein'in kusa süre sonra cezaevinde ol bulunması ise dosyanın en tartışmal kırılma noktası oldu. Resmi kayıtlars ölüm nedeni intihar olarak geçti. Ancak güvenlik ihmalleri, kamera arızaları ve gözetim eksiklikleri, olayın etrafindaki soru işaretlerini büyüttü.

    3 -a k k

    -Jeffrey Epstein dosyası, günümüz de sadece bir suç şebekesinin çöküşü değil; küresel elitlerin, istihbarat ser-vislerinin ve şantaj mekanizmalarının ic içe geçtiği "modern tarihin en büyük ahlaki ve siyasi enkazı" olarak kabul edilmektedir.

    Epstein'ın kurduğu yapı, literatürde "honey-trap" (bal tuzağı) olarak bilinen istihbarat yönteminin en profesyonel ve sistematik uygulaması olarak nite-lendiriliyor. Bu ağ, kişisel sapkınlıkların ötesinde, küresel karar vericileri rehin alarak devlet politikalarını manipüle etmek amacıyla tasarlanmış bir "erişim ve kontrol" mekanizması olarak kulla-nıldığı anlaşılıyor.

    Epstein'ın sıradan bir milyarder değil, bir istihbarat varlığı olduğu yö-nündeki iddialar, bizzat eski istihbarat görevlileri tarafından dile getirildi. Eski İsrail istihbarat görevlisi Ben-Menas-he, Epstein'ın küresel elitlere şantaj yapmak amacıyla bir Mossad operas-yonu yürüttüğünü açıkça ifade etti. Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak'ın, Eps-tein'in New York'taki malikanesinde defalarca konaklaması ve ikili arasın-

    YTAN İŞİ PİSLİK..."

    ki yoğun trafik, operasyonun siyasi ayağının ne kadar yukarıya uzandığını österiyor. Epstein'in mülklerine yer leştirdiği gizli kamera düzenekleri ve mizlikle tuttuğu arşiv, "hazdan ziyade nüfuz üretmek" için kurgulanmış birer dlah olarak kullanıldığına dair bir kana-at hakim.

    Sızan belgeler, Epstein ağının sa-ye'deki eğitim kurumları üzerinden de dece Batı ile sınırlı kalmadığını, Türki-nüfuz kurmaya çalıştığını ortaya koyu-yor. Robert Kolej Mütevelli Heyeti üye sive NYT yazarı Landon Thomas Jr.'ın, 2014 yılında Epstein'e yazdığı mailde, Türkiye'nin muhafazakarlaşmasına karşı "Batı tarzı liberal değerleri korги-mak" adına fon istediği ifşa oldu.

    Mektupta, Türkiye'deki siyasi ik-Inden duyulan rahatsızlık dile getiri-lerek, okulun misyonunun bu süreçte ne kadar kritik olduğu vurgulanıyor Epstein'ın desteği talep ediliyor. Bu durum, eğitim kurumlarının küresel ar tarafından nasıl birer ideolojik

    nevzi olarak görüldüğünü gösteriyor.

    ABD halkı, özellikle muhafazakar lesim, Epstein'ın cezaevinde şüpheli ümünün ardından sistemin kendini inruduğuna dair derin bir öfke içinde... Donald Trump'ın hem bu çevrelerde unması hem de başkanlığı döne minde dosyanın "kilitlenmesi", halk vendinde "elitlerin dokunulmazlığı pam güçlendirdi.

    Medya patronu Rick Wiles gib

    YanıtlaSil
  113. iyor. Türkiye'nin Somali poli tikasının asıl değeri burada or taya çıkıyor. Tepki veren değil, denge kuran aktör olmak gibi

    figürlerin, politikacıların çocuk istis marı videolarıyla Mossad tarafından rehin alındığına dair çıkışları, ABD'de ki kutuplaşmayı ve "derin devlet" tar tışmalarını zirveye taşıdı.

    Velhasıl, Epstein skandalı Batı'nın yıllardır dünyaya pazarladığı "ahlakı üstünlük" söyleminin çöktüğünü gös teren en çarpıcı ifşaatlardan biridir. İnsan hakları, çocuk hakları ve kadın özgürlüğü kavramları üzerinden kü resel ölçekte ahlaki otorite iddiasında bulunan Batılı merkezler, söz konusu kendi elitleri olduğunda suskunluğu,

    örtbası ve geri çekilmeyi tercih etmiş tir. Bu tablo artık tartışmaya yer bırak-mayacak biçimde şunu ortaya koy-maktadır. Sorun birkaç "sapkın birey" değil, istismarı koruyan, suçu gizleyen ve failleri dokunulmaz kılan çürümüş bir sistemdir.

    Epstein dosyası münferit bir suç hikâyesi değildir, Batı'da hukukun, medyanın ve siyasetin elit çıkarları söz konusu olduğunda nasıl askıya alınabildiğinin somut göstergesidir. Yargı mekanizmaları yavaşlatılmış,

    siyasi bağlantılar perde arkasına miş, istihbarat ilişkileri ise özellikle görmezden gelinmiştir. Batı medyas da bu skandal karşısında çoğu zaman sorgulayıcı bir rol üstlenmek yerine edilgen kalmıştır. Dosya, şantaj ağları, güç ilişkileri ve kurumsal sorumluluk boyutlarıyla ele alınmak yerine bilinçli biçimde "sapık bir milyarderin kişi sel çöküşü" anlatısına indirgenmiştir. Böylece medya, hakikatin izini sür-mek yerine sistemi korumayı, adalet aramak yerine hasar kontrolünü ön celemiştir. Bu durum, Batı medyasının yalnızca iktidarla değil, hakikat ve vic-danla kurduğu ilişkinin de sorgulan-masına yol açmaktadır.

    Epstein skandalı, Gazze'deki insa-ni yıkım karşısında sergilenen ikiyüz lü ve suç ortağı tutunla birleştiğinde, Batı'nın küresel ahlaki meşruiyetini temelinden sarsmıştır. Batı dışı dün-yada artık hiç kimse 'değerlerin ev-renselliği masalına inanmamaktadır. Görülmüştür ki; değerler evrensel değil, seçicidir, hukuk eşit değil, güç lünün elinde bir araçtır, ahlak ise Ba-tı'nın çıkarları söz konusu olduğunda rafa kaldırılabilen bir propaganda enstrümanıdır. Bu meşruiyet kaybı ne silahla ne parayla ne de medya mani-pülasyonuyla telafi edilebilir. Epstein sonrası Batı, dünyaya norm dayatan bir merkez olma vasfını yitirmiş, çifte standartları ve kurumsal ikiyüzlülü ğüyle küresel bir kriz odağına dönüş müştür. Vesselam.

    ALTINOLUN

    YanıtlaSil
  114. "Andını Hatırla" ile Geçen Kırk Yil

    ŞÜKÜR YA RABBİ

    SAYI: 481 MART 2026. RAMAZAN 1447. www.altinoluk.com. 220.00%

    YanıtlaSil
  115. ÖNSÖZ

    Bizi ve her şeyi yaratan, bitmez tükenmez nimetleri içinde yaşatan Yüce Al-lah'a, hamd'ü senå eder; sevgili Peygamberimiz, dünya ve Ahirette en büyük Reh-ber ve Önderimiz Hz. Muhammed Efendimizi ve Kendisinden önce gelip geçmiş olan bütün Peygamberleri, Peygamberimizin Ev halkını ve soyundan gelenleri, Kendisiyle sohbet ve İslâm dâvâsına hizmet edenleri sevgi ve saygı ile selamlarım.

    **

    Peygamberimiz Aleyhisselâm'ın hayatına dair yazmış olduğumuz (İslâm Tarihi-Hz. Muhammed Aleyhisselâm ve İslâmiyet) isimli kitabın Medine Devri'nin on bi-rinci cildinin sonundaki açıklama'mızda: Bir cildlik muhtasar Mekke Devrini, Me-dine Devri tarzında yeniden ve genişce yazdıktan sonra, Ådem Aleyhisselam-dan, Peygamberimiz Aleyhisselâm'a kadar gelip geçmiş olan mâlum ve meşhur Peygamberlerin hayatlarını da, yazacağımızı va'd etmiş ve bu va'dimizden birin-cisini, 6-7 cildlik yeni Mekke Devri ile yerine getirmiş, ikincisini de, yazmağa giri-şerek, bu gün, Yüce Allah'ın yardımı ile ikmal etmiş bulunuyoruz.

    Kitaplarımızda titizlikle izlediğimiz ve uyguladığımız usûl, okuyucularımızca belli bulunduğundan, bu hususta bir açıklama yapmağa gerek görmüyoruz.

    Bilindiği gibi, Kur'ân-ı Kerim'in bir çok süre ve âyetlerinde, Peygamberimiz Mu-hammed Aleyhisselâmdan önceki Peygamberlerden bazılarının kıssaları -ders ve ibret alınmak üzere kısaca veya uzunca anılmaktadır.

    Bunun için (Peygamberler Tarihi)nde; Peygamberlerin (Salât'ü Selâm olsun onlara) Soyları, hayat ve Şahsiyetleri, Üstün kişilikleri, gönderildikleri kavimlere, neler tebliği ettikleri, nasıl karşılandıkları, kavimlerinin, tutum ve davranışlarına göre, ne gibi akıbetlere uğradıkları... Kaynaklarımıza dayanılarak açıklanmış; şu kadar ki, kitabımızın konusu bakımından, bilinmesi yararlı bazı hususlara önce-likle, temas edilmesi gerekli görülmüştür.

    Tevfik ve inâyet, ancak, Allâh'dandır.

    Mustafa Åsım Köksal

    YanıtlaSil
  116. NÜBÜVVET, NEBİ ve RESUL

    NÜBÜVVET: Akıl sahibi kulların, üzerlerindeki dünya ve Ahiret işleri hakkın-da, Allah ile kulları arasında yapılan Elçilik demektir.)

    NEBİ: Kendisine, Melek tarafından vahy veya kalbine ilham olunan, ya da, Salih rü'ya ile uyarılan zât demektir.

    RESUL ise, RESUL olması haysiyetile, Nübüvvet Vahy'inin fevkında özel bir Vahy ile üstün kılınmış olan ve kendisine Cebrail Aleyhisselâmın, Allah tarafın-dan özel olarak indirdiği Kitab ile Vahy etmiş olduğu (2), Yüce Allah'ın hükümleri-ni, halka, tebliğ etmek üzere gönderdiği Kâmil İnsan, demektir(3),

    Bunun için "Her Resul, Nebi'dir; fakat, her Nebi, Resul değildir." denilmiştir(4).

    NEBİLİK VE RESULLUĞUN ALLAH VERGİSİ OLUŞU:

    Nebilık ve Resulluk, Allâh vergisi olup bunu, Yüce Allah'ın, kullarından, diledi-ğine ve lâyık olanına verdiği de, Kur'ân-ı Kerîmde şöyle açıklanır:

    "Bir Vahy ile veya bir perde arkasından, yahud bir Elçi (Melek) gönderip te -Kendi izniyle- dileyeceğini, Vahy etmesi olmaksızın, Allah'ın, hiç bir beşere kelam söylemesi våkı olmamıştır.

    Şüphesiz ki, O, çok Yücedir, Mutlak hüküm ve hikmet sahibidir.

    İşte, biz, Sana da, böylece, emrimizden bir Ruh (Kur'an)ı Vahy ettik.

    Halbuki (bundan önce), Sen, Kitab, nedir? İman, nedir? bilmezdin.

    Fakat, Biz, onu, bir Nûr yaptık.

    Bununla, kullarımızdan, kimi dilersek, Ona, Hidâyet veririz.

    1) Rågıb-Müfredatül Kur'an s.482

    2) Seyyid-Tarifat s.162

    3) Seyyid-Tarifat s. 75

    4) Kadı lyaz-Şifa c.l, s.206, Fahrurrâzi-Tefsir c.23, s.49, Kurtubi-Tefsir c.12, s.80, Seyyid-Tarifåt s.75

    YanıtlaSil
  117. PEYGAMBERLER TAPIH

    Süphesiz ki, Sen, muhakkak, doğru bir yolun Rehberliğini yapıyorsundur

    (Allah), Ommiler (Araplar) içinde, kendilerinden (onlara) bir Resül gönderen dir ki, (O Resül), onlara (Allahın) Byetlerini okur, onlan, temizler, onlara, Kitabı, Hik meti öğretir

    Halbuki, onlar, daha önce, apaçık bir sapıklık içinde idiler."

    Bu (Peygamberlik), Allahın, kimi dilerse, ona vereceği bir fadi'dır.

    Allah, büyük fadi (kerem) Sahibidir.

    Allah, Risaletini (Elçiliğini) nereye vereceğini, çok iyi bilendir

    PEYGAMBERLERİN SIFAT VE FAZİLETLERİNDEN BAZILARI:

    Bütün Peygamberler (Salátů selam olsun onlara), ancak erkekler arasından se-clip gönderilmişlerdir, (Nahi 43. Enbiya 7). Babaları ve Din'leri, bir Kardeş olup kü. çük büyük günahlardan, küfürden uzaktırlar 100

    Ancak, onların bazısından -Makamlarına göre kusur sayılabilecek bazı davra-niş ve sürçmeler vuku bulabilirdir (11)

    Peygamberler, en Emir),

    Allah'ın emir ve nehiylerini, insanlara, hiç eksiltmeden, artırmadan, ulaştıran/13),

    Elçilik vazifesini yaparken, Allah'dan başka hiç kimseden korkmayan/14),

    En doğru sözlü, en doğru özlü,

    Kısa akıllılıktar)

    Yanılgıdan uzak,

    İnsanların bilmedikleri, bilemeyecekleri şeyleri-Allah'dan telakki eyledikleri Vahy ile bilen, bildiren

    İnsanlara, Allahın ayetlerini okuyan, Kitap ve Hikmeti öğreten, onları maddi ve mánevi kirlerden temizleyer),

    İnsanları, doğru yola öğütleyen ve onların esirgenmelerini dileyen(19),

    Mükafatlarını, dünyada insanlardan değil, Ahirette Rabbül'âlemin'den alacak-

    5) Süra: 51-52

    6) Cume 2.4

    7) En'am 124

    Ahmed b. Hanbel-Müsned c.2. s.541, Buhari-Sahih c.4, s.142, Müslim-Sahih c.4, s. 1837

    Imam Azam-Fikh Ekber s. 15

    10) mam Azam-Fish Ekber s.15, Akaid, Adudiye s. 10 11) Imam Azam-Fikh Ekber s. 15

    12) Suara 107, 125, 142, 162, 178.

