BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:14 Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:10 Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
YanıtlaSil
yuksel6 Mart 2026 18:57 -1929-Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.
1939-Almanya'nın Polonya'ya saldırması Üzerine, II. Dunya Savaşı başlamış oldu.
1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.
EYLUL
01
PAZARTESİ
9 1447 R.EVVEL
RUMI: 19 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 119
tevekkül ettim
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.
Taberani
İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülāsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ekberde
bulunacaktır. Lem'alar
YanıtlaSil
yuksel17 Mart 2026 07:59 BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN GİZLİ VASİYETİ ACİKLANABİLSEYDİ TURKİYE DE Kİ TARİH DEGİSEBİLİRDİ
1944 - Bediüzzaman'ın yeğeni, Abdülmecid Nursî'nin (Ünlükul) oğlu Fuad Ünlükul vefat etti.
1950 - Adnan Menderes
DP genel başkanlığına seçildi.
KURBAN BAYRAMI
4. GÜN
HAZİRAN
09 PAZARTESİ
13 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 27 MAYIS 1441 HIZIR: 35
BIR AYET
Eğer Allah'a iman ettiyseniz ve Ona ihlâs ile teslim olmuş Müslümanlar iseniz, Ona tevekkül edin.
(Yunus: 84)
BİR HADİS
Ramazan ve Kurban bayramı gecelerini ibadetle geçiren kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü günde ölmez.
Taberanî
Kurban olarak kesilen bir koyuna, âhirette cismânî bir vücud-u bâkî vererek Sırat üstünde sahibine burak gibi bir bineklik mertebesini vermekle mükafatlandırıyor. Sözler
Kimin himmeti yalnız nefsi ise o insan değil. Çünkü insanın fıtratı medenîdir, ebnâ-yı cinsini mülahazaya mecburdur. Hayat-ı içtimaiyesi ile, hayat-ı şahsiyesi devam edilir. Hutbe-i Şâmiye
- 1944 - Bediüzzaman Denizli Mahkemesinde müdafaada bulundu.
1946 - Seçimlerde açık oy gizli tasnifın kaldırılışı.
Dünya Sigara İçmeme Günü.
31
SALI
TUESDAY
MAYIS
MAY
BİR AYET
O gün öyle yüzler vardır ki, engin bir mutluluk
içindedirler.
Gaşiye Suresi: 8
BİR HADİS
Rüya bir âlimden veya hayırhahtan başkasına anlatılmaz.
O Sâniin bütün makasıd-ı sanat-perverânesine hizmet eden o daire reisinin ne derece o Sâni ile münasebettar ve onun nazarında ne kadar mahbûb ve makbul olduğu bilbedâhe anlaşılır.
Ehl-i Sünnet Mezhchi ve Bid'at Cereyanları Hakkında
TENBİH
Rosulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin bir hadis-i şe riflerunde meâlen şöyle buyurdukları rivâyet olunmaktadır: «Ummetim yetmiş üç Fırkaya (parçaya) ayrılacaktır, biri müstesna bu fırkaların hepsi Cehenneme girecektir. Bu uyarıyı duyan ashab soruyorlar: «Ya Resülallah, kurtulacak olan Fırka-i Naciye hangisidir?» Yüce önderi-miz cevap veriyorlar: Benim ve ashabının yolundan gidenler (yâni bizim gibi inanıp işleyenler)..
Resûlullah Efendimiz'in dedikleri tahakkuk etmiş ve maalesef Müs-lumanlar bir sürü fırkaya ayrılmışlardır. Biri müstesna, hepsi derece derece bozuk ve sapıktır. Bu müstesna yol, bu kurtulacak olan fırka chl-i sünnet ve cemaat mezhebidir. Bu mezhep mensupları itikadiyatta (inanmağa ait din hükümlerinde) iki öndere tabi olmuşlardır: (1) Imam Maturidi, (2) Imam Ey'ari. Bu iki imamın, yani din önderinin aralarında esasa, asıllara ait hiçbir ihtilaf yoktur. Sadece teferruata ait bazı inceliklerde küçük mâna ayrılıkları olmuştur. Bu iki imania bağlı olan ehl-i sünnet Müslümanları birbirlerini kardeş bilir, yekdiğer-lerini sapıklıkla veya bid'atle itham etmezler.
Ameliyata (işlemeğe, füruata) ait din hükümlerinde de chl-i sün net Müslümanları 4 imama tabi olmuşlardır: Imam Azam Ebû Hanife, Imam Malik, Imam Şafii, Imam Ahmed bin Hanbel. Bu dört imam mut-. (sallallahu lak müctehid olup Allah'm Kitabından ve Resûlullah'ın aleyhi ve sellem) sünnetinden hüküm çıkartmağa iktidar ve ehliyetlerı vardı. (Bu dört büyük ve muhterem zattan başka yine onların çağında başka mutlak müctehidler çıkmışsa da, zamanla onların taraftarları kalmamış ve chl-i sünnet mensupları bu dört mezhepte ittifak etmiş-lerdir.)
veya cevabı Asr-1 Saadette mezhep yoktu ve olamazdı. Çünkü o zaman Pey-gamberimiz ve ashabı vardır. Herhangi bir mevzuda tereddüt şüphı olduğu zaman Peygambere soruluyor ve hemen doğru alımyordu. Ama ondan sonra İslam dünyası genişledi, dinimiz kısa za manda büyük ülkeler feth etti ve ümmetimizin sayısı hızla kabardı. Dini mevzularda ihtilaflar baş gösterdi. Bir yandan da, İslâmiyeti için-den çökertmek isteyen yahudiler, İranlı mecusiler, hıristiyanlar ve türlü türlü sapıklıklara bağlı olanlar Müslümanların zihinlerini karış tırmak için şeytanca propagandalara baş vuruyorlardı. Bir tek misal verelta: Yemenli bir yahudi olan İbni Sebe' yalancıktan Müslüman ol-mus. Abdullah ismini almış, başına sarık sarmış ve sapık fikirler yay-
maya başlanmıştı. Şilliğin kurucusu bu adamdır. İşte itikad ve amellyat-ta chl-i sünnet Imamları Allah'ın dininin saflığını korumak için büyük gayret sarf ederek dinimizin hükümlerini ortaya koymuşlar: sapık, satil inançları reddetmişlerdir.
Banlari «Seleflyes adli meshebi de hak mezhep kabul etmektedir. Be görüş hatabdir. Selef-i Balihin ile Selefiye'yi birbirlerine karıştır mamak lazımdır. Selef-i Salihin diye lik çağ Müslümanlarına diyoruz. Onlar bizim önderlerimizdir. Selefiye ise, aşırı ve azgın fikirlere sahip clan Ibni Teymiye'nin açtığı bir çığırdır ki, hatalı fikirlerle doludur. Vehhabilik denilen bozuk bid'at firkası işte bu selefilikten azma bir gruptur.
Zamanımında birçok bid'at fırkaları vardır: Bazılarını sayalım:
(1) Neo-Seleflye: İngiliz casusluğu yaptığı ve masonların en din-sis grupuna mensup olduğu tarihi vesikalarla isbat edilmiş bulunan Cemalüddin Afgani, onun talebesi bozuk fikirli ve mason Muhammed Abduh, onun talebesi ve İngiliz taraftarı Reşid Rıza gibi adamlar bu yolun önderleridir. Ehl-i sünnet uleması bunları tenkid etmiş, bütün bozuk fikirlerini çürütmüşlerdir. Türkiye'de bunların taraftarları vardır.
(2) Telfik-i mezahlb taraftarları: Bunlar mezheblerin hükümle-rini, bilhassa kolaylıklarını cem ederek dinimizi oyuncak haline getir-mek isterler. Ehl-i sünnet alimleri telfik-i mezahibe şiddetle karşı çık-mışlar, bu yolun dinde anarşiye ve çoklüntüye götüreceğini isbat etmiş lerdir.
(3) Mevdudlyye fırkası: Pakistan'da türeyen gazeteci ve politikacı Mevdudi kitaplarında İslamın temel inanç esaslarından kadere yer ver-memek suretiyle ehl-i sünnet yolundan sapmıştır. Mevdudi icazetli din alimi değildir. Pakistan'da 1970 seçimlerinde partisinin 300 mebus çı-kartacağını iddia etmişse de ancak 4 mebus çıkartabilmiştir. Hayalpe-rest, ütopyacı, siyasi maceralar peşinde koşan bir kimseydi. Pakistan'-da Islâm davası Mevdudiyye cereyanı yüzünden çok sarsılmıştır. Kale-mi kuvvetli, üslübu parlak bir muharrir olduğu için saf gençleri ve kül-türsüz avam tabakalarını yaldızı fikirleriyle peşine takmıştır. Ama gerçek yerine onları bir seraba götürmüştür.
(4) Humeynlyye cereyanı: İranda türeyen ve ehl-i sünnet dışı bir mezhebe bağlı bulunan Humeynî'nin de bazı gençler üzerine cazibedar tesirleri olmuştur. Bu zat itikadda, ameliyatta, siyasette bozuk bir çı-ğır açmıştır. Eskiden, beter olan fran'ın hali Humeyni'den sonra bes-beter olmuştur. Cenab-ı Hak Türkiye Müslümanlarını böyle bir mace-radan muhafaza buyursun.
(5) Mezhebsizlik ve reformculuk: Bunlar mezheblere lüzum olma-dığı iddia ederler ve herkesin Kur'an-ı Kerim'den ve hadislerden kendi kafa ve hevasına göre ahkâm çıkartmasına uygun bir zemin hazırlar-lar. Daha Kur'anı yüzünden okumaktan aciz çoluk çocuğa 15-20 ciltlik
tefsirler okutmak, cihad yapıyoruz diye saçma sapan işlere girişmek, Müslümanların temel meselelerini mıncıklamak, sözü ayağa düşürmek, islâmî otorite ve hiyerarşı kavramlarını yıkmak bunların başlıca ma
zarratlarındandır. Her Müslüman bilmelidir ki, yegâne kurtuluş yolu itikad ve amel. de ehl-i sünnet mezhebidir. O da yukarıda belirttiğimiz gibi inançta iki, amelde dört hak kola ayrılmıştır. Hepsi haktır. İnanç ve amelde bun-ların birini tatbik ve taklid etmek şarttır. Vesselâm.
Elhamdü lillahi Rabbil âlemin. Vessalâtu vesselâmu 'ala Resûlină Muhammedin ve 'alâ âlihi ve sahbihi ecmain.
Bütün âlemleri en küçüğünden en büyüğüne, zerresinden kürre-sine, katısından sıvısına ve canlısından cansızına kadar yaratıp on-ları hikmet sırlarıyla dolduran, güzelliklerle donatan, her anında ayrı bir hikmetle tecelli eden, eşi, benzeri ve dengi olmayan yüce Allah'a sayısız hamd ü senålar olsun.
Biz aciz kullarına ihsan buyurduğu maddi ve manevî ni'metlerinden ötürü de O'na sonsuz şükürler ederiz.
Alemlerin medâr-ı iftiharı, kâinatın sebeb-i vücudu, peygamberlik silsilesinin hâtemi, iki çihanın güneşi ve Ahiret Günü'nün yegâne şefa-atçısı Peygamberimiz Efendimiz Muhammed Mustafa'ya salât ve selâm olsun...
Resûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizin sahabele-ririne, hånedan-ı ehl-i beyte ve onların nurlu yollarını takip edenlere, diliyle ve kalemiyle yüce dinimize hizmet edenlere de hayır-dualar ederiz. Allah onlardan râzı olsun, onlara rahmet eylesin. Amin.
Resûl-i Kibriya Efendimizin peygamberlik güneşine yönelmekten uzaklaştıkça, insanlık âleminin üzerine karanlık günler gelmekte, gün geçtikçe de bunalımlar artmakta ve büyük felâketlerin habercileri ka-pıları çalmaktadır.
İşte insanlık âlemini sıkıntılı, üzüntülü ve buhranlı günlerden kur-tarmak, ancak Kıyamet alâmetlerini, ölüm hallerini, kabir hayatını, mahşer yerini ve hesaba çekilmenin önemini, sevaplarla günahların ilâhî adalet terazisiyle tartılacağını, insanların Sırat Köprüsü denilen çok mühim bir geçitten geçmeye zorlanacaklarını, geçebilenlerin ve kurtulabilenlerin ne ile geçebileceklerini, Sırat Köprüsü'nden kimlerin cehenneme döküleceklerini, cehennemliklerin akla hayâle gelmeyen ne kadar feci bir azap çekeceklerini, cennete giren bahtiyarların ne büyük bir ni'mete nâil olacaklarını onlara bildirmek ve tanıtmakla mümkün olabilir.
Ölümü, kıyameti, âhireti anlatmakla, insanların birbirlerinin mal-larına, canlarına, namuslarına tecavüz etmelerini önlemek, onların suikastlarına mâni olmak, sınırsız ihtiraslarını durdurmak suretiyle onların maddî ve mânevî yönden kurtulma imkânlarını sağlamak bu-susu düşünülmüştür.
Bizi, Cehennem azabından koru!) derse, Melekler (Amin! = Ya Rabi
Kabul et!) derler. buyurmuştur (188). Peygamberimiz, tavaf'ın kalan dört devresini de, ağır ağır yürüye-rek yaptı (189).
Peygamberimiz, tavafın bu bölümünü tamamlayınca (190), Hace-rülesved'i öptü.
Ellerini, onun üzerine koyduktan sonra yüzüne sürdü (191).
Halkın arasından güçlükle geçip Makam-ı İbrâhim'e (*) erişti (192). Makam-ı İbrahim'in arkasında (193), Makam'ı, Kendisile Beytul-lAh arasına alarak (194) iki rekât namaz kıldı.
Peygamberimiz, bu namazda İhlas sûresile Kâfirûn sûresini oku-
du (195). Bundan sonra (196), sesini, halka işittirecek derecede yükselte-rek (197) «İbrahim'in Makamını namazgâh edininiz! (Bakare: 158). meâlli âyeti okudu (198).
(188) İbn-i Müce-Sünen c, 2, s. 985
Sonra, dönüp Hacerülesved'i tekrar istilâm etti (199). Hz. Ömer'e «Ey Ömer! Sen, güçlü adamsın (200). Hacerülesved'e
(189) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1098, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim Sahih c. 2, s. 887, Ibn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1023, Daremi-Sünen c. 1, s. 376, Hakim-
Müstedrek c. 1, 5. 455
( 190) Almed b. Hanbel-Müsned c. 3, п. 320
(191) Hâkim-Müstedrek c. 1, s. 455, Beyhaklden naklen Ebülfida-Sire c. 4, s. 317 (*) Makam-ı İbrahim, Hz. İbrahim Aleyhisselâmın, üzerine çıkıp insanları hacca ça-
ğırdığı ve içinde iki ayağının gömülmüş izi bulunan mübarek bir taş olup hâlâ Käbe Mescidindeki belli yerinde durmaktadır. (Ezraki-Ahbaru Mekke c. 1, s
67-68) (192) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sahih c. 2, s. 887
(193) Vakıdl-Megazi c. 3, a. 1098, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 173 Ahmed b. Hanbel-
Müsned c. 3, s. 320, Nesai-Sünen c. 5, s. 236 (194) Müslim-Sahih c. 2, s. 887, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 183, İbn-i Mâce-Sünen c.2, s. 1023, Daremi-Sünen c. 1, s. 376
(195) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1098, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sahila c. 2, s. 887, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 183, İbn-i MAce-Sünen c. 2, s. 1023, Dare-mi-Sünen c. 1, s. 376, Nesaî-Sünen c. 5, s. 236
(196) Alumed b. Hanbel-Müsned c. 3, 3, 320, Nesaî-Sünen c. 5, s. 236 (197) Nesaî-Sünen c. 5, s. 236
(198) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sahih c, 2, s. 887, Ebû Davud-Sünen c. 2, s 183, Tirmizi-Sünen c. 3, s. 216, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1023, Daremi-Sünen c. 1, s. 376, Nesai-Sünen c. 5, s. 236
(199) Vakıdl-Megazi c. 3, s. 1098, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sahih c. 2, s. 888, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 183, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1023,
Daremi-Sünen c, 1, s. 376, Nesal-Sünen c. 5, s. 235 (
200) Vakıdi-Merazi c. 3, s. 1098. Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 28. Ezraki-Ah-baru Mekke c. 1, s. 334, Heysemi-Mecmauzzevaid c. 3, s. 241
erişmek için (201), omuz vurma! (202) İnsanları (203), zaifleri (204), rahatsız etme! (205) Kendin de, rahatsız olmal (206)
Eğer, tenha bulursan, onu, İstilâm et! (207)
Olmazsa, uzaktan el sürüp öpme işareti yap ve Kelime-1 tevhid oku, Tekbir getir (208), geç!» buyurdu (209).
"Abdurrahman b. Avf'a da, «Ey Ebû Muhammed! (210) Hacerüles-ved rüknünde nasıl İstilam yaptın?» diye sordu (211).
Abdurrahman b. Avf «Her defasında (212), İstilâm yaptım, bırak-tum!» dedi.
Peygamberimiz «İsåbet etmişsin!» buyurdu (213).
Peygamberimizin Sa'y Edişi:
Peygamberimiz, bundan sonra, Kâbe'nin Beni Mahzum kapısın-çıkıp Safa tepeciğine gitti (215).
dan (214) Oraya yaklaşınca «Şüphe yok ki: Safâ ile Merve, Allâhın Şeâirin-den, Allah'a ibadete vesile olan nişânelerdendir. (Bakare: 158) meâlli
ce (216) Kıbleye yöneldi (217).
Ayeti okudu. «Allâhın, başladığından, başlıyorum!» buyurdu. Sa'y'e, Safa'dan başladı. Onun üzerine çıktı. Beytullahı görün-
(201) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 28, Heysemi-Mecmauzzevaid c. 3, s. 241 ( 202) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1093, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 28, Heysemi-
Mecmauzzevaid c. 3, s. 241
( 203) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1098
( 204) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 28, Ezraki-Ahbaru Mekke c. 1, s. 334, Hey-semi-Mecmauzzevaid c. 3, s. 241
(205) Vakıdl-Megazi c. 3, s. 1098, Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 1, 8. 28, Ezraki-Ah-baru Mekke c. 1, s. 334, Heysemi-Mecmauzzevaid c. 3, 8. 241
(206) Vakıdl-Megazi c. 3, s. 1098
(207) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1098, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 28, Ezraki-Ah-baru Mekke c. 1, s. 334, Heysemi-Mecmauzzevaid c. 3, s. 241 (208) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 28, Ezraki-Ahbaru Mekke c. 1, s. 334, Hey-
semi-Mecmauzzevald c. 3, s. 241
(209) Ezrakl-Ahbaru Mekke c. 1, s. 334
(210) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1098, Abdurrezzak-Musannef c. 5, s. 34 (211) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1098, Abdurrezzak-Musannef c. 5, 5, 34, Ezraki-Ahbaru
Mekke с. 1, s. 333 Abdurrezzak-Musannef c. 5, s. 34, Ezraki-Ahbaru Mekke c. 1, s. 333
(212) (213) Vakıdl-Megazi c. 3, s. 1098, Abdurrezzak-Musannef c. 5, s. 34, Ezraki-Ahbaru
Mekke c. 1, s. 333, 334
(215) Vakıdı-Megazi c. 3, s. 1098, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sa-
( 214) Vakıdi-Megazi c, 3, 5. 1098
hih c. 2, s. 888, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 183, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1023,
Daremi-Sünen c. 1, s. 376, Nesal-Sünen c. 5, s. 235 216) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sahih c. 2, s. 888, Ebû Davud-
( Sünen c. 2, s. 183-181, İbn-1 MAce-Sünen c. 2, s. 1023, Dâremi-Sünen c. 1, s. 376, Nesal-Sünen c. 5, s. 235
seferi: 8 ay süren kuşatma sonunda Antakya Haçlıların eline geçti.
1277 - Türkçenin resmî dil olarak kabulü.
1889 - İttihat ve Terakki Cemiyeti kuruldu.
HAZİRAN
03
ÇARŞAMBA
17 1447 ZİLHİCCE
RUMI: 21 MAYIS 1442
BİR AYET
Nerede olursanız olun, Allah hepinizi huzurunda toplayacaktır.
Bakara Suresi: 148
BİR HADİS
Ben ancak bir kulum, kullar gibi yer, kullar gibi içerim.
HIZIR: 29
İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülâsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ı ekberde bulunacaktır.
bulunan Bediüzzaman'ın genel ve sağlık durumu hakkında bilgi almak üzere Van Valiliği'ne soruşturma yazısı yazıldı.
1952 - Bediüzzaman Said Nursî Afyon Mahkemesi duruşmasına katıldı.
30
PAZARTESİ
MONDAY
MAYIS
MAY
BİR AYET
O sizi öldürecek, sonra tekrar diriltecektir.
Sonunda Onun huzuruna
döndürüleceksiniz.
Bakara Suresi: 28
BİR HADİS
Dedikoduyu ve malı boşu boşuna harcamayı terk et.
Beşerin san'atı olan birşey bidâyette çirkin ve gayr-ı muntazam olur, sonra yavaş yavaş intizama sokulur. Kur'ân ise, ilk zuhurunda gösterdiği halâveti, güzelliği, gençliği şimdi de muhafaza
Evet, günümüzde her ne kadar Arapça dini, milli birçok eserler ter. cüme edilmekte ise de, bu yolda insanların her çeşit ihtiraslarına dur rastlanamadığından zamanımız insanlarını
diyecek yeterli bir enere Allah'm inayetiyle ihtiraslarından, her çeşit kötülüklerinden alı koyacak bir kitap olarak tercümesini sunduğumuz bu eseri bulduk. Bu eser, Islâm âleminin Endülüs'te yani şimdiki Ispanya'da
... vetiştirici büyük Allm ve müfessir, muhaddis Imam Kurtubi tarafin-dan yazılmış, sonra da Mısır'da yetişen tasavvufçu, ahlâkıvatçı büyük ilim adamu Imam Sa'râni tarafından kısaltılarak kitaba MUHTASARU TEZKİRETİ'L-KURTUBI adı verilmiştir. ÖLÜM ve ÖLÜM OTESI. nin hallerini en ivi sekilde âyet ve hadislerin işığı altında anlatan fay dalı ve özlü bir kitaptır.
Bu eser içinde dokuzyüz elliyi aşkın hadis-i şerif bulunması dolayı siyle, bir hadis kitabı ve onun tercümesi ve yorumu denilmesi de müm-kündür.
Bu kitabın tercümesi sırasında çeşitli nüshalar gözden geçirilmiş ve hadislerin kaynakları araştırılmıştır. Böyle bir eserin bugüne kadar Türkçe neşredilmemiş olması cidden esef vericidir.
Bu eser, muhteviyat itibariyle 8 ana, 113 özel bölüme ayrılarak tasnif ve tertip edilmiştir.
Bu eseri, Allah'ın yardımıyla tercüme edip Müslümanların istifade. lerine sunmaya beni muvaffak kılan Allah Taâlâ ve tekaddes hazret-lerine hamd ii senalar eder, feyz aldığım bütün hocalarımın, bilhassa Bayınlı Mustafa Hilmi BİLGE hocamın ruhuna ithaf eder, okuyucula-rımdan bu abd-1 acizi duâlarında unutmamalarını talep ederim.
Elhamdü lillahillezi hedânâ lihaza ve lenehtedi lev lå en hedanal. lạh. Ve mâ tevfikî ve iğtisâmî illâ billah...
HALİL GÜNAYDIN
Sabık Adalar Müftüsü/İSTANBUL
İmam Kurtubînin Tercüme-i Hali
Bu eserin kısaltılmamış asıl nüshasının müellifi Imam Kurtub hazretlerinin tercüme-i halinden de bir nebzecik bahsedelim.
Adı, Muhammed b. Ömer b. Yusuf Ebu Abdillah Şemsiddin Mu hammed b. Ahmed b. Ebi Bekr b. Ferhu'l-Ensari el-Hazrecidir.
Endülüs'te yetişen yüksek din adamlarından biri olup İslâm al mine birçok ölmez eserler bırakmıştır.
Ustadları
Sahihü'l-Müslimin şarihlerinden Şeyh Ebiü'l-Abbas Ömer el-Kurtubi ve Ebu All Hasan b. Muhammed el-Bekri ile diğer ilim adamlarından hadis okumuştur.
Beytullah'a bakarak (218), Allah'ı tevhid ve tekbir etti.
Üc kerre (Vakıdi'ye göre: yedi kerre) «Bir olan Allah'dan baska lah yoktur. O'nun esi, ortağı yoktur. Mülk, Onundur. Hamd, Ona mah-sustur (219). Diriltirdir, öldürürdür (220).
Hem, O, her şeye kadirdir (221).
Allah'dan başka hiç bir ilah yoktur (222).
Allah, va'dini yerine getirdi. Kuluna, yardım etti. Toplanmış o'an bütün kabileleri, yalnız başına bozguna uğrattı! dedi (223).
Peygamberimiz, tekrar Allahı tekbir ve Ona hamd ettikten sonra, Allah'ın dilediği kadar (224) duâ etti. Duâda söylediklerini de, üç kerre tekrarladı.
Sonra, Safâ tepeciğinden, Merve tepeciğine doğru yürüyerek in-
di (225).
Peygamberimiz, arkada, Müslümanlar da, önde oldukları halde, Safâ ile Merve arasında Sa'y yapmağa başladı.
Peygamberimiz, o kadar hızlı Sa'y ediyordu ki, Sa'y'in hızından iza-rı açılıp dizleri görünüyordu (226).
Peygamberimiz, bu hızlanışı, Sa'y vadisinin ortasına gelince, yapı-yor, ortayı geçince, tabii yürüyüşüne devam ediyordu (227).
(218) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 330, Nesal-Sünen c. 5, s. 240 (219) Yakıdl-Megazi c. 3, s. 1099, Aluned b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sa-
híh c. 2, 3 833, Phú Davud-Sünen c. 2, s. 184, Ibn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1023, Daremi-Sünen c. 1, s. 375, Nesai-Sünen c. 5, s. 240
c. 1, s. 375, Nesal-Sünen c. 5, s. 235 (220) Ebû Vavud-Sünen c. 2, s. 181, İbn-i Mace-Sünen c. 2, s. 1023, Daremi-Sünen
(221) Vakudi-Megari c. 3, s. 1090, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Milslim-Sa-hih e. 2, s. 838, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 184, İbn-i Mice-Sünen c. 2, s. 1023, Daremi-Sünen e. 1, s. 376, Nesal-Sünen c. 5, s. 240
(22) Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 3, к. 320
(223) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1000, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sa-Daremi-Slünen c. 1, s. 376 hih c. 2, 883, ELû Davud-Sünen e. 2, s. 184, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, 1023,
(224) Nesal-Sünen c. 5, s. 244
(225) Vakıdl-Megazi e. 3, s. 1009, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sa-Dareml-Sünen e. 1, s. 376, Nesal-Sünen c. 5, s. 233 hih c. 2, s. 838, Ehû Davud-Sünen c. 2, s. 184, İbn-i Mâce-Silnen c. 2, s. 1023,
(225) Vakıdi-Megazi e. 3, 8, 1099, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 6, n. 404, 405, 421, 422, Dare Kutni-Sünen c. 2, & 255, Heysemi-Mecmauzzevaid e. 3, s. 247-248, Ebül-fida-Sire c. 4, n. 319-320
(227) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, & 320, Müslim-Sahih c. 2, s. 888, Ebû Davud-Sünen c. 2, s 184, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1023, Dareml-Sünen c. 1, s. 376, Nesal-Sünen c. 5, 5. 244
Sa'y'i, size vacib kıldı. Sa'y, yapınız!» buyuruyordu (229). Peygamberimizin, Sa'y vadisi içinde :
Müslümanlara da Ey insanlar! (228) Şüphe yok ki: yüce Allah,
«Rabbiğfir verham ve entel eazzül'ekrem = Yå Rab! Beni yarlığa! Bana rahmet et! En Aziz, en Kerim Sensin!» diyerek duâ ettiği de, ri-
vayet edilir (230). Peygamberimiz, Merve tepeciğine ulaşıp çıktığı zaman, Safá tepe-ciğinde yaptıklarını, Merve tepeciğinde de, aynen yaptı (231).
Peygamberimizin, hem Beytullahı tavafını, hem Safå ile Merve ara-sındaki Sa'y'ini, etrafına uşuşan halk, Kendisini görsünler de, bilme-diklerini sorsunlar diye yüksekte bulunmak için hayvanının üzerinde olduğu halde, yaptığı da, rivayet edilir (232).
Peygamberimizin Vedâ haccında üç tavafı olup Kudum tavafı olan ilkini yaya olarak yapmıştır.
İkincisi, Kurban günü yaptığı farz olan tavaftır.
Üçüncüsü de, vedâ tavafıdır.
Sanıldığına göre: binitli olarak yaptığı tavaf, ikinci veya üçüncü tavafı veya her ikisi olabilirdir (233).
Sa'y'e gelince, bunu da, Peygamberimiz, önce yürüyerek yapmış, sonra da, binitli olarak tamamlamıştır (234).
Peygamberimiz, Safa'dan Merve'ye yedi kerre gidiş-gelişle Sa'y'ini Merve'de tamamladı (235).
Peygamberimizin Müslümanlara İhram Hakkındaki Emri:
Peygamberimiz, Müslümanlara «Kimin yanında kurbanı varsa, o, ihramı üzere kalsın! (236)
Sizden hanginizin yanında kurban voksa, hemen ihramdan çıksın ve haccını, umre'ye çevirsin! buyurdu.
(228) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1099
mí-Mecmauzzevaid c. 3, s. 247-248 (229) Vakıdl-Megazi c. 3, s. 1099, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 6, s. 421-422, Heyse-
Mecmauzzevaid c. 3, s. 248 (230) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1099, İbn-i Ebi Şeybe-Musannef c. 4, s. 68-60, Heysemi-
(231) Vakıdl-Megazi c. 3, s. 1099, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sa-hih c. 2, s. 888, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 184, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1023, Dareml-Sünen c. 1, s. 376, Nesal-Sünen c. 5, s. 240
( 233) Ebülfida-Sire c. 4, s. 316
(232) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, a. 320, Müslim-Sahih c. 2, s. 927, Nesai-Sünen c. 5, s. 241
) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Buhari-Sahih c. 2, s. 170
( 234) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 265 (235
( 236) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 3, s. 366, Müslim-Sahih c. 2, 8, 907, Nesal-Sünen c. 5, 5, 245
midir? diye sordu. Bunun üzerine, Süråka b. Málik, ayağa kalkarak «Yå Resülallah! Bu iş, bizim bu yılımıza mi mahsustur, yoksa, temelli sürüp gidecek
Peygamberimiz, parmaklarını birbirine kenetleyerek iki, üç kerre Umre, hacca dahil olmuştur! Kıyamete kadar temelli sürüp gidecek-tir. buyurdu (237).
Peygamberimiz, yanında kurban getirdiği için, ihramdan çıkma-di (238).
Peygamberimizin Ebtah'ta Kurulan Çadırda Kalışı:
Ebtah'ta, Peygamberimiz için kırmızı deriden bir çadır kurul-du (239).
Peygamberimiz, Mekke'de bulunduğu müddetçe, orada kaldı. Ora-
ya geldi, gitti (240). Ebtah, Mekke dışında (241), Mekke ile Mina arasında, İki tarafa hemen hemen eşit uzaklıkta bir yerdir (242).
Peygamberimizin amcası Ebů Talib'in kızı Hz. Ümmehani Ya Re-sülallah! Mekke evleri içinde konaklasan olmaz mı?" dedi. Peygamberimiz, kabul etmedi.
Medine'ye dönünceye kadar Ebtah'a gelip gitti. Ne bir eve indi, ne de, bir evin çatısı altında gölgelendi (243).
Peygamberimiz, pazar, pazartesi, salı ve çarşamba günleri Ebtah'-ta oturdu (244).
Peygamberimizin Ebtah'ta Namaz Kıldırışı:
Eshab'dan Ebû Cühayfe; Peygamberimizin, o günlerden birinde Ebtah'taki kırmızı deri çadırından öğle sıcağında abdest almağa çıktı-ğını ve Bilal-i Habeşi'nin, Peygamberimizin Abdest suyunu dökerken, Müslümanların uşuşup dökülen abdest suyunu kapışarak yüzlerine, göz-lerine sürmeğe başladıklarını gördüğünü, kendisinin de, abdest suyun-
(237) Ahmed b. Hanbel-Müsmed c. 3, s, 320, Müslim-Sahih e, 2, s. 007, Ebû Davud-Sünen c, 2, 3, 184, İbn-i Mice-Sünen c, 2, s. 1023, Darami-Sünen e, 1, s. 376, Nesal-Sünen e, 5, 8, 245
(238) Ahmed b. Hanbel-Mümed c, 3, 8, 320, Müslim-Sahih e, 2, s. 883, Ebû Davud-Sünen e, 2, s, 184, İbn-i Máce-Sünen c, 2, 8, 1023, Dareml-Sünen c. 1, 5, 376
اعتباری صدايان ساعتك من المرى كبيد ولى مبارك هو المنحى رنجينة باردیم ایندیکی کسی برایت به مقص تعصب التريكى زمان، جمله لرى ده و مقصدك ظرافنده طولا شرار حمله لرن هشتارى وفى جماله الربط بي تعقيب ايدييورلي و وضعيتاري او بله نقطه كلييوركي مالكرى لسان حال الله شو يعني او قوتوبور
یعنی سویاہ دیا غز سوزلر ارى ارى اسرده، سنك حسنك بردر بتون سوزلر عن أو حسن جماله اشارت الديور لونك بجوندر کی قرآن كريمك سلامتی و بوكك بلاغی و نقشنده کی انحر لگی طبقہ اعجازه واصل
او المشدر.
إِنَّ اللَّهَ لَا يَسْتَقَى أَنْ يَضْرِبَ مَثَلًا مَا بَعُوضَة فما فوقها وجمال ده کی حکم و نکته لوندی بنا بود مگر (ان) كلمه ی، هم حكمك حقيقته باغلى او لدیفنه، هم حکمده واقع اولان ترد و انظار لون رفته دلالت ایدر اویله ایسه بو (ان) آيتك باشنده ذکر ايدياله متسلسل ترد داره اشار تدر.
(الله) کلمه ی، بوندنه او به ذکر اید یا نه جذاب همه ایله ممکنات آراسنده یا پد قاری قیرا سدہ کی خطابی ذهنك كو زين موقويور. یعنی ناصل الله دیور سكر ؟ وناصل اللهي ممكناته قياس اليد يو سكر ؟ الله عنوانتي طاشیدان ذات، هیچ ممكناته قياس ايدياله بیدایر می؟
[ سؤال ؟ ] ( لا يستحي ) حياء نفسك حيقيالمه سیله یوزده پیدا اولان قرار تیدن عبارت اولدیفندند جذاب هم حقنده بو قاعه نك قول لا ياعمرى محالدر. محالى نفي اتمكده فائده يوقدر . بناء عليه ( لا يستحي ) برنده ( لا يترن ) دينه لمن اوله ايدي، محالية محل فالمازدی ؟
الجواب ) ( بعوضه ) ایله یا پیلان تمثیلی اقتضا الیدن و حسنني تقدير ايدن حکمت و بلاغت و ساره کبی اسبا به قارشو تمثهاى ترك ايتمان ایسترین، حدادن ماعدا بر اسباب يوقدر میداده، جناب همه مقنده مواد اولیه ایسه، و غیرهای ترن ایمگه اصلا سب بولو عاد يفنه اشارنا (لا يستحي ) كامرى (لا بترك)
الم منه ترجیح ايد المشد . چونکه (لا بترك) كلمه ی بو معه اي افاده ایم
یا خود (لا تستی) تستحيي نه ذكرى، و نان مهم و نه میله داری اما نسي رب محمد من المثل هذِهِ ع مردم جل جلاله ربی بو حقیر یا سر درد عمیل کثیر مگر حیا ایمزمی دبیر سویامه دیگری سوزلرنده کی
ikincisi birincisine yardım ettiği gibi, bir ayet bir maka saatleri sayan saatin milleri gibidirler. Millerin her ta'kib ettiği zaman, cümleleri de o maksadın etrafinda ta'kib ediyorlar. Ve vaziyetleri öyle bir noktaya geliyor k dolaşırlar. Cümlelerin hey'etleri dahi, cümlelerin iz
hålleri, lisân- hål ile şu beyti okutuyorlar مباراتنا على و مسلك . وكل إلى ذلك الجمال يشير
Yani "Söylediğimiz sözler ayrı ayrı ise de, senin hünün birdir. Bütün sözlerimiz, o hüsnü cemâle işaret ediyorl Bunun içindir ki, Kur'ân-ı Kerim'in seläseti ve yüksek belagati ve nakşındaki inceliği tabaka-i i'câza văn olmuştur.
إلا الله لا يستحق أن يضرب مثلاً ما بعوضة فما فوقها
Bu cümledeki kelimelerin nüktelerinden bahsedeceipz
(d) kelimesi, hem hükmün hakikate bağlı olduğuna, hem hükümde väki olan tereddüd ve inkârların define
delalet eder. Öyle ise, bu (1), âyetin başında
zikredilen müteselsil tereddüdlere işarettir.
kelimesi, bundan önce zikredilen Cenâb-ı Hakk ile mümkinât arasında yaptıkları kıyåstaki hatayı, zihnin gözüne sokuyor. Yani "Nasıl Allah diyorsunuz? Ve nasıl Allah'ı mümkinâta kıyås ediyorsunuz? Allah ünvanını taşıyan zât, hiç mümkinâta kıyas edilebilir mi?"
Sual: لا يستي Haya, nefsin sıkılmasıyla yüzde
peyda olan kızartıdan ibaret olduğundan, Cenâb-ı Hakk hakkında bu kelimenin kullanılması muhâldir. Muhâli nefyetmekte fâide yoktur. Binâenaleyh
لا يَسْتَحْيِ yerinde لا يترك denilmiş olsa idi,
muhâliyete mahal kalmazdı?
Elcevab: بَعُوضَةً ile yapılan temsilî iktizá eden
ve hüsnünü takdîr eden hikmet ve belâgat vesåire gibi esbâba karşı temsîlî terk etmek isteyen, hayådan mâadâ bir esbâb yoktur. Hayâ da, Cenâb-ı Hakk hakkında
muhâldir. Öyle ise, o temsîlî terk etmeye aslå sebeb
bulunmadığına işareten لا يستحي kelimesi ا يترك
kelimesine tercih edilmiştir. Çünki لا يترك
kelimesi, bu ma'nâyı ifade etmez.
Yahud لا يَسْتَحْيِ 'nin zikri, onların ahmakçasına
أما يَسْتَحْيِي رَبُّ مُحَمَّدٍ مِنَ التَّمْثِيلِ بِهَذِهِ söyledikleri
التحكرات yani "Muhammed'in (sam) Rabbi (ce) bu hakir şeylerden temsîl getirmeye hayâ etmez mi?" diye söyledikleri sözlerindeki يستي kelimesine müşâkelet ve müşâbehet içindir.
ikincisi birincisine yardım ettiği gibi, bir âyet bir maksadı saatleri sayan saatin milleri gibidirler. Millerin her ta'kib ettiği zaman, cümleleri de o maksadın etrafında ta'kib ediyorlar. Ve vaz'iyetleri öyle bir noktaya geliyor ki, dolaşırlar. Cümlelerin hey'etleri dahi, cümlelerin zim
hålleri, lisan-ı hâl ile şu beyti okutuyorlar. عباراتنا شقى وحُسْنُكَ وَاحِدٌ وَكُلَّ إلى ذاك الجَمَالِ يُشير
Yani "Söylediğimiz sözler ayrı ayrı ise de, senin hüsnün birdir. Bütün sözlerimiz, o hüsnü cemâle işaret ediyorlar" Bunun içindir ki, Kur'ân-ı Kerîm'in selâseti ve yüksek belagati ve naksındaki inceliği tabaka-i i'câza vâsıl olmuştur.
Bu cümledeki kelimelerin nüktelerinden bahsedeceğiz () kelimesi, hem hükmün hakikate bağlı olduğuna, hem hükümde vaki olan tereddüd ve inkârların define delâlet eder. Öyle ise, bu (1), âyetin başında zikredilen müteselsil tereddüdlere işarettir.
) الله ( kelimesi, bundan önce zikredilen Cenâb-ı Hakk ile mümkinât arasında yaptıkları kıyâstaki hatayı, zihnin gözüne sokuyor. Yani "Nasıl Allah diyorsunuz? Ve nasıl Allah'ı mümkinâta kıyâs ediyorsunuz? Allah ünvanını taşıyan zât, hiç mümkinâta kıyâs edilebilir mi?"
Sual: لا يَسْتَحْيِ Haya nefsin sıkılmasıyla yüzde
peyda olan kızartıdan ibaret olduğundan, Cenâb-ı Hakk hakkında bu kelimenin kullanılması muhâldir. Muhâli nefyetmekte fâide yoktur. Binâenaleyh
لا يَسْتَحْيِ yerinde لا يتْرُك denilmiş olsa idi, muhâliyete mahal kalmazdı?
Elcevab: بَعُوضَةٌ ile yapılan temsîlî iktizâ eden ve hüsnünü takdîr eden hikmet ve belâgat vesâire
gibi esbâba karşı temsîlî terk etmek isteyen, hayâdan mâadâ bir esbâb yoktur. Hayâ da, Cenâb-ı Hakk hakkında muhâldir. Öyle ise, o temsîlî terk etmeye aslå sebeb
bulunmadığına işareten لا يَسْتَحْيِ kelimesi لا يترك
kelimesine tercih edilmiştir. Çünki لا يترك
kelimesi, bu ma'nâyı ifade etmez.
Yahud لا يستحي 'nin zikri, onların ahmakçasına söyledikleri أَمَا يَسْتَحْيِ رَبُّ مُحَمَّدٍ مِنَ التَّبْثِيلِ بِهَذِهِ
temsîl getirmeye hayâ etmez mi?" diye söyledikleri sözlerindeka الحق yani Muhammed'in (asm) Rabbi (cc) bu hakir şeylerden يستحي kelimesine müşâkelet ve müşâbehet içindir.
وإذا لذلك النَّاسُ رَحْمَةً مِنْ بَعْدِ ضَرَّاء مَالَهُمْ إِذا لَهُمْ مارو ايات كل الله أشرع مكرا ان رشك يكالون ما لمكرون. هو الذي يسيركم في البر والبحر على النا كلم في العين وخرين بهم بريج طيبة وفرحوا بها حالتها ريح الامل وجَاءَهُمُ النوع من كل مكان وعلوا الهم أحيط بن دعوا الله مخلصين له الدين لين الجيلنا من هدم التكوين من الشاكرين فَلَمَّا الْجِبَهُمْ إِذَا هُمْ يَبْغُونَ فِي الأرض بغير الحي يا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّمَا يَغْيكُمْ عَلَى الفُسِكُم مناع الحيوة الدنيا ثم إلينا مرْجِعُكُمْ فليتكم بنا ل تَعْمَلُونَ إنَّما مثل الحيوة الدنيا كما و الزلناة من السماء فاختلط بِهِ نَبَات الْأَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْأَنْعَام على إذا أَخَذَتِ الأَرْضُ الحرفَهَا وَاريَّنَتْ وَظَنَّ أَهْلُهَا أَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَا أَنيهَا أَمْرُنَا لَيْلًا أَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَصِيمًا كَانَ لَمْ تَغْن بالأمين كذلك لفضلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ وانت يَدْعُوا إلى دار السلام ويَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ .
6" Allah, esenlik yurduna çağırıyor ve dilediğini doğru yola iletiyor.99 (Yūnus, 10/25)
الشير
Mushaf sayfa no: 210
Hafızlık sayfa no: 11. cûz/11. sayfa
CENNETE DAVETİYE
BİLGİ
Rabbimiz, bir önceki ayette dünya hayatını gökten düşen yağmur damlasına benzeterek, onun geçiciliğini ve değersizliğini açıklamıştı. Bu ayet ise sırât-ı müstakim üzere olan kimseler için cennete açık bir davetiyedir. Cennette, maddi ve manevi sıkıntılar, hoşa gitmeyen durumlar, yokluk, zorluk, acı vb. håller bulunmayacaktır. Müminler orada ebedi huzur ve mutluluk içinde ya-şayıp meleklerle selamlaşacaklardır. İşte bu yüzden cennete "dârusselâm" ismi verilmiştir. Bu yurda bizi ulaştıracak yolun adı da sırât-ı müstakimdir.
MESAJ
İslam, tüm insanlığı gerçek huzur ve saadete ulaştıracak yegâne yoldur.
KELİME DAĞARCIĞI
Sırât-ı müstakim: Dosdoğru ve hak yol, Kur'an ve sünnetin yolu. Dárusselâm: Her türlü afetten korunmuş esenlik yurdu, cennet.
Gazel yapanlara daha güzeli, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerinde ne toz toprak bulaşığı olur ne de aşağılanmışlık izi. İşte bunlar cennetlik kullandır, kendileri orada sonsuza kadar kalıcıdırlar.99
(Vimus, 10/26)
اللذين أحسنوا الحسنى وَزِيَادَةٌ وَلَا يَرْهَل وُجُوهَهُمْ قَارٌ ولا لا أوليك أصحاب الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ وَالَّذِينَ كَسَبُوا السيئات جراء سيئَةٍ بِمِثْلِهَا وَتَرْحَلُهُمْ ذِلَّةٌ مَا لَهُمْ مِنَ الله من عاصر كالما أغْشِيَتْ وُجُوهُهُمْ قِطْعًا مِنَ الَّيْلِ مُظْلِما أولئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثم تقول الذين اشتركوا مكانكم اللم وشركا كم مزيلنا بَيْنَهُمْ وَقَالَ شُرَكَاؤُهُمْ مَا كُنتُمْ إِيَّانَا تَعْبُدُونَ فَكَفَى بِالله شهِيدًا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ إِنْ كُنَّا عَنْ عِبَادَتِكُمْ لَغَافِلِينَ . هنالك تبلوا كل نفيس ما أسلفتْ وَرُدُّوا إِلَى اللهِ مَوْليَهُمْ ) الحق وصل عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ أَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ التي مِنَ الْمَيْتِ وَيُخْرِجُ الْمَيْتَ مِنَ الحَي وَمَنْ يُدير الأمر مسَيَقُولُونَ الله فقل أفلا تَتَّقُونَ فَذَلِكُمُ الله رَبُّكُمْ الحق فماذا بعد الحق إِلَّا الضَّلَالُ قَالَى تُصْرِفُونَ كَذلِك حلتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى الَّذِينَ فَسَقُوا أَنَّهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ .
Mushaf sayfa no: 211
Hafızlık sayfa no: 11. cúz/10. sayfa
GÜZEL DAVRANIŞA EN GÜZEL KARŞILIK
BILGI
Rabbimizden daha cömert kim olabilir ki? O, rızasına uygun her güzel dav-ranışın karşılığını fazlasıyla vereceğini bu ayetle bizlere müjdelemektedir. Bir sonraki ayette ise kötülükleri sadece kendi misliyle cezalandıracağını bildirir. Peki, Rabbimizin rızasına uygun yaşamak nasıl olur? İşte bunun ölçüsünü Peygamberimiz "ihsan" kelimesiyle özetler. İhsan, "Allah'ı görüyormuş gibi" yaşamaktır. Çünkü biz Rabbimizi göremesek de o bizi görmektedir. Bu şuurla yaşayanlar ise cenneti hak ederler. Sadece cenneti mi? Cennette "Rabbimizi görmek saadeti de vardır. Cennetin en büyük nimeti işte budur.
BİR AYET "Benim de, sizin de Rabbimiz olan Allah'a
tevekkül ettim."
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel yaptı.
İmâna ait bilgilerden sonra en lâzım ve en mühim a'mâl-i sâlihadır. Salih amel ise, maddî ve mânevî hukuk-u ibâda tecavüz etmemekle hukükullahı da bihakkın îfâ etmekten ibarettir.
tebeddülât, ta Hem o nur ile; kâinattaki harekât, tenevvüat,
diye (asm) Risalet i Ahmedi
TARİHTE BUGÜN
-1453-Fatih in Istanbul'u Fethi ve Ortaçağ'ın sona ermesi.
1453-Ayasofya'nın cami olması.
1953 - Bediüzzaman, İstanbul Fethinin 500. yılı münasebetiyle düzenlenen merasimlere katıldı.
1985 - Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün temeli atıldı.
29
PAZAR
SUNDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET
Eger o zerre kadar amel bir İyilik olursa, onu kat kat arttırır ve Kendi katından
pek büyük bir mükâfat verir.
Nisa Suresi: 40
BİR HADİS
Kocana hizmetin, sadakadır.
Masnûâttaki kemâlât, Cenâb-ı Hakk'ın kemâlinden in'ikâs eden bir gölge olduğuna nazaran, masnûât, sıfat-ı İlâhiye ile muvâzene hakkına malik değildir. Mesnevî-i Nûriye
53 Tonbihül-abiya 'ala katretin min bahril-ulumil-evliya.
Şarani hazretlerinin yukarıda sayılanlardan başka eserleri de var-dır. Bu kısa tanıtma yazısının haemi müsait olmadığı için hepsini sa-yamadık.
Yayınevimiz, Hazret-i Şa'rani'nin Meşariku'l-Envâri'l-Kudsiyye fi Beyam Uhüdi'l-Muhammediyye, adlı muazzam ve muhteşem eserini tercüme ettirmiş olup inşaallal yakında yayınlayıp nilletimizin istifa desine sunacaktır.
Bir yandan materyalist, marksist, ateist kafirlerin, diğer yandan mezhepsiz, reformcu, rafızi, anarşist, telfikçi, tasavvuf düşmanı, veh-habi, Abduhcu, Efganici, Teymiyeci, parti hastası bid'atçilerin saldırı-larına maruz kalan Ehl-i sünnet İslâmlığını korumak için İmam Şa'ranî gibi sünni büyüklerin bu gibi eserlerinin neşri, yayılması ve okunması son derece zaruridir.
Cenab-ı Hak cümlemize Ehl-i sünnet büyüklerinin yolundan gitmeyi nasib etsin.
Yaratıp hayat veren, yarattıklarına ölmeyi, fâni olmayı, Ceza Yur-du'na (âhirete) gönderilmeyi, her insanın koşarak işlediği şeylerden ötürü mükafat verilmesi veya cezalandırılması İçin Hüküm Yurdu'nda haklıyı haksızdan ayırt edilmesine hüküm verecek yüceler yücesi dost ve yüce olan Allah'a hamd olsun.
Ben O'na, kaza ve kader çizgilerinin geçmesi üzerine, hamdeden kimselerin hamdi gibi hamd eder ve Rabbının hükmüne rıza gösterene, Rabbından da (c.c.) kendisine hoşnudluk olan kimsenin şükrü gibi ona şükrederim. Yine ben, Allah'dan başka hiçbir hak ilah olmadığına, yal-nız O olduğuna, hiç bir ortağı olmadığına, keza Rabbine varacağına, O'na döneceğine, hiyle ve hud'a ile yaptığı her işini hesaba çekeceğine inanan kulun şehadet etmesi gibi inanıp şehadet ederim. Keza ben, bü-yüğümüz, efendimiz Hazret-i Muhammed (sallallahu aleyhi ve sel-lem) in, Allah'ın (celle celâluhu) kulu ve Resûlü olduğuna, kendisine indirdiği (her çeşit tebdîl ve tağyirden) korunan kitabında, «liabibim muhakkak sen de öleceksin, onlar da elbette öleceklerdir» (1), buyur-duğuna inanarak şehadet ederim.
Allah'ım! Seni zikredenler Seni andıkça, Senin zikrinden gaafil olanlar da gaflette bulundukça Peygamber Efendimize, diğer resül ve peygamberlere, onların bütün sahabe ve hanedanlarına rahmet sclâme-tini ihsan eyle.
Bundan sonra, işte bu eser, içinde birtakım kısaltmalar yaptığım ensarın Hazrec kabilesi soyundan Endülüslü İmam Ebi Abdillah Mu-hammed b. Ahmed b. Ebi Bekr el-Kurtubî'nin Tezkire adındaki ki-tabıdır. Yani ben, bundan ölüm ve hesabı zikretmeyen (ve onlarla ilgili olmayan) lügat ve nahiv kitaplarında zikredilen garib lafızları ve iğ-rapları attım. Çünkü kalb inceliklerine ait kitaplar içinde bunlardan herhangi bir şeyin bulunması münasip olmaz. Çok kez okuyucu kalb in-celikleri ile ilgili kitapları okurken orada bulunan cemaat ağlayarak
göz yaşı dökerler. O sırada bir nahivci (gramer âlimi) bulunur ve, «Bu kelime hangi şey üzerine atfolunmuştur?», diye sorarsa işte o zaman karışık sesler çıkar. Bundan dolayı o esnadaki huşû, hüzün zâil olur ve ibret almayı götürür. İşte benim bu kitabı kısaltmamın sebebi de bu-dur. Bu kitabın içinden (kısaltılarak) atılanlar ölüm ve ölüm korku-larının bahsi dışında olanlardır. Bu esere «Et-tezkiretü bi-ahvali'l-mevti vel-ahire», (Ölüm Hallerini, Ahiret İşlerini Hatırlatan, Anlatan Kitap), diye isim verilmesi buna delâlet etmektedir.
Binaenaleyh bu kitaptan duydukları ile ibret alıp ölüm ve ölümden sonra işleri hatırlayarak samimî tevbe edenlere Allah rahmet eylesin. Ola 'ki, bu tevbe üzere iken ölür de (Allah'ın sonsuz rahmetine nâil olur). Kul, mü'min kardeşinin yardımında oldukça yüce Allah da ku-lun yardımında bulunur (İnşaallah).
Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.
(Bu) kitapta kastedilen hususlara başlayalım ve muvaffakıyet Allah'dandır, diyelim
MÜSLÜMAN KİMSENİN KENDİSİNE, MALINA, YAHUT DA AİLESİ İLE ÇOCUKLARINA İNEN BİR BELADAN DOLAYI ÖLMEYİ ARZU ETMESİNDEN VEYA ÖLMESİ İÇİN DUA ETMESİNDEN MENEDİLMESİ HUSUSLARINDA GELEN HADİSLER
1 Imam Müslim'in Enes'den (b. Malik) (r.a.), rivayet ettiği bir hadisde Enes şöyle demiştir: Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz:
-Sizden biriniz kendisine inen herhangi bir zarardan dolayı sa kın ölümü istemesin. Eğer o, muhakkak ölümü istemek zorunda bulu-nursa o: ALLAHÜMME AHYİNİ MA KANETİ'L-HAYATU HAYRAN LI. VE TEVEFFENI MA KÄNETİ'L-VEFATU HAYRAN LI Allah'ım, yaşamak benim için hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat. Be-nim için ölmek hayırlı olduğu zaman da beni öldür, diyerek dua etsin, buyurdu (1). =
2 Keza Enes'den (r.a.) rivayet edilen diğer hadisde Enes şöyle demiştir: Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz «Herhangi biriniz sakın öltimü temenni etmesin. Eğer o lyilik yapan biri ise, (iyilik ve) hayrını artırması ümid olunur. Şayet o, günahkar biri ise, ölümünden önce gü-nahlarından vazgeçip tevbe etmesi ve Allah'ın rızasını kazanması umu-lur, buyurdu (2).
İlim adamları şöyle dediler (Allah oniardan razı olsun): Allah Taâlâ ölümü, (insanlara) musibetlerin en büyüğü kılmış ve ölüme «Size ölüm musibeti gelmişse...» (3), sözü ile musibet (yani bela) adını vermiş-tir. Çünkü ölüm bir halden diğer bir hale tebdil olunmak, bir yurttan bir yurda intikal etmektir. İşte o, en büyük musibet, en büyük belâdır. Fakat ondan daha büyüğü de ölümden gaafil bulunulması, onun hatır-lanmak istenilmemesi, onun hakkında az düşünülüp ve onun için lâzım olan amellerin terk olunmasıdır.
İlim adamları, muhakkak ki; ölümün tek başına, ibret alabilenler için bir öğüt, düşünebilenler için tefekkür edilmesi lâzım olan bir husus olduğunda ittifak etmişlerdir.
3- Hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem Efendimiz Eğer hayvanlar ölüm (ün şiddetin) den bilmekte olduğumuz şeyleri bilselerdi onlardan semiz bir et yiyemezdiniz», buyurmuştur (4).
(1) Sahih-i Müslim, c. 4/2064. (2) Buhari, c. 8/130, (3) el-Maide: 108. (4) Peyzü'l-Kadir, c. 5/315 F. 2
dan biraz alıp yüzüne sürdüğü zaman, onu, kardan daha soğuk ve miskten daha güzel kokulu bulduğunu, Bilal-i Habeşi tarafından ezan okunduktan sonra Kıble tarafına bir baston dikildiğini ve Peygambe rimizin, ona doğru yönelerek öğle namazını iki rekât kıldırdığını, ikin di namazını da, yine, onun gibi iki rekât kıldırmış olduğunu bilej
rir (245).
Hz. Ali'nin Yemenden Mekke'ye Gelişi:
Peygamberimiz, daha önce, Hz. Ali'yi Necran'a göndermişti (246). Hz. Ali, Yemenden, Peygamberimize ald zekât develerile Mekke'ye
gekli.
Hz. Fâtıma'yı, ihramdan çıkanlar arasında buldu.
Hz. Fâtıma, boyalı elbise giymiş ve sürme çekinmişti.
Hz. Ali, Onun bu yaptığını beğenmediyse de, Hz. Fâtıma «Bunu, ba-na babam emr etti. dedi.
Hz. Ali, Hz. Fâtıma'yı, bu yaptığından dolayı azarlatmak ve Onun, Peygamberimiz adına söylediklerini sormak üzre Peygamberimizin ya-nına gitti. Hz. Fatıma'nın yaptıklarını haber verince, Peygamberimiz «Doğru söylemiş.
Sen, hacca niyetlenirken ne dedin?» diye sordu.
Hz. Ali (Ey Allâhım! Resûlün, neye niyetlendiyse, ben de, ona ni-yet ettim!) dedim.» dedi.
Peygamberimiz Benim yanımda kurbanım var. Sen de, ihramdan çıkma! buyurdu (247).
Peygamberimizin Mekke'deki Hitabesi ve Va'zı:
Peygamberimiz, Terviye gününden (*) bir gün önce, öğle nama-
zından sonra bir hutbe iråd buyurdu (248).
(245) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 4, 5, 308-309
(245) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, 5, 249
(247) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sahih e, 2, s. 888, Ebû Davud-Sünen c. 2, s, 181, İbn-i Mâce-Sünen e, 2, 9, 1024, Daremi-Sünon c, 1, 3, 376
(*) Zilhiceenin sekizinci gününe Terviye günü denir, (bn-1 Esûr-Nihaye, c. 2 -283)
Terviye, bir adama Hadis, glir veya kusa rivayet ettirmek månålarına geldiği gihi, bir şeyi eni konu düşünmek mânâsına da, gelir.
Tervive günü, hacılar, Mina'ya gidecekleri ve Mina'da ise, su bulunmadığın-dan, kendileri ve hayvanları kanasıya su içtikleri, yahut Hz, İbrahim Aley-hisselâm. Hz. İsmail'i kurban etmeğe kalktığını o gün rünyasında görüp rú yasını düşünmeğe daldığı için o güne, Terviye günü denilmiştir. (Firuzabadi-Kamûsul'muhit Tercemesi e, 4, 5, 990)
(348) Vakıdi-Megazi e, 3, s, 1100, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 173
da ayakta dikilerek yaptığı va'zda Sizden, öğle namazını Mina'da kıl-Peygamberimiz, Hacerülesved rüknü ile Makam-ı İbrahim arasın-mağa gücü yetebilen, öyle yapsın! buyurdu (249).
Peygamberimiz, Mekke'de dört gün: pazar, pazartesi, salı ve çar-şamba günleri kaldı.
Beşinci (perşembe) (251), Terviye günü, Peygamberimiz, Beytul-lah'ı yedi kerre tavaftan sonra, güneş batıya eğildiği sırada, hayvanına bindi (252). Ebtah'tan, Müslümanlarla birlikte Mina'ya doğru hareket etti (253).
Mina'da, Dârül'imâre'nin bulunduğu yere indi.
Hz. Aişe Ya Resûlallah! Mina'da, Senin için bir Gölgelik yapalım mi? diye sordu (254).
Peygamberimiz «Hayır! (255) Mina, önce gelenin, deve çökertme yeridir. buyurdu (256). Hz. Aişe'nin isteğini kabul etmedi (257). Peygamberimiz, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını Mina'da kıldı (258).
Geceyi (259), cuma gecesini (260), Mina'da geçirdi (261). Mina, Mekke'ye bir fersah uzaklıkta, iki mil uzunluğunda (262), На-
c. 2, s, 1024, Daremi-Sünen c, 1, 3, 376 51) Vakıdi-Megazi e, 3, s. 1101, Ezraki-Ahbaru Mekke e, 2, 3, 173, Ebû Davud-
( Sünen e, 2, s, 212, Tirmizi-Sünen c, 3, s. 228, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1000 (255) Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 212, Tirmizi-Sünen c, 3, 5, 228, Daremi-Sünen c. 1, π. 309
(255) Vakıdl-Megazi e, 3, s. 1101, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 212, Tirmizi-Sünen e, (257
3, 8. 228, İbn-i Mäce-Sünen c, 2, s, 1000 ) Vakıdi-Megazi c, 3, s, 1101, Ezraki-Ahbaru Mekke c. 2, s. 173 -Sahih e, 2, s. 839, Ebû Davud-Sünen e,
(258) Vakıdi-Megazi e. 3, s. 1101, Müslim 2, 5, 181-185, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1024, Daremi-Sünen c, 1, s. 376
"Ruhul-beyân Tefsîri"nde zikredildiğine göre; Allâh-u Teâlâ'nın gökleri cemi olarak zikretmesi, ulviyyat (yani yüksekteki cisimler) zâtı ve aslı îtibân elif olduğu içindir. (Nitekim geride zikredildiği üzere; her bir tabaka ile muhtelif farklı maddeden yaratılmıştır.)
Bu hususta İbnü Mes'ûd (Radıyallahu Anhidan rivayet edildiğine göre: "Gök tabakalarının her ikisi arasında beş yüz senelik mesafe vardır. Yedinci ile Kürsi arasında ve Kürsî ile Ars arasında da yine bu kadar mesafe vardır." (İsmail Hakki, Rühu l-beyân, 4/151)
Abbas İbnü Abdilmüttalib (Radıyallahu Teâlâ Anh) semâ tabakaları arasındaki mesafe hakkında şöyle anlatmıştır:
"Bir kere biz Rasûlüllâh (Sallellahu Aleyhi ve sellem) ile birlikte (Mekke vâdisi) Betha'da oturuyorken: 'Gök ile yer arasında ne kadar (mesâfe) var, bilir mi-siniz?' diye sorunca biz: 'Allâh ve Rasûlü en iyisini bilir' dedik. 'O ikisi (gök ile yerin ikisinin) arasında beş yüz senelik mesâfe vardır. Bir semâ ile onu tâkip eden diğer semâ (gök katmanı) arasında da beş yüz senelik mesâfe vardır. Her semânın (kendi) kalınlığı ise beş yüz senelik mesâfedir.
Yedinci kat semânın üstünde bir deniz vardır ki onun üst tarafıyla aşağı kısmı arasında gök ile yer arasındaki kadar (beş yüz senelik) mesâfe vardır. Sonra onların da üstünde sekiz ev'âl (dağ keçisi görünümünde bulunan Arş'ı taşıyan melek) vardır ki onların dizleri ile tırnakları arasında gök ile yar arasındaki mesâfe gibi (uzaklık) vardır.' buyurdu." (el-Hakim, el-Müstedrek, ra-kam:3428, 3849, 2/410, 543; Ebû Dâvûd, es-Sünen, rakam:4723, 4/231; et-Tirmizî, es-Sünen, rakam:3320, 5/424; İbnü Mâce, es-Sünen, rakam:193, 1/69; Ahmed İbnü Hanbel, el-Müsned, rakam:1770, 3/292; Ebû Sa'id ed-Dârimi, en-Nakzu 'alel-Merisi, rakam:112; Ebû Ya'là, el-Müsned, rakam:6712; İbnü Huzeyme, et-Tevhid, sh:251; İbnü Ebi 'Asım, es-Sünne, rakam:577; el-Lälikäî, Şerhu Usûlil-i'tikād, 3/389-390)
Allâh-u Teʻâlâ bu âyet-i kerîmede göklerin zikrini takdîm etmiştir (gökler konusunu öne almıştır). Zîrâ Allâh-u Teâlâ'nın ahkâmının menşei (dîninin hükümlerinin kaynağı), kazâ ve kaderlerinin masdarı (çıktığı nokta), ayrıca emirlerinin, yasaklarının, rızıklarının, vaad ve va'îdlerinin (müjde ve tehdit-lerinin) indiği yer ancak semâdır.
Nitekim bu konulardaki bütün hükümler semâda mektûb (yazılı) ve mukadderdir. Üstelik semâvât ve onlarda bulunan ulvi eserler Allah-u Te'ala'nın kudret-i bâhiresine delâlet bakımından daha açık ve kibriyâ ve azametine şahidlik etme bakımından da daha ziyâde âşikârdır.
Yeryüzü de yedi tabaka olduğu hâlde Allâh-u Teâlâ'nın onu müfred (te-kil) olarak zikretmesi ise; süfliyyât (göğe nisbetle aşağıda olan katmanlar), aslı ve zâtı itibarı ile aynı (toprak) madde(sin)den oluştuğu içindir. Doğu ile batı arasında da gökle yer arasında olduğu gibi beşyüz senelik mesafe var-dır. Yeryüzünün ekseriyeti çöller, dağlar ve denizlerden oluşur.
(İnsanlar ile) mâmur olan kısmı azdır. Meskûn olan bölümün ekseriyetin-de ise ehl-i küfür yaşar, onlar içerisinde ehl-i îmân ve İslâm azdır.
Ehl-i İslâm'ın ekseriyeti ise bid'at ve hevâ (kötü arzularına uyma) ehlidir ki bunların hepsi dalâlet ve bâtıl üzeredir. Bunlar içerisinde hak olan azdır ki onlar da Ehl-i Sünnet ve'l-cemâattir. Dünyanın etrafında büyük bir karanlık mevcûd olup o karanlığın ötesinde ise Käf Dağı vardır.
O dağ yeşil zümrütten olup dünyayı kaplamıştır. Semânın etrafı da ona bitişmiştir. Mâmur ve harap olan yer parçalarının ortası yeryüzünün kubbesi sayılır ki orası sıcakta ve soğukta zamanların mûtedil olduğu, gece ve gün-düzün birinin diğerine artısı ve eksisi bulunmayarak eşit olduğu mekândır.
Ka'be-i Muazzama ise meskûn olan arâzilerin ortasıdır. Yeryüzünün göğe en yakın olan yüksek yeri Hind topraklarında bulunan Âdem (Aleyhisselâm)in (cennetten) indiği yer (olan Serendîb)dir. (İsmail Hakki, Rühul-beyân, 4/151-152)
"İnsânül-'uyûn / es-Sîratü'l-Halebiyye" isimli eserde zikredilen bâzı ha-berlerde nakledildiğine göre:
"Adem (Aleyhisselâm) Hind arâzisinde yüksek bir dağa inmiştir ki denizde bulunanlar kaç günlük mesafeden onu görürler.
O dağda Adem (Aleyhisselâm)ın ayak izi vardır ki bir taşın içerisinde batmış hâldedir.
Bu dağın üzerinde hiçbir bulut bulunmadığı zamanda da her gece şim-şek şeklinde şeyler görülmektedir ve her gün oraya Adem (Aleyhisselâm)ın iki ayağını(n izlerini) yıkamak üzere mutlaka bir yağmur yağar.
78 Bu dağın zirvesi ise yeryüzünün dağlarının zirvelerinin semaya en ya. kın yeridir." (Nüruddin el-Halebi, İnsäni "uyên, 1/217; İsmail Hakki, Rühu'l-beyan, 4/152)
Ayet-i Kerîmede Gecen: فى ستة أيام kavl-i şerîfinde geçen "Altı gün" tabiri hakkında müfessirler şöyle demiştir:
Ebu's-Su'ûd (Rahimehullahın beyân-ı vechile: Allâh-u Teâlâ Hâmîm es-Secde (Fussilet) Sûresi'nde tafsil buyurduğu üzere; gökleri iki gün içerisinde, yer-leri de iki gün içerisinde ve yer üzerinde bulunan türlü türlü canlıları ve bit. kileri de iki gün zarfında yaratmıştır. Burada günlerden maksat vakitlerdir.
Nitekim: )وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُ( "Ama o gün her kim onlara arkasını döndürür. âyet-i kerîmesinde geçen “Gün” tâbîrinden de vakit mânâsı se" (el-Enfal Süresi:16) kastedilmiştir.
Yâhut burada mânâ "Altı gün miktârı" demek olur. Zîrâ örfte bilinen gün tâbîri güneşin yerin üstünde bulunduğu zamandan ibarettir ki yerin-göğün bulunmadığı o vakitte bu mânâda gün kastedilemez.
Allâh-u Teâlâ'nın, bu halk ve îcâdlarını muayyen bir adetle tahsis etmesi-nin ise Allâmül-ğuyûb olan yüce Zâtına hâs (özel) bir ilme dayandığı söyle-nebilir ki O'nun hikmeti (bizim kavrayamayacağımız kadar) yüce olmuştur. Göklerde cemî sîğasının tercîhi; gök tabakalarının tabîatları farklı, tesîr (etki) ve hükümleri değişik cisimler olduğu hakkında dâir meşhur olan rivâyete dayanmaktadır. (Ebu's-Su'ûd, İrşadül-'akli's-selim, 4/187)
"Rûhul-beyân Tefsîri"nde zikredildiğine göre; bu âyet-i kerîmede geçen )أيام( tabiri "Vakitler" demektir. Zîrâ:
كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ )
"O her an önemli bir iştedir (ki, bu cümleden olarak; duâları kabûl et-mekte, sıkıntıları gidermekte, kimilerini yaratmakta, kimilerini yok etmekte ve üstün hikmetlerine dayalı olan irâdesi gereği, her an birtakım hâller orta-ya çıkarmakta, diğerlerini ise ortadan kaldırmaktadır)" (er-Rahman Süresi:29) kavl-i şerîfinde işâret olunan "An" mefhûmu bütün günlerin aslıdır ki bu tâbîr, bö-lünemeyen tek zaman ve vakit mefhûmunun kendisi hakkında kullanıldığı en az süre anlamındadır.
Buna göre Allâh-u Teʻâlâ her an ve zaman bir şandadır yâni (önemli bir) icrâattadır. Yoksa bununla Allâh-u Teâlâ'nın şanlarının ve fiillerinin yirmi dört saatten ibâreț bir günde gerçekleştiği mânâsı kastedilemez.
Nitekim anlar dakikaları, dakikalar saatleri, saatler de günü meydana ge-tirmektedir. Yâni ârın açılımı gün, günün açılımı ise haftalar, aylar ve sene-Her olarak tecellî eder.
Dolayısıyla bir gün vardır ki bir an gibidir, bunun misali Allâh-u Teâlâ'nın gökleri ve yerleri yarattığı zaman dilimleridir. Bir gün vardır ki bir sene gibi-dir. Nitekim Allâh-u Teʻâlâ nezdinde mûteber olan âhiret günleri bu kadar-dır. Bir gün de vardır ki elli bin senedir, o da kıyamet günüdür.
Demek ki bu âyet-i kerîmede geçen: "Gökleri ve yerleri altı günde yarat-tı" kavl-i şerîfi: "Altı günün en az süreleri olan altı an ve zamanda yarattı" demektir. Yoksa günün doğmasıyla başlayıp batışıyla son bulan "Bir gün" mefhûmunun Allâh-u Teâlâ'nın gökleri ve yerleri yarattığı o güneş ve ayın bulunmadığı dönemde mûteber olması düşünülemez.
Allâh-u Teâlâ kullarına yapacakları işlerde aceleci olmamaları gerektiği-ni öğretmek için göklerin ve yerlerin îcâdını bu anlara yaymıştır. Yoksa bir andan daha az bir zamanda da onları yaratmaya kādir olduğu muhakkaktır.
Dolayısıyla tevbe, borç ödeme, misafir ağırlama, bekârı evlendirme, ölü-yü defnetme ve cünüplükten yıkanma gibi bâzı özel konular dışında aceleci-lik güzel bir davranış sayılmaz. (İsmail Hakki, Rühul-beyân, 4/152, 4/10)
Bu altı günden hangisinde neyin yaratıldığı husûsuna gelince; Ebû Hu-reyre (Radıyallahu Anh): "Rasûlüllâh (Sallellahu Aleyhi ve Sellem) elimden tuttu ve şöyle bu-yurdu" diyerek Rasûlüllâh (Sallellahu Aleyhi ve sellem)in bu konuda şunları söyledi-ğini rivâyet etmiştir:
"Allâh-u Teâlâ toprağı (yeri) cumartesi günü yarattı, dağları pazar günü halketti, ağaçları pazartesi günü yarattı, (demir gibi) sevimsiz şeyleri (mâdenleri) salı günü yarattı, nûru (ışık kaynaklarını, bir rivâyet balık cinsi-ni) çarşamba günü yarattı.
Yeryüzünde gezip dolaşan bütün canlıları perşembe günü yaydı, Adem (Aleyhisselâm)ı ise cumâ gününün ikindisinden sonra tüm yaratılan şeylerin sonunda cumâ saatlerinden son saatte ikindiden geceye (akşama) uzanan sürede îcâd etti."
sallallahü aleyhi ve sellem: Allâh Teâlâ O'na (Hazret-i Peygamber'e) salât ve selâm etsin!.
salât-ı nâriyye: «Salât-ı Tefriciyye» is-miyle mârûf olan bir salevattır. Birçok evliyâ-yı kirâm tarafından çeşitli has-talıklar ve mühim işler için okunmuş ve bi-iznillâh büyük fâidelerine şâhid olunmuştur.
nazargâhı ilahi: Cenâb-ı Hakk'ın nazar kıldığı yer.
nazariyye: Görüş, düşünüş, teori.
nazm-ı maarif: Marifet ve hikmetler ihtivä eden nazım.
necâbet: Soyluluk, soy temizliği.
necât: Kurtulma, kurtuluş.
nefha: 1. Güzel koku. 2. Rüzgarın bir ke-re esmesi. 3. Nefes, üfürme.
nefs-i emmare: İnsanı kötülüğe sürükle yen nefis.
nefyetmek: Sürmek, sürülmek.
nehy: 1. Yasak etme. 2. Dinen yasak olan şeylerden menetmek.
neşib: İniş, yukarıdan aşağıya inen yer, mail.
neşv ü nemä: Yetişip büyüme.
nezdinde: Yanında, katında.
niză: Çekişme, kavga.
nizâm-ı âlem: Osmanlı'da, dünyaya adâ-letle nizăm verme düşüncesi.
nuh felek: Dokuz kat sema.
nûr-i Muhammedi: 1. Hakk Teâlâ'nın ilk önce yarattığı ve diğer mahlukâtı da kendisinden yarattığı nür. 2. Hakikat-i Muhammedi. 3. Allâh Rasûlü sallål-lâhü aleyhi ve sellem- Efendimiz'in rū-hâniyetleri.
muzatı ve hatiflerin hakkaniyeti ile te'yid ve tasdik ettikleri gibi, mütevatir şehadatı ve Şakk- K-1 Kamer gibi binler işărâtı ve irhasatin binler rum ve kahinlerin iyenin yüzler is shur beşarat Kütüb-ü semaviy es 170
1421-5. Osmanlı Padişahı Çelebi Mehmed'in vefatı.
1512-II. Beyazid'in vefatı.
1564 - İmâm-1
Rabbânî'nin doğumu.
1895 - Mecelle'yi hazırlayan Ahmet Cevdet Paşa'nın vefatı.
1948 - Afyon Sorgu Hakimliği otuz kadar Nur Talebesinin Ağır Cezada yargılanmasına karar verdi.
26
PERŞEMBE
THURSDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET O gün insan, "Kaçacak yer neresi!" diyecektir.
Kıyamet Suresi: 10
BİR HADİS İyiliklerin seni sevindirir, kötülüklerin üzerse, sen olgun mü'minsin.
İman, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi iman ve duâdır. Küfür, insanı gàyet aciz bir canavar hayvan eder. Sözler
İnsanların kusurlarıyla uğraşmayın ki, şerlerinden emin kalasınız.
MAY
Hem herkesin bu dünyada koca bir dünyası var. Adeta insanlar adedince dünyalar birbiri içine girmiş. Fakat herkesin hususi dünyasının direği, kendi hayatıdır. Ne vakit cismi kırılsa, dünyası başına yıkılır. Lem'alar
1909-Bediuzzaman in 31 Mart Hadisesi sebebiyle yargılandığı Divan-ı Harp mahkemesinden beraet edip tahliye edildiği haberi Tanin gazetesinde yer aldı.
24
SALI
Allah, zalimleri çok iyi bilir.
Cuma Suresi: 7
TUESDAY
2008 - Risalelerde adı geçen, Bediüzzaman'ın "manevî yeğenim" diye hitap ettiği Bedriye Eskicuma vefat etti.
MAYIS
BİR HADİS
Borcun karşılığı teşekkür etmek ve söz verilen vakitte vermektir.
MAY
Fenâya, ademe, hiçliğe, zulümata, nisyana, çürümeye, dağılmaya ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz. Siz fenâya değil, bekaya gidiyorsunuz....
MAYIS 1960 DARBESİ'NİN ARKA PLANI ve SONUÇLARI 5 Mar 2025 — Türk ordusu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk darbesini 27 Mayıs 1960 tarihinde yapmıştır.
قرآن الرحم، ملا عمر ممتلى اولان ( مشاكلة فى الصحية ( السلوم ناء، ونارك قوللاند قارى (يستمي) كلم من عندا قوللاشد. او نارك بو سوزلرين مشاكلت ومالهت نقطه نظر ندن ان يضرب) بند ) من المثل الحقير ) دمنامى، مشابهى حد اقلام كون داها مناسب اولوردی فقط بومند استان نظره التمامي، لطيف، اسلوبه اشار تدركه عندالار مهر و با امضا كي تصدیق و اثبات گوندر ناملک بازيلان برشی مهر تم تصديق ايديا من اولور عنها لونك لى سويلنیان بر موزده بر مثال ادار
تصديق واثبات ايديا من اولور.
یا خود (أن تضرب ) الله پاره نك ضربه ايما يد يا مدر. يعني تعميد المحرك ضربی و ضرب مثالي، شكونان غربی قدر کلام قیمت ويربور یعنی، ناصلا که سکه کوموس و التونه قیمت ويربيور، ضرب منا الرد کلا ماره او نسبنده قیمت و اعتبار ويربيور و بواشار تاله و هماري دفع ايتملك اليحجون تغير المحرك كوزل ؟ واسطه اولد قارينه و تثير المحرك بدعه او لما يوب بلاغت ساحه سنده ايشلك وكوزل به جاده او لدينه ايما ايد يلمشدر اوت، ضروب امثال معلوم قاعده کردندر.
داها قيصه وداها مختصر اولان (ضرب) مصدری اوزرینه ( أن يضرب ) نك فعل صيفر سيله ترجيحاً ذكر ايديالمى، اعتراضهار ينك منشئى بالذات تمثيل او مايب ( بعوضه ) نك حقارتي أولدينه اشار ندر. چونکه تمثيلهم حد ذاننده قیمتهای اولوب، اعتراض داره محل دگلد لر. زيرا ( أن يضرب ) فعلو فعل مستقل و ثابت او لما ديفندن، صانكه لطيفدر. متعلمك قصدي اونده طور ما يوب مفعوله الكيبور. مصدر أولان (ضرب) ايس ، اسمدر اسم، مستقل و ثابت اولدیفی ایجون، هدانکه كثيفدر. متكلمك قصديني جذب ایدوب مفعوله ويره مسی احتمالی واردر. بناء عليه (إِنَّ اللهَ لا يستحي ضَرْبَ الْبَعُوضَةِ مثلاً ) دينها من اوله ايدى، استحيانك محلى (ضرب) اولوردي. ما البوكه استحيانك
محلى (تعوضه ) در .
( مثلا ) بوندن مراد، تمثيلك خاصيتي اولان عقلي برشيني حتى برشيا واحدالى او لما يان موهوم ر شیئی محقق و موجود اولان به شيام .. وغائب اولان بر شيئي حاضر اولان به شیلہ تصویر ایتمکدر (مثلاً ) ده کی تذکیر در آنهلا شیا بیور که بوراده مدار نظر، بالذات (مثل ) له ذاتیدر، صفتهاری دگلدر. صفتاری ایس مقامل اقتضاسنه ويا ممثل له كه حالنه حواله ايد يا مدر.
Kur'an-t Kerim, belägatçe kıymetli olan 'müşäkeletün fi's kelimesini aynen kullanmıştır. Onların bu sözlerine sohbe' üslûbuna binaen, onların kullandıklan
müsäkelet ve müsabehet nokta-i nazarından yerinde من المثل العالم denilmesi, müşåbeheti saklamak için
daha münasib olurdu. Fakat bu münasebetin nazara alınmaması, latif bir üslüba işarettir ki, temsiller mühür veya imza gibi tasdik ve isbat içindir. Nasıl ki yazılan bir şey mühürlenmekle tasdik edilmiş olur. Aynen bunun gibi, söylenilen bir söz de, bir misal ile tasdik ve isbat edilmiş olur.
Yahud تشرب file paranın darbina ima edilmiştir.
Yani temsillerin darbi ve darb-1 meseller, sikkenin darbi kadar kelima kıymet veriyor. Yani, nasıl ki sikke.
gümüş ve altına kıymet veriyor, darb-1 meseller de kelámlara o nisbette kıymet ve i'tibâr veriyor. Ve bu işaretle vehimleri def etmek için temsillerin güzel bir våsıta olduklarına ve temsillerin bid'a olmayıp belägat sahasında işlek ve güzel bir cadde olduğuna îmâ edilmiştir. Evet, durûb-u emsål ma'lûm kaidelerdendir.
Daha kısa ve daha muhtasar olan شرب masdan üzerine آنْ يُخرب 'nin fiil sigasıyla tercihen zikredilmesi, i'tirâzlarının menşei bizzat
temsil olmayıp بلونه 'nın hakareti olduğuna işarettir. Çünki temsiller hadd-i zâtında kıymetli olup, i'tirazlara mahal değildirler. Zira آن يخرب fiildir. Fiil müstakil ve sabit olmadığından, sanki
latiftir. Mütekellimin kasdı onda durmayıp mef'ûle geçiyor. Masdar olan حزب ise, isimdir. İsim, müstakil ve sabit olduğu için, sanki
kesîftir. Mütekellimin kasdını cezb edip mef üle vermemesi ihtimali vardır. Binaenaleyh إِنَّ اللهَ لا يَسْتَنِي
ضَرْبَ الْبَعُوضَةِ مَثَلًا denilmiş olsa idi, istihyânın mahalli حَرْبٌ olurdu. Halbuki istihyânın mahalli بَعُوضًه 'dır.
مقاً Bundan murad, temsîlin hâsiyeti olan aklî bir şeyi hissî bir şeyle; ve aslı olmayan mevhûm bir şeyi muhakkak ve mevcûd olan bir şeyle; ve gäib olan
bir şeyi hazır olan bir şeyle tasvir etmektir. 'deki tenkîrden anlaşılıyor ki, burada medâr-ı nazar,
bizzat تقل 'in zâtıdır, sıfatları değildir. Sıfatları ise, makamın iktizâsına veya mümessel-i lehin hâline havâle edilmiştir.
66 Bu Kur'an, Allah'tandır, başkası tarafından uydurulmuş değildir; o, kendisinden önceki kitapları doğrulamakta ve konulmuş olan hükümleri açıklamaktadır. Bunda kuşku yoktur. O âlemlerin rabbindendir. 99
(Yunus, 10/37)
ومنهم
Mushaf sayfa no: 212
Hafızlık sayfa no: 11. cüz/9. sayfa
KUR'AN, ALLAH'IN KELAMIDIR.
BİLGİ:
Mekkeli müşrikler, Kur'an-ı Kerim'in Allah'ın kelamı olduğunu bir türlü kabul etmek istemiyorlardı. Bunun için de türlü türlü bahane ve iddialar uyduruyor-lardı. Bu iddialardan biri de Kur'an'ın aslında ilahî bir kelam olmayıp Hz. Pey-gamber'in kendi başına uydurduğu bir kitap olduğuydu. Ayet, müşriklerin bu iddiasını reddetmektedir. Kur'an, insan gücünün, değil bir benzerini, bir sûre-sinin benzerini dahi getirmekten aciz olduğu yüce bir kitaptır. O, ilmî, edebi pek çok mucize barındırmaktadır. Durum böyleyken okuma yazma bilmeyen Hz. Muhammed'in (s.a.s.) böyle yüce bir kitabı uydurduğu nasıl iddia edilebilir?
MESAJ:
1. Kur'an-ı Kerim, insan ürünü değildir. Kur'an'ın uydurulmuş olduğunu iddia etmek en büyük iftira ve en büyük yalandır.
2. Kur'an, kendisinden önceki ilahî kitapların tahrif edilmemiş hållerini onaylar.
Peygamberimiz, Allah'ın kendisine öğrettiği hakikati insanlara öğretmeye ve onları kötülüklerden vazgeçirmeye çalışıyor, tertemiz bir hayata davet ediyordu. Bazıları bu davete dört elle sarılırken bazıları ise kör ve sağırmış gibi davra-narak davete uymaya yanaşmıyordu. İnkârcıların bu hâlleri, Peygamberimizi de fazlasıyla üzüyordu. Onlar, Allah'ın kendilerine bahşettiği akıl, irade ve duyu organları gibi melekeleri kullanmamakta ısrar ederek kendilerine ya-zık ediyorlardı. İşte bu ayet, onların kendi davranışları sebebiyle hidayetten mahrum kaldıklarını açıklamaktadır. Gerçeği görmemekte ısrar edenlere bir haksızlık yapılmamıştır.
MESAJ
Gönlünü hidayete kapatanın ahiret günü sunacak bir mazereti yoktur.
KELİME DAĞARCIĞI:
Zulüm: Sınırları çiğnemek, başkasına zarar vermek, batıla sapmak.
mücâhede: 1. Cihâd, İslâm uğruna sa-vaşma. 2. Mücadele, çaba, gayret. 3. Kişinin nefsine karşı gelerek kendini terbiye etmesi ve böylece mânevi ma-kamlara ulaşması, nefs ile savaşma.
mücâvirîn: Komşular.
müceddid: Tecdid eden, yenileyen, yeni bir şekil veren, yeniden güçlendiren.
müceddid-i elf-i sânî: Hicrî ikinci bin yı lın müceddidi İmâm-ı Rabbânî.
mücehhez: Donanmış, donatılmış, nok-sanlıkları giderilmek sûretiyle hazır hâle getirilmiş.
mücerred: Cisim hâlinde bulunmayan, saf, hålis, tecrid edilmiş, soyulmuş.
müctehid: Âyet ve hadislere dayanarak hüküm çıkaran âlim, imâm.
müdekkik: Tedkik eden, iyice araştıran, en ufak ve gizli şeyleri gören.
müessir: Te'sîr eden, eser bırakan. 2. Te'sîrli. 3. Hüzün veren, kederlendi ren, dokunaklı. 4. Sözü geçen, hükmü yürüyen.
müessis: Binâ eden, bânî, kurucu.
müeyyed: 1. Te'yid edilmiş, güçlendiril-miş. 2. Tasdik edilmiş, doğrulanmış.
müsådere: 1. Bir suçtan ötürü bir şahıs veya kuruluşa aid mal üzerindeki hak-ların sona erdirilip bu malın kamuya mal edilmesi. 2. Zor alım. 3. Osmanlı Devleti'nin Tanzimat öncesi bir mülki-yet anlayışının neticesi olarak şahsa me'mûriyet yolları ile geçmiş olan mal-ların padişah adına devletleştirilmesi.
mūsāvi: Eşit, denk, birinin ötekinden fark-sız olması, aynı hâl ve derecede olan.
müstaġni: 1. Minnetsiz, ihtiyacı olmayan. 2. Tenezzül etmeyen. 3. Tok gözlü, kanâatkår. 4. Nazlı davranan.
müstecâb: Kabül olunmuş.
müstedric: İsteğe uygun hârikalar göste-ren käfir veya fåsık.
müstefid: Faydalanan.
müşähede: 1. Bir şeyi gözle görme. 2. Månevi seyir.
müşahhas: 1. Şahıslandırılmış, cisimlen-dirilmiş, şekillendirilmiş. 2. Gözle gö rülüp, elle tutulur halde bulunan.
mütâreke: Ateşkes, bir harpte iki tarafın muvakkat bir zaman için ateşi durdur-ması.
müteaddid: Teaddüd eden, çoğalan, çok, birçok, türlü türlü.
müteallık: Taalluk eden, äid ve mensub bulunan, münasebetli, asılı, bağlı, dair.
1965 - Millî Emniyet Hizmetleri Teşkilatı, Millî İstihbarat Teşkilatı (MIT) adını aldı.
KURBAN BAYRAMINIZI TEBRİK EDER, HAYIRLARA VESİLE OLMASINI DİLERİZ
HAZİRAN
06
CUMA
10 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 24 MAYIS 1441 HIZIR: 32
BİR AYET
"Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur."
(Tevbe: 129)
BİR HADİS Allah katında günlerin en büyüğü Kurban Bayramının birinci ve ikinci günüdür.
Ebu Davud
Cuma gününe rast gelen bu bayram, çok kıymettar olan haccü'l-ekber olduğundan, hacca bu sene gidenler çok kazanmışlar. Cenab-ı Hak bizi de onların hayırlı dualarına hissedar eylesin. Âmin.
1911-Bediüzzaman Said Nursî'nin İstanbul'a gelerek Sultan Reşad'ın Rumeli seyahatine katılması.
HAZİRAN
05
CUMA
191447
ZİLHİCCE
RUMI: 23 MAYIS 1442 HIZIR: 31
BİR AYET
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki takvaya
erişesiniz.
Bakara Suresi: 21
BİR HADİS
Dedikoduyu, çok sual sormayı ve malı boşu boşuna harcamayı terk et.
Bakınız; arkamızda pençelerini açmış hücuma hazır ecel arslanı tehdit ediyor. Eğer iman kulağıyla Kur'ân'ın sadâsını dinleyecek olursan, o ecel arslanı bir Burak olur.
le. Kisra Ihbarat-ı gaybiyedir ki, tir E ye Kayserin definelerinin İslâm eline geçmesi, Rumların ki, bilahare vukua gelecek pek çok garip şeylerden bahset
Risaleti Ahmediye (asm)
TARİHTE BUGÜN
1909-31 Mart Hadisesi
sebebiyle tutuklanan Bediüzzaman'ın Divan-ı Harp'teki müdafaası ve beraetle tahliye edilmesi.
1928 - Türk Vatandaşlığı Kanunu kabul edildi, tekke ve zaviyeler kapatıldı.
1983 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Dr. Tahsin Tola vefat etti.
HICRI: 22 SEVVAL 1443 - RUMI: 10 MAYIS 1438
Dala İkindi Aksam
23
PAZARTESİ
MONDAY
MAYIS
MAY
BİR AYET
Rabbine hamdederek Onu tesbih et ve Ondan
mağfiret dile.
Nasr Suresi: 3
BİR HADİS
Özür dileyeceğin her işten sakın!
Evet ümidvar olunuz. Şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, İslâm'ın sadası olacaktır.
Rivayet olundu ki, bir bedevi (yani Arap köylüsü) devesinin üze ⚫rinde yolculuk ederken ansızın deve yere yıkılarak ölüverdi. Bunun üze rine köylü Arap, devesinden inerek etrafında dolaşmaya ve deve hak. kında düşünüp şöyle demeğe başladı:
Sana ne oldu ki, ayağa kalkmıyorsun? Sana ne oldu ki, yerin-den ayrılmıyorsun? İşte organların tamdır, ayakların salimdir, senin bu halin nedir? Seni taşıyıp götüren ne idi? Seni göndermekte olan (kuv-vet) neydi? (Şimdi) seni ölü olarak yere kim serdi? Seni kıpırdayıp hareket etmekten kim alıkoydu?, diye söylendikten sonra devesinin hâli hakkında düşünceli, kendi işi hakkında da şaşkın ve hayrete düşmüş bir vaziyette şu şiiri söyleyerek yanından ayrıldı:
Ona Allah tarafından işaret gelince hemen elleri ile ayakları üze rine düşüp ölüverdi.
