BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:14 Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:10 Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
YanıtlaSil
yuksel6 Mart 2026 18:57 -1929-Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.
1939-Almanya'nın Polonya'ya saldırması Üzerine, II. Dunya Savaşı başlamış oldu.
1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.
EYLUL
01
PAZARTESİ
9 1447 R.EVVEL
RUMI: 19 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 119
tevekkül ettim
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.
Taberani
İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülāsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ekberde
2308- Günahtan tevbe eden, günahı olmayan gibidir.
Günahtan vazgeçmediği halde istiğfar eden Rabbiyle alay eden kimse gibidir. Kim bir müslümana eziyet ederse, hurma kökleri sayısınca günah yüklenmiş olur.
٢٣٠٩ - التَّاجِرُ الأَمِينُ الصَّدُوقُ الْمُسْلِمُ مَعَ الشُّهَدَاءِ يَوْمَ الْقِيَمَةِ (هـ ك هب عن ابن عمر)
2309- Emin, doğru ve müslüman bir tacir kıyamet gü-nünde şehitlerle beraberdir.
عَذَابٌ (حم ابن ابی الدنيا هب حب عن النعمان بن بشير)
2312- Allah'ın nimetlerini anlatmak şükürdür, ondan (ni-metlerden) söz etmemek ise küfürdür. Aza şükretmeyen çoğa hiç şükretmez. İnsanlara teşekkür etmeyen Allah'a da şükürde bu-lunmaz. Birlik rahmettir, bölünmek ise azaptır.
۲۳۱۳ - التَّأَنِّي مِنَ اللهِ وَالْعَجَلَةُ مِنَ الشَّيْطَانِ (ابن ابي الدنيا عن مجاهد مرسلا
ص عن الحسن مرسلا الخرائطى ق عن انس)
2313- İşlerde yavaş hareket etmek Allah'tandır, acele ise şeytandandır.
2314- Yavaş hareket etme Allah'tandır, acele ise şeytan-dan. Allah'a özür beyan ederek mağfiret talep etmekten daha se-vimli bir şey yoktur ve Allah'a karşı hamdden daha sevgili bir a-mel yoktur.
٢٣١٧ - التَّحِيَّاتُ لِلهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ الْغَادِيَاتُ الرَّائِحَاتُ الزَّاكِيَاتُ الْمُبَارَكَاتُ الطَّاهِرَاتُ لِلَّهِ (طب عن السيد الحسين)
2317- "Ettehıyyâtü lillahi ves salevâtü vet tayyibâtü (sa. adet ve rahmet sahibi) tehıyyat, zekiyyat (ziyade ve temizlik sahibi) mübarekât, tâhirât," bunların hepsi Allah'a lâyıktır.
٢٣١٨ - التَّدْبِيرُ نِصْفُ الْعَيْشِ وَالتَّوَدُّدُ نِصْفُ الْعَقْلِ وَالْهُمُ نِصْفُ الْهَرَمِ وَقِلَّةُ الْعِبَالِ أَحَدُ الْيَسَارَيْنِ" (القضاعي عن على الديلمي عن انس)
2318- Tedbir maişetin yarısıdır. İnsanlarla dostluk aklın yarısıdır, üzüntü ihtiyarlığın (vücut çöküşünün) yarısıdır. Az çocuk-lu olmak iki kolaydan biridir.
2319- Hakk'a boyun eğmek izzet ve şerefe, bâtıl ile ken-dini yüksek saymaktan daha yakındır. Kim bâtıl ile teaazzüz (bü-yüklük iddiasında) bulunursa Allah onu zilletle cezalandırır.
2320- Tesbih, mizanın (terazinin) yarısıdır. Allah'ı hamd etmekse onu doldurur, tekbir ise yer ile gök arasını doldurur. O-ruç sabrın yarısıdır. Temizlik de imanın yarısıdır.
sübhanellah diyerek ikaz) erkekler, tastik (el çırpmak) ise kadınlar cindir. Kim namazda anlaşılacak bir işarette bulunursa namazı ade etsin.
۲۳۲۲ - التسبيح للرجال والتصفيق للنساء (حم) ش عن جابر الشافعى شحم
خ م د ت ن هـ حب عن ابي هريرة خ هـ ش عن سهل بن سعد)
2322- Tesbih (namazdayken görülen bir hatayı bertaraf etmek için sübhânellâh demek) erkeklere, tasfik (ellerini birbirine vurmak sureti ile ikaz etmek) ise kadınlara mahsustur.
2325- Allah'ın mahlukatını, cennetini, cehennemini bir saat düşünmek, bir geceyi ihya etmekten daha hayırlıdır. İnsanla-in en hayırlıları, Allah'ın vahdaniyetini düşünenlerdir. Onların en kötüleri de Allah'ın vahdaniyetini düşünmeyenlerdir.
5911- Atlarınızın alın saçlarını kesmeyiniz. Çünkü hayır onların alınlarına bağlanmıştır. Yelelerini de kesmeyin. Çünkü bunlar onların ısıtıcılarıdır. Kuyruklarını da kesmeyin. Zira bunlar onların yelpazeleridir. (Onlarla sinekleri kovarlar.)
٥۹۱۲ - لاَ تَقْضِيَنَّ وَلاَ تَفْصِلُنَّ إلا بمَا تَعْلَمُ وَإِنْ أشْكل عَلَيْكَ اَمْرٌ فَقَفْ حَتَّى تَبِينَهُ أَوْ تَكْتُبَ إلى فيه هـ عن معاذ)
5912- Ancak bildiğinle hüküm verip davayı hallet. Eğer bir müşkülle karşı karşıya kalırsan, onu iyice anlayıncaya kadar, yahut hakkında bana yazıp bilgi edininceye kadar dur.
٥٩١٣ - لاَ تَقُلْ بِلِسَانِكَ إِلا مَعْرُوفًا وَلاَ تَبْسُطُ يَدَكَ إِلَّا إِلَى خَيْرٍ" (خطب هب ض والبغوى وابن قانع وابن مندة عن الاسود بن اصرم طب عن ابي امامة)
5913- Dilinle ancak iyi olanı söyle. Elini ancak hayra aç.
5916- Aleykesselam deme, Çünkü bu ölülerin selamlaş-masıdır. Şöyle de: "Esselâmü aleyke.
-٥٩١٧ - لا تَقُولُوا لِلْمُنَافِقِ سَيِّدُنَا فَإِنْ يَكُنْ سَيِّدَكُمْ فَقَدْ اَسْخَطْتُمْ رَبَّكُمْ حم د ن هب ض والروياني وابن السنى عن عبد الله بن بريدة عن ابيه)
5917- Münafığa "Efendimiz" demeyin. Çünkü o efendi-niz olursa, Rabbinizi kızdırmış olursunuz.
٥٩١٨ - لا تَقُولُوا مَا شَاءَ اللهُ وَشَاءَ فُلاَنٌ وَلَكِنْ قُولُوا مَا شَاءَ اللهُ : فلان (ط) ش حم د ن ق ض وابن السني عن حذيفة) شَاءَ
5918- Allah ve filan diledi demeyin. Şöyle deyin: "Allah diledi, sonra falan kimse diledi."
٥٩١٩ - لا تَقُولُوا رَمَضَانَ فَإِنَّ رَمَضَانَ اِسْمٌ مِنْ أَسْمَاءِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَلَكِنْ قُولُوا شَهْرُ رَمَضَانَ (عد ق وابو الشيخ عن ابي هريرة)
5919- Ramazan demeyin. Çünkü Ramazan Allah'ın isim-lerinden biridir. Şöyle deyin. Ramazan ayı.
٥٩٢٠ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَتَبَاهَى النَّاسُ فِي الْمَسَاجِدِ (حم د ه ع حب
طب قض والدارمي وابن خزيمة عن انس 5920- İnsanlar mescitlerde birbirlerine karşı övünmedik-çe kıyamet kopmaz.
٥٩٢١ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُمْطَرَ النَّاسُ مَطَرًا عَامًا وَلَا تَنْبُتُ الْأَرْضُ شَيْئًا (حم ض ع عن انس)
5921- İnsanlar bol rahmete kavuştukları halde yerleri hiçbir şey vermeyecek. (Böyle bir vakte kadar) kıyamet kopmaz.
٥٩٢٢ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى لاَ يُقَالُ فِي الأَرْضِ اللَّهُ اللهُ (حم م ت ع حب ك وعبد بن حميد عن انس ك عن ابن مسعود
5922-Yeryüzünde "Allah, Allah" denildikçe kıyamet kop
maz.
٥٩٢٣ لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يتقارب الزَّمانُ فتكون السنة كالشهر والشَّهْرُ كَالجُمُعَة وتكون الجمعة كاليوم ويكون اليوم كالسَّاعَة وَتَكُونُ السَّاعَةُ كالضَّرِمَةِ بِالنَّارِ" (حم ت غريب عن الس)
5923- Zamanlar kısalıncaya kadar, yani bir sene bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün gibi, bir gün bir saat gibi, bir saat bir ateş tutuşması gibi kısalmadıkça kıyamet kop-maz.
5924- Kıyamete kadar ümmetimden bir taife devamlı olarak herkese karşı galip bir durumda olacak. Kendilerine dolap çevirenlere de, yardım edenlere de aldırmayacaklar.
٥٩٢٥ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَحْسُرَ الْفُرَاتُ عَنْ جَبَلٍ مِنْ ذَهَبٍ يَقْتَتِلُ عَلَيْهِ النَّاسُ فَيَقْتَتِلُ تِسْعَةُ أَعْشَارِهِمْ (طب) عن ابي بن كعب هـ عن ابي هريرة)
5925- Fırat nehri, altından bir dağın üzerini açmadıkça, kıyamet kopmaz. İnsanlar, onun yüzünden birbirlerini öldürecek-ler, onda dokuzu o harpte öldürülecek.
٥٩٢٦ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُقْبَضَ الْعِلْمُ وَتَكْثُرَ الزَّلَازِلُ وَيَتَقَارَبُ الزَّمَانُ وَتُظْهَرُ الْفِتَنُ وَيُكْثَرُ الْهَرَجُ وَهُوَ الْقَتْلُ حَتَّى يَكْثُرَ فِيكُمْ الْمَالُ فَيَفِيضُ (خ هـ م عن أبي هريرة
5926- İlim ortadan kalkmadıkça, depremler çoğalma-dıkça, zaman kısalmadıkça fitneler başgöstermedikçe, herc (cina-yet) çoğalmadıkça, taşıncaya kadar mal, sizlerde bol ve çok ol-madıkça kıyamet kopmaz.
٥٩٢٧ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَكثر فيكُمْ الْمَالُ فيفيضُ حَتَّى يُهم رب الْمَال مَنْ يَقْبَلُ صَدَقَتَهُ وَحَتَّى يُعْرِضَهُ فَيَقُولُ الَّذى يَعْرضُهُ عليه لا ارب لى
فيه ( خ م عن ابي هريرة)
5927- Mal sizde çoğalıp taşmadıkça kıyamet kopmaz. Öylesine çoğalıp taşacak ki, kimse zekât verecek kimseyi bula-mayacak ve sunduğu her kişi: "Benim buna hiçbir ihtiyacım yok-tur." diyecek.
5928- Davaları aynı olan iki büyük fırka çarpışmadıkça kıyamet kopmaz. Aralarında büyük bir çatışma olacak. Hepsi de Allah'ın Rasulü olduklarını iddia eden otuza yakın yalancı Deccal çıkmadıkça kıyamet kopmaz.
٥٩٢٩ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا الْيَهُودَ حَتَّى يَقُولُ الْحَجَرُ وَرَانَهُ الْيَهُودُ يَا مُسْلِمُ هَذَا وَرَائِي يَهُودِيٌّ فَاقْتُلْهُ (خ م عن ابي هريرة)
5929- Yahudilerle çarpışmadıkça, hatta taş: "İşte yahudi arkamdadır, öldür onu." demedikçe kıyamet kopmaz.
مِثْلُ أَهْلِهِ وَمَالِهِ ش خ م د ت هـ عن ابي هريرة)
5930- Küçük gözlü, kırmızı yüzlü, yassı burunlu, yüzleri
sahtiyana bürünmüş kalkanı andıran Türklerle çarpışmadıkça kıyamet kopmaz. Pabuçları kıl olan bir kavimle siz harp etmedik-çe kıyamet kopmaz. Size öyle bir zaman gelecek ki, beni gör-
5931- Siz, Acemlerden düz burunlu, kırmızı yüzlü, küçük gözlü, yüzleri sahtiyana bürünmüş kalkanı andıran, pabuçları kıl dan olan Hevza veya Kerman kabileleri ile çarpışmadan kıyamet kopmaz.
٥٩٣٢ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرَبِهَا فَإِذَا طَلَعَتْ مِنْ مَغْرَنَا وَرَآهَا النَّاسُ آمَنُوا اجْمَعُونَ فَتِلْكَ حِينَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِنْ قَبْلُ (حم خ م د هـ عن ابي هريرة)
5932- Güneş batıdan doğuncaya kadar kıyamet kop-maz. Batıdan doğunca bütün insanlar iman edecekler ama önce-den iman etmeyenlerin o anda iman etmeleri kendilerine hiçbir yarar sağlamayacak.
٥٩٣٣ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَمُرَّ الرَّجُلُ بِقَبْرِ الرَّجُلِ فَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي مَكَانَهُ (مالك حم م خ عن ابي هريرة)
5933- Kişi bir kabrin yanından geçerken: "Ah keşke ben de burada olsaydım." deyinceye kadar kıyamet kopmaz.
Seyh fir. Risale-i Hamidiye'de vazmis, o metullahi aleyh), o kitaplardan yüz on delil, nübüvvet-i Ahmediyeye dair çı Işte bu kadar tahrifatla beraber, şu zamanda dahi, meşhur Hüseyin Cisri (rah şişlerine ve Yahudi ve Nasara ulemasina ispat ederek iskat etmiş. Matini, kes llah I Hindi (allame i meshur), katub ü sabikamin birder yerde risalevi de Man
Mahrec payesi ile taltifi Için Şeyhülislam tarafından Irade-i Seniyye Layihası yazıldı.
- 1949 - Kuzey Atlantik Paktı Antlaşması (NATO) yürürlüğe girdi.
1970 - Nur Talebelerinden Mustafa Polat vefat etti.
AGUSTOS
24
PAZAR
O gun insan, "Kaçacak yer neresi!"
diyecektir.
Kıyamet: 10
1 1447 R.EVVEL
BİR HADİS Allah birinize bir servet ihsan ettiğinde önce kendisi ve aile efradının ihtiyaçlarına harcasın.
RUMI: 11 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 111
Müslim, İmare: 10
Ey insan! Sen kudreti nihayetsiz bir Kadîr, rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zülcelâlin memlûküsün. Öyle ise sen, kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme; çünkü hayatı veren Odur, idare eden de
diyet-i Ahmediye (asm) icinde dua eden teveccihen el kaldırıp, nev-i beşerin hüläsa-i ubudiyetini Acaba, bütün beni Ademi arkasına alıp şu arz üstünde durup, câmi hakikat-i ubu Arş-1 A'zama mü
PARINTE BUSOR
Risalet & Ahmediye (asm)
1909 Bediuzzaman Said Nursi 31 Mart Vak'asına
karıştığı iddiasıyla tevkif edildi, Divan-1 Harb-i Örfi'de yargılandı ve beraat etti.
2016-Son Şahitler'den Ali Çakmak vefat etti.
2019 - Son Şahitler'den Kezban Tokpınar vefat etti.
28- Davă: 1822. maddede beyån olunduğu üzre müdde'ä-aleyh bilå-özr yanı, dılsız veya sağır olmak gibi bir özrü yok iken sükût etse müdde'ä-bihi inkâr etmiş add olunur.
29- Bir kimse bir arsayı veya håneyi "mülkümdür" diye diğer kimesneye bey' ve teslim ettiğini ve müşterinin bir müddet ol arsada ebniye yapmak yahut ağaç dikmek gibi bir vechile tasarruf-ı mülläk ile tasarruf eylediğini bir şahıs görüp de, bila-özür sükût etse o şahıs, mezkûr arsa kendisinin olmadığını ikrår etmiş addolunup, 1659. madde vechile artık o arsayı da'va edemez. Amma müşteri ber-vech-i mezkür tasarruf etmemişken yal-nız bey' ve teslim zemānında hazır bulunup, sükût etmesiyle hakk-ı da'våsı såkıt olmaz.
Şu yirmi dokuzuncu mesele ile bu maddenin fıkra-i ülâsına müteferri' birinci mesele beyninde olan farka dair "Ref'u'l-İştibah an Kelâmil-Eşbah" nåmıyla bir risåle te'lif olun-muştur ki, hülāsa-i münderecâtı ber-vech-i åtí nakl olunur. Şöyle ki, mårrü'z-zikr birinci mes'lede mebi, såkitin olduğu ma'lûm olmağla gayrın yåni, bâyï'in onda tasarruf eyle-mesi üzerine målikin sükûtu izin add olunmuyor. Amma şu yirmi dokuzuncu meselede mebi sakitin olması gayr-ı ma'lüm olduğundan ber-vech-i meşrûh tasarruf esnasında tül müddet sükûtu hakkını muskıt oldu. Hatta bir akär huccet ve beyyine-i şer'iyye ile bir kimse yedinde iken diğer kimesne onu fuzûlen åhara sattığı sırada ol kimsenin sükûtu ile hakkı sakıt olmaz.
30- Bir şahıs bir malı "mülkümdür" diye ekäribinden bir kimesne yahut zeve veya zev-ceden birisi diğeri huzûrunda âhara bey' ve teslim ettiğinde o kimesne yahut zeve veya zevceden biri görüp de sükût etmiş iken sonra ol mal benimdir yahut onda hissem vardır diye da'vå etse, bu sükût o mal kendi malı olmadığını ikrår demek olmağla işbu da'vâsı istima' olunmaz. (1659. maddeye bak.)
31- Kaza- Kendisine kadılık veya välilik tefviz olunan kimesnenin sükûtu kadılığı veya väliliği kabüldür. Amma redd ile merdûd olur.
68. MADDE
[Bir şeyin umûr-ı bâtınede delili, ol şey makâmına kâ'im olur.) Bu madde Mecâmi' 'de “دليل الشَّيْئ في الْأُمُورِ الْبَاطِئَةِ يَقُومُ مَقَامَهُ" diye mezkur olan kä'idenin tercümesidir.
[Yâni, hakikatine ıttıla'] ve kesb-i vukûf [müte'assir olan) şeyin [umûr-ı bâtına) yâni âşikâr olmayan her bir emir[de] ol emrin [delîl-i] ve sebeb-i (zahirisi ile hükmolunur.]
Hūlâsa-i kelâm, bir şeyin vücûdu hafi ve ona kesb-i vukûf müte'assir olur ise, ol şeyin se beb-i zahirisi ol şey makâmına ikāme olunur. Zirâ beşer hafâyâ-yı umůra muttali olama Ona yalnız delîl-i záhirisiyle vakıf olabilir.
Delîl, şol şeydir ki, ol şeye ilim, şey'i âhara ilmi müstelzim ola. Meselâ bir kimse, ba'îd ma-halde duman görse, bunu orada ateş mevcûd olduğuna delîl ittihâz eder.
Bu madde üzerine müteferri' bazı mesâil birer ünvân tahtında ber-vech-i zîr beyân olunur.
Bey': 183. madde vechile bir kimse bey'i îcab ettikten sonra diğer taraftan kabûl olun-
Delil, şol şeydir ki, ol şeye ilim, şey'i âhara ilmi műstelzim ola. Meselá bir kimse, ba'id ma-halde duman görse, bunu orada ateş mevcûd olduğuna delil ittihâz eder.
Bu madde üzerine müteferri bazı mesȧil birer ünvân tahtında ber-vech-i zir beyân olunur.
Bey': 183. madde vechile bir kimse bey'ı icab ettikten sonra diğer taraftan kabül olun-madan i'râza delâlet eder bir kavl yahut fi'il bulunur ise îcâb bâtıl olur. Zirá i'râz umûr-1 bâtıneden olup, gayr cânibinden hakikatine muttali' olmak müte'assir olmağla delil-i zá-hirîsi olan mezkůr kavl veya fi'il ile i'râza hükmolunur. Ve bu kavl veya fi'ilden maksad, i'râz olmasa bile i'râz sabit olur.
Kezâ 344. maddede zikrolunduğu üzre müşteri satın aldığı hayvanın ayıbına muttali ol-duktan sonra tedavi etse, ayıba rızâ umûr-ı bâtıneden bulunduğuna mební delil-i zähiri-si olan tedâvîye binâen ayıba râzı olduğuna hükmolunur. Ve bundan sonra mebli hiyår-ı ayb sebebiyle reddedemez.
Emânât: 769. ve 770. maddelerde beyân olunduğu üzre bir kimse, lukatayı kendine mülk edinmek kasdıyla alır ise găsıb ve sahibine vermek kasdıyla ahz eyler ise vedi hükmün-de olur. Fakat bu kasd umûr-ı bâtıneden olduğu cihetle delîl-i zahirisi ile amel olunur. Şöyle ki, o kimse lükatayı kabz ederken sahibine reddetmek kasdıyla aldığını işhâd eder "şâhidlere söyler" ve muahharan sahibi bulmak için mecâmi'i nâsda "kalabalık yerlerde" i'lân ve işâ'a eder ise lükata ol kimse yedinde vedî'a ve illâ mål-i mağsûb hükmünde olur. Nitekim, sâlifü'z-zikr 769. madde şerhinde tafsil olunacaktır.
Beyyinât: Şehadet dahi bu kā'ide üzerine müteferri mesâildendir. Şöyle ki, bir kimse yedinde bir mal bulunduğunda onun mezkûr mala vaz'ı yedi ile mezkûr mal ol kimse-nin mülkü olduğuna istidlâl olunabileceğinden, şâhid mål-ı mezkûr ol kimsenin mülkü olduğuna şehadet edebilir. Zira şahid için bila-münâza'a vaz'ı yedden başka mülkiyete delîl yoktur. Gayet-i mâ-fi'l-bâb şâhid, esbâb-ı mülkden olan şirâ ve emsâlini mu'âyene ile mezkûr mal müdde'înin mülkü olduğuna kesb-i ıttıla' edebilir ise de esbâb-ı mezkûre dahi vaz'-1 yede râci'dir. Çünkü mümellikin mülkünün sübūtu dahi bila-münâza' vaz'-1 yedden başka bir şey ile ma'lům değildir. Hatta böyle olmasa idi müşterinin ondan te-mellükü câiz olmaz idi.
Tafsilât-ı ânifeden anlaşılır ki, şâhidin hakikat-i mülke våkıf olması müte'azzir olduğu cihetle, onun i'timâd ve istinad edeceği şey mülkün delil-i zâhirisi olan vaz-ı yede i'tibâr etmektir. Hattå ber-vech-i mezkûr mu'âyene-i yed ile mülke şehådet etmek câiz olmasa idi bâb-ı şehadetin seddi "kapanması" lâzım gelir idi.
Ukūbât: Kātil üzerine kısâsın icrâsı, kätilin katli kasd eylemesine mütevakkıf olup, fakat kasd, emr-i bâtınî olduğundan âlet-i katl kasd makamına ikäme edilerek âdeten eczâ-yı bedeni tefrîk eden "parçalayan" âlet ile katleylemiş ise katl-i mezkûr amd i'tibâr oluna-rak kısâs lâzım gelir.
Çünkü, o görünen şey, ateş değildi; nurdu. Ateşin göründüğü yere vardığı zaman, baktı ki: Ateşten eser yok
. şanı büyük mukaddes Allah, lafız ve harflerden münezzeh olarak, Mu-Musa a.s. o mekana geldiği zaman, cihet ve mekândan münezzeh. eyledi.. Onun ricası üzerine, kardesi Harun'a dahi peygamberlik ih-sa'yı a.s. kelam nimetine mazhar edip nübüvvet ve risaletle şerefyah san olundu. Her ikisi birden, açık bevyinelerle, Firavun'u imana da-vet için, peygamber olarak gönderildiler.
İçinsapas. Yüceler Yücesi Álemlerin Rabbının münacaat ve mü-kâleme lezzetine dalıp tad alarak orada vedi gün ve yedi gece kaldı. Bu manaların tafsili pek çoktur. Ancak, burada pek tafsil cihe-tine gidilmeden, icmal yollu anlatıldı.
Sonra..
Musa a.s. Medyen'den, buraya gelinceye kadar, Firavun hususun-da pek ziyade korku içindeydi. Kendisine risalet ihsan olunup:
Korkma.
Diye, Ålemlerin Rabbından bir yasak fermanı çıkınca, o korku ta-mamen kendisinden zail olup gitti.
Mısır'a yakın geldiği zaman, kardeşi Harun, ilâhî vahiy ile, Mu-sa'yı karşıladı. Birbirleri ile musafaha edip sarıldılar. Tam bir şekilde
mesrur oldular.
Daha sonra, ilâhî ferman gereği olarak, Firavun'a geldiler.
Musa a.s. Firavun'u gördüğü zaman, yüce dergâha teveccüh edip
şu duâyı okudu:
Allahım, senin heybetini ve sultanlığını onun boğazına ve kalbine koy, onun şerrinden ve mekrinden sana sığınırım.
Musa'nın a.s. bu duâsı üzerine, Firavun'un kalbine o kadar korku duştü ki, her nerede Musa'yı a.s. görse, kendisini tutamaz, dehşetli korkuya kapılır, bozulurdu.
MUSA'NIN KADINI VE ÇOCUKLARI
Sonra..
Musa a.s. ehlinin yanından gittikten sonra, onlar sabaha kadar yolunu gözleyip beklediler. Sabah olduğu zaman, baktılar ki: Musa'-dan a.s. eser yok. Çok araştırdılar; ama hiç bir yoldan haber alamadı-lar. Sonunda ümitlerini kestiler.
Ancak, o koyunları güden, köle gayet akıllı, yol bilir bir kimse idi. Koyunları ve Musa'nın hanımı Safura'yı, çocuklarını alıp Medyen ta-rafına yol alarak geldi; hepsini, Safura'nın babası Şuayb'e teslim etti. Onlar dahi, taa, Firavun denizde boğulup ölünceye kadar Şuayb'in a.s. yanında kaldılar.
Bundan sonra, Şuayb a.s. kızı Safura'yı, oğullarını, koyunlarını Musa'ya a.s. yolladı; teslim ettirdi.
Şimdi, buraya kadar anlatılan manalara göre, son cümlenin kısa-ca şerhli manası şu olur:
Ey Suyb a.s. peygamberin kızları koyun güderken; Musa'ya nikâhla verdiği kızı Safura'yı Tur yanında yolu kaybedip yaban yer-lerde kalmış iken: cümle afattan, kederden korumak sureti ile tam bir temizlik ve nezahetle babası Suayb'e ve kocası Musa'ya veren şa-buyük, nimeti her şeye samil kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah:
Senden dileğimdir: Muhammed'e salát eyleyesin.
Bu cümlenin, daha açık şerhli manası şudur:
Allahım, bizzat sen, o beğenilen işlerin, takdir edilen huyların sa-hibi: bütün olgunluk alâmeti işleri özünde toplayan, doğru sözlü, tat-Idilli Resulüllah S.A. efendimizin; yüce şanına, üstün rütbesine, ha-biblik sıfatına layık olarak kendisine salât eylemeni niyaz eylerim. Hem de her haline şamil bir salâtla..
Keza bütün nebilere ve resullere de..
Yani: Bunlara dahi, şanlarına layık salât eylemeni dilerim.
YÜZ ON BEŞİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
- Ey o Yüce Zat ki..
Yani: Feyzini ve bereketini yağdıran Vacib'il-Vücud Allah.. Ki
zatın:
Muhammed'e ŞEFAAT, DERECE-İ REFİA bağışladı..
Bu cümlede geçen:
ŞEFAAT.
Lafzının ifade ettiği mana şudur:
Şefaat çeşitlerinin cümlesi.. bilhassa zatına has olan, umum mah-şer halkının tümüne edeceği büyük şefaat.
- DERECE-İ REFİA.
Cümlesinden çıkan mana ise, şudur: Dünya âleminde derecelerin en yükseği.. Bu yüksek derece icabı olarak, Resulüllah S.A. efendimizin mübarek zatı: Semalara, Sidre'ye, Kürsî'ye Arş'a yükselip, iki yayın birleşimi, hatta daha da yakın sırrın mazharı olmuştur. Cihet ve me-kândan münezzeh olarak, Yüce Yaratıcı'nın cemalini, baş gözü ile mü-sahede etmiştir. Bütün istedikleri, arzu ettikleri kendisine ihsan olun du. Böylelikle, cümleden mümtaz bir durum kazandı.
Mahşer günü, kendisinin yüksek derecesine gelince.. Onlar: Liva-i Hamd, Havz-ı Kevser ve Makam-ı Mahmud ihsanıdır. Böylelikle müm-taz bir durum kazanımıştır.
Cennetteki yüksek derecesine gelince, derecelerin ve makamla-rın en yükseği olan vesile makamı, onun yüksek derecesidir.
935 nikâhla verdiği kızı Safura'yı Tur yanında yolu kaybedip yaban yer-Ey Suvb a.s. peygamberin kızları koyun güderken; Musa'ya lerde kalmış iken: cümle afattan, kederden korumak sureti ile tam bir temizlik ve nezahetle babası Şuayb'e ve kocası Musa'ya veren sa-buyük, nimeti her şeye samil kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah:
Senden dileğimdir: Muhammed'e salat eyleyesin. Bu cümlenin, daha açık şerhli manası
şudur: Allahım, bizzat sen, o beğenilen işlerin, takdir edilen huyların sa-hibi: bütün olgunluk alâmeti işleri özünde toplayan, doğru sözlü, tat-biblik sıfatına layık olarak kendisine salât eylemeni niyaz eylerim. Hen 1 dilli Resulüllah S.A. efendimizin yüce şanına, üstün rütbesine, ha-de her haline şamil bir salâtla..
Keza bütün nebilere ve resullere de..
Yani: Bunlara dahi, şanlarına layık salât eylemeni dilerim.
YÜZ ON BEŞİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Ey o Yüce Zat ki..
Yani: Feyzini ve bereketini yağdıran Vacib'il-Vücud Allah.. Ki
zatın:
Muhammed'e ŞEFAAT, DERECE-İ REFIA bağışladı..
Bu cümlede geçen:
ŞEFAAT.
Lafzının ifade ettiği mana şudur:
Şefaat çeşitlerinin cümlesi.. bilhassa zatına has olan, umum mah-şer halkının tümüne edeceği büyük şefaat.
DERECE-İ REFİA.
Cümlesinden çıkan mana ise, şudur: Dünya âleminde derecelerin en yükseği.. Bu yüksek derece icabı olarak, Resulüllah S.A. efendimizin mübarek zatı: Semalara, Sidre'ye, Kürsî'ye Arş'a yükselip, iki yayın birleşimi, hatta daha da yakın sırrın mazharı olmuştur. Cihet ve me-kândan münezzeh olarak, Yüce Yaratıcı'nın cemalini, baş gözü ile mü-şahede etmiştir. Bütün istedikleri, arzu ettikleri kendisine ihsan olun-du. Böylelikle, cümleden mümtaz bir durum kazandı.
Mahşer günü, kendisinin yüksek derecesine gelince.. Onlar: Liva-i Hamd, Havz-ı Kevser ve Makam-ı Mahmud ihsanıdır. Böylelikle müm-taz bir durum kazanımıştır.
Cennetteki yüksek derecesine gelince, derecelerin ve makamla-rın en yükseği olan vesile makamı, onun yüksek derecesidir.
Dünyada ve Ahirette, bütün hallerinde, tüm kötülüklerden, müba rek tablatlarına uymayan işlerden selâmet ihsan eylesin.
Netice, mana şudur: Ey bunca ihsanları Resulüllah S.A. efendi-mize veren Yüce Allah, senden dileğim odur ki:
Benim için günahlarımı bağışlayasın.
Bu cümle ile anlatılmak istenen geniş mana şudur:
Ey ihsanları ve nimetleri hibe eden; af, mağfiret, cömertlik, kerem sahibi; günahları bağışlayan, sıkı şlayan, sıkıntıları açan; sevgili Habibine ettiğin bu üstün ihsanların, güzel hibelerin hürmetine ve keremi ile yüce dergahına tazarru ve niyaz edip beni af, mağfiret ederek hoş gör-meni dilerim.
Bu tazarru ve niyazımı: Gizli, aşikâre, bilerek, bilmeyerek, yatull-ma ve sehiv eseri işlediğim cümle günahlarım için yaparım.
Devam edelim:
Keza, ayıplarımın da tümünü örtmeni dilerim.
Bu cümlenin, daha açık şerhli manası şudur:
Ey ayıpları örten Yüce Hak, sırf lütuf, kereminle ayıplarımın ve günahlarımın tümünü af ve mağfiretle kapa. Dünyada ve âhirette, beni onlarla sorguya çekip rüsvay etme. Bunun için, affını niyaz ede-rim.
Bu cümlede geçen:
Günahlarım, ayıplarıım.
Lafızları, izafetli kullanılmıştır. Şunun için ki: Bütün günahları ve ayıpları kapsamına ala.
Tümünü.
Lafzı ise.. üstte anlatılan dileği tekid etmek için kullanılmıştır. Yani: Affa ve mağfirete uğrayan ayıbın ve günahın tümden örtül-mesi ve kapanmasını temenni babında..
Devam edelim:
Beni ateşten kurtar..
Bu cümle ile, yapılan dilek şu manaya gelir:
Ey helâke gidenleri kurtaran, darda kalanların duâsına icabet eden, zatına sığınanları korktuklarından emin kılan, emin ve halås eden kurtarıcı şanı büyük Allak.. ben zelil, aciz; kusur, ayıp dolu; gü-nah ile ayıplı kulun Kerim Rahim zatından niyaz ederim: Mahza faz-lınla beni ateşten kurtar.
Yani: Cehennem azabından.. Daha açık mana ile: Kabirde, mah-şerde, cehennem azabından kurtarıp onun içine girmekten beni emin kıl, koru. Zatından niyazım budur.
İşbu anlatılan kusurların tamamı ile, en büyük rızana vâsıl ol-mayı niyaz ederek dilerim.
Emanını isterim.
Demek olur ki:
Fazl, lütuf, kerem ve inayetinle bütün korktuklarımdan eman ihsan eylemeni dilerim.
Dünya âleminde türlü türlü belâ ve mihnetlerden, afetlerden ve sıkıntılardan, zorluklardan ve şiddetlerden, görünür görünmez kaza-larından eman dilerim.
Son nefeste kötü gitmekten korumanı niyaz eder isterim.
Ahirette ise.. kabir azabından, hesabımın güçlüğünden, mahşerin türlü sıkıntı ve şiddetlerinden, oranın çok büyük korkusundan eman ihsan etmeni rica, niyaz eder isterim.
Gufranını dilerim.
Bu cümlenin daha açık manası şu demeğe gelir:
Ey günahları bağışlayan, affınla, inayetinle irtikåp ettiğim bütün günahlarımı ve seyyiatımın tümünü bağışla. Dünyada ve ahi-rette, o günahlarımla ve o kötülüklerimle beni tutup rüsvay etme. Af-fet, mağfiret eyle, o kötülüklerimi kapa. Zatından dileğim budur.
İhsanını dilerim.
Bu cümlenin şerhli manası şudur:
Ey in'am ve ihsan eden şanı büyük Allahım, sırf fazlın ve inaye-tinle, din işlerimde bana yararlı olan şeyleri ihsan eyle. Zira böyle bir ihsanın, belâdan korunmam sayılır.
Aynı şekilde, dünya işlerimde dahi bana yararı olan şeyleri ih-san eyle. Çünkü: Bu ihsanların, benim dünyada geçinecek maaşımdır.
Ahirette dahi, bana yararı olan iyi şeyleri ihsan eyle. Çünkü, ога-sı benim sonunda varacağım yerdir.
lik, in'am ve keremlerinle ben kuluna lütfunu, çeşitli nimetlerini her-Ey gaybleri bilen Yüce Allah, bu anlatılan işlerin cümlesinde; lyl halde ihsan eylemeni niyaz edip isterim.
Cennetinde bana TEMETTÜÜNÜ isterłm.
Bu cümlede geçen:
TEMETTÜ
gelmeven türlü türlü üstün nimetler, lütuflar.. Demek olur ki: Lafzı ile ifade edilen mana şudur: Menfaatler, faziletler, hesaba
Allahım, bu nimetlerin tümü ile, beni ganimetlere ermişlerden kıl. Ama cennette..
Cennet ebedi verdir. Kendisi dahi, ebedi ve sermedi bir nimettir.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Beni dünyamda ve âhiretimde temmettü'lendirmek sureti ile, lay-dalandırmanı rica ederim. Yani: Dünya ve âhirette beni ganimete er-dirmeni dilerim. Şöyleki:
Dünyada, kalbimden masivayı çıkar. Ancak, yüce zatını zikir ve cümle nimeti senden ummak, cümle verdiklerine razı olmak sureti ile; her şeyi ancak senden niyaz etmek, her halimde senden çekinmek. dünyada iken, böylece cennet nimeti ile nimetlendirmeni dilerim.
Ahirete gelince.. nimet evin olan cennetin içinde ve orada veli kul-ların için hazırladığın gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, hiç bir beşerin kalbine gelmeyen üstün nimetlerinle ben kulunu menfaat lendirmeni niyaz eder isterim.
Hem de, kendilerine in'am ihsan buyurduğun nebiler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraber..
Bu cümlede geçen:
Salihler.
Sıfatı için şu mana vardır: Mübarek emrinle amel eden, yasakla-rından tamamen kaçınan, âhiretini islâh eden zatlar..
Demek olur ki:
Ya Allah, beni bu güzel zümre ve şerefli cemaatle beraber cen-nat-ı aliyatında çeşitli nimetlerinle nimete erdir. Her türlü kereminle ganimete erdir.
Çünkü sen, her şeye kadirsin.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Her mümkün olan varlık üzerine, dilediğin gibi tasarruf edersin. Hem de tam bir kudretle.. Zatına göre; büyük, küçük, kolay, zor diye bir şey yoktur. Zatına karşı hepsi aynıdır. Her neye ki, üstün iraden taalluk eder; o şey, durmaksızın derhal yerine gelir.
ve ihsaneke ve tünettiani ficennetike maallezine en'amte aleyhim minenne biyyine ves-sıddıkıyne veş şühedai ven salihine inneke alá külli şey'in kadirun.
116. Ve sallallahü ala Muharn medin ve alá Alihi maez'acet'ir-riya hu schaben rükámen ve zaka küllü zi rubin himamen ve evsil'in selårne i chl'is selami fidar'is selami tabuyyeten ve selåmen,
Allahümme efridni lima halak teni lehu ve låteągalni bima tekeffel te li bihi ve låtahrimni ve ene es'elü ke ve látuazzibni ve ene estağfirüke.
117. Allahümme salli alâ seyyi dina Muhammedin ve ala Alihi ve sel lim.
Allahümme inni es'elüke ve ete-veccehü lleyke bihabibikel-Mustafa indeke ya habibena ya Muhammedü inna netevesselü bike ila abbike fes fa' lena indel-mevlâl-azimi ya ni'mer-resul'üt-tahiru.
Cennetinde bana temettüünü isterim. Hem de, kendilerine in'am eylediğin nebiler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraber.
Çünkü sen, her şeye kadirsin.
116. Allah-ü Taälä, Muhammed'e ve Muhammed'in Aline salát eylesin. Şid detli rüzgârlar, toplu duran bulutları sürüp götürdüğü, her ruh sahibi ölümü tattı-ğı süre..
Selâm yurdunda, ehl-i selama tahiyyet ve selâm ulaştır (Yahut: Ulaştıkça; yahut, yolladığım süre..)
Allahım, beni yaratıldığım işte kullan. Senin tekeffül ettiğin şeylerle beni meşgul eyleme. Dileğimi sana sunduğumdan, beni mahrum etme. Sana istiğfar etti-ğim halde, bana azab etme.
117. Allahım, efendimiz Muhammed'e ve âline salât eyle; selâm eyle. Allahım, senden isterim; katında Mustafa Habib'ini vesile bilerek sana yö-nelirim.
Ey habibimiz, ya Muhammed, biz seni Rabbına vesile kılıyoruz. Bize şefaat eyle; Yüce Mevlâ katında..
kitaba (veya kitabına) uydurmak: Kanuni olmayan bir işi hile, düzen vb. ile kanuna uygun gibi göstermek.
kitabı kapamak: Herhangi bir konu ile ilgiyi kesmek,
kitapta yeri olmak: Din veya yasa kitaplarında bulunmak, konusu geçmek.
kokusu çıkmak (gizli tutulan bir iş): mec. Anlaşılmak.
kokusunu (veya koku) almak (veya duymak): mec. Gizli tutulan bir şeyi sezmek.
kol kanat olmak (veya germek) (birine): Yardım etmek, korumak, himaye etmek.
kol vermek: Destek olmak.
kol vurmak: Dolaşmak.
kollarını açmak (birine): 1) İçtenlikle karşılamak veya kucaklamaya hazırlanmak, sevgisini ve dostluğunu göstermek. 2) Kolu kanadı kırıl-mak: Bir şey yapamayacak duruma gelmek, çaresiz kalmak.
kolunda altın bileziği olmak (birinin): Kazanç sağlayan bir mesleği, zanaatı olmak.
koltuk germek (birine): Yüzüne karşı övmek, pohpohlamak.
koltuğa girmek: Evlenmek.
koltukları kabarmak: Kendine veya yakınlarına yapılan övgüden ki-vanç duymak.ία λεννοπολις αγελιεσ 18
koltukta olmak: saka. Başkasının konuğu olup kendi masraf etme-mek.
koltuğu doldurmakı Aldığı görevi tam olarak başarabilecek yetenek.
te bulunmak.
koltuğuna girmek (veya koltuğunun altına sığınmak): Birinin koru-yuculuğuna sığınmak.
komşu kapısına çevirmek (bir yeri): Yakın olmadığı ve sık sık uğra nılması gerekmediği halde bir yere çok sık gitmek.
Bedava sirke baldan tatlıdır: Emek verilmeden elde edilen şeyler insanların hoşuna gider.
Bekârın parasını it yer, yakasını bit: Bekâr insan, parasını dışarıda harcar. Kötü kişiler de bu durumdan yararlanıp bekârın parasını yer-Jer. Ayrıca bekâr, düzensiz yaşadığı için kirli ve bakımsız olur.
Bekârlık rezilliktir: Evlenmeyip tek başına yaşamanın zor ve rezilce olduğunu anlatan bir sözdür.
Bekârlık sultanlıktır: Evlenmeyip tek başına yaşamanın daha iyi ol-duğunu anlatan bir sözdür.
Beleş atın dişine bakılmaz: Emek ya da para karşılığında alınmayıp bedava alınan bir şeyin nasıl olduğunun önemi yoktur.
Besle kargayı, oysun gözünü: Bazı insanlar, kendilerine yapılan iyi-Iiklerin kıymetini bilmezler. İyiliğini gördüğü insana kötülük etmekten bile çekinmezler.
Beş kuruşun varsa beş yere düğümle: Paramızı kuruşunu bile zi-
yan etmeden harcamalıyız. Zamanı gelir, bir kuruşa bile ihtiyacımız olabilir.
Beş parmağın hangisini kessen acımaz? Hangi parmak kesilirse
kesilsin aynı acı duyulur. Anne ve baba da çocuklarından hangisinin başına bir şey gelse, aynı derecede üzülürler.
Beş parmak bir değil (olmaz): Kardeşlerin tıpatıp birbirlerine ben-
zemesi, her zaman mümkün değildir. Her bir kardeş diğerinden farklı özellikte olabilir.
Beterin beteri var: Kötü duruma düşen bir kimse, bundan daha kötü durumların da bulunduğunu bilmeli ve hâline şükretmelidir.
Bey ardından çomak çalan çok olur: Güçlü kimselerin karşısında suspus olan ve destekler tarzda davrananların birçoğu, onların olma-dığı ortamlar da tamamen farklı davranırlar.
Beylik vermekle yiğitlik vurmakla: Bey dediğin kimsesiz ve yoksul-
lara yardım eder. Vermekten çekinmez ve çevresine yararlı olur. Yiğit gibi yiğit de haksızlık karşısında sessiz kalmaz. Haksızlığa engel ol-mak İçin her türlü tehlikeyi göze alır.
Baskın basanındır: Bir işte önceden hareket eden kazançlı çıkar.
Bana benden olur her ne olursa, başım rahat olur dilim durursa Dilini tutmasını bilmeyen, ne söylediğini ve sözünün nereye varaca. ğını kestiremeyenin başı çoğu kez derde girer. Dilini tutmasını bilenin ise başı rahat olur.
Baş ağır gerek, kulak sağır: İnsan nerede ve nasıl konuşacağını bil meli, dedikoduları dinlememeli veya duymazdan gelmelidir.
Başa gelen çekilir: İnsanın başına öyle işler gelebilir ki onunla yaşa. maktan başka çaresi yoktur.
Başa gelmeyince bilinmez: Bazı dertlerin nasıl bir dert olduğunu, ancak başına gelen bilir.
Baş dille tartılır: İnsan, konuşmalarına bakılarak değerlendirilir.
Başın başı, başın da başı vardır: Orduda da toplum yönetiminde de
makam sırası vardır. Onbaşı mangadaki erlerin başıdır ama çavuş da onun başıdır. Çavuşun başı da başçavuştur. Bunun gibi, toplumu yöneten görevlilerin yetkileri aşama aşama artar, daha az yetkili olan kendisinden yetkili olandan emir alır ve ona hesap verir.
Başın sağlığı, dünya varlığı: Dünyada sağlıktan daha büyük zengin-
lik yoktur. Sağlıksız insan hiçbir şeyden tat alamaz. Sağlıklı bir insan çalışır, kazanır ve başarılı olur. Dünyanın her türlü nimetlerinden ya-rarlanabilir ve böylece de mutlu olur.
Baş kes, yaş (ağaç) kesme: Rastgele ağaç kesmek, doğal dengeyi bozar ve çevreye zarar verir. Bu yüzden, yaş ağaç kesmek, toplum gözünde katillikten de beter bir suç sayılır.
Baş nereye giderse, ayak da oraya gider: Yöneticiler nasıl bir yol izlerse, yurttaşlar da aynı yolu izlerler.
Baş sağ olursa börk çok bulunur: Sağlıklı insanın iş bulması ve
yapması çok daha kolay olur. Baş yarılır börk içinde, kol kırılır kürk içinde: Aile içindeki huzur-suzlukları dışarı yansıtmamak gerekir.
Baş yastığı baş derdini bilmez: Öyle sıkıntılarımız olur ki bundan en
-1921-Yunan ordusu taarruza geçti ve Sakarya Meydan Savaşı başladı.
- 1923 - Lozan Antlaşması TBMM'de onaylandı.
1953 - Bediüzzaman kendi ihtiyarıyla Isparta'ya yerleşmek üzere Emirdağ'dan ayrıldı.
1972-Nur Talebelerinden Dr. Sadullah Nutku vefat etti.
AGUSTOS
23
CUMARTESİ
29 1447 SAFER
RUMI: 10 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 110
Yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an.
Gafillerden olma.
A'raf: 205
BİR HADİS
Kul Müslüman olup İslâm'ın gereklerini yerine getirdiğinde, Allah daha önce işlediği bütün kötülükleri affeder.
Buharî, İman: 31
Merak etmeyiniz. Sizin ebedî bir gençliğiniz var, gelecek ve parlak bir hayat ve nihayetsiz bir ömür sizi bekliyor. Ve ettiğiniz bütün iyilikleriniz muhafaza edilmiş; mükafatlarını göreceksiniz.
Volkan gazetesindeki ilk makalesi "Hakikat" ismiyle neşroldu.
1947-Türkiye, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu'na (IMF) katıldı.
MART
11
ÇARŞAMBA
21
1447
RAMAZAN
RUMI: 26 ŞUBAT 1441
KASIM: 124
İnsan fitraten mükerrem olduğundan, hakkı arıyor. Bazen bâtıl eline gelir; hak zannederek koynunda saklar. Hakikati kazarken, ihtiyarsız, dalâlet başına düşer; hakikat zannederek kafasına
giydiriyor. Lem'alar
BİR AYET
Allah esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.
Yunus Suresi: 25
BİR HADİS
Cahiller arasında ilim öğrenen kişi ölüler arasındaki diri gibidir.
Cumhuriyeti'nin İstiklâl Marşı TBMM'de kabul edildi.
1971-TSK 12 Mart Muhtırası'nı verdi.
MART
12
PERŞEMBE
22 1447
RAMAZAN
RUMI: 27 ŞUBAT 1441
KASIM: 125
BİR AYET
O (Allah) her şeyi işitendir,
bilendir.
En'am Suresi: 13
BİR HADİS
Benim en çok sevdiğim söz, en doğru olanıdır.
Cennet ve Cehennem, şecere-i hilkatten ebed tarafına uzanıp eğilerek giden bir dalın iki meyvesidir. Meyvenin yeri ise, dalın müntehasındadır. Hem şu silsile-i kâinatın iki neticesidir.
nś ziu zatın tek duası, baharımızın icadı kadar Hâlık-ı Rahîm'in kudretine hafif Eğer ahiretin hesapsız esbab-i mucibesi, delail-i vücudu olmasa idi, yaln netin hin
Risalet-i Ahmediye (asm)
TARİHTE BUGÜN
- 1909-Bediüzzaman'ın
31 Mart Vak'asına karıştığı iddiasıyla tevkif edildiği haberi Ceride-i Sôfiyye'de yer aldı.
2016 - Son Şahitler'den Kemal Ural vefat etti.
Emek ve Dayanışma Günü
Yunus Emre Sanat ve Kültür haftası.
YARIN RAMAZAN BAYRAMIDIR
1
PAZAR
SUNDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET
Eğer Allah dileseydi sizI zorluklara uğratırdı.
Bakara Suresi: 220
BİR HADİS
Dikkat edin! Cennete götüren amel sarp ve yokuştur.
O kadar sevdiğin mal ve evlât ve prestiş ettiğin nefis ve hevâ meftun olduğun gençlik ve hayat zayi olup kaybolacak, elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp boynuna yükletecekler. Sözler
Bir kimsenin kendisine uygun kişilerle arkadaşlık kurması gerektiğini ve "arkadaşını tanıdığımızda o kişinin de kimliğini" öğreneceğimizi belirtmek için "Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyeyim." deriz. Bu atasözünü, arkadaş seçiminde dikkatli davranmamız gerektiğini, bu seçimin bizim karakterimizi de yansıttığını, dolayısıyla hayatımızı olumlu ya da olumsuz yön-de etkilediğini anlatmak için kullanırız.
Biraz uzunca bir tanım oldu ama ancak bu kadar özetleye-bildik. Zaten arkadaşlarımız da bizim birer özetimiz değil midir?
Çocukluk yıllarından itibaren pek çok arkadaş ediniriz. Hayat boyunca mahalleden, okuldan, iş yerinden, sanal âlem-den, derken bir sürü arkadaşımız olur. Bu binlerce arkadaşın içinde çok azıyla yüz yüze görüşürüz. Yine azdan azıyla da dertlerimizi paylaşırız. Çünkü "gerçek dostlar" yani arkadaşlar "yıldızlar gibidir, karanlık çökünce ortaya çıkarlar." Karanlık-tan kastımız "zor" zamanlardır. Maalesef herkes zor zamanların adamı değildir.