    13) Arát 62, 64, 79, 93

    14) Ahzat: 30

    15) Meryem: 50

    16) Aral 67

    17) Arát: 61-62

    18) Bakare: 129

    1 Avat 63

    YanıtlaSil
  118. GIRIS

    larını açıklayan Allah Elçileridir. (20)

    Peygamberlerin, Yüce Allah'ın izniyle, Mücizeler göstermeleri, gerçektir ve gös termişlerdir. (Imam-ı Azam-Fikh-ı Ekber s 16).

    9

    Muhammed Aleyhisselâma ise, devamlı Mücize olarak Kur'ân-ı Kerim Vahy edil mek süretiyle verilmiş olduğundan, Kendisi, Kıyamet günü, Peygamberlerin en çok ümmetlisi olacaktır.

    PEYGAMBERLERİN İLKİ VE SONUNCUSU; NEBİ VE RESULLERİN SAYISI:

    İnsanlara gönderilen Peygamberlerin ilki Ådem Aleyhisselâm(22), Sonuncusu da, Muhammed Aleyhisselâmdır. (23)

    Eshab-ı kiramdan Ebû Zerrül Gıfårí der ki:

    "Nebi aleyhisselâm'a: (Yâ Resülallah! Nebilerin evveli hangisidir?) diye sordum.

    (Adem'dir!) buyurdu.

    (O, Nebi mi idi?) diye sordum.

    (Evet! Mükellem bir Nebi idi.) buyurdu(24)

    (Ya Resúlallah! Nebîlerin sayısı, kaçtır?) diye sordum.

    (Yüz yirmi dört bindir.) buyurdu. (25)

    (Yâ Resûlallah! Onlardan, kaçı, Resuldur?) diye sordum.

    (Üçyüz onbeş kişilik bir cemaat!) buyurdu. "(26)

    MUHAMMED ALEYHİSSELÅM'IN HEM NEBİ, HEM RESUL OLUŞU:

    Muhammed Aleyhisselâm, hem Nebi, hem Resul idi.

    Bu gerçek, Kur'ân-ı Kerim'de şöyle açıklanır:

    "Muhammed, adamlarınızdan hiç birinin babası değildir.

    Fakat, (O) Allah'ın Resûlu ve Nebilerin sonuncusudur.

    Allâh, her şeyi hakkıyla bilendir. (27)

    "De ki: ey insanlar! Hiç şüphesiz, ben, göklerin ve yerin mülk (ve tasarrufu)na malik olan, Kendisinden başka hiç bir ilâh bulunmayan, diriltmekte ve öldürmekte

    20) Şuara: 109, 127, 145, 164, 180, Furkan: 57. Sebe: 47

    21) Ahmed b. Hanbel-müsned c.2, 5.341, Buhari-Sahih c.6, 5.97, Müslim-Sahih c. 1, s.134

    22) Ibn.Sa'd-Tabakat c.l, s.32, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5, s.178, İbn. Kuteybe-Maarif s. 26, Taberi-Tarih c.1, s.75,

    İbn.Asäkir-Tarih c.2, s.361

    23) Ahzab: 40, İbn. Kuteybe-Maarif s.26, Kadı lyaz-Şifa c.1, 5.206

    24 ) Ibn.Sa'd-Tabakat c.l, s.32, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5, s.178, İbn Asakir-Tarih c.2, 5.361, Heyseml-

    Mecmauzzevaid c.8, 5.210

    25) Ahmed b.Hanbel-Müsned c.5, s.266, Taberi-Tarih c.1, s.75, Beyhaki-Sünen c.9, s.4, Heysemi Mecmauzzevaid c.B, 5.210

    26) Ibn. Sa'd-Tabakat c.I, s.32, Ahmed b. Hanbel-Müsned c.5, s. 179, Taberi-Tarih c.1, s.75, Beyhaki-Sünen c.9, s.4

    Ibn. Asakir-Tarih c.2, s.361, Heysami-Mecmauzzevaid c.8, 5.210

    (*) veya üçyüz onûç (Taberi-Tarih c.l, s.75, ibn.Asakir-Tarih c.6, s.356)

    27) Ahzab: 40

    YanıtlaSil
  119. 10

    PEYGAMBERLER TARIHI

    olan Allah'ın, size, hepinize gönderdiği Resüluyum!

    O halde, Allah'a ve Onun Ümmi Nebi olan Resüluna-ki, Kendisi de, O Allah'a ve Onun sözlerine iman etmekte olandır- iman ediniz! Ona, tabi olunuz ki, doğru yolu bulmuş olasınız! (28)

    "Sen, hiç şüphesiz, gönderilen (Peygamber)lerdensin! (29)

    "Ey Resull Sana, indirileni tebliğ et!

    Eğer yapmazsan, (Allah'ın) Elçiliğini tebliğ (ve ifä) etmiş olmazsın!

    Allah, Seni, insanlardan koruyacaktır.

    Şüphesiz ki, Allah, käfirler güruhunu muvaffak kılmaz. (30)

    Tarihi kaynaklara göre de: Cebrail Aleyhisselâm, Muhammed Aleyhisselâm'a ilk defa gelip Alak süresinin başından beş âyet Vahy ettikten sonra, gündüzün, yerle gök arasını dolduran bir insan süretinde görünerek:

    "Yâ Muhammed! Sen, Allah'ın Resûlusun! Ben, Cebrail'im!" diye hitab et-miştir. (31)

    Eshab-ı kiramdan Câbir b. Abdullah: "Peygamber Aleyhisselâm, özel olarak Kendi Kavmına, genel olarak ta, bütün insanlara gönderildi." demiştir(32)

    Peygamberimiz Aleyhisselâm da, Peygamberliğini, Abdulmuttalip Oğullarına açıklarken:

    "Ey Abdulmuttalip Oğulları! Ben, özel olarak size, genel olarak ta, bütün insanlara gönderildim!" buyurmuştur (33)

    İNSANLARA GÖNDERİLEN HER PEYGAMBERİN İSİM VE KISSASININ BİLDİRİLMEDİĞİ:

    Kur'ân'ı Kerimde isimleri anılan ve kıssaları az veya çok anlatılan Peygamberler de, vardır, isimle-ri anılmayan ve kıssaları anlatılmayan Peygamberler de, vardır.

    Bu husus, Kur'ân-ı Kerimde şöyle açıklanır:

    "And olsun ki: Senden önce de, bir çok Resuller gönderdik.

    Onların içinden, Sana, kıssalarını anlattıklarımız da, vardır, Sana, bildirmediklerimiz de, vardır.. (34)

    KUR'ÂN-I KERİMDE İSİMLERİ ANILAN VEYA KISSALARI ANLATILAN PEYGAMBERLER:

    1-) Ådem Aleyhisselâm,

    2-) İdris Aleyhisselâm

    28) Årâf: 158

    29) Yasin: 3

    30) Måide: 67

    31) Ibn. Ishak, Ibn. Hişam-Sire c.1, s.252-253, Taberi-Tarih c.2, s.207, Beyhaki-Deläilünnübüvve c.l, s.402, Ebülfe rec İbn. Cevzi-Elvefa c.l, s. 166, Ibn. Seyyid-Uyunüleser c.l, s.86, Zehebi-Tarihulislam c.2, s. 72, Ebülfida-Elbiday

    vennihaye c.3, s.12

    32) Ebülferec İbn. Cevzi-Elvefa c.l, s.185

    33) Ahmed b. Hanbel-Müsned c.l, s. 159, Taberi-Tarih c.2, s.218, Muhibbütaberi-Riyadunnadra c.2, s.221, Ebülfida

    Tefsir c.3, s.350, Haysemi-Mecmauzzevaid c.8, s.302

    34) Mü'min: 78

    YanıtlaSil
  120. 11

    GIRIS

    3-) Nuh Aleyhisselâm

    4-) Hûd Aleyhisselâm

    5-) Salih Aleyhisselâm

    6-) İbrahim Aleyhisselâm

    7-) İsmail Aleyhisseläm

    8-) İshak Aleyhisselâm

    9-) Lût Aleyhisselâm

    10-) Yakub Aleyhisselâm

    11-) Yüsüf Aleyhisselâm

    12-) Eyyub Aleyhisselâm

    13-) Zülkifl Aleyhisselâm

    14-) Şuayb Aleyhisselâm

    15-) Mûså Aleyhisselâm

    16-) Harun Aleyhisselâm

    17-) İlyas Aleyhisselâm

    18-) Elyesa' Aleyhisselâm

    19-) Yünüs Aleyhisselâm

    20-) Dâvud Aleyhisselâm

    21-) Süleyman Aleyhisselâm

    22-) Lukman Aleyhisselâm

    23-) Uzeyr Aleyhisselâm

    24-) Zülkarneyn Aleyhisselâm

    25-) Zekeriyya Aleyhisselâm

    26-) Yahya Aleyhisselâm

    27-) İså Aleyhisselâm

    28-) Muhammed Aleyhisselâm

    Bu Peygamberlerden, ilgili bahislerde görüleceği üzere, Lokman, Zülkarneyn.. Aleyhisselamlar gibi bazılarının Peygamber mi, Veli mi? oldukları hakkında, bilgin-lerce görüş birliği sağlanamamıştır.

    PEYGAMBERLERİN ÜSTÜNLERİ VE EN ÜSTÜNÜ :

    Peygamberlerin hepsi aynı derecede ve meziyette olmayıp Yüce Allah, Onlar-dan kimine, kiminden üstün meziyetler vermiş, birisi ile söyleşmiş, birisini de, dere-celerle yükseltmiştir. (Bakare: 253)

    PEYGAMBERLERİN ÜLÜL'AZM OLANLARI VE ONLARIN SEYYİD'İ:

    Peygamberlerin Ulül'azmleri (Ahkaf:35), rivâyete göre:

    1-) Nûh,

    2-) İbrahim,

    3-) Mûsâ,

    4-) İsâ,

    5-) Muhammed Aleyhisselâm olduğu gibi (Taberi-Tefsir c. 26, s. 37, Kurtubi-Tefsir c.

    16, s. 220, Ebülfida-Tefsir c. 4, s. 172).

    Sahih bir Hadis-i şerife göre de: Peygamberlerin Seyyidleri de, Nuh Aleyhisse-lâm, İbrahim Aleyhisselâm, Mûså Aleyhisselâm, İså Aleyhisselâm ve Muhammed Aley-

    YanıtlaSil
  121. 12

    PEYGAMBERLER TAMMI

    hisselâm olmak üzere beştir

    Muhammed Aleyhisselâm ise, bu Beş'in Seyyididir. (Hakim Müstedreke. 8. 546)

    Kıyamet gününde de, Ådem oğullarının Seyyidi O'dur. (Ahmed b. Hanbel Miraneg c.1, 8.5, Müslim-Sahih c. 4, s. 1782, Ebú Davud Sünen c 4, a 218, Tirmal Sünen c.5, 587, Ibn Mace Sünen c.2, s. 1440)

    Öncekilerin ve sonrakilerin (Tirmizi Sünen, c 5, a tää, Darimi Sünen c. 1, s.30) en değer lisi O, olduğu için (Tirmizi Sünen c.5, 8. 588, Darimi Sünen 1, s. 30) Kıyamet gününde Hamd sancağı, Ona verilecek (Ab Hanbel Müsned c. 3, s. 144, Tirmizi-Sünen 66, 6.587)

    O gün, Peygamberlerin İmamı, Hatibi ve Şefäat Sahibi O olacak (A.b.H-Mosned c.5, s. 138, Tirmizi c.5,s. 586. Ibn Mace c.2.5.1443)

    Bütün Peygamberler, Onun Sancağı altında toplanacaktır. (Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,8.281, Tirmizi-Sünen c.5, a 587, Darimi Sünen c.1,8.30)

    VAHY VE VAHY TARZLARI:

    Dil Teriminde: Sür'atli işåret, Kitabet, Risålet, İlham ve Gizli Kelâm.. gibi tür lü mânâlara gelen (35) Vahy; Din Teriminde: Yüce Allah'ın, dilediğini, Peygamber lerine, dilediği tarzlarla bildirmesidir. (36)

    Vahy'in, müteaddid tarzlarından birincisi: uykuda görülen ve görüldüğü gibi, apaçık çıkan Rü'ya tarzıdır, (37)

    Vahy; Peygamberlere, uyanık iken geldiği gibi, uyurken, Rü'yada da, gelirdi

    Peygamberlerin Rü'yaları Vahy'dir, (30)

    Nitekim, İbrahim Aleyhisselâm'a, İsmail Aleyhisselam hakkındaki İlahi emir, Ro yasında verilmişt(40)

    Peygamberlerin gözleri uyusa da, kalbleri uyumaz, (41)

    Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Hadis-i şeriflerinde:

    "Ey Aişe! Benim gözlerim uyur, kalbim uyumaz, (42)

    "Bana (Ey Muhammed! Gözlerin, uyusun, kulağın işitsin, kalbin ezberlesin!) bu yuruldu.