O sağlam zırhını, mızrağını attı, semizlikten derisi yer yer ya-rılıp yırtılmış hâlinde uzanıverdi.
Eğer ona çağırsan o, da'vet edene cevab vermiyor, yahut büyük bir musîbet için kalkması ümid olunmuyor.
O, gitmekte olan ölüm atını görünce artık cesareti gitti, bir is-teği, bir arzusu kalmadı.
Binicisinden ona yazıklar olup aldırış etmiyor. Çünkü onun ki-şiliği giderek konuşmaz oldu.
İşte bu ayakları bu da organlarıdır. Fakat ona itaat eden hiç bir uzvu kalmadı.
Heyhat! Ölmüş olan deveyi korumak için meşrefli kılıca ve onu tutan ellere artık ihtiyaç kalmadı. Bu, Allah'ın değişmez emri ve hükmüdür. Zaten Allah, muhkem kazası ile hükmeder.
Ey büyük hasret ve büyük musibet! Eğer deve onun kadrini
takdir edebilseydi... Fakat onun büyüklüğünü idrak edemedi. Bu, bizim hepimize yerinde bildirdiği bir haberdir. Fakat biz,
(şu) halimizde onu bilemeyiz.
4 Hakim-i Tirmizi'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte şöyle buyu-rulmuştur:
Hazret-i Adem'in bir çocuğu vefat edince, Adem:
- Ey Havva oğlun ölmüştür, diye haber verdi. Havva: Ölüm nedir? diye sordu. Adem:
İnsan yemez, içmez, kalkmaz, oturmaz hale döner, dedi. Bu
sözün konuşulması sırasında Havva bir çığlık atınca Adem: Sen ve kızların çığlık atıp ağlamaya baksın. Ben ve oğullarım
bundan beriyiz, dedi.
Rivayet olundu ki:
5 Ölüm meleği (Azrail) İbrahim aleyhisselâmın canını almak için yanına geldi. İbrahim, ölüm meleğine:
Dostunun ruhunu alan bir dost gördün mü? dedi. Bunun üzerine ölüm meleği, yüce ve münezzch olan Rabbının (mánevi nezdine) yük-(ib durumu arz edi)nce Allah Taala Azrail'e hitaben:
Ya Ibrahim! Dostuna kavuşmak istemeyen hiçbir dost gördün mü? diye sor, buyurdu. Sonra ölüm meleği (Azrail) Ibrahim Peygam-berin yanına dönüp (Allah'm emrettiğini ona) sorunca Ibrahim aley-
hisselam:
Öyle ise şimdi canımı al, diyerek rıza gösterdi.
Ebu'd-Derda (r.a.), «Hiçbir mü'min yoktur ki, muhakkak ölüm kendisi için daha hayırlı olmasın. Her kim benim bu sözümü) tasdik etmezse, o yüce Allah'ın:
Allah'ın nezdinde olan (ní'metler) iyiler için daha hayırlıdır (1), sözünü okusun derdi.
Hassan bin Esved, Ölüm, mü'min için ancak hayır olmuştur. Çün-kü ölümde dostun dosta kavuşması vardır, derdi.
En iyisini Allah bilir.
İKİNCİ BAB
BİR MÜSLÜMANIN DİNİNDEN HÜKMÜN (TERKEDİLEREK)
GİTMESİNDEN ENDİŞE ETTİĞİ ZAMAN ÖLMEYİ TEMENNI ETMESİ VEYA ÖLMESİ İÇİN DUA ETMESİNİN CAİZ OLMA-
SININ ZİKRİ
Allah Taâlâ, Yusuf aleyhisselâamın peygamberlik ile hükümdarlık (yani Mısır Maliye Vekâleti) mevkiine nail olduğu zamanki duasını şöyle haber vermiştir:
Yusuf Peygamber, (Ey Allah'ım) benim canımı müslüman olarak al ve beni salihler (zümresinje ilhak eyle» (2), diye dua etmişti.
Hazret-i Meryem de,
«Keşke bundan önce öleydim (3), diye ölümü istemişti.
6 İmam Malik (r.a.), Ebu Hüreyre'nin (r.a.) şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Resül-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz, insan, bir kimsenin mezarının başına vararak:
Keşke bunun yerinde yatan ben olsaydımı, diye (ölümü) temenni etmedikçe kıyamet kopmayacak, buyurmuştur (4).
7 Hadis-i şerifte värid oldu ki, Resûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz duasında şu kelimeleri söylerdi:
ALLAHÜMME İNNİ ES'ELÜKE FILEL-HAYRATI VE TERK' EL-MÜNKERATI VE HUBBE'L - MESAKINE VE IZA EREDTE BINNASİ FİTNETEN FAKBİDNİ İLEYKE GAYRA MEFTONIN = Allah'ım muhakkak ki ben Senden hayırlar yapmayı, kötülükleri terk etmeyi ve fakirleri sevmeyi istiyorum. Sen insanlara bir fitne dilediğin
(1) Al Imran: 108 (2) Yusuf: 101 (3) Meryem: 24 (4) Feyzü'l Kadir, c. 1/233
(268) Ezraki-Ahbaru Mekke c, 2, s. 193, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 267 (209) Vakıdi-Megazi e, 3, s. 1101, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 173, Ezraki-Ahbaru Mekke c, 2, 8, 193
(270) Ezrakl-Ahbaru Mekke c, 2, s. 193
#1000 (271) Buhari-Sahih c. 2, s. 174, Müslim-Sahih c. 2, s. 933, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, (272) Vakadt-Megazi c. 3, 8
, 1102, Müslim-Sahih c. 2, s. 889, Ebû Davud-Sünen (213) Vakıdi-Megazi c, 3, 8, 1102 2,8. 185, İbn-i Mice-Sünen c, 2, s. 1024, Daremi-Sünen e, 1, 5, 377 (274) Vakıdi-Megazi e, 3, s. 1103
Nemire'de çadırının kurulduğunu gördü ve oraya indi (276). Imam'in Arefe günü indiği yere indi (277).
249
de, Peygamberimizin diğer zevceleri de, çadırın içinde ve çevresinde Peygamberimizin zevcesi Hz. Meymune, oradaki bir kayanın dibin-gölgelendiler (278).
Kaya, Arafat'a giderken sağ taraftaki dağın dibinde idi. Peygam-berimizin indiği yer de, kayanın yanı idi.
Kayanın üzerine elbise gerilip gölgelik yapılmıştı (279).
Müzdelife:
Müzdelife; Mina'ya bir fersah uzaklıkta, Arafat dönüşünde hacıla-rm yattıkları ve akşam namazını geciktirip yatsı namazile cem ederek kıldıkları mübarek bir yerdir (280).
Buraya, Müzdelife denilmesi, Arafat ile Mina arasında hacıların, Allah'a yakınlaşma yeri, yahut Arafattan dönüşte Mina'ya yaklaşıldı-, yahut hacılar ona gecenin bir kısmında gelip toplandıkları, ya da, arası pek ziyade süpürülüp temizlenmiş olduğu içindir (281).
Müzdelife, hem Haremdendir, hem de, Meş'ardandır (Hacc ibadeti İçin belirlenmiş yerlerdendir.) (282)
Müzdelife Mescidi ile Arafat Mescidi arasındaki uzaklık üç mil ve üç bin üç yüz on dokuz arşındır (283).
Arafat:
Arafat, hacıların Vakfe yeridir.
Arafat'ın Mekke'ye uzaklığı, on iki mildir (284).
Arafat'a, Arafat denilmesi, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın burada bu-Juşup tanıştıkları veya Cebrail Aleyhisselâm, Hz. İbrahim'e burada hac
3176- Ademoğlunun amelleri her pazartesi ve perşembe günleri sunulur. Merhamet edenlere merhamet edilir, istiğfar e-denler için de rahmet talebinde bulunulur. Kindarlar kinleri ile başbaşa bırakılır.
3180- Kur'an'ı öğrenin ve halka da öğretin. Feraizi öğ-renin ve onu halka da öğretin. Ben şüphe yok ki, aranızdan ayrı-lacağım. İlim de kaldırılacak, fitneler baş gösterecek. Hem de öylesine ki, kişi bir farz hususunda anlaşmazlığa düşecek de on-ların arasında hüküm verecek biri bulunamayacak.
"Sana niçin yaptığını sorduklarında, utanacağın ve yalanlamaya kalkacağın işleri yapmaktan çekin,"
Hazret-i Ali (Radıyallahu Anb)
"Nefsin, azgın bir binek atından daha çok şiddetle gemlenmeye muhtaçtır."
Hasen-i Basri (Rahmetullahi Aleyh)
"İnsanları iki şey mahveder: Fazla mal toplama hırsı ve çok konuşmak."
Ibrahim en-Neba'i (Rahmetullahi Aleyh)
"Müslüman o kimsedir ki, İslâm'ın emirlerine uyar, fakat İslâm'ı kendine uydurmaya kalkmaz. İslam'ı kendine uydurmaya çalışan kimse, hakiki Müslüman olamaz."
Mahmud Efendi (Kuddise Sirrubû) Hazretleri
"Anneler helâl yemeli, edepli olmalı. Zirá kötü huylar anne sütüyle çocuğa geçer, ergenlikte ortaya çıkar."
İmam-ı Gazali (Rahmetullahi Aleyh)
"Nefse günahtan kaçmak, ibadet yapmaktan daha zor gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır."
İmam-ı Rabbani (Kuddise Sirrubû) Hazretleri
"Adâletin en kötüsü geç tecelli edenidir. Sonunda büküm isabetli olsa da, geciken adâlet zulümdür."
Hicret-i Nebeviyye Esås Alınarak Başlayan 1448. Hicri Yılbaşınızı Tebrik Eder ve Aşûra Günümüzün İslâm Ümmetinin Halasına Vesile Olmasını Cenâb-ı Mevladan Niyaz Ederiz!
Aylık İlim, Kültür ve Fikir Dergisi
Lâlegül Dergisi Yıl:14 Sayı:160 Zülhicce - Muharrem 1447-1448 Haziran 2026 150t
(ها) تصمیمی افاده اند بکندن، قاعده نك عمومی اولديغنه اشار تدركه جواب بالكز او نارك اعتراهم
ایندکارى شيئه منحصر فالماسين.
(تعوضةً ) لك جوق لوحك وحقير شار وصواناء بولوند يفى حالده ( تعوضه ) نك تخصيصى، عند التلفا تحليل اليجون استعمالی حومه او لدیفه بناء در.
و یا کوچه کده (فَمَا فَوْقَهَا ) یعنی قیمت و بلاغته بعوض نك ما فوقى وياك ، بعوضه نك مادوني و يا خورهم قیمتده، هم کوچک کده بعوضه نك ما دونى اولان شیار د. فقط (ما فوقها) تعبیری، کوچه شباه بلاغتجه داها غريب، خلقتجه داها عجيب اولديفنه اشار تدر.
بو جمله نك او لکی جمله در تفریح و تشعب ایندیانی افاده ايدن (ف)، بو جمله بی هر ايكي شقياله انتاج الدين ضمنی و کیزلی به دلیله اشار تدر تصویری شویله اوله کرکدر جذاب همه، تمثیلی ترك التميز زيرا بلاغتك اقتضا ایتدیگی بر تمثيلدر بلاغتك اقتضا ایتدیگی شي ترك ابد يلمز اویله ایه جناب همه بو تمثیرهای
ترك التميز
بناء عليه انصا فى اولان، أو تمثيلك بليغ حق والتهدن اولد يغني بیاید. عناد ایله باقانه آدم اینه حکمتنی بیامز تردده دوش صورار، سؤال ايدر. ان نهایت استحقار ايله انكاره كبير.
خلاصه ) مؤمن، انصافالى اولديغنى ايجون اللهدن اولد يغني تصديقه ايدر. وافر اولان آدم عناد جي
اولدیفند نه بونده نه فائده وار؟ دیر.
برنجیسی ما زوم، ایک نجیسی لازم والمنه ( اما ) بو (اوا) شرط ادا تيدر داخل اولديغي هر ايكي جمله بی برنجیسی . اوزره و یا اولیسی شرط، او تر کیسی مشروط اولیه اوزره، اینجینی برنجی ایله باغلار
وت بو ا یک جمله آرمنده از وی تأسیس ایتمان ليون وضع يد المشد . بناء عليه بوراده ( فبطلون أن الحق) جمله سندن (الَّذِينَ آمَنُوا) جمله سنه لازم و ضروری اولديغنه دلالت ایدر. یعنی ایمانی اولانك ثانی اونك من اولد يغني بالمكرر.
(6) ta'mimi ifade ettiğinden, kaidenin umumi olduğuna işarettir ki, cevab yalnız onların 'tirdz ettikleri şeye münhasır kalmasın.
Pek çok küçük ve hakir seyler ve hayvanlar bulunduğu halde 'nın tahsisi, inde'l-bulegi temsil için isti'mâli çok olduğuna binäendir.
GJJGJ Yani kıymet ve belågatçe baûdanın måfevki veya küçüklükte baûdanın mådūnu veyahud hem kıymette, hem küçüklükte baûdanın madūnu olan şeylerdir. Fakat ta'biri, küçük şeyin belägatçe daha garib, hilkatçe daha acib olduğuna işarettir.
قاما الَّذِينَ آمَنُوا فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقِّ مِنْ رَبِّهِمْ وَأَمَّا الذين كفروا فيقولون ماذا أراد الله بهذا مثلاً
Bu cümlenin evvelki cümleden teferru' ve tesa'ub ettiğini ifade eden )ف(, bu cümleyi her iki şıkkıyla intac eden zımnî ve gizli bir delile işarettir. Tasviri şöyle olsa gerektir. Cenâb-ı Hakk, temsili terk etmez. Zira belägatin iktizå ettiği bir temsildir. Belágatin iktizā ettiği şey terk edilmez. Öyle ise Cenâb-ı Hakk bu temsili terk etmez.
Binâenaleyh insafı olan, o temsilin beliğ, hak ve Allah'dan olduğunu bilir. İnâd ile bakan adam ise, hikmetini bilmez. Tereddüde düşer, sorar, suål eder. En nihâyet istihkär ile inkâra girer. Hulâsa: Mü'min, insaflı olduğu için Allah'dan olduğunu tasdik eder. Kâfir olan adam inádcı olduğundan, "Bunda ne fåide var?" der.
)ET) Bu )اما( şart edâtıdır. Dâhil olduğu her iki cümleyi, birincisi melzům, ikincisi lazım olmak üzere; veya evvelkisi şart, ötekisi meşrût olmak üzere, ikincisini birinci ile bağlar. Evet, bu (E) iki cümle arasında lüzûmu te'sis etmek için vaz edilmiştir. Binâenaleyh burada فيعلمون أنه الحقى cümlesinin الذنام cümlesine lâzım ve zaruri olduğuna delâlet eder. Yani îmânı olanın şânı, onun hak olduğunu bilmektir.
ولو أن لكل نفسى ظلك ما في الأمن الافتاء . وأسروا القمامة لما رأوا العذاب ولدى تيه باسم وهم لا يظلمون الا الى بله ما في السنوات ولا في أو ان وعد الله على ولكن أكثرهم لا يعلمون قره ويُمِيتُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ . يَا أَيُّهَا النَّاس قد جال موعظة من ربكم وشفاء لنا في الصور وقتى وين المؤمنين . قل بفضل الله وبرحمته فبذلك فليلي هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ قُل أرأيتم ما انزل الله العليم من رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَامًا وَحَلَالًا قُلْ الله اذن الحنان على الله تَفْتَرُونَ وَمَا عَن الَّذِينَ يَفْتَرُونَ على الله الحبيب يَوْمَ الْقِيمَة إِنَّ الله لذو فضل على الناس ولكن الطارق لا يَشْكُرُونَ وَمَا تَكُونُ فِي شَأْنٍ وَمَا تَتْلُوا مِنْهُ مِنْ قُرْآنٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ إِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا إِذْ تُفيضُونَ فيهِ وَمَا يَعْرُبُ عَنْ رَبِّكَ مِن مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلا في السَّمَاءِ وَلَا أَصْغَرَ مِنْ ذَلِكَ وَلَا أَكْبَرَ إِلا فِي كِتَابِ من
"Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt, kalplerdeki hastalıklara bir şifa, inananlara bir rehber ve rahmet gelmiştir.99
(Yūnus, 10/57)
Mashaf sayfa no: 214
Hafızlık sayfa no: 11. cûz/7. sayfa
YÜCE ÖĞÜT: KUR'AN
BİLGİ
Kur'an, yüce mesajlarla yüklü mukaddes bir öğüttür. Bu öğüt insanlık tarihinin en büyük değişiminin kaynağı olmuştur. Bu değişimi Hz. Câfer şöyle anlatır: "Biz cehalet ve zorbalık içinde yaşıyorduk. Putlara tapıyor, leş yiyor, ahlaksızlık yapıyor, akrabalık hakkını çiğniyor, komşuluğu tanımıyorduk. Güçlüler zayıfları eziyordu. Nihayet, Allah içimizden asil ve dürüst birini elçi seçti. O, Rabbimizi ve ibadetlerimizi bize öğretti. Bize doğru söylemeyi, kan dökmemeyi, ahlaklı olmayı, emaneti ehline vermeyi, akrabalık ve yetim hakkını korumayı, iftira atmamayı, komşuyu gözetmeyi öğütledi. Biz de iman ettik."
MESAJ
1. Kur'an'ı okumak, anlamak ve yaşamak görevimizdir.
الا بل أولياء الله لا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلا هُم يقولون .
Bilsiniz 1. Allah'ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar Grilmeyeceklendir deg
ALLAHIN DOSTLARI
Yukarıdaki ayetin devamında Allah dostlarındanur "Onlar, Iman eden ve Allah'a gelmekken hem de ahirette omlar için müjderivayete glee "Allah dostlan kimberd?" peklindeki soruya Peygamberimiz, "Onlar yekimlendir onları gören Allah hatırlar" diye cevap vermiştir. Bu yet. Allah dostlarının dünya ve ahiretteki durumunu bize haber vermektedit Ne mutlu bu kama maminkulland
MESAJ
1. Iman edip takva bilinciyle yaşarak biz de Allah'a dost olabiliriz.
2. Allah'ın dostu olmak en büyük kazançtır
KELİME SAGARCICI
Evllyk Dostiat, veliler
Evliyâullah Allah'ın dostluğunu karanan kişilet, takva sahibi müminler Hast Kulon Allah katındaki durumu hakkında hissettiği korka, kẹp
1965 - Milli Emniyet Hizmetleri Teşkilatı, Milli İstihbarat Teşkilatı (MIT) adını aldı.
HAZİRAN
06
CUMARTESİ
20 1447 ZİLHİCCE
RUMI: 24 MAYIS 1442
HIZIR: 32
BİR AYET
Mu'minler ancak o kimselerdir ki, Allah'ın adı anıldığı zaman kalpleri
titrer...
Enfal Suresi: 2
BİR HADİS
Allah yakınlarını, nâmahremlerden kıskanan kullarını sever.
Hazine-i rahmetin en kıymettar pırlantası ve kapıcısı zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm olduğu gibi, en birinci anahtarı dahi Bismillahirrahmanirrahîm'dir. Ve en kolay bir anahtarı da
zuhur eden harikalardır. Mecusi millet ktadır ki, Hazret i Muhammed Aleyh hissalatu Vesselamin nu etinin taptığı ateşin son bder yvetinden evvel z Irhasat ile anılmak
vakit, beni(m ruhumu) fitnelenmemiş olarak alıp illiyyin makamına yükselt)..
20
8 İmam Malik şöyle rivayet etmiştir:
Ömer bin Hattab (r.a.), «Allah'ım yaşım yükseldi, kuvvetim azaldı, devletimin idaresindeki birlikler etrafa yayıldı. Artık benim canımu zayi edici, kusur işleyici olmayarak al da yüce makamlarına yükselt. diye dua ederdi. Hazret-i Ömer'in bu duasından çok geçmedi nihayet Allah Taala ruhunu ahverdi. (1).
Ebu Abdillah el-Gifarí, thunyani veba-dan kaçmakta olan bir topluluk görünce, «Ey tâun! Beni al da sen(i yaratanla götür, der ve bu sözü üç defa tekrar ederdi. Bundan dolayı kendisini azarlayanlara karşı da şöyle mukabele ederdi:
Ayol sen Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellera'den işitme-din mi ki, o, şöyle buyuruyordu:
9 Altı şeyden dolayı ölüme doğru koşunuz:
1-Beyinsiz olanların devlet idaresini ellerine geçirmeleri,
2-Devlet kapısında, polis ve jurnalcilerin çoğalması,
4-Dini hükümlerin, yahud da insan görülüp kasas hükm'ünün terk edil) mesi, öldürülmesinin hafif
rılması, 5-(Ekleyip durulması vacib olan) akrabalık bağlarının kopa
6-Her ne kadar din ilmi bakımından kendilerinden az bilse bile Kur'an ile kendilerine teganni etmesi için Kur'an-ı Kerîmi musiki åleti edinen bir kimseyi önlerine geçiren bir kavmin (topluluğuni türe
mesidir», (2). (Kur'an-ı kerimin teganni ile eğlence için okunması.) Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.
ÜÇÜNCÜ BAB
ÖLÜMÜ ÇOK ZİKRETMENİN VE ONUN İÇİN HAZIRLANMANIN MÜSTEHABLIGI HUSUSLARINDA GELEN SÖZLER
10 Imam Nesei ve İbni Mâce ile diğer hadîscilerin Ebu Hüreyre-den (r.a.), rivayet ettikleri hadiste Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve
sellem Efendimiz ölümü kasdederek şöyle buyurmuştur:
(Dünyanın) zevk ve lezzetlerini kesen şeyi çok zikrediniz», (3).
Başka bir rivayette de merfu olarak gelmiştir.
11- Imam Malik ve İbni Mâce şöyle rivayet etmişlerdir:
Ibni Ömer'den (r.a.), rivayet olunan hadiste şöyle demiştir: Ben Allah'm Rezûliyle birlikte oturduğum sırada «Ensardan bir zat (Pey-
(1) Imam Malik (ra.), Hazret-i Ömer (ra.)den rivayet etmiştir. Ş. Sudur (2) Imam Ahmed, Müsned-inde. Taberani Mu'cem-i Kebir-ind Ibn-i Abdil berr Temhid-de rivayet etmiştir. Ş. Sudur, s. 3, Peyzü'l-Kadir 3/194 (3) Tirmid Ebu Hureyre'den 4/553, Ibni Mace, Ebu Hureyre, 2/1422
gamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına) gelerek selam verdikten sonra, Ey Allah'ın Resülü! Mü'minlerin hangisi daha faziletlidir?» diye sordu. Resûlullah:
Huy bakımından en güzel olanlarıdır, buyurdu. O zat: Mü'minlerin hangisi daha akıllıdır? dedi. Resûl-i Ekrem:
Ölümü en çok zikredeni, ölümden sonrası için en güzel (tedbir alp) hazır ananıdır. İşte onlar akılı insanlardır», buyurdu», (1).
12 Tirmizi'nin rivayet ettiği hadiste Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:
Zevk ve lezzetleri kes(ib yok ed)en ölümü çok hatırlayınız. Çünkü onu zikredip hatırlamak (insanlardan) günahları temizler, dünyada da zühd ü takvân sahibi yapar», (2).
13 Resûl-i Ekrem Efendimiz, «En iyi bir nasihatçı olarak ölüm yrter, buyurdu (3).
14 Hadis-i şerifde şöyle vårid olmuştur:
Sahabelerden biri tarafından Peygamber (s.a.v.)e: Ya Resûlallah (Kıyamet Günü'nde) şehidlerle beraber hiç bir kimse haşredilecek mi? (Yani toplanıp bir araya gelecek mi?) diye soruldu. Allah'ın Resûlü, «Evet, gündüz ile gecede yirmi kez ölümü hatırlayıp düşünen kimsedir», buyurdu (4).
Ömer bin el-Hattab (r.a.) şu şiiri söyledi:
(Ey Insanoğlu) Görmekte olduklarından hiçbir şey ter ü tâze olarak kalmaz. Mal, evlåd fänidir, ancak Allah baakklir.
Birgün (bile insanı) hazineleri ihtiyarlamaktan geri bırakamadı. Ölmeyip ebedi kalmayı Ad kavmi denedi ama ölümden kurtulup ebeği kalamadılar.
Insanlarla cinlere hükmedip aralarında dolaşan, emriyle rüzgâr-lar estiren Süleyman Peygamber bile ebedi kalamadı.
Kuvvet ve kudretinden ötürü her tarafdan huzurıma elçiler ge-
len padişahlar nerede?
Orada başında toplanılacak bir havuz vardır ki herkesin var-dığı gibi bir gün oraya varıp toplanılacağında asla yalan ve şüphe yoktur.
Şunu biliniz ki, ey kardeşler (im)! Ölümü hatırlamak (insa-
nın) dünyadan koparılıp ayrılacağını düşündürür bir hale getirir. Bu fani dünyadan çıkılıp her an ebedi (âhiret) yurduna yönelme-sine sebeb olur.
llim adamları derler ki: Insan bu dünya yurdunda darlık ile ge-nişlik, ni'met ile azab olan iki halden ayrılamaz. Bunun için insan ni'-
(1) Ibni Máce, Ibni Ömer'den 2/1432 (2) İbni Ebid-Dünya, Enes (r.a.)den. Serhu's-Sudur 8. (3) Taberani, Ammar (r.a.) dan. Aynı eser 8. (4) Aynı eser 8.
22-hatırlamaya metin gafletinden, çetin güçlüklerden, kendisinde bulunan bazı musi-betlerin hafiflemesi için ölümü (ve ölümden sonrasını) muhtaç olur.
Yine ilim adamları, ölümü hatırlamanın (faydaları) içinde (dün-yada çok yaşama) ümidinin kısaltılması, ölümün zamanının (hazırlıklı ve tedbirli olarak) beklenilmesi vardır, dediler.
Keza ilim adamları, ölüm için; malûm bir nefes, belirli bir hasta-hk ve bilinen bir zaman yoktur, dediler. Bundan dolayı akıllı kimseler ölüm için hazırlandılar da sefere çıkma hazırlığı üzere oldular.
Bize şöyle bir kıssa ulaşmıştır:
Bir kimse Medine surlarının üstünde bütün gece boyunca Yolcu-luk var, yolculuk var! diye nida ederdi. Nihayet o zat ölüp de Medine valisi onun sesini kaybedince onun durumunu sordu. Oradakiler ken-disine O zat ölmüştür», diye cevap verdiler. Bunun üzerine vali şu şiiri söylemeye başladı:
«Yolculuğa haris olarak devamlı onu zikrederdi. Nihayet kapı-şına develeri çöktürdü.
Ölüm kendisini uyanık ve hazırlıklı vaziyette ve sefer hazırlığın Ikmal etmiş halde yakaladı da onu dünya emelleri meşgul et-medi».
Yezid er-Rakkaşi (r.a.) nefsini azarlayarak kendi kendine «Ey nefs, vay haline! Ölümünden sonra senin namazını kim kılacak? Ölü-münden sonra senin namına orucu kim tutacak?» derdi. Sonra yine «Ey insanlar, ağlasanıza! Nefsinizin geri kalan ömrü üzerine bağıra bağıra ağlasanıza. Her kim ki, ölüm ona vaadli, kabir onun evi, toprak döşeği, kurt-böcek arkadaşı, büyük korku ve müdhiş korku kendisini yerinden koparıp alıyor, binaenaleyh o kimse uykudan nasıl zevk alır? der. Sonra yere serilip bayılıncaya kadar ağladı.
(Emevi halifelerinden) Ömer bin Abdi'l-Aziz (r.a.) fakih ve âlim-leri topluyor onlarla ölümü, Kıyamet Günü'nün korkularını (çetin ve) kötü hesaba çekilmeyi, Sırat Köprüsü'nden geçilmeyi müzakere eder ve onlardan birinin önünde sanki (yatmakta olan) bir cenaze varmış gibi ağlardı.
(Hadisçilerin ve Tabiin'in büyüklerinden) Süfyan-ı Sevrî'nin (r.a.) yanında ölüm zikrolununca kendisinden günlerce kimse istifade ede-mezdi. Kendisi de yemez, içmez ve bir şey sorulduğunda (sadece) bihni-yorum, diye cevap verirdi.
Ali bin Fudayl bin Iyaz da (r.a.) (yanında) ölüm zikredilince (kor-kusundan) titreyerek mafsalları kopacak gibi olurdu.
Yusuf b. Esbât ise bir cenazeyi teşyi ettiği zaman ölecek gibi olu-yordu da kendisini evine sedye ile getiriyorlardı.
Muhammed el-Leffaf da (r.a.) şöyle derdi:
Her kim ölümü çok hatırlarsa ona üç şey ikram edilir:
Her kim de ölümü unutursa o da üç şeyle cezalandırılır:
Tevbe (ve istiğfar) etmeyi geciktirmesi,
b Dünyaya haris olması,
0 İbadet hususunda tenbel olmasıdır.
İşte ey kardeşler (im) Allah (ın emrin)e yapışınız da ölüm ve ölü-mün (can çekişme) şiddetliliği, ölüm şerbetinin acılığı ve (içilmesinin) zorluğu hususunda tefekkür ediniz. Çünkü kalbleri yaralayan, gözleri ağlatan, zevk ve lezzetleri (sür'atle) kesen ve rızıkları kesip tüketen ölümdür. Keza ölümle pençeleşeceğiniz gün, evlerinizden ve konakları-nızdan ayrılacağınızı, geniş odalarınızdan çıkarak daracık kabire vara-cağınızı, arkadaş ile dostun ihanet etmesini, kardeşin ve dostun terk et (ip git) mesini ve yumuşak döşeklerinizin yahut örtülerinizin üzerle-rinden taşınarak sert toprak ve kuru kerpiç üzerine konulacağınızı, sonra dostlarınızın, arkadaşlarınızın (yakın akrabalarınızın) yanınızdan ayrılarak (tekrar eski hallerine ve) yemelerine içmelerine, gülüşmele-rine ve şehevî arzuları (nı tatmi) ne döneceklerini ve sanki onlar sizleri hiç tanımazlarmış gibi olacakları günü düşününüz.
Bazı zâhid kişiler de:
Ey servet biriktiren kişi, ey bütün kudretini binalar inşası için sarfederek tüketen kişi! Senin malından ancak (nasibin) sarılacağın kefenler (bir de mallarının dünyada bırakılıp gidilmesi, evlerinin de muhakkak yıkılıp harap olması vardır. Senin toplayıp biriktirdiğin mal-lardan herhangi biri (Kıyamet Günü'nün) korkularından seni kurtara-bilecek mi? Hayır! (hayır). Fakat sen o malı sana teşekkür bile etme-yen kimseye bıraktın. Ama sen kendin hiç bir mazeret kabul etmeye-cek olan Allah'ın huzuruna günahlarla geldin, derler ve bu hususta şu şiiri söylerlerdi:
Bütün zamanlarda toplamakta olduğun servetlerinden nasi-bin (ancak) içinde çürüyeceğin iki parça kefen, bir de (kefenine)
serpilecek kokudur.
Başka bir zat da şu şiiri söylemiştir:
Bütün dünyanın her tarafına sahip olanlar (ın sonların) a bak. Onlar dünyadan kefenle pamuktan başka hiç bir şey götürebildi-
ler mi?
15 Såbit senetle rivayet edilen bir hadîste Resûl-i Ekrem sallal-lahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
-Akıllı kimse kendini hesaba çeken ve gururunu kırarak emrine itaatkâr yapan ve öldükten sonraki hayat için iyi ameller yapan kim
amellerini öğretip «Arafte anladın mı?" diye sorduğu, Onun da Naam areítü Evet! Anladım. diye cevap verdiği (285), Yahut, Arafat'ın mukaddes bir yer oldugu, güzel bir koku ile ko-
kulanıp tanıtıldığı (286), Ya da, halk, burada durup günahlarını itiraf ettikleri içindir (287),
Arafat'ın hududu: Batn-ı Urene üzerinde yükselen dağdan Vesika doğru uzanan Arafat dağlarına ve bu dağların Arafat vadisi ile birles
tiği yere kadar olan såhadır (288). Arafat, hem Harem dışıdır, hem de, Meş'ardır (Hace İbadetleri için belirlenmiş yerdir) (289).
Nemire ve Urene:
Nemire, Arafat'ın doğusunda harap bir köydür (290).
Urene, Arafatla Mes'ar-ı Haram arasındadır. Harem dışıdır. Meg'ar
değildir (291).
Kureyşilerin ve Mekke'lilerin Vakfe'yi Arafatia Yapmayıp Müzdelife'de Yapmalarının Sebebi ve ladas Ettikleri Bid'atiar:
Yüce Allah, Kabe'yi yıkmağa gelen Fil sahibi Habeşli Ebrehe'yi ve ordusunu Ebabil kuşlarile helâk edince, bütün Araplar, Kureyşilere ve Mekkelilere karşı büyük bir saygı beslemeğe başladılar:
Onlar, Allah'ın Ev halkıdırlar. Allâh, onları koruyup düşmanları-gılarını artırdılar. m yok etti. diyerek Harem'e, Meş'ar-ı Haram'a ve Şehr-i Haram'a say-
Kureyşiler ve Mekkeliler, Arapların, kendilerine böyle saygı göster-oğullarıyız. diklerini görünce Biz, Allah'ın ev halkıyız. Allah'ın Halil'i İbrahim'in
Beyt-i Haram'ın Mütevellileri ve Harem sakinleriyiz.
ve Araplar içinde bizim sahip bulunduğumuz hak ve mevki gibi hak
mevki sahibi kimse yoktur! Araplar, bizi tanıdıkları gibi, hiç bir kimseyi tanımazlar!» dediler.
Dinlerinde bir takım bid'atlar ihdas edip aralarında uygulamağa başladılar.
gibi, hürmet etmeyiniz.
Siz, Harem dışında kalan hiç bir şeye, Hareme hürmet ettiğiniz
(2
(285) (285) Firuzabadi-Kamüsülmuhit c, 3, 5, 179 Firuzabadi-Kamülmuhit e, 3, s. 179, Yakut-Muesmülbüldan e, 4, 8, 104
( 287) Yakut-Mucemülbüldan e, 4, 8, 104
) Ezraki-Abbaru Mekke c, 2, 8, 194, Yakut-Mucemülbüldan e, 4, s. 104
ger, siz, böyle yaparsame, Araplar, sizin Hareminizi hafife alırlar. Onlar, Hareme hürmet ettikleri gibi, Harem dışındaki yerlere de,
met etmektedirler. dediler. Hareme saygı gösterip Arafat üzerinde vakte yapmayt ve oradan da-Hz. İbrahim'in dinine ve haccina aid Megairden olduğunu bil-
dikleri ve itiraf ettikleri halde, bıraktılar. Kureyşiler ve Mekkeliler «Biz, Humüs'üs! Harem halkıyız, Haremden dışarı çıkmamız ve Haremden başkasına tazimde bulun-
mamia bize yaraşmaz!
una girmek, deri çadırdan başkası içinde gölgelenmek bize yaraşmaz! Ihram halinde iken Kes peyniri yapmak, yağ eritmek, kıl çadır al-
gelirdikleri yemekleri Harem'de yemeleri de, uygun değildir. Onlar, Haremde ancak satın aldıkları veya misafiriere ikram edi-Im Harem yemeklerinden ylyebilirlerlə dediler (292).
Kureyş, Kināne, Huzâa ve Kureyşilerin soyundan olan sair Arapla-rn, dinde ihdas ettikleri şeylere sımsıkı sarıldıkları (293), fazla cesa-mtli oldukları için (294), Hums = Ahmesler denirdi (295).
Bunlar, yukarıda da, geçtiği gibi «Biz, Allâhın ev halkıyız (296). Haremien dışarı çıkmayız (297).
Biz, Allah Evinin sakinleriyiz. derler (298), hace ettikleri zaman, Harvemden dışarı çıkmazlar, kendilerine gelip erişmiş olan dini gerçek-te, yüce Allahın Hz. İbrahim'e teşri kılmış olduğu Arafat Vakfesinde kusur ederler (299), Vakfe'yi Arafat'ta yapmazlar (300), Müzdelife'de yaparlar (301), Müzdelife'den İleri gitmezlerdi (302).
lardı (303).
Kendilerinden başka olan Araplar ise, Vakfe'yi Arafat'ta yapar,
(2)Vakıdľ'den naklen İbn-i Sa'd-Tabakat e, 1, 8, 72
(4) Ealr-Nihaye c, 1, 3, 440
(2) Ezraki-Ahbaru Mekke e, 1, s. 176-177
(6) Buharf-Sahih e, 5, s. 158, Ebû Davud-Sünen e, 2, s. 187, Tirmizi-Sünen c. 3,
8,231, İbn-i Esir-Nihaye c, 1, 8, 440
( Vaksdl-Megazi e, 3, s. 1102, İbn-i Eslr-Nihaye c. 1, 8, 440
3189- Nesep ilminden akrabalarınızı tanıyıp ziyaret ede-cek oranda öğrenin, sonra (bu kadarla yetinip) bırakın. Arapça-dan da Kur'an'ı anlayabilecek kadar öğrenin, sonra son verin. Yıldızlar hakkında da karada denizde karanlıkta kalmayacak ka-dar öğrenin, sonra son verin. (Bu kadar yeter size).
3190- Kur'an'ı öğrenin ve garaibini (yani ilk nazarda an-laşılmayacak kelimeleri) araştırın. Onun garaibi farzlarıdır. Farz-ları hudududur. Hududu ise helal, haram, muhkem, müteşabih, emsal ayetleridir. Helalini helal, haramını da haram kabul edin. Muhkemi ile amel edin, müteşabihine de iman edip, verdiği em-sal örnek ve misallerden de ibret dersi alın.
esas gayelerini, görüş ve düşüncelerini, top-я olan, sözde açıkladıkları gayelerden başka lantı ve törenlerini gizli tutan, dünya çapında yaygın ve birbirleriyle dayanışma içinde olan, kapalı ve yarı gizli bir örgüt. Masonlukta giz-hilik esastır. Masonluk için uygun üye adayı olabilecek kimseler, üyelerin tavsiyesi üze-rine, masonluk örgütünün yetkililerince ka-rarlaştırılır. Masonluğa giriş gizli bir törenle yapılır. Adaya, sırları gizli tutacağı ve mason-luğa sonuna kadar bağlı kalacağına dair ye-min ettirilir ve aksi halde başına gelecek feci sonu kendisine hatırlatılır. Masonların kendi aralarında rütbe ve dereceleri vardır. En yük-sek derece 33 derecedir. Gizli olan törenler-den bazılarına sadece belli dereceye gelenler katılabilir. Yalnız yüksek dereceli masonların katıldığı gizli ve çok garip bir törenleri vardır. Bu törende, Amerikadaki ırkçı ve tedhişci (te-
a-Ce -$ rörist) gizli Klu Klux Klan örgütünde olduğu en gibi, yalnız göz yerleri açık bir külah (kukule-1- ta) başa geçirilir. Bir keçi kurban edilir ve İb-ranice (belki de şeytana yapılan) dua tarzında ezber olarak metinler tekrarlanır. Masonlu-a- ğun sırları, bulunulan masonluk derecesine göre zamanla bildirilir. Bazı sırlar çok nadir kimselere açıklanabilir. En gizli sırlara ancak --Yahudi kökten gelenlerin sahip olabileceği bazı kaynaklarca özellikle belirtilmektedir.
n
1
Masonluğun tarihi, milâttan önceki yüzyılla-ra kadar uzandığı rivayet edilmektedir. Bu ri-vayetlerden birine göre masonluğu ilk kuran-lar, Eski Çağda Babil devletinde esir olarak yaşayan Yahudilerdir. Babil kralı Nabukadna-zar tarafından devletleri ve Kudüs'teki kutsal mabetleri yıkılan (M. Ö 587) ve esir olarak Mezopotomya'daki Babil şehrine götürülen Yahudiler, inşaat ve duvarcılık işlerinde ça-lıştırılıyorlardı. Esirlikten kurtuluş için, ken-di aralarında anlaşabilecekleri bazı işaretler oluşturmuşlar ve gizli olarak bir araya geldik-leri bir örgüt kurmuşlar. Masonluğun kelime mânası da duvar işçiliği demektir. Babil'de yetmiş yıl esir yaşayan Yahudiler, eski İran hükümdarı Keyhüsrev'in Babil'i zapt etmesi (M. Ö 539) ve kendilerini serbest bırakması = üzerine ülkelerine dönme imkânına kavuşa-bilmişlerdir. Masonluğun kuruluşu ile ilgili, bir başka açıklama şudur: Büyük İskender'in - Anadolu'ya geçmesi (M. Ö 334) ve Suriye ile Mısırı hakimiyeti altına almasından (M. Ö 333) sonra başlayan dönemde, Filistin dışına Yahudi göçleri oldu. Daha sonra Romalılar'ın hakimiyeti döneminde, Kudüs'teki kutsal Musevî mâbedinin (Süleyman mâbedi) ikinci defa yıkılışından sonra başlayan yeni göçlerle Yahudiler Afrika, Avrupa ve Asya'ya dağıldı-lar. Gittikleri yerlerde azınlıklar halinde yaşa-maya başlamaları soncu, dinî ve milli kimlik-lerini koruyabilmek, devam ettirebilmek ve birbirlerinden kopmamak için masonluk şek-linde gizli bir örgüt kurmuşlar. Bu rivayetler, yazılı belgelere dayanmadığı için güvenilir olmasa da, şu bir gerçek ki, dünya masonluk örgütü içinde Yahudi'ler ön safta, etkili ve öncü bir yer almışlardır.
Masonluk, son üç yüz yılda İngiltere, Fransa ve Almanya başta olmak üzere, Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde ve Amerika'da gittikçe güç-lenmiştir. Her ülkede çeşitli üst derecede dev-let adamları, zenginler, ilim ve fikir adamları,
edebiyat ve sanat adamları masonluğa alına rak masonluğun toplumda etkili bir rol oyna masına çalışılmaktadır. Başta Fransız ihtiläli (devrimi) ve Rusya'daki komünist devrimi ve değişik ülkelerdeki devrimler, masonlardan geniş ölçüde destek görmüştür. Yahudilik, Si-yonizm ve masonluk faaliyetleri, zamanla iç içe geçmiştir. Esasen masonlukta kullanılan bir çok semboller, işaretler, şekiller, terimler Yahudi kaynaklıdır. Pergel, gönye, tapınak sütunları, yedi kollu şamdan, ayağa kalkmış aslan, altı köşeli yıldız, peştamal (önlük), çe-kiç, tokmak gibi. Bunlara Hristiyan kaynaklı bazı semboller ve şekiller de eklenmiştir. Işık yayan üçgen ve üçgen içinde göz gibi. Bu sem-bollerin bir kısmı A. B. D. nin parası olan do-larda da vardır
Zamanımızda masonluk, her ülkede siyaseti, ekonomiyi, kültür ve sanat hayatını kontrol altına almak; din hayatını, hümanizm doğ-rultusunda yorumlamalara konu yapmak ve aslından uzaklaştırıp yozlaştırmak; toplum hayatını, medenî (uygar) ve çağdaş hayat adı altında maddeci, bencil ve zevk düşkünlüğü (hedonizm) şekline dönüştürmek ve bu yolla daha kolay emellerine ålet etmek amacına yö-nelmiştir. Bunun için etkili şahsiyetleri, basın ve yayın organlarını, sivil toplum kuruluşlarını bulup kullanmaktadır. Masonluğun iç yüzünü bilmeden "hürriyet", "eşitlik", "adalet", "kar-deşlik" gibi sloganların etkisiyle bu teşkilata veya bunun yan kuruluşlarına (Liyons, Rotari gibi) girmiş, farkında olmadan masonluğun gizli emelleri için kullanılmış olanlardan bazı-ları, sonradan bunun farkına vararak bu teşki-lattan ayrıldıkları olmuştur ve olmaktadır. Bu cesareti gösterenler, masonluktan ayrılmakla başlarına gelecek tehlikeleri de göze almakta-dırlar.
Masonluk; sözde "hürriyet", "eşitlik", "ada-let", "kardeşlik" gibi sloganları öne çıkarır, fakat sadece güven duydukları bazı üyelerine mevki, makam, şöhret ve kazanç kapıları-nı açar; bu kapıları, kendi emellerine hizmet etmeyenlere sımsıkı kapalı tutar. Hatta ken-dilerine karşı olanlara, güçleri yeterse, hayat hakkı bile tanımaz. Son tahlilde masonluğun, doğrudan veya dolaylı şekilde Yahudi emel-lerine ve Siyonizme hizmet eden bir teşkilat olduğu anlaşılmaktadır. Çok insanî gibi gö-rünen "hürriyet", "eşitlik", "adalet", "kardeş-lik" sloganları, çeşitli ülkelerde azınlık olarak
yaşayan Yahudilerin ekonomik, siyasi, sonyal yerlere gelebilmeleri için savundukları birer alanlarda engele uğramamaları ve istedikleri gunda bu ilkeler, masonların etkili olduğu araç gibidir. Müslümanlar söz konusu oldu örgütleri içinde bile ayırımcılık vardır. Mason çevrelerde ve alanlarda geçerli olamaz. Kendi bazı sırların paylaşımında da bu ilkeler geçer luğun üyeler arasındaki derecelenmede ve gizli sizdir. Bazı masonluk dereceleri ile bazı sırlar Dünya siyasetinde de hiçbir mason; Siyonizm, Yahudi üyelere açıktır, diğerlerine kapalıdır. İsrail Devleti ve Yahudilerin aleyhinde olabile cek bir gerçeği savunamaz ve söyleyemez. Bir mason her fırsatta, Yahudi, Siyonizm ve İsrail aleyhtarlığını (antisemitizm) kırmaya ve lehte kamuoyu oluşturmaya çalışmak mecburiye tindedir. Dikkat çekici bir husus da şudur ki, Batı dünyasında Yahudi alehtarlığı kanunen millete tanınmamıştır. Filistin'in silah zoru ile vasaklanmıştır ve böyle bir ayrıcalık başka bir isgali ve Müslüman halkın sistematik bir şekil de soykırıma tabi tutulması karşısında dünya masonluğu ses çıkarmamış, aksine İsraile tür lü siyasî ve malî desteği sağlamıştır.
Hümanizm, eşitlik, kardeşlik, hürriyet ve hoşgörü gibi değerler; Siyonizm, Yahudilik ve masonluk eleyhinde bir durum söz konusu olursa gündeme gelmez. Dikkate değer bir husus da şudur ki masonluk, Yahudi toplu-mu hariç, diğer toplumların ailevi, milli ve dinî değerleri bozucu ve yozlaştırıcı bütün hareketleri, siyasetleri, düşünceleri destek-ler. Zira bu değerler, masonluğun dünya gö rüşüne ters düşer. Onlara göre din, millet, vatan, milli ahlâk, örf ve âdet gibi kavramlar ve değerler bölücü kavramlar ve değerlerdir. Hür düşünceye de engeldir. Yeri geldikçe, meselâ, her ne kadar "İlah" inancına karşı olmadıklarını söyleyen bazı masonlar varsa da, bu masonların red etmediği "İlah" anla-yışı, semavî dinlerin bildirdiği "İlah" anlayışı değildir. Masonluk içindeki bu kesimin İlah anlayışı; gönderilmiş kutsal kitabı, peygam-berleri, emir ve yasakları, âhireti, cenneti ve cehennemi olmayan bir İlah anlayışıdır. Ona "İlah" yerine "tabiat" veya "tabiat kanunları denebilir. O, yoktan var etmez, cünkü ma-sonluğun felsefesinde madde ezelidir ve İlah lozofu, Platon (Eflatun)'un dediği gibi, "Kai-maddeye sekil veren prensiptir. Eski çağ fi-natın Mimarı"dır, ustasıdır, Demiurgos'tur; maddenin yaratıcısı değildir. İnsan hayatına
karışmaz. İnsanı yaratıp kendi haline birak-mıştır. Bu, insanın hür olması demektir. Böy-masonluğun felsefesinde bir ve aynı şeydir. le bir metafizik İlah anlayışı semavi dinleri dışlar. Sonuçta kâinat, tabiat, madde ve Ilah. düşünceler, toplantılarında veya yayınların-Buna uymayan din anlayışı kabul görmez. Bu da dile getirilmektedir
Bizde masonluk Batı'dan ithal edilen bir hare-kettir. Masonluk, 18 yy. dan itibaren Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşayan Müslüman ol-mayan azınlıklar arasında örgütlendi. 19. yy. da ise, Avrupa'da öğrenim görmüş Türk veya Müslüman kimseler arasında, özellikle Jön-türkler ve İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri arasında itibar gördü ve tutundu. Siyasetin içine girerek siyaseti yönlendirmeye başladı. Cumhuriyet döneminde daha çok yaygınlık kazandı ve çeşitli çevrelerde taraftarlar bul-du. M.Kemal, getirdiği rejimin ve yaptığı in-kalabların masonluğa ihtiyaç bırakmadığı ge-rekçesiyle mason derneklerini kapattı (1935). Ölümünden on sene sonra mason dernekleri tekrar açıldı (1948)
Masonluğun idealinde yer alan tek bir dün-ya devleti ve dünya vatandaşlığı düşüncesi din, millet vatan gibi insanî ve kutsal değeri dışlamaktadır. Dinin dışlanması, lâiklik ilke-si dolayısıyla dinin sadece devlet ve siyaset dışında kalması değildir, toplum hayatından dışlanmasıdır. Masonlukta bu, insanın hür olması, özgürleşmesi anlamına gelir. Ma-sonluğun bütün çabalarına rağmen insanlık dünyasında hak dini arama ve dine dönüş hareketleri gittikçe güç kazanmaktadır. Öyle görünüyor ki gelecekte, insanın dinî, ahlâkî ve mânevî ihtiyacına cevap veremeyen mad-deci ve inkârcı görüşler ve akımlar gibi, batıl veya bozulmuş dinler gibi, masonluğun da devri sona erecek ve sonunda insanlık dün-yası aradığı huzuru, barışı ve mutluluğu hak din olan İslâmiyette bulacaktır. İnşaallah. (bk. farmasonluk)
masraf مصرف : .harcama 2.gider
masrafli مصرفی :: .comasraf gerektiren 2.pahalı
masruf 1: مصروف.sarf edilmiş, kullanılmış 2. yönelik, yöneltilmiş, çevrilmiş, döndürül-müş
nen şey 2.hakkında masraf yapılan şey masrufu lehمصروف : .hakkında söz söyle-
farmasonluk فارما صوتلك : masonluk dinsizlik; hürriyet, eşitlik, ilericilik ve çağdaşlık gibi parlak sözlerle insanları aldatarak dinsiz bir toplum meydana getirmeyi hedef alan, bu yolda toplumda etkili bazı çevreleri ve bir kı-sım basın ve yayın kuruluşlarını vasıta olarak kullanan, milletler arası, kökü dışarda, yıkıcı, bozguncu gizli akım
Fars فارس : İranlı İran toplumu
Farsça فارسجه : İran dili
fart : ifrat aşırılık, aşırı
fart-1 merbutiyet فرط مربوطیت : aşırı bağlılık
fart-ı muhabbet فرط محبت : aşırı sevgi
fart-ı şefkat فرط شفقت : aşırı şefkat aşırı acıma ve koruma duygusu
fart-1 zekâ فرط ذكاء : aşırı zek, çok üstün zekâ
faruk فاروق : haklıyı ve haksızı, doğru olanla yanlış olanı ayıran 2.Hz. Peygamber (a.s.m.) tarafından Hz. Ömer'e (r.a.), İslâmiyeti kabu-lu vesilesiyle vermiş olduğu ad
Fâruk-u A'zam (ra(فاروق اعظم : haklılık ve hak sızlığın, doğruluk ve yanlışlığın büyük ayırı-cısı, Hz. Ömer (r.a.)
Faruki فاروقی Hz. Ömer'in (Ömer-ül Faruk( soyundan gelen ve onun doğruluk ile yan-lışlığı ayırt etmedeki titizlik yolunu izleyen İmam-ı Rabbanî'ye verilen diğer bir ad
farz 1: فرض.Allah'ın (c.c.) kesin emri 2.zorunlu görev 3.var sayma, kabul etme
farz-i adem فرض عدم : bir şeyin yokluğunu ka-bul etme, bir şeyi yok sayma
farz-ı ayn فرض عین : sorumluluk taşıyan herke-sin yerine getirmesi şart olan farz. (Allah'ın c.c. kesin emri)
farz-ı kifaye فرض کفایه : sorumluluk taşıyan bir lnum müslümanlarca yerine getirilmesi ha-
MAÇON. Bu eser «LA DICTATURE DE LA FRANC NERIE SUR LA FRANCE DOCUMENTS ismiyle negre. dilen Fransızca aslından tercüme edilmiştir.
dir. Fransızca aslını neşreden değerli kişi A. G. MICHEL>
Bu eserin en büyük hususiyeti yazarının hiç bir ilavesi olmadan, sadece vesikalardan meydana getirilmiş olması-dır, Her cümlesi Mason localarının içtimalarından ahn. mıştır ve hangi içtimada ve nerede, hangi gün ve tarihte olmuş ise bu belirtilmiştir,
Bu vesikaları tam dokuz kişilik bir heyet ele geçirerek bir araya getirmiştir. Bu dokuz kişilik heyette, Generaller, milletvekilleri, rahipler ve gazete drektörleri vardır,
Derleyenlerin şahsiyetlerinden ve vesikaların çarpıcı lığından dolayı neşredildiği zaman Fransa'da kıyametler kopmuştur. Bütün Fransız vatanperverlerini ayağa kaldıran bu eserde neler vardı acaba?
Bütün milletlerin Mason Diktatörlüğü altına alınması. nın planları vardı bu vesikalarda,
Masonların insaniyetçi olduğu söylendiği halde, ne ka dar vahşice ifna ve yoketme metotları olduğunu gösteriyor. du bu kitap.
Masonların hiç bir inanca, milletlerin siyasi yapılarına
ve iç işlerine karışmadığı yalanını bir bir ortaya çıkarı. yordu,
Hiç bir insana ve zümreye düşman olmadıkları iddiası. min palavra olduğunu ortaya koyuyordu.
Kendi gayelerine hizmet etmeyen milletlere, şahsiyetlere ve idealler ne kadar korkunç bir kinle saldırdıklarını anla-hyordu bu eser,
va. Kendi kahrolası varlıklarını tehdit eden ne kadar tamperver varsa, onları nasıl yok edeceklerini gösteriyordu bu kitab,
Diktatörlüklerini engelleyecek, insanlığı bu korkunç ga. yeli tarikatın götüreceği acıklı akibete mani olacak kuru. luş ve fikir hareketlerini ne şekilde boğacağı ve insanlığı tutanaksız bırakarak nasıl eriteceği izah ediliyordu bu ki tabda,
Masonlarım bütün dünyadaki biraderleriyle nasıl irtibat h bulunduğunu ve bütün milletleri bir ağ gibi nasıl sardık. larım ispathyordu. Bir masonun dünyanın öbür ucundaki masona nasıl bağlı olduğunu ve bu bağlılığın milletlere ne. ler hazırladığımı açıklıyordu.
Taa 1920 lerde Avrupa Ortak Pazarının neden dolayı planlandığını, bu tarikatın içtimalarında nasıl karara alın-dığını anlatıyordu.
Bu tarikatın büyükler seviyesindeki içtimalarında suni sağ sol cephelere ayrılarak bütün milletlerin içine nasıl nifak sokulacağının ve iç savaşlara sürükleneceğinin karта ra bağlandığını belirtiyordu.
Din kavramını ortadan kaldırmak için ne gibi plân-lar tesbit edildiğini gösteriyordu.
Läiklik prensibinin bütün dünya milletlerine kabul et tirilmeye çalışılacağını ve bu prensibin ne için kullanıla-cağını gösteriyordu bu eser
Milletlerdeki bütün milli vasıfların nasıl yok edilece-ğini, kozmopolit tipler meydana getirilerek milletleri na.
sıl Yahudi siyonizminin emrine vereceğini planlayan içti-maları dile getiriyordu bu kitap.
Milletleri idare eden idarî ve iktisadi güçleri ne tarz. da ele geçireceklerini planlayan bu tarikatın bütün bu planlarını gözler önüne seriyordu,
Bütün dünya üzerindeki madenleri ellerine geçirme. ye karar verdiklerini ve bunu da tahakkuk ettirdiklerini bu eser, gözleri faltaşı ederek gösteriyordu,
Milletlerin içinde yetişen ve yetişecek olan vatanper-ver düşünürleri nasıl avıyacaklarını veya avladıklarını gösteriyordu. Bütün seçme beyinleri nasıl kullandıklarını ve kendi gayelerine nasıl alet ettiklerini anlatıyordu,
Muazzam bir iktisadi güç temsil ettiklerini, müthiş bir gizlilik içinde işlerini yürüttüklerini ve bu şekilde bütün dünyaya diktatörlüklerini kabul ettirdiğini anlatıyordu eser. deki vesikalar.
bu Büyük vatanperverlerin ve gerçek düşünürlerin neden dolayı bu teşkilata mani olamadıklarını anlatıyor ve teşkilata neden dolayı boyun eğildiğini dile getiriyordu,
Bu eser gösteriyordu ki, bir insan ne kadar büyük ya-ratılışlı olursa olsun, hangi kaabiliyetlerin sahibi bulunursa bulunsun, şayet bu korkunç teşkilata bağlı değilse, yüksele. mez, hiç bir makam ve mansıb sahibi olamaz.
Yine bu kitabda görülüyordu ki, bu gizli tarikata bağla-nan her kişi, dünyanın en ebleh adamı da olsa büyüyor ve her türlü kudret içinde yüzüyordu.
Fakat bu teşkilâta bağlanmayan, hatta bağlanmamak bir yana, bu teşkilatın insanlık için ne korkunç bir akibet hazırladığını görerek mücadele eden, etmeye teşebbüs eden şahsiyetler ne yaparsa yapsın, ne kadar büyük kaabili. yetler sahibi bulunursa bulunsun sesini duyuramaz, hiç bir makam ve mansıb elde edemez ve her türlü imkânsızlar içinde eriyip gider.
Şayet bu teşkilāta karşı olan kişiler içinde, mali imkânı
ve çok üstün yetenekleri olan kıymetler çıkarsa, onları da vücutlarını ortadan kaldırarak yok etmeye baktıklarını an. latıyordu bu eser.
Bu teşkilat bütün yeryüzünü idare eden resmi teşkilat-lar sınıfına girmiştir artık.
Öyle ki, bu teşkilata taarruz etmek, oyunlarını bozma. ya çalışmak, dünyayı idare eden sistemlere taarruz etmekle eşit değerde sayılmaktadır. Kendi gayelerine ulaşmak için buldukları bütün sloganlar, bu sloganların sistemleri artık dokunulmaz birer tabu olarak milletlerin başının üzerinde durmaktadır.
Şu anda insanların arkasından koşturulduğu ne kadar sistem varsa, hepsi bu korkunç tarikatı hedefine götürecek birer alettirler, Böyle olmasına rağmen, bu sistemlerden her-hangi birine taarruz etmek, bizzat kanunlara karşı gelmek gibi mütalåa edildiğinden, bu taaruzu yapan kişiler kanu-nun sert pençesine havale edilerek yok edilir. Milletler de gözleri önünde cereyan eden bu hadiseyi alkışlar. Bilmez ki, kanunun pençesinde yok edilen o kişi kendi varlığı, ken-di hayatının bakası için kendisini yok etmiştir.
Bilmez ki, vatanperverleri mahkûm eden kanunlar, ken-di varlıklarını mahkûm ederek dünyayı eline geçirmeye çalışan Beynelmilel Yahudi Teşkilatı Siyonizmin en büyük aleti olan Masonlara yardım eden kanunlardır,
Hatta bir şey bilmeyen mazlum halk kitlelerine kendi-lerini kurtarmak için ortaya atılan büyük insanları bizzat yok ettirirler. Bütün insanlara bu hareketleri de alkışlattı. rırlar.
Onun için her türlü tehlikeyi göze almadan, bu korkunç teşkilatın karşısına dikilmek mümkün değildir. Bu sebeble de evladı ayal derdine düşen mücadele adamları bu korkunç teşkilatın gayelerini bildiği halde mücadele etmekten kor-kuyor ve bilgilerini kendileriyle birlikte mezara götürmeyi tereih ediyor.
Bu korkunç Yahudi tarikatının bütün oyunlarını göster. meye çalışanlar çıkmıştır, çıkmıştır ama, herşeyini de kay-
betmiştir. Çoluğu çocuğu elinden alınmış, karısı kızı sokak. lara düşürülmüş, kendisi aç ve sefil bırakılarak insanların alaylarına hedef edilmiştir. Bütün bu felaketleri göze alma dan bu tarikat hakkında söz etmek mümkün değildir, Ya. hut da tam bir serdengeçti olmak lazımdır,
Bu teşkilatla mücadele etmek isteyen kahramanlar, bü. tün bu tehlikeleri göze almalıdırlar,
İşte bu eser bütün bunları anlatmakta ve milletlerin gözlerini açmaya çalışmaktadır.
Bu kitaba «Mason Sözlüğü diye bir bölüm ilave ettik. Bu sözlük dünyanın en büyük Masonlarından biri tarafın-dan kaleme alınmıştır, Sözlüğü hazırlayan halis kan bir Yahudidir,
Bu lugat, masonların bütün işaretlerini, kullandığı keli-melerin ne manalara geldiğini, istilahların altında neler yntmakta olduğunu bir bir göstermektedir. Masonların sır-larına ışık tutacak olan bu lugat göstermektedir ki, mason teşkilatı beynelmilel Siyonizmin bir aletidir.
Bu lugat göstermektedir ki, masonluk, Yahudi tasav. vufu Kabalizmin tatbikatıdır ve siyonizmi hedefine götü ren bir Yahudi teşkilatıdır.
Bu lugatta görülüyor ki masonluk, kendilerine göre an-lattıkları Hazreti İdris'e kadar dayandırılmaktadır,
Taa o zamandan bu yana masonluk teşkilatının fonk-siyonunu icra eden teşkilatlar daima vardır,
Fakat daha evvelki teşkilatlar, zamana, zemine ve şart. lara göre isimler alarak zamanımıza kadar gelmişler ve nihai gayelere ulaştıracak masonluğa kalbolmuşlardır.
Okuyuculardan ricamız, bu lugatı çok dikkatlice oku. sunlar. Çünkü mason teşkilatının bütün gizliliği bu lugatı anlamakla açığa çıkacaktır.
Bu tarikatın bizim memleketteki durumuna alt bir iki şey söylemek yerinde olacaktır,
Memleketimizde kurulduğu zamanlar, bu kuruluşlarda
14 ve 18, dereceden başlamaktadırlar) ve Padişahlar, prensler, paşalar, tarikat şeyleri (ki, bilhassa mevlevi ve bektaşiler bu teşkilata girdikleri zaman derhal beyzade-ler bulunmakta idi. İmparatorluğun yıkılışında da baş rolü oynanmışlardı. Bu masonların listesini kitabın arkasına ila-ve ettik, Loca ve mahfil kurucularının tam listesini verme. ye çalıştık,
Bu durum ta Mustafa Kemal'in zamanına kadar böy. lece gelişe gelişe yürüdü, Fakat bildiğimiz kadarıyla Mus-tafa Kemal tarafından kökü dışarıda bir teşkilat kurula. nuyacağı hakkında kanun çıkartılarak mason locaları ka-patıldı, Çünkü besbelliydi ki, bu teşkilatın kökü dışarıda idi, Fakat Mustafa Kemal vefat ettikten sonra bu kanun kaldırılmadığı halde Mason locaları tekrar açıldı. Mustafa Kemal devrinde gizlice yürüttükleri faaliyetlerini gene açık. ca yürütmeye başladılar. Mustafa Kemal'i en çok istismar edenler bu tarikatın mensuplarıdır, Halbuki, kendilerine en büyük darbeyi vurmaya çalışan bir insan fa Kemal'i hiç sevmemeleri lâzım gelen de bu tarikat men-olarak Musta. suplarıdır.
Mason locaları hakkında bazı rivayetler neticede bu teş-kilättan milletin nefret etmesini temin etti. Bu bizde oldu. ğu gibi bütün dünyada da böyledir.
İşte bu sebeblerden ötürü Mason teşkilatının faaliyet. lerini örtmek, onu saklamak için bu teşkilata bağlı başka beynelmilel teşkilatlar ihdas edildi, (Rotary ve Lions kulüb-leri gibi).
Bu kulüblerin de kökü dışarıda olmasına rağmen, kökü dışarıda bir teşkilatı yasaklayan kanun maddesi bulunma-sına rağmen bu kulübler hükümet kararnamelerinin müsaa. desi ile memleketimizde de kurulmuştur.
Mesela, Lions Kulübü, şu anda halkçılık şampiyonu, ik tisadi ve sair bağımsızlıklar havarisi olan CHP. Genel Baş-kamı Bülent Ecevit'in Çalışma Bakanı olarak üyesi bulun. duğu hükümet kararnamesiyle kurulmuştur. Resmi gaze-tede neşredilen bu kararnamenin klişesini bu kitabda göre. ceksiniz.
Demek ki. bu teşkilatın kuvveti nasıl bir kuvvetse, ka. nunu bizzat hükümet üyelerine çiğnetiyor ve kendisini ba şekilde zorla kabul ettiriyor.
Halbuki ise, Ecevit «Alt yapı» haklarını savunmakta. dır. Bu kökü dışarıdaki örgütler ise, «Üst yapı yı, hemde beynelmilel bir mahiytte temsil etmektedir. Öyleyse, Ana-dolu halkının kendisi olan «Alt yapı» taraflısı olmak, en azından dış köklü bu örgütleri geldikleri yerlere sürmekle mümkün olacaktır.
Masonların dinsiz olmadıkları kasıtlı bir şekilde rivayet edilmektedir.
Eserin bütününde bu iddianın ne korkunç bir yalan olduğunu zaten anlayacaksınız,
Şayet kendi aralarında tertib ettiği konferanslarını din.
leseniz ve bu konferansların teksirlerini okusanız tüyleriniz diken diken olur.
Kur'ana ve peygambere yapılan taarruzların menşeini ayan beyan görürsünüz.
Burada masonların islâmiyet hakkında nasıl bir kanaat sahibi olduklarını göstermek için Demirel'in Bilgi locasının bir bülteninden parça iktibas ederek sözü bağlamaya baka-Im...
Şöyle diyor bültende:
<<Kitlede islâm medeniyetinden kalma ve onu tekrar o medeniyete bağlamaya saî gizli kuvvetler mevcuttur, Bu-nun mevcudiyetini kabul etmekten korkmamak lâzım ve onu ezecek tedbirler düşünmek ve tatbik etmek zaruridir. Aksi halde bu gizli kuvvet Garb medeniyetine intibak tempomuzu gevşeterek bu yoldaki gayretlerimizi firenliyebilir.
Alınacak tedbirlerin neticesini vermesi biraz uzun müd dete ihtiyaç gösterse de intibahı köklü ve verimli olmasını
sağlayacağı için vakit kaybetmeden fiiliyata geçmek lazım dır, (Rıza Berke, Bilgi Locası Neşriyatı: No: 1, 1960)
Görülüyor ki, bu sözlerde taarruz edilen ne yobaz, ne de mürteci, Ne saltanatçı, ne şeriatçı, ne teokrat ve ne do Ümmetçidir, Burada taarruz doğrudan doğruya islâm mede-nlyetine yapılmaktadır. Hem de apaçık bir şekilde, Elbet-te bu sözlerin millet eline geçeceğini hesaba katmadan, ken-di aralarında sarfedilmiş sözler olduğunu söylemeye gerek yok.
Millet huzurunda yaptıkları iş ise, islam medeniyeti yerine, mürteci, yobaz, teokrat, hilafetçi, şeriatçı; saltanat-çı iddialarını kullanmaktır. Bunları nasıl olsa kanun dışı haline getirmişlerdir. Daha henüz İslâm medeniyeti sözcü. ğünü kanuni suç haline getirmemişlerdir. Bunu getirmeme. yi bir kurnazlık saymaktadırlar,
Yukarıdaki taarruzu reddedecek olanlar çıkarsa, onu mahkûm etmenin gerekçesi de cümlenin içinde mündemiç-dir. Kim İslâm medeniyetini temsil etmeye kalkışırsa, onu Garb medeniyeti düşmanı olarak ilan etmesi için, <Garb medeniyetine ulaşmamızı engelleyebilir demektedir,
Böylece, müslüman bu fikre itiraz ettiği takdirde suçlu duruma düşürülecek. Çünkü, Garbeılık bir doğma haline ge tirilmiştir. Bu tabuya dokunan herkes ezilir,
Fakat bu locanın devlete oynayan adamları icab etti. ği zaman ağızlarını doldura doldura Cenab-ı Hak'dan, Ce-nabı Allah'dan bahsederek milleti kandırmaya bakmakta bir beis görmezler, Görmezler çünkü, bu adamların kafa sındaki Cenab-ı Hak ve Cenab-ı Allahın ne mânaya geldi-ğini kimse bilmez sanıyorlar.. Lugatı okuyanlar bunların ne mânaya geldiğini öğreneceklerdir.
Kitabın en son kısmına dünyanın ve memleketimizin en eskiden itibaren büyük masonların listesini ilave ettik.
Bu isimleri ve bilhassa mevkilerini gören memleket ev-ladı bedbinliğe düşebilir.
Fakat böyle bir hale mahal yoktur, Bis millet olarak, bisi mithet eden değerfor etrafında sımsıkı birleşirsek, kor kune bir teşkilat olmasına rağmen hayat halda bulamaya. rak memlekettubaden kendi kendine kaybolur gider,
Yeter ki, milletleri esaretleri altına almanın gayeleri-at, bu gayeye ulaşmak için kullandıkları metodu tylee kav. rayahm. Bu kavrama onların sonu demektir,
Türk milleti taşıdığı vasıfların yüksekliği ile, bu teş kilatı mutlaka ölüme mahkûm edecektir, Canımı, ruhunu, fikelut ve cobini bu teşkilatın ellerinden kurtaracaktır,
Türk milleti kendisini yok etmeye çalışanları teşhis edete kadar belki aldatılabilir ama, ya bir de teşhis ederse ne yapar, bunun bütün tarih şahididir,
Korkmayım, Türk milletini üstün kılan vasıflara tylce sardarak birleşin, Göreceksiniz ki, kökü dışarıda olan hie bir teşkilat memleketimizde barmanmıyacaktır,
کند سندن ذاها قبله اولان (المؤمنون ) كلم منه بدل ، (الَّذِينَ آمَنُوا ) (فيلمى، اونك ممن اول يعني ايران اعان سالم ولد يعنه وكذا منه اونك من ولد يعنى باعك علان ولد يفنه اثار تدر.
بلاغت نقطه نظرندن مقام ذها مناسب اولان ( انه البليغ ) جمل من ترجحا أنه الحق وغرامي ونارك عتراضا عنده قصد اند کاری چون تجربه اشار ندر جونكه او زارك مقصد لرى الله ولد في نفي المكور أنه التي مات و میله ها ندارد دارد که تقی ام باران استحان الدين بالكز ( بعوضه) عثر ليدر. بعوضتك غربی و بعوضه دن دها مى عبد اردن خالی اولسه باله، بلاغتجر بعوهناك برینی و تا ماز. چونکه یا از عبدالر در سالم اولیه
كماله دليل اولا مان.
( من ربهو ) و تمثيلك بالندن نازل اولديغنی افاده لين بوقيد، او اكر اعتراض الرينه هدف انجاز ايتد كاري او تثير الك نزولى اولديفنه اشار تدر.
وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا) بو (اما ) اولکی (اما) کی ما قبل ہندہ کی اجمالی تفصیل ایتمکی، تحقیق و تأکیدی افاده الديور (الَّذِينَ كَفَرُوا ) نك (الْكَافِرُونَ ) كلم من ترجيحاً ذکر اید یامی، او نارك بو انظاری قلب ارزنده رسوخ پیدا ایدین کفر د نه نشست ایتدیکند و او کفر اوناری بینه کفره کوتور دیگنه اشار تدر.
اولکی جملہ الردہ کی (يَعْلَمُونَ ) نك مطابقتى الجون بوداده ( فَلَا يَعْلَمُونَ ) دينيا مى مناسب ايكن، اونك بریند ذكر ايد يان ( فَيَقُولُونَ) ايجاز واختصار ايجون مقدر اولان حالله دن کنایه در تقدیر کلام: (کفری اولان آدم حقیقتی بی امز تردده دوش انظاره کیرد. استفهام شکلنده استحقار ايدر. حقير كورور.) وكذا، كند يارى خلالنده اولد قاری کی آغیز لر یار ده خلقی ضلالته سور و کله د کارینه
اشار ندر
( يُضِلُّ بِهِ كَثيراً وَ يَهْدِي بِهِ كَثيراً ) بو جمله دن اولكي جمله ده ( الذين أمنوا) مقدم اولدیفنه نظر بوراده او مناسب اولان ( تهدي به ) نك تقدیمی لازم ايكه، ( يضل به) تقديم الد یا مشور. چونکه بو کلامه من مقصد، انظر اید نارن اعتراض ارینی روایت مکدر بولا بناء (يضل به) کسب اهمیت ایند گنده تقديم حقنی قران شد.
Kendisinden daha kısa olan kelimesine bedel, الدنا denilmesi, onun hak olduğunu bilmek iman sebebiyle olduğuna ve kezå yine onun hak olduğunu bilmek iman olduğuna işarettir. Beligat nokta-i nazarından makama daha münasib olan له الله cümlesine tercihen denilmes, onların itirazlarından kasdettikleri son neticeye işarettir. Çünki onların maksadları, Allah'dan olduğunu nefyetmektir. hakkaniyetin o temsile hasredilmesinden anlaşılıyor ki, takbih edilmeyen, istihsan edilen yalnız temsilidir. Baudamin gayrısı ve baûdadan daha iyisi ayıblardan hali olsa bile, belagatçe baûdanın yerını tutamaz Çünki yalnız ayıblardan sålim olmak, kemâle delil olamaz.
منتجة temsilin Rabblerinden nazil olduğunu ifade eden bu kayıd, onlar i'tirazlarına hedef ittiház ettikleri o temsilin nüzülü olduğuna işarettir.
وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا Bu ) آتَا( evvelki (ET) gibi makabille-rindeki icmâli tafsîl etmekle, tahkik ve te'kidi ifade ediyor. الَّذِينَ كَفَرُوا 'nun الكافرون kelimesine tercihen zikredilmesi, onların bu inkârı kalblerinde rüsûh peydâ eden küfürden neş'et ettiğine; ve o küfür, onları yine küfre götürdüğüne işarettir. Evvelki cümlelerdeki يَعْلَمُونَ 'nin mutabakatı için
burada فَلَا يَعْلَمُونَ denilmesi münasib iken, onun yerine
zikredilen فيقولون îcâz ve ihtisar için mukadder olan
hållerden kinâyedir. Takdîr-i kelâm: "Küfrü olan adam, hakikati bilmez. Tereddüde düşer. İnkâra girer. İstifhâm şeklinde istihkär eder. Hakir görür." Ve kezű kendileri dalâlette oldukları gibi, ağızlarıyla da halkı dalâlete sürüklediklerine işarettir.
Bu cümleden evvelki يُضِلُّ بِهِ كَثِيرًا وَ يَهْدِي بِهِ كَثِيرًا cümlede الذين أمنوا mukaddem olduğuna nazaran, burada ona münasib olan يَهْدِى به 'nin takdimi lazım iken, يضل بن takdim edilmiştir. Çünki bu kelâmdan maksad, inkâr edenlerin i'tirazlarını reddet-mektir. Buna binaen يعيل بن kesb-i ehemmiyet ettiğinden, takdîm hakkını kazanmıştır.
Millî ve mânevî kültürümüze uygun İslâm büyükleri ve millî kahramanlarımızın ismi verilen çocuklar, onları hatırlar ve on-lar gibi olmaya özenirler. Bir kimsenin Türk mü, Müslüman mı olduğu isminden anlaşılır. Peygamber efendimiz "Kötü ismi olan bunu güzel isme çevirsin!" buyurdular. Dini-mizin usullerine göre, doğan çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına ikâmet okunarak ismi verilir.
Çocuklara; Abdullah, Abdur-rahman, Muhammed, Ahmed... gibi isimleri koyanı Allahü teâlâ sever. Bu mübarek isimleri alay ederek bozmak, meselâ Meh-med'e "Memo", Hasan'a "Has-so", İbrahim'e "Ibo" demek bü-yük günahtır. (Tam İlmihâl)
Türkler, Peygamberimize olan muhabbet ve bağlılıklarından dolayı çocuklarına en çok Mu-hammed ismini veriyor. Edep ve hürmetten dolayı Muham-med, "Mehmed" olarak telaffuz ediliyor. Bu isimlerden başka, çocuklara, sahabelerinin isimleri; Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Hüseyin... diğer sahâ belerin, evliyaların isimleri ko-nulabilir. Türk devlet adamları ve kahramanları Tuğrul, Çağrı, Selçuk, Timur, Alparslan, Orhan
gibi isimler de verilebilir. Bazı kimseler de memleketle-
rindeki evliyâların isimlerini ko-yuyorlar. Bazan doğum zama-nına göre isim verilmektedir. Şa-ban, Ramazan, Berat, Abdül-kadir ismi çok konulmaktadır. Son senelerde; "Seyfeddin", "Nureddin" gibi pek çok ismin sonundaki "din" "tin"e çevrilince, kelimelerin sertleşmesinden baş-ka, mânâları da bozuldu.
1934'te çıkarılan kanunla da; Hacı, Hoca, Hafız, Zâde, Molla, Ağa, Paşa, Efendi, Bey, Beyefen-di, Hanım... gibi unvanların kul-lanılması yasaklandı.
Nüfus müdürlükleri, soyadı al-mak için gelen vatandaşlara çe-şitli zorluklar çıkarırlardı. Kendileri soyadları verirlerdi. Meselâ: Bö-cek, geyik, dana, tosun, koç, koyun, sülük, tavşan, tilki, ördek, taş, toprak, çamur, kavak... Ba-tılılaşmak için insanlara soyad-larıyla hitap edilmeye başlanıldı. Meselâ; Sayın Genel Müdür Ge-yik gibi... Genç muhabir, spiker ve sunucular; babası yaşındaki kimselere sadece soyadları ile hitap ediyor. Bu da Türk örf ve âdetine hiç uygun olmuyor. 2017 yılında çıkan kanunla isteyenlere, soyadlarını değiştirebilme imkânı verildi. Numan Aydoğan Ünal
وائل عليهم لنا لوج با قال للريم يا الزوال كان كان علي مقامی والد كبرى بآيات الله فعلى الله توفت ناخواری وشركة دكم لم لا يسكن الرسام عليكم انه الراقي ان ولا المخزون . فإن توأنتم فما بالتعقد من ان إن أخرى إلا على الله وأمرت أن أكون من المسلمين . فكليوة فتحية ومن معة في المني ومنهم مدير والحرف الذين كانوا بآياتنا فانظر كيف كان بان المندرين لم يَعْلَنَا مِن بَعْدِم رُسُلًا إلى قومها ماري بالبينات فما كانوا المؤملوايت كلتوا به من قبل گفتند نت على قلوب المعتدين لم نعنا من بعدهم موسى بعي إلى فرعون وملابه بآياتنا فاستكبروا وكانوا فينا تخريين. فلما جاءَهم الحلى من علينا قالوا إن هذا البحر ميل . قال موسى القولون المحلي لنا جائكم البحر هذا ولا يفيد الشاجرون قالوا أجلك الأهلنا فما وجدنا عليه الله والكون لكما الكبرياء في الأرض وما عمل لكنه يتامين .
الْمُسْلِمِينَ .
" Eğer yüz çeviriyorsanız, sizden zaten hiçbir ücret istemedim. Benim ücretim, ancak Allah'a aittir. Bana Müslümanlardan olmam emredildi.
(Yūnus, 10/72)
Mushal sayfa no 216
Halinhk sayfa ner 11. cûz/5 sayfa
ECİR ALLAH TAN
BİLGI
Bu âyet, Nuh aleyhisselamın kavmiyle yaptığı konuşmadan bir kesit içerir. Nuh kavmi, Hz. Nuh'un tüm çabalarına rağmen yıllarca iman etmeye yanaşmadı. Onlar, inatçı ve zalim bir kavimdi. Halbuki Nuh (a.s.), onlara güzel güzel teb-liğde bulunuyor, nasihat ediyordu. Bunun karşılığında da herhangi bir ücret istemiyordu. Onlar ise hakikate kulak tıkamayı, inkârı ve Hz. Nuh'u yalan-lamayı tercih ediyorlardı. Allah (c.c.) onları en sonunda tufanda boğulmakla cezalandırmıştır.
MESAJ
1. Peygamberlerin tek beklentisi Allah'ın rızasını kazanmaktır.
2. Dünyevi ücretlerin, Allah'ın vereceği mükafat karşısında hiçbir değeri yoktur.
KELİME DAĞARCICI
Ecir: Manevi ve uhrevi karşılık, sevap; dünyevi bir hizmet karşılığında verilen @cret, para, bedel.
Rabbimiz! Bizi o zalimler için imtihan aracı kılmal Merhametinle bizi o inkârcılar güruhundan kurtar.'99
(Yūnus, 10/85-86)
وقال فرعون اللون يسال عالم عليم ملكا مان
الشعرة قال لهم موسى الكواما الكم ماكون قلنا القوا وان موسی ما میام به البحرين الله سهالة فى الله الاجماع على التليين رسل الله الحمل بالنادي لكرة الكرتون لنا من الموسى إلا ترية من خودم ن خوب من موالون وملاهم ما يمانهم فإذا فرعون العالي في الأرض ولاة لين التروين وقال موسى يا قوم ن كلم الملاكم بالله فعليه تولوا إن كلكم مسلمين .
تذاكر على الله و انارك والمتابعة التي الطاجين والبرلمان من القوم الكافرين وأوحينا إلى موسى واجده أن شورا لقوم كنا بنصر بُيُوتًا وَاجْعَلُوا بيونسكم بيلة وكيلوا الصلوة ونشر المؤمنين وقال موسى ربنا لاك البيت فرعون وملاء زينة والموالاً في الحيرة الدنيا ربنا اتصلوا عن سبيلات ربا الطيش على أَمْوَالِهِمْ وَالشدة على قلوبهم ولا يؤمنوا على بروا الْعَذَاب الأليم .
Mushaf sayfa nox 217
Hafızlık sayfa nor 11. cüz/4. sayfa
ALLAH'A GÜVENEN YALNIZ DEĞİLDİR.
BİLGİ
Bir önceki sayfada Hz. Nuh kıssasından bir bölüm geçmişti. Buradaki ayetler ise Músá (a.s.) kıssasından bir kesit sunmaktadır. Hz. Músá, Firavun gibi çok zalim bir adamın hakimiyetindeki Mısır'da peygamberlik vazifesine başlamıştı. Sadece bir avuç insan açıktan iman etmişti. Çünkü bu güvenlikleri açısından çok tehlikeliydi. Hz. Múså onlara Allah Teâla'ya güvenip dayanmalarını tembihledi. Onlar da ayette geçen karşılığı verdiler. Hakikaten de Allah onları yalnız bırak-madı. Hz. Músă ile ona iman edenleri mucizevi şekilde Firavun'dan kurtardı.
MESAJ
1. Allah'a güven, en büyük güç ve hazinedir.
2. Allah, kendisine güvenenlere muhakkak yardım eder.
KELİME DAĞARCIĞI
Tevekkül: Elinden geleni yaptıktan sonra Allah'a güvenmek.
Fitne: lyi ve kötü şeylerle deneme, karışıklık, fesat, bozgunculuk.
قال قد أجيك غول فاسقينا ولا التجاري البين لا يعلشون وجنورة بنتي استراق البحر داني فرعون وجلودة بعب وعلو على اذا الشركة العربية الالي الفل وقد عضيت قبل وكنت من التقسيمين نار النياك ينديك لتكون لمن خلفك ايه والى من من الثاني عَنْ آيَاتِنَا لَغَافِلُونَ وَلَقَدْ يَوان بني اسراي منوا صدقي ورزقناهم من الطيبات فما اختلفوا على جاءَهم العلم إلى ربك يقضي بينهم يوم البيئة من كانوا فيه يختلفون فإن كنت في شالي منا الركن النهار المشكل الذين يقرون الكتاب من قبلك لقد جاءك الحل من ربك فلا تكونن من المشترين . ولا تكوين من الذين كذبوا بآيات الله فتكون من الخاسرين . إن الذين خلت عليهم كَلِمَتُ رَبِّكَ لا يُؤْمِنُونَ . ولو جاءتهم كل أية عَلَى يَرَوُا الْعَذَاب الأليم .
"Asla Allah'ın âyetlerini yalan sayanlardan da olma, yoksa hüsrana düşenlerden olursunl
(Yūnus, 10/95)
Mushaf sayfa no: 218
Hafızlık sayfa no: 11. cüz/3. sayfa
KİMİN TARAFINDASIN?
BİLGİ
Kur'an-ı Kerim, ders ve ibret almamız için geçmiş peygamberlerin kıssalarını belli aralıklarla aktarır. Gerideki sayfalarda Hz. Nuh ve Hz. Müsá kıssaların-dan kesitler sunduktan sonra Allah (c.c.) bu ayette Hz. Peygamber'in şahsında bizlere seslenmektedir. Ayette bu anlamda, "tariz üslubu" diye bilinen edebi sanata yer verilmiştir. Bu sanat, Türkçedeki "kızım sana söylüyorum gelinim sen anlal" deyişinde somut halini alır. Yani ayette Peygamberimize hitap edilse de, asıl mesaj bize verilmektedir.
MESAJ
1. Mümin, kendi değerlerini benimsemeyenlerin tarafında olamaz.
2. Allah'ın ayet ve hükümlerini bir kenara bırakanlar sonunda hüsrana uğrarlar.
KELİME DAĞARCIĞI
Hüsran: Dünya ve ahiret hayatında maddi ve manevi açıdan kayba uğramak.
66 Ve yüzünü hak dine çevir, sakın müşriklerden olmal (buyuruldu.) 99
(Yūnus, 10/105)
فلولا كانت قرية أمنت فنفعها إيمانها إلا قوم يولى لنا أملوا كشفنا عَنْهُمْ عَذَابَ الحبري في الحيوة الدنيا ومعناهم إلى حِينٍ وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ الأمْنَ مَنْ فِي الْأَرْضِ كلهم جميعاً أقالت لكرة النَّاسَ حَتَّى يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ وما كان ينفيس أن تُؤْمِنَ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهُ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ على الذين لا يَعْقِلُونَ قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا تُغْنِى الْآيَاتُ وَالنَّذَرُ عَنْ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ . فهل ينتَظِرُونَ إِلَّا مِثْلَ أَيَّامِ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِهِمْ قُل فالنظرُوا إِلى مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرِينَ ثُمَّ لَنَجَّى رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا كَذَلِكَ حَقًّا عَلَيْنَا تُنْجِ الْمُؤْمِنِينَ وَ قُلْ يَا أَيُّهَا الناس إن كُنتُمْ في شَكٍّ مِنْ دِينِي فَلَا أَعْبُدُ الَّذِينَ تَعْبُدُونَ من دُونِ الله وَلَكِنْ أَعْبُدُ اللهُ الَّذِي يَتَوَفَّيكُمْ وَأُمِرْتُ أن أكون من المُؤْمِنِينَ وَأَنْ أَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا ولا تكونن من المُشْرِكِينَ وَلَا تَدْعُ مِنْ دُونِ الله ما لا يَنفَعُكَ وَلَا يَضُرُّك فَإِنْ فَعَلْتَ فَإِنَّكَ إِذَا مِنَ الظَّالِمِينَ .
Mushaf sayfa no: 219
Hafızlık sayfa no: 11. cüz/2. sayfa
DOSDOĞRU DİNE ÇEVİR YÜZÜNÜ!
BİLGİ:
Peygamberimiz, tebliğ vazifesi gereği Mekkeli müşrikleri her fırsatta İslam'a davet ediyordu. Fakat onlar bir türlü bu davete yanaşmıyordu. Bunun üzerine gerideki ayetlerde Allah (c.c.) geçmiş ümmetlerin başına gelenlerin Mekkeli müşriklerin de başına gelebileceğini, peygamberini ve beraberindeki mümin-leri de koruyacağını haber verdi. Bu ayette ise Allah, Peygamberimizden ve onun şahsında bizden, yanlış inançlara karşı net bir şekilde tavır koymamızı istemiştir. Tevhid inancını bir kenara bırakıp şirke sapmaktan sakındırmıştır.
MESAJ:
1. Müslüman, sağlam ve sarsılmaz bir imana sahip olmak için çabalamalıdır. 2. Sapkınlarla birlikte olmak inancımıza zarar verebilir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Hanîf: Hz. İbrahim'in dinine tâbi kimse; Müslüman olup şirkten ve sapkın-lıktan kurtulan kişi.
istiğråk: 1. Dalma, içine gömülme. 2. Kendinden geçip dünyayı unutma. 3. Boğulma.
istihâle: 1. Mümkün olmayış, imkânsız-lık. 2. Bir hålden başka bir håle geçiş, başkalaşma.
istihfåf: Hafife alma, küçük ve hor görme.
istihkâm: Kuvvetli siper, sağlamlık.
istihkâr: Hor ve hakîr görme.
İstihkâk: 1. Hak etme. 2. Hizmet karşılığı istenen ücret.
İstihsân: 1. Güzel bulma, beğenme. 2. Daha kuvvetli delil karşısında zayıfı terk etme. 3. Kolaylık için güçlükten vazgeçme. 4. Üst mercîden yardım is-teme.
istihzâ: Eğlenme, alay etme.
istikbål etmek: Birini karşılamak.
istimdâd: İmdat isteme, yardıma çağır-ma, aman dileme.
hüsn-i muâmele: Güzel ve iyi davranma. Hüsn-i Mutlak: Mutlak güzel; Allâh Teâlâ, -i-
ibrāz-ı hamiyyet: İnsanda bulunan dîn, millet, vatan, soy ve aile gayreti gibi mukaddesleri koruma duygusunu or-taya koyma, gösterme.
icâzet: 1. İzin, ruhsat. 2. Diploma.
İclal: 1. Büyüklük, kudret ve kuvvet. 2. Büyültme, saygı ve hürmet gösterme, ikrâm.
icrâ: 1.Yapma, yerine getirme, bir işi yü-rütme. 2. Akıtma, akıtılma.
ictihad: Fıkıhta söz sahibi büyük dîn âlimlerinin Kur'ân-ı Kerîm ve ehådis-i nebeviyyeye müsteniden vaz' ettikleri şer'i düstur.
idâme: Devam ettirme, sürdürme.
ideografik: Düşüncelerin nesneleri gös-teren işaretlerle belirtilmesi ile ilgili ve buna uygun olan.
ifsåd: Fesåd etme, bozma, karıştırma.
iğfâl: 1. Gaflete düşürüp yanıltarak yanlış bir iş yaptırma. 2. Aldatma, aldatılma.
iğvā: Azdırma, yoldan çıkarma, ayartma.
ihâta: 1. Bir şeyin etrafını çevirme, sarma, kuşatma, sarılma. 2. Tam kavrayış, an-layış, geniş bilgi.
ihdâs etmek: Meydana getirme, ortaya çıkarma.
ihtikär: Halkın yiyecek ve içecek gibi za-rûrî ihtiyaçlarını ucuz ucuz toplayıp fır-sat bulunca pahalı satma, vurguncu-luk, boğuntu, madrabazlık.
ihtilās: El çabukluğu ile alma, aşırma, pa-ra çalma.
ihtiyâr etmek: Seçmek.
ihyâ: 1. Yeniden hayat kazandırma, can-landırma, uyandırma, diriltme, güçlen-dirme, tazeleme, onarma, şenlendir-me, îmâr. 2. Bir araziyi tarım yapılabi-lir håle getirme. 3. Bir geceyi ibadetle geçirme.
ikâme: 1. Oturma. 2. Kaldırma, ayakta durdurma. 3. Meydana koyma.
ikbål: 1. Baht, tâlih. 2. Birine doğru dön-me. 3. İşlerin yolunda gitmesi. 4. Arzu, istek.
iklîl: Taç.
ikrâh: 1. Birine zorla iş yaptırma. 2. İğren-me, tiksinme.
iktibas: 1. Ödünç alma. 2. Bir kelimeyi, bir cümleyi veya bunların mânâlarını olduğu gibi alma, aktarma.