Kesinlikle vefalı kimseler zor zamanların adamıdır.
Hani "adamlık" dediysek "insan" olan herkesi kast ediyo ruz. O sebeple kadın erkek diye bir ayırım yapmıyoruz. Eğer bir kimse vefa duygusundan yoksun ise onun insani yönü de eksik kalır. Böyle birini kırk yıl sırtınızda taşısanız bile yara-namazsınız. O yüzden kimseye olduğundan fazla değer verip de kendi değerimizi düşürmeyelim. Hele kötü ahlaklı kim-seler ile arkadaşlık etmeyelim. Tıpkı iyilik gibi kötülüğün de insandan insana geçme ihtimali vardır. Kötü biriyle arkadaşlık eden kimse, zamanla arkadaşlık ettiği kişinin kötü huylarını da benimsemeye başlar ki bu çok tehlikeli bir durumdur. Üstelik bundan daha fenası da vardır.
Sahi, bundan daha fenası nedir?
Bundan daha fenası, bizi Allah'ın yolundan alıkoyan kim-selerin başımıza ördüğü çoraplardır. Yarın "Kıyamet gününde gerçeklerle yüzleştiğinde, sıkıntıdan ellerini ısıran kafir, Ya-zıklar olsun bana! Keşke falanı dost edinmeseydim! Andolsun, Kur'an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Sözleriyle pişmanlığını ortaya koyacaktır." Ne mutlu onlara ki "...Dün-yada dostluklarını Yüce Rabb'in rızasına bağlayanlar, beraber-liklerini ebedi alemde de sürdüreceklerdir. "16
Bu birlikteliği sürdürmenin en güvenli yolu, uyanık kalmaktır. Çünkü gaflet uykusuna dalanların kalpleri çürümektedir.
Öyleyse kalplerimizi iyi arkadaşların sözleriyle cilalayalım ki yarın, "Keşke şu kimseyle arkadaşlık etmeseydim." demek zorunda kalmayalım. "Arkadaşını söyle kim olduğunu söy-leyeyim." atasözü, bize bu gerçeği haykırmaktadır. Başka bir deyişle, "Adam ahbabından belli olmaktadır."
Ahbaplarınız iyi, can gözünüz açık olsun.
16 Hadislerle İslam IV Dostluk / Kişi Dostunun Ahlakı Üzeredir s. 349
66 Fakat ehl-i kitaptan ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler sana indirilene de senden önce indirilenlere de iman ederler. Namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükafat vereceğiz.99
(Nisa, 4/162)
Mushaf sayfa no: 102
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/19. sayfa
KİTAP EHLİNDEN İLİMDE DERİNLEŞENLERE VE İMAN EDENLERE MÜJDE!
BİLGİ:
Kendilerine Tevrat ve İncil indirilmiş olan toplumlar bu kitapları bozmuşlar, gerçeğe uymayan inançları benimsemişler ve Hz. Muhammed'e iman etmemiş-lerdi. Ancak içlerinden ilimde derinleşenler ve akıllarını kullanıp iman edenler de vardı. Onlar da müminler gibi hem Kur'an'a hem de önceki ilahi kitapların asıllarına inanmaktaydılar. Allah, onların diğerlerinden farklı olduğunu ve büyük bir ödüle erişeceklerini haber vermektedir.
MESAJ:
Ehl-i kitaptan ilimde derinleşen ve iman edenlere, ahirette büyük ödül vardır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Ehl-i kitap: Diğer peygamberlere indirilen kitaplara iman edenler, Yahudi ve Hristiyanlar.
İncil: Hz. İsa'ya indirilen kutsal kitabın ismi.
Tevrat: Hz. Mûsâ'ya indirilen kutsal kitabın ismi.
ارب البان كما أوحينا إلى لوح واللبين من بعدم احتراف الرهيم واستعيل وإسحق وَيَعْقُوب والأسباط عي ويون ويونس وهرون وسليمن والينا داود ور رسُلًا قَدْ نَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَرُسُلًا ، وَكَلَّمُ اللهُ مُوسَى تَكْلِيمًا رُسُلًا ساری وَمُنْذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللَّهِ حُجَّةٌ الرسل وكان الله عَزِيزًا حَكِيمًا لكن الله شهد بما أنزَلَ إِلَيْكَ أَنْزَلَهُ بِعِلْمِهِ وَالْمَلَئِكَةُ يَشْهَدُونَ وكفى بالله شَهِيدًا وَ إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عن سبيل اللهِ قَدْ ضَلُّوا ضَلَالًا بَعِيدًا إِنَّ الَّذِينَ حافَرُوا وَظَلَمُوا لَمْ يَكُنِ اللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طريقا إلا طريق جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا وَكَانَ ذَلِكَ لى الله يسيرًا يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَ كُمُ الرَّسُولُ بالحق من ربكم فأمِنُوا خَيْرًا لَكُمْ وَإِنْ تَكْفُرُوا فَإِنَّ ما فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَكَانَ اللهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
"Ey insanlar! Peygamber rabbinizden size gerçeği getirdi. Şu hålde kendi iyiliğinize olarak iman edin. Eğer inkâr ederseniz bilin ki göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Allah, sınırsız ilim ve hikmet sahibidir.99
(Nisd, 4/170)
Mushaf sayfa no: 103
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/18. sayfa
KENDİ İYİLİĞİNİZ İÇİN İMAN EDİN!
BİLGİ
Peygamberimiz (s.a.s), Allah'ın dini İslam'ı insanlara ulaştırmak için görevlen-dirilmiştir. Onun daveti, coğrafi olarak yeryüzündeki bütün bölgeleri kapsa-maktadır. Yine o, insanların eskiden müşrik, ehl-i kitap ve benzeri sıfatlarda olmalarına bakmadan bütün insanlığı hakka çağırmıştır. İnsanlar Kur'an'a ve Resul'e inanırlarsa, kendi yararlarınadır. İnkår edenler ise ancak kendilerine zarar vermiş olurlar. Allah, insanların kulluğuna muhtaç değildir. Göklerde ve yerdeki her şey O'nun mülkü olup hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.
MESAJ:
Iman edip hak yolda olmamız bizim kendi iyiliğimizedir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Ya eyyühe'n-nâs: Ey insanlar!
Hakim: Her işi hikmetli olan, haklı ile haksızı, suçlu ile suçsuzu ayırt eden. ihtilaflı konuları çözümleyen.
يا أهل الكتاب لا تغلوا في دينكم ولا المولونا على . الا الحق الما المسيح عيسى ابن مريم رسول /وَكَلِمَتُهُ القيها إلى مَرْيَمَ وَرُوحُ مِنْهُ فاملوا الله و وَلَا تَقُولُوا ثلثة انتهوا خيرًا لكم إلا الله سُبْحَانَهُ أَنْ يَكُونَ لَهُ وَلد له ما في السموات . في الْأَرْضِ وَكَفى بالله وكيلا . لن تتكم الْمَسِيحُ أنْ يَكُونَ عَبْدًا لله ولا المليكة السلام وَمَنْ يَسْتَنْكِفُ عَنْ عِبَادَته ويستكبر مستخدام اليه جميعا . فَأَمَّا الذين آمنوا وعملوا الصالحان فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدُهُمْ مِنْ فَضْلِهِ وَأَمَّا أَني اسْتَنْكَفُوا وَاسْتَكْبَرُوا فَيُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا وَلَا يَجِدُو لَهُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا يَا أَيُّهَا الناس قَدْ جَاءَكُمْ بُرْهَانُ مِنْ رَبِّكُمْ وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكُمْ نُور مُبِينًا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَاعْتَصَمُوا بِهِ فَسَيُدْخِلُهُمْ في رَحْمَةٍ مِنْهُ وَفَضْلٍ وَيَهْدِيهِمْ إِلَيْهِ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا )
66 Ey insanlar, muhakkak ki size Rabbinizden bir burhan geldi ve biz size apaçık bir nur indirdik.99 (Nisa, 4/174)
Mushaf sayfa no: 104
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/17. sayfa
HZ. PEYGAMBER KESİN DELİLDİR, KUR'AN NURDUR.
BİLGİ
İnsanların yaptıklarından dolayı hesaba çekilmesi ancak önceden bilgilendi-rilmelerine bağlıdır. Bilgilendirme olmadan ve gerçekler kesin şekilde ortaya konulmadan bir kimseyi sorumlu tutmak âdil olabilir mi? İşte Yüce Allah, kesin delil ve nur olarak insanlara Peygamber'i ve Kur'an'ı gönderdiğini bildirmekte-dir. Artık Kur'an'ın gönderildiğinden haberdar olan hiç kimse, sorumluluktan kurtulamaz.
MESAJ:
1. Hz. Peygamber Allah'ın elçisi ve hak peygamberdir, kesin delildir. Kur'an bizi doğruluğa ulaştıran ilahî nurdur.
2. Kur'an'a ve Hz. Muhammed'e uyarak İslam nuruyla aydınlanırız.
KELİME DAĞARCIĞI:
Burhân: Doğru ile yanlışı ayıran ve bütün şüpheleri gideren kesin delil, Hz. Peygamber.
انتقلولك قل الله يفتيكم في الكلالَةِ إِنِ امْرُوا هَلَكَ البني له ولد وله الحث علها يصف مَا تَرَكَ وَهُوَ يَرِثُهَا إِنْ لم يكن لها ولد فإن كانتا النَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ وان كلوا الحوة رجالاً ونساءً فَللذكر مثل حظ الأنثيين ن الله لكم أن تضلوا والله بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ .
yardımlaşın, günah ve haksızlık yolunda yardımlaşmayın. 99
(Maide, 5/2)
Mushaf sayfa no: 105
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/16. sayfa
İYİLİKTE VE TAKVADA YARDIMLAŞMAK
BİLGİ
Var oluşumuzun amacı iyiliktir. Allah, iyilik yapanları sever. Müslüman bütün davranışlarında iyi olur. Allah, kişinin kendi başına iyi olmasını istediği gibi, başkalarıyla birlikte yardımlaşmasını da ister. Ancak bu yardımlaşma iyilik üzerine ve günahlardan sakınmak üzerine olabilir. Müminler günah ve hak-sızlıkta yardımlaşmazlar. Aksine onlar, haksızlığa uğrayana yardım ederler, haksızlık edene engel olurlar.
MESAJ:
1. Yardımlaşmanın iyilikte ve takvada olması esastır.
2. Günah ve düşmanlıklara karşı birbirimizi uyarmamız ve çabalarımızı iyiliğe yöneltmemiz önemlidir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Takvå: Iman edip emir ve yasaklarına uyarak Allah'a karşı gelmekten sakın-mak, günahtan uzak durmak. Ism: Günah.
66 Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım ve din olarak sizin için İslamiyet'i beğendim.99 (Maide, 5/3)
Mushaf sayfa no: 106
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/15. sayfa
ALLAH'IN RAZI OLDUĞU DİN: İSLAM
BİLGİ
Kur'an'ın indirilmesiyle, Allah'ın din olarak seçip razı olduğu İslamiyet tamam-lanmış ve hızla yayılmıştı. Onu yok etmek isteyen putperestlerin ümitleri de tükenmişti. Müslümanlar ise İslam öncesindeki cahiliye döneminin alışkanlık-larını bıraktılar. Böylece İslam inanç ve hükümleri toplumlara yerleşti, kuvvet buldu. Dinin inanç ve hükümlerinin tamamlanmasıyla insanlar, kendilerini dünya ve ahirette saadete erdirecek gerçek nimeti elde etmiş oldular.
MESAJ
Müslümanlar İslam nimetinin farkında olarak ve onu yaşayarak dünya ve ahiret mutluluğuna erişirler.
KELİME DAĞARCIĞI:
Nimet: İnsana yararı dokunan maddi ve manevi imkânlar.
66 Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım ve din olarak sizin için İslamiyet'i beğendim.99 (Maide, 5/3)
Mushaf sayfa no: 106
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/15. sayfa
ALLAH'IN RAZI OLDUĞU DİN: İSLAM
BİLGİ
Kur'an'ın indirilmesiyle, Allah'ın din olarak seçip razı olduğu İslamiyet tamam-lanmış ve hızla yayılmıştı. Onu yok etmek isteyen putperestlerin ümitleri de tükenmişti. Müslümanlar ise İslam öncesindeki cahiliye döneminin alışkanlık-larını bıraktılar. Böylece İslam inanç ve hükümleri toplumlara yerleşti, kuvvet buldu. Dinin inanç ve hükümlerinin tamamlanmasıyla insanlar, kendilerini dünya ve ahirette saadete erdirecek gerçek nimeti elde etmiş oldular.
MESAJ
Müslümanlar İslam nimetinin farkında olarak ve onu yaşayarak dünya ve ahiret mutluluğuna erişirler.
KELİME DAĞARCIĞI:
Nimet: İnsana yararı dokunan maddi ve manevi imkânlar.
66 Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvāya daha uygundur. Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.99 (Maide, 5/8)
Mushaf sayfa no: 107
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/14. sayfa
HAK VE ADALETTEN AYRILMAMAK
BİLGİ
İslam, adaleti, doğru şahitliği ve haklara saygıyı öğütler. Bunlar huzur ve barışın temelidir. Öyle ki, düşmanlara karşı oluşan kin duygusunun etkisinde kalarak dahi olsa adaletsiz davranışlarda bulunulmamalıdır. Düşmanlara da adaletle davranmak esastır. Adalet takvanın gereğidir. İnsan, ahlakî erdemlere sarılırken, Allah inancından güç alır.
MESAJ
1. Günahlardan ve Allah'a karşı gelmekten sakınmak sorumluluğumuzun bir
gereğidir.
2. Her hak sahibine hakkını teslim etmek, doğruluktan, adaletten ve hakka-niyetten ayrılmamak görevimizdir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Adalet: Her şeye hakkını vermek, insaflı ve doğru olmak, zulmetmemek. Şahitlik: Tanıklık yapmak, haber vermek, bildirmek. Takva: İman edip emir ve yasaklarına uyarak Allah'a karşı gelmekten sakın-mak, günahtan uzak durmak.
الجحيم • يا أيها الذين أمنوا اذكروا يعمل عَلَيْكُمْ إِذْ هُم قَوْمٌ أن يبسطوا التحكم الهي تكف أَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ وَاتَّقُوا الله وعلى فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ . ولقد أحد الله مثال :
Yüce Allah, önceki ayette amel-i sâlih işleyen müminlere mükâfatlar va'det-mişti. Onlar doğruluktan ve adaletten ayrılmayan, Kur'an'ın buyruklarına kulak veren kişilerdir. Ancak inanmayan ve bir de Kur'an ayetlerini yalanlayanlar için iyi bir gelecek yoktur. Ayet bu gerçeği anlatmaktadır. Allah'ın ayetlerine inanmamak, onca nimeti vereni inkâr etmek; sonsuz kayıp ve felakettir. Allah'ı ve nimetlerini inkâr etmek ne kadar kötüdür! Allah'ı inkâr edenlerin sonu azap ve cehennemdir.
MESAJ:
Inkârcıların uğrayacağı azabı düşünen kişi, iman ve amel-i sâlihe sarılır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Küfür: İnkâr etmek, dini ve iman esaslarını kabul etmemek.
Tarihte insanlar kendilerine gönderilen ilahî kitapları ihmal etmiş, bir kıs-mını da değiştirip bozmuşlardı. Nihayet Yüce Allah Kur'an'ı gönderdi. Bu ayet, Kur'an'ın insanlara yönelik rehberliğinden ve işlevinden söz etmektedir. Kur'an, nura ve aydınlığa, doğru yola iletir. Müslüman için en büyük kazanç Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaktır. Bunun yolu ise Kur'an ve Sünnete uygun yaşamaktır. Ne mutlu Rabbinin rızasını önceleyenlere ve inkârcılıktan kendini koruyup imanla aydınlananlara!
MESAJ
1. Selamet Allah'ın rızasındadır.
2. Hidayet için gayret gösterene, Allah da yardım eder.
KELİME DAĞARCIĞI:
Rıdvân: Rıza, hoşnutluk, memnun olma; Allah'ın, kulundan razı olması. Selamet: Her türlü korku, tasa ve tehlikeden uzak, güvende olma durumu; esenlik.
وقالت اليهود والنصارى من ابناء الله واجبال القرية لمَن يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ من يشاء والله ملاك السموات والار يُعذبكم بذنوبكم على اللم بر ممن خلق بهم وَمَا بَيْنَهُمَا وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ يَا أَهْلَ الْكِتَاب المجانين رسولنا يُبين لكم على قارة من الرسل أن تقولوا نا جان
من تشير ولا تغير فقد جاءكم بشير والديرون على كل شيء المدير واذ قال موسى الموجه بالقوم الأكر يَعْمَهُ اللهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَعَلَ فيكم البناء وجَعَلمان ملوكاً واليكُمُ مَا لَمْ يُؤْتِ أَحَدًا مِنَ الْعَالَمِينَ بالتم ادْخُلُوا الأَرْضَ الْمُقَدَّسَةَ الَّتِي كَتَبَ اللهُ لَكم ولا لاندي عَلَى أَدْبَارِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِرِينَ قَالُوا يَا مُوسَى إِن بها قَوْمًا جَبَّارِينَ وَإِنَّا لَنْ تَدْخُلُهَا عَلَى يَخْرُجُوا مِنْها من يَخْرُجُوا مِنْهَا فَإِنَّا دَا خِلُونَ قَالَ رَجُلَانِ مِنَ الَّذِينَ يَخَافُونَ العَمَ اللهُ عَلَيْهِمَا ادْخُلُوا عَلَيْهِمُ الْبَابَ فَإِذَا دَخَلْتُمُو الكُمْ غَالِبُونَ وَعَلَى اللَّهِ فَتَوَكَّلُوا إِنْ كُنتُمْ مُؤْمِنِينَ .
"Ey Ehl-i kitapl "Bize ne bir müjdeleyici ne de bir uyarıcı geldi" demeyesiniz diye peygamberlerin arası kesildiği bir dönemde size gerçekleri açıklamak üzere elçimiz geldi. İşte size müjdeleyici de uyarıcı da geldi. Allah, her şeye gücü yetendir.99 (Maide, 5/19)
Mashaf sayfa no: 110
Hafizhk sayfa no: 6. Cüz/11. sayfa
KİTAP EHLİNİN DE PEYGAMBERİ
BİLGİ
Hz. İsa'dan sonra uzun bir dönem peygamber gönderilmemişti. Daha sonra Hz. Muhammed son peygamber olarak gönderilmiştir. Ayette ehl-i kitaba dönük bir hitapta bulunulmakta ve bütün insanlığa mesaj verilmektedir. Peygamberin gönderilmiş olması, "bize müjdeleyici ve korkutucu bir elçi gelmedi" mazeretini ortadan kaldırmaktadır. Hz. Muhammed (s.a.s), insanları Allah'a çağıran, gerçeği açıklayan, müjdeci ve uyarıcı bir elçidir. O, kendi zamanındaki ve sonrasındaki bütün insanların peygamberidir.
MESAJ:
Hidayet yolunu arayan, Hz. Muhammed'e tabi olur.
KELİME DAĞARCIĞI:
Ehl-i kitap: Yahudi ve Hristiyanlar,
Fetret: Peygamberin gelmediği dönem, dinî tebliğin ulaşmadığı zaman dilim
ما با موسى إنا لن ندخلها أبدا ما داموا فيها فاذهب انت وربك فقائلا إنا ههنا قاعدون . قال رب إلى لا أملك إلا نفسى وأخى فالفرق بيننا وبين القوم الفاسدين . قَالَ فَإِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ أَرْبَعِينَ سَنَةً يهون في الأَرْضِ فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ . وائل عَلَيْهِمْ نَبَا ابْنَى أَدَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتَقْبَلَ منْ أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْآخَرِ قَالَ لَا قْتُلَكَ قَالَ إِنَّمَا يتقبل الله مِنَ الْمُتَّقِينَ لَئِنْ بَسَطْتَ إِلَى بَدَكَ لِتَقْتُلْنِي ما أنا بناسِطٍ بَدِي إِلَيْكَ لَأَقْتُلَكَ إِلَى أَخَافُ الله رَبِّ العالمين إلى أريدُ أَنْ تَبُوا بِإِثْمِي وَإِثْمِكَ فَتَكُونَ من أصحاب النار وذلك جَزَوا الظَّالِمِينَ فَطَوَّعَتْ له نفسه قتل أخيه فقَتَلَهُ فَأَصْبَحَ مِنَ الخَاسِرِينَ . فَبَعَثَ الله غُرَابًا يَبْحَثُ فِي الْأَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَارِي سؤال أخيه قَالَ يَا وَبَلَى أَعْجَرْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هذا الغراب فَأَوارِي سواء أخِي فَأَصْبَحَ مِنَ النَّادِمِينَ .
660 da dedi ki: Allah, ancak kendisine karşı gelmekten
sakınanlardan kabul eder. Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben ålemlerin Rabbi olan
Allah'tan korkarım.'99
(Maide, 5/27-28)
Mushaf sayfa no: 111
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/10. sayfa
KISKANÇLIĞIN ACI SONU
BİLGİ
Allah, ihlasla ibadet eden Habil'in kurbanını kabul etti. İhlassız olan Kabil'in kurbanı ise kabul olmadı. Bunun üzerine kıskançlığa kapılan Kabil, kardeşini öldüreceğini söyledi. Habil ise Kabil'in düştüğü kötü duruma düşmedi. Sorum-luluğunu biliyordu. Kardeşini öldürmenin ne kadar kötü bir şey olduğunun farkındaydı. Habil, ayetteki sözlerle Kabil'e nasihat etti. Ancak nefsinin ve şeytanın tuzağına düşen Kabil, kardeşini öldürdü ve büyük bir günah işledi. MESAJ:
1. Allah, ibadetlerde samimiyet ister.
2. Allah, insanlara saygı gösterilmesini ister.
KELİME DAĞARCIĞI:
İhlas: İbadet ve davranışlarda gösterişe yer vermemek, Allah rızasına uygun hareket etmek ve sadece Allah için ibadet etmek.
Mūttaki: Takvalı, emir ve yasaklarına uyarak Allah'a karşı gelmekten sakınan kişi.
66 Şüphesiz, yeryüzünde olanların hepsi ve yanında bir o kadarı daha kendilerinin (kafirlerin) olsa da onu kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verecek olsalar onlardan yine kabul edilmez. Onlara elem dolu bir azap vardır.99 (Maide, 5/36)
Mushaf sayfa no: 112
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/9. sayfa
KAFİRLER FİDYE DE VERSELER KABUL OLUNMAZ.
BİLGİ
Allah'ın sözü gerçektir. Kâfirler için acı bir azap vardır. Cehennem kâfirlerin buluşma yeridir. Onların hepsine vaat edilen yer cehennemdir. Onlar için de-vamlı bir azap vardır. Puta tapanlar ve inkârcı olarak ölen kimseler, kendileri için hazırlanan azaptan kurtulamayacaklardır. Onlar cehennem azabından kurtulmak için yeryüzündeki her şeyi hatta bir o kadarını da fidye olarak verseler bu asla kabul edilmeyecektir.
MESAJ:
Kıyamet günü hiçbir dünyalık ve fidye fayda vermeyecek ve kâfirler kendileri için hazırlanan acıklı azaptan kurtulamayacaklardır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Fidye: Kurtulmak için verilen bedel, para, mal; bazı yasakların işlenmesine karşılık kulun vermesi gereken bedel.
Azap: Allah'ın kâfir ve günahkârlara dünya veya ahirette vereceği ceza.
66 Bilmez misin ki göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'a aittir. O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.99
(Maide, 5/40)
Mushaf sayfa no: 113
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/8. sayfa
ALLAH, HER ŞEYİN GERÇEK SAHİBİDİR.
BİLGİ
Gücü sınırsız olan Allah (c.c.), evrendeki her şeyin sahibi ve yaratanıdır. Her şey sınırlı ve sonludur ancak Allah, ebedidir, her şeye güç yetirir. Azap etmek ve bağışlamak da O'nun elindedir. Allah rahmet sahibidir. Rahmeti her şeyi kuşatmıştır. O adaletlidir, zulüm ve haksızlık etmez. Günah işleyen mümin-lerden dilediğine günahı kadar azap eder, dilediğini ise affeder.
MESAJ:
Allah'ın büyüklüğünü hakkıyla kavrayan kişi, günahlarından tövbe eder.
KELİME DAĞARCIĞI:
Mülk: İnsanlar üzerinde hâkimiyet, tasarruf yetkisi. Eşya üzerinde tek başına tasarruf yetkisi.
Zulüm: Noksan yapmak, sınırı aşmak, doğru yoldan sapmak, Allah'ı i isyan, haksızlık.
سَمَّاعُونَ لِلكذب أكالون للسحت قابل جزار فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ أَوْ أَعرض عنهم وإلى العرض عَنْهُمْ فَلَن يَضُرُّوكَ شَيْئًا وإن حكمت فاحبينهم بالقسط إن الله يحب المقسطين وكبر يُحَكِّمُونَكَ وَعِنْدَهُمُ التَّوْرَيَةُ فِيهَا حُكْمُ الله لن
66 Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse ister arala-rında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, adil davrananları sever.99 (Maide, 5/42)
Mushaf sayfa no: 114
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/7. sayfa
YAHUDİLER ARASINDA HÜKÜM VERİRKEN DE ADALETİ GÖZETMEK.
BİLGİ
Medine dönemindeki Yahudiler yalan sözlere kulak veriyorlardı. Onlar yalanı benimserler, yalan uydurarak İslam'a kötü sözler söylerlerdi. Çıkarları ve batıl amaçları için parayı kullanırlar, haram ve çirkin yollardan elde ettikleri kazancı yemekten çekinmezlerdi. Rüşvet alıp verirlerdi. Onlar menfaatleri için ihtilafa düştüklerinde bazen Peygambere gelerek aralarında hüküm vermesini isterler-di. Yüce Allah, bu tür durumlarda onlar hakkında hüküm verme konusunda Hz. Peygamber'i serbest bıraktı.
MESAJ:
1. Kötü amaçlarla davrananlara karşı dikkatli olmak gerekir.
2. Kim olursa olsun, muhatabına karşı adaletli olmak esastır.
hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin
hükmü Allah'ınkinden
daha güzeldir?
(Maide, 5/50)
Mushaf sayfa no: 115
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/6. sayfa
ALLAH'IN BUYRUĞU VE HÜKMÜNDEN DAHA GÜZEL NE VARDIR?
BİLGİ:
Cahiliyye döneminde ancak zulüm, vahşet ve karanlık hâkimdi. Cahiliyye hükümleri adaletsizlik ve insafsızlık üretiyordu. İnsanlar bu vahşetten bir kurtuluş aramaktaydı. Hak geldi, İslam güneşi insanlığı cahiliyye karanlığın-dan aydınlığa çıkarma müjdesi getirdi. İslam'ın aydınlığına eren müminler kurtuluşa erişirler. Artık bu yüceliğe eriştikten sonra başka bir inanç aramak kötü bir seçenektir ve imana terstir. Onlar Allah'ın hükmünden daha başka ne arayabilirler? Allah'ın hükmünden daha güzeli olabilir mi?
MESAJ:
Iman etme şerefine ulaşan Müslümanlar, Allah'ın hükmüne zıt olan hükümleri benimsemezler.
KELİME DAĞARCIĞI:
Cahiliyye: Arapların İslam'dan önceki inanç, tutum ve davranışları; İslam'a uymayan her türlü inanç, söz, fiil ve davranış.
66 Sizin dostunuz ancak Allah'tır, Resûlüdür ve Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren müminlerdir.99 (Maide, 5/55)
ولد
Mushaf sayfa no: 116
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/5. sayfa
GERÇEK DOSTLARIMIZ, ALLAH VE RESULÜ İLE MÜMİNLERDİR.
BİLGİ
Müslümanlar iman ve teslimiyet üzere Allah'a bağlıdırlar. Allah ve Allah'ın elçisi Hz. Muhammed, Müslümanların gerçek dost ve velileridir. Diğer Müs-lümanlar da onlar için gerçek dost ve velidirler. Bunlardan başkasını gerçek dostlar edinmemelidir. Müslümanlar, namaza devam ederler, huşu ile namaz kılarlar, malı arıtan ve arttıran zekâtlarını verirler.
MESAJ:
1. Müslüman, hakiki dostunu iyi bilmeli ve belirlemelidir.
2. Sahte dost edinme tehlikesine karşı dikkat edilmelidir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Velî: Dost, yardımcı, koruyan, birinin işlerine bakan. Râkiûn: Boyun eğenler, rükû yapanlar.
اديكم إلى الصلوة الخلوها هزوا ولعنا ذلك بأنهم قوم لا يتعاون مل يا أهل الكتاب هل تنقمون منا إلا أن أمنا الله وما أنزل إلينا وما أنزل من قبل وأن أكثركُمْ فَاسِقُونَ .
اهل الباكم بشتر من ذلك ملونة عند الله من لعنه الله وليب عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْفِرْدَةَ وَالْمُنَارِيرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَ وليك در مكانا وَأَضْلَّ عَنْ سَوَاءِ السَّبِيلِ وَإِذَا جَاؤُكُمْ قَالُوا نا وقد دخلوا بالكفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُوا بِهِ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا مسلمون وترى كَثِيرًا مِنْهُمْ يُسَارِعُونَ فِي الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ والهم الشحكَ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ لَوْلَا يَنْهُبَهُمُ الربانيون والأخبار عَنْ قَوْلِهِمُ الْإِثْمَ وَأَكْلِهِمُ السُّحْتُ لَبِئْسَ ما كانوا يصنعون وقالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللَّهِ مَغْلُولَةٌ غُلَتْ أَيْدِيهِمْ ولعنوا بنا قالوا بل يقاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَاءُ وَلَيَزِيدَل كثيرا منهم ما أنزل إليك مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا وَالْقَيْنَا بَيْنَهُم العداوة والبغضاء إلى يوم القيمَةِ كَلَّمَا أَوْقَدُوا نَارًا لِلْحَرْبِ أَطْفَاهَا الله ويسعون في الأرْضِ فساداً والله لا يُحِبُّ التفسيين .
66 Siz namaza çağırdığınız vakit onu alaya alıp eğlence yerine koyuyorlar. Bu, şüphesiz onların akılları ermeyen bir toplum olmalarındandır.
(Maide, 5/58)
Mushaf sayfa no 117
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/4. sayfa
NAMAZI EĞLENCE VE OYUN EDİNEN AKILSIZLARI
BİLGİ
Müminler için namaz; esenlik, huzur ve kurtuluştur. Namaz Yüce Rabbin hu-zurunda O'na gönülden bağlanmak ve ibadet etmektir. Namaz müminin Allah ile buluşması, göz aydınlığı ve arınmadır. Yüce yaratıcıya yönelmeye, esenliğe ve namaza çağrı olan ezan ise Müslümanların ortak parolasıdır. Mümin namaz çağrısını özlemle bekler ve bu çağrıya kulak verir. Ancak müşrik ve kåfirler o çağrıyı, ezanı ve namaz hareketlerini oyun ve eğlence edinirler. Müşrik ve kâfirler ibadetin yüceliğini kavramaktan ve imandan yoksundurlar. Onlar akıllarını kullanmamaktadırlar. Akıllarını kullansalardı böyle davranmazlardı. MESAJ:
Müslüman kişi, kafirlerin yaptıklarını yapmaktan kaçınır, ezan ve namazla alay etmez.
"Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz ki Allah, kafirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.99 (Mâide, 5/67)
Mushaf sayfa no: 118
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/3. sayfa
ALLAH ELÇİSİ, VAHYİ OLDUĞU GİBİ AKTARIR.
BİLGİ
Hz. Muhammed, Allah'ın kulu ve elçisidir. Onun temel görevi Allah Teâlâ'nın bildirdiği vahyi, Kur'an ayetlerini insanlara aktarmak ve açıklamaktı. Hz. Pey-gamber bu yüce görevini en güzel şekilde yerine getirdi. O hep sorumluluk bilinciyle davrandı. Hiçbir şeyi gizlemedi. İlahi emir gereği emanet bilinci içinde elçilik görevini yaptı. Allah da onu korumaya söz verdi ve bu söz gerçekleşti. Allah, sözünü yerine getirir ve sözünden dönmez. Ancak Allah, inkâr eden ve yalanlayan kâfirlere hidayet vermez.
MESAJ:
Allah'ın emrine muhatap olan kişi, bu emri yerine getirir ve başka şeylerden endişe etmez.
KELİME DAĞARCIĞI:
Rab: İdare eden, terbiye eden, gözetip koruyan, nimet veren, ıslah edip geliş tiren, mâbud.
Tebliğ: Peygamberlerde bulunan sıfatlardandır. Peygamberlerin Allah'tan aldıkla vahyi olduğu gibi insanlara aktarmalarını ifade eder.
66 Hală mi Allah'a tövbe etmezler ve O'ndan bağışlanma istemezler? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
(Maide, 5/74)
Mushaf sayfa no: 119
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/2. sayfa
PİŞMAN OLUP ALLAH'A YÖNELMEYECEKLER Mİ?
BİLGİ
Hristiyanlar Hz. İsa'yı Allah'ın oğlu saymışlardı. Onlara göre tanrılık özellik-leri, "baba, oğul ve ruhulkudüs" dedikleri üç unsurda toplanmıştı. Yüce Allah bu üçlemenin yani teslis inancının batıl olduğunu bildirdi ve onları tevhid inancına çağırdı. İman edip gerçek kurtuluşa ermek varken inkâra ve şirke yõnelenler kendilerine yazık edenlerdir. Şirk kişiyi sapıklığa ve sonsuz azaba götürür. Oysa İslam, öncesindeki günahları siler. Günahından tevbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Hål böyleyken onlar inkârdan ve şirkten kurtulmak için neden beklemektedirler?
MESAJ:
1. İş işten geçmeden Allah'a hakkıyla iman etmek gerekir.
2. Allah, tövbe edenin tövbesini kabul eder.
KELİME DAĞARCIĞI:
İstiğfår: Bir günahın Allah tarafından bağışlanmasını dilemek.
66 İşledikleri herhangi bir kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Yapmakta oldukları ne kötüydül, (Maide, 5/79)
Mushaf sayfa no: 120
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz / 1. sayfa,
KÖTÜLÜĞE ENGEL OLMAK, İNSANİ VE İSLAMİ BİR SORUMLULUKTUR.
BİLGİ
Yüce Allah, İsrailoğullarından kâfır olanları lanetlemişti. Çünkü onlar Allah'a isyan etmişler, haddi aşmışlar ve sapkınlıklara dalmışlardı. Bu son derece kötü durumdan çıkmak ve yaptıkları kötülüklere engel olmak için çabaları da yoktu. Halbuki insanlar birbirlerini yanlışlara karşı uyarmak durumundadırlar. İnsan sorumlu bir varlıktır. Müslümanların hem birbirlerini hem de müşrik, kâfir ve sapıklığa düşen kimseleri uyarmak gibi bir sorumluluğu vardır.
MESAJ:
1. Sorumlu varlık olarak insanlar birbirlerini yanlışa değil doğruya ve hakka
çağırırlar.
2. Kötülüklere engel olunursa ve kötüler ıslah edilirse toplum huzurlu olur.
Rabbimiz, birçok varlık yaratmış ve imtihanın bir gereği olarak bunlardan bir kısmını insanlara haram kılmıştır. Allah bize iyi, temiz ve sağlığımıza yararlı şeyleri helal kılar. Kötü, pis ve zararlı şeyleri yasaklar. Müslüman helal-ha-ram duyarlılığı içerisinde davranır, kazanç ve rızıkta helal olanı tercih eder. Bizi harama düşürmeyecek pek çok helal nimet vardır. Rızık olarak helal yiyecekler yeter.
MESAJ:
Allah'a karşı gelmekten sakınmak, haramlardan uzak durmak ve helal gıda konusuna önem vermek gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Rızık: Allah tarafından verilen nimet, mal, nasip, pay.
Haram: Kesin bir delille ve açık bir şekilde yapılmaması istenen fiil, davranış. Helal: Dinen yapılması veya yenip içilmesi yasaklanmayan, serbest bırakılan.
" Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.99 (Maide, 5/90)
أجل العالم
Mushaf sayfa no: 122
Hafızlık sayfa no: 7. Cüz/19. sayfa
SARHOŞLUK VEREN İÇKİDEN, KUMARDAN VE FALCILIKTAN KAÇININI
BİLGİ:
İslam; aklı, canı, malı, ırzı ve dini korumayı ilke edinir. Aklı gideren, sağlıklı düşünmeyi ve davranışı engelleyen ve sarhoşluk veren her içki çeşidi haramdır. Kumar da hem insan hem de toplum sağlığı ve huzuruna karşı büyük tehli-kelerden biridir. Falcılık, gaybdan haber verme gibi şeyler de haram ve şeytan işi birer pisliktir. Müminler bu tür kötü ve çirkin işlerden kaçınırlar. Bu ilahi yasağa uyarlar. Böylece sağlıklı ve huzurlu bir toplum olarak yaşarlar.
MESAJ:
Dünyada huzur ve ahirette sonsuz kurtuluş, Allah'ın koyduğu helal ve haram
66 (Ey Muhammed!) De ki: "Pis ile temiz bir olmaz. Pisin çokluğu sana ilginç gelse bile." Ey akıl sahipleri, Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.99
(Maide, 5/100)
Mushaf sayfa no: 123
Hafızlık sayfa no: 7. Cüz/18. sayfa
HİÇ TEMİZ İLE PİS BİR OLUR MU?
BİLGİ:
Allah, helal ve temiz olan şeylerden yararlanmamızı ister. Yenmesi, içilmesi ve kullanılması serbest/helal olan şeyler temiz olarak adlandırılır. Helal temizdir, iyi ve doğru tercihtir. Yapmamız ve yararlanmamız istenmeyen şeyler ise haram/pis olarak adlandırılır. Haram pistir. Pis ile temiz eşit ve aynı değerde olur mu? Elbette olmaz. İyi ile kötü, doğru ile yanlış, temiz ile pis bir değildir. Değerli olan aynı zamanda temiz olandır. İnsanın yaratılışı temizdir, temize layıktır.
MESAJ:
Bir şeyin çokluğu onun değerli olduğunu göstermez. Haramı/pis şeyleri tercih etmemek gerekir.
66 Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman Allah size yaptıklarınızı haber verecektir.99
(Maide, 5/105)
Mushaf sayfa no: 124
Hafızlık sayfa no: 7. Cüz/17. sayfa
SİZ KENDİNİZİ DÜZELTMEYE BAKIN!
BİLGİ:
Müslüman, Allah'ın istediği şekilde iman esaslarına inanır, O'na bağlıdır. Söz ve eylemlerinde doğruluğu ilke edinir. Nefsin arzularına, şeytanın ve kötü insan-ların günah çağrılarına uymaz. Allah'ın ve elçisi Hz. Muhammed'in emrettiği şekilde davranan bir mümin, kötü huy ve alışkanlıklarından sıyrılmaya çalışır. İyilik, güzel ahlak, takva ve erdemlerle ken kendisini güzelleştirir. Bu gayret üzere kendisini düzeltmeye çalışarak başkalarına örnek bir Müslüman olur. Kendisi doğru olan ve doğruluktan ayrılmayan mümine, sapanlar zarar veremez.
MESAJ:
1. İyiliği ilke edinip doğruluktan ayrılmamaya kararlı bir mümin, Allah'ın razı olacağı bir hayat yaşama çabasındadır.
2. Mümin, önce kendi hatasını görür, önce kendi hatasını düzeltmeye çalışır.
نوم يجمع اللهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَا أَجِبْتُمْ قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَا لك أنت علام الغيوب إذ قال الله يا عيسى ابن مريم اذكر نعمتى عَلَيْكَ وَعَلى والديك إذ أيدتك بروج
Allah'ın, peygamberleri toplayıp "siz(den sonra davetiniz)e ne derece uyuldu?" diyeceği, onların da, "Bizim hiçbir bilgimiz yok. Gaybleri hakkıyla bilen ancak sensin" diyecekleri
Dünya hayatı, vakti geldiğinde sona erecek, kıyametin kopuşuyla birlikte hesap ve büyük mahkeme başlayacaktır. İnsanlar, Allah'a imandan, itaat ve kulluk görevlerinden sorguya çekileceklerdir. En ufak iyilik ve kötülük karşılığını bulacak, kimseye en ufak bir haksızlık olmayacaktır. Mutlak adalet büyük mahkemede kıyamet koptuktan sonra gerçekleşecektir. O anın da tek ve mutlak hâkimi yalnız Allah'tır. Allah'ın yüceliği ve kıyamet gününün dehşeti karşısında Allah'ın peygamberleri dahi, 'ey Rabbimiz ancak sen bilirsin, bizim ilmimiz seninkinin yanında bir hiçtir' diyeceklerdir.
MESAJ:
Kıyamet ve hesap haktır; bu hesap için hazırlık yapmak gerekir.
ABD'nin New York ve Washington şehirlerine yapılan saldırının üzerinden iki aya yakın zaman geçti. Bu zaman zar-fında bütün dünya gece-gündüz hiç beklenmedik bu terör ey-lemini ve muhtemel neticelerini konuştu; söylenmedik söz, yazılmadık senaryo kalmadı. Tabi bunca toz-duman arasında neyin gerçek, neyin sahte ve uydurma olduğu da ayırt edile-mez hale geldi. Halbuki bu hadiseyi doğru analiz etmek ve anlamak zaruretimiz var, zira en yetkili ağızlar her fırsatta bu-nun bir nevi "milât" olduğunu, bundan sonra hiçbir şeyin aynı kalamayacağını beyan ediyorlar. Demek ki bizler de istikbåle måtuf plânlar yaparken, istesek de istemesek de bu gelişme-leri hesaba katmak mecburiyetindeyiz.
Ancak burada bilgi çağının genel problemi yine karşımı-za çıkıyor. Sıradan insanlar olan bizler, bu hadiselerin doğru analizini nasıl yapabiliriz? Malûmdur ki bilgi "GÜÇ"tür, çağı-mızda bilgiye hızlı ulaşma ve kullanma imkânları devamlı ge-liştiğine göre bilgilenme ve dolayısıyla güçlenme potansiyeli taşıyan milyonlarca insanı "sistem" yani hâkim güçler nasıl kontrol edecekler? Bu meseleyi kendileri açısından ustaca çözmüşler. "Çok bilgi mi istiyorsunuz, alın size bilgi..." diyerek bütün kanallardan insanları tabir câizse "bilgi bombardıma-nı"na tutuyorlar. Bunu yaparken de üç doğru yanında onüç yanlış bilgi göndererek kafaları tamamen bulandırıyorlar. Evet, hepimiz gazete ve dergilerden, televizyondan, internet-ten her türlü bilgiye ulaşabiliyoruz; ama hangisi doğru, sağ-lıklı bilgi? Doğruların içinde gerçekten gerekli olanlar hangi-leri? Gereklilerden hangileri önemli? Bu tasnifleri başararak hådiselerin arka plânını doğru okuyabilmenin zorluğunu hepi-mizin yaşadığına inanıyorum.
O hâlde, ne yapmalıyız? "Bu meseleyi nasıl olsa çöze-meyeceğim, niye boşuna kafamı yorayım" demek de çıkar yol olmadığına göre, bir başka usûl deneyerek en azından "ola-
KELİMELER
tedhiş - terör
"tedhiş" lûgatte dehşet verme, dehşete düşürme; şaşırtma, korkutma, yıldırma mânâları taşıyan bir keli-memiz, "dehşet" ise akla şaşkınlık verecek sûrette korkma, ürkme şeklinde tarif edilebilir.
Dilimize batıdan giren ve günümüz medyası tara-fından çokça kullanılan "terör" kelimesinin mânâsı da tıpatıp aynı. Herhalde batılı olduğu için tercih edilen te-rör, yüzlerce yıldır kullanılan tedhiş'i unutturmaya baş-ladı. Dil sarayımızdan bir taş daha sökülmüş oluyor böylece...
mayacakları" ayıklamanın çok fayda getireceğini düşünüyo-rum. Burada da yanılmamak için, söylenenlere değil, olanla-ra göre mantık yürütmek ehemmiyet arzeder. Varılan netice-leri "çapraz kontrol"e tabi tutmak için de; taraf olmayan, ken-dini ispatlamış, tanınmış mütehassısların söylediklerine dikkat etmek, satır aralarını iyi okumak lazımdır.
Gelin, ABD'deki saldırıları bu usûle göre değerlendirme-ye çalışalım. 11 Eylül sabahı, ABD'nin doğusundaki meydan-lardan havalanan 4 uçak kaçırılıyor. İhtisasım havacılık oldu-ğu için, bu uçak kaçırma operasyonundaki inceliklere ve mü-him noktalara özellikle dikkat çekmek istiyorum, çünkü bura-daki profesyonellik, saldırının arkasındaki gücün plânlama ve uygulama kaabiliyeti hakkında ciddi bir fikir verecektir.
hi-
Bu dört uçağın ikisi Boston'dan, biri New York'dan, biri de Washington'dan kalkıyor ve hepsi de mahalli saatle 08:00'de birkaç dakika ara ile havalanıyorlar. Yani üç ayrı şe-hirden dört uçak aynı anda kaçırılıyor. Uçakların ikisi Bo-eing 767, ikisi Boeing 757 ve hepsi de ABD iç hat uçuşlarının en uzak noktası olan Los Angeles ve San Francisco'ya uçu-orlar. Bu şu demek: dört uçakta da iç hatlarda bulunabilecek azamî yakıt mevcut! İki 767'yi Dünya Ticaret merkezinin ku-lelerine çakıyorlar. Burada 767'lerin mevcut uçaklar içinde en Irilerinden olduğunu, daha küçük uçakların (737 ve 757 gibi) aynı yıkıcı etkiyi yapmayabileceğini hatırlatalım. 757'lerin biri Pentagon'a çakılıyor, diğeri muhtemel hedefi olan Beyaz Sa-ray'a varamadan düşürülüyor. Sonrası malûm...
Uçakları kullananların profesyonel ve çok iyi pilotlar ol-duğu muhakkak. Yüzlerce uçuşta kokpitte bulunmuş biri ola-rak kanaatim odur ki; sıradan bir pilotun, uçuş yolları üzerinde olmayan binaları üstelik uçak kaçırma ortamında bulabilmesi ve o ustalıkla vurabilmesi pek mümkün değildir. Bazılarının iddia ettiği gibi dışarıdan elektronik müdahale ile de bu iş ya-pılamaz. Teknik olarak uçaklara daha önceden, yerdeyken bazı özel cihazların yerleştirilmesi ile belki mümkün olabilirse de, bu öncekinden daha müthiş bir organizasyon gerektirir ki, bence imkânsız gibidir.
Dikkat çekici bir başka husus da uçakların ikisinin "Ame-rican", ikisinin de "United" havayollarına ait olması. Bunlar ABD'nin ve dünyanın en büyük iki havayolu şirketi ve dünya havacılık sektöründeki prestijleri en üst seviyede. ABD'deki irili-ufaklı onlarca havayolu içinden bunların uçaklarının tercih edilmesinde dahi ince bir mesaj olduğunu düşünüyorum.
Şimdi asıl soruya gelirsek: Bu işi KİM yaptı? Biz "Şu yaptı" diyerek kehanette bulunmak yerine yukarıda izah ettiği-miz şekilde mantık yürüterek kimin yapmadığını görmeye çalışalım.
Öncelikle bu eylemi gerçekleştirebilmek için neler gere-kir, ona bakalım. Dört uçağı kaçırmak, gerekli istihbaratı top-lamak, haberleşmeyi sağlamak, koordinasyon, plânlama, lo-jistik, vs. için asgari 50 kişilik (daha fazla olması çok muhte-
mel) insan gücü. Sağlıklı ve çok detaylı istihbarat çalışması. Yıllarca sürmüş olması muhakkak olan kusursuz bir planlama. Bu kadar insanın bu kadar zaman bütün ihtiyaçlarını karşılayacak ve hic dikkat çekmeyecek bir lojistik destek. Bütün bunları mümkün kılacak finans gücü. Birimler arasında hatasız bir koordinasyon. Yüksek teknoloji kul-lanacak kapasite. Cesur, kararlı ve tam profesyonel bir icraat... Bunlara mukte dir olan bir gücün dünyada çok az sa-yıda olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Bu açıdan bakıldığında, bilinen şekliyle hiçbir "terör örgütü"nün bu çapta bir eyleme gücünün ve ufkunun yetmeyeceği kanaatindeyim. ABD'nin kendi birim-lerinin yapageldikleri komploların da çok ötesinde bir eylem bu!
Bir an şöyle düşünelim: 11 Eylül günü iki kişi ABD'deki yüzlerce küçük meydandan birinden 8 kişilik özel bir uçak ki-ralayıp (veya kaçırıp) DTM'nin kulelerinden birine veya her-hangi başka bir gökdelene vursaydı, bu bile ABD'ni şok etme-ye ve dünyayı ayağa kaldırmaya yetecek bir eylem olmaz mıydı?
Belki öyle bir eylemi; ABD'nin bazı yüksek menfaatleri elde etmek üzere kendi birimlerine plânlatıp uygulattığı bir komplo veya güçlü bir terör örgütünün işi olarak değerlendire-bilirdik. Ama 11 Eylül'de olan çok farklı... "Yeterli" görülebile-cek bir terör eyleminin çok üzerinde bir ölçekten bahsediyo-ruz!
Yine bu eylemi dünya üzerindeki hiçbir devlet veya istih-barat teşkilatı vs. de yapmış olamaz. Birincisi ABD ile çatış-mayı göze alamaz, ikincisi böyle bir eylem plânı gizli kala-maz, zira hepsinin içinde ABD istihbarat birimleri mutlaka mevcuttur. Dünya çapında bir stratejist olan Prof.Dr.Ahmed Davudoğlu bu hususu teyiden şöyle diyor: "Ortaya çıkma ihti-mali yüzde bir dahi olsa, mevcut devletlerin hiçbiri böyle bir eylemin arkasında olamaz. Bu eylem salt ABD'nin kendisinin içinde olduğu bir eylem türü de değil. Böyle bir saldırıyı stra-tejik bakış açısına sahip olmayanlar yapamaz."
Her terör eyleminin bir gayesi vardır ve yapılış şekli ile de bazı mesajlar taşır. Bu saldırının taşıdığı mesajlardan id-râk edebildiklerimiz şöyle özetlenebilir:
1. Dünyanın en büyük (beşerî) gücü kabül edilen ABD'nin yöneticilerine: "Ben senden daha güçlüyüm. İstedi-ğim an seni evinde vurabilirim. Üstelik bunun için silâha, dü-zenli orduya da ihtiyacım yok. Senin malzemenle, en güvenli zannettiğin yerleri yok edebilirim."
2. ABD'de yaşayan halka: "Zannettiğin kadar güvende değilsin. İşte bir anda binlerce hemşehrini yok ettim. Üstelik bunların çoğu beyin takımından, zengin kişilerdi. Dünya üze-rinde mutlak güvenli hiçbir yer olamaz. Amerikalı ve zengin olmak seni kurtaramaz."