    35) Rågıb-Müfredatülkur'an s.515-516, İbn. Esir-Nihaye c.5, s. 163, Firűzābādi Kamüsulmuhit c.4, s 401, Bedrüddin 36) Süra: 51

    Ayni-Umdetülkari c.1, s.14

    37) İbn.Ishak, İbn. Hişam-sire c. 1,s.249-250, Abdurrezzak-Musannef c.5, s.321, Ibn. Sa'd-Tabakat c.1, s.194, Ahmed b. Hanbel-Müsned c.6, s.232-233, Buharl-Sahih, c.1, s.3, Müslim-Sahih c.1, s. 139-140, Tirmizi Sünen c.5, a 506, Belâzüri-Ensabüleşraf c. 1, s. 105, Taberi-Tarih c.2, s.205, Ebû Nuaym-Deläilünnübüvve c.1, s. 168, Beyhakl Sünen c.9, s.6, Vähidi-Esbabünnüzül s.5, Süheyll-Ravdunülüf c.2, s.302, Begavl-Mesablhussünne c.2, s. 174, Ebülferec İbn. Cevzi-Elvefá c.1, s. 162, Ibn. Esir-Kamil c. 2, s.48, ibn. Seyyid-Uyünüleser c. 1, s.02, Ibn Kayyım Zádülmaad c.1, s.33, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.3, 3.2, Ibn.Haldun Tarih c.2, ks.2, a.6, Kastalanl Mevähibülledünniye c.1, s.51, Diyar Bekri-Hamis c.1, 8.280

    38) Süheyll-Ravdulünüf c.2, 8.392, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.3, 8.14, Halebi-Insanül'uyên c.1, 8.377 39) Buharl-Sahih c.1, s.209, Beläzürl-Ensabüleşraf c.l, s.256, Hâkim-Müstedrek c.2, 8.431.

    40) Saffat: 102

    41) ibn.Sa'd-Tabakat c.l, s.171, Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1, s.274, Buhârl-Sahih c.4, s.168

    42) Imam Malik-Muvatta' c.l, s.120, Ahmed b. Hanbel-Müsned c.6, s.36, Buhari-Sahih c.2, s.48, Müslim-Sahih c.1, $.509, Ebû Davûd-Sünen c.2, 8.40, Beyhakl-Deläilünnübüvve c.l, s.277

    YanıtlaSil
  122. GIRIS

    Gözlerim uyudu. Kalbim ezberledi. Kulağım da işitti." buyurmuşlardır. (43)

    RÜ'YA VE RÜ'YA ÇEŞİTLERİ:

    13

    Uyuyanın, uykusunda bazı şeyler görmesine, Rü'ya ve Hulm (Düş) denir. (44)

    Fakat, Rü'ya'da görülen şeyler, daha çok hayr ve güzel şeyler üzerine olur.

    Hulm'de ise, görülen şeyler, daha çok şer ve çirkin şeyler üzerine olur. (45)

    Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Rü'ya ve Hulm hakkında şöyle bu-yurmuşlardır:

    "Salih Rü'ya, Allah'dandır, Hulm ise Şeytandandır."(46)

    "Zaman(in sonu), yaklaşınca, Müslümanların Rü'yası, hemen hemen yanlış çıkma yacaktır."

    "Sizin, en doğru Rüya göreniniz, en doğru söyleyeninizdir."

    Rü'ya, üç çeşittir:

    Yüce Allah tarafından (kuluna) müjde olan Salih Rü'ya,

    "Şeytan tarafından korku, üzüntü veren Rü'ya,

    Kişinin, kendi nefsinden, kendisine telkin mâhiyetinde våkı, olan Rü'ya. "(47)

    Şeytan, Ådem oğullarına karşı beslediği şiddetli düşmanlık sebebiyle, her za-man, onlara sataşır, her yönden tuzaklar kurar, her yolla onların işlerini bozmak ister.

    Gördükleri Rü'yalarını da, ya içlerine yanlışlar karıştırarak, ya da, onlardan gaf-lete düşürmek suretiyle örtüp belirsiz ve yararsız hale getirir. (48)

    MÜBEŞŞİRAT VE SALİH RÜYA :

    Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm:

    "Risålet de, Nübüvvet de, kesintiye uğramış, sona ermiştir.

    Benden sonra (gelecek) ne Resul vardır, ne de, Nebi!" buyurmuş, bu, Eshaba çok ağır gelmişti, (49)

    Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselâm:

    "Peygamberlikten bir şey kalmamıştır! (50) Ammā, Mübeşşirât**, vardır!" bu-

    43) Ibn. Sa'd-Tabakat c.l, s. 197, Dâriml-Sünen c.l, s.15

    44) bn. Esir-Nihaye c.l, s.434, Firůzabádi-Kamûsulmuhit c.4, s.100

    45) İbn. Esir-Nihaye c.l, s. 434 46) Målik-Muvatta c.2, s.957, Abdurrezzak-Musannef c.ll, s.212, Ahmed b. Hanbel-Müsned c.5, s.296, Buhari-Sahih

    c.8, s.74, Müslim-Sahih c.4, s.1771, Ebû Davûd-Sünen c.4, s.305, İbn. Mâce-Sünen c.2, s. 1286, Dârimi-Sünen c.2, s.49, Heysemi-Mecmauzzevaid c.7, s. 181

    (*) Uyanık iken, İçinden geçirmiş oldukları şeyləri, uyurken düşünde görmek gibi. (İbn. Mâce-Sünen c.2, s.1285) 47) Abdurrezzak-Musannef c.II, s.211, Ahmed b. Hanbel-Müsned c.2, s.269, Buhari-Sahih c.8, s.77, Müslim-Sahih c.4, 5.1173, Ebû Davûd-Sünen c.4, s.304-305, Tirmizi-Sünen c.4, s.532, Dârimi-Sünen c.2, s.50

    48) Ibn Hacer-Fethulbari c. 12, s.311

    49) Ahmed b. Hanbel-Müsned c.3, s.267, Tirmizi-Sünen c.4, s.533

    50) Buharl-Sahih c.8, s.69

    (**) Kulun, Levh-i Mahfuz'daki hallerine göre, Müvekkel Melek tarafından yapılan temsiller, işlerinde basiretli dav-ranması için, bir müjde veya bir inzar, ya da, bir azar olmak üzere, Rü'yasında o kula gösterilir. (Hakimüttirmizi-Nevadirülusul c.l, s.116-117)

    YanıtlaSil
  123. 14

    PEYGAMBERLER TARİHİ

    yurdular

    "Ya Resülallah! Mübeşşirât nedir?" diye sordular. (52)

    Peygamberimiz Aleyhisselâm:

    "Müslüman kişinin Rüyasıdır

    Salth Rüyadır!" buyurdu. (54)

    VAHY TARZLARINDAN 2-7'YE KADAR OLANLAR:

    Vahy tarzlarından İkincisi : Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselamda olduğu gibi, Vahy edi-lecek Kelamin, Melek, görünmeksizin (56) Peygamberlerin kalbine ilka buyrul-masıdır. (57

    Yüce Allah, Cebrail Aleyhisselâmda, İlahi hitāba muhâtab ve İlâhî emri tebliğe memur bulunduğu hakkında zarûrî bir ilim yarattığı gibi, Peygamberimizin kal-binde de, zarûrî bir ilim yaratırdı da, Peygamberimiz, kalbine ilka olunan şeyin, mücerred bir ilhamdan ibåret bulunmadığını, Cebrail Aleyhisselâmın, Allah'dan getirdiği bır Vahy olduğunu kesin olarak bilirdi, (58)

    Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm:

    "Hiç şüphesiz, Rûhulkudüs (Cebrail Aleyhisselâm), kalbime, şunu ilka ve Vahy etti ki "Hiç bir nets, Eceli dolmadıkca (60), rızkını, tamam olarak almadıkca, ölmez!

    Öyle ise. Allah'dan sakınınız da, onu, güzel ve meşru' yollardan arayınız! (61)

    Helal olanı, alınız! Haram olanı, bırakınız!(62)

    Rızak, gecikirse, onu, Allah'a måsiyetle elde etmeğe kalkışmayınız!

    Çünki, Allah katındaki şeye, Allah'a ıtâatın başkası ile nâil olunamaz! (63)" Hadis-i

    57) Ahmed b. Hanbel-Müsned c.3, s.267, Buhari-Sahih c.8, s.69, Tirmizi-Sünen c.4, s.533.

    52) Ahmed b. Hanbel-Müsned c.3, s.267, Buharl-Sahih c.8, s.+, Tirmizi-Sünen c.4, s.533.

    53) Ahmed b.Hanbel-Müsned c.3, s.267, Tirmizi-Sünen c.4, s.533. 54) Ahmed b. Hanbel-Müsned c.2, s.384, Buhari-Sahih c.l, s.52, Tirmizi-Sünen c.4, s.3,4.

    55) Süheyll-Ravdulünüf c.2, s.393, Ibn Kayyım-Zädülmaad c.1, s.32, Kurtubi-Tefsir c. 16, s.53, Ibn. Seyyid-Uyünüleser cl. s.89-90, Ebülfida-Tefsir c. 4, s.121 Kastalani-Mevahibülledünniye c.1, s.55 Halebi-Insanüluyun c.l, s.413, Zürkani-Mevähib, Şerhi c.1, s.225

    56) Ibn Kayyım-Zädülmaad c.1, s.32, Kastaläni-Mevähib, c. 1, s.55, Zürkani-Mevahib Şerhi c.l, s.225.

    57) Süheyll-Ravd. c.2, s.293, İbn. Kayyım-Zädülmaad c.1, s.32, İbn.Seyyid Uyûn, c.1, s.90, Ayni-Umdetülkarî c.l, s.40,

    Kastalan-Mevahib, c.l, s.55, Halebi-Insanüluyun c.l, s.413, Zürkani-Mevahib, Şerhi c.l, s.225. 58) Fahrurrazl-Tefsir c.28, s.288, Kastalani-Mevahib, c.1,s.53, Halebi-İnsanüluyun c.l, s.407-408, Zürkani-Mevahib Şerhi c.1, s.225

    59) ibn Máce-Sünen c.2, s.725, Süheyll-Ravdulünüf c.2, S.393, İbn.Kayyım-Zadülmaad c.l, s.32, İbn.Seyyid-Uyünüleser c.1, s.90, Kastalani-Mevähib. c.1, s.55. Halebi-İnsanüluyun c.1, s.413, Zürkani-Mevähibülledünniye Şerhi cl, s225-226

    60) Süheyll-Ravdunülüf c.2, s. 393, Kurtubi-Tefsir c.16, s.53, İbn Seyyid-Uyunüleser c.1, s.90, Ebülfida-Tefsir c.5. 8.121, Halebi-Insan. c. 1, s.413, Zürani-Mevähib. Şerhi c.1, s.226

    61) Ion. Mace-sünen c.2, s.725, Süheyll-Ravd. c.2, s.393-394, İbn. Kayyım-Zådülmaad c.l, s.32, Kurtubi-Tefsir c. 16,

    8.53, Ibn. Seyyid-Uyun. c.1, s.90, Ebülfida-Tefsirc.4, s. 121, Kastalani-Mevähib. c.l, s.55, Halebi-Insan. c.l, s.413, Zürkani-Mevahib. Şerhi c. 1,5.226

    62 ) Ibn Máce-sünen c.2, 5.725, Kurtubi-Tefsir c. 16, S.53 Halebi İnsan. c.1, s.413, Zürkani-Mevahib. Şerhi c.l, s.226 63) Ibn Kayyım-Zad. c.1, s.32 Halebi-Insan. c.1, s.413 Zürkani-Mevahib. Şerhi c.l, s.26

    YanıtlaSil
  124. 10

    Gints

    seriflerinde olduğu gibi (4)

    Vahy tarzlarından üçüncüsü: Vahy Meleğinin, insan süretine girerek Vahy edilecek şey, bir insanın, bir insans tevdi edişi gibi, Vahy edişidir

    "Ya Resülallah! Vahy, Sana, nasıl gelir?" diye sorulduğu zaman, Peygambe rimiz Muhammed Aleyhisselâm:

    "Bazı kerre Melek, benim için, insan süretine girer, benimle konuşur. Ben de. Onun söylediklerini, lyice bellerim

    Bu, bana, Vahy'in en kolay, gelenidir" buyurmuşlardır. (0)

    Cebrail Aleyhisselâm, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm'a, çok kerre Eshab'dan Dihye b. Halife'nin süretinde gelirdi. (69)

    Eshâb-ı Kiramın, Onu gördükleri olurdu. (70)

    Vahy tarzlarından dördüncüsü: Vahy'in, dehşet saçan bir çan, çıngırak uğul tusu gibi uğuldayarak gelişidir, (71)

    "Ya Resülallah! Sana, Vahy nasıl gelir?" sorusuna, Peygamberimiz Aleyhis-selam'ın verdikleri cevapta, Vahy'ın bu tarzı, şöyle açıklanmış:

    "Vahy, bazan bana, çıngırak sesi gibi (müthiş bir mådenī ses uğultusu ile) gelirdir ki, Vahy'ın bana, en ağır geleni de, budur!