66 Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine O'ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O'nun keremini geri çevirecek de yoktur. O, hayrını kullarından dilediğine eriştirir. Ve O bağışlayandır, esirgeyendir.99
(Yūnus, 10/107)
Mushaf sayfa no: 220
Hafızlık sayfa no: 11. cüz/1. sayfa
OLDURAN "O"DUR
BİLGİ:
Bir önceki ayette Allah'tan başka hiçbir şeye kul olunmaması gerektiği emredil-mişti. Ayrıca Allah'ın dışında kendisine kul olunan hiçbir varlığın kişiye fayda ya da zararının olmayacağı da haber verilmişti. Bu ayet ise Allah'ın kudretinin her şeyin üstünde olduğunu ve O dilemeden hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceğini ortaya koymaktadır. O hâlde biz biliriz ki Allah'tan başka ilah yoktur. Biliriz ki başımıza gelen bir musibeti giderecek olan yalnız O'dur. Ve yine biliriz ki bize iyilik ve güzelliği nasip edecek olan da O'dur.
MESAJ:
1. Mümin, Allah'ın izni olmadan hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceğini bilir.
2. Mümin, elinden geleni yapar, ondan sonra da Allah'ın takdirine boyun eğer.
"Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir. Allah, o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekânı bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da)dır.99
İnsanın ve diğer bütün canlıların en temel kaygısı hiç şüphesiz rızıktır. Rızkı-mızı veren (er-Rezzāk) Allah'tır. O'ndan başkasından rızık beklemek yanlıştır. Rabbimiz rızkını elde etmesi için insana akıl ve irade; hayvanlara ise içgüdü vermiştir. Bizlere düşen, helal çerçevede kalmak şartıyla Allah'ın bize verdiği kabiliyetleri en güzel şekilde kullanarak rızkımızı aramaktır. Ayrıca ayet, Al-lah'ın ilminin ezeli ve ebedî olduğunu yani kâinatta gizli açık, olmuş olacak ne varsa her şeyi bildiğini haber vermektedir.
MESAJ:
1. Rızık endişesi bize kulluğumuzu unutturmamalıdır.
2. Helal rızık kazanmak için çalışmak ibadettir.
KELİME DAĞARCIĞI:
er-Rezzák: Kesintisiz bir şekilde rızık veren.
Levh-i Mahfüz: Kainatta meydana gelecek bütün varlık ve olayların yazılı olduğu Allah katındaki kitap.
İnsan ipi boğazına sarılıp, istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır. Belki, bütün amellerinin sûretleri alınıp yazılır ve bütün fiillerinin neticeleri muhasebe için zapt edilir. Sözler
BİR AYET
0, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Onun eşi olamazken oğlu nasıl olur?
sedir. Ahmak kimse de nefsini her istediği şeye tabi kılan ve (sonra da) Allah'a karşı birtakım olmayacak şeyler temenni edendir» (1).
Hasan-1 Basri (r.a.) şöyle derdi:
Sakın ha sizler birtakım boş kuruntuların yok ettiği kimselerden olmayınız. Çünkü onlar dünyadan kendileri için hiçbir sevap almaya-rak çıktılar da onlardan herhangi biri:
Muhakkak ben Rabbıma karşı hüsnü zanda bulunmaktayım, di-ye iddia eder. Halbuki o yalan söylemiştir. Çünkü yüce Allah şu sözü ile işaret etmiştir:
«Babbinize karşı beslediğiniz şu zannınız (yok mu) işte sizi zannı-nız helåk etti ve bu yüzden hüsrana düşenlerden oldunuz», (2).
O kimse Rabbına karşı eğer hüsnü zan besleseydi muhakkak ken-disi dosdoğru yol üzere olur ve ibadetini güzel yapardı.
Bakıyyet ibni Velid de kardeşlerine mektup yazarak onlara şöyle hitap ederdi:
Sizleri aldanmaktan sakındırıyorum. Çünkü sizler ebedi olarak yaşamayı, çok uzun ömürlü olmayı umuyorsunuz da günahları işleyip duruyorsunuz.
Her kim bunun gibisini işlerse işte o (örsün üzerinde) soğuk de-mire (çekiçle) vurup duran kimse gibidir.
Ey kardeşler (im)! İşte bu hususu iyi biliniz de yegane dinin sa-hibi ve tek olan Allah (ın rızası) için ayaklarınız şişinceye kadar (olsa bile) namaz kılınız. Çünkü O muhakkak ihsanı en yakın olandır».
Alemlerin Rabbı olan Allah'a hamd olsun.
DÖRDÜNCÜ BAB
(INSANLARA) ÖLÜMÜ VE' (ÖLÜMDEN SONRA) AHİRETİ HA-TIRLATAN VE DÜNYA İŞLERİNE DALMAKTAN ALIKOYAN BİRTAKIM İŞLER HUSUSUNDA GELEN HADİSLER
16 İmam Müslim'in Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet ettiği hadis-te Ebu Hüreyre şöyle demiştir:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz annesinin kabrini ziyaret ederek ağladı ve etrafındakileri de ağlattı. Sonra Peygamber: Annem için istiğfar etmekliğim hususunda Rabbimden izin istedim
fakat bu izin bana verilmedi. Ben annemin kabrini ziyaret etmem hak-kında Rabbımdan izin istedim de bana bu kzin verildi. Binaenaleyh siz-ler de mezarları ziyaret ediniz. Çünkü mezar ziyareti (insana) ölümü hatariatırs (3).
17 İbni Mâce'nin rivayet ettiği hadiste Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
«Ben sizleri mezarları ziyaret etmekden menetmiştim. Fakat (bun-dan böyle) sizler kabirleri ziyaret ediniz. Zira kabirleri ziyaret etmek
(1) Ihni Mace, c. 2/1423 (2) Fussilet: 23 (3) Sahih-i Müslim, c. 2/671, Ibnt Máce, c. 1/501
(insanları) dünyaya dalmaktan alıkoyar ve âhireti hatırlatır», buyur-du (1).
Ali bin Ebi Talib'den (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Hazret-i Ali bir mezarlığın yanından geçerken mezarlara yaklaştı ve üzerlerine doğru bakarak:
Ey mezarık ahalisi! Halinizden bizlere haber veriniz. Yahud da biz size haber verelim. Bizim taraftan verilen haberlere gelince, muhak-kak mallar (mirasçılar arasında) bölüşüldü. (Dul kalan) kadınlar ev-lendiler. Evlerde ise sizlerden başka insanlar oturmaktadır, dedi. Son-ra Hazret-i Ali (bize):
Haberiniz olsun vallahi onlar eğer (cevap vermeğe) muktedir olsalardı muhakkak onlar «Takvådan daha hayırlı hiç bir azık göre-medik, diye cevap verirlerdi, dedi.
Vallahi şair Ebü'l-Atahiyye şöyle demekle ne güzel söylemiştir:
Vay insanlar için edilecek ne büyük taaccüb vardır. İnsanlar (biraz) düşünselerdi ve nefislerinin, muhasebe ederek hesabını görselerdi.
Dünyadan, başka bir âleme (ibret almak için) geçselerdi ya. Çünkü dünya, insanlar için bir geçit yeridir.
Yarın onları nahşer yerine topladıkları zaman, takva sahi-binin iftihar etmesinden başka hiç bir iftihar yoktur.
İnsanlar muhakkak, takva ile İyilik yapmak hazırlanan azık-larım em hayırlısı olduğunu bileceklerdir.
İnsanın (kendisi ile) Iftihar etmesine hayret ediyorum. Hal-buki onun, ilki bir nudfe (yani meni damlası) sonu da bir cife (yani bir les) olan insanın haliyle nasıl iftihar olunabilinir?
İnsan oğlu umduğunu öne geçirmeğe, sakındığını da geride bırakmağa malik olamayan varlık oldu.
Ve yine hükmolunan, mukadder olan şey de (sanki) insa-nın başkasına ait olmuştur.
Ey kardeşler (im) iyi billniz ki, katılaşan ve kararan kalb inşaallah birtakım işlerle yumuşar.
1 Kabirleri ziyaret etmek,
2 Alim ve yüce kişilerin va'z u nasihat meclislerinde bulunmak,
3 Çok çok ibadet eden ve dünyaya dalmaktan kaçınan zähit kişilerin geçmişteki haberlerini (ve hayat hikâyelerini) dinlemek,
4 Zevk ve lezzetleri kesici ve yok edici olan ölümü hatırlamak,
5- Zengin ve müreffeh olarak yaşadıktan sonra toplulukları (ve
Kureyşiler, Arafat'ta Vakte yapanlar için, Arafat'ta Vakfe yapan-lar da, Kureyşiler için «Biz, onlardan, daha isabetliyiz!» diyerek bir birlerile tartışırlardı (305).
Beytullahı tavafa gelen hacıların üzerlerindeki elbiselerile Arafat'a olarak, ya da Ahmeslere aid iki parça elbise ile yapmalarını ve tavan, çıkamayacaklarını, Arafat'tan dönünce de, farz olan tavafi ya çıplak mek helal olamayacağını yasalaştırımışlardı (306). Ahmes elbisesinden başka elbise ile yapacaklara, onları bir daha giy
Hums erkekleri, Hums olmayan erkeklere, Hums kadından da, Hums olmayan kadınlara elbiselerini verirler ve Kabe'yi, ancak onunla tavaf ettirirlerdi (307).
sa, hacı, elbisesini çıkarıp atar, çıplak tavaf ederdi. Eğer, Ahmesilerden emânet olarak elbise verecek kimse bulunmaz-
Çıkarılıp atılan elbise, ayaklar altında çiğnenir, güneş, rüzgâr ve dokunur, ne de, onu yerinden oynatırdı (308) yağmurların te'sirlerile yıpranıp gidinceye kadar, ona, hiç kimse ne
di (309).
Ahmesler, ihram halinde iken, evlerine kapılarından girmezler-
İslamiyet devri gelince, yüce Allah, Peygamberimize, Arafat'a git-mesini ve Vakfe'yi, orada yaptıktan sonra, oradan akın edip dönülme sini emr etti (310).
Sonra, siz de, başka insanların topluca akın edip döndüğü yerden (Arafattan) dönünüz! (Bakare: 199) meållį åyeti indirdi (311).
Peygamberimizin Mina'dan Arafat'a Kadar Telbiye'ye Devam Etmesi:
medi (312).
Peygamberimiz, Mina'dan Arafat'a varıncaya kadar Telbiye'yi kes-
Peygamberimizin Arafat Hutbesi:
Cahiliye devri insanlarının ayları, geriletmeleri yüzünden, Hz. Ebû Bekir, dokuzuncu yıl haccını, Müslümanlara zilkade ayında yaptırmıştı.
(304) Validl-Megazi e, 3, 8, 1102
(307) Müslim-Sahih e, 2, 5, 894 (306) Vakıdïden naklen İbn-i Sa'd-Tabakat e, 1, s. 72
(305) Malik-Muvatta' e, 1, s, 389
(308) Ezraki-Ahbaru Mekke e, 1, s. 174-175
310) Buhari-Sahih e, 5, 8, 138, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 187
(309) İbn-i Eair-Nihaye c. 1, s, 440 (
( all) Ehe Davud-Sünen e, 2, s. 187, Tirmizl-Sünen c. 3, s. 231, Ezrakl-Ahbarn Mek-ke c. 2, я, 195
Peygamberimizin onuncu yıl haceı ise, zilhicceye rastlamış bulu-
rafat'a çıplak tavafı, giy-
arı da, nunla
nmaz-år ve ne git-Ime-
zler-
rden
kes-
bü St.
nuyordu (313). Hicretin onuncu yılı 9 zilhicce Arefe günü de, cuma gününe rast-Jamıştı (314).
Güneş, batıya doğru eğilince, Peygamberimiz, Kasva'nın hazırlan-masini emr etti ve Kasva'ya, hemen semer vuruldu. Peygamberimiz, Kasva'nın üzerine binip Urene Vadisine vardı (315). Urene, Arafat hizasında bulunan vadidir.
Arafat Mescidi ile su akan yerlerin tümünü Urene vadisi sayanlar da, vardır (316).
Peygamberimiz:
Hamd, Allah'a mahsustur. O'na hamd eder, O'ndan yarlığınmak diler ve O'na tevbe ederiz! Nefslerimizin şerlerinden ve amellerimizin günahlarından Allaha
Allâhın, doğru yola ilettiğini, saptıracak, saptırdığını da, doğru yo-
la iletecek yoktur. Şehadet ederim ki: Allah'dan başka ilah yoktur. O, birdir, O'nun, eşi, ortağı yoktur.
Ve yine şehadet ederim ki: Muhammed, Onun kulu ve Resûlüdür. By Allah'ın kulları! Ben, size, Allah'dan sakınmanızı tavsiye ve O'na itaata sizi teşvik ederim.
Size, hayr olan şeyden söz açmak ister ve bundan sonra derim ki: diyerek (317) Allaha hamd-ü senåda bulunduktan sonra (318), iki di-zinin üzerine gelip (319) «Ey insanlar; (320) Sözlerimi (321), iyi din-leyiniz! (322)
(113) İbn-i Sa'd-Tabakat e, 2, 5, 186-187
(314) İlm-i Sa'd-Tabakat c, 2, 3, 188, Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 1, s, 28, Buhari-Sahih e, 5, 5, 188
(315) Vakıdi-Megazi e 3, s. 1102, Müslim-Sahih e, 2, 5, 889, Ebû Davud-Sünen e. 2, s. 185, İb-ni Mice-Sünen e, 2, 3, 1024, Daremi-Sünen e, 1, 3, 377
(316) Yakut-Mucemülbüldan e, 4, s. 111
( (318) flm-i İshak, İbn-i Higam-Sire e, 4, 5, 250, Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 5, s. 262
317) Ibn-1 Abd-i Rabbih-Ikdülferid e, 2, 3, 110
319) Ahmed b. Hanbel-Müsmed c, 5, s, 30, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 189
( (330) İbn-i İshak, İbn-i Hisam-Sire c, 4, s. 250, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid e, 2, 110, Taberi-Tarih e, 3, s. 168
(
#. 110, Tabert-Tarih c. 3, s. 168
381) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, 5, 250, Taberi-Tarih c. 3, s. 168 2) fbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire e, 4, s. 250, İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid e, 2,
3192- İlmi, kaldırılmadan önce öğrenin. Çünkü biriniz, yanındakine ne zaman muhtaç olacağını bilemez. İlim öğrenme. lisiniz. Gösterişten bidata sapmaktan, aşırı derine dalmaktan ka-çının. Eskilerle yetinin.
3193- İlim öğrenin. Çünkü onu Allah için öğrenmek haş-
yetin (Allah korkusunun) bir ifadesidir. Onu talep etmek ibadettir. Müzakeresi ise tesbihtir. Onu araştırmak da cihattır. (Deylemi'den ilaveten): Bilmeyene onu öğretmek sadakadır. Ehline bezletmek yakınlıktır. Zira o, helalin ve haramın alamet yeridir. Cennet yo-lunun nurlanmış işaretleridir. Yalnızlık arkadaşı, vahşette enisi, halvette konuşanı, darda ve genişlikte delili, düşmanlara karşı silahı, dostlar yanında zineti, gariplikte yakınıdır. Allah onunla bir kısım kavmi yükseltir de cennette önder kılar.
.a.s) مكتوم mektûm, mektume مكتومه ketm'den): 1. ketmolunmuş, gizli, sak-11. 2. hükümetten gizli tutulan. Emval-i mektûme: vergiden kaçırılan mallar. Mâl-i mektûm: gizli, saklı mal. Nüfûs-i mektûme: kütüğe kaydolunmamış kimse-ler. Vâridât-ı mektûme : deftere geçirilme-yerek şahıs elinde kalan devlet geliri.
mektûm mühimme : tar. Osmanlı
Devleti'nde Bâbıâlî'den gizli olarak yazılan ferman ve hükümlerin kopyaları.
mektûmat مكتومات ai mektûme'nin c.(: hükümeten kaçırılarak, gizli tutulan, yazdırılmayan vergi, gelir, nüfus, mal. ["mektûmat" evvelce, ekseriyâ me'murlar tarafından "ihtilasat" mânâsına kullanı-lırdı].
mekuk مكوك )..( : mekik, dokumacılıkta "atkı" veya "argaç” denilen ve enine olan iplikleri uzunlamasına olanların arasından geçirmeye yarayan masuralı âlet.
Cezası çekilen suça tekrar ceza verilmez. (T.H.) 358:Esk. haya.
Ceza günahın lâzım-ı zâtisidir. (Sn.) 21.
Her hükümetin bir kanunu var. O kanuna göre ceza verir, (T.H.) 229:Esk. hayatı
İki ceza birden verilmez. (M.) 417:29. Mektup, Es'ile-i Sitte, 5. si İstanbul'da bir esnafın cinayetiyle Bağdat'daki bir esnafı ceza-landırmak. (M.) 66:16. Mektup, 2. nokta
Tesirli ceza Allah'ın emirleri namıyla olur. (H.Ş.) 83:6. kelime
3204- Gece yansı gök kapılan açılır bir münadi seslenir: "Dua eden yok mu? Duası kabul edilecek. İsteyen yok mu? Dilegi verilecek. Sikuntida olan yok mu? Sikintisi bertaral edilecek." Oşür alıcı ile zaniye kadının dualan kabul edilmez. Bü-yük cürüm işledikleri için bunlardan başka tüm müslümanlann yaphiklan duayı Allah kabul eder.
٣٢٠٥- تفتح أبواب الجنة يوم الأثنين ويوم الخميس فيغفر الله فيهما لكن عبد مسلم لا يُشرك بالله شَيْئًا إلا رجلاً كانت بينه وبين أخيه شحناء فَيُقَالُ انْظُرُوا هَذَيْن حَتَّى يَصْطلحا (م) وابن زنجويه د ت حب عن أبي هريرة)
3205- Pazartesi ve perşembe günleri cennet kapılan açı-Ir. Allah kendisine ortak koşmayan her müslüman kulunu affe-der. Ancak din kardeşi ile kendi arasında dargınlık bulunan kim-seyi bağışlamaz. "Birbirleri ile barışıncaya kadar bekletin." bunla-n emrini verir.
[ سؤال ؟ ] ضلالت عن (نخل)، هدات عنه (هدى) وملون، یعنی مصدرون خوله او اور
عد ولدن مقصد نه در؟
الجواب ] فعل مضارع، تجدد واستمراره دلالت ایتدیکندن، بکرمی و چه سنه دوام بدن نزول قرآن بار چهار تحدّدی نسبتنده و نارك ظلمت القرن الرين قات قات ظلمتلرك علاوه ابدیلمنه سیلیت و بردباس مؤمن اورك ده نزولك تجددی نسبتنده، نور ایما نارین درجه درجه یوک سمنه باعث و لدیفه اشان در وكذا بو جمله، ( ماذا اراد الله ) الخ جمله سیله اشارت ايدياله استفهام جواب اول دینی الجون، در این فر قرنك وضعية الرين بيان ايتمان ايجاب ايتمشور. بو ایجا به بناء، مصدره ترجیحاً فصل ذکر ابه باشد. يعني فرقونك برينك وضعتي ضلالت، او ته لينك ده هدا يتدر.
(كبير) او لکی کثیر در کمیت و عددجه چو قامه اراده ای یا مشور ایکنی کیر در کیفیت و نتیجه هوای قصد ايد يلمشدر. وعين زمانده قرآنك نوع بشره رحمت اولد يفتك ترينه اشار تدر. اوت، ان انارك از برقمنك فضيلت و هدايتهاريني حومه كورمك وكوسترمك، قرآنك بشره قاريو مرحمتهي ولطفه اولديغنى كوسترير. وكذا، به فضیلت صاحبي بيك فضيه التنزه مقابلدر. لو اعتبار له، فضیر اتی کاشیران ، آزده اوله چومه کورونور.
( وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلَّا الْفَاسِقِينَ ) او لكى جمله ده . مطلقه و مبهم اولارحه ذكر ايد يان ( كبير ) من حاصل اولان و سور لری، ترد دالری، قور قولری، بو جمله ایله شویله دفع ایتمشدر که ضلالته کید نار فاسفار در خلا لتهرينك منشاده فقد فقك سبيبي كباريد صوح او نارده اولوب، قرآنده دیگدر ضلالتي خلق ايتمك، بايد قارينك جزای ايجوندر.
بینه بیانینی لازمدركه، بوجماله الوك هر بريسي واقبلني شرح و بیان اید. ما بعد ى ده اونی تفسیر ایدر ديمك هر جمله، واقبالنه دلیل، ما بعد ينه نتیجه در بونی (ایکی سلسله ایله ایضاح ایده جگر
(برنجیبی) الله او تمثيلدن حیا ایمز چونکہ الله او تمثيلى ترك التمز هم او تمثيل بليغدر، هم مقدر. هم او تمثيل، الله كلاميدر. بونی ده مؤمن اولان کیمه ای بیاید.
(ایکنجیسی) الله ، منكر لرك ديد كارى كبي، او تغير لون حيا ايتميز زيرا او منكرلي، او تمتد لك تركى لازمدر ديورلي هم أو مذكر لي او تمثيلك حكمتی بیا عزیر هم بونده نه فائده وار در؟ دیرلر.
Sual: Dalalet yerine بيل hidayet yerine يخبى demekten, yani masdardan füle olan udülden maksad nedir?
Elcevab: Fil-i muzari, teceddüd ve istimråra delalet ettiğin den, yirmi üç sene devam eden nüzül-ü Kur'ânın parça parça teceddüdü nisbetinde, onların zulmet-i küfriyelerine kat kat zulmetlerin ilave edilmesine sebebiyet verdiğine; ve mü'minlerin de nüzülün teceddüdü nisbetinde, nûr-u îmân-larının derece derece yükselmesine bäis olduğuna işarettir.
Ve keza bu cümle مارا اورام الله ila ahir - cümlesiyle işaret edilen istifhâma cevab olduğu için, her iki fırkanın vaz'iyetlerini beyan etmek îcåb etmiştir. Bu icaba binåen, masdara tercihen fiil zikir edilmiştir.
Yani fırkanın birinin vaz'iyeti dalålet, ötekisinin de hidâyettir.
كير Evvelki كثيراً 'dan kemiyet ve adedçe çokluk iråde edilmiştir. İkinci dan, keyfiyet ve kıymetçe çokluk kasdedilmiştir. Ve aynı zamanda Kur'ân'ın nev'-i beşere rahmet olduğunun sırrına işarettir. Evet, insanların az bir kısmının fazilet ve hidâyetlerini çok görmek ve göstermek, Kur'ân'ın beşere karşı merhametli ve lütufkår olduğunu gösterir. Ve keză, bir fazilet sahibi bin faziletsize mukābildir. Bu i'tibârla, fazileti taşıyan, az da olsa çok görünür.
Evvelki cümlede mutlak وما يصل به إلا الفايقين ve mübhem olarak zikredilen مشيراً dan hasıl olan vesveseleri, tereddüdleri, korkuları, bu cümle ile şöyle def etmiştir ki: "Dalålete gidenler fåsıklardır. Dalaletlerinin menşei de fisktır. Fıskın sebebi
kesbleridir. Suç onlarda olup, Kur'ân'da değildir.
Yine bilinmesi lazımdır ki, bu cümlelerin her birisi
makablini şerh ve beyân eder. Måba'di de onu tefsir eder. Demek her cümle, måkabline delil, mâba'dine neticedir.
Bunu iki silsile ile izah edeceğiz. Birincisi: Allah o temsilden hayå etmez. Çünki Allah o
temsili terk etmez. Hem o temsil beliğdir, hem haktır. Hem o temsil, Allah'ın kelâmıdır. Bunu da
mü'min olan kimseler bilir.
İkincisi: Allah, münkirlerin dedikleri gibi, o temsilden
haya etmez. Zira o münkirler, "O temsilin terki lâzımdır" diyorlar. Hem o münkirler, o temsilin hikmetini bilmezler. Hem "Bunda ne fåide vardır?" derler.
66 Yoksa 'Kur'an'ı kendisi uydurdu' mu diyorlar? De ki: 'Eğer doğru söylüyorsanız Allah'tan başka çağırabildiğiniz herkesi yardıma çağırın da, siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin!'99
(Hûd, 11/13)
Mushaf sayfa no: 222
Hafızlık sayfa no: 12. cúz/19. sayfa
KUR'AN MEYDAN OKUYOR!
BİLGİ Mekkeli müşrikler, Kur'an'ı Peygamberimizin uydurduğunu iddia ediyorlardı. Kur'an'ı kabul etmemek için bir taraftan bu iftirayı yayarken diğer taraftan Peygamberimizden "gökten hazine indirmesi veya yanında bir melek getirmesi" gibi olağanüstü taleplerde bulunuyorlardı (Hûd-12). Ayet onların bu iddiasını boşa çıkararak müşrikleri, Kur'an'ın süreleri gibi sadece on sûre yazmaya davet etmiş ve müşrikler de öylece kalakalmışlardır. Bu ayetle birlikte Bakara 2/23, Yūnus 10/38 ve İsrå 17/88. ayetler "Tehaddi Ayetleri" olarak bilinirler.
MESAJ:
1. Kur'an, Peygamberimizin en büyük mucizesidir.
2. Kur'an, Rabbimizin katından gelen eşsiz bir kitaptır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Tehaddi: İlahi kaynaklı olduğunu kabul etmeyenlere Kur'an'ın meydan okuması. Sûre: Kur'an'ın 114 bölümünden her biri.
Önceki ayetlerde Allah'a iftira eden, Kur'an'a saldırarak onun mesajının ya-yılmasına engel olan, İslam'ı yanlış bir dinmiş gibi yansıtmaya çalışan, ahireti inkâr eden bedbahtların öteki dünyadaki hållerinden bahsedilmişti. Bu ayette ise iman edip sâlih amellerle ömrünü süsleyen ve Allah'a gönülden bağlı olan müminlerin cennete girecekleri müjdelenmiştir. Buna ilaveten bu vasıfları taşıyan müminler, "sonsuza dek cennet halkı olmak" gibi hayale sığmayacak büyük bir nimete nail olacaklardır.
MESAJ:
1. Cennet sadece imanla değil, imanın gerektirdiği şekilde yaşamakla elde edilir. 2. İman amel bütünlüğü Allah'a gönülden bağlanmakla taçlanır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Sålih amel: Dinin yapılmasını emir ve tavsiye ettiği, sevap olan tüm işler. Ashâbü'l-Cenne: Cennet ehli, cennetlikler, cennete girecek olanlar.
" Yoksa 'Bunu o kendisi uydurdu' mu diyorlar? De ki: 'Eğer onu uydurduysam sorumluluğu bana aittir. Fakat benim sizin işlediğiniz günahtan sorumluluğum yoktur.'99
(Hüd, 11/35)
وتضع
Mushaf sayfa no: 224
Hafızlık sayfa no: 12. cúz/17. sayfa
KUR'AN'IN UYDURULDUĞU İFTİRASI
BİLGİ:
Kur'an'ın önceki peygamberlerin kıssalarına yer vermesi, uydurulmuş bir kitap değil ilahi kaynaklı bir kitap olduğunu ispat eder. Çünkü bir kimsenin, örneğin Peygamberimizin, bilmediği tarihi hadiseleri hayal edip tüm yönleriyle ve doğru olarak kurgulaması imkânsızdır. Bu ayetin öncesindeki ayetlerde Hz. Nuh'un kıssasına yer verilmişti. Kıssada Hz. Nuh ile kavmi arasında geçen diyaloglar aktarılarak Peygamberimize, müşriklerin sataşmalarına karşı nasıl bir tavır benimseyeceği öğretilmiştir. Zira Mekkeli müşrikler de vahiy karşısında tıpkı Nuh kavmi gibi bir tutum sergiliyorlardı.
MESAJ:
1. İslami değerlere Hz. Peygamber'in sahip çıktığı gibi sahip çıkmalıyız.
2. Herkes yapmış olduğu davranıştan sorumludur.
KELİME DAĞARCIĞI:
İftira: Birine kasıtlı ve asılsız bir şekilde suç yüklemek.
Hz. Nuh'un kavminden çok az kişi iman etmişti. İman etmeyenler ise onu teh-dit ediyor, va'dettiği azabı bir an önce getirmesi için ona meydan okuyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah, Hz. Nuh'a bir gemi yapmasını ve iman edenleri gemiye bindirmesini emretti. Gemiye binmeyenlerin ise tufanda helak olacakla-rını vahyetti. Bu ayet, Nuh'un (a.s.), iman edenlere gemiye binerlerken de gemi giderken de Allah'ı anmalarını emrettiğini haber vermektedir. Aynı zamanda bu ayet, yolculuğa çıkarken veya bir araca binerken okunan dualardan biridir.
MESAJ:
1. Her işin başında Allah adını anmak hayır ve berekete vesiledir.
2. İnkârcıların yaptıkları yanlarına kâr kalmaz.
KELİME DAĞARCIĞI:
Bismillah: "Rahmân ve rahîm olan Allah'ın adıyla" anlamına gelen "Bismilla-hirrahmanirrahîm" cümlesinin kısaltılmışı.
seferi: 8 ay süren kuşatma sonunda Antakya Haçlıların eline geçti.
1277 - Türkçenin resmî dil olarak kabulü.
1889 - İttihat ve Terakki Cemiyeti kuruldu.
1925 - Terakkiperver
Cumhuriyet Fırkası, Bakanlar Kurulu kararıyla kapatıldı.
2006 - Karadağ kuruldu.
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
İmsak Günes
HAZİRAN
03
SALI
Biz dağları onun emrine verdik ki, akşam sabah onunla beraber tesbih eder, kuşlar da onun etrafında
toplanırdı...
(Sad: 18.)
BİR HADİS
7 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 21 MAYIS 1441 HIZIR: 29
Kim ki gönül hoşluğuyla ve kestiği kurbanın sevabını Allah'tan umarak kurban keserse bu onun için Cehennem ateşine karşı perde olur. Taberanî
Kudsî farizayı ve din-i İslâmın kudsî ve semavî kongresi hükmünde olan bu hacc-ı ekberi büyük bir bayramın arefesi noktasında olarak bütün ruh u canımızla tebrik ediyoruz. Emirdağ Lahikası
1951 - Türkiye'de ilk kalp ameliyatı GATA'da yapıldı.
HAZİRAN
08
PAZARTESİ
22 1447 ZİLHİCCE
RUMI: 26 MAYIS 1442
HIZIR: 34
Birşeyi dünyada var desen, yalnız o şeyi göstermek kâfi gelir. Eğer yok deyip nefyetsen, bütün dünyayı eleyip göstermek lazım gelir ki, tâ o nefiy ispat edilsin. Lem'alar
med Aleyhissalatu Vesselâm da bütün Muhammed Aleyhissalatu Vesselamın bir mucizesidir, öyle de, Muham NOOF AC Auran Datan mutatiyla ve hakkaniyetine delil olan bütün hakal Kila Muh
TARIHTE BUGUN
- 1622 II. Osman'ın şehadeti.
- 1878 - Çırağan Hadisesi.
1927 - Resmî binalardaki
eski yazı ile yazılmış tuğra ve benzeri yazıların kaldırılmasına dair 1057 sayılı kanun kabul edildi.
Bu kanun gereğince İstanbul Üniversitesi'nin girişindeki âyetler beton sıva ile kapatıldı.
20
CUMA
FRIDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET
Iman edip guzel işler yapanlara mujde olsun; dönülecek en güzel yer
onlarındır.
Ra'd Suresi: 29
BİR HADİS
Seni seven kimseye sen de ona olan sevgini bildir.
C
İnsan öyle bir nüsha-i câmiadır ki,
Cenab-ı Hak bütün esmasını insanın nefsi ile insana ihsas ediyor. Sözler
eşi dostu birbirinden) ayıran (ve kara toprağın içine sokan) ölümü çok zikretmektir. (Çünkü) babalar ve annelerin yardımlarıyla kuvvetlen dikten sonra sizler bunca oğlan ve kızları öldürüp toprağa verdiniz.
Muhakkak bize ulaştı ki, bir kadın Hz. Aişe'nin yanına girdi ve
Ey anneciğim katılaşan kalbin (yumuşaması) nedir? diye sordu.
Hazret-i Aişe (r. anha) ona:
Katı kalbin ilacı ölümü çok çok zikretmendir, diyerek cevab verdi. Bunun üzerine o kadın ölümü çok çok zikretme işini yaptı da kalbi yumuşadı ve sonra o kadın Hazret-i Aişe'nin bu husustaki fazile-tine teşekkür etti.
Keza insanın günah yükü altına girmekten kendini menetrnesi, dün-ya (mah) ile gururlanmayı bırakması ve dünyadaki belä ve musibetle-rin (âhirete nazaran) hafif sayılması da ölümü zikretmenin faydala-rındandır.
Ey kardeşim, iyi düşün. Bir kimsenin üzerine ölüm cezasını icap ettiren hüküm sabit olduktan sonra öldürülmeye doğru sürüklense onun bu hali kendisi için günahlardan herhangi bir şey'i işlemeye meş-rů sebep olamaz. Ve o, dünya ziynet ve arzularından hiç bir şey'e (zevk-le) bakamaz. Aynı zamanda her musibet ona hafif gelir. Fakat dünya-da uzun müddet yaşamayı düşünmekte olan kimse ise bunun haline mu-halif bulunmaktadır. Zira o (yani dünyada uzun süre yaşamayı arzu-layan kimse) bu hususta onun hâline zıd olur.
Bundan, yani kalbin katılığını gideren şeylerden biri de, ölüm ha-lindeki kimsenin halini görüp müşahede etmektir. Çünkü onların öllim (hallerinin) çetinliklerine, ruhlarının çıkarılmalarına, ruhun çıkarılması sırasındaki uğraşmalarına ve can çekişme hallerine ve onların (o an-daki) çok çetin sıkıntılarına (dikkatle) bakıp görmek, alinacak ibretle-rin en büyüğüdür. Çünkü yakında bunun benzeri hal, kendi başına da gelecektir. Her kim ölülerden öğüt ve ibretle nasihat almazsa artık ona hiç bir nasihat fayda vermez.
Şöyle rivayet edilmiştir:
Hasan-1 Basri bir hastayı ziyaret etmek üzere yanına girdi ve o zatı ölüm şiddetleriyle mücadele eder bir vaziyette buldu. Onun sıkıntılı halini, onun başına gelen şey'in çetinliklerini bakıp gördükten sonra Hasan-1 Basri'nin rengi (beti benzi) değişmiş olarak kendi ev halkının yamna döndü. Müteakiben ev halkı kendisine yemek getirdiler ve ona:
Bu yemekten yemez misin? dediler. Bunun üzerine Hasan-1 Basri kendi ev halkına:
Yemeğinizi siz yiyiniz. Çünkü ben kendimi bu gibi şeylerden alıkoyacak şey'i görmüşümdür, dedi.
(Keza) bize ulaştı ki, yine Hasan-ı Basri (r.a.) mezarlar arasında tli pide yemekte olan bir şahsı görünce:
Senin için, şu mezarları müşahede etmen seni yemek yeme arzusundan alıkoyacak bir ibret (tablosu) olmadı mı? diyerek tekdir etti.
İlim adamları derler ki:
Mezarlık ziyareti yapan kimseye lâyık olan (bu ziyareti sırasında):
Aç karına bulunmasıdır. Çünkü karın tokluğu insanı ölüler-den ibret almasından mahrum eder.
b
İsyan fiillerinden hiç bir şey'i yapmaya azimli olmamalıdır.
Zira (günah olan şeyleri işlemeye) azimli kimse, şeytanların yanında-
dır. Öyle ise onun (ölülerden) ibret alması mümkün olamaz. C Dünyalık hususunda zühd ü takva sahibi olması (yani dün-yalığa itibar etmemesi lâzım)dır. Çünkü dünyalığa itibar eden (ve dün-yanın fani nimetlerini arzu eden) de kalb katılığı kendisinden ayrılma yan kimsedir. İşte bundan dolayı insanların çoğu mezarları (ziyaret edip onların hallerini) gördüğü halde onlardan öğüt ve ibret alamaz. Çok kere onlardan biri meselâ velilerin ve Hakka ermişlerin mezarla-rını ziyaret eder de orada ağlayıp gözyaşı dökmesi, kalbinde bir yu-muşama hali husule gelmez. Çünkü insanların çoğu bu bağlar, bahçeler ve ırmaklar (kenarların) da temiz hava dinlendikleri, yorgunluklarını giderdikeri yerler gibi birtakım halkın birbirlerini bir araya toplayıp eğlenmelerine vesile yaparlar. ziyaretlerini alarak
İşte ey kardeşim! Sen orasını, senden önceki yüce ve salih kişilerin. başına geldiği gibi senin de dönüp dolaşıp varacak yerin olduğunu te-fekkür ederek mezarları ziyaret et. Ve sen korkulu ve huzurlu bir kalble onlara sür'atle kavuşmayı dileyerek şu ESSELĀMÜ ALEYKUM DA-RA KAVMİN MÜMİNİN VE ÎNNA İNŞA ALLAHU BIKÜM LAHI KÜN. Ey mü'minler topluluğunun yurdu! Sizlere selâm olsun. Biz inşaallah sizlere kavuşacağız, sözünle onlara selâm ver. muhakkak vukua gelecektir. Fakat âdet olarak dilemek onu getirmez. Zira ölüm
Sen sakın ha (bu ziyaretin sırasında) ayakkabı ile yahut da (bi-nekli olduğun) hayvanla Müslüman mezarlarının üzerlerine basarak yürüme. Bilhassa hayvanın çiş yapmasından veya pislemesinden son derece sakın. Çünkü senin ziyaretinin bütün sevabı, hayvanının bir Müslüman (kabri) üzerine yaptığı çişi (nin günahı) na denk olamaz.
Binaenaleyh ziyaretçi, ziyaretini yapmakta olduğu mezarın başın da durunca o (kabirde yatan) zatın toprak altında ne hale döndüğünü aile ve dostlarından nasıl ayrıldığını, (halini soranlara) cevap vereme-yişini (şimdi) onun tekrar dünyaya döndürülmesini ve iyi ameller yap-mayı istemekte olduğunu, fakat kendisine hiç cevap verilmediğini dü şünün onunla ibret alsın.
Ziyaret edilen mezar eğer bir hükümdar veya bir kunmandan kabri olursa bu ziyaretçi kimse o mezarda yatan zat kuvvet ve kudretli olup ordular sevk ve idare ettikten sonra, arkadaşlarla, kabilelerle dostluk kurup anlaştıktan, mallar ve yiyecek mâkulesi eşyalar biriktirdikten
Vallahi (323), bilmiyorum. Belki de, şu durduğum yerde, bu yılım dan (Vakıdiye göre bu günümden) sonra, sizinle bir daha buluşama. yacağım! (324)
yeceksiniz! Dikkat ediniz! Belki, bu yılımdan sonra, beni, bir daha göreme
Dikkat ediniz! Belki, bu yılımdan sonra, beni, bir daha göreme yeceksiniz! (325)
Sözleri, iyice dinleyip ezberleyen kişiye, Allah, rahmet etsin. Bolki, anlayan, anlamayana iletip anlatır. Anlayan da, belki, ken-disinden daha anlayışlı olana iletir!» buyurdu (326).
O sırada, Şenue kabilesi adamlarına benziyen, uzun boylu bir adam kalkarak «Ey Allahın Peygamberi! O halde, bizler, ne yapalım? diye
Peygamberimiz Gününüz, haram ve dokunulmaz bir gündür! Ayınız, haram ve dokunulmaz bir aydır!
255
Belienis, haram ve dokunulmaz bir beldedir! (329)
By insanlar! (330) İşte, kanlarınız ve mallarınız da, yüce Rabbıra-kavuşuncaya (Ahmed b. Hanbel'e göre: kavuşacağınız güne kadar, bu gününüzde, bu ayınızda, bu beldenizde olduğu gibi, birbirinize ha-mam ve dokunulmazdır! (331)
Eaberiniz olsun ki: ben, önceden gidip Havuz başında sizi bekleye-
ceğim. Başka ümmetlere karşı, sizin çokluğunuzla övüneceğim.
Sakın, çok günah işleyip yüzümü kara çıkarmayınız! (382) Benden görmüş, benden işitmiş, benden sormuş olduğunuz şey-lerde, bana isnad ederek yalan uyduran kimse, Cehennemdeki yerine
hanrlansın! (333) Haberiniz olsun ki: Ben, bir takım (334) erkek, kadın (335) insan-lan (336) kurtaracağım.
Kurtarmak isteyeceğim diğer bir takım insanlara gelince (337), on-lan da, kurtarmak için, üzerlerine düşecek, ısrar edeceğim (338). (Ya Rabbi! Bunlar da, benim Sahabilerimdir) diyeceğim (339).
sun!) buyuracaktır.» buyurdu (340).
Yüce Allah (Senden sonra, onların neler yaptığını, Sen, bilmiyor-
Mekke Valisi Attáb b. Esid, Amr b. Hârice'yi, bir iş için Peygam-berimize göndermişti.
altına durmuştu.
Amr b. Harice, Arafatta yetişip Peygamberimizin devesinin çenesi
(29) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 5, 8, 30
(200) İbn-i İshak, İbn-i Higam-Sire e, 4, 5, 250, İbn-i Abd-1 Rabbih-Ikdülferid e, 2,
4. 110, Taberi-Tarih c, 3, 8, 169 (1) İbn-i İshak, İbn-i Hisam-Sire c. 4, s. 250, Vakıdi-Megazi e, 3, s. 1103, Ahmed b. Hanbel-Mümed e, 5, 8, 30, Müslim-Sahih e, 2, s. 889, Ebû Da-
vad-Sünen e, 2, 3, 185, İbn-i Mace-Sünen c. 2, 8, 1024-1025, Daremi-Sünen e, 1,
377, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid c, 2, s. 110, Taberi-Tarih e, 3, s. 169 Ahmed b. Hanbel Müsned e, 5, s. 412, İbn-i Mace Sünen e, 2, 8, 1016
Ahmed b. Hanbel-Münned e, 5, 8, 412
(Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5. 412, İbn-i Mace-Sünen e, 2, 5, 1016
Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 412 Thn-1 Mace-Sünen e, 2, 8, 1016
Ahmed b. Hanbel-Maned 15, 412, İbn-i Mace-Sünen e, 2, s. 1016 Ahmed b. Hambel-Mümed e, 1, s. 384, 453
Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 453. Inb-1 Mace Müsned c. 2, 6, 1010, Mang-Sonen e, 2, 8, 1016
kevser-i Ahmed 1: كوثر احمدی.Hz. Muham-med'e (a.s.m.) Cenette verilen içimi çok hoş su 2.(mec.) Kur'an
kevser-i bâkî 1: كوثر باقی.ebedi olan Cenetteki kaynak 2.(mec.)ebedî Kur'an hakikatleri
kevser-i fesahat كوثر فصاحت : cennetteki kev-ser kaynağı gibi hoş olan son derece güzel, akıcı, açık ve doğru sözler
kevseri Kur'ani کوثر قرانی : Kur'an kevseri, (mec.) akıl ve ruhların ihtiyaçlarını karşı-layan ve huzura ve mutluluğa kavuşturan Kur'an, kevser gibi bir kaynak olan Kur'an ve Kur'an hakikatleri
keside 1 : کشیده.cekilen, yazılan 2.çekiliş
keside etmek كشيده ايتمك : çekmek
keşif كشف :bkeşf(
keşif kolu كشف قولو : )askerlikte düşmanla il-gili haber toplayıp getirmekle görevli askeri birlik
529 keyfiyet-i cezalet فتات ))d) 1.ifadede lerine uygunluk durumu 2.güzellik ve uyum-alicihk ve kelimelerin sesçe konuya ve birbir-luluk
keyfiyet-i cezaleteكيفيت جز : )ed.) 1.ifa-dede akıcılık ve kelimelerin sesçe konuya ve birbirlerine uygunluğu bakımından 2.güzel-lik ve uyumluluk bakımından
keyfiyet-i hayative کیفت حياته:hayat (canlı-hk) denilen olaydaki özellikler ve durumlar, hayatın özü ve temeli,
keyfiyet-i hilkatکیفیت خ: yaradılışın nasıl olduğu konusu, yaradılış işi ve, yaratılış ola-yinin temeli ve özü
keyfiyet-i lase کیفیت عاه beslenme durumu, beslenme için gerekli imkânların sağlanması durumu
keyfiyet-i icad کیفیت ایجاد : yaratma işi ve du-rumu
keyfiyet-i ihya ve imate کیفیت احیاء و امانه : can verme (ihya) ve can alma (imate) işi ve duru-mu
keyfiyet-i intişar 1 : کیفیت انتشار.kitapların ya-yınlanma işi ve durumu 2.yayılma ve duyu-rulma işi ve durumu
keyfiyet-i kelam کیفیت کلام : sözün mâna ve durumu (işaret ve keyfiyet-i kelâm: sözün işaret ve keyfiyeti, sözün işareti ve mânâca durumu)
keyfiyet-i meczubane کیفیت مجذوبانه : cezbeye kapılma durumu, Allah (c.c.) sevgisi ve dü-şüncesiyle dalıp gitme, kendinden geçme du-rumu
keyfiyet-i meşhude کیفیت مشهوده : görülen du-rum
keyfiyet-i meşhure کیفیت مشهوره : herkesçe bi-linen durum
keyfiyet-i telakki کیفیت تلقى : anlama ve kabul edip benimseme durumu
keyfiyet-i teşekkül کیفیت تشكل : meydana gel-me durumu
keyfiyet-i vaziyet کیفیت وضعیت : konma duru-mu, yerleştirme durumu
keyfiyetçe 1 : كيفيتجه.keyfiyet bakımından, esas durum ve temel özellik bakımından 2.değer ve önem bakımından
keyfiyeten 1 : كيفيتاً.esas özellik bakımından 2.değer bakımından 3.önem bakımından
keza كذا : aynı şekilde, böylece, bunun gibi; (o da) öyle(bk. hakeza)
kezalik كذالك : bunun gibi aynı şekilde, yine (o) da böyle
kezzab كذاب : çok yalancı, yalancı
kible 1 : قبله.Kabe yönü, namaz kılarken du-rulan yön 2.(mec.) değer ve önem verilen şey, gaye ve hedef 3.(mec.) mânevî merkez 4.bazı
yerlere göre güney
kible-i kainat قبله كائنات : kainatın mânevî ve önemli merkezi (Dünya)
kiblegah 1 : قبله کاه.kıble olarak yönelinen kut-sal yer 2.mânevî ve kutsal merkez
kiblename قبله نامه : kable yönünü gösteren alet, yön gösteren alet, pusula
kiblenameli قبله نامه لی : kable göstericisi bulu-nan
kablesiz قبله سز : kıblesi olmayan, kıbleye yöne-lik olmayan
kidem 1 : قدم.ezelilik, ezeli olma, başlangıcı olmama, öncesizlik, zaman yokken de var olma (Allah'ın c. c. sıfatı) 2.çok önceden beri var olma 3.zaman veya rütbece öncelikli olma
kıdemli قدملی : yıllarca bir meslekte çalışmışlı-
ğı olan, meslekde eski olan
kidve قدوه : önder, lider, kendisine uyulan
sert ve ince tüy
kil-i zulmettar قبل ظلمتدار : karanlık gibi kapka-ra kıl, siyah kıl
kıl قل : )kılmak fiilinden dua olarak) yap! eyle!
kılmak 1 : قلم.yapmak 2. (görevi yerine getir-mek)
kılavuz 1 : قلاوز.yol gösterici, rehber 2.öncü
kılıç قيلنج : çelikten yapılmış bir veya iki tarafı keskin sivri uçlu, uzun, kın içinde bele takılıp taşınan silah
kılıf 1 : قلف.bazı eşyaları korumak için eşyanın şekline uygun yapılmış özel koruyucu kap, mahfaza; zarf 2.(mec.)yanlış bir iş veya haklı göstermek için ileri sürülen uydurma sebep
هم انهار الديولي هم حقير لور ويورلي هم ايشتيمه الريام ضلالته كير دبار هم قرآن او ناری ضلالته آندی هم اونار فقله قابوقارندن جي قديلي هم الله اولان عهد لربى بوز دیار هم صله رحمی کنید هم إضده اللهمك نظام و انتظامی افساد ابتدياء جاء عليه، خاسر و ضرر لى او نار در هم دندان وجدان، قلب و روحك عذا مله، هم آخر نده ده اللحمن غضبه بدی بر عذاب بخنده فالان
اولا بیانینمی لاز مدر که قرآن كريمك اعجاز و نظمنده شده و شبه الى ايقاع ايدن فاسعارك، بالخاصه بو مقامده و بو جمله ده مذکور صفته هم له توصيف الري، يك يوكن و لطيف به مناسبتي طاشیور اون، صدانکه قرآن کریم دیور که قرآن اکبر دینیان لاناتك نظامنده قدرت از ليه نك اعجازني كوره مدين و يا كورمك ايته مرين او فاسقارن ، قرآن کريمك ده نظم و اعجا زنده ترد داری و گور گوزلريله اعجازینی کوره مربوب انظر ایتم لری، بعید و غریب دیگلد . زیرا او ناری، کائناتده کی نظام و انتظامی تصادفه و تحولات غريبه لي و انقلابات عجيبه لي عبثيته و تصادفه استاد ابتد کارندن بوز وطن اولان رو حل ينك کو زندنه او نظام تستراید وب کور و غدیگی کی، پیس فطر تار یاله ده
قرآن معجز اولاد نظمنی قاریشین، مقدم الديني عقيم، عمره لريني آجي كور ديار.
يَنْقُضُونَ ) ثور ولمن، قالین بر شريدي أجوب طاغیمن معنا اسنی افاده ایدن (نقص) تعبیری يوكك به اسلو به اشارند. هدانكه جذاب حقك عهدى مشيئت، حکمت، عنايتك البياريله ثور والمش نورانی بر شريتدر که از لدن ابده قدر اوزا غشور بونوراني شريت، لا فائده نظام عمومی شکنده تجلى ايدرك ، الله الديني كائناتك انوا عنه طاغيتمن وان عجيب سلسله سنی نوع بشره او را تشدر. و روح بشرده یک چومه استعداد و قابليت اترك تحوملريني المشدر. فقط او استعداد لول تربيه منى و نتیجه سنی جزء اختيار بنك الله ويرمه، او جزء اختيار ينك يولاريني ده، شريعتهك ودلائل تقليد نك
Hem inkar ediyorlar, hem haku woruyorlar. Hemor meleriyle dalalete girdiler, hem Kur'an ondan Adidas Hem onlar fiskla kabuklarından çıktılar Hem Allalv ahidlerini bozdular. Hem alaa rahimu ketiler.
Hem arzda Allah'ım uzám ve intizamun iad ettiler Binaenaleyh, hasar ve zararlı onlardır. Hem dünyada vicdan, kalb ve ruhun azabıyla, hem ahirette de Allaliin gazabıyla ebedi bir azab içinde kalan onlardır
الدين والشون قلة الله من عقد بينانه و الطفرة ما المرحلة و لا يوصل و يفيدون في الأدبي
Evvelen bilinmesi lazımdır ki, Kur'ân-ı Kerim'in 'ckz ve nazmında şekk ve şübheleri ikä eden fåıkların, bilhasa bu makamda ve bu cümlede mezkür sıfatlarla tavaflern, pek yüksek ve latif bir münasebeti taiyor.
Evet, sanki Kur'ân-ı Kerim diyor ki: "Kur'ân-ı ekber denilen käinâtın nizamında kudret-i ezeliyenin 'cázımı göremeyen veya görmek istemeyen o fåsıkların, Kur'ân-ı Kerim'in de nazım ve i'câzında tereddüdleri ve kör gözleriyle i'cázını göremeyip inkar etmeleri, bald ve garib değildir. Zira onlar, käináttaki nizăm ve intizamı tesadüfe ve tahavvülât-ı garibeyi ve inkiläbät-s acibeyi abesiyete ve tesadüfe isnåd ettiklerinden, bozulmuş olan ruhlarının gözünden o nizám
tesettür edip görünmediği gibi, pis fıtratlarıyla da, Kur'ân'ın mu'ciz olan nazmını karışık, mukadde melerini akim, semerelerini acı gördüler."
القشرة Örülmüş, kalın bir şeridi açıp dağıtmak ma'nasını ifade eden ta'biri, yüksek bir üslüba işarettir. Sanki Cenâb-ı Hakk'ın
ahdi, meslet, hikmet, inayetin ipleriyle örülmüş norani bir şerittir ki, ezelden ebede kadar uzanmıştır. Bu nûrâni şerit, käinátta nizam-ı umümi şeklinde tecelli ederek, silsilelerini käinâtın envåma dağıtımış ve en acib silsilesini nev' i beşere uzatmıştır.
Ve rûh-u beşerde pek çok isti'dâd ve kabiliyetlerin tohumlarını ekmiştir. Fakat o isti'dådların terbiyesini ve neticesini cüzi ihtiyârinin eline vermiş, o cüz'-i ihtiyârinin yularını da, şeriatın ve deláil-i nakliyenin eline vermiştir.
قال يا نُوح إنه ليس من أهلك انه عمل غير صالحفَلَا تَسْتَلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِلَى أَعِظُكَ أَنَّ لعلون من الجَاهِلِينَ قَالَ رَبِّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ أَنْ اسْتَلك ماليس به علمٌ وَإِلَّا تَغْفِرْ لِي وَتَرْحَمْنِي أَكُنْ مِنَ الخاسرين .
66 Nuh, "Rabbim! Şüphesiz, ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum." dedi.99
Hz. Nuh'un oğlu inançsızlar ile aynı saftaydı. Hz. Nuh gemiye çağırdığında, "ben yüksek dağlara çıkıp kurtulurum." diyerek babasını reddetmişti. Tufanda boğulanlardan biri de o oldu. Bu hadise üzerine çok üzülen Nuh (a.s.), oğlunun ailesinin bir ferdi olarak kurtulmuş olmasını niyaz edince Allah Teâla bir önceki ayette "bir inkârcının asla onun ailesinden sayılmayacağını" haber vermişti. İsteğinde haklı olmadığını anlayan Nuh (a.s.) ise yapmış olduğu hatanın farkına vardı. Bu ayette olduğu şekliyle Rabbine niyazda bulunarak istiğfar etti. Bize de onun dilinden güzel bir dua örneği kalmış oldu.
MESAJ:
1. İman bağı akrabalık bağından üstündür.
2. Hatadan dönmek büyük bir fazilettir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Ziyan: Zarar.
İsti'aze: Kötülüklerden Allah'a sığınıp O'ndan yardım dilemek.
66 Ben, benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. Çünkü her canlının perçeminden tutmuştur (her canlının kontrolü O'nun elindedir). Şüphesiz, rabbimin yolu dosdoğru yoldur. 99
BİLGİ Tarihin her döneminde bazı insanların farklı ilah arayışları olmuştur. Kimi puta, ateşe, güneşe; kimi de paraya, güce ve makama tapmıştır. Fakat mahlů-katın sahibi Allah'tan başka ilah yoktur. Hud'un (a.s.) kavmi olan Åd kavmi de putlara tapmaktaydı. Hz. Hud'a iman etmedikleri gibi "tanrılarımız seni çarpmış diyerek onu küçümsemekteydiler. Hud (a.s.), onların bu inatçı ve saygısız tavırları karşısında onlardan ve inançlarından uzak olduğuna Allah'ı şahit tuttu. Yalnızca O'na dayandığını, hiçbir şeyden korkmadığını haykırdı. İşte ayet Hz. Hud'un bu haykırışını bizlere takdim etmektedir. MESAJ
1. Bütün peygamberler bizim için örnektir.
2. Mümin, içinde bulunduğu her durumda Allah'a güvenip dayanır.
KELİME DAĞARCIĞI
Tevekkül: Elinden geleni yaptıktan sonra Allah'a güvenmek.
cihâna hükmeden sultanlarının, onlara yön veren Hakk dostlarının, âlimlerin, devlet adamlarının ve diğer mümtaz sîmâların bazılarını bulacak, onların örnek şahsiyetlerini sergileyen gönül âlemlerine aid satırları okuyacaksınız. Onlar ki, Türk milletinin, devlet kurma ve askerlikte zirve olduğu kadar ilim, irfân, ahlâk ve san'atta da müstesna bir mevkîye sahip bulunduğunu bütün cihâna göstermiş ve her sahada destanlar yazan bir millet olmanın maddi-mânevî husûsiyetlerini en güzel bir şekilde sergilemişlerdir.
Bu şanlı devletin dörtyüz atlı ile ekilen çekirdeği, ulu bir çınar olmuş, dalları üç kıťayı gölgesine almış ve altı asır izzet ü şerefle yaşamış, sonra da ardından birçok yetîm devletçik bırakmış ve târih isimli kabristanda şanlı bir türbe şekline bürünmüştür. Şimdi bize düşen, bu şanlı türbenin lâyık bir türbedârı olmaktır.
Ey Peygamber, sana da, sana uyan müminlere de Allah
kâfidir.
Enfal Suresi: 64
BİR HADİS
Benim en çok sevdiğim söz, en doğru olanıdır.
23 1447 ZİLHİCCE
RUMI: 27 MAYIS 1442 HIZIR: 35
İman, bütün eşya arasında hakiki bir uhuvveti, irtibatı, ittisäli ve ittihat râbıtalarını tesis eder. Küfür ise, burûdet gibi, bütün eşyayı birbirinden ayrı gösterir ve birbirine ecnebi nazarıyla baktırır.
bir ar sihir ve zam anda Kur'ar is epu selam İşte o vakit bülega-i Ar man-1 Isa Aleyhisselâmda tip revaçta zelerinin mühimi o cinsten geldi. ani Mucizul Beyan nüzul etti. Nasıl ki esine pucize Musa Aleyh eyhiss 3n-1 M li old n reva Agat en
TARİHTE BUGÜN - 1910 - Halley kuyruklu yıldızı, Dünya'ya yaklaştı.
- 2008 - Kapalı yerlerde sigara içme yasağının başlaması.
Gençlik ve Spor Bayramı.
19
PERŞEMBE
THURSDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET
(Salih) amellerde bulunanların ecri ne
güzeldir.
Ankebut Suresi: 58
BİR HADİS
Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, ağzı iyi lâf yapan münafıktır.
Kimin için Allah var, ona herşey var; ve kimin için yoksa, herşey ona yoktur, hiçtir.
sonra öllum kendisine zamansız olarak ansızın gelerek yakaladı da onu (Ahiret) amğı için hazırlık yapmaya müsaade etmedi. İste o kuvvet ve kudretten sonra bu zilletin vukubulmasına (ibret gözü ile) baksın. Ziyaret edilen kabristanlık eğer ziyaretçinin (din) kardeşlerinin
ve arkadaşlarının defnedildiği mezarlıksa o halde ziyaretçi onların servet toplamalarına, köşkler yaptırmalarına, bağ-bahçe ağaçları dik (tirerek yetiştir) melerine, vücullarının sıhhatli oluşlarına, lezzetli yemeklerden ve düşündükleri, istedikleri her şey'e kavuşmuş olmalarındaki o halle-rini düşlünsün. Ümitlerinin nasıl kesildiğini, konaklarının, mallarının kendilerine hiç bir fayda te'min etmediğini ve toprak altındaki zillet leerisinde kurtlara, böceklere yem olmalarından kendilerini kurtarama-dığım, yüzlerinin o güzelliğini toprağın mahvedip bir iskelet haline na-sel soktuğunu, organlarının ve diğer kısımlarının toprağın içinde nasıl dağıldığını, kendilerinden sonra hanımlarının nasıl dul kaldığını ve ço cuklarının nasıl yetim kalmış olduğunu ve hayatlarında iken kuvvetli, kudretli bulundukları halde sonra onların bu zillete düşerek hor ve ha-kir olmalarına (ibret gözü ile) baksın da kendisinin sıhhatli olmasına, geniş hayal kurup uzun ümidli olmasına gururlanarak aldanmaktan sakınsın.
Binsenaleyh, biz bütün arkadaşlarımızı görmüşüzdür ki, onlardan hiç birisinin ümidinde olmadığı ve kendisinin o günlerde öleceğini bek-lemediği sırada ölüm onlara belirsiz bir zamanda ansızın gelivermiştir. O halde bunlar için vukubulan bu ölüm hâli çok yakın bir zamanda her-hangi birimiz için de vukubulabilir ve (son) pişmanlığın kendisine fay-da vermeyeceği (o tehlikeli zamanda) herhangi birimiz pişman olabilir.
Hasan-1 Basri (r.a.) şöyle derdi:
Herhangi biriniz (ziyareti sırasında) mezarların karşısında du-runca mezarlık halkının hâline şöyle bir baksın ve onların yanakları üzerine gözlerinin nasıl aktığını, onların herhangi biri fesahat ve bela-gati ile insanlara saldırdıktan sonra dillerini rutubetli toprağın nasıl yediğini ve toprağın içinde (inci gibi) dişlerinin nasıl dağıldığını dü-şünsün.....
Bazı arıı kişiler şöyle derlerdi:
Ölülerden biri (hayatında iken) nefsine karşı israf edici (yani gii. nah işleyici) olur da, bir kimse de onu ziyaret ederse bu ziyaretçi Aziz ve Celil olan Allah'ın nezdinde kabirdeki zat için şefaat eder ve bu şe-faatinde kabul edildiğine dair alametleri içinde hissedinceye kadar me-zarın başından ayrılmasın ve geri dönmesin. Nitekim Peygamber sal-lallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, annesi ile babasının mezarlarını zi-yaret ederek onların kendisine îman etmeleri için Allah'dan diriltilme-lerini istemişti. Onlar ise fetret zamanında yaşadıkları için onlara bu dirilme işi yapılmıştır. Bu hususta onların (îmanlarında) kemalleri ol-muştur. Şöyle ki: Sanki onlar Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve selle-in zaman-ı saadetlerine yetiştiler de kendisine îman etmiş oldular.
Allah Taâlâ, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in amcası Ebu Talib'i de Resûlüllah'ın hatırı(nı hoş etmek) için diriltti de o da kendi-
sine îman etti, diye zikretmiştir. Feygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in mûcize ve kerâmetleri bundan (yani sayılamayacak kadar) çoktur.
Şeyhimiz, üstadımız Hafız Celaleddin Süyûtî bu hususta mütead-dit eserler te'lif etmiş ve bu eserlerde 12 hafız (ismini) zikretmiştir ki. onların hepsi bu görüşe sahip olmuşlardır. Bizim inancımız budur. În şaallah bu itikadımızla Allah Taâlâ'ya kavuşuruz.
Alemlerin Rabbı olan Allah'a hamd olsun...
BEŞİNCİ BAB
MU'MİN ALIN TERİYLE ÖLÜR
18- İbni Mâce ve diğer muhaddisler Büreyde'den (r.a.) den rivayet ettikleri hadîste Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuş-tur:
«Mümin kimse alnı terleyerek ölür», (1).
Tirmizi, «Bu hadis hasendir», demiştir.
19 Hakim et-Tirmizi «Nevadirü'l-Usûl» adındaki kitapta Sel-man-ı Farisî'den şöyle rivayet etmiştir: «Selman-ı Farisi, ben Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'den işittim. Şöyle buyuruyordu:
«Ölen kişiden ölüm halinde üç şey'i gözetleyiniz.
a Eğer şakakları (yani alnı) terlerse,
b Gözlerinden yaş gelirse,
Burun delikleri yayılıp genişlerse, işte bunlar, Allah (tarafın)
dan kendisine inmiş bir rahmettir.
Eğer boğulmakta olan deve yavrusunun harıldaması gibi boğazı horlarsa, rengi bozulursa ve ağzın yanları köpüklenirse işte bu da Allah (tarafın) dan ona gelmiş bir azabdır», dedi (2).
Ubeydullah şöyle derdi: «Muhakkak ki mü'min çok kere günahla-rından birtakım günahlar üzerinde kalmış bulunur da onlar, ölüm za-manında bununla cezalanır. İşte bundan dolayı da alnı terler». D
Ubeydullah'dan başkası ise «Muhakkak Aziz ve Celil olan Allah'ın mü'mine müsamaha ederek kendisini mağfiret buyurur da işte o anda mü'minin Allah'dan utanarak alnı terler. Herhangi bir yüce kişi, her-hangi bir dost, herhangi bir iyi insan Aziz ve Celil olan Rabbının huzu-runa geldiği zaman o günahını ve günahlarına karşı da Aziz ve Celil olan Rabbı'nın huzurunda Allah'ın ihsanını, lütfunu görür de Rabbın-dan haya eder ve bu suretle alnı terler, dedi.
Abdullah ioni Mes'ud da «Bazen mü'min olan kimse dünyadan sıkıntı üzerine ayrılması ve oradan çıkıp Aziz ve Celil olan Allah'ın huzuruna
(1) İbni Máce, c. 1/467. (2) Şerhu's-Sudur, Suyuti s. 12, (Hakim-i Tirmizi).
Kasva'nın ağzından süzülen köpükler, Amr b. Hârice'nin başına dö
Çok gür sesli olup (342), Peygamberimizin sözlerini seslenerek hal-ka duyuracak olan Rebia b. Ümeyye b. Halef de (343), devenin boyun külüyordu (341). kökünün altında dikiliyordu (344).
Peygamberimiz, Rebia b. Ümeyye'ye «Resûlullah Aleyhisselâm, st-ze (Ey insanlar! Bu, hangi aydır?) diye soruyor, de! buyuruyor, Rebia b. Ümeyye, seslenerek onlara, bunu, ulaştırıyor, duyuruyor, olan aydır!» diyorlardı.
Onlar da «Haram Peygamberimiz «Söyle, onlara: (Allâh, size, kanlarınızı, mallarınızı Rabbınıza kavuşuncaya kadar bu ayınız gibi, haram ve dokunul-maz kılmıştır.) buyuruyor,
Sonra da, Rebía b. Ümeyye'ye «Resûlullah Aleyhisselâm, size (Ey insanlar! Bu, hangi beldedir?) diye soruyor de!» buyuruyor, Rebia b. Ümeyye de, bunu, bağırarak onlara duyuruyor, Onlar da Haram ve dokunulmaz olan beldedir!» diyorlardı.
Peygamberimiz «Söyle, onlara: (Allâh, size, kanlarınızı ve malları-nızı -Rabbınıza kavuşuncaya kadar bu beldeniz gibi, haram ve do-kunulmaz kılmıştır... buyuruyordu (345).
Kimin, yanında emânet varsa, onu, hemen sahibine teslim et
sin (353).
İyi biliniz ki: üç şey, Mü'min ve Müslümanların kalblerine kin ve kıskançlık sokmaz:
1. Allaha ihlaslı olarak amel etmek,
3. Müslümanların cemaatına ki onlar dua ederlerse, duaları müstecab ve arkalarındakilere de şămildir itikad ve salih amelde ta-bi olmak (354).
2. Emir sahiplerine nasihatta bulunmak,
İyi biliniz ki: cahillyet devrine ald her şey, ayaklarımın altına ko-nulmuş, hükümsüz sayılmıştır (355). Bu cümleden olarak cahiliyet devrinin bütün kan davaları kaldırıl-
mış, hükümsüz sayılmıştır.
Kaldırdığım, hükümsüz saydığım, İlk kan davası da, bize aid kan davalarından İbn-1 (*) Rebia b. Haris, b. Abdulmuttalib'in kan dava-sıdır.
Cahillyet devrinde olan bütün fâizler de, kaldırılmış, hükümsüz sayılmıştır. Kaldırdığım, hükümsüz saydığım ilk faiz, bizim, yani amcam Ab-
bas b. Abdulmuttalib'in faiz alacağıdır. Onun tümü kaldırılmış, hükümsüz sayılmıştır (356).
Fakat, ana paralarınız, size aiddir, sizin hakkınızdır.
Ne bundan fazlasını isteyip borçlulara zulm ediniz, ne de, hakkı-
nızdan aşağı alıp mazlum duruma düşünüz!
Allah, faiz yoktur! diye hükm etmiştir (357). İmdi, ey insanlar! Şeytan, muhakkak ki: şu toprağınızda kendisine
tapılmaktan, temelli olarak ümidini kesmiştir.
Fakat, siz, bunun dışındaki ufak tefek işlerinizde, ona itaat ede-cek olursanız, bu, onu hoşlandıracaktır.
(354) Vakıdi-Megazi e, 3, s. 1103, Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 3, 5, 225, с. 4, 8, 80, Daremi-Sünen r, 1, 5, 65, Yakubi-Tarih c, 2, 5, 109 (355) Vakıdi-Megazi c, 3, 5, 1103, Müslim-Sahih c. 2, 5, 830, Ebû Davud-Sünen
c. 2, 3, 185, İbn-1 Mace-Sünen c. 2, s. 1025, Daremi-Sünen c. 1, s. 377 (*) Adem b. Rebla (Mus'abűzzübeyri - Nesebü Kureyş, s. 87) veya İlyas b. Re-bia Vakıdi-Megazi e, 3, s. 1111)
(356) İbn-i İshak, İbn-i Hisam-Sire c, 4, 3, 251, Vakıdî-Megazi e, 3, s. 1103, Müslim-Sahih e, 2, 3, 689, Ebû Davud-Sünen c, 2, s. 185, İbn-i Mace-Sünen
c. 2, 8, 1025, Daremi-Sünen c. 1, s. 377 İbn-i Abd-1 Rabbih-Ikdülferid c, 2, s, 110, Taberf-Tarih e, 3, s. 169
السَّابِعَةِ إِلَى كُرْسِيِّهِ سَبْعَةُ الْآفِ نُورٍ وَهُوَ فَوْقَ ذَلِكَ (ابو الشيخ وابن مردوية
وابو نصر وقال غريب ق فى الاسماء عن ابن عباس
3208. Her şeyde fikir yürütün, Allah'ın zatında fikir yü. rütmeyin. Çünkü yedinci kat gökle kürsüsü arasında yedi bin nur vardır. O onun üstündedir.
۳۲۰۹ - تَفَكَّرُوا فِي آلَاءِ اللهِ وَلا تَفَكَّرُوا فِي اللهِ" (ابن أبي الدنيا في كتاب التفكر وابو الشيخ طس عد هب وضعفه والأصبهاني وابو نصر وقال غريب عن ابن عمر)
3212- Nefsin sana fetva verir. Elini göğsüne koy. Çünkü o helal karşısında sakin durur, yatışır. Haramı gördü mü muzda-rip olur. Sana müftiler fetva verseler dahi, sana şüphe vereni şüp-he vermeyene terk et. Mü'min, büyük günaha sürüklenmek kor-kusundan küçüğünü de terk eder.
3213- Ümmetim yetmiş birden fazla fırkaya bölünecektir. Ümmetim hakkında onlardan en zararlısı işleri kendi görüşleri ile ölçüp haramı helal, helalı da haram yapanlardır.
3214- Cemaatle kılınan namaz, kişinin yalnız başına kıl-dığı yirmi beş namazdan üstündür.
٣٢١٥- تُقَاتِلُونَ الْيَهُودَ فَتُسَلَّطُونَ عَلَيْهِمْ حَتَّى يَخْتَبِى أَحَدُهُمْ وَرَاءَ الْحَجَرِ فَيَقُولُ الْحَجَرُ يَا عَبْدَ اللَّهِ هَذَا يَهُودِيٌّ وَرَائِي فَاقْتُلْهُ (خ م ت عن ابن عمر)
3215- Yahudilerle savaş yapacaksınız, onlara galip ge-leceksiniz. Hatta onlardan biri taşın arkasına gizlenecek de taş: "Ey Allah'ın kulu! İşte yahudi arkamda, gel öldür onu." diyecek.
3216- Bana şu altıya "evet" deyin. Ben de size cenneti
garanti edeyim. Biriniz konuştuğu zaman yalan söylemesin. Söz verdiği zaman sözünden caymasın. Kendisine bir şey emanet e-dildiğinde hıyanette bulunmasın. Gözlerini haramdan sakınsın. Ellerini (haramdan) uzak tutsun, fercini (namusunu) korusun.
۳۲۱۷- تُقْطَعُ الْآجَالُ مِنْ شَعْبَانَ إِلَى شَعْبَانَ حَتَّى أَنَّ بِرَجُلٍ لَيَنْكِحُ وَيُولَدُ لَهُ وَقَدْ خَرَجَ اسْمُهُ فِي الْمَوْتِ * ابن زنجويه عن عثمان بن محمد بن المغيرة الديلمي عن عثمان بن محمد عن سعيد عن ابي هريرة
"B öl, parçala, yut" şeklinde for-müle edilen Firavun siyaseti-nin' küresel güçler tarafından acımasızca yürürlüğe konulduğu bir çağda yaşıyoruz. Elbette tarihi süreçte de bu mesele, her devirde uygulanan bir silah olmuştur. Ancak bunun en acı ve derin tesirini Ümmet-Muhammed çekmiş ve çekmektedir. Peki, böyle insafsız, merhametten yoksun bir planın ve algının kahrın dan Kur'an'a inananlar, nasıl kurtula-cak ya da en az zararlı bir şekilde bu vahşi zihniyetin üstesinden gelecek? Bu konuda Kur'an'ın sahibi, mümin-lere ne diyor? Gayet öz ve kesin bir şekilde cihanşümul bir ilkeyi Kur'an şöyle bildirmiştir ki, bu prensibe sa-rılmadıkları takdirde, Ümmet-i Mu-hammed'in ezilmekten, parçalan-maktan ve yok olmaktan kurtulması asla mümkün görülmemektedir. Şimdi hep birlikte Kur'an'ın mesajına kulak verelim.
Allah'ın İpine Toptan Sarılın
Kur'ân-ı Kerîm, Allah Teâlânın ipi-ne sımsıkı sarılmanın hayatiyet kes-bettiğini, mü'minlerin hep birlikte Al-lah'ın bu ipine sarılmaları ve bölünüp parçalanmamaları gerektiğini şöyle dile getirmiştir. "Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı tutunun, ayrılığa düşme-yin..."
Âyette geçen "habl” (el-hablü) ke-
limesi, yular, ip, urgan, halat anlamla-rına geldiği gibi, ahid, anlaşma; eman, yemin, and, zimmet, kavuşma, ulaşma, bitişme, yanaşma anlamlarına da gel-mektedir. Yine âyette geçen "hablul-lah" (Allah'ın ipi) kavramı, Kur'ân veya İslam dini diye de tefsir edilmiştir.
Hablullah (Allah'ın ipi), Allah Teâlâya kavuşma sebebi olan bir delil ve vasıta demektir ki, Kur'ân, Allah'ın emrini yerine getirme, cemaat, ihlas, İslam, Allah'a söz verme, Allah'ın emri diye de tefsir edilmiştir. Korkunç bir yol kenarına çekilmiş olan bir ip veya kuyuya düşmüş olanları çıkarmak için uzatılmış bir ip ve ona gereğince iyi tutunmuş bir toplum düşününüz. İşte bu tasavvurdan meydana gelen he-etrafında devamlı yükselen bir İslam yet-i içtimaiyye (sosyal kurul), Kur'ân cemaatinin misalini teşkil edecektir.
İslam Toplumlarının Hali
Kur'ân'ın hükümlerine sarılan ve ona itimat eden toplumların hali, tehli-bir çukurun içine, bir kuyunun dibine keli bir uçurumun kenarında bulunan, düşen kimselerin ve boğulmaya га-mak kalmış bir toplumun kurtulması için uzatılan halat, ip ve urgandan mey-dana gelen bir oluşuma benzetilmiştir. küfür, şirk ve nifak gibi insanını fıtratını Bu duruma göre bireyin ve toplumun, lıklardan, ahlakı düşüklüklerden, zu-bozan, karartan ve tahrip eden hasta-
-lüm, kin, fitne, fesat, anarşi, tefrika, kin ,ve haset gibi bela ve musibetlerden ,kurtulması, ancak Allah'ın kitabına - hep birlikte sımsıkı sarılmaya bağlı -dır. İnsanı, küfür uçurumuna yuvar-lanmaktan, ahlaksızlık, edepsizlik ve hayasızlık girdabına yakalanmaktan koruyacak olan "hablullah" (Allah'ın ipi) başka bir deyişle Kur'ân'dır.
Kur'ân, ana konusu olan tevhid ve vahdaniyet kavramlarının özü ve hülasası olan kelimeyi tevhidi, kökü yerde sabit, dalları göğe doğru uzanan ağaca benzeterek, kendisinin bizzat hablullah (Allah'ın ipi) olduğunu açık-ça vurgulamaktadır. Kur'an, yuvarlan--mak üzere olan ve düşme tehlikesi - ile baş başa kalan bir insana uzatılan bir ip gibi, Allah tarafından insanlığa sarkıtılan bir hablullahtır yani, bir iptir. Onun prensiplerine tutunan ve sımsıkı sarılanlar ancak, küfür, şirk, nifak gibi illetlere maruz kalmaktan kurutulur, nefsini arındırır ve bu sayede Allah'a yaklaşırlar. Aksi takdirde köksüz ve ayakta durmaya imkanı kalmamış bir - ağaç misali, çeşitli batıl esintilerine karşı devrilirler ve yıkılıp giderler.
Toptan Birliktelik
Kur'ân, güvenilir, sağlam ve kop-ması asla mümkün olmayan bir iptir. O ipin çözülmesi, kopması, kırılması, çürümesi ve parçalanması söz ko-nusu değildir. Çünkü o ipi, emir, ya-
sak, mev'ize ve çeşitli hikmetlerle dokuyan, ören ve sağlam bir halde hazırlayan Allah Teala'dır.
Allah Teâlâ, mü'minlerden. Allah'ın ipine yani, Kur'ân'a ve onun hükümlerine simsi-ka ve hep birlikte sarılmalarını emretmiştir. Tefrikaya, ayrılığa ve ihtilafa düsmeden top-tan Allah'ın ipine sarılmak vani, Kur'ân'a tabi olmak, mü'minlerin ve İslam toplumunun birliği için hayatiyet ifade etmektedir. Tek tek, fert fert, birey birey, kabile kabile. kavim kavim, aşiret aşiret oymak oymak değil, hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'ân'a) sımsıkı sarıl-mak emredilmiştir. Din binasının korunması ve ihtiva ettiği hükümlerin tatbikat sahasına koyularak hayata häkim kılınması bu "top-tan birliktelik" ilkesinin aktif, faal ve diri tu-tulmasına bağlıdır.
Müslümanların Katliama
Maruz Kalmasının Sebebi
Müslümanların ezilmişliği, saldırılara hedef olmaları, yurtlarının işgali, katliama maruz kalmaları ve soykırıma uğramaları-nın sebebi, Milli Şairimizin "Sizin felaketiniz tarumar olan vahdet" şeklindeki deyişinden başka nedir? "Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiç-bir ilişkin yoktur..." âyeti aslında çok önemli bir bilgi vermekte ve ibretlik bir levha sergi-lemektedir. İslâm ümmeti, ne yazık ki, bölüp parçalanmış, itkadi açıdan dahi, Tevhidin merkezinden ve ana omurgasından fersah fersah uzaklaşan hizipler, meşrepler, mez-hepler, reformistler ve gruplar ortaya çık-mıştır.
Kur'ân, Sünnet ve o iki asli kaynağın vü-cuda getirdiği sahih İslam anlayışına dön-meden Müslümanların kurtuluşu zor gö-rünmektedir. Kur'ân'ı ve onun bir anlamda şarihi olan nebevi sünneti, asrın idrakine sunmanın tek yolu, itikat, amel, ahlak birlik-teliğinde vahdete erişmek ve ümmetin birli-ğini sağlamaktır. Allah Teâlâ'nın, hep birlikte Kur'an'a sarılın emri ve tefrikaya düşmeyin/parçalanmayın uyarısına kulak asmayan, hırsa, kibre ve hasede bürünmüş bir anlayış-la kendi hâkimiyetini ilan etmiş hangi birey aile, İslam toplumu, irili ufaklı İslam Devleti ya da milleti adıyla anılan oluşumlar, kendini koruyabilmiş ve dünyada özne olabilmiş-tir? Hangisi, gerçek özgürlüğünü, vakarını mehåbetini/onurunu muhafaza edebilmiş tir? Bunun yegâne sebebi, parçalı bohça desenine benzemekten ya da onunla iftihar etmekten kaynaklanmıyor mu? Tefrika, üm meti zafiyete uğratmış, itibar kaybına sebep
Hepiniz birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin.
Allah'ın size olan şu nimetini hatırlayın. Arün-10.3
olmuş ve kendi evini korumaktan onu aciz bırakmıştır.
Farz-ı Kifaye
Bu yüzden tekrar, Kur'an'ın çağrısına ku-lak vererek ümmetin vahdetini temin etmek artık bir farz-ı kifaye halini geçmiş nerdeyse farz-ı ayn mesabesine ulaşmıştır. "Kendileri-ne apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük azap vardır. Kur'an gibi muaz-zam bir delil ve onun şahidi sünnet varken Ümmet-i Muhammed nasıl olur da ihtilafa - düşebilir? Dini hayatta ihtilaf, siyasî hayatta çekişme, ahlâkî hayatta uyumsuzluk, ibadet-lerde tefrikayı andıran teori ve pratikler, Üm-met-i Muhammed'in gücünü ve dinginliğini zayıflatmış hatta yok etmiştir. Bu çöküşün - büyük faturası ise, tefrika olarak kendini göstermiş ve küresel güçlerin menfaatine - boca edilmiştir.
-
e
Müslümanların birliğini sağlayan keli-5- me-i tevhid, kible, Kur'an ve Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) gibi mü'minlere lütfedilen muazzam nimetlerin bile, inananların za--tında tam tabarüz ettiğini ifade etmek ne i- yazık ki çok zor hale gelmiştir. Aynı Allah'a, e aynı dine, aynı kıbleye, aynı Kitaba ve aynı Peygambere inanan Müslümanlar neden , birbirlerine düşman hale geldi ve neden - birbirine acımasız davranıyorlar? Bu prob-lemlerin, bu zafiyetlerin, bu kırılmaların se-i bebini araştırarak, ümmetin vahdetini sağla-manın zamanı gelmiş ve geçmektedir. Aksi - takdirde bu gidişat ve vurdumduymazlıkla âhirette ayılırız ve o zamanda iş içten geç-5-miş olur. Zalime diz çöktürmenin, zulme dur a demenin, vicdan yoksunluğunu ardına ka-dar sürdüren inkârcıların yapıp ettiklerine - karşı yüreklice durmanın tek yolu, ümmetin birliği ve dirliğidir.
1,
i
KUR'ÂN, SÜNNET VE O İKİ ASLİ KAYNAĞIN VÜCUDA GETİRDİĞİ SAHİH İSLAM ANLAYIŞINA DÖNMEDEN MÜSLÜMANLARIN KURTULUŞU ZOR GÖRÜNMEKTEDİR. KUR'ÂN'I VE ONUN BİR ANLAMDA ŞARİHİ OLAN NEBEVİ SÜNNETİ, ASRIN İDRAKİNE SUNMANIN TEK YOLU, İTİKAT, AMEL, AHLAK BİRLİKTELİĞİNDE VAHDETE ERİŞMEK VE ÜMMETİN BİRLİĞİNİ SAĞLAMAKTIR.
Dipnotlar
1- Kasas, 28/4.
2- Al-i İmrân, 3/103.
3- Bkz. İbn Manzūr, Lisánü'l-Arab, Dâru İhyai't-Türâsi'l-Arabiyyi, Beyrut, 1999, XI, 134-136; Asım Efendi, Kamus Tercümesi, Asitane Yayınları, İstanbul, ts., III, 1226-1227. 4- Zemahşeri, Keşşaf, Dâru'l-Kitabi'l-Arabiyyi, Beyrut, ts., I, 394; Fahruddin Râzī, Mefatihu'l-Ğayb, Daru'l-Kütübi'l-İlmiyye, Beyrut, 1990, 11, 14; Kurtubi, el-Camiu li Ahkami'l-Kur'an, Beyrut, Dâru'l-Fikr, 1995, cz. IV, c. II, 151.
5- Yazır, Muhammed Hamdi,
Hak Dini Kur'an Dili, Eser Kitapevi, İstanbul, 1971, II,
بناءً علم، جناب مقك عهدنى بوزما من وانها اتمك آنو او استعداد لرك لابقه و مناسب اولد قارى الرين حرف تمطر اولور عهدك نقضی ایسر بوزمن و بارجه لا مقدن عبارندر مثلا بعض اغيان ايمان ليدوب تصديق اتمك، بعضيد الريني انظار الدون تكذب انتمك، بعض حکمارى قبول اي وحب بعضی ارینی دانمان، بعض آینهای تحیه ای و بعضیا این قبیح و چرکین کوردان کسکی تو بارجه انهار، تكذب ورد اتمك وحركين لورمك صور تيار با سلان نقص عهد النظمی
نظامی، انتظامی اخلال ایدر، بوزار
وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللهُ بِهِ أَنْ يُوصَل ) بو حملہ دہ کی امی انکی قدر إلى تشريعيد ركر دائر رحم الله تعبر ايديله ، اقر بالر و مؤمن ار آراسنده شرعاً امراید دله مواصله خطید. دیگری ار تکوینید که فطری قانون نار ايله عادات الله تضمن ایتدیگی ام لر در مثلا، علمك اعطاس معذاً عمالى امر ايديور ذهانك اعطاي علمى امر ايدييور. استعدادك بولوغى ذهابي المرايد يور. وهكذا، عقلك وريلمي معرفت الأهم، قدرتك ويرياسي حاليشم بي، جسارتك ويريلمي جهادي معنا و تكويناً
امر ايد سور.
ایسته او فاسقلى، بوكي شيارك آراسنده شرعاً و تكوينا تأسيس ايديلن مواصله خطني كسبيورلي. مثلا، او نارك عقاری معرفت اللهه، ذه الرى علم كوس اولدیفی کی ، اقر بالده و مؤمناره رضی
طار غين اولوب كيد حب كلمه يورلي .
وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ) اوت، فقله بوزولان بر آدم با تا قلفه دو مشوب چیه مایانه به شخص کجی جو قارك ده او با تا قلفه دوشم برینمی ایسته بود که معروض تاریخی او دهشتهای حالت، به پارچه تخفیف
اید یاسین. چونکه مصیبت، عمومی اولورسه خفیف اولور
كذا، بر شخصك قلبنده بر اختلال بر فنالق هستی او یا نیره، او شخصك يوكن حياتي وكمالاتي سقوط ایمگه باشلار قلبنده تخریباته، فذالفر بر جمیل، به ذوقه پیدا اولور یا واسه یا واسه او میل سبنده بویور. موكره او شخص، بتون لذتنى، ذوقتی تخریب انده، فنا لقده بولور . ایشته او وقت شخص ارض اوزرنده تام معنا سياه پرتیجی بر حيوان، اختلالی چیقاروب بيوت بر بلا، فادي
Binäenaleyh, Cenab- Hakk'ın ahdını bozmamak ve münasib ve ifa etmek, ancak o isti'dadların layık oldukları yerlerine sarf etmekle olur. Aldin nakzi ise, bozmak ve parçalamaktan ibarettir. Mesela, bazı Enbiya'ya îmân edip tasdik etmek, bazılarını inkar edip tekzib etmek, bazı hükümlen kabul edip bazılarını reddetmek, bazı ayetleri tahsin edip bazılarını kabih ve çirkin görmek gibi ki, böylece inkâr, tekzib ve reddetmek ve çirkin görmek suretiyle yapılan nakz-ı ahd, nazmı, nizámı, intizamı ihlal eder, bozar.
,Bu cumledeki emir و يقطعون ما أمر الله به أن يوصل iki kısımdır. Birisi teşriidır ki, 'sıla-i rahım ile ta'bir edilen, akrabalar ve mü'minler arasında ser an emredilen muvåsale hattıdır. Diğeri emr-i tekvinidir ki, fitri kanunlar ile ådâtullahın tazammun ettiği emirlerdir.
Meselä, ilmin i'tåsı ma'nen ameli emrediyor. Zekânın i'tásı ilmi emrediyor. İsti'dâdın bulunması zekâyı emrediyor. Ve hâkezá, aklın verilmesi ma'rifetullâhı, kudretin verilmesi çalışmayı, cesåretin verilmesi cihadı ma'nen ve tekvinen emrediyor.
İşte o fåsıklar, bu gibi şeylerin arasında şer'an ve tekvinen te'sis edilen muvåsale hattını kesiyorlar. Meselå, onların akılları ma'rifetullaha, zekâları ilme küs olduğu gibi, akrabalara ve mü'minlere dahi dargın olup gidip gelmiyorlar.
وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ Evet, fıskla bozulan bir adam, bataklığa düşüp çıkamayan bir şahıs gibi, çokların da o bataklığa düşmelerini istiyor ki, ma'růz kaldığı o dehşetli hålet, bir parça tahfif edilsin. Çünki musibet, umûmî olursa hafif olur.
Ve keză, bir şahsın kalbinde bir ihtiläl, bir fenålık
hissi uyanırsa, o şahsın yüksek hissiyatı ve kemâlâtı
suküt etmeye başlar. Kalbinde tahribâta, fenâlığa bir meyil, bir zevk peyda olur. Yavaş yavaş o meyil kalbinde büyür. Sonra o şahıs, bütün lezzetini, zevkini tahribâtta, fenâlıkta bulur. İşte o vakit o şahıs, arz üzerinde tam ma'nâsıyla yırtıcı bir hayvan, ihtilali çıkarıp büyüten bir belå, fesâdı durmayıp karıştıran bir åfet kesilir.
" Zulmedenleri de o korkunç ses yakaladı, yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar. Sanki orada hiç oturmamışlardı. İşte böyle, Semûd kavmi rablerini inkâr etti. Vay Semûd'un hâlinel99
Kavimleri tarafından inkâr edilmek, yalanlanmak, eza ve cefaya muhatap olmak tüm peygamberlerin ortak yönü olmuştur. Allah Teâla, Hz. Sâlih'i, yoldan çıkan Semûd halkına göndermişti. Hz. Sâlih, peygamber olduğunu onlara mucizelerle gösterdi. Fakat onu yalanladılar ve kendilerine mucize olarak verilen deveyi de vahşice katlettiler. Sålih (a.s.), Allah'ın emriyle kendisine iman edenleri alıp o diyardan uzaklaştı. Onu inkâr edenler ise ayette ifade edildiği şekilde helak edildiler. Öyle helak oldular ki, sanki o yurtta daha önce hiç kimse yaşamamış gibi izleri silinip gitti.
MESAJ:
1. Eski kavimlerin başına gelenler bizler için birer ibret vesikasıdır.
2. Peygamberleri inkâr edenlerin sonu hüsrandır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Sayha: Şiddetli gök gürültüsü, korkunç ses.quynhngo
قال لو أن لي بكم قوة أَوْ أَوَى إِلى رُكْنٍ شَدِيدٍ قَالُوا يَا لُوطُ إِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُوا إِلَيْكَ فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعِ مِنَ الَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ أَحَدٌ إِلَّا امْرَأَتَكَ إِنَّهُ مُصِيبُهَا مَا أَصَابَهُمْ إِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُ أَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَرِيبٍ .
إِنَّ إِبْرَاهِيمَ حَلِيمٌ أَوَّاهُ مُنِيبٌ .
"Ibrahim cidden ağır başlı, hassas ruhlu, kendini Allah'a vermiş
biriydi99
(Hûd, 11/75)
Mushaf sayfa no: 229
Hafızlık sayfa no: 12. cúz/12. sayfa
ÖRNEK ŞAHSİYET: HZ. İBRAHİM
BİLGİ
Hz. İbrahim (a.s.), Kur'an'da adı çokça geçen, hayatı ve mücadelesiyle müminlere örnek olmuş büyük bir şahsiyettir. Bu üstün özellikleri sebebiyle Allah Teâla onu seçkin kılmış, ona güzellikler nasip etmiş ve ahirette onun sålihlerden olacağını bildirmiştir. Ağır başlı, halim selim bir kişiliğe sahip olan İbrahim (a.s.), ayrıca Allah'a yürekten bağlılığı, sadakati, ikramı, misafirperverliği ile Kur'an'da methedilmiş ve model gösterilmiştir. Hz. İbrahim örneği üzerinden "Allah katında değerli bir kul nasıl oluruz?" sorusunun cevabı da verilmektedir.
MESAJ:
1. Peygamberler bizler için rol modeldir.
2. Peygamberlerin hayat hikâyelerini öğrenmeliyiz.
KELİME DAĞARCIĞI:
Halim: Yumuşak huylu, kızgınlıkla muamele etmeyen; Allah'ın isimlerinden biri.
"Allâh sizlerden îmân edip güzel amel ve hare-kette bulunanlara mutlak sûrette va'detti ki, kendi-lerinden öncekileri nasıl (kâfirlerin yerine) sahip ve hâkim kıldıysa, onları da (aynı şekilde) yeryüzüne sahip ve hâkim kılacak, onlar için beğenip seçtiği dîni (İslâm'ı) kendilerine sağlamlaştıracak (pâyidâr kılıp koruyacak) ve (geçirdikleri) korku döneminden sonra (hållerini) kesin bir emînliğe çevirecektir. Çünkü onlar, (bu emniyet içinde) bana kulluk eder-ler..." (en-Nûr, 55)
"Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; «emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker»de bulunur ve (yalnızca) Allâh'a ina-nırsınız." (Al-i İmrân, 110)
ve Adnan Menderes, yargılanmak üzere Yassıada'ya götürüldü.