3. Dünya kamuoyuna: "Kafandaki 'Amerika imajı'nı de-ğiştir. 'Dünya ekonomisini ABD yönlendirir' diyorsan, işte eko-
nomik gücünün sembolü olan kuleleri yerle bir ettim. 'En büyük askeri güç ABD'dir, dilediğini yapar' diyorsan, işte o gücün merkezi olan Pentagon'u vur-dum. ABD yıkılmaz bir kale veya doku-nulamaz bir güç değildir. Onun da za-afları vardır.
4. Dünya hakimiyeti İddiası güden her-kese: "Dünyanın en güçlü ülkesinde yaptığımı her yerde yapabilecek güce sahibim. 'Yeni dünya düzeni'nde benim isteklerim birinci öncelikli olacak. Pas-tayı ben dağıtacağım, kimse itiraz et-mesin."
Ürkütücü değil mi? Bu müthiş meydan okumayı kimler m- yapabilir? Bu soruya Prof. Dr. Mahir Kaynak bir TV programın-mda "Dünya derin devleti" diye cevap verdi ve "içinde her mil-letten, dinden, ırktan, cinsten insanın bulunduğu yeni bir seç-kinler sınıfının teşekkül ettiğini; bunların çok iyi eğitim almış, yüksek teknoloji kullanan, çok büyük finans kaynaklarını yön lendiren ve bu güçle ülkelerin ekonomileriyle oyuncak gibi oy-nayan insanlar olduklarını ve ABD ile dünya hakimiyeti nokta-sında ister istemez karşı karşıya geldiklerini söyledi. Son başkan Bush'un da bu yükselen güce muhalif kläsik yapı ta-rafından seçtirildiğini ilåve etti.
İlk anda biraz ütopik gibi görünen bu tezi destekleyen gelişmeler de yok değil. Meselâ Bush'un saldırıdan hemen sonra bunun bir savaş olduğunu ve bu savaşın uzun yıllar süreceğini söylemesi. Üstelik bu savaşta NATO da bütün gü cüyle ABD'nin yanında. İyi hoş da kime karşı? Usame bin La-din ve adamlarına, Taliban'a vs... Hiç mantıklı değil doğrusu. Bu büyük güç uzun yıllar sürecek bir savaşı başka bir büyük güce karşı yapabilir ancak.
A.Davudoğlu da bu eylemin çok daha güçlü bir organi-zasyon tarafından bazı mesajları vermek ve sonuçta bazı ka-zanımlar sağlamak maksadıyla yapılmış olabileceğini; ABD'nin büyük bir şok geçirdiğini, bundan sonra dünya düze-ninin ve dengelerin mutlak surette değişeceğini; ABD'nin ger-çek failleri çok iyi bildiğini ancak bunları karşısına almaktan çekindiği için olayı farklı yönlere çektiğini ifade ediyor. Başka kıymetli stratejistlerin de benzer fikirler taşıdıkları anlaşılıyor.
Prof.Dr.Mahir Kaynak daha da ileri giderek ABD'nin dünyanın en büyük dış borcuna sahip olduğundan hareketle, bu yeni gücün dilerse yapacağı bir malî operasyonla ABD'nin ekonomisini tamamen çökertebileceğini iddia etti. Olur mu, ol-maz mı bilemem ama bildiğim birşey var ki, o da dünyanın yeni dengeleri oluşurken Türkiye'nin önünde hassas bir dö-nemin bulunacağıdır. Ne acıdır ki bu döneme belki de tarihi-mizin en aciz, en basiretsiz hükümetiyle giriyoruz. Yine de Ümid kesmeyelim ve şöyle diyelim:
pon fastest, Allah'in halkından en büyüğü Resulüllah SA Alakammelt nimelt her eye samil Allah'ın Yuce sali; mimasi salicella tahtyve- celite ingal ederek, üstün şanma rifat dimana terme elamet latiflerine, yice şan ve mansubma
Mwili merhum taranidan düzeltilen nüshaların cümlesinde, stteki metin ayashr Ancak, ban nüshalarda:
Syytime erine. (All Seyyidma..)
Cumlesi atyade olarak gelmiştir.
Devam edelim
-Кола оини Alise de..
Bu cümlenin şerhli manası şudur:
Rasulallah SA. elendimiain bütün Al, ashab, etba ve ümmetleri serine, cepiti rahmetini, türlü türlü nimetimi insal edip ihsan eylesin,
Devam edelim
-Sergarar, toplu duran bulutları sürüp götürdüğü sü
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Bir yere toplanıp kat kat duran bulutları, pek süratli esen rüz gårın ahp Yice Allah'ın emrettiği yere götürüp az çok yağmurları yağ drhkya, Resulüllah SA. efendimize ve onun Ali üzerine bol salát, çok tahiyyat inaal ederek, pek üstün değer bulan şanlarını daha da yike eylesin
-Hee ruh sahibi ölümü tattığı süre..
Bu cümlede, chum:
Tabiri ile, anlatılh. Şundan ki:
Ölüm bir şerbete benzer. Cümle canhlar muhakkak ondan İçecek Jerdir. Herhangi bir kimseye, ölümün gelmemesi muhaldır. Bu mana kabı olarak, ölüm anlatılırken:
- Targ
Tabiri ile anlatikh. Kaldı ki, bu manada, Allah-ü Tadlá, Kur'anda:
-Her nefis, ölümü tadacaktır.» (3/185)
Buyurdu. Bu durumda cümlenin toplu manası şu olur: Her canhya ölüm geldikçe, Resulüllah S.A. efendimize, cümle all-
in dzerine, çeşitli salát, türlü türlü tahiyyat inzal ederek, değerleri-
ni artırsın, şanlarını yüce eylesin. Selam yurdunda EIII-I SELAM'a tahiyyet ve selâm ulaştıkça...
Alabildiğine azametli, nimeti her şeye şamil Allah'ın Yüce zatı; resullerin en faziletlisi, Allah'ın halkından en büyüğü Resulüllah S.A. efendimizin zat-ı şeriflerine, cism-i latiflerine, yüce şan ve mansıbına münasip salât-ı celile, tahiyye-i cellle inzal ederek, üstün şanına rifat ihsan eylesin.
Müellif merhum tarafından düzeltilen nüshaların cümlesinde, üstteki metin aynıdır. Ancak, bazı nüshalarda:
Seyyidimiz üzerine.. (Alà Seyyidina..)
Cümlesi ziyade olarak gelmiştir.
Devam edelim:
Keza onun âline de..
Bu cümlenin şerhli manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimizin bütün ål, ashab, etba ve ümmetleri üzerine, çeşitli rahmetini, türlü türlü nimetini inzal edip ihsan eylesin.
Devam edelim:
re.. Şiddetli rüzgârlar, toplu duran bulutları sürüp götürdüğü sü-
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Bir yere toplanıp kat kat duran bulutları, pek süratli esen rüz-gârın alıp Yüce Allah'ın emrettiği yere götürüp az çok yağmurları yağ-dırdıkça; Resulüllah S.A. efendimize ve onun âli üzerine bol salât, çok tahiyyat inzal ederek, pek üstün değer bulan şanlarını daha da
yüce eylesin. Her ruh sahibi ölümü tattığı süre..
Bu cümlede, ölüm:
Tat..
Tabiri ile, anlatıldı. Şundan ki:
Ölüm bir şerbete benzer. Cümle canlılar, muhakkak ondan içecek-lerdir. Herhangi bir kimseye, ölümün gelmemesi muhaldır. Bu mana icabı olarak, ölüm anlatılırken:
Tattığı..
Tabiri ile anlatıldı. Kaldı ki, bu manada, Allah-ü Taâlâ, Kur'anda:
Her nefis, ölümü tadacaktır.» (3/185)
Buyurdu. Bu durumda cümlenin toplu manası şu olur:
Her canlıya ölüm geldikçe, Resulüllah S.A. efendimize, cümle âli-nin üzerine, çeşitli salât, türlü türlü tahiyyat inzal ederek, değerleri-ni artırsın; şanlarını yüce eylesin.
Selâm yurdunda EHL-İ SELAM'a tahiyyet ve selâm ulaştıkça...
Bu cümlede geçen BELAM lata, Yüce Allah'ın ismidir. Diye anlattılar
ULAŞTIKÇA
Lafaina gelince, su manalarda kullanılması mümkündür
Belam ulaştırdıkça...
İki cihanda, selamet verlet Yüce Allah, tahlyyat ulaştırdıkça.. Bu son cümlede, SKLAM iafm, Allah- Taßlärun lami olduğu ka bul edilmiştir.
-Selam ulaştırıldıkça...
Ben selamımı yolladığım süre..
Bu cümlelerde anlatılan mana şudur:
Selam yurdu olan, yüce cennetlere, sübhan olan Yüce Hak, mu min ve muvahhidleri, bölük bölük sevk edecektir. Bunlar, cennete gel dikleri zaman, cennetin hasini melek, onlara şu selâmı verecektir:
-Slam size, tertemiz geldiniz. Ebedi kalmak üzere buraya gi rin. (30/73)
Böyle bir saygı selamdan sonra, onlar: Emin, selamet üzere cen-nete girerler.
Orada, her ne zaman, birbirleri ile karşılaşırlarsa.. tazim ve tekrim olarak, birbirlerine selâm verirler. Nitekim, Nitekim, bu manada, Yüce Allah, cennet ehlini anlatırken, şöyle buyurdu:
Oniarın, orada tahiyyeti selâmdır.» (10/10)
Şimdi esas cümlenin ifade ettiği manaya gelelim:
Anlatılan selamlar alınıp verildikçe, peygamberlerin gözdesi Re-sulüllah S.A. efendimize; ümmetlerin hayırlısı olan ümmetlerine son-sus salát ve tazimat, namütenahi tekrimat ulaştırmak sureti ile, füs-tün değere sahip şanlarını, büyük makamlarını daima yüce eyle.
Devam edellin:
Allahım.
By kendisine dua edilenlerin hayırlısı, bunlara karşılık ihsan edenlerin hayırlısı, darda kalmışların duâsına icabet eden vacib'ül-vü-cud zatı yüce sıfatları mukaddes Allahım.
Yüce şanıla inayet ve Ihsanınla ben acis selil kusur dolu kulunu halis muhlis olarak:
Beni yaratıldığım işte kullan.
Çünkü sen, Hayy Kayyum olarak, beni yarattın. Ne şey için ya rattıysan, onda kullan, İnsanın, dolayısı ile yaratıldığı mana Kelâm-1 Kadim'inde şöyle anlatıldı:
YARATILIŞTAKİ HİKMET
«Cinni ve inai ancak bana ibadet etmeleri için yarattım.» (51/
-Iki elhanda, selamet vertet Yüce Allah, tahiyyat ulaştırdıkça.. Bu son edmlede, SELAM lara, Allah- Tala'nın lami olduğu ka-bul edilmiştir
-Den selamamı yolladığım süre..
Bu cümlelerde anlatılan mana şudur:
Selam yurdu olan, yüce cennetlere, sübhan olan Yüce Hak, mü min ve muvahhidleri, bölük bölük sevk edecektir. Bunlar, cennete gel-dikleri zaman, cennelin hasini melek, onlara şu selamı verecektir:
-StAm size, tertemiz geldinta. Ebedi kalmak üzere buraya gi rin (39/13)
Böyle bir saygı selamdan sonra, onlar: Emin, selamet üzere cen nete gireren
Orada, her ne zaman, birbirleri ile karşılaşırlarsa.. tazim ve tekrim olerak, birbirlerine selam verirler. Nitekim, bu manada, Yüce Allah, cennet ehlini anlatırken, şöyle buyurdu:
Oniarın, orada tahiyyeti selamdır.» (10/10) Şimdi esas cümlenin ifade ettiği manaya gelelim:
Anlatılan selamlar ahnıp verildikçe, peygamberlerin gözdesi Re-sulüllah 8.4. efendimize; ümmetlerin hayırlısı olan ümmetlerine son-sua salat ve tasimat, namütenahi tekrimat ulaştırmak sureti ile, üs tün değere sahip şanlarını, büyük makamlarını daima yüce eyle.
Devam edeltin:
-Allahun
Ky kendisine dua edilenlerin hayırhaı, bunlara karşılık ihsan edenlerin hayırısı, darda kalmışların duasına duasına icabet eden vaelb'ül-va-cud satı yüce sıfatları mukaddes Allahım.
Yüce şanınla inayet ve insanınla ben acls zelil kusur dolu kulunu
halis muhlis olarak:
-Beni yaratıldığım İşte kullan,
Cunkü sen, Hayy Kayyum olarak, beni yarattın. Ne şey için ya rattiysan, onda kullan, Insanın, dolayısı ile yaratıldığı mana Kelâm-1 Kadim'inde şöyle anlatıkh
YARATILISTAKI HIRMET
Cinni ve inal ancak bana ibadet etmeleri için yarattım. (81,
Bu cümlede geçen: SELAM lafm, Yüce Allah'ın ismidir. Diye anlattılar.
-ULAŞTIKÇA
Lafuna gelince, gelince, su manalarda kullanılması mümkündür
Selam ulaştırdıkça...
041
İki cihanda, selamet verici Yüce Allah, tahiyyat ulaştırdıkça... Bu son cümlede, SELAM lafm, Allah- Talla'nın lami olduğu ka bal edilmiştir.
Selam ulaştırıldıkça..
Ben selamımı yolladığım süre..
Bu cümlelerde anlatılan mana şudur:
Selam yurdu olan, yüce cennetlere, sübhan olan Yüce Hak, mü min ve muvahhidleri, bölük bölük sevk edecektir. Bunlar, cennete gel-dikleri zaman, cennetin hasini melek, onlara şu selâmı verecektir:
Slåm size, tertemis geldiniz. Ebedi kalmak üzere buraya gi rins (39/73)
Böyle bir saygı selamdan sonra, onlar: Emin, selamet üzere cen-nete girerler.
Orada, her ne zaman, birbirleri ile karşılaşırlarsa.. tazim ve tekrim olerak, birbirlerine selâm verirler. Nitekim, bu manada, Yüce Allah, cennet ehlini anlatırken, şöyle buyurdu:
Oniarın, orada tahiyyeti selamdır.» (10/10) Şimdi esas cümlenin ifade ettiği manaya gelelim:
Anlatılan selamlar alınıp verildikçe, peygamberlerin gözdesi Re-sulüllah S.A. efendimize; ümmetlerin hayırlısı olan ümmetlerine son-suz salát ve tazimat, namütenahi tekrimat ulaştırmak sureti ile, üs tün değere sahip şanlarını, büyük makamlarını daima yüce eyle.
Devam edelim:
Allahım.
Ey kendisine dua edilenlerin hayırlısı, bunlara karşılık ihsan
edenlerin hayırlısı, darda kalmışların duasına icabet eden vacib'ül-va-cud zatı yüce sıfatları mukaddes Allahım.
Yüce şanınla inayet ve ihsanınla ben aciz zelil kusur dolu kulunu halis muhlis olarak:
Beni yaratıldığım işte kullan.
Çünkü sen, Hayy Kayyum olarak, beni yarattın. Ne şey için ya-rattıysan, onda kullan, İnsanın, dolayısı ile yaratıldığı mana Kelâm-1 Kadim'inde şöyle anlatıldı:
YARATILIŞTAKİ HİKMET
Cinni ve insi ancak bana ibadet etmeleri için yarattım. (51/
Bana, cinnin ve insanların yaratılış sebebi olan marifetullah üzerine hakkı ile irfan sahibi olmayı, zatında ve sıfatında tevhid ehli olmayı nasib eyle.
Bize Resul olarak gönderdiğin Muhammed aleyhisselâtü vesselá mın nübüvvet ve risaletini tasdik; sübhan olan Yüce Hak katından ge-tirdiklerinin cümlesini iz'anla kabul; kendisine inzal buyurulan Kur'. an-ı Kerim'l Fürkan-ı Hakimi tasdik; içinde bulunan yüce yüce emirleri, şer'i hükümlern cümlesini iz'anla kabul ettikten sonra fermanın ge reği ile amel etmek için kalb, kalıp, aza ve bedenimle taat ve ibadette bana başarı ihsan eyle. Ömrüm son buluncaya kadar, ibadet ve taatın-da beni hizmet ettir.
Buraya kadar anlatılan mana, lafzın (Arapçası).
Ferridni
Oluşuna göre verilmistir. Bazı nüshalarda; (Arapça):
- Ferrigni.
Olarak gelmiştir. Buna göre, mana şu demeğe gelir: Bana boş za-
Ey Fettah Rezzak Allahım, rızık çalışmaları ile beni uğraştırıp,
kalbimi onlarla doldurma. Çünkü, zatın o hususta tefekkül etmişsin.
Bu tekeffülünü, Kelâm-ı Mecid'inde şu âyetlerle anlattın:
Yerde yürüyen hiç bir canlı hariç olmamak üzere, rızıkları Allah'a kalmıştır. (11/6)
132) «Biz senden rızık 'stemiyoruz; biz seni rızıklandırıyoruz. (20
«.. Onu da, sizi de Allah rızıklandırıyor. (29/60)
Burada anlatılan şanlı vaad hükmünle tekeffül buyurduğun er-zakımı temin için, zahiri sebeplere bağlı kalmak sureti ile beni metr gul eyleme. Lütuf, kerem ve Inayet Ihsanınla daima, beni bol rızık
la rimklandır. Böylelikle, insanların ve cinnin yaratılış sebebi olan ibadet ve taatla halis muhlis olarak, gece gündüz çalışmak, şeriat garra-i nebevi, sünnet-i seniyye-1 Ahmedi, tarikat-ı aliyye-i Muham medi üzere amel etmekte, her hal ü kårda bana başarı İhsan eyle. Müt-takilerin yoluna, salih zatların zümresine idhal eyle. Şu ayet-i keri-melerle vaad buyurduğun keremine nail edip kurtar:
Kim Allah'a karşı takva sahibi olursa.. Allah ona, bir çıkış yolu ihsan eder. Ummadığı yoldan onu runklandırır. Kim Allah'a gu-venip dayanırsa,, o kendisine yetişir.» (65/2-3)
Devam edelim:
Dileğimi sana sunduğumdan beni mahrum etme.
Ey hacetleri bitiren, duaları kabul buyuran, keremliler keremiisi, merhametliler merhametlisi Yüce Hak, Kibriyası yüce Allah...
Yüce dergahına niyaz edip mukaddes zatından tazarru ile istedi-ğim dilek ve temennilerime nail olmaktan; beni kusurum, edepsizliğim, cürüm ve isyanım sebebi ile red ve mahrum bırakma.
Çünků, sen Gani Kerim Rahim Mevlâ'ya emellerimi ve dilekleri-mi arz ederim. Dileklerimi ancak sana arz ederim.
Devam edelim:
Sana istiğfar ettiğim halde, azap etme.
Bu cümlenin, daha açık şerhli manası şudur:
Ey günahları bağışlayan, ayıpları örten, Ya Afüvv, Ya Ga-fur, Ya Kerim, Ya Rahim, Ya Rauf, irtikåp ettiğim hatta, sa-kat işlerim, cürüm, isyanım ve günahlarımla müstahak olduğum ce-za ve intikamla beni iki cihanda rüsvay etme; azaba çarptırma.
Ettiklerime pişman olduğumu arz ediyorum. Bir daha işlememeye azmediyorum. Sen Gafur ve Gaffar Allah'tan af ve mağfiret taleb ediyorum. Halim, yüce dergahına istiğfar arz etmektir.
Burada şöyle bir sual vaki olabilir:
Duâ edenin duâsı için, şu âyet-i kerimeler vardır:
Bu âyet-i kerimelerin delâletine göre, duânın makbul olacağı, müsbet olarak teyakkun etmiştir. Kaldı ki, bir hadis-i şerifte, şöyle buyuruldu:
«Makbul olacağına inanarak dua ediniz.
İşbu hadis-i şerif dahi, dua edildiği zaman, makbul olacağı hak-kında hiç bir şüphe bırakmaz.
Bütün bunlardan başka, tevbe ve istiğfar edenlerin, tevbesi da-hi mutlaka hiç bir şüphe izi bırakmadan makbuldür. Bunu da, şu âyet-i kerime bize bildirir:
«Ben, tevbe edenleri tam manası ile bağışlarım.» (20/82)
Sonra.. bu şekilde istiğfar edenlere şu mükafat müjdesi de âyetle sabittir:
...İşte böyle.. Onların mükafatı: Rablarından bağışlanma lyi amel işlevenlerin mükafatı olarak bu nekadar güzel. (3/136) altlarından irmaklar akan cennetler olup orada ebedi kalacaklardır
Bütün bu manalardan da anlaşılacağı gibi, istiğfar edildikten son-ra, bağışlanma durumunun clacağında hiç bir şüphe yokken, neden:
Dileğimi sana sunduğumdan beni mahrum etme. Sana istig far ettiğim halde bana azap etme.
Diye söylendi?.
Ulema merhum, bu sorunun cevabında şöyle dediler:
Dua edenin, duâsının makbul olacağı, Allah'ın vaadinin bir feabı olarak, kesindir. İstiğfar edenin, dahi, tevbe ve istiğfarının mak-bul olacağı aynı şekilde kesindir. Ancak, dua edenin duasımı kabul et-mek, istiğfar edeni mutlaka bağışlamak, şanı yüce Allah'a vacip bir du-rum çıkarmaz. O Kerim Rahim Afüvv Gafur olan Yüce Mevla'nın siri kerem, inayetine kalmıştır. Duâyı kabul etmeyip reddetmesi, tevbeyi kabul etmemesi de caizdir.
İşbu mana icabı olarak, yukarıda geçen duâ ve istiğfara:
Beni mahrum etme; bana azap etme.
Cümleleri eklendi.
HIZIR'IN DUASI
Bu cümlede anlatılan duâ, Hızır'ın a.s. daima okuduğu duâlar-dandır.
Bir haberde şöyle anlatıldı:
- Bir kimse cenaze ile gidiyordu. Yüzü ve siması gayet güzel, sū-kûnet ve vakarla bir başkasının da o cenaze ile gittiğini, ona ibret na-zarı ile bakıp bir şeyler okuduğunu gördü. Yanına yaklaşıp dinlediği zaman, şu duāları okuduğunu gördü:
- Allahım, beni yaratıldığım işte kullan. Senin tekeſfül ettiğin şeylerle beni meşgul etme. Dileğimi sana sunduğum halde beni mah-rum bırakma. Sana istiğfar ettiğim halde, bana azap etme.
Onun okuduğu bu duâlara taaccüb etti; yürürken tekrar tekrar okuyordu.
O cezane ile gidenlere yaklaşıp bu dua okuyanın kim olduğunu sordu; hepsi de:
- Bilmiyorum.
Diye cevap verdiler. Onların böyle demeleri üzerine, taaccübü da-ha da arttı. Bunun üzerine, o kimsenin haline daha dikkat edip baktu-ğı zaman gördü ki: O kimse, yürüdüğü zaman, ayağı ile kuru yere ba-sınca, ayağının altında yeşil otlar tlar bitiyor.
Bu durumu görünce, bildi ki: O kimse, Hızır aleyhisselâmdır. Kendi kendine şöyle dedi:
Bunu iyice gözeteyim, cenaże indiği zaman, bir tenhada fır-sat bulup duâsını alayım.
dururken kayboldu. lvive dikkat etti. Cenare Indiği anda, o kimse gözünün önünde 045
the da kendisi için, bir başka şaşırtıcı durum oldu. Çokça araş arch. Ancak bulamah. Onu bulamayınca, artık har aleyhisselamdır.
kesin olarak bildi ki: retti Bunun dzerine, insanlara onun okuduğu bu duâyı haber verip öğ
Budud te kere okunacaktır.
YÜZ ON YEDİNCİ BALAVAT-I ŞERİFE:
-Allahım, efendimiz Muhammed'e ve âline salât eyle.. keza se-nim eyle..
Eu üluhiyet, yüceler yücesi zatına hasın hası layık olan; vahdani-yet vahidiyet, samediyet bütün noksanlardan müberra özüne yakışan vacib al vücud şanı büyük, bürhanı azim Allahım.
Efendimiz ve ulumuz, boynumuzu kurtaran, hidayetimize sebeb olan, nimetimise vasıta olan seyyidimiz, evvellerin ve âhirlerin sey-yidi üzerine; stvadet ve risaletine yakışır biçimde sonsuz salât ile sa-At eyle.
Çünkü o: Cümle ilahi kitaplarda, semavi sahifelerde, mukarreb meleklerin, mükerrem velilerin, müttakilerin, salihlerin, ilmi ile amil elan âlimlerin dillerinde daima övülen bir zattır. Kendisine bolca sa-Mt; çokça tazimat, tekrimat inzal eyle.
Bu salavat-ı şerifede geçen, Resulüllah S.A. efendimizin ALI, enun ashabıdır, kendisine tabi olan ümmetidir.
Demek olur ki:
-Allahım, bunların da, üzerlerine salát inzal ederek, çokça ta-hiyyet ve tekrimle yüce şanlarına rif'at verip yücelt.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
Gelâmet.
Lafm ile de, şöyle denmek istenir:
Allahım, efendimiz ve ulumuz Muhammed'e, onun bütün all-ne; dünya ve ahiretin cümle åfet ve zorluklarından, kederlerinden ve sıkıntılarından, latif zatlarına uygun düşmeyen şeylerin cümlesinden selamet ihsan eyle.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
Ey dualara icabet eden, hacetleri bitiren, taatlara ve hayırlara mu-vaffak eden şanı büyük, kibriyası yüce Allah..
Vani Acts her halloule yardıma, Inayete, fazlına, keremine muh tag olan ben kulun, Gani Kerim Afüvv Halim Gafur Rauf Rahim za Lindan tam bir bulus ile niyan edip isterim.
Devam edellon
Katinda MUSTAFA habibini vesile bilerek, sana yönelirim.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Vice zatına Habib kıldığın güzin-i enblya, zübde-i asfiya, imam-1 etkiya, Hasret-i Muhammed Mustafa'nım B.A. hürmetine, onun vası tam ile, lam teveccüh tam ikbal fle zatına niyaz eder, dileğimi arz ederim
Basi nishada -Habibin
Lafamın yerine:
Peygamberin Muhammed.
Lafa gelmiştir.
Isbu katına vesile ettiğim zat, yüce üluhlyet katında seçilmiştir Bu şekilde özenle seçip ayırdığın Habibin hürmetine istíane ederek, zatına ulyas edip isterim.
-Ky habibimiz,
Yani: Ry şefaatçınız, anamızdan daha şefkatlı ve merhametlimiz olan Habibüllah.
-Ya Muhammed.
Yani: Ey ilahi kitaplar içinde, nebilerin ve resullerin, mukarreb meleklerin, velilerin, salihlerin dillerinde çokça medh ü sena olunan Muhammed aleyhissalátů vesselâm..
RESULULLAH'I B.A. İSMİ İLE ÇAĞIRMAK
Resulüllah S.A. efendimizin belli ismi olan
-Muhammed.
Lafsi ile, duâ esnasında nida etmek caizdir. Ancak, duanın dışın-da, Resulüllah S.A. efendimizin hayatında bu ismi ile çağırılması câiz. değildir
Devam edelim:
-Biz, seni Rabbına vesile kılıyoruz.
Şöyle ki: Biz acis, zelil, şefaat yardımına muhtaç zaif ümmetleriniz. Mübarek zatını vesile bilip iltica edenlere sahip çıkıp şefaat ettiğin için sana tevessül ediyoruz. Bilhassa, Yüce Rabbına olan hacetleri-mlade..
Şundan ki: Seni cümleden evvel yarattı. Seni zatına Habib eyle-di. Cümle mahluku, senin pek parlak nurundan yarattı. Bütün nebl-lerden ve resullerden sonra, seni nebilerin sonuncusu eyleyip bütün Alemlere rahmet olarak, bütün yaratılmışlara resul gönderdi. Dünya ve ahirete dair bütün dileklerini ihsan eyledi. Şefaatını kabul buyur-du. Bütün temenni ve muradını, İhsan eyledi.
Yani: Aciz her halimde yardıma, inayete, fazlına, keremine muh-taç olan ben kulun; Gani Kerim Afüvv Halim Gafur Rauf Rahim za-tından tam bir hulus ile niyaz edip isterim.
Devam edelim:
Katında MUSTAFA habibini vesile bilerek, sana yönelirim.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Yüce zatına Habib kıldığın güzin-i enbiya, zübde-i asfiya, İmam-ı etkıya, Hazret-i Muhammed Mustafa'nın S.A. hürmetine, onun vast-tası ile, tam teveccüh tam ikbal ile zatına niyaz eder, dileğimi arz ederim.
Bazı nüshada: Habibin.
Lafzının yerine:
Peygamberin Muhammed.
Lafzı gelmiştir.
İşbu katına vesile ettiğim zat, yüce üluhiyet katında seçilmiştir. Bu şekilde özenle seçip ayırdığın Habibin hürmetine istiane ederek, zatına niyaz edip isterim.
Ey habibimiz,
Yani: Ey şefaatçımız, anamızdan daha şefkatlı ve merhametlimiz olan Habibüllah.
Ya Muhammed.
Yani: Ey ilahi kitaplar içinde, nebilerin ve resullerin, mukarreb meleklerin, velilerin, salihlerin dillerinde çokça medh ü sena olunan Muhammed aleyhissalâtü vesselâm..
RESULÜLLAH'I S.A. İSMİ İLE ÇAĞIRMAK
Resulüllah S.A. efendimizin belli ismi olan
Muhammed.
Lafzı ile, duâ esnasında nida etmek caizdir. Ancak, duanın dışın-da, Resulüllah S.A. efendimizin hayatında bu ismi ile çağırılması câlz. değildir.
Devam edelim:
Biz, seni Rabbına vesile kılıyoruz.
Şöyle ki: Biz aciz, zelil, şefaat yardımına muhtaç zaif ümmetleriniz. Mübarek zatını vesile bílip iltica edenlere sahip çıkıp şefaat ettiğin İçin sana tevessül ediyoruz. Bilhassa, Yüce Rabbına olan hacetleri-mizde..
Şundan ki: Seni cümleden evvel yarattı. Seni zatına Habib eyle-di. Cümle mahluku, senin pek parlak nurundan yarattı. Bütün nebi-lerden ve resullerden sonra, seni nebilerin sonuncusu eyleyip bütün ålemlere rahmet olarak, bütün yaratılmışlara resul gönderdi. Dünya ve âhirete dair bütün dileklerini ihsan eyledi. Şefaatını kabul buyur-du. Bütün temenni ve muradını, ihsan eyledi.
İşbu ihsanları sana yapan Rabbına seni vesile kılar; senin vası-tanla niyaz edip isteriz.
Resulüllah S.A. efendimize yapılan, bu nida türüne:
Nida-i istitaf.
Tabir edilir. Yanı: Merhamet dilemek, sahip çıkıp şefaat ricası ile yapılan nida..
RESULULLAH EFENDİMİZE SALAVAT ULAŞTIRAN MELEK
Bir açıklama:
Fahr-i Alem, Seyyid-i Veled-i Beniådem Resulüllah S.A. efendi-miz, mübarek kabirlerinde Ravza-i Mutahhara'larında diridir. Merhum ümmetlerinden mübarek zatlarına salât ve selâm getirenlerin getir-dikleri salât ve selâmlarını melekler kendisine arz eder. Onların şefaat dilediklerini, yardım istediklerini, bu hususlardaki rica ve niyazları-nı Allah'ın yardımı ile bizzat kendileri duyar.
Bir rivayete göre: Her müminin alnında, iki kaşının ortasında bir melek tayin olunmuştur. Bu melek, o müminin getirdiği salât ve se-lâmı, Resulüllah S.A. efendimize ulaştırıp tebliğ eder.
Devam edelim:
Bize şefaat eyle, Yüce Mevlâ katında.
Biz zaif ümmetlerin hacetlerimizin ve ricalarımızın Yüce Hak ka tında kabul edilmesi, muradlarımızın ve maksudlarımızın ihsanı için şefaat eyle. O Yüce Mevlâ katında ki: Bizi yoktan icad eyledi; terbiye edip kemale eriştirdi. Sayısız nimetleri ile de, bize merhamet edip ni-met verenimiz oldu. İşte, bu yüce zatın izzet makamında bize sahip çıkıp bizler için şefaat eyle.
Ey pak ve güzel Resul..
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Ey cümleye merhamet eden. Cömretlik ve keremle mevsuf olan muazzam ve pek faziletli Resul. Cümle denaatten de beri.. Bir kimseyi, ters geri çevirmekten yana da pek temiz.. Bilhassa o kimsenin dileği-ni yerine getirmekten yana.. Ey şanı anlatıldığından da üstün olan Mübeccel Resul.
Bizleri; muradımıza, maksadımıza nail olmak, gayelerimize er-mek, temennilerimizi bulmak için şefaat eyle. Bu hususta, sana müna-caat eder, şefaatını niyaz ederiz. Tazarru edip dileklerimizi arz ede-riz.
Buraya kadar olan kısımdan sonra, Resulüllah S.A. efendimizin şefaatlarının kabulünü, duaları kabul buyuran Yüce Allah'tan niyaz edip isteriz..
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin, bizim için yapacağı şefaatı ka-bul eyle.
Katındaki cahı hürmetine..
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur: O mükerrem Resu-seçilip çıkarılması şerefi, kendisine ettiğin çeşitli lütufların, türlü ina-lün; senin katındaki Habiblik durumu, cümle mahlukun arasından yetinle ihsan buyurduğun yüce makamı, üstün rütbesi hürmetine bu niyazımı kabul eyle.
Üç kere okunacaktır.
Üstteki mübarek dua, Resulüllah S.A. efendimizin, Ravza-1 Mu-tahharasına varıldığı zaman, Resulüllah S.A. efendimizle tam yüz yüze gelip okunmalıdır.
Bu mübarek duâvı, İmam Hakim Müstedrek'inde, çıkarıp rivayet etmiştir. Buhari şartı üzerine:
Hadis-i sahihtir.
Demiştir.
Ulema merhum dediler ki:
Her kim, muradlara nail olmak için, bu duâyı tam ihlasla üç kere okursa, Allah'ın izni ile muradına nail olur. Bunda şüphe yoktur.
Devam edelim:
Allahım.
Ey âlemlerin Rabbı, yardım edenlerin hayırlısı, şanı büyük Allah.
Mutemet nüshaların bazısında:
Allahım. (Allahümme.)
Vardır. Ancak, Sehliye nüshasında bu lafız yoktur.
Bizi, ona salât ve selâm okuyanların hayırlılarından eyle.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Fahr-i Ålem Resulüllah S.A. efendimiz üzerine tazim salâtı, tek-rim tahiyyatı ve iclâl ederek ona intisap edenlerden eyle.
Hem de hayırlı olarak.
Çünkü o: Resullerin efendisi, salih zatların dayanağı, müttakile-
rin imamı, Alemlerin Rabbı Allah'ın habibi, kıyamet günü, asilerin şe-faatçısıdır.
Keza:
Kaid'ül-garr'ül-muhaccelin.
Namı ile de anılan Resulüllah S.A. efendimize, selâm okuyanların pek hayırlılarından eyle.
Devam edelim:
Ona yakınlık bulanlardan eyle.
Bu cümlenin şerhli manası şudur:
Resul-ü Azam Hazret-i Muhammed aleyhisselâtü vesselâma; kıya-met günü, şefaatına nail olmak, mübarek cemalini görmek sureti ile telezzüz İçin yakınlık bulanlardan eyle. Hem de onların hayırlıların-dan..
فَاسْلُكَ يَا اللَّهُ يَا اللَّهُ يَا اللَّهُ يَا حَيَا قَيُّومُ يا ذا الجلالِ وَالإِكْرَامِ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنتَ سُبْحَانَكَ
Allahümme şeffihü fina bicahihi indekeselåsen vec'alna min hayr'il musalline vel-müsëllimine aleyhi ve minel-mukarrebine minhű vel-varidi-ne aleyhi ve min ahyar'il-muhibbine fihi vel-mahbubine ledeyhi ve ferrihna bihi fiarasat'il-kıyameti vec'alhü lena delilen ilå cennet'in-naimi bila meune-tin ve låmeşakkatin ve lâmünakaşet'il-hisabi vec'alhü mukbilen aleyna ve lå-tec'alhü ğadıben aleyna veğfir lena ve licemiil-müslimin'el-ahyai minhüm vel-meyyitine ve ahiru da'vana enil-hamdü lillahi Rabb'il-alemine..
İBTİDAÜR RÜB ÜR-RABII
118. Fees'elüke ya Allahü ya Allahü ya Allahü ya Hayyü ya Kayyu-mü ya zel-celâli vel ikrami läilahe illa ente sübhaneke
Allahım, onu hakkımızda şefaatçı eyle; katındaki cahı hürmetine. Bu salá yat duâsı üç kere okunacaktır.-
Bizi, ona salát ve selâm okuyanların hayırlılarından eyle. Ona yakmık bu lanlardan, ona varanlardan eyle. Onu sevenlerden ve onun katında sevgili olanla-rın hayırlılarından eyle.
Kıyamet arsalarında, onunla bizi ferahlandır. Onun, bizim için, naim cenneti-ne delil eyle. Hem de zahmetsiz, meşakkatsız, hesap münakaşası olmadan, onu bize ikballi eyle. Onu bize öfkeli eyleme.
ram.
Bizi bağışla. Keza bütün müslümanları da, ölüleri ve dirileri ile.. Son duâmız şudur: Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.
DÖRDÜNCÜ DÖRTTE BİRİN BAŞI
118. Ya Allah ya Allah ya Allah. Ya Hayy ya Kayyum. Ya Zel-celăli velik
kim vurduya gitmek: Bir kalabalık arasında öldürülen veya vurulan kimsenin kimin tarafından öldürüldüğü veya vurulduğu anlaşılmamak.
kimi kimsesi olmamak: Yakınları, koruyucusu bulunmamak.
kimin arabasına binerse onun türküsünü çağırır: Kimden bir çıkar sağlarsa, onun hoşuna gidecek biçimde davranan dönek ve dalkavuk kimseler için kullanılır.
kimi köprü bulamaz geçmeye, kimi su bulamaz içmeye: Insanların nasipleri arasındaki tutarsızlıkları belirtir.
kimine hay hay, kimine vay vay: Kiminin talihinin iyi, kiminin de kötü gittiğini anlatır.
kiminin parası, kiminin duası: Bir iş yapılırken veya yapıldıktan son-
ra kiminden para, kiminden dua alınabilir.
kireç gibi (olmak): Yüzünde hiç renk kalmamak, rengi solmak.
kirişi kırmak: argo. Bulunduğu yerden ayrılmak, kaçıp gitmek.
kirli çamaşırlarını ortaya dökmek (birinin): Ayip, kusur veya suçla-
rını açıklamak, söylemek. kirpiği kirpiğine değmemek: Hiç uyumamak.
kim vurduya gitmek: Bir kalabalık arasında öldürülen veya vurulan
kimsenin kimin tarafından öldürüldüğü veya vurulduğu anlaşılmamak.
kimi kimsesi olmamak: Yakınları, koruyucusu bulunmamak.
kimin arabasına binerse onun türküsünü çağırır: Kimden bir çıkar sağlarsa, onun hoşuna gidecek biçimde davranan dõnek ve dalkavuk kimseler için kullanılır.
kimi köprü bulamaz geçmeye, kimi su bulamaz içmeye: İnsanların nasipleri arasındaki tutarsızlıkları belirtir.
kimine hay hay, kimine vay vay: Kiminin talihinin iyi, kiminin de kötü gittiğini anlatır.
kiminin parası, kiminin duası: Bir iş yapılırken veya yapıldıktan son-ra kiminden para, kiminden dua alınabilir.
kireç gibi (olmak): Yüzünde hiç renk kalmamak, rengi solmak.
kirişi kırmak: argo. Bulunduğu yerden ayrılmak, kaçıp gitmek.
kirli çamaşırlarını ortaya dökmek (birinin): Ayıp, kusur veya suçla-nını açıklamak, söylemek.
kimp satmak: Bir şeyi yapmak için, güçlükle her türlü imkândan ya rarlanmak
kisa günün kân: "Hiç olmamaktansa bu kadarı da iyidir anlamında kullanılır.
Kismet (veya kiameti) çıkmak (kız, kadın için): evlenme teklifi al mak.
kısmeti ayağına (kadar) gelmek: Beklenmeyen bir sebeple kazançlı bir durumla karşılaşmak.
kısmetine mani olmak: Kazancına veya evlenmesine engel olmak.
kısmetini ayağıyla tepmek: Kavuşacağı iyi bir durumu, değerini bil-meyerek istememek.
kısmetini bağlamak (büyü ile): Evlenmesine engel olmak.
kissadan hisse: Anlatılan bir olaydan alınacak ders.
kıtlığına kıran girmek (bir şeyin): Bir şey hiç bulunmaz olmak.
kıtlıktan çıkmış gibi (yemek): Doymak bilmezcesine (yemek).
kıyamet gibi (veya kıyamet kadar): Pek çok.
kıyamet mi kopar? "Ne olur, ne çıkar, ne önemi var", anlamlarında kullanilir.
kıyametleri koparmak: Bir şeye çok kızarak bağırıp çağırmak, feryat etmək; aşın gürültülere, kargaşaya yol açmak.
kıyas kabul etmez: İki şey arasındaki ayrımın çok fazla olduğunu belirtmek için kullanılır.
kıyıda köşede kalmak: Göze çarpmayan bir yerde unutulmuş olmak.
kets kısırağı (birinin): Birinin ailesindeki kızlar ve kadınlar.
kan sana söylüyorum (veya dedim) gelinim sen işit: 1) Doğrudan doğruya kendisine söylenemeyen düşünce ve uyarıların, o kimsenin çok yakınına söylendiğinde kullanılır. 2) Herhangi birine dolaylı olarak söylenecek uyan söz konusu olduğunda kullanılır.
kazağa çekmek: mec. Bir görevliyi etkin bir görevden alıp çalışmayı gerektirmeyen, pasif bir işe vermek.
Bakarsan bağ bakmazsan dag (olur): Dağın yamacı işlenerek bağ
haline getirilebilir. Ama işlenmez, kendi hâline bırakılırsa, işe yaramaz bir yamaç olarak kalır. Bu durum, yalnız bağ ve dağ için söz konusu değildir. Her iş böyledir. İşini iyi yapan kazançlı çıkar.
Bakmakla usta olunsa kediler kasap olurdu: Bir iş yalnızca baka-
rak öğrenilmez. Is, ustasının yanında çalışılarak ve zamanla öğrenilir.
Baktin ki kar havası, eve gel kör olası: Kötü bir olaya bulaşmamak için oradan uzaklaşmak gerekir.
Bai bal demekle ağız tatlanmaz (tatlı olmaz): Uğrunda bir çaba gös-termedikçe, sadece güzel sözler söyleyerek amaca ulaşılmaz.
Bal ile kaymak yenir ama her keseye göre değil: Herkes daha iyi yaşamak ister. Ama herkes bunu gerçekleştiremez. İyi yaşayabilmek İçin çok çalışıp keseyi doldurmak gerekir.
Bal olan yerde sinek de olur: Zengin kimsenin çevresinde, ondan yararlanmak isteyen pek çok asalak bulunur.
Bal tutan parmağını yalar: Bazı insanlar, başkaları için yaptıkları iş-ten elde ettikleri ürünlerden kendileri de yararlanırlar.
Balcının bal tası var, oduncunun baltası: Her işin kendine ait özel-liği vardır. Kişi, işinin gerektirdiği araçları kullanır.
Baiçığı duvara vur, tutarsa da hoş, tutmazsa da hoş: Getirisi çok olmayan (az olan) bir iş yapmak, boş durmaktan iyidir.
Balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir: Çoğu kez iş işten geç-tikten, yani artık yapılacak bir şey kalmadıktan sonra aklımız başımıza gelir,
Balık baştan kokar: Yöneticinin kötü örnek olduğu yerde, yönetilen-ler de yoldan çıkar ve düzen bozulur.
Bain olsun, sinek Bağdat'tan gelir: Malı mülkü çok olan varlıklı ki-in yanına, çıkar sağlamak amacıyla çok uzaklardan bile gelenler
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın: Zalimin zulmüne, "Nasıl olsa
bana dokunmuyor", diye göz yummak yanlıştır. Karşı çıkmak gerekir. ki bir gun sira bize de gelebilir.
Baba koruk yer, oğlunun dişi kamaşır: Babanın davranışları ile
kazandığı kötü şöhret, çocuklarını da etkiler. Çünkü insanlar, çocu ğun babaya çekeceğini, bu yüzden de aynı kötülükleri yapabileceğini düşünürler. Sözgelimi, baba hırsızsa: "Ne olacak, hırsızın oğlu değil mi?" derler.
Baba malı tez tükenir, evlat gerek kazana: Evlat çalışıp üzerine ek-lemezse, babadan kalanlar çabucak tükenir.
Babanın sanatı (zanaatı) oğula mirastır: Çocuk, babasının yaptığı
işe ilgi duyar ve onu öğrenmeye çalışır. Babanın oğluna öğreteceği sanat oğlunun kolayca geçinmesini sağlayacağından miras sayılır.
Baba oğluna bir bağ bağışlamış, oğul babaya bir salkım üzüm vermemiş: Anne ve baba, çocuklarının yetişmesi için her türlü feda-kârlığı yaparlar. Ama çocuklar, bu ölçüde fedakârlıkta bulunmazlar.
Baca eğri de olsa duman doğru çıkar: Dürüst bir kişi, en olumsuz koşullarda da bu niteliğini yitirmez.
Bağa bak üzüm olsun, yemeye yüzün olsun: Bir işten verim almak için çok çalışmak gerekir. İnsan, emek verdiği bir işin nimetlerinden yararlanırken utanmaz.
Bağ demiş ki; "bak bana, bakayım sana.": Bakılan bağ, bol üzüm verir. Bunun gibi, işini iyi yapan kimse de emeklerinin karşılığını faz-lasıyla alır.
Baht olmayınca başta, ne kuruda biter ne yaşta: Aklını kullanma-yan kişi, hiçbir işte başarılı olamaz.
Bahtsızın bağına ya taş yağar ya dolu: Kişi talihsizse (şansızsa). giriştiği bütün işler başarısızlıkla sonuçlanır.
Bakan göze yasak olmaz: Yanlış davranışlardan kaçınmalıyız K seye bakma, görme diyemeyiz.
1963 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Ceylan Çalışkan vefat etti.
1989 - Neptün'ün ilk halkasının keşfi.
AGUSTOS
22
CUMA
28 1447
SAFER
RUMI: 9 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 109
BIR AYER
Allah, zalırederi çok iyi bile
Cuma: 7
BİR HADİS
Biriniz uykudan uyandığınd abdest alsın ve burnuna defa su versin. Çünkü şeyta onun genzinde sabahla
Buhari, Bedü'l-Halk: 1
İnsan bu dünyaya keyf sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmes ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması sahittir
-1781-Güneş sisteminin yedinci gezegeni Uranus keşfedildi.
1840-Resmi takvim
olarak Rumi Takvim kullanılmaya başlandı.
1970-Seyyid Mehmed Şefik Arvasi vefat etti.
MART
13
CUMA
BIR AYET Ey Adem oğullant Her secde edişinizde guzel elbiselerinizi giyin
A'raf Suresi: 31
BİR HADİS
23 1447 RAMAZAN
RUMI: 28 ŞUBAT 1441 KASIM: 126
Allah her sanatkârın ve sanatının sanatkârıdır.
Hem ihlas ve hakperestlik ise, Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine taraftar olmaktır. Yoksa, "Benden ders alıp sevap kazandırsınlar" düşüncesi, nefsin ve enâniyetin
uk maksud ve nsan için yaratilmiş ve kainattan at in alati ve vazifeleri en ekmel an-1 ekmel olan Muhammed- Arabi Aleyhissal bir surette kendinde ve di Insanın kıymetini ve va
Padipathi Fach Sultan Mehmed vefat etti
-1951-Demokrat Parti meclis grubunda din eğitiminin genişletilmesi Istendi.
1978-Tarihte ilk kez bir bilgisayar ağı üzerinden yığın mesaj gönderildi.
RAMAZAN BAYRAMI
2. GÜN
3
SALI
TUESDAY
MAYIS
MAY
BIR ATE Asan tan korkun ve bilin ki Allah takva sahipleriyle beraberdir.
Bakara Suresi: 194
BİR HADİS
Allah'ın en çok sevdiği kimse ahlakı en güzel olandır.
Evet, hakkı tanıyan, hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmez. Zira, hakkın hatırı âlidir; hiçbir hatıra feda edilmemek gerektir. Münazarat
"Ey affı değerli olan adâlet sahibi! Adaleti her şeyi dolduran ancak Sensin. Yâ Kerîm!"
BU İSM-İ ŞERİFİN BAZI HAVÂSSI
1) Bir kişinin günahları denizlerin köpüğü kadar bile çok olur da bu ism-i şerîfi yalvara-ya-kara zikretmeye devam ederse, Allâh-u Teâlâ o kişinin bütün günahlarını affeder.
Diğer bir rivayete göre bu kişi, bu ism-i şerîfi her gün üç bin beş yüz (3500) kere olmak üze-re yüz on beş gün boyunca zikrederse, Allâh-u Teâlâ onun ve o kişinin geçmişlerinin bütün günahlarını bağışlar.
2) Çok mal mülk sahibi olmak isteyen kişi bu ism-i şerîfi zikretmeye devam ederse, Allâh-u Teâlâ'nın izniyle çok zengin birisi olur.
Dolayısıyla şu bir gerçek ki her kim haya-tı boyunca bu ism-i şerîfi zikretmeye devam ederse, ömrü hayatı boyunca devamlı Allâh-u Teâlâ'nın lütuflara nâil olur.
Öldükten sonra da Allâh-u Teâlâ'nın rah-metine ğark olur.
6) Her kim gömülecek olan kişinin avucu-nun içerisine bu ism-i şerîfi yazdıktan sonra o ölüyü defnederse, diğer bir rivayete göre ise bu ism-i şerîf bir kağıda yazılıp ölünün kefenine konulursa, Allâh-u Teâlâ o kişinin kabrini cen-net bahçelerinden bir bahçe yapar.
Sonra rahmet meleklerinden biri o kişinin kabrine gelir de Münker-Nekîr meleklerinin su-allerine vereceği cevaplarda ona yardım ederek rahmete nail olmasına vesile olur.
7) Bu ism-i şerîfi zikredip hayırlarına nâil olmak ismi Abdülkerîm olanlar hakkında çok münasiptir.
8) Bu ism-i şerîfin husûsî bir hâssası da, kendisini zikretmeye devam edenlerin meslekle-rinde zirve noktaya ulaşmalarıdır.
Resulüllah B.A. efendimizin Kevser havzına uğrayanlardan ve bunların da hayırılarından eyle.
-Kera onu sevenlerin hayırlılarından ve onun katımda sevgili olanlardan eyle.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Sultan-1 enblya Bened-1 Asfiya Habib-1 Huda Şefi-1 Ruz-ü Ceza Hazret-i Ebülkasım Muhammed Mustafa'ya tam manası ile sevgi bes leyenlerden eyle.. Allah-ü Taálů, ona ve onun Aline salât eylesin.
RESULULLAH'I S.A. SEVMEK
Resulüllah S.A. efendimize mahabbet etmek: Sünnet-1 seniyesine, üstün yoluna göre hareket edip ve onun iyi amellerine ve påk şeri-atine tabi olmaktır. Üstün emirlerine de tam manası ile inkıyad ve Itaat etmektir. Bunlardan başka, ona salát ü selamla daima tazim edip saygı göstermekten ibarettir.