    Vahy hali, benden kalkınca, Meleğin, bana söylemiş olduğunu, iyice bellemiş bulu-nurum!" buyrulmuştur. (72)

    İşitilen bu şiddetli ses, ya Vahy Meleğinin kendi sesi, ya da, kanadlarının uğul-tusu idi (73)

    Bunun hikmeti de, Vahy'i, telakki ve hıfz için, Peygamberimizin kalbini topar-lamak ve hazırlamak (74), kulaklarının ve kalbinin, Vahy Meleğinin sesinden baş-kası ile meşgul olmasına meydan bırakmamak içindi (75)

    "Ya Resûlallah! Vahy'ın gelişini sezermisin?" diye sorulduğu zaman, Peygam-

    64) Süheyll-Ravd. c.2, 8.393-394, Ibn Kayyım-Zad. c.1, 8.32, Kurtubi-Tefsir c. 16, 5.53, Ibn Seyyid-Uyun, c.1, s.90, Ebülfida-Tefsir c.4, s. 121, Kastaláni Meváhıb. c.1, s.55, Halebi insan. c.1, s.413, Zürkāni Mevahib. Şerhi c.1, 8.225-226

    65) Süheyll-Ravd. c.2,s 304, Ibn, Kayyım-Zad. c. 1,0.32, Kastalani-Mevahib c. 1,8.55, Zürkāni Mevahib Şerhi, c 1.5 227 66) Ibn Sa'd-Tabakat c.l, s. 197, Halebi-Insanülüyun c.l, s.414

    67) Malik-Muvatta' c.1, s.202-203, Ibn Sa'd-Tabakat c.1, s. 198, Ahmed b. Hanbel-Müsned c.6, s. 158, buhari-Sahih c.1, 8.2-3, Müslim-Sahih c.4, s. 1816-1817, Tirmizi-Sünen c.5, s.507, Nesal-Sünen c.2, s. 148, Taberi-Tefsir c.22. 8.91. Ebo Nuaym-Deläilünnübüvve c.1, s. 178, Begavi Mesabihussünnec.2, s. 175, Ibn. Eslr-Câmiul usûl c. 12, 8.41

    68) Taberl-Tefsir c.22, s.01. 60) Ibn Sa'd-Tabakat c. 3, s.250, Ahmed b. Hanbel-Müsned c.2, s. 107, Kastalani-Mevähibülledünniye c.1, s.55,

    Zürkani-Mevahib. Şerhi c.1 8.227 70) Ibn Kayyım-ZAdülmaad c 1, s.32

    71) Ibn. Sa'd-Tabakat c.1, s. 198, Süheyll-Ravdulünüf c. 2, 8.394. İbn Kayyım-Zádülmaad c 1, s. 32, Bedrüddin Ayni-Umdetülkarl c.1, s.40, Kastalani-Mevahib. c.l, s.55, Zürkanl-Mevahib. Şerhi c.1, S.228

    72) Malik Muvatta' c.1, s.203 lbn. Sa'd-Tabakat c.1. s.198, Ahmed b.Hanbel Müsned c.6, S. 158, Buharl-Sahih c.1, 8.2-3, Müslim-Sahih c.4, S. 1816-17, Tirmizi-Sünen c.5, 8.597, Nesal-Sünen c.2, s. 148, Begavl-Mesabihussünne c.2, 9.175 İbn. Esir-Câmiul'usûl c. 12, a 41, Ayni-Umdetülkarl c.1, s. 40-41, İbn Hacer-Fethulbari c.l, s 49

    73) Zürkani-Mevähibülledünniye Şerhi c.1, 8.228

    74) Süheyll-Ravd. c.2, 8.394, İbn Seyyid Uyûn. c.1, 8.00, Zürkanl-Mevahib. Şerhi c.1, s.228 75) Bedrüddin Aynl-Umdetülkari c.1, s.40-41, Ibn Hacer-Fethulbari c.1, 5.49

    YanıtlaSil
  125. PEYGAMBERLER TARİHİ

    16

    berimiz Muhammed Aleyhisselâm:

    "Evet! Sesi, işitir ve susarım.

    Bana, hiç bir sefer (bu tarzda) Vahy olunmamıştır ki, rûhum, alınıyor olduğunu san-mış bulunmayayım!" buyurmuştur. (76)

    Yüce Allah, bir emri Vahy etmek, Vahy sûretiyle dile getirmek istediği zaman, Allah'ın emrinin korkusundan gökleri, son derecede şiddetli bir titreme alır!(77)

    Göklerin halkı olan Melekler de, İlâhî Kelâmı, düz ve sert bir kayaya çarpan demir zincir(in çıkardığı korkunç ses) gibi işitince (78), Allah'ın Kelâmına karşı duy-dukları derin haşyetten dolayı, kanadlarını çırparlar(79), baygın düşüp secdeye ka-panırlar!

    Ayılıp secdeden başını ilk kaldıran, Cebrail Aleyhisselâm, olur.

    Yüce Allah, Ona, Vahy'lerinden, dilediğini, söyler. (80)

    Cebrail Aleyhisselâm, yanlarına gelinceye kadar, öteki Melekler, öylece bay-gın halde kalırlar.

    Cebrail Aleyhisselâm, Meleklere uğrar. (81)

    Her göğe uğradıkca (82), kalblerinden korku kaldırılan (83), o gök halkı olan (84) Me-lekler, Ona:

    "Ey Cebrail! (85) Rabbımız (86), ne buyurdu?" diye sorarlar.

    Cebrail de:

    "Hakkı, buyurdu! (87) En Yüce, en büyük olan O'dur!" der.

    Meleklerin hepsi de, Cebrail Aleyhisselâmın söylediği gibi, söylerler. (88)

    Vahy'in bu tarzından, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, beşeriyet sı-fatından soyunup, sıyrılıp Melekiyet sıfatına bürünerek Vahy'i, Cebrail Aleyhis-selâmdan alırdı ki, bu, Vahy'ın en zor, en güç olanı idi. (89)

    76) Ahmed b. Hanbel-Müsned c.2, s. 222, Ebülferec Ibn. Cevzi-Elvefa c.I s. 170, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.3, 8.22, Halebi-Insanüluyun c.l, S.415

    77) Taberi-Tefsir c.22, s.91, Kurtubi-Tefsir c.14, s296 Ebülfida-Tefsir c.3, s.537, Heysemi-Mecmauzezevaid c.7, s.94 78) Buharf-Sahih c.5, s. 221, Ebû Dâvud-Sünenc.4, s.235, Tirmizi-Sünen c.5, S.362, Ibn. Mâce-Sünen c.I, S.70, Taberl Tefsir c.22, s.90, Kurtubi-Tefsir c.14, s.296, Ebülfida-Tefsir c.3, s.537, Heysemi-Mecmauzzevaid c.7, s.94

    79) Buhari-Sahih c.5, s.221, Tirmizi-Sünen c.5, s.362, ibn. Mace-Sünen c.I, s.70, Kurtubi-Tefsir c.14, s.296, Ebülfida-Tefsir c.3, s.537

    80) Taberl-Tefsir c.22, s.91, Kurtubi-Tefsir c.14, s.296, Ebülfida-Tefsir c.3.S.537, Heysemi-Mecmauzzevaid c.7, s.294-295, Bedrüddin Ayni-Umdetülkari c.l, s.45, C.25, s.152 ) Ebû Dâvud-Sünen c.4, s.235, Hazin-Tefsir c.3, S.488

    81 94-95 82) Taberi-Tefsir c.22, s.91, Kurtubi-Tefsir c.14, s.296, Ebülfida-Tefsir c.3, 537, Heysemi-Mecmauzzevaid c.7,

    83) Buhari-Sahih c.5, 5.221, Ebû Dâvud-Sünen c.4, s.235, Tirmizi-sünen c.5, S.362, İbn. Mace-Sünen c.1, s.70, Kurtubi-Tefsir c.14, s.296, Ebülfida-Tefsir c.3, s.537

    84) Taberi-Tefsir c.22, s.91, Kurtubi-Tefsir c. 14, s. 296, Ebülfida-Tefsir c.3, s.537, Heysemi-Mecmauzzevaid c.7, 5.95

    85) Ebû Dâvud-Sünen c.4, s.235, Kurtubi-Tefsir c.14, s.296, Ayni-Umdetülkari c.l, s.45, c.25, s.152 Ayni-Umdetülkari c.25, s.152 86) Taberi-Tefsir c.22, s.91, Kurtubl-Tefsir c.14, s.296, Ebülfida-Tefsir c.3, s.537, Heysemi-Mecmauzzevaid c.7, s.95,

    87) Ebû Dâvud-Sünen c.4, s.235, Taberi-Tefsir c.22, s.91, Kurtubi-Tefsir c.14, s.296, Ebülfida-Tefsir c.3, s.537, Heysemi-Mecmauzzevaid c.7, s.95, Ayni-Umdetülkarí c.25, s.152

    88) Taberi-Tefsir c.22, s.91, Kurtubi-Tefsir c.14, s.296, Ebülfida-Tefsir c.3, s.537, Heysemi-Mecmauzzevaid c.7, s.95 89) Bedrüddin Zerkeşi-Bürhan c.l, s.229

    YanıtlaSil
  126. 17

    Eshab kiramın görüp anlattıklarına göre:

    Vahy'in inişi sırasında, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm'a, ağır bir kinh basar, yüzü gül gibi olur, gözlerini kapar), başını önüne eğerdi.

    Yanında bulunanlar da, başlarını, Önlerine eğerlerdi.

    Peygamberimiz Aleyhisselâm, o hallerinde, çabuk çabuk nefes alırdı. (3)

    En soğuk günde bile, alnından inci tâneleri gibi ter dökülürdü. (4)

    Vahy hali, sona erinceye kadar, yanında bulunanlardan hiç biri başlarını kaldı-np Peygamberimizin yüzüne bakmağa kadir olamazlardı (95)

    Vahy'in ağırlığı veya hafifliği, inen Süre'nin ağırlığı veya hafifliği ile orantılı bu-lunurdu.

    Yani, inen Vahy, va'd ve tebşir mâhiyetinde ise, Cebrail Aleyhisselâm, beşer süretinde gelir, hitab ve telakki, Peygamberimize bir güçlük vermezdi.

    İnen Vahy, azab ve korkutmakla ilgili bulunduğu zaman, dehşet saçan bir çan, çıngırak uğultusuyla uğuldayarak gelirdi.

    Deve üzerinde bulunduğu sırada da, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisse-lâma böyle Vahy geldiği olur, devenin, inen Vahy'in ağırlığına dayanamadığı (96), bacaklarının iki yana ayrıldığı, büküldüğü, kırılacak gibi olduğu, bazan da, çöktü-ğü görülürdü.

    Vahy tarzlarından beşincisi : Vahy Meleği Cebrail Aleyhisselâmın, Yüce Al-lah tarafından yaratıldığı asli hey'et ve sürette görünerek (100) Yüce Allah'ın dile-diğini, Peygamberimiz Aleyhisselâm'a Vahy edişidir. (101)

    Bu da, iki kerre vuku bulmuş (102), Peygamberimiz Aleyhisselâm, Cebrail Aley-hisselâmı, yaratıldığı asli hey'et ve süret üzere altıyüz kanadıyla (103) iki defa (104), yerle gök arasını doldurur bir halde görmüştür. (105)

    Vahy tarzlarından altıncısı: Yüce Allah'ın Mirâc gecesinde olduğu gibi (106),

    90) Ibn Sa'd-Tabakat cl, s. 197, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s.327, Müslim-Sahih c.3, s.1317-1317.

    ) Ibn. Esir-Camiulusül c. 12, s.41, Halebi-Insanüluyun c.1, s.416

    91 92) Müslim-Sahih c.4, s. 1817, Ibn. Eslr-Camiulusul c. 12, 5.41

    93) Bedrüddin Ayni-Umdetülkari c.1, 5.43

    94) Malik Muvatta' c.1, s.203, Ibn Sa'd-Tabakat c.l, s. 198, Ahmet b. Hanbel-Müsned c.6, s.58,202, Buhari-Sahih c.I,

    8.3. Müslim-Sahih c.4, s.1816, Tirmizi-Sünen c.5, s.597, Nesal-Sünen c.2, 5.149

    95) lon. Esir-Camiulusul c. 12, s. 42, Halebi-Insanüluyun c.1, s.416

    96) Ebülferec Ibn.Cevzi-Elvefa c.l, s. 169, Halebi-Insan, c.l, s.416

    97) Kastalani-Mevähibülledünniye c.1, s.57, Zürkani-Mevahib. Şerhi c.l, s.234 96) Ahmed b. Hanbel-Müsned c.2, s. 176, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.3, 5.22

    99) Ibn Sa'd-Tabakat c.1, s. 197, Ebülferec İbn.Cevzi-Elvefa c.l, s.171, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.3, s.22

    100) Süheyll-ravdulünüf c.2, s.395, Ibn. Kayyım-Zädülmaad c.1, s.32, Ayni-Umdetülkari c.1, s.40, Kastalani-

    Mevähibülledünniye c.1, s.56, Zürkani-Mevähibülledünniye Şerhi c.1, s.230, Halebi-Insan. c.l, s.416. 101) Ibn Kayyım-Zadülmaad c.1, s.32, Kastalani-Mevähib. c.l, s.56, Zürkani, Mavahib. Şerhi c.1, s.230

    102) lon. Kayyım-Zádülmaad c.1, s.32, Süyüti-Dürrülmensur c.6, 5.124, Kastalani-Mevahib. c.l, s.56, Halebi-Insanüluyun c.1, s.416-417, Zürkani-Mevahib. Şerhi c.l, s.230

    103) Ahmed b. Hanbel-Müsned c.1, s.395, Buharl-Sahih c.6, s.50, Müslim-Sahih c.l, s. 158-159, Tirmizi-Sünen c.5.

    8.395, Taberl-Tefsir c.27, s.49, Beyhaki-Deläilünnübüvve c.2, 5.122, Ebülfida-Tefsir c.4, 5.248, 104) Buharl-Sahih c.1, s.50, MüslimSahih c.1, s.159, Tirmizi-sünen c.5, S.395

    105) Ahmed b. Hanbel-Müaned c.1, s.418, Müslim-Sahih c.1, 5.159

    106) Süheyl-Ravd. c.2, s.395, Ibn.Kayyım-Zåd. c.l, s.32, Ibn Seyyid-Uyun c.l, s.90, Ayni-Umdetülkari c.1, s.40, Kastalani-Mevähib. c.1, s.56, Halebi-Insan c.1, s.417, Zürkani-Mevahib. Şerhi c.l, s.230

    YanıtlaSil
  127. 18

    göklerin üstünden Peygamberimiz Aleyhisselam'a, uyanikken, pardess sindan, hitabda bulunması, ya de, uyurken, arada, Valy Meled bulunmaksun Peygamberimizle konuşmasıdır

    Vahy tarzlarından yedincial de Yüce Allah'ın, arada, Vahy Meleği bulunmak sızın, Peygamberimiz Aleyhisselama doğrudan doğruys hitab buyurmuş o masıdır

    Peygamberimiz Aleyhisselamın bildirdiklerine göre: Mirac gecesinde, Cebras Aleyhisselâm, Peygamberimizi, yukarı götüre götüre, nihayet (Kaza ve Kaderi ya zan) Kalemlerin cızırtılarını işitecek kadar yüksek bir yere çıkard

    Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm orada, Cennet'ten, yemyeşil bir Ret ref(ipek döşek'in, birden, ufku kapladığını, doldurduğunu, gördü

    Peygamberimiz, onun üzerine oturdu.