HAZİRAN
10
ÇARŞAMBA
24 1447 ZİLHİCCE
RUMI: 28 MAYIS 1442
HIZIR: 36
Tarihçe-i Hayat
BİR AYET
Doğrusu, göklerde ve yerde ne varsa Onundur; hepsi de Ona boyun eğer.
Bakara Suresi: 116
BİR HADİS
Ziraat yapınız. Çünkü o mübarektir.
Ben tahmin ediyorum ki: Bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında, selâmet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran, yalnız hakikî ehl-i iman ve ehl-i tevekkül ve rızadır.
deniz otobüsleri işlemeye başladı. İlk seferler Bostancı-Kabataş arasında yapıldı.
1982 - Hattat Hamid Aytaç vefat etti.
18
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
MAYIS MAY
C
BIR AYET
Iman edip salih amellerde bulunanlar için nimetlerle donatılmış cennetler vardır.
Lokman Suresi: 8
BİR HADİS
Cehennem ateşinden yarım hurmayla da olsa korununuz.
Ya Rabbi, ben Senin isminin yardımıyla ve onun bereketiyle okuyacağım. Her şey senin kudretinle ve icadınla ve tevfikinle olduğu gibi, yalnız ve yalnız Senin isminle başlıyorum.
(bir an önce) varmasını istemesi için günahlarından üzerinde kalmış olan kısımdan dolayı ölüm zamanında o kalmış bulunan günahla ceza-lanır da bu sebeple bakiyye günahları kendisinden temizienir ve alın terlemesi de bundan hasıl olur derdi.
Thaam Kurtubi der ki: «Zikretmiş olduğumuz o üç alâmetin üçü bir. den bazen zahir olur, bazen de ölüde biri, yahut ikisi zahir olur.
Keza Kurtubi, «Biz yalnız olarak alın terlemesini müşahede etmi. sizdir. Bu da herkesin amellerinin değişik ve çeşitli olmasından dolayı-
dır», demiştir. En iyisini yüce ve münezzeh olan Allah bilir.
ALTINCI BAB
ÖLÜMÜN ŞİDDETLERİ, UZUVLARIN BİR KISMININ DİĞERİ ÜZERİNE DÜŞMESİ VE İNSANIN ÖLÜMDEN SONRA VARACAĞI YER
20 Imam Buhari ve diğer muhaddislerin Hz. Aişe radiyallahü anhadan rivayet ettikleri bir hadiste Hz. Aişe şöyle demiştir:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in (vefat ettiği hastalı-ğında) yanında ve içinde su bulunan deriden bir kap, yahut büyükçe bir ağaç çanağı vardı ki, Resûlullah ara sıra mübarek elini o kabın içine sokar ve ıslanan eli ile yüzünü mesh ederek:
Allah'dan başka hak ilah yoktur. Ölümün şiddetli sadmeleri vardır, buyuruyordu. Sonra Resûlullah ellerini kaldırdı. Tâ ruhu kabzo-lununcaya kadar:
Allah'ım beni refik-i a'la câmiasına ulaştır, diye dua etmeye baş-ladı ve bu dua ile Resûlullah'ın (mucizeler izhar eden mübarek) eli düştü (1).
21 Tirmizi'nin tahriç ettiği bir hadiste Aişe radiyallahü anha : Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ölümünün şiddetinı gördükten sonra hiç bir kimsenin ölümünün kolay olmasını gıbta ve ar-zu etmiyorum, derdi (2).
22 Buharî de Hazret-i Aişe radıyallahii anha'dan rivayet olunan bir hadiste, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in başı beninı çenemde boynum arasında olduğu halde vefat etti. Bu cihetle ben Resûlullah'ı gördükten sonra hiç bir kimsenin ölümünün şiddetinden asla ürkmüyorum, demiştir (3).
Halkına kelimesi boyun halkasının kemiği ile boğaz arasındaki çu-kur yerdir. Zákına da çenenin eğik çukurudur. Bundan başka da tefsir edilmiştir.
(1) Suhih-i Buhari, c. 7/192 (2) Mişkatü'l-Mesabih, 1/494 (Tirmizi, Hazret i Aişe'den) 3/300. (3) Sünen-i Nesai, c. 4/7.
23 İbni Ebi Şeybe «Müsned inde Cabir radıyallahu anh'dan ri vayet ettiği bir hadiste Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem Efendi-miz şöyle buyurmuştur:
(Ey sahabelerim!) Sizler İsrail oğullarından kıssa naklederek ko-nuşunuz. Zira bunda beis yoktur. Çünkü İsrail oğulları arasında çok teaccüb edilecek şeyler vardır. Sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize konuşmaya başlayıp şöyle buyurdu:
Onlardan, yani İsrail oğullarından bir grup insanlar yola çıka-rak mezarlıklarında (yatmakta olan bir kabrin başına geldiler ve:
(Şurada) iki rek'at namaz kılalım da ölümden bizlere haber ver-mesi için bazı ölüleri (dirilterek) bizlere çıkarmasını Aziz ve Celil olan Allah'dan isteyelim, dediler. Ve öyle yaptılar. Onlar öylece dua etmeleri sırasında iken siyah renkli iki gözü arasında secde izi görülen (yani parlayan) bir kimsenin başı kabrinden çıkıverdi. Ve:
- Ne istiyorsunuz? Ben yüz senedenberi ölü bulunduğum halde su âna kadar vallahi benden ölüm harareti ve susuzluğu dinmemiştir. Şim-di beni (eski) bulunduğum hâlime çevirmesi için Allah'a dua ediniz, dedi (1).
24 Sağlam senedle ulaşan bir hadis-i şerifte Seyyid-i Kainat sal-lallahü aleyhi ve sellem Efendimiz:
«Şüphesiz ki bir kul, ölüm sıkıntısı ile ölüm şiddetiyle uğraşır da onun (vücudundaki) mafsalları eklemleri birbirine «Sana selâm ol-sun. Sen benden kıyamet gününe kadar ayrılıyorsun. Ben de senden ay-rihyorum, diyerek selamlaşırlar», buyurmuştur (2).
Rivayet olundu ki, Allah Taala İbrahim Halil aleyhisselâma:
Ey dostum, ölümü nasıl buldun? diye sordu. İbrahim Peygamber:
Kızdırılmış şiş demirinin ıslatılmış ve yumuşak yün makulesinin içine sokulup sonra çekilmesi gibidir, dedi. Allah Taâlâ:
Haberin olsun, Ben sana ölümün kolayını tatbik etmiştim, bu
yurdu.
Yine rivayet olundu ki, Musa aleyhisselâmın ruhu Aziz ve Celil olar Allah'ın katına intikal ettiği zaman Rabbı ona:
Ya Musa! Ölümü nasıl buldun? diye sordu. Hazret-i Musa:
Kendimi, kızartılmak üzere bir tavanın içine atılan, fakat ölüp rahat edemeyen, kurtulup da uçamayan canlı bir serçe gibi buldum. dedi.
Başka bir rivayette de, kendimi, kasabın elinde (diri olarak) de-risi yüzülen koyun gibi hissettim, dedi.
(1) Imam Ahmed ile İbni Ebi Şeybe Müsned-lerinde Hazret-i Cabir'den rivα-yet etmişlerdir. Suyuti, Şerhu's-Sudur s. 12 (2) Kuşeyri Risalesi, Hazret-i Enes (ra.)den rivayet etmiştir. Şerhu's-Sudur 14.
258 Ey insanlar! (O Nesi' denilen ay geriletme işi, ancak, küfürde bir artma sebebidir ki, onunla, kafirler şaşırtılır.
Onlar, bunu, bir yıl helal, bir yıl da haram sayıarlar ki Allah'ın ha-ram kıldığına, sayıca uydursunlar da, Allah'ın haram ettiğini helâl kıl-
siniar! Tevbe: 37)
Şüphe yok ki: zaman, Allah'ın, gökleri ve yeri yarattığı gündekine
benzeyen şekline, eski haline dönmüştür. Allah katında, ayların sayısı on ikidir.
Bunlardan, dördü haram aylardır ki üçü, birbiri ardınca gelir: zil-
kade, zilhicce ve muharrem. Bir de, ikinci cümad ile şaban arasındaki Mudar'ın ayı receptir (35%)
Ey insanlar! (359) Kadınlar hakkında, Allah'dan korkunuz! (360) Çünki, siz, onları, ancak Allahın emåneti olarak aldınız ve kendi-lerile evienmeyi de, Allahın kelimesi, emir ve müsaadesile helal edin-diniz (361).
Ey insanlar! Şüphe yok ki: sizin, kadınlarınız üzerinde hakkınız vardır.
Onların da, sizin üzerinizde hakkı vardır (362).
Sizin, onlar üzerindeki hakkınız: döşeğinize, hiç kimseye (363) siz-den başkasına (364) ayak bastırmamaları (365), arayı açacak fuhuş ir-tikåp etmemeleri (366), istemediğiniz kimseyi, izniniz olmadıkça, ev-lerinize sokmamalarıdır (367).
(330) Vaksdl-Megazi e, 3, s, 1103, Müslim-Sahih e, 2 s. 889, Ebû Davud-Sünen e, 2, 3, 185, İbn-i Mace-Sünen e, 2, 1025, Daremi-Sünen c. 1, s. 377, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid e, 2, s. 111 (
151) fon-i İshak, İbn-i Hişam-Sire e, 4, 8, 251, Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1103, Müslim-Sahih e. 2, s. 889, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 185, İbn-i Mace-Sünen
e. 2, a. 10.5, Daremi-Sünen c, 1, s, 367, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid
c. 2, s. 111, Taberi-Tarih c. 3, s. 169 (362) Ion-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 251, İbn-i Abd-1 Rabbih-Ikdülerid c, 2, s 111, Taberi-Tarih e, 3, s. 169
(363) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, n. 251, Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1103, Müslim-Sahih e, 2, s. 889, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 185 İbn-i Mace-Sünen s. 111, Taberi-Tarih e, 3, s. 109 e. 2, 3, 1025, Daremi-Sünen e, 1, s, 377, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid c. 2,
(384) İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdüllerid e, 2, 8, 111
(365) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 251, Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1103, Müslim-Sahih c. 2, 3, 889, 800, Ebû Davud-Sünen e. 2, s. 185, İbn-i Mace-Siinen c. 2. s. 1025, Daremi-Sünen c. 1, s. 377, İbn-i Abd-i Rabbih-
Ikdülferide, 2, a, 111, Taberi-Tarih c. 3, s. 169 8111 (306) Ilm-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 251, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid c, 2,
Eğer, onlar, bunun åksini yaparlarsa (368), Allah, size, onları, ya-takta yalnız bırakmanıza izin vermiştir (369). Kendilerini, fazla incitmeyecek derecede dövebilirsiniz de (370).
Eğer, uysallık ederler (371), size boyun eğerlerse (372), onların, üzerinizdeki hakkı: maruf vechile, yani memleket ådet ve geleneğine göre, kendilerinin bütün yiyecek ve giyeceklerini sağlamaktır (373).
Kadınlar hakkında hayırlı olmanızı tavsiye ederim, Çünki, onlar, yanınızda (374) zaifdirler (375). Emånettirler (376).
Kendileri İçin bir şeye malik değildirler (377).
Ey insanlar! Size tebliğ etmiş olduğum sözlerimi aklınızda iyice tu-
tunuz! (378)
Ben, size öyle bir şey bıraktım ki: ona, sımsıkı sarılırsanız, hiç bir
s. 111, Taberi-Tarih c, 3, s. 169 s. 111, Taberi-Tarih c. 3, s. 169 (209) İbn-i Ishak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 251, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferld c, 2,
(370) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, 8, 251, Vakıdi-Megazi c, 3, s. 1103, Müslim-Sahih c, 2, 8, 800, Ebû Davud-Sünen c, 2, s. 185, İbn-i Mace-Sünen c. 2, 8, 1025, Daremi-Sünen c. 1, 5, 377, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikd, c. 2,
#, 111, Taberi-Tarih e, 3, 8, 169 (371) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, 8, 251, İbn-i Abd-1 RabbihIkdülferid
"(Allah'ın kelimesini yücelten ve adâletten ayrıl-mayan) Sultan, yeryüzünde Allah'ın gölgesidir. Zayıf kimse(ler), ona sığınır; mazlûm(lar), onun vesîlesiyle (zâlimlerden) intikâm alır. Kim böyle bir sultana dün-yâda ihsân ederse (madden ve mânen yardımcı olur-sa), Allâh da ona kıyâmet gününde yardımcı olur." (Feyzu'l-Kadir, 4, 143)
Cumhuriyet devrinde dindarlara yapılan zulüm. (T.H.) 191-204:Esk, hayatı
Cumhuriyet devrinde dinî neşriyat yasaktı. (T.H.) 219:Esk. hay. Cumhuriyet devrinde, dinsizliği hükümetin bazı prensiplerine mal ettiler. (T.H.) 223:Esk. hayatı
Cumhuriyet devrinde din ve vicdan hürriyeti yoktu. (M.) 416:-418:29. Mektup, 6. kısmın zeyli; (T.H.) 356:Den. hayatı
Cumhuriyet devrinde gizli olarak ezan okundu. (B.L.) 197.
Cumhuriyet devrinde İslâmiyete karşı savaş açıldı. (E.L.) 1:262.
Cumhuriyet devrindeki istibdat. (T.H.) 356:Den. hayatı
Cumhuriyet devrinde Kur'ân yerine namazlarda tercümesini okutmaya çalıştılar. (E.L.) 2:9.
Cumhuriyet devrinde lâiklik dinsizlik olarak tatbik edildi. (T.H.) 195:Esk. hayatı
Cumhuriyet devrinde Türk milletinin maneviyatla bağları ke-silmeye çalışıldı. (T.H.) 137:Bar. hay.
Cumhuriyet fikir ve vicdan hürriyetini esas almalıdır. (E.L.) 1:28, 2:112.
Cumhuriyetin hassalan. (D.H.Ö.) 69.
Cumhuriyet hükümetinin Avrupa kanunlarını kabul etmesi. (T.H.) 222:Eskişehir hayatı
Cumhuriyet hükümeti Avrupa medeniyetinin davâ vekili değil-dir. (T.H.) 222:Eskişehir hayatı
Cumhuriyet hükümeti Bediüzzaman'ı sürgüne gönderdi. (T.H.) 135.
Cumhuriyet hükümeti ilim hürriyetini yasaklayamaz. (T.H.) 197, 205:Eskişehir hayatı
Cumhuriyet hükümeti kuvvetlidir. (D.H.Ö.) 81.
Cumhuriyet hürriyeti temin etmelidir. (E.L.) 1:27.
Cumhuriyet istibdat-ı mutlak mânâsında kullanıldı. (E.L.) 2:127.
Dört halife, hem halife hem cumhurbaşkanıydı. (T.H.) 39, 355: Denizli hayatı
Cumhuriyet ve demokrat mânâsındaki meşrûtiyet. (D.H.Ö.) 69. FIHRIST/138
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
YanıtlaSilELHAMDÜLİLLAH
ALLAHUEKBER
SUBHANALLAH
ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED
ESTAGFİRULLAH
SALLAAHUALEYHİVESELLEM
BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:14
Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:10
Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
YanıtlaSil
yuksel6 Mart 2026 18:57
-1929-Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.
1939-Almanya'nın Polonya'ya saldırması Üzerine, II. Dunya Savaşı başlamış oldu.
1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.
EYLUL
01
PAZARTESİ
9 1447 R.EVVEL
RUMI: 19 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 119
tevekkül ettim
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.
Taberani
İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülāsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ekberde
bulunacaktır. Lem'alar
YanıtlaSil
yuksel17 Mart 2026 07:59
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN GİZLİ VASİYETİ ACİKLANABİLSEYDİ TURKİYE DE Kİ TARİH DEGİSEBİLİRDİ
TARINTE BUGUN
YanıtlaSil-632-Hz. Ebu Bekir (ra) ilk halife seçildi.
1617 - Sultanahmet
Camii'nin ibadete açılması.
1944 - Bediüzzaman'ın yeğeni, Abdülmecid Nursî'nin (Ünlükul) oğlu Fuad Ünlükul vefat etti.
1950 - Adnan Menderes
DP genel başkanlığına seçildi.
KURBAN BAYRAMI
4. GÜN
HAZİRAN
09 PAZARTESİ
13 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 27 MAYIS 1441 HIZIR: 35
BIR AYET
Eğer Allah'a iman ettiyseniz ve Ona ihlâs ile teslim olmuş Müslümanlar iseniz, Ona tevekkül edin.
(Yunus: 84)
BİR HADİS
Ramazan ve Kurban bayramı gecelerini ibadetle geçiren kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü günde ölmez.
Taberanî
Kurban olarak kesilen bir koyuna, âhirette cismânî bir vücud-u bâkî vererek Sırat üstünde sahibine burak gibi bir bineklik mertebesini vermekle mükafatlandırıyor. Sözler
ادة
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1711-Şair Nabi'nin vefatı.
1961 - Yurtdışında
öğrenim görmek serbest bırakıldı.
1995 - Kilis, Karabük ve Yalova il oldu.
HAZİRAN
02 SALI
BİR AYET
Göklerin ve yerin gizliliklerini bilmek Allah'a
mahsustur.
Nahl Suresi: 77
16 1447
BİR HADİS Şüphesiz ki benim Rabbim
hak ve adâlet üzeredir.
RUMI: 20 MAYIS 1442 HIZIR: 28
ZİLHİCCE
Kimin himmeti yalnız nefsi ise o insan değil. Çünkü insanın fıtratı medenîdir, ebnâ-yı cinsini mülahazaya mecburdur. Hayat-ı içtimaiyesi ile, hayat-ı şahsiyesi devam edilir. Hutbe-i Şâmiye
(uise) ǝәшцу
YanıtlaSilTARINTE BUGUN - 1664-Kanije Zaferi.
- 1944 - Bediüzzaman Denizli Mahkemesinde müdafaada bulundu.
1946 - Seçimlerde açık oy gizli tasnifın kaldırılışı.
Dünya Sigara İçmeme Günü.
31
SALI
TUESDAY
MAYIS
MAY
BİR AYET
O gün öyle yüzler vardır ki, engin bir mutluluk
içindedirler.
Gaşiye Suresi: 8
BİR HADİS
Rüya bir âlimden veya hayırhahtan başkasına anlatılmaz.
O Sâniin bütün makasıd-ı sanat-perverânesine hizmet eden o daire reisinin ne derece o Sâni ile münasebettar ve onun nazarında ne kadar mahbûb ve makbul olduğu bilbedâhe anlaşılır.
Sözler
HİCRÎ: 1 ZİLKA'DE 1443 - RUMI: 18 MAYIS 1438
İkindi Akşam Yatsı
Imsak Güner Öğle
KASIM: 26 - GÜN: 151 KALAN: 214 - GÜN UZA.: 2 DK
İmsak Güneş Öğle
İkindi Mon
Ehl-i Sünnet Mezhchi ve Bid'at Cereyanları Hakkında
YanıtlaSilTENBİH
Rosulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin bir hadis-i şe riflerunde meâlen şöyle buyurdukları rivâyet olunmaktadır: «Ummetim yetmiş üç Fırkaya (parçaya) ayrılacaktır, biri müstesna bu fırkaların hepsi Cehenneme girecektir. Bu uyarıyı duyan ashab soruyorlar: «Ya Resülallah, kurtulacak olan Fırka-i Naciye hangisidir?» Yüce önderi-miz cevap veriyorlar: Benim ve ashabının yolundan gidenler (yâni bizim gibi inanıp işleyenler)..
Resûlullah Efendimiz'in dedikleri tahakkuk etmiş ve maalesef Müs-lumanlar bir sürü fırkaya ayrılmışlardır. Biri müstesna, hepsi derece derece bozuk ve sapıktır. Bu müstesna yol, bu kurtulacak olan fırka chl-i sünnet ve cemaat mezhebidir. Bu mezhep mensupları itikadiyatta (inanmağa ait din hükümlerinde) iki öndere tabi olmuşlardır: (1) Imam Maturidi, (2) Imam Ey'ari. Bu iki imamın, yani din önderinin aralarında esasa, asıllara ait hiçbir ihtilaf yoktur. Sadece teferruata ait bazı inceliklerde küçük mâna ayrılıkları olmuştur. Bu iki imania bağlı olan ehl-i sünnet Müslümanları birbirlerini kardeş bilir, yekdiğer-lerini sapıklıkla veya bid'atle itham etmezler.
Ameliyata (işlemeğe, füruata) ait din hükümlerinde de chl-i sün net Müslümanları 4 imama tabi olmuşlardır: Imam Azam Ebû Hanife, Imam Malik, Imam Şafii, Imam Ahmed bin Hanbel. Bu dört imam mut-. (sallallahu lak müctehid olup Allah'm Kitabından ve Resûlullah'ın aleyhi ve sellem) sünnetinden hüküm çıkartmağa iktidar ve ehliyetlerı vardı. (Bu dört büyük ve muhterem zattan başka yine onların çağında başka mutlak müctehidler çıkmışsa da, zamanla onların taraftarları kalmamış ve chl-i sünnet mensupları bu dört mezhepte ittifak etmiş-lerdir.)
veya cevabı Asr-1 Saadette mezhep yoktu ve olamazdı. Çünkü o zaman Pey-gamberimiz ve ashabı vardır. Herhangi bir mevzuda tereddüt şüphı olduğu zaman Peygambere soruluyor ve hemen doğru alımyordu. Ama ondan sonra İslam dünyası genişledi, dinimiz kısa za manda büyük ülkeler feth etti ve ümmetimizin sayısı hızla kabardı. Dini mevzularda ihtilaflar baş gösterdi. Bir yandan da, İslâmiyeti için-den çökertmek isteyen yahudiler, İranlı mecusiler, hıristiyanlar ve türlü türlü sapıklıklara bağlı olanlar Müslümanların zihinlerini karış tırmak için şeytanca propagandalara baş vuruyorlardı. Bir tek misal verelta: Yemenli bir yahudi olan İbni Sebe' yalancıktan Müslüman ol-mus. Abdullah ismini almış, başına sarık sarmış ve sapık fikirler yay-
maya başlanmıştı. Şilliğin kurucusu bu adamdır. İşte itikad ve amellyat-ta chl-i sünnet Imamları Allah'ın dininin saflığını korumak için büyük gayret sarf ederek dinimizin hükümlerini ortaya koymuşlar: sapık, satil inançları reddetmişlerdir.
YanıtlaSilBanlari «Seleflyes adli meshebi de hak mezhep kabul etmektedir. Be görüş hatabdir. Selef-i Balihin ile Selefiye'yi birbirlerine karıştır mamak lazımdır. Selef-i Salihin diye lik çağ Müslümanlarına diyoruz. Onlar bizim önderlerimizdir. Selefiye ise, aşırı ve azgın fikirlere sahip clan Ibni Teymiye'nin açtığı bir çığırdır ki, hatalı fikirlerle doludur. Vehhabilik denilen bozuk bid'at firkası işte bu selefilikten azma bir gruptur.
Zamanımında birçok bid'at fırkaları vardır: Bazılarını sayalım:
(1) Neo-Seleflye: İngiliz casusluğu yaptığı ve masonların en din-sis grupuna mensup olduğu tarihi vesikalarla isbat edilmiş bulunan Cemalüddin Afgani, onun talebesi bozuk fikirli ve mason Muhammed Abduh, onun talebesi ve İngiliz taraftarı Reşid Rıza gibi adamlar bu yolun önderleridir. Ehl-i sünnet uleması bunları tenkid etmiş, bütün bozuk fikirlerini çürütmüşlerdir. Türkiye'de bunların taraftarları vardır.
(2) Telfik-i mezahlb taraftarları: Bunlar mezheblerin hükümle-rini, bilhassa kolaylıklarını cem ederek dinimizi oyuncak haline getir-mek isterler. Ehl-i sünnet alimleri telfik-i mezahibe şiddetle karşı çık-mışlar, bu yolun dinde anarşiye ve çoklüntüye götüreceğini isbat etmiş lerdir.
(3) Mevdudlyye fırkası: Pakistan'da türeyen gazeteci ve politikacı Mevdudi kitaplarında İslamın temel inanç esaslarından kadere yer ver-memek suretiyle ehl-i sünnet yolundan sapmıştır. Mevdudi icazetli din alimi değildir. Pakistan'da 1970 seçimlerinde partisinin 300 mebus çı-kartacağını iddia etmişse de ancak 4 mebus çıkartabilmiştir. Hayalpe-rest, ütopyacı, siyasi maceralar peşinde koşan bir kimseydi. Pakistan'-da Islâm davası Mevdudiyye cereyanı yüzünden çok sarsılmıştır. Kale-mi kuvvetli, üslübu parlak bir muharrir olduğu için saf gençleri ve kül-türsüz avam tabakalarını yaldızı fikirleriyle peşine takmıştır. Ama gerçek yerine onları bir seraba götürmüştür.
(4) Humeynlyye cereyanı: İranda türeyen ve ehl-i sünnet dışı bir mezhebe bağlı bulunan Humeynî'nin de bazı gençler üzerine cazibedar tesirleri olmuştur. Bu zat itikadda, ameliyatta, siyasette bozuk bir çı-ğır açmıştır. Eskiden, beter olan fran'ın hali Humeyni'den sonra bes-beter olmuştur. Cenab-ı Hak Türkiye Müslümanlarını böyle bir mace-radan muhafaza buyursun.
(5) Mezhebsizlik ve reformculuk: Bunlar mezheblere lüzum olma-dığı iddia ederler ve herkesin Kur'an-ı Kerim'den ve hadislerden kendi kafa ve hevasına göre ahkâm çıkartmasına uygun bir zemin hazırlar-lar. Daha Kur'anı yüzünden okumaktan aciz çoluk çocuğa 15-20 ciltlik
tefsirler okutmak, cihad yapıyoruz diye saçma sapan işlere girişmek, Müslümanların temel meselelerini mıncıklamak, sözü ayağa düşürmek, islâmî otorite ve hiyerarşı kavramlarını yıkmak bunların başlıca ma
YanıtlaSilzarratlarındandır. Her Müslüman bilmelidir ki, yegâne kurtuluş yolu itikad ve amel. de ehl-i sünnet mezhebidir. O da yukarıda belirttiğimiz gibi inançta iki, amelde dört hak kola ayrılmıştır. Hepsi haktır. İnanç ve amelde bun-ların birini tatbik ve taklid etmek şarttır. Vesselâm.
BEDİR YAYINEVİ
MUTERCİMİN BİRKAÇ SÖZÜ
YanıtlaSilبسمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismiyle...
Elhamdü lillahi Rabbil âlemin. Vessalâtu vesselâmu 'ala Resûlină Muhammedin ve 'alâ âlihi ve sahbihi ecmain.
Bütün âlemleri en küçüğünden en büyüğüne, zerresinden kürre-sine, katısından sıvısına ve canlısından cansızına kadar yaratıp on-ları hikmet sırlarıyla dolduran, güzelliklerle donatan, her anında ayrı bir hikmetle tecelli eden, eşi, benzeri ve dengi olmayan yüce Allah'a sayısız hamd ü senålar olsun.
Biz aciz kullarına ihsan buyurduğu maddi ve manevî ni'metlerinden ötürü de O'na sonsuz şükürler ederiz.
Alemlerin medâr-ı iftiharı, kâinatın sebeb-i vücudu, peygamberlik silsilesinin hâtemi, iki çihanın güneşi ve Ahiret Günü'nün yegâne şefa-atçısı Peygamberimiz Efendimiz Muhammed Mustafa'ya salât ve selâm olsun...
Resûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizin sahabele-ririne, hånedan-ı ehl-i beyte ve onların nurlu yollarını takip edenlere, diliyle ve kalemiyle yüce dinimize hizmet edenlere de hayır-dualar ederiz. Allah onlardan râzı olsun, onlara rahmet eylesin. Amin.
Resûl-i Kibriya Efendimizin peygamberlik güneşine yönelmekten uzaklaştıkça, insanlık âleminin üzerine karanlık günler gelmekte, gün geçtikçe de bunalımlar artmakta ve büyük felâketlerin habercileri ka-pıları çalmaktadır.
İşte insanlık âlemini sıkıntılı, üzüntülü ve buhranlı günlerden kur-tarmak, ancak Kıyamet alâmetlerini, ölüm hallerini, kabir hayatını, mahşer yerini ve hesaba çekilmenin önemini, sevaplarla günahların ilâhî adalet terazisiyle tartılacağını, insanların Sırat Köprüsü denilen çok mühim bir geçitten geçmeye zorlanacaklarını, geçebilenlerin ve kurtulabilenlerin ne ile geçebileceklerini, Sırat Köprüsü'nden kimlerin cehenneme döküleceklerini, cehennemliklerin akla hayâle gelmeyen ne kadar feci bir azap çekeceklerini, cennete giren bahtiyarların ne büyük bir ni'mete nâil olacaklarını onlara bildirmek ve tanıtmakla mümkün olabilir.
Ölümü, kıyameti, âhireti anlatmakla, insanların birbirlerinin mal-larına, canlarına, namuslarına tecavüz etmelerini önlemek, onların suikastlarına mâni olmak, sınırsız ihtiraslarını durdurmak suretiyle onların maddî ve mânevî yönden kurtulma imkânlarını sağlamak bu-susu düşünülmüştür.
240
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Bizi, Cehennem azabından koru!) derse, Melekler (Amin! = Ya Rabi
Kabul et!) derler. buyurmuştur (188). Peygamberimiz, tavaf'ın kalan dört devresini de, ağır ağır yürüye-rek yaptı (189).
Peygamberimiz, tavafın bu bölümünü tamamlayınca (190), Hace-rülesved'i öptü.
Ellerini, onun üzerine koyduktan sonra yüzüne sürdü (191).
Halkın arasından güçlükle geçip Makam-ı İbrâhim'e (*) erişti (192). Makam-ı İbrahim'in arkasında (193), Makam'ı, Kendisile Beytul-lAh arasına alarak (194) iki rekât namaz kıldı.
Peygamberimiz, bu namazda İhlas sûresile Kâfirûn sûresini oku-
du (195). Bundan sonra (196), sesini, halka işittirecek derecede yükselte-rek (197) «İbrahim'in Makamını namazgâh edininiz! (Bakare: 158). meâlli âyeti okudu (198).
(188) İbn-i Müce-Sünen c, 2, s. 985
Sonra, dönüp Hacerülesved'i tekrar istilâm etti (199). Hz. Ömer'e «Ey Ömer! Sen, güçlü adamsın (200). Hacerülesved'e
(189) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1098, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim Sahih c. 2, s. 887, Ibn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1023, Daremi-Sünen c. 1, s. 376, Hakim-
Müstedrek c. 1, 5. 455
( 190) Almed b. Hanbel-Müsned c. 3, п. 320
(191) Hâkim-Müstedrek c. 1, s. 455, Beyhaklden naklen Ebülfida-Sire c. 4, s. 317 (*) Makam-ı İbrahim, Hz. İbrahim Aleyhisselâmın, üzerine çıkıp insanları hacca ça-
ğırdığı ve içinde iki ayağının gömülmüş izi bulunan mübarek bir taş olup hâlâ Käbe Mescidindeki belli yerinde durmaktadır. (Ezraki-Ahbaru Mekke c. 1, s
67-68) (192) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sahih c. 2, s. 887
(193) Vakıdl-Megazi c. 3, a. 1098, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 173 Ahmed b. Hanbel-
Müsned c. 3, s. 320, Nesai-Sünen c. 5, s. 236 (194) Müslim-Sahih c. 2, s. 887, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 183, İbn-i Mâce-Sünen c.2, s. 1023, Daremi-Sünen c. 1, s. 376
(195) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1098, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sahila c. 2, s. 887, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 183, İbn-i MAce-Sünen c. 2, s. 1023, Dare-mi-Sünen c. 1, s. 376, Nesaî-Sünen c. 5, s. 236
(196) Alumed b. Hanbel-Müsned c. 3, 3, 320, Nesaî-Sünen c. 5, s. 236 (197) Nesaî-Sünen c. 5, s. 236
(198) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sahih c, 2, s. 887, Ebû Davud-Sünen c. 2, s 183, Tirmizi-Sünen c. 3, s. 216, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1023, Daremi-Sünen c. 1, s. 376, Nesai-Sünen c. 5, s. 236
(199) Vakıdl-Megazi c. 3, s. 1098, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sahih c. 2, s. 888, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 183, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1023,
Daremi-Sünen c, 1, s. 376, Nesal-Sünen c. 5, s. 235 (
200) Vakıdi-Merazi c. 3, s. 1098. Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 28. Ezraki-Ah-baru Mekke c. 1, s. 334, Heysemi-Mecmauzzevaid c. 3, s. 241
PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI
YanıtlaSil241
erişmek için (201), omuz vurma! (202) İnsanları (203), zaifleri (204), rahatsız etme! (205) Kendin de, rahatsız olmal (206)
Eğer, tenha bulursan, onu, İstilâm et! (207)
Olmazsa, uzaktan el sürüp öpme işareti yap ve Kelime-1 tevhid oku, Tekbir getir (208), geç!» buyurdu (209).
"Abdurrahman b. Avf'a da, «Ey Ebû Muhammed! (210) Hacerüles-ved rüknünde nasıl İstilam yaptın?» diye sordu (211).
Abdurrahman b. Avf «Her defasında (212), İstilâm yaptım, bırak-tum!» dedi.
Peygamberimiz «İsåbet etmişsin!» buyurdu (213).
Peygamberimizin Sa'y Edişi:
Peygamberimiz, bundan sonra, Kâbe'nin Beni Mahzum kapısın-çıkıp Safa tepeciğine gitti (215).
dan (214) Oraya yaklaşınca «Şüphe yok ki: Safâ ile Merve, Allâhın Şeâirin-den, Allah'a ibadete vesile olan nişânelerdendir. (Bakare: 158) meâlli
ce (216) Kıbleye yöneldi (217).
Ayeti okudu. «Allâhın, başladığından, başlıyorum!» buyurdu. Sa'y'e, Safa'dan başladı. Onun üzerine çıktı. Beytullahı görün-
(201) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 28, Heysemi-Mecmauzzevaid c. 3, s. 241 ( 202) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1093, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 28, Heysemi-
Mecmauzzevaid c. 3, s. 241
( 203) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1098
( 204) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 28, Ezraki-Ahbaru Mekke c. 1, s. 334, Hey-semi-Mecmauzzevaid c. 3, s. 241
(205) Vakıdl-Megazi c. 3, s. 1098, Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 1, 8. 28, Ezraki-Ah-baru Mekke c. 1, s. 334, Heysemi-Mecmauzzevaid c. 3, 8. 241
(206) Vakıdl-Megazi c. 3, s. 1098
(207) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1098, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 28, Ezraki-Ah-baru Mekke c. 1, s. 334, Heysemi-Mecmauzzevaid c. 3, s. 241 (208) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 28, Ezraki-Ahbaru Mekke c. 1, s. 334, Hey-
semi-Mecmauzzevald c. 3, s. 241
(209) Ezrakl-Ahbaru Mekke c. 1, s. 334
(210) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1098, Abdurrezzak-Musannef c. 5, s. 34 (211) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1098, Abdurrezzak-Musannef c. 5, 5, 34, Ezraki-Ahbaru
Mekke с. 1, s. 333 Abdurrezzak-Musannef c. 5, s. 34, Ezraki-Ahbaru Mekke c. 1, s. 333
(212) (213) Vakıdl-Megazi c. 3, s. 1098, Abdurrezzak-Musannef c. 5, s. 34, Ezraki-Ahbaru
Mekke c. 1, s. 333, 334
(215) Vakıdı-Megazi c. 3, s. 1098, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sa-
( 214) Vakıdi-Megazi c, 3, 5. 1098
hih c. 2, s. 888, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 183, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1023,
Daremi-Sünen c. 1, s. 376, Nesal-Sünen c. 5, s. 235 216) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sahih c. 2, s. 888, Ebû Davud-
( Sünen c. 2, s. 183-181, İbn-1 MAce-Sünen c. 2, s. 1023, Dâremi-Sünen c. 1, s. 376, Nesal-Sünen c. 5, s. 235
1. T. Medine Devri X/F: 16
(217) Müslim-Sahih c. 2, s. 888
Peygamberimizin (asm) vefatı.
YanıtlaSil1949-Emekli Sandığının kurulması.
1951 - Türkiye'de ilk kalp ameliyatı GATA'da yapıldı.
KURBAN BAYRAMI
3. GÜN
HAZİRAN
08
PAZAR
Inanantann, kat kat arttırmaları için, kalblerine güven indiren
O'dur. Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır. Allah bilendir, Hakîm olandır.
(Fetih: 4)
12 1446 ZİLHİCCE
BİR HADİS
Ramazan ve Kurban bayram-larını "Lâ ilâhe illallah"lar ile, "Allâhü ekber"lerle, "Elham-dülillah"larla, "Sübhanallah"-larla süsleyiniz.
RUMI: 26 MAYIS 1441
HIZIR: 34
(C. Sağîr, No: 2310)
Hacc-ı şerif, bilasâle herkes için, bir mertebe-i külliyede bir ubûdiyettir.
Sözler, 16. Söz
Imsak
Öğle
İkindi
Akşam Yatsı
Imsak
Güneş
Öğle
İkindi
Aksam Yatsı
Günes
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil-1098-Birinci Haçlı
seferi: 8 ay süren kuşatma sonunda Antakya Haçlıların eline geçti.
1277 - Türkçenin resmî dil olarak kabulü.
1889 - İttihat ve Terakki Cemiyeti kuruldu.
HAZİRAN
03
ÇARŞAMBA
17 1447 ZİLHİCCE
RUMI: 21 MAYIS 1442
BİR AYET
Nerede olursanız olun, Allah hepinizi huzurunda toplayacaktır.
Bakara Suresi: 148
BİR HADİS
Ben ancak bir kulum, kullar gibi yer, kullar gibi içerim.
HIZIR: 29
İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülâsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ı ekberde bulunacaktır.
Imsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Lem'alar
Imsak Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
02 20 05 27 12:07 17:06 30 29 23 36
İSTANBUL
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1236-Alaaddin Keykubat'ın vefatı.
-1908-İstanbul'da
bulunan Bediüzzaman'ın genel ve sağlık durumu hakkında bilgi almak üzere Van Valiliği'ne soruşturma yazısı yazıldı.
1952 - Bediüzzaman Said Nursî Afyon Mahkemesi duruşmasına katıldı.
30
PAZARTESİ
MONDAY
MAYIS
MAY
BİR AYET
O sizi öldürecek, sonra tekrar diriltecektir.
Sonunda Onun huzuruna
döndürüleceksiniz.
Bakara Suresi: 28
BİR HADİS
Dedikoduyu ve malı boşu boşuna harcamayı terk et.
Beşerin san'atı olan birşey bidâyette çirkin ve gayr-ı muntazam olur, sonra yavaş yavaş intizama sokulur. Kur'ân ise, ilk zuhurunda gösterdiği halâveti, güzelliği, gençliği şimdi de muhafaza
etmektedir. İşaratül-l'caz
HİCRİ: 29 ŞEVVAL 1443 - RUMÎ: 17 MAYIS 1438
KASIM: 25 - GÜN: 150 KALAN: 215 - GÜN UZA - 2 DK
Evet, günümüzde her ne kadar Arapça dini, milli birçok eserler ter. cüme edilmekte ise de, bu yolda insanların her çeşit ihtiraslarına dur rastlanamadığından zamanımız insanlarını
YanıtlaSildiyecek yeterli bir enere Allah'm inayetiyle ihtiraslarından, her çeşit kötülüklerinden alı koyacak bir kitap olarak tercümesini sunduğumuz bu eseri bulduk. Bu eser, Islâm âleminin Endülüs'te yani şimdiki Ispanya'da
... vetiştirici büyük Allm ve müfessir, muhaddis Imam Kurtubi tarafin-dan yazılmış, sonra da Mısır'da yetişen tasavvufçu, ahlâkıvatçı büyük ilim adamu Imam Sa'râni tarafından kısaltılarak kitaba MUHTASARU TEZKİRETİ'L-KURTUBI adı verilmiştir. ÖLÜM ve ÖLÜM OTESI. nin hallerini en ivi sekilde âyet ve hadislerin işığı altında anlatan fay dalı ve özlü bir kitaptır.
Bu eser içinde dokuzyüz elliyi aşkın hadis-i şerif bulunması dolayı siyle, bir hadis kitabı ve onun tercümesi ve yorumu denilmesi de müm-kündür.
Bu kitabın tercümesi sırasında çeşitli nüshalar gözden geçirilmiş ve hadislerin kaynakları araştırılmıştır. Böyle bir eserin bugüne kadar Türkçe neşredilmemiş olması cidden esef vericidir.
Bu eser, muhteviyat itibariyle 8 ana, 113 özel bölüme ayrılarak tasnif ve tertip edilmiştir.
Bu eseri, Allah'ın yardımıyla tercüme edip Müslümanların istifade. lerine sunmaya beni muvaffak kılan Allah Taâlâ ve tekaddes hazret-lerine hamd ii senalar eder, feyz aldığım bütün hocalarımın, bilhassa Bayınlı Mustafa Hilmi BİLGE hocamın ruhuna ithaf eder, okuyucula-rımdan bu abd-1 acizi duâlarında unutmamalarını talep ederim.
Elhamdü lillahillezi hedânâ lihaza ve lenehtedi lev lå en hedanal. lạh. Ve mâ tevfikî ve iğtisâmî illâ billah...
HALİL GÜNAYDIN
Sabık Adalar Müftüsü/İSTANBUL
İmam Kurtubînin Tercüme-i Hali
Bu eserin kısaltılmamış asıl nüshasının müellifi Imam Kurtub hazretlerinin tercüme-i halinden de bir nebzecik bahsedelim.
Adı, Muhammed b. Ömer b. Yusuf Ebu Abdillah Şemsiddin Mu hammed b. Ahmed b. Ebi Bekr b. Ferhu'l-Ensari el-Hazrecidir.
Endülüs'te yetişen yüksek din adamlarından biri olup İslâm al mine birçok ölmez eserler bırakmıştır.
Ustadları
Sahihü'l-Müslimin şarihlerinden Şeyh Ebiü'l-Abbas Ömer el-Kurtubi ve Ebu All Hasan b. Muhammed el-Bekri ile diğer ilim adamlarından hadis okumuştur.
242
YanıtlaSilISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Beytullah'a bakarak (218), Allah'ı tevhid ve tekbir etti.
Üc kerre (Vakıdi'ye göre: yedi kerre) «Bir olan Allah'dan baska lah yoktur. O'nun esi, ortağı yoktur. Mülk, Onundur. Hamd, Ona mah-sustur (219). Diriltirdir, öldürürdür (220).
Hem, O, her şeye kadirdir (221).
Allah'dan başka hiç bir ilah yoktur (222).
Allah, va'dini yerine getirdi. Kuluna, yardım etti. Toplanmış o'an bütün kabileleri, yalnız başına bozguna uğrattı! dedi (223).
Peygamberimiz, tekrar Allahı tekbir ve Ona hamd ettikten sonra, Allah'ın dilediği kadar (224) duâ etti. Duâda söylediklerini de, üç kerre tekrarladı.
Sonra, Safâ tepeciğinden, Merve tepeciğine doğru yürüyerek in-
di (225).
Peygamberimiz, arkada, Müslümanlar da, önde oldukları halde, Safâ ile Merve arasında Sa'y yapmağa başladı.
Peygamberimiz, o kadar hızlı Sa'y ediyordu ki, Sa'y'in hızından iza-rı açılıp dizleri görünüyordu (226).
Peygamberimiz, bu hızlanışı, Sa'y vadisinin ortasına gelince, yapı-yor, ortayı geçince, tabii yürüyüşüne devam ediyordu (227).
(218) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 330, Nesal-Sünen c. 5, s. 240 (219) Yakıdl-Megazi c. 3, s. 1099, Aluned b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sa-
híh c. 2, 3 833, Phú Davud-Sünen c. 2, s. 184, Ibn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1023, Daremi-Sünen c. 1, s. 375, Nesai-Sünen c. 5, s. 240
c. 1, s. 375, Nesal-Sünen c. 5, s. 235 (220) Ebû Vavud-Sünen c. 2, s. 181, İbn-i Mace-Sünen c. 2, s. 1023, Daremi-Sünen
(221) Vakudi-Megari c. 3, s. 1090, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Milslim-Sa-hih e. 2, s. 838, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 184, İbn-i Mice-Sünen c. 2, s. 1023, Daremi-Sünen e. 1, s. 376, Nesal-Sünen c. 5, s. 240
(22) Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 3, к. 320
(223) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1000, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sa-Daremi-Slünen c. 1, s. 376 hih c. 2, 883, ELû Davud-Sünen e. 2, s. 184, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, 1023,
(224) Nesal-Sünen c. 5, s. 244
(225) Vakıdl-Megazi e. 3, s. 1009, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sa-Dareml-Sünen e. 1, s. 376, Nesal-Sünen c. 5, s. 233 hih c. 2, s. 838, Ehû Davud-Sünen c. 2, s. 184, İbn-i Mâce-Silnen c. 2, s. 1023,
(225) Vakıdi-Megazi e. 3, 8, 1099, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 6, n. 404, 405, 421, 422, Dare Kutni-Sünen c. 2, & 255, Heysemi-Mecmauzzevaid e. 3, s. 247-248, Ebül-fida-Sire c. 4, n. 319-320
(227) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, & 320, Müslim-Sahih c. 2, s. 888, Ebû Davud-Sünen c. 2, s 184, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1023, Dareml-Sünen c. 1, s. 376, Nesal-Sünen c. 5, 5. 244
244
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Sa'y'i, size vacib kıldı. Sa'y, yapınız!» buyuruyordu (229). Peygamberimizin, Sa'y vadisi içinde :
Müslümanlara da Ey insanlar! (228) Şüphe yok ki: yüce Allah,
«Rabbiğfir verham ve entel eazzül'ekrem = Yå Rab! Beni yarlığa! Bana rahmet et! En Aziz, en Kerim Sensin!» diyerek duâ ettiği de, ri-
vayet edilir (230). Peygamberimiz, Merve tepeciğine ulaşıp çıktığı zaman, Safá tepe-ciğinde yaptıklarını, Merve tepeciğinde de, aynen yaptı (231).
Peygamberimizin, hem Beytullahı tavafını, hem Safå ile Merve ara-sındaki Sa'y'ini, etrafına uşuşan halk, Kendisini görsünler de, bilme-diklerini sorsunlar diye yüksekte bulunmak için hayvanının üzerinde olduğu halde, yaptığı da, rivayet edilir (232).
Peygamberimizin Vedâ haccında üç tavafı olup Kudum tavafı olan ilkini yaya olarak yapmıştır.
İkincisi, Kurban günü yaptığı farz olan tavaftır.
Üçüncüsü de, vedâ tavafıdır.
Sanıldığına göre: binitli olarak yaptığı tavaf, ikinci veya üçüncü tavafı veya her ikisi olabilirdir (233).
Sa'y'e gelince, bunu da, Peygamberimiz, önce yürüyerek yapmış, sonra da, binitli olarak tamamlamıştır (234).
Peygamberimiz, Safa'dan Merve'ye yedi kerre gidiş-gelişle Sa'y'ini Merve'de tamamladı (235).
Peygamberimizin Müslümanlara İhram Hakkındaki Emri:
Peygamberimiz, Müslümanlara «Kimin yanında kurbanı varsa, o, ihramı üzere kalsın! (236)
Sizden hanginizin yanında kurban voksa, hemen ihramdan çıksın ve haccını, umre'ye çevirsin! buyurdu.
(228) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1099
mí-Mecmauzzevaid c. 3, s. 247-248 (229) Vakıdl-Megazi c. 3, s. 1099, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 6, s. 421-422, Heyse-
Mecmauzzevaid c. 3, s. 248 (230) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1099, İbn-i Ebi Şeybe-Musannef c. 4, s. 68-60, Heysemi-
(231) Vakıdl-Megazi c. 3, s. 1099, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sa-hih c. 2, s. 888, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 184, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1023, Dareml-Sünen c. 1, s. 376, Nesal-Sünen c. 5, s. 240
( 233) Ebülfida-Sire c. 4, s. 316
(232) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, a. 320, Müslim-Sahih c. 2, s. 927, Nesai-Sünen c. 5, s. 241
) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Buhari-Sahih c. 2, s. 170
( 234) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 265 (235
( 236) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 3, s. 366, Müslim-Sahih c. 2, 8, 907, Nesal-Sünen c. 5, 5, 245
PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI
YanıtlaSil245
midir? diye sordu. Bunun üzerine, Süråka b. Málik, ayağa kalkarak «Yå Resülallah! Bu iş, bizim bu yılımıza mi mahsustur, yoksa, temelli sürüp gidecek
Peygamberimiz, parmaklarını birbirine kenetleyerek iki, üç kerre Umre, hacca dahil olmuştur! Kıyamete kadar temelli sürüp gidecek-tir. buyurdu (237).
Peygamberimiz, yanında kurban getirdiği için, ihramdan çıkma-di (238).
Peygamberimizin Ebtah'ta Kurulan Çadırda Kalışı:
Ebtah'ta, Peygamberimiz için kırmızı deriden bir çadır kurul-du (239).
Peygamberimiz, Mekke'de bulunduğu müddetçe, orada kaldı. Ora-
ya geldi, gitti (240). Ebtah, Mekke dışında (241), Mekke ile Mina arasında, İki tarafa hemen hemen eşit uzaklıkta bir yerdir (242).
Peygamberimizin amcası Ebů Talib'in kızı Hz. Ümmehani Ya Re-sülallah! Mekke evleri içinde konaklasan olmaz mı?" dedi. Peygamberimiz, kabul etmedi.
Medine'ye dönünceye kadar Ebtah'a gelip gitti. Ne bir eve indi, ne de, bir evin çatısı altında gölgelendi (243).
Peygamberimiz, pazar, pazartesi, salı ve çarşamba günleri Ebtah'-ta oturdu (244).
Peygamberimizin Ebtah'ta Namaz Kıldırışı:
Eshab'dan Ebû Cühayfe; Peygamberimizin, o günlerden birinde Ebtah'taki kırmızı deri çadırından öğle sıcağında abdest almağa çıktı-ğını ve Bilal-i Habeşi'nin, Peygamberimizin Abdest suyunu dökerken, Müslümanların uşuşup dökülen abdest suyunu kapışarak yüzlerine, göz-lerine sürmeğe başladıklarını gördüğünü, kendisinin de, abdest suyun-
(237) Ahmed b. Hanbel-Müsmed c. 3, s, 320, Müslim-Sahih e, 2, s. 007, Ebû Davud-Sünen c, 2, 3, 184, İbn-i Mice-Sünen c, 2, s. 1023, Darami-Sünen e, 1, s. 376, Nesal-Sünen e, 5, 8, 245
(238) Ahmed b. Hanbel-Mümed c, 3, 8, 320, Müslim-Sahih e, 2, s. 883, Ebû Davud-Sünen e, 2, s, 184, İbn-i Máce-Sünen c, 2, 8, 1023, Dareml-Sünen c. 1, 5, 376
(241) Ebülfida-Sire c, 4, 8, 334
(239) Ebüllfida-Sire c, 4, 5, 335-336 (240) Vakadi-Megazi c, 3, 8, 1099, İbn-i Sa'd-Tabakat c, 2, s, 173
(242) Yakut-Mucemülbüldan e, 1, 8, 74 (213) Valudi-Megazi c. 3, 8, 1099-1100
(244) İbn-i Kayyım-Zadülmaad e, 3, s. 207, Ebülfida-Sire c, 4, s. 337
398. Kendisine melekler geldiği ve Cebrail ile konuşması sebebiyle, sarımsak, soğan ve pırasa gibi şeyleri yemezdi.
YanıtlaSil٣٩٩ - كَانَ لا يَأْكُلُ الْجَرَادَ وَلَا الْكُلْوَتَيْنِ وَلَا الضَّبْ مِنْ غَيْرِ أَنْ يُحرمها
ابن صصرى في اماليه عن ابن عباس
mezdi. 399. Haram etmezdi, ama kendisi çekirge, böbrek ye-
٤٠٠ - كَانَ لا يَأْكُلُ مُتَّكِنًا وَلا يَطَأُ عَقَبَهُ رَجُلانِ (حم عن ابن عمرو)
400- Yaslanarak yemek yemezdi. Arkasından iki kişi yü-rümezdi.
٤٠١ - كَانَ لا يَأْكُلُ مِنْ هَدِيَّةٍ حَتَّى يَأْمُرَ صَاحِبَهَا أَنْ يَأْكُلَ مِنْهَا لِلشَّاةِ الَّتِي اهْدِيَتْ لَهُ (طب عن عمار)
401- Kendisine hediye edilen o mahut zehirli koyundan sonra, sahibi yemedikçe hediye olarak sunulan şeyden katiyyen yemezdi.
٤٠٢ - كَانَ لا يَتَطَيَّرُ وَلَكِنْ يَتَفَكَّلُ (الحكيم والبغوى عن بريدة)
402- Herhangi bir şeyi veya olayı uğursuz saymazdı. La-kin güzel söz dinlediği zaman ondan hoşlanırdı.
٤٠٣ - كَانَ لا يَتَعَارُّ مِنَ اللَّيْلِ إِلا أَجْرَى السَّوَاكِ عَلَى فِيهِ (ابن نصر عن
ابن عمر)
403- Gece, ağzına misvak sürmeden kalkmazdı.
٤٠٤ - كَانَ لَا يَتَوَضَّأُ بَعْدَ الْغَسْلِ (حم ت ن هـ ك عن عائشة)
404- Gusülden sonra abdest almazdı.
٤٠٥ - كَانَ لا يَتَوَضَّأُ مِنْ مَوْطَي (طب عن ابي امامة)
di.
405- Ayağı ile çamura basınca bu yüzden abdest almaz-
-1549-
سوره نقره (٢٦-٢٧)
YanıtlaSilاعتباری صدايان ساعتك من المرى كبيد ولى مبارك هو المنحى رنجينة باردیم ایندیکی کسی برایت به مقص تعصب التريكى زمان، جمله لرى ده و مقصدك ظرافنده طولا شرار حمله لرن هشتارى وفى جماله الربط بي تعقيب ايدييورلي و وضعيتاري او بله نقطه كلييوركي مالكرى لسان حال الله شو يعني او قوتوبور
عِبَارَاتُنَا شَى وَحُسْنُكَ وَاحِدٌ وَكُلٌّ إِلَى ذَاكَ الْمَالِ يُشيرُ )
یعنی سویاہ دیا غز سوزلر ارى ارى اسرده، سنك حسنك بردر بتون سوزلر عن أو حسن جماله اشارت الديور لونك بجوندر کی قرآن كريمك سلامتی و بوكك بلاغی و نقشنده کی انحر لگی طبقہ اعجازه واصل
او المشدر.
إِنَّ اللَّهَ لَا يَسْتَقَى أَنْ يَضْرِبَ مَثَلًا مَا بَعُوضَة فما فوقها وجمال ده کی حکم و نکته لوندی بنا بود مگر (ان) كلمه ی، هم حكمك حقيقته باغلى او لدیفنه، هم حکمده واقع اولان ترد و انظار لون رفته دلالت ایدر اویله ایسه بو (ان) آيتك باشنده ذکر ايدياله متسلسل ترد داره اشار تدر.
(الله) کلمه ی، بوندنه او به ذکر اید یا نه جذاب همه ایله ممکنات آراسنده یا پد قاری قیرا سدہ کی خطابی ذهنك كو زين موقويور. یعنی ناصل الله دیور سكر ؟ وناصل اللهي ممكناته قياس اليد يو سكر ؟ الله عنوانتي طاشیدان ذات، هیچ ممكناته قياس ايدياله بیدایر می؟
[ سؤال ؟ ] ( لا يستحي ) حياء نفسك حيقيالمه سیله یوزده پیدا اولان قرار تیدن عبارت اولدیفندند جذاب هم حقنده بو قاعه نك قول لا ياعمرى محالدر. محالى نفي اتمكده فائده يوقدر . بناء عليه ( لا يستحي ) برنده ( لا يترن ) دينه لمن اوله ايدي، محالية محل فالمازدی ؟
الجواب ) ( بعوضه ) ایله یا پیلان تمثیلی اقتضا الیدن و حسنني تقدير ايدن حکمت و بلاغت و ساره کبی اسبا به قارشو تمثهاى ترك ايتمان ایسترین، حدادن ماعدا بر اسباب يوقدر میداده، جناب همه مقنده مواد اولیه ایسه، و غیرهای ترن ایمگه اصلا سب بولو عاد يفنه اشارنا (لا يستحي ) كامرى (لا بترك)
الم منه ترجیح ايد المشد . چونکه (لا بترك) كلمه ی بو معه اي افاده ایم
یا خود (لا تستی) تستحيي نه ذكرى، و نان مهم و نه میله داری اما نسي رب محمد من المثل هذِهِ ع مردم جل جلاله ربی بو حقیر یا سر درد عمیل کثیر مگر حیا ایمزمی دبیر سویامه دیگری سوزلرنده کی
مِنَ
(يستحي) کلمه منه .
مشاكلت و مشابهت ایجوندر.
21920-27
YanıtlaSilikincisi birincisine yardım ettiği gibi, bir ayet bir maka saatleri sayan saatin milleri gibidirler. Millerin her ta'kib ettiği zaman, cümleleri de o maksadın etrafinda ta'kib ediyorlar. Ve vaziyetleri öyle bir noktaya geliyor k dolaşırlar. Cümlelerin hey'etleri dahi, cümlelerin iz
hålleri, lisân- hål ile şu beyti okutuyorlar مباراتنا على و مسلك . وكل إلى ذلك الجمال يشير
Yani "Söylediğimiz sözler ayrı ayrı ise de, senin hünün birdir. Bütün sözlerimiz, o hüsnü cemâle işaret ediyorl Bunun içindir ki, Kur'ân-ı Kerim'in seläseti ve yüksek belagati ve nakşındaki inceliği tabaka-i i'câza văn olmuştur.
إلا الله لا يستحق أن يضرب مثلاً ما بعوضة فما فوقها
Bu cümledeki kelimelerin nüktelerinden bahsedeceipz
(d) kelimesi, hem hükmün hakikate bağlı olduğuna, hem hükümde väki olan tereddüd ve inkârların define
delalet eder. Öyle ise, bu (1), âyetin başında
zikredilen müteselsil tereddüdlere işarettir.
kelimesi, bundan önce zikredilen Cenâb-ı Hakk ile mümkinât arasında yaptıkları kıyåstaki hatayı, zihnin gözüne sokuyor. Yani "Nasıl Allah diyorsunuz? Ve nasıl Allah'ı mümkinâta kıyås ediyorsunuz? Allah ünvanını taşıyan zât, hiç mümkinâta kıyas edilebilir mi?"
Sual: لا يستي Haya, nefsin sıkılmasıyla yüzde
peyda olan kızartıdan ibaret olduğundan, Cenâb-ı Hakk hakkında bu kelimenin kullanılması muhâldir. Muhâli nefyetmekte fâide yoktur. Binâenaleyh
لا يَسْتَحْيِ yerinde لا يترك denilmiş olsa idi,
muhâliyete mahal kalmazdı?
Elcevab: بَعُوضَةً ile yapılan temsilî iktizá eden
ve hüsnünü takdîr eden hikmet ve belâgat vesåire gibi esbâba karşı temsîlî terk etmek isteyen, hayådan mâadâ bir esbâb yoktur. Hayâ da, Cenâb-ı Hakk hakkında
muhâldir. Öyle ise, o temsîlî terk etmeye aslå sebeb
bulunmadığına işareten لا يستحي kelimesi ا يترك
kelimesine tercih edilmiştir. Çünki لا يترك
kelimesi, bu ma'nâyı ifade etmez.
Yahud لا يَسْتَحْيِ 'nin zikri, onların ahmakçasına
أما يَسْتَحْيِي رَبُّ مُحَمَّدٍ مِنَ التَّمْثِيلِ بِهَذِهِ söyledikleri
التحكرات yani "Muhammed'in (sam) Rabbi (ce) bu hakir şeylerden temsîl getirmeye hayâ etmez mi?" diye söyledikleri sözlerindeki يستي kelimesine müşâkelet ve müşâbehet içindir.
26-27
YanıtlaSilikincisi birincisine yardım ettiği gibi, bir âyet bir maksadı saatleri sayan saatin milleri gibidirler. Millerin her ta'kib ettiği zaman, cümleleri de o maksadın etrafında ta'kib ediyorlar. Ve vaz'iyetleri öyle bir noktaya geliyor ki, dolaşırlar. Cümlelerin hey'etleri dahi, cümlelerin zim
hålleri, lisan-ı hâl ile şu beyti okutuyorlar. عباراتنا شقى وحُسْنُكَ وَاحِدٌ وَكُلَّ إلى ذاك الجَمَالِ يُشير
Yani "Söylediğimiz sözler ayrı ayrı ise de, senin hüsnün birdir. Bütün sözlerimiz, o hüsnü cemâle işaret ediyorlar" Bunun içindir ki, Kur'ân-ı Kerîm'in selâseti ve yüksek belagati ve naksındaki inceliği tabaka-i i'câza vâsıl olmuştur.
إِنَّ اللهَ لَا يَسْتَحْيِي أَنْ يَضْرِبَ مَثَلًا مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا
Bu cümledeki kelimelerin nüktelerinden bahsedeceğiz () kelimesi, hem hükmün hakikate bağlı olduğuna, hem hükümde vaki olan tereddüd ve inkârların define delâlet eder. Öyle ise, bu (1), âyetin başında zikredilen müteselsil tereddüdlere işarettir.
) الله ( kelimesi, bundan önce zikredilen Cenâb-ı Hakk ile mümkinât arasında yaptıkları kıyâstaki hatayı, zihnin gözüne sokuyor. Yani "Nasıl Allah diyorsunuz? Ve nasıl Allah'ı mümkinâta kıyâs ediyorsunuz? Allah ünvanını taşıyan zât, hiç mümkinâta kıyâs edilebilir mi?"
Sual: لا يَسْتَحْيِ Haya nefsin sıkılmasıyla yüzde
peyda olan kızartıdan ibaret olduğundan, Cenâb-ı Hakk hakkında bu kelimenin kullanılması muhâldir. Muhâli nefyetmekte fâide yoktur. Binâenaleyh
لا يَسْتَحْيِ yerinde لا يتْرُك denilmiş olsa idi, muhâliyete mahal kalmazdı?
Elcevab: بَعُوضَةٌ ile yapılan temsîlî iktizâ eden ve hüsnünü takdîr eden hikmet ve belâgat vesâire
gibi esbâba karşı temsîlî terk etmek isteyen, hayâdan mâadâ bir esbâb yoktur. Hayâ da, Cenâb-ı Hakk hakkında muhâldir. Öyle ise, o temsîlî terk etmeye aslå sebeb
bulunmadığına işareten لا يَسْتَحْيِ kelimesi لا يترك
kelimesine tercih edilmiştir. Çünki لا يترك
kelimesi, bu ma'nâyı ifade etmez.
Yahud لا يستحي 'nin zikri, onların ahmakçasına söyledikleri أَمَا يَسْتَحْيِ رَبُّ مُحَمَّدٍ مِنَ التَّبْثِيلِ بِهَذِهِ
temsîl getirmeye hayâ etmez mi?" diye söyledikleri sözlerindeka الحق yani Muhammed'in (asm) Rabbi (cc) bu hakir şeylerden يستحي kelimesine müşâkelet ve müşâbehet içindir.
A
YanıtlaSilHAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
شو انوشی
وإذا لذلك النَّاسُ رَحْمَةً مِنْ بَعْدِ ضَرَّاء مَالَهُمْ إِذا لَهُمْ مارو ايات كل الله أشرع مكرا ان رشك يكالون ما لمكرون. هو الذي يسيركم في البر والبحر على النا كلم في العين وخرين بهم بريج طيبة وفرحوا بها حالتها ريح الامل وجَاءَهُمُ النوع من كل مكان وعلوا الهم أحيط بن دعوا الله مخلصين له الدين لين الجيلنا من هدم التكوين من الشاكرين فَلَمَّا الْجِبَهُمْ إِذَا هُمْ يَبْغُونَ فِي الأرض بغير الحي يا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّمَا يَغْيكُمْ عَلَى الفُسِكُم مناع الحيوة الدنيا ثم إلينا مرْجِعُكُمْ فليتكم بنا ل تَعْمَلُونَ إنَّما مثل الحيوة الدنيا كما و الزلناة من السماء فاختلط بِهِ نَبَات الْأَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْأَنْعَام على إذا أَخَذَتِ الأَرْضُ الحرفَهَا وَاريَّنَتْ وَظَنَّ أَهْلُهَا أَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَا أَنيهَا أَمْرُنَا لَيْلًا أَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَصِيمًا كَانَ لَمْ تَغْن بالأمين كذلك لفضلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ وانت يَدْعُوا إلى دار السلام ويَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ .
وَاللهُ يَدْعُوا إِلَى دَارِ السَّلَامِ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ .
6" Allah, esenlik yurduna çağırıyor ve dilediğini doğru yola iletiyor.99 (Yūnus, 10/25)
الشير
Mushaf sayfa no: 210
Hafızlık sayfa no: 11. cûz/11. sayfa
CENNETE DAVETİYE
BİLGİ
Rabbimiz, bir önceki ayette dünya hayatını gökten düşen yağmur damlasına benzeterek, onun geçiciliğini ve değersizliğini açıklamıştı. Bu ayet ise sırât-ı müstakim üzere olan kimseler için cennete açık bir davetiyedir. Cennette, maddi ve manevi sıkıntılar, hoşa gitmeyen durumlar, yokluk, zorluk, acı vb. håller bulunmayacaktır. Müminler orada ebedi huzur ve mutluluk içinde ya-şayıp meleklerle selamlaşacaklardır. İşte bu yüzden cennete "dârusselâm" ismi verilmiştir. Bu yurda bizi ulaştıracak yolun adı da sırât-ı müstakimdir.
MESAJ
İslam, tüm insanlığı gerçek huzur ve saadete ulaştıracak yegâne yoldur.
KELİME DAĞARCIĞI
Sırât-ı müstakim: Dosdoğru ve hak yol, Kur'an ve sünnetin yolu. Dárusselâm: Her türlü afetten korunmuş esenlik yurdu, cennet.
210
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء الحادي على
لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا الْحُسْنَى وَزِيَادَةٌ وَلَا يَرْهَقُ وُجُوهَهُمْ فَتَرٌ وَلَا ذِلَّةٌ أُولَبِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ .
Gazel yapanlara daha güzeli, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerinde ne toz toprak bulaşığı olur ne de aşağılanmışlık izi. İşte bunlar cennetlik kullandır, kendileri orada sonsuza kadar kalıcıdırlar.99
(Vimus, 10/26)
اللذين أحسنوا الحسنى وَزِيَادَةٌ وَلَا يَرْهَل وُجُوهَهُمْ قَارٌ ولا لا أوليك أصحاب الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ وَالَّذِينَ كَسَبُوا السيئات جراء سيئَةٍ بِمِثْلِهَا وَتَرْحَلُهُمْ ذِلَّةٌ مَا لَهُمْ مِنَ الله من عاصر كالما أغْشِيَتْ وُجُوهُهُمْ قِطْعًا مِنَ الَّيْلِ مُظْلِما أولئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثم تقول الذين اشتركوا مكانكم اللم وشركا كم مزيلنا بَيْنَهُمْ وَقَالَ شُرَكَاؤُهُمْ مَا كُنتُمْ إِيَّانَا تَعْبُدُونَ فَكَفَى بِالله شهِيدًا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ إِنْ كُنَّا عَنْ عِبَادَتِكُمْ لَغَافِلِينَ . هنالك تبلوا كل نفيس ما أسلفتْ وَرُدُّوا إِلَى اللهِ مَوْليَهُمْ ) الحق وصل عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ أَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ التي مِنَ الْمَيْتِ وَيُخْرِجُ الْمَيْتَ مِنَ الحَي وَمَنْ يُدير الأمر مسَيَقُولُونَ الله فقل أفلا تَتَّقُونَ فَذَلِكُمُ الله رَبُّكُمْ الحق فماذا بعد الحق إِلَّا الضَّلَالُ قَالَى تُصْرِفُونَ كَذلِك حلتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى الَّذِينَ فَسَقُوا أَنَّهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ .
Mushaf sayfa no: 211
Hafızlık sayfa no: 11. cúz/10. sayfa
GÜZEL DAVRANIŞA EN GÜZEL KARŞILIK
BILGI
Rabbimizden daha cömert kim olabilir ki? O, rızasına uygun her güzel dav-ranışın karşılığını fazlasıyla vereceğini bu ayetle bizlere müjdelemektedir. Bir sonraki ayette ise kötülükleri sadece kendi misliyle cezalandıracağını bildirir. Peki, Rabbimizin rızasına uygun yaşamak nasıl olur? İşte bunun ölçüsünü Peygamberimiz "ihsan" kelimesiyle özetler. İhsan, "Allah'ı görüyormuş gibi" yaşamaktır. Çünkü biz Rabbimizi göremesek de o bizi görmektedir. Bu şuurla yaşayanlar ise cenneti hak ederler. Sadece cenneti mi? Cennette "Rabbimizi görmek saadeti de vardır. Cennetin en büyük nimeti işte budur.
MESAJ
Rabbimiz amellerimizin karşılığını fazlasıyla verecektir.
KELİME DAĞARCIĞI
lhsan: İyilik yapmak, bir işi en güzel şekilde yapmak, Allah'a ihlasla kulluk
etmek.
211
TARINTE BUGÜN
YanıtlaSil-1557-Süleymaniye Camii
ibadete açıldı.
1856 - Dolmabahçe Sarayı kullanıma açıldı.
1933 - TC'ye ait ilk madenî para basıldı.
1967 - İsrail birlikleri
Kudüs'e girdi (Altı Gün Savaşları).
KURBAN BAYRAMI
2. GÜN
HAZİRAN
07
CUMARTESİ
11 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 25 MAYIS 1441 HIZIR: 33
BIR AYET
Iman edip güzel işler yapanları, muhakkak ki Allah, altından ırmaklar akan Cennetlere koyar. Şüphesiz Allah dilediğini
yapar. (Hac: 14)
BİR HADİS
Ben kurban gününde bayram yapmakla emrolundum. Allah onu bu ümmete
vermiştir. (Nesâî)
Bu yirmi sene kırk bayramımı münzevi, yalnız geçirdim.
وافق Ikindi Akram
Emirdağ Lahikası
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1876-Sultan Abdülazizin şehit edilmesi.
1889-Cihan pehlivanı Koca Yusuf'un vefatı.
HAZİRAN
04
PERŞEMBE
181447 ZİLHİCCE
RUMI: 22 MAYIS 1442 HIZIR: 30
BİR AYET "Benim de, sizin de Rabbimiz olan Allah'a
tevekkül ettim."
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel yaptı.
İmâna ait bilgilerden sonra en lâzım ve en mühim a'mâl-i sâlihadır. Salih amel ise, maddî ve mânevî hukuk-u ibâda tecavüz etmemekle hukükullahı da bihakkın îfâ etmekten ibarettir.
Mesnevî-i Nûriye
tebeddülât, ta Hem o nur ile; kâinattaki harekât, tenevvüat,
YanıtlaSildiye (asm) Risalet i Ahmedi
TARİHTE BUGÜN
-1453-Fatih in Istanbul'u Fethi ve Ortaçağ'ın sona ermesi.
1453-Ayasofya'nın cami olması.
1953 - Bediüzzaman, İstanbul Fethinin 500. yılı münasebetiyle düzenlenen merasimlere katıldı.
1985 - Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün temeli atıldı.
29
PAZAR
SUNDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET
Eger o zerre kadar amel bir İyilik olursa, onu kat kat arttırır ve Kendi katından
pek büyük bir mükâfat verir.
Nisa Suresi: 40
BİR HADİS
Kocana hizmetin, sadakadır.
Masnûâttaki kemâlât, Cenâb-ı Hakk'ın kemâlinden in'ikâs eden bir gölge olduğuna nazaran, masnûât, sıfat-ı İlâhiye ile muvâzene hakkına malik değildir. Mesnevî-i Nûriye
HİCRİ: 28 ŞEVVAL 1443 - RUMI: 16 MAYIS 1438
KASIM: 24 - GÜN: 149 KALAN: 216 - GÜN UZA.: 1
DK
47 Sebilül-mürid is-sadık ma'a men yurid ül-Halık.
YanıtlaSil48 Es'ile.
49 Virdu aktab il-aktab.
50 Mizanul-kasırin.
51 Murahhimul-el:bad fi beyani mevåddil-ictihad.
52 Leväihül-hızlan 'ala külli men, lem ya'mel bil-Kur'an.
53 Tonbihül-abiya 'ala katretin min bahril-ulumil-evliya.
Şarani hazretlerinin yukarıda sayılanlardan başka eserleri de var-dır. Bu kısa tanıtma yazısının haemi müsait olmadığı için hepsini sa-yamadık.
Yayınevimiz, Hazret-i Şa'rani'nin Meşariku'l-Envâri'l-Kudsiyye fi Beyam Uhüdi'l-Muhammediyye, adlı muazzam ve muhteşem eserini tercüme ettirmiş olup inşaallal yakında yayınlayıp nilletimizin istifa desine sunacaktır.
Bir yandan materyalist, marksist, ateist kafirlerin, diğer yandan mezhepsiz, reformcu, rafızi, anarşist, telfikçi, tasavvuf düşmanı, veh-habi, Abduhcu, Efganici, Teymiyeci, parti hastası bid'atçilerin saldırı-larına maruz kalan Ehl-i sünnet İslâmlığını korumak için İmam Şa'ranî gibi sünni büyüklerin bu gibi eserlerinin neşri, yayılması ve okunması son derece zaruridir.
Cenab-ı Hak cümlemize Ehl-i sünnet büyüklerinin yolundan gitmeyi nasib etsin.
UBEYDULLAH KÜÇÜK (16 Safer 1401-24 Aralık 1980
MUHTASARU TEZKİRETIL KURTUBI TERCÜMESİ
YanıtlaSilMüellif İmam Şa'ranî'nin Önsözü
بسمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Yaratıp hayat veren, yarattıklarına ölmeyi, fâni olmayı, Ceza Yur-du'na (âhirete) gönderilmeyi, her insanın koşarak işlediği şeylerden ötürü mükafat verilmesi veya cezalandırılması İçin Hüküm Yurdu'nda haklıyı haksızdan ayırt edilmesine hüküm verecek yüceler yücesi dost ve yüce olan Allah'a hamd olsun.
Ben O'na, kaza ve kader çizgilerinin geçmesi üzerine, hamdeden kimselerin hamdi gibi hamd eder ve Rabbının hükmüne rıza gösterene, Rabbından da (c.c.) kendisine hoşnudluk olan kimsenin şükrü gibi ona şükrederim. Yine ben, Allah'dan başka hiçbir hak ilah olmadığına, yal-nız O olduğuna, hiç bir ortağı olmadığına, keza Rabbine varacağına, O'na döneceğine, hiyle ve hud'a ile yaptığı her işini hesaba çekeceğine inanan kulun şehadet etmesi gibi inanıp şehadet ederim. Keza ben, bü-yüğümüz, efendimiz Hazret-i Muhammed (sallallahu aleyhi ve sel-lem) in, Allah'ın (celle celâluhu) kulu ve Resûlü olduğuna, kendisine indirdiği (her çeşit tebdîl ve tağyirden) korunan kitabında, «liabibim muhakkak sen de öleceksin, onlar da elbette öleceklerdir» (1), buyur-duğuna inanarak şehadet ederim.
Allah'ım! Seni zikredenler Seni andıkça, Senin zikrinden gaafil olanlar da gaflette bulundukça Peygamber Efendimize, diğer resül ve peygamberlere, onların bütün sahabe ve hanedanlarına rahmet sclâme-tini ihsan eyle.
Bundan sonra, işte bu eser, içinde birtakım kısaltmalar yaptığım ensarın Hazrec kabilesi soyundan Endülüslü İmam Ebi Abdillah Mu-hammed b. Ahmed b. Ebi Bekr el-Kurtubî'nin Tezkire adındaki ki-tabıdır. Yani ben, bundan ölüm ve hesabı zikretmeyen (ve onlarla ilgili olmayan) lügat ve nahiv kitaplarında zikredilen garib lafızları ve iğ-rapları attım. Çünkü kalb inceliklerine ait kitaplar içinde bunlardan herhangi bir şeyin bulunması münasip olmaz. Çok kez okuyucu kalb in-celikleri ile ilgili kitapları okurken orada bulunan cemaat ağlayarak
(1) Zümer: 30
göz yaşı dökerler. O sırada bir nahivci (gramer âlimi) bulunur ve, «Bu kelime hangi şey üzerine atfolunmuştur?», diye sorarsa işte o zaman karışık sesler çıkar. Bundan dolayı o esnadaki huşû, hüzün zâil olur ve ibret almayı götürür. İşte benim bu kitabı kısaltmamın sebebi de bu-dur. Bu kitabın içinden (kısaltılarak) atılanlar ölüm ve ölüm korku-larının bahsi dışında olanlardır. Bu esere «Et-tezkiretü bi-ahvali'l-mevti vel-ahire», (Ölüm Hallerini, Ahiret İşlerini Hatırlatan, Anlatan Kitap), diye isim verilmesi buna delâlet etmektedir.
YanıtlaSilBinaenaleyh bu kitaptan duydukları ile ibret alıp ölüm ve ölümden sonra işleri hatırlayarak samimî tevbe edenlere Allah rahmet eylesin. Ola 'ki, bu tevbe üzere iken ölür de (Allah'ın sonsuz rahmetine nâil olur). Kul, mü'min kardeşinin yardımında oldukça yüce Allah da ku-lun yardımında bulunur (İnşaallah).
Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.
(Bu) kitapta kastedilen hususlara başlayalım ve muvaffakıyet Allah'dandır, diyelim
Birinci Kısım
YanıtlaSilBİRİNCİ BAB
MÜSLÜMAN KİMSENİN KENDİSİNE, MALINA, YAHUT DA AİLESİ İLE ÇOCUKLARINA İNEN BİR BELADAN DOLAYI ÖLMEYİ ARZU ETMESİNDEN VEYA ÖLMESİ İÇİN DUA ETMESİNDEN MENEDİLMESİ HUSUSLARINDA GELEN HADİSLER
1 Imam Müslim'in Enes'den (b. Malik) (r.a.), rivayet ettiği bir hadisde Enes şöyle demiştir: Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz:
-Sizden biriniz kendisine inen herhangi bir zarardan dolayı sa kın ölümü istemesin. Eğer o, muhakkak ölümü istemek zorunda bulu-nursa o: ALLAHÜMME AHYİNİ MA KANETİ'L-HAYATU HAYRAN LI. VE TEVEFFENI MA KÄNETİ'L-VEFATU HAYRAN LI Allah'ım, yaşamak benim için hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat. Be-nim için ölmek hayırlı olduğu zaman da beni öldür, diyerek dua etsin, buyurdu (1). =
2 Keza Enes'den (r.a.) rivayet edilen diğer hadisde Enes şöyle demiştir: Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz «Herhangi biriniz sakın öltimü temenni etmesin. Eğer o lyilik yapan biri ise, (iyilik ve) hayrını artırması ümid olunur. Şayet o, günahkar biri ise, ölümünden önce gü-nahlarından vazgeçip tevbe etmesi ve Allah'ın rızasını kazanması umu-lur, buyurdu (2).
İlim adamları şöyle dediler (Allah oniardan razı olsun): Allah Taâlâ ölümü, (insanlara) musibetlerin en büyüğü kılmış ve ölüme «Size ölüm musibeti gelmişse...» (3), sözü ile musibet (yani bela) adını vermiş-tir. Çünkü ölüm bir halden diğer bir hale tebdil olunmak, bir yurttan bir yurda intikal etmektir. İşte o, en büyük musibet, en büyük belâdır. Fakat ondan daha büyüğü de ölümden gaafil bulunulması, onun hatır-lanmak istenilmemesi, onun hakkında az düşünülüp ve onun için lâzım olan amellerin terk olunmasıdır.
İlim adamları, muhakkak ki; ölümün tek başına, ibret alabilenler için bir öğüt, düşünebilenler için tefekkür edilmesi lâzım olan bir husus olduğunda ittifak etmişlerdir.
3- Hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem Efendimiz Eğer hayvanlar ölüm (ün şiddetin) den bilmekte olduğumuz şeyleri bilselerdi onlardan semiz bir et yiyemezdiniz», buyurmuştur (4).
(1) Sahih-i Müslim, c. 4/2064. (2) Buhari, c. 8/130, (3) el-Maide: 108. (4) Peyzü'l-Kadir, c. 5/315 F. 2
240
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
dan biraz alıp yüzüne sürdüğü zaman, onu, kardan daha soğuk ve miskten daha güzel kokulu bulduğunu, Bilal-i Habeşi tarafından ezan okunduktan sonra Kıble tarafına bir baston dikildiğini ve Peygambe rimizin, ona doğru yönelerek öğle namazını iki rekât kıldırdığını, ikin di namazını da, yine, onun gibi iki rekât kıldırmış olduğunu bilej
rir (245).
Hz. Ali'nin Yemenden Mekke'ye Gelişi:
Peygamberimiz, daha önce, Hz. Ali'yi Necran'a göndermişti (246). Hz. Ali, Yemenden, Peygamberimize ald zekât develerile Mekke'ye
gekli.
Hz. Fâtıma'yı, ihramdan çıkanlar arasında buldu.
Hz. Fâtıma, boyalı elbise giymiş ve sürme çekinmişti.
Hz. Ali, Onun bu yaptığını beğenmediyse de, Hz. Fâtıma «Bunu, ba-na babam emr etti. dedi.
Hz. Ali, Hz. Fâtıma'yı, bu yaptığından dolayı azarlatmak ve Onun, Peygamberimiz adına söylediklerini sormak üzre Peygamberimizin ya-nına gitti. Hz. Fatıma'nın yaptıklarını haber verince, Peygamberimiz «Doğru söylemiş.
Sen, hacca niyetlenirken ne dedin?» diye sordu.
Hz. Ali (Ey Allâhım! Resûlün, neye niyetlendiyse, ben de, ona ni-yet ettim!) dedim.» dedi.
Peygamberimiz Benim yanımda kurbanım var. Sen de, ihramdan çıkma! buyurdu (247).
Peygamberimizin Mekke'deki Hitabesi ve Va'zı:
Peygamberimiz, Terviye gününden (*) bir gün önce, öğle nama-
zından sonra bir hutbe iråd buyurdu (248).
(245) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 4, 5, 308-309
(245) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, 5, 249
(247) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sahih e, 2, s. 888, Ebû Davud-Sünen c. 2, s, 181, İbn-i Mâce-Sünen e, 2, 9, 1024, Daremi-Sünon c, 1, 3, 376
(*) Zilhiceenin sekizinci gününe Terviye günü denir, (bn-1 Esûr-Nihaye, c. 2 -283)
Terviye, bir adama Hadis, glir veya kusa rivayet ettirmek månålarına geldiği gihi, bir şeyi eni konu düşünmek mânâsına da, gelir.
Tervive günü, hacılar, Mina'ya gidecekleri ve Mina'da ise, su bulunmadığın-dan, kendileri ve hayvanları kanasıya su içtikleri, yahut Hz, İbrahim Aley-hisselâm. Hz. İsmail'i kurban etmeğe kalktığını o gün rünyasında görüp rú yasını düşünmeğe daldığı için o güne, Terviye günü denilmiştir. (Firuzabadi-Kamûsul'muhit Tercemesi e, 4, 5, 990)
(348) Vakıdi-Megazi e, 3, s, 1100, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 173
PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI
YanıtlaSil247
da ayakta dikilerek yaptığı va'zda Sizden, öğle namazını Mina'da kıl-Peygamberimiz, Hacerülesved rüknü ile Makam-ı İbrahim arasın-mağa gücü yetebilen, öyle yapsın! buyurdu (249).
Peygamberimizin Käbe'ye Örtü Örttürmesi :
Peygamberimiz, Kabe'ye alacalı Yemen kumaşından örtü örttür-
dú (250).
Mina'ya Gidiş:
Peygamberimiz, Mekke'de dört gün: pazar, pazartesi, salı ve çar-şamba günleri kaldı.
Beşinci (perşembe) (251), Terviye günü, Peygamberimiz, Beytul-lah'ı yedi kerre tavaftan sonra, güneş batıya eğildiği sırada, hayvanına bindi (252). Ebtah'tan, Müslümanlarla birlikte Mina'ya doğru hareket etti (253).
Mina'da, Dârül'imâre'nin bulunduğu yere indi.
Hz. Aişe Ya Resûlallah! Mina'da, Senin için bir Gölgelik yapalım mi? diye sordu (254).
Peygamberimiz «Hayır! (255) Mina, önce gelenin, deve çökertme yeridir. buyurdu (256). Hz. Aişe'nin isteğini kabul etmedi (257). Peygamberimiz, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını Mina'da kıldı (258).
Geceyi (259), cuma gecesini (260), Mina'da geçirdi (261). Mina, Mekke'ye bir fersah uzaklıkta, iki mil uzunluğunda (262), На-
(219) Vakıdi-Megazi e, 3, 5, 1101
(250) Vakıdi-Megazi c, 3, s. 1100
(251) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c, 3, 5, 267
(252) Vakıdi-Megazi c, 3, s. 1101
(253) Müslim-Sahih c, 2, 5, 889, Ebû Davud-Sünen c. 2, s, 184, İbn-i Mâce-Sünen
c. 2, s, 1024, Daremi-Sünen c, 1, 3, 376 51) Vakıdi-Megazi e, 3, s. 1101, Ezraki-Ahbaru Mekke e, 2, 3, 173, Ebû Davud-
( Sünen e, 2, s, 212, Tirmizi-Sünen c, 3, s. 228, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1000 (255) Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 212, Tirmizi-Sünen c, 3, 5, 228, Daremi-Sünen c. 1, π. 309
(255) Vakıdl-Megazi e, 3, s. 1101, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 212, Tirmizi-Sünen e, (257
3, 8. 228, İbn-i Mäce-Sünen c, 2, s, 1000 ) Vakıdi-Megazi c, 3, s, 1101, Ezraki-Ahbaru Mekke c. 2, s. 173 -Sahih e, 2, s. 839, Ebû Davud-Sünen e,
(258) Vakıdi-Megazi e. 3, s. 1101, Müslim 2, 5, 181-185, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1024, Daremi-Sünen c, 1, s. 376
( (30) İbn-i Kayyım-Zadülmaad e, 3, s, 267
259) İbn-i Sa'd-Tabakat e, 2, 5, 173
(251) İbn-i Sa'd-Tabakat c, 2, s. 173
(262) Yakut-Mucemülbüldan c, 5, s. 198
76
YanıtlaSilHûd Sûresi - Âyet:7
Cüz: 12 Sûre: 11
"Ruhul-beyân Tefsîri"nde zikredildiğine göre; Allâh-u Teâlâ'nın gökleri cemi olarak zikretmesi, ulviyyat (yani yüksekteki cisimler) zâtı ve aslı îtibân elif olduğu içindir. (Nitekim geride zikredildiği üzere; her bir tabaka ile muhtelif farklı maddeden yaratılmıştır.)
Bu hususta İbnü Mes'ûd (Radıyallahu Anhidan rivayet edildiğine göre: "Gök tabakalarının her ikisi arasında beş yüz senelik mesafe vardır. Yedinci ile Kürsi arasında ve Kürsî ile Ars arasında da yine bu kadar mesafe vardır." (İsmail Hakki, Rühu l-beyân, 4/151)
Abbas İbnü Abdilmüttalib (Radıyallahu Teâlâ Anh) semâ tabakaları arasındaki mesafe hakkında şöyle anlatmıştır:
عَنِ الْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ رَضِيَ اللهُ تَعَالَى عَنْهُ قَالَ: كُنَّا جُلُوسًا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِالْبَطْحَاءِ تَدْرُونَ كَمْ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ؟»، فَقُلْنَا: «اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ، فَقَالَ: بَيْنَهُمَا مَسِيرَةُ خَمْسِمِائَةِ سَنَةٍ، وَبَيْنَ كُلِّ سَمَاءِ إِلَى السَّمَاءِ الَّتِي تَلِيهَا مَسِيرَةُ خَمْسِ مِائَةِ سَنَةٍ ، وَكِثَفُ كُلِّ سَمَاءٍ مَسِيرَةُ خَمْسِ مِائَةِ سَنَةٍ، وَفَوْقَ السَّمَاءِ السَّابِعَةِ بَحْرٌ بَيْنَ أَعْلَاهُ وَأَسْفَلِهِ كَمَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ، ثُمَّ فَوْقَ ذَلِكَ ثَمَانِيَةُ أَوْ عَالِ بَيْنَ رُكَبِهِمْ وَأَخْلَافِهِمْ كَمَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ.»
"Bir kere biz Rasûlüllâh (Sallellahu Aleyhi ve sellem) ile birlikte (Mekke vâdisi) Betha'da oturuyorken: 'Gök ile yer arasında ne kadar (mesâfe) var, bilir mi-siniz?' diye sorunca biz: 'Allâh ve Rasûlü en iyisini bilir' dedik. 'O ikisi (gök ile yerin ikisinin) arasında beş yüz senelik mesâfe vardır. Bir semâ ile onu tâkip eden diğer semâ (gök katmanı) arasında da beş yüz senelik mesâfe vardır. Her semânın (kendi) kalınlığı ise beş yüz senelik mesâfedir.
Yedinci kat semânın üstünde bir deniz vardır ki onun üst tarafıyla aşağı kısmı arasında gök ile yer arasındaki kadar (beş yüz senelik) mesâfe vardır. Sonra onların da üstünde sekiz ev'âl (dağ keçisi görünümünde bulunan Arş'ı taşıyan melek) vardır ki onların dizleri ile tırnakları arasında gök ile yar arasındaki mesâfe gibi (uzaklık) vardır.' buyurdu." (el-Hakim, el-Müstedrek, ra-kam:3428, 3849, 2/410, 543; Ebû Dâvûd, es-Sünen, rakam:4723, 4/231; et-Tirmizî, es-Sünen, rakam:3320, 5/424; İbnü Mâce, es-Sünen, rakam:193, 1/69; Ahmed İbnü Hanbel, el-Müsned, rakam:1770, 3/292; Ebû Sa'id ed-Dârimi, en-Nakzu 'alel-Merisi, rakam:112; Ebû Ya'là, el-Müsned, rakam:6712; İbnü Huzeyme, et-Tevhid, sh:251; İbnü Ebi 'Asım, es-Sünne, rakam:577; el-Lälikäî, Şerhu Usûlil-i'tikād, 3/389-390)
Allâh-u Teʻâlâ bu âyet-i kerîmede göklerin zikrini takdîm etmiştir (gökler konusunu öne almıştır). Zîrâ Allâh-u Teâlâ'nın ahkâmının menşei (dîninin hükümlerinin kaynağı), kazâ ve kaderlerinin masdarı (çıktığı nokta), ayrıca emirlerinin, yasaklarının, rızıklarının, vaad ve va'îdlerinin (müjde ve tehdit-lerinin) indiği yer ancak semâdır.
Cüz: 12 Süre: 11
YanıtlaSilHûd Süresi - Ayet:7
77
Nitekim bu konulardaki bütün hükümler semâda mektûb (yazılı) ve mukadderdir. Üstelik semâvât ve onlarda bulunan ulvi eserler Allah-u Te'ala'nın kudret-i bâhiresine delâlet bakımından daha açık ve kibriyâ ve azametine şahidlik etme bakımından da daha ziyâde âşikârdır.
Yeryüzü de yedi tabaka olduğu hâlde Allâh-u Teâlâ'nın onu müfred (te-kil) olarak zikretmesi ise; süfliyyât (göğe nisbetle aşağıda olan katmanlar), aslı ve zâtı itibarı ile aynı (toprak) madde(sin)den oluştuğu içindir. Doğu ile batı arasında da gökle yer arasında olduğu gibi beşyüz senelik mesafe var-dır. Yeryüzünün ekseriyeti çöller, dağlar ve denizlerden oluşur.
(İnsanlar ile) mâmur olan kısmı azdır. Meskûn olan bölümün ekseriyetin-de ise ehl-i küfür yaşar, onlar içerisinde ehl-i îmân ve İslâm azdır.
Ehl-i İslâm'ın ekseriyeti ise bid'at ve hevâ (kötü arzularına uyma) ehlidir ki bunların hepsi dalâlet ve bâtıl üzeredir. Bunlar içerisinde hak olan azdır ki onlar da Ehl-i Sünnet ve'l-cemâattir. Dünyanın etrafında büyük bir karanlık mevcûd olup o karanlığın ötesinde ise Käf Dağı vardır.