Allahım, işbu anlatılan manada, Resulüllah S.A. efendimize tam tabi olup tazimle mahabbet edenlerden eyle. Hem de hayırlılarından.
Aynı şekilde, onun sünnetine tabi olmak, salát ü selamla tazim etmek, påk şeriatına tutunmak sureti ile katında sevilmiş olanlardan eyle.
Devam edelim:
-Kıyamet ARSA'larında onunla bizi ferahlandır.
Yani: Orada, Resulüllah S.A. efendimizin cemalini görmek, onun şefaatına nail olmak, beraberinde bulunmak sureti ile, bizleri mesrur eyle.
Orada, onunla aramızı açma.
Bu cümlede geçen:
ARSA.
Lafzı şu manayadır: Üzerinde ağaç, göze görünür yüksek bir şey olmayan yer..
KIYAMET YERİ DURAKLARI
Kıyamet yeri elli mevtındır. Her mevtında biner yıl durulacaktır. Bu mana icabı olarak:
ARSALARINDA.
Diyerek cem sığası ile gelmiştir.
Devam edelim:
Onu, bizim için naim cennetine delil eyle.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Fazlınla, Ihsanınla o Habib'ın Resulüllah S.A. efendimizi, bis asi, müerim, günahkar kulların için o cennetlere girmek yolunda irşad ve hidayet eden eyle.
Hem de zahmetsiz, meşakkatsız, hesap münakaşası olmadan...
Yani: Büyük veya küçük amellerimizden sorulmasın. Cürüm ve isyanlarımız bağışlanıp affa uğrasın. Bunların hiç biri için, suai vaki olmasın.
Zira: Her kime ki. hesabında münakaşa olunur; o kimseye azab olunur.
Devam edelim:
Onu, bize ikballı eyle; onu bize öfkeli eyleme.
Bu cümlenin açık şerhli manası şudur:
Ey merhametliler merhametlisi, şefaatçımız Resulüllah S.A. efen-dimizi bizden razı ve bize tam teveccüh edip iltifat eden eyle. Biz, kendisinden şefaat beklerken, onu bize dargın olarak karşılaştırma.
Ey günahları bağışlayan ayıpları kapatan sırf fazlınia kereminle:
Bizi bğışla.
Biz asi mücrim kulların suçlarını bağışlayıp mahveyle.
Keza bütün müslümanları.
Yani: Iman nuru ve İslâm şerefi ile müşerref olan cümle kulları nı da bağışla..
Ölüleri ve dirileri ile bağışla.
Ey Ålemlerin İlâhı;
Son duâmız şudur: Álemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Canlı veya cansız bütün varlıkları tümden ketm-i ademden vü-cuda getirip tedricen terbiye ile kemale erdiren şanı büyük Allah'a hamd olsun.
Yani: Hamdin ve senanın cümlesi onun zatı için sabit ve mahsus
olmuştur.
Bir manaya göre şu demektir:
Allahım, bizi bu şekilde hamd edenlerden eyle..
Yukarıda ve daha evvel de görüldüğü gibi, müellif merhum HİZB,
ÜÇTE BİR, DÖRTTE BİR sonlarında, hep:
Ålemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.
Diyerek bitirmektedir. Burada da, KEYFİYET-İ SALAT'tan dört bölümden üçünü tamamladığı için:
Ey hacetleri bitiren, dušlara icabet eden Allahım. Ben, acz, ku sur dolu zelil kulun; merhametliler merhametilai zatın Yüce Mevla'ya tasarru ve niyaz edip isterim.
Bam nüshada, üstteki metin cümlenin evvelinde:
Allahım, gerçekten ben..
Lafızları gelmiştir. Bazı nüshada ise; cümle şöyle başlar:
Rahman Rahim Allah'ın adı ile. Allah-ü Taälä; seyyidimiz ve sahibimiz Muhammed'e ve onun âline salåt eylesin; tam manası ile selâm eylesin..
Devam edelim:
Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah..
Ey ülûhiyet, vahdaniyet, samedaniyet ve cümle güzel isimler, bü-yük sıfatlarla muttasıf olan vacib'ül-vücud ve hakkıyle mabud olan şanı büyük Allah.
Kalb huzuru, tam tazarru ile, celâl ismini üç kere tekrar ile arz-1 hacat edip isterim. Duâları kabul ettiğini beyan eden şanı büyük Al-lah-ü Taala'dan yardım taleb ederek meded umarak dileğimi arz ede-rim.
Devam edelim:
Ya Hayy.
Ey ölümden ve fena bulmaktan münezzeh olan ezeli ve ebedl, şanı büyük Allah..
Ya Kayyum.
Ey zatı ile kaim olan, cümle mahlukunu koruyan, terbiye ile dur-duran celâll yüce, nime 1 yüce, nimeti her şeye şamil Allah.
Ya Zel-Celâli vel-İkram.
Ey celâlet, azamet ve kibriya sahibi, in'am ve ikram sahibi olan zatı mukaddes, kibriyası yüce Allah..
Senden başka ilah yoktur.
Hakkı ile mabud, cümle işlerde melce' ancak sensin. Senden baş ka ilah, mabud ve melce' yoktur.
- Sübhansım.
Seni cümle noksan sıfatlardan tenzih ve kemalât ile tavsif ederim.
Ben zalimlerden oldum.
Yüce emirlerini yerine getiremedim; kusur ettim. Yasakladığın şeylerden tam manası ile sakınamadım. O yasaklardan bazılarını ir-tikap etmek sureti ile, nefsime ve başkalarına zulüm ettim. Ülühiyet te, nezahette noksan sıfatlardan münezzeh oluşun hürmetine, beni af-Tina, mağfiretine mazhar eyle. Lütfuna, keremine nall eyle.
inni küntü minez-zalimine es'elüke bi ma hamele kürsiyyüke min azametike ve celâlike ve behaike ve kudretike ve sultanike ve bihakkı esmaikel-mahzu-net'il-meknunet'il-mutahharatilleti lem yettali aleyha ehadün min halkıke ve bihakkıl-ismillezi veda'tehu alelleyli fe-azleme ve alen-nehari festenare ve ales-semavati festakallet ve alel-arzı festakarret ve alel-bihari fenfeceret ve alel-uyuni fenebeat ve ales-sehabi feemtaret ve es'elüke bil esmail-mek-tubeti ficebheti Cibrile aleyhisselâmü ve bil-esmail-mektubeti ficebheti İsra-file aleyhisselâmü ve alâ cemiilmelä-iketi ve es'elüke bil-esmail-mektubeti havl'el-arşi ve bil-esmail-mektubeti
Ben zalimlerden oldum. Kürsinin; azametinden, celâlinden, behandan, kudre-tinden sultanlığından yana taşıdığı şeyler hürmetine senden isterim.
Halkından hiç kimsenin muttali olmadığı gizli saklı påk isimler hürmetine senden isterim.
Keza, o ismin hürmetine ki, onu gece üzerine bırakınca karanlık etti. Gün düz üzerine bıraktın aydınlattı. Semalar üzerine koydun, yükseldi. Yer üzerine ba raktın, İstikrar buldu. Denizler üzerine bıraktın, coştu. Kaynaklara bıraktın kay nadı. Bulutlar üzerine bıraktın, yağmur yağdırdı.
Tekrar o isimlerin hürmetine senden isterim ki: Cibril'in alnına yazılmıştır; ona selam..
O isimler hürmetine ki, İsrafil'in alnına yazılmıştır; ona selám.. Keza, bü tün meleklere de..
O isimler hürmetine ki, arşın çevresine yazılmıştır; o isimler hürmetine ki, bärsinin çevresine yazılmıştır.
ziyaret ve isteklerimizle onu bunaltmamalıyız. Sık ziyaret edilen dost, na, yatsın sırtı üstüne: Dostluğumuzun zedelenmesini istemiyorsak, bir süre sonra bizi hiç umursamamaya başlar. Karşılamak için oturdu-ğu yerden bile kalkmaz olur. Dostumuzu arada sırada bir ziyaret eder-sek, o da bizi yere göğe sigğdıramaz ve memnun etmek için elinden gelen herşeyi esirgemeden yapar.
Ay görmüşün, yıldıza minneti yoktur: Herhangi bir şeyin daha iyisi-ni gören, bu gördüğünden düşük olan şeyi beğenmez.
Ay ışığında ceviz silkilmez: İş, koşullar uygun olduğu zaman yapıl-malıdır. Böyle yapılmazsa istenilen sonuç elde edilemez.
Ay var yılı besler, yıl var ayı beslemez: Ücret ya da maaş karşılığı
çalışmayan serbest meslek sahibi kimse, bazen bir ayda kazandığıy-la bir yıl geçinebilir. Bazen de bir yılda kazandığı bir ay geçinmesine bile yetmez.
Az ateş çok odunu yakar: Bir kaşık yoğurt, atıldığı tenceredeki sü-
tü yoğurda dönüştürür. Bir kibritin alevi odunları tutuşturmaya yeter. Küçük bir kıvılcım, büyük bir yangına dönüşebilir. Küçük ve önemsiz bulduğumuz olaylar, önlem alınmazsa çığ gibi büyür. Önüne gelen herşeyi yıkar.
Az eli aşta gör, çok eli işte gör: Yemek yapmak için fazla kişi gerek-
mez. Hatta yemeği bir kişi yaparsa, yemek daha iyi olur. Bir işi ise, çok kişi daha kısa zamanda yapar.
Az olsun, öz olsun: Bir şeyin çok olması değil, işe yaraması önem-Jidir. Bu bakımdan az ama nitelikli ve yararlı şeylere sahip olmak çok daha iyidir.
Az söyle, çok dinle: Çok konuşmak hem hata yapmaya neden olur hem de mecliste bulunanları sıkar. Az ve öz konuşmak ve daha çok dinlemek gerekir.
Az tamah çok ziyan verir: Elindekiyle yetinmeyip daha fazlasına sa hip olmak için her türlü işi yapanlar, ellerindekini de kaybederek zarar ederler.
Atın dorusu, yiğidin delisi: Atın dorusu, yiğidin de bir olay karşısın
da kendini düşünmeyip her türlü tehlikeyi göze alarak, o olaya müda-hale edeni sevilir.
Atın ürkeği, yiğidin korkağı: Ürkek at, tehlikeyi koklaya koklaya yol
alır. Yiğidin korkağı yani hesaplısı da dikkatli davranır ve beladan uzak durur.
Atın varken yol tanı, ağan varken el tanı: Elde olanak varken gez-mek, görmek, öğrenmek ve dostlar edinmek gerekir.
At kaçmaz, et kaçar: İyi bakılan ve beslenen at daha iyi koşar.
Atlı kaçar, kaçar, yaya arkasına ne düşer: Bazı işleri başarabilmek büyük güç ister. Yeterince gücü olmayanların, boyundan büyük işlere girişmemesi gerekir.
Atlıya saat olmaz: Atlı bir kimse, yayaya göre daha iyi ve daha çok yol alır. Varlıklı kimse de yoksula göre bir işi daha kısa zamanda bitirir.
At sahibine göre kişner: Bir iş yerinde verim, yöneticinin tavrına bağlı olarak artar ya da eksilir.
Ava gelmez kuş olmaz, başa gelmez iş olmaz: Istedikten sonra her türlü kuş avlanabilir. Doğal bir felakete uğramamak, hasta olmamak, kazaya uğramamak elimizde değildir. İnsanın başına her türlü şey ge-lebilir.
Ava giden avlanır: Kendi çıkarını düşünerek, başkalarını kullanmak ve aldatmak isteyen, aynı tuzağa kendisi düşer.
Avcı ne kadar al blise, ayı o kadar yol bilir: Rakibi küçümsememek gerekir. Rakip ne türlü hilelerle karşılaşacağını bilir ve buna göre ge-rekli önlemi alır.
Ayağın sıcak tut, başını serin; gönlünü ferah tut, düşünme derin: Sağlıklı kalabilmek için; ayakları sıcak, başı serin tutmak ve kafayı bir şeye takarak düşünüp durmamak gerekir.
Ayağını yorganina göre uzat: Harcamalarımızı, kazancımıza göre ayarlamak ve lüzumsuz yere para harcamamak gerekir.
Ayda gel bir dostuna; kalksın ayak üstüne günde bir gel dostu-
kitaplar ney beserin bir zattan bahsetmeleri, zaruri ve katidir. Evet, küçuk hadiseleri haber veden den ve kainatın şeklini değiştiren ve yerin yarısını getirdiği bir nurla ışıklandırar kitap sahipleri enbiyadırlar. Elbette ve herhalde, onların dintening neshe
Halitesi Abdulmecid, Paris te vefat etti.
1960 - Çanakkale Anıtı törenle açıldı.
1969-Mescid-i Aksa Yahudi fanatiklerce kundaklandı.
AGUSTOS
21
PERŞEMBE
Rabbie handedenk Onu tesbih et ve Ondan
mağfiret dile.
Nasr: 3
27 1447 SAFER
BİR HADİS
Bir kadın güzel koku sürünüp bunu hissetsinler diye bir topluluğa uğrarsa, zina etmiş olur.
Ebu Davud, Tereccüd: 7
RUMI: 8 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 108
Kendini başıboş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi gâyesiz, nizamsız göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gâyesiz olabilirsin?
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
YanıtlaSilELHAMDÜLİLLAH
ALLAHUEKBER
SUBHANALLAH
ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED
ESTAGFİRULLAH
SALLAAHUALEYHİVESELLEM
BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:14
Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:10
Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
YanıtlaSil
yuksel6 Mart 2026 18:57
-1929-Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.
1939-Almanya'nın Polonya'ya saldırması Üzerine, II. Dunya Savaşı başlamış oldu.
1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.
EYLUL
01
PAZARTESİ
9 1447 R.EVVEL
RUMI: 19 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 119
tevekkül ettim
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.
Taberani
İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülāsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ekberde
bulunacaktır. Lem'alar
عن ابن مسعود ق عن ابن عباس ق عن ابى عقبة وفيه احاديث)
YanıtlaSil2306- Günahına tevbe eden, günahı olmayan gibidir.
٢٣٠٧ - التَّائِبُ مِنَ الذَّنْبِ كَمَنْ لا ذَنْبَ لَهُ وَإِذَا أَحَبَّ اللَّهُ عَبْدًا لَمْ يَضُرَّهُ
ذَنْبٌ (ابن ابى الدنيا والقشيري وابن النجار عن انس)
2307- Günahtan tevbe eden, günahı olmayan gibidir. Allah bir kulu sevdi mi ona günah hiçbir zarar veremez.
۲۳۰۸ - التَّائِبُ مِنَ الذَّنْبِ كَمَنْ لا ذَنْبَ لَهُ وَالْمُسْتَغْفِرُ مِنَ الذَّنْبِ وَهُوَ مُقِيمٌ عَلَيْهِ كَالْمُسْتَهْزِئُ بِهِ وَمَنْ آذَى مُسْلِمًا كَانَ عَلَيْهِ مِنَ الذُّنُوبِ مِثْلَ
مَنَابِتِ النَّخْلِ (ابن عساكر عن ابن عباس)
2308- Günahtan tevbe eden, günahı olmayan gibidir.
Günahtan vazgeçmediği halde istiğfar eden Rabbiyle alay eden kimse gibidir. Kim bir müslümana eziyet ederse, hurma kökleri sayısınca günah yüklenmiş olur.
٢٣٠٩ - التَّاجِرُ الأَمِينُ الصَّدُوقُ الْمُسْلِمُ مَعَ الشُّهَدَاءِ يَوْمَ الْقِيَمَةِ (هـ ك هب عن ابن عمر)
2309- Emin, doğru ve müslüman bir tacir kıyamet gü-nünde şehitlerle beraberdir.
٢٣١٠ - التَّاجِرُ الصَّدُوقُ الأَمِينُ مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصَّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ (عبد بن
حميد والدارمي ت حسن قط ك عن ابي سعيد)
2310- Emin ve doğru tacir, peygamberler, siddikler ve şehitlerle beraberdir.
۲۳۱۱ - التُؤَدَّةُ فِي كُلِّ شَيْءٍ خَيْرٌ إِلا فِي عَمَلِ الآخِرَةِ (د ك هب عن مصعب
بن سعد عب ابيه سعد بن وقاص
hayırlıdır. 2311- Ahiret işi dışında her konuda işi ağırdan almak
582
٢٣١٢ - التَّحَدُّثُ بِنِعَمِ اللَّهِ شُكْرٌ وَتَرْكُهَا كُفْرٌ وَمَنْ لَا يَشْكُرُ الْقَلِيلَ لا يَشْكُرُ الْكَثِيرَ وَمَنْ لَا يَشْكُرُ النَّاسَ لَا يَشْكُرُ اللَّهَ وَالْجَمَاعَةُ رَحْمَةٌ وَالْفِرْقَةُ
YanıtlaSilعَذَابٌ (حم ابن ابی الدنيا هب حب عن النعمان بن بشير)
2312- Allah'ın nimetlerini anlatmak şükürdür, ondan (ni-metlerden) söz etmemek ise küfürdür. Aza şükretmeyen çoğa hiç şükretmez. İnsanlara teşekkür etmeyen Allah'a da şükürde bu-lunmaz. Birlik rahmettir, bölünmek ise azaptır.
۲۳۱۳ - التَّأَنِّي مِنَ اللهِ وَالْعَجَلَةُ مِنَ الشَّيْطَانِ (ابن ابي الدنيا عن مجاهد مرسلا
ص عن الحسن مرسلا الخرائطى ق عن انس)
2313- İşlerde yavaş hareket etmek Allah'tandır, acele ise şeytandandır.
٢٣١٤ - التَّأَنِّي مِنَ اللهِ تَعَالَى وَالْعَجَلَةُ مِنَ الشَّيْطَانِ وَمَا شَيْءٌ أَكْثَرُ مَعَاذِيرَ مِنَ اللَّهِ وَمَا شَيْئَ أَحَبُّ إِلَى اللَّهِ مِنَ الْحَمْدِ (هب عن انس)
2314- Yavaş hareket etme Allah'tandır, acele ise şeytan-dan. Allah'a özür beyan ederek mağfiret talep etmekten daha se-vimli bir şey yoktur ve Allah'a karşı hamdden daha sevgili bir a-mel yoktur.
٢٣١٥ - التَّثَاؤُبُ مِنَ الشَّيْطَانِ فَإِذَا تَنَاوَبَ أَحَدُكُمْ فَلْيَرُدَّهُ مَا اسْتَطَاعَ فَإِنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا قَالَ هَا ضَحِكَ الشَّيْطَانُ (خ م عن ابي هريرة)
2315- Esnemek şeytandandır. Biriniz esnediğinde gücü yettiğince onu reddetsin. Zira biriniz esnerken "Hô" dediği zaman şeytan güler.
٢٣١٦ - التَّثَاؤُبُ الشَّدِيدُ وَالْعَطْسَةُ الشَّدِيدَةُ مِنَ الشَّيْطَانِ (ابن السني في
عمل يوم وليلة عن ام سلمة
2316- Şiddetli esnemek, şiddetli aksırmak şeytandandır.
583
٢٣١٧ - التَّحِيَّاتُ لِلهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ الْغَادِيَاتُ الرَّائِحَاتُ الزَّاكِيَاتُ الْمُبَارَكَاتُ الطَّاهِرَاتُ لِلَّهِ (طب عن السيد الحسين)
YanıtlaSil2317- "Ettehıyyâtü lillahi ves salevâtü vet tayyibâtü (sa. adet ve rahmet sahibi) tehıyyat, zekiyyat (ziyade ve temizlik sahibi) mübarekât, tâhirât," bunların hepsi Allah'a lâyıktır.
٢٣١٨ - التَّدْبِيرُ نِصْفُ الْعَيْشِ وَالتَّوَدُّدُ نِصْفُ الْعَقْلِ وَالْهُمُ نِصْفُ الْهَرَمِ وَقِلَّةُ الْعِبَالِ أَحَدُ الْيَسَارَيْنِ" (القضاعي عن على الديلمي عن انس)
2318- Tedbir maişetin yarısıdır. İnsanlarla dostluk aklın yarısıdır, üzüntü ihtiyarlığın (vücut çöküşünün) yarısıdır. Az çocuk-lu olmak iki kolaydan biridir.
٢٣١٩ - التَّذَلُّلُ لِلْحَقِّ أَقْرَبُ إِلَى الْعِزّ مِنَ التَّعَزُّزِ بِالْبَاطِلِ وَمَنْ تَعَزَّزَ بِالْبَاطِلِ جَزَاهُ اللَّهُ ذُلاً بِغَيْرِ ظُلْم الديلمي عن ابي هريرة)
2319- Hakk'a boyun eğmek izzet ve şerefe, bâtıl ile ken-dini yüksek saymaktan daha yakındır. Kim bâtıl ile teaazzüz (bü-yüklük iddiasında) bulunursa Allah onu zilletle cezalandırır.
٢٣٢٠ - التَّسْبِيحُ نِصْفُ الْمِيزَانِ وَالْحَمْدُ للهِ تَمْلَاؤُهُ وَالتَّكْبِيرُ يَمْلأُ مَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ وَالصَّوْمُ نِصْفُ الصَّبْرِ وَالطَّهُورُ نِصْفُ الإِيمَانِ (عبد الرزاق ت
حسن هب عن رجل من بني سليم
2320- Tesbih, mizanın (terazinin) yarısıdır. Allah'ı hamd etmekse onu doldurur, tekbir ise yer ile gök arasını doldurur. O-ruç sabrın yarısıdır. Temizlik de imanın yarısıdır.
٢٣٢١ - التَّسْبِيحُ لِلرِّجَالِ وَالتَّصْفِيقُ لِلنِّسَاءِ وَمَنْ أَشَارَ فِي صَلَاتِهِ إِشَارَةٌ تُفْهَمُ عَنْهُ فَلْيُعِد (ها قض عن ابي هريرة)
2321- (Namazdayken görülen tehlikeye karşı) tesbih
584
sübhanellah diyerek ikaz) erkekler, tastik (el çırpmak) ise kadınlar cindir. Kim namazda anlaşılacak bir işarette bulunursa namazı ade etsin.
YanıtlaSil۲۳۲۲ - التسبيح للرجال والتصفيق للنساء (حم) ش عن جابر الشافعى شحم
خ م د ت ن هـ حب عن ابي هريرة خ هـ ش عن سهل بن سعد)
2322- Tesbih (namazdayken görülen bir hatayı bertaraf etmek için sübhânellâh demek) erkeklere, tasfik (ellerini birbirine vurmak sureti ile ikaz etmek) ise kadınlara mahsustur.
٢٣٢٣ - التَّسْبِيحُ مِنَ الغَازِى سَبْعُونَ أَلْفَ حَسَنَةٍ وَالحَسَنَةُ بعشر أمثالها
الديلمي عن معاذ)
2323- Gazinin gazadaki tesbihi yetmiş bin sevap kazan-dırır, bir hasenin karşılığı ise ondur.
٢٣٢٤ - التَّسْوِيفُ شُعَاعُ الشَّيْطَانِ يُلْقِيهِ فِي قُلُوبِ الْمُؤْمِنِينَ (الديلمي عن
عبد الرحمن بن عوف)
2324- Tesvif (daha vakti var, ileride yaparım demek), şeytanın mü'minlerin kalplerine bıraktığı bir şuadır.
٢٣٢٥ - التَّفَكَّرُ فِي عَظَمَةِ اللَّهِ وَجَنَّتَهُ وَنَارَهُ سَاعَةٌ خَيْرٌ مِنْ قِيَامٍ لَيْلَةٍ وَخَيْرُ النَّاسِ الْمُتَفَكَّرُونَ فِي ذَاتِ اللَّهِ وَشَرُّهُمْ مَنْ لا يَتَفَكَّرُ فِي ذَاتِ اللهِ (ابو الشيخ
عن نمشل عن الضحاك عن ابن عباس)
2325- Allah'ın mahlukatını, cennetini, cehennemini bir saat düşünmek, bir geceyi ihya etmekten daha hayırlıdır. İnsanla-in en hayırlıları, Allah'ın vahdaniyetini düşünenlerdir. Onların en kötüleri de Allah'ın vahdaniyetini düşünmeyenlerdir.
٢٣٢٦ - التَّفَقَّهُ فِي الدِّينِ حَقٌّ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ (الديلمي عن انس)
2326- Dinde bilgi sahibi olmak, her müslüman için vaz-geçilmez bir haktır.
585
5911- Atlarınızın alın saçlarını kesmeyiniz. Çünkü hayır onların alınlarına bağlanmıştır. Yelelerini de kesmeyin. Çünkü bunlar onların ısıtıcılarıdır. Kuyruklarını da kesmeyin. Zira bunlar onların yelpazeleridir. (Onlarla sinekleri kovarlar.)
YanıtlaSil٥۹۱۲ - لاَ تَقْضِيَنَّ وَلاَ تَفْصِلُنَّ إلا بمَا تَعْلَمُ وَإِنْ أشْكل عَلَيْكَ اَمْرٌ فَقَفْ حَتَّى تَبِينَهُ أَوْ تَكْتُبَ إلى فيه هـ عن معاذ)
5912- Ancak bildiğinle hüküm verip davayı hallet. Eğer bir müşkülle karşı karşıya kalırsan, onu iyice anlayıncaya kadar, yahut hakkında bana yazıp bilgi edininceye kadar dur.
٥٩١٣ - لاَ تَقُلْ بِلِسَانِكَ إِلا مَعْرُوفًا وَلاَ تَبْسُطُ يَدَكَ إِلَّا إِلَى خَيْرٍ" (خطب هب ض والبغوى وابن قانع وابن مندة عن الاسود بن اصرم طب عن ابي امامة)
5913- Dilinle ancak iyi olanı söyle. Elini ancak hayra aç.
٥٩١٤ - لاَ تَقْطَعُوا اللَّحْمَ بِالسَّكِينِ فَإِنَّهُ مِنْ صَنِيعِ الْأَعَاجِمِ وَلَكِنْ اِنْهَشُوهُ نَهْشًا فَإِنَّهُ أَهْنَأُ وَأَمْرَأُ (د هب ق عن عائشة)
5914- Eti bıçakla kesmeyin. Çünkü bu acemlerin işidir. Lakin onu ağızla koparın da öyle yiyin. Zira bu daha afiyetli ve lezzetli olur.
٥٩١٥ - لا تَقْطَعُوا الْخُبْزَ بِالسَّكِينِ كَمَا تَقْطَعُهُ الْأَعَاجِمَ وَإِذَا أَرَادَ أَحَدُكُمْ أَنْ يَأْكُلَ اللَّحْمَ فَلَا يَقْطَعْهُ بِالسَّكِينِ وَلَكِنْ لِيَأْخُذْهُ بِيَدِهِ فَلْيَنْهَشْهُ بِفِيهِ فَإِنَّهُ أَهْنَأُ وَأَمْرَأُ (هب طب عن ام سلمة)
5915- Acemlerin kestikleri gibi, ekmeği bıçakla kesme-
yin. Biriniz et yemek istediğinde bıçakla kesmesin. Eliyle tutsun. Ağzı ile koparıp yesin. Çünkü bu daha afiyetli ve lezzetli olur.
٥٩١٦ - لا تَقُلْ عَلَيْكَ السَّلامُ فَإِنَّ عَلَيْكَ السَّلَامُ تَحِيَّةُ الْمَوْتَى وَلَكِنْ قُلْ السَّلَامُ عَلَيْكَ (ن طب ق ك د ت ض عن جابر سليم الهجيمي)
1374
5916- Aleykesselam deme, Çünkü bu ölülerin selamlaş-masıdır. Şöyle de: "Esselâmü aleyke.
YanıtlaSil-٥٩١٧ - لا تَقُولُوا لِلْمُنَافِقِ سَيِّدُنَا فَإِنْ يَكُنْ سَيِّدَكُمْ فَقَدْ اَسْخَطْتُمْ رَبَّكُمْ حم د ن هب ض والروياني وابن السنى عن عبد الله بن بريدة عن ابيه)
5917- Münafığa "Efendimiz" demeyin. Çünkü o efendi-niz olursa, Rabbinizi kızdırmış olursunuz.
٥٩١٨ - لا تَقُولُوا مَا شَاءَ اللهُ وَشَاءَ فُلاَنٌ وَلَكِنْ قُولُوا مَا شَاءَ اللهُ : فلان (ط) ش حم د ن ق ض وابن السني عن حذيفة) شَاءَ
5918- Allah ve filan diledi demeyin. Şöyle deyin: "Allah diledi, sonra falan kimse diledi."
٥٩١٩ - لا تَقُولُوا رَمَضَانَ فَإِنَّ رَمَضَانَ اِسْمٌ مِنْ أَسْمَاءِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَلَكِنْ قُولُوا شَهْرُ رَمَضَانَ (عد ق وابو الشيخ عن ابي هريرة)
5919- Ramazan demeyin. Çünkü Ramazan Allah'ın isim-lerinden biridir. Şöyle deyin. Ramazan ayı.
٥٩٢٠ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَتَبَاهَى النَّاسُ فِي الْمَسَاجِدِ (حم د ه ع حب
طب قض والدارمي وابن خزيمة عن انس 5920- İnsanlar mescitlerde birbirlerine karşı övünmedik-çe kıyamet kopmaz.
٥٩٢١ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُمْطَرَ النَّاسُ مَطَرًا عَامًا وَلَا تَنْبُتُ الْأَرْضُ شَيْئًا (حم ض ع عن انس)
5921- İnsanlar bol rahmete kavuştukları halde yerleri hiçbir şey vermeyecek. (Böyle bir vakte kadar) kıyamet kopmaz.
٥٩٢٢ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى لاَ يُقَالُ فِي الأَرْضِ اللَّهُ اللهُ (حم م ت ع حب ك وعبد بن حميد عن انس ك عن ابن مسعود
1375
5922-Yeryüzünde "Allah, Allah" denildikçe kıyamet kop
YanıtlaSilmaz.
٥٩٢٣ لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يتقارب الزَّمانُ فتكون السنة كالشهر والشَّهْرُ كَالجُمُعَة وتكون الجمعة كاليوم ويكون اليوم كالسَّاعَة وَتَكُونُ السَّاعَةُ كالضَّرِمَةِ بِالنَّارِ" (حم ت غريب عن الس)
5923- Zamanlar kısalıncaya kadar, yani bir sene bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün gibi, bir gün bir saat gibi, bir saat bir ateş tutuşması gibi kısalmadıkça kıyamet kop-maz.
٥٩٢٤ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ إِلا وَطَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي ظَاهِرُونَ عَلَى النَّاسِ لَا يُبَالُونَ مَنْ خَذَهُمْ وَلَا مَنْ نَصَرَهُمْ (هـ عن معوية)
5924- Kıyamete kadar ümmetimden bir taife devamlı olarak herkese karşı galip bir durumda olacak. Kendilerine dolap çevirenlere de, yardım edenlere de aldırmayacaklar.
٥٩٢٥ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَحْسُرَ الْفُرَاتُ عَنْ جَبَلٍ مِنْ ذَهَبٍ يَقْتَتِلُ عَلَيْهِ النَّاسُ فَيَقْتَتِلُ تِسْعَةُ أَعْشَارِهِمْ (طب) عن ابي بن كعب هـ عن ابي هريرة)
5925- Fırat nehri, altından bir dağın üzerini açmadıkça, kıyamet kopmaz. İnsanlar, onun yüzünden birbirlerini öldürecek-ler, onda dokuzu o harpte öldürülecek.
٥٩٢٦ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُقْبَضَ الْعِلْمُ وَتَكْثُرَ الزَّلَازِلُ وَيَتَقَارَبُ الزَّمَانُ وَتُظْهَرُ الْفِتَنُ وَيُكْثَرُ الْهَرَجُ وَهُوَ الْقَتْلُ حَتَّى يَكْثُرَ فِيكُمْ الْمَالُ فَيَفِيضُ (خ هـ م عن أبي هريرة
5926- İlim ortadan kalkmadıkça, depremler çoğalma-dıkça, zaman kısalmadıkça fitneler başgöstermedikçe, herc (cina-yet) çoğalmadıkça, taşıncaya kadar mal, sizlerde bol ve çok ol-madıkça kıyamet kopmaz.
1376
٥٩٢٧ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَكثر فيكُمْ الْمَالُ فيفيضُ حَتَّى يُهم رب الْمَال مَنْ يَقْبَلُ صَدَقَتَهُ وَحَتَّى يُعْرِضَهُ فَيَقُولُ الَّذى يَعْرضُهُ عليه لا ارب لى
YanıtlaSilفيه ( خ م عن ابي هريرة)
5927- Mal sizde çoğalıp taşmadıkça kıyamet kopmaz. Öylesine çoğalıp taşacak ki, kimse zekât verecek kimseyi bula-mayacak ve sunduğu her kişi: "Benim buna hiçbir ihtiyacım yok-tur." diyecek.
٥٩٢٨ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَقْتَتِلُ فِئَتَانِ عَظِيمَتَانِ فَيَكُونُ بَيْنَهُمَا مَقْتَلَةٌ عَظِيمَةٌ دَعْوَاهُمَا وَاحِدَةٌ وَلَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُبْعَثَ دَجَّالُونَ كَذَّابُونَ قَرِيبًا مِنْ ثَلَاثِينَ كُلُّهُمْ يَزْعُمُ أَنَّهُ رَسُولُ الله" (حم خ م د ت عن ابي هريرة)
5928- Davaları aynı olan iki büyük fırka çarpışmadıkça kıyamet kopmaz. Aralarında büyük bir çatışma olacak. Hepsi de Allah'ın Rasulü olduklarını iddia eden otuza yakın yalancı Deccal çıkmadıkça kıyamet kopmaz.
٥٩٢٩ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا الْيَهُودَ حَتَّى يَقُولُ الْحَجَرُ وَرَانَهُ الْيَهُودُ يَا مُسْلِمُ هَذَا وَرَائِي يَهُودِيٌّ فَاقْتُلْهُ (خ م عن ابي هريرة)
5929- Yahudilerle çarpışmadıkça, hatta taş: "İşte yahudi arkamdadır, öldür onu." demedikçe kıyamet kopmaz.
٥٩٣٠ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا التَّرْكَ صِغَارَ الْأَعْيُنِ حُمُرُ الْوُجُوهِ ذُلْفُ الْأُنُوفِ كَأَنَّ وُجُوهُهُمُ الْمِجَانُ الْمُطَرَّقَةُ وَلاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا قَوْمًا نِعَاهُمُ الشَّعْرُ وَلَيَأْتِيَنَّ عَلَى أَحَدِكُمْ زَمَانٌ لأَنْ يَرَانِي أَحَبُّ إِلَيْهِ مِنْ أَنْ يَكُونَ لَهُ
مِثْلُ أَهْلِهِ وَمَالِهِ ش خ م د ت هـ عن ابي هريرة)
5930- Küçük gözlü, kırmızı yüzlü, yassı burunlu, yüzleri
sahtiyana bürünmüş kalkanı andıran Türklerle çarpışmadıkça kıyamet kopmaz. Pabuçları kıl olan bir kavimle siz harp etmedik-çe kıyamet kopmaz. Size öyle bir zaman gelecek ki, beni gör-
-1377-
mesi, kendi çoluk çocuğunu ve malını görmesinden daha sevimli olacak.
YanıtlaSil-٥٩٣١ - لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا خُورًا وَكرْمَانَ مِنَ الأَعَاجِم حُمر الْوُجُوهِ فُطْسُ الْأُنُوفِ صِغَارُ الْأَعْيُنِ كَأَنَّ وُجُوهُهُمُ الْمِجَانُ الْمُطَرَّقَةُ نِعَاهُمُ الشَّعْرُ (خ حم عن ابى هريرة)
5931- Siz, Acemlerden düz burunlu, kırmızı yüzlü, küçük gözlü, yüzleri sahtiyana bürünmüş kalkanı andıran, pabuçları kıl dan olan Hevza veya Kerman kabileleri ile çarpışmadan kıyamet kopmaz.
٥٩٣٢ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرَبِهَا فَإِذَا طَلَعَتْ مِنْ مَغْرَنَا وَرَآهَا النَّاسُ آمَنُوا اجْمَعُونَ فَتِلْكَ حِينَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِنْ قَبْلُ (حم خ م د هـ عن ابي هريرة)
5932- Güneş batıdan doğuncaya kadar kıyamet kop-maz. Batıdan doğunca bütün insanlar iman edecekler ama önce-den iman etmeyenlerin o anda iman etmeleri kendilerine hiçbir yarar sağlamayacak.
٥٩٣٣ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَمُرَّ الرَّجُلُ بِقَبْرِ الرَّجُلِ فَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي مَكَانَهُ (مالك حم م خ عن ابي هريرة)
5933- Kişi bir kabrin yanından geçerken: "Ah keşke ben de burada olsaydım." deyinceye kadar kıyamet kopmaz.
٥٩٣٤ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَخْرُجَ رَجُلٌ مِنْ قَحْطَانَ يَسُوقُ النَّاسَ بِعَصَاهُ*
خ م عن ابي هريرة)
5934- Kahtan'dan bir adam çıkıp, insanları önüne katıp asasıyla sevk edinceye kadar kıyamet kopmaz.
٥٩٣٥ - لا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَخْرُجَ قَوْمٌ يَأْكُلُونَ بِالْسِنَتِهِمْ كَمَا تَأْكُلُ الْبَقَرُ بِالْسِنَتِهَا (حم ض والخرائطى عن سعد)
1378
Seyh fir. Risale-i Hamidiye'de vazmis, o metullahi aleyh), o kitaplardan yüz on delil, nübüvvet-i Ahmediyeye dair çı Işte bu kadar tahrifatla beraber, şu zamanda dahi, meşhur Hüseyin Cisri (rah şişlerine ve Yahudi ve Nasara ulemasina ispat ederek iskat etmiş. Matini, kes llah I Hindi (allame i meshur), katub ü sabikamin birder yerde risalevi de Man
YanıtlaSilMahrec payesi ile taltifi Için Şeyhülislam tarafından Irade-i Seniyye Layihası yazıldı.
- 1949 - Kuzey Atlantik Paktı Antlaşması (NATO) yürürlüğe girdi.
1970 - Nur Talebelerinden Mustafa Polat vefat etti.
AGUSTOS
24
PAZAR
O gun insan, "Kaçacak yer neresi!"
diyecektir.
Kıyamet: 10
1 1447 R.EVVEL
BİR HADİS Allah birinize bir servet ihsan ettiğinde önce kendisi ve aile efradının ihtiyaçlarına harcasın.
RUMI: 11 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 111
Müslim, İmare: 10
Ey insan! Sen kudreti nihayetsiz bir Kadîr, rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zülcelâlin memlûküsün. Öyle ise sen, kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme; çünkü hayatı veren Odur, idare eden de
Imrak Günes Bale
Odur. Sözler
TARIHTE BUGÜN
YanıtlaSil1876-Graham Bell ile yardımcısı Thomas Watson, ilk telefon görüşmesini yaptılar.
1919 - Çin'de kölelik kaldırıldı.
MART
10
SALI
BİR AYET
Allah'ın kudreti herşeye galiptir ve her işi hikmet iledir.
Bakara Suresi: 228
20 1447 RAMAZAN
BİR HADİS
Ben rahmet olarak gönderildim, azap olarak değil.
RUMI: 25 ŞUBAT 1441
KASIM: 123
Şükürde bir zahmet yoktur. Bilakis, nimetin lezzetini arttırır.
ادة
Mesnevî-i Nuriye
diyet-i Ahmediye (asm) icinde dua eden teveccihen el kaldırıp, nev-i beşerin hüläsa-i ubudiyetini Acaba, bütün beni Ademi arkasına alıp şu arz üstünde durup, câmi hakikat-i ubu Arş-1 A'zama mü
YanıtlaSilPARINTE BUSOR
Risalet & Ahmediye (asm)
1909 Bediuzzaman Said Nursi 31 Mart Vak'asına
karıştığı iddiasıyla tevkif edildi, Divan-1 Harb-i Örfi'de yargılandı ve beraat etti.
2016-Son Şahitler'den Ali Çakmak vefat etti.
2019 - Son Şahitler'den Kezban Tokpınar vefat etti.
30
CUMARTESİ
SATURDAY
NİSAN
APRIL
N Allah gafürdur, günahları çok bağışlar.
Bakara Suresi: 225
BİR HADİS
Dilin zinası müstehcen konuşmaktır.
Kanaatsizlik, çalışmanın şevkini kırar, tenbelliğe atar, hayatından şekvâ kapısını açar, mütemadiyen şekvâ ettirir. Hem ihlâsı kırar, riyâ kapısını açar. Hem izzetini kırar,
dilencilik yolunu gösterir. Lem'alar
DERERT I HUKKAM
YanıtlaSil28- Davă: 1822. maddede beyån olunduğu üzre müdde'ä-aleyh bilå-özr yanı, dılsız veya sağır olmak gibi bir özrü yok iken sükût etse müdde'ä-bihi inkâr etmiş add olunur.
29- Bir kimse bir arsayı veya håneyi "mülkümdür" diye diğer kimesneye bey' ve teslim ettiğini ve müşterinin bir müddet ol arsada ebniye yapmak yahut ağaç dikmek gibi bir vechile tasarruf-ı mülläk ile tasarruf eylediğini bir şahıs görüp de, bila-özür sükût etse o şahıs, mezkûr arsa kendisinin olmadığını ikrår etmiş addolunup, 1659. madde vechile artık o arsayı da'va edemez. Amma müşteri ber-vech-i mezkür tasarruf etmemişken yal-nız bey' ve teslim zemānında hazır bulunup, sükût etmesiyle hakk-ı da'våsı såkıt olmaz.
Şu yirmi dokuzuncu mesele ile bu maddenin fıkra-i ülâsına müteferri' birinci mesele beyninde olan farka dair "Ref'u'l-İştibah an Kelâmil-Eşbah" nåmıyla bir risåle te'lif olun-muştur ki, hülāsa-i münderecâtı ber-vech-i åtí nakl olunur. Şöyle ki, mårrü'z-zikr birinci mes'lede mebi, såkitin olduğu ma'lûm olmağla gayrın yåni, bâyï'in onda tasarruf eyle-mesi üzerine målikin sükûtu izin add olunmuyor. Amma şu yirmi dokuzuncu meselede mebi sakitin olması gayr-ı ma'lüm olduğundan ber-vech-i meşrûh tasarruf esnasında tül müddet sükûtu hakkını muskıt oldu. Hatta bir akär huccet ve beyyine-i şer'iyye ile bir kimse yedinde iken diğer kimesne onu fuzûlen åhara sattığı sırada ol kimsenin sükûtu ile hakkı sakıt olmaz.
30- Bir şahıs bir malı "mülkümdür" diye ekäribinden bir kimesne yahut zeve veya zev-ceden birisi diğeri huzûrunda âhara bey' ve teslim ettiğinde o kimesne yahut zeve veya zevceden biri görüp de sükût etmiş iken sonra ol mal benimdir yahut onda hissem vardır diye da'vå etse, bu sükût o mal kendi malı olmadığını ikrår demek olmağla işbu da'vâsı istima' olunmaz. (1659. maddeye bak.)
31- Kaza- Kendisine kadılık veya välilik tefviz olunan kimesnenin sükûtu kadılığı veya väliliği kabüldür. Amma redd ile merdûd olur.
68. MADDE
[Bir şeyin umûr-ı bâtınede delili, ol şey makâmına kâ'im olur.) Bu madde Mecâmi' 'de “دليل الشَّيْئ في الْأُمُورِ الْبَاطِئَةِ يَقُومُ مَقَامَهُ" diye mezkur olan kä'idenin tercümesidir.
[Yâni, hakikatine ıttıla'] ve kesb-i vukûf [müte'assir olan) şeyin [umûr-ı bâtına) yâni âşikâr olmayan her bir emir[de] ol emrin [delîl-i] ve sebeb-i (zahirisi ile hükmolunur.]
Hūlâsa-i kelâm, bir şeyin vücûdu hafi ve ona kesb-i vukûf müte'assir olur ise, ol şeyin se beb-i zahirisi ol şey makâmına ikāme olunur. Zirâ beşer hafâyâ-yı umůra muttali olama Ona yalnız delîl-i záhirisiyle vakıf olabilir.
142
DÜRERÜ'L-HÜKKAM
YanıtlaSilSERHU MECELLETİ'L-AHKAM
MUKADDIME MAKALL-E SANIYE
YanıtlaSilDelîl, şol şeydir ki, ol şeye ilim, şey'i âhara ilmi müstelzim ola. Meselâ bir kimse, ba'îd ma-halde duman görse, bunu orada ateş mevcûd olduğuna delîl ittihâz eder.
Bu madde üzerine müteferri' bazı mesâil birer ünvân tahtında ber-vech-i zîr beyân olunur.
Bey': 183. madde vechile bir kimse bey'i îcab ettikten sonra diğer taraftan kabûl olun-
1
1
MURADDIME
YanıtlaSilDelil, şol şeydir ki, ol şeye ilim, şey'i âhara ilmi műstelzim ola. Meselá bir kimse, ba'id ma-halde duman görse, bunu orada ateş mevcûd olduğuna delil ittihâz eder.
Bu madde üzerine müteferri bazı mesȧil birer ünvân tahtında ber-vech-i zir beyân olunur.
Bey': 183. madde vechile bir kimse bey'ı icab ettikten sonra diğer taraftan kabül olun-madan i'râza delâlet eder bir kavl yahut fi'il bulunur ise îcâb bâtıl olur. Zirá i'râz umûr-1 bâtıneden olup, gayr cânibinden hakikatine muttali' olmak müte'assir olmağla delil-i zá-hirîsi olan mezkůr kavl veya fi'il ile i'râza hükmolunur. Ve bu kavl veya fi'ilden maksad, i'râz olmasa bile i'râz sabit olur.
Kezâ 344. maddede zikrolunduğu üzre müşteri satın aldığı hayvanın ayıbına muttali ol-duktan sonra tedavi etse, ayıba rızâ umûr-ı bâtıneden bulunduğuna mební delil-i zähiri-si olan tedâvîye binâen ayıba râzı olduğuna hükmolunur. Ve bundan sonra mebli hiyår-ı ayb sebebiyle reddedemez.
Emânât: 769. ve 770. maddelerde beyân olunduğu üzre bir kimse, lukatayı kendine mülk edinmek kasdıyla alır ise găsıb ve sahibine vermek kasdıyla ahz eyler ise vedi hükmün-de olur. Fakat bu kasd umûr-ı bâtıneden olduğu cihetle delîl-i zahirisi ile amel olunur. Şöyle ki, o kimse lükatayı kabz ederken sahibine reddetmek kasdıyla aldığını işhâd eder "şâhidlere söyler" ve muahharan sahibi bulmak için mecâmi'i nâsda "kalabalık yerlerde" i'lân ve işâ'a eder ise lükata ol kimse yedinde vedî'a ve illâ mål-i mağsûb hükmünde olur. Nitekim, sâlifü'z-zikr 769. madde şerhinde tafsil olunacaktır.
Beyyinât: Şehadet dahi bu kā'ide üzerine müteferri mesâildendir. Şöyle ki, bir kimse yedinde bir mal bulunduğunda onun mezkûr mala vaz'ı yedi ile mezkûr mal ol kimse-nin mülkü olduğuna istidlâl olunabileceğinden, şâhid mål-ı mezkûr ol kimsenin mülkü olduğuna şehadet edebilir. Zira şahid için bila-münâza'a vaz'ı yedden başka mülkiyete delîl yoktur. Gayet-i mâ-fi'l-bâb şâhid, esbâb-ı mülkden olan şirâ ve emsâlini mu'âyene ile mezkûr mal müdde'înin mülkü olduğuna kesb-i ıttıla' edebilir ise de esbâb-ı mezkûre dahi vaz'-1 yede râci'dir. Çünkü mümellikin mülkünün sübūtu dahi bila-münâza' vaz'-1 yedden başka bir şey ile ma'lům değildir. Hatta böyle olmasa idi müşterinin ondan te-mellükü câiz olmaz idi.
Tafsilât-ı ânifeden anlaşılır ki, şâhidin hakikat-i mülke våkıf olması müte'azzir olduğu cihetle, onun i'timâd ve istinad edeceği şey mülkün delil-i zâhirisi olan vaz-ı yede i'tibâr etmektir. Hattå ber-vech-i mezkûr mu'âyene-i yed ile mülke şehådet etmek câiz olmasa idi bâb-ı şehadetin seddi "kapanması" lâzım gelir idi.
Ukūbât: Kātil üzerine kısâsın icrâsı, kätilin katli kasd eylemesine mütevakkıf olup, fakat kasd, emr-i bâtınî olduğundan âlet-i katl kasd makamına ikäme edilerek âdeten eczâ-yı bedeni tefrîk eden "parçalayan" âlet ile katleylemiş ise katl-i mezkûr amd i'tibâr oluna-rak kısâs lâzım gelir.
143
934
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
Böyle dedikten sonra, ateşe doğru yollandı.
Çünkü, o görünen şey, ateş değildi; nurdu. Ateşin göründüğü yere vardığı zaman, baktı ki: Ateşten eser yok
. şanı büyük mukaddes Allah, lafız ve harflerden münezzeh olarak, Mu-Musa a.s. o mekana geldiği zaman, cihet ve mekândan münezzeh. eyledi.. Onun ricası üzerine, kardesi Harun'a dahi peygamberlik ih-sa'yı a.s. kelam nimetine mazhar edip nübüvvet ve risaletle şerefyah san olundu. Her ikisi birden, açık bevyinelerle, Firavun'u imana da-vet için, peygamber olarak gönderildiler.
İçinsapas. Yüceler Yücesi Álemlerin Rabbının münacaat ve mü-kâleme lezzetine dalıp tad alarak orada vedi gün ve yedi gece kaldı. Bu manaların tafsili pek çoktur. Ancak, burada pek tafsil cihe-tine gidilmeden, icmal yollu anlatıldı.
Sonra..
Musa a.s. Medyen'den, buraya gelinceye kadar, Firavun hususun-da pek ziyade korku içindeydi. Kendisine risalet ihsan olunup:
Korkma.
Diye, Ålemlerin Rabbından bir yasak fermanı çıkınca, o korku ta-mamen kendisinden zail olup gitti.
Mısır'a yakın geldiği zaman, kardeşi Harun, ilâhî vahiy ile, Mu-sa'yı karşıladı. Birbirleri ile musafaha edip sarıldılar. Tam bir şekilde
mesrur oldular.
Daha sonra, ilâhî ferman gereği olarak, Firavun'a geldiler.
Musa a.s. Firavun'u gördüğü zaman, yüce dergâha teveccüh edip
şu duâyı okudu:
Allahım, senin heybetini ve sultanlığını onun boğazına ve kalbine koy, onun şerrinden ve mekrinden sana sığınırım.
Musa'nın a.s. bu duâsı üzerine, Firavun'un kalbine o kadar korku duştü ki, her nerede Musa'yı a.s. görse, kendisini tutamaz, dehşetli korkuya kapılır, bozulurdu.
MUSA'NIN KADINI VE ÇOCUKLARI
Sonra..
Musa a.s. ehlinin yanından gittikten sonra, onlar sabaha kadar yolunu gözleyip beklediler. Sabah olduğu zaman, baktılar ki: Musa'-dan a.s. eser yok. Çok araştırdılar; ama hiç bir yoldan haber alamadı-lar. Sonunda ümitlerini kestiler.