    Cebrail Aleyhisselâm, Peygamberimizden aynıldı.

    Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm, Aziz ve Cebbar (dilediğini, yaptır. mağa kadir olan) Rabb'ına, yükseltilip yaklaştırıldı

    Kendisinden, bütün sesler, kesildi. (14)

    Yüce Rabb'ının:

    "Korkma ya Muhammed! Yaklaş! Yaklaş!" buyurduğunu işitmeğe başladı

    Nihayet, hiç bir kimsenin, hiç bir zaman erişememiş olduğu yakınlık Makamı na, İlahi huzúra kabüle, İlahi ikram ve İhsana nail oldu. (Kadilyaz-Site 1. s.163)

    Rabbını, gördü. (116)

    Yüce Allah, Mirac gecesinde, Peygamberimiz Aleyhisselâm'a, Vahy etmek is-tediğini, istediği şekilde Vahy etti.

    PEYGAMBERLERE İNDİRİLEN İLAHİ KİTAB VE SAHİFELER:

    Yüce Allah tarafından, Peygamberlere indirilen yüz dört Kitabtan, dördü Tev

    107) Ibn Kayyım Zád cs32. Kastalání Mevähiti cl.56, Halensanci, s417, Zürkan Mevahti Seri 61,230 108) Süheyll Ravd. 2. 306, Ibn Seyyid Uyun.c.1.6.90. Aynil-Umdetükari, c.1.6.40 Kastan-Meth. 6.1.6.56. Halebi Insan c1.s.419, Zürkani Mevahib Serti c.1. & 230

    100) Ibn Kayyım Zåd cl. 532. Kastalani Mevahib 1, 56, Hale-Insan 15.417-418, Zurkan-Mewati Serta c 8.232

    110) Ibn Se'd Tabakat C1, a 213, Buhari Sahih c1, 92, Müslim-Sahih 1, s. 149, Beyhaklee c.2. s.129, Kadi lyaz Sifa ci, a 140, 148, Ion Eslr-Camiul usûls 12.6.56 Ion Seyyid Uyan. 6.1, 145, Zeheti-Tarihullám c2, s168

    111) Ahmed b Hanbel-Müsned c.1, s.449, Buhari-Sahih 6, 6.51, Taberi-Tefsir 27, 57, Beyha-Dúnnübe 6.2, 122, Kurtubi-Telsir c.17, s.90

    112) Kadi iyaz-Sifa c.1. s. 102. Kurtubi-Tefsir c. 17, 89

    113) Buhan Sahih c.6, 6.204. Taberi-Tefsir 27, 46. Ibn Esir-Camiulusul c 12. s.51. lon Kayyım-Z&dimaad c2.

    8.53, Kurtubi-Tefsir c.17. 8.98, Zaheti Tanhulislam 2. s 174, Ebültida Elbidaye vennihaye c.3.6.112

    114) Kadı lyaz fifa cl, s 100, Kurtubi-Tefsir c 17. 98. Diyar Bekri-Hamis 6.1, 9.312

    115) Kadı iyaz-jila ci, s 160. Dryar Bekri Hamis c.1. 0.312

    Fethulbari B. s 460 116) Ahmed b. Hanbel-Müsned c1, s. 285. Heysemi Mecmauzzevaid 5.1.8.78 Ayni-Undetükarl c. 19, s. 198, Ibn Hacer

    117) Ibn Ebi fjeybe-Musannef c.14. s 304, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 149. Buhari-Sahih 6. s. 51. Beyhak Deláil. c. 12. a 131. Kad lyaz 50 c1.s137, Ibn Eslr-Camiulusul c. 12. s. 54, Ion Seyyid Uyun. 1, s. 144, Zahe Tarihulislam c 2, s. 161

    YanıtlaSil
  128. 19

    rat, Zebür, İncil ve Furkan (Kur'an), yüzü de, Sahifeler halinde olup dört büyük Kitabdan, Tevrat Müså Aleyhisselâm'a, Zebür Dâvûd Aleyhisselâm'a, Incil Iså Aleyhisselâm'a, Furkan (Kur'an)da, Muhammed Aleyhisselâm'a indirilmiştir. (Ibn Kuteybe Maarif 20)

    Sahlfe halindeki Kitablardan On Sahifesi Adem Aleyhisselâma, Elli Sahifesi Şis Aleyhisselâma, Otuz Sahifesi İdris Aleyhisselâm'a, On Sahifesi de İbrahim Aleyhisselâm'a indirilmişti.

    (Tevrattan önce Müsa Aleyhisselâm'a da, on Sahife indirilmişti. Músaá Aleyhis selama Aid bölümün 661.663. fıkralarına bakınız!).

    DİN VE MAHİYETİ:

    Din; Dil teriminde: Ceza, İslâm, Adet, İbadat, Tâat, Inkıyad, Hükm, Ferman, Tevhid, Millet, Şeriat, Vera ve Takvá, Hisab... gibi türlü mânalara gelir

    Şeriat Teriminde Din: Peygamberin, Allah tarafından getirip tebliğ ettiği şeyle ri kabule, akıl sahiplerini davet eden İlahi Kanundur (120)

    Bu İlahi Kanun'a, uyulduğu için, Din denir. (121)

    Allah'ın, açık ve geniş yolu olduğu (122),

    Kullar, bağlansınlar diye konulan hükümlerden ibåret bulunduğu için de, Şeri-at denir. (123)

    Şeriat'a, Şeriat denilmesi, sidk ve sadakatla bağlananın hem susuzluğunu gi-dereceği, hem de, günah kirlerinden arıtıp temizleyeceği içindir. (124)

    Din'e, Millet denilmesi de; üzerinde toplanıldığı, yüründüğü içindir.

    Din ve Millet, aslında bir olup aralarındaki fark, itibaridir ve Din'in, Yüce Al läh'a, Millet'in de, Peygambere nisbet edilmiş olmasından ibarettir (25)

    Din; İmân, İslâm ve bütün Şeriatları kaplayan umümi bir isimdir. (126)

    İMAN VE MÜ MİN:

    İman; Dil Teriminde: bir kimseyi, söylediği sözde tasdik edip doğrulamak, ken disine inanmak demektir. (127)

    Başka bir deyişle: İman, kalb ile tasdik etmektir. (128)

    Şeriat Teriminde: Iman, Yüce Allah katından getirdiği şeylerde, Peygambe

    118) Taberl-Tarih c.l., s. 161, Ebû Nuaym-Hilyetülevliya c.1, s. 167, Zemahşeri-Keşgal c.4, s.245, Sålebi-Arais s.100 Fahrurräzi-Tefsir c 31, 150, Ibn Asakir-Tarih c.6, 357, Ebüssuud-Tefsir c. 9, s 143, A. Aliyyülmüttaki

    Kenzül'ummal c. 16, s.133 119) Firúzabadi Kamüsulmuhit c 3, 8.45

    120) Seyyid Serif-Tarifát s 72

    121) Ragib-Müfredåt s.75, Seyyid-Tarifát s 72-73

    122) Rağıb-Müfredat s.258

    123) Firůzábadi-Kamûsulmuhit c. 3, 8.45

    124) Rågıb-Müfredats 258

    125) Seyyid Şerif-Tarifát s.73

    126) Imam Azam-Fikh- Ekber s.17

    127) Firúzábadi-Kamüsulmuhit c.4, в 199

    128) Seyyid Şerif-Tarifat s.27

    YanıtlaSil
  129. 20

    PEYGAMBERLER TARİHİ

    ri(120), kalb ile tasdik ve dil ile ikrar etmek(130), beden ile de, gereğini, yerine ge-tirmektir. (131)

    Mü'min: Allah'ı, Allah'ın Resülünü ve Onun, Allah'dan getirdiği şeyleri tasdık eden kimse demektir. (132)

    Gök ve yar halkının İmanı, inanılacak şeyler cihetinden, ne artar, ne de, eksilir.

    Fakat, İman, yakin ve tasdik cihetinden, artar da, eksilir de.

    Mü'minler; İmanda ve Allah'ı tevhid (bir tanıma) hususunda, birbirlerine eşid, amellerde ise, birbirlerinden farklıdırlar. (133)

    İMAN'IN ÇEŞİDLERİ:

    Beş türlü İman vardır:

    1) Matbu İman,

    2) Mâsum İman,

    3) Makbul İman

    4) Mevkuf Iman,

    5) Merdud İman,

    Matbu İman: Meleklerin İmanıdır.

    Masum İman: Peygamberlerin İmanıdır.

    Makbul İman: Mü'minlerin İmanıdır.

    Mevkuf İman: Bid'atcıların İmanıdır.

    Merdud İman: Münafıkların İmanıdır. (134)

    İman; öyle bir nurdur ki, onun nuru, insanın bütün âzasına yayılmıştır.

    Fakat, insanın azasından birisi kesilince, İman, parçalanmaz olduğu için, ora-lan, kalbe gider.

    İslâm; Allah'ı, keyfiyetsiz olarak bilmektir.

    Bunun yeri, göğüstür.

    İman; Allah'ı, Allah'lığı ile bilmektir.

    Bunun yeri, yürektir.

    Yürek te, göğsün içindedir.

    Marifet; Allah'ı, Sıfatları ile bilmektir.

    Bunun yeri, Gönüldür.

    129) Nesefi-Akaid s.5

    130) İmam-ı Azam-Fikh- Ekber s.16, Nesefi-Akald s.5, Seyyid-Tarifat s.27

    131) Ragıb-Müfredat s.26

    132) Seyyid Şerif-Tarifat s.131

    133) İmam-ı Azam-Fikh-ı Ekber s.17

    134) Seyyid Şerif-Tarifat s.27

    YanıtlaSil
  130. GIRIS

    Gönül de, Kalb'in içindedir.

    Tevhid; Allah'ı, Birliği ile bilmektir.

    Bunun yeri, Sırr'dır.

    Sırr da, Gönül'ün içindedir.

    Bunlar, Nür süresinin Nür âyetindeki Nür temsilini andırırdır.

    21

    Bunlar, dört gerdanlıktır ki, dördü de, birbirinden ayrı, gayrı değildirler. Hepsi birleşince, Din olurdur. (135)

    KALB VE ÇEŞİDLERİ:

    Kalb'in İki türlü månåsı vardır.

    Birisi; göğsün sol tarafında, sol memenin altına doğru konulmuş, çam kozala-ğı şeklini andırır. cismâni bir et parçası olup buna yürek denir.

    Bunun içinde boşluklar vardır ve içi, siyah kanla doludur.

    Bu Yürek, Rüh'un kaynağıdır, hayvanlarda da, ölülerde de, bulunur.

    Kalb'in ikincisi, Gönüldür ki, işte, gözle görülmeyen, Rühânî, Rabbânî bir La-tife olan, cismāni Kalb, Yürek ile de, alâkası bulunan ve insanın hakikatı olan, insanda anlayan, bilen, hitab edilen, cezalandırılan, azarlanan ve istenilen Kalb, budur.

    Cismânî Kalb ile, Yürek ile alakasını kavramakta halkın, çoğunun akıllarını hay-rette bırakan bu Kalb'in hakikatini araştırmak, Mükâșefe ilimlerine bağlı olup bu da, Rûh'un sırrını açıklamağa kalkışmak demek olacağından, Resûlullah Aley-hisselâm'ın konuşmadığı Rüh hakkında, başkasının konuşmağa hakkı bulunma-yacağı açıktır. (136)

    İnsanlarda dört çeşid Kalb bulunur:

    1) Ecred Kalb,

    2) Ağlef Kalb,

    3) Menküs Kalb,

    4) Musaffah Kalb.

    Ecred, yâni saf, parlak, kinsiz Kalb, Mü'minlerin kalbidir ki, onda İman nûru, güneş gibi parıldar.

    Ağlef, yânif gılıflı, kapalı, örtülü kalb, käfirlerin, münkirlerin kalbidir.

    Menküs, yäni tersine çevrilmiş Kalb, münafıkların Kalbidir ki, onlar, gerçeği ta-nır, sonra da, inkâr ederlerdir.

    Musaffah, yâni, iki yüzlü Kalb, içinde hem İman, hem de, nifâk bulunan kalbdir.

    İman, böyle olan kalbde, temiz su ile yetişen ve gelişen sebzeye nifak ise, kan

    135) İmam Matüridi-Akaid s.15-16

    136) İmam Gazali-lhyâu Ulûmiddin c.3, s.4-5

    YanıtlaSil
  131. PEYGAMBERLER TARIHI

    22

    ve irinle gelişen bir çıbana benzer ki, bunlardan hangisi, diğerine galebe çalar-sa, onu, bastırır ve geriletir. (137)

    Nifak; İman, dil ile açıklandığı halde, Kalbde küfr ve inkârı gizlemektir. (138)

    MÜ'MİN İLE MÜSLÜMAN ARASINDAKİ FARK:

    Her Mü'min, Müslümandır.

    Fakat, her Müslüman, Mü'min değildir.

    Çünkü, bir kimse, Mü'min olmadığı halde, Şehådet getirmek suretiyle, kendi. sini, Müslüman gösterebilir.

    Eshab-ı kiramdan Sa'd b.Ebi Vakkas: "Yâ Resûlallah! (Mü'minlere verilecek mallardan) filana verdin, filan kimseye ise vermedin.

    Halbuki, o da, Mü'mindi?" dediği zaman, Peygamberimiz:

    "Ona, Mü'min deme! Müslüman de!" buyurmuştur. (139)

    Kur'ân-ı Kerimde de, bu hususta şöyle buyrulur:

    "Bedeviler, (Biz, İman ettik!) dediler.

    Onlara, de ki: (Siz, İman etmediniz amma, bāri (Müslüman olduk!) deyiniz. İman, henüz, sizin kalblerinize girip yerleşmemiştir. (140)

    MÜNAFIKLIK, FÅSIKLIK VE KÄFİRLİK:

    Bir kimse, dili ile şehådet getirir, bedeni ile amel eder de, Kalb ile tasdikte bu-lunmazsa, o, Münafık olur.