O dağ yeşil zümrütten olup dünyayı kaplamıştır. Semânın etrafı da ona bitişmiştir. Mâmur ve harap olan yer parçalarının ortası yeryüzünün kubbesi sayılır ki orası sıcakta ve soğukta zamanların mûtedil olduğu, gece ve gün-düzün birinin diğerine artısı ve eksisi bulunmayarak eşit olduğu mekândır.
Ka'be-i Muazzama ise meskûn olan arâzilerin ortasıdır. Yeryüzünün göğe en yakın olan yüksek yeri Hind topraklarında bulunan Âdem (Aleyhisselâm)in (cennetten) indiği yer (olan Serendîb)dir. (İsmail Hakki, Rühul-beyân, 4/151-152)
"İnsânül-'uyûn / es-Sîratü'l-Halebiyye" isimli eserde zikredilen bâzı ha-berlerde nakledildiğine göre:
وَفِي بَعْضِ الْأَخْبَارِ: «وَكَانَ مَهْبِطُهُ بِأَرْضِ الْهِنْدِ بِجَبَلٍ عَالٍ يَرَاهُ الْبَحْرِيُّونَ مِنْ مَسَافَةِ أَيَّامٍ، وَفِيهِ أَثَرُ قَدَمٍ أَدَمَ مَغْمُوسَةٌ فِي الْحَجَرِ، وَيُرَى عَلَى هَذَا الْجَبَلِ كُلَّ لَيْلَةٍ كَهَيْئَةِ الْبَرْقِ مِنْ غَيْرِ سَحَابٍ، وَلَا بُدَّ لَهُ فِي كُلِّ يَوْمٍ مِنْ مَطَرٍ يَغْسِلُ قَدَمَيْ أَدَمَ. وَذِرْوَةُ هَذَا الْجَبَلِ أَقْرَبُ ذُري جِبَالِ الْأَرْضِ إِلَى السَّمَاءِ.»
"Adem (Aleyhisselâm) Hind arâzisinde yüksek bir dağa inmiştir ki denizde bulunanlar kaç günlük mesafeden onu görürler.
O dağda Adem (Aleyhisselâm)ın ayak izi vardır ki bir taşın içerisinde batmış hâldedir.
Bu dağın üzerinde hiçbir bulut bulunmadığı zamanda da her gece şim-şek şeklinde şeyler görülmektedir ve her gün oraya Adem (Aleyhisselâm)ın iki ayağını(n izlerini) yıkamak üzere mutlaka bir yağmur yağar.
Hûd Sûresi - Âyet:7
YanıtlaSilCüz: 12 Süre: 11
78 Bu dağın zirvesi ise yeryüzünün dağlarının zirvelerinin semaya en ya. kın yeridir." (Nüruddin el-Halebi, İnsäni "uyên, 1/217; İsmail Hakki, Rühu'l-beyan, 4/152)
Ayet-i Kerîmede Gecen: فى ستة أيام kavl-i şerîfinde geçen "Altı gün" tabiri hakkında müfessirler şöyle demiştir:
Ebu's-Su'ûd (Rahimehullahın beyân-ı vechile: Allâh-u Teâlâ Hâmîm es-Secde (Fussilet) Sûresi'nde tafsil buyurduğu üzere; gökleri iki gün içerisinde, yer-leri de iki gün içerisinde ve yer üzerinde bulunan türlü türlü canlıları ve bit. kileri de iki gün zarfında yaratmıştır. Burada günlerden maksat vakitlerdir.
Nitekim: )وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُ( "Ama o gün her kim onlara arkasını döndürür. âyet-i kerîmesinde geçen “Gün” tâbîrinden de vakit mânâsı se" (el-Enfal Süresi:16) kastedilmiştir.
Yâhut burada mânâ "Altı gün miktârı" demek olur. Zîrâ örfte bilinen gün tâbîri güneşin yerin üstünde bulunduğu zamandan ibarettir ki yerin-göğün bulunmadığı o vakitte bu mânâda gün kastedilemez.
Allâh-u Teâlâ'nın, bu halk ve îcâdlarını muayyen bir adetle tahsis etmesi-nin ise Allâmül-ğuyûb olan yüce Zâtına hâs (özel) bir ilme dayandığı söyle-nebilir ki O'nun hikmeti (bizim kavrayamayacağımız kadar) yüce olmuştur. Göklerde cemî sîğasının tercîhi; gök tabakalarının tabîatları farklı, tesîr (etki) ve hükümleri değişik cisimler olduğu hakkında dâir meşhur olan rivâyete dayanmaktadır. (Ebu's-Su'ûd, İrşadül-'akli's-selim, 4/187)
"Rûhul-beyân Tefsîri"nde zikredildiğine göre; bu âyet-i kerîmede geçen )أيام( tabiri "Vakitler" demektir. Zîrâ:
كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ )
"O her an önemli bir iştedir (ki, bu cümleden olarak; duâları kabûl et-mekte, sıkıntıları gidermekte, kimilerini yaratmakta, kimilerini yok etmekte ve üstün hikmetlerine dayalı olan irâdesi gereği, her an birtakım hâller orta-ya çıkarmakta, diğerlerini ise ortadan kaldırmaktadır)" (er-Rahman Süresi:29) kavl-i şerîfinde işâret olunan "An" mefhûmu bütün günlerin aslıdır ki bu tâbîr, bö-lünemeyen tek zaman ve vakit mefhûmunun kendisi hakkında kullanıldığı en az süre anlamındadır.
Buna göre Allâh-u Teʻâlâ her an ve zaman bir şandadır yâni (önemli bir) icrâattadır. Yoksa bununla Allâh-u Teâlâ'nın şanlarının ve fiillerinin yirmi dört saatten ibâreț bir günde gerçekleştiği mânâsı kastedilemez.
Nitekim anlar dakikaları, dakikalar saatleri, saatler de günü meydana ge-tirmektedir. Yâni ârın açılımı gün, günün açılımı ise haftalar, aylar ve sene-Her olarak tecellî eder.
Cüz: 12 Sûre: 11
YanıtlaSilHûd Sûresi - Âyet:7
79
Dolayısıyla bir gün vardır ki bir an gibidir, bunun misali Allâh-u Teâlâ'nın gökleri ve yerleri yarattığı zaman dilimleridir. Bir gün vardır ki bir sene gibi-dir. Nitekim Allâh-u Teʻâlâ nezdinde mûteber olan âhiret günleri bu kadar-dır. Bir gün de vardır ki elli bin senedir, o da kıyamet günüdür.
Demek ki bu âyet-i kerîmede geçen: "Gökleri ve yerleri altı günde yarat-tı" kavl-i şerîfi: "Altı günün en az süreleri olan altı an ve zamanda yarattı" demektir. Yoksa günün doğmasıyla başlayıp batışıyla son bulan "Bir gün" mefhûmunun Allâh-u Teâlâ'nın gökleri ve yerleri yarattığı o güneş ve ayın bulunmadığı dönemde mûteber olması düşünülemez.
Allâh-u Teâlâ kullarına yapacakları işlerde aceleci olmamaları gerektiği-ni öğretmek için göklerin ve yerlerin îcâdını bu anlara yaymıştır. Yoksa bir andan daha az bir zamanda da onları yaratmaya kādir olduğu muhakkaktır.
Dolayısıyla tevbe, borç ödeme, misafir ağırlama, bekârı evlendirme, ölü-yü defnetme ve cünüplükten yıkanma gibi bâzı özel konular dışında aceleci-lik güzel bir davranış sayılmaz. (İsmail Hakki, Rühul-beyân, 4/152, 4/10)
Bu altı günden hangisinde neyin yaratıldığı husûsuna gelince; Ebû Hu-reyre (Radıyallahu Anh): "Rasûlüllâh (Sallellahu Aleyhi ve Sellem) elimden tuttu ve şöyle bu-yurdu" diyerek Rasûlüllâh (Sallellahu Aleyhi ve sellem)in bu konuda şunları söyledi-ğini rivâyet etmiştir:
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : أَخَذَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِيَدِي فَقَالَ: خَلَقَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ التَّرْبَةَ يَوْمَ السَّبْتِ وَخَلَقَ فِيهَا الْجِبَالَ يَوْمَ الْأَحَدِ وَخَلَقَ الشَّجَرَ يَوْمَ الاثْنَيْنِ وَخَلَقَ الْمَكْرُوهَ يَوْمَ الثَّلَاثَاءِ وَخَلَقَ النُّورَ يَوْمَ الْأَرْبِعَاءِ وَبَثَّ فِيهَا الدَّوَابَّ يَوْمَ الْخَمِيسِ وَخَلَقَ آدَمَ عَلَيْهِ السَّلَامُ بَعْدَ الْعَصْرِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فِي آخِرِ الْخَلْقِ فِي آخِرِ سَاعَةٍ مِنْ سَاعَاتِ الْجُمُعَةِ فِيمَا بَيْنَ الْعَصْرِ إِلَى اللَّيْلِ.»
"Allâh-u Teâlâ toprağı (yeri) cumartesi günü yarattı, dağları pazar günü halketti, ağaçları pazartesi günü yarattı, (demir gibi) sevimsiz şeyleri (mâdenleri) salı günü yarattı, nûru (ışık kaynaklarını, bir rivâyet balık cinsi-ni) çarşamba günü yarattı.
Yeryüzünde gezip dolaşan bütün canlıları perşembe günü yaydı, Adem (Aleyhisselâm)ı ise cumâ gününün ikindisinden sonra tüm yaratılan şeylerin sonunda cumâ saatlerinden son saatte ikindiden geceye (akşama) uzanan sürede îcâd etti."
(Müslim, es-Sahih, rakam:2789, 4/2149-2150; Ahmed İbnü Hanbel, el-Müsned, rakam:8341, 14/82; en-Nesâî, es-Sünenül-kübra, rakam:11010; Ebû Yala, el-Müsned, rakam:6132; İbnü Hibban, es-Sahih, rakam:6161, 14/30; İbnü Ebi Hâtim, Tefsîrul-Kur'ânil-'Azîm, rakam:304, 1/74)
RÛHU'L - FURKĀN
YanıtlaSilTEFSİRİ
20. Cild
Hûd Sûresi: 1-60
HAZIRLAYANLAR
Mahmûd USTAOSMANOĞLU
riyâsetindeki ilmî bir heyet
Bu cildde emeği geçen Cübbeli Ahmed Efendi ve arkadaşlarına Alîm ve Habîr olan Mevlâ Teâlâ'dan ecr-i azîm niyâz ederim.
Müceddid Mahmûd Efendi Hazretleri
ahıska yayınevi
pâyidâr: Devamlı, sağlam, sürekli, iyice yerleşmiş.
YanıtlaSilpâyitaht: Başşehir, başkent.
perverde: Beslenmiş, terbiye ile yetiştiril-miş, büyütülmüş.
peyâm-ı adem: Ölüm haberi.
pîr u civân: Yaşlı ve genç tüm insanlar.
post-nişîn: 1. Tekke şeyhi. 2. Tarikât pos-tuna oturan.
pragmatist: Doğru ve gerçeği yalnız ha-reketlerin neticeleri ve başarılarıyla değerlendiren.
-R-
Rabbânî: 1. Rabb'la alâkalı. 2. Kendini olanca gücüyle Rabb'e veren.
Rabbü'l-âlemîn: Âlemlerin Rabbi.
radıyallahu anh: Allâh ondan râzı olsun!
râm olmak: 1. İtâat etmek, boyun eğmek, kendini başkasının emrine bırakma. 2. Kulun bütün varlığını Allah'a bağla-ması.
râşid: Akıllı, doğru yola giden, Hakk yolu-nu kabûl etmiş olan.
reâyâ: 1. Bir hükümdarın, bir devletin teb'ası olup devlete vergi veren halk. 2. Üretici köylü.
ref' etmek: Kalkındırma, yüceltme, yuka-rı kaldırma, hükümsüz bırakma.
rekzetmek: Dikmek, saplamak; kurmak.
reng-i muzlim: 1. Karanlık renk. 2. Şüp-he, korku ve dehşet uyandıran renk tonu.
rıhlet: 1. Göç. 2. Sefer. 3. Yolculuk. 4. Ölüm.
rical: 1. Adamlar. 2. Hükümet erkânı, devlet adamları. 3. Veliler.
ric'at: 1. Geri dönme, çekilme; kaçarak bozularak geri çekilme. 2. Vazgeçme.
rik'a (ruk'a): Pusula yazmağa mahsûs ufak kağıt.
rikâb: 1. Üzengi. 2. Hükümdar eşiği, bü-yük bir zâtın huzūru.
rikkat-i kalbiyye: Gönül yufkalığı, gönül inceliği, merhamet.
rindân: 1. İlâhi aşkla mest olmuş süfiler. 2. Pervâsız, korkusuz kalenderler.
riyâset: Reislik, başlık, baş olma. rizân: Dökülen, akan.
rub': Dörtte bir, çeyrek, bir şeyin dört kıs-mından biri.
rûh-i feyyaz: Feyiz, bereket ve bolluk ve-ren rûh.
rūhu'l-kudüs: Cebrail -aleyhisselâm-.
rûy-i semä: Gökyüzü.
rūz-i ceza: Kıyamet günü.
rükûn: Bir şeyi meydana getiren esas un-surlardan herbiri. 2. Namazın farzla-rından her biri. 3. Sütun. 4. Esas, kā-ide, prensip.
rüûs: 1. Başlar. 2. Sadrazamın verebile-
ceği küçük rütbeler için resmi yazı. 3. İlmiyede ulemâ derecelerinden biri.
rü'yâ-yı sâdıka: Gerçekleşen rü'ya.
-S-
sabit kadem: Sebat eden, sözünden cay-
mayan, istikamet üzre olan, güvenilir. sâdır olmak: Çıkma, meydana gelme, zuhûr etme.
safvet: Hâlislik, temizlik, paklık, arılık.
säik: 1. Sevkeden. 2. Husûsî sebep.
salah bulmak: İyileşme, düzelme.
salåbet: 1. Peklik, katılık, sağlamlık. 2. Mânevî kuvvet.
sallallahü aleyhi ve sellem: Allâh Teâlâ O'na (Hazret-i Peygamber'e) salât ve selâm etsin!.
salât-ı nâriyye: «Salât-ı Tefriciyye» is-miyle mârûf olan bir salevattır. Birçok evliyâ-yı kirâm tarafından çeşitli has-talıklar ve mühim işler için okunmuş ve bi-iznillâh büyük fâidelerine şâhid olunmuştur.
sancağı şâhî: Pâdişâha aid sancak.
565
mütecessis: Gizliyi arayan, gizliyi gözet leyen, merakl
YanıtlaSilmütehakkimane: Tahakkümle, zorbalıkla mütekebbir: Kibirlenen, mağrür.
mütemådiyen: Devamlı, sürekli olarak, arkası kesilmeyerek
mütemáyiz: Temayüz eden, kendini orta ya koyan, beliren.
mütenåsip: Münåsip, uygun olan, her bakımdan birbirine uygun, denk.
müteselli: Teselli olan, avunan, üzüntüsü dağılan
müteselsil: Teselsül eden, birbiri ardına gelen. Zincirleme.
müteşerri: 1. Şeriat ve fıkıh älimi. 2. Şe riate uygun davranan.
müteşeyyıh: Şeyh gibi görünen, şeyh tavn takınan, sahte şeyh veya ihtiyar.
müteveccihen: Yönelerek, bir yere git meye hazırlanarak.
müttaki: 1. Sakınan, çekinen. 2. Allah'tan korkan.
müttefekun aleyh: Üzerinde ittifak edi-len, fikir birliğine vanlan.
müttehem: Kendisinden şüphe edilen, it-ham olunan, suçlu.
müzevvir: Söz taşıyan, yalancı.
müzmin: 1. Üzerinden zaman geçmiş, yerleşmiş, eskimiş. 2. Süreklileşmiş, kronik.
-N-
nădân: 1. Bilmez. 2. Kaba, terbiyesi kıt. 3. Dost olmayan.
nadi-i niâm: Nimetlerin sunucusu. nä-ehl: Ehil olmayan, ehliyetsiz.
nålb: 1. Vekil, birinin yerine geçen. 2. Ka-di vekili. 3. Kadı, şeriat hükümlerine göre hüküm veren håkim.
nakzetmek: Bozmak, bir hükmü bozmak.
nân u nimet: İyilik, bağış.
når: 1. Ateş, od. 2. Cehennem.
nasb: Tâyin etme, vazifelendirme. nasihat-âmiz: Öğüt alınacak söz.
nass: 1. Açıklık, katīlik. 2. Kur'ân âyetle rinin delil olarak gösterileni.
nazargâhı ilahi: Cenâb-ı Hakk'ın nazar kıldığı yer.
nazariyye: Görüş, düşünüş, teori.
nazm-ı maarif: Marifet ve hikmetler ihtivä eden nazım.
necâbet: Soyluluk, soy temizliği.
necât: Kurtulma, kurtuluş.
nefha: 1. Güzel koku. 2. Rüzgarın bir ke-re esmesi. 3. Nefes, üfürme.
nefs-i emmare: İnsanı kötülüğe sürükle yen nefis.
nefyetmek: Sürmek, sürülmek.
nehy: 1. Yasak etme. 2. Dinen yasak olan şeylerden menetmek.
neşib: İniş, yukarıdan aşağıya inen yer, mail.
neşv ü nemä: Yetişip büyüme.
nezdinde: Yanında, katında.
niză: Çekişme, kavga.
nizâm-ı âlem: Osmanlı'da, dünyaya adâ-letle nizăm verme düşüncesi.
nuh felek: Dokuz kat sema.
nûr-i Muhammedi: 1. Hakk Teâlâ'nın ilk önce yarattığı ve diğer mahlukâtı da kendisinden yarattığı nür. 2. Hakikat-i Muhammedi. 3. Allâh Rasûlü sallål-lâhü aleyhi ve sellem- Efendimiz'in rū-hâniyetleri.
nush: Nasihat verme, öğüt.
nusret: 1. Yardım. 2. Allah'ın yardımı. 3. Başarı, üstünlük.
nûş: 1. Tatlı bal, içecek, iksir. 2. İçme, içen.
nümüne-i İmtisal: Misal getirilecek, täbi olunacak örnek.
nüsha-i sâni: İkinci nüsha.
-P-
palanga: Kaleden küçük müstahkem yer;
sıra hâlinde kalın ağaçlar çakılıp arka-sı toprakla doldurulmak süretiyle mey-dana getirilen istihkām.
564
nüma ümtaz bir zatı görüyoruz ki, elinde mucizni
YanıtlaSilzife başında görüp ziyaret ederiz. İşte bak: Eğer istersen gel, Asr-i Saadete, Ceziretu'l-Arab'a gideriz. Hayalen olsun onu ile
Risalet A Abmediye (asm)
TARİHTE BUGÜN
-1935-Hafta tatili Cuma'dan Pazar'a alındı.
- 1942 - Elmalılı Hamdi
Yazır'ın vefatı.
1960-27 Mayıs İhtiläli (Askerî darbe).
27
CUMA
FRIDAY
BİR AYET Allah'tan başka sizi koruyacak bir dostunuz da, yardımcınız da yoktur.
Ankebut Suresi: 22
BİR HADİS
MAYIS
MAY
Gönlünden Müslüman kardeşine faydalı bir nasihat geçiyorsa, söyle.
Kainat mescid-i kebîrinde, Kur'ân kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidayetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Sözler
HICRÎ: 26 ŞEVVAL 1443 - RUMÎ: 14 MAYIS
1438
KASIM: 22 - GÜN: 147 KALAN: 218 - GÜN UZA.: 1
Özle
Aksam
İmsak Güneş
Öğle
DK
İkindi
Yatsı
İkindi
Akşam
Yatsı
muzatı ve hatiflerin hakkaniyeti ile te'yid ve tasdik ettikleri gibi, mütevatir şehadatı ve Şakk- K-1 Kamer gibi binler işărâtı ve irhasatin binler rum ve kahinlerin iyenin yüzler is shur beşarat Kütüb-ü semaviy es 170
YanıtlaSil1421-5. Osmanlı Padişahı Çelebi Mehmed'in vefatı.
1512-II. Beyazid'in vefatı.
1564 - İmâm-1
Rabbânî'nin doğumu.
1895 - Mecelle'yi hazırlayan Ahmet Cevdet Paşa'nın vefatı.
1948 - Afyon Sorgu Hakimliği otuz kadar Nur Talebesinin Ağır Cezada yargılanmasına karar verdi.
26
PERŞEMBE
THURSDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET O gün insan, "Kaçacak yer neresi!" diyecektir.
Kıyamet Suresi: 10
BİR HADİS İyiliklerin seni sevindirir, kötülüklerin üzerse, sen olgun mü'minsin.
İman, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi iman ve duâdır. Küfür, insanı gàyet aciz bir canavar hayvan eder. Sözler
TARINTE BUGUN
YanıtlaSil1807-Kabakçı Mustafa
isyanı.
-1983-Necip Fazıl Kısakürek'in vefatı.
25
ÇARŞAMBA WEDNESDAY
MAYIS
BIR AYET
Yuksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an.
Gafillerden olma.
A'raf Suresi: 205
BİR HADİS
İnsanların kusurlarıyla uğraşmayın ki, şerlerinden emin kalasınız.
MAY
Hem herkesin bu dünyada koca bir dünyası var. Adeta insanlar adedince dünyalar birbiri içine girmiş. Fakat herkesin hususi dünyasının direği, kendi hayatıdır. Ne vakit cismi kırılsa, dünyası başına yıkılır. Lem'alar
1438) ICD, 24 SRAMAL 1443 RUMI 12 MAYIS 1438
KASIM: 20 - GÜN: 145 KALAN: 220 - GÜN UZA.: 2 DK
1909-Bediuzzaman in 31 Mart Hadisesi sebebiyle yargılandığı Divan-ı Harp mahkemesinden beraet edip tahliye edildiği haberi Tanin gazetesinde yer aldı.
YanıtlaSil24
SALI
Allah, zalimleri çok iyi bilir.
Cuma Suresi: 7
TUESDAY
2008 - Risalelerde adı geçen, Bediüzzaman'ın "manevî yeğenim" diye hitap ettiği Bedriye Eskicuma vefat etti.
MAYIS
BİR HADİS
Borcun karşılığı teşekkür etmek ve söz verilen vakitte vermektir.
MAY
Fenâya, ademe, hiçliğe, zulümata, nisyana, çürümeye, dağılmaya ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz. Siz fenâya değil, bekaya gidiyorsunuz....
Mektubat
DUMI. 11 MAYIS 1429
KASIM 19. GÜN 144 KALAN-221 GÜN UZA-1 DK
Risale-i Nur E
YanıtlaSilZübeyir Gündüzalp'ten Altın Prensipler
Az yemeye dikkat. Dolu mide dikkati ref eder (kaldırır).
Tefekkür, şükür hisleri kalkar. İnsanı ka-savet bağlar.
Daima azimli olmak.
Himmeti dağıtmamak.
Her şeyini "bugün" bilmek.
Bilseniz ki gayret ne kadar kıymettar-dır, bir dakika boş durmazdınız.
Yaptığın işi bütün mevcudiyetinle, ha-yatın ve mevcudiyetin ona bağlı imiş gibi yap.
MAYIS 1960 DARBESİ'NİN ARKA PLANI ve SONUÇLARI
YanıtlaSil5 Mar 2025 — Türk ordusu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk darbesini 27 Mayıs 1960 tarihinde yapmıştır.
سورة نفره (٢٦-٢٧)
YanıtlaSilاشارات الاعجاز
١-٦
fi's
ande
قرآن الرحم، ملا عمر ممتلى اولان ( مشاكلة فى الصحية ( السلوم ناء، ونارك قوللاند قارى (يستمي) كلم من عندا قوللاشد. او نارك بو سوزلرين مشاكلت ومالهت نقطه نظر ندن ان يضرب) بند ) من المثل الحقير ) دمنامى، مشابهى حد اقلام كون داها مناسب اولوردی فقط بومند استان نظره التمامي، لطيف، اسلوبه اشار تدركه عندالار مهر و با امضا كي تصدیق و اثبات گوندر ناملک بازيلان برشی مهر تم تصديق ايديا من اولور عنها لونك لى سويلنیان بر موزده بر مثال ادار
تصديق واثبات ايديا من اولور.
یا خود (أن تضرب ) الله پاره نك ضربه ايما يد يا مدر. يعني تعميد المحرك ضربی و ضرب مثالي، شكونان غربی قدر کلام قیمت ويربور یعنی، ناصلا که سکه کوموس و التونه قیمت ويربيور، ضرب منا الرد کلا ماره او نسبنده قیمت و اعتبار ويربيور و بواشار تاله و هماري دفع ايتملك اليحجون تغير المحرك كوزل ؟ واسطه اولد قارينه و تثير المحرك بدعه او لما يوب بلاغت ساحه سنده ايشلك وكوزل به جاده او لدينه ايما ايد يلمشدر اوت، ضروب امثال معلوم قاعده کردندر.
داها قيصه وداها مختصر اولان (ضرب) مصدری اوزرینه ( أن يضرب ) نك فعل صيفر سيله ترجيحاً ذكر ايديالمى، اعتراضهار ينك منشئى بالذات تمثيل او مايب ( بعوضه ) نك حقارتي أولدينه اشار ندر. چونکه تمثيلهم حد ذاننده قیمتهای اولوب، اعتراض داره محل دگلد لر. زيرا ( أن يضرب ) فعلو فعل مستقل و ثابت او لما ديفندن، صانكه لطيفدر. متعلمك قصدي اونده طور ما يوب مفعوله الكيبور. مصدر أولان (ضرب) ايس ، اسمدر اسم، مستقل و ثابت اولدیفی ایجون، هدانکه كثيفدر. متكلمك قصديني جذب ایدوب مفعوله ويره مسی احتمالی واردر. بناء عليه (إِنَّ اللهَ لا يستحي ضَرْبَ الْبَعُوضَةِ مثلاً ) دينها من اوله ايدى، استحيانك محلى (ضرب) اولوردي. ما البوكه استحيانك
محلى (تعوضه ) در .
( مثلا ) بوندن مراد، تمثيلك خاصيتي اولان عقلي برشيني حتى برشيا واحدالى او لما يان موهوم ر شیئی محقق و موجود اولان به شيام .. وغائب اولان بر شيئي حاضر اولان به شیلہ تصویر ایتمکدر (مثلاً ) ده کی تذکیر در آنهلا شیا بیور که بوراده مدار نظر، بالذات (مثل ) له ذاتیدر، صفتهاری دگلدر. صفتاری ایس مقامل اقتضاسنه ويا ممثل له كه حالنه حواله ايد يا مدر.
بِدْعَه
YanıtlaSilBid'a: Dinde yeni îcâd
جَذْبٌ
Cezb: Çekme
ضَرْبٍ مَثَلْ
Darb-1 mesel: Atasözü
ضُرُوبُ أَمْثَالُ
Durûb-u emsal: Atasözleri
حَدِ ذَاتْ
Hadd-i zat: Aslında, zaten
حقارت
Hakaret: Küçüklük
خاصیت
Hasiyet: Bir şeye mahsús hål ve fåide, özellik
إيما
Ima: Gizli işaret
استحياء
İstihya : Haya etme, utanma
كلام
Kelam: Söz
مَصْدَرْ
Masdar: Kelimelerin şalıs ve zamana bağlı olmayan kökü
مَدَارِ نَظَرْ
Medar- nazar: Dikkatle bakmaya sebeb
مَفْعُول Mefal: Fiilden etkilenen
şahıs veya nesne
مَنْشَأْ
Mense : Kaynak
موهوم
Merhum: Asılsız, kuruntu
مختصر
Muhtasar: Kısa
مُعَثَلٌ لَهُ
Mümesselün leh: Hakkında temsil getirilen
مستقل
Müstakil: Kendi başına
مُتَكَلِّة
Mütekellim: Konuşan
نُقْطَةِ نَظَرْ
Nokta-i nazar: Bakış açısı
صيغه
Siga: Kip
سگه
Sikke: Paraların üzerine vurulan damga
تصویر
Tasvir: Resmederek ta'rif etme
تنكير
Tenkir: Bir ismi belirsiz kılma
وهة
Vehim: Kuruntu
2202037
YanıtlaSil-
Kur'an-t Kerim, belägatçe kıymetli olan 'müşäkeletün fi's kelimesini aynen kullanmıştır. Onların bu sözlerine sohbe' üslûbuna binaen, onların kullandıklan
müsäkelet ve müsabehet nokta-i nazarından yerinde من المثل العالم denilmesi, müşåbeheti saklamak için
daha münasib olurdu. Fakat bu münasebetin nazara alınmaması, latif bir üslüba işarettir ki, temsiller mühür veya imza gibi tasdik ve isbat içindir. Nasıl ki yazılan bir şey mühürlenmekle tasdik edilmiş olur. Aynen bunun gibi, söylenilen bir söz de, bir misal ile tasdik ve isbat edilmiş olur.
Yahud تشرب file paranın darbina ima edilmiştir.
Yani temsillerin darbi ve darb-1 meseller, sikkenin darbi kadar kelima kıymet veriyor. Yani, nasıl ki sikke.
gümüş ve altına kıymet veriyor, darb-1 meseller de kelámlara o nisbette kıymet ve i'tibâr veriyor. Ve bu işaretle vehimleri def etmek için temsillerin güzel bir våsıta olduklarına ve temsillerin bid'a olmayıp belägat sahasında işlek ve güzel bir cadde olduğuna îmâ edilmiştir. Evet, durûb-u emsål ma'lûm kaidelerdendir.
Daha kısa ve daha muhtasar olan شرب masdan üzerine آنْ يُخرب 'nin fiil sigasıyla tercihen zikredilmesi, i'tirâzlarının menşei bizzat
temsil olmayıp بلونه 'nın hakareti olduğuna işarettir. Çünki temsiller hadd-i zâtında kıymetli olup, i'tirazlara mahal değildirler. Zira آن يخرب fiildir. Fiil müstakil ve sabit olmadığından, sanki
latiftir. Mütekellimin kasdı onda durmayıp mef'ûle geçiyor. Masdar olan حزب ise, isimdir. İsim, müstakil ve sabit olduğu için, sanki
kesîftir. Mütekellimin kasdını cezb edip mef üle vermemesi ihtimali vardır. Binaenaleyh إِنَّ اللهَ لا يَسْتَنِي
ضَرْبَ الْبَعُوضَةِ مَثَلًا denilmiş olsa idi, istihyânın mahalli حَرْبٌ olurdu. Halbuki istihyânın mahalli بَعُوضًه 'dır.
مقاً Bundan murad, temsîlin hâsiyeti olan aklî bir şeyi hissî bir şeyle; ve aslı olmayan mevhûm bir şeyi muhakkak ve mevcûd olan bir şeyle; ve gäib olan
bir şeyi hazır olan bir şeyle tasvir etmektir. 'deki tenkîrden anlaşılıyor ki, burada medâr-ı nazar,
bizzat تقل 'in zâtıdır, sıfatları değildir. Sıfatları ise, makamın iktizâsına veya mümessel-i lehin hâline havâle edilmiştir.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورا پولی
قلْ هَلْ مِنْ شُرَكَاتِكُمْ مَنْ يَبْدُوا الخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُ ال يَبْدُوا الخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ قَالَى لَؤْفَكُونَ قُلْ هَلْ مِن كرا يمان مَنْ يَهْدَى إِلَى الْحَقِّ قُلِ اللَّهُ يَهْدِى الْحَقِّ أَفَمَنْ يَهْدَى إلى الحوار أحَقُّ أَنْ يُتَّبَعَ أَمَّنْ لَا يَهْتَدَى إِلَّا أَنْ يُهْدَى فَمَا لَكُمْ كَبَر تَحْكُمُونَ وَمَا يَتَّبِعُ أَكْثَرُهُمْ إِلَّا عَنَّا إِنَّ القُل لَا يُغر من الحق شيئاً إنَّ اللهَ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ وَمَا كان هذا الْقُرْآنُ أَنْ يُفْتَرَى مِنْ دُونِ اللهِ وَلَكِنْ تَصْدِيقَ الَّذِي بَيْن ينب وتفصيل الْكِتَابِ لَا رَيْبَ فِيهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ أَمْ يَقُولُونَ افترية قُل فأتوا بسورة مِثْلِهِ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ بَلْ كَذَّبُوا بِمَا لَمْ يُحِيطُوا بِعِلْمِهِ وَلَ يَأْتِهِمْ تأويله كذلك كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَان عَاقِبَةُ الظَّالِمِينَ وَمِنْهُمْ مَنْ يُؤْمِنُ بِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهِ وَرَبُّكَ أَعْلَمُ بِالْمُفْسِنِينَ وَإِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ لِي عَمَلِي وَلَكُمْ عَمَلُكُمْ أَنتُمْ بَرَيَونَ مِمَّا أَعْمَلُ وَأَنَا بَرَى مِمَّا تَعْمَلُونَ وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُونَ إِلَيْكَ أَفَانتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ وَلَوْ كَانُوا لَا يَعْقِلُونَ .
وَمَا كَانَ هُذَا الْقُرْآنُ أَنْ يُفْتَرَى مِنْ دُونِ اللهِ وَلَكِنْ تَصْدِيقَ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ فِيهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ .
66 Bu Kur'an, Allah'tandır, başkası tarafından uydurulmuş değildir; o, kendisinden önceki kitapları doğrulamakta ve konulmuş olan hükümleri açıklamaktadır. Bunda kuşku yoktur. O âlemlerin rabbindendir. 99
(Yunus, 10/37)
ومنهم
Mushaf sayfa no: 212
Hafızlık sayfa no: 11. cüz/9. sayfa
KUR'AN, ALLAH'IN KELAMIDIR.
BİLGİ:
Mekkeli müşrikler, Kur'an-ı Kerim'in Allah'ın kelamı olduğunu bir türlü kabul etmek istemiyorlardı. Bunun için de türlü türlü bahane ve iddialar uyduruyor-lardı. Bu iddialardan biri de Kur'an'ın aslında ilahî bir kelam olmayıp Hz. Pey-gamber'in kendi başına uydurduğu bir kitap olduğuydu. Ayet, müşriklerin bu iddiasını reddetmektedir. Kur'an, insan gücünün, değil bir benzerini, bir sûre-sinin benzerini dahi getirmekten aciz olduğu yüce bir kitaptır. O, ilmî, edebi pek çok mucize barındırmaktadır. Durum böyleyken okuma yazma bilmeyen Hz. Muhammed'in (s.a.s.) böyle yüce bir kitabı uydurduğu nasıl iddia edilebilir?
MESAJ:
1. Kur'an-ı Kerim, insan ürünü değildir. Kur'an'ın uydurulmuş olduğunu iddia etmek en büyük iftira ve en büyük yalandır.
2. Kur'an, kendisinden önceki ilahî kitapların tahrif edilmemiş hållerini onaylar.
KELİME DAĞARCIĞI
Lå raybe: Şüphe yok, kuşku yok.
12
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilإِنَّ اللَّهَ لَا يَظْلِمُ النَّاسَ شَيْئًا وَلَكِنَّ النَّاسَ أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ .
66 Gerçek şu ki Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.99
(Yūnus, 10/44)
الجزء الحادي عشر
ومنهم مَن يَنظُرُ إِلَيْكَ أَفَانتَ تَهْدِي الْعُلَى وَلَوْ كَانُوا لا يُبْصِرُونَ إِنَّ اللهَ لَا يَظْلِمُ النَّاسَ شَيْئًا وَلَكِنَّ النَّاس انفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ كَانَ لَمْ يَأْتُوا إِلَّا سَاعَة من النَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ بَيْنَهُمْ قَدْ خَبرَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِلِقَاء الله وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ وَإِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذِي تَعِدُهُمْ أَوْ توفيكَ وَإِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ اللهُ شَهِيدٌ عَلَى مَا يَفْعَلُونَ . وَلِكُلِّ أُمَّةٍ رَسُولُ فَإِذَا جَاءَ رَسُولُهُمْ قُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِنْ كُنتُمْ صَادِقِينَ . قُلْ لَا أَمْلِكُ لِنَفْسِي ضَرًّا وَلَا نَفْعًا إِلَّا مَا شَاءَ اللهُ لِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ إِذَا جَاءَ أَجَلُهُمْ فَلَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ . قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَتيكُمْ عَذَابُهُ بَيَاتًا أَوْ نَهَارًا مَاذَا يَسْتَعْجِلُ مِنْهُ الْمُجْرِمُونَ أَثْمَّ إِذَا مَا وَقَعَ أَمَنْتُمْ بِهِ الْنَ وَقَدْ كُنتُمْ به تَسْتَعْجِلُونَ . ثُمَّ قِيلَ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا ذُوقُوا عَذَابَ الخُلْدِ هَلْ تُجْزَوْنَ إِلَّا بِمَا كُنتُمْ تَكْسِبُونَ وَيَسْتَنْبِؤُنَكَ أَحَقُّ هُوَ قُلْ إِى وَرَبِّي إِنَّهُ لَحَقِّ وَمَا أَنْتُمْ بِمُعْجِزِينَ .
Mushaf sayfa no: 213
Hafızlık sayfa no: 11. cüz/8. sayfa
ALLAH, ADİLDİR.
BİLGİ
Peygamberimiz, Allah'ın kendisine öğrettiği hakikati insanlara öğretmeye ve onları kötülüklerden vazgeçirmeye çalışıyor, tertemiz bir hayata davet ediyordu. Bazıları bu davete dört elle sarılırken bazıları ise kör ve sağırmış gibi davra-narak davete uymaya yanaşmıyordu. İnkârcıların bu hâlleri, Peygamberimizi de fazlasıyla üzüyordu. Onlar, Allah'ın kendilerine bahşettiği akıl, irade ve duyu organları gibi melekeleri kullanmamakta ısrar ederek kendilerine ya-zık ediyorlardı. İşte bu ayet, onların kendi davranışları sebebiyle hidayetten mahrum kaldıklarını açıklamaktadır. Gerçeği görmemekte ısrar edenlere bir haksızlık yapılmamıştır.
MESAJ
Gönlünü hidayete kapatanın ahiret günü sunacak bir mazereti yoktur.
KELİME DAĞARCIĞI:
Zulüm: Sınırları çiğnemek, başkasına zarar vermek, batıla sapmak.
213
kilatında kaza ile vilayet arasındaki idârî kademe olan sancağın en yük sek idarecisi.
YanıtlaSilmuttasıf: Vasıflanan, kendisinde bir hål, bir sıfat veya bir vasıf bulunan.
muvâcehe: 1. Yüzleşme, yüzyüze gel-me. 2. Karşı, ön.
muvahhid: Tevhîd eden, Allah Teâlâ'nın birliğine inanan, mü'min.
muvâzene: İki şeyin eşit olma hâli, denk, denklik.
muvâzaa: Sahte muamele, tarafların an-laşarak sahte muamele göstermeleri.
mücâhede: 1. Cihâd, İslâm uğruna sa-vaşma. 2. Mücadele, çaba, gayret. 3. Kişinin nefsine karşı gelerek kendini terbiye etmesi ve böylece mânevi ma-kamlara ulaşması, nefs ile savaşma.
mücâvirîn: Komşular.
müceddid: Tecdid eden, yenileyen, yeni bir şekil veren, yeniden güçlendiren.
müceddid-i elf-i sânî: Hicrî ikinci bin yı lın müceddidi İmâm-ı Rabbânî.
mücehhez: Donanmış, donatılmış, nok-sanlıkları giderilmek sûretiyle hazır hâle getirilmiş.
mücerred: Cisim hâlinde bulunmayan, saf, hålis, tecrid edilmiş, soyulmuş.
müctehid: Âyet ve hadislere dayanarak hüküm çıkaran âlim, imâm.
müdekkik: Tedkik eden, iyice araştıran, en ufak ve gizli şeyleri gören.
müessir: Te'sîr eden, eser bırakan. 2. Te'sîrli. 3. Hüzün veren, kederlendi ren, dokunaklı. 4. Sözü geçen, hükmü yürüyen.
müessis: Binâ eden, bânî, kurucu.
müeyyed: 1. Te'yid edilmiş, güçlendiril-miş. 2. Tasdik edilmiş, doğrulanmış.
müftehir: İftihar eden, övünen, övünmeyi alışkanlık hâline getiren, şanlı, şerefli.
müheykel: Heykel yapılı, iri yarı ve müte nâsip.
müheyya: Hazır, åmâde.
münbais: Bir sebepten ileri gelen, gön-derilmiş, gönderilen.
münbit: Ekilmiş olan bir şeyi iyi yetiştiren, verimli.
müncer: 1. Bir tarafa çekilip sürüklenen. 2. Neticelenen.
mürâat: 1. Hifzetme, saklama. 2. Göz ucuyla bakma. 3. Gözetme, koruma.
mürted: İslâm dinini terk eden, hak din-den dönen.
mürüvvet: Erlik, kahramanlık, yiğitlik, in-saniyet, adamlık, comertlik.
müsådere: 1. Bir suçtan ötürü bir şahıs veya kuruluşa aid mal üzerindeki hak-ların sona erdirilip bu malın kamuya mal edilmesi. 2. Zor alım. 3. Osmanlı Devleti'nin Tanzimat öncesi bir mülki-yet anlayışının neticesi olarak şahsa me'mûriyet yolları ile geçmiş olan mal-ların padişah adına devletleştirilmesi.
mūsāvi: Eşit, denk, birinin ötekinden fark-sız olması, aynı hâl ve derecede olan.
müstaġni: 1. Minnetsiz, ihtiyacı olmayan. 2. Tenezzül etmeyen. 3. Tok gözlü, kanâatkår. 4. Nazlı davranan.
müstecâb: Kabül olunmuş.
müstedric: İsteğe uygun hârikalar göste-ren käfir veya fåsık.
müstefid: Faydalanan.
müşähede: 1. Bir şeyi gözle görme. 2. Månevi seyir.
müşahhas: 1. Şahıslandırılmış, cisimlen-dirilmiş, şekillendirilmiş. 2. Gözle gö rülüp, elle tutulur halde bulunan.
mütâreke: Ateşkes, bir harpte iki tarafın muvakkat bir zaman için ateşi durdur-ması.
müteaddid: Teaddüd eden, çoğalan, çok, birçok, türlü türlü.
müteallık: Taalluk eden, äid ve mensub bulunan, münasebetli, asılı, bağlı, dair.
mesned: 1. İsnad edilen, dayanılan şey. 2. Rütbe, makam, gâye.
YanıtlaSilmeşâyıh: Şeyhler, ulular.
meşhed: Üzerinde şehid olunmuş yer ve-ya bir şehidin gömülü bulunduğu yer.
meşk: 1. Alışmak, öğrenmek için yapılan çalışma, alışma, alıştırma. 2. Yazı ör-neği, yazı nümünesi.
meşrüiyyet: Meşrü olma hali; şeriate uy-ma durumu.
metäf-ı kudsiyán: Kudsīlerin, yani me-leklerin tavaf ettiği yer.
metanet: Metinlik, sağlamlık, muhkemlik, dayanıklılık.
mevhibe: Bahşiş, ihsan, bağış.
mevhûm: Vehmolunmuş, aslı esası yok-ken zihinde kurulmuş olan, kuruntuya dayanan.
mevzûn: 1. Vezinli, tartılı. 2. Vezinle ya-zılmış olan. 3. Biçimli, yakışıklı, güzel, uygun, düzgün.
meyân: 1. Ara, orta. 2. Ortalama. 3. Ara-lık. 4. Kıvam.
meyl-i visāl: Kavuşmaya yönelme, vuslat arzusu.
mezâlim: Zulümler, can yakmalar, hak-sızlıklar.
mezc: Katma, karıştırma, birleştirme.
mezkür: Zikrolunmuş, adı geçmiş.
mihråk: Merkez nokta, orta kısım, odak.
minallâhittevfik: Yardım Allah'dandır.
minval: Tarz, yol, süret, şekil.
mirliva: İki alaydan meydana gelen aske-rî birlik kumandanı, livå beyi, sancak beyi.
muallim-i evvel: Birinci muallim. Osman-lı şeyhülislâmlarından Kemal Paşazâ-de için kullanılan tåbir.
muallim-i sâni: İkinci muallim. Osmanlı şeyhülislâmlarından Ebussuud Efendi için kullanılan täbir.
muârız: Muhalefet eden, karşı gelen.
muâsır: Çağdaş, bir asırda yaşayanlar. dan her biri.
muayyen: 1. Tâyin edilmiş, belli, belirli. 2 Kararlaştırılan.
mûcib: 1. İcâb eden, lazım gelen, gere. ken, gerektiren. 2. Sebep, vesile.
mugâyir: Aykırı, başka türlü.
muhal: Mümkün olmayan, olmaz, olma-yacak.
muhalled: Ebedi, dâim, sürekli.
muharref: Tahrif olunmuş.
muhätaralı: Korkulu, tehlikeli.
muhayyile: Hayal etme gücü,
muhib: Seven, sevgi besleyen, dost.
muhrik: 1. Yakan, yakıcı. 2. Yanık.
muhtazır: Can çekişen.
muhtel: İhlal edilmiş, bozulmuş, bozuk; karışmış.
muîd: 1. Müderris yardımcısı, talebelere dersleri sırasında nezâret eden vazi-feli, asistan. 2. Yardımcı.
mukābeleten: Karşılık olarak, karşılık ve-rerek; karşılaştırılarak.
mukadder: Allâh Teâlâ tarafından takdir olunmuş kazā, kader, alın yazısı.
mukallid: Taklid eden, başkasının re'yi ile amel eden.
muntazır: Bekleyen, gözleyen.
muråkabe: Kendi iç âlemine bakma, te-fekküre dalıp kendinden geçme.
murassa: 1. Süslü, mücevherlerle, de-ğerli taşlarla süslenmiş, işlemeli, mü-
cevherli. 2. Nazım veya nesirde misra veya cümleler arasında vezin ve kâfi-
ye eşitliği hünerine dayanarak yazıl-mış parça.
mutaassıbâne: Mutaassıpça, körükörű-ne.
mûtâd: Îtiyâd edilmiş, alışılagelmiş, âdet haline gelmiş.
muttali: Öğrenmiş, haber almış, bilgili.
mutasarrıf: 1. Kullanma hakkı bulunan, bir şeyin sahibi. 2. Osmanlı devlet teş-
562
'UE
YanıtlaSilTARİHTE BUGUN
1475-Fatih Sultan Mehmet'in Kırım'ı fethi.
1944 - Normandiya
çıkarması.
1965 - Millî Emniyet Hizmetleri Teşkilatı, Millî İstihbarat Teşkilatı (MIT) adını aldı.
KURBAN BAYRAMINIZI TEBRİK EDER, HAYIRLARA VESİLE OLMASINI DİLERİZ
HAZİRAN
06
CUMA
10 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 24 MAYIS 1441 HIZIR: 32
BİR AYET
"Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur."
(Tevbe: 129)
BİR HADİS Allah katında günlerin en büyüğü Kurban Bayramının birinci ve ikinci günüdür.
Ebu Davud
Cuma gününe rast gelen bu bayram, çok kıymettar olan haccü'l-ekber olduğundan, hacca bu sene gidenler çok kazanmışlar. Cenab-ı Hak bizi de onların hayırlı dualarına hissedar eylesin. Âmin.
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
- 1086 - Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın vefatı.
1878 - Kıbrıs'ın
Anavatandan ayrılması.
1911-Bediüzzaman Said Nursî'nin İstanbul'a gelerek Sultan Reşad'ın Rumeli seyahatine katılması.
HAZİRAN
05
CUMA
191447
ZİLHİCCE
RUMI: 23 MAYIS 1442 HIZIR: 31
BİR AYET
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki takvaya
erişesiniz.
Bakara Suresi: 21
BİR HADİS
Dedikoduyu, çok sual sormayı ve malı boşu boşuna harcamayı terk et.
Bakınız; arkamızda pençelerini açmış hücuma hazır ecel arslanı tehdit ediyor. Eğer iman kulağıyla Kur'ân'ın sadâsını dinleyecek olursan, o ecel arslanı bir Burak olur.
Mesnevî-i Nûriye
le. Kisra Ihbarat-ı gaybiyedir ki, tir E ye Kayserin definelerinin İslâm eline geçmesi, Rumların ki, bilahare vukua gelecek pek çok garip şeylerden bahset
YanıtlaSilRisaleti Ahmediye (asm)
TARİHTE BUGÜN
1909-31 Mart Hadisesi
sebebiyle tutuklanan Bediüzzaman'ın Divan-ı Harp'teki müdafaası ve beraetle tahliye edilmesi.
1928 - Türk Vatandaşlığı Kanunu kabul edildi, tekke ve zaviyeler kapatıldı.
1983 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Dr. Tahsin Tola vefat etti.
HICRI: 22 SEVVAL 1443 - RUMI: 10 MAYIS 1438
Dala İkindi Aksam
23
PAZARTESİ
MONDAY
MAYIS
MAY
BİR AYET
Rabbine hamdederek Onu tesbih et ve Ondan
mağfiret dile.
Nasr Suresi: 3
BİR HADİS
Özür dileyeceğin her işten sakın!
Evet ümidvar olunuz. Şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, İslâm'ın sadası olacaktır.
Tarihçe-i Hayat
KASIM: 18
- GÜN: 143 KALAN: 222 -
GÜN
UZA.:
3 DK
Yatsı
Imsak
Günes
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
1
18
YanıtlaSilÖLÜM KIYAMET - ÂHIRET
Rivayet olundu ki, bir bedevi (yani Arap köylüsü) devesinin üze ⚫rinde yolculuk ederken ansızın deve yere yıkılarak ölüverdi. Bunun üze rine köylü Arap, devesinden inerek etrafında dolaşmaya ve deve hak. kında düşünüp şöyle demeğe başladı:
Sana ne oldu ki, ayağa kalkmıyorsun? Sana ne oldu ki, yerin-den ayrılmıyorsun? İşte organların tamdır, ayakların salimdir, senin bu halin nedir? Seni taşıyıp götüren ne idi? Seni göndermekte olan (kuv-vet) neydi? (Şimdi) seni ölü olarak yere kim serdi? Seni kıpırdayıp hareket etmekten kim alıkoydu?, diye söylendikten sonra devesinin hâli hakkında düşünceli, kendi işi hakkında da şaşkın ve hayrete düşmüş bir vaziyette şu şiiri söyleyerek yanından ayrıldı:
Ona Allah tarafından işaret gelince hemen elleri ile ayakları üze rine düşüp ölüverdi.
O sağlam zırhını, mızrağını attı, semizlikten derisi yer yer ya-rılıp yırtılmış hâlinde uzanıverdi.
Eğer ona çağırsan o, da'vet edene cevab vermiyor, yahut büyük bir musîbet için kalkması ümid olunmuyor.
O, gitmekte olan ölüm atını görünce artık cesareti gitti, bir is-teği, bir arzusu kalmadı.
Binicisinden ona yazıklar olup aldırış etmiyor. Çünkü onun ki-şiliği giderek konuşmaz oldu.
İşte bu ayakları bu da organlarıdır. Fakat ona itaat eden hiç bir uzvu kalmadı.
Heyhat! Ölmüş olan deveyi korumak için meşrefli kılıca ve onu tutan ellere artık ihtiyaç kalmadı. Bu, Allah'ın değişmez emri ve hükmüdür. Zaten Allah, muhkem kazası ile hükmeder.
Ey büyük hasret ve büyük musibet! Eğer deve onun kadrini
takdir edebilseydi... Fakat onun büyüklüğünü idrak edemedi. Bu, bizim hepimize yerinde bildirdiği bir haberdir. Fakat biz,
(şu) halimizde onu bilemeyiz.
4 Hakim-i Tirmizi'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte şöyle buyu-rulmuştur:
Hazret-i Adem'in bir çocuğu vefat edince, Adem:
- Ey Havva oğlun ölmüştür, diye haber verdi. Havva: Ölüm nedir? diye sordu. Adem:
İnsan yemez, içmez, kalkmaz, oturmaz hale döner, dedi. Bu
sözün konuşulması sırasında Havva bir çığlık atınca Adem: Sen ve kızların çığlık atıp ağlamaya baksın. Ben ve oğullarım
bundan beriyiz, dedi.
Rivayet olundu ki:
5 Ölüm meleği (Azrail) İbrahim aleyhisselâmın canını almak için yanına geldi. İbrahim, ölüm meleğine:
ÖLUMO ISTEMEK CAIZ MİDİR
YanıtlaSil19
Dostunun ruhunu alan bir dost gördün mü? dedi. Bunun üzerine ölüm meleği, yüce ve münezzch olan Rabbının (mánevi nezdine) yük-(ib durumu arz edi)nce Allah Taala Azrail'e hitaben:
Ya Ibrahim! Dostuna kavuşmak istemeyen hiçbir dost gördün mü? diye sor, buyurdu. Sonra ölüm meleği (Azrail) Ibrahim Peygam-berin yanına dönüp (Allah'm emrettiğini ona) sorunca Ibrahim aley-
hisselam:
Öyle ise şimdi canımı al, diyerek rıza gösterdi.
Ebu'd-Derda (r.a.), «Hiçbir mü'min yoktur ki, muhakkak ölüm kendisi için daha hayırlı olmasın. Her kim benim bu sözümü) tasdik etmezse, o yüce Allah'ın:
Allah'ın nezdinde olan (ní'metler) iyiler için daha hayırlıdır (1), sözünü okusun derdi.
Hassan bin Esved, Ölüm, mü'min için ancak hayır olmuştur. Çün-kü ölümde dostun dosta kavuşması vardır, derdi.
En iyisini Allah bilir.
İKİNCİ BAB
BİR MÜSLÜMANIN DİNİNDEN HÜKMÜN (TERKEDİLEREK)
GİTMESİNDEN ENDİŞE ETTİĞİ ZAMAN ÖLMEYİ TEMENNI ETMESİ VEYA ÖLMESİ İÇİN DUA ETMESİNİN CAİZ OLMA-
SININ ZİKRİ
Allah Taâlâ, Yusuf aleyhisselâamın peygamberlik ile hükümdarlık (yani Mısır Maliye Vekâleti) mevkiine nail olduğu zamanki duasını şöyle haber vermiştir:
Yusuf Peygamber, (Ey Allah'ım) benim canımı müslüman olarak al ve beni salihler (zümresinje ilhak eyle» (2), diye dua etmişti.
Hazret-i Meryem de,
«Keşke bundan önce öleydim (3), diye ölümü istemişti.
6 İmam Malik (r.a.), Ebu Hüreyre'nin (r.a.) şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Resül-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz, insan, bir kimsenin mezarının başına vararak:
Keşke bunun yerinde yatan ben olsaydımı, diye (ölümü) temenni etmedikçe kıyamet kopmayacak, buyurmuştur (4).
7 Hadis-i şerifte värid oldu ki, Resûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz duasında şu kelimeleri söylerdi:
ALLAHÜMME İNNİ ES'ELÜKE FILEL-HAYRATI VE TERK' EL-MÜNKERATI VE HUBBE'L - MESAKINE VE IZA EREDTE BINNASİ FİTNETEN FAKBİDNİ İLEYKE GAYRA MEFTONIN = Allah'ım muhakkak ki ben Senden hayırlar yapmayı, kötülükleri terk etmeyi ve fakirleri sevmeyi istiyorum. Sen insanlara bir fitne dilediğin
(1) Al Imran: 108 (2) Yusuf: 101 (3) Meryem: 24 (4) Feyzü'l Kadir, c. 1/233
248
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
rem dahilinde ve Mesairdendir, Cemre ibadeti için belirlenmiş müba.
rek bir yerdir (263). Peygamberimiz, Sabah namazını da, Mina'da kıldı. Güneş doğuncaya kadar bekledi.
Nemire'de, Kendisine kıldan bir çadır kurulmasını emr etti (264).
Peygamberimizin Arafat'a, Nemire'ye Gidişi:
Mina'da güneş doğduğu zaman (265), Peygamberimiz, hayvanına
bindi (266). Zilhiccenin dokuzuncu cuma günü, sabahleyin, umûmî yolun sa-ğındaki (267) Dabb yolunu tutup (268) Arafât'a doğru hareket et-ti (269).
Dabb yolu, Müzdelife'den Arafat'a giden kısa yol olup Hz. Musâ b. İmran Aleyhisselâmın yoludur (270).
Mina'dan Arafat'a giderken, Eshabın kimi Telbiye ediyor, kimisi de Tekbir getiriyordu (271).
Kureyşiler, kendilerinin cahiliye çağında yaptıkları gibi, Peygam-berimizin de, Müzdelife'deki Meş'ar-ı Haram'da duracağında şüphe et-miyorlar (272), Müzdelife'yi geçmez, orada Vakfe yapar sanıyorlar-di (273).
Nevfel b. Muaviyetüd'Di'li, Peygamberimizin yanı başında gidi-yordu.
«Yå Resûlallah! Kavmın, Cem'de (Müzdelife'de) vakfe yapacaksın sanıyordur? dedi.
Peygamberimiz «Ben, Peygamberlikten önce de, onlara aykırı ola-rak Arafatta vakfe yapmışımdır.» buyurdu (274).
(253) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c, 3, s. 275
(264 ) Müslim-Sahih e, 2, 8, 889, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 185, İbn-i Mace-Sünen c, 2, 5, 1024, Daremi-Sünen c.1, s. 376
(206) Vakıdi-Megazi c, 3, s. 1101, Daremi-Sünen c, 1, s, 376
(265 ) Vakıdi-Megazi c, 3, 8, 1101, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c, 3, s. 267
( 267) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c, 3, s. 267
(268) Ezraki-Ahbaru Mekke c, 2, s. 193, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 267 (209) Vakıdi-Megazi e, 3, s. 1101, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 173, Ezraki-Ahbaru Mekke c, 2, 8, 193
(270) Ezrakl-Ahbaru Mekke c, 2, s. 193
#1000 (271) Buhari-Sahih c. 2, s. 174, Müslim-Sahih c. 2, s. 933, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, (272) Vakadt-Megazi c. 3, 8
, 1102, Müslim-Sahih c. 2, s. 889, Ebû Davud-Sünen (213) Vakıdi-Megazi c, 3, 8, 1102 2,8. 185, İbn-i Mice-Sünen c, 2, s. 1024, Daremi-Sünen e, 1, 5, 377 (274) Vakıdi-Megazi e, 3, s. 1103
PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI
YanıtlaSilMündelife'yi geçip gitti (275).
Nemire'de çadırının kurulduğunu gördü ve oraya indi (276). Imam'in Arefe günü indiği yere indi (277).
249
de, Peygamberimizin diğer zevceleri de, çadırın içinde ve çevresinde Peygamberimizin zevcesi Hz. Meymune, oradaki bir kayanın dibin-gölgelendiler (278).
Kaya, Arafat'a giderken sağ taraftaki dağın dibinde idi. Peygam-berimizin indiği yer de, kayanın yanı idi.
Kayanın üzerine elbise gerilip gölgelik yapılmıştı (279).
Müzdelife:
Müzdelife; Mina'ya bir fersah uzaklıkta, Arafat dönüşünde hacıla-rm yattıkları ve akşam namazını geciktirip yatsı namazile cem ederek kıldıkları mübarek bir yerdir (280).
Buraya, Müzdelife denilmesi, Arafat ile Mina arasında hacıların, Allah'a yakınlaşma yeri, yahut Arafattan dönüşte Mina'ya yaklaşıldı-, yahut hacılar ona gecenin bir kısmında gelip toplandıkları, ya da, arası pek ziyade süpürülüp temizlenmiş olduğu içindir (281).
Müzdelife, hem Haremdendir, hem de, Meş'ardandır (Hacc ibadeti İçin belirlenmiş yerlerdendir.) (282)
Müzdelife Mescidi ile Arafat Mescidi arasındaki uzaklık üç mil ve üç bin üç yüz on dokuz arşındır (283).
Arafat:
Arafat, hacıların Vakfe yeridir.
Arafat'ın Mekke'ye uzaklığı, on iki mildir (284).
Arafat'a, Arafat denilmesi, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın burada bu-Juşup tanıştıkları veya Cebrail Aleyhisselâm, Hz. İbrahim'e burada hac
(275) Müslim-Sahih c, 2, 3, 889, Ebû Davud-Sünen e, 2, s, 185, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, 3, 1024, Daremi-Sünen c, 1, s, 377
(276 ) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1101, Müslim-Sahih e, 2, s, 880, Ebû Davud-Sünen.
(277) Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 188
2 , s. 185, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s, 1024, Daremi-Sünen c. 1, s. 377
(278) Vakıdi-Megazi c, 3, s, 1101
(279) Ezraki-Ahbaru Mekke c, 2, 8, 194
(280) Yakut-Mucemülbüldan e, 5, 5, 121
(281) Firuz'äbädi-Kamüsülmuhit c. 3, 5, 154
(282) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 1, s. 275
(284) Firuzâbâdi-Kamusülmuhit e, 3, s, 179
(283) Ezraki-Ahbaru Mekke c, 2, s. 187
3176- Ademoğlunun amelleri her pazartesi ve perşembe günleri sunulur. Merhamet edenlere merhamet edilir, istiğfar e-denler için de rahmet talebinde bulunulur. Kindarlar kinleri ile başbaşa bırakılır.
YanıtlaSil۳۱۷۷- تَعَرَّضُوا للهِ فِي أَيَّامِكُمْ فَإِنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ نَفَحَاتٍ عَسَى يُصِيبُكُمْ مِنْهَا وَاحِدَةٌ لَا تَشْقُوا بَعْدَهَا أَبَدًا (ابن النجار عن ابن عمر)
3177- Allah'a gündüzleri de sığının. Allah'ın öyle rahmet esintileri vardır ki, belki onlardan bir tanesi size değer de bir da-ha mutsuz olmazsınız.
۳۱۷۸- تَعَلَّمُوا إِنِّي مُهْدَاةٌ بُعِثْتُ بِرَفْعِ قَوْمٍ وَوَضْعِ آخَرِينَ" (ابن سعد عن معبد بن خالد مرسلا)
3178- Öğrenin. Ben kendisine hidayet verilmiş peygam-berim. İman eden insanları ref etmek, kafirleri de aşağılamakla gönderildim.
۳۱۷۹ - تَعَلَّمُوا مَا شِئْتُمْ إِنْ تَعْلَمُوا فَلَنْ يَنْفَعَكُمُ اللَّهُ بِالْعِلْمِ حَتَّى تَعْمَلُوا بِمَا تَعْلَمُونَ (عد حل والخطيب وابو الشيخ عن معاذ)
3179- Ne öğrenmek istiyorsanız öğrenin. Öğrendiklerini-zi yaşamazsanız, Allah ilminizden size hiçbir fayda temin etmez.
۳۱۸۰ - تَعَلَّمُوا الْقُرْآنَ وَعَلِّمُوهُ النَّاسَ وَتَعَلَّمُوا الْفَرَائِضَ وَعَلِّمُوهَا النَّاسَ فَإِنِّي امْرَءٌ مَقْبُوضُ وَإِنَّ الْعِلْمَ سَيُقْبَضُ وَتَظْهَرُ الْفِتَنُ حَتَّى يَخْتَلِفَ الإِثْنَانِ فِي الْفَرِيضَةِ لَا يَجِدَانِ مَنْ يَقْضِي بِهَا (حم ك ق عن ابن مسعود)
3180- Kur'an'ı öğrenin ve halka da öğretin. Feraizi öğ-renin ve onu halka da öğretin. Ben şüphe yok ki, aranızdan ayrı-lacağım. İlim de kaldırılacak, fitneler baş gösterecek. Hem de öylesine ki, kişi bir farz hususunda anlaşmazlığa düşecek de on-ların arasında hüküm verecek biri bulunamayacak.
760
Hikmetti Soyles
YanıtlaSil"Sana niçin yaptığını sorduklarında, utanacağın ve yalanlamaya kalkacağın işleri yapmaktan çekin,"
Hazret-i Ali (Radıyallahu Anb)
"Nefsin, azgın bir binek atından daha çok şiddetle gemlenmeye muhtaçtır."
Hasen-i Basri (Rahmetullahi Aleyh)
"İnsanları iki şey mahveder: Fazla mal toplama hırsı ve çok konuşmak."
Ibrahim en-Neba'i (Rahmetullahi Aleyh)
"Müslüman o kimsedir ki, İslâm'ın emirlerine uyar, fakat İslâm'ı kendine uydurmaya kalkmaz. İslam'ı kendine uydurmaya çalışan kimse, hakiki Müslüman olamaz."
Mahmud Efendi (Kuddise Sirrubû) Hazretleri
"Anneler helâl yemeli, edepli olmalı. Zirá kötü huylar anne sütüyle çocuğa geçer, ergenlikte ortaya çıkar."
İmam-ı Gazali (Rahmetullahi Aleyh)
"Nefse günahtan kaçmak, ibadet yapmaktan daha zor gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır."
İmam-ı Rabbani (Kuddise Sirrubû) Hazretleri
"Adâletin en kötüsü geç tecelli edenidir. Sonunda büküm isabetli olsa da, geciken adâlet zulümdür."
Orhan Gazi Hàn (Rahmetullahi Aleyb)
44
Hicret-i Nebeviyye Esås Alınarak Başlayan 1448. Hicri Yılbaşınızı Tebrik Eder ve Aşûra Günümüzün İslâm Ümmetinin Halasına Vesile Olmasını Cenâb-ı Mevladan Niyaz Ederiz!
YanıtlaSilAylık İlim, Kültür ve Fikir Dergisi
Lâlegül Dergisi Yıl:14 Sayı:160 Zülhicce - Muharrem 1447-1448 Haziran 2026 150t
ME
yan: 5, 147
çeşitleri: 13, 205
Osman
KÜTÜB-İ SİTTE
YanıtlaSil18. CILT
80
Ferç şehvetinin kötülüğü: 16, 267.
Fetanet ve şişmanlık: 3, 114.
Fetih Süresi: 3, 129-132.
Fetih gazvesi: 12, 33.
Fetih gazvesi ramazan ayında olmuştur: 12, 36,
Fetih Sûresi'ndeki müjdeler: 4, 105.
Resulüllah (s.a.v.)'ın fethedilen yerde üç gün ikamet etmesi. 4, 54.
Hz. İsa (a.s.) ile Hz. Muhammed (s.a.v.) arasındaki fetret dönemi ne kad
ardır?: 14, 59.
Fetret devri: 1, 39.
Fetvå ile amel eden mukallide sorumluluk yoktur: 16, 37.
Nefsin fetvası müftinin fetvasına tercih edilir mi?: 9, 221.
Resulüllah (s.a.v.)'ın bilmeden fetva verenlere bedduâsı: 10, 265.
Fevat, ihsar ve fidye: 5, 39-61.
Resulüllah (s.a.v.)'tan sonra Fey'in nereye harcanacağı: 4, 69.
Fey taksimi: 4, 146.
FEZAİL BÖLÜMÜ: 12, 149-54.
Bazı peygamberlerin fazileti: 12, 155.
Faziletçe eşitlik halinde, yaşlı olana öncelik tanınır: 14, 12.
Fezare gazvesi: 11, 487.
Fezâne gazvesi: 11, 487.
Hangi durumda savaştan kaçan firaridir: 4, 28.
Firavun'un öldürdüğü Müslüman aile: 17, 562.
Firavun'un suda boğulurken iman edip etmediği: 2, 458-60.
FİTNELER, HELVALAR VE İHTİLAFLAR BÖLÜMÜ: 13, 165; 17, 535.
Fitne bir kere çıktı mı sonu gelmez: 13, 258-59.
Fitnede gençler rol oynar: 13, 270-71.
Fitnede herkese ferdi olarak terettüp edecek vazifeler: 13, 186.
Fitnede müdafa- nefis: 13, 197-98.
Fitnede sabır: 13, 186.
Fitnede sahabenin tutumu: 13, 328.
Fitneden kimler salim olabilir: 17, 549.
Fitne, fikri gruplaşmadır: 13, 260.
Fitne hadislerini sahabeler çıkarmadı: 13, 328-29-30.
Fitne hususunda İslâm'ın fetvası: 13, 250.
Fitne-irşad münasebeti: 1, 237.
MEFHUMLAR FİHRİSTİ
YanıtlaSil18. CİLT
Fitne-isyan: 5, 147.
Fitnenin çeşitleri: 13, 205-206.
Fitne Hz. Osman (r.a.)'ın hilafetiyle başladı: 17, 152,
Fitne patlak verince yapılacak tavsiye: 13, 177-178
Fitne sebebiyle zaman fenalaşması: 17, 562.
Fitnenin geldiği cihet ve fitnelerin çıktığı kimseler: 13, 281-82-83.
Fitnenin girmediği ev kalmaz: 13, 274-75.
Fitnenin vasıfları: 13, 255-56.
Fitne sırasında Müslümanların takip edeceği siyaset: 13, 184.
Fitne yavaş gelişir: 13, 256-57.
81
Fitne zamanında cimrilik artar, asiller öldürülür, meydan adillere kalır: 13, 269.
Fitneye karışmanın yasak olması: 13, 181-82.
Fitneye karışan sahâbeler: 13, 335-36.
Fitneyi ihbar: 13, 172.
Fitne zamanında dilini tutmak: 13, 201-202.
Fitne zamanında din lafta kalır: 13, 264-65.
Fitne zamanında eve çekilmek, dağa çekilmek: 13, 189-90-91.
Fitne zamanında herkes kendi görüşünü beğenir, cehalet artar ve şaşkınlık olur: 13, 262-63.
Fitne zamanında irtidat artar: 13, 267-68.
Fitne zamanında kerahet: 13, 202.
Fitne zamanı katl vak'aları artar: 13, 271-72.
Fitne zamanında kişinin kendiyle meşgul olması, başkasının sapıklığı ona zarar vermemesi: 13, 178.
Fitne zamanında öldürmektense ölmeyi tercih etmek: 13, 194-95.
Fitne zamanında ölüm aranır, ganimet (devlet malı) helal addedilir: 13, 274.
Fitne zamanında silah edinmemek: 13, 203-204.
Fitne zamanında terk-i diyâr etmek: 13, 191-92.
Fitne zamanında yalan artar: 13, 260.
Fitne zamanında zenginlik artar: 13, 268-69.
Fitnecileri yalnız bırakmak: 13, 188-89.
Demirbaş fitne: 13, 206.
Dört büyük fitne: 13, 230.
İctimaî kargaşa olarak fitne: 13, 168-69.
İsmen zikredilen fitneler: 13, 209-210.
İsmen zikredilmeyen fitneler: 13, 229.
KÜTÜB-İ SİTTE
YanıtlaSil18. CILT
82
Kıyamete kadar hakim olacak fitne: 13, 237,
Medine'ye fitnenin çokca yağması: 13, 238,
Sahåbe ve fitne hareketleri: 13, 327-28,
Sahâbe ve Tabiin arasında çıkan kavga ve ihtilaf: 13,291-92-93
Zamanla vukua gelecek fitne ve hevalardan zikredilenler: 13, 205-206-207
Fiyat kızıştırmaya dair: 1, 487.
Fiyat söylerken yüksek değil satmak istenilen fiyat söylemelidir: 17,256.
Fıtır sadakası: 6, 421-23.
Fıtır sadakası dört şeyden verilebilir: 6, 424.
Fıtır sadakası hangi şeylerden verilir?: 6, 421-22.
Fıtır sadakası ailenin her ferdi için vaciptir: 6, 423.
Fıtır sadakası Müslüman olan herkesin üzerine farzdır: 6, 421.
Fıtır sadakası ne zaman verilir?: 6, 422-23.
Çocuğun fıtır sadakasını ailesi öder: 6, 423.
Fıtır sadakasının miktarı: 6, 422-23.
Fitrat nedir?: 7, 33.
Fıtrattan olan şeyler: 7, 35.
Fitri duygularının yönlendirilmesi: 9, 331-32.
İnsan fıtratı ve mahiyeti hakkında bilgiler: 13, 422-23.
İnsan fıtratında olan beş şey: 7, 33.
İnsanın fıtratında olan diğer şeyler: 7, 36.
İnsanın fıtratında olan yaptığı işler: 7, 20.
Fidye, fevar ve ihsar: 5, 61.
Fidyenin verileceği yer: 5, 45-46.
Fidye olarak ödenecek sadakanın cinsi ve miktarı: 5, 46.
İsrailoğullarında fuhuş evleri vardı: 14, 44.
Fahişenin mehri yoktur: 14, 331.
Furat İbni Hayyan: 13, 485.
Gadab: "Öfke"ye bakınız.
el-Gåbe: 8, 312.
Gadr: "Vefasızlık a da bakınız.
G
GADR (VEFASIZLIK) BÖLÜMÜ: 12, 143.
Kıyamet günü vefasızların durumu: 12, 143.
LT
YanıtlaSil18. CİLT
MEFHUMLAR FİHRİSTİ
Milletin devlete karşı yaptığı vefasızlık: 12. 145.
Gaflet: 6, 116.
Galinos: 10, 524-25.
Ganimetler ve fey: 4, 105.
83
Ganimet içinde bulunan Müslüman malları, ganimete mi dahil yoksa sahi-bine mi iade edilir: 4. 165.
Ganimet malını yağmalama lâşe yemek gibidir: 4, 159.
Ganimet malları: 2, 383-84.
Ganimet payını almakta sabırsızlık gösteren Bedeviler: 7, 81.
Ganimetten çalanın dünyevi cezası: 4, 157.
Ganimet dağıtımı hususunda imam muhayyerdir: 7, 82.
Hz. Ali'nin (r.a.) ganimetten aldığı cariye ile o gün temasta bulunması: 12, 85.
Hz. Ali'nin ganimet taksiminde görevlendirilmesi: 12, 85.
Bazan Resulüllah (s.a.v.)'ın Müellefe-i Kuluba ganimetten fazla pay ver-mesi: 4, 122.
Diğer ümmetlere helal olmayan ganimetten Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)'e helal olması: 4, 149.
Komutanın ganimetten ayrı olarak askere verdiği hediye miktarı: 4, 120.
Kureyşin meşhurlarına verilen savaş ganimetleri: 12, 71.
Resulüllah (s.a.v.) 'tan sonra O'nun ganimetten alacağı pay kimlere verilir: 4, 67.
Resulüllah (s.a.v.) ganimetten çalanın cenaze namazını kıldırmazdı: 4, 156.
Ganimetten çalan kimsenin dünyevî ve uhrevî cezası: 4, 152.
Ganimetten çalan kimsenin tevbe etmesi mümkün müdür?: 4, 155.
Ganimetten pay alan Zevi'l-Kurba kimdir?: 4, 130.
İslâm'a ısındırmak için kafire savaş ganimetinden pay vermesi: 11, 377.
Sağlığında Zevi'l-Kurba'ya ganimeti dağıtmakla Hz. Ali'yi görevlendirmesi:
4, 135.
Taksim edilmeden önce temellük edilemez: 1, 469.
Taksim edilmeyen ganimet malından satmamak: 11, 355.
Zahmetsiz ganimet: 9, 123.
Garânîk hadisesi: 8, 215-19.
Gars kuyusu: 7, 221.
GASB BÖLÜMÜ: 12, 113.
Gasbın azı da çoğu da haramdır: 12, 114.
Arazi gasbı büyük günahlardandır: 12, 115.
Haksız yere mal gasbedenin kıyametteki cezası: 12, 113.
Prof. Dr.
YanıtlaSilİbrahim CANAN
HADİS ANSİKLOPEDİSİ
KÜTÜB-İ SİTTE
18. CİLT
ZAMANTISA
سوره نقره (٢٦-٢٧)
YanıtlaSilاشارات الاحجار
(ها) تصمیمی افاده اند بکندن، قاعده نك عمومی اولديغنه اشار تدركه جواب بالكز او نارك اعتراهم
ایندکارى شيئه منحصر فالماسين.
(تعوضةً ) لك جوق لوحك وحقير شار وصواناء بولوند يفى حالده ( تعوضه ) نك تخصيصى، عند التلفا تحليل اليجون استعمالی حومه او لدیفه بناء در.
و یا کوچه کده (فَمَا فَوْقَهَا ) یعنی قیمت و بلاغته بعوض نك ما فوقى وياك ، بعوضه نك مادوني و يا خورهم قیمتده، هم کوچک کده بعوضه نك ما دونى اولان شیار د. فقط (ما فوقها) تعبیری، کوچه شباه بلاغتجه داها غريب، خلقتجه داها عجيب اولديفنه اشار تدر.
(فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بهذا مثلا)
بو جمله نك او لکی جمله در تفریح و تشعب ایندیانی افاده ايدن (ف)، بو جمله بی هر ايكي شقياله انتاج الدين ضمنی و کیزلی به دلیله اشار تدر تصویری شویله اوله کرکدر جذاب همه، تمثیلی ترك التميز زيرا بلاغتك اقتضا ایتدیگی بر تمثيلدر بلاغتك اقتضا ایتدیگی شي ترك ابد يلمز اویله ایه جناب همه بو تمثیرهای
ترك التميز
بناء عليه انصا فى اولان، أو تمثيلك بليغ حق والتهدن اولد يغني بیاید. عناد ایله باقانه آدم اینه حکمتنی بیامز تردده دوش صورار، سؤال ايدر. ان نهایت استحقار ايله انكاره كبير.
خلاصه ) مؤمن، انصافالى اولديغنى ايجون اللهدن اولد يغني تصديقه ايدر. وافر اولان آدم عناد جي
اولدیفند نه بونده نه فائده وار؟ دیر.
برنجیسی ما زوم، ایک نجیسی لازم والمنه ( اما ) بو (اوا) شرط ادا تيدر داخل اولديغي هر ايكي جمله بی برنجیسی . اوزره و یا اولیسی شرط، او تر کیسی مشروط اولیه اوزره، اینجینی برنجی ایله باغلار
وت بو ا یک جمله آرمنده از وی تأسیس ایتمان ليون وضع يد المشد . بناء عليه بوراده ( فبطلون أن الحق) جمله سندن (الَّذِينَ آمَنُوا) جمله سنه لازم و ضروری اولديغنه دلالت ایدر. یعنی ایمانی اولانك ثانی اونك من اولد يغني بالمكرر.
٢٢١
بعوضة
YanıtlaSilBanda: Sivrisinek
بليغ
Beliğ Güzel belägatli söz
بناءً
Binden: Dayanarak
بِنَاءٌ عَلَيْة
Bindenaleyh: Bunun üzerine
حقير
Hakir: Değersiz
Hilkat: Yaratılış
خِلْقَت اقتضا
İktiza: Gerekme
عِنْدَ الْبُلَغَا
İndel-bülega: Belágatçiler yanında
انتاج
İntac: Netice verme
استعمال
İsti 'mal: Kullanma
استحقار
İstihkar: Hor görme, aşağı-lama
مادون
Madun: Aşağı
مافوق
Ma-fevk: Üst
مَكْزُومُ
Melzum: Bir şeyin bulun-masıyla onun da bulunması lazım gelen
مشروط
Meşrût: Kendisine şart koşulan
مخصر
Münhasır: Mahsüs kılınmış
تعمية
Tamim: Umumileştirme
تخصيص
Tahsis: Hususi kılma
تصوير
Tasvir: Resmederek ta'rif etme
تأسيس
Tesis: Kurma
تفرغ
Teferru: Dallanma
تمثيل Temsil: Misal getirme
تَشَعُبْ
Tesa ub: Su'belenme
وضع
Vaz: Koyma
ضمني
Zimní: Gizli olarak, içten içe
221
YanıtlaSil(6) ta'mimi ifade ettiğinden, kaidenin umumi olduğuna işarettir ki, cevab yalnız onların 'tirdz ettikleri şeye münhasır kalmasın.
Pek çok küçük ve hakir seyler ve hayvanlar bulunduğu halde 'nın tahsisi, inde'l-bulegi temsil için isti'mâli çok olduğuna binäendir.
GJJGJ Yani kıymet ve belågatçe baûdanın måfevki veya küçüklükte baûdanın mådūnu veyahud hem kıymette, hem küçüklükte baûdanın madūnu olan şeylerdir. Fakat ta'biri, küçük şeyin belägatçe daha garib, hilkatçe daha acib olduğuna işarettir.
قاما الَّذِينَ آمَنُوا فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقِّ مِنْ رَبِّهِمْ وَأَمَّا الذين كفروا فيقولون ماذا أراد الله بهذا مثلاً
Bu cümlenin evvelki cümleden teferru' ve tesa'ub ettiğini ifade eden )ف(, bu cümleyi her iki şıkkıyla intac eden zımnî ve gizli bir delile işarettir. Tasviri şöyle olsa gerektir. Cenâb-ı Hakk, temsili terk etmez. Zira belägatin iktizå ettiği bir temsildir. Belágatin iktizā ettiği şey terk edilmez. Öyle ise Cenâb-ı Hakk bu temsili terk etmez.
Binâenaleyh insafı olan, o temsilin beliğ, hak ve Allah'dan olduğunu bilir. İnâd ile bakan adam ise, hikmetini bilmez. Tereddüde düşer, sorar, suål eder. En nihâyet istihkär ile inkâra girer. Hulâsa: Mü'min, insaflı olduğu için Allah'dan olduğunu tasdik eder. Kâfir olan adam inádcı olduğundan, "Bunda ne fåide var?" der.
)ET) Bu )اما( şart edâtıdır. Dâhil olduğu her iki cümleyi, birincisi melzům, ikincisi lazım olmak üzere; veya evvelkisi şart, ötekisi meşrût olmak üzere, ikincisini birinci ile bağlar. Evet, bu (E) iki cümle arasında lüzûmu te'sis etmek için vaz edilmiştir. Binâenaleyh burada فيعلمون أنه الحقى cümlesinin الذنام cümlesine lâzım ve zaruri olduğuna delâlet eder. Yani îmânı olanın şânı, onun hak olduğunu bilmektir.
الان
YanıtlaSilHAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
نوا نوش
ولو أن لكل نفسى ظلك ما في الأمن الافتاء . وأسروا القمامة لما رأوا العذاب ولدى تيه باسم وهم لا يظلمون الا الى بله ما في السنوات ولا في أو ان وعد الله على ولكن أكثرهم لا يعلمون قره ويُمِيتُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ . يَا أَيُّهَا النَّاس قد جال موعظة من ربكم وشفاء لنا في الصور وقتى وين المؤمنين . قل بفضل الله وبرحمته فبذلك فليلي هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ قُل أرأيتم ما انزل الله العليم من رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَامًا وَحَلَالًا قُلْ الله اذن الحنان على الله تَفْتَرُونَ وَمَا عَن الَّذِينَ يَفْتَرُونَ على الله الحبيب يَوْمَ الْقِيمَة إِنَّ الله لذو فضل على الناس ولكن الطارق لا يَشْكُرُونَ وَمَا تَكُونُ فِي شَأْنٍ وَمَا تَتْلُوا مِنْهُ مِنْ قُرْآنٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ إِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا إِذْ تُفيضُونَ فيهِ وَمَا يَعْرُبُ عَنْ رَبِّكَ مِن مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلا في السَّمَاءِ وَلَا أَصْغَرَ مِنْ ذَلِكَ وَلَا أَكْبَرَ إِلا فِي كِتَابِ من
يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِلْمُؤْمِنِينَ .
"Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt, kalplerdeki hastalıklara bir şifa, inananlara bir rehber ve rahmet gelmiştir.99
(Yūnus, 10/57)
Mashaf sayfa no: 214
Hafızlık sayfa no: 11. cûz/7. sayfa
YÜCE ÖĞÜT: KUR'AN
BİLGİ
Kur'an, yüce mesajlarla yüklü mukaddes bir öğüttür. Bu öğüt insanlık tarihinin en büyük değişiminin kaynağı olmuştur. Bu değişimi Hz. Câfer şöyle anlatır: "Biz cehalet ve zorbalık içinde yaşıyorduk. Putlara tapıyor, leş yiyor, ahlaksızlık yapıyor, akrabalık hakkını çiğniyor, komşuluğu tanımıyorduk. Güçlüler zayıfları eziyordu. Nihayet, Allah içimizden asil ve dürüst birini elçi seçti. O, Rabbimizi ve ibadetlerimizi bize öğretti. Bize doğru söylemeyi, kan dökmemeyi, ahlaklı olmayı, emaneti ehline vermeyi, akrabalık ve yetim hakkını korumayı, iftira atmamayı, komşuyu gözetmeyi öğütledi. Biz de iman ettik."
MESAJ
1. Kur'an'ı okumak, anlamak ve yaşamak görevimizdir.
2. Kur'an bizim için şifadır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Rahmet: Allah'ın şefkat gösterip lütufta bulunması.
Mev'iza: Nasihat, öğüt, vaaz.
214
الا بل أولياء الله لا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلا هُم يقولون .
YanıtlaSilBilsiniz 1. Allah'ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar Grilmeyeceklendir deg
ALLAHIN DOSTLARI
Yukarıdaki ayetin devamında Allah dostlarındanur "Onlar, Iman eden ve Allah'a gelmekken hem de ahirette omlar için müjderivayete glee "Allah dostlan kimberd?" peklindeki soruya Peygamberimiz, "Onlar yekimlendir onları gören Allah hatırlar" diye cevap vermiştir. Bu yet. Allah dostlarının dünya ve ahiretteki durumunu bize haber vermektedit Ne mutlu bu kama maminkulland
MESAJ
1. Iman edip takva bilinciyle yaşarak biz de Allah'a dost olabiliriz.
2. Allah'ın dostu olmak en büyük kazançtır
KELİME SAGARCICI
Evllyk Dostiat, veliler
Evliyâullah Allah'ın dostluğunu karanan kişilet, takva sahibi müminler Hast Kulon Allah katındaki durumu hakkında hissettiği korka, kẹp
<<-213->
-M-
YanıtlaSilmabeyn: 1. Ara, aralık. 2. Haremle se-låmlık arasındaki kısım. 3. Padişahla-rın devlet işlerini gördükleri daire.
måden-i nûr-i Hüda: İlâhî nûr mådeni.
mağfür: Bağışlanan, Allâh tarafından gü nahları afvedilmiş olması için dua edi-len kimse, ölmüş.
mağmüm: Gamlı kederli, tasalı.
mahbüb-i Hüda: Allah'ın sevgilisi, Haz-ret-i Muhammed -sallallahü aleyhi ve sellem-.
mahdûd: 1. Tahdid edilmiş, sınırlanmış. 2. Sınırlı. 3. Belirli,
mähût: Herkesçe bilinen, mâlüm (küçüm-seme ve tahkir ifade edecek şekilde kullanılır).
mahfiyet: Gizlilik, saklılık.
mahkeme-i şer'iyye: Nikâh, miras taksi-mi ve din işleriyle ilgili meselelere ba-kan mahkeme.
mahlas: 1. Bir kimsenin ikinci adı. 2. Şå irlerin şiirlerinde kullandıkları ad. 3. Halás olunacak, kurtulacak yer.
mahviyet: Beşerî ve dünyevi nākısalar-dan kurtulma hâli.
mahza: 1. Ancak, yalnız, tek, såde. 2. Hālis, katkısız, tam.
makbül-i hümâyûn: Devlet veya padi
şâhça kabul edilip beğenilen. ma'kes: Akis yeri, aksetme yeri, bir şeyin
yansıdığı yer.
mālūmu'l-hudüd: Sınırları belli.
mansıb: 1. Devlet hizmeti, me'mûriyet. 2. Makam, rütbe, derece.
mansür: Allah'ın yardımıyla üstün gelen, muzaffer olan.
marifetullah: Allah'ı yakinen bilme.
maruf: 1. Herkesçe bilinen, belli. 2. Şeri-atin uygun gördüğü.
mâsivä: 1. Allah'dan maåda bütün varlık-lar. 2. Dünya ile ilgili olan şeyler.
mâşeri: Topluluğa, kamuya aid, ortaklaşa.
matlûb: 1. Taleb edilen, aranılan şey. 2. Alacak
matuf: 1. Eğilmiş, bir tarafa doğru çevril-miş. 2. Kendisine atıfta bulunulmuş.
mazmun: 1. Mânâ, kavram. 2. Nükteli, sanatlı ince söz. 3. Ödenmesi lazım gelen şey.
mebni: 1. Bir şeye dayanan. 2....-den dolayı, ... den ötürü.
meclüb: 1. Celbolunmuş, başka yerden getirilmiş olan. 2. Taraftarlığı kazanıl-mış bulunan. 3. Tutkun.
mecmů: Cemolunmuş, toplanmış, bir a-raya getirilmiş şey, top, tüm.
mecra: 1. Suyun cereyan ettiği, aktığı ya tak, su yolu, akıntı yeri. 2. Bir işin gi-diş, oluş yolu.
medår: Dönerek hareket eden bir cismin dayandığı nokta.
mefähir (mefharet'in çoğulu): İttihar edi-lecek, övünülecek şeyler.
mefhúm: 1. Anlaşılmış. 2. Sözden çıkarı lan månå, kavram.
mefsedet: Fesadlık, münafıklık, bozgun-culuk
mehåbet: Heybet, ihtişam. Büyük bir kişi-nin karşısında duyulan saygı
meknûz: Yere gömülü, hazinede saklı.
melül: Gamlı, üzüntülü, elemli, mahzun.
memnů: Yasaklanmış, yasak.
menba': Kaynak, pınar.
menfür: Nefret uyandıran, tiksinti veren, iğrenç
menhlyyat: Dinin yasak ettiği şeyler.
mensür: 1. Manzum olmayan, vezinsiz,
kâfiyesiz söz. 2. Saçılmış, dağılmış.
menzil: Konaklanılan yer, konak, ev.
menzil-i maksüd: Varılmak istenilen yer veya gâye.
mer'i: 1. Riâyet edilen, saygı gösterilen. 2. Gözetilen, yürürlükte olan.
mer'lyyet: 1. Hükmü yürürlükte olma. 2. Gözle görülür olma.
561
Istinad: 1. Dayanma. 2. Güvenme. 3. Se ned, delll, hüccet
YanıtlaSilİstinbât: 1. Bir söz veya davranıştan hü küm çıkarma, dolaylı olarak anlama. 2. Tasavvufta sevgi ve muhabbet ile neticeye varma.
istislah: (bkz.) İstihsan.
itâb: Paylayıp azarlama, tersleme.
itimad-ı nefs: Kendine güven.
itlyåd: Ådet edinme, alışma, alışkanlık.
Ittihad: 1. Birleşme. 2. Fikir birliği.
ittikä: Sakınma, Allah korkusu, Allah kor-kusuyla günahlardan kaçınma.
lyd: Bayram.
Izáfe etmek: İki şey arasında ilgi kurmak, bağlamak.
Izafi: Bağlı bulunduğu şeye göre değişen.
iz'án: 1. Anlayış, kavrayış, akıl. 2. İtäat, söz dinleme, boyun eğme. 3. Terbiye, edeb.
-K-
kä'bına varamamak: Derece ve üstünlü ğüne erişememek.
käbil-i kıyas: Kıyaslanabilir, mukâyesesi mümkün.
kadem-i påk: Tertemiz (mübarek) ayak.
kadīm: Eski, tarihi.
kadr-i ali: Derece ve rütbesi yüce.
käim: Kıyamda olan, ayakta duran. Bir ki şinin yerini tutan, yerine geçen.
käin: Mevcüd olan, bulunan, var olan.
kalb-i selim: Temiz gönül.
kâm: 1. Merām, arzu, emel, istek. 2. Da mak. 3. Lezzet, zevk.
kân: Bir şeyin menbaı, kaynağı.
kasem: Yemin, and.
el-käsibu habibullah: "Çalışıp kazanan,
Allah'ın sevdiğidir." (hadis-i şerif)
kavi: 1. Güçlü, 2. Güvenilir, sağlam.
keder-dide: Gönlü kaygı, tasa, üzüntü gören.
kemine: 1. Noksan, eksik. 2. Aciz, hakir, zavallı.
kemter: 1. Daha aşağı, hakir, itibarsız 2 Eksik, noksan
kerem: Şeref, ululuk, asalet, comertlik, lutuf, ihsan.
kerime: 1. Kerem sahibi, büyük, ulu, ih sân edici, comert. 2. Kız evlad
kesäfet: 1. Bulanıklık, açık ve berrak ol
mayış. 2. Kir, pislik,
kıyâm: 1. Ayağa kalkma, ayakta durma.
2. Bir iş için davranma, teşebbüse gi rişme. 4. Ayaklanma, baş kaldırma, is
yan. 5. Ölümden sonra dirilip ayağa
kalkmak.
kil u kål: Dedikodu, boş söz.
kinaye: 1. Maksadı kapalı bir şekilde ve dolayısıyla anlatan söz. 2. Üstü örtülü, dokunaklı söz.
kiyäset: Uyanıklık, anlayışlılık, zekilik, akıllılık.