Ancak, o koyunları güden, köle gayet akıllı, yol bilir bir kimse idi. Koyunları ve Musa'nın hanımı Safura'yı, çocuklarını alıp Medyen ta-rafına yol alarak geldi; hepsini, Safura'nın babası Şuayb'e teslim etti. Onlar dahi, taa, Firavun denizde boğulup ölünceye kadar Şuayb'in a.s. yanında kaldılar.
Bundan sonra, Şuayb a.s. kızı Safura'yı, oğullarını, koyunlarını Musa'ya a.s. yolladı; teslim ettirdi.
Şimdi, buraya kadar anlatılan manalara göre, son cümlenin kısa-ca şerhli manası şu olur:
KARA DAVUD
YanıtlaSil935
Ey Suyb a.s. peygamberin kızları koyun güderken; Musa'ya nikâhla verdiği kızı Safura'yı Tur yanında yolu kaybedip yaban yer-lerde kalmış iken: cümle afattan, kederden korumak sureti ile tam bir temizlik ve nezahetle babası Suayb'e ve kocası Musa'ya veren şa-buyük, nimeti her şeye samil kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah:
Senden dileğimdir: Muhammed'e salát eyleyesin.
Bu cümlenin, daha açık şerhli manası şudur:
Allahım, bizzat sen, o beğenilen işlerin, takdir edilen huyların sa-hibi: bütün olgunluk alâmeti işleri özünde toplayan, doğru sözlü, tat-Idilli Resulüllah S.A. efendimizin; yüce şanına, üstün rütbesine, ha-biblik sıfatına layık olarak kendisine salât eylemeni niyaz eylerim. Hem de her haline şamil bir salâtla..
Keza bütün nebilere ve resullere de..
Yani: Bunlara dahi, şanlarına layık salât eylemeni dilerim.
YÜZ ON BEŞİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
- Ey o Yüce Zat ki..
Yani: Feyzini ve bereketini yağdıran Vacib'il-Vücud Allah.. Ki
zatın:
Muhammed'e ŞEFAAT, DERECE-İ REFİA bağışladı..
Bu cümlede geçen:
ŞEFAAT.
Lafzının ifade ettiği mana şudur:
Şefaat çeşitlerinin cümlesi.. bilhassa zatına has olan, umum mah-şer halkının tümüne edeceği büyük şefaat.
- DERECE-İ REFİA.
Cümlesinden çıkan mana ise, şudur: Dünya âleminde derecelerin en yükseği.. Bu yüksek derece icabı olarak, Resulüllah S.A. efendimizin mübarek zatı: Semalara, Sidre'ye, Kürsî'ye Arş'a yükselip, iki yayın birleşimi, hatta daha da yakın sırrın mazharı olmuştur. Cihet ve me-kândan münezzeh olarak, Yüce Yaratıcı'nın cemalini, baş gözü ile mü-sahede etmiştir. Bütün istedikleri, arzu ettikleri kendisine ihsan olun du. Böylelikle, cümleden mümtaz bir durum kazandı.
Mahşer günü, kendisinin yüksek derecesine gelince.. Onlar: Liva-i Hamd, Havz-ı Kevser ve Makam-ı Mahmud ihsanıdır. Böylelikle müm-taz bir durum kazanımıştır.
Cennetteki yüksek derecesine gelince, derecelerin ve makamla-rın en yükseği olan vesile makamı, onun yüksek derecesidir.
Devam edelim:
- Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
KARA DAVUD
YanıtlaSil935 nikâhla verdiği kızı Safura'yı Tur yanında yolu kaybedip yaban yer-Ey Suvb a.s. peygamberin kızları koyun güderken; Musa'ya lerde kalmış iken: cümle afattan, kederden korumak sureti ile tam bir temizlik ve nezahetle babası Şuayb'e ve kocası Musa'ya veren sa-buyük, nimeti her şeye samil kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah:
Senden dileğimdir: Muhammed'e salat eyleyesin. Bu cümlenin, daha açık şerhli manası
şudur: Allahım, bizzat sen, o beğenilen işlerin, takdir edilen huyların sa-hibi: bütün olgunluk alâmeti işleri özünde toplayan, doğru sözlü, tat-biblik sıfatına layık olarak kendisine salât eylemeni niyaz eylerim. Hen 1 dilli Resulüllah S.A. efendimizin yüce şanına, üstün rütbesine, ha-de her haline şamil bir salâtla..
Keza bütün nebilere ve resullere de..
Yani: Bunlara dahi, şanlarına layık salât eylemeni dilerim.
YÜZ ON BEŞİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Ey o Yüce Zat ki..
Yani: Feyzini ve bereketini yağdıran Vacib'il-Vücud Allah.. Ki
zatın:
Muhammed'e ŞEFAAT, DERECE-İ REFIA bağışladı..
Bu cümlede geçen:
ŞEFAAT.
Lafzının ifade ettiği mana şudur:
Şefaat çeşitlerinin cümlesi.. bilhassa zatına has olan, umum mah-şer halkının tümüne edeceği büyük şefaat.
DERECE-İ REFİA.
Cümlesinden çıkan mana ise, şudur: Dünya âleminde derecelerin en yükseği.. Bu yüksek derece icabı olarak, Resulüllah S.A. efendimizin mübarek zatı: Semalara, Sidre'ye, Kürsî'ye Arş'a yükselip, iki yayın birleşimi, hatta daha da yakın sırrın mazharı olmuştur. Cihet ve me-kândan münezzeh olarak, Yüce Yaratıcı'nın cemalini, baş gözü ile mü-şahede etmiştir. Bütün istedikleri, arzu ettikleri kendisine ihsan olun-du. Böylelikle, cümleden mümtaz bir durum kazandı.
Mahşer günü, kendisinin yüksek derecesine gelince.. Onlar: Liva-i Hamd, Havz-ı Kevser ve Makam-ı Mahmud ihsanıdır. Böylelikle müm-taz bir durum kazanımıştır.
Cennetteki yüksek derecesine gelince, derecelerin ve makamla-rın en yükseği olan vesile makamı, onun yüksek derecesidir.
Devam edelim:
Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
936
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT ŞERHİ
Bu cümlenin, daha açık şerhli manası şudur:
Allah- Taala, Resulüllah S.A. efendimizin şanını yükseltsin.
Dünyada ve Ahirette, bütün hallerinde, tüm kötülüklerden, müba rek tablatlarına uymayan işlerden selâmet ihsan eylesin.
Netice, mana şudur: Ey bunca ihsanları Resulüllah S.A. efendi-mize veren Yüce Allah, senden dileğim odur ki:
Benim için günahlarımı bağışlayasın.
Bu cümle ile anlatılmak istenen geniş mana şudur:
Ey ihsanları ve nimetleri hibe eden; af, mağfiret, cömertlik, kerem sahibi; günahları bağışlayan, sıkı şlayan, sıkıntıları açan; sevgili Habibine ettiğin bu üstün ihsanların, güzel hibelerin hürmetine ve keremi ile yüce dergahına tazarru ve niyaz edip beni af, mağfiret ederek hoş gör-meni dilerim.
Bu tazarru ve niyazımı: Gizli, aşikâre, bilerek, bilmeyerek, yatull-ma ve sehiv eseri işlediğim cümle günahlarım için yaparım.
Devam edelim:
Keza, ayıplarımın da tümünü örtmeni dilerim.
Bu cümlenin, daha açık şerhli manası şudur:
Ey ayıpları örten Yüce Hak, sırf lütuf, kereminle ayıplarımın ve günahlarımın tümünü af ve mağfiretle kapa. Dünyada ve âhirette, beni onlarla sorguya çekip rüsvay etme. Bunun için, affını niyaz ede-rim.
Bu cümlede geçen:
Günahlarım, ayıplarıım.
Lafızları, izafetli kullanılmıştır. Şunun için ki: Bütün günahları ve ayıpları kapsamına ala.
Tümünü.
Lafzı ise.. üstte anlatılan dileği tekid etmek için kullanılmıştır. Yani: Affa ve mağfirete uğrayan ayıbın ve günahın tümden örtül-mesi ve kapanmasını temenni babında..
Devam edelim:
Beni ateşten kurtar..
Bu cümle ile, yapılan dilek şu manaya gelir:
Ey helâke gidenleri kurtaran, darda kalanların duâsına icabet eden, zatına sığınanları korktuklarından emin kılan, emin ve halås eden kurtarıcı şanı büyük Allak.. ben zelil, aciz; kusur, ayıp dolu; gü-nah ile ayıplı kulun Kerim Rahim zatından niyaz ederim: Mahza faz-lınla beni ateşten kurtar.
Yani: Cehennem azabından.. Daha açık mana ile: Kabirde, mah-şerde, cehennem azabından kurtarıp onun içine girmekten beni emin kıl, koru. Zatından niyazım budur.
Devam edelim:
- RIDVAN'ını benim için gerekli kılasın..
Bu cümlede geçen:
Gerekli kılasın.
KARA DAVUD
YanıtlaSilCümlesi için yapılan şerh şöyledir:
937
Ey dualara icabet eden Yüce Zat, fazl ü kereminden niyazım odur ki, bir fazilet olarak beni nall eyleyesin..
Yani: RIDVANINA..
Burada geçen RIDVAN tabirinin kısaca manası şudur:
Dúnya ve âhirette beni mübarek rızana nail eyleyesin; ulaş
tırasın.
Şöyleki: Dünyada beni, mübarek rızanın yollarını takib etmekte başarılı kılasın. Böylece, cümle şer'i hükümlerini, yüce emirlerini, sev-gili Habibin Resulüllah S.A. efendimizin sünnetini işleyerek, üstün yolunca gidip gereğini yapmayı nasib eyleyesin.
Vermiş olduğun bütün hükümlere razı kılasın. Nimetine şükür edip belana da sabır yolunu tutmakta başarılı eyleyesin.
Her halde, Yüce Zatından gelen her şeye karşı razı olmak başa-rısı isterim.
Ahirette ise.. azapsız olarak, doğruca cennete girmeyi, mübarek cemalini müşahede dilerim.
İşbu anlatılan kusurların tamamı ile, en büyük rızana vâsıl ol-mayı niyaz ederek dilerim.
Emanını isterim.
Demek olur ki:
Fazl, lütuf, kerem ve inayetinle bütün korktuklarımdan eman ihsan eylemeni dilerim.
Dünya âleminde türlü türlü belâ ve mihnetlerden, afetlerden ve sıkıntılardan, zorluklardan ve şiddetlerden, görünür görünmez kaza-larından eman dilerim.
Son nefeste kötü gitmekten korumanı niyaz eder isterim.
Ahirette ise.. kabir azabından, hesabımın güçlüğünden, mahşerin türlü sıkıntı ve şiddetlerinden, oranın çok büyük korkusundan eman ihsan etmeni rica, niyaz eder isterim.
Gufranını dilerim.
Bu cümlenin daha açık manası şu demeğe gelir:
Ey günahları bağışlayan, affınla, inayetinle irtikåp ettiğim bütün günahlarımı ve seyyiatımın tümünü bağışla. Dünyada ve ahi-rette, o günahlarımla ve o kötülüklerimle beni tutup rüsvay etme. Af-fet, mağfiret eyle, o kötülüklerimi kapa. Zatından dileğim budur.
İhsanını dilerim.
Bu cümlenin şerhli manası şudur:
Ey in'am ve ihsan eden şanı büyük Allahım, sırf fazlın ve inaye-tinle, din işlerimde bana yararlı olan şeyleri ihsan eyle. Zira böyle bir ihsanın, belâdan korunmam sayılır.
Aynı şekilde, dünya işlerimde dahi bana yararı olan şeyleri ih-san eyle. Çünkü: Bu ihsanların, benim dünyada geçinecek maaşımdır.
1938
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
Ahirette dahi, bana yararı olan iyi şeyleri ihsan eyle. Çünkü, ога-sı benim sonunda varacağım yerdir.
lik, in'am ve keremlerinle ben kuluna lütfunu, çeşitli nimetlerini her-Ey gaybleri bilen Yüce Allah, bu anlatılan işlerin cümlesinde; lyl halde ihsan eylemeni niyaz edip isterim.
Cennetinde bana TEMETTÜÜNÜ isterłm.
Bu cümlede geçen:
TEMETTÜ
gelmeven türlü türlü üstün nimetler, lütuflar.. Demek olur ki: Lafzı ile ifade edilen mana şudur: Menfaatler, faziletler, hesaba
Allahım, bu nimetlerin tümü ile, beni ganimetlere ermişlerden kıl. Ama cennette..
Cennet ebedi verdir. Kendisi dahi, ebedi ve sermedi bir nimettir.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Beni dünyamda ve âhiretimde temmettü'lendirmek sureti ile, lay-dalandırmanı rica ederim. Yani: Dünya ve âhirette beni ganimete er-dirmeni dilerim. Şöyleki:
Dünyada, kalbimden masivayı çıkar. Ancak, yüce zatını zikir ve cümle nimeti senden ummak, cümle verdiklerine razı olmak sureti ile; her şeyi ancak senden niyaz etmek, her halimde senden çekinmek. dünyada iken, böylece cennet nimeti ile nimetlendirmeni dilerim.
Ahirete gelince.. nimet evin olan cennetin içinde ve orada veli kul-ların için hazırladığın gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, hiç bir beşerin kalbine gelmeyen üstün nimetlerinle ben kulunu menfaat lendirmeni niyaz eder isterim.
Hem de, kendilerine in'am ihsan buyurduğun nebiler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraber..
Bu cümlede geçen:
Salihler.
Sıfatı için şu mana vardır: Mübarek emrinle amel eden, yasakla-rından tamamen kaçınan, âhiretini islâh eden zatlar..
Demek olur ki:
Ya Allah, beni bu güzel zümre ve şerefli cemaatle beraber cen-nat-ı aliyatında çeşitli nimetlerinle nimete erdir. Her türlü kereminle ganimete erdir.
Çünkü sen, her şeye kadirsin.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Her mümkün olan varlık üzerine, dilediğin gibi tasarruf edersin. Hem de tam bir kudretle.. Zatına göre; büyük, küçük, kolay, zor diye bir şey yoktur. Zatına karşı hepsi aynıdır. Her neye ki, üstün iraden taalluk eder; o şey, durmaksızın derhal yerine gelir.
**
KARA DAVUD
YanıtlaSil030
واحيانَكَ وَتَعَى فِي حَكَ مَعَ الَّذِينَ أنت عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصَّدِيقِينَ وَالشُّهَنَا والصَّالِحِينَ إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ ١١٦ وَصَلَّى اللهُ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى اللَّهُ مَا أَرْعِهَا لِلرِّبَاحُ بِحَابًا ركا مَا وَذَاقَ كُلِّ دَى رُوجٍ حَما مَا وَأَوصل السَّلَامَ لِأَهْلِ السَّلَامِ فِي دَارِ السَّلَامِ تَحِيَّة وسلاما اللَّهُمَّ أَفْرُهُ لَنْ لِمَا خَلَقْتَنَى لَهُ وَلَا د تعْلَمُ بِمَا تَكَفَّلْ لِيهِ وَلَا تَحْرَ مِنَى وَأَنَا أَسْلَكَ وَلَا تُعَدِّي وَانَا اسْتَغْفِرُكَ . اللَّهُمَّ صَالِ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى لِهِ وَسَلَّمَ اللَّهُمَّ إِنَّ أَلُكَ وَاتَوَجَّهُ إِلَيْكَ بِحِيكَ المُصْطَفَى عِنْدَكَ يا جيبَنَا يَا مُحَمَّدُ إِنَّا نَتَوَكَّلْ بِكَ إِلَى رَبِّكَ فَاشْفَعْ لنَا عِندَ الْمَوْلَى العَظِيمِ يَا نِعْمَ الرَّسُولُ الطَّاهِرُ
ve ihsaneke ve tünettiani ficennetike maallezine en'amte aleyhim minenne biyyine ves-sıddıkıyne veş şühedai ven salihine inneke alá külli şey'in kadirun.
116. Ve sallallahü ala Muharn medin ve alá Alihi maez'acet'ir-riya hu schaben rükámen ve zaka küllü zi rubin himamen ve evsil'in selårne i chl'is selami fidar'is selami tabuyyeten ve selåmen,
Allahümme efridni lima halak teni lehu ve låteągalni bima tekeffel te li bihi ve låtahrimni ve ene es'elü ke ve látuazzibni ve ene estağfirüke.
117. Allahümme salli alâ seyyi dina Muhammedin ve ala Alihi ve sel lim.
Allahümme inni es'elüke ve ete-veccehü lleyke bihabibikel-Mustafa indeke ya habibena ya Muhammedü inna netevesselü bike ila abbike fes fa' lena indel-mevlâl-azimi ya ni'mer-resul'üt-tahiru.
Cennetinde bana temettüünü isterim. Hem de, kendilerine in'am eylediğin nebiler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraber.
Çünkü sen, her şeye kadirsin.
116. Allah-ü Taälä, Muhammed'e ve Muhammed'in Aline salát eylesin. Şid detli rüzgârlar, toplu duran bulutları sürüp götürdüğü, her ruh sahibi ölümü tattı-ğı süre..
Selâm yurdunda, ehl-i selama tahiyyet ve selâm ulaştır (Yahut: Ulaştıkça; yahut, yolladığım süre..)
Allahım, beni yaratıldığım işte kullan. Senin tekeffül ettiğin şeylerle beni meşgul eyleme. Dileğimi sana sunduğumdan, beni mahrum etme. Sana istiğfar etti-ğim halde, bana azab etme.
117. Allahım, efendimiz Muhammed'e ve âline salât eyle; selâm eyle. Allahım, senden isterim; katında Mustafa Habib'ini vesile bilerek sana yö-nelirim.
Ey habibimiz, ya Muhammed, biz seni Rabbına vesile kılıyoruz. Bize şefaat eyle; Yüce Mevlâ katında..
Ey påk ve güzel Resul..
* **
(Devamı: 949. Sayfada
243
YanıtlaSilDEYİMLER
suda pişer, bize de düşer: İnsanların, çevresindekilerinin ka-andan yararlanma umudunu anlatır.
amp atmak: mec. Ilgisini kesmek, önem vermemek
. ktuğu başına gelmek (veya korktuğuna uğramak): Düşünülen durum gerçekleşmek.
Joyduğum yerde oturuyor: tkz. Uzun süredir hiçbir ilerleme göster-meyenler için söylenir.
koydunsa bull Arandığı hâlde bulunamayan şeyler veya bulunması pereken yerde bulunmayan kimseler için kullanılır.
royun can derdinde, kasap yağ derdinde: bk. Keçiye can kaygısı, kasaba et (veya yağ) kaygısı.
koyun kaval dinler gibi dinlemek: Hiçbir şey anlamadan dinlemek.
kozu kaybetmek: mec. İstediğini yapabilme imkânı yitirmek.
kozunu oynamak: mec. Elindeki en üstün ve son imkânı kullanmak.
kozunu paylaşmak (veya pay etmek) (biriyle): Aralarındaki anla-mazlığı zora başvurarak çözümlemek, sona erdirmek.
kozasına çekilmek: Çevreyle ilişkisini kesmek, hiçbir şeye karışma-mak.
kök sökmek: Çok çetin iş görmek.
kök söktürmek: Uğraştırmak, güçlük çıkarmak.
kökü kazınmak: Bir daha ortaya çıkamayacak biçimde yok edilmek.
kökünden halletmek: Herhangi bir konuyu veya sorunu temelden çözümlemek.
köküne kibrit suyu: "Yerin dibine batsın!", "Ölsün, kahrolsun!" anlam-
larında ilenme sözü.
köküne kibrit suyu dökmek (veya kökünü kurutmak): Bir daha or-taya çıkarmayacak biçimde yok etmek.
kökünü (veya kökünden) kazımak: Bir daha üreyemez duruma ge-tirmek, hiçbir kalıntısını bırakmamak, yok etmek.
DEYİMLER
YanıtlaSil242
kitaba (veya kitabına) uydurmak: Kanuni olmayan bir işi hile, düzen vb. ile kanuna uygun gibi göstermek.
kitabı kapamak: Herhangi bir konu ile ilgiyi kesmek,
kitapta yeri olmak: Din veya yasa kitaplarında bulunmak, konusu geçmek.
kokusu çıkmak (gizli tutulan bir iş): mec. Anlaşılmak.
kokusunu (veya koku) almak (veya duymak): mec. Gizli tutulan bir şeyi sezmek.
kol kanat olmak (veya germek) (birine): Yardım etmek, korumak, himaye etmek.
kol vermek: Destek olmak.
kol vurmak: Dolaşmak.
kollarını açmak (birine): 1) İçtenlikle karşılamak veya kucaklamaya hazırlanmak, sevgisini ve dostluğunu göstermek. 2) Kolu kanadı kırıl-mak: Bir şey yapamayacak duruma gelmek, çaresiz kalmak.
kolunda altın bileziği olmak (birinin): Kazanç sağlayan bir mesleği, zanaatı olmak.
koltuk germek (birine): Yüzüne karşı övmek, pohpohlamak.
koltuğa girmek: Evlenmek.
koltukları kabarmak: Kendine veya yakınlarına yapılan övgüden ki-vanç duymak.ία λεννοπολις αγελιεσ 18
koltukta olmak: saka. Başkasının konuğu olup kendi masraf etme-mek.
koltuğu doldurmakı Aldığı görevi tam olarak başarabilecek yetenek.
te bulunmak.
koltuğuna girmek (veya koltuğunun altına sığınmak): Birinin koru-yuculuğuna sığınmak.
komşu kapısına çevirmek (bir yeri): Yakın olmadığı ve sık sık uğra nılması gerekmediği halde bir yere çok sık gitmek.
27
YanıtlaSilATASÖZLERİ
Bedava sirke baldan tatlıdır: Emek verilmeden elde edilen şeyler insanların hoşuna gider.
Bekârın parasını it yer, yakasını bit: Bekâr insan, parasını dışarıda harcar. Kötü kişiler de bu durumdan yararlanıp bekârın parasını yer-Jer. Ayrıca bekâr, düzensiz yaşadığı için kirli ve bakımsız olur.
Bekârlık rezilliktir: Evlenmeyip tek başına yaşamanın zor ve rezilce olduğunu anlatan bir sözdür.
Bekârlık sultanlıktır: Evlenmeyip tek başına yaşamanın daha iyi ol-duğunu anlatan bir sözdür.
Beleş atın dişine bakılmaz: Emek ya da para karşılığında alınmayıp bedava alınan bir şeyin nasıl olduğunun önemi yoktur.
Besle kargayı, oysun gözünü: Bazı insanlar, kendilerine yapılan iyi-Iiklerin kıymetini bilmezler. İyiliğini gördüğü insana kötülük etmekten bile çekinmezler.
Beş kuruşun varsa beş yere düğümle: Paramızı kuruşunu bile zi-
yan etmeden harcamalıyız. Zamanı gelir, bir kuruşa bile ihtiyacımız olabilir.
Beş parmağın hangisini kessen acımaz? Hangi parmak kesilirse
kesilsin aynı acı duyulur. Anne ve baba da çocuklarından hangisinin başına bir şey gelse, aynı derecede üzülürler.
Beş parmak bir değil (olmaz): Kardeşlerin tıpatıp birbirlerine ben-
zemesi, her zaman mümkün değildir. Her bir kardeş diğerinden farklı özellikte olabilir.
Beterin beteri var: Kötü duruma düşen bir kimse, bundan daha kötü durumların da bulunduğunu bilmeli ve hâline şükretmelidir.
Bey ardından çomak çalan çok olur: Güçlü kimselerin karşısında suspus olan ve destekler tarzda davrananların birçoğu, onların olma-dığı ortamlar da tamamen farklı davranırlar.
Beylik vermekle yiğitlik vurmakla: Bey dediğin kimsesiz ve yoksul-
lara yardım eder. Vermekten çekinmez ve çevresine yararlı olur. Yiğit gibi yiğit de haksızlık karşısında sessiz kalmaz. Haksızlığa engel ol-mak İçin her türlü tehlikeyi göze alır.
ATASÖZLERİ
YanıtlaSil26
Baskın basanındır: Bir işte önceden hareket eden kazançlı çıkar.
Bana benden olur her ne olursa, başım rahat olur dilim durursa Dilini tutmasını bilmeyen, ne söylediğini ve sözünün nereye varaca. ğını kestiremeyenin başı çoğu kez derde girer. Dilini tutmasını bilenin ise başı rahat olur.
Baş ağır gerek, kulak sağır: İnsan nerede ve nasıl konuşacağını bil meli, dedikoduları dinlememeli veya duymazdan gelmelidir.
Başa gelen çekilir: İnsanın başına öyle işler gelebilir ki onunla yaşa. maktan başka çaresi yoktur.
Başa gelmeyince bilinmez: Bazı dertlerin nasıl bir dert olduğunu, ancak başına gelen bilir.
Baş dille tartılır: İnsan, konuşmalarına bakılarak değerlendirilir.
Başın başı, başın da başı vardır: Orduda da toplum yönetiminde de
makam sırası vardır. Onbaşı mangadaki erlerin başıdır ama çavuş da onun başıdır. Çavuşun başı da başçavuştur. Bunun gibi, toplumu yöneten görevlilerin yetkileri aşama aşama artar, daha az yetkili olan kendisinden yetkili olandan emir alır ve ona hesap verir.
Başın sağlığı, dünya varlığı: Dünyada sağlıktan daha büyük zengin-
lik yoktur. Sağlıksız insan hiçbir şeyden tat alamaz. Sağlıklı bir insan çalışır, kazanır ve başarılı olur. Dünyanın her türlü nimetlerinden ya-rarlanabilir ve böylece de mutlu olur.
Baş kes, yaş (ağaç) kesme: Rastgele ağaç kesmek, doğal dengeyi bozar ve çevreye zarar verir. Bu yüzden, yaş ağaç kesmek, toplum gözünde katillikten de beter bir suç sayılır.
Baş nereye giderse, ayak da oraya gider: Yöneticiler nasıl bir yol izlerse, yurttaşlar da aynı yolu izlerler.
Baş sağ olursa börk çok bulunur: Sağlıklı insanın iş bulması ve
yapması çok daha kolay olur. Baş yarılır börk içinde, kol kırılır kürk içinde: Aile içindeki huzur-suzlukları dışarı yansıtmamak gerekir.
Baş yastığı baş derdini bilmez: Öyle sıkıntılarımız olur ki bundan en
yakınımızın bile haberi olmaz.
271
YanıtlaSiltarafı kaplayan yağmur. * Su baskını.
TUFEYLİ طفیلی : Sahte Dalkavukluk. * Asalak. Parazit. Fazladan.
TUFULİYYET طفولیت Çocukluk. Küçüklük. Yavru oluş.
TUGYAN طغیان : Zulüm Azgınlık, taşkınlık. Taşkın mizaçlılık. Su baskını.
TUHFE تحفه : Yeni şey. * Görülmemiş yeni çıkan. Hediye, armağan. Ankita şeye.
TUHR طهر : Påklık, temizlik, taharet. Kadınların adet-ten temizlenmleri.
TUL طول : Boy. * Uzunluk. Ömür ve hayat.* Uzamak.
الليل - mel طول : Bitmey en istek. Ölmeyecek gibi dünyaya sarılmak.
TULA طولی : Çok uzun. Pek uzun.
TULLAB طلبه : طلاب Talebe Talebeler.
TULU طلوع : Doğma, doğuş. Birden zuhur etme. Bir şeye vakıf olup bilme.
TULUAT طلوع : طلوعات Tulu C.) Birden kalbe gelen mânalar ilhamlar. Doğuşlar.
TUR طور : Dag. * Had ve mik-dar.
TURAB تراب : Toprak, toz.
TURRA طره : Mühür. Padişah damgası. Padişahın imzası. Tura.
TURUK طريق : طرق Tarik C Yollar, tarikler. Meslekler. Usuller.
TUTI طوطی : Papağan. Dudu kuşu.
TUVA طوى : Övülmüş, senâ edilmiş şey. Tur-i Sina dağı eteğinde bir vâdinin adı.
TUVAN توان : . Güç, kuvvet. TUYUR طير: طيور Tar Kuşlar.
TÜRBE تربه : Mezar. Mezar üzerine yapılan yapı.
270
YanıtlaSilTEZKERE تذكره : Pusula İzin kağıdı. Biyografi.
TEZKİR تذكير : Hatırlatma Vaaz ve nasihat etme. Tenbih ve ikaz etme.
TEZKİYE تذكيه : Tamam et mek. Boğazlamak. İhtiyarlamak. Ref'etmek.
TEZVIC تزویج : Evlenme. Bir-birine eş yapmak. Evlendir-mek.
* Şahidin TEZVİR تزوير : Söze yalan karıştırma. Yalan söze ziy-net verme. şehadetini ibtal etme.
TEZYID تزیید : Artırma çoğaltma, fazlalaştırma.
TEZYİF تزیف : Çürütmek Küçük düşürmek, alaya al-mak. Tahkir etmek.
TEZYİN تزيين : Süslemek. Bezemek. Donatmak.
Tezyinât تزیینات : Süsler. Ziy-netler.
TIBB طب : Tabiblik, doktorluk. Tedavi etmek.
TIFL طفل : Küçük çocuk. Her şeyin cüz ve parçası.
TILSIM طلسم : Herkesin bilip çözemediği gizli şey. * Gizli sir.
Tılsım-ı müşkül küşa طلسم مشکل کشا : Zor işleri halled-en telsım., hakikatları açan tılsım.
TIYNET طینت : Huy radılış.
Ticaretgah 1 : تجارتگاه. Ticaret yapılan yer, ticaret yeri.
TILAVET تلاوت : Okumak Takib etmek, arkasına düşmek.
TILKA تلقاء : Taraf, yön, ci-het. Hiza. Mülakat. Görüşmek ve buluşmak.
TİLMİZ تلميذ : Cirak. Talebe. Kalfa.
TİMAR تمار : . Bir şeyin de-vam ve inkişafı için yapılan hizmet. Sipahiye verilen öşrü alınacak arazi.
TIMSAL تمثال : Heykel. Resim, suret, sembol, nümune.
TIN تين : İncir
TİNNİN تنين : Büyük yılan. Ej-der, ejderha.
TIP: Ornek, misal. Numûne.
TRYAK تريا : Panzehir.İlâç. TISA تسعه : Dokuz. 9.
TOHMET تهمت : Birisine is nad edilen suç, kabahat. * İtham altında olma.
TRAJ طراز : Fr. Basılan ga-zete veya mecmuanıח baskı sayısı.
TUBA طوبی : iyi, daha iyi, efdali. güzellik. Baht.* Saâdet. Hayır. Cennet.
TUFAN نان i, her
634-112. Ebubekir in vefatı.
YanıtlaSil-1921-Yunan ordusu taarruza geçti ve Sakarya Meydan Savaşı başladı.
- 1923 - Lozan Antlaşması TBMM'de onaylandı.
1953 - Bediüzzaman kendi ihtiyarıyla Isparta'ya yerleşmek üzere Emirdağ'dan ayrıldı.
1972-Nur Talebelerinden Dr. Sadullah Nutku vefat etti.
AGUSTOS
23
CUMARTESİ
29 1447 SAFER
RUMI: 10 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 110
Yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an.
Gafillerden olma.
A'raf: 205
BİR HADİS
Kul Müslüman olup İslâm'ın gereklerini yerine getirdiğinde, Allah daha önce işlediği bütün kötülükleri affeder.
Buharî, İman: 31
Merak etmeyiniz. Sizin ebedî bir gençliğiniz var, gelecek ve parlak bir hayat ve nihayetsiz bir ömür sizi bekliyor. Ve ettiğiniz bütün iyilikleriniz muhafaza edilmiş; mükafatlarını göreceksiniz.
Şualar
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1909-Bediüzzaman'ın
Volkan gazetesindeki ilk makalesi "Hakikat" ismiyle neşroldu.
1947-Türkiye, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu'na (IMF) katıldı.
MART
11
ÇARŞAMBA
21
1447
RAMAZAN
RUMI: 26 ŞUBAT 1441
KASIM: 124
İnsan fitraten mükerrem olduğundan, hakkı arıyor. Bazen bâtıl eline gelir; hak zannederek koynunda saklar. Hakikati kazarken, ihtiyarsız, dalâlet başına düşer; hakikat zannederek kafasına
giydiriyor. Lem'alar
BİR AYET
Allah esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.
Yunus Suresi: 25
BİR HADİS
Cahiller arasında ilim öğrenen kişi ölüler arasındaki diri gibidir.
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1918 - Erzurum işgalden kurtuldu.
1921-Türkiye
Cumhuriyeti'nin İstiklâl Marşı TBMM'de kabul edildi.
1971-TSK 12 Mart Muhtırası'nı verdi.
MART
12
PERŞEMBE
22 1447
RAMAZAN
RUMI: 27 ŞUBAT 1441
KASIM: 125
BİR AYET
O (Allah) her şeyi işitendir,
bilendir.
En'am Suresi: 13
BİR HADİS
Benim en çok sevdiğim söz, en doğru olanıdır.
Cennet ve Cehennem, şecere-i hilkatten ebed tarafına uzanıp eğilerek giden bir dalın iki meyvesidir. Meyvenin yeri ise, dalın müntehasındadır. Hem şu silsile-i kâinatın iki neticesidir.
Mektubat
İmsak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı
Imcak Güne Öğle İlindi Necam Vater
nś ziu zatın tek duası, baharımızın icadı kadar Hâlık-ı Rahîm'in kudretine hafif Eğer ahiretin hesapsız esbab-i mucibesi, delail-i vücudu olmasa idi, yaln netin hin
YanıtlaSilRisalet-i Ahmediye (asm)
TARİHTE BUGÜN
- 1909-Bediüzzaman'ın
31 Mart Vak'asına karıştığı iddiasıyla tevkif edildiği haberi Ceride-i Sôfiyye'de yer aldı.
2016 - Son Şahitler'den Kemal Ural vefat etti.
Emek ve Dayanışma Günü
Yunus Emre Sanat ve Kültür haftası.
YARIN RAMAZAN BAYRAMIDIR
1
PAZAR
SUNDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET
Eğer Allah dileseydi sizI zorluklara uğratırdı.
Bakara Suresi: 220
BİR HADİS
Dikkat edin! Cennete götüren amel sarp ve yokuştur.
O kadar sevdiğin mal ve evlât ve prestiş ettiğin nefis ve hevâ meftun olduğun gençlik ve hayat zayi olup kaybolacak, elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp boynuna yükletecekler. Sözler
HİCRI: 30 RAMAZAN 1443 RUMI 18 NİSAN 1430
Arkadaşını Söyle Kim Olduğunu Söyleyeyim
YanıtlaSilBir kimsenin kendisine uygun kişilerle arkadaşlık kurması gerektiğini ve "arkadaşını tanıdığımızda o kişinin de kimliğini" öğreneceğimizi belirtmek için "Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyeyim." deriz. Bu atasözünü, arkadaş seçiminde dikkatli davranmamız gerektiğini, bu seçimin bizim karakterimizi de yansıttığını, dolayısıyla hayatımızı olumlu ya da olumsuz yön-de etkilediğini anlatmak için kullanırız.
Biraz uzunca bir tanım oldu ama ancak bu kadar özetleye-bildik. Zaten arkadaşlarımız da bizim birer özetimiz değil midir?
Çocukluk yıllarından itibaren pek çok arkadaş ediniriz. Hayat boyunca mahalleden, okuldan, iş yerinden, sanal âlem-den, derken bir sürü arkadaşımız olur. Bu binlerce arkadaşın içinde çok azıyla yüz yüze görüşürüz. Yine azdan azıyla da dertlerimizi paylaşırız. Çünkü "gerçek dostlar" yani arkadaşlar "yıldızlar gibidir, karanlık çökünce ortaya çıkarlar." Karanlık-tan kastımız "zor" zamanlardır. Maalesef herkes zor zamanların adamı değildir.
-93-
Peki, kimler zor zamanların adamıdır?
YanıtlaSilKesinlikle vefalı kimseler zor zamanların adamıdır.
Hani "adamlık" dediysek "insan" olan herkesi kast ediyo ruz. O sebeple kadın erkek diye bir ayırım yapmıyoruz. Eğer bir kimse vefa duygusundan yoksun ise onun insani yönü de eksik kalır. Böyle birini kırk yıl sırtınızda taşısanız bile yara-namazsınız. O yüzden kimseye olduğundan fazla değer verip de kendi değerimizi düşürmeyelim. Hele kötü ahlaklı kim-seler ile arkadaşlık etmeyelim. Tıpkı iyilik gibi kötülüğün de insandan insana geçme ihtimali vardır. Kötü biriyle arkadaşlık eden kimse, zamanla arkadaşlık ettiği kişinin kötü huylarını da benimsemeye başlar ki bu çok tehlikeli bir durumdur. Üstelik bundan daha fenası da vardır.
Sahi, bundan daha fenası nedir?
Bundan daha fenası, bizi Allah'ın yolundan alıkoyan kim-selerin başımıza ördüğü çoraplardır. Yarın "Kıyamet gününde gerçeklerle yüzleştiğinde, sıkıntıdan ellerini ısıran kafir, Ya-zıklar olsun bana! Keşke falanı dost edinmeseydim! Andolsun, Kur'an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Sözleriyle pişmanlığını ortaya koyacaktır." Ne mutlu onlara ki "...Dün-yada dostluklarını Yüce Rabb'in rızasına bağlayanlar, beraber-liklerini ebedi alemde de sürdüreceklerdir. "16
Bu birlikteliği sürdürmenin en güvenli yolu, uyanık kalmaktır. Çünkü gaflet uykusuna dalanların kalpleri çürümektedir.
Öyleyse kalplerimizi iyi arkadaşların sözleriyle cilalayalım ki yarın, "Keşke şu kimseyle arkadaşlık etmeseydim." demek zorunda kalmayalım. "Arkadaşını söyle kim olduğunu söy-leyeyim." atasözü, bize bu gerçeği haykırmaktadır. Başka bir deyişle, "Adam ahbabından belli olmaktadır."
Ahbaplarınız iyi, can gözünüz açık olsun.
16 Hadislerle İslam IV Dostluk / Kişi Dostunun Ahlakı Üzeredir s. 349
-94-
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilسورة النساء
فيما نقضهم ميثاقهم وكفرهم بآيات الله واللهم الان بغير حق وقولهم قلوبنا علف بل طبع الله عليها وحدي فلا يُؤْمِنُونَ الا قليلا . وبكفرهم وقولهم على من بهْتَانًا عَظِيمًا وقولهم إنا قتلنا المسيح عيسى ابن مين رسول الله وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ ولكن شبه الهم ول األم اخْتَلَفُوا فِيهِ لَفِي شَيْءٍ مِنْهُ مَا لَهُمْ بِهِ مِنْ عِلْمٍ لا ن الظَّنِّ وَمَا قَتَلُوهُ يَقِينَا بَلْ رَفَعَهُ اللهُ إِلَيْهِ وَانَ الله في حكيمًا ، وَإِنْ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ إِلَّا لَيُؤْمِنُ بِهِ قبل مون وَيَوْمَ الْقِيمَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا ، فَيَظُلم من أبي هَادُوا حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَاتٍ أُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَبَهِمْ عَنْ سَا الله كثيرا وَأَخْذِهِمُ الرَّبُوا وَقَدْ نُهُوا عَنْهُ وَأَكْلِهِمْ أَمْول النَّاسِ بِالْبَاطِل وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ مِنْهُمْ عَذَابًا أَلينا . لكِنِ الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ مِنْهُمْ وَالْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِنَا الرال إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَالْمُقِيمِينَ الصَّلوةَ وَالْمُؤْتُونَ الركوة وَالْمُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ أُولَئِكَ سَنُؤْتِيهِمْ أَجْرًا عَظِيمًا )
لكِنِ الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ مِنْهُمْ وَالْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَالْمُقِيمِينَ الصَّلُوةَ وَالْمُؤْتُونَ الزَّكُوةَ وَالْمُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ أُولَئِكَ سَنُؤْتِيهِمْ أَجْرًا عَظِيمًا
66 Fakat ehl-i kitaptan ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler sana indirilene de senden önce indirilenlere de iman ederler. Namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükafat vereceğiz.99
(Nisa, 4/162)
Mushaf sayfa no: 102
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/19. sayfa
KİTAP EHLİNDEN İLİMDE DERİNLEŞENLERE VE İMAN EDENLERE MÜJDE!
BİLGİ:
Kendilerine Tevrat ve İncil indirilmiş olan toplumlar bu kitapları bozmuşlar, gerçeğe uymayan inançları benimsemişler ve Hz. Muhammed'e iman etmemiş-lerdi. Ancak içlerinden ilimde derinleşenler ve akıllarını kullanıp iman edenler de vardı. Onlar da müminler gibi hem Kur'an'a hem de önceki ilahi kitapların asıllarına inanmaktaydılar. Allah, onların diğerlerinden farklı olduğunu ve büyük bir ödüle erişeceklerini haber vermektedir.
MESAJ:
Ehl-i kitaptan ilimde derinleşen ve iman edenlere, ahirette büyük ödül vardır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Ehl-i kitap: Diğer peygamberlere indirilen kitaplara iman edenler, Yahudi ve Hristiyanlar.
İncil: Hz. İsa'ya indirilen kutsal kitabın ismi.
Tevrat: Hz. Mûsâ'ya indirilen kutsal kitabın ismi.
102
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالقرن الشاوش
يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَكُمُ الرَّسُولُ بِالْحَقِّ مِنْ رَبِّكُمْ فَآمِنُوا خَيْرًا لَكُمْ وَإِنْ تَكْفُرُوا فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ
وَكَانَ اللهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
ارب البان كما أوحينا إلى لوح واللبين من بعدم احتراف الرهيم واستعيل وإسحق وَيَعْقُوب والأسباط عي ويون ويونس وهرون وسليمن والينا داود ور رسُلًا قَدْ نَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَرُسُلًا ، وَكَلَّمُ اللهُ مُوسَى تَكْلِيمًا رُسُلًا ساری وَمُنْذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللَّهِ حُجَّةٌ الرسل وكان الله عَزِيزًا حَكِيمًا لكن الله شهد بما أنزَلَ إِلَيْكَ أَنْزَلَهُ بِعِلْمِهِ وَالْمَلَئِكَةُ يَشْهَدُونَ وكفى بالله شَهِيدًا وَ إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عن سبيل اللهِ قَدْ ضَلُّوا ضَلَالًا بَعِيدًا إِنَّ الَّذِينَ حافَرُوا وَظَلَمُوا لَمْ يَكُنِ اللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طريقا إلا طريق جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا وَكَانَ ذَلِكَ لى الله يسيرًا يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَ كُمُ الرَّسُولُ بالحق من ربكم فأمِنُوا خَيْرًا لَكُمْ وَإِنْ تَكْفُرُوا فَإِنَّ ما فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَكَانَ اللهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
"Ey insanlar! Peygamber rabbinizden size gerçeği getirdi. Şu hålde kendi iyiliğinize olarak iman edin. Eğer inkâr ederseniz bilin ki göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Allah, sınırsız ilim ve hikmet sahibidir.99
(Nisd, 4/170)
Mushaf sayfa no: 103
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/18. sayfa
KENDİ İYİLİĞİNİZ İÇİN İMAN EDİN!
BİLGİ
Peygamberimiz (s.a.s), Allah'ın dini İslam'ı insanlara ulaştırmak için görevlen-dirilmiştir. Onun daveti, coğrafi olarak yeryüzündeki bütün bölgeleri kapsa-maktadır. Yine o, insanların eskiden müşrik, ehl-i kitap ve benzeri sıfatlarda olmalarına bakmadan bütün insanlığı hakka çağırmıştır. İnsanlar Kur'an'a ve Resul'e inanırlarsa, kendi yararlarınadır. İnkår edenler ise ancak kendilerine zarar vermiş olurlar. Allah, insanların kulluğuna muhtaç değildir. Göklerde ve yerdeki her şey O'nun mülkü olup hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.
MESAJ:
Iman edip hak yolda olmamız bizim kendi iyiliğimizedir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Ya eyyühe'n-nâs: Ey insanlar!
Hakim: Her işi hikmetli olan, haklı ile haksızı, suçlu ile suçsuzu ayırt eden. ihtilaflı konuları çözümleyen.
103
HAFIZ: LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilسورة البناء
يا أهل الكتاب لا تغلوا في دينكم ولا المولونا على . الا الحق الما المسيح عيسى ابن مريم رسول /وَكَلِمَتُهُ القيها إلى مَرْيَمَ وَرُوحُ مِنْهُ فاملوا الله و وَلَا تَقُولُوا ثلثة انتهوا خيرًا لكم إلا الله سُبْحَانَهُ أَنْ يَكُونَ لَهُ وَلد له ما في السموات . في الْأَرْضِ وَكَفى بالله وكيلا . لن تتكم الْمَسِيحُ أنْ يَكُونَ عَبْدًا لله ولا المليكة السلام وَمَنْ يَسْتَنْكِفُ عَنْ عِبَادَته ويستكبر مستخدام اليه جميعا . فَأَمَّا الذين آمنوا وعملوا الصالحان فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدُهُمْ مِنْ فَضْلِهِ وَأَمَّا أَني اسْتَنْكَفُوا وَاسْتَكْبَرُوا فَيُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا وَلَا يَجِدُو لَهُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا يَا أَيُّهَا الناس قَدْ جَاءَكُمْ بُرْهَانُ مِنْ رَبِّكُمْ وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكُمْ نُور مُبِينًا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَاعْتَصَمُوا بِهِ فَسَيُدْخِلُهُمْ في رَحْمَةٍ مِنْهُ وَفَضْلٍ وَيَهْدِيهِمْ إِلَيْهِ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا )
يا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَكُمْ بُرْهَانٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكُمْ نُورًا مُبِينًا
66 Ey insanlar, muhakkak ki size Rabbinizden bir burhan geldi ve biz size apaçık bir nur indirdik.99 (Nisa, 4/174)
Mushaf sayfa no: 104
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/17. sayfa
HZ. PEYGAMBER KESİN DELİLDİR, KUR'AN NURDUR.
BİLGİ
İnsanların yaptıklarından dolayı hesaba çekilmesi ancak önceden bilgilendi-rilmelerine bağlıdır. Bilgilendirme olmadan ve gerçekler kesin şekilde ortaya konulmadan bir kimseyi sorumlu tutmak âdil olabilir mi? İşte Yüce Allah, kesin delil ve nur olarak insanlara Peygamber'i ve Kur'an'ı gönderdiğini bildirmekte-dir. Artık Kur'an'ın gönderildiğinden haberdar olan hiç kimse, sorumluluktan kurtulamaz.
MESAJ:
1. Hz. Peygamber Allah'ın elçisi ve hak peygamberdir, kesin delildir. Kur'an bizi doğruluğa ulaştıran ilahî nurdur.
2. Kur'an'a ve Hz. Muhammed'e uyarak İslam nuruyla aydınlanırız.
KELİME DAĞARCIĞI:
Burhân: Doğru ile yanlışı ayıran ve bütün şüpheleri gideren kesin delil, Hz. Peygamber.
Nur: Işık, aydınlık olan, Kur'an.
104
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزاء السادس
انتقلولك قل الله يفتيكم في الكلالَةِ إِنِ امْرُوا هَلَكَ البني له ولد وله الحث علها يصف مَا تَرَكَ وَهُوَ يَرِثُهَا إِنْ لم يكن لها ولد فإن كانتا النَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ وان كلوا الحوة رجالاً ونساءً فَللذكر مثل حظ الأنثيين ن الله لكم أن تضلوا والله بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ .
شورة التابدة مدينة وهي مائة وعشرون آية
ان م اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحيم اليها الَّذِينَ آمَنُوا أَوْفُوا بِالْعُقُودُ أُحِلَّتْ لَكُمْ بَهِيمَةُ الْأَنْعَامِ إِلَّا مَا يُتْلُ عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِي الصَّيْدِ وَأَنْتُمْ حُرُمُ إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ ما يُرِيدُ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوالَا تُحِلُّوا شَعَائِرَ اللَّهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهُدَى وَلَا الْقَلَائِدَ وَلَا أَمِينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَانًا وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُوا وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَانُ قَوْمٍ الأصنُوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الحَرَامِ أَنْ تَعْتَدُوا وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ
66 İyilik ve takvå hususunda
yardımlaşın, günah ve haksızlık yolunda yardımlaşmayın. 99
(Maide, 5/2)
Mushaf sayfa no: 105
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/16. sayfa
İYİLİKTE VE TAKVADA YARDIMLAŞMAK
BİLGİ
Var oluşumuzun amacı iyiliktir. Allah, iyilik yapanları sever. Müslüman bütün davranışlarında iyi olur. Allah, kişinin kendi başına iyi olmasını istediği gibi, başkalarıyla birlikte yardımlaşmasını da ister. Ancak bu yardımlaşma iyilik üzerine ve günahlardan sakınmak üzerine olabilir. Müminler günah ve hak-sızlıkta yardımlaşmazlar. Aksine onlar, haksızlığa uğrayana yardım ederler, haksızlık edene engel olurlar.
MESAJ:
1. Yardımlaşmanın iyilikte ve takvada olması esastır.
2. Günah ve düşmanlıklara karşı birbirimizi uyarmamız ve çabalarımızı iyiliğe yöneltmemiz önemlidir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Takvå: Iman edip emir ve yasaklarına uyarak Allah'a karşı gelmekten sakın-mak, günahtan uzak durmak. Ism: Günah.
Udvân: Düşmanlık, aşırı gitmek, haksızlık.
105
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورا المايدة
حرمَتْ عَلَيْكُمُ الميتة والدم ولحم الجارير وما أهل المد به والمُنْخَنِقَة والموجودة والمتردية والنطيحة وما العمل است الا ما ذكيتُم وما ذبح على النصب وأن تستقر بالا ذلِكُمْ فَسُقُ الْيَوْمَ بَيْسَ الَّذِين كفروا من بينكم ولا تميم وَاخْشَوْنَ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لكم دينكم واتمنت عليها نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلامَ دِينا فمن الطر في الختصار متجانف لا لم فَإِنَّ اللهَ غَفُورٌ رَحِيم يتلونك ما قاله لَهُمْ قُلْ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الخوارج مكب تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّيْكُمُ اللَّهُ فَكُلُوا مِمَّا أَمْسَكْنَ عَلَيْهِ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ الْيَوْمَ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَطَعَامُ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ جل لعلم وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَانِ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ إِذَا أَتَيْتُمُوهُنَّ أُخْرَهُ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ وَلَا مُتَّخِذَى أَخْمَانٍ وَمَنْ يَطْر بِالْإِيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ وَهُوَ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ .
الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دينا
66 Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım ve din olarak sizin için İslamiyet'i beğendim.99 (Maide, 5/3)
Mushaf sayfa no: 106
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/15. sayfa
ALLAH'IN RAZI OLDUĞU DİN: İSLAM
BİLGİ
Kur'an'ın indirilmesiyle, Allah'ın din olarak seçip razı olduğu İslamiyet tamam-lanmış ve hızla yayılmıştı. Onu yok etmek isteyen putperestlerin ümitleri de tükenmişti. Müslümanlar ise İslam öncesindeki cahiliye döneminin alışkanlık-larını bıraktılar. Böylece İslam inanç ve hükümleri toplumlara yerleşti, kuvvet buldu. Dinin inanç ve hükümlerinin tamamlanmasıyla insanlar, kendilerini dünya ve ahirette saadete erdirecek gerçek nimeti elde etmiş oldular.