    Bir kimse, dili ile tasdikte bulunur, da, bedeni ile amel etmezse, o da, Fâsık olur. (141)

    Fisk: Yüce Allah'ın emrini terk ve Ona isyan etmek, doğru yoldan sapıp çık-mak demektir. (142)

    Hiç şehadet getirmeyen kimse ise, Kâfir ve Münkirdir. (143)

    ALLAH KATINDA MAKBUL DİN BÜTÜN PEYGAMBERLERİN DİNİ :

    Kur'ân-ı Kerimde açıklandığına göre: Allâh katında makbul din, İslâm Di-ni'dir. (144)

    İnsanların, ilk zamanlardan beri tuttukları, bağlandıkları tek ve umûmî Din de, İslâm Dini, Tevhid Dini'dir.

    Gelmiş, geçmiş bütün Peygamberler, İslâm Dininin esaslarını tebliğe çalışmışlar, bu Dinde can vermiş, can vermeyi özlemişlerdir.

    137) Ahmed b.Hanbel-Müsned c.3, s.17, Taberäni-Mücemüssagir c.2, s.110

    138) Seyyid Şerif-Tarifat s.166

    139) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 182, Buhari-Sahih c.1, s. 12, Müslim-Sahih c. 1, s. 132, Nesai-Sünen c.8, s. 104

    140) Hucurât:14

    141) Seyyid Şerif-Tarifat s.27

    142) Firuzabadi-Kamusulmuhit c.3, s.285

    143) Seyyid Şerif-Tarifat s.27

    144) Al-i Imran:19

    YanıtlaSil
  132. 23

    GIRIS

    Adem Aleyhisselâm'dan sonra, Ebülbeşer olan (145), başka bir deyile: Tüfan-dan sonra (İkinci Adem Baba) diye tanınan (146) Nuh Aleyhisselâm, Müs-lümandi (147)

    Peygamberler Atası İbrahim Aleyhisselâm da, Onun Oğulları ve Torunları da, Müslüman idiler (148)

    Yüsüf Aleyhisselâm da, Allah'a "...Benim canımı, Müslüman olarak al..." diye dua etmiştir. (49)

    Mūsā Aleyhisselâmın, Firavun'u davet ettiği Din de, İslâm Dini idi.

    Bunu, hem Müsá Aleyhisselâm, hem Firavun'ın imän ve ihtida eden sihirbazları ve hatta bizzat Firavun bile ikrar ve ifade etmiştir. (150)

    Mūsā Aleyhisselâmdan sonra, İsrail oğullarına Peygamber olarak gönderilen İså Aleyhisselâm da, Müslümanlık ve Tevhid akîdesini tebliğ etmiş: "Şüphe yok ki, Allah, benim de, Rabb'ım, sizin de Rabb'ınızdır.

    Öyle ise, Ona ibadet ediniz!

    İşte, doğru yol budur!" demiş, onlardan, küfr ve inkår taştığını hissedince de "Allah'a doğru giden yolda, bana yardım edecekler kimdir?" dediği zaman, Ha-vârileri de "Biziz Allah'ın yardımcıları! Allah'a, inandık. Sen de, ey İsā! Şahid ol ki, biz, muhakkak Müslümanlarız!" demişlerdir (151)

    "(İnsanları) Allah'a (iman ve ibadete) davet edenden, (Kendisi de iyi amel (ve hareketler)de bulunandan ve: ben, Müslümanlardan'ım!" diyenden daha güzel söz-lü kim olabilirdir? (Fussilet: 33)"

    TEVHİD AKİDESİ:

    İslâmiyette, her şeyden önce, Allah'ın varlığına ve Birliğine imân etmek Farz'dır. (152)

    İslâm Dininin bu Tevhid akidesi, Allah'ın Birliğine, Ondan başka ibadet edile-cek hiç bir Mâbud bulunmadığına inanmak demektir ki, bu da, Kur'ân-ı Kerimde ve Hadis-i şeriflerde (La ilahe illallah = Allah'dan başka ilah yoktur.) Kelime-i Tev-hidi ile en özlü bir şekilde ifâde buyrulmuştur.

    BÜTÜN PEYGAMBERLERİN, ÜMMETLERİNE TEVHİD AKİDESİNİ TELKİNE ÇALIŞMALARI VE PEYGAMBERİMİZ MUHAMMED ALEYHİSSELĀMIN VAZİFESİNİN ŞÜMUL VE AZAMETİ :

    Bütün Peygamberler ve özellikle:

    145) Ahmed b. Hanbel-Müsned c.1, 8.5

    146) Ibn. Haldun-Tarih c.2, ks. 1, 4-5

    147) Yünüs: 72

    148) Bakara:130-133

    149) Yünüs: 101

    150) Araf:104,126, Yünüs: 84,90,91,

    151) Al-i Imran: 51-52

    152) Imam-ı Azam-Müsned s.2-3, Ahmed b. Hanbel-Müsned c.l, s.28, Buhari-Sahih c.6, s.20, Müslim-Sahih c.1. s.37, Ebû Dâvud-Sünen c.4, s.224, Tirmizi-Sünen c.5. s.7, ibn Mace-Sünen c.1, s.24-25, Nesai-Sünen c.8, 5.98

    YanıtlaSil
  133. 24

    PEYGAMBERLER TARIHI

    İdris Aleyhisselâm 15

    Nuh Aleyhisselam 154)

    Hüd Aleyhisselâm(155)

    Salih Aleyhisselâm(156)

    Ibrahim Aleyhisselâm (157)

    Şuayb Aleyhisselam 158)

    Müsá Aleyhisselâm 159)

    İlyas Aleyhisselâm(160)

    İsa Aleyhisselâm 161)

    gönderildikleri kavmları, putperestlikten kurtarmağa ve Bir Allah'a iman ve iba-det ettirmeğe olanca çabalarını harcamışlar, hatta, bu yolda can verenler bile ol-muş, ne yazık ki, umulan mutlu sonuca ulaşılamamış;

    Her yerinden küfür ve şirk fışkıran, Dini, ahlâkī, ictimai bunalımlar ve bozuk-luklar içinde çalkalanan koskoca bir putperestlik dünyasıyla tek başına uğraşmak ve sonuç almak vazifesi, Ahir zaman Peygamberi Muhammed Aleyhisselâm'a kalmıştır.

    Muhammed Aleyhisselâm; (merkezden, muhita doğru açılan dalga daireleri gi-bi) Mekke ve çevresinden başlayarak (162), insanları Allah'ın doğru yoluna, önce, hikmet ve güzel öğütlerle davet etmek (163), (Davetini kabul edenleri, cennet nimet-leri ile) müjdelemek, (davetini, kabul etmeyenleri, Cehennem azabıyla) korkutup uyarmak(164)

    Sonra da, fitne ve fesad, ortadan kalkıncaya, Din, tamamıyla Allahın oluncaya(165)

    İslâm Dini, bütün dinlere üstün gelinceyedek (166)

    Allah'dan Peygamberimiz Aleyhisselâmın deyişi ile: "İnsanlara, La ilahe illallah başka ilah yoktur! (167), Muhammedürresûlullah Muhammed, Allah'ın Resûlu-dur!"(168) dedirtinceye kadar savaşmak (169)... gibi çok ağır ve ağır olduğu kadar da, şerefli bir vazifeyi yüklenmiştir.

    153) Ebülmünzir Hişam-Kitabülesnam s.51-52, Yakut-Mücemülbüldan c.5, s.367

    154) Åråf:59, Hüd:25,26, Nüh:1-3

    155) Årât:65,70

    156) Åraf:73

    157) Meryem:42-43,46-48

    158) Hûd:84,91

    159) Bakare:51,55

    160) Saffat: 123-127

    161) Mäide: 72,116,73

    162) Şüra:7

    163) Nahl:125

    164) Sebe':28

    165) Enfal:39

    166) Fetih:28

    167 ) Imam-Azam-Müsned s.3, Ahmed b. Hanbel-Müsned c.2, s.384, Buhari-Sahih c.l, s.11, Müslim-Sahih c.l, s.52. Tirmizi-Sünen c.5, s.3,4, Dăriml-Sünen c.2, s.137, Nesai-Sünen c.6, s.5-6 168) Ahmed b. Hanbel-Müsned c.2, s.384, Buhari-Sahih c.l, s.11-12, Müslim-Sahih c.1, s.53, Tirmizi-Sünen c.5, s.5. Nesai-Sünen c.6, s.7

    169) Enfal:39, İmami Azam-Müsned s.3, Ahmed b. Hanbel-Müsned c.2, s.384, Buhari-Sahih c.1, s.4, Därimi-Sünen c.2, s.137, Tirmizi-Sünen, c.5, s.4

    YanıtlaSil
  134. GÖKLERLE YER'İN VE ARALARINDAKİLERİN NASIL VE NİÇİN YARATILDIĞININ

    KUR'AN-I KERİM'DE AÇIKLANIŞI:

    25

    "Onun (Allah'ın) emri, bir şeyi dilediği zaman, ona: oll demesinden ibarettir ki, o da, oluverirdir. (170)

    Allah, göklerle yer(171), aralarında bulunan şeyler (172);

    Güneşi, Ay ve Yıldızlar/173), hakkın ikamesine sebep olmak (174), herkesin, ka-zandığı ne ise, kendilerine aslā haksızlık edilmeksizin, onunla mukabele edilmek üzere 175) ve belli bir va'de için yarattı. (176)

    Göklerle yer, bitişik bir halde iken, Yüce Allah, onları, birbirinden ayırdı. (177)

    Gökleri, yedi gök olarak tesviye ve tanzim 178) ve her gök'e de, kendisine aid işi Vahy etti. (179

    Göklere ve yere "İkiniz de, ister istemez, geliniz!" buyurdu."

    Onlar da "İsteye isteye geldik!" dediler. (180)

    Yüce Allah; güneşi zıyalı, ay'ı nurlu yaptı,

    Kullar, yılların sayısını ve hisabını bilsinler diye, ay'ın seyr ve hareketine muhte-lif menziller tayin etti. (181)

    Nitekim, güneş, Yüce Allah'ın takdiriyle, kendi karargâhına doğru seyr ve cere-yan eder durur,

    Ay da, tayin edilen menzil menzil miktarlara göre hareket ederek eski hurma salkımının eğri çöpü gibi bir hale dönerdir.

    Ne güneş, ay'a erişip çarpar, ne de, gece, gündüzü geçerdir.

    Semâvi ecramdan hepsi de, ayrı ayrı birer felekte (yörüngede) yüzer durur-lardır. (182)

    Yüce Allah; insanlar, rızıklarını, kolayca elde etsinler, yılların sayısını, vakitlerini, hisabını bilsinler diye her gün, geceyi giderip yerine, eşyayı gösterici gündüzü ge-tirirdir, (183)

    170) Yásín:82

    171) Nahl:3

    172) Duhan:38, Rum:8, Ahkaf:3

    173) Årâf:54. Enbiya:33

    174) Casiye:22, Tegabün:3, Duhan:39, Rum:8

    175) Căsiye:22

    176) Rum:8, Ahkaf:3, Câsiye:22

    177) Enbiya:30

    178) Bakare:29

    179) Fussilet: 12

    (*) Yani: göklere "Güneşi mi, ay ve yıldızları mı doğdu!", yere de "Irmaklarını çıkarıp akıt! Ağaçlardan, semere-lerden, bitkilerden sende yaratacaklarımı, meydana getir!" buyurdu.

    (**) Yani "Sen, bizde neyi ihdas ve halk edersen, biz sana onunla geliriz. Senin emrini kabulleniciyiz. Emrine karşı gelmeyiz!" dediler. (Taberi-Tefsir c.24, s.98)

    180) Fussilet: 11

    181) Yünüs:5

    182) Yasin 38-40

    183) Isrå: 12

    YanıtlaSil
  135. 26

    PEYGAMBERLER TARIMS

    Geceyi, içinde dinlensinler, gündüzün de, işlerini görsünler diye yaratmıştır

    Yüce Allah: yeri de (insanların yerleşmelerine, gezip dolaşmalarına elverişli bir halde yaptı.

    Onda, üzerlerindekileri, çalkalanmasın diye/166) såbit dağlar yarattı (187)

    Yeri, bir karargah, gök'ü, bir bina (kubbe) yaptı. (188)

    Gökten de, yeteri kadar su indirip onu, yerde durdurdu. (189)

    Yere, aşılayıcı rüzgarlar da, gönderdi. (190)

    Orada, hikmet ve maslahata göre ölçülmüş, her şeyden, münasip nebatlar bitirdi, (191)

    Yerde, bir çok geçim sebepleri de, yarattı. (192)

    Göklerde ne var, yerde ne varsa, hepsini (bir lütuf olarak) emrinize verdi.

    Şüphe yok ki, bunda, düşünecek bir kavm için, ibretler vardır. (193)

    184) Mü'min:61

    185) Hicr: 19

    186) Enbiya:31

    187) Enbiya:31, Hicr:19

    188) Mü'min:64

    189) Mü'minun:18

    190) Hicr:22

    191) Hicr:19

    192) Hicr:20

    193) Căsiye: 13

    YanıtlaSil
  136. 914

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHI

    dileğini arzettiyse.. ben de o isimler hürmetine sana dileğimi arz ede-Yani: Adem a.s. peygamberin sana hangi isimleri vesile ederek rim.

    Devam edelim:

    Nebilerin, resullerin, mukarreb meleklerin vesile bilip sana duâ ettikleri şeyler hürmetine senden isterim.

    Allah-ü Taâlâ, onların tümüne salât eylesin.

    Bu cümlede geçen:

    Mukarreb melekler.

    Tabirinden, bütün melekler kasd edilmektedir. Yüce Allah'a taat ve ibadet üzere oldukları için, hepsi mukarreb sayılırlar.