Kostantiniyye: İstanbul.
kuddise sirruh: Sırrı mukaddes olsun!
kudsi: 1. Muazzez, mukaddes. 2. Allah'a mensub.
kudûm: Gelme, uzak bir yerden geliş, vü sül, muvassalat, ayak basma.
kūy: 1. Köy. 2. Mahalle ve işlek yol, so-kak.
küffår: Käfirler, hak dini inkâr edenler.
küll: Hep, bütün, çok.
külli: 1. Umûmi. 2. Çok.
-L-
lähûti: Ulühiyet ålemiyle ilgili, ulühiyyete mensub.
lahza: 1. Göz ucuyla bir kere bakıncaya kadar geçen zaman. 2. Göz ucu ile bakış.
lâşe: 1. Leş. 2. Zayıf hayvan.
lebâleb: Ağzına kadar dolu, silme.
ledünni: Allah bilgisine ve sırlarına aid, O'nunla alakalı.
letäfet: 1. Latiflik, hoşluk. 2. Güzellik. 3. Nezaket. 4. Yumuşaklık.
TARİHTE BUGUN
YanıtlaSil- 1086 - Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın vefatı.
1878 - Kıbrıs'ın
Anavatandan ayrılması.
1911 - Bediüzzaman Said Nursî'nin İstanbul'a gelerek Sultan Reşad'ın Rumeli seyahatine katılması.
1954-Risale-i Nur hakkında olumlu bilirkişi raporu veren Yusuf Ziya Yörükhan vefat etti.
AREFE GÜNÜ
TEŞRİK TEKBİRLERİNİ UNUTMAYALIM
03.29
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
22 28
ISPARTA
HAZİRAN
05
PERŞEMBE
9 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 23 MAYIS 1441 HIZIR: 31
Yatsı
03.44
05.29
Güneş
13.01
16 54
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
12:09 17 07 20 39
20 23
22 01
BIR AYET
Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.
(Kevser: 2)
BİR HADİS
Arefe günü oruç tutmak biri geçmişte, biri gelecekte olmak üzere iki senenin; Aşura günü oruç tutmak ise geçmiş bir senenin günahlarını affettirir.
Müsned
İmsak
Dünyanın en mübarek dağı olan Cebel-i Arafat ve orada her iklimden gelen hacıların tekbir ve ibadetleri
... Mektubat
05:24
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1475-Fatih Sultan Mehmet'in Kırım'i fethi.
- 1944 - Normandiya çıkarması.
1965 - Milli Emniyet Hizmetleri Teşkilatı, Milli İstihbarat Teşkilatı (MIT) adını aldı.
HAZİRAN
06
CUMARTESİ
20 1447 ZİLHİCCE
RUMI: 24 MAYIS 1442
HIZIR: 32
BİR AYET
Mu'minler ancak o kimselerdir ki, Allah'ın adı anıldığı zaman kalpleri
titrer...
Enfal Suresi: 2
BİR HADİS
Allah yakınlarını, nâmahremlerden kıskanan kullarını sever.
Hazine-i rahmetin en kıymettar pırlantası ve kapıcısı zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm olduğu gibi, en birinci anahtarı dahi Bismillahirrahmanirrahîm'dir. Ve en kolay bir anahtarı da
salâvattır. Lem'alar
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
İmsak
Günes
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
zuhur eden harikalardır. Mecusi millet ktadır ki, Hazret i Muhammed Aleyh hissalatu Vesselamin nu etinin taptığı ateşin son bder yvetinden evvel z Irhasat ile anılmak
YanıtlaSilTARINTE BUGON
-1176 Selahaddin Eyyubi'ye Halep'te suikast girişimi.
1766 - Büyük İstanbul Depremi olarak adlandırılan deprem meydana geldi. 4000'den fazla kişi öldü.
1912 - Şair Eşref'in vefatı.
1955 - Nene Hatun'un vefatı.
22
PAZAR
SUNDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için
harcarlar...
Al-i İmran Suresi: 134
BİR HADİS
İki kişinin arasını düzeltmek için iki mil de olsa yürü.
Bir şey tamamıyla elde edilemediği takdirde, o şeyi tamamıyla terketmek caiz değildir. İşaratü'l-İ'caz
ÖLÜM KIYAMET - AHIRET
YanıtlaSilvakit, beni(m ruhumu) fitnelenmemiş olarak alıp illiyyin makamına yükselt)..
20
8 İmam Malik şöyle rivayet etmiştir:
Ömer bin Hattab (r.a.), «Allah'ım yaşım yükseldi, kuvvetim azaldı, devletimin idaresindeki birlikler etrafa yayıldı. Artık benim canımu zayi edici, kusur işleyici olmayarak al da yüce makamlarına yükselt. diye dua ederdi. Hazret-i Ömer'in bu duasından çok geçmedi nihayet Allah Taala ruhunu ahverdi. (1).
Ebu Abdillah el-Gifarí, thunyani veba-dan kaçmakta olan bir topluluk görünce, «Ey tâun! Beni al da sen(i yaratanla götür, der ve bu sözü üç defa tekrar ederdi. Bundan dolayı kendisini azarlayanlara karşı da şöyle mukabele ederdi:
Ayol sen Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellera'den işitme-din mi ki, o, şöyle buyuruyordu:
9 Altı şeyden dolayı ölüme doğru koşunuz:
1-Beyinsiz olanların devlet idaresini ellerine geçirmeleri,
2-Devlet kapısında, polis ve jurnalcilerin çoğalması,
3-(Rüşvetle) hükm'ün (hâkimler tarafından) satılması,
4-Dini hükümlerin, yahud da insan görülüp kasas hükm'ünün terk edil) mesi, öldürülmesinin hafif
rılması, 5-(Ekleyip durulması vacib olan) akrabalık bağlarının kopa
6-Her ne kadar din ilmi bakımından kendilerinden az bilse bile Kur'an ile kendilerine teganni etmesi için Kur'an-ı Kerîmi musiki åleti edinen bir kimseyi önlerine geçiren bir kavmin (topluluğuni türe
mesidir», (2). (Kur'an-ı kerimin teganni ile eğlence için okunması.) Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.
ÜÇÜNCÜ BAB
ÖLÜMÜ ÇOK ZİKRETMENİN VE ONUN İÇİN HAZIRLANMANIN MÜSTEHABLIGI HUSUSLARINDA GELEN SÖZLER
10 Imam Nesei ve İbni Mâce ile diğer hadîscilerin Ebu Hüreyre-den (r.a.), rivayet ettikleri hadiste Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve
sellem Efendimiz ölümü kasdederek şöyle buyurmuştur:
(Dünyanın) zevk ve lezzetlerini kesen şeyi çok zikrediniz», (3).
Başka bir rivayette de merfu olarak gelmiştir.
11- Imam Malik ve İbni Mâce şöyle rivayet etmişlerdir:
Ibni Ömer'den (r.a.), rivayet olunan hadiste şöyle demiştir: Ben Allah'm Rezûliyle birlikte oturduğum sırada «Ensardan bir zat (Pey-
(1) Imam Malik (ra.), Hazret-i Ömer (ra.)den rivayet etmiştir. Ş. Sudur (2) Imam Ahmed, Müsned-inde. Taberani Mu'cem-i Kebir-ind Ibn-i Abdil berr Temhid-de rivayet etmiştir. Ş. Sudur, s. 3, Peyzü'l-Kadir 3/194 (3) Tirmid Ebu Hureyre'den 4/553, Ibni Mace, Ebu Hureyre, 2/1422
ÖLÜMÜ ÇOK ZİKRETMEK
YanıtlaSil21
gamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına) gelerek selam verdikten sonra, Ey Allah'ın Resülü! Mü'minlerin hangisi daha faziletlidir?» diye sordu. Resûlullah:
Huy bakımından en güzel olanlarıdır, buyurdu. O zat: Mü'minlerin hangisi daha akıllıdır? dedi. Resûl-i Ekrem:
Ölümü en çok zikredeni, ölümden sonrası için en güzel (tedbir alp) hazır ananıdır. İşte onlar akılı insanlardır», buyurdu», (1).
12 Tirmizi'nin rivayet ettiği hadiste Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:
Zevk ve lezzetleri kes(ib yok ed)en ölümü çok hatırlayınız. Çünkü onu zikredip hatırlamak (insanlardan) günahları temizler, dünyada da zühd ü takvân sahibi yapar», (2).
13 Resûl-i Ekrem Efendimiz, «En iyi bir nasihatçı olarak ölüm yrter, buyurdu (3).
14 Hadis-i şerifde şöyle vårid olmuştur:
Sahabelerden biri tarafından Peygamber (s.a.v.)e: Ya Resûlallah (Kıyamet Günü'nde) şehidlerle beraber hiç bir kimse haşredilecek mi? (Yani toplanıp bir araya gelecek mi?) diye soruldu. Allah'ın Resûlü, «Evet, gündüz ile gecede yirmi kez ölümü hatırlayıp düşünen kimsedir», buyurdu (4).
Ömer bin el-Hattab (r.a.) şu şiiri söyledi:
(Ey Insanoğlu) Görmekte olduklarından hiçbir şey ter ü tâze olarak kalmaz. Mal, evlåd fänidir, ancak Allah baakklir.
Birgün (bile insanı) hazineleri ihtiyarlamaktan geri bırakamadı. Ölmeyip ebedi kalmayı Ad kavmi denedi ama ölümden kurtulup ebeği kalamadılar.
Insanlarla cinlere hükmedip aralarında dolaşan, emriyle rüzgâr-lar estiren Süleyman Peygamber bile ebedi kalamadı.
Kuvvet ve kudretinden ötürü her tarafdan huzurıma elçiler ge-
len padişahlar nerede?
Orada başında toplanılacak bir havuz vardır ki herkesin var-dığı gibi bir gün oraya varıp toplanılacağında asla yalan ve şüphe yoktur.
Şunu biliniz ki, ey kardeşler (im)! Ölümü hatırlamak (insa-
nın) dünyadan koparılıp ayrılacağını düşündürür bir hale getirir. Bu fani dünyadan çıkılıp her an ebedi (âhiret) yurduna yönelme-sine sebeb olur.
llim adamları derler ki: Insan bu dünya yurdunda darlık ile ge-nişlik, ni'met ile azab olan iki halden ayrılamaz. Bunun için insan ni'-
(1) Ibni Máce, Ibni Ömer'den 2/1432 (2) İbni Ebid-Dünya, Enes (r.a.)den. Serhu's-Sudur 8. (3) Taberani, Ammar (r.a.) dan. Aynı eser 8. (4) Aynı eser 8.
ÖLÜM KIYAMET -AHIRET
YanıtlaSil22-hatırlamaya metin gafletinden, çetin güçlüklerden, kendisinde bulunan bazı musi-betlerin hafiflemesi için ölümü (ve ölümden sonrasını) muhtaç olur.
Yine ilim adamları, ölümü hatırlamanın (faydaları) içinde (dün-yada çok yaşama) ümidinin kısaltılması, ölümün zamanının (hazırlıklı ve tedbirli olarak) beklenilmesi vardır, dediler.
Keza ilim adamları, ölüm için; malûm bir nefes, belirli bir hasta-hk ve bilinen bir zaman yoktur, dediler. Bundan dolayı akıllı kimseler ölüm için hazırlandılar da sefere çıkma hazırlığı üzere oldular.
Bize şöyle bir kıssa ulaşmıştır:
Bir kimse Medine surlarının üstünde bütün gece boyunca Yolcu-luk var, yolculuk var! diye nida ederdi. Nihayet o zat ölüp de Medine valisi onun sesini kaybedince onun durumunu sordu. Oradakiler ken-disine O zat ölmüştür», diye cevap verdiler. Bunun üzerine vali şu şiiri söylemeye başladı:
«Yolculuğa haris olarak devamlı onu zikrederdi. Nihayet kapı-şına develeri çöktürdü.
Ölüm kendisini uyanık ve hazırlıklı vaziyette ve sefer hazırlığın Ikmal etmiş halde yakaladı da onu dünya emelleri meşgul et-medi».
Yezid er-Rakkaşi (r.a.) nefsini azarlayarak kendi kendine «Ey nefs, vay haline! Ölümünden sonra senin namazını kim kılacak? Ölü-münden sonra senin namına orucu kim tutacak?» derdi. Sonra yine «Ey insanlar, ağlasanıza! Nefsinizin geri kalan ömrü üzerine bağıra bağıra ağlasanıza. Her kim ki, ölüm ona vaadli, kabir onun evi, toprak döşeği, kurt-böcek arkadaşı, büyük korku ve müdhiş korku kendisini yerinden koparıp alıyor, binaenaleyh o kimse uykudan nasıl zevk alır? der. Sonra yere serilip bayılıncaya kadar ağladı.
(Emevi halifelerinden) Ömer bin Abdi'l-Aziz (r.a.) fakih ve âlim-leri topluyor onlarla ölümü, Kıyamet Günü'nün korkularını (çetin ve) kötü hesaba çekilmeyi, Sırat Köprüsü'nden geçilmeyi müzakere eder ve onlardan birinin önünde sanki (yatmakta olan) bir cenaze varmış gibi ağlardı.
(Hadisçilerin ve Tabiin'in büyüklerinden) Süfyan-ı Sevrî'nin (r.a.) yanında ölüm zikrolununca kendisinden günlerce kimse istifade ede-mezdi. Kendisi de yemez, içmez ve bir şey sorulduğunda (sadece) bihni-yorum, diye cevap verirdi.
Ali bin Fudayl bin Iyaz da (r.a.) (yanında) ölüm zikredilince (kor-kusundan) titreyerek mafsalları kopacak gibi olurdu.
Yusuf b. Esbât ise bir cenazeyi teşyi ettiği zaman ölecek gibi olu-yordu da kendisini evine sedye ile getiriyorlardı.
Muhammed el-Leffaf da (r.a.) şöyle derdi:
Her kim ölümü çok hatırlarsa ona üç şey ikram edilir:
Acele tevbe etmesi,
23
YanıtlaSilÖLÜMÜ ÇOK ZİKRETMEK
b Nefsin (aza) kanaat etmesi,
0 İbadetten zevk ve neş'e almasıdır.
Her kim de ölümü unutursa o da üç şeyle cezalandırılır:
Tevbe (ve istiğfar) etmeyi geciktirmesi,
b Dünyaya haris olması,
0 İbadet hususunda tenbel olmasıdır.
İşte ey kardeşler (im) Allah (ın emrin)e yapışınız da ölüm ve ölü-mün (can çekişme) şiddetliliği, ölüm şerbetinin acılığı ve (içilmesinin) zorluğu hususunda tefekkür ediniz. Çünkü kalbleri yaralayan, gözleri ağlatan, zevk ve lezzetleri (sür'atle) kesen ve rızıkları kesip tüketen ölümdür. Keza ölümle pençeleşeceğiniz gün, evlerinizden ve konakları-nızdan ayrılacağınızı, geniş odalarınızdan çıkarak daracık kabire vara-cağınızı, arkadaş ile dostun ihanet etmesini, kardeşin ve dostun terk et (ip git) mesini ve yumuşak döşeklerinizin yahut örtülerinizin üzerle-rinden taşınarak sert toprak ve kuru kerpiç üzerine konulacağınızı, sonra dostlarınızın, arkadaşlarınızın (yakın akrabalarınızın) yanınızdan ayrılarak (tekrar eski hallerine ve) yemelerine içmelerine, gülüşmele-rine ve şehevî arzuları (nı tatmi) ne döneceklerini ve sanki onlar sizleri hiç tanımazlarmış gibi olacakları günü düşününüz.
Bazı zâhid kişiler de:
Ey servet biriktiren kişi, ey bütün kudretini binalar inşası için sarfederek tüketen kişi! Senin malından ancak (nasibin) sarılacağın kefenler (bir de mallarının dünyada bırakılıp gidilmesi, evlerinin de muhakkak yıkılıp harap olması vardır. Senin toplayıp biriktirdiğin mal-lardan herhangi biri (Kıyamet Günü'nün) korkularından seni kurtara-bilecek mi? Hayır! (hayır). Fakat sen o malı sana teşekkür bile etme-yen kimseye bıraktın. Ama sen kendin hiç bir mazeret kabul etmeye-cek olan Allah'ın huzuruna günahlarla geldin, derler ve bu hususta şu şiiri söylerlerdi:
Bütün zamanlarda toplamakta olduğun servetlerinden nasi-bin (ancak) içinde çürüyeceğin iki parça kefen, bir de (kefenine)
serpilecek kokudur.
Başka bir zat da şu şiiri söylemiştir:
Bütün dünyanın her tarafına sahip olanlar (ın sonların) a bak. Onlar dünyadan kefenle pamuktan başka hiç bir şey götürebildi-
ler mi?
15 Såbit senetle rivayet edilen bir hadîste Resûl-i Ekrem sallal-lahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
-Akıllı kimse kendini hesaba çeken ve gururunu kırarak emrine itaatkâr yapan ve öldükten sonraki hayat için iyi ameller yapan kim
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSilamellerini öğretip «Arafte anladın mı?" diye sorduğu, Onun da Naam areítü Evet! Anladım. diye cevap verdiği (285), Yahut, Arafat'ın mukaddes bir yer oldugu, güzel bir koku ile ko-
kulanıp tanıtıldığı (286), Ya da, halk, burada durup günahlarını itiraf ettikleri içindir (287),
Arafat'ın hududu: Batn-ı Urene üzerinde yükselen dağdan Vesika doğru uzanan Arafat dağlarına ve bu dağların Arafat vadisi ile birles
tiği yere kadar olan såhadır (288). Arafat, hem Harem dışıdır, hem de, Meş'ardır (Hace İbadetleri için belirlenmiş yerdir) (289).
Nemire ve Urene:
Nemire, Arafat'ın doğusunda harap bir köydür (290).
Urene, Arafatla Mes'ar-ı Haram arasındadır. Harem dışıdır. Meg'ar
değildir (291).
Kureyşilerin ve Mekke'lilerin Vakfe'yi Arafatia Yapmayıp Müzdelife'de Yapmalarının Sebebi ve ladas Ettikleri Bid'atiar:
Yüce Allah, Kabe'yi yıkmağa gelen Fil sahibi Habeşli Ebrehe'yi ve ordusunu Ebabil kuşlarile helâk edince, bütün Araplar, Kureyşilere ve Mekkelilere karşı büyük bir saygı beslemeğe başladılar:
Onlar, Allah'ın Ev halkıdırlar. Allâh, onları koruyup düşmanları-gılarını artırdılar. m yok etti. diyerek Harem'e, Meş'ar-ı Haram'a ve Şehr-i Haram'a say-
Kureyşiler ve Mekkeliler, Arapların, kendilerine böyle saygı göster-oğullarıyız. diklerini görünce Biz, Allah'ın ev halkıyız. Allah'ın Halil'i İbrahim'in
Beyt-i Haram'ın Mütevellileri ve Harem sakinleriyiz.
ve Araplar içinde bizim sahip bulunduğumuz hak ve mevki gibi hak
mevki sahibi kimse yoktur! Araplar, bizi tanıdıkları gibi, hiç bir kimseyi tanımazlar!» dediler.
Dinlerinde bir takım bid'atlar ihdas edip aralarında uygulamağa başladılar.
gibi, hürmet etmeyiniz.
Siz, Harem dışında kalan hiç bir şeye, Hareme hürmet ettiğiniz
(2
(285) (285) Firuzabadi-Kamüsülmuhit c, 3, 5, 179 Firuzabadi-Kamülmuhit e, 3, s. 179, Yakut-Muesmülbüldan e, 4, 8, 104
( 287) Yakut-Mucemülbüldan e, 4, 8, 104
) Ezraki-Abbaru Mekke c, 2, 8, 194, Yakut-Mucemülbüldan e, 4, s. 104
( 200) İbn-i Kayyım-Zadülmaad e, 1, 3, 275
( (91) İbn-i Kayyım-Zadülmaad e, 1, 8. 275
290) İbn-i Kayyım-Zadülmaad e, 3, s. 257
PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI
YanıtlaSil251
ger, siz, böyle yaparsame, Araplar, sizin Hareminizi hafife alırlar. Onlar, Hareme hürmet ettikleri gibi, Harem dışındaki yerlere de,
met etmektedirler. dediler. Hareme saygı gösterip Arafat üzerinde vakte yapmayt ve oradan da-Hz. İbrahim'in dinine ve haccina aid Megairden olduğunu bil-
dikleri ve itiraf ettikleri halde, bıraktılar. Kureyşiler ve Mekkeliler «Biz, Humüs'üs! Harem halkıyız, Haremden dışarı çıkmamız ve Haremden başkasına tazimde bulun-
mamia bize yaraşmaz!
una girmek, deri çadırdan başkası içinde gölgelenmek bize yaraşmaz! Ihram halinde iken Kes peyniri yapmak, yağ eritmek, kıl çadır al-
gelirdikleri yemekleri Harem'de yemeleri de, uygun değildir. Onlar, Haremde ancak satın aldıkları veya misafiriere ikram edi-Im Harem yemeklerinden ylyebilirlerlə dediler (292).
Kureyş, Kināne, Huzâa ve Kureyşilerin soyundan olan sair Arapla-rn, dinde ihdas ettikleri şeylere sımsıkı sarıldıkları (293), fazla cesa-mtli oldukları için (294), Hums = Ahmesler denirdi (295).
Bunlar, yukarıda da, geçtiği gibi «Biz, Allâhın ev halkıyız (296). Haremien dışarı çıkmayız (297).
Biz, Allah Evinin sakinleriyiz. derler (298), hace ettikleri zaman, Harvemden dışarı çıkmazlar, kendilerine gelip erişmiş olan dini gerçek-te, yüce Allahın Hz. İbrahim'e teşri kılmış olduğu Arafat Vakfesinde kusur ederler (299), Vakfe'yi Arafat'ta yapmazlar (300), Müzdelife'de yaparlar (301), Müzdelife'den İleri gitmezlerdi (302).
lardı (303).
Kendilerinden başka olan Araplar ise, Vakfe'yi Arafat'ta yapar,
(2)Vakıdľ'den naklen İbn-i Sa'd-Tabakat e, 1, 8, 72
(4) Ealr-Nihaye c, 1, 3, 440
(2) Ezraki-Ahbaru Mekke e, 1, s. 176-177
(6) Buharf-Sahih e, 5, s. 158, Ebû Davud-Sünen e, 2, s. 187, Tirmizi-Sünen c. 3,
8,231, İbn-i Esir-Nihaye c, 1, 8, 440
( Vaksdl-Megazi e, 3, s. 1102, İbn-i Eslr-Nihaye c. 1, 8, 440
Baraki-Ahbaru Mekke c, 2, 3, 195, İbn-i Esir-Nihaye c. 1, 8, 440
Tirmizi-Sünen e, 3, s. 231
Vakadi'den naklen İbn-i Sa'd-Tabakat c, 1, s. 72 İbn-i Estr-Nihaye c, 1, s. 440
Vakil-Megani e, 3, s. 1102, Buhari-Sahih e, 5, s. 158, Tirmizi-Sünen e, 3, 8,
201. Im-1 Eair-Nihaye c, 1, s. 440 Müllm-Sahih c. 2. 891
Maraki-Ahbaru Mekke c. 1, s. 177, Buhari-Sahih e. 5, s. 158, Müslim-Sahih e. 2, 3, 304, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 187, Tirmizi-Sünen e, 3, 5, 231
lerdi. ve bereket ister, ağızlarına hurma koyar ve onlar için dua eder-
YanıtlaSil٤٥٦ - كَانَ يَأْخُذُ الرَّطْبَ بِيَمِينِهِ وَالْبَطَيخَ بِيَسَارِهِ فَيَأْكُلُ الرَّطْبَ بالبطيخ وَكَانَ أَحَبُّ الْفَاكِهَةِ إِلَيْهِ (ك ص وابو نعيم عن انس)
456- Yaş hurmayı sağ tarafına, karpuzu sol tarafına ko-yup, hurmayı karpuzla yerdi. Meyveler içinde en sevdiği şey buy-du.
٤٥٧ - كَانَ يَأْخُذُ الْقُرْآنَ مِنْ جِبْرِيلَ خَمْسًا خَمْسًا (هب عن عمر )
457- Cebrail'den Kur'an'ı beş ayet, beş ayet alırdı.
٤٥٨ - كَانَ يَأْخُذُ الْمِسْكَ فَيَمْسَحُ بِهِ رَأْسَهُ وَالِحِيتَهُ (ع) عن سلمة بن الأكوع)
458- Miski alıp başına, sakalına sürerdi.
٤٥٩ - كَانَ يَأْخُذُ مِنْ لِحِيَتِهِ مِنْ عَرْضِهَا وَطُولِهَا (ت عن ابن عمرو)
459- Sakalını boyundan ve eninden alırdı.
٤٦٠ - كَانَ يَأْكُلُ الْبِطِيخَ بِالرَّطْبِ (هـ) عن سهل بن سعد ت عن عائشة طب عن عبد الله بن جعفر)
460- Karpuzu hurma ile yerdi.
٤٦١ - كَانَ يَأْكُلُ الرَّطْبَ وَيُلْقِي النّوَى عَلَى الطَّبَق (ك عن انس)
461- Hurmayı yer, çekirdeğini tabağa atardı.
٤٦٢ - كَانَ يَأْكُلُ الْخُرْبُنَ بِالرَّطْبِ وَيَقُولُ هُمَا الأَطْيَبَانِ" (الطيالسي عن جابر)
462- Ekmeği hurma ile yerdi ve: "Bunlar pek hoşturlar."
derdi.
٤٦٣ - كَانَ يَأْكُلُ الْعِنَبَ خَرَطًا (طب عن ابن عباس صحيح)
463- Üzümü salkımından tutarak yerdi.
1557
3187- Şek olmayan ilimi, Kur'an öğrendiğiniz gibi iyice 5 belleyinceye kadar öğrenin. Zira ben onu öğreniyorum.
YanıtlaSil-۳۱۸۸- تَعَلَّمُوا مِنَ العِلم مَا شِئْتُمْ فَوَاللهِ لاَ تُؤْجَرُوا بِجَمِيعِ العِلم حَتَّى تَعْمَلُوا (ابو الحسن على بن احمد في اماليه عن انس)
3188- İstediğiniz kadar ilim öğrenin. Vallahi siz onunla amel etmedikçe ilim dağarcığını genişletmekle herhangi bir seva-ba nail olamazsınız.
۳۱۸۹ - تَعَلَّمُوا مِنْ أَنْسَابِكُمْ مَا تَصِلُونَ بِهِ أَرْحَامَكُمْ ثُمَّ انْتَهُوا وَتَعَلَّمُوا مِنَ الْعَرَبِيَّةِ مَا تَعْرَبُونَ بِهِ كِتَابَ اللهِ ثُمَّ انْتَهُو وَتَعَلَّمُوا مِنَ النُّجُومِ مَا تَهْتَدُونَ بِهِ فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ ثُمَّ انْتَهَوْا (هب عن ابي هريرة)
3189- Nesep ilminden akrabalarınızı tanıyıp ziyaret ede-cek oranda öğrenin, sonra (bu kadarla yetinip) bırakın. Arapça-dan da Kur'an'ı anlayabilecek kadar öğrenin, sonra son verin. Yıldızlar hakkında da karada denizde karanlıkta kalmayacak ka-dar öğrenin, sonra son verin. (Bu kadar yeter size).
۳۱۹۰ - تَعَلَّمُوا الْقُرْآنَ وَالْتَمِسُوا غَرَائِبَهُ وَغَرَائِبُهُ فَرَائِضُهُ وَفَرَائِضُهُ حُدُودُهُ وَحُدُودُهُ حَلَالٌ وَحَرَامٌ وَمُحْكَمٌ وَمُتَشَابِةٌ وَأَمْثَالٌ فَأَحِلُّوا حَلَالَهُ وَحَرِّمُوا حَرَامَهُ وَاعْمَلُوا بِمُحْكَمِهِ وَآمِنُوا بِمُتَشَابِهِ وَاعْتَبِرُوا بِأَمْثَالِهِ (الديلمي عن ابي هريرة)
3190- Kur'an'ı öğrenin ve garaibini (yani ilk nazarda an-laşılmayacak kelimeleri) araştırın. Onun garaibi farzlarıdır. Farz-ları hudududur. Hududu ise helal, haram, muhkem, müteşabih, emsal ayetleridir. Helalini helal, haramını da haram kabul edin. Muhkemi ile amel edin, müteşabihine de iman edip, verdiği em-sal örnek ve misallerden de ibret dersi alın.
۳۱۹۱ - تَعَلَّمُوا الرَّمْيَ وَالْقُرْآنَ وَخَيْرُ سَاعَاتِ الْمُؤْمِنِ حِينَ يَذْكُرُ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ الديلمي عن ابي سعيد)
763
Y129 Y129/ESK-KÜT/148 148
YanıtlaSilكامل
28
MAYIS
PERŞEMBE
DİYANET TAKVİMİ - 2026
KURBAN BAYRAMI 2. GÜN
Uluslararası Hicri Takvim Birliği Kongresi yapıldı.
(2016)
Dünya Kıble Günü (Güneş, Türkiye saati ile 12.18'de tam olarak Kâbe-i Şerif üzerinde bulunur.)
11 Zilhicce 1447
Ay Doğuş: 17.49.
Rumî: 15 Mayıs 1442
Hızır: 23
İKİND
AKSA
Alpu
03.36
05.25
12.58
Ay Batış: 03.27
Gün/Kalan Gün: 148/217
Beylikova
03.36
16.54
20.2
Çifteler
03.38
05.26
05.24
16.52
12.58
12.57
IMSAH
GÜNE
ÖĞLE
YATS
KIBL
İMSAK GÜNEŞ ÖĞLE İKİNDİ AKŞAM YATSI
şekilde yard
YanıtlaSilmasnuiyet مصنوعیت : yaratılmışlık, sanatlı şe-
kilde yaratılma
masnuiyet-i amme مصنوعیت عامه : genel olarak her şeyin sanatlı şekilde yaratılması
mason ماصون :din ve milliyet aleyhtarı sonluk örgütünün üyesi. (bk. masonluk, far-masonluk) ma-
masonluk ولك:inmilli değerlere kar-
esas gayelerini, görüş ve düşüncelerini, top-я olan, sözde açıkladıkları gayelerden başka lantı ve törenlerini gizli tutan, dünya çapında yaygın ve birbirleriyle dayanışma içinde olan, kapalı ve yarı gizli bir örgüt. Masonlukta giz-hilik esastır. Masonluk için uygun üye adayı olabilecek kimseler, üyelerin tavsiyesi üze-rine, masonluk örgütünün yetkililerince ka-rarlaştırılır. Masonluğa giriş gizli bir törenle yapılır. Adaya, sırları gizli tutacağı ve mason-luğa sonuna kadar bağlı kalacağına dair ye-min ettirilir ve aksi halde başına gelecek feci sonu kendisine hatırlatılır. Masonların kendi aralarında rütbe ve dereceleri vardır. En yük-sek derece 33 derecedir. Gizli olan törenler-den bazılarına sadece belli dereceye gelenler katılabilir. Yalnız yüksek dereceli masonların katıldığı gizli ve çok garip bir törenleri vardır. Bu törende, Amerikadaki ırkçı ve tedhişci (te-
607
YanıtlaSilmasonluk
a-Ce -$ rörist) gizli Klu Klux Klan örgütünde olduğu en gibi, yalnız göz yerleri açık bir külah (kukule-1- ta) başa geçirilir. Bir keçi kurban edilir ve İb-ranice (belki de şeytana yapılan) dua tarzında ezber olarak metinler tekrarlanır. Masonlu-a- ğun sırları, bulunulan masonluk derecesine göre zamanla bildirilir. Bazı sırlar çok nadir kimselere açıklanabilir. En gizli sırlara ancak --Yahudi kökten gelenlerin sahip olabileceği bazı kaynaklarca özellikle belirtilmektedir.
n
1
Masonluğun tarihi, milâttan önceki yüzyılla-ra kadar uzandığı rivayet edilmektedir. Bu ri-vayetlerden birine göre masonluğu ilk kuran-lar, Eski Çağda Babil devletinde esir olarak yaşayan Yahudilerdir. Babil kralı Nabukadna-zar tarafından devletleri ve Kudüs'teki kutsal mabetleri yıkılan (M. Ö 587) ve esir olarak Mezopotomya'daki Babil şehrine götürülen Yahudiler, inşaat ve duvarcılık işlerinde ça-lıştırılıyorlardı. Esirlikten kurtuluş için, ken-di aralarında anlaşabilecekleri bazı işaretler oluşturmuşlar ve gizli olarak bir araya geldik-leri bir örgüt kurmuşlar. Masonluğun kelime mânası da duvar işçiliği demektir. Babil'de yetmiş yıl esir yaşayan Yahudiler, eski İran hükümdarı Keyhüsrev'in Babil'i zapt etmesi (M. Ö 539) ve kendilerini serbest bırakması = üzerine ülkelerine dönme imkânına kavuşa-bilmişlerdir. Masonluğun kuruluşu ile ilgili, bir başka açıklama şudur: Büyük İskender'in - Anadolu'ya geçmesi (M. Ö 334) ve Suriye ile Mısırı hakimiyeti altına almasından (M. Ö 333) sonra başlayan dönemde, Filistin dışına Yahudi göçleri oldu. Daha sonra Romalılar'ın hakimiyeti döneminde, Kudüs'teki kutsal Musevî mâbedinin (Süleyman mâbedi) ikinci defa yıkılışından sonra başlayan yeni göçlerle Yahudiler Afrika, Avrupa ve Asya'ya dağıldı-lar. Gittikleri yerlerde azınlıklar halinde yaşa-maya başlamaları soncu, dinî ve milli kimlik-lerini koruyabilmek, devam ettirebilmek ve birbirlerinden kopmamak için masonluk şek-linde gizli bir örgüt kurmuşlar. Bu rivayetler, yazılı belgelere dayanmadığı için güvenilir olmasa da, şu bir gerçek ki, dünya masonluk örgütü içinde Yahudi'ler ön safta, etkili ve öncü bir yer almışlardır.
Masonluk, son üç yüz yılda İngiltere, Fransa ve Almanya başta olmak üzere, Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde ve Amerika'da gittikçe güç-lenmiştir. Her ülkede çeşitli üst derecede dev-let adamları, zenginler, ilim ve fikir adamları,
M
6
YanıtlaSilM
masonluk
edebiyat ve sanat adamları masonluğa alına rak masonluğun toplumda etkili bir rol oyna masına çalışılmaktadır. Başta Fransız ihtiläli (devrimi) ve Rusya'daki komünist devrimi ve değişik ülkelerdeki devrimler, masonlardan geniş ölçüde destek görmüştür. Yahudilik, Si-yonizm ve masonluk faaliyetleri, zamanla iç içe geçmiştir. Esasen masonlukta kullanılan bir çok semboller, işaretler, şekiller, terimler Yahudi kaynaklıdır. Pergel, gönye, tapınak sütunları, yedi kollu şamdan, ayağa kalkmış aslan, altı köşeli yıldız, peştamal (önlük), çe-kiç, tokmak gibi. Bunlara Hristiyan kaynaklı bazı semboller ve şekiller de eklenmiştir. Işık yayan üçgen ve üçgen içinde göz gibi. Bu sem-bollerin bir kısmı A. B. D. nin parası olan do-larda da vardır
Zamanımızda masonluk, her ülkede siyaseti, ekonomiyi, kültür ve sanat hayatını kontrol altına almak; din hayatını, hümanizm doğ-rultusunda yorumlamalara konu yapmak ve aslından uzaklaştırıp yozlaştırmak; toplum hayatını, medenî (uygar) ve çağdaş hayat adı altında maddeci, bencil ve zevk düşkünlüğü (hedonizm) şekline dönüştürmek ve bu yolla daha kolay emellerine ålet etmek amacına yö-nelmiştir. Bunun için etkili şahsiyetleri, basın ve yayın organlarını, sivil toplum kuruluşlarını bulup kullanmaktadır. Masonluğun iç yüzünü bilmeden "hürriyet", "eşitlik", "adalet", "kar-deşlik" gibi sloganların etkisiyle bu teşkilata veya bunun yan kuruluşlarına (Liyons, Rotari gibi) girmiş, farkında olmadan masonluğun gizli emelleri için kullanılmış olanlardan bazı-ları, sonradan bunun farkına vararak bu teşki-lattan ayrıldıkları olmuştur ve olmaktadır. Bu cesareti gösterenler, masonluktan ayrılmakla başlarına gelecek tehlikeleri de göze almakta-dırlar.
Masonluk; sözde "hürriyet", "eşitlik", "ada-let", "kardeşlik" gibi sloganları öne çıkarır, fakat sadece güven duydukları bazı üyelerine mevki, makam, şöhret ve kazanç kapıları-nı açar; bu kapıları, kendi emellerine hizmet etmeyenlere sımsıkı kapalı tutar. Hatta ken-dilerine karşı olanlara, güçleri yeterse, hayat hakkı bile tanımaz. Son tahlilde masonluğun, doğrudan veya dolaylı şekilde Yahudi emel-lerine ve Siyonizme hizmet eden bir teşkilat olduğu anlaşılmaktadır. Çok insanî gibi gö-rünen "hürriyet", "eşitlik", "adalet", "kardeş-lik" sloganları, çeşitli ülkelerde azınlık olarak
08
YanıtlaSilmasonluk
yaşayan Yahudilerin ekonomik, siyasi, sonyal yerlere gelebilmeleri için savundukları birer alanlarda engele uğramamaları ve istedikleri gunda bu ilkeler, masonların etkili olduğu araç gibidir. Müslümanlar söz konusu oldu örgütleri içinde bile ayırımcılık vardır. Mason çevrelerde ve alanlarda geçerli olamaz. Kendi bazı sırların paylaşımında da bu ilkeler geçer luğun üyeler arasındaki derecelenmede ve gizli sizdir. Bazı masonluk dereceleri ile bazı sırlar Dünya siyasetinde de hiçbir mason; Siyonizm, Yahudi üyelere açıktır, diğerlerine kapalıdır. İsrail Devleti ve Yahudilerin aleyhinde olabile cek bir gerçeği savunamaz ve söyleyemez. Bir mason her fırsatta, Yahudi, Siyonizm ve İsrail aleyhtarlığını (antisemitizm) kırmaya ve lehte kamuoyu oluşturmaya çalışmak mecburiye tindedir. Dikkat çekici bir husus da şudur ki, Batı dünyasında Yahudi alehtarlığı kanunen millete tanınmamıştır. Filistin'in silah zoru ile vasaklanmıştır ve böyle bir ayrıcalık başka bir isgali ve Müslüman halkın sistematik bir şekil de soykırıma tabi tutulması karşısında dünya masonluğu ses çıkarmamış, aksine İsraile tür lü siyasî ve malî desteği sağlamıştır.
Hümanizm, eşitlik, kardeşlik, hürriyet ve hoşgörü gibi değerler; Siyonizm, Yahudilik ve masonluk eleyhinde bir durum söz konusu olursa gündeme gelmez. Dikkate değer bir husus da şudur ki masonluk, Yahudi toplu-mu hariç, diğer toplumların ailevi, milli ve dinî değerleri bozucu ve yozlaştırıcı bütün hareketleri, siyasetleri, düşünceleri destek-ler. Zira bu değerler, masonluğun dünya gö rüşüne ters düşer. Onlara göre din, millet, vatan, milli ahlâk, örf ve âdet gibi kavramlar ve değerler bölücü kavramlar ve değerlerdir. Hür düşünceye de engeldir. Yeri geldikçe, meselâ, her ne kadar "İlah" inancına karşı olmadıklarını söyleyen bazı masonlar varsa da, bu masonların red etmediği "İlah" anla-yışı, semavî dinlerin bildirdiği "İlah" anlayışı değildir. Masonluk içindeki bu kesimin İlah anlayışı; gönderilmiş kutsal kitabı, peygam-berleri, emir ve yasakları, âhireti, cenneti ve cehennemi olmayan bir İlah anlayışıdır. Ona "İlah" yerine "tabiat" veya "tabiat kanunları denebilir. O, yoktan var etmez, cünkü ma-sonluğun felsefesinde madde ezelidir ve İlah lozofu, Platon (Eflatun)'un dediği gibi, "Kai-maddeye sekil veren prensiptir. Eski çağ fi-natın Mimarı"dır, ustasıdır, Demiurgos'tur; maddenin yaratıcısı değildir. İnsan hayatına
609
YanıtlaSilmasraf
karışmaz. İnsanı yaratıp kendi haline birak-mıştır. Bu, insanın hür olması demektir. Böy-masonluğun felsefesinde bir ve aynı şeydir. le bir metafizik İlah anlayışı semavi dinleri dışlar. Sonuçta kâinat, tabiat, madde ve Ilah. düşünceler, toplantılarında veya yayınların-Buna uymayan din anlayışı kabul görmez. Bu da dile getirilmektedir
Bizde masonluk Batı'dan ithal edilen bir hare-kettir. Masonluk, 18 yy. dan itibaren Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşayan Müslüman ol-mayan azınlıklar arasında örgütlendi. 19. yy. da ise, Avrupa'da öğrenim görmüş Türk veya Müslüman kimseler arasında, özellikle Jön-türkler ve İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri arasında itibar gördü ve tutundu. Siyasetin içine girerek siyaseti yönlendirmeye başladı. Cumhuriyet döneminde daha çok yaygınlık kazandı ve çeşitli çevrelerde taraftarlar bul-du. M.Kemal, getirdiği rejimin ve yaptığı in-kalabların masonluğa ihtiyaç bırakmadığı ge-rekçesiyle mason derneklerini kapattı (1935). Ölümünden on sene sonra mason dernekleri tekrar açıldı (1948)
Masonluğun idealinde yer alan tek bir dün-ya devleti ve dünya vatandaşlığı düşüncesi din, millet vatan gibi insanî ve kutsal değeri dışlamaktadır. Dinin dışlanması, lâiklik ilke-si dolayısıyla dinin sadece devlet ve siyaset dışında kalması değildir, toplum hayatından dışlanmasıdır. Masonlukta bu, insanın hür olması, özgürleşmesi anlamına gelir. Ma-sonluğun bütün çabalarına rağmen insanlık dünyasında hak dini arama ve dine dönüş hareketleri gittikçe güç kazanmaktadır. Öyle görünüyor ki gelecekte, insanın dinî, ahlâkî ve mânevî ihtiyacına cevap veremeyen mad-deci ve inkârcı görüşler ve akımlar gibi, batıl veya bozulmuş dinler gibi, masonluğun da devri sona erecek ve sonunda insanlık dün-yası aradığı huzuru, barışı ve mutluluğu hak din olan İslâmiyette bulacaktır. İnşaallah. (bk. farmasonluk)
masraf مصرف : .harcama 2.gider
masrafli مصرفی :: .comasraf gerektiren 2.pahalı
masruf 1: مصروف.sarf edilmiş, kullanılmış 2. yönelik, yöneltilmiş, çevrilmiş, döndürül-müş
nen şey 2.hakkında masraf yapılan şey masrufu lehمصروف : .hakkında söz söyle-
58
YanıtlaSilfarz-ül kifaye
(bak. farmasonluk)
farmasonluk فارما صوتلك : masonluk dinsizlik; hürriyet, eşitlik, ilericilik ve çağdaşlık gibi parlak sözlerle insanları aldatarak dinsiz bir toplum meydana getirmeyi hedef alan, bu yolda toplumda etkili bazı çevreleri ve bir kı-sım basın ve yayın kuruluşlarını vasıta olarak kullanan, milletler arası, kökü dışarda, yıkıcı, bozguncu gizli akım
Fars فارس : İranlı İran toplumu
Farsça فارسجه : İran dili
fart : ifrat aşırılık, aşırı
fart-1 merbutiyet فرط مربوطیت : aşırı bağlılık
fart-ı muhabbet فرط محبت : aşırı sevgi
fart-ı şefkat فرط شفقت : aşırı şefkat aşırı acıma ve koruma duygusu
fart-1 zekâ فرط ذكاء : aşırı zek, çok üstün zekâ
faruk فاروق : haklıyı ve haksızı, doğru olanla yanlış olanı ayıran 2.Hz. Peygamber (a.s.m.) tarafından Hz. Ömer'e (r.a.), İslâmiyeti kabu-lu vesilesiyle vermiş olduğu ad
Fâruk-u A'zam (ra(فاروق اعظم : haklılık ve hak sızlığın, doğruluk ve yanlışlığın büyük ayırı-cısı, Hz. Ömer (r.a.)
Faruki فاروقی Hz. Ömer'in (Ömer-ül Faruk( soyundan gelen ve onun doğruluk ile yan-lışlığı ayırt etmedeki titizlik yolunu izleyen İmam-ı Rabbanî'ye verilen diğer bir ad
farz 1: فرض.Allah'ın (c.c.) kesin emri 2.zorunlu görev 3.var sayma, kabul etme
farz-i adem فرض عدم : bir şeyin yokluğunu ka-bul etme, bir şeyi yok sayma
farz-ı ayn فرض عین : sorumluluk taşıyan herke-sin yerine getirmesi şart olan farz. (Allah'ın c.c. kesin emri)
farz-ı kifaye فرض کفایه : sorumluluk taşıyan bir lnum müslümanlarca yerine getirilmesi ha-
ESERİ TAKDİM
YanıtlaSilMAÇON. Bu eser «LA DICTATURE DE LA FRANC NERIE SUR LA FRANCE DOCUMENTS ismiyle negre. dilen Fransızca aslından tercüme edilmiştir.
dir. Fransızca aslını neşreden değerli kişi A. G. MICHEL>
Bu eserin en büyük hususiyeti yazarının hiç bir ilavesi olmadan, sadece vesikalardan meydana getirilmiş olması-dır, Her cümlesi Mason localarının içtimalarından ahn. mıştır ve hangi içtimada ve nerede, hangi gün ve tarihte olmuş ise bu belirtilmiştir,
Bu vesikaları tam dokuz kişilik bir heyet ele geçirerek bir araya getirmiştir. Bu dokuz kişilik heyette, Generaller, milletvekilleri, rahipler ve gazete drektörleri vardır,
Derleyenlerin şahsiyetlerinden ve vesikaların çarpıcı lığından dolayı neşredildiği zaman Fransa'da kıyametler kopmuştur. Bütün Fransız vatanperverlerini ayağa kaldıran bu eserde neler vardı acaba?
Bütün milletlerin Mason Diktatörlüğü altına alınması. nın planları vardı bu vesikalarda,
Masonların insaniyetçi olduğu söylendiği halde, ne ka dar vahşice ifna ve yoketme metotları olduğunu gösteriyor. du bu kitap.
Masonların hiç bir inanca, milletlerin siyasi yapılarına
-11
ve iç işlerine karışmadığı yalanını bir bir ortaya çıkarı. yordu,
YanıtlaSilHiç bir insana ve zümreye düşman olmadıkları iddiası. min palavra olduğunu ortaya koyuyordu.
Kendi gayelerine hizmet etmeyen milletlere, şahsiyetlere ve idealler ne kadar korkunç bir kinle saldırdıklarını anla-hyordu bu eser,
va. Kendi kahrolası varlıklarını tehdit eden ne kadar tamperver varsa, onları nasıl yok edeceklerini gösteriyordu bu kitab,
Diktatörlüklerini engelleyecek, insanlığı bu korkunç ga. yeli tarikatın götüreceği acıklı akibete mani olacak kuru. luş ve fikir hareketlerini ne şekilde boğacağı ve insanlığı tutanaksız bırakarak nasıl eriteceği izah ediliyordu bu ki tabda,
Masonlarım bütün dünyadaki biraderleriyle nasıl irtibat h bulunduğunu ve bütün milletleri bir ağ gibi nasıl sardık. larım ispathyordu. Bir masonun dünyanın öbür ucundaki masona nasıl bağlı olduğunu ve bu bağlılığın milletlere ne. ler hazırladığımı açıklıyordu.
Taa 1920 lerde Avrupa Ortak Pazarının neden dolayı planlandığını, bu tarikatın içtimalarında nasıl karara alın-dığını anlatıyordu.
Bu tarikatın büyükler seviyesindeki içtimalarında suni sağ sol cephelere ayrılarak bütün milletlerin içine nasıl nifak sokulacağının ve iç savaşlara sürükleneceğinin karта ra bağlandığını belirtiyordu.
Din kavramını ortadan kaldırmak için ne gibi plân-lar tesbit edildiğini gösteriyordu.
Läiklik prensibinin bütün dünya milletlerine kabul et tirilmeye çalışılacağını ve bu prensibin ne için kullanıla-cağını gösteriyordu bu eser
Milletlerdeki bütün milli vasıfların nasıl yok edilece-ğini, kozmopolit tipler meydana getirilerek milletleri na.
12
sıl Yahudi siyonizminin emrine vereceğini planlayan içti-maları dile getiriyordu bu kitap.
YanıtlaSilMilletleri idare eden idarî ve iktisadi güçleri ne tarz. da ele geçireceklerini planlayan bu tarikatın bütün bu planlarını gözler önüne seriyordu,
Bütün dünya üzerindeki madenleri ellerine geçirme. ye karar verdiklerini ve bunu da tahakkuk ettirdiklerini bu eser, gözleri faltaşı ederek gösteriyordu,
Milletlerin içinde yetişen ve yetişecek olan vatanper-ver düşünürleri nasıl avıyacaklarını veya avladıklarını gösteriyordu. Bütün seçme beyinleri nasıl kullandıklarını ve kendi gayelerine nasıl alet ettiklerini anlatıyordu,
Muazzam bir iktisadi güç temsil ettiklerini, müthiş bir gizlilik içinde işlerini yürüttüklerini ve bu şekilde bütün dünyaya diktatörlüklerini kabul ettirdiğini anlatıyordu eser. deki vesikalar.
bu Büyük vatanperverlerin ve gerçek düşünürlerin neden dolayı bu teşkilata mani olamadıklarını anlatıyor ve teşkilata neden dolayı boyun eğildiğini dile getiriyordu,
Bu eser gösteriyordu ki, bir insan ne kadar büyük ya-ratılışlı olursa olsun, hangi kaabiliyetlerin sahibi bulunursa bulunsun, şayet bu korkunç teşkilata bağlı değilse, yüksele. mez, hiç bir makam ve mansıb sahibi olamaz.
Yine bu kitabda görülüyordu ki, bu gizli tarikata bağla-nan her kişi, dünyanın en ebleh adamı da olsa büyüyor ve her türlü kudret içinde yüzüyordu.
Fakat bu teşkilâta bağlanmayan, hatta bağlanmamak bir yana, bu teşkilatın insanlık için ne korkunç bir akibet hazırladığını görerek mücadele eden, etmeye teşebbüs eden şahsiyetler ne yaparsa yapsın, ne kadar büyük kaabili. yetler sahibi bulunursa bulunsun sesini duyuramaz, hiç bir makam ve mansıb elde edemez ve her türlü imkânsızlar içinde eriyip gider.
Şayet bu teşkilāta karşı olan kişiler içinde, mali imkânı
13
ve çok üstün yetenekleri olan kıymetler çıkarsa, onları da vücutlarını ortadan kaldırarak yok etmeye baktıklarını an. latıyordu bu eser.
YanıtlaSilBu teşkilat bütün yeryüzünü idare eden resmi teşkilat-lar sınıfına girmiştir artık.
Öyle ki, bu teşkilata taarruz etmek, oyunlarını bozma. ya çalışmak, dünyayı idare eden sistemlere taarruz etmekle eşit değerde sayılmaktadır. Kendi gayelerine ulaşmak için buldukları bütün sloganlar, bu sloganların sistemleri artık dokunulmaz birer tabu olarak milletlerin başının üzerinde durmaktadır.
Şu anda insanların arkasından koşturulduğu ne kadar sistem varsa, hepsi bu korkunç tarikatı hedefine götürecek birer alettirler, Böyle olmasına rağmen, bu sistemlerden her-hangi birine taarruz etmek, bizzat kanunlara karşı gelmek gibi mütalåa edildiğinden, bu taaruzu yapan kişiler kanu-nun sert pençesine havale edilerek yok edilir. Milletler de gözleri önünde cereyan eden bu hadiseyi alkışlar. Bilmez ki, kanunun pençesinde yok edilen o kişi kendi varlığı, ken-di hayatının bakası için kendisini yok etmiştir.
Bilmez ki, vatanperverleri mahkûm eden kanunlar, ken-di varlıklarını mahkûm ederek dünyayı eline geçirmeye çalışan Beynelmilel Yahudi Teşkilatı Siyonizmin en büyük aleti olan Masonlara yardım eden kanunlardır,
Hatta bir şey bilmeyen mazlum halk kitlelerine kendi-lerini kurtarmak için ortaya atılan büyük insanları bizzat yok ettirirler. Bütün insanlara bu hareketleri de alkışlattı. rırlar.
Onun için her türlü tehlikeyi göze almadan, bu korkunç teşkilatın karşısına dikilmek mümkün değildir. Bu sebeble de evladı ayal derdine düşen mücadele adamları bu korkunç teşkilatın gayelerini bildiği halde mücadele etmekten kor-kuyor ve bilgilerini kendileriyle birlikte mezara götürmeyi tereih ediyor.
Bu korkunç Yahudi tarikatının bütün oyunlarını göster. meye çalışanlar çıkmıştır, çıkmıştır ama, herşeyini de kay-
14
betmiştir. Çoluğu çocuğu elinden alınmış, karısı kızı sokak. lara düşürülmüş, kendisi aç ve sefil bırakılarak insanların alaylarına hedef edilmiştir. Bütün bu felaketleri göze alma dan bu tarikat hakkında söz etmek mümkün değildir, Ya. hut da tam bir serdengeçti olmak lazımdır,
YanıtlaSilBu teşkilatla mücadele etmek isteyen kahramanlar, bü. tün bu tehlikeleri göze almalıdırlar,
İşte bu eser bütün bunları anlatmakta ve milletlerin gözlerini açmaya çalışmaktadır.
Bu kitaba «Mason Sözlüğü diye bir bölüm ilave ettik. Bu sözlük dünyanın en büyük Masonlarından biri tarafın-dan kaleme alınmıştır, Sözlüğü hazırlayan halis kan bir Yahudidir,
Bu lugat, masonların bütün işaretlerini, kullandığı keli-melerin ne manalara geldiğini, istilahların altında neler yntmakta olduğunu bir bir göstermektedir. Masonların sır-larına ışık tutacak olan bu lugat göstermektedir ki, mason teşkilatı beynelmilel Siyonizmin bir aletidir.
Bu lugat göstermektedir ki, masonluk, Yahudi tasav. vufu Kabalizmin tatbikatıdır ve siyonizmi hedefine götü ren bir Yahudi teşkilatıdır.
Bu lugatta görülüyor ki masonluk, kendilerine göre an-lattıkları Hazreti İdris'e kadar dayandırılmaktadır,
Taa o zamandan bu yana masonluk teşkilatının fonk-siyonunu icra eden teşkilatlar daima vardır,
Fakat daha evvelki teşkilatlar, zamana, zemine ve şart. lara göre isimler alarak zamanımıza kadar gelmişler ve nihai gayelere ulaştıracak masonluğa kalbolmuşlardır.
Okuyuculardan ricamız, bu lugatı çok dikkatlice oku. sunlar. Çünkü mason teşkilatının bütün gizliliği bu lugatı anlamakla açığa çıkacaktır.
Bu tarikatın bizim memleketteki durumuna alt bir iki şey söylemek yerinde olacaktır,
Memleketimizde kurulduğu zamanlar, bu kuruluşlarda
15
14 ve 18, dereceden başlamaktadırlar) ve Padişahlar, prensler, paşalar, tarikat şeyleri (ki, bilhassa mevlevi ve bektaşiler bu teşkilata girdikleri zaman derhal beyzade-ler bulunmakta idi. İmparatorluğun yıkılışında da baş rolü oynanmışlardı. Bu masonların listesini kitabın arkasına ila-ve ettik, Loca ve mahfil kurucularının tam listesini verme. ye çalıştık,
YanıtlaSilBu durum ta Mustafa Kemal'in zamanına kadar böy. lece gelişe gelişe yürüdü, Fakat bildiğimiz kadarıyla Mus-tafa Kemal tarafından kökü dışarıda bir teşkilat kurula. nuyacağı hakkında kanun çıkartılarak mason locaları ka-patıldı, Çünkü besbelliydi ki, bu teşkilatın kökü dışarıda idi, Fakat Mustafa Kemal vefat ettikten sonra bu kanun kaldırılmadığı halde Mason locaları tekrar açıldı. Mustafa Kemal devrinde gizlice yürüttükleri faaliyetlerini gene açık. ca yürütmeye başladılar. Mustafa Kemal'i en çok istismar edenler bu tarikatın mensuplarıdır, Halbuki, kendilerine en büyük darbeyi vurmaya çalışan bir insan fa Kemal'i hiç sevmemeleri lâzım gelen de bu tarikat men-olarak Musta. suplarıdır.
Mason locaları hakkında bazı rivayetler neticede bu teş-kilättan milletin nefret etmesini temin etti. Bu bizde oldu. ğu gibi bütün dünyada da böyledir.
İşte bu sebeblerden ötürü Mason teşkilatının faaliyet. lerini örtmek, onu saklamak için bu teşkilata bağlı başka beynelmilel teşkilatlar ihdas edildi, (Rotary ve Lions kulüb-leri gibi).
Bu kulüblerin de kökü dışarıda olmasına rağmen, kökü dışarıda bir teşkilatı yasaklayan kanun maddesi bulunma-sına rağmen bu kulübler hükümet kararnamelerinin müsaa. desi ile memleketimizde de kurulmuştur.
Mesela, Lions Kulübü, şu anda halkçılık şampiyonu, ik tisadi ve sair bağımsızlıklar havarisi olan CHP. Genel Baş-kamı Bülent Ecevit'in Çalışma Bakanı olarak üyesi bulun. duğu hükümet kararnamesiyle kurulmuştur. Resmi gaze-tede neşredilen bu kararnamenin klişesini bu kitabda göre. ceksiniz.
16-
Demek ki. bu teşkilatın kuvveti nasıl bir kuvvetse, ka. nunu bizzat hükümet üyelerine çiğnetiyor ve kendisini ba şekilde zorla kabul ettiriyor.
YanıtlaSilHalbuki ise, Ecevit «Alt yapı» haklarını savunmakta. dır. Bu kökü dışarıdaki örgütler ise, «Üst yapı yı, hemde beynelmilel bir mahiytte temsil etmektedir. Öyleyse, Ana-dolu halkının kendisi olan «Alt yapı» taraflısı olmak, en azından dış köklü bu örgütleri geldikleri yerlere sürmekle mümkün olacaktır.
Masonların dinsiz olmadıkları kasıtlı bir şekilde rivayet edilmektedir.
Eserin bütününde bu iddianın ne korkunç bir yalan olduğunu zaten anlayacaksınız,
Şayet kendi aralarında tertib ettiği konferanslarını din.
leseniz ve bu konferansların teksirlerini okusanız tüyleriniz diken diken olur.
Kur'ana ve peygambere yapılan taarruzların menşeini ayan beyan görürsünüz.
Burada masonların islâmiyet hakkında nasıl bir kanaat sahibi olduklarını göstermek için Demirel'in Bilgi locasının bir bülteninden parça iktibas ederek sözü bağlamaya baka-Im...
Şöyle diyor bültende:
<<Kitlede islâm medeniyetinden kalma ve onu tekrar o medeniyete bağlamaya saî gizli kuvvetler mevcuttur, Bu-nun mevcudiyetini kabul etmekten korkmamak lâzım ve onu ezecek tedbirler düşünmek ve tatbik etmek zaruridir. Aksi halde bu gizli kuvvet Garb medeniyetine intibak tempomuzu gevşeterek bu yoldaki gayretlerimizi firenliyebilir.
Alınacak tedbirlerin neticesini vermesi biraz uzun müd dete ihtiyaç gösterse de intibahı köklü ve verimli olmasını
17
F:2
sağlayacağı için vakit kaybetmeden fiiliyata geçmek lazım dır, (Rıza Berke, Bilgi Locası Neşriyatı: No: 1, 1960)
YanıtlaSilGörülüyor ki, bu sözlerde taarruz edilen ne yobaz, ne de mürteci, Ne saltanatçı, ne şeriatçı, ne teokrat ve ne do Ümmetçidir, Burada taarruz doğrudan doğruya islâm mede-nlyetine yapılmaktadır. Hem de apaçık bir şekilde, Elbet-te bu sözlerin millet eline geçeceğini hesaba katmadan, ken-di aralarında sarfedilmiş sözler olduğunu söylemeye gerek yok.
Millet huzurunda yaptıkları iş ise, islam medeniyeti yerine, mürteci, yobaz, teokrat, hilafetçi, şeriatçı; saltanat-çı iddialarını kullanmaktır. Bunları nasıl olsa kanun dışı haline getirmişlerdir. Daha henüz İslâm medeniyeti sözcü. ğünü kanuni suç haline getirmemişlerdir. Bunu getirmeme. yi bir kurnazlık saymaktadırlar,
Yukarıdaki taarruzu reddedecek olanlar çıkarsa, onu mahkûm etmenin gerekçesi de cümlenin içinde mündemiç-dir. Kim İslâm medeniyetini temsil etmeye kalkışırsa, onu Garb medeniyeti düşmanı olarak ilan etmesi için, <Garb medeniyetine ulaşmamızı engelleyebilir demektedir,
Böylece, müslüman bu fikre itiraz ettiği takdirde suçlu duruma düşürülecek. Çünkü, Garbeılık bir doğma haline ge tirilmiştir. Bu tabuya dokunan herkes ezilir,
Fakat bu locanın devlete oynayan adamları icab etti. ği zaman ağızlarını doldura doldura Cenab-ı Hak'dan, Ce-nabı Allah'dan bahsederek milleti kandırmaya bakmakta bir beis görmezler, Görmezler çünkü, bu adamların kafa sındaki Cenab-ı Hak ve Cenab-ı Allahın ne mânaya geldi-ğini kimse bilmez sanıyorlar.. Lugatı okuyanlar bunların ne mânaya geldiğini öğreneceklerdir.
Kitabın en son kısmına dünyanın ve memleketimizin en eskiden itibaren büyük masonların listesini ilave ettik.
Bu isimleri ve bilhassa mevkilerini gören memleket ev-ladı bedbinliğe düşebilir.
18
Fakat böyle bir hale mahal yoktur, Bis millet olarak, bisi mithet eden değerfor etrafında sımsıkı birleşirsek, kor kune bir teşkilat olmasına rağmen hayat halda bulamaya. rak memlekettubaden kendi kendine kaybolur gider,
YanıtlaSilYeter ki, milletleri esaretleri altına almanın gayeleri-at, bu gayeye ulaşmak için kullandıkları metodu tylee kav. rayahm. Bu kavrama onların sonu demektir,
Türk milleti taşıdığı vasıfların yüksekliği ile, bu teş kilatı mutlaka ölüme mahkûm edecektir, Canımı, ruhunu, fikelut ve cobini bu teşkilatın ellerinden kurtaracaktır,
Türk milleti kendisini yok etmeye çalışanları teşhis edete kadar belki aldatılabilir ama, ya bir de teşhis ederse ne yapar, bunun bütün tarih şahididir,
Korkmayım, Türk milletini üstün kılan vasıflara tylce sardarak birleşin, Göreceksiniz ki, kökü dışarıda olan hie bir teşkilat memleketimizde barmanmıyacaktır,
IHYA YAYINLARI
19
A. G. Michel
YanıtlaSilMason Diktatörlüğü
Fransızcadan Çeviren: ESKİ BİR SEFİR
İHYA YAYINLARI
LE COMITÉ D'INITIATIVE
YanıtlaSilGénéral DE CURIÈRES DE CASTELNAU;
Abbé BERGEY, député de la Gironde;
LOUIS GUIBAL;
Comte JEAN DE LEUSSE;
JACQUES MARCELLOT;
DE OBERKIRCH, député du Bas-Rhin;
ANTOINE REDIER, directeur de la Revue Française.
HENRY REVERDY;
Comte EDOUARD DE WARREN, député de Meurthe-
et-Moselle.
A.-G. MICHEL
YanıtlaSilLA DICTATURE DE LA FRANC-MAÇONNERIE
SUR LA FRANCE
Documents
EDITIONS SPES
17, rue Soufflot, 17 PARIS (V)
ESERİN ORJİNALİ
YanıtlaSilAG MED
LA DICTATURE
MLA
FRANC-MAÇONNERIE
SUR LA FRANCE
Documents
BESTRONA SPES
17
ESERİN VESİKALARINI TOPLAYAN FRANSIZ HEYETİ
LE COMITÉ D'INITIATIVE
Général os CURIERES O CASTELNAU
Abbé BERGEY, député de la Gironde;
Lous GUIBAL
Comte JIAN DE LEUSSU
JACQUES MARCELLOT:
DOBERKIRCH, député du Bas-Rhin;
Anton REDIER, directeur de la Revue Franjatie
HINAY REVERDY
Comte Lovato te WARREN, député de Meurthe-
et-Moselle
Isteme Adresi:
P.K. 321 Sirkeci
FIATI: 15 LIRA
٢٢
YanıtlaSilسوره نقره (٢٦-٢٧)
اشارات الولو
کند سندن ذاها قبله اولان (المؤمنون ) كلم منه بدل ، (الَّذِينَ آمَنُوا ) (فيلمى، اونك ممن اول يعني ايران اعان سالم ولد يعنه وكذا منه اونك من ولد يعنى باعك علان ولد يفنه اثار تدر.
بلاغت نقطه نظرندن مقام ذها مناسب اولان ( انه البليغ ) جمل من ترجحا أنه الحق وغرامي ونارك عتراضا عنده قصد اند کاری چون تجربه اشار ندر جونكه او زارك مقصد لرى الله ولد في نفي المكور أنه التي مات و میله ها ندارد دارد که تقی ام باران استحان الدين بالكز ( بعوضه) عثر ليدر. بعوضتك غربی و بعوضه دن دها مى عبد اردن خالی اولسه باله، بلاغتجر بعوهناك برینی و تا ماز. چونکه یا از عبدالر در سالم اولیه
كماله دليل اولا مان.
( من ربهو ) و تمثيلك بالندن نازل اولديغنی افاده لين بوقيد، او اكر اعتراض الرينه هدف انجاز ايتد كاري او تثير الك نزولى اولديفنه اشار تدر.
وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا) بو (اما ) اولکی (اما) کی ما قبل ہندہ کی اجمالی تفصیل ایتمکی، تحقیق و تأکیدی افاده الديور (الَّذِينَ كَفَرُوا ) نك (الْكَافِرُونَ ) كلم من ترجيحاً ذکر اید یامی، او نارك بو انظاری قلب ارزنده رسوخ پیدا ایدین کفر د نه نشست ایتدیکند و او کفر اوناری بینه کفره کوتور دیگنه اشار تدر.
اولکی جملہ الردہ کی (يَعْلَمُونَ ) نك مطابقتى الجون بوداده ( فَلَا يَعْلَمُونَ ) دينيا مى مناسب ايكن، اونك بریند ذكر ايد يان ( فَيَقُولُونَ) ايجاز واختصار ايجون مقدر اولان حالله دن کنایه در تقدیر کلام: (کفری اولان آدم حقیقتی بی امز تردده دوش انظاره کیرد. استفهام شکلنده استحقار ايدر. حقير كورور.) وكذا، كند يارى خلالنده اولد قاری کی آغیز لر یار ده خلقی ضلالته سور و کله د کارینه
اشار ندر
( يُضِلُّ بِهِ كَثيراً وَ يَهْدِي بِهِ كَثيراً ) بو جمله دن اولكي جمله ده ( الذين أمنوا) مقدم اولدیفنه نظر بوراده او مناسب اولان ( تهدي به ) نك تقدیمی لازم ايكه، ( يضل به) تقديم الد یا مشور. چونکه بو کلامه من مقصد، انظر اید نارن اعتراض ارینی روایت مکدر بولا بناء (يضل به) کسب اهمیت ایند گنده تقديم حقنی قران شد.
بعوضه
YanıtlaSilBanda: Sivrisinek
بلانت Belagat: Håle uygun söz söyleme
عالي
Hali: Bos
حضر
Hasr: Mahsús kılma
إيجاز İcaz: Az sözle çok şey an-latma
اجمال
İcmal: Özetleme
اختصار
İhtisar: Kısa tutma
استفهام
İstiham: Suál, soru
انتحان
İstihsan: Beğenme
اعجاز
İttihaz: Edinme
كَسْبٍ أَهْتِيتُ
Kesb-i chemmiyet: Ehemmi-yet kazanma
كناية
Kinaye: Dolaylı anlatma
ماقبل
Makabl: Ondeki, geçmiş
مقدم
Mukaddem: Önce, evvel
مقدر
Mukadder: Zikredilmedi-ği halde sözün gelişinden anlaşılan
نازل
Nazil: İnen
نفى
Nefiy: İnkár
نَفْتَتْ
Neş'et: Ortaya çıkma
نزول
Nüzûl: İnme
رسوخ
Riisah: İlimde derinlik sahibi olma ve sağlamlık
سالة
Salim: Emniyetli olan, emin
تحقيق
lama Tahkik: Hakikatini vurgu-
تقبيح
Takbih: Kabahatli bulma
تقديم
Takdim: One geçirme
تأكيد
Te'kid: Kuvvetlendirme, sağlamlaştırıma
222 Mar, 28-37
YanıtlaSilKendisinden daha kısa olan kelimesine bedel, الدنا denilmesi, onun hak olduğunu bilmek iman sebebiyle olduğuna ve kezå yine onun hak olduğunu bilmek iman olduğuna işarettir. Beligat nokta-i nazarından makama daha münasib olan له الله cümlesine tercihen denilmes, onların itirazlarından kasdettikleri son neticeye işarettir. Çünki onların maksadları, Allah'dan olduğunu nefyetmektir. hakkaniyetin o temsile hasredilmesinden anlaşılıyor ki, takbih edilmeyen, istihsan edilen yalnız temsilidir. Baudamin gayrısı ve baûdadan daha iyisi ayıblardan hali olsa bile, belagatçe baûdanın yerını tutamaz Çünki yalnız ayıblardan sålim olmak, kemâle delil olamaz.
منتجة temsilin Rabblerinden nazil olduğunu ifade eden bu kayıd, onlar i'tirazlarına hedef ittiház ettikleri o temsilin nüzülü olduğuna işarettir.
وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا Bu ) آتَا( evvelki (ET) gibi makabille-rindeki icmâli tafsîl etmekle, tahkik ve te'kidi ifade ediyor. الَّذِينَ كَفَرُوا 'nun الكافرون kelimesine tercihen zikredilmesi, onların bu inkârı kalblerinde rüsûh peydâ eden küfürden neş'et ettiğine; ve o küfür, onları yine küfre götürdüğüne işarettir. Evvelki cümlelerdeki يَعْلَمُونَ 'nin mutabakatı için
burada فَلَا يَعْلَمُونَ denilmesi münasib iken, onun yerine
zikredilen فيقولون îcâz ve ihtisar için mukadder olan
hållerden kinâyedir. Takdîr-i kelâm: "Küfrü olan adam, hakikati bilmez. Tereddüde düşer. İnkâra girer. İstifhâm şeklinde istihkär eder. Hakir görür." Ve kezű kendileri dalâlette oldukları gibi, ağızlarıyla da halkı dalâlete sürüklediklerine işarettir.
Bu cümleden evvelki يُضِلُّ بِهِ كَثِيرًا وَ يَهْدِي بِهِ كَثِيرًا cümlede الذين أمنوا mukaddem olduğuna nazaran, burada ona münasib olan يَهْدِى به 'nin takdimi lazım iken, يضل بن takdim edilmiştir. Çünki bu kelâmdan maksad, inkâr edenlerin i'tirazlarını reddet-mektir. Buna binaen يعيل بن kesb-i ehemmiyet ettiğinden, takdîm hakkını kazanmıştır.
MAKALE İNSAN İSİMLERİ HAKKINDA
YanıtlaSilMillî ve mânevî kültürümüze uygun İslâm büyükleri ve millî kahramanlarımızın ismi verilen çocuklar, onları hatırlar ve on-lar gibi olmaya özenirler. Bir kimsenin Türk mü, Müslüman mı olduğu isminden anlaşılır. Peygamber efendimiz "Kötü ismi olan bunu güzel isme çevirsin!" buyurdular. Dini-mizin usullerine göre, doğan çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına ikâmet okunarak ismi verilir.
Çocuklara; Abdullah, Abdur-rahman, Muhammed, Ahmed... gibi isimleri koyanı Allahü teâlâ sever. Bu mübarek isimleri alay ederek bozmak, meselâ Meh-med'e "Memo", Hasan'a "Has-so", İbrahim'e "Ibo" demek bü-yük günahtır. (Tam İlmihâl)
Türkler, Peygamberimize olan muhabbet ve bağlılıklarından dolayı çocuklarına en çok Mu-hammed ismini veriyor. Edep ve hürmetten dolayı Muham-med, "Mehmed" olarak telaffuz ediliyor. Bu isimlerden başka, çocuklara, sahabelerinin isimleri; Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Hüseyin... diğer sahâ belerin, evliyaların isimleri ko-nulabilir. Türk devlet adamları ve kahramanları Tuğrul, Çağrı, Selçuk, Timur, Alparslan, Orhan
gibi isimler de verilebilir. Bazı kimseler de memleketle-
rindeki evliyâların isimlerini ko-yuyorlar. Bazan doğum zama-nına göre isim verilmektedir. Şa-ban, Ramazan, Berat, Abdül-kadir ismi çok konulmaktadır. Son senelerde; "Seyfeddin", "Nureddin" gibi pek çok ismin sonundaki "din" "tin"e çevrilince, kelimelerin sertleşmesinden baş-ka, mânâları da bozuldu.
1934'te çıkarılan kanunla da; Hacı, Hoca, Hafız, Zâde, Molla, Ağa, Paşa, Efendi, Bey, Beyefen-di, Hanım... gibi unvanların kul-lanılması yasaklandı.
Nüfus müdürlükleri, soyadı al-mak için gelen vatandaşlara çe-şitli zorluklar çıkarırlardı. Kendileri soyadları verirlerdi. Meselâ: Bö-cek, geyik, dana, tosun, koç, koyun, sülük, tavşan, tilki, ördek, taş, toprak, çamur, kavak... Ba-tılılaşmak için insanlara soyad-larıyla hitap edilmeye başlanıldı. Meselâ; Sayın Genel Müdür Ge-yik gibi... Genç muhabir, spiker ve sunucular; babası yaşındaki kimselere sadece soyadları ile hitap ediyor. Bu da Türk örf ve âdetine hiç uygun olmuyor. 2017 yılında çıkan kanunla isteyenlere, soyadlarını değiştirebilme imkânı verildi. Numan Aydoğan Ünal
Vürkiye 09.05.2021
Erkek: Hanefi - Kız: Hanife - Yemek: Şehriye Çorbası, Kabak dolması, Muhallebi.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilفَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَمَا سَأَلْتُكُمْ مِنْ أَجْرٍ انْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى اللَّهِ وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنَ
وائل عليهم لنا لوج با قال للريم يا الزوال كان كان علي مقامی والد كبرى بآيات الله فعلى الله توفت ناخواری وشركة دكم لم لا يسكن الرسام عليكم انه الراقي ان ولا المخزون . فإن توأنتم فما بالتعقد من ان إن أخرى إلا على الله وأمرت أن أكون من المسلمين . فكليوة فتحية ومن معة في المني ومنهم مدير والحرف الذين كانوا بآياتنا فانظر كيف كان بان المندرين لم يَعْلَنَا مِن بَعْدِم رُسُلًا إلى قومها ماري بالبينات فما كانوا المؤملوايت كلتوا به من قبل گفتند نت على قلوب المعتدين لم نعنا من بعدهم موسى بعي إلى فرعون وملابه بآياتنا فاستكبروا وكانوا فينا تخريين. فلما جاءَهم الحلى من علينا قالوا إن هذا البحر ميل . قال موسى القولون المحلي لنا جائكم البحر هذا ولا يفيد الشاجرون قالوا أجلك الأهلنا فما وجدنا عليه الله والكون لكما الكبرياء في الأرض وما عمل لكنه يتامين .
الْمُسْلِمِينَ .
" Eğer yüz çeviriyorsanız, sizden zaten hiçbir ücret istemedim. Benim ücretim, ancak Allah'a aittir. Bana Müslümanlardan olmam emredildi.
(Yūnus, 10/72)
Mushal sayfa no 216
Halinhk sayfa ner 11. cûz/5 sayfa
ECİR ALLAH TAN
BİLGI
Bu âyet, Nuh aleyhisselamın kavmiyle yaptığı konuşmadan bir kesit içerir. Nuh kavmi, Hz. Nuh'un tüm çabalarına rağmen yıllarca iman etmeye yanaşmadı. Onlar, inatçı ve zalim bir kavimdi. Halbuki Nuh (a.s.), onlara güzel güzel teb-liğde bulunuyor, nasihat ediyordu. Bunun karşılığında da herhangi bir ücret istemiyordu. Onlar ise hakikate kulak tıkamayı, inkârı ve Hz. Nuh'u yalan-lamayı tercih ediyorlardı. Allah (c.c.) onları en sonunda tufanda boğulmakla cezalandırmıştır.
MESAJ
1. Peygamberlerin tek beklentisi Allah'ın rızasını kazanmaktır.
2. Dünyevi ücretlerin, Allah'ın vereceği mükafat karşısında hiçbir değeri yoktur.
KELİME DAĞARCICI
Ecir: Manevi ve uhrevi karşılık, sevap; dünyevi bir hizmet karşılığında verilen @cret, para, bedel.
216
HAPIZ LAPZIN HAMILI MANANIN AMILA
YanıtlaSilفَقَالُوا عَلَى اللهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ ، وَنَحْنَا بِرَحْمَتِكَ مِنَ
الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ .
"Onlar da şöyle karşılık verdiler:
'Yalnız Allah'a dayanıp güvendik.
Rabbimiz! Bizi o zalimler için imtihan aracı kılmal Merhametinle bizi o inkârcılar güruhundan kurtar.'99
(Yūnus, 10/85-86)
وقال فرعون اللون يسال عالم عليم ملكا مان
الشعرة قال لهم موسى الكواما الكم ماكون قلنا القوا وان موسی ما میام به البحرين الله سهالة فى الله الاجماع على التليين رسل الله الحمل بالنادي لكرة الكرتون لنا من الموسى إلا ترية من خودم ن خوب من موالون وملاهم ما يمانهم فإذا فرعون العالي في الأرض ولاة لين التروين وقال موسى يا قوم ن كلم الملاكم بالله فعليه تولوا إن كلكم مسلمين .
تذاكر على الله و انارك والمتابعة التي الطاجين والبرلمان من القوم الكافرين وأوحينا إلى موسى واجده أن شورا لقوم كنا بنصر بُيُوتًا وَاجْعَلُوا بيونسكم بيلة وكيلوا الصلوة ونشر المؤمنين وقال موسى ربنا لاك البيت فرعون وملاء زينة والموالاً في الحيرة الدنيا ربنا اتصلوا عن سبيلات ربا الطيش على أَمْوَالِهِمْ وَالشدة على قلوبهم ولا يؤمنوا على بروا الْعَذَاب الأليم .
Mushaf sayfa nox 217
Hafızlık sayfa nor 11. cüz/4. sayfa
ALLAH'A GÜVENEN YALNIZ DEĞİLDİR.
BİLGİ
Bir önceki sayfada Hz. Nuh kıssasından bir bölüm geçmişti. Buradaki ayetler ise Músá (a.s.) kıssasından bir kesit sunmaktadır. Hz. Músá, Firavun gibi çok zalim bir adamın hakimiyetindeki Mısır'da peygamberlik vazifesine başlamıştı. Sadece bir avuç insan açıktan iman etmişti. Çünkü bu güvenlikleri açısından çok tehlikeliydi. Hz. Múså onlara Allah Teâla'ya güvenip dayanmalarını tembihledi. Onlar da ayette geçen karşılığı verdiler. Hakikaten de Allah onları yalnız bırak-madı. Hz. Músă ile ona iman edenleri mucizevi şekilde Firavun'dan kurtardı.
MESAJ
1. Allah'a güven, en büyük güç ve hazinedir.
2. Allah, kendisine güvenenlere muhakkak yardım eder.
KELİME DAĞARCIĞI
Tevekkül: Elinden geleni yaptıktan sonra Allah'a güvenmek.
Fitne: lyi ve kötü şeylerle deneme, karışıklık, fesat, bozgunculuk.
217
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilخاولی
قال قد أجيك غول فاسقينا ولا التجاري البين لا يعلشون وجنورة بنتي استراق البحر داني فرعون وجلودة بعب وعلو على اذا الشركة العربية الالي الفل وقد عضيت قبل وكنت من التقسيمين نار النياك ينديك لتكون لمن خلفك ايه والى من من الثاني عَنْ آيَاتِنَا لَغَافِلُونَ وَلَقَدْ يَوان بني اسراي منوا صدقي ورزقناهم من الطيبات فما اختلفوا على جاءَهم العلم إلى ربك يقضي بينهم يوم البيئة من كانوا فيه يختلفون فإن كنت في شالي منا الركن النهار المشكل الذين يقرون الكتاب من قبلك لقد جاءك الحل من ربك فلا تكونن من المشترين . ولا تكوين من الذين كذبوا بآيات الله فتكون من الخاسرين . إن الذين خلت عليهم كَلِمَتُ رَبِّكَ لا يُؤْمِنُونَ . ولو جاءتهم كل أية عَلَى يَرَوُا الْعَذَاب الأليم .
وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِ اللَّهِ فَتَكُونَ مِنَ الْخَاسِرِينَ .
"Asla Allah'ın âyetlerini yalan sayanlardan da olma, yoksa hüsrana düşenlerden olursunl
(Yūnus, 10/95)
Mushaf sayfa no: 218
Hafızlık sayfa no: 11. cüz/3. sayfa
KİMİN TARAFINDASIN?
BİLGİ
Kur'an-ı Kerim, ders ve ibret almamız için geçmiş peygamberlerin kıssalarını belli aralıklarla aktarır. Gerideki sayfalarda Hz. Nuh ve Hz. Müsá kıssaların-dan kesitler sunduktan sonra Allah (c.c.) bu ayette Hz. Peygamber'in şahsında bizlere seslenmektedir. Ayette bu anlamda, "tariz üslubu" diye bilinen edebi sanata yer verilmiştir. Bu sanat, Türkçedeki "kızım sana söylüyorum gelinim sen anlal" deyişinde somut halini alır. Yani ayette Peygamberimize hitap edilse de, asıl mesaj bize verilmektedir.
MESAJ
1. Mümin, kendi değerlerini benimsemeyenlerin tarafında olamaz.
2. Allah'ın ayet ve hükümlerini bir kenara bırakanlar sonunda hüsrana uğrarlar.
KELİME DAĞARCIĞI
Hüsran: Dünya ve ahiret hayatında maddi ve manevi açıdan kayba uğramak.
<-218->
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء الخاري على
وَأَنْ أَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ .
66 Ve yüzünü hak dine çevir, sakın müşriklerden olmal (buyuruldu.) 99
(Yūnus, 10/105)
فلولا كانت قرية أمنت فنفعها إيمانها إلا قوم يولى لنا أملوا كشفنا عَنْهُمْ عَذَابَ الحبري في الحيوة الدنيا ومعناهم إلى حِينٍ وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ الأمْنَ مَنْ فِي الْأَرْضِ كلهم جميعاً أقالت لكرة النَّاسَ حَتَّى يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ وما كان ينفيس أن تُؤْمِنَ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهُ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ على الذين لا يَعْقِلُونَ قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا تُغْنِى الْآيَاتُ وَالنَّذَرُ عَنْ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ . فهل ينتَظِرُونَ إِلَّا مِثْلَ أَيَّامِ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِهِمْ قُل فالنظرُوا إِلى مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرِينَ ثُمَّ لَنَجَّى رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا كَذَلِكَ حَقًّا عَلَيْنَا تُنْجِ الْمُؤْمِنِينَ وَ قُلْ يَا أَيُّهَا الناس إن كُنتُمْ في شَكٍّ مِنْ دِينِي فَلَا أَعْبُدُ الَّذِينَ تَعْبُدُونَ من دُونِ الله وَلَكِنْ أَعْبُدُ اللهُ الَّذِي يَتَوَفَّيكُمْ وَأُمِرْتُ أن أكون من المُؤْمِنِينَ وَأَنْ أَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا ولا تكونن من المُشْرِكِينَ وَلَا تَدْعُ مِنْ دُونِ الله ما لا يَنفَعُكَ وَلَا يَضُرُّك فَإِنْ فَعَلْتَ فَإِنَّكَ إِذَا مِنَ الظَّالِمِينَ .
Mushaf sayfa no: 219
Hafızlık sayfa no: 11. cüz/2. sayfa
DOSDOĞRU DİNE ÇEVİR YÜZÜNÜ!
BİLGİ:
Peygamberimiz, tebliğ vazifesi gereği Mekkeli müşrikleri her fırsatta İslam'a davet ediyordu. Fakat onlar bir türlü bu davete yanaşmıyordu. Bunun üzerine gerideki ayetlerde Allah (c.c.) geçmiş ümmetlerin başına gelenlerin Mekkeli müşriklerin de başına gelebileceğini, peygamberini ve beraberindeki mümin-leri de koruyacağını haber verdi. Bu ayette ise Allah, Peygamberimizden ve onun şahsında bizden, yanlış inançlara karşı net bir şekilde tavır koymamızı istemiştir. Tevhid inancını bir kenara bırakıp şirke sapmaktan sakındırmıştır.
MESAJ:
1. Müslüman, sağlam ve sarsılmaz bir imana sahip olmak için çabalamalıdır. 2. Sapkınlarla birlikte olmak inancımıza zarar verebilir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Hanîf: Hz. İbrahim'in dinine tâbi kimse; Müslüman olup şirkten ve sapkın-lıktan kurtulan kişi.
219
Ilhad: 1. Gerçek inançtan dönme, cayma. 2. Allah'ın varlığına ve birliğine inan-mama, dinsizlik.
YanıtlaSilIlm-i cifir: Rakam, harf ve remizle ifâde edilen, gelecek hakkında haber verdi-ğine inanılan bilgi.
iltikâm: Lokmalama, lokma yutma.
İmrâr-ı hayat: Hayatın akışı, geçişi, de-vâm etmesi.
İmtina: 1. Çekinme, geri durma. 2. İm-kânsızlık, olmayış.
İmârethane: Fakîr-fukarā, talebe ve yol-cu için hayrât olarak yapılmış aşhane.
imtisâl: Gerekeni yapma, bir örneğe göre hareket etme. 2. Alınan emre boyun eğme.
imtiyaz: Başkalarına tanınandan fazla hak ve imkân tanıma, istisnā.
İmtizâc: 1. Karışabilme. 2. Birbirini tutma,
uygunluk. 3. İyi geçinme, uyuşma. in'âm: İyilik ve ihsânda bulunma, nimet
verme.
inâyet: 1. Dikkat, gayret, özenme. 2. Lu-tuf, ihsân, iyilik.
inbât: Bitirme, bitki büyütme.
ind-i ilâhî: Allah'ın huzūru, Allâh katı.
inhiraf: Doğru yoldan çıkma.
in'ikās: Akislenme, yansıma.
inkıtâ: 1. Kesilme, arası kesilme. 2. Kesil-me, tükenme, bitme.
İnkişaf: 1. Açılma. 2. Meydana çıkma. 3. Mânevî bir sırrın veya hâlin görünmesi.
İntibâh: 1. Uyanma, uyanıklık. 2. Göz açıklığı. 3. Sinirlerin, uzuvların hare-kete gelip uyanması.
intihab (<> harfi ile): Yağma ile mal alma, kapışma, talanlama.
îråd etmek: Söyleme.
irâde-i seniyye: Pâdişâh emri.
İrtikāb: Kötü, fenå, günah teşkil edecek bir şey yapma.
Iskân: Yerleştirme, insan yerleştirme, Ev ve yurt sahibi yapma. Yurt edindirme.
Ismet: 1. Masumluk, günahsızlık, temiz-lik. 2. Haramdan, nâmusa dokunur hallerden çekinme.
isnåd etmek: Bir şeyi birisi için yaptı de-me, sözü bir yere dayandırma.
İstiâb: 1. İçine alma, içine sığma. 2. Tut-ma, kaplama.
İstiånet: Yardım isteme.
İstiare: 1. Başkasından kullanmak üzere alma, ödünç alma. 2. Yalnız benzeye-nin söylenmesiyle yapılan teşbih.
istibdåd: 1. Hükümranlık, hâkimiyyet. 2. Bir ülkenin idare edilebilmesi ve niza-mının normal işleyebilmesi için devle-tin kuvvet kullanması.
istidad: 1. Bir şeyin kabülüne, kazanıl-masına olan tabii meyil, kâbiliyyet. 2. Akıllılık. 3. Anlayışlılık.
istiğnā: 1. Aza kanâat etme, tokgözlü ol-ma. 2. İhtiyaçsızlık.
istiğråk: 1. Dalma, içine gömülme. 2. Kendinden geçip dünyayı unutma. 3. Boğulma.
istihâle: 1. Mümkün olmayış, imkânsız-lık. 2. Bir hålden başka bir håle geçiş, başkalaşma.
istihfåf: Hafife alma, küçük ve hor görme.
istihkâm: Kuvvetli siper, sağlamlık.
istihkâr: Hor ve hakîr görme.
İstihkâk: 1. Hak etme. 2. Hizmet karşılığı istenen ücret.
İstihsân: 1. Güzel bulma, beğenme. 2. Daha kuvvetli delil karşısında zayıfı terk etme. 3. Kolaylık için güçlükten vazgeçme. 4. Üst mercîden yardım is-teme.
istihzâ: Eğlenme, alay etme.
istikbål etmek: Birini karşılamak.
istimdâd: İmdat isteme, yardıma çağır-ma, aman dileme.
559
hevâ: 1. Nefse aid şeylere olan heves, is tek, arzu, sevgi, hoşlanma. 2. Nefsi zevkler, düşkünlükler. 3. Övünme, ifti-har etme.
YanıtlaSilhılkat: Yaratılış.
hikemî: Hikmet ve felsefe ile ilgili söz ve düşünce.
hikmet-i vücûd: Varlık sebebi.
himmet: Yardım, ihsân, mânevi yardım, rûhânî imdat.
hîn-i sefer: Yolculuk ânı, ölüm.
hil'at: Eskiden pâdişâh ya da vezir tara-fından takdir edilen, beğenilen kimse-ye giydirilen süslü elbise, kaftan.
hilim: İnsanın tabiatında olan yumuşaklık.
hodbîn: Kendini beğenmiş, bencil.
hulkům: Boğaz.
hûn: 1. Kan. 2. Öldürme, öc.
hurûşân: 1. Coşan, çağlayan. 2. Coşa-rak, çağlayarak.
huzûr: 1. Hazır olma, huzurda bulunma. 2. Gönlün, mahlukât endişelerinden kurtularak Hakk'da huzur bulması. 3. Sâlikin Hakk'ı kalbinde hâzır bulması.
hükümdar-ı hurûşân: İhtişamlı, görkem-li hükümdar.
hüsn-i muâmele: Güzel ve iyi davranma. Hüsn-i Mutlak: Mutlak güzel; Allâh Teâlâ, -i-
ibrāz-ı hamiyyet: İnsanda bulunan dîn, millet, vatan, soy ve aile gayreti gibi mukaddesleri koruma duygusunu or-taya koyma, gösterme.
icâzet: 1. İzin, ruhsat. 2. Diploma.