MESAJ
Müslümanlar İslam nimetinin farkında olarak ve onu yaşayarak dünya ve ahiret mutluluğuna erişirler.
KELİME DAĞARCIĞI:
Nimet: İnsana yararı dokunan maddi ve manevi imkânlar.
Kemâle erdirmek: Tamamlamak, bitirmek, olgunlaştırmak, mükemmel håle getirmek.
106
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورا المايدة
حرمَتْ عَلَيْكُمُ الميتة والدم ولحم الجارير وما أهل المد به والمُنْخَنِقَة والموجودة والمتردية والنطيحة وما العمل است الا ما ذكيتُم وما ذبح على النصب وأن تستقر بالا ذلِكُمْ فَسُقُ الْيَوْمَ بَيْسَ الَّذِين كفروا من بينكم ولا تميم وَاخْشَوْنَ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لكم دينكم واتمنت عليها نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلامَ دِينا فمن الطر في الختصار متجانف لا لم فَإِنَّ اللهَ غَفُورٌ رَحِيم يتلونك ما قاله لَهُمْ قُلْ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الخوارج مكب تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّيْكُمُ اللَّهُ فَكُلُوا مِمَّا أَمْسَكْنَ عَلَيْهِ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ الْيَوْمَ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَطَعَامُ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ جل لعلم وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَانِ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ إِذَا أَتَيْتُمُوهُنَّ أُخْرَهُ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ وَلَا مُتَّخِذَى أَخْمَانٍ وَمَنْ يَطْر بِالْإِيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ وَهُوَ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ .
الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دينا
66 Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım ve din olarak sizin için İslamiyet'i beğendim.99 (Maide, 5/3)
Mushaf sayfa no: 106
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/15. sayfa
ALLAH'IN RAZI OLDUĞU DİN: İSLAM
BİLGİ
Kur'an'ın indirilmesiyle, Allah'ın din olarak seçip razı olduğu İslamiyet tamam-lanmış ve hızla yayılmıştı. Onu yok etmek isteyen putperestlerin ümitleri de tükenmişti. Müslümanlar ise İslam öncesindeki cahiliye döneminin alışkanlık-larını bıraktılar. Böylece İslam inanç ve hükümleri toplumlara yerleşti, kuvvet buldu. Dinin inanç ve hükümlerinin tamamlanmasıyla insanlar, kendilerini dünya ve ahirette saadete erdirecek gerçek nimeti elde etmiş oldular.
MESAJ
Müslümanlar İslam nimetinin farkında olarak ve onu yaşayarak dünya ve ahiret mutluluğuna erişirler.
KELİME DAĞARCIĞI:
Nimet: İnsana yararı dokunan maddi ve manevi imkânlar.
Kemâle erdirmek: Tamamlamak, bitirmek, olgunlaştırmak, mükemmel håle getirmek.
106
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء السادس
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ لِلَّهِ شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَتَانُ قَوْمٍ عَلَى أَلَّا تَعْدِلُوا اعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
نا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلُوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُوسِكُمْ وَارْجُلَكُم إلى الكعبين وإن كُنتُمْ جُنَّبًا فَاطْهَرُوا وَإِنْ كُنتُمْ مَرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاءَ أَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَائِطِ أَوْلَمَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا ضعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ مِنْهُ ما يُرِيدُ اللهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلَكِنْ يُرِيدُ لِيُطهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ . وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَمِيثَاقَهُ الَّذِي وَاتَّقَكُمْ بِهِ إِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَاتَّقُوا الله إنَّ اللهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ لِلَّهِ شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ عَنَانُ قَوْمٍ عَلَى أَلَّا تَعْدِلُوا اعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَاتَّقُوا اللهَ إِنَّ اللهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ .
66 Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvāya daha uygundur. Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.99 (Maide, 5/8)
Mushaf sayfa no: 107
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/14. sayfa
HAK VE ADALETTEN AYRILMAMAK
BİLGİ
İslam, adaleti, doğru şahitliği ve haklara saygıyı öğütler. Bunlar huzur ve barışın temelidir. Öyle ki, düşmanlara karşı oluşan kin duygusunun etkisinde kalarak dahi olsa adaletsiz davranışlarda bulunulmamalıdır. Düşmanlara da adaletle davranmak esastır. Adalet takvanın gereğidir. İnsan, ahlakî erdemlere sarılırken, Allah inancından güç alır.
MESAJ
1. Günahlardan ve Allah'a karşı gelmekten sakınmak sorumluluğumuzun bir
gereğidir.
2. Her hak sahibine hakkını teslim etmek, doğruluktan, adaletten ve hakka-niyetten ayrılmamak görevimizdir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Adalet: Her şeye hakkını vermek, insaflı ve doğru olmak, zulmetmemek. Şahitlik: Tanıklık yapmak, haber vermek, bildirmek. Takva: İman edip emir ve yasaklarına uyarak Allah'a karşı gelmekten sakın-mak, günahtan uzak durmak.
107
العيد
YanıtlaSilHAFIZ: LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
شورا المايدة
وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بآياتنا أوليك انا
الجحيم • يا أيها الذين أمنوا اذكروا يعمل عَلَيْكُمْ إِذْ هُم قَوْمٌ أن يبسطوا التحكم الهي تكف أَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ وَاتَّقُوا الله وعلى فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ . ولقد أحد الله مثال :
فنسوا -
العداوة
ومن البنين
وَمِنَ الذي كثير عن
وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ
أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
66 Inkâr edenlere ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir.99
(Maide, 5/10)
إسْرَائِلَ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ اثْنَيْ عَشَرَ نَقِيباً وَقَالَ اله مَعَكُمْ لَئِنْ أَقَمْتُمُ الصَّلوةَ وَأَتَيْتُمُ الرَّكُوا وَان بِرُسُلِى وَعَزَرْتُمُوهُمْ وَأَقْرَضْتُمُ الله قرضا حنا لأُكَفِّرَنَّ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَلَأُدْخِلَنَّكُمْ جَان تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ فَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ وَبَا مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ . فيما تلبي مِيثَاقَهُمْ لَعَنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةً يُحْزَنُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ وَنَسُوا حَقًّا مِمَّا ذُكِّرُوا نِ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلَى خَائِنَةٍ مِنْهُمْ إِلَّا قَلِيلًا مِنْهُمْ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاصْفَحَ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ .
Mushaf sayfa no: 108
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/13. sayfa
KUR'AN'I YALANLAYANLARIN ACI SONU
BİLGİ:
Yüce Allah, önceki ayette amel-i sâlih işleyen müminlere mükâfatlar va'det-mişti. Onlar doğruluktan ve adaletten ayrılmayan, Kur'an'ın buyruklarına kulak veren kişilerdir. Ancak inanmayan ve bir de Kur'an ayetlerini yalanlayanlar için iyi bir gelecek yoktur. Ayet bu gerçeği anlatmaktadır. Allah'ın ayetlerine inanmamak, onca nimeti vereni inkâr etmek; sonsuz kayıp ve felakettir. Allah'ı ve nimetlerini inkâr etmek ne kadar kötüdür! Allah'ı inkâr edenlerin sonu azap ve cehennemdir.
MESAJ:
Inkârcıların uğrayacağı azabı düşünen kişi, iman ve amel-i sâlihe sarılır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Küfür: İnkâr etmek, dini ve iman esaslarını kabul etmemek.
Åyet: Allah'ın varlığına delalet eden şeyler, mucize, iz, delil, Allah'ın sözleri.
Cahîm: Alevli ateş, cehennem.
108
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء السادس
يَهْدِي بِهِ اللَّهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلَامِ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
"Allah, kendisinin izniyle rızasını arayanları o kitapla selamet yollarına erdirir, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır, onları dosdoğru bir
yola iletir.99
(Maide, 5/16)
وَمِنَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّا نَصَارَى أَخَذْنَا مِيثَاقَهُمْ تنسوا حَظًّا مِمَّا ذكروا به فَاغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ العَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ إِلَى يَوْمِ الْقِيمَةِ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللَّهُ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُوا عَنْ كَثِيرٍ قَدْ جَاءَكُمْ مِنَ اللَّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُبِين يَهْدِي بِهِ اللَّهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلَامِ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بإِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا إِنْ أَرَادَ أَنْ يُهْلِكَ الْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَاللهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ .
Mushaf sayfa no: 109
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/12. sayfa
ALLAH, İNANANLARI SELAMET YOLLARINA İLETİR.
BİLGİ
Tarihte insanlar kendilerine gönderilen ilahî kitapları ihmal etmiş, bir kıs-mını da değiştirip bozmuşlardı. Nihayet Yüce Allah Kur'an'ı gönderdi. Bu ayet, Kur'an'ın insanlara yönelik rehberliğinden ve işlevinden söz etmektedir. Kur'an, nura ve aydınlığa, doğru yola iletir. Müslüman için en büyük kazanç Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaktır. Bunun yolu ise Kur'an ve Sünnete uygun yaşamaktır. Ne mutlu Rabbinin rızasını önceleyenlere ve inkârcılıktan kendini koruyup imanla aydınlananlara!
MESAJ
1. Selamet Allah'ın rızasındadır.
2. Hidayet için gayret gösterene, Allah da yardım eder.
KELİME DAĞARCIĞI:
Rıdvân: Rıza, hoşnutluk, memnun olma; Allah'ın, kulundan razı olması. Selamet: Her türlü korku, tasa ve tehlikeden uzak, güvende olma durumu; esenlik.
109
HAFIZ LAPZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilوقالت اليهود والنصارى من ابناء الله واجبال القرية لمَن يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ من يشاء والله ملاك السموات والار يُعذبكم بذنوبكم على اللم بر ممن خلق بهم وَمَا بَيْنَهُمَا وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ يَا أَهْلَ الْكِتَاب المجانين رسولنا يُبين لكم على قارة من الرسل أن تقولوا نا جان
من تشير ولا تغير فقد جاءكم بشير والديرون على كل شيء المدير واذ قال موسى الموجه بالقوم الأكر يَعْمَهُ اللهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَعَلَ فيكم البناء وجَعَلمان ملوكاً واليكُمُ مَا لَمْ يُؤْتِ أَحَدًا مِنَ الْعَالَمِينَ بالتم ادْخُلُوا الأَرْضَ الْمُقَدَّسَةَ الَّتِي كَتَبَ اللهُ لَكم ولا لاندي عَلَى أَدْبَارِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِرِينَ قَالُوا يَا مُوسَى إِن بها قَوْمًا جَبَّارِينَ وَإِنَّا لَنْ تَدْخُلُهَا عَلَى يَخْرُجُوا مِنْها من يَخْرُجُوا مِنْهَا فَإِنَّا دَا خِلُونَ قَالَ رَجُلَانِ مِنَ الَّذِينَ يَخَافُونَ العَمَ اللهُ عَلَيْهِمَا ادْخُلُوا عَلَيْهِمُ الْبَابَ فَإِذَا دَخَلْتُمُو الكُمْ غَالِبُونَ وَعَلَى اللَّهِ فَتَوَكَّلُوا إِنْ كُنتُمْ مُؤْمِنِينَ .
علي
يا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلَى فَتْرَةٍ مِنَ الرُّسُلِ أَنْ تَقُولُوا مَا جَاءَنَا مِنْ بَشِيرٍ وَلَا نَذِيرٍ فَقَدْ جَاءَكُمْ بَشِيرٌ وَنَذِيرٌ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْ قَدِيرٌ
"Ey Ehl-i kitapl "Bize ne bir müjdeleyici ne de bir uyarıcı geldi" demeyesiniz diye peygamberlerin arası kesildiği bir dönemde size gerçekleri açıklamak üzere elçimiz geldi. İşte size müjdeleyici de uyarıcı da geldi. Allah, her şeye gücü yetendir.99 (Maide, 5/19)
Mashaf sayfa no: 110
Hafizhk sayfa no: 6. Cüz/11. sayfa
KİTAP EHLİNİN DE PEYGAMBERİ
BİLGİ
Hz. İsa'dan sonra uzun bir dönem peygamber gönderilmemişti. Daha sonra Hz. Muhammed son peygamber olarak gönderilmiştir. Ayette ehl-i kitaba dönük bir hitapta bulunulmakta ve bütün insanlığa mesaj verilmektedir. Peygamberin gönderilmiş olması, "bize müjdeleyici ve korkutucu bir elçi gelmedi" mazeretini ortadan kaldırmaktadır. Hz. Muhammed (s.a.s), insanları Allah'a çağıran, gerçeği açıklayan, müjdeci ve uyarıcı bir elçidir. O, kendi zamanındaki ve sonrasındaki bütün insanların peygamberidir.
MESAJ:
Hidayet yolunu arayan, Hz. Muhammed'e tabi olur.
KELİME DAĞARCIĞI:
Ehl-i kitap: Yahudi ve Hristiyanlar,
Fetret: Peygamberin gelmediği dönem, dinî tebliğin ulaşmadığı zaman dilim
110
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء الشايش
قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللَّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ . لَئِنْ بَسَطْتَ إِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِي مَا أَنَا بِبَاسِطٍ يَدِيَ إِلَيْكَ لِأَقْتُلَكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ
الْعَالَمِينَ
ما با موسى إنا لن ندخلها أبدا ما داموا فيها فاذهب انت وربك فقائلا إنا ههنا قاعدون . قال رب إلى لا أملك إلا نفسى وأخى فالفرق بيننا وبين القوم الفاسدين . قَالَ فَإِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ أَرْبَعِينَ سَنَةً يهون في الأَرْضِ فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ . وائل عَلَيْهِمْ نَبَا ابْنَى أَدَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتَقْبَلَ منْ أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْآخَرِ قَالَ لَا قْتُلَكَ قَالَ إِنَّمَا يتقبل الله مِنَ الْمُتَّقِينَ لَئِنْ بَسَطْتَ إِلَى بَدَكَ لِتَقْتُلْنِي ما أنا بناسِطٍ بَدِي إِلَيْكَ لَأَقْتُلَكَ إِلَى أَخَافُ الله رَبِّ العالمين إلى أريدُ أَنْ تَبُوا بِإِثْمِي وَإِثْمِكَ فَتَكُونَ من أصحاب النار وذلك جَزَوا الظَّالِمِينَ فَطَوَّعَتْ له نفسه قتل أخيه فقَتَلَهُ فَأَصْبَحَ مِنَ الخَاسِرِينَ . فَبَعَثَ الله غُرَابًا يَبْحَثُ فِي الْأَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَارِي سؤال أخيه قَالَ يَا وَبَلَى أَعْجَرْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هذا الغراب فَأَوارِي سواء أخِي فَأَصْبَحَ مِنَ النَّادِمِينَ .
660 da dedi ki: Allah, ancak kendisine karşı gelmekten
sakınanlardan kabul eder. Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben ålemlerin Rabbi olan
Allah'tan korkarım.'99
(Maide, 5/27-28)
Mushaf sayfa no: 111
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/10. sayfa
KISKANÇLIĞIN ACI SONU
BİLGİ
Allah, ihlasla ibadet eden Habil'in kurbanını kabul etti. İhlassız olan Kabil'in kurbanı ise kabul olmadı. Bunun üzerine kıskançlığa kapılan Kabil, kardeşini öldüreceğini söyledi. Habil ise Kabil'in düştüğü kötü duruma düşmedi. Sorum-luluğunu biliyordu. Kardeşini öldürmenin ne kadar kötü bir şey olduğunun farkındaydı. Habil, ayetteki sözlerle Kabil'e nasihat etti. Ancak nefsinin ve şeytanın tuzağına düşen Kabil, kardeşini öldürdü ve büyük bir günah işledi. MESAJ:
1. Allah, ibadetlerde samimiyet ister.
2. Allah, insanlara saygı gösterilmesini ister.
KELİME DAĞARCIĞI:
İhlas: İbadet ve davranışlarda gösterişe yer vermemek, Allah rızasına uygun hareket etmek ve sadece Allah için ibadet etmek.
Mūttaki: Takvalı, emir ve yasaklarına uyarak Allah'a karşı gelmekten sakınan kişi.
111
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورة المايدة
من أجل ذلك كتبنا على بني إسرائل انه من الله نفسًا بغير نفس أو فساد في الأرض فكأنما قتل الناس جميعًا وَمَنْ أَحْيَاها فكانما أحيا الناس جميعاً وَلَقَدْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِالْبَيِّنَاتِ لمن كَثِيرًا مِنْهُمْ بَعْدَ ذَلِكَ فِي الْأَرْضِ المُشْرِقُونَ . انَّمَا جَزَوا الَّذِينَ يُحَارِبُونَ الله ورسوله وتسعون فِي الْأَرْضِ فَسَادًا ا أَنْ أَنْ يُقَتَّلُوا أَوْ يُصَلَّبُوا أَوْ لفظ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُمْ مِنْ خِلَافٍ أَوْ يُنْفَوْا مِنَ الْأَرْضِ ذلِكَ لَهُمْ خِزْيٌ فِي الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عظِيمٌ إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا مِنْ قَبْلِ أَنْ تَقْدِرُوا عَلَيْهِمْ فَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللهَ وَابْتَغُوا إِلَيْهِ الْوَسِيلَةَ وَجَاهِدُوا في سبيله لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ أَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لِيَفْتَدُوا بِهِ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ الْقِيمَةِ مَا تُقْبَلَ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ .
محطول
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ أَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لِيَفْتَدُوا بِهِ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ الْقِيمَةِ مَا تُقْبَلَ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اليم
66 Şüphesiz, yeryüzünde olanların hepsi ve yanında bir o kadarı daha kendilerinin (kafirlerin) olsa da onu kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verecek olsalar onlardan yine kabul edilmez. Onlara elem dolu bir azap vardır.99 (Maide, 5/36)
Mushaf sayfa no: 112
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/9. sayfa
KAFİRLER FİDYE DE VERSELER KABUL OLUNMAZ.
BİLGİ
Allah'ın sözü gerçektir. Kâfirler için acı bir azap vardır. Cehennem kâfirlerin buluşma yeridir. Onların hepsine vaat edilen yer cehennemdir. Onlar için de-vamlı bir azap vardır. Puta tapanlar ve inkârcı olarak ölen kimseler, kendileri için hazırlanan azaptan kurtulamayacaklardır. Onlar cehennem azabından kurtulmak için yeryüzündeki her şeyi hatta bir o kadarını da fidye olarak verseler bu asla kabul edilmeyecektir.
MESAJ:
Kıyamet günü hiçbir dünyalık ve fidye fayda vermeyecek ve kâfirler kendileri için hazırlanan acıklı azaptan kurtulamayacaklardır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Fidye: Kurtulmak için verilen bedel, para, mal; bazı yasakların işlenmesine karşılık kulun vermesi gereken bedel.
Azap: Allah'ın kâfir ve günahkârlara dünya veya ahirette vereceği ceza.
112
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء السادس
يريدون أن يَخْرُجُوا مِنَ النَّارِ وَمَا هُم خارجينَ مِنْهَا وَلَهُمْ عَذَابٌ مُقِيمٌ * وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُوا ايديهما جزاء بما كسبا نَكَالًا من الله والله عزيز حَكِيمٌ ، فَمَنْ تَابَ مِنْ بَعْدِ ظُلْمِهِ وَأَصْلَحَ إلى الله يَتُوبُ عَلَيْهِ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ أَلَمْ تعْلَمُ أَنَّ الله لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ يُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ نا أَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنُكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذِينَ قَالُوا أَمَنَّا بِأَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِنْ قُلُوبُهُمْ وَمِنَ الَّذِينَ هَادُوا سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ آخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ يُحْرِفُونَ الْكَلِمَ مِنْ بَعْدِ مَوَاضِعِهِ يَقُولُونَ إِنْ أُوتِيتُمْ هُذَا فَخُذُوهُ وَإِنْ لَمْ تُؤْتَوْهُ فَاحْذَرُوا وَمَنْ يُرِدِ اللهُ فِتْنَتَهُ فَلَنْ تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللهِ شَيْئًا أُولَئِكَ الَّذِينَ لَمْ يُرِدِ اللهُ أَنْ يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ لَهُمْ في الدُّنْيَا خِزْى وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمُ .
أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ يُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْ قَدِيرٌ
66 Bilmez misin ki göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'a aittir. O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.99
(Maide, 5/40)
Mushaf sayfa no: 113
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/8. sayfa
ALLAH, HER ŞEYİN GERÇEK SAHİBİDİR.
BİLGİ
Gücü sınırsız olan Allah (c.c.), evrendeki her şeyin sahibi ve yaratanıdır. Her şey sınırlı ve sonludur ancak Allah, ebedidir, her şeye güç yetirir. Azap etmek ve bağışlamak da O'nun elindedir. Allah rahmet sahibidir. Rahmeti her şeyi kuşatmıştır. O adaletlidir, zulüm ve haksızlık etmez. Günah işleyen mümin-lerden dilediğine günahı kadar azap eder, dilediğini ise affeder.
MESAJ:
Allah'ın büyüklüğünü hakkıyla kavrayan kişi, günahlarından tövbe eder.
KELİME DAĞARCIĞI:
Mülk: İnsanlar üzerinde hâkimiyet, tasarruf yetkisi. Eşya üzerinde tek başına tasarruf yetkisi.
Zulüm: Noksan yapmak, sınırı aşmak, doğru yoldan sapmak, Allah'ı i isyan, haksızlık.
113
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورة المايدة
سَمَّاعُونَ لِلكذب أكالون للسحت قابل جزار فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ أَوْ أَعرض عنهم وإلى العرض عَنْهُمْ فَلَن يَضُرُّوكَ شَيْئًا وإن حكمت فاحبينهم بالقسط إن الله يحب المقسطين وكبر يُحَكِّمُونَكَ وَعِنْدَهُمُ التَّوْرَيَةُ فِيهَا حُكْمُ الله لن
يَتَوَلَّوْنَ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ وَمَا أُولَئِكَ بِالْمُؤْمِنِينَ . أنزَلْنَا التورية فِيهَا هُدًى وَنُورٌ يَحْكُمُ بِهَا اللون الَّذِينَ أَسْلَمُوا لِلَّذِينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِبُونَ وَالْأَحْبَارُ بِمَا اسْتَحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللهِ وَكَانُوا عَلَيْهِ شُهَدَاءَ ما تَخْشَوُا النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُوا بِآيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلًا وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ . زیبا وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ فِيهَا أَنَّ النَّفْسَ بِالنَّفْسِ وَالْعَيْنَ بِالْعَيْن وَالْأَنْفَ بِالْأَنْفِ وَالْأُذُنَ بِالْأُذُنِ وَالبَنَّ بِالسِّن وَالْجُرُوحَ قِصَاصُ فَمَنْ تَصَدَّقَ بِهِ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَهُ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ .
وقف
سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّالُونَ لِلسُّحْتِ فَإِنْ جَاؤُكَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ وَإِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّوكَ شَيْئًا وَإِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ
66 Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse ister arala-rında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, adil davrananları sever.99 (Maide, 5/42)
Mushaf sayfa no: 114
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/7. sayfa
YAHUDİLER ARASINDA HÜKÜM VERİRKEN DE ADALETİ GÖZETMEK.
BİLGİ
Medine dönemindeki Yahudiler yalan sözlere kulak veriyorlardı. Onlar yalanı benimserler, yalan uydurarak İslam'a kötü sözler söylerlerdi. Çıkarları ve batıl amaçları için parayı kullanırlar, haram ve çirkin yollardan elde ettikleri kazancı yemekten çekinmezlerdi. Rüşvet alıp verirlerdi. Onlar menfaatleri için ihtilafa düştüklerinde bazen Peygambere gelerek aralarında hüküm vermesini isterler-di. Yüce Allah, bu tür durumlarda onlar hakkında hüküm verme konusunda Hz. Peygamber'i serbest bıraktı.
MESAJ:
1. Kötü amaçlarla davrananlara karşı dikkatli olmak gerekir.
2. Kim olursa olsun, muhatabına karşı adaletli olmak esastır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Suht: Haram mal.
Kıst: Adalet.
Muksit: Adaletli davranma, âdil.
114
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء السادس
وقطبينا على اثارهم بعيسى ابن مريم مصدقا لما بين يديه من الكورية والبناء الانجيل فيه هُدًى وَنُورُ وَمُصَدَقا لما بين بنيه من اللوريَةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِلْمُتَّقِينَ وَلْيَحْكُمْ أهل الإنجيل بما أَنْزَلَ اللَّهُ فِيهِ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ الله فأوليك هُمُ الْفَاسِقُونَ وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَاحْكُمْ بيْنَهُمْ بِمَا أَنزَلَ اللهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنَ الْحَقِّي لكُلِّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَجَعَلَكُمْ امة واحدة ولكِنْ لِيَبْلُوَكُمْ فِي مَا أَتيكُمْ فَاسْتَبِقُوا الخيرات إلى الله مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنتُمْ فيهِ تَخْتَلِفُونَ وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ اللهُ أَنْ يُصِيبَهُمْ بِبَعْضٍ ذُنُوبِهِمْ وَإِن كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ .
أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
"Onlar hålå cahiliye devrinin
hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin
hükmü Allah'ınkinden
daha güzeldir?
(Maide, 5/50)
Mushaf sayfa no: 115
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/6. sayfa
ALLAH'IN BUYRUĞU VE HÜKMÜNDEN DAHA GÜZEL NE VARDIR?
BİLGİ:
Cahiliyye döneminde ancak zulüm, vahşet ve karanlık hâkimdi. Cahiliyye hükümleri adaletsizlik ve insafsızlık üretiyordu. İnsanlar bu vahşetten bir kurtuluş aramaktaydı. Hak geldi, İslam güneşi insanlığı cahiliyye karanlığın-dan aydınlığa çıkarma müjdesi getirdi. İslam'ın aydınlığına eren müminler kurtuluşa erişirler. Artık bu yüceliğe eriştikten sonra başka bir inanç aramak kötü bir seçenektir ve imana terstir. Onlar Allah'ın hükmünden daha başka ne arayabilirler? Allah'ın hükmünden daha güzeli olabilir mi?
MESAJ:
Iman etme şerefine ulaşan Müslümanlar, Allah'ın hükmüne zıt olan hükümleri benimsemezler.
KELİME DAĞARCIĞI:
Cahiliyye: Arapların İslam'dan önceki inanç, tutum ve davranışları; İslam'a uymayan her türlü inanç, söz, fiil ve davranış.
115
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورا المايدة
يا أيها الذين آمنوا لا تَتَّخِذُوا اليهود والنصارى أولياء تعليم أولياء بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلهُم مِنكُمْ قاله منهم إلى الله لا تهدي القَوْمَ الظَّالِمِينَ فَتَرَى الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ فِيهِم يَقُولُونَ تخشى أن تصيبنا تابرة فعسى الله أن يأتي بالقسم أوامر من عنده فَيُصْبِحُوا عَلى ما أسروا في أنفسهم نادمين ويقول الَّذِينَ آمَنُوا أَهْؤُلَاءِ الَّذِينَ أَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ إِنَّهُمْ لَنا خبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فَأَصْبَحُوا خَاسِرِينَ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا مَن يَزان مِنْكُمْ عَنْ دِينِهِ فَسَوْفَ يَأْتِي اللَّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ اول عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ في سبيل الله وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَا يَةٍ ذَلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ آمَنُوا الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكوةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ وَمَنْ يَتَوَلُ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذِينَ آمَنُوا فَإِنَّ حِزْبَ اللهِ هُمُ الْغَالِبُونَ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَتَّخِذُوا الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبَا مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ أَوْلِيَاءَ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنْ كُنتُمْ مُؤْمِنِينَ .
إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ آمَنُوا الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلُوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكُوةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ
66 Sizin dostunuz ancak Allah'tır, Resûlüdür ve Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren müminlerdir.99 (Maide, 5/55)
ولد
Mushaf sayfa no: 116
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/5. sayfa
GERÇEK DOSTLARIMIZ, ALLAH VE RESULÜ İLE MÜMİNLERDİR.
BİLGİ
Müslümanlar iman ve teslimiyet üzere Allah'a bağlıdırlar. Allah ve Allah'ın elçisi Hz. Muhammed, Müslümanların gerçek dost ve velileridir. Diğer Müs-lümanlar da onlar için gerçek dost ve velidirler. Bunlardan başkasını gerçek dostlar edinmemelidir. Müslümanlar, namaza devam ederler, huşu ile namaz kılarlar, malı arıtan ve arttıran zekâtlarını verirler.
MESAJ:
1. Müslüman, hakiki dostunu iyi bilmeli ve belirlemelidir.
2. Sahte dost edinme tehlikesine karşı dikkat edilmelidir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Velî: Dost, yardımcı, koruyan, birinin işlerine bakan. Râkiûn: Boyun eğenler, rükû yapanlar.
116
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالحرة الشامل
اديكم إلى الصلوة الخلوها هزوا ولعنا ذلك بأنهم قوم لا يتعاون مل يا أهل الكتاب هل تنقمون منا إلا أن أمنا الله وما أنزل إلينا وما أنزل من قبل وأن أكثركُمْ فَاسِقُونَ .
اهل الباكم بشتر من ذلك ملونة عند الله من لعنه الله وليب عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْفِرْدَةَ وَالْمُنَارِيرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَ وليك در مكانا وَأَضْلَّ عَنْ سَوَاءِ السَّبِيلِ وَإِذَا جَاؤُكُمْ قَالُوا نا وقد دخلوا بالكفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُوا بِهِ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا مسلمون وترى كَثِيرًا مِنْهُمْ يُسَارِعُونَ فِي الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ والهم الشحكَ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ لَوْلَا يَنْهُبَهُمُ الربانيون والأخبار عَنْ قَوْلِهِمُ الْإِثْمَ وَأَكْلِهِمُ السُّحْتُ لَبِئْسَ ما كانوا يصنعون وقالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللَّهِ مَغْلُولَةٌ غُلَتْ أَيْدِيهِمْ ولعنوا بنا قالوا بل يقاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَاءُ وَلَيَزِيدَل كثيرا منهم ما أنزل إليك مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا وَالْقَيْنَا بَيْنَهُم العداوة والبغضاء إلى يوم القيمَةِ كَلَّمَا أَوْقَدُوا نَارًا لِلْحَرْبِ أَطْفَاهَا الله ويسعون في الأرْضِ فساداً والله لا يُحِبُّ التفسيين .
وَإِذَا نَادَيْتُمْ إِلَى الصَّلُوةِ اتَّخَذُوهَا هُزُوًا وَلَعِبًا ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَ
66 Siz namaza çağırdığınız vakit onu alaya alıp eğlence yerine koyuyorlar. Bu, şüphesiz onların akılları ermeyen bir toplum olmalarındandır.
(Maide, 5/58)
Mushaf sayfa no 117
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/4. sayfa
NAMAZI EĞLENCE VE OYUN EDİNEN AKILSIZLARI
BİLGİ
Müminler için namaz; esenlik, huzur ve kurtuluştur. Namaz Yüce Rabbin hu-zurunda O'na gönülden bağlanmak ve ibadet etmektir. Namaz müminin Allah ile buluşması, göz aydınlığı ve arınmadır. Yüce yaratıcıya yönelmeye, esenliğe ve namaza çağrı olan ezan ise Müslümanların ortak parolasıdır. Mümin namaz çağrısını özlemle bekler ve bu çağrıya kulak verir. Ancak müşrik ve kåfirler o çağrıyı, ezanı ve namaz hareketlerini oyun ve eğlence edinirler. Müşrik ve kâfirler ibadetin yüceliğini kavramaktan ve imandan yoksundurlar. Onlar akıllarını kullanmamaktadırlar. Akıllarını kullansalardı böyle davranmazlardı. MESAJ:
Müslüman kişi, kafirlerin yaptıklarını yapmaktan kaçınır, ezan ve namazla alay etmez.
KELİME DAĞARCIĞI:
Hüzüven: Alay, eğlence.
La'ib: Oyun.
117
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورة المايدة
وحبوا
بصير اعْبُدُ حرم من
وَلَوْ أن أهل الكتاب أمنوا واتقو الكفرنا عنهم من ولأدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النعيم . وَلَوْ أَنَّهُمْ القاموا اللون والانجيل وما أنزل إليهم من ربهم لأكلوا من قولي وَمِنْ تَحْتِ أَرْجُلِهِمْ مِنْهُمْ أمة مقتصدة وكثير منهم مَا يَعْمَلُونَ يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلْعُ مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن وَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بلغت رسالته والله يعصمك من الثاني إِنَّ اللهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ وَ قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتاب لسْتُمْ عَلَى شَيْ حَتَّى تُقِيمُوا التَّوْرَيَةَ وَالْإِنجِيلَ وَمَا أَنري إِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ مَانَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَدم الْكَافِرِينَ إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابون وَالنَّصَارَى مَنْ أَمَنَ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَعَمِلَ صَالِي فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ يَحْزَنُونَ . لَقَدْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِلَ وَأَرْسَلْنَا إِلَيْهِمْ رُسُلًا كُلَّمَا جَاءَهُمْ رَسُولُ بِمَا لَا تَهْوَى أَنْفُسُهُمْ فَرِيقًا كَذَّبُوا وَفَرِيقًا يَقْتُلُونَ .
يا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللَّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
"Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz ki Allah, kafirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.99 (Mâide, 5/67)
Mushaf sayfa no: 118
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/3. sayfa
ALLAH ELÇİSİ, VAHYİ OLDUĞU GİBİ AKTARIR.
BİLGİ
Hz. Muhammed, Allah'ın kulu ve elçisidir. Onun temel görevi Allah Teâlâ'nın bildirdiği vahyi, Kur'an ayetlerini insanlara aktarmak ve açıklamaktı. Hz. Pey-gamber bu yüce görevini en güzel şekilde yerine getirdi. O hep sorumluluk bilinciyle davrandı. Hiçbir şeyi gizlemedi. İlahi emir gereği emanet bilinci içinde elçilik görevini yaptı. Allah da onu korumaya söz verdi ve bu söz gerçekleşti. Allah, sözünü yerine getirir ve sözünden dönmez. Ancak Allah, inkâr eden ve yalanlayan kâfirlere hidayet vermez.
MESAJ:
Allah'ın emrine muhatap olan kişi, bu emri yerine getirir ve başka şeylerden endişe etmez.
KELİME DAĞARCIĞI:
Rab: İdare eden, terbiye eden, gözetip koruyan, nimet veren, ıslah edip geliş tiren, mâbud.
Tebliğ: Peygamberlerde bulunan sıfatlardandır. Peygamberlerin Allah'tan aldıkla vahyi olduğu gibi insanlara aktarmalarını ifade eder.
118
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالمراة الشاوش
حوا الا تكون فتنة فعَمُوا وَصَمُّوا ثم تاب الله عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُوا وَصَمُوا كَثِيرٌ مِنْهُمْ وَاللَّهُ صيرُ بِمَا يَعْمَلُونَ لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ الله هُوَ الْمُبِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ وَقَالَ الْمَسِيحُ يَا بَنِي إِسْرَائِلَ اعْبُدُوا اللهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ إِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدْ حرم الله عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوِيهُ النَّارُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ من انصارٍ ، لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ ثَالِثُ قلقة وَمَا مِنْ إِلَهِ إِلَّا إِلَهُ وَاحِدٌ وَإِنْ لَمْ يَنْتَهُوا عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ . قلا يَتُوبُونَ إِلى اللهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُ وَاللَّهُ غَفُورٌ رجيم ما الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ الرُّسُلُ وَأُمُّهُ صِدِّيقَةٌ كَانَا يَأْكُلَانِ الطَّعَامَ أَنْظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ الْآيَاتِ ثُمَّ انْظُرْ أَنَّى يُؤْفَكُونَ قُلْ أَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَاللَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ .
أَفَلَا يَتُوبُونَ إِلَى اللَّهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
66 Hală mi Allah'a tövbe etmezler ve O'ndan bağışlanma istemezler? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
(Maide, 5/74)
Mushaf sayfa no: 119
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz/2. sayfa
PİŞMAN OLUP ALLAH'A YÖNELMEYECEKLER Mİ?
BİLGİ
Hristiyanlar Hz. İsa'yı Allah'ın oğlu saymışlardı. Onlara göre tanrılık özellik-leri, "baba, oğul ve ruhulkudüs" dedikleri üç unsurda toplanmıştı. Yüce Allah bu üçlemenin yani teslis inancının batıl olduğunu bildirdi ve onları tevhid inancına çağırdı. İman edip gerçek kurtuluşa ermek varken inkâra ve şirke yõnelenler kendilerine yazık edenlerdir. Şirk kişiyi sapıklığa ve sonsuz azaba götürür. Oysa İslam, öncesindeki günahları siler. Günahından tevbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Hål böyleyken onlar inkârdan ve şirkten kurtulmak için neden beklemektedirler?
MESAJ:
1. İş işten geçmeden Allah'a hakkıyla iman etmek gerekir.
2. Allah, tövbe edenin tövbesini kabul eder.
KELİME DAĞARCIĞI:
İstiğfår: Bir günahın Allah tarafından bağışlanmasını dilemek.
119
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilسورة المايدة
قُلْ يَا أَهْل الكتاب لا تغلوا في دينكم الحَق وَلَا تَتَّبِعُوا أَهْوَاء قَوْمٍ قد صلوا من الله وَأَضَلُّوا كَثِيرًا وَضَلُّوا عَنْ سواء السبيل. لعِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ بَنِي إِسْرَائِل على المان دَاوُدَ وَعِيسَى ابْن مَرْيَمَ ذَلِكَ بِمَا عَصَوا وكال يَعْتَدُونَ . كَانُوا لَا يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَر لعلم لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ . تَرى كثيرًا منهم يَتَوَلَّوْنَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لنا أَنْفُسُهُمْ أَنْ سَخِطَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَفِي الْعَذَابِ مَن خَالِدُونَ * وَلَوْ كَانُوا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالنَّبِيِّ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مَا اتَّخَذُوهُمْ أَوْلِيَاءَ وَلَكِنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ فَاسِقُونَ . لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةٌ لِلَّذِينَ أمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا وَلَتَجِدَنَّ أَقْرَبُهُمْ مَوَدَّةً لِلَّذِينَ آمَنُوا الَّذِينَ قَالُوا إِنَّا نَصَارَى ذَلِكَ بِأَنْ مِنْهُمْ قِسَيسِينَ وَرُهْبَانًا وَأَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ .
ولا
كَانُوا لَا يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ فَعَلُوهُ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
66 İşledikleri herhangi bir kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Yapmakta oldukları ne kötüydül, (Maide, 5/79)
Mushaf sayfa no: 120
Hafızlık sayfa no: 6. Cüz / 1. sayfa,
KÖTÜLÜĞE ENGEL OLMAK, İNSANİ VE İSLAMİ BİR SORUMLULUKTUR.
BİLGİ
Yüce Allah, İsrailoğullarından kâfır olanları lanetlemişti. Çünkü onlar Allah'a isyan etmişler, haddi aşmışlar ve sapkınlıklara dalmışlardı. Bu son derece kötü durumdan çıkmak ve yaptıkları kötülüklere engel olmak için çabaları da yoktu. Halbuki insanlar birbirlerini yanlışlara karşı uyarmak durumundadırlar. İnsan sorumlu bir varlıktır. Müslümanların hem birbirlerini hem de müşrik, kâfir ve sapıklığa düşen kimseleri uyarmak gibi bir sorumluluğu vardır.
MESAJ:
1. Sorumlu varlık olarak insanlar birbirlerini yanlışa değil doğruya ve hakka
çağırırlar.
2. Kötülüklere engel olunursa ve kötüler ıslah edilirse toplum huzurlu olur.
KELİME DAĞARCIĞI:
Münker: Çirkin iş, kötü, tasvip edilmeyen, yadırganan, sıkıntı duyulan şey.
120
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزاء الشارع
وَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ حَلَالًا طَيِّبًا وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي أَنْتُمْ بِهِ مُؤْمِنُونَ
"Allah'ın size verdiği helal ve temiz rızıklardan yiyin. Kendisine iman ettiğiniz Allah'tan sakının!99 (Maide, 5/88)
سبعوا ما أنزل إلى الرَّسُول تَرى أَعْيُنَهُمْ تَفِيضُ من الدمع مِمَّا عَرَفُوا من الحق يَقُولُونَ رَبَّنَا أمَنَّا فَاكْتُبْنَا مع الشاهِدِينَ وَمَا لَنَا لَا تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَمَا جَاءَنَا مِنَ الْحَقِّ تطيعُ أَنْ يُدْخِلْنَا رَبَّنَا مَعَ الْقَوْمِ الصَّالِحِينَ فَأَتَابَهُمُ اللَّهُ بناء الواجناتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ جراء المُحْسِنِينَ وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ السحاب الجحيم يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ ما أحل اللهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ . زَكْرًا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ حَلَالًا طَيِّبًا وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي أَنْتُمْ به مُؤْمِنُونَ لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللَّهُ بِاللَّغْوِ فِي أَيْمَانِكُمْ وَلكِن يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَدْتُمُ الْأَيْمَانَ فَكَفَّارَتُهُ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلْثَةِ أَيَّامٍ ذلِكَ كَفَّارَةُ أَيْمَانِكُمْ إِذَا حَلَفْتُمْ وَاحْفَظُوا أَيْمَانُكُمْ كَذلِكَ يُبَيِّنُ اللهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ .
Mushaf sayfa no: 121
Hafızlık sayfa no: 7. Cüz/20. sayfa
HELAL-HARAM DUYARLILIĞI
BİLGİ:
Rabbimiz, birçok varlık yaratmış ve imtihanın bir gereği olarak bunlardan bir kısmını insanlara haram kılmıştır. Allah bize iyi, temiz ve sağlığımıza yararlı şeyleri helal kılar. Kötü, pis ve zararlı şeyleri yasaklar. Müslüman helal-ha-ram duyarlılığı içerisinde davranır, kazanç ve rızıkta helal olanı tercih eder. Bizi harama düşürmeyecek pek çok helal nimet vardır. Rızık olarak helal yiyecekler yeter.
MESAJ:
Allah'a karşı gelmekten sakınmak, haramlardan uzak durmak ve helal gıda konusuna önem vermek gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Rızık: Allah tarafından verilen nimet, mal, nasip, pay.
Haram: Kesin bir delille ve açık bir şekilde yapılmaması istenen fiil, davranış. Helal: Dinen yapılması veya yenip içilmesi yasaklanmayan, serbest bırakılan.
121
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورة التايدي
تا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّما الخمر والميير والألعاب والا رجس من عمل الشَّيْطَانِ فَاجتنبوة لعلكم الملعون يريد الشيطان أن يوقع بينكم العداوة والبغضاء في الحمد والميسر وَيَصُدَّكُمْ عَن ذكر الله وعن الصلوة في الله منتهون وأطيعوا الله وأطيعوا الرسول واحذروا قبل توان فاعلموا أننا على رسولنا البلاغ المبيل ليس على أمي أمَنُوا وَعَمِلُوا الصالحات جناح فيما طعموا إذا ما القووم وعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ثُمَّ اتَّقَوْا وَآمَنُوا ثُمَّ اتَّقَوْا وَأَحْسَنُوا وَال من الْمُحْسِنِينَ وَ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَيَبْلُوَنَّكُمُ اللَّهُ بِبَني مِن النت تقالة أَيْدِيكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ اللهُ مَنْ يَخَافُهُ بِالحب فَمَنِ اعْتَدَى بَعْدَ ذَلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ يَا أَيُّهَا الدين الو لا تَقْتُلُوا الصَّيْدَ وَأَنْتُمْ حُرُمٌ وَمَنْ قَتَلَهُ مِنْكُمْ مُتَعَيْنَا فَجَزَاءُ ما مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِهِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ هَدْيَا بَالِعُ الكف . كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاكِينَ أَوْ عَدْلُ ذَلِكَ صِيَامًا لِيَذُوقَ وَبَالَ أَمْرِهِ عَدَ اللهُ عَمَّا سَلَفَ وَمَنْ عَادَ فَيَنْتَقِمُ اللهُ مِنْهُ وَاللَّهُ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَام )
يا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْأَنْصَابُ وَالْأَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
" Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.99 (Maide, 5/90)
أجل العالم
Mushaf sayfa no: 122
Hafızlık sayfa no: 7. Cüz/19. sayfa
SARHOŞLUK VEREN İÇKİDEN, KUMARDAN VE FALCILIKTAN KAÇININI
BİLGİ:
İslam; aklı, canı, malı, ırzı ve dini korumayı ilke edinir. Aklı gideren, sağlıklı düşünmeyi ve davranışı engelleyen ve sarhoşluk veren her içki çeşidi haramdır. Kumar da hem insan hem de toplum sağlığı ve huzuruna karşı büyük tehli-kelerden biridir. Falcılık, gaybdan haber verme gibi şeyler de haram ve şeytan işi birer pisliktir. Müminler bu tür kötü ve çirkin işlerden kaçınırlar. Bu ilahi yasağa uyarlar. Böylece sağlıklı ve huzurlu bir toplum olarak yaşarlar.
MESAJ:
Dünyada huzur ve ahirette sonsuz kurtuluş, Allah'ın koyduğu helal ve haram
lara uymakla gerçekleşir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Hamr: İçki, sarhoşluk veren içecek.
Meysir: Kumar.
Rics: Pislik, çirkin şey.
122
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILA
YanıtlaSilالجزاء الشارع
م لكم صيد البحر وطعامه متاعا لكم والسيارة وحرم عَلَيْكُمْ صَيْدُ البَر مَا دُمْتُمْ حُرماً وَاتَّقُوا الله الذى ن مخدرون جعل الله الكعبة البيت الحرام قياما الثاني والشهر الحرام والهدى والقلايد ذلك لتعلموا الله يعلم ما في السموات وما في الأرض وأن الله كل شي عليم • اعْلَمُوا أن الله شديد العقاب وَأَنَّ اللهَ غَفُورٌ رَحِيمُ مَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا البلاغ والله يَعْلَمُ بالْبُدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ قُل لاَ يَسْتَوى الحبيتُ وَالطَّيِّبُ ولو أعجبك كثرة الحبيب فَاتَّقُوا الله يا أولي الألباب لكُمْ تُفْلِحُونَ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَسْتَلُوا عَنْ أَشْيَاءَ ن لَكُمْ تَسُؤْكُمْ وَإِنْ تَسْتَلُوا عَنْهَا حِينَ يُنَزِّلُ الْقُرْآنُ ب لَكُمْ عَذَا اللَّهُ عَنْهَا وَاللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ قَدْ سَأَلَهَا نام مِنْ قَبْلِكُمْ ثُمَّ أَصْبَحُوا بِهَا كَافِرِينَ مَا جَعَلَ اللَّهُ من تجيزة وَلَا سَائِبَةٍ وَلَا وَصِيلَةٍ وَلَا حَامٍ وَلَكِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يَفْتَرُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَأَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ .
قُلْ لَا يَسْتَوِي الْخَبِيثُ وَالطَّيِّبُ وَلَوْ أَعْجَبَكَ كَثْرَةُ الْخَبِيثُ فَاتَّقُوا اللَّهَ يَا أُولِي الْأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
66 (Ey Muhammed!) De ki: "Pis ile temiz bir olmaz. Pisin çokluğu sana ilginç gelse bile." Ey akıl sahipleri, Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.99
(Maide, 5/100)
Mushaf sayfa no: 123
Hafızlık sayfa no: 7. Cüz/18. sayfa
HİÇ TEMİZ İLE PİS BİR OLUR MU?
BİLGİ:
Allah, helal ve temiz olan şeylerden yararlanmamızı ister. Yenmesi, içilmesi ve kullanılması serbest/helal olan şeyler temiz olarak adlandırılır. Helal temizdir, iyi ve doğru tercihtir. Yapmamız ve yararlanmamız istenmeyen şeyler ise haram/pis olarak adlandırılır. Haram pistir. Pis ile temiz eşit ve aynı değerde olur mu? Elbette olmaz. İyi ile kötü, doğru ile yanlış, temiz ile pis bir değildir. Değerli olan aynı zamanda temiz olandır. İnsanın yaratılışı temizdir, temize layıktır.
MESAJ:
Bir şeyin çokluğu onun değerli olduğunu göstermez. Haramı/pis şeyleri tercih etmemek gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Habis: Kötü, pis, iğrenç, zararlı.
Kesret: Çokluk, bolluk.
123
iom dsoaleturned plant
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورة المايدة
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا إِلَى مَا أنزل الله والى الرسول العالم من ما وَجَدْنَا عَلَيْهِ أَباءَنَا أولو كان آباؤهم لا يعلم لي وَلَا يَهْتَدُونَ . يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُم المسمار لا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذا اهْتَدَيْتُم إلى الله مرجعكم حميد فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ يَا أَيُّهَا الذين امنوا لهان بيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمُوْتُ حين الوصية في ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ أَوْ أَخْرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ إِنْ أَنتُمْ فَرِينَ في الْأَرْضِ فَأَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةُ الْمَوْتِ تَحْبِسُونَهُمَا مِن بَعْمَ الصَّلوةِ فَيُقْسِمَانِ بِاللَّهِ إِنِ ارْتَبْتُمْ لَا تَشْتَرِي بِهِ ثَمَنًا وَا ذَا قُرْبَى وَلَا نَكْتُمُ شَهَادَةَ اللَّهِ إِنَّا إِذًا لَمِنَ الْأَرْمِينَ وَانَ عمر عَلَى أَنَّهُمَا اسْتَحَقًّا إِثْمًا فَأَخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنْ أَمِينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْأَوْلَيَانِ فَيُفْسِمَانِ بِاللَّهِ لَشَهَادَنَا أَحَل مِنْ شَهَادَتِهِمَا وَمَا اعْتَدَيْنَا إِنَّا إِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ ) دان أَدْنَى أَنْ يَأْتُوا بِالشَّهَادَةِ عَلَى وَجْهِهَا أَوْ يَخَافُوا أَنْ تُرَدُّ أَيْمَانُ بَعْدِ أَيْمَانِهِمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاسْمَعُوا وَ اللَّهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ
يوم تجميع
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ إِلَى اللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
66 Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman Allah size yaptıklarınızı haber verecektir.99
(Maide, 5/105)
Mushaf sayfa no: 124
Hafızlık sayfa no: 7. Cüz/17. sayfa
SİZ KENDİNİZİ DÜZELTMEYE BAKIN!
BİLGİ:
Müslüman, Allah'ın istediği şekilde iman esaslarına inanır, O'na bağlıdır. Söz ve eylemlerinde doğruluğu ilke edinir. Nefsin arzularına, şeytanın ve kötü insan-ların günah çağrılarına uymaz. Allah'ın ve elçisi Hz. Muhammed'in emrettiği şekilde davranan bir mümin, kötü huy ve alışkanlıklarından sıyrılmaya çalışır. İyilik, güzel ahlak, takva ve erdemlerle ken kendisini güzelleştirir. Bu gayret üzere kendisini düzeltmeye çalışarak başkalarına örnek bir Müslüman olur. Kendisi doğru olan ve doğruluktan ayrılmayan mümine, sapanlar zarar veremez.
MESAJ:
1. İyiliği ilke edinip doğruluktan ayrılmamaya kararlı bir mümin, Allah'ın razı olacağı bir hayat yaşama çabasındadır.
2. Mümin, önce kendi hatasını görür, önce kendi hatasını düzeltmeye çalışır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Merci: Dönüş; başvurulacak makam, sığınılacak mevki.
124
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMİLİ
YanıtlaSilالجزاء الشارع
نوم يجمع اللهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَا أَجِبْتُمْ قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَا لك أنت علام الغيوب إذ قال الله يا عيسى ابن مريم اذكر نعمتى عَلَيْكَ وَعَلى والديك إذ أيدتك بروج
يَوْمَ يَجْمَعُ اللَّهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَا أَجِبْتُمْ قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَا إِنَّكَ أَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
Allah'ın, peygamberleri toplayıp "siz(den sonra davetiniz)e ne derece uyuldu?" diyeceği, onların da, "Bizim hiçbir bilgimiz yok. Gaybleri hakkıyla bilen ancak sensin" diyecekleri
günü hatırlayın.99
(Maide, 5/109)
القدس تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَإِذْ عَلَّمْتُكَ الكتاب وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرِيةَ وَالْإِنْجِيلَ وَاذْ تَخْلُقُ مِنَ الظَّلِينِ كهيئة الطَّيْرِ بِإِذْنِي فَتَنْفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِي وَتُبْرِئُ الْأَكْمَةَ وَالْأَبْرَصَ بِإِذْنِي وَإِذْ تُخْرِجُ الْمَوْلَى باذْنِي وَإِذْ كَفَفْتُ بَنِي إِسْرَائِلَ عَنْكَ إِذْ جِئْتَهُمْ بالْبَيِّنَاتِ فَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ وَإِذْ أَوْحَيْتُ إِلَى الْحَوَارِينَ أَنْ آمِنُوا بِي وَبِرَسُولِي قَالُوا أَمَنَّا وَاشْهَدْ بِأَنَّنَا مُسْلِمُونَ إِذْ قَالَ الْخَوَارِبُونَ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ أَنْ يُنَزِّلَ عَلَيْنَا
مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ قَالَ اتَّقُوا اللَّهَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ . قَالُوا نُرِيدُ أنْ تَأْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ أَنْ قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ الشَّاهِدِينَ .
Mushaf sayfa no: 125
Hafızlık sayfa no: 7. Cüz/16. sayfa
HESAP VE CEZA GÜNÜNÜN BÜYÜKLÜĞÜ
BİLGİ:
Dünya hayatı, vakti geldiğinde sona erecek, kıyametin kopuşuyla birlikte hesap ve büyük mahkeme başlayacaktır. İnsanlar, Allah'a imandan, itaat ve kulluk görevlerinden sorguya çekileceklerdir. En ufak iyilik ve kötülük karşılığını bulacak, kimseye en ufak bir haksızlık olmayacaktır. Mutlak adalet büyük mahkemede kıyamet koptuktan sonra gerçekleşecektir. O anın da tek ve mutlak hâkimi yalnız Allah'tır. Allah'ın yüceliği ve kıyamet gününün dehşeti karşısında Allah'ın peygamberleri dahi, 'ey Rabbimiz ancak sen bilirsin, bizim ilmimiz seninkinin yanında bir hiçtir' diyeceklerdir.
MESAJ:
Kıyamet ve hesap haktır; bu hesap için hazırlık yapmak gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Allâm: Çok bilen, iyi bilen.
125
40 Ambar
YanıtlaSilBu İşi Kİ
ABD'nin New York ve Washington şehirlerine yapılan saldırının üzerinden iki aya yakın zaman geçti. Bu zaman zar-fında bütün dünya gece-gündüz hiç beklenmedik bu terör ey-lemini ve muhtemel neticelerini konuştu; söylenmedik söz, yazılmadık senaryo kalmadı. Tabi bunca toz-duman arasında neyin gerçek, neyin sahte ve uydurma olduğu da ayırt edile-mez hale geldi. Halbuki bu hadiseyi doğru analiz etmek ve anlamak zaruretimiz var, zira en yetkili ağızlar her fırsatta bu-nun bir nevi "milât" olduğunu, bundan sonra hiçbir şeyin aynı kalamayacağını beyan ediyorlar. Demek ki bizler de istikbåle måtuf plânlar yaparken, istesek de istemesek de bu gelişme-leri hesaba katmak mecburiyetindeyiz.
Ancak burada bilgi çağının genel problemi yine karşımı-za çıkıyor. Sıradan insanlar olan bizler, bu hadiselerin doğru analizini nasıl yapabiliriz? Malûmdur ki bilgi "GÜÇ"tür, çağı-mızda bilgiye hızlı ulaşma ve kullanma imkânları devamlı ge-liştiğine göre bilgilenme ve dolayısıyla güçlenme potansiyeli taşıyan milyonlarca insanı "sistem" yani hâkim güçler nasıl kontrol edecekler? Bu meseleyi kendileri açısından ustaca çözmüşler. "Çok bilgi mi istiyorsunuz, alın size bilgi..." diyerek bütün kanallardan insanları tabir câizse "bilgi bombardıma-nı"na tutuyorlar. Bunu yaparken de üç doğru yanında onüç yanlış bilgi göndererek kafaları tamamen bulandırıyorlar. Evet, hepimiz gazete ve dergilerden, televizyondan, internet-ten her türlü bilgiye ulaşabiliyoruz; ama hangisi doğru, sağ-lıklı bilgi? Doğruların içinde gerçekten gerekli olanlar hangi-leri? Gereklilerden hangileri önemli? Bu tasnifleri başararak hådiselerin arka plânını doğru okuyabilmenin zorluğunu hepi-mizin yaşadığına inanıyorum.
O hâlde, ne yapmalıyız? "Bu meseleyi nasıl olsa çöze-meyeceğim, niye boşuna kafamı yorayım" demek de çıkar yol olmadığına göre, bir başka usûl deneyerek en azından "ola-
KELİMELER
tedhiş - terör
"tedhiş" lûgatte dehşet verme, dehşete düşürme; şaşırtma, korkutma, yıldırma mânâları taşıyan bir keli-memiz, "dehşet" ise akla şaşkınlık verecek sûrette korkma, ürkme şeklinde tarif edilebilir.
Dilimize batıdan giren ve günümüz medyası tara-fından çokça kullanılan "terör" kelimesinin mânâsı da tıpatıp aynı. Herhalde batılı olduğu için tercih edilen te-rör, yüzlerce yıldır kullanılan tedhiş'i unutturmaya baş-ladı. Dil sarayımızdan bir taş daha sökülmüş oluyor böylece...
2001
ALTINOLUW
İM Yaptı?
YanıtlaSilmayacakları" ayıklamanın çok fayda getireceğini düşünüyo-rum. Burada da yanılmamak için, söylenenlere değil, olanla-ra göre mantık yürütmek ehemmiyet arzeder. Varılan netice-leri "çapraz kontrol"e tabi tutmak için de; taraf olmayan, ken-dini ispatlamış, tanınmış mütehassısların söylediklerine dikkat etmek, satır aralarını iyi okumak lazımdır.
Gelin, ABD'deki saldırıları bu usûle göre değerlendirme-ye çalışalım. 11 Eylül sabahı, ABD'nin doğusundaki meydan-lardan havalanan 4 uçak kaçırılıyor. İhtisasım havacılık oldu-ğu için, bu uçak kaçırma operasyonundaki inceliklere ve mü-him noktalara özellikle dikkat çekmek istiyorum, çünkü bura-daki profesyonellik, saldırının arkasındaki gücün plânlama ve uygulama kaabiliyeti hakkında ciddi bir fikir verecektir.
hi-
Bu dört uçağın ikisi Boston'dan, biri New York'dan, biri de Washington'dan kalkıyor ve hepsi de mahalli saatle 08:00'de birkaç dakika ara ile havalanıyorlar. Yani üç ayrı şe-hirden dört uçak aynı anda kaçırılıyor. Uçakların ikisi Bo-eing 767, ikisi Boeing 757 ve hepsi de ABD iç hat uçuşlarının en uzak noktası olan Los Angeles ve San Francisco'ya uçu-orlar. Bu şu demek: dört uçakta da iç hatlarda bulunabilecek azamî yakıt mevcut! İki 767'yi Dünya Ticaret merkezinin ku-lelerine çakıyorlar. Burada 767'lerin mevcut uçaklar içinde en Irilerinden olduğunu, daha küçük uçakların (737 ve 757 gibi) aynı yıkıcı etkiyi yapmayabileceğini hatırlatalım. 757'lerin biri Pentagon'a çakılıyor, diğeri muhtemel hedefi olan Beyaz Sa-ray'a varamadan düşürülüyor. Sonrası malûm...
Uçakları kullananların profesyonel ve çok iyi pilotlar ol-duğu muhakkak. Yüzlerce uçuşta kokpitte bulunmuş biri ola-rak kanaatim odur ki; sıradan bir pilotun, uçuş yolları üzerinde olmayan binaları üstelik uçak kaçırma ortamında bulabilmesi ve o ustalıkla vurabilmesi pek mümkün değildir. Bazılarının iddia ettiği gibi dışarıdan elektronik müdahale ile de bu iş ya-pılamaz. Teknik olarak uçaklara daha önceden, yerdeyken bazı özel cihazların yerleştirilmesi ile belki mümkün olabilirse de, bu öncekinden daha müthiş bir organizasyon gerektirir ki, bence imkânsız gibidir.
Dikkat çekici bir başka husus da uçakların ikisinin "Ame-rican", ikisinin de "United" havayollarına ait olması. Bunlar ABD'nin ve dünyanın en büyük iki havayolu şirketi ve dünya havacılık sektöründeki prestijleri en üst seviyede. ABD'deki irili-ufaklı onlarca havayolu içinden bunların uçaklarının tercih edilmesinde dahi ince bir mesaj olduğunu düşünüyorum.
Şimdi asıl soruya gelirsek: Bu işi KİM yaptı? Biz "Şu yaptı" diyerek kehanette bulunmak yerine yukarıda izah ettiği-miz şekilde mantık yürüterek kimin yapmadığını görmeye çalışalım.
Öncelikle bu eylemi gerçekleştirebilmek için neler gere-kir, ona bakalım. Dört uçağı kaçırmak, gerekli istihbaratı top-lamak, haberleşmeyi sağlamak, koordinasyon, plânlama, lo-jistik, vs. için asgari 50 kişilik (daha fazla olması çok muhte-
mel) insan gücü. Sağlıklı ve çok detaylı istihbarat çalışması. Yıllarca sürmüş olması muhakkak olan kusursuz bir planlama. Bu kadar insanın bu kadar zaman bütün ihtiyaçlarını karşılayacak ve hic dikkat çekmeyecek bir lojistik destek. Bütün bunları mümkün kılacak finans gücü. Birimler arasında hatasız bir koordinasyon. Yüksek teknoloji kul-lanacak kapasite. Cesur, kararlı ve tam profesyonel bir icraat... Bunlara mukte dir olan bir gücün dünyada çok az sa-yıda olduğu rahatlıkla söylenebilir.
YanıtlaSilBu açıdan bakıldığında, bilinen şekliyle hiçbir "terör örgütü"nün bu çapta bir eyleme gücünün ve ufkunun yetmeyeceği kanaatindeyim. ABD'nin kendi birim-lerinin yapageldikleri komploların da çok ötesinde bir eylem bu!
Bir an şöyle düşünelim: 11 Eylül günü iki kişi ABD'deki yüzlerce küçük meydandan birinden 8 kişilik özel bir uçak ki-ralayıp (veya kaçırıp) DTM'nin kulelerinden birine veya her-hangi başka bir gökdelene vursaydı, bu bile ABD'ni şok etme-ye ve dünyayı ayağa kaldırmaya yetecek bir eylem olmaz mıydı?
Belki öyle bir eylemi; ABD'nin bazı yüksek menfaatleri elde etmek üzere kendi birimlerine plânlatıp uygulattığı bir komplo veya güçlü bir terör örgütünün işi olarak değerlendire-bilirdik. Ama 11 Eylül'de olan çok farklı... "Yeterli" görülebile-cek bir terör eyleminin çok üzerinde bir ölçekten bahsediyo-ruz!
Yine bu eylemi dünya üzerindeki hiçbir devlet veya istih-barat teşkilatı vs. de yapmış olamaz. Birincisi ABD ile çatış-mayı göze alamaz, ikincisi böyle bir eylem plânı gizli kala-maz, zira hepsinin içinde ABD istihbarat birimleri mutlaka mevcuttur. Dünya çapında bir stratejist olan Prof.Dr.Ahmed Davudoğlu bu hususu teyiden şöyle diyor: "Ortaya çıkma ihti-mali yüzde bir dahi olsa, mevcut devletlerin hiçbiri böyle bir eylemin arkasında olamaz. Bu eylem salt ABD'nin kendisinin içinde olduğu bir eylem türü de değil. Böyle bir saldırıyı stra-tejik bakış açısına sahip olmayanlar yapamaz."
Her terör eyleminin bir gayesi vardır ve yapılış şekli ile de bazı mesajlar taşır. Bu saldırının taşıdığı mesajlardan id-râk edebildiklerimiz şöyle özetlenebilir:
1. Dünyanın en büyük (beşerî) gücü kabül edilen ABD'nin yöneticilerine: "Ben senden daha güçlüyüm. İstedi-ğim an seni evinde vurabilirim. Üstelik bunun için silâha, dü-zenli orduya da ihtiyacım yok. Senin malzemenle, en güvenli zannettiğin yerleri yok edebilirim."
2. ABD'de yaşayan halka: "Zannettiğin kadar güvende değilsin. İşte bir anda binlerce hemşehrini yok ettim. Üstelik bunların çoğu beyin takımından, zengin kişilerdi. Dünya üze-rinde mutlak güvenli hiçbir yer olamaz. Amerikalı ve zengin olmak seni kurtaramaz."
3. Dünya kamuoyuna: "Kafandaki 'Amerika imajı'nı de-ğiştir. 'Dünya ekonomisini ABD yönlendirir' diyorsan, işte eko-
Jn
YanıtlaSilnomik gücünün sembolü olan kuleleri yerle bir ettim. 'En büyük askeri güç ABD'dir, dilediğini yapar' diyorsan, işte o gücün merkezi olan Pentagon'u vur-dum. ABD yıkılmaz bir kale veya doku-nulamaz bir güç değildir. Onun da za-afları vardır.
4. Dünya hakimiyeti İddiası güden her-kese: "Dünyanın en güçlü ülkesinde yaptığımı her yerde yapabilecek güce sahibim. 'Yeni dünya düzeni'nde benim isteklerim birinci öncelikli olacak. Pas-tayı ben dağıtacağım, kimse itiraz et-mesin."
Ürkütücü değil mi? Bu müthiş meydan okumayı kimler m- yapabilir? Bu soruya Prof. Dr. Mahir Kaynak bir TV programın-mda "Dünya derin devleti" diye cevap verdi ve "içinde her mil-letten, dinden, ırktan, cinsten insanın bulunduğu yeni bir seç-kinler sınıfının teşekkül ettiğini; bunların çok iyi eğitim almış, yüksek teknoloji kullanan, çok büyük finans kaynaklarını yön lendiren ve bu güçle ülkelerin ekonomileriyle oyuncak gibi oy-nayan insanlar olduklarını ve ABD ile dünya hakimiyeti nokta-sında ister istemez karşı karşıya geldiklerini söyledi. Son başkan Bush'un da bu yükselen güce muhalif kläsik yapı ta-rafından seçtirildiğini ilåve etti.
İlk anda biraz ütopik gibi görünen bu tezi destekleyen gelişmeler de yok değil. Meselâ Bush'un saldırıdan hemen sonra bunun bir savaş olduğunu ve bu savaşın uzun yıllar süreceğini söylemesi. Üstelik bu savaşta NATO da bütün gü cüyle ABD'nin yanında. İyi hoş da kime karşı? Usame bin La-din ve adamlarına, Taliban'a vs... Hiç mantıklı değil doğrusu. Bu büyük güç uzun yıllar sürecek bir savaşı başka bir büyük güce karşı yapabilir ancak.
A.Davudoğlu da bu eylemin çok daha güçlü bir organi-zasyon tarafından bazı mesajları vermek ve sonuçta bazı ka-zanımlar sağlamak maksadıyla yapılmış olabileceğini; ABD'nin büyük bir şok geçirdiğini, bundan sonra dünya düze-ninin ve dengelerin mutlak surette değişeceğini; ABD'nin ger-çek failleri çok iyi bildiğini ancak bunları karşısına almaktan çekindiği için olayı farklı yönlere çektiğini ifade ediyor. Başka kıymetli stratejistlerin de benzer fikirler taşıdıkları anlaşılıyor.
Prof.Dr.Mahir Kaynak daha da ileri giderek ABD'nin dünyanın en büyük dış borcuna sahip olduğundan hareketle, bu yeni gücün dilerse yapacağı bir malî operasyonla ABD'nin ekonomisini tamamen çökertebileceğini iddia etti. Olur mu, ol-maz mı bilemem ama bildiğim birşey var ki, o da dünyanın yeni dengeleri oluşurken Türkiye'nin önünde hassas bir dö-nemin bulunacağıdır. Ne acıdır ki bu döneme belki de tarihi-mizin en aciz, en basiretsiz hükümetiyle giriyoruz. Yine de Ümid kesmeyelim ve şöyle diyelim:
Hak şerleri hayr eyler,
Zannetme ki gayr eyler,
Arif anı seyreyler,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler...
ALTINOLUS
Kasım 2001. 15
Hüzünsüz
YanıtlaSilRamazan
Özlemi
Yuvamız eki ile birlikte
2.250.000 TL. (KDV dahil)
http://www.altinoluk.com
Sayı: 189
Kasım 2001
Şaban-Ramazan 1422
940
YanıtlaSilDREAS HAYRAT BERAT
YOR ON ALTINCI BALAVATI BERIFE:
Allah Tall Muhammed's salát eylesin.
Bu cümlenin eerhli manast sudur
pon fastest, Allah'in halkından en büyüğü Resulüllah SA Alakammelt nimelt her eye samil Allah'ın Yuce sali; mimasi salicella tahtyve- celite ingal ederek, üstün şanma rifat dimana terme elamet latiflerine, yice şan ve mansubma
Mwili merhum taranidan düzeltilen nüshaların cümlesinde, stteki metin ayashr Ancak, ban nüshalarda:
Syytime erine. (All Seyyidma..)
Cumlesi atyade olarak gelmiştir.
Devam edelim
-Кола оини Alise de..
Bu cümlenin şerhli manası şudur:
Rasulallah SA. elendimiain bütün Al, ashab, etba ve ümmetleri serine, cepiti rahmetini, türlü türlü nimetimi insal edip ihsan eylesin,
Devam edelim
-Sergarar, toplu duran bulutları sürüp götürdüğü sü
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Bir yere toplanıp kat kat duran bulutları, pek süratli esen rüz gårın ahp Yice Allah'ın emrettiği yere götürüp az çok yağmurları yağ drhkya, Resulüllah SA. efendimize ve onun Ali üzerine bol salát, çok tahiyyat inaal ederek, pek üstün değer bulan şanlarını daha da yike eylesin
-Hee ruh sahibi ölümü tattığı süre..
Bu cümlede, chum:
Tabiri ile, anlatılh. Şundan ki:
Ölüm bir şerbete benzer. Cümle canhlar muhakkak ondan İçecek Jerdir. Herhangi bir kimseye, ölümün gelmemesi muhaldır. Bu mana kabı olarak, ölüm anlatılırken:
- Targ
Tabiri ile anlatikh. Kaldı ki, bu manada, Allah-ü Tadlá, Kur'anda:
-Her nefis, ölümü tadacaktır.» (3/185)
Buyurdu. Bu durumda cümlenin toplu manası şu olur: Her canhya ölüm geldikçe, Resulüllah S.A. efendimize, cümle all-
in dzerine, çeşitli salát, türlü türlü tahiyyat inzal ederek, değerleri-
ni artırsın, şanlarını yüce eylesin. Selam yurdunda EIII-I SELAM'a tahiyyet ve selâm ulaştıkça...
Bu eûmlede geçen:
-KHLI SELAM.
Tabir, Islam halkının tümü, manasınadır.
940
YanıtlaSilDELAIL-I HAYRAT ŞERHİ
YÜZ ON ALTINCI SALAVAT-I ŞERİFE:
Allah-ü Taâlâ Muhammed'e salât eylesin.
Bu cümlenin şerhli manası şudur:
Alabildiğine azametli, nimeti her şeye şamil Allah'ın Yüce zatı; resullerin en faziletlisi, Allah'ın halkından en büyüğü Resulüllah S.A. efendimizin zat-ı şeriflerine, cism-i latiflerine, yüce şan ve mansıbına münasip salât-ı celile, tahiyye-i cellle inzal ederek, üstün şanına rifat ihsan eylesin.
Müellif merhum tarafından düzeltilen nüshaların cümlesinde, üstteki metin aynıdır. Ancak, bazı nüshalarda:
Seyyidimiz üzerine.. (Alà Seyyidina..)
Cümlesi ziyade olarak gelmiştir.
Devam edelim:
Keza onun âline de..
Bu cümlenin şerhli manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimizin bütün ål, ashab, etba ve ümmetleri üzerine, çeşitli rahmetini, türlü türlü nimetini inzal edip ihsan eylesin.
Devam edelim:
re.. Şiddetli rüzgârlar, toplu duran bulutları sürüp götürdüğü sü-
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Bir yere toplanıp kat kat duran bulutları, pek süratli esen rüz-gârın alıp Yüce Allah'ın emrettiği yere götürüp az çok yağmurları yağ-dırdıkça; Resulüllah S.A. efendimize ve onun âli üzerine bol salât, çok tahiyyat inzal ederek, pek üstün değer bulan şanlarını daha da
yüce eylesin. Her ruh sahibi ölümü tattığı süre..
Bu cümlede, ölüm:
Tat..
Tabiri ile, anlatıldı. Şundan ki:
Ölüm bir şerbete benzer. Cümle canlılar, muhakkak ondan içecek-lerdir. Herhangi bir kimseye, ölümün gelmemesi muhaldır. Bu mana icabı olarak, ölüm anlatılırken:
Tattığı..
Tabiri ile anlatıldı. Kaldı ki, bu manada, Allah-ü Taâlâ, Kur'anda:
Her nefis, ölümü tadacaktır.» (3/185)
Buyurdu. Bu durumda cümlenin toplu manası şu olur:
Her canlıya ölüm geldikçe, Resulüllah S.A. efendimize, cümle âli-nin üzerine, çeşitli salât, türlü türlü tahiyyat inzal ederek, değerleri-ni artırsın; şanlarını yüce eylesin.
Selâm yurdunda EHL-İ SELAM'a tahiyyet ve selâm ulaştıkça...
Bu cümlede geçen:
- EHL-İ SELAM.
Tabiri, İslâm halkının tümü, manasınadır.
KARA DAVUD
YanıtlaSil041
Basıları da
Bu cümlede geçen BELAM lata, Yüce Allah'ın ismidir. Diye anlattılar
ULAŞTIKÇA
Lafaina gelince, su manalarda kullanılması mümkündür
Belam ulaştırdıkça...
İki cihanda, selamet verlet Yüce Allah, tahlyyat ulaştırdıkça.. Bu son cümlede, SKLAM iafm, Allah- Taßlärun lami olduğu ka bul edilmiştir.
-Selam ulaştırıldıkça...
Ben selamımı yolladığım süre..
Bu cümlelerde anlatılan mana şudur:
Selam yurdu olan, yüce cennetlere, sübhan olan Yüce Hak, mu min ve muvahhidleri, bölük bölük sevk edecektir. Bunlar, cennete gel dikleri zaman, cennetin hasini melek, onlara şu selâmı verecektir:
-Slam size, tertemiz geldiniz. Ebedi kalmak üzere buraya gi rin. (30/73)
Böyle bir saygı selamdan sonra, onlar: Emin, selamet üzere cen-nete girerler.
Orada, her ne zaman, birbirleri ile karşılaşırlarsa.. tazim ve tekrim olarak, birbirlerine selâm verirler. Nitekim, Nitekim, bu manada, Yüce Allah, cennet ehlini anlatırken, şöyle buyurdu:
Oniarın, orada tahiyyeti selâmdır.» (10/10)
Şimdi esas cümlenin ifade ettiği manaya gelelim:
Anlatılan selamlar alınıp verildikçe, peygamberlerin gözdesi Re-sulüllah S.A. efendimize; ümmetlerin hayırlısı olan ümmetlerine son-sus salát ve tazimat, namütenahi tekrimat ulaştırmak sureti ile, füs-tün değere sahip şanlarını, büyük makamlarını daima yüce eyle.
Devam edellin:
Allahım.
By kendisine dua edilenlerin hayırlısı, bunlara karşılık ihsan edenlerin hayırlısı, darda kalmışların duâsına icabet eden vacib'ül-vü-cud zatı yüce sıfatları mukaddes Allahım.
Yüce şanıla inayet ve Ihsanınla ben acis selil kusur dolu kulunu halis muhlis olarak:
Beni yaratıldığım işte kullan.
Çünkü sen, Hayy Kayyum olarak, beni yarattın. Ne şey için ya rattıysan, onda kullan, İnsanın, dolayısı ile yaratıldığı mana Kelâm-1 Kadim'inde şöyle anlatıldı:
YARATILIŞTAKİ HİKMET
«Cinni ve inai ancak bana ibadet etmeleri için yarattım.» (51/
KARA DAVUD
YanıtlaSil041
Banlari da
Be comlede recen: SELAM Jafn, Yüce Allah'ın ismidir.
Dye anlatblan
-ULASTINÇA.
Lafuma gelince, gu manalarda kullanimam mümkündür:
-Selam ulaşunnkça..
-Iki elhanda, selamet vertet Yüce Allah, tahiyyat ulaştırdıkça.. Bu son edmlede, SELAM lara, Allah- Tala'nın lami olduğu ka-bul edilmiştir
-Den selamamı yolladığım süre..
Bu cümlelerde anlatılan mana şudur:
Selam yurdu olan, yüce cennetlere, sübhan olan Yüce Hak, mü min ve muvahhidleri, bölük bölük sevk edecektir. Bunlar, cennete gel-dikleri zaman, cennelin hasini melek, onlara şu selamı verecektir:
-StAm size, tertemiz geldinta. Ebedi kalmak üzere buraya gi rin (39/13)
Böyle bir saygı selamdan sonra, onlar: Emin, selamet üzere cen nete gireren
Orada, her ne zaman, birbirleri ile karşılaşırlarsa.. tazim ve tekrim olerak, birbirlerine selam verirler. Nitekim, bu manada, Yüce Allah, cennet ehlini anlatırken, şöyle buyurdu:
Oniarın, orada tahiyyeti selamdır.» (10/10) Şimdi esas cümlenin ifade ettiği manaya gelelim:
Anlatılan selamlar ahnıp verildikçe, peygamberlerin gözdesi Re-sulüllah 8.4. efendimize; ümmetlerin hayırlısı olan ümmetlerine son-sua salat ve tasimat, namütenahi tekrimat ulaştırmak sureti ile, üs tün değere sahip şanlarını, büyük makamlarını daima yüce eyle.
Devam edeltin:
-Allahun
Ky kendisine dua edilenlerin hayırhaı, bunlara karşılık ihsan edenlerin hayırısı, darda kalmışların duasına duasına icabet eden vaelb'ül-va-cud satı yüce sıfatları mukaddes Allahım.
Yüce şanınla inayet ve insanınla ben acls zelil kusur dolu kulunu
halis muhlis olarak:
-Beni yaratıldığım İşte kullan,
Cunkü sen, Hayy Kayyum olarak, beni yarattın. Ne şey için ya rattiysan, onda kullan, Insanın, dolayısı ile yaratıldığı mana Kelâm-1 Kadim'inde şöyle anlatıkh
YARATILISTAKI HIRMET
Cinni ve inal ancak bana ibadet etmeleri için yarattım. (81,
KARA DAVUD
YanıtlaSilBamları da:
Bu cümlede geçen: SELAM lafm, Yüce Allah'ın ismidir. Diye anlattılar.
-ULAŞTIKÇA
Lafuna gelince, gelince, su manalarda kullanılması mümkündür
Selam ulaştırdıkça...
041
İki cihanda, selamet verici Yüce Allah, tahiyyat ulaştırdıkça... Bu son cümlede, SELAM lafm, Allah- Talla'nın lami olduğu ka bal edilmiştir.
Selam ulaştırıldıkça..
Ben selamımı yolladığım süre..
Bu cümlelerde anlatılan mana şudur:
Selam yurdu olan, yüce cennetlere, sübhan olan Yüce Hak, mü min ve muvahhidleri, bölük bölük sevk edecektir. Bunlar, cennete gel-dikleri zaman, cennetin hasini melek, onlara şu selâmı verecektir:
Slåm size, tertemis geldiniz. Ebedi kalmak üzere buraya gi rins (39/73)
Böyle bir saygı selamdan sonra, onlar: Emin, selamet üzere cen-nete girerler.
Orada, her ne zaman, birbirleri ile karşılaşırlarsa.. tazim ve tekrim olerak, birbirlerine selâm verirler. Nitekim, bu manada, Yüce Allah, cennet ehlini anlatırken, şöyle buyurdu:
Oniarın, orada tahiyyeti selamdır.» (10/10) Şimdi esas cümlenin ifade ettiği manaya gelelim:
Anlatılan selamlar alınıp verildikçe, peygamberlerin gözdesi Re-sulüllah S.A. efendimize; ümmetlerin hayırlısı olan ümmetlerine son-suz salát ve tazimat, namütenahi tekrimat ulaştırmak sureti ile, üs tün değere sahip şanlarını, büyük makamlarını daima yüce eyle.
Devam edelim:
Allahım.
Ey kendisine dua edilenlerin hayırlısı, bunlara karşılık ihsan
edenlerin hayırlısı, darda kalmışların duasına icabet eden vacib'ül-va-cud zatı yüce sıfatları mukaddes Allahım.
Yüce şanınla inayet ve ihsanınla ben aciz zelil kusur dolu kulunu halis muhlis olarak:
Beni yaratıldığım işte kullan.
Çünkü sen, Hayy Kayyum olarak, beni yarattın. Ne şey için ya-rattıysan, onda kullan, İnsanın, dolayısı ile yaratıldığı mana Kelâm-1 Kadim'inde şöyle anlatıldı:
YARATILIŞTAKİ HİKMET
Cinni ve insi ancak bana ibadet etmeleri için yarattım. (51/
942
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT SERHI
Bu Ayet-i kerimenin doğru manaamdan anlaşılan hizmetler sun lardır:
a) Sübhan olan Yüce Hakkın mukaddes zatini, tam marifatle bilip onu tevhid etmektir.
b) Yüce Hakkı, zatiye, sübutiye, filliye sifati ile tavsif de rek, düşük vasıflardan tenzih etmek.
e)
21 JHAhi emri, rabbani ser'i hükümleri ix'anla kabul ettikten sonra, bi tün bunları yapmak; ayrıca, yasaklardan da kaçınmak..
İşbu anlatılan manaların cümlesinde tam Inkiyad ve tam itaat üzere olmaktır. Asıl, yaratılış sebebi budur.
Üstte anlatılan tafsilat açısından, salavat-ı şerifedeki cümlenin manası şu demeğe gelir:
Bana, cinnin ve insanların yaratılış sebebi olan marifetullah üzerine hakkı ile irfan sahibi olmayı, zatında ve sıfatında tevhid ehli olmayı nasib eyle.
Bize Resul olarak gönderdiğin Muhammed aleyhisselâtü vesselá mın nübüvvet ve risaletini tasdik; sübhan olan Yüce Hak katından ge-tirdiklerinin cümlesini iz'anla kabul; kendisine inzal buyurulan Kur'. an-ı Kerim'l Fürkan-ı Hakimi tasdik; içinde bulunan yüce yüce emirleri, şer'i hükümlern cümlesini iz'anla kabul ettikten sonra fermanın ge reği ile amel etmek için kalb, kalıp, aza ve bedenimle taat ve ibadette bana başarı ihsan eyle. Ömrüm son buluncaya kadar, ibadet ve taatın-da beni hizmet ettir.
Buraya kadar anlatılan mana, lafzın (Arapçası).
Ferridni
Oluşuna göre verilmistir. Bazı nüshalarda; (Arapça):
- Ferrigni.
Olarak gelmiştir. Buna göre, mana şu demeğe gelir: Bana boş za-
man ihsan eyle,
Yani: Anlatılan ibadetleri yapmak için..
Devam edelim:
Senin tekeffül ettiğin şeylerle beni meşgul eyleme..
Bu cümlenin daha açık şerhi şudur:
Ey Fettah Rezzak Allahım, rızık çalışmaları ile beni uğraştırıp,
kalbimi onlarla doldurma. Çünkü, zatın o hususta tefekkül etmişsin.
Bu tekeffülünü, Kelâm-ı Mecid'inde şu âyetlerle anlattın:
Yerde yürüyen hiç bir canlı hariç olmamak üzere, rızıkları Allah'a kalmıştır. (11/6)
132) «Biz senden rızık 'stemiyoruz; biz seni rızıklandırıyoruz. (20
«.. Onu da, sizi de Allah rızıklandırıyor. (29/60)
Burada anlatılan şanlı vaad hükmünle tekeffül buyurduğun er-zakımı temin için, zahiri sebeplere bağlı kalmak sureti ile beni metr gul eyleme. Lütuf, kerem ve Inayet Ihsanınla daima, beni bol rızık
KARA DAVUD
YanıtlaSil943
la rimklandır. Böylelikle, insanların ve cinnin yaratılış sebebi olan ibadet ve taatla halis muhlis olarak, gece gündüz çalışmak, şeriat garra-i nebevi, sünnet-i seniyye-1 Ahmedi, tarikat-ı aliyye-i Muham medi üzere amel etmekte, her hal ü kårda bana başarı İhsan eyle. Müt-takilerin yoluna, salih zatların zümresine idhal eyle. Şu ayet-i keri-melerle vaad buyurduğun keremine nail edip kurtar:
Kim Allah'a karşı takva sahibi olursa.. Allah ona, bir çıkış yolu ihsan eder. Ummadığı yoldan onu runklandırır. Kim Allah'a gu-venip dayanırsa,, o kendisine yetişir.» (65/2-3)
Devam edelim:
Dileğimi sana sunduğumdan beni mahrum etme.
Ey hacetleri bitiren, duaları kabul buyuran, keremliler keremiisi, merhametliler merhametlisi Yüce Hak, Kibriyası yüce Allah...
Yüce dergahına niyaz edip mukaddes zatından tazarru ile istedi-ğim dilek ve temennilerime nail olmaktan; beni kusurum, edepsizliğim, cürüm ve isyanım sebebi ile red ve mahrum bırakma.
Çünků, sen Gani Kerim Rahim Mevlâ'ya emellerimi ve dilekleri-mi arz ederim. Dileklerimi ancak sana arz ederim.
Devam edelim:
Sana istiğfar ettiğim halde, azap etme.
Bu cümlenin, daha açık şerhli manası şudur:
Ey günahları bağışlayan, ayıpları örten, Ya Afüvv, Ya Ga-fur, Ya Kerim, Ya Rahim, Ya Rauf, irtikåp ettiğim hatta, sa-kat işlerim, cürüm, isyanım ve günahlarımla müstahak olduğum ce-za ve intikamla beni iki cihanda rüsvay etme; azaba çarptırma.
Çünkü, günhlarımı itiraf ediyorum; hatalarımı ikrar ediyorum.
Ettiklerime pişman olduğumu arz ediyorum. Bir daha işlememeye azmediyorum. Sen Gafur ve Gaffar Allah'tan af ve mağfiret taleb ediyorum. Halim, yüce dergahına istiğfar arz etmektir.
Burada şöyle bir sual vaki olabilir:
Duâ edenin duâsı için, şu âyet-i kerimeler vardır:
Bana dua ediniz icabet ederim.» (40/60)
«Bana duâ edince, duâ edenin duâsına icabet ederim.» (2/186)
Bu âyet-i kerimelerin delâletine göre, duânın makbul olacağı, müsbet olarak teyakkun etmiştir. Kaldı ki, bir hadis-i şerifte, şöyle buyuruldu:
«Makbul olacağına inanarak dua ediniz.
İşbu hadis-i şerif dahi, dua edildiği zaman, makbul olacağı hak-kında hiç bir şüphe bırakmaz.
Bütün bunlardan başka, tevbe ve istiğfar edenlerin, tevbesi da-hi mutlaka hiç bir şüphe izi bırakmadan makbuldür. Bunu da, şu âyet-i kerime bize bildirir:
«Ben, tevbe edenleri tam manası ile bağışlarım.» (20/82)
Sonra.. bu şekilde istiğfar edenlere şu mükafat müjdesi de âyetle sabittir:
944
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
...İşte böyle.. Onların mükafatı: Rablarından bağışlanma lyi amel işlevenlerin mükafatı olarak bu nekadar güzel. (3/136) altlarından irmaklar akan cennetler olup orada ebedi kalacaklardır
Bütün bu manalardan da anlaşılacağı gibi, istiğfar edildikten son-ra, bağışlanma durumunun clacağında hiç bir şüphe yokken, neden:
Dileğimi sana sunduğumdan beni mahrum etme. Sana istig far ettiğim halde bana azap etme.
Diye söylendi?.
Ulema merhum, bu sorunun cevabında şöyle dediler:
Dua edenin, duâsının makbul olacağı, Allah'ın vaadinin bir feabı olarak, kesindir. İstiğfar edenin, dahi, tevbe ve istiğfarının mak-bul olacağı aynı şekilde kesindir. Ancak, dua edenin duasımı kabul et-mek, istiğfar edeni mutlaka bağışlamak, şanı yüce Allah'a vacip bir du-rum çıkarmaz. O Kerim Rahim Afüvv Gafur olan Yüce Mevla'nın siri kerem, inayetine kalmıştır. Duâyı kabul etmeyip reddetmesi, tevbeyi kabul etmemesi de caizdir.
İşbu mana icabı olarak, yukarıda geçen duâ ve istiğfara:
Beni mahrum etme; bana azap etme.
Cümleleri eklendi.
HIZIR'IN DUASI
Bu cümlede anlatılan duâ, Hızır'ın a.s. daima okuduğu duâlar-dandır.
Bir haberde şöyle anlatıldı:
- Bir kimse cenaze ile gidiyordu. Yüzü ve siması gayet güzel, sū-kûnet ve vakarla bir başkasının da o cenaze ile gittiğini, ona ibret na-zarı ile bakıp bir şeyler okuduğunu gördü. Yanına yaklaşıp dinlediği zaman, şu duāları okuduğunu gördü:
- Allahım, beni yaratıldığım işte kullan. Senin tekeſfül ettiğin şeylerle beni meşgul etme. Dileğimi sana sunduğum halde beni mah-rum bırakma. Sana istiğfar ettiğim halde, bana azap etme.
Onun okuduğu bu duâlara taaccüb etti; yürürken tekrar tekrar okuyordu.
O cezane ile gidenlere yaklaşıp bu dua okuyanın kim olduğunu sordu; hepsi de:
- Bilmiyorum.
Diye cevap verdiler. Onların böyle demeleri üzerine, taaccübü da-ha da arttı. Bunun üzerine, o kimsenin haline daha dikkat edip baktu-ğı zaman gördü ki: O kimse, yürüdüğü zaman, ayağı ile kuru yere ba-sınca, ayağının altında yeşil otlar tlar bitiyor.
Bu durumu görünce, bildi ki: O kimse, Hızır aleyhisselâmdır. Kendi kendine şöyle dedi:
Bunu iyice gözeteyim, cenaże indiği zaman, bir tenhada fır-sat bulup duâsını alayım.
KARA DAVUD
YanıtlaSildururken kayboldu. lvive dikkat etti. Cenare Indiği anda, o kimse gözünün önünde 045
the da kendisi için, bir başka şaşırtıcı durum oldu. Çokça araş arch. Ancak bulamah. Onu bulamayınca, artık har aleyhisselamdır.
kesin olarak bildi ki: retti Bunun dzerine, insanlara onun okuduğu bu duâyı haber verip öğ
Budud te kere okunacaktır.
YÜZ ON YEDİNCİ BALAVAT-I ŞERİFE:
-Allahım, efendimiz Muhammed'e ve âline salât eyle.. keza se-nim eyle..
Eu üluhiyet, yüceler yücesi zatına hasın hası layık olan; vahdani-yet vahidiyet, samediyet bütün noksanlardan müberra özüne yakışan vacib al vücud şanı büyük, bürhanı azim Allahım.
Efendimiz ve ulumuz, boynumuzu kurtaran, hidayetimize sebeb olan, nimetimise vasıta olan seyyidimiz, evvellerin ve âhirlerin sey-yidi üzerine; stvadet ve risaletine yakışır biçimde sonsuz salât ile sa-At eyle.
Çünkü o: Cümle ilahi kitaplarda, semavi sahifelerde, mukarreb meleklerin, mükerrem velilerin, müttakilerin, salihlerin, ilmi ile amil elan âlimlerin dillerinde daima övülen bir zattır. Kendisine bolca sa-Mt; çokça tazimat, tekrimat inzal eyle.
Bu salavat-ı şerifede geçen, Resulüllah S.A. efendimizin ALI, enun ashabıdır, kendisine tabi olan ümmetidir.
Demek olur ki:
-Allahım, bunların da, üzerlerine salát inzal ederek, çokça ta-hiyyet ve tekrimle yüce şanlarına rif'at verip yücelt.
Bu salavat-ı şerifede geçen:
Gelâmet.
Lafm ile de, şöyle denmek istenir:
Allahım, efendimiz ve ulumuz Muhammed'e, onun bütün all-ne; dünya ve ahiretin cümle åfet ve zorluklarından, kederlerinden ve sıkıntılarından, latif zatlarına uygun düşmeyen şeylerin cümlesinden selamet ihsan eyle.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
Ey dualara icabet eden, hacetleri bitiren, taatlara ve hayırlara mu-vaffak eden şanı büyük, kibriyası yüce Allah..
Senden isterim.
F. 66
DELAIL I HAYRAT BERHI
YanıtlaSil040
Vani Acts her halloule yardıma, Inayete, fazlına, keremine muh tag olan ben kulun, Gani Kerim Afüvv Halim Gafur Rauf Rahim za Lindan tam bir bulus ile niyan edip isterim.
Devam edellon
Katinda MUSTAFA habibini vesile bilerek, sana yönelirim.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Vice zatına Habib kıldığın güzin-i enblya, zübde-i asfiya, imam-1 etkiya, Hasret-i Muhammed Mustafa'nım B.A. hürmetine, onun vası tam ile, lam teveccüh tam ikbal fle zatına niyaz eder, dileğimi arz ederim
Basi nishada -Habibin
Lafamın yerine:
Peygamberin Muhammed.
Lafa gelmiştir.
Isbu katına vesile ettiğim zat, yüce üluhlyet katında seçilmiştir Bu şekilde özenle seçip ayırdığın Habibin hürmetine istíane ederek, zatına ulyas edip isterim.
-Ky habibimiz,
Yani: Ry şefaatçınız, anamızdan daha şefkatlı ve merhametlimiz olan Habibüllah.
-Ya Muhammed.
Yani: Ey ilahi kitaplar içinde, nebilerin ve resullerin, mukarreb meleklerin, velilerin, salihlerin dillerinde çokça medh ü sena olunan Muhammed aleyhissalátů vesselâm..
RESULULLAH'I B.A. İSMİ İLE ÇAĞIRMAK
Resulüllah S.A. efendimizin belli ismi olan
-Muhammed.
Lafsi ile, duâ esnasında nida etmek caizdir. Ancak, duanın dışın-da, Resulüllah S.A. efendimizin hayatında bu ismi ile çağırılması câiz. değildir
Devam edelim:
-Biz, seni Rabbına vesile kılıyoruz.
Şöyle ki: Biz acis, zelil, şefaat yardımına muhtaç zaif ümmetleriniz. Mübarek zatını vesile bilip iltica edenlere sahip çıkıp şefaat ettiğin için sana tevessül ediyoruz. Bilhassa, Yüce Rabbına olan hacetleri-mlade..
Şundan ki: Seni cümleden evvel yarattı. Seni zatına Habib eyle-di. Cümle mahluku, senin pek parlak nurundan yarattı. Bütün nebl-lerden ve resullerden sonra, seni nebilerin sonuncusu eyleyip bütün Alemlere rahmet olarak, bütün yaratılmışlara resul gönderdi. Dünya ve ahirete dair bütün dileklerini ihsan eyledi. Şefaatını kabul buyur-du. Bütün temenni ve muradını, İhsan eyledi.
946
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHI
Yani: Aciz her halimde yardıma, inayete, fazlına, keremine muh-taç olan ben kulun; Gani Kerim Afüvv Halim Gafur Rauf Rahim za-tından tam bir hulus ile niyaz edip isterim.
Devam edelim:
Katında MUSTAFA habibini vesile bilerek, sana yönelirim.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Yüce zatına Habib kıldığın güzin-i enbiya, zübde-i asfiya, İmam-ı etkıya, Hazret-i Muhammed Mustafa'nın S.A. hürmetine, onun vast-tası ile, tam teveccüh tam ikbal ile zatına niyaz eder, dileğimi arz ederim.
Bazı nüshada: Habibin.
Lafzının yerine:
Peygamberin Muhammed.
Lafzı gelmiştir.
İşbu katına vesile ettiğim zat, yüce üluhiyet katında seçilmiştir. Bu şekilde özenle seçip ayırdığın Habibin hürmetine istiane ederek, zatına niyaz edip isterim.
Ey habibimiz,
Yani: Ey şefaatçımız, anamızdan daha şefkatlı ve merhametlimiz olan Habibüllah.
Ya Muhammed.
Yani: Ey ilahi kitaplar içinde, nebilerin ve resullerin, mukarreb meleklerin, velilerin, salihlerin dillerinde çokça medh ü sena olunan Muhammed aleyhissalâtü vesselâm..
RESULÜLLAH'I S.A. İSMİ İLE ÇAĞIRMAK
Resulüllah S.A. efendimizin belli ismi olan
Muhammed.
Lafzı ile, duâ esnasında nida etmek caizdir. Ancak, duanın dışın-da, Resulüllah S.A. efendimizin hayatında bu ismi ile çağırılması câlz. değildir.
Devam edelim:
Biz, seni Rabbına vesile kılıyoruz.
Şöyle ki: Biz aciz, zelil, şefaat yardımına muhtaç zaif ümmetleriniz. Mübarek zatını vesile bílip iltica edenlere sahip çıkıp şefaat ettiğin İçin sana tevessül ediyoruz. Bilhassa, Yüce Rabbına olan hacetleri-mizde..
Şundan ki: Seni cümleden evvel yarattı. Seni zatına Habib eyle-di. Cümle mahluku, senin pek parlak nurundan yarattı. Bütün nebi-lerden ve resullerden sonra, seni nebilerin sonuncusu eyleyip bütün ålemlere rahmet olarak, bütün yaratılmışlara resul gönderdi. Dünya ve âhirete dair bütün dileklerini ihsan eyledi. Şefaatını kabul buyur-du. Bütün temenni ve muradını, ihsan eyledi.
KARA DAVUD
YanıtlaSil947
İşbu ihsanları sana yapan Rabbına seni vesile kılar; senin vası-tanla niyaz edip isteriz.
Resulüllah S.A. efendimize yapılan, bu nida türüne:
Nida-i istitaf.
Tabir edilir. Yanı: Merhamet dilemek, sahip çıkıp şefaat ricası ile yapılan nida..
RESULULLAH EFENDİMİZE SALAVAT ULAŞTIRAN MELEK
Bir açıklama:
Fahr-i Alem, Seyyid-i Veled-i Beniådem Resulüllah S.A. efendi-miz, mübarek kabirlerinde Ravza-i Mutahhara'larında diridir. Merhum ümmetlerinden mübarek zatlarına salât ve selâm getirenlerin getir-dikleri salât ve selâmlarını melekler kendisine arz eder. Onların şefaat dilediklerini, yardım istediklerini, bu hususlardaki rica ve niyazları-nı Allah'ın yardımı ile bizzat kendileri duyar.
Bir rivayete göre: Her müminin alnında, iki kaşının ortasında bir melek tayin olunmuştur. Bu melek, o müminin getirdiği salât ve se-lâmı, Resulüllah S.A. efendimize ulaştırıp tebliğ eder.
Devam edelim:
Bize şefaat eyle, Yüce Mevlâ katında.
Biz zaif ümmetlerin hacetlerimizin ve ricalarımızın Yüce Hak ka tında kabul edilmesi, muradlarımızın ve maksudlarımızın ihsanı için şefaat eyle. O Yüce Mevlâ katında ki: Bizi yoktan icad eyledi; terbiye edip kemale eriştirdi. Sayısız nimetleri ile de, bize merhamet edip ni-met verenimiz oldu. İşte, bu yüce zatın izzet makamında bize sahip çıkıp bizler için şefaat eyle.
Ey pak ve güzel Resul..
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Ey cümleye merhamet eden. Cömretlik ve keremle mevsuf olan muazzam ve pek faziletli Resul. Cümle denaatten de beri.. Bir kimseyi, ters geri çevirmekten yana da pek temiz.. Bilhassa o kimsenin dileği-ni yerine getirmekten yana.. Ey şanı anlatıldığından da üstün olan Mübeccel Resul.
Bizleri; muradımıza, maksadımıza nail olmak, gayelerimize er-mek, temennilerimizi bulmak için şefaat eyle. Bu hususta, sana müna-caat eder, şefaatını niyaz ederiz. Tazarru edip dileklerimizi arz ede-riz.
Buraya kadar olan kısımdan sonra, Resulüllah S.A. efendimizin şefaatlarının kabulünü, duaları kabul buyuran Yüce Allah'tan niyaz edip isteriz..
RESULULLAHIN S.A. RAVZA-İ MUTAHHARA'SINDA
OKUNACAK SALAVAT DUASI
Allahım.
My Alemlerin ilahı, merhametliler merhametlisi.
Onu hakkımızda şefaatçı eyle.
948
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT SERHI
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin, bizim için yapacağı şefaatı ka-bul eyle.
Katındaki cahı hürmetine..
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur: O mükerrem Resu-seçilip çıkarılması şerefi, kendisine ettiğin çeşitli lütufların, türlü ina-lün; senin katındaki Habiblik durumu, cümle mahlukun arasından yetinle ihsan buyurduğun yüce makamı, üstün rütbesi hürmetine bu niyazımı kabul eyle.
Üç kere okunacaktır.
Üstteki mübarek dua, Resulüllah S.A. efendimizin, Ravza-1 Mu-tahharasına varıldığı zaman, Resulüllah S.A. efendimizle tam yüz yüze gelip okunmalıdır.
Bu mübarek duâvı, İmam Hakim Müstedrek'inde, çıkarıp rivayet etmiştir. Buhari şartı üzerine:
Hadis-i sahihtir.
Demiştir.
Ulema merhum dediler ki:
Her kim, muradlara nail olmak için, bu duâyı tam ihlasla üç kere okursa, Allah'ın izni ile muradına nail olur. Bunda şüphe yoktur.
Devam edelim:
Allahım.
Ey âlemlerin Rabbı, yardım edenlerin hayırlısı, şanı büyük Allah.
Mutemet nüshaların bazısında:
Allahım. (Allahümme.)
Vardır. Ancak, Sehliye nüshasında bu lafız yoktur.