    Devam edelim:

    Cümle taat ehlinin vesile bilip senden istediği şey hürmetine ben de sana niyaz ederim.

    Muhammed'e salât eyleyesin; keza Muhammed'in åline de.. Hem de: Sema bina edilmeden, yer döşenmeden, dağlar yerlerine çakılma-dan, su gözeleri kaynamadan, ırmaklar akıp durmadan, güneş aydın-latmadan, ay ışık vermeden, yıldızlar parlamdan evvel yarattığın şey-lerin sayısı kadar..

    Bu cümlenin hulasa manası şudur:

    Daima ve her zaman, Resuülllah S.A. efendimizin Habib'liğine ya-kışır, yüce makamına münasip üstün salât; ål ve ashabına, bütün üm-metine de daima salât ve tahiyye inzali ile şanlarını yüce kılmanı is-terim.

    Devam edelim:

    Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle; hem de: İlminin sayısı kadar..

    Yani: Yüce İlminin kavradığı şeylerin sayısı kadar. Ki bunlar son-suzdur. Böylece, onun şanını muazzez ve mükerrem eyle.

    Devam edelim:

    Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle; hilml-nin sayısı kadar..

    Yani: Hilmin ve affın ilgili olduğu sayısız şeylerin sayısı kadar.. Onlara izaz ve ikram eyle.

    Devam edelim:

    Muhammed'e salát eyle; keza Muhammed'in âline de..

    Daha önce de anlatıldığı gibi, Resulüllah S.A. efendimizin all Kendisine tabi olan bütün ümmetidir.

    Hem de: LEVH-Ü MAHFUZ'un ilminden aldığı şeyler kadar.

    LEVH, şöyle anlatılır:

    Yedi kat göklerden yukarıdadır. Kendisi beyaz incidendir. Et-rafı kırmızı yakuttandır. Uzunluğu sema ile yerin arası kadar büyük-tür. Genişliği meşrıkla mağrıb arası kadardır. Arşa asılmıştır. Kaleml nurdandır. Yazdığı harfleri de nurdandır. Ki bu:

    YanıtlaSil
  137. KARA DAVUD

    أنْ تُصَلَّى عَلَى مَّا وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ عَدَدَ مَا خَلَقْتَ مِنْ قَبْلِ أَن تَكُونَ السَّمَاءُ مَنِيَّةٌ وَالْأَرْضُ مَعْلِي والجبال عربية والعُيُونُ مُنْفِرَة والانهار مهيرة والشم منية والقممضينا والكواكب بيرة اللهم صل على محمد وعلى ال محمد عَدَدَ عِلْمِكَ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى العُماد عدَدَ حَمِكَ وَصَلَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى العُمد عدد ما لحاهُ اللوح المحفوظ مِن عِلْمِكَ المُصل على محمدٍ وَعَلَى آلِ محمدٍ عَدَدَ مَا جَرَى القَلَمَ فَام الحابِ عِنْدَكَ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى العَهْدِ مِكَ سمواتِكَ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى الِ مُحَمَّدٍ مِنْ أَرْضِكَ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ مِنْ مَا انْتَ خَالِفُهُ مِنْ يوْمَ خَلَقْتَ الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ القِيمة اللهُمَّ صَلِ

    215

    entuselliye alâ Muhammedin ve ala ali Muhammedin adede ma halakte min kabli enteküneş semaü mebniyye ten vel arzu mathiyyeten vel cibalü mürsiyeten vel uyunü müntecireten vel-enharu münhemireten veş şernsü mudhiyeten velkameru müdien vel kevaibů münireten.

    Allahümme salli alâ Muhamme din ve alâ âli Muhammedin adede il-mike ve salli alâ Muhammedin ve ala Ali Muhammedin adede hilmike ve salli alâ Muhammedin ve alå All Mu hammedin adęde maahsahül levh'ül mahfuzu min ilmike.

    Allahümme salli alâ Muhamme din ve ala ali Muhammedin adede macera bihil-kalemü fiümm'il-kitabi indeke ve salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin mil'e semavati-ke ve salli alâ Muhammedin ve ala All Muhammedin mil'e arzıke ve salli alâ Muhammedin ve alâ Ali Muham-medin mil'e maente halikuhu min yev-mehalakted-dünya ila yevm'il-kıyameti.

    Allahümme salli

    Muhammed'e salát eyleyesin. Kéza Muhammed'in åline de.. Hem de: Sema bina edilmeden, yer döşenmeden, dağlar yerlerine çakılmadan, su gözeleri kay-samadan, ırmaklar akıp durmadan, güneş aydınlatmadan, ay ışık vermeden, yıl-dalar parlamadan evvel yarattığın şeylerin sayısı kadar...

    Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in Aline salát eyle; hem de: Ilminin sayısı kadar.

    Muhammed'e ve Muhammed'in Aline salât eyle; hilminin sayısı kadar.

    Muhammed'e ve Muhammed'in Aline salât eyle. Hem de: Levh-ü Mahfuz'un fiminden aldığı şeyler kadar.

    Allabıı, Muhammed'e ve Muhammed'in Aline salåt eyle. Hem de: Katındaki Ümm'ül-Kitab'a kalemin yürüdüğü şeylerin sayısı kadar.

    Muhammed'e ve Muhammed'in állne salát eyle; hem de: Semaların dolu-su kadar.

    Muhammed'e ve Muhammed'in Aline salât eyle; hem de: Yerin dolusu kadar. Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle; dünyayı yarattığın gün-den Hibaren; kıyamet gününe kadar yaratıcı olduğun şeylerin dolusunca..

    (Devamı: 817. Sayfada)

    YanıtlaSil
  138. 810

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHI

    -Mahfuz..

    Tahiri ile anlatılır ki, şeytanlardan, insan ve cinnin ellerinden ko rurmuştur Hiç biri dokunamaz. Tağyir edilip değiştirilmes

    Cümlenin kısaca şerhi şudur:

    tüllah S.A. efendimize ve Aline layık bir şekilde salåt eyleyip yüce san Levh- Mahfuz, nekadar şeyi yamp durduysa... o mikdar, Resu larını mufaddal ve mübeccel eyle.

    Devam edelim:

    -Allahını, Muhammed'e ve âline salat eyle.. Hem de katındaki Ümmül kitab a kalemin yürüdüğü şeylerin sayısı kadar..

    Burada:

    Ümm'ül-Kitab.

    Diye anlatılanın adına:

    Kitabı Mübin, Levh-ü Mahfuz..

    Dahl derler. Dünyada olanlarım ve olacakların cümlesi bunda ya hdır

    Bu manada, cümle şöyle olur:

    Iki cihanın sultanı, insin ve cinnin resulü, iki cihandakilerin şefzatçın Resulüllah S.A. efendimize ve onun Aline bütün bu kitapta yazılan ve yazılacakların sayısı kadar salát eyleyip şanını all eyle. Ke-za onun ållnin de..

    Devam edelim:

    Muhammed'e ve Muhammed'in aline salât eyle; hem de: Se-maların dolusu kadar..

    Bu cümienin şerhli manası şöyledir:

    -Bu salavat-ı şerifelerden en küçüğünün cüssesi, hububatın küçüğü sayılan hardal tanesi kadar olsa.. bunların yedi kat semaları dolduracak sayıları kadar Resulüllah S.A. efendimize ve onun åline bolca salát eyle. Şanlarını yüce kılıp dalma mükerrem ve muazzez eyle.

    Devam edelim:

    -Muhammed'e ve Muhammed'in åline salát eyle; hem de yerin dolusu kadar..

    Meselă: Okunan bu salāvat-ı şerifelerin, hububatın en küçüğü ka-dar cüsseleri olsa.. böylece yerleri doldursalar.. bütün bunların sayısı kadar salát eyleyip Resulüllah S.A. efendimizin ve álinin şanını izaz ve icial eyle.

    Devam edelim:

    Muhammed'e ve Muhammed'in åline salât eyle. Dünyayı ya rattığın günden itibaren, kıyamet gününe kadar yaratıcı olduğun şey lerin dolusunca

    Yani: Bu ana kadar yaratmış oldukların ve bundan sonra, kiya-mete kadar da yaratacakların sayısı kadar Resulüllah S.A. efendimize ve cnur âline salât eyleyip şanlarını Ali kıl. Hem Resulüllah S.A. efen-dimizin, hen de onun ashabının ve kendisine tabi olan tüm ümmett min

    YanıtlaSil
  139. KARA DAVUD

    817

    عَلَى مُحمدٍ وَعَلَى الِ مُحَمَّد عَدَدَ صُفُوفِ الْمَلَكَةِ وَتَسْهُمْ وَتَقْدِيهِمْ وَتَهْدِهِمْ وَتَحْدِهِمْ وَتَكَبَرِهِمْ وَتَهْلِيلِهِمْ مِنْ يَوْمَ خَلَقْنَا الدُّنْيَا الى يوم القيمةِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى محمدٍ وَعَلَى آلِ د عدد التهاب الجارية والرياح النارية مِن يَوْمَ خَلَقْتَ الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ القِيمة الله صَلِّ عَلَى حَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ عَدَدَ كُل قطرة عطر من سَمَوَاتِكَ إِلَى رَضِكَ وَمَا تَقْطر الى يوم القيمة اللهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ عَدَدَ مَا هَبَتِ الرَّنَاعُ وَعَدَدَ مَا تَحْرَكَيَا لأَنْجَارُ وَالْأَوْرَاقُ وَالزُّرُوعُ وَجَمِيعُ مَا خَلَقْتَ فِي قَرَارِ الْحِفْظِ مِن يَوْمَ خَلَقْتَ الدُّنْيَا إِلَى يَوْمِ القِيمَةِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَ عَلَى الِ مُحَمَّدٍ عَدَدَ القَطِرِ والمَطَرَ وَ النَّبَاتِ مِن يَوْمَ

    alå Muhammedin ve alâ âli Muham-medin adede sufufil-meläiketi ve tes-bihihim ve takdisihim ve tahmidihim ve temcidihim ve tekbirihim ve tehli-lihim min yevme halakted-dünya ilà yevm'il-kıyameti.

    Allahümme salli alâ Muhamme-din ve alâ âli Muhammedin aded'es sabah'il-cariyeti ver-riyah'ız-zariyeti min yevme halakted-dünya ilä yevm'il-kıyameti.

    Allahümme salii alâ Muhamme din ve alå äli Muhammedin adede külli katratin takturu min semavatike ila arzıke ve matakturu ilä yevm'il-kıyameti.

    Allahümme salli alâ Muhamme-din ve alâ âli Muhammedin adede ma hebbet'ir-riyahu ve adede mata-harreket'il-eşcaru vel-evraku vez-zuruu ve cemii mahalekte fi karar'il-lıfzı mın yevme halakted-dünya ila yevm'il-kıyameti.

    Allahümme salli alâ Muhamme din ve alâ âli Muhammedin aded-el-katri vel-matari ven-nebati min yevme

    Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salát eyle.. Hem de: Melek-lerin saflarının, okudukları tesbihlerinin, takdislerinin, tahmidlerinin, temcidleri-nin, tekbirlerinin, tehlillerinin sayısı kadar. Hem de: Dünyayı yarattığın günden itibaren taa, kıyamet günü oluncaya kadar...

    Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in åline salât eyle; schab-ı cariye, ri-yah-ı zariye sayısınca dünyayı yarattığın günden; taa, kıyamet gününe kadar.

    Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in åline salát eyle; semalarından ye-rine düşen damlaların; taa, kıyamet gününe kadar da düşecek olan damlaların sayısı kadar..

    Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle; esen rüzgârların. ağaçların yaprakların ve ekinlerin haraket ve korunma yerinde yarattıklarının tüm sayısı kadar dünyayı yarattığın günden; taa, kıyamet gününe kadar..

    Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in állne damla, yağmur ve bitkilerin sayısı kadar salát eyle. Hem de: Dünyayı yarattığın günden; taa, kıyamet günü oluncaya kadar..

    **

    (Devanu: 821. Sayfada)

    F.

    YanıtlaSil
  140. 255

    DEYİMLER

    biliriz: Ne yeteneksiz, niteliksiz olduğunu biliriz.

    dum delisi olmak: Ummadığı bir duruma ulaşan kimse çok şi-namak

    yldan geçer ne serden: Elde etmek istenen şey özveri gerektirir.

    or de neler, maydonuzlu köfteler (alay yollu): Akla gelmedik, lacak şeyler.

    weye uğradığını bilememek (veya şaşırmak): Ansızın üzücü, sıkıcı, neş, güzel veya hoş bir durum karşısında kalmak.

    sine yedirememek: Bir şey yapmayı kendisi için ağır, onur kırıcı bulmak.

    nefsini köreltmek: Beden isteklerinden herhangi birini üstünkörü gi-dermek, nefsini yatıştırmak.

    ne altını bırakmak ne üstünü: Bir şeyin ve yerin her tarafını karış-bimak (dolaşmak).

    ne hesaba gelmek, ne de kantara: Elle tutulur olmamak, tutarlı ve sağlam görünmemek.

    ne od var ne ocak: Yoksulluk ve perişanlık içinde.

    ne sakala minnet ne bıyığa: En yakın akrabalarının bile yardımını istemeyerek kendi imkânlarıyla yetinme.

    ne Şam'ın şekeri ne Arap'ın yüzü: Yararı olsa bile istenmeyen kim-seler için söylenir...

    ne şiş yansın ne kebap: İki taraf da gücendirilmesin veya korunsun.

    nerede akşam orada sabah: Bir kimsenin gece kalacak belli bir yeri olmadığını, rastgele bir yerde kalabileceğini anlatır.

    nerede bu bolluk: Bu işi yapmak sanıldığı kadar kolay değil, imkân-lar sınırlı.

    nerede kaldı: Ne yararı oldu?

    nimeti ayağıyla tepmek; bk. Kısmetini ayağıyla tepmek.

    notunu (veya numarasını) vermek: Bir kimse için kötü bir kanıya varmak.