İclal: 1. Büyüklük, kudret ve kuvvet. 2. Büyültme, saygı ve hürmet gösterme, ikrâm.
icrâ: 1.Yapma, yerine getirme, bir işi yü-rütme. 2. Akıtma, akıtılma.
ictihad: Fıkıhta söz sahibi büyük dîn âlimlerinin Kur'ân-ı Kerîm ve ehådis-i nebeviyyeye müsteniden vaz' ettikleri şer'i düstur.
idâme: Devam ettirme, sürdürme.
ideografik: Düşüncelerin nesneleri gös-teren işaretlerle belirtilmesi ile ilgili ve buna uygun olan.
ifsåd: Fesåd etme, bozma, karıştırma.
iğfâl: 1. Gaflete düşürüp yanıltarak yanlış bir iş yaptırma. 2. Aldatma, aldatılma.
iğvā: Azdırma, yoldan çıkarma, ayartma.
ihâta: 1. Bir şeyin etrafını çevirme, sarma, kuşatma, sarılma. 2. Tam kavrayış, an-layış, geniş bilgi.
ihdâs etmek: Meydana getirme, ortaya çıkarma.
ihtikär: Halkın yiyecek ve içecek gibi za-rûrî ihtiyaçlarını ucuz ucuz toplayıp fır-sat bulunca pahalı satma, vurguncu-luk, boğuntu, madrabazlık.
ihtilās: El çabukluğu ile alma, aşırma, pa-ra çalma.
ihtiyâr etmek: Seçmek.
ihyâ: 1. Yeniden hayat kazandırma, can-landırma, uyandırma, diriltme, güçlen-dirme, tazeleme, onarma, şenlendir-me, îmâr. 2. Bir araziyi tarım yapılabi-lir håle getirme. 3. Bir geceyi ibadetle geçirme.
ikâme: 1. Oturma. 2. Kaldırma, ayakta durdurma. 3. Meydana koyma.
ikbål: 1. Baht, tâlih. 2. Birine doğru dön-me. 3. İşlerin yolunda gitmesi. 4. Arzu, istek.
iklîl: Taç.
ikrâh: 1. Birine zorla iş yaptırma. 2. İğren-me, tiksinme.
iktibas: 1. Ödünç alma. 2. Bir kelimeyi, bir cümleyi veya bunların mânâlarını olduğu gibi alma, aktarma.
i'lâ-yı kelimetullah: Allah'ın kelimesini (dînini) yüceltme.
ilgā etmek: 1. Lağv etme, kaldırma, boz-ma. 2. Yürürlükten kaldırma, hüküm-süz bırakma.
558
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورا بولت
وان يمسك الله بكر فلا كاشف له إلا هو وال بر تجرية
المطلة يعيب بِهِ مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِباده وهو الغفور الرحيم . يا أيها الناس قَدْ جَاءَكُمُ الحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنِ اهْتَدى وان يهتدى النفسِهِ وَمَنْ ضَلَّ فَانَّمَا يَضِل عليها وما يا علي نبود . وَاتَّبِعْ مَا يُوحَى إِلَيْكَ وَاصْبِرْ حَتَّى يَحْكُمَ اللَّهُ وَهُوَ خَيْر الحاكير
شورا خود محبة وهى مائة وثلاث وعشرون أيه
سم الله الرحمن الرحيم
الركتاب أحكمْتْ آيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ حَبِيرٍ لا تَعْبُدُوا إِلَّا اللهُ إِنَّنِي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ وَ بَشِيرٌ وَأَنِ اسْتَغْفِرُ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا إِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعًا حَسَنًا إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى وَيُؤْتِ كُلُّ ذِي فَضْلٍ فَضْلَةٌ وَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَبِيرٍ إِلى اللهِ مَرْجِعُكُمْ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ أَلَا إِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُ أَلَّا حِينَ يَسْتَغْلُونَ ثِيَابَهُمْ يَعْلَمُ مَا يُسِرُونَ وَمَا يُعْلِنُونَ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
وقا
وَإِنْ يَمْسَسْكَ اللَّهُ بِضُرٍ فَلَا كَاشِفَ لَهُ إِلَّا هُوَ وَإِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلَا رَادَّ لِفَضْلِهِ يُصِيبُ بِهِ مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَهُوَ
الْغَفُورُ الرَّحِيمُ .
66 Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine O'ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O'nun keremini geri çevirecek de yoktur. O, hayrını kullarından dilediğine eriştirir. Ve O bağışlayandır, esirgeyendir.99
(Yūnus, 10/107)
Mushaf sayfa no: 220
Hafızlık sayfa no: 11. cüz/1. sayfa
OLDURAN "O"DUR
BİLGİ:
Bir önceki ayette Allah'tan başka hiçbir şeye kul olunmaması gerektiği emredil-mişti. Ayrıca Allah'ın dışında kendisine kul olunan hiçbir varlığın kişiye fayda ya da zararının olmayacağı da haber verilmişti. Bu ayet ise Allah'ın kudretinin her şeyin üstünde olduğunu ve O dilemeden hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceğini ortaya koymaktadır. O hâlde biz biliriz ki Allah'tan başka ilah yoktur. Biliriz ki başımıza gelen bir musibeti giderecek olan yalnız O'dur. Ve yine biliriz ki bize iyilik ve güzelliği nasip edecek olan da O'dur.
MESAJ:
1. Mümin, Allah'ın izni olmadan hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceğini bilir.
2. Mümin, elinden geleni yapar, ondan sonra da Allah'ın takdirine boyun eğer.
KELİME DAĞARCIĞI:
Hayr: Maddi manevi arzulanan iyi, güzel her şey.
el-Gafür: Kusuru örten, günahı bağışlayan.
220
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء الثاني عشر
وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ إِلَّا عَلَى اللَّهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَا كُلُّ فِي كِتَابٍ مُبِينٍ .
"Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir. Allah, o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekânı bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da)dır.99
(Hûd, 11/6)
وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ إِلَّا عَلَى اللَّهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَا كُلُّ فِي كِتَابٍ مُبِينٍ * وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاءِ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَلَئِنْ قُلْتَ إِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ * وَلَئِنْ أَخَرْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ إِلَى أُمَّةٍ مَعْدُودَةٍ لَيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُ أَلَا يَوْمَ يَأْتِيهِمْ لَيْسَ مَعْرُوفًا عَنْهُمْ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُنَ . وَلَئِنْ أَذَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً ثُمَّ نَزَعْنَاهَا مِنْهُ إِنَّهُ لَيَؤُسُ كَفُورٌ وَلَئِنْ أَذَقْنَاهُ نَعْمَاءَ بَعْدَ ضَرَّاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولُنَّ ذَهَبَ السَّيِّئَاتُ عَنِّى إِنَّهُ لَفَرِحُ فَخُورٌ إِلَّا الَّذِينَ صَبَرُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُولَئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَأَجْرُ كَبِيرُ فَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحَى إِلَيْكَ وَضَائِقُ به صَدْرُكَ أَنْ يَقُولُوا لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ كَفْرُ أَوْ جَاءَ مَعَهُ مَلَكَ إِنَّمَا أَنْتَ نَذِيرٌ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ .
Mushaf sayfa no: 221
Hafızlık sayfa no: 12. cùz/20. sayfa
HELAL RIZIK
BİLGİ
İnsanın ve diğer bütün canlıların en temel kaygısı hiç şüphesiz rızıktır. Rızkı-mızı veren (er-Rezzāk) Allah'tır. O'ndan başkasından rızık beklemek yanlıştır. Rabbimiz rızkını elde etmesi için insana akıl ve irade; hayvanlara ise içgüdü vermiştir. Bizlere düşen, helal çerçevede kalmak şartıyla Allah'ın bize verdiği kabiliyetleri en güzel şekilde kullanarak rızkımızı aramaktır. Ayrıca ayet, Al-lah'ın ilminin ezeli ve ebedî olduğunu yani kâinatta gizli açık, olmuş olacak ne varsa her şeyi bildiğini haber vermektedir.
MESAJ:
1. Rızık endişesi bize kulluğumuzu unutturmamalıdır.
2. Helal rızık kazanmak için çalışmak ibadettir.
KELİME DAĞARCIĞI:
er-Rezzák: Kesintisiz bir şekilde rızık veren.
Levh-i Mahfüz: Kainatta meydana gelecek bütün varlık ve olayların yazılı olduğu Allah katındaki kitap.
221-
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSilM.Ö. 781-Tarihte ilk kez
bir güneş tutulması Çin'de kayıtlara geçti.
1876 - Sultan Abdülaziz'in şehit edilmesi.
1889 - Cihan pehlivanı Koca Yusuf'un vefatı.
HAZİRAN
04
ÇARŞAMBA
BIR AYET
Ey iman edenler! Rükü
edin, secdeye varın, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa
eresiniz. (Hac: 77)
BİR HADİS
8 1446 ZİLHİCCE
Allah, Arefe Gününün akşamında Arafat'a çıkan hacılarla meleklerine karşı iftihar eder.
Müslim
RUMI: 22 MAYIS 1441 HIZIR: 30
Sizin leyali-i aşere olan mübarek o geçmiş gecelerinizi ve kudsî bayramınızı ruh u canımızla tebrik ediyoruz. Emirdağ Lahikası
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
-1557-Süleymaniye Camii ibadete açıldı.
- 1856 - Dolmabahçe Sarayı kullanıma açıldı.
1933-TC'ye ait ilk madenî
para basıldı.
1967 - İsrail birlikleri
Kudüs'e girdi (Altı Gün Savaşları).
HAZİRAN
07
PAZAR
21 1447 ZİLHİCCE
RUMI: 25 MAYIS 1442 HIZIR: 33
İnsan ipi boğazına sarılıp, istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır. Belki, bütün amellerinin sûretleri alınıp yazılır ve bütün fiillerinin neticeleri muhasebe için zapt edilir. Sözler
BİR AYET
0, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Onun eşi olamazken oğlu nasıl olur?
En'am Suresi: 101
BİR HADİS
Komşuna iyilik et ki, olgun mü'min olasın.
İmsak
Öğle
İkindi Akşam
Yatsı
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Güneş
1930-Demokrat Partinin 14 Mayıs'taki seçimlerden galibiyetle çıkmasıyla Adnan Menderes başbakan, Celal Bayar cumhurbaşkanı oldu.
YanıtlaSil1960-Harp okulu talebeleri hükümet aleyhinde yürüyüş yaptı.
1994 - Hac'da şeytan taşlama sırasında izdiham çıktı: 185 hacı vefat etti.
21 CUMARTESİ
SATURDAY
MAYIS
MAY
Allah guzel dawawil bulunanları sever.
Al-i İmran Suresi: 134
BİR HADİS
İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.
Bu latif, nazik masnuatı o kuru ağaçlardan ihraç eden kudrete hiç bir şey ağır gelmez.
Mesnevî-i Nuriye
24
YanıtlaSilÖLÜM KIYAMET - AHIRET
sedir. Ahmak kimse de nefsini her istediği şeye tabi kılan ve (sonra da) Allah'a karşı birtakım olmayacak şeyler temenni edendir» (1).
Hasan-1 Basri (r.a.) şöyle derdi:
Sakın ha sizler birtakım boş kuruntuların yok ettiği kimselerden olmayınız. Çünkü onlar dünyadan kendileri için hiçbir sevap almaya-rak çıktılar da onlardan herhangi biri:
Muhakkak ben Rabbıma karşı hüsnü zanda bulunmaktayım, di-ye iddia eder. Halbuki o yalan söylemiştir. Çünkü yüce Allah şu sözü ile işaret etmiştir:
«Babbinize karşı beslediğiniz şu zannınız (yok mu) işte sizi zannı-nız helåk etti ve bu yüzden hüsrana düşenlerden oldunuz», (2).
O kimse Rabbına karşı eğer hüsnü zan besleseydi muhakkak ken-disi dosdoğru yol üzere olur ve ibadetini güzel yapardı.
Bakıyyet ibni Velid de kardeşlerine mektup yazarak onlara şöyle hitap ederdi:
Sizleri aldanmaktan sakındırıyorum. Çünkü sizler ebedi olarak yaşamayı, çok uzun ömürlü olmayı umuyorsunuz da günahları işleyip duruyorsunuz.
Her kim bunun gibisini işlerse işte o (örsün üzerinde) soğuk de-mire (çekiçle) vurup duran kimse gibidir.
Ey kardeşler (im)! İşte bu hususu iyi biliniz de yegane dinin sa-hibi ve tek olan Allah (ın rızası) için ayaklarınız şişinceye kadar (olsa bile) namaz kılınız. Çünkü O muhakkak ihsanı en yakın olandır».
Alemlerin Rabbı olan Allah'a hamd olsun.
DÖRDÜNCÜ BAB
(INSANLARA) ÖLÜMÜ VE' (ÖLÜMDEN SONRA) AHİRETİ HA-TIRLATAN VE DÜNYA İŞLERİNE DALMAKTAN ALIKOYAN BİRTAKIM İŞLER HUSUSUNDA GELEN HADİSLER
16 İmam Müslim'in Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet ettiği hadis-te Ebu Hüreyre şöyle demiştir:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz annesinin kabrini ziyaret ederek ağladı ve etrafındakileri de ağlattı. Sonra Peygamber: Annem için istiğfar etmekliğim hususunda Rabbimden izin istedim
fakat bu izin bana verilmedi. Ben annemin kabrini ziyaret etmem hak-kında Rabbımdan izin istedim de bana bu kzin verildi. Binaenaleyh siz-ler de mezarları ziyaret ediniz. Çünkü mezar ziyareti (insana) ölümü hatariatırs (3).
17 İbni Mâce'nin rivayet ettiği hadiste Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
«Ben sizleri mezarları ziyaret etmekden menetmiştim. Fakat (bun-dan böyle) sizler kabirleri ziyaret ediniz. Zira kabirleri ziyaret etmek
(1) Ihni Mace, c. 2/1423 (2) Fussilet: 23 (3) Sahih-i Müslim, c. 2/671, Ibnt Máce, c. 1/501
ÖLÜMÜ VE AHİRETİ HATIRLATAN İŞLER
YanıtlaSil25
(insanları) dünyaya dalmaktan alıkoyar ve âhireti hatırlatır», buyur-du (1).
Ali bin Ebi Talib'den (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Hazret-i Ali bir mezarlığın yanından geçerken mezarlara yaklaştı ve üzerlerine doğru bakarak:
Ey mezarık ahalisi! Halinizden bizlere haber veriniz. Yahud da biz size haber verelim. Bizim taraftan verilen haberlere gelince, muhak-kak mallar (mirasçılar arasında) bölüşüldü. (Dul kalan) kadınlar ev-lendiler. Evlerde ise sizlerden başka insanlar oturmaktadır, dedi. Son-ra Hazret-i Ali (bize):
Haberiniz olsun vallahi onlar eğer (cevap vermeğe) muktedir olsalardı muhakkak onlar «Takvådan daha hayırlı hiç bir azık göre-medik, diye cevap verirlerdi, dedi.
Vallahi şair Ebü'l-Atahiyye şöyle demekle ne güzel söylemiştir:
Vay insanlar için edilecek ne büyük taaccüb vardır. İnsanlar (biraz) düşünselerdi ve nefislerinin, muhasebe ederek hesabını görselerdi.
Dünyadan, başka bir âleme (ibret almak için) geçselerdi ya. Çünkü dünya, insanlar için bir geçit yeridir.
Yarın onları nahşer yerine topladıkları zaman, takva sahi-binin iftihar etmesinden başka hiç bir iftihar yoktur.
İnsanlar muhakkak, takva ile İyilik yapmak hazırlanan azık-larım em hayırlısı olduğunu bileceklerdir.
İnsanın (kendisi ile) Iftihar etmesine hayret ediyorum. Hal-buki onun, ilki bir nudfe (yani meni damlası) sonu da bir cife (yani bir les) olan insanın haliyle nasıl iftihar olunabilinir?
İnsan oğlu umduğunu öne geçirmeğe, sakındığını da geride bırakmağa malik olamayan varlık oldu.
Ve yine hükmolunan, mukadder olan şey de (sanki) insa-nın başkasına ait olmuştur.
Ey kardeşler (im) iyi billniz ki, katılaşan ve kararan kalb inşaallah birtakım işlerle yumuşar.
1 Kabirleri ziyaret etmek,
2 Alim ve yüce kişilerin va'z u nasihat meclislerinde bulunmak,
3 Çok çok ibadet eden ve dünyaya dalmaktan kaçınan zähit kişilerin geçmişteki haberlerini (ve hayat hikâyelerini) dinlemek,
4 Zevk ve lezzetleri kesici ve yok edici olan ölümü hatırlamak,
5- Zengin ve müreffeh olarak yaşadıktan sonra toplulukları (ve
(1) Ibni Máce, c. 1/501
252
YanıtlaSilISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Kureyşiler, onlarla konuşmazlardı (304).
Kureyşiler, Arafat'ta Vakte yapanlar için, Arafat'ta Vakfe yapan-lar da, Kureyşiler için «Biz, onlardan, daha isabetliyiz!» diyerek bir birlerile tartışırlardı (305).
Beytullahı tavafa gelen hacıların üzerlerindeki elbiselerile Arafat'a olarak, ya da Ahmeslere aid iki parça elbise ile yapmalarını ve tavan, çıkamayacaklarını, Arafat'tan dönünce de, farz olan tavafi ya çıplak mek helal olamayacağını yasalaştırımışlardı (306). Ahmes elbisesinden başka elbise ile yapacaklara, onları bir daha giy
Hums erkekleri, Hums olmayan erkeklere, Hums kadından da, Hums olmayan kadınlara elbiselerini verirler ve Kabe'yi, ancak onunla tavaf ettirirlerdi (307).
sa, hacı, elbisesini çıkarıp atar, çıplak tavaf ederdi. Eğer, Ahmesilerden emânet olarak elbise verecek kimse bulunmaz-
Çıkarılıp atılan elbise, ayaklar altında çiğnenir, güneş, rüzgâr ve dokunur, ne de, onu yerinden oynatırdı (308) yağmurların te'sirlerile yıpranıp gidinceye kadar, ona, hiç kimse ne
di (309).
Ahmesler, ihram halinde iken, evlerine kapılarından girmezler-
İslamiyet devri gelince, yüce Allah, Peygamberimize, Arafat'a git-mesini ve Vakfe'yi, orada yaptıktan sonra, oradan akın edip dönülme sini emr etti (310).
Sonra, siz de, başka insanların topluca akın edip döndüğü yerden (Arafattan) dönünüz! (Bakare: 199) meållį åyeti indirdi (311).
Peygamberimizin Mina'dan Arafat'a Kadar Telbiye'ye Devam Etmesi:
medi (312).
Peygamberimiz, Mina'dan Arafat'a varıncaya kadar Telbiye'yi kes-
Peygamberimizin Arafat Hutbesi:
Cahiliye devri insanlarının ayları, geriletmeleri yüzünden, Hz. Ebû Bekir, dokuzuncu yıl haccını, Müslümanlara zilkade ayında yaptırmıştı.
(304) Validl-Megazi e, 3, 8, 1102
(307) Müslim-Sahih e, 2, 5, 894 (306) Vakıdïden naklen İbn-i Sa'd-Tabakat e, 1, s. 72
(305) Malik-Muvatta' e, 1, s, 389
(308) Ezraki-Ahbaru Mekke e, 1, s. 174-175
310) Buhari-Sahih e, 5, 8, 138, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 187
(309) İbn-i Eair-Nihaye c. 1, s, 440 (
( all) Ehe Davud-Sünen e, 2, s. 187, Tirmizl-Sünen c. 3, s. 231, Ezrakl-Ahbarn Mek-ke c. 2, я, 195
(312) Häkim-Müsteůrek e, 1, s. 462
PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI
YanıtlaSil253
yapan-ek bir-
Peygamberimizin onuncu yıl haceı ise, zilhicceye rastlamış bulu-
rafat'a çıplak tavafı, giy-
arı da, nunla
nmaz-år ve ne git-Ime-
zler-
rden
kes-
bü St.
nuyordu (313). Hicretin onuncu yılı 9 zilhicce Arefe günü de, cuma gününe rast-Jamıştı (314).
Güneş, batıya doğru eğilince, Peygamberimiz, Kasva'nın hazırlan-masini emr etti ve Kasva'ya, hemen semer vuruldu. Peygamberimiz, Kasva'nın üzerine binip Urene Vadisine vardı (315). Urene, Arafat hizasında bulunan vadidir.
Arafat Mescidi ile su akan yerlerin tümünü Urene vadisi sayanlar da, vardır (316).
Peygamberimiz:
Hamd, Allah'a mahsustur. O'na hamd eder, O'ndan yarlığınmak diler ve O'na tevbe ederiz! Nefslerimizin şerlerinden ve amellerimizin günahlarından Allaha
Allâhın, doğru yola ilettiğini, saptıracak, saptırdığını da, doğru yo-
la iletecek yoktur. Şehadet ederim ki: Allah'dan başka ilah yoktur. O, birdir, O'nun, eşi, ortağı yoktur.
Ve yine şehadet ederim ki: Muhammed, Onun kulu ve Resûlüdür. By Allah'ın kulları! Ben, size, Allah'dan sakınmanızı tavsiye ve O'na itaata sizi teşvik ederim.
Size, hayr olan şeyden söz açmak ister ve bundan sonra derim ki: diyerek (317) Allaha hamd-ü senåda bulunduktan sonra (318), iki di-zinin üzerine gelip (319) «Ey insanlar; (320) Sözlerimi (321), iyi din-leyiniz! (322)
(113) İbn-i Sa'd-Tabakat e, 2, 5, 186-187
(314) İlm-i Sa'd-Tabakat c, 2, 3, 188, Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 1, s, 28, Buhari-Sahih e, 5, 5, 188
(315) Vakıdi-Megazi e 3, s. 1102, Müslim-Sahih e, 2, 5, 889, Ebû Davud-Sünen e. 2, s. 185, İb-ni Mice-Sünen e, 2, 3, 1024, Daremi-Sünen e, 1, 3, 377
(316) Yakut-Mucemülbüldan e, 4, s. 111
( (318) flm-i İshak, İbn-i Higam-Sire e, 4, 5, 250, Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 5, s. 262
317) Ibn-1 Abd-i Rabbih-Ikdülferid e, 2, 3, 110
319) Ahmed b. Hanbel-Müsmed c, 5, s, 30, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 189
( (330) İbn-i İshak, İbn-i Hisam-Sire c, 4, s. 250, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid e, 2, 110, Taberi-Tarih e, 3, s. 168
(
#. 110, Tabert-Tarih c. 3, s. 168
381) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, 5, 250, Taberi-Tarih c. 3, s. 168 2) fbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire e, 4, s. 250, İbn-i Abd-i Rabbih Ikdülferid e, 2,
(
3191- Atıcılığı ve Kur'an'ı öğrenin. Mü'minin en iyi anla. rı, Allah Azze ve Celle'yi anıp zikrettiği zamanlarıdır.
YanıtlaSil۳۱۹۲ - تَعَلَّمُوا الْعِلْمَ قَبْلَ أَنْ يُرْفَعَ فَإِنَّ أَحَدَكُمْ لَا يَدْرِي مَتَى يَفْتَقِرُ إِلَى مَا عِنْدَهُ وَعَلَيْكُمْ بِالْعِلْمِ وَإِيَّاكُمْ وَالتَّنَطَّعَ وَالتَّبَدُّعَ وَالتَّعَمُّقَ وَعَلَيْكُمْ بِالْعَتِيقِ
الديلمي عن ابن مسعود)
3192- İlmi, kaldırılmadan önce öğrenin. Çünkü biriniz, yanındakine ne zaman muhtaç olacağını bilemez. İlim öğrenme. lisiniz. Gösterişten bidata sapmaktan, aşırı derine dalmaktan ka-çının. Eskilerle yetinin.
۳۱۹۳ - تَعَلَّمُوا الْعِلْمَ فَإِنَّ تَعْلِيمَهُ اللهِ خَشْيَةٌ وَطَلَبَهُ عِبَادَةٌ وَمُذَاكَرَتَهُ تَسْبِيحٌ وَالْبَحْثُ عَنْهُ جِهَاد خط عن معاذ وفيه كنانة بن جيلة ضعيف والديلمي) وَزَادَ وَتَعْلِيمُهُ لِمَنْ لاَ يُعَلِّمُهُ صَدَقَةٌ وَبَذْلُهُ لاَهْلِهِ قُرْبَةٌ لأَنَّهُ مَعَالِمُ الْحَلَالِ وَالْحَرَامِ وَمَنَارُ سَبِيلِ الْجَنَّةِ وَالْأَنِيسُ فِي الْوَحْشَةِ وَالصَّاحِبُ فِي الْوَحْدَةِ وَالْمُحَدِّثُ فِي الْخَلْوَةِ وَالدَّلِيلُ عَلَى السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالسّلاحُ عَلَى الْأَعْدَاءِ وَالزَّيْنُ عِنْدَ الْآخِلاءِ وَالْقُرْبُ عِنْدَ الْغُرَبَاءِ يَرْفَعُ اللَّهُ بِهِ أَقْوَامًا فَيَجْعَلُهُمْ فِي الْجَنَّةِ قَادَةً
ورواء ابن لال وابو نعيم بطوله عن معاذ موقوفا
3193- İlim öğrenin. Çünkü onu Allah için öğrenmek haş-
yetin (Allah korkusunun) bir ifadesidir. Onu talep etmek ibadettir. Müzakeresi ise tesbihtir. Onu araştırmak da cihattır. (Deylemi'den ilaveten): Bilmeyene onu öğretmek sadakadır. Ehline bezletmek yakınlıktır. Zira o, helalin ve haramın alamet yeridir. Cennet yo-lunun nurlanmış işaretleridir. Yalnızlık arkadaşı, vahşette enisi, halvette konuşanı, darda ve genişlikte delili, düşmanlara karşı silahı, dostlar yanında zineti, gariplikte yakınıdır. Allah onunla bir kısım kavmi yükseltir de cennette önder kılar.
٣١٩٤ - تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ جُبِّ الْحَزْنِ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا جُبُّ الْحَزَنِ قَالَ وَادٍ فِي جَهَنَّمَ تَتَعَوَّذُ مِنْهُ جَهَنَّمُ كُلَّ يَوْمِ أَرْبَعِمِائَةِ مَرَّةٍ يَدْخُلُهُ الْقُرَّاءُ الْمُرَاؤُنَ
-764
Hurilerin yetmiş hulle arkasından ilikleri görünmesi. (S.) 461: 28. Söz; (M.) 374:28. Mektup, 8. mesele, 4. nükte
YanıtlaSilİnsandaki duygular Cennette inkişaf eder. (L.) 160:20. Lem'a, 7. sebep, haşiye
Kararsız cismaniyetin ebediyetle alakası nedir? (S.) 459:28. Söz
Mü'min Cennete lâyık bir mahiyet kazanır. (S.) 32:6. Söz
Mü'minler Cennette Allah'ı görecekler. (S.) 534, 535:31. Söz 4. esas, 4, 5. meyve
On beş yaşından küçük olarak ölen çocuklar. (K.L.) 191.
CERBEZE
Ayn ayrı kusurları cerbeze ile toplamak. (D.H.Ö.) 21; (T.H.) 59.
Büyük işlerde yalnız kusurları gören cerbezelik ile aldanır veya aldatır. (Mn.) 73.
Cerbeze bir hâkimdir. (Tl. İç. R.) 1:192.
Cerbeze bütün çeşitleriyle garipliklerin makinasıdır. (Mn.) 73.
Cerbezenin fikirleri tesiri. (Tl. İç. R.) 1:192.
Cerbeze ihtilaf sebebidir. (Tl. İç. R.) 1:190.
Cerbeze ile insan adâlet yaparken zulme düşüyor. (D.H.Ö.) 21; (Τ.Η.) 59.
Cerbeze müthiş bir hastalık ve musibettir. (H.Ş.) 147:2. Zey. 2. kıs.
Cerbeze nedir? (İ.İ.) 29; (Tl. İç. R.) 1:190; (T.H.) 223:Esk. hayatı
Cerbezenin şe'ni bir seyyieyi sünbüllendirerek hasenata galip etmektir. (Mn.) 73.
İngiliz siyasetinin cerbezesi. (H. St.) 98-106:1-6. hatveler
Millet cerbeze ile iğfal olunsa da, bu devam etmez. (D.H.Ö.) 51; (Τ.Η.) 71.
Peygamberimizin mesleği aldatmaktan ve cerbezeden müstağ-nidir. (H.Ş.) 148:2. zeylin 2. kısmı; (L.) 57:11. Lem'a, 3. mes.
Propağanda zâlim cerbezenin gayr-i meşrû çocuğudur. (Tl. İç. Reç.) 1:201.
FİHRİST/132
mektûbî-i sadr-i âlî: sadrâzam mektupcu-su.
YanıtlaSilmektûf مكتوف ))as): iki eli arkasına bağlan-
mış.
.a.s) مكتوم mektûm, mektume مكتومه ketm'den): 1. ketmolunmuş, gizli, sak-11. 2. hükümetten gizli tutulan. Emval-i mektûme: vergiden kaçırılan mallar. Mâl-i mektûm: gizli, saklı mal. Nüfûs-i mektûme: kütüğe kaydolunmamış kimse-ler. Vâridât-ı mektûme : deftere geçirilme-yerek şahıs elinde kalan devlet geliri.
mektûm mühimme : tar. Osmanlı
Devleti'nde Bâbıâlî'den gizli olarak yazılan ferman ve hükümlerin kopyaları.
mektûmat مكتومات ai mektûme'nin c.(: hükümeten kaçırılarak, gizli tutulan, yazdırılmayan vergi, gelir, nüfus, mal. ["mektûmat" evvelce, ekseriyâ me'murlar tarafından "ihtilasat" mânâsına kullanı-lırdı].
mekuk مكوك )..( : mekik, dokumacılıkta "atkı" veya "argaç” denilen ve enine olan iplikleri uzunlamasına olanların arasından geçirmeye yarayan masuralı âlet.
كول
me'kûlât): eklolunmuş,
me'kûl'ün c.): yiyecek-
FERİT DEVELLİOĞLU
YanıtlaSilOSMANLICA - TÜRKÇE
ANSİKLOPEDİK
LÛGAT
AK AYDIN
KİTABEVİ
Ceza amelin cinsine göredir. (21. Mektup) 241.
YanıtlaSilCezası çekilen suça tekrar ceza verilmez. (T.H.) 358:Esk. haya.
Ceza günahın lâzım-ı zâtisidir. (Sn.) 21.
Her hükümetin bir kanunu var. O kanuna göre ceza verir, (T.H.) 229:Esk. hayatı
İki ceza birden verilmez. (M.) 417:29. Mektup, Es'ile-i Sitte, 5. si İstanbul'da bir esnafın cinayetiyle Bağdat'daki bir esnafı ceza-landırmak. (M.) 66:16. Mektup, 2. nokta
Tesirli ceza Allah'ın emirleri namıyla olur. (H.Ş.) 83:6. kelime
CİFİR VE EBCED HESABI
Âlimler ve cifir hesabı. (S.T.) 80:1. Şua
Asr-1 Saadette cifir. (S.T.) 45, 80:27. Mektup, 1. Şua
Asr Sûresi, 2. Dünya Savaşı'nın Anadolu'ya sıçramayacağını müjde verir. (E.L.) 1:25.
Cifir hesabı. (K.L.) 15, 36, 41, 51, 54, 136, 137, 140, 151, 152; (L.N.) 79, 80.
Cifir ilmi meraklı ve zevkli bir meşgaledir. (L.N.) 79.
Cifir ilminin üstadı Hz. Ali'dir. (S.T. Ten.) 150, 161:28. Lem'a; (S.T.) 80.
Edebiyatçıların cifir hesabını kullanmaları. (S.T.) 80:1. Şua Fil Sûresinin cifir hesabı. (K.L.) 169; (S.T.) 45.
Gıybeti zecreden âyetin cifir hesabı. (S.T.) 53:27. Mektup
"inne'l-insane le yetka" âyetinin cifir hesabı taguta bakıyor. (E.L.) 25.
İslamın başına gelen rejim (1333'de). (K.L.) 74.
Kur'ân kelimesinin cifir hesabı. (M.) 415:29. Mektup, 6. kısım, Kudsî bir Tarihçe
Risale-i Nurlarla ilgili bir cifir hesabı. (S.T. Ten.) 150:28. Lem'a Tevâfuk cifir ilminin anahtarlarındandır. (S.T.) 129:8. Lem'a
Yakın tarihle ilgili bazı hesaplar. (Tils.) 172-176.
FIHRIST/134
CİHAT
YanıtlaSilAsrımızın cihadı iman-ı tahkiki kılıncıyla olur. (Ş.) 228:11. Şua 11. mesele; (H.Ş.) 41.
Bediüzzaman, cihat ile ubudiyet ve takvâyı beraber götürdü.
(S.) 711:Konferans Bu zamanın cihadı muhabbet ve sevdirmekledir, korkutmakla değil. (Mk. İç. R.) 2:298.
Cihad farz-ı kifaye iken farz-ı ayın olmuş. (H.Ş.) 151:2. zeylin 2. kıs
Cihad-1 haricîyi Şeriatın kesin delillerinin elmas kılınçlarına ha-
vale edeceğiz. (D.H.Ö.) 64; (T.H.) 54; (Mk. İç. R.) 2:272.
Fen ve sanat silahıyla îlây-ı kelimetullahın en müthiş düşmanı olan cehil, fakr ve ihtilaf-1 efkara karşı cihad edeceğiz. (D.H.Ö.) 64; (T.H.) 64.
Hac ve zekât gibi cihatta da niyetin tasarrufu azdır. (H.Ş.) 151: 2. zeylin 2. kısmı
Hariçteki cihad başkadır, dahildeki başkadır. (E.L.) 1:39, 2:214. Hayatı koruma cihadı. (S.) 57:10. Söz
Herkes kendi âleminde bir kumandan olduğundan, âlem-i asga-rında cihad-1 ekber ile mükelleftir. (D.H.Ö.) 62; (T.Н.) 53.
İhtilafa karşı ittihatla cihad edeceğiz. (Mk. İç. R.) 2:273.
Mânevî cihad. (E.L.) 2:214, 217.
Müslümanların vazifesi Allah yolunda cihat etmektir. (E.L.) 2:57.
Savaşta karşı tarafın çocukları. (E.L.) 1:39. Zârurete karşı çalışmakla cihat edeceğiz. (Mk. İç. R.) 2:272.
3204- Gece yansı gök kapılan açılır bir münadi seslenir: "Dua eden yok mu? Duası kabul edilecek. İsteyen yok mu? Dilegi verilecek. Sikuntida olan yok mu? Sikintisi bertaral edilecek." Oşür alıcı ile zaniye kadının dualan kabul edilmez. Bü-yük cürüm işledikleri için bunlardan başka tüm müslümanlann yaphiklan duayı Allah kabul eder.
YanıtlaSil٣٢٠٥- تفتح أبواب الجنة يوم الأثنين ويوم الخميس فيغفر الله فيهما لكن عبد مسلم لا يُشرك بالله شَيْئًا إلا رجلاً كانت بينه وبين أخيه شحناء فَيُقَالُ انْظُرُوا هَذَيْن حَتَّى يَصْطلحا (م) وابن زنجويه د ت حب عن أبي هريرة)
3205- Pazartesi ve perşembe günleri cennet kapılan açı-Ir. Allah kendisine ortak koşmayan her müslüman kulunu affe-der. Ancak din kardeşi ile kendi arasında dargınlık bulunan kim-seyi bağışlamaz. "Birbirleri ile barışıncaya kadar bekletin." bunla-n emrini verir.
٣٢٠٦ - تُفْتَحُ فِيهِ يَعْنِي فِي رَمَضَانَ أَبْوَابُ الْجَنَّةِ وَتُغْلَقُ فِيهِ أَبْوَابُ النَّارِ وَتُغَلُّ فِيهِ الشَّيَاطِينُ وَيُنَادِى مُنَادٍ كُلَّ لَيْلَةٍ يَا بَاغِيَ الْخَيْرِ هَلُمَّ وَيَا بَاغِيَ الشَّرِ أقصر (ن حب عن عتبة بن فرقد)
3206- Onda (Ramazan ayı kastediliyor) cennet kapıları
açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincire vurulur. Her gece biri şöyle seslenir: "Ey hayn isteyen gel. Ey şer isteyicisi geri dur."
۳۲۰۷ - تَفَكَّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ قِيَامٍ لَيْلَةٍ (صالح ابن احمد في كتاب التبصرة
مرفوعا عن انس ابو الشيخ في العظمة
3207- Bir saat düşünmek, bir gecelik ibadetten daha iyi-
dir.
۳۲۰۸ - تَفَكَّرُوا فِي كُلِّ شَيْءٍ وَلاَ تَفَكَّرُوا فِي ذَاتِ اللَّهِ فَإِنَّ بَيْنَ السَّمَاءِ
-767
سورة نفره (٢٦-٢٧)
YanıtlaSil[ سؤال ؟ ] ضلالت عن (نخل)، هدات عنه (هدى) وملون، یعنی مصدرون خوله او اور
عد ولدن مقصد نه در؟
الجواب ] فعل مضارع، تجدد واستمراره دلالت ایتدیکندن، بکرمی و چه سنه دوام بدن نزول قرآن بار چهار تحدّدی نسبتنده و نارك ظلمت القرن الرين قات قات ظلمتلرك علاوه ابدیلمنه سیلیت و بردباس مؤمن اورك ده نزولك تجددی نسبتنده، نور ایما نارین درجه درجه یوک سمنه باعث و لدیفه اشان در وكذا بو جمله، ( ماذا اراد الله ) الخ جمله سیله اشارت ايدياله استفهام جواب اول دینی الجون، در این فر قرنك وضعية الرين بيان ايتمان ايجاب ايتمشور. بو ایجا به بناء، مصدره ترجیحاً فصل ذکر ابه باشد. يعني فرقونك برينك وضعتي ضلالت، او ته لينك ده هدا يتدر.
(كبير) او لکی کثیر در کمیت و عددجه چو قامه اراده ای یا مشور ایکنی کیر در کیفیت و نتیجه هوای قصد ايد يلمشدر. وعين زمانده قرآنك نوع بشره رحمت اولد يفتك ترينه اشار تدر. اوت، ان انارك از برقمنك فضيلت و هدايتهاريني حومه كورمك وكوسترمك، قرآنك بشره قاريو مرحمتهي ولطفه اولديغنى كوسترير. وكذا، به فضیلت صاحبي بيك فضيه التنزه مقابلدر. لو اعتبار له، فضیر اتی کاشیران ، آزده اوله چومه کورونور.
( وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلَّا الْفَاسِقِينَ ) او لكى جمله ده . مطلقه و مبهم اولارحه ذكر ايد يان ( كبير ) من حاصل اولان و سور لری، ترد دالری، قور قولری، بو جمله ایله شویله دفع ایتمشدر که ضلالته کید نار فاسفار در خلا لتهرينك منشاده فقد فقك سبيبي كباريد صوح او نارده اولوب، قرآنده دیگدر ضلالتي خلق ايتمك، بايد قارينك جزای ايجوندر.
بینه بیانینی لازمدركه، بوجماله الوك هر بريسي واقبلني شرح و بیان اید. ما بعد ى ده اونی تفسیر ایدر ديمك هر جمله، واقبالنه دلیل، ما بعد ينه نتیجه در بونی (ایکی سلسله ایله ایضاح ایده جگر
(برنجیبی) الله او تمثيلدن حیا ایمز چونکہ الله او تمثيلى ترك التمز هم او تمثيل بليغدر، هم مقدر. هم او تمثيل، الله كلاميدر. بونی ده مؤمن اولان کیمه ای بیاید.
(ایکنجیسی) الله ، منكر لرك ديد كارى كبي، او تغير لون حيا ايتميز زيرا او منكرلي، او تمتد لك تركى لازمدر ديورلي هم أو مذكر لي او تمثيلك حكمتی بیا عزیر هم بونده نه فائده وار در؟ دیرلر.
٢٥
بايت
YanıtlaSilBais: Sebeb olan
بليغ
Belt: Guzel belágatli söz
حلال
Dalalet: Haktan sapma
داع
Def: Sarma, uzaklaştırma
قايق
Fasik: Haram işleyen
فضيلت
Fazilet: Değer, üstünlük
فرقه
Firka: Grup tümen
فشق
Fisk: Haram işlemek
فعل مضارع
Fiil-i muzari: Şimdiki ve geniş zamanı ifade eden fül
علق
Halk: Yaratma
استفهام
İstiham: Sual, soru
استفراز
İstimrar: Sürekli olma
كَيْيَتْ
Kemmiyet: Sayıca durum, nicelik
كيفيت
Keyfiyet: Bir şeyin nasıl olduğu
للفكار
Lütufkar: İyilik edici
ما بعد
Mabad: Sonraki
ماقبل
Makabl: Öndeki, geçmiş
مَنْهَا
Mense : Kaynak
مقابل
Mukabil: Karşılık
مطلق
Mutlak: Sınırsız
مبهم
Mübhem: Belirsiz
منير
Münkir: İnkâr eden
نزول قرآن
Nüzul-u Kur'ân: Kur'ân'ın inmesi
شرح
Şerh: Açıklama
تجدد
Teceddüd: Yenilenme
عُدُولٌ
Udûl: Sapma, yoldan çıkma
ظُلْمَتِ كَفْرِيَهُ
Zulmet-i küfriye: Küfür karanlığı
223 Silre Babara, 26-27
YanıtlaSilSual: Dalalet yerine بيل hidayet yerine يخبى demekten, yani masdardan füle olan udülden maksad nedir?
Elcevab: Fil-i muzari, teceddüd ve istimråra delalet ettiğin den, yirmi üç sene devam eden nüzül-ü Kur'ânın parça parça teceddüdü nisbetinde, onların zulmet-i küfriyelerine kat kat zulmetlerin ilave edilmesine sebebiyet verdiğine; ve mü'minlerin de nüzülün teceddüdü nisbetinde, nûr-u îmân-larının derece derece yükselmesine bäis olduğuna işarettir.
Ve keza bu cümle مارا اورام الله ila ahir - cümlesiyle işaret edilen istifhâma cevab olduğu için, her iki fırkanın vaz'iyetlerini beyan etmek îcåb etmiştir. Bu icaba binåen, masdara tercihen fiil zikir edilmiştir.
Yani fırkanın birinin vaz'iyeti dalålet, ötekisinin de hidâyettir.
كير Evvelki كثيراً 'dan kemiyet ve adedçe çokluk iråde edilmiştir. İkinci dan, keyfiyet ve kıymetçe çokluk kasdedilmiştir. Ve aynı zamanda Kur'ân'ın nev'-i beşere rahmet olduğunun sırrına işarettir. Evet, insanların az bir kısmının fazilet ve hidâyetlerini çok görmek ve göstermek, Kur'ân'ın beşere karşı merhametli ve lütufkår olduğunu gösterir. Ve keză, bir fazilet sahibi bin faziletsize mukābildir. Bu i'tibârla, fazileti taşıyan, az da olsa çok görünür.
Evvelki cümlede mutlak وما يصل به إلا الفايقين ve mübhem olarak zikredilen مشيراً dan hasıl olan vesveseleri, tereddüdleri, korkuları, bu cümle ile şöyle def etmiştir ki: "Dalålete gidenler fåsıklardır. Dalaletlerinin menşei de fisktır. Fıskın sebebi
kesbleridir. Suç onlarda olup, Kur'ân'da değildir.
Dalâleti halketmek, yaptıklarının cezası içindir."
Yine bilinmesi lazımdır ki, bu cümlelerin her birisi
makablini şerh ve beyân eder. Måba'di de onu tefsir eder. Demek her cümle, måkabline delil, mâba'dine neticedir.
Bunu iki silsile ile izah edeceğiz. Birincisi: Allah o temsilden hayå etmez. Çünki Allah o
temsili terk etmez. Hem o temsil beliğdir, hem haktır. Hem o temsil, Allah'ın kelâmıdır. Bunu da
mü'min olan kimseler bilir.
İkincisi: Allah, münkirlerin dedikleri gibi, o temsilden
haya etmez. Zira o münkirler, "O temsilin terki lâzımdır" diyorlar. Hem o münkirler, o temsilin hikmetini bilmezler. Hem "Bunda ne fåide vardır?" derler.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورا هور
أمْ يَقُولُونَ افتريه قل فأنوا بعشر سور مثله مال وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ الله إن كنتم صاد فَإِلَّمْ يَسْتَجِيبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُوا اللَّمَا أُنزِلَ يعلم وَأَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَهَلْ أَنْتُمْ مُسْلِمُونَ مَنْ قَال الحيوة الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ إِلَيْهِمْ أَعْمَالُهُمْ فِيهَا وَقَدي لا يُبْخَسُونَ أُولَئِكَ الَّذِينَ لَيْسَ لَهُمْ في الام إِلَّا النَّارُ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا فِيهَا وَبَاطِلَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ أَفَمَنْ كَانَ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّهِ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ وَمِنَ ال كِتَابُ مُوسَى إِمَامًا وَرَحْمَةً أُولَئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمَنْ بَط بهِ مِنَ الْأَحْزَابِ فَالنَّارُ مَوْعِدُهُ فَلَا تَكُ فِي مِرْيَةٍ مِنْهُ ال الحق مِنْ رَبِّكَ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ . وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أُولَئِكَ يُعْرَضُونَ عَلَى رَبِّهِمْ وَيَقُولُ الْأَشْهَادُ هَؤُلَاءِ الَّذِينَ كَذَّبُوا عَلَى رَي الا لَعْنَةُ اللهِ عَلَى الظَّالِمِينَ الَّذِينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَبِيل له وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا وَهُمْ بِالْآخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ .
أَمْ يَقُولُونَ افْتَرِيهُ قُلْ فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِهِ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ .
66 Yoksa 'Kur'an'ı kendisi uydurdu' mu diyorlar? De ki: 'Eğer doğru söylüyorsanız Allah'tan başka çağırabildiğiniz herkesi yardıma çağırın da, siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin!'99
(Hûd, 11/13)
Mushaf sayfa no: 222
Hafızlık sayfa no: 12. cúz/19. sayfa
KUR'AN MEYDAN OKUYOR!
BİLGİ Mekkeli müşrikler, Kur'an'ı Peygamberimizin uydurduğunu iddia ediyorlardı. Kur'an'ı kabul etmemek için bir taraftan bu iftirayı yayarken diğer taraftan Peygamberimizden "gökten hazine indirmesi veya yanında bir melek getirmesi" gibi olağanüstü taleplerde bulunuyorlardı (Hûd-12). Ayet onların bu iddiasını boşa çıkararak müşrikleri, Kur'an'ın süreleri gibi sadece on sûre yazmaya davet etmiş ve müşrikler de öylece kalakalmışlardır. Bu ayetle birlikte Bakara 2/23, Yūnus 10/38 ve İsrå 17/88. ayetler "Tehaddi Ayetleri" olarak bilinirler.
MESAJ:
1. Kur'an, Peygamberimizin en büyük mucizesidir.
2. Kur'an, Rabbimizin katından gelen eşsiz bir kitaptır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Tehaddi: İlahi kaynaklı olduğunu kabul etmeyenlere Kur'an'ın meydan okuması. Sûre: Kur'an'ın 114 bölümünden her biri.
222
HAFIZ LAFZIN HAMİLİ MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء الثاني عشر
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَأَخْبَتُوا إِلَى رَبِّهِمْ أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ
هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ .
66 İnanıp da güzel işler yapan ve Rablerine gönülden bağlananlara gelince, işte onlar cennet ehlidirler. Onlar orada ebedi kalacaklardır.99
(Hûd, 11/23)
أولئِكَ لَمْ يَكُونُوا مُعْجِزِينَ فِي الْأَرْضِ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللهِ مِنْ أَوْلِيَاءَ يُضَاعَفُ لَهُمُ الْعَذَابُ مَا كَانُوا يَسْتَطِيعُونَ السَّمْعَ وَمَا كَانُوا يُبْصِرُونَ أُولَئِكَ الَّذِينَ خيروا الفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ لَا جَرَمَ الهم في الْآخِرَةِ هُمُ الْأَخْسَرُونَ إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصالحات وأخْبَتُوا إِلَى رَبِّهِمْ أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ مَثَلُ الْفَرِيقَيْنِ كَالْأَعْمَى وَالْأَصَمَ وَالْبَصِيرِ وَالسَّمِيعُ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًا أَفَلَا تَذَكَّرُونَ وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ إِنِّي لَكُمْ نَذِيرٌ مُبِينٌ أَنْ لَا تَعْبُدُوا إِلَّا اللَّهَ إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ أَلِيمٍ فَقَالَ الْمَلَا الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا نَرِيكَ إِلَّا بَشَرًا مِثْلَنَا وَمَا نَرَيكَ اتَّبَعَكَ إِلَّا الَّذِينَ هُمْ أَرَاذِلُنَا بَادِيَ الرَّأْيِ وَمَا نَرَى لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ بَلْ نَظُتُكُمْ كَاذِبِينَ قَالَ يَا قَوْمِ أَرَأَيْتُمْ إِنْ كُنْتُ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّي وَأَتُيِنِي رَحْمَةً مِنْ عِنْدِهِ فَعُمِيَتْ عَلَيْكُمْ اللُّؤْمُكُمُوهَا وَأَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ .
Mushaf sayfa no: 223
Hafızlık sayfa no: 12. cüz/18. sayfa
CENNETE VATANDAŞ OLMAK
BİLGİ:
Önceki ayetlerde Allah'a iftira eden, Kur'an'a saldırarak onun mesajının ya-yılmasına engel olan, İslam'ı yanlış bir dinmiş gibi yansıtmaya çalışan, ahireti inkâr eden bedbahtların öteki dünyadaki hållerinden bahsedilmişti. Bu ayette ise iman edip sâlih amellerle ömrünü süsleyen ve Allah'a gönülden bağlı olan müminlerin cennete girecekleri müjdelenmiştir. Buna ilaveten bu vasıfları taşıyan müminler, "sonsuza dek cennet halkı olmak" gibi hayale sığmayacak büyük bir nimete nail olacaklardır.
MESAJ:
1. Cennet sadece imanla değil, imanın gerektirdiği şekilde yaşamakla elde edilir. 2. İman amel bütünlüğü Allah'a gönülden bağlanmakla taçlanır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Sålih amel: Dinin yapılmasını emir ve tavsiye ettiği, sevap olan tüm işler. Ashâbü'l-Cenne: Cennet ehli, cennetlikler, cennete girecek olanlar.
223
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilويَا قَوْمِ لَا أَسْلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًا إِنْ أَجْرِى إلا على الله وينا بطارد الذِينَ آمَنُوا إِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَلَكنى أريكة نور تَجْهَلُونَ وَيَا قَوْمِ مَنْ يَنْصُرْنِي مِنَ اللهِ إِن طَرْقتُهُ افلا تَذَكَّرُونَ وَلَا أَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزائن ال وَلَا أَعْلَمُ الْغَيْب ولا أقول إلى ملك ولا أقول الدين الإدري أَعْيُلَكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللَّهُ خَيْرًا اللهُ أَعْلَمُ بِمَا فِي الْمُسِهَا إِلى إِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ قَالُوا يَا نُوحُ قَدْ جَادَلْنَا فَان جدَالَنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ . قال إِنَّمَا يَأْتِيكُمْ بِهِ اللهُ إِنْ شَاءَ وَمَا أَنتُمْ بِمُعْجِرِينَ . وَلَا يَنْفَعُكُمْ نُصْحَى إِنْ أَرَدْتُ أَنْ أَنْصَحَ لَكُمْ إِن كان الله يُرِيدُ أَنْ يُغْوِيَكُمْ هُوَ رَبُّكُمْ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ أَمْ يَقُولُونَ افْتَريهُ قُلْ إِنِ افْتَرَيْتُهُ فَعَلَى إِجْرَامِي وَأَنَا بَرَى مِمَّا تُجْرِمُونَ ) وأوحى إلى نوح أنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ إِلَّا مَنْ قَدْ أَمَن فَلا تَبْتَنِسُ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخاطبني فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا إِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ .
أَمْ يَقُولُونَ افْتَرِيهُ قُلْ إِنِ افْتَرَيْتُهُ فَعَلَى إِجْرَامِي وَأَنَا بَرَى مِمَّا تُجْرِمُونَ .
شور تا طور
" Yoksa 'Bunu o kendisi uydurdu' mu diyorlar? De ki: 'Eğer onu uydurduysam sorumluluğu bana aittir. Fakat benim sizin işlediğiniz günahtan sorumluluğum yoktur.'99
(Hüd, 11/35)
وتضع
Mushaf sayfa no: 224
Hafızlık sayfa no: 12. cúz/17. sayfa
KUR'AN'IN UYDURULDUĞU İFTİRASI
BİLGİ:
Kur'an'ın önceki peygamberlerin kıssalarına yer vermesi, uydurulmuş bir kitap değil ilahi kaynaklı bir kitap olduğunu ispat eder. Çünkü bir kimsenin, örneğin Peygamberimizin, bilmediği tarihi hadiseleri hayal edip tüm yönleriyle ve doğru olarak kurgulaması imkânsızdır. Bu ayetin öncesindeki ayetlerde Hz. Nuh'un kıssasına yer verilmişti. Kıssada Hz. Nuh ile kavmi arasında geçen diyaloglar aktarılarak Peygamberimize, müşriklerin sataşmalarına karşı nasıl bir tavır benimseyeceği öğretilmiştir. Zira Mekkeli müşrikler de vahiy karşısında tıpkı Nuh kavmi gibi bir tutum sergiliyorlardı.
MESAJ:
1. İslami değerlere Hz. Peygamber'in sahip çıktığı gibi sahip çıkmalıyız.
2. Herkes yapmış olduğu davranıştan sorumludur.
KELİME DAĞARCIĞI:
İftira: Birine kasıtlı ve asılsız bir şekilde suç yüklemek.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء الثاني على
وَقَالَ ارْكَبُوا فِيهَا بِسْمِ اللَّهِ تَجْرِيهَا وَمُرْسِيهَا إِنَّ رَبِّي لَغَفُورٌ رَحِيمٌ .
"Nuh, 'Haydi gemiye binin! Yüzerken de dururken de Allah'ın adını anın. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.' dedi. 99
(Hûd, 11/41)
وتضع المُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَا مِنْ قَوْمِهِ سَخِرُوا مِنْهُ قال إن السحرُوا مِنَّا فَإِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَ فسوفَ تَعْلَمُونَ مَنْ يَأْتِيهِ عَذَابٌ يُخْرِيهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُقِيمٌ حَتَّى إِذَا جَاءَ أَمْرُنَا وَفَارَ السُّورُ قُلْنَا احْمِلْ فيها مِن كُلِّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ القول وَمَنْ أَمَن وَمَا أَمَنَ مَعَهُ إِلَّا قَلِيلٌ وَقَالَ ارْكَبُوا فِيهَا بسم الله مجربها وَمُرْشِيهَا إِنَّ رَبِّي لَغَفُورٌ رَحِيمُ وَهِيَ تجرى بهم في مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادَى نُوحٌ ابْنَهُ وَكَانَ في مَعْزِل يَا بَني الكَبْ مَعْنَا وَلَا تَكُنْ مَعَ الْكَافِرِينَ . قال ساوى إلى جَبْلٍ يَعْصِمُنِي مِنَ الْمَاءِ قَالَ لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ أَمْرِ اللهِ إِلَّا مَنْ رَحِمَ وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَفِينَ وَقِيلَ يَا أَرْضُ ابْلَعِي مَاءَكِ وَيَا سَمَاءُ أَقْلِعِي وَغِيضَ الْمَاءُ وَقُضِيَ الْأَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِي وَقِيلَ بعدا القَوْمِ الظَّالِمِينَ وَنَادَى نُوحٌ رَبَّهُ فَقَالَ رَبِّ إِنَّ ابْنِي مِنْ أَهْلِي وَإِنَّ وَعْدَكَ الحَقِّ وَأَنْتَ أَحْكَمُ الْحَاكِمِينَ .
Mushaf sayfa no: 225
Hafızlık sayfa no: 12. cüz/16. sayfa
HER DAİM BİSMİLLAH
BİLGİ
Hz. Nuh'un kavminden çok az kişi iman etmişti. İman etmeyenler ise onu teh-dit ediyor, va'dettiği azabı bir an önce getirmesi için ona meydan okuyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah, Hz. Nuh'a bir gemi yapmasını ve iman edenleri gemiye bindirmesini emretti. Gemiye binmeyenlerin ise tufanda helak olacakla-rını vahyetti. Bu ayet, Nuh'un (a.s.), iman edenlere gemiye binerlerken de gemi giderken de Allah'ı anmalarını emrettiğini haber vermektedir. Aynı zamanda bu ayet, yolculuğa çıkarken veya bir araca binerken okunan dualardan biridir.
MESAJ:
1. Her işin başında Allah adını anmak hayır ve berekete vesiledir.
2. İnkârcıların yaptıkları yanlarına kâr kalmaz.
KELİME DAĞARCIĞI:
Bismillah: "Rahmân ve rahîm olan Allah'ın adıyla" anlamına gelen "Bismilla-hirrahmanirrahîm" cümlesinin kısaltılmışı.
225
fukahä-i kirâm: Büyük din alimleri.
YanıtlaSilfuzală: Faziletliler, erdemli kimseler.
fütür: 1. Zayıflık, gevşeklik, bezginlik. 2. Keder, ümitsizlik.
fütüvvet: 1. Soy temizliği. 2. Delikanlılık, gençlik, mertlik, yiğitlik. 3. Mürüvvet, cömertlik, fedakârlık. 4. Bu esas üze-rine kurulmuş teşkilât; dīni mahiyette esnaf birliği.
füzün: Çok fazla.
-G-
gâlle: 1. Dert sıkıntı, keder. 2. Feläket, musibet. 3. Uğraştırıcı ve sıkıntılı iş. 4. Muharebe, savaş.
galebe: 1. Galip gelme, yenme. 2. Üstün-lük. 3. Fazlalık, ekseriyet.
gani: 1. Zengin, varlıklı, doygun, bol. 2. Allah'ın güzel isimlerinden.
garik: 1. Gark olmuş, suya batmış, suda boğulmuş. 2. Su içine dalmış.
gayr-i irâdi: İråde dışı, farkında olmadan, isteksizce.
gayr-i şer'i: Şeriat dışı, dinin käidelerine uygun olmayan.
gayya: Cehennemde bulunan bir kuyu ve-ya bir dere.
gen: Geniş.
gırîv-i mätem: Ölünün ardından ağlama.
girizgâh: 1. Söze, esas maksada giriş. 2. Sığınılacak yer.
goygoycu: 1. Muharrem ayında kapı ka pı dolaşarak ve ilahiler okuyarak dile nen kimse. 2. Dilenci.
görklü: 1. Güzel. 2. Gösterişli. 3. Müba rek, mukaddes. 4. Temiz, iyi.
güş: 1. Kulak. 2. İşitme, dinleme.
gülâb-ı meserret: Neşve, sürür ve şenlik gülsuyu.
gül-i gülzár-ı nübüvvet: Peygamberlik bahçesinin gülü.
gülzar: Gül bahçesi.
gümân: 1. Sanma, zannetme. 2. Şüphe, zann, vesvese.
-H-
haile: Dram, trajedi.
haiz: Malik, sahip, taşıyan.
hâdi: 1. Hidayet eden, doğru yolu göste ren. 2. Öncü, kılavuz.
hakketmek: 1. Kazımak, kazınmak, bir şeyin üstünü çelik kalemle yazı yahut resim olarak oyma. 2. Yazıyı, yanlışı kazımak.
hal': Azletme, hükümdarlığa son verme, tahttan indirme.
håle: Ay'ın veya Güneş'in etrafında ba zen görülen ışıklı halka.
halef: 1. Birinden sonra gelen; birinin ye rine geçen. 2. Babadan sonra kalan oğul, nesil.
hålet-i rühiyye: Rüh häli, insanın psiko-lojik durumu.
Hälık: Yaratan, yoktan var eden.
halife-i rûy-i zemin: Yeryüzünün halifesi. Yavuz Sultan Selim'den sonra gelen padişahlar için kullanılan bir ünvan.
hâlisiyyet: Doğruluk, hilesizlik, hälislik.
halvet: 1. Kapalı bir yerde yalnız kalma. 2. İbadet, riyāzāt, zikir ve murakabe maksadıyla inzivâya çekilme.
hamiyyet-i vataniyye: Vatanı koruma duygusu
hân-ı iştiha: İştah açan sofra.
haraç-güzar: Haraç veren, haraç öde yen, haraca bağlanmış olan.
hasenåt: İyilikler, iyi haller, iyi işler, hayır Iı işler.
haşyet: Korku, korkma.
hatır-şinas: Gönül alıcı.
hatt-i hümâyûn: Padişahların herhangi bir iş için bizzat yazdıkları yazılar.
hayfá: 1. Haksızlık, zulüm, cevr. 2. Yazık ki, heyhät, väh. 3. Åh, beddua.
hazık: Hazākatli, işinin ehli, usta, eli uz. (Dilimizde en çok doktorlar hakkında kullanılır.)
hemnâm: Aynı ismi taşıyan, adaş.
557
divanhâne: Geniş sofa, salon.
YanıtlaSildür olmak: Uzak olmak.
-E-
eb'âd: Uzaklıklar, uzunluklar.
ednā: 1. Daha alçak. 2. En az.
efser: Taç.
Ehl-i Beyt: Hâne halkı, aile; Allâh Rasûlü -sallallahü aleyhi ve sellem-'in ev hal-kı, yakın akrabâsı.
ehl-i dil: Gönül ehli.
ehl-i şekâvet: Şakîler, soyguncular, vur-guncular.
ehl-i temkin: 1. Ağırbaşlı. 2. Tasavvufta televvünden kurtulup huzur ve sükûna mazhar olan kimse, kendini yalnız Al-lah yoluna adayan kimse.
ekaalîm: Dünyanın mıntıkaları, memle-ketler, diyarlar.
eltâf: Lutuflar, iyi muameleler.
emâre: Alâmet, nişan, iz, eser, ipucu.
emiru'l-hâcc: Hacılar kâfilesine reislik et-mekle vazîfeli bulunan zât.
emîru'l-mü'minîn: Mü'minlerin emîri. İs-lâm devlet başkanı.
erkam: Rakamlar, resimler, yazılar.
erkân: 1. Rükûnlar, direkler. 2. Esas, te-mel. 3. İleri gelenler.
ervâh: Canlar, rühlar.
esbab: Sebepler, vâsıtalar.
esrår: Sırlar, bilinmeyen, gizli şeyler.
eşhâs: Şahıslar.
eşk-i firâk: Ayrılık gözyaşı.
eşrâf: Şeref ve itibar sahibi kimseler, ileri gelenler.
evlâd-ı Fâtihân: Fâtihlerin çocukları, nes-li, zürriyeti.
evsåf: Vasıflar, sıfatlar.
-F-
fâcir: 1. Fenâ huylu, günahkar. 2. Ayyaş, sefih. 3. Habis, rezil, şerîr, şaki.
fahır: Övünme; övünmeye vesile teşkil eden şey.
Fahr-i Käinât: Varlıkların iftihår kaynağı; Hazret-i Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz.
fâriğ: 1. Boş. 2. Ferågat eden, vazgeçen. färik (färika): Fark eden, ayıran.
farz-ı muhâl: Olması güç, ancak bir misål İçin olmuş sayılan.
fâsid: 1. Kötü, fenâ, yanlış, bozuk. 2. Mü-nâfık, fesad çıkaran.
fazl u cûd: İyilik, fazîlet, cömertlik, lutuf.
fem-i muhsin: İhsan ve bağış menbai mübarek ağız.
fenâ-fillâh: Allah'ın varlığında yok olma.
ferågat-i nefs: Nefsinden vazgeçen, ken-dini fedâ eden.
fer'i: Asli olmayan, kısmı, ikinci derece-den, ayrıntı.
ferş: 1. Döşeme, yayma. 2. Halı, taş vs. döşetme. 3. Yeryüzü, kır, sahra.
fetret: İki şey arasında väkî olan kesinti.
feverân: 1. Kaynama, galeyân etme. 2. (damar) Vurma. 3. (su) Fışkırma. 4. (hiddetle) Köpürme.
fevk: Üst, üst taraf, yukarı.
feyyaz: 1. Feyiz, bereket, bolluk veren Al-lâh. 2. İçi çok temiz ve cömert olan kimse. 3. (taşan) Sel.
feyz: 1. Suyun taşıp akması. 2. Bolluk,
verimlilik. 3. Nimet, ihsân. 4. Olgun-laşma ve ilerleme. 5. Mânevi haz; gö-nül huzuru.
feyz-i refik: Dost huzūru.
fisk: 1. Hakk yolundan veya hak yoldan çıkma, Allâh'a karşı nankörlükte bulu-nup isyân etme. 2. Sefåhate dalma 3. Häinlik. 4. Dinsizlik, ahlâksızlık.
firâset: Anlama, sezme kabiliyeti.
firaz: 1. Yokuş, çıkış. 2. Yüksek, yukarı. 3. Yükselten, kaldıran.
fi-sebilillâh: 1. Allâh uğrunda, yolunda. 2. Karşılık beklemeden, karşılığa bağlı kalmadan.
frapan: Göz alıcı, göze çarpıcı, alımlı.
bende: 1. Kul, köle, bağlı. 2. İntisab eden, taraftar.
YanıtlaSilberdar: 1. Asılmış insan. 2. Yemişli.
berekât: 1. Bolluklar. 2. Meymenetler, ha yırlar, seadetler.
berhurdar: Berhudar olan, mes'ud olan.
ber-karar: Kararlı, devamlı, yerleşmiş.
berk-ı Inayet: Lutuf şimşeği.
beşåret: Müjde, muştu.
bey'at (blat): Kabül ve tasdik muamelesi,
beytülmål: İslam hukûkunda måliye ha zinesi.
bezm-i âlem: Eğlenceli dünya meclisi.
bid'at: 1. Sonradan meydana çıkan şey.
2. Hazret-i Peygamber-sallallahü a-leyhi ve sellem- zamanından sonra dinde meydana çıkan şey.
bikes: Kimsesiz.
bisât: Kilim, minder, döşeme, keçe, yaygı.
bizār: Rahatsız, bıkmış, usanmış, küskün.
bukağı: Yürümeyi güçleştirmek maksa-dıyla ayağa takılan köstek, pranga.
burhân: Delil, isbåt.
bünyâd: 1. Asıl, esas, temel. 2. Binâ, yapı.
-C-
cânib: Yan, taraf, cihet, yön.
cârî: 1. Cereyan eden, akan. 2. Geçerli, yürürlükte.
cebbår: 1. Cebredici, zorlayıcı, zorba. 2. Kuvvet ve kudret sahibi, Allah.
cebrî: Cebir kullanarak, zorla.
cehd: Çalışma, çabalama.
celâdet: Yiğitlik, kahramanlık, metânet.
celb: 1. Getirme, çekme. 2. Yazılı dâvet.
cemetmek: Toplama, yığma.
cereyân: 1. Akma, akım, geçme. 2. Ol-ma, oluş.
cevvâl: Çok hareketli, canlı.
cíhân-şümül: 1. Her yanı kaplayan. 2. Dünya çapında, dünya ölçüsünde.
cihâr-ı yâr: Dört dost, hulefâ-yı râşidin denilen dört büyük sahābî: Hazret-i
Ebubekir, Hazret-i Omer, Hazret-i Os man, Hazret-i Ali -radıyallahu anhüm
cum'a selamlığı: Cum'a namazı müna
sebetiyle padişahlar için yapılan me râsime verilen ad.
cûş: Coşma, kaynama, taşma.
cürüm: Ceză îcâb ettiren suç.
çar u nâçâr: Çaresiz, ister istemez.
çerâğ: Mum, fitil.
çerh: 1. Çark, tekerlek. 2. Felek, gök. 3. Yaka (elbise). 4. Ok yayı. 5. Devre-den, dönen.
çeri: 1. Asker. 2. Savaş.
-D-
dağ: 1. Yanık yarası. 2. İnsan ve hayvan vücüduna kızgın demirle vurulan damga, işaret, iz.
dahilek: Yalvarırım, sana sığınırım.
darb-ı mesel: Atalar sözü, atasözü.
dâru'l-beka: Ebediyyet yurdu; âhiret.
dâru'l-hadis: Hadîs ve bununla ilgili şey-leri öğretme mektebi.
daru'l-huffāz: Hafız yetiştirme mektebi. däsitânî: Destan kahramanlarına yaraşa-
cak şekilde, kahramanca.
dehr: 1. Dünya. 2. Zaman, devir.
dergeh: Dergah, tekke.
dergah-ı vahdet: Allah'a kavuşma, vuslat
dergahı.
deruhte: Üstüne alma, yüklenme.
derûnî: İçten, gönülden.
desise: Hile, oyun, düzen, entrika, dolap.
dest-i takvå: Takvå eli.
Devlet-i Aliyye: Yüksek devlet; Osmanlı Devleti.
devrân: Dünya, felek, zaman, tälih, ka-der; devir.
diğergâm: Başkalarını düşünen.
dil: 1. Gönül, yürek, kalb. 2. Orta, yarı.
dirâyet: Zekâ, bilgi, kavrayış.
555
-A-
YanıtlaSilLÜGATÇE
abd-i aciz: Zayıf kul, aciz köle.
âb-ı hayat: 1. İçene ebedi hayat bağışla-yan su. 2. Çok tatlı ve hafif su.
a'dâ: Düşmanlar.
adı: Adâlet.
adli umûr: Adâletle alakalı işler.
ağniya: Zenginler.
ağu: Zehir.
ahd ü peymân: Yemîn, and.
ahî: 1. Kardeş. 2. Ahi ocağına mensüb ki şi. 3. Cömert.
ahkâm-ı şer'iyye: İslâm hukūkunda îti-kåd, ibådet, muâmelât ve cezalara aid hükümler.
ahsen-i takvim: 1. En güzel ve mükem-mel şekil. 2. İnsan.
akâmet: 1.Verimsizlik, kısırlık, semeresiz-lik, neticesizlik. 2. Kesintiye uğrama.
akdetmek: Mukävele, muähede, ittifak yapma; (nikâh) kıyma.
akustik: Bir mekânda sesin dağılma ve yansıma durumu.
akvâm: Milletler, uluslar.
álāyiş: Debdebe, gösteriş.
alem: 1. İşåret, nişan. 2. Bayrak.
âlem-i mâ'nî: Mânâ âlemi, rüya âlemi.
âli: Yüksek, yüce, büyük, ulu.
alicenap: 1. Cömert. 2. Şerefli, haysiyetli kimse.
âmil: 1. Sebep. 2. İşleyen, yapan.
anka: 1. İsmi olup cismi olmayan bir kuş. 2. İsmi olup cismi olmayan şey.
ârâyiş: Süs, zinet.
arbede: Kavga, patırtı,
ârî: 1. Boş, sıyrılmış, çıplak. 2. Beri, uzak, âzâde.
ariza: Küçükten büyüğe yazılan yazı
ariz-amik: Genişliğine ve derinliğine, eni ne boyuna, uzun uzadıya.
arz: Dünya, yeryüzü.
arz etme: Bir büyüğe sunma, gösterme, bildirme.
a'sâb: Sinirler.
âsân: Kolay.
a'sâr: Yüzyıllar, asırlar.
assı: Kår, fayda, kazanç.
ata: 1. Verme, veriş. 2. Bağışlama, ihsan.
âtıl: İşsiz, işlemez, battal, tembel.
avâlim: Ålemler, dünyalar.
avdet etmek: Geri gelme, dönme, dönüş.
avni: Yardımla alakalı.
azimü'ş-şân: Şânı büyük olan.
-B-
bağbân: Bahçıvan.
bahr: Deniz.
bakıyye: Artan, geri kalan, artık.
bakir: El değmemiş, saf ve temiz, bozul mamış, aslında olduğu gibi.
bânî: Binâ eden, yapan, kuran, kurucu
basar: 1. Göz. 2. Görme.
bâtın: 1. İç. 2. İç yüz. 3. Gizli, görünme yen nesne.
bâziçe: Eğlencelik, oyuncak.
bedii: 1. Güzel. 2. Güzellik.
beka-billâh: Allâh ile var olmak.
beliğ: 1. Fasih, düzgün söz söyleme. 2. Fasih, düzgün.
M. A. Yekta Saraç, Şeyhülislam Kemal Paşazadə, İstanbul, 1995.
YanıtlaSilLatifi, Latifi Tezkiresi.
Ebu'l-üla Mardin, Medeni Hukuk Cephesinden Ahmed Cevdet Paşa, Ankara, 1996.
Osman Öztürk, Osmanlı Hukuk Tarihinde Mecelle, İstanbul, 1973.
Seyyid Muradi, Haz. Vural Bayazıt, Gazavát-ı Hayreddin Paşa, Ankara, 1995.
Ertuğrul Düzdağ, Barbaros Hayreddin Paşa'nın Hatıraları, İstanbul.
Ahmed Refik, Osmanlı Kumandanları, İstanbul, 1996.
Ahmed Refik, Osmanlı Älim ve San'atkârları, İstanbul, 1997. Mimârbaşı Koca Sinan, Yaşadığı Çağ ve Eserleri, İstanbul, 1988.
Gözde Ramazanoğlu, Mimar Sinan'da Tezyināt Anlayışı, Ankara, 1995.
Muharrem Hilmi Şenalp, Sermimârân-ı Hâssa Sinan bin Abdülmennän.
Mahmud Bedreddin Yazır, Kalem Güzeli, Ankara, 1981.
Şevket Rado, Türk Hattatları, İstanbul,
Muhittin Serin, Hat Sanatımız, İstanbul, 1982.
Ali Nihat Tarlan, Fuzûlî Dîvânı Şerhl, İstanbul, 1998.
Abdülkadir Karahan, Fuzûli, Muhîti, Hayatı ve Şahsiyeti, Ankara, 1995.
Hüseyin Özbay-Mustafa Tatçı, Yunus Emre, Makalelerden Seçmeler, İstanbul, 1994.
İsmail Hami Danişmend, Eski Türk Seciye ve Ahlakı, İstanbul, 1982.
Ziya Kazıcı, İslâmî ve Sosyal Açıdan Vakıflar, İstanbul, 1985.
553
BİBLİYOGRAFYA
YanıtlaSilZiyâ Nur Aksun, Osmanlı Tarihi, İstanbul, 1994.
Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi
Yılmaz Öztuna, Büyük Osmanlı Târihi, İstanbul, 1994.
İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Ankara.
İsmail Hâmi Danişmend, Îzâhlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, 1971.
Ömer Faruk Yılmaz, Belgelerle Osmanlı Târihi, İstanbul, 1998. Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi, Ankara, 1977.
Kadir Mısıroğlu, Sebil Külliyatı.
Osmanlılar Albümü İstanbul, 1988, I.II.II. c.
Osmanlı Ansiklopedisi, Yeni Şafak, İstanbul, 1996.
Diyânet İslâm Ansiklopedisi.
Yusuf Küçükdağ, Pîrî Mehmed Paşa, Konya, 1994
Harp Mecmuası.
M. İhsan Gençcan, Çanakkale Savaşlarından Altın Harfler, İstanbul, 1993
Evliyâlar Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi.
Tarih ve Medeniyet Dergisi.
Fikret Kesten, Ahi Şeyhi Şeyh Ede Balı.
Hasan Kâmil Yılmaz, Azîz Mahmûd Hüdâyî, İstanbul, 1999.
Bekir Uluçınar, Güneşler Güneşi, İstanbul, 1983.
552
-1098 - Birinci Haçlı
YanıtlaSilseferi: 8 ay süren kuşatma sonunda Antakya Haçlıların eline geçti.
1277 - Türkçenin resmî dil olarak kabulü.
1889 - İttihat ve Terakki Cemiyeti kuruldu.
1925 - Terakkiperver
Cumhuriyet Fırkası, Bakanlar Kurulu kararıyla kapatıldı.
2006 - Karadağ kuruldu.
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
İmsak Günes
HAZİRAN
03
SALI
Biz dağları onun emrine verdik ki, akşam sabah onunla beraber tesbih eder, kuşlar da onun etrafında
toplanırdı...
(Sad: 18.)
BİR HADİS
7 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 21 MAYIS 1441 HIZIR: 29
Kim ki gönül hoşluğuyla ve kestiği kurbanın sevabını Allah'tan umarak kurban keserse bu onun için Cehennem ateşine karşı perde olur. Taberanî
Kudsî farizayı ve din-i İslâmın kudsî ve semavî kongresi hükmünde olan bu hacc-ı ekberi büyük bir bayramın arefesi noktasında olarak bütün ruh u canımızla tebrik ediyoruz. Emirdağ Lahikası
Öğle
İkindi
Akcam
Yatri
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil2026 BEDIUZZAMAN TAKVİMмі
- Miladi 632-Sevgili Peygamberimizin (asm) vefatı.
1949 - Emekli Sandığının kurulması.
1951 - Türkiye'de ilk kalp ameliyatı GATA'da yapıldı.
HAZİRAN
08
PAZARTESİ
22 1447 ZİLHİCCE
RUMI: 26 MAYIS 1442
HIZIR: 34
Birşeyi dünyada var desen, yalnız o şeyi göstermek kâfi gelir. Eğer yok deyip nefyetsen, bütün dünyayı eleyip göstermek lazım gelir ki, tâ o nefiy ispat edilsin. Lem'alar
Yatsı
Akşam
Öğle
Güneş
Imsak
İkindi
İmsak Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
03:50.04 48 12 30 16 30 20 03 21.52
BİR AYET
Nerede olursanız olun, Allah hepinizi huzurunda
toplayacaktır.
Bakara Suresi: 148
BİR HADİS
Mazlumun bedduasından sakın.
med Aleyhissalatu Vesselâm da bütün Muhammed Aleyhissalatu Vesselamın bir mucizesidir, öyle de, Muham NOOF AC Auran Datan mutatiyla ve hakkaniyetine delil olan bütün hakal Kila Muh
YanıtlaSilTARIHTE BUGUN
- 1622 II. Osman'ın şehadeti.
- 1878 - Çırağan Hadisesi.
1927 - Resmî binalardaki
eski yazı ile yazılmış tuğra ve benzeri yazıların kaldırılmasına dair 1057 sayılı kanun kabul edildi.
Bu kanun gereğince İstanbul Üniversitesi'nin girişindeki âyetler beton sıva ile kapatıldı.
20
CUMA
FRIDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET
Iman edip guzel işler yapanlara mujde olsun; dönülecek en güzel yer
onlarındır.
Ra'd Suresi: 29
BİR HADİS
Seni seven kimseye sen de ona olan sevgini bildir.
C
İnsan öyle bir nüsha-i câmiadır ki,
Cenab-ı Hak bütün esmasını insanın nefsi ile insana ihsas ediyor. Sözler
26
YanıtlaSilOLÜM KIYAMET - AHIRET
eşi dostu birbirinden) ayıran (ve kara toprağın içine sokan) ölümü çok zikretmektir. (Çünkü) babalar ve annelerin yardımlarıyla kuvvetlen dikten sonra sizler bunca oğlan ve kızları öldürüp toprağa verdiniz.
Muhakkak bize ulaştı ki, bir kadın Hz. Aişe'nin yanına girdi ve
Ey anneciğim katılaşan kalbin (yumuşaması) nedir? diye sordu.
Hazret-i Aişe (r. anha) ona:
Katı kalbin ilacı ölümü çok çok zikretmendir, diyerek cevab verdi. Bunun üzerine o kadın ölümü çok çok zikretme işini yaptı da kalbi yumuşadı ve sonra o kadın Hazret-i Aişe'nin bu husustaki fazile-tine teşekkür etti.
Keza insanın günah yükü altına girmekten kendini menetrnesi, dün-ya (mah) ile gururlanmayı bırakması ve dünyadaki belä ve musibetle-rin (âhirete nazaran) hafif sayılması da ölümü zikretmenin faydala-rındandır.
Ey kardeşim, iyi düşün. Bir kimsenin üzerine ölüm cezasını icap ettiren hüküm sabit olduktan sonra öldürülmeye doğru sürüklense onun bu hali kendisi için günahlardan herhangi bir şey'i işlemeye meş-rů sebep olamaz. Ve o, dünya ziynet ve arzularından hiç bir şey'e (zevk-le) bakamaz. Aynı zamanda her musibet ona hafif gelir. Fakat dünya-da uzun müddet yaşamayı düşünmekte olan kimse ise bunun haline mu-halif bulunmaktadır. Zira o (yani dünyada uzun süre yaşamayı arzu-layan kimse) bu hususta onun hâline zıd olur.
Bundan, yani kalbin katılığını gideren şeylerden biri de, ölüm ha-lindeki kimsenin halini görüp müşahede etmektir. Çünkü onların öllim (hallerinin) çetinliklerine, ruhlarının çıkarılmalarına, ruhun çıkarılması sırasındaki uğraşmalarına ve can çekişme hallerine ve onların (o an-daki) çok çetin sıkıntılarına (dikkatle) bakıp görmek, alinacak ibretle-rin en büyüğüdür. Çünkü yakında bunun benzeri hal, kendi başına da gelecektir. Her kim ölülerden öğüt ve ibretle nasihat almazsa artık ona hiç bir nasihat fayda vermez.
Şöyle rivayet edilmiştir:
Hasan-1 Basri bir hastayı ziyaret etmek üzere yanına girdi ve o zatı ölüm şiddetleriyle mücadele eder bir vaziyette buldu. Onun sıkıntılı halini, onun başına gelen şey'in çetinliklerini bakıp gördükten sonra Hasan-1 Basri'nin rengi (beti benzi) değişmiş olarak kendi ev halkının yamna döndü. Müteakiben ev halkı kendisine yemek getirdiler ve ona:
Bu yemekten yemez misin? dediler. Bunun üzerine Hasan-1 Basri kendi ev halkına:
Yemeğinizi siz yiyiniz. Çünkü ben kendimi bu gibi şeylerden alıkoyacak şey'i görmüşümdür, dedi.
(Keza) bize ulaştı ki, yine Hasan-ı Basri (r.a.) mezarlar arasında tli pide yemekte olan bir şahsı görünce:
ÖLÜMÜ VE AHİRETİ HATIRLATAN İŞLER
YanıtlaSil27
Senin için, şu mezarları müşahede etmen seni yemek yeme arzusundan alıkoyacak bir ibret (tablosu) olmadı mı? diyerek tekdir etti.
İlim adamları derler ki:
Mezarlık ziyareti yapan kimseye lâyık olan (bu ziyareti sırasında):
Aç karına bulunmasıdır. Çünkü karın tokluğu insanı ölüler-den ibret almasından mahrum eder.
b
İsyan fiillerinden hiç bir şey'i yapmaya azimli olmamalıdır.
Zira (günah olan şeyleri işlemeye) azimli kimse, şeytanların yanında-
dır. Öyle ise onun (ölülerden) ibret alması mümkün olamaz. C Dünyalık hususunda zühd ü takva sahibi olması (yani dün-yalığa itibar etmemesi lâzım)dır. Çünkü dünyalığa itibar eden (ve dün-yanın fani nimetlerini arzu eden) de kalb katılığı kendisinden ayrılma yan kimsedir. İşte bundan dolayı insanların çoğu mezarları (ziyaret edip onların hallerini) gördüğü halde onlardan öğüt ve ibret alamaz. Çok kere onlardan biri meselâ velilerin ve Hakka ermişlerin mezarla-rını ziyaret eder de orada ağlayıp gözyaşı dökmesi, kalbinde bir yu-muşama hali husule gelmez. Çünkü insanların çoğu bu bağlar, bahçeler ve ırmaklar (kenarların) da temiz hava dinlendikleri, yorgunluklarını giderdikeri yerler gibi birtakım halkın birbirlerini bir araya toplayıp eğlenmelerine vesile yaparlar. ziyaretlerini alarak
İşte ey kardeşim! Sen orasını, senden önceki yüce ve salih kişilerin. başına geldiği gibi senin de dönüp dolaşıp varacak yerin olduğunu te-fekkür ederek mezarları ziyaret et. Ve sen korkulu ve huzurlu bir kalble onlara sür'atle kavuşmayı dileyerek şu ESSELĀMÜ ALEYKUM DA-RA KAVMİN MÜMİNİN VE ÎNNA İNŞA ALLAHU BIKÜM LAHI KÜN. Ey mü'minler topluluğunun yurdu! Sizlere selâm olsun. Biz inşaallah sizlere kavuşacağız, sözünle onlara selâm ver. muhakkak vukua gelecektir. Fakat âdet olarak dilemek onu getirmez. Zira ölüm
Sen sakın ha (bu ziyaretin sırasında) ayakkabı ile yahut da (bi-nekli olduğun) hayvanla Müslüman mezarlarının üzerlerine basarak yürüme. Bilhassa hayvanın çiş yapmasından veya pislemesinden son derece sakın. Çünkü senin ziyaretinin bütün sevabı, hayvanının bir Müslüman (kabri) üzerine yaptığı çişi (nin günahı) na denk olamaz.
Binaenaleyh ziyaretçi, ziyaretini yapmakta olduğu mezarın başın da durunca o (kabirde yatan) zatın toprak altında ne hale döndüğünü aile ve dostlarından nasıl ayrıldığını, (halini soranlara) cevap vereme-yişini (şimdi) onun tekrar dünyaya döndürülmesini ve iyi ameller yap-mayı istemekte olduğunu, fakat kendisine hiç cevap verilmediğini dü şünün onunla ibret alsın.
Ziyaret edilen mezar eğer bir hükümdar veya bir kunmandan kabri olursa bu ziyaretçi kimse o mezarda yatan zat kuvvet ve kudretli olup ordular sevk ve idare ettikten sonra, arkadaşlarla, kabilelerle dostluk kurup anlaştıktan, mallar ve yiyecek mâkulesi eşyalar biriktirdikten
254
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Vallahi (323), bilmiyorum. Belki de, şu durduğum yerde, bu yılım dan (Vakıdiye göre bu günümden) sonra, sizinle bir daha buluşama. yacağım! (324)
yeceksiniz! Dikkat ediniz! Belki, bu yılımdan sonra, beni, bir daha göreme
Dikkat ediniz! Belki, bu yılımdan sonra, beni, bir daha göreme yeceksiniz! (325)
Sözleri, iyice dinleyip ezberleyen kişiye, Allah, rahmet etsin. Bolki, anlayan, anlamayana iletip anlatır. Anlayan da, belki, ken-disinden daha anlayışlı olana iletir!» buyurdu (326).
O sırada, Şenue kabilesi adamlarına benziyen, uzun boylu bir adam kalkarak «Ey Allahın Peygamberi! O halde, bizler, ne yapalım? diye
sordu.
Peygamberimiz Rabb'ınıza kulluk ediniz:
Beş vakit namazınızı kılınız!
Ramazan ayında orucunuzu tutunuz!
Beytullah'ı hace ediniz!
Zekâtınıza gönlünüzden koparak, gönül hoşluğuyle veriniz! Yüce Rabb'ınızın Cennetine girersiniz.» (327)
İşitiyor musunuz? buyurdu.
Başka bir cemâattan bir adam «Ne diyorsun?» diye sordu. Peygamberimiz Rabbınıza ibadet ediniz!
Beş vakit namazınızı kılınız!
Orucunuzu tutunuz!
Mallarınızın zekâtını veriniz!
Amirinize itâat ediniz!
Cennet'e girersiniz!» buyurdu (328),
Hitabesine en yüksek sesile devam ederek:
Ey insanlar! Bu, hangi gündür?» diye sordu.
«Allah ve Resûlü, daha iyi bilir!» dediler.
Peygamberimiz Bu ayınız, hangi aydır?» diye sordu. «Allâh ve Resûlü, daha iyi bilir!» dediler.
Peygamberimiz «Bu beldeniz, hangi beldedir?» diye sordu.
«Allâh ve Resûlü, daha iyi bilir!» dediler.
(323) Validi-Megazi e, 3, s. 1103
(324 ) İbn-i lahak, İbn-i Hisam-Sire c, 4, 8, 250, Vakıdi-Megazi c, 3, 5, 1103, Ibn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid c. 2, s. 110, Daremi-Sünen c, 1, 5, 65, Taberi-Tarih c, 3, 8, 169
( (336
325) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 262
, 100
) Vakidi-Megazi c. 3, 8, 1103, Daremi-Sünen c. 1, 8, 65, Yakubi-Tarih e, 2,
(337) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 5, 8, 262
(328) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 251
PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI
YanıtlaSilPeygamberimiz Gününüz, haram ve dokunulmaz bir gündür! Ayınız, haram ve dokunulmaz bir aydır!
255
Belienis, haram ve dokunulmaz bir beldedir! (329)
By insanlar! (330) İşte, kanlarınız ve mallarınız da, yüce Rabbıra-kavuşuncaya (Ahmed b. Hanbel'e göre: kavuşacağınız güne kadar, bu gününüzde, bu ayınızda, bu beldenizde olduğu gibi, birbirinize ha-mam ve dokunulmazdır! (331)
Eaberiniz olsun ki: ben, önceden gidip Havuz başında sizi bekleye-
ceğim. Başka ümmetlere karşı, sizin çokluğunuzla övüneceğim.
Sakın, çok günah işleyip yüzümü kara çıkarmayınız! (382) Benden görmüş, benden işitmiş, benden sormuş olduğunuz şey-lerde, bana isnad ederek yalan uyduran kimse, Cehennemdeki yerine
hanrlansın! (333) Haberiniz olsun ki: Ben, bir takım (334) erkek, kadın (335) insan-lan (336) kurtaracağım.
Kurtarmak isteyeceğim diğer bir takım insanlara gelince (337), on-lan da, kurtarmak için, üzerlerine düşecek, ısrar edeceğim (338). (Ya Rabbi! Bunlar da, benim Sahabilerimdir) diyeceğim (339).
sun!) buyuracaktır.» buyurdu (340).
Yüce Allah (Senden sonra, onların neler yaptığını, Sen, bilmiyor-
Peygamberimizin, Sözlerini Rebia'ya Tekrarlatması:
Mekke Valisi Attáb b. Esid, Amr b. Hârice'yi, bir iş için Peygam-berimize göndermişti.
altına durmuştu.
Amr b. Harice, Arafatta yetişip Peygamberimizin devesinin çenesi
(29) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 5, 8, 30
(200) İbn-i İshak, İbn-i Higam-Sire e, 4, 5, 250, İbn-i Abd-1 Rabbih-Ikdülferid e, 2,
4. 110, Taberi-Tarih c, 3, 8, 169 (1) İbn-i İshak, İbn-i Hisam-Sire c. 4, s. 250, Vakıdi-Megazi e, 3, s. 1103, Ahmed b. Hanbel-Mümed e, 5, 8, 30, Müslim-Sahih e, 2, s. 889, Ebû Da-
vad-Sünen e, 2, 3, 185, İbn-i Mace-Sünen c. 2, 8, 1024-1025, Daremi-Sünen e, 1,
377, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid c, 2, s. 110, Taberi-Tarih e, 3, s. 169 Ahmed b. Hanbel Müsned e, 5, s. 412, İbn-i Mace Sünen e, 2, 8, 1016
Ahmed b. Hanbel-Münned e, 5, 8, 412
(Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5. 412, İbn-i Mace-Sünen e, 2, 5, 1016
Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 412 Thn-1 Mace-Sünen e, 2, 8, 1016
Ahmed b. Hanbel-Maned 15, 412, İbn-i Mace-Sünen e, 2, s. 1016 Ahmed b. Hambel-Mümed e, 1, s. 384, 453
Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 453. Inb-1 Mace Müsned c. 2, 6, 1010, Mang-Sonen e, 2, 8, 1016
528
YanıtlaSilkevser-i Ahmed
kevser-i Ahmed 1: كوثر احمدی.Hz. Muham-med'e (a.s.m.) Cenette verilen içimi çok hoş su 2.(mec.) Kur'an
kevser-i bâkî 1: كوثر باقی.ebedi olan Cenetteki kaynak 2.(mec.)ebedî Kur'an hakikatleri
kevser-i fesahat كوثر فصاحت : cennetteki kev-ser kaynağı gibi hoş olan son derece güzel, akıcı, açık ve doğru sözler
kevseri Kur'ani کوثر قرانی : Kur'an kevseri, (mec.) akıl ve ruhların ihtiyaçlarını karşı-layan ve huzura ve mutluluğa kavuşturan Kur'an, kevser gibi bir kaynak olan Kur'an ve Kur'an hakikatleri
keside 1 : کشیده.cekilen, yazılan 2.çekiliş
keside etmek كشيده ايتمك : çekmek
keşif كشف :bkeşf(
keşif kolu كشف قولو : )askerlikte düşmanla il-gili haber toplayıp getirmekle görevli askeri birlik
keşmekes 1 : کشمکش کشماکش.karmakarışık 2.kararsız, değişken, çalkantılı 3.karışıklık 4.kararsızlık, değişkenlik, çalkantı 5.(mec.) bunalım, sıkıntı
keşmekeş-i ihtilaf کشمکش اختلاف : anlaşmazlık çalkantısı, anlaşmazlıktan doğan karışıklık,
keşmekeşlik كشمكشلك : )c) bunalım, sı-kıntı 2.karışıklık, çalkantı
528
YanıtlaSilkeyfiyet
1-ya çıkaran 2.açıklayıcı edebiyatçı
Kessafnlü alim ve edebiyatçı Zemah seri'nin Kur'an tefsirinin adı
i keşşafı zihikmet كشاف ذى حكمت : hikmet sa-hibi keşfedici, İlahi hikmetleri bilip açıklayan (bk. hikmet)
keşti کشتی : gemi
kesti-i Nuh-u selamet کشتی نوح سلامت: Nuh'un (a.s.) selamet (kurtuluş) gemisi
ketifün كنف : bir omuz kemiği
ketf كتف : omuz
ketfün كتف : bir omuz kemiği, bir omuz
ketmetmek كتم ايتمك : saklamak, gizlemek
kevakib كواكب : yıldızlar
kevakib-i dürriye کواکب دریه : inci gibi parılda yan yıldızlar
kevkeb 1 : كوكب.yıldız 2.parıldama
kevkeb-i dürri (dürriye کوکب دریه : inci gibi pa-rıldayan yıldız
)keyf كيف : rahatlık, huzur 2.zevk 3.neşe 4.hoş vakit geçirme 5.eğlenme 6. istek, heves; düşüncesiz veya geçici arzu
keyf-i dünyevi كيف دنیوی : dünya keyfi, dünya zevki ve rahatlığı
keyfü hevesat کیف و هوسات keyf ve hevesler (istekler, arzular)
keyfü safa کیف و صفاء keyf ve safa (rahatlık ve huzur)
keyfe mâyeşâ (keyfe mayesa( كيف ما يشاء : key fe göre, nasıl isterse, istediği gibi
keyfen كيفاً : keyfiyetçe, mânâca, özellikçe, vasıfça (nitelikçe), bir şeyin ne olduğu bakı-mından
keyfi 1 : کیفی.keye göre, şahsi isteğe göre, keyf ve isteğe bağlı 2.kanun ve kural dinle-meden, haksız şekilde
keyfiyat كيفيات : keyfiyetler, temel özellikler ve vasıflar (nitelikler); bir şeyin özüne, esa-sına, ne olduğuna dair olan şeyler, durumlar, haller
keyfiyat-ı zahiriye كيفيات ظاهريه : zahiri keyfi-vetler, görünüşteki özellikler ve durumlar
eyfiyet کیفیت : temel özellik ve vasıf (nitelik(,
ir şeyi o şey yapan özü ve esası; bir şeyin iç üzü, durumu, mânâsı, değeri, ne olduğu ka-1181
yfiyet
YanıtlaSilnah
sa-
ayan
'un
a-
keyfiyet-i cezalet
529 keyfiyet-i cezalet فتات ))d) 1.ifadede lerine uygunluk durumu 2.güzellik ve uyum-alicihk ve kelimelerin sesçe konuya ve birbir-luluk
keyfiyet-i cezaleteكيفيت جز : )ed.) 1.ifa-dede akıcılık ve kelimelerin sesçe konuya ve birbirlerine uygunluğu bakımından 2.güzel-lik ve uyumluluk bakımından
keyfiyet-i hayative کیفت حياته:hayat (canlı-hk) denilen olaydaki özellikler ve durumlar, hayatın özü ve temeli,
keyfiyet-i hilkatکیفیت خ: yaradılışın nasıl olduğu konusu, yaradılış işi ve, yaratılış ola-yinin temeli ve özü
keyfiyet-i lase کیفیت عاه beslenme durumu, beslenme için gerekli imkânların sağlanması durumu
keyfiyet-i icad کیفیت ایجاد : yaratma işi ve du-rumu
keyfiyet-i ihya ve imate کیفیت احیاء و امانه : can verme (ihya) ve can alma (imate) işi ve duru-mu
keyfiyet-i intişar 1 : کیفیت انتشار.kitapların ya-yınlanma işi ve durumu 2.yayılma ve duyu-rulma işi ve durumu
keyfiyet-i kelam کیفیت کلام : sözün mâna ve durumu (işaret ve keyfiyet-i kelâm: sözün işaret ve keyfiyeti, sözün işareti ve mânâca durumu)
keyfiyet-i meczubane کیفیت مجذوبانه : cezbeye kapılma durumu, Allah (c.c.) sevgisi ve dü-şüncesiyle dalıp gitme, kendinden geçme du-rumu
keyfiyet-i meşhude کیفیت مشهوده : görülen du-rum
keyfiyet-i meşhure کیفیت مشهوره : herkesçe bi-linen durum
keyfiyet-i telakki کیفیت تلقى : anlama ve kabul edip benimseme durumu
keyfiyet-i teşekkül کیفیت تشكل : meydana gel-me durumu
keyfiyet-i vaziyet کیفیت وضعیت : konma duru-mu, yerleştirme durumu
keyfiyetçe 1 : كيفيتجه.keyfiyet bakımından, esas durum ve temel özellik bakımından 2.değer ve önem bakımından
keyfiyeten 1 : كيفيتاً.esas özellik bakımından 2.değer bakımından 3.önem bakımından
keyflenme کیفلنمه : )bk. keyiflenme(
529
YanıtlaSilkılık
keyif (keyf)
keyiflendirme 1 : كيفندرمه.neselendirme 2.se-vindirme 3.zevk verme 4.eğlendirme
keyiflenme كيفلنمه : neşelenme 2.sevinme 3.zevk alma, hoşlanma
keyifli کیفی : keyif verici, zevkli, hoş 2.se-vinçli, neşeli, keyfi yerinde
keza كذا : aynı şekilde, böylece, bunun gibi; (o da) öyle(bk. hakeza)
kezalik كذالك : bunun gibi aynı şekilde, yine (o) da böyle
kezzab كذاب : çok yalancı, yalancı
kible 1 : قبله.Kabe yönü, namaz kılarken du-rulan yön 2.(mec.) değer ve önem verilen şey, gaye ve hedef 3.(mec.) mânevî merkez 4.bazı
yerlere göre güney
kible-i kainat قبله كائنات : kainatın mânevî ve önemli merkezi (Dünya)
kiblegah 1 : قبله کاه.kıble olarak yönelinen kut-sal yer 2.mânevî ve kutsal merkez
kiblename قبله نامه : kable yönünü gösteren alet, yön gösteren alet, pusula
kiblenameli قبله نامه لی : kable göstericisi bulu-nan
kablesiz قبله سز : kıblesi olmayan, kıbleye yöne-lik olmayan
kidem 1 : قدم.ezelilik, ezeli olma, başlangıcı olmama, öncesizlik, zaman yokken de var olma (Allah'ın c. c. sıfatı) 2.çok önceden beri var olma 3.zaman veya rütbece öncelikli olma
kıdemli قدملی : yıllarca bir meslekte çalışmışlı-
ğı olan, meslekde eski olan
kidve قدوه : önder, lider, kendisine uyulan
sert ve ince tüy
kil-i zulmettar قبل ظلمتدار : karanlık gibi kapka-ra kıl, siyah kıl
kıl قل : )kılmak fiilinden dua olarak) yap! eyle!
kılmak 1 : قلم.yapmak 2. (görevi yerine getir-mek)
kılavuz 1 : قلاوز.yol gösterici, rehber 2.öncü
kılıç قيلنج : çelikten yapılmış bir veya iki tarafı keskin sivri uçlu, uzun, kın içinde bele takılıp taşınan silah
kılıf 1 : قلف.bazı eşyaları korumak için eşyanın şekline uygun yapılmış özel koruyucu kap, mahfaza; zarf 2.(mec.)yanlış bir iş veya haklı göstermek için ileri sürülen uydurma sebep
lyafet, giyim, dış görünüş
K
472 / Hurbe-i ŞAMİYE Mizio
YanıtlaSilWillard Frank Libby ar-keoloji, jeoloji, jeofizik ve bilimin diğer dalların-da, yaş tayini için kar-bon 14 yönteminin kul-lanımını keşfettiği için
Nobel Ödülü'nü kazan-dı.
si ABD'nin Rusya'ya iltica eden iki NASA görevlisi 40 ülkenin haberleşme-sini dinlediğini açıkladı.
TARİHSEL GELİŞİM VE BediüZZAMAN / 471
YanıtlaSil1958
Erzurum'da Atatürk Üni-versitesi açıldı (17 Ka-sım).
Suriye ve Mısır Birleşik Arap Cumhuriyetini oluşturdu (1 Şubat).
Irak, Ürdün'le Arap esa-sına dayalı bir federas-yon kurdu (14 Şubat).
Irak'ta kraliyet devrildi ve yerine cumhuriyet rejimi ilân edildi (14 Temmuz).
1959
Nur Talebelerinin davet-leri üzerine Konya ve Ankara'ya ziyaretlerde bulundu.
Menderes uçak kazası geçirdi (17 Şubat).
Kıbrıs'ı bağımsız bir devlete dönüştüren Londra Anlaşması im-zalandı (19 Şubat).
Türkiye-ABD ikili anlaş-imzalandı (5 ması Mart).
Nijerya bağımsızlığına kavuştu.
1960
İstanbul'daki Nur Tale-belerinin daveti üzerine İstanbul'a 1 Ocak).
(11 Ankara'ya son ziyaretini gerçekleştirdi Ocak).
Ankara'ya gitmesini ya-saklayan hükümet kara-rı üzerine Emirdağ'a git-ti.
Emirdağ'dan Isparta'ya geçti (20 Ocak).
Isparta'dan ayrılarak Ur-fa'ya gitti.
Urfa'da İpek Palas Ote-linde vefat etti (23 Mart).
Halilürrahman Cami-i avlusundaki mezarına defnedildi (24 Mart).
Naaşı kabrinden alına-rak bilinmeyen bir yere götürüldü (12 Temmuz).
Tahkikat komisyonu ku-ruldu (18 Nisan).
Ankara ve İstanbul'da öğrenci yürüyüşleri oldu (28 Nisan).
Silahlı Kuvvetler ihtiläl yaptı (27 Mayıs).
Devlet Plânlama Teşki-latı kuruldu (1 Ekim).
DP'li yöneticilerin yargı-landığı Yassıada mah-kemesi başladı (14 Ekim).
Milli Birlik Komitesi 14 üyesini ihraç etti (15 Ka-sim).
SYA NESR
YanıtlaSilBANTION EVERET
Risale-i Nur Külliyatından
Hutbe-i Samiye
Müellifi:
Bediüzzaman SAID NURSI
سوره نقره (٢٦-٢٧)
YanıtlaSilهم انهار الديولي هم حقير لور ويورلي هم ايشتيمه الريام ضلالته كير دبار هم قرآن او ناری ضلالته آندی هم اونار فقله قابوقارندن جي قديلي هم الله اولان عهد لربى بوز دیار هم صله رحمی کنید هم إضده اللهمك نظام و انتظامی افساد ابتدياء جاء عليه، خاسر و ضرر لى او نار در هم دندان وجدان، قلب و روحك عذا مله، هم آخر نده ده اللحمن غضبه بدی بر عذاب بخنده فالان
attı. olan
او ناردر
الَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ و مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ وَالْأَبي
اولا بیانینمی لاز مدر که قرآن كريمك اعجاز و نظمنده شده و شبه الى ايقاع ايدن فاسعارك، بالخاصه بو مقامده و بو جمله ده مذکور صفته هم له توصيف الري، يك يوكن و لطيف به مناسبتي طاشیور اون، صدانکه قرآن کریم دیور که قرآن اکبر دینیان لاناتك نظامنده قدرت از ليه نك اعجازني كوره مدين و يا كورمك ايته مرين او فاسقارن ، قرآن کريمك ده نظم و اعجا زنده ترد داری و گور گوزلريله اعجازینی کوره مربوب انظر ایتم لری، بعید و غریب دیگلد . زیرا او ناری، کائناتده کی نظام و انتظامی تصادفه و تحولات غريبه لي و انقلابات عجيبه لي عبثيته و تصادفه استاد ابتد کارندن بوز وطن اولان رو حل ينك کو زندنه او نظام تستراید وب کور و غدیگی کی، پیس فطر تار یاله ده
قرآن معجز اولاد نظمنی قاریشین، مقدم الديني عقيم، عمره لريني آجي كور ديار.
يَنْقُضُونَ ) ثور ولمن، قالین بر شريدي أجوب طاغیمن معنا اسنی افاده ایدن (نقص) تعبیری يوكك به اسلو به اشارند. هدانكه جذاب حقك عهدى مشيئت، حکمت، عنايتك البياريله ثور والمش نورانی بر شريتدر که از لدن ابده قدر اوزا غشور بونوراني شريت، لا فائده نظام عمومی شکنده تجلى ايدرك ، الله الديني كائناتك انوا عنه طاغيتمن وان عجيب سلسله سنی نوع بشره او را تشدر. و روح بشرده یک چومه استعداد و قابليت اترك تحوملريني المشدر. فقط او استعداد لول تربيه منى و نتیجه سنی جزء اختيار بنك الله ويرمه، او جزء اختيار ينك يولاريني ده، شريعتهك ودلائل تقليد نك
الله وير مشدر .
عبثيت
YanıtlaSilAbesiyet: Faidesizlik
عقية
Akim: Neticesiz
بعيد
Baid: Uzak
جزء اختيارى
Cüz-i ihtiyari: Kulun tercihi, iradesi
دَائِلِ نَقْلِيهِ
Delail-i nakliye: Kur'ân ve hadisten nakledilen deliller
فطرت
Fitrat: Kişiye has yaratılış
غَضَبْ
Gazab: Öfke
خاميز
Hasir: Zarar eden
حكمت
Hikmet: Yaratılıştaki asıl maksad ve faide
انجاز
İcaz: Mucize olma, herkesi aciz bırakma
افسان
ifsad: Bozma
إيقاع
Ika: Meydana getirme
عنايت
İnayet: İhsan
انْقِلَابَاتِ تَجِيبة
İnkılabat-ı acibe: Şaşılacak dönüşümler
استاذ İsnad: Dayandırma
استعداد
İstidad: Bir işi yapabilir özelliği taşıma
قُدْرَتِ أَزَلِيَه
Kudret-i ezeliye: (Allah'ın( Başlangıcı olmayan kudreti
مشيئت
Mesiet: Dileme
مذكور
Mezkûr: Bahsi geçen
معجز
Muciz: Mucize olan
نظم
Nazım: Sözün ölçülü bir şekilde dizilmesi
مِلَّةِ رَحِمْ
Sıla-i rahim: Akraba ile alâkayı sürdürme
شك
Şekk: Şübhe
تَحَوْلَاتِ غَرِيبه
Tahavviülat- garibe: Garib dönüşümler
توصيف
Tavsif: Vasıflandırma
354
YanıtlaSilHem inkar ediyorlar, hem haku woruyorlar. Hemor meleriyle dalalete girdiler, hem Kur'an ondan Adidas Hem onlar fiskla kabuklarından çıktılar Hem Allalv ahidlerini bozdular. Hem alaa rahimu ketiler.
Hem arzda Allah'ım uzám ve intizamun iad ettiler Binaenaleyh, hasar ve zararlı onlardır. Hem dünyada vicdan, kalb ve ruhun azabıyla, hem ahirette de Allaliin gazabıyla ebedi bir azab içinde kalan onlardır
الدين والشون قلة الله من عقد بينانه و الطفرة ما المرحلة و لا يوصل و يفيدون في الأدبي
Evvelen bilinmesi lazımdır ki, Kur'ân-ı Kerim'in 'ckz ve nazmında şekk ve şübheleri ikä eden fåıkların, bilhasa bu makamda ve bu cümlede mezkür sıfatlarla tavaflern, pek yüksek ve latif bir münasebeti taiyor.
Evet, sanki Kur'ân-ı Kerim diyor ki: "Kur'ân-ı ekber denilen käinâtın nizamında kudret-i ezeliyenin 'cázımı göremeyen veya görmek istemeyen o fåsıkların, Kur'ân-ı Kerim'in de nazım ve i'câzında tereddüdleri ve kör gözleriyle i'cázını göremeyip inkar etmeleri, bald ve garib değildir. Zira onlar, käináttaki nizăm ve intizamı tesadüfe ve tahavvülât-ı garibeyi ve inkiläbät-s acibeyi abesiyete ve tesadüfe isnåd ettiklerinden, bozulmuş olan ruhlarının gözünden o nizám
tesettür edip görünmediği gibi, pis fıtratlarıyla da, Kur'ân'ın mu'ciz olan nazmını karışık, mukadde melerini akim, semerelerini acı gördüler."
القشرة Örülmüş, kalın bir şeridi açıp dağıtmak ma'nasını ifade eden ta'biri, yüksek bir üslüba işarettir. Sanki Cenâb-ı Hakk'ın
ahdi, meslet, hikmet, inayetin ipleriyle örülmüş norani bir şerittir ki, ezelden ebede kadar uzanmıştır. Bu nûrâni şerit, käinátta nizam-ı umümi şeklinde tecelli ederek, silsilelerini käinâtın envåma dağıtımış ve en acib silsilesini nev' i beşere uzatmıştır.
Ve rûh-u beşerde pek çok isti'dâd ve kabiliyetlerin tohumlarını ekmiştir. Fakat o isti'dådların terbiyesini ve neticesini cüzi ihtiyârinin eline vermiş, o cüz'-i ihtiyârinin yularını da, şeriatın ve deláil-i nakliyenin eline vermiştir.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورا خور
قال يا نُوح إنه ليس من أهلك انه عمل غير صالحفَلَا تَسْتَلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِلَى أَعِظُكَ أَنَّ لعلون من الجَاهِلِينَ قَالَ رَبِّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ أَنْ اسْتَلك ماليس به علمٌ وَإِلَّا تَغْفِرْ لِي وَتَرْحَمْنِي أَكُنْ مِنَ الخاسرين .
قبل يا نُوحُ اهْبِطُ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلَى أمي مِمَّنْ مَعَكَ وَأُمَمُ سَتَمَتَعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ اليها تِلْكَ مِنْ أَنْبَاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهَا إِلَيْكَ مَا كُنتَ تَعْلَمُهَا اله وَلَا قَوْمُكَ مِنْ قَبْلِ هَذَا فَاصْبِرْ إِنَّ الْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ . وَإِلَى عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللهَ مَا لكم مِنْ إِلهِ غَيْرُهُ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا مُفْتَرُونَ يَا قَوْمِ لَا أَسْلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِنْ أَجْرِى إِلَّا عَلَى الَّذِي فَطَرَنِي أَفَلَا تَعْقِلُونَ . وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا إِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَاء عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً إِلَى قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِمِينَ قَالُوا يَا هُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ وَمَا نَحْنُ بتاركي الهَتِنَا عَنْ قَوْلِكَ وَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنِينَ .
قَالَ رَبِّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ أَنْ أَسْتَلَكَ مَا لَيْسَ لي بِهِ عِلْمٌ وَإِلَّا تَغْفِرْ لِي وَتَرْحَمْنَى أَكُنْ مِنَ الْخَاسِرِينَ
66 Nuh, "Rabbim! Şüphesiz, ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum." dedi.99
(Hüd, 11/47)
ان تقول
Mushaf sayfa no: 226 Hafızlık sayfa no: 12. cüz/15. sayfa
İMAN BAĞI
BİLGİ
Hz. Nuh'un oğlu inançsızlar ile aynı saftaydı. Hz. Nuh gemiye çağırdığında, "ben yüksek dağlara çıkıp kurtulurum." diyerek babasını reddetmişti. Tufanda boğulanlardan biri de o oldu. Bu hadise üzerine çok üzülen Nuh (a.s.), oğlunun ailesinin bir ferdi olarak kurtulmuş olmasını niyaz edince Allah Teâla bir önceki ayette "bir inkârcının asla onun ailesinden sayılmayacağını" haber vermişti. İsteğinde haklı olmadığını anlayan Nuh (a.s.) ise yapmış olduğu hatanın farkına vardı. Bu ayette olduğu şekliyle Rabbine niyazda bulunarak istiğfar etti. Bize de onun dilinden güzel bir dua örneği kalmış oldu.
MESAJ:
1. İman bağı akrabalık bağından üstündür.
2. Hatadan dönmek büyük bir fazilettir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Ziyan: Zarar.
İsti'aze: Kötülüklerden Allah'a sığınıp O'ndan yardım dilemek.
226
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء الثاني على
إِنِّي تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ رَبِّي وَرَبِّكُمْ مَا مِنْ دَابَّةٍ إِلَّا هُوَ أَخِذُ بِنَاصِيَتِهَا إِنَّ رَبِّي عَلَى
صراط مستقيم .
66 Ben, benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. Çünkü her canlının perçeminden tutmuştur (her canlının kontrolü O'nun elindedir). Şüphesiz, rabbimin yolu dosdoğru yoldur. 99
(Hüd, 11/56)
ان تقول إلَّا اعتريك بَعْضُ الهَتِنَا بِسُوءٍ قَالَ إِلَى أُشْهِدُ الله وَاشْهَدُوا إِلى بَرِى مِمَّا تُشْرِكُونَ مِنْ دُونِهِ فَكِيدُونِي جَمِيعًا ثم لا تنظرون إلى تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ رَبِّي وَرَبِّكُمْ مَا مِنْ قَابَّةٍ إِلَّا هُوَ أَخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا إِنَّ رَبِّي عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ فَإِنْ تَوَلَّوْا فقد أَبْلَغْتُكُمْ مَا أُرْسِلْتُ به اليكم وَيَسْتَخْلِفُ رَبِّي قَوْمًا غيْرُكُمْ وَلَا تَضُرُّونَهُ شَيْئًا إِنَّ رَبِّي عَلَى كُلِّ شَيْ حَفِيظٌ وَلَمَّا جاءَ أَمْرُنَا نَجَيْنَا هُودًا وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَنَجَيْنَاهُمْ منْ عَذَابٍ غليظ وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ وَاتَّبَعُوا أَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ وَأَتَّبِعُوا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا لعنة وَيَوْمَ الْقِيمَة أَلا إِنْ عَادًا كَفَرُوا رَبَّهُمْ أَلَّا بُعْدًا لِعَادٍ قوم هودٍ وَإِلَى ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا الله ما لَكُمْ مِنْ إِلهِ غَيْرَهُ هُوَ أَنْشَاكُمْ مِنَ الْأَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فيهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُوا إِلَيْهِ إِنَّ رَبِّي قَرِيبٌ مُحِيبٌ قَالُوا يا صالح قد كنت فينا مَرْجُوا قَبْلَ هَذَا أَنتَهِينَا أَنْ نَعْبُدُ مَا يَعْبُدُ آبَاؤُنَا وَإِنَّنَا لَفِي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَا إِلَيْهِ مُرِيبٍ .
Mushaf sayfa no: 227
Hafızlık sayfa no: 12. cüz/14. sayfa
HAYKIRIŞ
BİLGİ Tarihin her döneminde bazı insanların farklı ilah arayışları olmuştur. Kimi puta, ateşe, güneşe; kimi de paraya, güce ve makama tapmıştır. Fakat mahlů-katın sahibi Allah'tan başka ilah yoktur. Hud'un (a.s.) kavmi olan Åd kavmi de putlara tapmaktaydı. Hz. Hud'a iman etmedikleri gibi "tanrılarımız seni çarpmış diyerek onu küçümsemekteydiler. Hud (a.s.), onların bu inatçı ve saygısız tavırları karşısında onlardan ve inançlarından uzak olduğuna Allah'ı şahit tuttu. Yalnızca O'na dayandığını, hiçbir şeyden korkmadığını haykırdı. İşte ayet Hz. Hud'un bu haykırışını bizlere takdim etmektedir. MESAJ
1. Bütün peygamberler bizim için örnektir.
2. Mümin, içinde bulunduğu her durumda Allah'a güvenip dayanır.
KELİME DAĞARCIĞI
Tevekkül: Elinden geleni yaptıktan sonra Allah'a güvenmek.
Nåsıye: Alın, perçem.
227-
700
YanıtlaSil700. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ
ARMAĞANI
Bu kitapta cihangir bir imparatorluğun
cihâna hükmeden sultanlarının, onlara yön veren Hakk dostlarının, âlimlerin, devlet adamlarının ve diğer mümtaz sîmâların bazılarını bulacak, onların örnek şahsiyetlerini sergileyen gönül âlemlerine aid satırları okuyacaksınız. Onlar ki, Türk milletinin, devlet kurma ve askerlikte zirve olduğu kadar ilim, irfân, ahlâk ve san'atta da müstesna bir mevkîye sahip bulunduğunu bütün cihâna göstermiş ve her sahada destanlar yazan bir millet olmanın maddi-mânevî husûsiyetlerini en güzel bir şekilde sergilemişlerdir.
Bu şanlı devletin dörtyüz atlı ile ekilen çekirdeği, ulu bir çınar olmuş, dalları üç kıťayı gölgesine almış ve altı asır izzet ü şerefle yaşamış, sonra da ardından birçok yetîm devletçik bırakmış ve târih isimli kabristanda şanlı bir türbe şekline bürünmüştür. Şimdi bize düşen, bu şanlı türbenin lâyık bir türbedârı olmaktır.
ALTINOLUK
TARINTE BUGUN
YanıtlaSil-1711-Şair Nabi'nin vefatı.
1935 - Türkiye'de ilk kez Pazar günü resmî tatil uygulamasına başlandı.
1941 - Türk Ceza
Kanunu'nda yapılan değişiklikle, Arapça ezan ve kamet okuyanlara ceza öngörüldü.
1961 - Yurtdışında öğrenim görmek serbest bırakıldı.
HAZİRAN
02
PAZARTESİ
6 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 20 MAYIS 1441 HIZIR: 28
BIR AYET Ona ibadet et ve Ona tevekkül et. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
(Hûd: 123)
BİR HADİS
Nerede olursan ol, Allah'tan kork. Kötülüğün peşinden iyilik yap ki, onu silsin. İnsanlarla da iyi geçin.
(Tirmizî, Birr: 55)
Dost istersen Allah yeter. Evet, O dost ise her şey dosttur.
İmsak Günes
Öğle
İkindi Aksam Yatsı
Mektubat
Imeak Günse اية
97
YanıtlaSil2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
TARİHTE BUGÜN
-632-Hz. Ebu Bekir (ra) ilk halife seçildi.
1617-Sultanahmet
Camii'nin ibadete açılması.
1950- Adnan Menderes
DP genel başkanlığına seçildi.
HAZİRAN
09
SALI
BİR AYET
Ey Peygamber, sana da, sana uyan müminlere de Allah
kâfidir.
Enfal Suresi: 64
BİR HADİS
Benim en çok sevdiğim söz, en doğru olanıdır.
23 1447 ZİLHİCCE
RUMI: 27 MAYIS 1442 HIZIR: 35
İman, bütün eşya arasında hakiki bir uhuvveti, irtibatı, ittisäli ve ittihat râbıtalarını tesis eder. Küfür ise, burûdet gibi, bütün eşyayı birbirinden ayrı gösterir ve birbirine ecnebi nazarıyla baktırır.
Mesnevî-i Nuriye
ماية Mindi Aksam Yatsı
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
bir ar sihir ve zam anda Kur'ar is epu selam İşte o vakit bülega-i Ar man-1 Isa Aleyhisselâmda tip revaçta zelerinin mühimi o cinsten geldi. ani Mucizul Beyan nüzul etti. Nasıl ki esine pucize Musa Aleyh eyhiss 3n-1 M li old n reva Agat en
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN - 1910 - Halley kuyruklu yıldızı, Dünya'ya yaklaştı.
- 2008 - Kapalı yerlerde sigara içme yasağının başlaması.
Gençlik ve Spor Bayramı.
19
PERŞEMBE
THURSDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET
(Salih) amellerde bulunanların ecri ne
güzeldir.
Ankebut Suresi: 58
BİR HADİS
Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, ağzı iyi lâf yapan münafıktır.
Kimin için Allah var, ona herşey var; ve kimin için yoksa, herşey ona yoktur, hiçtir.
28-
YanıtlaSilÖLÜM KIYAMET-AHIRET
sonra öllum kendisine zamansız olarak ansızın gelerek yakaladı da onu (Ahiret) amğı için hazırlık yapmaya müsaade etmedi. İste o kuvvet ve kudretten sonra bu zilletin vukubulmasına (ibret gözü ile) baksın. Ziyaret edilen kabristanlık eğer ziyaretçinin (din) kardeşlerinin
ve arkadaşlarının defnedildiği mezarlıksa o halde ziyaretçi onların servet toplamalarına, köşkler yaptırmalarına, bağ-bahçe ağaçları dik (tirerek yetiştir) melerine, vücullarının sıhhatli oluşlarına, lezzetli yemeklerden ve düşündükleri, istedikleri her şey'e kavuşmuş olmalarındaki o halle-rini düşlünsün. Ümitlerinin nasıl kesildiğini, konaklarının, mallarının kendilerine hiç bir fayda te'min etmediğini ve toprak altındaki zillet leerisinde kurtlara, böceklere yem olmalarından kendilerini kurtarama-dığım, yüzlerinin o güzelliğini toprağın mahvedip bir iskelet haline na-sel soktuğunu, organlarının ve diğer kısımlarının toprağın içinde nasıl dağıldığını, kendilerinden sonra hanımlarının nasıl dul kaldığını ve ço cuklarının nasıl yetim kalmış olduğunu ve hayatlarında iken kuvvetli, kudretli bulundukları halde sonra onların bu zillete düşerek hor ve ha-kir olmalarına (ibret gözü ile) baksın da kendisinin sıhhatli olmasına, geniş hayal kurup uzun ümidli olmasına gururlanarak aldanmaktan sakınsın.
Binsenaleyh, biz bütün arkadaşlarımızı görmüşüzdür ki, onlardan hiç birisinin ümidinde olmadığı ve kendisinin o günlerde öleceğini bek-lemediği sırada ölüm onlara belirsiz bir zamanda ansızın gelivermiştir. O halde bunlar için vukubulan bu ölüm hâli çok yakın bir zamanda her-hangi birimiz için de vukubulabilir ve (son) pişmanlığın kendisine fay-da vermeyeceği (o tehlikeli zamanda) herhangi birimiz pişman olabilir.
Hasan-1 Basri (r.a.) şöyle derdi:
Herhangi biriniz (ziyareti sırasında) mezarların karşısında du-runca mezarlık halkının hâline şöyle bir baksın ve onların yanakları üzerine gözlerinin nasıl aktığını, onların herhangi biri fesahat ve bela-gati ile insanlara saldırdıktan sonra dillerini rutubetli toprağın nasıl yediğini ve toprağın içinde (inci gibi) dişlerinin nasıl dağıldığını dü-şünsün.....
Bazı arıı kişiler şöyle derlerdi:
Ölülerden biri (hayatında iken) nefsine karşı israf edici (yani gii. nah işleyici) olur da, bir kimse de onu ziyaret ederse bu ziyaretçi Aziz ve Celil olan Allah'ın nezdinde kabirdeki zat için şefaat eder ve bu şe-faatinde kabul edildiğine dair alametleri içinde hissedinceye kadar me-zarın başından ayrılmasın ve geri dönmesin. Nitekim Peygamber sal-lallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, annesi ile babasının mezarlarını zi-yaret ederek onların kendisine îman etmeleri için Allah'dan diriltilme-lerini istemişti. Onlar ise fetret zamanında yaşadıkları için onlara bu dirilme işi yapılmıştır. Bu hususta onların (îmanlarında) kemalleri ol-muştur. Şöyle ki: Sanki onlar Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve selle-in zaman-ı saadetlerine yetiştiler de kendisine îman etmiş oldular.
MÜMİN ALIN TERİYLE ÖLÜR
YanıtlaSilKeza Selamet ibni Said el-Cu'fi (r.a.):
- 29
Allah Taâlâ, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in amcası Ebu Talib'i de Resûlüllah'ın hatırı(nı hoş etmek) için diriltti de o da kendi-
sine îman etti, diye zikretmiştir. Feygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in mûcize ve kerâmetleri bundan (yani sayılamayacak kadar) çoktur.
Şeyhimiz, üstadımız Hafız Celaleddin Süyûtî bu hususta mütead-dit eserler te'lif etmiş ve bu eserlerde 12 hafız (ismini) zikretmiştir ki. onların hepsi bu görüşe sahip olmuşlardır. Bizim inancımız budur. În şaallah bu itikadımızla Allah Taâlâ'ya kavuşuruz.
Alemlerin Rabbı olan Allah'a hamd olsun...
BEŞİNCİ BAB
MU'MİN ALIN TERİYLE ÖLÜR
18- İbni Mâce ve diğer muhaddisler Büreyde'den (r.a.) den rivayet ettikleri hadîste Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuş-tur:
«Mümin kimse alnı terleyerek ölür», (1).
Tirmizi, «Bu hadis hasendir», demiştir.
19 Hakim et-Tirmizi «Nevadirü'l-Usûl» adındaki kitapta Sel-man-ı Farisî'den şöyle rivayet etmiştir: «Selman-ı Farisi, ben Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'den işittim. Şöyle buyuruyordu:
«Ölen kişiden ölüm halinde üç şey'i gözetleyiniz.
a Eğer şakakları (yani alnı) terlerse,
b Gözlerinden yaş gelirse,
Burun delikleri yayılıp genişlerse, işte bunlar, Allah (tarafın)
dan kendisine inmiş bir rahmettir.
Eğer boğulmakta olan deve yavrusunun harıldaması gibi boğazı horlarsa, rengi bozulursa ve ağzın yanları köpüklenirse işte bu da Allah (tarafın) dan ona gelmiş bir azabdır», dedi (2).
Ubeydullah şöyle derdi: «Muhakkak ki mü'min çok kere günahla-rından birtakım günahlar üzerinde kalmış bulunur da onlar, ölüm za-manında bununla cezalanır. İşte bundan dolayı da alnı terler». D
Ubeydullah'dan başkası ise «Muhakkak Aziz ve Celil olan Allah'ın mü'mine müsamaha ederek kendisini mağfiret buyurur da işte o anda mü'minin Allah'dan utanarak alnı terler. Herhangi bir yüce kişi, her-hangi bir dost, herhangi bir iyi insan Aziz ve Celil olan Rabbının huzu-runa geldiği zaman o günahını ve günahlarına karşı da Aziz ve Celil olan Rabbı'nın huzurunda Allah'ın ihsanını, lütfunu görür de Rabbın-dan haya eder ve bu suretle alnı terler, dedi.
Abdullah ioni Mes'ud da «Bazen mü'min olan kimse dünyadan sıkıntı üzerine ayrılması ve oradan çıkıp Aziz ve Celil olan Allah'ın huzuruna
(1) İbni Máce, c. 1/467. (2) Şerhu's-Sudur, Suyuti s. 12, (Hakim-i Tirmizi).
350
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Kasva'nın ağzından süzülen köpükler, Amr b. Hârice'nin başına dö
Çok gür sesli olup (342), Peygamberimizin sözlerini seslenerek hal-ka duyuracak olan Rebia b. Ümeyye b. Halef de (343), devenin boyun külüyordu (341). kökünün altında dikiliyordu (344).
Peygamberimiz, Rebia b. Ümeyye'ye «Resûlullah Aleyhisselâm, st-ze (Ey insanlar! Bu, hangi aydır?) diye soruyor, de! buyuruyor, Rebia b. Ümeyye, seslenerek onlara, bunu, ulaştırıyor, duyuruyor, olan aydır!» diyorlardı.
Onlar da «Haram Peygamberimiz «Söyle, onlara: (Allâh, size, kanlarınızı, mallarınızı Rabbınıza kavuşuncaya kadar bu ayınız gibi, haram ve dokunul-maz kılmıştır.) buyuruyor,
Sonra da, Rebía b. Ümeyye'ye «Resûlullah Aleyhisselâm, size (Ey insanlar! Bu, hangi beldedir?) diye soruyor de!» buyuruyor, Rebia b. Ümeyye de, bunu, bağırarak onlara duyuruyor, Onlar da Haram ve dokunulmaz olan beldedir!» diyorlardı.
Peygamberimiz «Söyle, onlara: (Allâh, size, kanlarınızı ve malları-nızı -Rabbınıza kavuşuncaya kadar bu beldeniz gibi, haram ve do-kunulmaz kılmıştır... buyuruyordu (345).
Peygamberimiz Sizler, muhakkak, Rabbınıza kavuşacaksınız. Amellerinizden, işlediklerinizden sorguya çekileceksiniz!» buyurdu (346). Tebliğ ettim mi?» diye sordu (347).
Sonra, elini semâya kaldırdı (348).
Ey Allahım! (349) Bunlara, tebliğde bulunduğuma (350), şahid ol! (351) Ey Allahım! Bunlara tebliğde bulunduğuma şahid ol! (352)
(341) İbn-i İshak, İbni Hişam-Sire c, 4, s. 252 (342) İbn-i Esir-Üsdülgabe c, 2, s. 209
(343) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 252
(344) İbn-i Eair-Üsdülgabe e, 2, s, 209
(345) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire e, 4, s. 252
(316) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, 3, 250, Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 5,
$30
(347) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire e, 4, 8, 250, İbn-i Rabbih Ikdülferid c, 2, s. 110, Taberi-Tarih c, 3, 5, 169
(348) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 5, s. 30
(349) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 5, s. 30, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid e, 2, s, 110
(350) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 5, s. 30 (351) Almed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 30, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid e, 2, s, 110
(352) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 5, s. 30
PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI
YanıtlaSil257
Kimin, yanında emânet varsa, onu, hemen sahibine teslim et
sin (353).
İyi biliniz ki: üç şey, Mü'min ve Müslümanların kalblerine kin ve kıskançlık sokmaz:
1. Allaha ihlaslı olarak amel etmek,
3. Müslümanların cemaatına ki onlar dua ederlerse, duaları müstecab ve arkalarındakilere de şămildir itikad ve salih amelde ta-bi olmak (354).
2. Emir sahiplerine nasihatta bulunmak,
İyi biliniz ki: cahillyet devrine ald her şey, ayaklarımın altına ko-nulmuş, hükümsüz sayılmıştır (355). Bu cümleden olarak cahiliyet devrinin bütün kan davaları kaldırıl-
mış, hükümsüz sayılmıştır.
Kaldırdığım, hükümsüz saydığım, İlk kan davası da, bize aid kan davalarından İbn-1 (*) Rebia b. Haris, b. Abdulmuttalib'in kan dava-sıdır.
Cahillyet devrinde olan bütün fâizler de, kaldırılmış, hükümsüz sayılmıştır. Kaldırdığım, hükümsüz saydığım ilk faiz, bizim, yani amcam Ab-
bas b. Abdulmuttalib'in faiz alacağıdır. Onun tümü kaldırılmış, hükümsüz sayılmıştır (356).
Fakat, ana paralarınız, size aiddir, sizin hakkınızdır.
Ne bundan fazlasını isteyip borçlulara zulm ediniz, ne de, hakkı-
nızdan aşağı alıp mazlum duruma düşünüz!
Allah, faiz yoktur! diye hükm etmiştir (357). İmdi, ey insanlar! Şeytan, muhakkak ki: şu toprağınızda kendisine
tapılmaktan, temelli olarak ümidini kesmiştir.
Fakat, siz, bunun dışındaki ufak tefek işlerinizde, ona itaat ede-cek olursanız, bu, onu hoşlandıracaktır.
Dininiz üzerinde, ondan sakınınızı
(353) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire с, 4, 8, 250-251, c, 2, 5, 110, Taberl-Tarih e, 3, s. 169 İbn-1 Abd-1 Rabbih-Ikdülferid
(354) Vakıdi-Megazi e, 3, s. 1103, Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 3, 5, 225, с. 4, 8, 80, Daremi-Sünen r, 1, 5, 65, Yakubi-Tarih c, 2, 5, 109 (355) Vakıdi-Megazi c, 3, 5, 1103, Müslim-Sahih c. 2, 5, 830, Ebû Davud-Sünen
c. 2, 3, 185, İbn-1 Mace-Sünen c. 2, s. 1025, Daremi-Sünen c. 1, s. 377 (*) Adem b. Rebla (Mus'abűzzübeyri - Nesebü Kureyş, s. 87) veya İlyas b. Re-bia Vakıdi-Megazi e, 3, s. 1111)
(356) İbn-i İshak, İbn-i Hisam-Sire c, 4, 3, 251, Vakıdî-Megazi e, 3, s. 1103, Müslim-Sahih e, 2, 3, 689, Ebû Davud-Sünen c, 2, s. 185, İbn-i Mace-Sünen
c. 2, 8, 1025, Daremi-Sünen c. 1, s. 377 İbn-i Abd-1 Rabbih-Ikdülferid c, 2, s, 110, Taberf-Tarih e, 3, s. 169
(357) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, s. 251
1. T. Medine Devri X/F: 17
D
YanıtlaSilالسَّابِعَةِ إِلَى كُرْسِيِّهِ سَبْعَةُ الْآفِ نُورٍ وَهُوَ فَوْقَ ذَلِكَ (ابو الشيخ وابن مردوية
وابو نصر وقال غريب ق فى الاسماء عن ابن عباس
3208. Her şeyde fikir yürütün, Allah'ın zatında fikir yü. rütmeyin. Çünkü yedinci kat gökle kürsüsü arasında yedi bin nur vardır. O onun üstündedir.
۳۲۰۹ - تَفَكَّرُوا فِي آلَاءِ اللهِ وَلا تَفَكَّرُوا فِي اللهِ" (ابن أبي الدنيا في كتاب التفكر وابو الشيخ طس عد هب وضعفه والأصبهاني وابو نصر وقال غريب عن ابن عمر)
3209- Allah'ın nimetlerini düşünün. Allah'ın Zâtı'nı dü
şünmeyin.
۳۲۱۰ - تَفَكَّرُوا فِي خَلْقِ اللهِ وَلَا تَفَكَّرُوا فِي اللَّهِ فَتَهْلِكُوا (ابو الشيخ عن أبي
ذر) 3210- Allah'ın yarattıklarını düşünün. Allah'ın Zâtı'nı dü-
şünmeyin ki, helak olursunuz.
۳۲۱۱- تَفَكَّرُوا فِي الْخَلْقِ وَلَا تَفَكَّرُوا فِي الْخَالِقِ فَإِنَّكُمْ لَا تَقْدِرُونَ قَدْرَهُ ابو الشيخ عن ابن عباس)
3211- Mahlūku düşünün, Hâlık'ı düşünmeyin. Çünkü siz O'nu hakkıyla takdir edemezsiniz.
٣٢١٢- تُفْتِيكَ نَفْسُكَ ضَعْ يَدَكَ عَلَى صَدْرِكَ فَإِنَّهُ يَسْكُنُ لِلْحَلَالِ وَيَضْطَرِبُ مِنَ الْحَرَامِ دَعْ مَا يُرِيبُكَ إِلَى مَا يُرِيبُكَ وَإِنْ أَفْتَاكَ الْمُفْتُونَ إِنَّ الْمُؤْمِنَ يَذَرُ الصَّغِيرَ مَخَافَةً أَنْ يَقَعَ فِي الْكَبِير" (الحكيم عن عثمان بن عطا مرسلا)
3212- Nefsin sana fetva verir. Elini göğsüne koy. Çünkü o helal karşısında sakin durur, yatışır. Haramı gördü mü muzda-rip olur. Sana müftiler fetva verseler dahi, sana şüphe vereni şüp-he vermeyene terk et. Mü'min, büyük günaha sürüklenmek kor-kusundan küçüğünü de terk eder.
768
۳۲۱۳ - تَفتَرقَ أُمَّتِي عَلَى نَيْفِ وَسَبْعِينَ فِرْقَةً أَضَرُّهَا عَلَى اُمَّتى قَوْمٌ يَقِيسُونَ الْأُمُورَ فَيُحَلُّونَ الْحَرَامَ وَيُحَرِّمُونَ الحَلالَ (كر عن عوف بن مالك)
YanıtlaSil3213- Ümmetim yetmiş birden fazla fırkaya bölünecektir. Ümmetim hakkında onlardan en zararlısı işleri kendi görüşleri ile ölçüp haramı helal, helalı da haram yapanlardır.
٣٢١٤ - تَفْضُلُ صَلَوةِ الْجَمَاعَةِ عَلَى صَلَوةِ الرَّجُلِ وَحْدَهُ خَمْسًا وَعِشْرِينَ صَلوةٌ (البزار عن انس ومعاذ)
3214- Cemaatle kılınan namaz, kişinin yalnız başına kıl-dığı yirmi beş namazdan üstündür.
٣٢١٥- تُقَاتِلُونَ الْيَهُودَ فَتُسَلَّطُونَ عَلَيْهِمْ حَتَّى يَخْتَبِى أَحَدُهُمْ وَرَاءَ الْحَجَرِ فَيَقُولُ الْحَجَرُ يَا عَبْدَ اللَّهِ هَذَا يَهُودِيٌّ وَرَائِي فَاقْتُلْهُ (خ م ت عن ابن عمر)
3215- Yahudilerle savaş yapacaksınız, onlara galip ge-leceksiniz. Hatta onlardan biri taşın arkasına gizlenecek de taş: "Ey Allah'ın kulu! İşte yahudi arkamda, gel öldür onu." diyecek.
٣٢١٦ - تَقَبَّلُوا إِلَى بِسِتٌ اَتَقَبَّلُ لَكُمُ الْجَنَّةَ إِذَا حَدَّثَ أَحَدُكُمْ فَلَا يَكْذِبْ وَإِذَا وَعَدَ فَلَا يُخْلِفْ وَإِذِ أَتُمِنَ فَلَا يَخُنْ غُضُّوا اَبْصَارَكُمْ وَكُفُّوا أَيْدِيَكُمْ وَاحْفَظُوا فُرُوجَكُمْ ك هب وابن منيع والخرائطي عن انس)
3216- Bana şu altıya "evet" deyin. Ben de size cenneti
garanti edeyim. Biriniz konuştuğu zaman yalan söylemesin. Söz verdiği zaman sözünden caymasın. Kendisine bir şey emanet e-dildiğinde hıyanette bulunmasın. Gözlerini haramdan sakınsın. Ellerini (haramdan) uzak tutsun, fercini (namusunu) korusun.
۳۲۱۷- تُقْطَعُ الْآجَالُ مِنْ شَعْبَانَ إِلَى شَعْبَانَ حَتَّى أَنَّ بِرَجُلٍ لَيَنْكِحُ وَيُولَدُ لَهُ وَقَدْ خَرَجَ اسْمُهُ فِي الْمَوْتِ * ابن زنجويه عن عثمان بن محمد بن المغيرة الديلمي عن عثمان بن محمد عن سعيد عن ابي هريرة
-769
Ümmetin Vahdeti
YanıtlaSilPROF. DR. KERİM BULADI
"B öl, parçala, yut" şeklinde for-müle edilen Firavun siyaseti-nin' küresel güçler tarafından acımasızca yürürlüğe konulduğu bir çağda yaşıyoruz. Elbette tarihi süreçte de bu mesele, her devirde uygulanan bir silah olmuştur. Ancak bunun en acı ve derin tesirini Ümmet-Muhammed çekmiş ve çekmektedir. Peki, böyle insafsız, merhametten yoksun bir planın ve algının kahrın dan Kur'an'a inananlar, nasıl kurtula-cak ya da en az zararlı bir şekilde bu vahşi zihniyetin üstesinden gelecek? Bu konuda Kur'an'ın sahibi, mümin-lere ne diyor? Gayet öz ve kesin bir şekilde cihanşümul bir ilkeyi Kur'an şöyle bildirmiştir ki, bu prensibe sa-rılmadıkları takdirde, Ümmet-i Mu-hammed'in ezilmekten, parçalan-maktan ve yok olmaktan kurtulması asla mümkün görülmemektedir. Şimdi hep birlikte Kur'an'ın mesajına kulak verelim.
Allah'ın İpine Toptan Sarılın
Kur'ân-ı Kerîm, Allah Teâlânın ipi-ne sımsıkı sarılmanın hayatiyet kes-bettiğini, mü'minlerin hep birlikte Al-lah'ın bu ipine sarılmaları ve bölünüp parçalanmamaları gerektiğini şöyle dile getirmiştir. "Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı tutunun, ayrılığa düşme-yin..."
Âyette geçen "habl” (el-hablü) ke-
limesi, yular, ip, urgan, halat anlamla-rına geldiği gibi, ahid, anlaşma; eman, yemin, and, zimmet, kavuşma, ulaşma, bitişme, yanaşma anlamlarına da gel-mektedir. Yine âyette geçen "hablul-lah" (Allah'ın ipi) kavramı, Kur'ân veya İslam dini diye de tefsir edilmiştir.
Hablullah (Allah'ın ipi), Allah Teâlâya kavuşma sebebi olan bir delil ve vasıta demektir ki, Kur'ân, Allah'ın emrini yerine getirme, cemaat, ihlas, İslam, Allah'a söz verme, Allah'ın emri diye de tefsir edilmiştir. Korkunç bir yol kenarına çekilmiş olan bir ip veya kuyuya düşmüş olanları çıkarmak için uzatılmış bir ip ve ona gereğince iyi tutunmuş bir toplum düşününüz. İşte bu tasavvurdan meydana gelen he-etrafında devamlı yükselen bir İslam yet-i içtimaiyye (sosyal kurul), Kur'ân cemaatinin misalini teşkil edecektir.
İslam Toplumlarının Hali
Kur'ân'ın hükümlerine sarılan ve ona itimat eden toplumların hali, tehli-bir çukurun içine, bir kuyunun dibine keli bir uçurumun kenarında bulunan, düşen kimselerin ve boğulmaya га-mak kalmış bir toplumun kurtulması için uzatılan halat, ip ve urgandan mey-dana gelen bir oluşuma benzetilmiştir. küfür, şirk ve nifak gibi insanını fıtratını Bu duruma göre bireyin ve toplumun, lıklardan, ahlakı düşüklüklerden, zu-bozan, karartan ve tahrip eden hasta-
22 ALTINOLUK
า
YanıtlaSil-lüm, kin, fitne, fesat, anarşi, tefrika, kin ,ve haset gibi bela ve musibetlerden ,kurtulması, ancak Allah'ın kitabına - hep birlikte sımsıkı sarılmaya bağlı -dır. İnsanı, küfür uçurumuna yuvar-lanmaktan, ahlaksızlık, edepsizlik ve hayasızlık girdabına yakalanmaktan koruyacak olan "hablullah" (Allah'ın ipi) başka bir deyişle Kur'ân'dır.
Kur'ân, ana konusu olan tevhid ve vahdaniyet kavramlarının özü ve hülasası olan kelimeyi tevhidi, kökü yerde sabit, dalları göğe doğru uzanan ağaca benzeterek, kendisinin bizzat hablullah (Allah'ın ipi) olduğunu açık-ça vurgulamaktadır. Kur'an, yuvarlan--mak üzere olan ve düşme tehlikesi - ile baş başa kalan bir insana uzatılan bir ip gibi, Allah tarafından insanlığa sarkıtılan bir hablullahtır yani, bir iptir. Onun prensiplerine tutunan ve sımsıkı sarılanlar ancak, küfür, şirk, nifak gibi illetlere maruz kalmaktan kurutulur, nefsini arındırır ve bu sayede Allah'a yaklaşırlar. Aksi takdirde köksüz ve ayakta durmaya imkanı kalmamış bir - ağaç misali, çeşitli batıl esintilerine karşı devrilirler ve yıkılıp giderler.
Toptan Birliktelik
Kur'ân, güvenilir, sağlam ve kop-ması asla mümkün olmayan bir iptir. O ipin çözülmesi, kopması, kırılması, çürümesi ve parçalanması söz ko-nusu değildir. Çünkü o ipi, emir, ya-
sak, mev'ize ve çeşitli hikmetlerle dokuyan, ören ve sağlam bir halde hazırlayan Allah Teala'dır.
Allah Teâlâ, mü'minlerden. Allah'ın ipine yani, Kur'ân'a ve onun hükümlerine simsi-ka ve hep birlikte sarılmalarını emretmiştir. Tefrikaya, ayrılığa ve ihtilafa düsmeden top-tan Allah'ın ipine sarılmak vani, Kur'ân'a tabi olmak, mü'minlerin ve İslam toplumunun birliği için hayatiyet ifade etmektedir. Tek tek, fert fert, birey birey, kabile kabile. kavim kavim, aşiret aşiret oymak oymak değil, hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'ân'a) sımsıkı sarıl-mak emredilmiştir. Din binasının korunması ve ihtiva ettiği hükümlerin tatbikat sahasına koyularak hayata häkim kılınması bu "top-tan birliktelik" ilkesinin aktif, faal ve diri tu-tulmasına bağlıdır.
Müslümanların Katliama
Maruz Kalmasının Sebebi
Müslümanların ezilmişliği, saldırılara hedef olmaları, yurtlarının işgali, katliama maruz kalmaları ve soykırıma uğramaları-nın sebebi, Milli Şairimizin "Sizin felaketiniz tarumar olan vahdet" şeklindeki deyişinden başka nedir? "Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiç-bir ilişkin yoktur..." âyeti aslında çok önemli bir bilgi vermekte ve ibretlik bir levha sergi-lemektedir. İslâm ümmeti, ne yazık ki, bölüp parçalanmış, itkadi açıdan dahi, Tevhidin merkezinden ve ana omurgasından fersah fersah uzaklaşan hizipler, meşrepler, mez-hepler, reformistler ve gruplar ortaya çık-mıştır.
Kur'ân, Sünnet ve o iki asli kaynağın vü-cuda getirdiği sahih İslam anlayışına dön-meden Müslümanların kurtuluşu zor gö-rünmektedir. Kur'ân'ı ve onun bir anlamda şarihi olan nebevi sünneti, asrın idrakine sunmanın tek yolu, itikat, amel, ahlak birlik-teliğinde vahdete erişmek ve ümmetin birli-ğini sağlamaktır. Allah Teâlâ'nın, hep birlikte Kur'an'a sarılın emri ve tefrikaya düşmeyin/parçalanmayın uyarısına kulak asmayan, hırsa, kibre ve hasede bürünmüş bir anlayış-la kendi hâkimiyetini ilan etmiş hangi birey aile, İslam toplumu, irili ufaklı İslam Devleti ya da milleti adıyla anılan oluşumlar, kendini koruyabilmiş ve dünyada özne olabilmiş-tir? Hangisi, gerçek özgürlüğünü, vakarını mehåbetini/onurunu muhafaza edebilmiş tir? Bunun yegâne sebebi, parçalı bohça desenine benzemekten ya da onunla iftihar etmekten kaynaklanmıyor mu? Tefrika, üm meti zafiyete uğratmış, itibar kaybına sebep
وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذَكْتُمْ أَعْدَاءً فَالَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا
YanıtlaSil+
-
-
Hepiniz birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin.
Allah'ın size olan şu nimetini hatırlayın. Arün-10.3
olmuş ve kendi evini korumaktan onu aciz bırakmıştır.
Farz-ı Kifaye
Bu yüzden tekrar, Kur'an'ın çağrısına ku-lak vererek ümmetin vahdetini temin etmek artık bir farz-ı kifaye halini geçmiş nerdeyse farz-ı ayn mesabesine ulaşmıştır. "Kendileri-ne apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük azap vardır. Kur'an gibi muaz-zam bir delil ve onun şahidi sünnet varken Ümmet-i Muhammed nasıl olur da ihtilafa - düşebilir? Dini hayatta ihtilaf, siyasî hayatta çekişme, ahlâkî hayatta uyumsuzluk, ibadet-lerde tefrikayı andıran teori ve pratikler, Üm-met-i Muhammed'in gücünü ve dinginliğini zayıflatmış hatta yok etmiştir. Bu çöküşün - büyük faturası ise, tefrika olarak kendini göstermiş ve küresel güçlerin menfaatine - boca edilmiştir.
-
e
Müslümanların birliğini sağlayan keli-5- me-i tevhid, kible, Kur'an ve Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) gibi mü'minlere lütfedilen muazzam nimetlerin bile, inananların za--tında tam tabarüz ettiğini ifade etmek ne i- yazık ki çok zor hale gelmiştir. Aynı Allah'a, e aynı dine, aynı kıbleye, aynı Kitaba ve aynı Peygambere inanan Müslümanlar neden , birbirlerine düşman hale geldi ve neden - birbirine acımasız davranıyorlar? Bu prob-lemlerin, bu zafiyetlerin, bu kırılmaların se-i bebini araştırarak, ümmetin vahdetini sağla-manın zamanı gelmiş ve geçmektedir. Aksi - takdirde bu gidişat ve vurdumduymazlıkla âhirette ayılırız ve o zamanda iş içten geç-5-miş olur. Zalime diz çöktürmenin, zulme dur a demenin, vicdan yoksunluğunu ardına ka-dar sürdüren inkârcıların yapıp ettiklerine - karşı yüreklice durmanın tek yolu, ümmetin birliği ve dirliğidir.
1,
i
KUR'ÂN, SÜNNET VE O İKİ ASLİ KAYNAĞIN VÜCUDA GETİRDİĞİ SAHİH İSLAM ANLAYIŞINA DÖNMEDEN MÜSLÜMANLARIN KURTULUŞU ZOR GÖRÜNMEKTEDİR. KUR'ÂN'I VE ONUN BİR ANLAMDA ŞARİHİ OLAN NEBEVİ SÜNNETİ, ASRIN İDRAKİNE SUNMANIN TEK YOLU, İTİKAT, AMEL, AHLAK BİRLİKTELİĞİNDE VAHDETE ERİŞMEK VE ÜMMETİN BİRLİĞİNİ SAĞLAMAKTIR.
Dipnotlar
1- Kasas, 28/4.
2- Al-i İmrân, 3/103.
3- Bkz. İbn Manzūr, Lisánü'l-Arab, Dâru İhyai't-Türâsi'l-Arabiyyi, Beyrut, 1999, XI, 134-136; Asım Efendi, Kamus Tercümesi, Asitane Yayınları, İstanbul, ts., III, 1226-1227. 4- Zemahşeri, Keşşaf, Dâru'l-Kitabi'l-Arabiyyi, Beyrut, ts., I, 394; Fahruddin Râzī, Mefatihu'l-Ğayb, Daru'l-Kütübi'l-İlmiyye, Beyrut, 1990, 11, 14; Kurtubi, el-Camiu li Ahkami'l-Kur'an, Beyrut, Dâru'l-Fikr, 1995, cz. IV, c. II, 151.
5- Yazır, Muhammed Hamdi,
Hak Dini Kur'an Dili, Eser Kitapevi, İstanbul, 1971, II,
1153-1154.
6- İbrahim, 14/24-25.
7- En'am, 6/159.
8- Al-i İmrân, 3/105.
ALTINOLUK 23
Toplumun Temeli Çatırdıyor
YanıtlaSilEkran Terörüne Kim Dur Diyecek?
04
SAYI: 482 NİSAN 2026 ŞEVVAL 1447
171302 531004
www.altinoluk.com
・ 220.00も
Tiyb çok zordur.
YanıtlaSildükkanı kapatıp camiye gidersen Tiyb olur.
cemaat le kilamazsan namazı tiyblikten çıkar.
Mehmed Zahid kotku
Akra fm.
Tiyb çok zordur.
YanıtlaSildükkanı kapatıp camiye gidersen Tiyb olur.
cemaat le kilamazsan namazı tiyblikten çıkar.
Mehmed Zahid kotku
Akra fm.
YanıtlaSil
yuksel1 Haziran 2026 08:21
Tiyb çok temiz helal demek tir.
سورة نفره (٢٦-٢٧)
YanıtlaSilالشالات الوفي
بناءً علم، جناب مقك عهدنى بوزما من وانها اتمك آنو او استعداد لرك لابقه و مناسب اولد قارى الرين حرف تمطر اولور عهدك نقضی ایسر بوزمن و بارجه لا مقدن عبارندر مثلا بعض اغيان ايمان ليدوب تصديق اتمك، بعضيد الريني انظار الدون تكذب انتمك، بعض حکمارى قبول اي وحب بعضی ارینی دانمان، بعض آینهای تحیه ای و بعضیا این قبیح و چرکین کوردان کسکی تو بارجه انهار، تكذب ورد اتمك وحركين لورمك صور تيار با سلان نقص عهد النظمی
نظامی، انتظامی اخلال ایدر، بوزار
وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللهُ بِهِ أَنْ يُوصَل ) بو حملہ دہ کی امی انکی قدر إلى تشريعيد ركر دائر رحم الله تعبر ايديله ، اقر بالر و مؤمن ار آراسنده شرعاً امراید دله مواصله خطید. دیگری ار تکوینید که فطری قانون نار ايله عادات الله تضمن ایتدیگی ام لر در مثلا، علمك اعطاس معذاً عمالى امر ايديور ذهانك اعطاي علمى امر ايدييور. استعدادك بولوغى ذهابي المرايد يور. وهكذا، عقلك وريلمي معرفت الأهم، قدرتك ويرياسي حاليشم بي، جسارتك ويريلمي جهادي معنا و تكويناً
امر ايد سور.
ایسته او فاسقلى، بوكي شيارك آراسنده شرعاً و تكوينا تأسيس ايديلن مواصله خطني كسبيورلي. مثلا، او نارك عقاری معرفت اللهه، ذه الرى علم كوس اولدیفی کی ، اقر بالده و مؤمناره رضی
طار غين اولوب كيد حب كلمه يورلي .
وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ) اوت، فقله بوزولان بر آدم با تا قلفه دو مشوب چیه مایانه به شخص کجی جو قارك ده او با تا قلفه دوشم برینمی ایسته بود که معروض تاریخی او دهشتهای حالت، به پارچه تخفیف
اید یاسین. چونکه مصیبت، عمومی اولورسه خفیف اولور
كذا، بر شخصك قلبنده بر اختلال بر فنالق هستی او یا نیره، او شخصك يوكن حياتي وكمالاتي سقوط ایمگه باشلار قلبنده تخریباته، فذالفر بر جمیل، به ذوقه پیدا اولور یا واسه یا واسه او میل سبنده بویور. موكره او شخص، بتون لذتنى، ذوقتی تخریب انده، فنا لقده بولور . ایشته او وقت شخص ارض اوزرنده تام معنا سياه پرتیجی بر حيوان، اختلالی چیقاروب بيوت بر بلا، فادي
طور ما يوب قار يشديران بر آفت کسیلیر.
عادات الله
YanıtlaSilAdatullah: İlahi adetler
آخر تكويني
Emri tekvini: (Yaratmaya dair) 'ol' emri
فسان
Fesad: Bozukluk
حالت Halet: Hal
اعْطَاً Ita: Verme
إيفا
fa: Yerine getirme
الخلال
İhlal: Bozma
اختلال
İhtilal: Karışıklık, ayaklanma
قبيح
Kabi: Çirkin
كمالات
Kemalt: Mükemmellikler
مَعْرِفَةُ الله
Marifetullah: Allah'ı tanıma
ميل
Meyil: Bir tarafa eğilim gösterme
مواصلة
Muvasale: Ulaşma, kavuşma
نَقْضِ عَهْدٌ
Nakz - ahd: Ahdini bozma
پیدا
Peyda: Hazır
صِلَةٍ رَحِمْ
Sıla-i rahim: Akraba ile alâkayı sürdürme
سقوط
Sukut: (Kıymetten) düşme
شَرْعاً
Şeran: Şeriate göre
تخفيف
Tahfif: Hafifletme
تخريبات
Tahribat: Yikmalar
تحسين
Tahsin: Beğenme
تَضَعُنْ
Tazammun: İçine alma
تأسيس
Tesis: Kurma
تكوياً
Tekvinen: Yaratma i'tibariyle
تَكْذِيب
Tekzib: Yalanlama
تشريعي
Teşrii: İslam kanunlanna dair
Binäenaleyh, Cenab- Hakk'ın ahdını bozmamak ve münasib ve ifa etmek, ancak o isti'dadların layık oldukları yerlerine sarf etmekle olur. Aldin nakzi ise, bozmak ve parçalamaktan ibarettir. Mesela, bazı Enbiya'ya îmân edip tasdik etmek, bazılarını inkar edip tekzib etmek, bazı hükümlen kabul edip bazılarını reddetmek, bazı ayetleri tahsin edip bazılarını kabih ve çirkin görmek gibi ki, böylece inkâr, tekzib ve reddetmek ve çirkin görmek suretiyle yapılan nakz-ı ahd, nazmı, nizámı, intizamı ihlal eder, bozar.
YanıtlaSil,Bu cumledeki emir و يقطعون ما أمر الله به أن يوصل iki kısımdır. Birisi teşriidır ki, 'sıla-i rahım ile ta'bir edilen, akrabalar ve mü'minler arasında ser an emredilen muvåsale hattıdır. Diğeri emr-i tekvinidir ki, fitri kanunlar ile ådâtullahın tazammun ettiği emirlerdir.
Meselä, ilmin i'tåsı ma'nen ameli emrediyor. Zekânın i'tásı ilmi emrediyor. İsti'dâdın bulunması zekâyı emrediyor. Ve hâkezá, aklın verilmesi ma'rifetullâhı, kudretin verilmesi çalışmayı, cesåretin verilmesi cihadı ma'nen ve tekvinen emrediyor.
İşte o fåsıklar, bu gibi şeylerin arasında şer'an ve tekvinen te'sis edilen muvåsale hattını kesiyorlar. Meselå, onların akılları ma'rifetullaha, zekâları ilme küs olduğu gibi, akrabalara ve mü'minlere dahi dargın olup gidip gelmiyorlar.
وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ Evet, fıskla bozulan bir adam, bataklığa düşüp çıkamayan bir şahıs gibi, çokların da o bataklığa düşmelerini istiyor ki, ma'růz kaldığı o dehşetli hålet, bir parça tahfif edilsin. Çünki musibet, umûmî olursa hafif olur.
Ve keză, bir şahsın kalbinde bir ihtiläl, bir fenålık
hissi uyanırsa, o şahsın yüksek hissiyatı ve kemâlâtı
suküt etmeye başlar. Kalbinde tahribâta, fenâlığa bir meyil, bir zevk peyda olur. Yavaş yavaş o meyil kalbinde büyür. Sonra o şahıs, bütün lezzetini, zevkini tahribâtta, fenâlıkta bulur. İşte o vakit o şahıs, arz üzerinde tam ma'nâsıyla yırtıcı bir hayvan, ihtilali çıkarıp büyüten bir belå, fesâdı durmayıp karıştıran bir åfet kesilir.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورا هور
قال يا قَوْمِ أرَأَيْتُمْ إن كنت على بينة من رق والبي من رحمةً فَمَنْ يَنْصُرنى من الله إن عضله فما لزيتوني غير الخسِيرٍ وَيَا قَوْمِ هَذِهِ نَاقَةُ اللَّهِ لَكُمْ آيَةً فالروم تأكل في أرضِ اللهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بسوء في الخلط عَذَابٌ قَرِيبٌ فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمْتُعُوا فِي دَارِكُمْ الله أيام ذلك وَعْدُ غَيْرُ مَكْذُوبٍ فَلَمَّا جَاءَ أَمْرُ لا لي صالِحًا وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَمِنْ جَزَى يَوْمِينَ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْقَوِيُّ الْعَزِيزُ . وَأَحَدُ الَّذِين ظلمو الصَّيْحَةُ فَأَصْبَحُوا فِي دِيَارِهِمْ جَائِبِينَ كَانَ لَمْ يَعْلَوا فيهَا أَلَّا إِنَّ ثَمُونَا كَفَرُوا رَبَّهُمْ أَلَّا بُعْنَا لِثَمُودَ . وَلَقَدْ جَاءَتْ رُسُلُنَا إِبْرَاهِيمَ بِالْبُشْرَى قَالُوا سَلَامًا قال سَلامُ فَمَا لَبِثَ أَنْ جَاءَ بِعِجْلٍ حَنِيدٌ فَلَمَّا رَا أَيْدِيَهُمْ لَا تَصِلُ إِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً قَالُوا لَا تُخف إِنَّا أُرْسِلْنَا إلى قوم لُوطٍ وَامْرَأَتُهُ قَائِمَةٌ فَضَحِكَتُ فَبَشِّرْنَاهَا بِاسْحَقَ وَمِنْ وَرَاءِ إِسْحَقَ يَعْقُوبَ .
لك
وَأَخَذَ الَّذِينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَأَصْبَحُوا فِي دِيَارِهِمْ جَاثِمِينَ ، كَأَنْ لَمْ يَغْنَوْا فِيهَا أَلَّا إِنَّ ثَمُودًا كَفَرُوا رَبَّهُمْ أَلَا بُعْدًا لِثَمُودَ .
" Zulmedenleri de o korkunç ses yakaladı, yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar. Sanki orada hiç oturmamışlardı. İşte böyle, Semûd kavmi rablerini inkâr etti. Vay Semûd'un hâlinel99
(Hûd, 11/67-68)
Mushaf sayfa no: 228 Hafızlık sayfa no: 12. cûz/13, sayfa
VAY SEMÛD'UN HALİNE!
BİLGİ:
Kavimleri tarafından inkâr edilmek, yalanlanmak, eza ve cefaya muhatap olmak tüm peygamberlerin ortak yönü olmuştur. Allah Teâla, Hz. Sâlih'i, yoldan çıkan Semûd halkına göndermişti. Hz. Sâlih, peygamber olduğunu onlara mucizelerle gösterdi. Fakat onu yalanladılar ve kendilerine mucize olarak verilen deveyi de vahşice katlettiler. Sålih (a.s.), Allah'ın emriyle kendisine iman edenleri alıp o diyardan uzaklaştı. Onu inkâr edenler ise ayette ifade edildiği şekilde helak edildiler. Öyle helak oldular ki, sanki o yurtta daha önce hiç kimse yaşamamış gibi izleri silinip gitti.
MESAJ:
1. Eski kavimlerin başına gelenler bizler için birer ibret vesikasıdır.
2. Peygamberleri inkâr edenlerin sonu hüsrandır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Sayha: Şiddetli gök gürültüsü, korkunç ses.quynhngo
228
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء الثاني عشر
قالَتْ يَا وَيُدْلَى وَالِدٌ وَأَنَا عَجُورٌ وَهُنَا بَعْلِي شَيْئًا إِنَّ هَذا التي عجيب قَالُوا أَتَعْجَبِينَ مِنْ أَمْرِ اللهِ رَحْمَتُ الله وبركاتهُ عَلَيْكُمْ أَهْلَ الْبَيْتِ إِنَّهُ حَمِيدٌ مَجِيدٌ فَلَمَّا ذَهَبَ عن الرهيم الروعُ وَجَاءَتْهُ الْبُشْرَى يُجَادِلْنَا فِي قَوْمِ لُوطٍ .
ال الرهيم الحليم أواهُ مُبيبٌ يَا إِبْرَاهِيمُ أَعْرِضْ عَنْ هَذَا الهُ قدْ جَاءَ أَمْرُ رَبِّكَ وَإِنَّهُمْ أَتِيهِمْ عَذَابٌ غَيْرُ مَرْدُودٍ وَلَمَّا جاءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا سَيءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالَ هَذَا يَوْمُ عَصِيبٌ وَجَاءَهُ قَوْمُهُ يُهْرَعُونَ إِلَيْهِ وَمِنْ قَبْلُ كَانُوا يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ قَالَ يَا قَوْم هَؤُلَاءِ بَنَانِي هُنَّ أَطْهَرُ لَكُمْ فَاتَّقُوا الله وَلا تُحرُونِ في ضَيْفِي أَلَيْسَ مِنْكُمْ رَجُلٌ رَشِيدٌ قَالُوا لقَدْ عَلِمْتَ مَا لَنَا فِي بَنَاتِكَ مِنْ حَقِّ وَإِنَّكَ لَتَعْلَمُ مَا تُرِيدُ .
قال لو أن لي بكم قوة أَوْ أَوَى إِلى رُكْنٍ شَدِيدٍ قَالُوا يَا لُوطُ إِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُوا إِلَيْكَ فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعِ مِنَ الَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ أَحَدٌ إِلَّا امْرَأَتَكَ إِنَّهُ مُصِيبُهَا مَا أَصَابَهُمْ إِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُ أَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَرِيبٍ .
إِنَّ إِبْرَاهِيمَ حَلِيمٌ أَوَّاهُ مُنِيبٌ .
"Ibrahim cidden ağır başlı, hassas ruhlu, kendini Allah'a vermiş
biriydi99
(Hûd, 11/75)
Mushaf sayfa no: 229
Hafızlık sayfa no: 12. cúz/12. sayfa
ÖRNEK ŞAHSİYET: HZ. İBRAHİM
BİLGİ
Hz. İbrahim (a.s.), Kur'an'da adı çokça geçen, hayatı ve mücadelesiyle müminlere örnek olmuş büyük bir şahsiyettir. Bu üstün özellikleri sebebiyle Allah Teâla onu seçkin kılmış, ona güzellikler nasip etmiş ve ahirette onun sålihlerden olacağını bildirmiştir. Ağır başlı, halim selim bir kişiliğe sahip olan İbrahim (a.s.), ayrıca Allah'a yürekten bağlılığı, sadakati, ikramı, misafirperverliği ile Kur'an'da methedilmiş ve model gösterilmiştir. Hz. İbrahim örneği üzerinden "Allah katında değerli bir kul nasıl oluruz?" sorusunun cevabı da verilmektedir.
MESAJ:
1. Peygamberler bizler için rol modeldir.
2. Peygamberlerin hayat hikâyelerini öğrenmeliyiz.
KELİME DAĞARCIĞI:
Halim: Yumuşak huylu, kızgınlıkla muamele etmeyen; Allah'ın isimlerinden biri.
229
Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle
YanıtlaSilOSMANLI
Osman Nuri Topbaş
ALTINOLUK
plea
Allâh Teâlâ buyuruyor:
YanıtlaSil"Allâh sizlerden îmân edip güzel amel ve hare-kette bulunanlara mutlak sûrette va'detti ki, kendi-lerinden öncekileri nasıl (kâfirlerin yerine) sahip ve hâkim kıldıysa, onları da (aynı şekilde) yeryüzüne sahip ve hâkim kılacak, onlar için beğenip seçtiği dîni (İslâm'ı) kendilerine sağlamlaştıracak (pâyidâr kılıp koruyacak) ve (geçirdikleri) korku döneminden sonra (hållerini) kesin bir emînliğe çevirecektir. Çünkü onlar, (bu emniyet içinde) bana kulluk eder-ler..." (en-Nûr, 55)
"Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; «emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker»de bulunur ve (yalnızca) Allâh'a ina-nırsınız." (Al-i İmrân, 110)
TARİHTE BUGUN - 1453 - Ayasofya'da ilk Cuma namazı Akşemseddin tarafından kıldırıldı.
YanıtlaSil1911-Türk Hava
Kuvvetleri'nin kuruluşu.
1929 - Türkiye'de resmî işlem ve kayıtlarda tamamen Latin harfleri kullanılmaya başlandı.
1994 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Mehmet Kayalar vefat etti.
HAZİRAN
01
PAZAR
5 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 19 MAYIS 1441
HIZIR: 27
Acz ve fakrımı vesile yaparak Rabbime iltica ettim.
İmsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
İmsak Güneş
Allah pek büyük lütuf ve ihsan sahibidir.
(Bakara: 105)
BİR HADİS
Allah'ın rahmet esintileri vardır. Onları dilediği kullarına isabet ettirir.
Beyhaki
Mesnevî-i Nuriye
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
VH 60
YanıtlaSil2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
TARİHTE BUGÜN
1773-ITÜ'nün kuruluşu.
1915 - Conkbayırı zaferi.
1960-Celal Bayar
ve Adnan Menderes, yargılanmak üzere Yassıada'ya götürüldü.
HAZİRAN
10
ÇARŞAMBA
24 1447 ZİLHİCCE
RUMI: 28 MAYIS 1442
HIZIR: 36
Tarihçe-i Hayat
BİR AYET
Doğrusu, göklerde ve yerde ne varsa Onundur; hepsi de Ona boyun eğer.
Bakara Suresi: 116
BİR HADİS
Ziraat yapınız. Çünkü o mübarektir.
Ben tahmin ediyorum ki: Bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında, selâmet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran, yalnız hakikî ehl-i iman ve ehl-i tevekkül ve rızadır.
Öula İkindi Aksam Yatsı
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil- 1987-İstanbul'da ilk
deniz otobüsleri işlemeye başladı. İlk seferler Bostancı-Kabataş arasında yapıldı.
1982 - Hattat Hamid Aytaç vefat etti.
18
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
MAYIS MAY
C
BIR AYET
Iman edip salih amellerde bulunanlar için nimetlerle donatılmış cennetler vardır.
Lokman Suresi: 8
BİR HADİS
Cehennem ateşinden yarım hurmayla da olsa korununuz.
Ya Rabbi, ben Senin isminin yardımıyla ve onun bereketiyle okuyacağım. Her şey senin kudretinle ve icadınla ve tevfikinle olduğu gibi, yalnız ve yalnız Senin isminle başlıyorum.
Emirdağ Lahikası
HICRÍ: 17 SEVVAL 1443 - RUMI: 5 MAYIS 1438
KASIM: 13-GÜN: 138 KALAN: 227 - GÜN UZA.: 2 DK
30
YanıtlaSilÖLÜM KIYAMET - AHIRET
(bir an önce) varmasını istemesi için günahlarından üzerinde kalmış olan kısımdan dolayı ölüm zamanında o kalmış bulunan günahla ceza-lanır da bu sebeple bakiyye günahları kendisinden temizienir ve alın terlemesi de bundan hasıl olur derdi.
Thaam Kurtubi der ki: «Zikretmiş olduğumuz o üç alâmetin üçü bir. den bazen zahir olur, bazen de ölüde biri, yahut ikisi zahir olur.
Keza Kurtubi, «Biz yalnız olarak alın terlemesini müşahede etmi. sizdir. Bu da herkesin amellerinin değişik ve çeşitli olmasından dolayı-
dır», demiştir. En iyisini yüce ve münezzeh olan Allah bilir.
ALTINCI BAB
ÖLÜMÜN ŞİDDETLERİ, UZUVLARIN BİR KISMININ DİĞERİ ÜZERİNE DÜŞMESİ VE İNSANIN ÖLÜMDEN SONRA VARACAĞI YER
20 Imam Buhari ve diğer muhaddislerin Hz. Aişe radiyallahü anhadan rivayet ettikleri bir hadiste Hz. Aişe şöyle demiştir:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in (vefat ettiği hastalı-ğında) yanında ve içinde su bulunan deriden bir kap, yahut büyükçe bir ağaç çanağı vardı ki, Resûlullah ara sıra mübarek elini o kabın içine sokar ve ıslanan eli ile yüzünü mesh ederek:
Allah'dan başka hak ilah yoktur. Ölümün şiddetli sadmeleri vardır, buyuruyordu. Sonra Resûlullah ellerini kaldırdı. Tâ ruhu kabzo-lununcaya kadar:
Allah'ım beni refik-i a'la câmiasına ulaştır, diye dua etmeye baş-ladı ve bu dua ile Resûlullah'ın (mucizeler izhar eden mübarek) eli düştü (1).
21 Tirmizi'nin tahriç ettiği bir hadiste Aişe radiyallahü anha : Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ölümünün şiddetinı gördükten sonra hiç bir kimsenin ölümünün kolay olmasını gıbta ve ar-zu etmiyorum, derdi (2).
22 Buharî de Hazret-i Aişe radıyallahii anha'dan rivayet olunan bir hadiste, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in başı beninı çenemde boynum arasında olduğu halde vefat etti. Bu cihetle ben Resûlullah'ı gördükten sonra hiç bir kimsenin ölümünün şiddetinden asla ürkmüyorum, demiştir (3).
Halkına kelimesi boyun halkasının kemiği ile boğaz arasındaki çu-kur yerdir. Zákına da çenenin eğik çukurudur. Bundan başka da tefsir edilmiştir.
(1) Suhih-i Buhari, c. 7/192 (2) Mişkatü'l-Mesabih, 1/494 (Tirmizi, Hazret i Aişe'den) 3/300. (3) Sünen-i Nesai, c. 4/7.
ÖLÜMÜN ŞİDDETLERİ
YanıtlaSil31
23 İbni Ebi Şeybe «Müsned inde Cabir radıyallahu anh'dan ri vayet ettiği bir hadiste Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem Efendi-miz şöyle buyurmuştur:
(Ey sahabelerim!) Sizler İsrail oğullarından kıssa naklederek ko-nuşunuz. Zira bunda beis yoktur. Çünkü İsrail oğulları arasında çok teaccüb edilecek şeyler vardır. Sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize konuşmaya başlayıp şöyle buyurdu:
Onlardan, yani İsrail oğullarından bir grup insanlar yola çıka-rak mezarlıklarında (yatmakta olan bir kabrin başına geldiler ve:
(Şurada) iki rek'at namaz kılalım da ölümden bizlere haber ver-mesi için bazı ölüleri (dirilterek) bizlere çıkarmasını Aziz ve Celil olan Allah'dan isteyelim, dediler. Ve öyle yaptılar. Onlar öylece dua etmeleri sırasında iken siyah renkli iki gözü arasında secde izi görülen (yani parlayan) bir kimsenin başı kabrinden çıkıverdi. Ve:
- Ne istiyorsunuz? Ben yüz senedenberi ölü bulunduğum halde su âna kadar vallahi benden ölüm harareti ve susuzluğu dinmemiştir. Şim-di beni (eski) bulunduğum hâlime çevirmesi için Allah'a dua ediniz, dedi (1).
24 Sağlam senedle ulaşan bir hadis-i şerifte Seyyid-i Kainat sal-lallahü aleyhi ve sellem Efendimiz:
«Şüphesiz ki bir kul, ölüm sıkıntısı ile ölüm şiddetiyle uğraşır da onun (vücudundaki) mafsalları eklemleri birbirine «Sana selâm ol-sun. Sen benden kıyamet gününe kadar ayrılıyorsun. Ben de senden ay-rihyorum, diyerek selamlaşırlar», buyurmuştur (2).
Rivayet olundu ki, Allah Taala İbrahim Halil aleyhisselâma:
Ey dostum, ölümü nasıl buldun? diye sordu. İbrahim Peygamber:
Kızdırılmış şiş demirinin ıslatılmış ve yumuşak yün makulesinin içine sokulup sonra çekilmesi gibidir, dedi. Allah Taâlâ:
Haberin olsun, Ben sana ölümün kolayını tatbik etmiştim, bu
yurdu.
Yine rivayet olundu ki, Musa aleyhisselâmın ruhu Aziz ve Celil olar Allah'ın katına intikal ettiği zaman Rabbı ona:
Ya Musa! Ölümü nasıl buldun? diye sordu. Hazret-i Musa:
Kendimi, kızartılmak üzere bir tavanın içine atılan, fakat ölüp rahat edemeyen, kurtulup da uçamayan canlı bir serçe gibi buldum. dedi.
Başka bir rivayette de, kendimi, kasabın elinde (diri olarak) de-risi yüzülen koyun gibi hissettim, dedi.
(1) Imam Ahmed ile İbni Ebi Şeybe Müsned-lerinde Hazret-i Cabir'den rivα-yet etmişlerdir. Suyuti, Şerhu's-Sudur s. 12 (2) Kuşeyri Risalesi, Hazret-i Enes (ra.)den rivayet etmiştir. Şerhu's-Sudur 14.
İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ x
YanıtlaSil258 Ey insanlar! (O Nesi' denilen ay geriletme işi, ancak, küfürde bir artma sebebidir ki, onunla, kafirler şaşırtılır.
Onlar, bunu, bir yıl helal, bir yıl da haram sayıarlar ki Allah'ın ha-ram kıldığına, sayıca uydursunlar da, Allah'ın haram ettiğini helâl kıl-
siniar! Tevbe: 37)
Şüphe yok ki: zaman, Allah'ın, gökleri ve yeri yarattığı gündekine
benzeyen şekline, eski haline dönmüştür. Allah katında, ayların sayısı on ikidir.
Bunlardan, dördü haram aylardır ki üçü, birbiri ardınca gelir: zil-
kade, zilhicce ve muharrem. Bir de, ikinci cümad ile şaban arasındaki Mudar'ın ayı receptir (35%)
Ey insanlar! (359) Kadınlar hakkında, Allah'dan korkunuz! (360) Çünki, siz, onları, ancak Allahın emåneti olarak aldınız ve kendi-lerile evienmeyi de, Allahın kelimesi, emir ve müsaadesile helal edin-diniz (361).
Ey insanlar! Şüphe yok ki: sizin, kadınlarınız üzerinde hakkınız vardır.
Onların da, sizin üzerinizde hakkı vardır (362).
Sizin, onlar üzerindeki hakkınız: döşeğinize, hiç kimseye (363) siz-den başkasına (364) ayak bastırmamaları (365), arayı açacak fuhuş ir-tikåp etmemeleri (366), istemediğiniz kimseyi, izniniz olmadıkça, ev-lerinize sokmamalarıdır (367).
(258) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4. s, 251, İbn-i 3. 110-111, Taberi-Tarih c, 3, s, 169 Abd-i Rabbih-Ikdülferid e, 2,
(359) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, s, 251, İbn-i 111 Abd-i Rabbih-Ikdülferid c, 2,
(330) Vaksdl-Megazi e, 3, s, 1103, Müslim-Sahih e, 2 s. 889, Ebû Davud-Sünen e, 2, 3, 185, İbn-i Mace-Sünen e, 2, 1025, Daremi-Sünen c. 1, s. 377, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid e, 2, s. 111 (
151) fon-i İshak, İbn-i Hişam-Sire e, 4, 8, 251, Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1103, Müslim-Sahih e. 2, s. 889, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 185, İbn-i Mace-Sünen
e. 2, a. 10.5, Daremi-Sünen c, 1, s, 367, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid
c. 2, s. 111, Taberi-Tarih c. 3, s. 169 (362) Ion-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 251, İbn-i Abd-1 Rabbih-Ikdülerid c, 2, s 111, Taberi-Tarih e, 3, s. 169
(363) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, n. 251, Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1103, Müslim-Sahih e, 2, s. 889, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 185 İbn-i Mace-Sünen s. 111, Taberi-Tarih e, 3, s. 109 e. 2, 3, 1025, Daremi-Sünen e, 1, s, 377, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid c. 2,
(384) İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdüllerid e, 2, 8, 111
(365) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 251, Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1103, Müslim-Sahih c. 2, 3, 889, 800, Ebû Davud-Sünen e. 2, s. 185, İbn-i Mace-Siinen c. 2. s. 1025, Daremi-Sünen c. 1, s. 377, İbn-i Abd-i Rabbih-
Ikdülferide, 2, a, 111, Taberi-Tarih c. 3, s. 169 8111 (306) Ilm-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 251, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid c, 2,
(367) İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid c. 2, s. 111
PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI
YanıtlaSil259
Eğer, onlar, bunun åksini yaparlarsa (368), Allah, size, onları, ya-takta yalnız bırakmanıza izin vermiştir (369). Kendilerini, fazla incitmeyecek derecede dövebilirsiniz de (370).
Eğer, uysallık ederler (371), size boyun eğerlerse (372), onların, üzerinizdeki hakkı: maruf vechile, yani memleket ådet ve geleneğine göre, kendilerinin bütün yiyecek ve giyeceklerini sağlamaktır (373).
Kadınlar hakkında hayırlı olmanızı tavsiye ederim, Çünki, onlar, yanınızda (374) zaifdirler (375). Emånettirler (376).
Kendileri İçin bir şeye malik değildirler (377).
Ey insanlar! Size tebliğ etmiş olduğum sözlerimi aklınızda iyice tu-
tunuz! (378)
Ben, size öyle bir şey bıraktım ki: ona, sımsıkı sarılırsanız, hiç bir
raman sapmazsınız.
O, Allah'ın Kitabıdır (379).
Allahın Peygamberinin Sünnetidir (380).
Ev halkımdır (381).
(203) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, 5, 251, Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1103, Müslim-Sahih c, 2, 5, 890, Ebû Davud-Sünen c, 2, 3, 185, İbn-i Mace-Sünen c, 2, 3, 1025, Daremi-Sünen c, 1, s. 377, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid c. 2,
s. 111, Taberi-Tarih c, 3, s. 169 s. 111, Taberi-Tarih c. 3, s. 169 (209) İbn-i Ishak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 251, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferld c, 2,
(370) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, 8, 251, Vakıdi-Megazi c, 3, s. 1103, Müslim-Sahih c, 2, 8, 800, Ebû Davud-Sünen c, 2, s. 185, İbn-i Mace-Sünen c. 2, 8, 1025, Daremi-Sünen c. 1, 5, 377, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikd, c. 2,
#, 111, Taberi-Tarih e, 3, 8, 169 (371) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, 8, 251, İbn-i Abd-1 RabbihIkdülferid
( 372) İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid c, 2, 8, 111 c. 2, 5, 111
( 373) İbn-i fahak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, s. 251, Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1103,
Müslim-Sahih e, 2, 83, 890, Ebû Davud-Sünen c, 2, s. 185, İbn-i Mace-Sünen c. 2, 8, 1025, Daremi-Sünen e, 1, s, 377, İbn-i Abd-1 Rabbih c. 2, s. 111,
Taberi-Tarih c. 3, 8, 169 (374) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, 8, 251, İbn-1 Abd-i Rabbih-Ikd, c. 2, s. 111, Taberi-Tarih e, 3, s. 100
(375) Ibn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, 8, 251, Taberf-Tarih c. 3, 8, 169 (376) İbn-1 Abd-i Rabbih-Itdülferid c. 2, 5, 111
Taberi-Tarih e, 3, 3, 160
(377) Ibn-1 İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, 5, 251, İbn-i Abd-1 Rabbih-Ikd, e, 2, 8, 111, (378)
İbn-i İshak, İbn-i Hiyam-Sire c, 4, s, 251, Taberf-Tarih c.3, s. 169 (379 ) İbn-1 İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 251, Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1103,
c. 2, 8, 111, Taberf-Tarih c, 3, 8, 169
Müslim-Sahih c. 2, s. 890, Ebû Davud-Sünen e, 2, s, 185, İbn-i Mace-Sünen c. 2, 8, 1025, Daremi-Sünen e. 1, s, 377, Ibn-1 Abd-1 Rabbih-Ikdülferid
(380) İbn-i İshak, fan-i Hişam-Sire c, 4, s. 251, Taberi-Tarih c. 3, 8, 109
(381) Ibn-1 Abd-1 Rabbih-Ikdülferid c. 2, 9, 111
Rasûlullah -sallallahü aleyhi ve sellem- buyurur:
YanıtlaSil"(Allah'ın kelimesini yücelten ve adâletten ayrıl-mayan) Sultan, yeryüzünde Allah'ın gölgesidir. Zayıf kimse(ler), ona sığınır; mazlûm(lar), onun vesîlesiyle (zâlimlerden) intikâm alır. Kim böyle bir sultana dün-yâda ihsân ederse (madden ve mânen yardımcı olur-sa), Allâh da ona kıyâmet gününde yardımcı olur." (Feyzu'l-Kadir, 4, 143)
Hazret-i Ömer-radıyallâhü anh- buyurur:
"Adâlet mülkün temelidir."
ilerle
Bu dö yaklas şeytar psikol
İlk b kişil birço
Bim
Tari. cüz birç teşh
Cumhuriyet devrinde dindarlara yapılan zulüm. (T.H.) 191-204:Esk, hayatı
YanıtlaSilCumhuriyet devrinde dinî neşriyat yasaktı. (T.H.) 219:Esk. hay. Cumhuriyet devrinde, dinsizliği hükümetin bazı prensiplerine mal ettiler. (T.H.) 223:Esk. hayatı
Cumhuriyet devrinde din ve vicdan hürriyeti yoktu. (M.) 416:-418:29. Mektup, 6. kısmın zeyli; (T.H.) 356:Den. hayatı
Cumhuriyet devrinde gizli olarak ezan okundu. (B.L.) 197.
Cumhuriyet devrinde İslâmiyete karşı savaş açıldı. (E.L.) 1:262.
Cumhuriyet devrindeki istibdat. (T.H.) 356:Den. hayatı
Cumhuriyet devrinde Kur'ân yerine namazlarda tercümesini okutmaya çalıştılar. (E.L.) 2:9.
Cumhuriyet devrinde lâiklik dinsizlik olarak tatbik edildi. (T.H.) 195:Esk. hayatı
Cumhuriyet devrinde Türk milletinin maneviyatla bağları ke-silmeye çalışıldı. (T.H.) 137:Bar. hay.
Cumhuriyet fikir ve vicdan hürriyetini esas almalıdır. (E.L.) 1:28, 2:112.
Cumhuriyetin hassalan. (D.H.Ö.) 69.
Cumhuriyet hükümetinin Avrupa kanunlarını kabul etmesi. (T.H.) 222:Eskişehir hayatı
Cumhuriyet hükümeti Avrupa medeniyetinin davâ vekili değil-dir. (T.H.) 222:Eskişehir hayatı
Cumhuriyet hükümeti Bediüzzaman'ı sürgüne gönderdi. (T.H.) 135.
Cumhuriyet hükümeti ilim hürriyetini yasaklayamaz. (T.H.) 197, 205:Eskişehir hayatı
Cumhuriyet hükümeti kuvvetlidir. (D.H.Ö.) 81.
Cumhuriyet hürriyeti temin etmelidir. (E.L.) 1:27.
Cumhuriyet istibdat-ı mutlak mânâsında kullanıldı. (E.L.) 2:127.
Dört halife, hem halife hem cumhurbaşkanıydı. (T.H.) 39, 355: Denizli hayatı
Cumhuriyet ve demokrat mânâsındaki meşrûtiyet. (D.H.Ö.) 69. FIHRIST/138