Bizi, ona salât ve selâm okuyanların hayırlılarından eyle.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Fahr-i Ålem Resulüllah S.A. efendimiz üzerine tazim salâtı, tek-rim tahiyyatı ve iclâl ederek ona intisap edenlerden eyle.
Hem de hayırlı olarak.
Çünkü o: Resullerin efendisi, salih zatların dayanağı, müttakile-
rin imamı, Alemlerin Rabbı Allah'ın habibi, kıyamet günü, asilerin şe-faatçısıdır.
Keza:
Kaid'ül-garr'ül-muhaccelin.
Namı ile de anılan Resulüllah S.A. efendimize, selâm okuyanların pek hayırlılarından eyle.
Devam edelim:
Ona yakınlık bulanlardan eyle.
Bu cümlenin şerhli manası şudur:
Resul-ü Azam Hazret-i Muhammed aleyhisselâtü vesselâma; kıya-met günü, şefaatına nail olmak, mübarek cemalini görmek sureti ile telezzüz İçin yakınlık bulanlardan eyle. Hem de onların hayırlıların-dan..
KARA DAVUD
YanıtlaSil049
اللَّهُمَّ شَيْعَهُ فِينَا بِجَاهِهُ عِندَكَ تَلَنَا وَاجْعَلْنَا مِنْ خَيْرِ الْمُصَلِّينَ وَالْمُسْلِمِينَ عَلَيْهِ وَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ مِنْهُ وَالْوَارِذِينَ عَلَيْهِ وَمِنْ أَسْمَارَ الْحِينَ فِيهِ والجنوبينَ لَدَيْهِ وَفَرَحْنَاهُ فِي عَرَصَاتِ القيمة وَاجْعَلْهُ لَنَا دَلِيلا إِلى جَنَّةِ النَّعِيمِ بِلامَونَة وَلَا تَتَقَةٍ وَلَا مُنَا قَتَةِ الْحَابِ وَاجْعَلْهُ مُقْلاً عَلَيْنَا وَلَا تَجْعَلُهُ غَاضِبًا عَلَيْنَا وَاغْفِرْ لَنَا وَجَمِيعَ الْمُسْلِمِينَ الأَحْيَاءِ مِنْهُمْ وَالْمَيِّينَ وَآخِرَ دَعْوَانَا أَنَا مُحَمدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
فَاسْلُكَ يَا اللَّهُ يَا اللَّهُ يَا اللَّهُ يَا حَيَا قَيُّومُ يا ذا الجلالِ وَالإِكْرَامِ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنتَ سُبْحَانَكَ
Allahümme şeffihü fina bicahihi indekeselåsen vec'alna min hayr'il musalline vel-müsëllimine aleyhi ve minel-mukarrebine minhű vel-varidi-ne aleyhi ve min ahyar'il-muhibbine fihi vel-mahbubine ledeyhi ve ferrihna bihi fiarasat'il-kıyameti vec'alhü lena delilen ilå cennet'in-naimi bila meune-tin ve låmeşakkatin ve lâmünakaşet'il-hisabi vec'alhü mukbilen aleyna ve lå-tec'alhü ğadıben aleyna veğfir lena ve licemiil-müslimin'el-ahyai minhüm vel-meyyitine ve ahiru da'vana enil-hamdü lillahi Rabb'il-alemine..
İBTİDAÜR RÜB ÜR-RABII
118. Fees'elüke ya Allahü ya Allahü ya Allahü ya Hayyü ya Kayyu-mü ya zel-celâli vel ikrami läilahe illa ente sübhaneke
Allahım, onu hakkımızda şefaatçı eyle; katındaki cahı hürmetine. Bu salá yat duâsı üç kere okunacaktır.-
Bizi, ona salát ve selâm okuyanların hayırlılarından eyle. Ona yakmık bu lanlardan, ona varanlardan eyle. Onu sevenlerden ve onun katında sevgili olanla-rın hayırlılarından eyle.
Kıyamet arsalarında, onunla bizi ferahlandır. Onun, bizim için, naim cenneti-ne delil eyle. Hem de zahmetsiz, meşakkatsız, hesap münakaşası olmadan, onu bize ikballi eyle. Onu bize öfkeli eyleme.
ram.
Bizi bağışla. Keza bütün müslümanları da, ölüleri ve dirileri ile.. Son duâmız şudur: Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.
DÖRDÜNCÜ DÖRTTE BİRİN BAŞI
118. Ya Allah ya Allah ya Allah. Ya Hayy ya Kayyum. Ya Zel-celăli velik
Senden başka ilah yoktur; sübhansın.
(Devamı: 953. Sayfada)
241
YanıtlaSilDEYİML
tanp bozarmak: Utanç, öfke gibi duyguların etkisiyle yüzünün re gi değişmek.
Inica kıyamet kopmak: Kavga, gürültü olmak,
barlık akmak (üstünden veya paçalarından): tkz. aşırı dereced kbar davranmak.
killmci ile kör hacı: Herhangi bir kimse.
killise direği gibi: şaka. Çok kalın (ense).
kilit gibi olmak: Birbirine çok bağlı ve dayanışmalı olmak.
killt kürek olmak (bir yeri): Korumak, o yerin güvenilir, sağlam ada mi olmak.
kilidi küreği olmamak: (her şeyi) Açıkta bulunmak, kilitli yere sak-lanmamış olmak.
kim vurduya gitmek: Bir kalabalık arasında öldürülen veya vurulan kimsenin kimin tarafından öldürüldüğü veya vurulduğu anlaşılmamak.
kimi kimsesi olmamak: Yakınları, koruyucusu bulunmamak.
kimin arabasına binerse onun türküsünü çağırır: Kimden bir çıkar sağlarsa, onun hoşuna gidecek biçimde davranan dönek ve dalkavuk kimseler için kullanılır.
kimi köprü bulamaz geçmeye, kimi su bulamaz içmeye: Insanların nasipleri arasındaki tutarsızlıkları belirtir.
kimine hay hay, kimine vay vay: Kiminin talihinin iyi, kiminin de kötü gittiğini anlatır.
kiminin parası, kiminin duası: Bir iş yapılırken veya yapıldıktan son-
ra kiminden para, kiminden dua alınabilir.
kireç gibi (olmak): Yüzünde hiç renk kalmamak, rengi solmak.
kirişi kırmak: argo. Bulunduğu yerden ayrılmak, kaçıp gitmek.
kirli çamaşırlarını ortaya dökmek (birinin): Ayip, kusur veya suçla-
rını açıklamak, söylemek. kirpiği kirpiğine değmemek: Hiç uyumamak.
241
YanıtlaSilDEYİMLER
up bezarmak: Utanç öfke gibi duygulanın etkisiyle yüzünün ren-değişmek
scaryamet kopmak: Kavga, gürültü olmak.
bank almak (üstünden veya paçalarından): tkz. aşırı derecede bar devranmak
ci ile kör hack: Herhangi bir kimse.
Allee direği gibi şaka. Çok kalın (ense).
gibi olmak: Birbirine çok bağlı ve dayanışmalı olmak.
kilt kürek olmak (bir yeri): Korumak, o yerin güvenilir, sağlam ada-mi olmak.
kiidi küreği olmamak: (her şeyil Açıkta bulunmak, kilitli yere sak-lanmamış olmak.
kim vurduya gitmek: Bir kalabalık arasında öldürülen veya vurulan
kimsenin kimin tarafından öldürüldüğü veya vurulduğu anlaşılmamak.
kimi kimsesi olmamak: Yakınları, koruyucusu bulunmamak.
kimin arabasına binerse onun türküsünü çağırır: Kimden bir çıkar sağlarsa, onun hoşuna gidecek biçimde davranan dõnek ve dalkavuk kimseler için kullanılır.
kimi köprü bulamaz geçmeye, kimi su bulamaz içmeye: İnsanların nasipleri arasındaki tutarsızlıkları belirtir.
kimine hay hay, kimine vay vay: Kiminin talihinin iyi, kiminin de kötü gittiğini anlatır.
kiminin parası, kiminin duası: Bir iş yapılırken veya yapıldıktan son-ra kiminden para, kiminden dua alınabilir.
kireç gibi (olmak): Yüzünde hiç renk kalmamak, rengi solmak.
kirişi kırmak: argo. Bulunduğu yerden ayrılmak, kaçıp gitmek.
kirli çamaşırlarını ortaya dökmek (birinin): Ayıp, kusur veya suçla-nını açıklamak, söylemek.
kirpiği kirpiğine değmemek: Hiç uyumamak.
DEVIMLER
YanıtlaSil240
kimp satmak: Bir şeyi yapmak için, güçlükle her türlü imkândan ya rarlanmak
kisa günün kân: "Hiç olmamaktansa bu kadarı da iyidir anlamında kullanılır.
Kismet (veya kiameti) çıkmak (kız, kadın için): evlenme teklifi al mak.
kısmeti ayağına (kadar) gelmek: Beklenmeyen bir sebeple kazançlı bir durumla karşılaşmak.
kısmetine mani olmak: Kazancına veya evlenmesine engel olmak.
kısmetini ayağıyla tepmek: Kavuşacağı iyi bir durumu, değerini bil-meyerek istememek.
kısmetini bağlamak (büyü ile): Evlenmesine engel olmak.
kissadan hisse: Anlatılan bir olaydan alınacak ders.
kıtlığına kıran girmek (bir şeyin): Bir şey hiç bulunmaz olmak.
kıtlıktan çıkmış gibi (yemek): Doymak bilmezcesine (yemek).
kıyamet gibi (veya kıyamet kadar): Pek çok.
kıyamet mi kopar? "Ne olur, ne çıkar, ne önemi var", anlamlarında kullanilir.
kıyametleri koparmak: Bir şeye çok kızarak bağırıp çağırmak, feryat etmək; aşın gürültülere, kargaşaya yol açmak.
kıyas kabul etmez: İki şey arasındaki ayrımın çok fazla olduğunu belirtmek için kullanılır.
kıyıda köşede kalmak: Göze çarpmayan bir yerde unutulmuş olmak.
kets kısırağı (birinin): Birinin ailesindeki kızlar ve kadınlar.
kan sana söylüyorum (veya dedim) gelinim sen işit: 1) Doğrudan doğruya kendisine söylenemeyen düşünce ve uyarıların, o kimsenin çok yakınına söylendiğinde kullanılır. 2) Herhangi birine dolaylı olarak söylenecek uyan söz konusu olduğunda kullanılır.
kazağa çekmek: mec. Bir görevliyi etkin bir görevden alıp çalışmayı gerektirmeyen, pasif bir işe vermek.
25
YanıtlaSilATASÖZLERİ
Bakarsan bağ bakmazsan dag (olur): Dağın yamacı işlenerek bağ
haline getirilebilir. Ama işlenmez, kendi hâline bırakılırsa, işe yaramaz bir yamaç olarak kalır. Bu durum, yalnız bağ ve dağ için söz konusu değildir. Her iş böyledir. İşini iyi yapan kazançlı çıkar.
Bakmakla usta olunsa kediler kasap olurdu: Bir iş yalnızca baka-
rak öğrenilmez. Is, ustasının yanında çalışılarak ve zamanla öğrenilir.
Baktin ki kar havası, eve gel kör olası: Kötü bir olaya bulaşmamak için oradan uzaklaşmak gerekir.
Bai bal demekle ağız tatlanmaz (tatlı olmaz): Uğrunda bir çaba gös-termedikçe, sadece güzel sözler söyleyerek amaca ulaşılmaz.
Bal ile kaymak yenir ama her keseye göre değil: Herkes daha iyi yaşamak ister. Ama herkes bunu gerçekleştiremez. İyi yaşayabilmek İçin çok çalışıp keseyi doldurmak gerekir.
Bal olan yerde sinek de olur: Zengin kimsenin çevresinde, ondan yararlanmak isteyen pek çok asalak bulunur.
Bal tutan parmağını yalar: Bazı insanlar, başkaları için yaptıkları iş-ten elde ettikleri ürünlerden kendileri de yararlanırlar.
Balcının bal tası var, oduncunun baltası: Her işin kendine ait özel-liği vardır. Kişi, işinin gerektirdiği araçları kullanır.
Baiçığı duvara vur, tutarsa da hoş, tutmazsa da hoş: Getirisi çok olmayan (az olan) bir iş yapmak, boş durmaktan iyidir.
Balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir: Çoğu kez iş işten geç-tikten, yani artık yapılacak bir şey kalmadıktan sonra aklımız başımıza gelir,
Balık baştan kokar: Yöneticinin kötü örnek olduğu yerde, yönetilen-ler de yoldan çıkar ve düzen bozulur.
Bain olsun, sinek Bağdat'tan gelir: Malı mülkü çok olan varlıklı ki-in yanına, çıkar sağlamak amacıyla çok uzaklardan bile gelenler
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın: Zalimin zulmüne, "Nasıl olsa
bana dokunmuyor", diye göz yummak yanlıştır. Karşı çıkmak gerekir. ki bir gun sira bize de gelebilir.
B
YanıtlaSilBaba koruk yer, oğlunun dişi kamaşır: Babanın davranışları ile
kazandığı kötü şöhret, çocuklarını da etkiler. Çünkü insanlar, çocu ğun babaya çekeceğini, bu yüzden de aynı kötülükleri yapabileceğini düşünürler. Sözgelimi, baba hırsızsa: "Ne olacak, hırsızın oğlu değil mi?" derler.
Baba malı tez tükenir, evlat gerek kazana: Evlat çalışıp üzerine ek-lemezse, babadan kalanlar çabucak tükenir.
Babanın sanatı (zanaatı) oğula mirastır: Çocuk, babasının yaptığı
işe ilgi duyar ve onu öğrenmeye çalışır. Babanın oğluna öğreteceği sanat oğlunun kolayca geçinmesini sağlayacağından miras sayılır.
Baba oğluna bir bağ bağışlamış, oğul babaya bir salkım üzüm vermemiş: Anne ve baba, çocuklarının yetişmesi için her türlü feda-kârlığı yaparlar. Ama çocuklar, bu ölçüde fedakârlıkta bulunmazlar.
Baca eğri de olsa duman doğru çıkar: Dürüst bir kişi, en olumsuz koşullarda da bu niteliğini yitirmez.
Bağa bak üzüm olsun, yemeye yüzün olsun: Bir işten verim almak için çok çalışmak gerekir. İnsan, emek verdiği bir işin nimetlerinden yararlanırken utanmaz.
Bağ demiş ki; "bak bana, bakayım sana.": Bakılan bağ, bol üzüm verir. Bunun gibi, işini iyi yapan kimse de emeklerinin karşılığını faz-lasıyla alır.
Baht olmayınca başta, ne kuruda biter ne yaşta: Aklını kullanma-yan kişi, hiçbir işte başarılı olamaz.
Bahtsızın bağına ya taş yağar ya dolu: Kişi talihsizse (şansızsa). giriştiği bütün işler başarısızlıkla sonuçlanır.
Bakan göze yasak olmaz: Yanlış davranışlardan kaçınmalıyız K seye bakma, görme diyemeyiz.
269
YanıtlaSildeğiştirilmiş, tahrif edil-
توصي : Genişletme. Bolaştima
SIK: Belgelemek. Vesikalandırmak. Sağlamlaştırmak. Yazılı hale koymak.
TEVVAB تواب Günahkarların tevbesini kabul eden Allah. Çok tevbe eden.
TEVZİ توزيع : Dağıtmak. His-seleri ayırıp vermek. Her-kese düşeni vermek.
TEVZİN توزین : artmak. Ölçülü hale koymak. Zi-hinde düşünüp kararlı hâle koymak.
Tam TEYAKKUN : yideniy iye araştırıp şüphesiz tam olarakbilmek. yakınlık hâsıl etmek.
TEEYEMMÜM تيمم : Kasd Fik: Su olmadığı veya su olup da kullanılması mümkün olmadığı yerde toprakla abdest veya gu-sul almak.
TE'YID:Destekleme. Sağlamlaştırma. Metânet verme. Doğrulama, doğru çıkarma.
TEZAD: Zıtlık Terslik.
TEZAHÜM تراحم : Kalabalık Sıkışma Yığılma.
TEZAHÜR تظاهر : Meydana
çıkma, belirme, görünme. Gösteriş.
TEZAUF تضاعف : Kat katol mak, bir misli artmak. İki kat olmak.
TEZEBZÜB تذبذب : Karışıklık. Mütereddid ol-mak. Kararsızlık.
TEZEHHUD تزهد : Kendini dindar göstermek. Sun'i surette dindar olmak. Dünyadan elini eteğini çekemek.
TEZEKKI ترکی : Manevi te mizlenme. Ahlâken yükselme. Zekât verme.
TEZEKKÜR تذكر : Hatırlama. Zikretmek. Bir mesele için görüşmek.
TEZELLÜL : Zillete kat lanmak. Aşağılanmak. Alçalmak.
TEZELZÜL تولول : Sarsıntı Sarsılma, deprenme.
TEZEYYÜD تزيد : Ziyade
leme, çoğalma, artma. * Tekellüfle sözü uzatma.
TEZEYYUN تزین : Süslenme Bezenme.
TEZHİB تذهيب : Yaldızlama işi, yaldızlama sanatı. Süsleme. Altın sürme.
TEZKAR تذکار : )Tizkar) Zik-retme, hatırlatma, anma, yâdolunma.
268
YanıtlaSilTEVAZUN توازن : Denklik Müvâzene håsıl olmak. Denkleşmek.
TEVBE توبه : Günah İşlemekten pişman olup Al-lah'tan af dilemek. Pişmanlık duymak.
TEVBİH توبیخ : Azarlama. Levm etme.
TEVCİH: Döndürmek, yöneltmek. Birisini bir ta-rafa göndermek.
TEVDİ توديع : Emânet ver-mek, bırakmak. Yolcu et-mek. Ayrılırken Allah'a ısmarladık gibi tabirler söylemek.
TEVECCÜH توجه : Yönelme bir tarafa dönme. Çevrilme Hoşlanmak. Sevgi göstermek.
TEVEDDÜD تودد : Tedricen kendini sevdirmek. Dostluk etmek. Allah'ın bol çeşitli ve lezzetli nimetler ihsan ederek kendini sevdirmesi.
TEVEHHÜM توهم : Evham lanmak. Yok olanı var zan-netmekle korkuya düşmək.
TEVEHHUN توهن : Gevşeme Kuvvetsiz hale gelme.
Tevekkeltü alallah توكلت على الله : Allah'a tevekkül ettim.
TEVEKKÜL توكل : Gerekeni yapıp sonucu Allah'a
bırakmak. İşi başkasına ısmarlamak.
TEVELLÜD تولد : Doğma Doğum.
TEV'EM توأم : İkiz Çift doğan çocuklar. Mc: Benzer, eş. mümâsil.
TEVESSUتوسع : Genişleme, yayılma. Vüs'at bulma.
Tevessüat توسعات توسع Tevessu Genişlemeler. c.)
TEVFİK توفيق : Uygun düşürme. Uydurma. Mu-vafik kılma.
TEVHID توحيد : Birleme. Bir Allah'tan başka ilah ol-madığına inanma.
TEVHİŞ توحيش : ürkütme, kaçırma, korkutma.
TEVIL: Yorumlama. Sözü çevirp başak mână verme. Bir nesneyi döndürmek.
TEVKİF توقيف : Alıkoyma, tut-ma. Hapis olarak beklet-me. Vakfetme.
TEVKİL توكيل : Kendine biri-sini vekil etmek. Vekil tâyin etmek.
TEVLID تولید : Çocuğu doğarken atmak. Doğurmak. Doğurtmak.
TEVRAT تورات - تورية : H Musaya İndirilen mu-kaddes kitap, Sonradan
1642-Ingatere i savaju başladı
YanıtlaSilIII. Ahmed tahta geçti. 1703- Osmanlı Devletinde
- 1910 - Japonların Kore'yi İşgali.
1963 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Ceylan Çalışkan vefat etti.
1989 - Neptün'ün ilk halkasının keşfi.
AGUSTOS
22
CUMA
28 1447
SAFER
RUMI: 9 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 109
BIR AYER
Allah, zalırederi çok iyi bile
Cuma: 7
BİR HADİS
Biriniz uykudan uyandığınd abdest alsın ve burnuna defa su versin. Çünkü şeyta onun genzinde sabahla
Buhari, Bedü'l-Halk: 1
İnsan bu dünyaya keyf sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmes ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması sahittir
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
-1781-Güneş sisteminin yedinci gezegeni Uranus keşfedildi.
1840-Resmi takvim
olarak Rumi Takvim kullanılmaya başlandı.
1970-Seyyid Mehmed Şefik Arvasi vefat etti.
MART
13
CUMA
BIR AYET Ey Adem oğullant Her secde edişinizde guzel elbiselerinizi giyin
A'raf Suresi: 31
BİR HADİS
23 1447 RAMAZAN
RUMI: 28 ŞUBAT 1441 KASIM: 126
Allah her sanatkârın ve sanatının sanatkârıdır.
Hem ihlas ve hakperestlik ise, Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine taraftar olmaktır. Yoksa, "Benden ders alıp sevap kazandırsınlar" düşüncesi, nefsin ve enâniyetin
bir hilesidir. Lem'alar
Abdurrahmanpaşa Lisesi temeli törenle atild
YanıtlaSil-1984-Bediüzzamanın talebelerinden Molla Hamid (Ekinci) vefat etti.
RAMAZAN BAYRAMI
1. GÜN
2
PAZARTESİ
MONDAY
MAYIS
MAY
Belki sevmediji yey hakkımızda hayran
Bakara Suresi: 216
BİR HADİS
Mim talep etmek, her Müslümana farzdır.
Eğer vermek istemeseydi, istemek vermezdi.
MICR 1 SERIAL 1443-
RM
19 MISAR 1438
Mektubat
KASIM 176 - GUR 122 KALAN 243 - GÜN UZA 2 DK
uk maksud ve nsan için yaratilmiş ve kainattan at in alati ve vazifeleri en ekmel an-1 ekmel olan Muhammed- Arabi Aleyhissal bir surette kendinde ve di Insanın kıymetini ve va
YanıtlaSilPadipathi Fach Sultan Mehmed vefat etti
-1951-Demokrat Parti meclis grubunda din eğitiminin genişletilmesi Istendi.
1978-Tarihte ilk kez bir bilgisayar ağı üzerinden yığın mesaj gönderildi.
RAMAZAN BAYRAMI
2. GÜN
3
SALI
TUESDAY
MAYIS
MAY
BIR ATE Asan tan korkun ve bilin ki Allah takva sahipleriyle beraberdir.
Bakara Suresi: 194
BİR HADİS
Allah'ın en çok sevdiği kimse ahlakı en güzel olandır.
Evet, hakkı tanıyan, hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmez. Zira, hakkın hatırı âlidir; hiçbir hatıra feda edilmemek gerektir. Münazarat
ERBAʼIN-İ İDRİSİYYE
YanıtlaSilOTUZ YEDİNCİ İSM-İ ŞERİF
يَا كَرِيمَ الْعَفْوِ ذَا الْعَدْلِ أَنْتَ الَّذِي مَلَا كُلَّ شَيْءٍ عَدْلُهُ، يَا كَرِيمُ!»
"Ey affı değerli olan adâlet sahibi! Adaleti her şeyi dolduran ancak Sensin. Yâ Kerîm!"
BU İSM-İ ŞERİFİN BAZI HAVÂSSI
1) Bir kişinin günahları denizlerin köpüğü kadar bile çok olur da bu ism-i şerîfi yalvara-ya-kara zikretmeye devam ederse, Allâh-u Teâlâ o kişinin bütün günahlarını affeder.
Diğer bir rivayete göre bu kişi, bu ism-i şerîfi her gün üç bin beş yüz (3500) kere olmak üze-re yüz on beş gün boyunca zikrederse, Allâh-u Teâlâ onun ve o kişinin geçmişlerinin bütün günahlarını bağışlar.
2) Çok mal mülk sahibi olmak isteyen kişi bu ism-i şerîfi zikretmeye devam ederse, Allâh-u Teâlâ'nın izniyle çok zengin birisi olur.
- 222-
ERBAİN-İ İDRİSİYYE
YanıtlaSilDolayısıyla şu bir gerçek ki her kim haya-tı boyunca bu ism-i şerîfi zikretmeye devam ederse, ömrü hayatı boyunca devamlı Allâh-u Teâlâ'nın lütuflara nâil olur.
Öldükten sonra da Allâh-u Teâlâ'nın rah-metine ğark olur.
6) Her kim gömülecek olan kişinin avucu-nun içerisine bu ism-i şerîfi yazdıktan sonra o ölüyü defnederse, diğer bir rivayete göre ise bu ism-i şerîf bir kağıda yazılıp ölünün kefenine konulursa, Allâh-u Teâlâ o kişinin kabrini cen-net bahçelerinden bir bahçe yapar.
Sonra rahmet meleklerinden biri o kişinin kabrine gelir de Münker-Nekîr meleklerinin su-allerine vereceği cevaplarda ona yardım ederek rahmete nail olmasına vesile olur.
7) Bu ism-i şerîfi zikredip hayırlarına nâil olmak ismi Abdülkerîm olanlar hakkında çok münasiptir.
8) Bu ism-i şerîfin husûsî bir hâssası da, kendisini zikretmeye devam edenlerin meslekle-rinde zirve noktaya ulaşmalarıdır.
- 224-
950
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT BERHI
-Ona varanlardan eyle.
Bu cümle ile anlatılmak istenen mana şudur:
Resulüllah B.A. efendimizin Kevser havzına uğrayanlardan ve bunların da hayırılarından eyle.
-Kera onu sevenlerin hayırlılarından ve onun katımda sevgili olanlardan eyle.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Sultan-1 enblya Bened-1 Asfiya Habib-1 Huda Şefi-1 Ruz-ü Ceza Hazret-i Ebülkasım Muhammed Mustafa'ya tam manası ile sevgi bes leyenlerden eyle.. Allah-ü Taálů, ona ve onun Aline salât eylesin.
RESULULLAH'I S.A. SEVMEK
Resulüllah S.A. efendimize mahabbet etmek: Sünnet-1 seniyesine, üstün yoluna göre hareket edip ve onun iyi amellerine ve påk şeri-atine tabi olmaktır. Üstün emirlerine de tam manası ile inkıyad ve Itaat etmektir. Bunlardan başka, ona salát ü selamla daima tazim edip saygı göstermekten ibarettir.
Allahım, işbu anlatılan manada, Resulüllah S.A. efendimize tam tabi olup tazimle mahabbet edenlerden eyle. Hem de hayırlılarından.
Aynı şekilde, onun sünnetine tabi olmak, salát ü selamla tazim etmek, påk şeriatına tutunmak sureti ile katında sevilmiş olanlardan eyle.
Devam edelim:
-Kıyamet ARSA'larında onunla bizi ferahlandır.
Yani: Orada, Resulüllah S.A. efendimizin cemalini görmek, onun şefaatına nail olmak, beraberinde bulunmak sureti ile, bizleri mesrur eyle.
Orada, onunla aramızı açma.
Bu cümlede geçen:
ARSA.
Lafzı şu manayadır: Üzerinde ağaç, göze görünür yüksek bir şey olmayan yer..
KIYAMET YERİ DURAKLARI
Kıyamet yeri elli mevtındır. Her mevtında biner yıl durulacaktır. Bu mana icabı olarak:
ARSALARINDA.
Diyerek cem sığası ile gelmiştir.
Devam edelim:
Onu, bizim için naim cennetine delil eyle.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Fazlınla, Ihsanınla o Habib'ın Resulüllah S.A. efendimizi, bis asi, müerim, günahkar kulların için o cennetlere girmek yolunda irşad ve hidayet eden eyle.
KARA DAVUD
YanıtlaSil951
Devam edelim:
Hem de zahmetsiz, meşakkatsız, hesap münakaşası olmadan...
Yani: Büyük veya küçük amellerimizden sorulmasın. Cürüm ve isyanlarımız bağışlanıp affa uğrasın. Bunların hiç biri için, suai vaki olmasın.
Zira: Her kime ki. hesabında münakaşa olunur; o kimseye azab olunur.
Devam edelim:
Onu, bize ikballı eyle; onu bize öfkeli eyleme.
Bu cümlenin açık şerhli manası şudur:
Ey merhametliler merhametlisi, şefaatçımız Resulüllah S.A. efen-dimizi bizden razı ve bize tam teveccüh edip iltifat eden eyle. Biz, kendisinden şefaat beklerken, onu bize dargın olarak karşılaştırma.
Ey günahları bağışlayan ayıpları kapatan sırf fazlınia kereminle:
Bizi bğışla.
Biz asi mücrim kulların suçlarını bağışlayıp mahveyle.
Keza bütün müslümanları.
Yani: Iman nuru ve İslâm şerefi ile müşerref olan cümle kulları nı da bağışla..
Ölüleri ve dirileri ile bağışla.
Ey Ålemlerin İlâhı;
Son duâmız şudur: Álemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Canlı veya cansız bütün varlıkları tümden ketm-i ademden vü-cuda getirip tedricen terbiye ile kemale erdiren şanı büyük Allah'a hamd olsun.
Yani: Hamdin ve senanın cümlesi onun zatı için sabit ve mahsus
olmuştur.
Bir manaya göre şu demektir:
Allahım, bizi bu şekilde hamd edenlerden eyle..
Yukarıda ve daha evvel de görüldüğü gibi, müellif merhum HİZB,
ÜÇTE BİR, DÖRTTE BİR sonlarında, hep:
Ålemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.
Diyerek bitirmektedir. Burada da, KEYFİYET-İ SALAT'tan dört bölümden üçünü tamamladığı için:
Ålemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.
Diyerek tamamladı.
952
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT SERHI
DÖRDÜNCÜ DÖRTTE BİRİN BAŞI
YÜZ ON SEKİZİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Senden isterim.
Ey hacetleri bitiren, dušlara icabet eden Allahım. Ben, acz, ku sur dolu zelil kulun; merhametliler merhametilai zatın Yüce Mevla'ya tasarru ve niyaz edip isterim.
Bam nüshada, üstteki metin cümlenin evvelinde:
Allahım, gerçekten ben..
Lafızları gelmiştir. Bazı nüshada ise; cümle şöyle başlar:
Rahman Rahim Allah'ın adı ile. Allah-ü Taälä; seyyidimiz ve sahibimiz Muhammed'e ve onun âline salåt eylesin; tam manası ile selâm eylesin..
Devam edelim:
Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah..
Ey ülûhiyet, vahdaniyet, samedaniyet ve cümle güzel isimler, bü-yük sıfatlarla muttasıf olan vacib'ül-vücud ve hakkıyle mabud olan şanı büyük Allah.
Kalb huzuru, tam tazarru ile, celâl ismini üç kere tekrar ile arz-1 hacat edip isterim. Duâları kabul ettiğini beyan eden şanı büyük Al-lah-ü Taala'dan yardım taleb ederek meded umarak dileğimi arz ede-rim.
Devam edelim:
Ya Hayy.
Ey ölümden ve fena bulmaktan münezzeh olan ezeli ve ebedl, şanı büyük Allah..
Ya Kayyum.
Ey zatı ile kaim olan, cümle mahlukunu koruyan, terbiye ile dur-duran celâll yüce, nime 1 yüce, nimeti her şeye şamil Allah.
Ya Zel-Celâli vel-İkram.
Ey celâlet, azamet ve kibriya sahibi, in'am ve ikram sahibi olan zatı mukaddes, kibriyası yüce Allah..
Senden başka ilah yoktur.
Hakkı ile mabud, cümle işlerde melce' ancak sensin. Senden baş ka ilah, mabud ve melce' yoktur.
- Sübhansım.
Seni cümle noksan sıfatlardan tenzih ve kemalât ile tavsif ederim.
Ben zalimlerden oldum.
Yüce emirlerini yerine getiremedim; kusur ettim. Yasakladığın şeylerden tam manası ile sakınamadım. O yasaklardan bazılarını ir-tikap etmek sureti ile, nefsime ve başkalarına zulüm ettim. Ülühiyet te, nezahette noksan sıfatlardan münezzeh oluşun hürmetine, beni af-Tina, mağfiretine mazhar eyle. Lütfuna, keremine nall eyle.
Kürsi'nin; azametinden, celâlinden, behandan, kudretinden, edtanlığından yana taşıdığı şeyler hürmetine senden isterim.
KARA DAVUD
YanıtlaSil953
ان كن من الظَّالِمِينَ أَسْلُكَ اجمل نيك من عَظَمَتِكَ وَجَلَا لِكَ وَبِهَاتِكَ وَقَدْ رَبِّكَ وَسُلْطَانِكَ وَتَى اسْمَائِكَ المروية المكنونة الْمُطَهَّرَةِ التي لَمْ يَطَّلِعُ عَلَيْهَا أَحَدٌ مِنْ خَلْقِكَ وَتَحقِّ الْإِسْمِ الَّذِي وَضَعَتَهُ عَلَى اللَّيْلِ فَاظْلَمَ وَعَلَى النَّهَارِ فَاسْتَنَارَ وَعَلَى السَّمَوَاتِ فَاسْتَقَلَتْ وَعَلَى الْأَرْضِ فَاسْتَقَرَتْ وَعَلَى البِهَارِ فانفجرت وَعَلَى الْعُيونِ فَنَبَعَتْ وَعَلَى السَّحَابِ فَامْطَرَتْ واسلك بالاسماء المكتوبة في جهَةِ جِبريل عَلَيْهِ السَّلَامُ وَبِالْأَسْمَاءِ المكتوبة في جهَةِ اسْتَرَا فِيلَ عَلَيْهِ السَّلَامُ وَعَلَى جَمِيعِ المَلائِكَةِ وَاسْأَلُكَ بِالاسْمَاءِ المَكْتُو حول الْعَرْشِ وَيَا لأَسْمَاءِ المكتوبة
inni küntü minez-zalimine es'elüke bi ma hamele kürsiyyüke min azametike ve celâlike ve behaike ve kudretike ve sultanike ve bihakkı esmaikel-mahzu-net'il-meknunet'il-mutahharatilleti lem yettali aleyha ehadün min halkıke ve bihakkıl-ismillezi veda'tehu alelleyli fe-azleme ve alen-nehari festenare ve ales-semavati festakallet ve alel-arzı festakarret ve alel-bihari fenfeceret ve alel-uyuni fenebeat ve ales-sehabi feemtaret ve es'elüke bil esmail-mek-tubeti ficebheti Cibrile aleyhisselâmü ve bil-esmail-mektubeti ficebheti İsra-file aleyhisselâmü ve alâ cemiilmelä-iketi ve es'elüke bil-esmail-mektubeti havl'el-arşi ve bil-esmail-mektubeti
Ben zalimlerden oldum. Kürsinin; azametinden, celâlinden, behandan, kudre-tinden sultanlığından yana taşıdığı şeyler hürmetine senden isterim.
Halkından hiç kimsenin muttali olmadığı gizli saklı påk isimler hürmetine senden isterim.
Keza, o ismin hürmetine ki, onu gece üzerine bırakınca karanlık etti. Gün düz üzerine bıraktın aydınlattı. Semalar üzerine koydun, yükseldi. Yer üzerine ba raktın, İstikrar buldu. Denizler üzerine bıraktın, coştu. Kaynaklara bıraktın kay nadı. Bulutlar üzerine bıraktın, yağmur yağdırdı.
Tekrar o isimlerin hürmetine senden isterim ki: Cibril'in alnına yazılmıştır; ona selam..
O isimler hürmetine ki, İsrafil'in alnına yazılmıştır; ona selám.. Keza, bü tün meleklere de..
O isimler hürmetine ki, arşın çevresine yazılmıştır; o isimler hürmetine ki, bärsinin çevresine yazılmıştır.
* **
(Devamı: 955. Sayfada)
239
YanıtlaSilDEYİMLE
enin ölçmek: mec. Değerini biçmek, kıymetini belirlemek.
int plak gibi: Durmaksızın, aynı fonda tekrarlayarak,
kunp bükülmek: Kırıtarak, kibarlığa özenerek konuşmak.
amıp dökülmek: Kibar görünmeye çalışmak.
uk (veya bin) dereden su getirmek: Birini kandırmak için birço bep ileri sürmek.
ink bir (buçuk) kere maşallah (ciddi veya alaylı): "Nazar değme sin' anlamında kullanılır.
krk evin kedisi: Birçok eve girip çıkan (kimse).
kırk kapının ipini çekmek: Birçok yere uğramak.
kirk para: esk. mec. (para için) Çok az.
kırk yılda bir: Çok seyrek olarak.
kırk yılın başı (veya başında): Çok uzun süre içinde bir kez.
kırkı çıkmak (lohusa, yeni doğan bebek veya ölü için): Doğumdan
veya ölümden sonra kırk gün geçmek.
kırkından sonra at olup da kuyruk mu sallayacak: "Vakti geçmiş, artık işe yaramayacak durumda olmak" anlamında kullanılan bir söz.
kırkından sonra azmak: Yaşlandıktan sonra yaşına uymayan davra-nışlarda bulunmak.
kırkından sonra saz çalmak: Yaşlandıktan sonra uzun ve güç bir İşe girişmek.
kırkları karışmış olmak (çocuklar için): Aynı kırk günlük süre içinde doğmuş olmak.
kırklara karışmak: Bir kimse artık ortalarda görünmez olmak.
kır boynunul Defol! çekil! git!
kırdığı koz (veya ceviz) kırkı (veya bini) aşmak: Sürekli yakışıksız davranışlarda bulunmak.
kırıp geçirmek: Yakıp yıkarak, öldürerek baskı veya etki yaparak bü-yük zarar vermek.
eğerce çok aşağı olmak. estigi (veya attığı) tirnak olamamak: Söz konusu olan kimsan
YanıtlaSileyfinden bayılmak (veya dört köşe olmak): tkz. Bir şeyden pa vanç duymak.
eyfinin kâhyası olmamak: Birine karışmaya hakkı olmamak.
il (kadar) kalmak: Çok az kalmak.
il gibi: Ipince, incecik.
ılı kıpırdamamak: Durum ve davranışını değiştirmek, aldırış etme mek, umursamamak.
Kılı kırk yarmak: Titiz ve ayrıntılı bir biçimde incelemek, önemle üş tünde durmak.
kılına dokunmamak: Bir kimseye dokunacak, zarar verecek en ulai bir davranışta bile bulunmamak.
kılını bile kıpırdatmamak (veya oynatmamak): Bir olay karşısında ilgisiz kalmak, en küçük bir tepki göstermemek.
kılıç oynatmak: Egemen olarak yaşamak.
kılıcı kınına koymak: Savaşı bırakmak, savaştan vazgeçmek.
kılıçtan geçirmek: Çok sayıda insanı kılıçla topluca öldürmek.
kılıfına uydurmak: Bir durum ve tutuma, yöntemine uygun biçim ver mek.
kalık kıyafet köpeklere ziyafet: Giyinişi ve görünüşü kötü tiksindirici olanlar için söylenir,
kılığına çekidüzen vermek: Giyinişine özen göstermek.
kılıktan kılığa girmek: 1) Giysi değiştirmek. 2) Sık sık düşünce de ğiştirmek.
kıpkırmızı kesilmek (veya olmak) (yüz için): Herhangi bir sebeple çok kızarmak.
kır düşmek (saçına veya sakalına): Göze çarpar derecede beyaz kılları bulunmak, kırlaşmak.
23
YanıtlaSilATASÖZLERİ
ziyaret ve isteklerimizle onu bunaltmamalıyız. Sık ziyaret edilen dost, na, yatsın sırtı üstüne: Dostluğumuzun zedelenmesini istemiyorsak, bir süre sonra bizi hiç umursamamaya başlar. Karşılamak için oturdu-ğu yerden bile kalkmaz olur. Dostumuzu arada sırada bir ziyaret eder-sek, o da bizi yere göğe sigğdıramaz ve memnun etmek için elinden gelen herşeyi esirgemeden yapar.
Ay görmüşün, yıldıza minneti yoktur: Herhangi bir şeyin daha iyisi-ni gören, bu gördüğünden düşük olan şeyi beğenmez.
Ay ışığında ceviz silkilmez: İş, koşullar uygun olduğu zaman yapıl-malıdır. Böyle yapılmazsa istenilen sonuç elde edilemez.
Ay var yılı besler, yıl var ayı beslemez: Ücret ya da maaş karşılığı
çalışmayan serbest meslek sahibi kimse, bazen bir ayda kazandığıy-la bir yıl geçinebilir. Bazen de bir yılda kazandığı bir ay geçinmesine bile yetmez.
Az ateş çok odunu yakar: Bir kaşık yoğurt, atıldığı tenceredeki sü-
tü yoğurda dönüştürür. Bir kibritin alevi odunları tutuşturmaya yeter. Küçük bir kıvılcım, büyük bir yangına dönüşebilir. Küçük ve önemsiz bulduğumuz olaylar, önlem alınmazsa çığ gibi büyür. Önüne gelen herşeyi yıkar.
Az eli aşta gör, çok eli işte gör: Yemek yapmak için fazla kişi gerek-
mez. Hatta yemeği bir kişi yaparsa, yemek daha iyi olur. Bir işi ise, çok kişi daha kısa zamanda yapar.
Az olsun, öz olsun: Bir şeyin çok olması değil, işe yaraması önem-Jidir. Bu bakımdan az ama nitelikli ve yararlı şeylere sahip olmak çok daha iyidir.
Az söyle, çok dinle: Çok konuşmak hem hata yapmaya neden olur hem de mecliste bulunanları sıkar. Az ve öz konuşmak ve daha çok dinlemek gerekir.
Az tamah çok ziyan verir: Elindekiyle yetinmeyip daha fazlasına sa hip olmak için her türlü işi yapanlar, ellerindekini de kaybederek zarar ederler.
ATASÖZLERİ
YanıtlaSil22
Atın dorusu, yiğidin delisi: Atın dorusu, yiğidin de bir olay karşısın
da kendini düşünmeyip her türlü tehlikeyi göze alarak, o olaya müda-hale edeni sevilir.
Atın ürkeği, yiğidin korkağı: Ürkek at, tehlikeyi koklaya koklaya yol
alır. Yiğidin korkağı yani hesaplısı da dikkatli davranır ve beladan uzak durur.
Atın varken yol tanı, ağan varken el tanı: Elde olanak varken gez-mek, görmek, öğrenmek ve dostlar edinmek gerekir.
At kaçmaz, et kaçar: İyi bakılan ve beslenen at daha iyi koşar.
Atlı kaçar, kaçar, yaya arkasına ne düşer: Bazı işleri başarabilmek büyük güç ister. Yeterince gücü olmayanların, boyundan büyük işlere girişmemesi gerekir.
Atlıya saat olmaz: Atlı bir kimse, yayaya göre daha iyi ve daha çok yol alır. Varlıklı kimse de yoksula göre bir işi daha kısa zamanda bitirir.
At sahibine göre kişner: Bir iş yerinde verim, yöneticinin tavrına bağlı olarak artar ya da eksilir.
Ava gelmez kuş olmaz, başa gelmez iş olmaz: Istedikten sonra her türlü kuş avlanabilir. Doğal bir felakete uğramamak, hasta olmamak, kazaya uğramamak elimizde değildir. İnsanın başına her türlü şey ge-lebilir.
Ava giden avlanır: Kendi çıkarını düşünerek, başkalarını kullanmak ve aldatmak isteyen, aynı tuzağa kendisi düşer.
Avcı ne kadar al blise, ayı o kadar yol bilir: Rakibi küçümsememek gerekir. Rakip ne türlü hilelerle karşılaşacağını bilir ve buna göre ge-rekli önlemi alır.
Ayağın sıcak tut, başını serin; gönlünü ferah tut, düşünme derin: Sağlıklı kalabilmek için; ayakları sıcak, başı serin tutmak ve kafayı bir şeye takarak düşünüp durmamak gerekir.
Ayağını yorganina göre uzat: Harcamalarımızı, kazancımıza göre ayarlamak ve lüzumsuz yere para harcamamak gerekir.
Ayda gel bir dostuna; kalksın ayak üstüne günde bir gel dostu-
267
YanıtlaSilk. Şekil vermek. Meyda-getirmek
Samil kılmak. a eylemek. Kaplamak.
TESMİYET تشعيت : Aksırana Karşı hayır ve bereketle dult etmek.
TESNE : f. Susamış. Cok arzulayan, heveskår.
TESRI : Kanun kurma. Yolu açık ve vazıh kılma. Şeriata isnad ve nisbet eylemek.
تشريف TEŞRIF Şereflendirmek. Yüksek yere çıkmak. Şeref vermek. Bir yere buyurmak.
TERIH تشريح : Açıklamak. Tafsilat vermek. İnceden inceye araştırmak.
TEŞRİK تشريك : Ortak etme. Iştirak ettirme.
: تشـ Şevklendirme. Şevke ge-firme. Kışkırtma. Kaldırma. Cesaret verme.
TESVIS : Karıştırma. Karma karışık etme. Bu-landırma.
TESYİ تشييع : Uğurlamak. Gi-deni šelåmetlemek. Yolcu etmek. Cesaretlendirmek.
TESYID تشیید : Binay yükseltip sağlamlaştırmak.
TETABUK تطابق : Uygunluk
Birbirine uygun ve muvafik olmak.
TETTAVUL Uzun olma. Uzama. Zulüm etme. *Muhalefet etme. * Musal-lat olma.
الربيع ETTEBBU : Araştırıp tet kik etme. derinliğine ince-leyip tanıma, öğrenme.
TETİMME تمه : Tamam etme. Tamamlama.
TEVABI تابع : توابع Tabi. C Bağlı olanlar. Uyanlar.
TEVAFUK توافق : Birbirine uygunluk. Muvâfık oluş. Rast gelme hâli.
TEVAHHUŞ توحش : Kork mak. Ürkmek. Kaçmak. * Hâli, tenhâ ve ıssız olmak.
TEVAKKİ تونی : Cekinme hazer etme, sakınma, ko-runma.
TEVAKKUF توقف: Durma. Eğlenip kalma. Duraklama.
TEVALI توالی : Uzayıp gitmek. Birbiri ardınca sıra ile gel-mek. Sürmek.
TEVARİH تاريخ : تواريخ Tarih C.) Tarihler.
TEVARUS توارث : Mirasa konmak. Miras yemek.
TEVATUR تواتر : Kuvvetli ha-ber. Yaygın haber. Şâyia.
TEVAZU تواضع : Alçak gönüllüllük. Kibirsizlik.
TESAUR تشاعر : Şairlik tasla mak. Kendini şair gibi göstermek.
YanıtlaSilTESBİH تشبيه : Benzetmek, benzetilmek. Benzetiş.
TEŞCİ' جيع : تشـ Şecâatlandırma, cesaret verme. Bahadırlık etme.
: تشديد TEŞDID Şiddetlendirme, sağlamlaştırma, kuvvet verme.
TEŞEBBÜH تشبه : Benzemek müşâbehet etmek. Zorla benzemeğe çalışmak.
TEŞEBBÜS تشبث : Bir işe girişmek. Bir şeye başlamak.
TEŞEDDÜD تشدد Sertleşme. Şiddetlenme. Çok şiddetli olma. Kes-kinleşme.
TEŞEHHİ تشهى : Hirsla iste mek. İştahlanmak.
TEŞEHHÜD تشهد : Şehadet getirmek. Namazdaki şahådet miktarı oturmak ve "El-tahiyyat" okumak.
TEŞEKKİ تشکی : Sekvada bulunma. İhbar ve şikâyet etme.
TEŞEKKÜL تشكل : Sekil lenme. Şekil alma. Mey-dana gelme.
TEŞEKKÜR تشكر : Memnun olmak. Şükür etmek.
266
TEŞERRÜB تشرب : Suyu kendine çekme, içme.. Meşreb sahibi olma.
TEŞERRÜF تشرف Şereflenme. Şeref bulma. Ülviyete erişme.
TEŞETTÜT تشتت : Dağınık olma. Dallara ayrılma. Çatallaşma. Dağılma. Perişan olma.
TEŞE'UM تشأم : Kötüye yor-ma. Uğursuz sayma. * Sola dönme.
TEŞEVVÜŞ تشوش : Karma karışık olma. Bulanıklık, karışıklık.
TEŞEYYU تشیع : Şiilik tasla mak. Şii olma.
TEŞHİR تشهير : Gösterme Sergi serip ilân etme. Meşhur ve nâmdâr kılmak. * Kılıç sıyırma.
Teşhirgah تشهیرگاه : Sergi yeri, herkese gösterme yeri.
TEŞHİS يص تشخـ Şahıslandırma. Şekil ve su-ret verme. seçme, ayırma, ne olduğunu anlama. tanıma.
TEŞKİK تشقيق : Parça parça yarma. ikiye ayırma. Yar-mak.
: تشكيك TEŞKIK Şüphelendirmek.
TEŞKİL تشكيل : Suretlendir-
kitaplar ney beserin bir zattan bahsetmeleri, zaruri ve katidir. Evet, küçuk hadiseleri haber veden den ve kainatın şeklini değiştiren ve yerin yarısını getirdiği bir nurla ışıklandırar kitap sahipleri enbiyadırlar. Elbette ve herhalde, onların dintening neshe
YanıtlaSilHalitesi Abdulmecid, Paris te vefat etti.
1960 - Çanakkale Anıtı törenle açıldı.
1969-Mescid-i Aksa Yahudi fanatiklerce kundaklandı.
AGUSTOS
21
PERŞEMBE
Rabbie handedenk Onu tesbih et ve Ondan
mağfiret dile.
Nasr: 3
27 1447 SAFER
BİR HADİS
Bir kadın güzel koku sürünüp bunu hissetsinler diye bir topluluğa uğrarsa, zina etmiş olur.
Ebu Davud, Tereccüd: 7
RUMI: 8 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 108
Kendini başıboş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi gâyesiz, nizamsız göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gâyesiz olabilirsin?
Sözler
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil2026 BEDİUZZAMAN TAKVİMİ
1909- Bediuzzaman'ın "Yaşasın Şeriat-ı Garra" isimli makalesi Volkan gazetesinde yayınlandı.
- 1827-II. Mahmud döneminde, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane kuruldu.
RUMİ YILBAŞI
MART
14
CUMARTESİ
24 1447
RAMAZAN
RUMI: 1 MART 1442 KASIM: 127
BİR AYET
Ey Rabbimiz! Bize güç yetire-meyeceğimiz şeyi yükleme!
Bakara Suresi: 286
BİR HADİS
Muhakkak Allah hiçbir hakkı geri çevirmez.
Kur'ân'ın tecellisiyle çok neviler silindi, hakikatler yıkıldı; onlara bedel, yeni yeni neviler, hakikatler teşekkül etti. İşârâtü'l-İ'câz
Galimas Bale
Ikindi Aksam
Yatsı
TARINE BUGEN
YanıtlaSil672-Eyup Sultan Hazretlerinin vefatı.
-1421-Sultan Çelebi Mehmed'in vefatı.
1920-Maarif Vekaleti Milli Eğitim Bakanlığı) uruldu.
AMAZAN BAYRAMI GÜN
4
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
MAYIS
MAY
Göklerde ne var, yerde eve varsa Onundur.
Bakara Suresi: 255
BİR HADİS
Allah'tan korkanın dili kırıcı olmaz ve öfkesinin gereğini yapmaz.
Dünya bir misafirhanedir... Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle manasız uğraşma ve geçici işlerine bağlanıp boğulma. Sözler
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
YanıtlaSilMUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN GİZLİ VASİYETİ ACİKLANABİLSEYDİ TURKİYE DE Kİ TARİH DEGİSEBİLİRDİ