    YanıtlaSil
  141. N

    nabiz almak: mec. Ortaya çıkmak, görünmek, belli olmak.

    nabzına girmek: mec. Elindeki imkânları kullanarak birinin hoşnutu ğunu kazanmak, birini yola getirmek ve düşüncelerini benimsetmek,

    şayacak yolda davranmak. nabzına göre şerbet vermek: Birinin hoşuna gidecek, gururunu ok

    nabzını yoklamak (veya nabız yoklamak): Niyetini, düşüncesini eğilimini anlamaya çalışmak.

    nalları dikmek (hayvan veya hayvana benzetilen kişi): argo, mek.

    namı nişanı kalmamak: Yok olup unutulmak.

    namazında niyazında (olmak): Din görevlerini gerektiği gibi yerine getirmek.

    namusu iki paralık olmak: Biri onursuz bir duruma düşmek.

    namusunu temizlemek (bir işin içinden): Kendi saygınlığını yitir meden çıkmak.

    namusuna sinek kondurmamak: 1) Kollamak, gözetlemek. 2) Na musuna, onuruna laf söylettirmemek.

    nasır bağlamak (veya tutmak): mec. Duygusuzlaşmak, duyarlılığını yitirmek

    nasınna basmak: Menfaatlerine dokunmak.

    nazı geçmek (birine): Dilediğini kabul ettirecek kadar hatırı sayılmak.

    nazını çekmek (birinin); Her istediğini yerine getirmek.

    ne älä memleket: Haksız ve yersiz işlerin hoş görüldüğü, kurallaştığı bir ortam için ters anlatışla "diyecek yok" ne güzel! anlamında kulla-milir.

    ne dağıda bağım var, ne çakaldan davam: Tuttuğum bir taraf yok ona saldıranların karşısında olayım.

    YanıtlaSil
  142. 41

    ATASÖZLERİ

    Dibi görünmeyen tastan su içme: Nasıl ve nice olduğunu bilmediği-miz, yani yabancısı olduğumuz bir işe girişmek doğru değildir. Çünkü sonu hüsran olabilir.

    Dilden gelen elden gelse, her fukara padişah olur: İnsan eğer dü-şündüğünu yapabilseydi, her türlü hayali gerçek olurdu.

    Dilencinin torbası dolmaz: Dilenci, bu bana yeter demez, verildikçe alır. Torbası da bir türlü dolmaz.

    Dilenciye borçlu olma, ya düğünde ister ya bayramda: Borç ala-cağımız kişi seviyeli olmalıdır. Seviyesiz kişiye borçlanırsak, olmadık yer ve zamanda parasını isteyerek bizi küçük düşürür.

    Dilim seni dilini dilim dileyim, başıma geleni senden bileyim: "Ta-dı dil insanı vezir, sivri dil insanı rezil eder." Konuşmasını bilmeyen kişi hem yeterince başarılı olamaz hem de beladan uzak kalamaz.

    Dilin kemiği yok, nereye çevirsen oraya döner: Sivri dilli olmak da tatlı dilli olmak da bizim elimizdedir. Ama mümkün olduğunca tatlı dilli olmak gerekir. Çünkü bunun hiçbir zararı yoktur. Yararı ise pek çoktur.

    Dinsizin hakkından İmansız gelir: Zalim kişi, kendisinden zalim biri ile karşılaştığında süt dökmüş kediye döner, yani yola gelir.

    Doğan anası olma, doğuran anası ol: İnsan, kendisi de çocuk sahibi olunca, anne ve babasının değerini daha iyi anlar.

    Doğru sarsılır ama yıkılmaz: İyi ahlaklı, güvenilir insan, iftiraya uğra-dığında sarsılır ama yıkılmaz. Çünkü onun güvenilir olduğuna inanan

    Insanlar, hemen harekete geçip kendisine destek verirler.

    Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar: Doğruların ve gerçeklerin söylenmesi, toplumun yararınadır. Ama bu, eğri işler yaparak geçimini sağlayanların işlerine gelmez. Bu yüzden, eğri iş yapanlarla sömürü-ye dayalı düzenden yararlananlar, iftira dahil, her türlü yola başvura-rak, doğru söyleyenleri susturmaya çalışırlar. Susturamadıklarını ise, o toplumun dışına iterler, yani oradan uzaklaştırırlar. Hapislerde çürü-türler. Ellerinden geleni ardına koymazlar. Ama bu kişiler, ne yapılırsa yapılsın, doğruları sövlemeyi sürdürürler.

    YanıtlaSil
  143. ATASÖZLERİ

    40

    Denizdeki balığın pazarlığı olmaz: Ortada fol yok, yumurta yokim pazarlık yapmak doğru değildir.

    Denize düşen yılana sanılır. İçinde bulunduğu zor durumdan kurta mak isteyen çaresiz kişi, düşmanından bile medet umar.

    Derdini söylemeyen derman bulamaz: Her derdin bir demant

    dir. Aynca bu dermanin ne olduğunu bilen, uzman kişiler de vard Derdini bunlara söylemeyen derman bulamaz.

    Dertsiz baş olmaz: Herkesin kendine göre bir sıkıntısı olur.

    Derviş dervişi tekkede bulur: Her insanın bulunmaktan hoşlandığ yer vardır. Bunlar buralara giderek iyi vakit geçirirler. Derviş derviş tekkede bulur, çünkü dervişler tekkeye gitmeyi severler.

    Dervişin fikri ne ise zikri de odur: İnsan, bazen farkında olmadan da düşündüğünü ve yapmak istediği şeyleri söyler.

    Destursuz bağa girilmez: Bazı yerlere girmek ya da bazı işleri yap

    mak için izin almak gerekir. Eğer izin almazsak ya ayıp etmiş ya da suç işlemiş oluruz.

    Deve boynuz ararken kulaktan olmuş: Sahip olduğuna razı olmayıp

    "daha fazla malım mülküm olsun" diye olur olmaz işler yapan, elinde olanı da kaybedebilir.

    Deve büyüktür amma beşini bir eşek yeder: Deve kervanının başı

    ni eşek çeker. Çünkü eşek, yol bulmada, deveye göre daha mahirdir Bunun gibi, akıllı insan da kendinden akılsız olan insana doğru yolu gösterir. Akıllı ama kötü niyetli insan ise akılsız insanı sömürür.

    Deveden büyük fil var: İnsan, her bakımdan (zenginlik, mevki, güç vb. durumlar) çok iyi durumda olsa bile "en büyük benim dememeli-dir. Güçlünün daha güçlüsü, zenginin daha zengini, ustanın daha us taa ya vardır ya da bir gün mutlaka çıkar.

    Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur: Devenin ne pahasına olursa

    chun otu yemek istemesi gibi, ufacık bir çıkar için yanlış şeyler yapan. mutlaka zarar görür.

    Devlet adama ayağıyla gelmez: Atadan kalmadıkça, durduk yerde hiç kimse zengin olamaz. Zengin olmak için planlı programlı olarak çok çalışmak gerekir.

    YanıtlaSil
  144. 206

    EN kura': Köylerde, kasabalarda yaşayan.

    E meder: Evde oturan Medeni

    En veber ve badlye: Çadırda oturan bedevi Arab, çöl ahalisi.

    gelmektedir. Emma Ba'dü: "Bundan sonra" manasına Bütün İslami eserlerde hamd ve salavat gibi bir başlangıçtan sonra "Emma ba'dü" denilerek asıl maksada geçilmektedir.

    Emsal: Atasözleri.

    Emzice: Mizaçlar.

    Enfüsı: İnsanların kendi iç alemine alt. Dahili.

    Enmüzec: Nümûne, hülāsa.

    Erakk-ı hissiyat: Duyguların en inceleri. Gizli hisler, ince duygular.

    Erbalyyet: Dört olmak.

    Esatir (Ustûre'nin C.): Eski zamana ait hikayeler. Mitoloji. uydurma

    Esfel-i sâfilin-i hisset: Alçaklığın en aşağı derecesi.

    Eşi'a: Şualar, aydınlıklar.

    Evani: Kaplar.

    Evhamın Müdafaası: Vehimlerin def'edilmesi, kovulması.

    Ezahir-i efkar: Fikir çiçekleri.

    F

    Fahreddin-i Rázi: (M. 1149-1209) Rey'de doğmuştur. "Mefatihü'l-Gayb" isminde meşhur büyük bir tefsiri vardır.

    Fahru'l-İslâm: (Pezdevi) Mavera'ünnehir'deki Hanefi fukahasının meşhurlarındandır. H. 482 tarihinde Semerkant'ta vefat etmiştir.

    Fasl-1 zamanın sahife-i selâsesi: Geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman. (Asr-ı sadet'ten evvelki devir, Asr-1 saadet ve ondan sonraki zamanlar, kastediliyor.)

    Febiha: Ne âlâ.

    Fehva: Mefhum, mânâ.

    Feletat: Sürçmeler, falsolar, acemilikler. (Bkz. Hey'etin feletatı.)

    Fels: Bakır para. (Füls de okunur.)

    Felsefe-i Beyan: Beyan İlmindeki kaidelerin vaz ediliş sebeb ve gayelerinin açıklanması.

    Fenn-i Beyan: İlm-i Belägatın üç bölümünden ikinci bölümüdür. İfade etme ve kinayeden bahseder. yolları olan teşbih, mecaz

    YanıtlaSil
  145. 200

    Köylerde, hii kura's kasabalarda yaşayan.

    Ehl-i meder: Evde oturan Medenl.

    bedevi Ehl-i veber ve badlye: Çadırda oturan Arab, çöl ahalisi.

    Emma Ba'dü: "Bundan sonra" manasına gelmektedir. Bütün İslâmi eserlerde hamd ve salavat gibi bir başlangıçtan sonra "Emma bado denilerek asıl maksada geçilmektedir.

    Emsal: Atasözleri.

    Emzice: Mizaçlar.

    Enfüsi: İnsanların kendi iç Alemine ait. Dahili.

    Enmüzec: Nümüne, hülāsa.

    Erakk-ı hissiyat: Duyguların en inceleri. Gizli hisler, ince duygular.

    Erbalyyet: Dört olmak.

    Esatir (Ustūre'nin C.): Eski zamana ait hikâyeler. Mitoloji. uydurma

    Esfei-i säfilin-i hisset: Alçaklığın en aşağı derecesi.

    Eşli'a: Şualar, aydınlıklar,

    Evani: Kaplar.

    Evhamın Müdafaası: Vehimlerin defedilmesi, kovulması.

    Ezahir-lefkar: Fikir çiçekleri.

    F

    Fahreddin-i Razi: (M. 1149-1209) Rey'de doğmuştur. "Mefatihü'l-Gayb" isminde meşhur büyük bir tefsiri vardır.

    Fahru'l-İslâm:

    (Pezdevi) Mavera'ünnehir'deki Hanefi fukahasının meşhurlarındandır. H. 482 tarihinde Semerkant'ta vefat etmiştir.

    Fasl-1 zamanın sahife-i selåsesi: Geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman. (Asr-1 sadet'ten evvelki devir, Asr-1 saadet ve ondan sonraki zamanlar, kastediliyor.)

    Febiha: Ne alá.

    Fehva: Mefhum, mânâ.

    Feletat: Sürçmeler, falsolar, acemilikler. (Bkz. Hey'etin feletati.)

    Fels: Bakır para. (Füls de okunur.)

    Felsefe-i Beyan: Beyan İlmindeki kaidelerin vaz ediliş sebeb ve gayelerinin açıklanması.

    Fenn-i Beyan: İlm-i Belägatın üç bölümünden ikinci bölümüdür. İfade etme yolları olan teşbih, mecaz ve kinayeden bahseder.

    YanıtlaSil
  146. 294

    yaratılışları ile vücud-u İlâhiyeye delâletleri.

    Delv burcu: Kova burcu.

    Dest-be-dest: Elele.

    Deste-dad-i teslim: Teslim elini veren, itaat eden, uyan.

    Destgâh: Tezgâh.

    Dev: Şeytan, ifrit, cin.

    Deveran: Birinin diğerine illet ve sebeb zannedilecek şekilde iki şeyin devamlı surette beraber var veya yok olması. İktiran.

    Devir: Bir şeyin vücudu veya hakkaniyeti, ikinci bir şeyin vücuduna veya hakkaniyetine mütevakkıf olması ki, bir şey varken yokluğunu, yokken varlığını kabul etmek lazım gelir. Bu ise muhaldir ve devr-i bâtıldır. Meselâ: Bu yumurtayı yapan bu tavuktur. Bu tavuğu da çıkaran bu yumurtadır denilse; tavuğun yaptığı o yumurta, tavuktan önce var olması lazım gelir. Amma, o yumurtadan başka bir tavuk çıkması ise, teselsülle alakalı başka bir mes'eledir.

    Dibace: Önsöz.

    Dide-ban: Gözcü, murakıb.

    Dik-ul-elfaz: İfade zorluğu. Gayet ince ve derin ve ruhen hissedilen bazı

    mânaların ifade edilemeyişi (Bkz: Ulûhiyet-i sariye.)

    Dikkat-i nazar: İnceden İnceye düşünme ve bakma.

    Dürr: İnci tanesi.

    Düşab: Pekmez.

    -E-

    Ebatıl: Batıl, mantıksız, şeyler. hurafe, hakikatsız

    Ebnâ-yı mazi: Mazinin insanları.

    Ebu Tayyib El-mütenebbi: H. 915 965. Küfe'de doğdu. Bağdat'ta öldü. Büyük şairlerden olup, divanı vardır.

    Eclâ: Çok aşikâr ve belli.

    Ecvibe: Cevaplar.

    Edeb: Edebiyat. Terbiye.

    Efrad-ı adîde: Çok kalabalık fertler.

    Eğerçi: İse de, olsa da, gerçi, her ne kadar.

    Ehaff: Çok hafif ve kolay.

    Ehavatının ma-fi'z-zamirleri: Kardeşlerinin içinde gizli olan şeyler.

    Ehl-i garet: çapulcu. Yağmacı,

    Ehl-i hadaret: Şehirlerde yaşayan. Medenî.

    Ehl-i hey'et: Astronomlar.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder