İBNİ ABİDİN

Yorumlar

  1. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

    ELHAMDÜLİLLAH

    ALLAHUEKBER

    SUBHANALLAH

    ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED

    ESTAGFİRULLAH

    SALLAAHUALEYHİVESELLEM

    BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ

    GİBİDİR

    ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR

    HADİS İ ŞERİF

    YanıtlaSil

    yuksel4 Şubat 2026 23:14
    Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)

    YanıtlaSil

    yuksel4 Şubat 2026 23:10
    Bir Hazinenin Anahtarı

    RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI

    FİHRİST VE İNDEKSİ

    İSMAİL MUTLU

    İKİNCİ BASKI

    YanıtlaSil

    yuksel6 Mart 2026 18:57
    -1929-Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.

    1939-Almanya'nın Polonya'ya saldırması Üzerine, II. Dunya Savaşı başlamış oldu.

    1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.

    EYLUL

    01

    PAZARTESİ

    9 1447 R.EVVEL

    RUMI: 19 AĞUSTOS 1441

    HIZIR: 119

    tevekkül ettim

    Hud Suresi: 56

    BİR HADİS

    Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.

    Taberani

    İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülāsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ekberde

    bulunacaktır. Lem'alar

    YanıtlaSil

    yuksel17 Mart 2026 07:59
    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
    MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN GİZLİ VASİYETİ ACİKLANABİLSEYDİ TURKİYE DE Kİ TARİH DEGİSEBİLİRDİ

    YanıtlaSil
  2. سورة نفره (۲۸)

    اشارات الاشياء

    (اَمْوَان) تعبيرى ( لم يكن شَيْئًا مذكورا ) آنتنك مألنه المادر. (فَاحْيَاكُم) بو (ف) تقصیب وانص إلى افاده بدر يعنى ما قبله ما بعد ينك اراسنده مسافر ولما يا مقدر حالبوكه بوراده موت الله حدات اراسنده اوزون مسافر وارد فقط (لو (ف) صانعي اثرات ايدن دليلك منننيه اشار تدركى او ذراتك هيم برواسطه و اسباب والمقرين جماد يتدن حيوانته دفعة انتقال اتمى ذهنی، مانعی اقرار ایمگه مجبور ایدر.

    وكذا أو ذرات موات والنده الله وضعيتاري ثابت او لما ديفندن، شأنارى واقتضا الرى

    فاصل من تعقيد .

    [ سؤال ؟ ) (أَحْيَاكُمْ ) ك يرينه، نه ايجون ( مِرْتُمْ أحياء ) دينيامه مدر؟

    الجواب ) ( أحياكم ) حياتك جناب مقدن اعطا ايديلد يكنه صراحتاً دلالت ایدر . (حر تو احياء) ده او دلالت يوقدر. بالكز ( حيرات صاحبي اولدیان) معناسنه دلالت ایدر.

    ات عيتُكُمْ ) بونك يرينه ( تَمُوتُونَ ) ذكر ايديل مسمى، موتك، قدرك تقدير يله، قدرتك بيون بر تصر في أولد يفنه اشار تدر اوت، عمر طبيعيني بيتير وب موكره تولنار يك آزدر قم اعظمی عمر طبیعیی اثنا منده کولورلی ديمك موت طبیعی بر نتیجه دی در آنجه جدك الخلاليله طاغية عندن عبار تدر. يوقه روحك فناسیله دکلدر موت ايله جسد طاغيلي، روح باقي قالير.

    لم يخيبكة ) ما قبليه ما بعدی آراسنده بعد مسافري افاده ايدن (تو) اماته اله اینجا هيا آراسنده توجه عالم برزخك فاصله اولد يفنه اشار تدر.

    ( ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ) بو ( ثم) اینجى احيا الله رجوع آراسنده موجود بیون بر پرده و حجابك

    بولو ندیفنه اشار تدر. (ترْجَعُونَ ) یعنی اسباب پرده سنا كشفي له، وسائطك طر دياله الله رجوع ایده جاگن، ديمكدر

    سؤال ؟ الله رجوع اينمك، المهدن قلم بي اقتضا اليد. بونك ايجون برقم ان الى الله الله انانه آراسنده اتص إلى توهم انتشار در و بعض صوفیار ده شبه به دو شمار در؟

    الجواب تا دنیاده انسانك وجود و بقای اولدینی کبی، آخر نده ده وجود و بقای وار در دنیاده کی وجود، واسطه از دست قدر ندن چیقار دنیاده ترکیب، تحليل، تصرف، تحول ایله قارشين اولان

    YanıtlaSil
  3. عالم برزخ

    Alemi berzah: Kabir âlema

    بعد مانه

    Bud-u mesafe: Mesafenin uzaklığı

    جماديت

    Cemadiyet: Cansız gibi görünme, donuk olma

    دفعة

    Defaten: Birden

    فاصله

    Fasıla: Ara

    حجاب

    Hicab: Perde

    إعطا

    ira: Verme

    اني

    İhya: Hayat verme

    اقتضا

    İktiza: Gerekme

    اماته

    İmate: Oldurme

    انحلال

    inhilal: Dağılma, çözülme

    اتصال

    İttisal: Bitişme

    كيف

    Keşif: Perdeli hakikati görme

    قِسْدِ أَعْظَمْ

    Kısmı azam: Büyük çoğunluk

    منتا

    Mense: Kaynak

    موکت

    Mevat: Cansızlar

    عمر طبیعی

    Omri tabii: Bir şeyin yaratılışından gelen en uzun yaşama süresi

    رجوع

    Rich: Geri dönme

    صراحتاً

    Sarahaten: Açıkça

    كأن

    Şen: is, sân, hål

    تحول

    Tahavvül: Halden håle girme

    تحليل

    Tahlil: Ayrıştırma

    طون

    Tard: Kovma

    تصوف

    Tasarruf: İdare etme

    تركيب

    Terkib: Birleştirerek yapma

    توفه

    Tevchhum: Kuruntu yapma

    وسائط

    Vesait: Vastalar

    YanıtlaSil
  4. 234

    Sen, 25

    Ayetunin لم يكن شيئًا مذكور abin اعوان mealine imadir تأنياكة Bu (3) takib

    ve ittisäli ifade eder. Yani makabliyle mabadinin arasında mesafe olmayacaktır. Halbuki burada mevt ile hayat arasında uzun bir mesafe vardır. Fakat bu (3), Sani'i isbat eden delilin menşeine isarettir ki, o zerratın hiçbir vasita ve esbab olmaksızın cemådiyetten hayvaniyete def'aten intikal etmesi, zihni, Sani'i ikrår etmeye mecbür eder.

    Ve keză o zerrát, mevât hålinde iken vaz'ıyetlen såbit olmadığından, şe'nleri ve iktizálan, fasılasız ta'kibdir.

    Sual: un yerine,

    ne için يرتة آنيا denilmemiştir?

    Elcevab: انا hayatın Cenâb-ı Hakk'tan i'tå edildiğine saråhaten delalet eder. بزثة آنية de o delålet yoktur. Yalnız "Hayat sahibi oldunuz" ma'nasına delalet eder.

    فة ميتة Bunun yerine ) تمونوة ( zikredilmemesi, mevtin, kaderin takdiriyle, kudretin büyük bir tasarrufu olduğuna işarettir. Evet, ömrü tabiisini bitirip sonra ölenler pek azdır. Kısm-ı azamı,

    ömr-ü tabiisi esnasında ölürler. Demek mevt, tabii bir netice değildir. Ancak cesedin inhilaliyle dağılmasından ibårettir. Yoksa ruhun fenâsıyla değildir. Mevt ile cesed dağılır, ruh baki kalır.

    فة تخبيك Makabliyle måba'di arasında bu'd-u mesafeyi ifade eden (3) imâte ile ikinci ihyå arasında koca âlem-i berzalın fâsıla olduğuna işarettir.

    ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ Bu (2) ikinci ihyå ile rücû' arasında mevcûd büyük bir perde ve hicabın bulunduğuna işarettir. ترجمة Yani Esbåb perdesinin keşfiyle, vesäitin tardıyla Allah'a rücû' edeceksiniz" demektir.

    Suâl: Allah'a rücû' etmek, Allah'dan gelmeyi iktizá eder. Bunun için bir kısım insanlar, Allah ile insan arasında ittisäli tevehhüm etmişlerdir. Ve bazı sofiler de şübheye düşmüşlerdir?

    Elcevab: Dünyada insanın vücüd ve bekası olduğu gibi, âhirette de vücüd ve bekäsı vardır. Dünyadakı vücûd, vasıtasız dest-i kudretten çıkar. Dünyada terkib, tahlil, tasarruf, tahavvül ile karışık olan

    YanıtlaSil
  5. HAFIZ LAPZIN HAMILI MANANIN AMILI

    M

    الذين أمنوا وعملوا الصالحات حلول الهم وعلى مصر كليس الله في أمر قد خلك من الله التوفي التى أوحينا إليك وهم يكفرون بالرحمن ال فر به الجمال از امامت به الأرض از کلم به النزال في الأمر جميعا الملم بايدس الذين آمنوا ان الزبناء الالم الناس جميعاً ولا يزال الذين كفروا الصبيتهم بنا منو فارغه از نقل قريبا من دارهم على بأن والد الطوال من لا الملف الببغاء ولقد اشتهرى يرسل من التلال مالية اللذين كفروا ثم اخذتهم فكيف كان عقاب والن لهو قائم على كل نفيس بما كسبك وجعلوا لله لمران ال سموهم أم للبوله بمَا لَا يَعْلَمُ في الأرْضِ أم يظاهر من الدول بل زين اللذينَ كَفَرُوا مَكْرُهُمْ وَصُدُّوا عَن الشيا ومَن يُطلل الله فما له من هام لهُمْ عَذَابٌ في الحي الدنيا والعذاب الأجرة أَشَى وَمَا لَهُمْ مِنَ الله من والي .

    الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ طُونِي لَهُمْ

    وَحُسْنُ مَابِ .

    66 Iman edip iyi işler yapanlara ne mutlul Varılacak güzel yurt da onlar içindir.99

    (Ra'd, 13/29)

    مل

    Mushaf sayfa no: 252

    Hafizlik sayfa no: 11. Cüz/9. Sayfa

    NE MUTLU İMAN EDİP SALİH AMEL İŞLEYENEI

    BİLGİ

    Allah Teâla, dünyayı bir imtihan yurdu olarak yaratmış ve insanları, bu im-tihanı yaşamaları için dünyaya göndermiştir. İmtihanı kazanmak için insanın birinci vazifesi Allah'ın birliğine iman etmek, ikinci vazifesi ise bu imanına göre yaşamaktır. Kişinin imanına göre yaşaması ancak sålih ameller işlemek-le mümkün olmaktadır. Sålih amel ise bize sevap kazandıracak her türlü iş, düşünüş ve sözlerdir.

    MESAJ

    1. Iman edip sålih amel işleyenler dünya hayatında bazı sıkıntılara maruz kalsalar bile, ahirette onları ebedi mutluluk beklemektedir.

    2. İnsanın gerçek yurdu ahirettedir.

    3. Ebedi mutluluk ancak iman ve salih amelle elde edilir.

    KELİME DAĞARCIĞI

    Tůbâ: "Ne mutlul" anlamında bir söz. Bazı hadislerde cennette yer alan ihti-şamlı ve olağanüstü özelliklere sahip bir ağacın adının da Tübâ olduğu ifade edilmektedir.

    252

    YanıtlaSil
  6. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    المرة الثابت غاز

    مال الجناة الى وعد التلفون تجرى من تحتها الأنقاء لالها دائم ومنها تلك على الذين اتقوا وعلى الكافرين النار والدين اليناهم الكتاب يَفْرَحُونَ بما نزل إليك وَمِنَ الْأَحْرَابِ مَنْ يُنْكِرُ بَعْضَهُ قُلْ إِنَّمَا أُمِرْتُ ن الله الله ولا أُشْرِكَ بِهِ إِلَيْهِ أَدْعُوا وَإِلَيْهِ مَابٍ وَكَذَلِكَ ترانه حكما عَرَبِيًّا وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءَهُمْ بَعْدَ مَا جَاءَكَ من العلم ما لكَ مِنَ اللَّهِ مِنْ وَلِي وَلَا وَايَ وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلًا من قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ أَزْوَاجًا وَذُرِّيَّةً وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ ان باي باية إلا بِإِذْنِ اللَّهِ لِكُلِّ أَجَلٍ كِتَابٌ يَمْحُوا الله مَا يَشَاءُ وَيُثيتُ وَعِنْدَهُ أَمُّ الْكِتَابِ وَإِنْ مَا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الذي تعدهم أو تتوَفَّيَنَّكَ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَعَلَيْنَا الحنان أولم يروا أنا تَأْتِي الْأَرْضَ تَنْقُصُهَا مِنْ أَطْرَابَهَا ولة يحكُمْ لَا مُعَقِبَ حُكْمِهِ وَهُوَ سَرِيعُ الْحِسَابِ . وقد مكر الذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلِلَّهِ الْمَكْرُ جَمِيعًا يَعْلَمُ ما تكببُ كُلُّ نَفْين وَسَيَعْلَمُ الْكُفَّارُ لِمَنْ عُقْبَى النَّارِ

    مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ أُكُلُهَا دَائِمٌ وَظِلُّهَا تِلْكَ عُقْبَى الَّذِينَ اتَّقَوْا وَعُقْبَى الْكَافِرِينَ

    النَّارُ.

    "Takvå sahiplerine vaad olunan cennetin özellikleri şöyledir:

    Zemininden ırmaklar akar; yemişleri ve gölgesi süreklidir. İşte bu, günahtan çekinenlerin mutlu sonudur; inkâr edenlerin sonu ise ateştir.99

    (Ra'd, 13/35)

    Mushaf sayfa no: 253

    Hafızlık sayfa no: 13. Cüz/8. Sayfa

    TAKVĀ SAHİPLERİNİN ÖDÜLÜ: CENNET

    BİLGİ

    Kur'an, baştan sona kadar takvå kavramı ile örülmüştür. Zira takvá kelimesi Kur'an'da çeşitli formlarda iki yüz elli defa geçmektedir. Müminin en önemli vasıflarından biri olarak sayılan takvā, Allah'a karşı gelmekten sakınmak ve dolayısıyla günah işlemekten korkmak anlamına gelir. Allah Teála, dünya ha-yatındaki takvålı davranışlarımıza karşılık olarak cenneti va'detmiş, davranışla-rında böyle bir hassasiyete sahip olmayanları da cehennem azabıyla uyarmıştır.

    MESAJ:

    1. Takvå bir mūminin sahip olabileceği en güzel haslettir.

    2. Ancak takvå sayesinde Allah'ın rızasına uygun bir hayat yaşayabiliriz.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Takvå: İnsana zarar verecek, ilahi azaba sebep olabilecek söz, fiil ve davra-nışlardan ve her türlü günahtan; kısaca Allah'a karşı gelmekten sakınmak. Ukbā: Dünya hayatının sonu, ahiret.

    253

    YanıtlaSil
  7. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    شورا ترا

    ويقولُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَسْتَ مُرْسَلاً كل على ال شهيدًا بيني وبينكم من عنده علم الكتاب .

    شورا ابرهيم مكارهی اللذان والشون اية

    سم الله الرحمن الرحيم

    الر كتاب الزَلْنَاهُ إِلَيْكَ الخَرجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلمان إلى النور بإذن ربهم إلى صراط العزيز الحميد .

    الذي له ما في السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَوَيْل الكافرين مِنْ عَذَابٍ شَدِيدٍ الَّذِينَ يَسْتَحِبُّون الحبوا الله عَلَى الْآخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللهِ وَيَبْغُولَها عنها أوليك في ضَلالٍ بَعِيدٍ ، وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ أو بِلِسَانِ قَوْمِهِ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ فَيُضِلُّ اللهُ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسى بِآيَاتِنَا أَنْ أَخْرِجُ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَذَكَرْهُمْ بأَيَّام الله إن في ذلك لآيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ .

    والا قال

    الَّذِينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيُوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْآخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا أُولَئِكَ فِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ .

    66 Dünya hayatını ahirete tercih edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve onun eğriliğini isteyenler var ya, işte onlar (haktan) uzak bir sapıklık içindedirler.99

    (Ibrahim, 14/3)

    Mushaf sayfa no: 254

    Hafızlık sayfa no: 13. Cüz/7. Sayfa

    APAÇIK BİR SAPIKLIK: DÜNYA HAYATINA ALDANMAK

    BİLGİ:

    Dünya hayatı; birtakım tercihlerimizden ibarettir. Allah'ın, kitabı ve peygam-berleri vasıtasıyla insanlara gösterdiği doğru yolu tercih etmemiz durumunda ahiretimiz umulmadık güzelliklerle dolu olacaktır. Dünya hayatını ahiret haya-tına tercih ederek doğru yoldan ayrılıp yanlış yollara saptığımızda ise ahirette müthiş bir pişmanlık ve sıkıntı bizi bekliyor olacaktır.

    MESAJ:

    1. Hayatın sadece bu dünyadan ibaret olmadığını, ölümden sonra başka bir hayat olduğunu bir an bile hatırdan çıkarmamamız gerekir.

    2. Allah Teâla kullarının doğru yoldan gitmesini istemekte, kullar ise nefis-lerine uyup yanlış yollara sapabilmektedir.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Hidayet: Allah'ın insanlara doğru yolu göstermesi ve onları bu yola ulaştırması. Dalalet: Hidayet kavramının zıddı. Bilerek veya bilmeyerek doğru yoldan sapmak.

    254

    YanıtlaSil
  8. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَا زِيدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ .

    " Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidirl

    (Ibrahim, 14/7)

    ا قال موسى لقومه الذكروا نعمة الله عليكم اليكم من آلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ ولد يكون أبناءكم ويستحيون نساءكم وفي العلم ثلاث من انكم عظيم واد نادى السلة لين شكرتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي التشديد وَقَالَ مُوسَى إِنْ تَكْفُرُوا أَنتُمْ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ جميعا فإن الله لغَنِيٌّ حَمِيدٌ أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبُوا الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذِينَ مِنْ بَعْدِهِمْ لا يَعْلَمُهُمْ إِلَّا اللَّهُ جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّوا أَيْدِيَهُمْ فِي أَفْوَاهِهِمْ وَقَالُوا إِنَّا كَفَرْنَا بِمَا أُرْسِلْتُمْ به وانا لفي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَنَا إِلَيْهِ مُرِيبٍ قَالَتْ رُسُلُهُمْ أَبي اللهِ شَكٍّ فَاطِرِ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى قَالُوا إِنْ أَنتُمْ إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا تُرِيدُونَ أَنْ تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ آبَاؤُنَا فَأْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ .

    Mushaf sayfa no: 255

    Hafızlık sayfa no: 13. Cüz/6. Sayfa

    NİMETLERİN DEVAMLILIĞI İÇİN ŞÜKÜR

    BİLGİ

    Şükür, genel olarak Allah'ın bize verdiği nimetlerin kıymetini bilmek ve O'na hakkıyla teşekkür etmektir. Allah Teâla, bize şükredeceğimiz sayısız nimetler vermiştir. Bu nimetlere şükretmek sadece sözle değil, eldeki nimetlerin gerçek sahibinin Allah olduğuna gönülden inanarak bu nimetleri Allah'ın rızasına uygun şekilde kullanmakla olur. Servetin şükrü muhtaçlara yardım etmek, ilmin şükrü bilgiyi insanların yararına kullanmak, sıhhatin şükrü ise Allah'a kulluk ve insanlara hizmet etmektir. Bunu yaptığımız takdirde Yüce Allah, bize daha çok nimet vereceğini va'detmiştir.

    MESAJ:

    Şükür nimeti, nankörlük ise azabı artırır.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Küfrân-ı nimet: Yapılan iyiliğin kadir ve kıymetini bilmemek.

    255

    YanıtlaSil
  9. Diğer taraftan Osman Gâzî'nin etrafını oluşturan hâleyi, husūsiyle genç kadroyu da aynı şekilde yoğuran Şeyh Edebali Hazretleri, biliyordu ki gençlik, istikbalin tohumudur. Bu tohumun özüne bakarak yarınını keş-fetmek kolaydır ve her devrin gençliği, kendi enerjisini harcayabildiği âlem-de yaşar. Bunun için o da, Osman Gâzî ve etrafındaki gençliğin enerjisine yol ve yön vererek onları nefis cihâdı ve hizmet şuûru ile en mükemmel bir surette ve bir cihan devletinin temelini atacak seviyede istikâmetlen-dirmiştir.

    Bu itibarla Osmanlı Devleti'nin asıl mîmârı Şeyh Edebali Hazret-leri'dir. Diğer beyliklerde bir Şeyh Edebali olmadığı için erimeler olurken Osmanlı Beyliği, kısa zamanda devlete, devletten de cihan hâkimiyetine yükselmiştir. Osmanlı, dünyayı altı asır İslâm'la tanıştırmış, adâletin ve hakkın tevzïinde bulunmuş ve hakkın terâzîsi olmuştur.

    Şeyh Edebali Hazretleri'nin, Osman Gâzî'yi ve O'nun şahsında gele-cek olan devlet adamlarını istikāmetlendirecek tavsiyelerinden bir kısmı şöyledir:

    "Ey Oğul!

    Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gö-nül almak sana... Suçlamak bize; katlanmak sana... Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana... Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, an-laşmazlıklar bize; adâlet sana... Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana..."

    "Ey Oğul!

    Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyar-mak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..."

    "Ey Oğul!

    Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı.. Allâh Teâlâ yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hakk yoluna yararlı etsin. İşığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalb versin."

    "Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve duâlarla bize va'd edilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz."

    26

    Bu yakl Şeyta psiko

    İlk bi kişili birç

    Bim

    Taril cüzz birçe teşhi

    YanıtlaSil
  10. "Oğul!

    Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelâmlısın.. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen, sabah rüzgârlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlüb eder. Bunun için dâima sabırlı, sebåtkår ve irådene sahip olasın!.."

    "Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir."

    "Milletin, kendi irfânı içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfândır."

    "Oğul!

    İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezânında ölürler."

    "Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedil-memiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adâletinle gün ışı-ğına çıkacaktır."

    "Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir."

    "Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dö-

    nersin."

    "Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin, de-me! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir..."

    "Şu üç kişiye; yâni câhiller arasındaki âlime, zenginken fakir düşene ve hatırlı iken itibarını kaybedene acı!.."

    "Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette de-ğildir."

    "Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki, atın iyisine doru, yi-ğidin iyisine deli (korkusuz, pervâsız, kahraman, gözüpek) derler."

    "En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir."

    27

    YanıtlaSil
  11. kuvve-i ulviye

    kuvve-i faraziye ve hayaliye

    548

    kuvve-i faraziye ve hayalive قرة فرضیه و خیالیه: düşünce yolu ile bir şeyi var sayma (faraziye) ve hayalde canlandırma (hayaliye) gücü ve

    yeteneği kuvve-i fikriye ve akliye قزة فكریه و عقليه : düşün me ve aklını kullanma gücü ve yeteneği

    kuvve-i gazabiye قرة عصبيه : )psk.) zararlı gör gösterilen hen veya istenmeyen şeylere karşı kızgınlık, karşı koyma ve mücadele etme duy gusu ve gücü (bk. kuvve-i dafia)

    kuvve-i gazabiye ve şeheviye قوة غضبه و شهریه : zararlı görünen veya istenmeyen şeylere kar şı kızgınlık, karşı koyma ve mücadele etme (gazabiye) ve her türlü maddi ve cinsel zevk alma şeheviye) duygusu ve gücü

    kuvve-i hafiza 1 : قزة حافظه.)insanda) hafıza gücü ve yeteneği, bilgileri akılda tutma ve hatırlama gücü ve yeteneği 2.(canlı veya can-sız varlıklarda) yaratılıştan verilmiş bilgileri saklama güç ve yeteneği. (cansızlara) örnek: donma veya kaynama derecesi; uzama katsa-yısı, vs.)

    kuvve-i hayaliye( قوة خياليه : hayal gucü ve ye-teneği

    kuvve-i hayatiye قوة حياتيه : yaşama gücü canlı-lığını devam ettirme gücü

    kuvve-i icadiye قوه ایجاديه : icad kuvveti, yarat-

    ma gücü

    kuvve-i idrakiye قوة إدراكيه : idrak kuvveti, anla-ma ve kavrama gücü (algılama yeteneği)

    kuvve-i iktisadiye قوة اقتصاديه : iktisadi (ekono mik) güç; mal, para ve servet bakımından sa-hip olunan güç

    kuvve-i ilmiye قوة علميه : ilmi güç ve kabiliyet ilim sahasında yeterlilik ve yetenek

    kuvve-i iman(iye( قوة ايمانيه : iman kuvveti,

    iman gücü

    kuvve-i inbatiye قوه انباتيه : filizlendirme ve ye tiştirip geliştirme gücü ve özelliği

    kuvve-i kalemiye قره قلميه : yazma güç ve

    teneği

    kuvve-i kudsiye 1 : قزه قدسیه.Allah (cc.) vergisi månevî güç ve yetenek 2. Kur'an ve imanla il-gili derin ve güçlü anlayış ve kavrayış yetene-gi 3.Allah'tan (c.c.) gelen kutsal güç, ermişlik gücü ve yeteneği

    kuvve-i manevi (ye( قوة معنويه : manevi güc (mo-

    ral gücü)

    kuvve-i mâneviye-i ehl-i iman ذرة معنوية اهل ایمان : iman sahiplerinin manevi gücu (moral gucu) kuvve-i maneviye-i harika قرة معنوية خارقة hari

    ka, (olağanüstü) manevi güç (moral gücu) kuvve-i maneviye-i imaniye قوة معنوية ايمانية imandan gelen manevi güç, manevi iman

    gücü kuvve-i måneviye-i itikad قرة معنو به اعتقاد : inanç

    tan kaynaklanan månevi güç. (moral gucu) kuvve-i mıknatısiye قوه مقناطسبه : )fiz.)mıknatıs kuvveti, mıknatıslık özelliğinden ileri gelen çekme kuvveti

    kuvve-l musavvire قوه مصوره : )psk.) sekil ve bi çim verme gücü, hayal gücü ve yeteneği

    kuvve-i müfekkire قوة مفكره : düşünme gücu

    kuvve-i müvellide قوة مولده : )biy.) uretici, cogal-tıcı, ve yenilendirici güç ve yetenek

    kuvve-i nabite قوه نابته : üretme gücü, verimli

    lik gücü ve yeteneği

    kuvve-i namiye قوه نامیه : verimlilik gücü ve ye

    teneği

    kuvve-i ruhiye قوة روحيه : ruhi (ruhtaki) güç ve yetenek

    kuvve-i samia قوة سامعه : işitme duyumu (duy-gusu)

    kuvve-i sebuiye قرة سبوعيه : saldırganlık duygu-

    su, gücü ve özelliği

    kuvve-i sebuiye-i gazabiye قوة سبوعية غضبيه zararlı görünen ve istenmeyen şeylere karşı etme duygusu ve gücü gösterilen kızgınlık, karşı koyma ve mücadele

    kuvve i samme 1 : قوه شامه.koklama duyumu (duygusu) 2.(mec.)gizli tutulan şeyleri sezme

    duygusu ve yeteneği

    maddi ihtiyaçların giderilmesinden alınan kuvve-i şeheviye قوة شهريه : cinsel ve çeşitli zevk duygusu ve gücü

    kuvve-i şeheviye-i behimiye قوة شهوية بهيميه yetiyaçların giderilmesinden alınan zevk duy-hayvanlardaki gibi cinsel ve çeşitli maddi ih-gusu ve gücü

    kuvve-i şeheviye ve gazabiye قوه شهویه و غضبیه cinsel ve çeşitli maddi ihtiyaçların giderilme-sinden alınan zevk (şeheviye) ve zararlı görü-nen, istenmeyen şeylere karşı kızgınlık, karşı koyma ve mücadele etme (gazabiye) duygusu ve gücü

    kuvve-i ulviye قوة علويه : yüksek güç ve yetenek

    YanıtlaSil
  12. Luvel vahime

    549

    luve-l vahime قرة واهمه hayal ve kuruntu güc ve yeteneği

    luvel velayet etmişlik derecesine laşabilme gucü ve yeteneği (bk. kuvve-i ku-dstye md 3)

    uve-zaika قرة: tatma duyumu (duygu-

    vezte: birinin kendine ait güç. brinin kendi gücu

    vecik قوه حك : güç veya yetenekle ilgili kü-çük merkez, küçük organ

    im : قوه دن فعله جيقا رمق wweden fille sikarmak kän halinde olanı gerçek hale getirmek, dü pince ve tasarı halinde olanı gerçekleştirmek luvvet 1 : قوت.güç enerji 3.iktidar, hakimi yet, kudret, otorite 4.te'sir, etki 5.şiddet 6. sağlamlık 7. dayanıklılık. 8. üstünlük

    kuvvet-i azime قوت عظیمه : büyük kuvvet

    kuvvet-i bazu قوت بازو : kas gucu, kolkuvveti

    kuvveti beyan قوت بیان : anlatma gücü

    kuvvet-i cezalet قوت جزالت : konuşmada konu-ya uygun şekilde seçilmiş söz ve kelimelerde ki uyumluluk, etkililik ve güzellik gücü

    kuvvet-i dafia قرت دافعه : )fiz.)itme kuvveti, farklı elektrik veya elektro-manyetik yüklü cisimlerde bulunan birbirini itme gucü

    kuvvet-i ecnebiye yabancı devlet gücü ecnebi kuvvet,

    kuvvet-i emniyet قوت امنیت : kendine güven duygusu

    kuvvet-i fikir قوت فکر : düşünme gücü ve ye-

    teneği

    kuvvet-i hakikiye قوت حقيقيه : gerçek güç

    kuvvet-i hikmet قت حکمتustun hikmet;bir şeyi yersiz, boşuna, sebepsiz yapmayan, her-şeyi tam yerinde, uygun bir çok gayeler ve faydalar gözeterek yapan ilim gücü

    kuvvet-i hissiyat قوت حسیات : manevi ve ahlaki

    duygulardaki kuvvet

    kuvvet-i icma قوت اجماع : icma kuvveti, temel inançlarda sağlanan tam ve güçlü birlik

    kuvvet-i ihlas قوت اخلاص : ihlas kuvvet, Allah'ın (c.c.) emrini yerine getirme ve hoşnutluğunu kazanma dışında hiçbir karşılık beklememe gücü ve kararlılığı; güçlü ve kararlı temiz ni-

    yet, samimiyet (içtenlik)

    kuvvet-i İhlas ve tesanüd قوت اخلاص و تساند :

    kuvvet-i sadakat

    ihlas ve dayanışma kuvveti, kuvvetli şekilde sadece Allah (c.c.) rızasını isteme(ihlas) ve karşılıklı güçlü bağlılık ve dayanışma (tesă-nüd) gücü

    kuvvet-i İlahiye قرت الهيه : Allah'ın (cc.) sonsuz gücü. (havl ve kuvvet-i İlahiye: Allah'ın son suz güç ve kuvveti.)

    kuvvet-i ilm (ilim قرت علم: ilim gucü, ilimde

    kuvvet-i iman(iye قوت ایمانیه : man kuvveti

    kuvvet-i İmaniye ve ihlas قوت ایمانیه و اخلاص iman ve ihlas kuvveti

    kuvvet-i irtibat قوت ارتباط : kuvvetli bağlılık, bağlılık kuvveti

    kuvvet-i itikadiye قوت اعتقادیه : inanç kuvveti, güçlü inanç

    kuvvet-i itminan قوت اطمنان kesin inanç ve

    kararlılık

    kuvvet-i kamile قوت کامله : kusursuz, mükem-

    mel güç

    kuvvet-i kat'iyet قوت قطعیه : kuvvetli ve şüphe götürmez kesinlik

    kuvvet-i kudsiye قوت قدسیه : Allah (c.c.) vergisi månevi güç ve yetenek. Allah (c.c.) vergisi er-mişlik gücü

    kuvvet-i Kur'aniye قوت قرآنیه : Kur'an'ın gücü, kuvveti

    kuvvet-i maddiye قوت مادیه maddi kuvvet, (para, silah, beden gücü, kaba güç vb.)

    kuvvet-i mânevîye قوت معنویه : manevi kuvvet)-kıymet ve kuvvet-i måneviye: månevi değer ve kuvvet)

    kuvvet-i marifet قوت معرفت bilgi gücü, kuvvet-

    li ve sağlam bilgi

    قوت معرفت و kuvvet-i marifet ve ilm (ilim( علم kuvvetli ve sağlam bilgi ve ilim

    kuvvet-i medeniyet قوت مدنیت : medeniyet gücü ve kuvveti. (seyf ve kuvvet-i medeniyet:

    medeniyet kılıncı ve medeniyet kuvveti)

    kuvvet-i mutlaka قوت مطلقه : sonsuz kuvvet

    kuvvet-i nisbet قوت نسبت : )Allah'a cc.) sağlam bağlılık ve O'na dayanmaktan ileri gelen güç

    ve kuvvet

    kuvvet-i Rabbani (ye( قوت ربانیه : Rabbimizin gücü (havl ve kuvvet-i Rabbani: Rabbimizin güç ve kuvveti.)

    kuvvet-i sadakat قوت صداقت : sağlam bağlılık gücü

    YanıtlaSil
  13. 1909-31 Mart Hadisesi

    sebebiyle tutuklanan Bediüzzaman'ın Divan-ı Harp'teki müdafaası ve beraetle tahliye edilmesi.

    1928 - Türk Vatandaşlığı Kanunu kabul edildi, tekke ve zaviyeler kapatıldı.

    1983 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Dr. Tahsin Tola vefat etti.

    MAYIS

    23

    CUMA

    Biz bunu gelecek nesillere bir ibret levhası olarak bıraktık. Hani bundan ibret ve ders almak isteyen?

    (Kamer: 15)

    BİR HADİS

    25 1446 ZİLKA'DE

    Allah Resulü kızı Fatıma'yı bir yatak, bir kırba ve bir de içi ot dolu bir yastıkla gelin etti.

    (C. Sağîr, No: 4120)

    RUMI: 10 MAYIS 1441 HIZIR: 18

    Hazret-i Fatıma'nın nesl-i mübareki, Hasan ve Hüseyin gibi iki nuranî silsilenin bedr-i münevveri, şems-i nübüvvetin mânevî ve maddî neslini idame ediyorlar. Sözler

    Imsak Gines Önle

    Ikindi

    Aksam Yatsı

    Imsak

    Günes

    Dale

    İkindi

    Aksam

    Yatsı

    YanıtlaSil
  14. TARİHTE BUGÜN

    1481 - İkinci Bayezid ile Cem Sultan arasında Yenişehir Savaşı yapıldı.

    1890 - Erzurum'da Ermeni ayaklanması.

    1961 - Kuveyt'in

    bağımsızlığına kavuşması.

    HAZİRAN

    20 CUMARTESİ

    BİR AYET

    Biz, güzel işler yapanların ecrini zâyi etmeyiz.

    Kehf Suresi: 30

    BİR HADİS

    5 MUHARREM 1448

    Yemeği soğutun!

    Zira sıcak yemek, bereketsiz olur.

    RUMI: 7 HAZİRAN 1442

    HIZIR: 46

    İnsanın Cenâb-ı Hak'tan hiçbir hakkı talep etmeye hakkı yoktur.

    Bilakis, dâima Ona şükretmeye medyûndur. Çünkü, mülk Onundur, insan Onun memlûküdür.

    Mesnevî-i Nûriye

    YanıtlaSil
  15. (use) axpaye

    TARİHTE BUGÜN

    -330-Konstantinopolis (İstanbul), Roma İmparatorluğunun resmi başkenti oldu.

    1949 - İsrail, Birleşmiş Milletler örgütüne katıldı.

    11

    1978-Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden

    Dr. Tahir Barçın vefat etti.

    ÇARŞAMBA

    WEDNESDAY

    MAYIS MAY

    BİR AYET O (Allah) her şeyi İşitendir, bilendir.

    En'am Suresi: 13

    BİR HADİS

    Bilmeyene yazıklar olsun. Bildiği halde uygulamayana da yazıklar olsun.

    İmanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risale-i Nur'dadır. Kastamonu Lahikası

    HİCRÍ: 10 SEVVAL 1443 - RUMI: 28 NİSAN 1438

    KASIM: 6-GÜN: 131 KALAN: 234 - GÜN UZA.: 2 DK

    YanıtlaSil
  16. 48

    ÖLÜM KIYAMET - AHIRET

    Soyunulacak hamam burasıdır, dedi. Bunun üzerine o kadın eve girdi. Adam da arkasından içeri girdi. Kadın kendisini adamın evinde, hile yaparak bir arada olduğunu görünce kadın bu adamla evde bulun-masından dolayı sevinç ve neşe gösterip, ona:

    Geçireceğimiz zamanın tadlanması ve gözlerimizin (saadetle) aydın olmasını gerektiren şeyin de yanımızda bulunması iyi olur, dedi. Bunun üzerine adamın nefsi kadına karşı îtimat besledi ve:

    Az zaman içinde istediğin her şeyi sana getireceğim, dedi. Ve kadını evde (yalnız başına) bırakıp kapıyı da üzerine kilitlemeden dı. şarı çıktı. Sonra adam kadının istediğini (alıp) getirince onu evde bu-lamadı. Akabinde kadının güzelliğine âşık olarak dışarı çıktı ve onu yolda, sokakta çok çok zikredip anmaya başladı. Adamcağız bir gün bu beyti söylediği bir sırada birdenbire bir kız ki, belki de o kadındı, şöyle diyerek kendisine cevap verdi:

    Sen onunla yalnız kaldığın zaman evin önüne bır bekçi yahut da kapının üzerine bir kilit vursaydın. Bunun üzerine adamın aşkı arttı. Heyecanı şiddetlendi. Bu hal, kendisine ölüm gelinceye kadar devam etti. Ölürken de (yukarda) söylediğini söyledi. Fitnelerden, belâlardan Allah'a sığınırız.

    Imam Kurtubi hikâye etti ki: Dünya meşgûliyetine dalıp ahireti unutan simsarlardan (yani dellal ve komisyonculardan) birine ölüm gel-diği zaman parmaklarını bir araya getirip hesap yapmaya başladı.

    Keza hikâye olundu ki: Yine onlardan birine ölüm zamanı gelince kendisine LA ILAHE ILLALLAH de», diye (kelime-i tevhid) telkin olundu. O da cevaben Eşeğe yem verdiniz (mi?)» dedi. Yine onların bazısına «LA İLAHE ILLALLAH de denildi. Bunun mesleği ise pa. zarcı idi. Bu zat da üç, bir de yarım (yani üçbuçuk), dört, dörtte biri müstesnadır, demeğe başladı.

    Başka bir kimseye «LA ILAHE ILLALLAH de», denildi. Bunun üzerine o kimse (Ey kadın) bardağımı bana ver», dedi.

    Diğer bir kimseye -bu zat (hayatında) tartıyı tam olarak tartar-dı. Kendisine ölüm zamanı gelmişti. LA ÎLAHE ILLALLAH de», denildi. O zat da Siz benim için Allah'a dua ediniz de o kelimeyi söy-lemeyi Allah bana kolaylaştırsın. Çünkü ben (çalışırken) çok az şey-lerden terazinin kefesinį silmediğimden ve rüzgârların esmesinden ötü-rü terazinin kefesinde biriken tozları temizlemediğimden dolayı terazi-nin deliği dilimin üzerine gelerek beni o kelimeyi söylemekten men edi-yor», dedi.

    Başka birine ölüm zamanı yaklaştığı zaman «LA İLAHE ILLAL LAH de denildi. O da «Ben (bunu söylemeye) güç yetiremiyorum», dedi. Bunun üzerine kendisinden «Bundan seni men eden nedir?» diye sorulunca o, «Bir gün karşımda durup mendil satın almakta olan bir kadının güzel yerlerine bakmıştım dedi.

    YanıtlaSil
  17. İMANSIZ ÖLMEK VE AMELLER

    49

    Başka bir kimsenin ölüm zamanı geldiği vakit «LA ILAHE ILLAL-LAH de, denildi. O da Ben bunu söylemeye muktedir olamıyorum. Çünkü ben (hayatta iken) dilimle komşularıma eziyet ederdim.» dedi.

    Yine bazı kimseye «LA ILAHE ILLALLAH de denildi. O da, Ben bunu söylemeye kaadir olamıyorum dedi. Bunun üzerine kendi-sine Sen ne iş yapardın? diye soruldu. O zat da «Ben bir kadınla yal-nız olarak bir yerde kaldığım zaman bu kadın razı olduğu takdirde kalbim onu öpmeyi arzu ederdi» dedi.

    Bir diğerine «LA ILAHE ILLALLAH de denildi. O da Ben (bunu söylemeye) kaadir olamıyorum dedi. Kendisine «Sen ne iş yapar idin? diye soruldu. O da Ben bir günah işlediğim zaman Allah Taala'dan da-ha çok halktan utanırdım dedi.

    Başka birine LA ILAHE ILLALLAH de denildi. O zat «Ben (bunu söylemeye) kudret yetiremiyorum dedi. Bunun üzerine ona «Sen ne iş ederdin? diye soruldu. O da «Hayatımda bir defa zina fiilin (i işlemek gibi kötü yol) a düşmüştüm dedi.

    Diğer bir kimseye «LA ILAHE ILLALLAH des denildi. O da «Kaa-dir olamıyorum dedi. Kendisine «Sen ne fiil işlerdin ki?» diye sorul-du. O zat da Bir defa karım hastalandı da ben köleme kötü fiili işle-dim dedi.

    Bu hususta hikâyeler çoktur. Allah'tan dünyada da, âhirette de Afiyet isteriz.

    Ey kardeşler (im) bunu böylece biliniz de ceza gününün tek sahibi olan (Allah'ın) huzuruna arz olunmazdan önce nefsinizi hesaba çekiniz. Çünkü bundan asla kaçmak, kurtulmak yoktur. Ancak Allah'a itaat hususunda azık ve rızk (te'minin) i arzu edip isteyen kimseler için var-dir.

    Biribirinize günahlardan bir şey verişmenizden sizleri sakındırıyo-rum. Zira çok olur ki, ölüm zamanında herhangi birinizin dili bağlanır da kelime-i şehadeti söyleyemez (ve bu suretle) imansız olarak gidilme-sinden korkulur. Allah, cümlemize hüsn-ü hâtimeler nasip eylesin. Amin.

    Alemlerin Rabbı olan Allah'a hamdolsun.

    ONÜÇÜNCÜ BAB

    İMANSIZ ÖLMEK GİBİ KÖTÜ BİR ŞEKİLDE HAYATIN SONA ERMESİ VE AMELLERDEKİ İTİBAR SONLARA OL-DUĞU HUSUSLARINDA VARİT OLAN HADİSLER

    Imam Müslim'in Ebu Hureyre (r.a.) den rivayet ettiği hadiste Ebu Hureyre demiştir ki, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendi-miz şöyle buyurmuşlardır:

    cennet ehlinin «Şüphesiz öyle adamlar vardır ki, uzun zaman amelini işler dururlar. Sonra onun bu ameli cehennem ehlinin ameli ile son bulup mühürlenir. (Yani sapıtır ve sapık halinde ölür). Yine öyle

    F. 4

    YanıtlaSil
  18. 50

    -ÖLÜM KIYAMET - AHIRET

    adamlar vardır ki, uzun zaman ateş ehlinin amelini işler durur da, sonra (kendisini düzelterek) onun bu ameli cennet ehlinin ameli ile son bulup mühürlenirs (1).

    Buhari'de ise merfu olarak rivayet edilen hadiste Allah'ın Resûlü şöyle buyurmuştur:

    57 «Hakikat öyle kullar vardır ki o cehennem ehlinin amelini iş. ler durur. Halbuki o cennet ehlinden (olup sonunda) cennet ehlinin amel. lerini işleyecektir. Keza kişi cennet ehlinin amelini işler durur. Fakat o ateş ehlindedir. Ancak itibar (insanların ölümü sırasında) amellerin son buluşunadır» (2).

    Alimler derler ki: Ömrün kötü, (yani imansız) olarak sona ermesi ancak kalpte günahlar üzerine devam eden münafık kimse için olur. Çünkü onun Aziz ve Celil olan Allah'a hud'a yaparak büyük günahlar-da israr etmesi vardır. Görünüşte dosdoğru yol üzere olup içte de gü-nah üzere ısrarla devam etmeyen kimse ise, bunun gibilerin ömrünün kötülükle biteceğini biz hiç bilmiyoruz ve de işitmiyoruz. Bu nimet üze-rine Allah'a hamd (ve senalar) olsun.

    Fakat isyan etmek sevgisi kendisini mağlûp eden, yenen ve tevbe-siz olarak günahlara girmesi kendisine galip gelen kimse, böyle değil-dir. Çok kere ölüm kendisine tevbe etmeden önce gelir de o sadme sıra-sında şeytan ona darbeyi indirir ve dehşet, yani şiddetli korku, şaşkın-lık zamanında şeytan bundan Allah'a sığınırız onu (n imanını) kapıp alır. İşte bu suretle onun (ezeli) şakaveti, imansızlığı, ölümü zamanın-da insanlara aşikâr olur. Bazen kul, ömrü boyunca dosdoğru yolda olur. Sonra eceli yakınlaştığı zaman da o yolu bozar, değiştirir ve dos-doğru (iman) yolundan çıkar. İşte bozmak, değiştirmek ibliste olduğu gibi onun hayatının kötü, (yani imansız) olarak bitmesine ve sonunun bedbaht olmasına sebep olur. Iblis hakkında olduğu gibi... Varit oldu ki, iblis, meleklerle beraber seksen bin sene Allah'a ibadet etmiştir.

    Keza (A'raf suresinin 175-176 âyetlerinde zikrolunduğu üzere) Bel'am ibn Baaur'a ki, Allah Taâlâ ona âyetlerini verdi. Fakat- onun havasına tabi olması ve yeryüzüne saplanması sebebiyle Allah ondan Ayetlerini sıyırıp çıkardı.

    Keza rahip Barsis de böyledir. Rivayet olundu ki Allah Taâlâ Bar-sis hakkında:

    Onun hali şeytanın hali gibidir. Çünkü şeytan insana «Küfür et» der de o küfredince, «Ben hakikaten senden uzağım. Çünkü ben âlem-lerin Rabbı olan Allah'tan korkarım der», buyurmuştur (3).

    Bu kıssanın özeti şöyledir:

    Barsis (adındaki rahip) delilik yahut da sar'a hastalığına yakala-nan kimseye mesh edip dokunduğu zaman o hasta (Allah'ın izniyle)

    Haar: 16. (1) Sahih-i Müslim, c. 4/2042, с. 7/213. (2) Sahih-i Müslim, c. 7/188. (3)

    YanıtlaSil
  19. İMANSIZ ÖLMEK VE AMELLER

    -51 jyi olurdu. Derken hükümdarın kızının aklına bozukluk geldi. Bunun üzerine hükümdar kızını, halktan uzak yerde bulunan Rahip Barsis'in manastırında kalması için yanına gönderdi. Müteakiben iblis, Barsis'in yanına gelerek:

    - Sen bu kıza zina et. Çünkü o artık hissini (şuurunu) kaybetmiş-tir, diye vesvese verdi. Barsis de kıza zina fiilini işleyince iblis kendisine:

    Kız senin bu (çirkin) fiili işlediğinin farkına vararak seni insan-ların arasında rezil etmesinden korkulur. Binacnaleyh sen bu kızı öl-dürüp (cesedini) şu kum yığınlarının içine gömüver. Nihayet kızı iste-mek için hükümdarın adamları geldiği zaman onlar senin sözünü tas-dik edeceklerinden sen onlara:

    Kız iyileşerek gitmiştir, dersin diye talimat verdi. Rahip de ib-lisin kendisine öğrettiği şekilde bu cinayeti işledi.

    Sonra iblis, bir abid kişi kılığında hükümdarın yanına vardı ve ona:

    Muhakkak ki rahip Barsis kızına (iğrenç) tecavüz fiilini işledi. Kızın aklı başına gelince tecavüze uğradığının farkına vararak (duru-mu) size bildirmesinden korkup kızı öldürdü ve onu manastırına yakın bir kum yığınının içine gömdü. Binaenaleyh o size:

    Kız iyileşerek yanınıza gitmiştir derse, sakın onun sözünü tas-dik etmeyin, diye durumu hükümdara ihbar etti. Hükümdar da birta-kım adamlar göndererek iblisin söylediklerinin doğru olduğunu gördü. Bunun üzerine hükümdar Barsis'in asılmasını emretti. Barsis asılı va-ziyette iken şeytan onun yanına gelerek kendisine:

    Eğer bana alnınla secde edersen ben de seni bu hale düşürdüğüm gibi (buradan da) kurtarırım, deyince Barsis şeytana imâ ile secde ede-rek (Allah'a) kâfir oldu. Müteakiben iblis onu kurtarmadı ve bırakıp gitti. Barsis de (imansız olarak) küfür üzere ölüp gitti.

    Hikâye olundu ki: Eski Mısır'da ezan okumakta olan salih, iyi bir kimse vardı. Mescidin civarında da Hıristiyan bir kız vardı. Derken bir gün müezzin yüksek yerden bu kızı görüp onu baştan çıkardı ve (muayyen) bir zamanda buluşmak üzere onunla anlaştılar. Nihayet kız kendisine (evinin) kapısını açınca o adam kıza:

    Muhakkak ki sen kalbimi (yaraladın, beni) dünya ile âhiret iş-

    lerinden alakoydun, dedi. Kız kendisine:

    Ne istiyorsun? diye sordu. O adam:

    Seninle evlenmek istiyorum, dedi. Kız:

    Sen benim dinime girmedikçe annemle babam (buna) asla razı olmaz, dedi.

    Bunun üzerine müezzin Hıristiyan kızın dinine girdi. Sonra schre bakmak için kızın evinin terasına çıktı. Akabinde de terastan düşüp Hıristiyan olarak öldü. Neticede müezzinlik yapan bu iyi kimse, hem (dünya) arzusuna kavuşamadı, hem de Müslüman olarak ölemedi.

    Biz Allah'tan (dünyada da âhirette de) afiyet isteriz.

    YanıtlaSil
  20. 52

    ÖLÜM KIYAMET - AHIRET

    Imam Buhari'nin rivayet ettiği hadiste Hazret-i Aişe (r.a.):

    Ya Resûllallah biz seni görüyoruz. Sen:

    «Hayır, kalblori evirip çeviren Allah'a yemin ederim ki», di-yerek yemin ediyorsun. Binaenaleyh sen de (akıbetinden) korkuyor musun? diye sordu. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi 58 sellem: V

    Ya Aişe beni takıbetimden) emin kalan nedir? Halbuki bütün kulla-rın kalbleri cebbar olan Allah'ın kudret parmaklarından iki parmağı arasındadır ki, Allah, bir kulun kalbini çevirmeyi istediği zaman onu

    evirir çevirir, buyurdu (1). Imam Nesci'nin Hazret-i Osman'dan (r.a.) rivayet ettiği hadiste Osman şöyle demiştir:

    Resül-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz söyle bu-

    yurdu: 59 «Sizler içki içmekten sakınınız. Çünkü içki büyük günahların anasıdır. Ve şu muhakkak ki sizden önceki milletlerden Allah'a ibadet etmekte olan bir zat vardı. Derken bu zata azgın bir kadın gönlünü bağladı ve kendisine hizmetçisini gönderdi. Hizmetçi (o zatın yanına gelince) kendisine:

    Hanımefendim, kelime-i şehadet telkin etmen için seni davet ediyor. Adam da cariye ile birlikte gitti. Hizmetçi kız hangi kapıdan içeri girdiyse onu kilitlemeye başladı. Nihayet hizmetçi o zatı, yanında bir çocuk ile büyük bir çanak şarap bulunan güzel bir kadının yanına götürdü. Müteakiben kadın bu zata:

    Ben seni, kelime-i şehadet telkini için, davet etmedim. Lâkin ben seni bana zina etinen (ve benden murat alman) için, yahut da su saraptan bir bardak içmen veya şu çocuğu öldür (mek suretiyle günah işle) men için çağırdım dedi. O zat (o devirde henüz içki haram kılınma-dığı için):

    Sen bana şarap içir çünkü o bana (bunların) en hafifidir, dedi. Azgın kadın ona bir kadeh içirdikten sonra adam:

    Daha ver (yani artır) dedi. Bunun üzerine kadın ona şarap içir-mekte devam etti. Nihayet içki o zata tesir ederek hem kadına zina etti, hem de çocuğu öldürdü. Binaenaleyh içki içmekten sakınınız. Çün-kü içki içmeye devam etmekle iman vallahi bir araya gelmezler. Ma-hakkak onların birisi diğerini çıkarmaya başlara (2).

    Rivayet olundu ki:

    Müslümanlardan bir kimse (Hıristiyan ordusuna) esir düşüp (esa-reti sırasında) iki rahibe hizmet ederdi. Kendisi Kur'an-ı Kerim'i ez-bere bildiğinden Kur'an okumaya başladığı zaman rahiplerin kalpleri yumuşar ve ağlarlardı. Bir müddet sonra rahiplerin ikisi de Müslüman

    (1) Imam Ahmed, Tirmizi ve Hakim, Enes bin Malik (r.a.) den rivayet etmiş lerdir. Camiu's-Sagir Şerhi Feyzu'l-Kadir: 2/280. (2) Nesel: 8/315.

    YanıtlaSil
  21. İMANSIZ ÖLMEK VE AMELLER

    53

    oldular. Fakat Müsliiman olan hizmetçi kimse Hıristiyan oldu. Bunun üzerine rahipler kendisine:

    Sen eski dinine dön. Çünkü o din daha hayırlıdır, dedilerse de o dönmedi. Ve Hıristiyan olarak öldü.

    Yüce Allah'tan (son nefeste) hüsnü håtimeler isteriz.

    Alimler şu şiiri söylediler:

    «Alim ve hakim olan Allah'ın emrinden dolayı halkdaki öm-rün hitame ermesi zihinleri hayrette bıraktı.

    Çünkü kimi said, kimi şakidir. Kimi mal çoğaltıyor, (kimi de) açık ve yoksuldur.

    Kimi aziz olup başı gökyüzündedir. Kimi de zelil olup yü zünü yere çevirmiştir.

    Bunların hepsi açık yollarına girmişlerdir ki bu da aziz ve alim olan Allah'ın takdiridir.

    Rebi' şöyle dedi: İmam Şafiî'ye kaderden soruldu da o da şiir söy-

    leyerek şöyle dedi:

    (Ya Rabb) Senin dilediğin olur, ben istemesem bile... Eğer Sen dilemezsen benim istediğim asla olmaz.

    Kulları bildiğin hal üzere yarattın. İşte genç ve yash (hep bu) ilim içinde geçer giderler.

    Şuna iyilik ve ihsan eyledin. Şunu yardımsız bırakıp perişan eyledin. Şunu hor ve hakir bıraktın, şunu da hor bırakmadın.

    Kimi şaki, kimi saiddir. Kimi çirkin, kimi güzeldir.

    Hadis-i şerifte varit oldu ki:

    60 <Peygamberlerin bir kısmı ölüm meleğine:

    Insanların senden sakıncah bir hal tüzere olmaları için daha ön-ceden göndereceğin habercilerin yok mudur? diye sordular. Azrail de:

    Vallahi benim illetlerden, hastahklardan, saç ve sakal beyazıkla-dan, ihtiyarlamaktan ve işitme ile görme hislerinin azalmasından olan birçok habercilerim vardır. Bunlar kendisine inen kimse, ölüm hakkın-da tefekkür etmez, tevbe etmez ve (âhiret) azığı edinmediği zaman da onun ruhumu alışım sırasında kendisine:

    Ben sana tekrar tekrar haberci ile (âhiret) azabından korkutu-cudan sonra tekrar korkutucu göndermedim mi? İşte ben öyle bir ha-berciyim ki benden sonra artak başka bir haberci yoktur. Ben öyle bir nezir (yani korkutucu)im ki benden başka bir daha nezir yoktur, diye ona nidâ ederim, dedi».

    Keza hadis-i şerifte şövle vârit olmuştur: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

    YanıtlaSil
  22. 34-

    - ÖLÜM KIYAMET - AHIRET

    G1 «Güneşin doğduğu hiçbir gün yoktur ki muhakkak ölüm me-legi (o günde):

    Ey kırk yaşının oğulları! Bu yaş, azık edinme zamanıdır. Zihin-Jeriniz müsaittir. Uzuvlarınız (organlarınız) kuvvetlidir, kudretlidir. Ey elli yaşında olanlar! Ahp toplama zamanı yaklaşmıştır. Ey altmış ya sındakiler! Muhakkak ki sizler, kabahat ve günahlara karşılık olan azabı ve zor hesaba çekilmeyi unuttunuz. Ve cevap vermekten gaafil oldunuz. Size İyice düşünecek kimsenin düşünebileceği, öğüt kabul edebileceği kadar ömür vermedik mi? Halbuki size (azap ile) korkutan da gelmişti, diye nidâ exder». Bu hadis-i şerifi İbni Cevzi zikretmiştir. Allah kendisine ve bizlere rahmet ihsan buyursun, amin...

    Imam Buhari merfu olarak rivayet ettiği hadiste Resûl-i Ekrem sal-lAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

    62 «Allah Taala (ölümünü) altmış yaşına kadar geciktirdiği kim-senin özürünü kabul etmeyecektir. Yani o kimsenin oyun ve eğlen-cesine karşı sabır ve tahammül ipini uzattı (mühlet verdi). Artık alt-mış yaşına ulaşan kimseye oyun ve eğlence ile meşgul olması uygun ol-maz.

    Rivayet olundu ki, Allah Taala ihtiyar kimsenin yüzüne her gün elli defa bakar ve:

    Ey Ademoğlu yaşın ilerledi, kemiğin zayıfladı, ecelin yaklaştı. Artak Benim senden hayâ ettiğim gibi sen de Benden hayâ et. Çünkü Ben saç ve sakni aklığı bulunan kimseye azap etmekten haya ederim, buyurur.

    Bu hususta şu şiiri söylediler:

    Ölümün kötü haberi hususunda ben, saç ve sakal aklığını gördüm ki, onlar, bana ömrümün kısalığını hatırlatıyorlar.

    Nefs der ki: Sen bunun rengini değiştir, ola ki az ömrün için-de tatlı bir hayat geçirirsin.

    Ben de nefs'e cevaben derim ki: Saç, sakalın aklığı ömrü-mün korkutucusudur. Ben ise nasihatçının yüzünü siyaha boyar değilim.

    Yine şiir söylediler:

    Ne kadar yükselirsen yüksel, muhakkak ihtiyarlık sana ye-tişecek ve sen akıllı kimse olduğun halde bir zaman kendini kör gösterdin (yani saç, sakalın beyazlığını görmemezlikten geldin).

    Sen nasıl eylenirsin? Halbuki sana ölüm habercisi gelmiştir. Ölüm hamamı ise sana çok yakındır.

    Ey kendisine sefer yolculuğu yakınlaştığı halde ikamet eden khnse!.. O yolculuktan sonra çetin bir gün vardır.

    YanıtlaSil
  23. İMANSIZ ÖLMEK VE AMELLER

    55

    Muhakkak ölümün şiddeti vardır ki akıl etsen bile, onun iz-dihamından doktor seni İyileştiremez.

    Zamandan hiç bir saat yoktur ki muhakkak ölümün o sa-atte üzerine sıçraması vardır. (Yani muhtemeldir).

    Ey Allah kendilerine rahmet edesice kardeşlerim! İyi bi-liniz ki, hastalık ölümün habercisidir.

    Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:

    63 <Humma yani sıtma hastalığı ölümün kötü habercisidir» bu-yurdu. Yani ölüm meleğinin geleceğini ve gelmesinin de süratli olacağını bildirmektedir.

    Alimler dediler ki: Ev halkının, akrabanın ve onlardan başka dost-ların, arkadaşların ölümü her zaman ve vakitte ölümün korkunç haberi hususunda daha tesirlidir.

    Şiir:

    Geceler ile görüyorum ki ömrümün ipi ile beni çekerek me-zarıma yaklaştırıyorlar.

    Nice kere sen beni ölüler arasında görüyorsun, fakat işte o benim. Nice kere sen benden başkası ile konuşuyorsun. Halbuki sen, beni kasdetiyorsun.

    Yine şiir söylediler:

    Bizler bizden istenilen şeylerden gaafil olduğumuz halde ölüm her zaman kefenler döşüyor.

    Sen her nekadar dünyanın güzel elbiselerini giyinsen bile sakın onun süsüne (bağlanarak) sükûna dalma.

    Hani dostlar, komşular ve yaptıkları işler nerede? Hani bi-zimle beraber oturan kimseler neredeler.

    Ölüm onlara temiz ve saf olmayan şerbetini içirdi. Onları toprak örtüp bürümek için rehin yaptı.

    Rivayet olundu ki, ölüm meleği (yani Azrail aleyhisselam) Hazret-i Davud'un yanına girince Davud ona:

    Sen kimsin, diye sordu. O da Davud'a:

    Hükümdarlardan korkmayan, kal'alar önünde engel olamayan ve rüşvet kabul etmeyen kimsedir, diye cevap verdi. Hazret-i Davud:

    Öyle ise sen ölüm meleği (Azrail) sindir. Ben ise seninle kar-. şılaşmak için hazırlanmış değilim. Sen (şimdi) git, uzaklaş, dedi.

    Azrail:

    Ey Davud! Falanca komşun nerede? Filanca yakının nerede? Filanca arkadaşın nerededir? diye sordu. Davud:

    Öldüler, dedi. Bunun üzerine Azrail:

    YanıtlaSil
  24. 56

    ÖLÜM KIYAMET-AHIRET

    Onların hali (öllüme) hazırlanmak hususunda bir kimse için (kafi) ibret olmadı mı? dedi.

    Mücahid şöyle derdi: Har kim kırk yarına varırsa onun için Allah'ın kendisine ve annesiyle babasına karşı ihsan buyurduğu nimetlerin mik-tarını bilmesi ve yüce Allah'ın:

    ... Nihayet o, yiğitlik çağına erdiği, (hele) lark (ıncı) yıl (in)a ulaşıp da tam kemåline var)dığı zaman (şöyle) demiştir: Ey Rabbim, gerek bent, gerek ana ve babamı nimetlendirdiğine şükretmemi, Senin ram olacağın iyi amel (ve hareket) de bulunmanı bana ilham et. Zürri. yetim hakkında da benim için salah nasip ets (1), sözü gereğince şükür de ileri gitmesi (yani çok şükretmesi) zamanı artık gelmiştir.

    İmam Malik (r.a.) göyle derdi: Ben insanlara eriştim ki, memleke-timindeki ilim adamları şu haldeydi: Onlar da kırk yaşlarına varıncaya kadar insanların arasına girip dünya malı da arzu ederlerdi. Fakat on-lardan herhangi biri kırkına gelince insanlardan uzaklaşır ve ibadet için inzivaya çekilirlerdi.

    Hikâye olundu ki, âlimlerden birinin bahçesinde toplanıp soh-bet etme yeri bulunurdu. Oraya arkadaşları ile kardeşlerinden başka-ları giremezlerdi. Bahçe sahibi olan âlim, işte böyle oturmakta olduğu bir sırada, birdenbire ağaçların arasına girmekte olan bir adam gördü. Nihayet bu (yabancı) adam gelerek yanına oturdu. Bunun üzerine soh-bette bulunanlar o yabancının gelişinden hoşlanmadılar da kapıcıya (ba-ğırmak) istediler. Bahçe sahibi olan alim yabancıya hitaben:

    Bir häcetin mi var? diye sordu. O zat da:

    Evet, vardır. Şöyle ki: Bir kimsenin üzerinde bir (alacak) hakkı sabit oldu da o da aleyhinde sabit olan bu hakkı kendisinden red ede-cek bir müdafaacı, bir avukatı olduğunu iddia ediyor, dedi. Alim.

    zat: Bilinen şeyin miktarını hakim onun lehine karar verir, dedi. O

    Hâkim onun lehine bir müddet tayin etmiştir. Fakat bu hiçbir fayda getirmedi ve o da çetin hasımlığı ve savunmayı bırakmadı, dedi. Alim:

    Hâkim onun aleyhine hüküm verir, dedi. O da:

    Muhakkak ki hâkim ona yumuşak davrandı da ona elii seneden

    daha çok mühlet verdi, dedi. Bunun üzerine âlimin başı öne eğildi, alnı ter döktü. Yabancı sual soran adam da geçip gitti. Alim şiddet (li kor-ku)dan ayılınca yabancının halinden sordu. Bunun üzerine kapıcı:

    Sizin yanınıza hiç bir kimse girmedi ve yanınızdan da bir kim-se çıkmadı, dedi. Bunun üzerine âlim arkadaşlarına:

    Yanımdan dağılınız ve ölüm hazırlığı yapmam için beni yalnız bırakınız, dedi. Artık ondan sonra bu âlim ölünceye kadar va'z ve zikir meclislerinden başka yerde görülmez oldu. Allah Taâlâ rahmet eylesin...

    (1) el-Ahkaf: 15

    YanıtlaSil
  25. 57

    -IMANSIZ ÖLMEK VE AMELLER

    kendisin Rivayet olundu ki: padişahlardan biri (hükümdarlıktan çekilerek) ansıın memleketinin sınırlarından dışarı çıktı. Bu husus sorulunca:

    -Sakalımda beyazlanmış iki kıl görüp onları kopardım. Bu kıllar ikinci defa tekrar çıktı. Ben onları yine kopardım. Onlar üçüncü defa tekrar çıktılar. Sonra ben bu iki kıl hakkında düşünüp kendi kendime dedim ki: Bu kıllar Rabbım tarafından Dünyayı bırak da benden ya-na gel, diye gönderdiği iki elçidir. Öyle ise ben de İşittim, itaat et-tim dedim, diye cevap verdi. O zat ölünceye kadar yeryüzünde seya hat ederek Allah Taala'ya ibadet etmekte devam etti. Yüce Allah'ım rahmeti onun ve bizlerin üzerine olsun. Amin... Ve şu şiiri söylediler:

    İhtiyarlığın ziyaretçisi başımda meydana geldi. Ben ise ölünı korkusundan onu koparmağı düşündüm.

    O da:

    Ben zayıf olarak uzadım. Ancak sen mühlet ver de arkamdan ordu iltihak etsin, dedi.

    Rivayet olundu ki, sakalı beyazlanan efendimiz İbrahim (a.s.)dir. Oğlunun kurban olmasını Rabbına arzettiği yerden döndüğü zaman sa-kalından bir kıl beyazlandı. Bu beyazlık da hoşuna gitti. Hz. Såre bu beyazlığı istemeyerek kendisine:

    -Bu kılı kaybet, dedi. İbrahim de karşı geldi ve Sare'nin sözünü dinlemedi. Bunun üzerine İbrahim'in yanına bir melek indi ve:

    Sana selam olsun yå İbrahim diye selâm verdi. Bundan önce Hz. İbrahim'in adı sadece İBRİYM idi. Melek onun ismine Süryani di-linde hürmet ve ta'zim için kullanılan Elif ve Ha'yı ziyade ederek Ibrahim diye hitab etti. İşte bundan dolayı İbrahim'in sevinci arttı. Sonra Ibra-him (a.s.) bütün saçı beyazlanmış olarak sabaha çıktı.

    Merfu olarak rivayet olunan hadis-i şerifte Resûlullah şöyle bu yurmuştur:

    64 Her kim İslâm dininin yolunda (onun uğrunda) saçını saka-hm ağartırsa kayamet gününde sırf o beyazlık onun için (kendisini önünde haşır karanlıklarını ışıtarak cennet'e kadar götüren) bir nur olurs (1).

    Yine Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    65 Muhakkak ki Allah Taälä saçı sakalı beyaz olan kimseye azab

    etmekten haya eder».

    (1) Feyzü'l-Kad

    156.

    YanıtlaSil
  26. 58-

    OLÜM KIYAMET-AHIRET

    Arabların bazıları sakahnda beyazlık gördüğü zaman şu şiiri söy

    lerdi:

    Ey gençliği kaybolan kişi. Yazık ki sen başındaki saçı boyamak.

    la onu değiştirmektesin.

    O, boyamakda yüzünün ma'mur olacağını umuyor. Halbuki her ma'murun sonu harab olmaktır.

    Muhakkak ki ben onları, musibetin en büyüğü olduğunu buldum ki, biri, gençliğin gitmesi, diğeri de dostlarım ayrılmasıdır.

    Imam Şafii (r.a.) başında beyazlık görüldüğü zaman şu şiiri söyle-

    miştir:

    Başımın saçı ağarıp pırıldamakla nefsimin ateşi ziyana uğradı. Gecem karardı. Çünkü onun şihabı parladı.

    Ey baykuy! Sen beni hor görerek başım üstünde yuva kurdun.

    Çünkü onun kargası uçtu.

    Sen benim ömrümün harab olmasını görüp beni ziyaret eyledin.

    Çünkü senin yerin her bedenin harabesidir.

    Bana arızaların geldikten sonra artık yaşamakla nimetlenir miyim? O arızalar saç beyazlıklarının çıkmalarıdır ki, onları bo-yamak gidermez.

    Kişinin rengi sararıp saçı beyazlandığı zaman, günlerinden tat-lıları kederlenir.

    Sen kendinden kötü İşleri terk eyle. Çünkü onları irtikap etmek müttekinin nefsine haramdır.

    Sen gençliğinin zekâtım edâ et. Zira o, nisabı tamam olan ma-lın zekâtı gibidir.

    Sen hür olanlara ihsan et ki, onların maliki olasın.

    Çünkü ikramlı ticaretlerin hayırlısı iyilik etmeyi (başarıp) ka-zanmaktır.

    Sakın yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü az zaman son-ra onun toprağı seni (içine alıp) örtecektir.

    Her kim dünya ni'metini tadarsa ki, ben onu tadmışımdır. Bize tatlısı da, azabı da gönderilmiştir.

    Ben dünyayı ancak bir aldanış, bir batıldan başka şey görme-dim. O, Sahra'nın üzerinde görülen serap gibidir.

    Dünya malı olan bir cifeden başka şey değildir. Üzerindeki köpeklerin düşünceleri onu çekiştirmektir.

    Eğer sen dünyadan sakınırsan halkı ile dost olursun. Eğer on-dan pay almaya kalkarsan köpekleri seninle kavga ederler.

    Binaenaleyh, kapılarını kapatip perdelerini indirerek evinin İçinde oturan nefse müjdeler olsun.

    Ey kardeşlerim! İyi biliniz ki, ihtiyarlık geldikten sonra (nezdi bā-ride kabul edilecek) hiçbir özür yoktur. Hamd (ve senâ) âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

    YanıtlaSil
  27. MARİFETİN KESİLMESİ VE TEVBE

    ONDÖRDÜNCÜ BAB-

    İNSANLAR İÇİN KULUN MARİFETİNİN KESİLECEĞİ TEVBE, TEVBENİN BEYANI VE TEVBE EDEN KİM

    OLDUĞU HUSUSLARI

    59

    66 İbni Mâce'nin Ebu Musa el-Eşari'den (r.a.) rivayet ettiği ha diste Ebu Musa şöyle demiştir:

    Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimizden, bir kulun, insanları tanıması ne zaman (nihayet bulup) kesilir? diye sordum. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de, (ölüm melekleri ile Berzah işlerini) gördüğü zaman-da kesilir, buyurdus (1).

    Alimler, ölüm meleğini yahut da melekleri gördüğü zaman, de-diler. Bu da Tirmizi'nin merfu olarak rivayet ettiği hadisin mânâsıdır ki, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

    67 Muhakkak ki Allah Taala kulun tevbesi (ruh boğaza da-yandığı zaman) gargara, yani tereddüt etmedikçe kabul eder» (2).

    İşte o zaman da kul gideceği yeri, rahmet mi veya azab mı, yakinen görür. Lakin o zaman da hem tevbe etmek hem de iman etmek, şeriat kitaplarında karara bağlandığı gibi artık fayda vermez. Bundan an-laşıldı ki, kulun tevbe etmesi (zamanı) ruhları alan meleği görünceye. kadar uzatılmıştır. Bu, şahsın kalb damarı kesilip ruh, göğsünden bo-ğaza doğru çıktığı ve ruhun gargara zamanında muayene (yani ölüm meleğini görmek) ve ölümün hazır olması da o zamandadır. İşte öyle ise her kula gargara ile muayeneden önce her günahdan dolayı tevbe etmesi vacib olur.

    Şu şiiri söylediler:

    Ölümden önce diller tutulmadan kendisiyle nasibini alacağım tevbeyi nefsin için gönder.

    Nefsinin azığı olarak onu yolla, çünkü tevbe lyilik eden akıllı kimse için bir zahire, bir ganimettir.

    Merfu olarak rivayet edilen, yani sahih senetle Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e ulaşan bir hadiste Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

    68 «Şeytan, (Allah'ın emri olan Hz. Adem'e secde etmediği ci-hetle Allah'ın rahmetinden kovulduğu ve mel'un olduğu zaman yeryü-

    züne inince):

    (Ya Rab!) İzzet ve celâline yemin ederim ki, Adem oğlunun ruhu bedeninde olduğu müddetçe ben ondan asla ayrılmayacağım, diye ye-min etmişti. Bunun üzerine Allah Taala:

    - İzzetime yemin ederim ki onun ruhu, gargara (yani tereddüt) etmedikçe Ben de Adem oğlundan tevbe etmeyi mahrum etmeyeceğim», buyurmuştur.

    (1) Ibni Mace, 1/467. (2) Sahih-i Tirmizi: 5/547, Ibni Mace: 2/1420.

    YanıtlaSil
  28. ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X

    2

    Vakfe yapmış (502), oradan dönmüş bulunan kişi (503), haceını ta mamlamış, ihramdan çıkma devresine girmiş olur.) buyurdu.» (504)

    Peygamberimizin Müzdelife'den Mina'ya Erkenden Dönmelerine

    Müsaade Buyurduğu Kimseler:

    Peygamberimizin zevcesi Hz. Sevde, ağır gövdeli bir hatundu.

    Kalabalık olmadan, geceleyin Mina'ya dönmek için Peygamberimiz-den izin istedi.

    Peygamberimiz de, Ona (505) ve izin isteyen sair zaiflere, kadınla-ra ve çocuklara izin verdi (506).

    Beni Haşim zaiflerine, geceleyin Müzdelife'den hemen derlenip MI-na'ya dönmelerini (507), güneş doğmadıkça, Akabe Cemresini atmama-larını emir buyurdu (508).

    İbn-i Abbas da, Peygamberimizin, Müzdelife'den Mina'ya geceleyin alaca karanlıkta yolladığı aile halkının zaifleri arasında bulunuyor-du (509).

    Müzdelife'den Mina'ya Dönüş:

    Müşrikler, güneş doğmadıkca, Müzdelife'den Mina'ya dönmezler ve Ey Sebir dağı! Haydi güneşin ışığıyla parılda! derlerdi (510).

    Peygamberimiz Kureyşiler, İbrahim Aleyhisselâmın ahdine karşı aykırı davrandılar (511).

    (501) the-i Sa'd Tabakat c. 2, 8, 180, Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 4, s. 15, Ebû Davud-Sünen e, 2, s. 197, Tirmizi-Sünen c, 3, 5, 239, İbn-i Mace-Sünen e, 2 1004, Daremi-Sünen e, I, s. 387, Nesal-Sünen c, 5, 5. 264

    (502) Tirmizi-Sünen c, 3, s. 239 Nesal-Sünen e, 5, s. 264 (506) Ahmed b. Hanbel-Münned c, 4, 5, 15, İbn-i Mace-Sünen e, 2, 5, 1004, Nesal-

    Sünen e, 5, 8, 264

    (504) İbn-i Sa'd-Tabakat e, 2, 5, 180, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 15, Ebû Duvud-Sünen c. 2, s. 197, Tirmizi-Sünen c. 3, s. 239, İbn-i Mace-Sünen e. 2.

    8,1004, Daremi-Sünen e, I, a, 387, Nesal-Sünen c, 5, 6, 264 (505) Vakodi-Megazi e, 3, 5, 1106, Buhari-Sahih e, 2, 8, 178

    (506) Vakıdl-Megazi c, 3, 5, 1106 (507) Ahmed b. Hanbel-Müned e, I, s, 212, Buhari-Sahih e, 2, s. 178, Nesal-Sünen с. 5, s. 261

    (508) İmam-ı Azam Ebû Hanife-Müaned s. 26, Ebû Davud-Sünen e, 2, s. 104, Tir-mizi-Sünen e. 3, s. 240, İbn-i Mace-Sünen c. 2, 8, 1007

    (509) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, I, s. 221, Buhari-Sahih e, 2, s. 178, Müslim-

    Sahih e, 2, 3, 941, Ebû Davud-Sünen e, 2, 8, 194, İbn-i Mace-Sünen e. 2 1007, Nesal-Sünnen c. 5, s. 261

    (510) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1107, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. I, s. 54, Buhari Salih c. 3, 8, 179, Ebû Davud-Sünen e, 2, 3, 194, Tirmizi-Sünen e, 3, 5, 242, İbn-i Mace-Sünen t. 2, s, 1006, Nenal-Sünon e 5. s. 265

    YanıtlaSil
  29. PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI

    279

    Cahiliye halkı, güneş, doğduktan sonra, adamların yüzlerinde sa-nkları gibi olduğu zaman, Meş'ar-ı Haram'dan, Müzdelife'den dağılır,

    Biz ise (512) güneş doğmadan, Müzdelife'den dağılacak, dönece-dönerlerdi.

    ğiz (513).

    Kurbanımız da, puta tapanlarınkine aykırıdır! buyurdu (514).

    Peygamberimiz, Fadl b. Abbas'ı terkisine alarak güneş doğmadan, Müzdelife'den hareket etti.

    Kulağa, Göze ve Dile Sahip Olunup Yarlığanılacak Gün:

    Fadl b. Abbas; güzel saçlı, ak benizli ve yakışıklı bir gençti.

    Peygamberimiz, giderken, Peygamberimizin yanından bir takım ka-dınlar koşarak geçtiler.

    Fadl b. Abbas, onlara bakmağa başladı.

    Peygamberimiz, elini, Fadl'ın yüzüne tuttu.

    Fadı, yüzünü, o bir tarafa çevirerek yine bakmak istedi.

    madı (515).

    Peygamberimiz de, elini o bir tarafa çevirip Fadl'ın yüzünü kapadı. Fadl ise, yüzünü, yine o bir tarafa çevirerek bakmaktan geri dur-

    Fadl b. Abbas, bir Bedevinin terkisindeki güzel kızını da, görünce, dayanamayıp ona da, bakmağa başladı.

    Peygamberimiz, Fadl'ın yüzünü, kızdan başka tarafa çevirdi. Fadı, kıza tekrar baktı.

    Peygamberimiz de, yine onun yüzünü kızdan başka yana çevirdi.

    Fadl, bu davranışını üç kerre tekrarladı (516). O sırada, Has'am'lardan, güzel ve genç bir kadın da «Yâ Resûlal-

    lah! Babam, çok yaşlı ve hayvan üzerinde duramayacak bir durumda iken, Allâhın farz kıldığı hac ile mükellef bulunuyordur.

    Ben, onun tarafından hac edersem, câiz ve o, haccını edâ etmiş, ye-

    rine getirmiş olur mu?» diye sordu. Peygamberimiz Evet! Olur. Babanın yerine hac et!» buyurdu.

    (511) Vakıdi-Megazl c, 3, s. 1107

    (512) Bağavi-Mesabihussünne c, I, s. 120, Beyhaki'den naklen Ebülfida-Sire c 4,

    3366

    (513) Bağavi-Mesablhussünne c, I, 5, 129 (514) Bağavi-Mesabihussünne c. I, s. 129, Beyhaki'den naklen Ebülfida-Sire c 4,

    8.366

    (515) Müslim-Sahih e, 2, s. 391, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 186, Ibn-i Mace-Sünen

    c. 2, 5, 1026, Daremi-Sünen c, I, s. 377

    (516) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, I, s. 211

    YanıtlaSil
  30. ٣٢٨٦ - ثلاث لا تُرَدُّ الْوَسَائِدُ وَالدُّهُنُ وَاللَّبَنُ (ت غريب طب هب عن ابن عمر)

    3286- Üç şey geri çevrilmez: Yastık, yağ yani koku, süt,

    ۳۲۸۷- ثَلاَثَ مَنْ لَمْ يَأْتِ بِهِنَّ يَوْمَ الْقِيَمَةِ فَلَا شَيْئَ لَهُ وَرَعٌ يَحْجُرُهُ عَنْ مَحَارِمِ اللهِ وَخُلْقٌ يُدَارِى بِهِ النَّاسَ وَحِلْمٌ يَرُدُّ بِهِ جَهْلَ السَّفِيهِ" (الحكيم عن بريدة)

    3287- Kıyamet günü kişi üç şeyle gelemezse onun hiçbir ameli nazar-ı itibara alınmaz: Kendisini Allah'ın yasaklarından uzaklaştıracak korku, insanlarla hoş geçinebilecek güzel bir ah-lak, beyinsizlerin cehaletini bertaraf edebilecek müessir bir sabır.

    ۳۲۸۸ - ثَلاثٌ مَنْ لَمْ يَكُنَّ فِيهِ أَوْ وَاحِدَةٌ مِنْهُنَّ فَلَا يَعْتَدْنَ بِشَيْءٍ مِنْ عِمَلِهِ مَنْ لَمْ يَكُنْ فِيهِ تَقْوَى تَحْجُزُهُ عَنْ مَعَاصِي اللَّهِ اَوْ خُلْقٌ يَعِيشُ بِهِ فِي النَّاسِ أَوْ حِلْمٌ يَرُدُّ بِهِ السَّفِيهُ الطبرانى والخرائطي وابن النجار عن ابن عباس)

    3288- Üç şey vardır ki, kimde üçü veya biri bulunmazsa amelinden hiçbir şey kendine fayda vermez: Allah'ın isyanların-dan alıkoyacak takva, insanlar arasında saygıdeğer kılacak ah-lak, beyinsizleri rahatça tersleyebilecek sabır.

    ۳۲۸۹ - ثَلَاثَ مَنْ كُنَّ فِيهِ فَهُوَ مُنَافِقٌ إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ وَإِذَا ائْتُمِنَ خَانَ قَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللهِ فَإِنْ ذَهَبَتْ اِثْنَانِ وَبَقِيَتْ وَاحِدَةٌ قَالَ فَإِنَّ عَلَيْهِ شُعْبَةٌ مِنْ نِفَاقٍ مَا بَقِيَ فِيهِ مِنْهُنَّ شَيْئ (ابن النجار عن ابي هريرة)

    3289- Şu üç huyu kendinde bulunduran münafıktır:

    a) Konuştuğunda yalan konuşur,

    b) Söz verdiğinde sözünde durmaz,

    c) Kendine bir emanet bırakıldığında hıyanette bulunur.

    "İkisi gidip de biri kalırsa, ne olur ey Allah'ın Rasulü?" di-ye soruldu.

    "Bu hasletlerden bir huy kendisinde bulunduğu sürece, onda nifaktan bir parça vardır." diye cevap verdiler.

    788

    YanıtlaSil
  31. -۳۲۹۰- ثَلاَثَ يُدْرِكَ بِهِنَّ الْعَبْدُ رَغَائِبَ الدُّنْيَا وَالآخِرَة الصَّبْرُ عند البلاء وَالرّضَى بالقَضَاءِ وَالدُّعَاءُ فِى الرَّخَاءِ " ابن النجار عن ابى هريرة ابو الشيخ فى الثواب

    عن عمران الديلمي عن ابي هلال التيمي)

    3290- Uc haslet var ki, kul onunla hem dünya, hem de ahiret isteklerini elde eder: Bela anında sabır, kaza anında riza, refah anında dua.

    ۳۲۹۱- ثَلَاثٌ مَنْ فَعَلَهُنَّ ثِقَةٌ بِاللَّهِ وَاحْتِسَابًا كَانَ حَقًّا عَلَى اللَّهِ تَعَالَى أَنْ يُعِينَهُ وَأَنْ يُبَارِكَ لَهُ مَنْ سَعَى فِي فِكَاكِ رَقَبَةٍ ثِقَةً بِاللَّهِ وَاحْتِسَابًا كَانَ حَقًّا عَلَى اللهِ تَعَالَى أَنْ يُعِينَهُ وَأَنْ يُبَارِكَ لَهُ وَمَنْ تَزَوَّجَ ثِقَةً بِاللَّهِ وَاحْتِسَابًا كَانَ حَقًّا عَلَى اللَّهِ تَعَالَى أَنْ يُعِينَهُ وَأَنْ يُبَارِكَ لَهُ وَمَنْ أَحْيَى أَرْضًا مَيْتَةً ثِقَةٌ بِاللَّهِ وَاحْتِسَابًا كَانَ حَقًّا عَلَى اللَّهِ تَعَالَى أَنْ يُعِينَهُ وَأَنْ يُبَارِكَ لَهُ" (طس ق خط عن جابر)

    3291- Kim şu üç şeyi Allah'a güvenerek, sevabını O'n-dan umarak yaparsa mutlaka Allah ona yardım eder ve onu mü-barek kılar:

    a) Kim Allah'a güvenerek karşılığını ondan bekleyerek köle azat etmeye çalışırsa Allah ona yardımcı olur ve bu işi ona mübarek kılar.

    b) Kim Allah'a güvenerek ve karşılığını yalnız O'ndan bekleyerek evlenirse, mutlaka Allah ona yardım eder ve bu işi o-nun için mübarek kılar.

    c) Kim Allah'a güvenerek ve karşılığını yalnız O'ndan u-

    marak ölü bir araziyi canlandırırsa, mutlaka Allah ona yardımcı olur ve bu işi ona mübarek kılar.

    ۳۲۹۲- ثَلاثٌ هُنَّ عَلَى فَرِيضَةٌ وَهُنَّ لَكُمْ تَطَوُّعُ الْوِتْرُ وَرَكْعَتَا الضُّحَى وَالنَّحْرُ (عب عن عكرمة مرسلا (حم)

    3292- Üç şey, bana farzdır, size nafiledir: Vitir, kuşluk namazı, kurban kesmek.

    789

    YanıtlaSil
  32. KARA DAVUD

    369

    Hikâye bu kadar.

    Simdi düşünmeli: Resulüllah S.A. efendimize iman getirip onun ümmetliğini kabul eden kimse, pâk sıfatını mübarek kabrinin resmini gördüğü zaman mahabbet icabı salât ü selâmla tazim ve tekrim ede-rek bakanlar affolunup bağışlanır. Allah'ın rahmetine nail olmaya daha layık olurlar. Bunda hiç şüphe yoktur.

    Müellif şöyle anlattı:

    Rahman Rahim Allah'ın adı ile başlarım .

    Allah-ü Taâlâ, efendimiz sahibimiz ve yardımcımız Muhammed'e ve âline salât ve selâm eylesin.

    Bu görülen resim, Ravza-i Mutahhara'nın resmidir ki, Resulüllah S.A. ve iki arkadaşı orada medfundur. O iki arkadaşı Ebu Bekir ve Ömer'dir. Allah ikisinden de razı olsun. (372. Sayfaya bak.)

    **

    Burada bir parça Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer üzerinde durulmuş-tur. (1)

    Allah-ü Taâlâ her ikisinden de razı olsun.

    Yukarıda geçen metin cümlesinden de anlaşılacağı gibi:

    - İki arkadaşı.

    Tabirinden Hz. Ebu Bekir r.a. ile Hz. Ömer r.a. murad edilmiştir.

    HAZRET-I EBU BEKİR

    Hz. Ebu Bekir'in r.a. esas adı: Abdüllah'tır. Babasının adı ise: Ebu Kahafe.. Dedesi ve sonrası şöyledir: Osman b. Åmir b. Ömer b. Kaab b. Saad. b. Teyim b. Müre.. Bu Müre, Hz. Ebu Bekir'in r.a. sekizinci ceddidir. Onda Resulüllah S.A. efendimizin påk neseplerine dahil olur.

    Hz. Ebu Bekir r.a. cemal sahibi ve güzeldi; bunun için: ATİK lakabı ile lakaplandı.

    Bir başka rivayete göre de, bu lakabı almasının sebebi şöyledir:

    Bir defasında, Resulüllah S.A. efendimiz:

    «Her. kim Allah-ü Taâlâ'nın cehennemden azadlı (ATİK) ku-

    lunu görmek isterse, görmeyi severse, Hz. Ebu Bekir'i r.a. işaret ederek buna baksın.>>>

    Buyurdu. Bundan başka, Hz. Ebu Bekir'e r.a. şu lakap da veril-miştir:

    SIDDIK..

    Bu lakabın kendisine verilmesinin sebebi: Herkesten önce, Re-sulüllah S.A. efendimizi tasdik etmesidir. Çünkü: İlk başta imana ge-len Hz. Ebu Bekird'ir, Allah ondan razı olsun. Babası, çocukları, ha-nımı ve tüm akrabası imana gelip Resulüllah S.A. efendimizi tasdik eden bunlardır.

    (1) Besmeledeki lafızların, salavat-ı şerifenin, AL'in manaları mütaaddid yerler-de geçtiği için onların şerhi alınmamıştır.

    F. 24

    YanıtlaSil
  33. 370

    DELAILI HAYRAT ŞERHI

    Ayrıca, Resulüllah S.A. efendimiz mirac haberini verdiği zaman, tasdik edip:

    Doğrudur; inandım.

    Diyen, yine Hz. Ebu Bekir'dir; bunun için de:

    SIDDIK.

    Lakabı kendisine verilmiştir. Allah ondan razı olsun.

    Hem İslâm'dan evvel, hem İslâm'dan sonra; Resulüllah S.A. efen dimizin yanından hiç ayrılmamıştır.

    Hicret sırasında bir mağarada, dunyada ve âhirette daima Re-sulüllah S.A. efendimizin arkadaşı olmuştur.

    Çokça anlatılan faziletlerin sahibidir.

    Peygamberlerden sonra, insanların en faziletlisidir.

    Resulüllah S.A. efendimiz ebedi âleme teşrif buyurduktan sonra: Hicretin on birinci senesi, rebiülevvel ayının on üçüncü salı günü ye-rine halife oldu. Hilafette iki sene kaldı.

    Hicretin on üçüncü senesi cemaziyelâhirin yirmi ikinci salı gece-si akşamla yatsı arası, Medine-i Münevvere'de altmış üç yaşında oldu-ğu halde ebedi âleme göçtü.

    Kendisini yıkaması için hanımı Esma Bnt. Umeys'i vasiyet etmiş-ti. Bunun için zevcesi kendisini yıkadı; Haz. Ömer r.a. onun namazını kıldı. Hücre-i Mutahhara'da Resulüllah S.A. efendimizin yanına def-nedildi. Şöyle ki: Hz. Ebu Bekir'in r.a. başı, Resulüllah S.A. efendimizin omuz hizasına gelir.

    Hilafet süresi şudur: İki sene dört ay on dokuz gün.

    Vefat etmeden evvel, hilâfete Hz. Ömer'in r.a. getirilmesini yaz-mıştı.

    Allah ondan razı olsun.

    HAZRET-İ ÖMER

    Hazret-i Ömer'in r.a. påk nesebi şöyledir: Ömer b. Hattab b. Nü-feyl b. Abdiluzza b. Rebah b. Abdillah b. Kart b. Ravah b. Adiyy b. Kâab..

    Dokuzuncu ceddi Kâab'de, Resulülłah S.A. efendimize ulaşır.

    Hz. Ebu Bekir'den r.a. sonra cumle insanların en faziletlisidir.

    Kunyesi Şudur: Ebu Hafs.

    Resulüllah S.A. efendimize Peygamberlik gelişinin beşinci veya altıncı senesi erkeklerden kırk, kadınlardan on bir kişi İslâm şerefi ile müşerref olmuşlardır. Bu manada bazıları şöyle dedi:

    Hz. Ómer r.a. ile kırk kişi tamam oldu.

    İbn-i Abbas'tan r.a. şöyle bir rivayet geldi:

    Resul-ü Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem S.A. efendimiz sübhan olan Yüce Hakka tazarru edip şöyle yakardı:

    YanıtlaSil
  34. KARA DAVUD

    الله الرحمن الرحيم

    لى اللَّهُ عَلَى سَيِّدِنَا وَمَوْلِينَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى اللَّهُ

    وَسَلَّمَ وَهَذِهِ صِفَةُ الرَّوْضَةِ المُبارَكَةِ

    التي دُونَ فِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهُ

    وَسَلَّمَ وَصَاحِبَاهُ

    ابو بكر وعمر

    عنهما

    371

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Sallallahü alá seyyidina ve mev-lâna Muhammedin ve alâ âlihi ve sel-lem.

    Ve hazihi sıfat'ür-ravdat'il-mü-bareketilleti düfine fiha Resulüllahi sallallahü aleyhi ve selleme ve sahi-bahü Ebu Bekrin ve Ömerü radıyal-lahü anhüma.

    Rahman Rahim Allah'ın adı ile başlarım.

    Allah-ü Taâlâ, efendimiz ve sahibimiz Muhammed'e, âline salât ve selâm eylesin.

    Bu görülen resim, Ravza-i Mutahhara'nın resmidir ki, Resulüllah S.A. ve iki arkadaşı Ebu Bekir ve Ömer orada medfundur.

    Allah ikisinden de razı olsun. (1)

    **

    (Devamı: 377. Sayfada)

    (1) Bu cümlede anlatıldığı gibi bir resim, metinde yoktur. Ancak Medine-i Münevvere'nin vaktiyle ehli bir ressam tarafından çizilen bir resmi vardır; onu da, 232. sayfaya almış bulunuyoruz. Bundan başka, Resulüllah S.A. efendimizin Mescid-i Şerifi'ni içten gösteren bir resim 372. sayfaya alınmıştır. Burada, küçük pencereler vardır. Resulüllah S.A. efendimizin, Hz. Ebu Bekir'in r.a. ve Hz. Ömer'in r.a. kabri oradan görülür.

    YanıtlaSil
  35. DELAILI HAYRAT ŞERHİ

    372

    Resulüllah S.A. efendimizin mübarek kabrinin de içinde bulundugu Mescid-i Şerifi'nin içten görünüşünün resmidir.

    YanıtlaSil
  36. KARA DAVUD

    373 «Ya Allah, İslam dinini aziz eyle; ya Ömer b. Hattab'la, yahut Amr b. Hisam'la. (Yani Ebu Cehil lle.) Zatına her ikisinden daha sev-gili olan İslâm dinini aziz kıl.»

    Resulüllah S.A. efendimizin bu duası üzerine Yüce Hak Hz. Ömer'e r.a. iman hidayetini nasib eyledi.

    nını yapmaya başladılar. Bu sebeple de, Hz. Ömer'in r.a. bir lakabı: Hz. Ömer r.a. imana gelince, açıktan Harem-i Şerif'te İslâm erka-

    FARUK.

    Oldu.

    Hz. Ömer'in r.a. fazileti babında sana şu yeter: Resulüllah'tan S.A. sonra, en evvel kendisine:

    EMİR'ÜLMÜMİNİN.

    Denilen odur.

    En evvel, müslüman askerlerine vazife tayin edip yazan Hz. Ömer r.a. olmuştur.

    En evvel, teravih namazını cemaatla kılan Hz. Ömer r.a. olmuştur. Hz. Ömer'in r.a. faziletleri babında gelen çokça hadis-i şerif vardır.

    Üstün menkıbeleri, çokça kerametleri vardır.

    Hz. Ebu Bekir'in r.a. vefat ettiği gün, vasiyeti üzerine, yerine ha-life olmuştur.

    Hilafet süresi, on buçuk (veya on üç buçuk) seneden dokuz gün eksiktir.

    Hicretin yirmi üçüncü senesi zilhicce ayının çıkmasına dört gün kala, çarşamba günü, sabah namazını kılarken, Muğire b. Şube'nin kö-lesi Ebulü'lü, iki tarafı da keskin zehirli kama ile şehid etmiştir.

    Vurulduktan sonra, süt içince, içtiği süt yarasından dışarı çık-

    tı. Bundan anladı ki, sonu ölümdür; ilaç kâr etmez. Vasiyetini yaptı.

    Oğlu Abdüllah'ı r.a. Hz. Aişe'ye yolladı; şöyle söylemesini tenbih etti:

    Ömer size selâm eyledi ve iki arkadaşı Resulüllah S.A. ile Ebu Bekir'in r.a. yanına defni için izin istiyor.

    Bunun üzerine, Abdüllah r.a. Hz. Aişe'nin r.a. yanına geldi; selâm verdi ve babasının selâmını da tebliğ etti.

    Abdüllah'ın bu sözü üzerine, Hz. Áişe r.a. ağladı; izin verdi ve şöyle dedi:

    O yeri, kendi özüm için istemiştim; ama onu kendi nefsime ter-

    cih ettim.

    Abdüllah r.a. gelince haber verdiler:

    Oğlunuz Abdüllah geldi.

    Diyerek. Şöyle dedi:

    Beni kaldırın.

    Kaldırdıkları zaman oğluna sordu:

    Ey Abdüllah ne haber getirdin?.

    YanıtlaSil
  37. 374

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    İzin verdi.

    Deyince, pek sevindi ve şöyle dedi:

    Benim için bundan daha mühimi yoktu; Allah'a hamd olsun, o da oldu.

    Böylece Allah'a hamdettikten sonra şöyle dedi:

    Ruhum kabzolunduktan sonra, cenazemi götür ey Abdüllah. Hücre-i Mutahhara'nın önüne götürdüğün zaman, Resulüllah B.A. efendimize salât ve selâm eyle. Sonra beni içeriye defnetmek için izin İste. Bunun için şöyle de:

    Ömer b. Hattab buraya girmek için izin ister.

    Eğer izin verilirse, beni İçeri alıp defnimi yapın. Şâyet izin veril-mezse, müslümanların defnedildiği kabristana beni defnedin.

    Şehid edildiğinin beşinci günü olan pazar gününde, hicretin yir-mi dördüncü senesinin ilk günü, yani: Muharrem ayının ilk başında ebedi âleme teşrif etti.

    Vasiyeti gereğince, Ravza-i Mutahnara'ya getirdiler; izin istediler. İzin verildi. Hz. Aişe r.a. Ravza-i Mutahhara'nın kapısını açtı. Namazı kılındı; defni yapıldı.

    Mübarek ömürleri altmış üç sene idi. Yani: Vefat ettiği zaman altmış üç yaşındaydı.

    Allah ondan razı olsun.

    Müellif merhumun tasnif ettiği kısma devam edelim:

    URVE b. ZÜBEYR r.a. şöyle anlattı:

    Resulüllah S.A. efendimiz SEHVE'ye defnolundu.

    Hz. Ebu Bekir r.a. Resulüllah S.A. efendimizin arka kısmına defn-olundu.

    Hz. Ömer b. Hattab r.a. Hz. Ebu Bekir'in r.a. ayak ucuna defn-olundu.

    SEHVE'nin şark canibinde olan boşluğa kimise defnolunmadı; boş kadı. Orada bir kabirlik yer var; rivayet edildiğine göre: Oraya İsa b. Meryem deſnolunacaktır. En doğrusunu Allah-ü Taâlâ bilir.

    İşbu mana, Resulüllah S.A. efendimize istinaden anlatılan asha-bın verdiği haberden gelmektedir.

    Yukarıdaki metnin açıklaması şöyledir:

    Burada anlatılan URVE tabiinin ileri gelenlerindendir; Medine-i Münevvere'deki yedi fükahanın biridir.

    Urve'nin babası Zübeyr r.a. Abdülmuttalib'in kızı Resulüllah S.A. efendimizin halası Safiye'nin oğludur; Zübeyr'in babası ise Avam olup Hz. Hatice'nin kardeşidir. Yani: Huveylid'in oğludur.

    Allah onlardan razı olsun.

    YanıtlaSil
  38. KARA DAVUD

    Bu metinde:

    SEHVE.

    375

    Lafzi geçmektedir. Burası, Hz. Aise'nin r.a. saadethanesinin önün-deki bir sofadır.

    Burada anlatılan rivayete göre: Hz. Ömer r.a. Hz. Ebu Bekir'in r.a. ayaklarının alt kısmına defnedilmiştir. Ancak, görünen durum sudur: Hz. Ömer'in r.a. mübarek başı Hz. Ebu Bekir'in r.a. ayakları hizasına gelir. Urve'nin rivayetinden anlaşılan

    mana da budur. Üstte anlatılan iki rivayete göre: Hz. Ömer'in r.a. mübarek başı Resulüllah S.A. efendimizin hizasına gelmez.

    latıldığı gibidir. Ve.. bu manaya göre: Hz. Ömer'in r.a. mübarek başı, Resulüllah S.A. efendimizin pek nurlu ayakları hizasına gelir. En doğrusunu en İyi bilen Yüce Allah'tır.

    SEHLİYE nüshasında geçen rivayete göre, verilen mana üstte an-

    Oranın şark canibindeki boşluk için gelen rivayet ise.. şöyledir: İsa a.s. semadan indikten sonra, kırk yıl Resulüllah S.A. efendi-

    mizin şeriatı ile amel edecektir. Resulüllah S.A. efendimizin dininde tam bir adaletle âdil olacaktır. Vefat edince de, oradaki boşluğa defn-edilecektir. Bu mana, Resulüllah S.A. efendimiz tarafından beyan edil-diği rivayet edilmiştir.

    İbn-i Cevzi Muntazam isimli kitabında, İbn-i Ömer'den r.a. nak-len Resulüllah S.A. efendimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır:

    «Meryem'in oğlu İsa yere inecek, evlenecek ve çocukları ola-caktır. Yeryüzünde kırk beş sene kaldıktan sonra, vefat edecektir. Benim bulunduğum yere defnolunacaktır. İsa ve ben, aynı kabirden beraber kalkacağız.>>>

    Bir başka rivayette ise, şöyle anlatıldı:

    İsa a.s. yere inecek, kırk yıl kalıp evlenecek, çocukları olacak ve vefat edecek. Vefat ettikten sonra, Resulüllah S.A. efendimizin ya-nına defnolunur.

    Anlatılan bu son rivayet, müellifin beyanına daha uygundur. Çünkü İbn-i Hacer, Resulüllah S.A. efendimizle İsa'nın a.s. aynı kabre konulacağını zayıf bir rivayet kabul etmiştir.

    **

    Hazret-i Aişe r.a. şöyle anlattı:

    Hücreme üç ayın düşmüş olduğunu gördüm.

    Bu rüyamı, babam Hz. Ebu Bekir'e r.a. anlattım; bana şöyle dedi:

    Ey Aişe, senin hanene üç büyük zat deſnolunur ki, bunlar yer chlinin hayırlı olanlarıdır.

    Sonra, Resulüllah S.A. vefat etti; hücreme defni yapıldıktan son-ra babam bana şöyle dedi:

    YanıtlaSil
  39. 376

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHI

    Senin aylardan biri budur; hem de onların hayırlısıdır. Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin; keza âline ve ashabına da.. hem de çok çok.

    Bu metinde geçen bazı cümleleri biraz açıklayalım.

    Bu rivayeti, İmam-ı Malik Muvatta isimli eserine, Yahya b. Sa-id'den çıkararak aldı. Bu da, Resulüllah S.A. efendimizin påk zevcesi müminlerin anası Resulüllah S.A. efendimizin sevgili kadını Aişe-1 Sıddika'dan naklen anlattı. Allah ondan razı olsun.

    Hücre.

    Lafzında, değişik rivayetler varsa da en uygunu bu metinde ge-çen şeklidir.

    Resulüllah S.A. efendimizin, güneşe değil de, aya temsil edilmesi üzerine aşağıdaki rivayet vardır.

    Bilinmeli ki, Resulüllah S.A. efendimiz, güzide-i enbiya sened-i asfiya mukteda-i etkıya Habib-i Huda ve kıyamet gününün şefaatçısı idi. Bütün nurların aslı idi. Tümden nurluların nurları, Resulüllah S.A. efendimizin nurundandır.

    Resulüllah S.A. efendimizin nuru karşısında; sair nebilerin ve resullerin nurları, güneşin nuru karşısında yıldızların nuru gibidir.

    Durum yukarıda anlatıldığı gibi olmasına rağmen, Hz. Aişe'ye r.a. ay gösterilmesinin sırrı ve hikmeti beyanında Bera b. Azib'ten r.a. şöyle anlatıldı:

    Güneşe nazar edildiği zaman, gözler kamaşır; bakılamaz. Bun-dan başka göze de zararı dokunur. Güneşe oturulduğu zaman ise.. hararet verir; gizli duran illetleri tahrik edip zarara sebeb olur. Ancak ayın nuru böyle değildir. Tüm aydınlığı ile dolar; âlemleri aydınlatır. Gün gibi eder. Bundan başka, bakanın da gözüne zarar vermez. Her-kes ona istediği gibi bakar. Onun aydınlığına oturanın hiç bir şekilde vücuduna hararet, ağırlık, illet ve zarar gelmez. Hatta rahatlık verir.

    Resulüllah S.A. efendimizin misali de öyledir. O, daima âleme rahmet olmuştur; rahatlık olmuştur. Onun mübarek cemalini gören-ler, onun sohbeti şerefine nail olanlar, hiç bir zorlama olmadan iki ci-hanın saadetine mazhar olurlar. Dünya ve âhirete dair faydalara vâsıl olurlar.

    İşte, yukarıda anlatılan mana icabı olarak, Hz. Aişe'ye r.a. ay mi-sali ile gösterildi.

    Sonra şöyle devam etti:

    Resulüllah S.A. efendimiz, alicenap bir peygamberdi; Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer ise, onun ümmetidir. Bu manaya göre, her üçünün de aya benzetilmesinde bir eşitlik düşünülemez.

    Bu durumda, Hz. Aişe'nin r.a. rüyada bir güneş ve iki ay görmüş olması ihtimal dahilindedir.

    Bir güneş iki ay gördüm.

    Diyecekken, ayı güneşten üstün tutup:

    YanıtlaSil
  40. KARA DAVUD

    مكنا

    ذكرة عرفة ابن الزين رضي العَالَى عَنْهُ قَالَ دُفن رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْلَ في الشهوة ودين ابو بكر رضي الله عنه خلْفَ سَولَ اللَّهِ عَلَى اللَّهُ عَلَيْكَ ولين بحر ابن الخطاب رضي الله عنه عِندَ رِجَلَى فِي كَرَ وَبَقِيتِ السَّهْوَة الشَّرْقِيَّةُ فَارْعَةً فِيهَا مَوضِعُ فَرِيقك والله اعلم ان عيسى ابن مره بان فيه و كذلك جَاءَ في الخبر عن رسول الله صلى الله عليم

    HAZRET-İ URVE b. ZÜBEYR'İN RİVAYETİ

    377

    Hakeza zekeruhu Urvet'übn'üz Zübeyri radıyallahü taâlâ anhü kale:

    Düfine Resulüllahi sallallahü aleyhi ve selleme fis-sehveti ve düfi-ne Ebu Bekrin radıyallahü anhü halfe Resulillahi sallallâhü aleyhi ve selle-me ve düfine Ömer'übn'ül-Hattabi ra-dıyallahü anhü inde ricley Ebi Bek-bakıyet'is-sehvet'üş-şarkıyatü fariğåten fiha mevziu kabrin yükalü rin ve vellahvü a'lemü:

    Inne İsa'bne Meryeme yüd fenü fihi ve kezalike cae filhaberi an Resulillahi sallallahü aleyhi ve selle-me.

    * **

    Urve b. Zübeyr r.a. şöyle anlattı:

    Resulüllah S.A. efendimiz sehveye defnolundu.

    du. Hazret-i Ebu Bekir r.a. Resulüllah S.A. efendimizin arka kısmına defnolun-

    Hz. Ömer b. Hattab r.a. Hz. Ebu Bekir'in r.a. ayak ucuna defnolundu.

    Sehvenin şark canibinde olan boşluğa kimse defnolunmadı; boş kaldı. Ora-da bir kabirlik yer var. Rivayet edildiğine göre: Oraya İsa b. Meryem defnolu-nacaktır. En doğrusunu Allah bilir.

    *

    (Devamı: 379. Sayfada)

    YanıtlaSil
  41. 378

    DELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ

    Üç ay gördüm.

    Demiş olabilir.

    Bir başka mana da şöyle olabilir:

    Güneş bütün nurların aslıdır. Diğerleri ondan nur alırlar. Güne-şin düşmesi ile de, diğerlerinin nurları düşer; âlem, tümden zulmette kalır. Ama ayın düşmesi ile, o nura hiç bir zarar gelmez. Bu mana icabı olarak, Resulüllah S.A. efendimiz kamer suretinde gösterildi. Kaldı ki, Resulüllah S.A. efendimizin mübarek vücutları beka sarayı-na teşrif buyurmakla asla mübarek nurlarına bir zarar ve noksan gel-mez. O kadar ki, Resulüllah S.A. efendimizin nuru, fütuhat dolu ru-hunun nuraniyeti kıyamete kadar baki kalacaktır. Kıyamete kadar insanlar onun nuru sebebi ile iman hidayetine mazhar olacaklardır.

    İşte, Hz. Aişe'nin r.a. gördüğü ayların işaret ettiği mana budur.

    Rüyasını anlattığı zat babası olup, evliyanın zübdesi ve peygam-berlerden sonra, insanların en faziletlisidir.

    Görüldüğü gibi, Hz. Aişe r.a. rüyasını Resulüllah S.A. efendimi-ze değil; babası Hz. Ebu Bekir'e r.a. anlatmıştır. Çünkü, bu rüyasını babası Hz. Ebu Bekir'in r.a. evinde iken gördü. Bu rüyayı görür gör-mez, babasının yanında olduğu için ona hemen anlattı.

    Resulüllah S.A. efendimize değil de, Hz. Ebu Bekir'e r.a. anlatma-sındaki bir başka mana da şu olabilir:

    Hz. Aişe r.a. çok bilgili idi. Rüyasında gördükleri Resulüllah S.A. efendimize dokunacağını hissettiği için, babasına söyledi.

    Bir başka mana daha var ki, o Resulüllah S.A. efendimizin hüc-resi olduğu halde:

    Hücreme.

    Diyerek kendisine mal etti. Bunun da bir sebebi var; şayet:

    Resulüllah'ın S.A. hücresi.

    Deseydi. Resulüllah'ın påk zevcelerinden hangisinin bulunduğu hücre olduğu belli olmayacaktı. Bu sebeple:

    Hücreme.

    Dedi ki, kendisine tayin edilen hücre olduğu biline..

    Ufak farklarla, bu metin yukarıya alındığı manadadır. Ancak, bazı nüshalarda şu cümle eklenmiştir:

    Allah-ü Taâlâ Resulüllah S.A. efendimize salât eylesin. Taa, kıyamete kadar gelecek âline de daima ve tam salât eylesin. Âlemle-rin Rabbı Allah'a hamd olsun.

    DUAYA DAİR

    Bilinmesi gereken bir husus var; onu da burada anlatmamız ge-rekecek. Şöyleki:

    YanıtlaSil
  42. KARA DAVUD

    ق قالت عائشة رضي الله عن ما رايت ثلثة اقمار سقوطا في الحجر فَقَصَصْتُ روياي على ان بكر فَقَالَ لا يَا عَائِشَةُ ليد من في بَيْتِكَ ثَلَثَهُ هُمْ خَيْرُ اهْلِ الأَرْضِ فَكَمَا تُو فِي رَسُولُ اللهِ صلى الله عَلَيْهِ لَمْ قَدْ فِن في بيتي قال لي أبو بكر هذا واحد من اعْمَارِكِ وَهُوَ خَيْرُ هُمْ صَلَّى اللهُ عليم على المعلمة

    HAZRET-İ AİŞE'NİN RÜYASI

    ha: Ve kalet Aişetü radıyallahü an-

    Raeytü seläsete akmarin su-kutan fi hücreti fakasastü rüyaye alå Ebi Bekrin fekale li:

    -Ya Aişetü, leyüdfenenne fi ΒΕΥΤΙΚİ (1) selåsetün hüm hayrü ehl-il-arzi.

    Felemma tüvüffiye Resulüllahi sallallahü aleyhi ve selleme ve düfine. fi beyti kale li Ebu Bekrin:

    Haza vahidün min akmariki, Ve hüve hayrühüm sallallahü aleyhi ve alâ âlihi ve selleme kesiren.

    ***

    379

    Hazret-i Aişe r.a. şöyle anlattı:

    Hücreme üç ayın düşmüş olduğunu gördüm.

    Bu rüyamı Ebu Bekir'e anlattım; bana şöyle dedi:

    Ey Aişe, senin hanene üç büyük zat defnolunur ki, bunlar yer ehlinin hayırlı olanlarıdır.

    Sonra, Resulüllah S.A. vefat etti; hücreme defni yapıldıktan sonra, Ebu Be-kir bana şöyle dedi:

    Senin aylardan biri budur; hem de onların hayırlısıdır. Allah-ü Taâlà ona ve âline çokça salât ve selâm eylesin. Keza âline de.. hem de çok çok.

    (Devamı: 383. Sayfada)

    1.

    (1) Metinde BEYTİKE'dir. Ancak müennes'e hitap olduğundan Arap dili kaidesine göre: BEYTİKİ olması gerekir; öyle yazdık.

    YanıtlaSil
  43. 380

    DELAILI HAYRAT ŞERHİ

    Müellif merhum, din kardeşleri Muhammed ümmeti için iki cihan saadetini bulmaya, derecelerin yükselmesine ve izzet bulmaya sebep babında en kuvvetli olarak, Resulüllah S.A. efendimize salât ü selâm ve tazimi tekrimi gördü. Allah-ü Taâlâ Resulüllah S.A. efendimize sa-lât ü selâm eylesin; faziletini artırsın ve ona ikramını bol eylesin. Hem de susanların ve konuşanların adedi kadar..

    Durum anlatıldığı gibi olunca, başta salavat-ı şerife ile ilgili ha-berleri, rivayetleri salavat okumaya teşvik babında anlattı.

    İkinci olarak, Resulüllah S.A. efendimizin isimlerinden bazılarını anlattı. Bunu yapmakla, din kardeşlerinin aşklarını ve şevklerini yük-seltti. Böylelikle onlarda sonsuz mahabbet ve tam manası ile sevgi bağı hasıl oldu.

    Anlatıldığı gibi bir sevgi bağı hâsıl olunca, mal ve beden cihetin-den gücü yetenler, tüm güçlerini ve mallarını sarf ederek, Allah'ın beytini ziyaret sureti ile hac ederler. Sonra, aşk ateşlerini sükûnete erdirmek için, Resulüllah efendimizi dileyerek ravza-i mutahharasına gidip pâk eşiğine yüz sürerler. Salât ve selám okuyarak, bizzat Resu-lüllah S.A. efendimizden sefaat talep etmek şerefine nail olurlar.

    İşte nimetlere ermenin rahatlığına kavuşmak sureti ile, neticede hayra kavuşur; güzel makamlara çıkarlar.

    Yüce Allah, cümleye helâl mal ile, anlatılan vazifeleri yapma gü-cünü ihsan eylesin. Bu üstün nimeti ve büyük saadeti ihsan ederek eb-rar yoluna dahil eylesin.

    Amin!. Eınin Peygamber S.A. hürmetine, nebilerin ve resullerin efendisi Resulüllah S.A. hürmetine.

    Müellif merhum, üçüncü olaraktan, Ravza-i Mutahhara'nın, yani: Resulüllah S.A. efendimizin mübarek kabrinin remini yaptı; oranın durumunu anlattı. Bunları fakirler ve zaifler için yaptı. Bilhassa, mal ve beden yönü ile oraya varmak ve ziyaret etmek imkânı olmayanlar için yaptı. Ki bunlar, o resimlere bakıp bir bakıma teselli bulacaklar. Aşk ve şevk ateşlerini yatıştıracaklar.

    **

    Bilinmesi gerekli bir husus daha var; onu da anlatalım. Şöyleki:

    Bu mübarek DELÅİL-İ HAYRAT kitabını vird edinip okumaya de-vam edecek olan din kardeşlerine gerekir ki: Önce onun lafızlarını okumayı düzelteler; sonra da manalarını mülâhaza ederek tam tazim ve tekrimle okuyalar.

    Okuyan kimsenin lafız tashihini ve manasını, ehli olan bir kimse-den öğrenmesi, okumak için de yine ehli olan birinden izin aldıktan sonra, okuması gerekir.

    Anlatılan yoldan DELAİL-İ HAYRAT okuyan kimseye, okuduğu-na karşılık, büyük ihsan yapılır; çokça sevap verilir. Çokça faydasını da görür; bolca ecir alır. İki cihanın saadetine mazhar olur. Bu âle-

    YanıtlaSil
  44. üş

    E

    PİYON DEYİP GEÇME, GÜN GELİR ŞAH OLUR

    SAHA DA FAZLA GÜVENME, GÜN GELİR MAT OLUR

    YanıtlaSil
  45. İlahi Sözleri – En Kapsamlı Güncel İlahi Sözleri Arşivi
    Arama yap

    Abdurrahman Önül
    Cemal Kuru
    Hasan Dursun
    Mehmet Emin Ay
    Feyzullah Koç
    Abdullah Tamamlar
    Süleyman Şahintürk
    Hac/Umre İlahileri
    Müziksiz İlahiler
    Çalgısız İlahiler
    Abdurrahman Önül
    Müziksiz Eserler
    Kur’an-ı Kerim Dosyaları
    Menzil İlahileri
    Şiir/Anlatım Dosyaları

    Harfe Göre Sanatçılar Harfe Göre Şarkılar
    Seyit Gönülaçar-İmam Hüseyin’i Vurdular
    Beğen (5)
    Seyit Gönülaçar4012 Aralık Seyit Gönülaçar

    İmam Hüseyini vurdular
    Kolun kanadın kırdılar
    Al kanlara boyadılar
    Kerbela’da, Kerbela’da
    Al kanlara boyadılar
    Kerbela’da, Kerbela’daİslam

    İmam Hüseyin susamıştı
    Bir yudum su aramıştı
    Ana yüreği yanmıştı
    Kerbela’da, Kerbela’da
    Ana yüreği yanmıştı
    Kerbela’da, Kerbela’da

    İmam Hüseyin şehid oldu
    Gül bahçemde güller soldu
    Topraklar kan ile doldu
    Kerbela’da, Kerbela’da
    Topraklar kan ile doldu
    Kerbela’da, Kerbela’da

    YanıtlaSil
  46. سوره نقره (۲۹)

    بقا منادى، سابقاً ذكر ان بان حکمت اوزرینه اسباب و وسائط و عمل، مثله به مداخله به مبارا کرلی آخر نده اسر وجود و بقا، هر انكسى ده لو از ما تيله، تركيب التيام بالذات دست فست حيفا لى وهركس حقيقى والكنى سالى اشته بونی ،اقلايان، رجوعك نه دیمان

    اولد یعنی آگلار

    aya

    هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ فَسَوْبُهُنَّ سَبْعَ سَمَوَانِ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْ عَلِيمٌ )

    بو آیین سابقه اینکه جهت ارتباطی: اولکی آینده کفر ایله لفران، دلائل انفسیه ایله انظر اب یا من بو آینده دلائل آفاقیه به اشارت ايد يالمدر. وكذا، اولی آینده وجود و حیات نعمت ترین اشارن ايديامن بوآینده بقا نعمتنه اشارت ايد يا مشدر. وكذا، او لكى آينده مدافعك وجود دين دليل والفاره حشره بر مقدم اولدیفه اشارت ايديلمن بو آینده این آخر تك تحقيقيه شبه لون از الرسم الشارن اید یا مشدد. اوت، حدانکه اونای دیورتر که انسانه بو قدر قیمت و اهمیت ویریلمی نرده درد و هدیه برای در؟ و الله یاننده موقعی نه در که انسانه ایچون قیامتی قوپاریور؟ او ناره جواباً قرآن کریم وایتان اشارتی یه

    دیور کہ:

    انسانك يك يوكن بر قیمتی اولماسه ايدى، سماوات و ارض اونك استفاده منه قطيع و سحر و المازد. وكذا انسان اهميتين اوله ايدى، مخلوقات اونك ايجون خلفه ابديلمزدی اگر از ابه همچیز و قیمتی اول ایدی او وقت انسان، مخلوقات ايجون خلقه اولونا جقدي. وكذا انسانك خالقی یاننده موقعی يك بيون اولدینی ایجچوند رکه، عالم دنیایی کندیسی ایچون دگل، بشر ایچون خامه ایمن بشری ده کندیسنه عبادت ايجون خلقه اتمشور (خلاصه) انسان ممتاز و مستثنا در حیوانارکی دیگلور اونك ايجون انسان

    ( وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ) جوهرينه بر صدف او المشور.

    بو آینده کی جملہ برا نکتہ کرینہ کپورز ای آر قداسه ! برنجی جمله ده (جميعا) ای کنجی جمله ده (تو) او حجی جمله ده ( سبع ) كلم الرى الجون بر تحقيقات لازمدر.

    ?

    1-

    YanıtlaSil
  47. جهت ارتباط

    Chet-i irtibat: Bağlantı, alaka yönü

    دلائل القافية

    Delail-i afakiye: İnsanın çevresinden gelen deliller

    دلائل أنفسيه

    Delail-i enfisiye: İnsanın içinden gelen deliller

    دَسْتِ قُدْرَتْ

    Dest-i kudret: Kudret eli

    خالق

    Haik: Yaratıcı

    تلق

    Halk: Yaratma

    خلاصه Hulasa: Öz

    علل

    İtel: Hakiki sebebler

    ازاله İzale: Giderme

    كذا

    Keza: Bunun gibi

    كفران

    Küfran: Nankörlük etme

    لوازمات

    Levazimat: Lüzümlu şeyler

    مسعر

    Musahhar: İtaat ettirilmiş

    مطيع

    Muti : İtaatkar

    منتاز

    Mümtaz: Seçkin

    مستثنا

    Müstesna: Ayn tutulan

    لته

    Nükte: İnce ma'na

    سابقا

    Sabikan: Bundan evvel

    صدف

    Sadef: İnci kabuğu

    صانع

    Sani: San'atla yaratan (Allah)

    تحقيق

    Tahkik: Hakikatini vurgu-lama

    تحقیقات

    Tahkikat: Etrafica araştır-malar

    تركيات

    Terkibat: Birleştirerek yap-malar

    YanıtlaSil
  48. 233 Süre-i Babina, 29

    bekä meselesi, sabıkan zikredilen hikmet uzenine, esbab ve vesäit ve ilel, mes eleye müdahale edip araya girerler. Ahirette ise vücûd ve beka, her ikisi de levâzımâtıyla, terkibatıyla bizzat dest-1 kudretten çıkarlar, Ve herkes hakiki málikını bilir İşte bunu anlayan, rücûun ne demek olduğunu anlar.

    هو الذي خلق لكم ما في الأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ اسْتَوَى إلى السَّمَاءِ فَسَوْبِهِنَّ سَبْعَ سَمَوَات وهُوَ بِكُلِّ شَي عليه

    Bu ayetin sabık ayetle cihet-i irtibatı: Evvelki åyette küfür ile küfrån, deläil-i enfüsiye ile inkâr edilmiş, bu âyette deláil-i åfåkiyeye işaret edilmiştir. Ve kezå, evvelki âyette vücüd ve hayat ni'metlerine işaret edilmiş, bu âyette bekā ni'metine işaret edilmiştir. Ve kezȧ, evvelki åyette Sâni'in vücüduna delil olmakla haşre bir mukaddeme olduğuna işaret edilmiş, bu âyette ise, âhiretin tahkikiyle şübhelerin izålesine işaret edilmiştir. Evet, sanki onlar diyorlar ki: "İnsana bu kadar kıymet ve ehemmiyet verilmesi nereden ve neye bináendir Ve Allah'ın yanında mevkii nedir ki, insan için kıyameti kopa nyor?" Onlara cevåben Kur'ân-ı Kerim, bu âyetin işaretiyle diyor ki:

    "İnsanın pek yüksek bir kıymeti olmasa idi, semåvåt ve arz onun istifadesine muti' ve musahhar olmazdı. Ve kezå insan ehemmiyetsiz olsa idi, mahlükāt onun için hall edilmezdi. Eğer insan ehemmiyetsiz ve kıymetsiz olsa idi, o vakit insan, mahlûkät için halk olunacaktı. Ve kezå insanın Hålik'ı yanında mevkii pek büyük

    olduğu içindir ki, âlem-i dünyayı kendisi için değil, beşer için halk etmiş. Beşeri de kendisine ibådet için halketmiştir." Hulāsa: İnsan, mümtaz ve müs-tesnâdır. Hayvanlar gibi değildir. Onun için insan وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ cevherine bir sadef olmuştur.

    Bu âyetteki cümlelerin nüktelerine geçiyoruz. Ey arkadaş! Birinci cümlede تبيعا ikinci cümlede )3( üçüncü cümlede ) تنبع ( kelimeleri için bir tahkikät lazımdır.

    YanıtlaSil
  49. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    قالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ إِنْ نَحْنُ إلَّا بشر مثلكم والمحل يَمُنُ عَلى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِباده وما كان لنا الى الحين بسلطان إلا بإذن الله وعلى الله فليتوكل المؤمنون

    وَمَا لَنَا إِلَّا تَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ وَقَدْ هَدَيْنَا سُبُلَنَا وَالنفي عَلَى مَا أَذَيْتُمُونَا وَعَلَى اللهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُشركون و وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِرُسُلِهِم للخرجلكم من ارب أَوْ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَا فَأَوْحَى إِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ المُلو الظَّالِمِينَ وَلَتُسْكِنَنَّكُمُ الْأَرْضِ مِنْ بَعْدِم ذلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَامِي وَخَافَ وَعِيدِ وَاسْتَفْتَم وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ مِنْ وَرَائِهِ جَهَنَّمُ وَيُسْقَى مِنْ مَاءٍ صَدِيدٍ يَتَجَرَّعُهُ وَلَا يَكَادُ يُسِيعُهُ وَبَاتِ الْمَوْتُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَمَا هُوَ بِمَيِّتَ وَمِنْ وَرَاكِ عَذَابٌ غَلِيظٌ مَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ أَعْنَاهُمْ كرَمَادٍ اشْتَدَّتْ بِهِ الرِّيحُ فِي يَوْمٍ عَاصِفٍ لَا يَقْدِرُونَ مِمَّا كَسَبُوا عَلَى شَيْ ذَلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَعِيدُ .

    وَمَا لَنَا إِلَّا نَتَوَكَّلَ عَلَى اللَّهِ وَقَدْ هَدِينَا سُبُلَنَا وَلَنَصْبِرَنَّ عَلَى مَا أَذَيْتُمُونَا وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكَّلُونَ .

    66 Hem, bize yollarımızı göstermiş olduğu hâlde ne diye biz, Allah'a dayanıp güvenmeyelim? Sizin bize verdiğiniz eziyete elbette katlanacağız. Tevekkül edenler, yalnız Allah'a tevekkülde sebat etsinler.99

    (İbrahim, 14/12)

    Mushaf sayfa no: 256

    Hafızlık sayfa no: 13. Cüz/5. Sayfa

    ALLAH NE GÜZEL VEKİLDİR!

    BİLGİ:

    Peygamberlerden bir kısmı, kendileriyle tartışan kavimlerine bu ayetteki gibi cevaplar vermiş, Allah'a tevekkül edeceklerini söylemişlerdi. Tevekkül; Allah'ın, emekleri boşa çıkarmayacağına inanmaktır. Tevekkül; sebeplere sarılmadan işi Allah'a havale etmek değildir. Sonuca ulaşmak için gerekli bütün işleri yaptık-tan sonra tevekkül edilir. Hz. Peygamber hep İslam'ı yaymak için çalışmış ve en sonunda Allah'a tevekkül etmiştir. İnsan yaptığı her güzel işi kurallarına uygun olarak yapacak ve Allah'ın kendisini muvaffak kılacağına güvenecektir.

    MESAJ:

    "Allah'a dayan, sa'ye sarıl, hikmete râm ol...

    Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol!" (M. Akif Ersoy)

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Tevekkül: Allah'a güvenmek, gayret ettikten sonra işi Allah'a havale etmek. Vekîl: Güvenilmeye layık olan.

    256

    YanıtlaSil
  50. HAFIZ LAPZIN HAMILI MANANIN AMILI

    الجزاء عليت على

    المقر ان الله خلق السموات والأرض بالحدق إن بنا

    ينكم وبات يخلي جديد وما ذلك على الله يعزير وبراوا الله جميعا فقال الصعفوا الذين استكبروا انا كنا لكم تبعا فهل أَنَّهُمْ مُغْنُونَ عَنَّا مِنْ عَذَابِ الله من شي قالوا لوْ هَذِينَا اللهُ لَهَدَيْنَاكُمْ سَوَاءٌ عَلَيْنَا اجرعنا أم صبرنا ما لَنَا مِنْ تجيص وَقَالَ الشَّيْطَانُ لا قُضِيَ الْأَمْرُ إِنَّ اللَّهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الحَلِ وَوَعَدْلَكُمْ ما خلقتكم وما كانَ إِن عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ إِلَّا أَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لِي فَلَا تَلُومُونِي وَلُومُوا الفُسَكُم ما أنا بمُصْرِحَكُمْ وَمَا أَنتُم بِمُصْرِحَى إِلى كَفَرْتُ بما الشركتُمُون مِن قَبْلُ إِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ . ب

    وَادْخِلَ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ تَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سلام ألم تر كيفَ ضَرْبَ اللهُ مَثَلًا كَلِمَةٌ طَيِّبَة كفَجَرَة طَيِّبَةٍ أَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَاءِ .

    Mushaf sayfa no: 257

    Hafızlık sayfa no: 13. Cüz/4. Sayfa

    أَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا كَلِمَةٌ طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ أَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي

    السماء.

    "Allah'ın nasıl bir misal getirdiğini görmedin mi? Güzel sözü, kökü sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca

    benzetti.99

    (Ibrahim, 14/24)

    "LA İLAHE İLLALLAH" AĞACI

    BİLGİ

    Allah Teâla, bu ayette kelime-i tevhidi güçlü ve büyük bir ağaca benzetmiştir. Bu ağaç nasıl Allah'ın izniyle her zaman meyve veriyorsa "kelime-i tevhid" de aynı şekilde faydalıdır. O da müminlerin kalplerine yerleşip kökleşince onların davranışlarını etkilemekte ve imanın ürünleri, meyveleri onların üzerinde görülmektedir. Öte yandan ağacın diri kalması için nasıl bakıma ihtiyacı varsa kalpteki iman da böyledir. Eğer mümin faydalı ilim, güzel amel, zikir ve tefekkürle onu beslemezse o da zayıflayıp manevi hastalıklara yakalanabilir.

    MESAJ

    1. Kelime-i tevhid, her işin başıdır. O olmadan güzel işler meydana gelmez. 2. Güçlü bir imana sahip bir kimseden güzel işler meydana gelir.

    KELİME DAĞARCIČI:

    Darb-ı mesel: Bir konunun daha iyi anlaşılabilmesi için örnek getirmek.

    257

    YanıtlaSil
  51. "Ülke, idåre edenin, oğulları ve kardeşleriylə bölüştüğü ortak malı de ğildir. Ülke sådece idâre edene aiddir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülke nin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştürdüler. Bunun içindir ki, yaşayama dılar, yaşatamadılar.." (Bu nasihat Osmanlı'yı 600 sene yaşatmıştır.)

    "İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkamaz. Kişi kıpır-damayınca uyuşur. Uyuşunca lâflamaya başlar, läf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflâh etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir..."

    "Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, ka-palı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur."

    "Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırak-mayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli."

    "Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinâyettir. Bey memleketten öte değildir. Bir sa-vaş, yalnızca bey için yapılmaz."

    "Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!.."

    "Yalnızlık, korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da... Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bi-lebilsin."

    "Sevgi dâvânın esâsı olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağı-rarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!."

    "Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gide-ceğini unutmayasın..."

    İşte bu kıymet hükümleriyle Edebali Hazretleri, Osman Bey'i hamur gibi yoğuruyordu. Yoğurması da gerekiyordu. Çünkü Osman Bey, zor du-rumdaydı.. Her yönden gelip kendine iltihâk eden beylikleri mi birlik içinde tutsun; dengeyi mi bozmasın; Bizans'ı mı kollasın, Germiyan'ı mı?.. Mo-ğol'u mu gözetsin; tekfurlarla mı savaşsın?..

    28

    YanıtlaSil
  52. İşte Edebali Hazretleri, bütün bu ve benzeri ehemmiyetli mevzūlarda Osman Bey'e bir månevî rehber oluyor ve kendisinin yürüyeceği yolları erişilmez takvânın feyizleriyle donatıyordu.

    Bu yüksek månevî terbiye ile, gerek Osman Gâzî, gerekse teb'ası, İslâm ahlâkını en mükemmel bir surette hayata ve tatbikata intikâl ettire-rek sålih bir topluluk hâline geldiler. Az sayıdaki aşîret gücü ile Bizans Or-dusu'nu ve tekfurları üst üste mağlûb ederek cihan-şümül bir sultanlık kur-dular. Dörtyüz çadırla başlayan bu aşîret, mânevî terbiye bereketi ile bü-yük bir ihsân ve ikrâm-ı ilâhîye mazhar oldu. Uzun müddet, babadan oğu-la dehâlar silsilesi devam etti. Dünyâ, onlarla seâdet ve adâletin kâ'bına varılmaz sayısız tezahürlerine şâhid oldu. Her gittikleri yerde bir nizâm-ı âlem ve muvâzene unsuru oldular.

    Bu büyük oluşa vücûd veren Osman Gâzî, hiç şüphesiz ki tarihimizin en dikkate şâyân bir şahsiyeti olma şerefiyle mücehhez bulunmaktadır. Bunun içindir ki dünyanın en büyük devletinin ismi, O'nun adına nisbet edilmiştir.

    İyi bir dînî ve mânevî terbiye alan Osman Gâzî Hazretleri, gâyet din-dar, sâlih bir bey idi. Ahırete meyli ziyâdeydi. Dînen yasak olan şeylerden son derece kaçınırdı. Bütün gâyesi, "fi sebîlillâh" cihâda mâtûfdu. Tatlı söz-lü, halîm bir zât olup müddet-i ömründe bir kere gazab etmediği rivâyet edilir. Bunun yanında teşebbüs ve iktidar sahibi olarak hüsn-i idâresinde son derece kabiliyetliydi. Tahakküm tanımaz bir yiğit gâzîydi.

    O'nun hakkında aşağıdaki ifadeleriyle hıristiyan târihçiler dahî, ilmin haysiyetine riâyet ederek hakikati fedâ etmeyip hakkı teslîm etmek mec-bûriyetinde kalmışlardır.

    Târihçi Hammer der ki:

    "O'nun bıraktığı devlette teşkilat ve esas temeller o kadar kuvvetliydi ki, Osmanlı, kısa bir müddet sonra dünyanın en büyük devleti oldu. Farz-ı muhâl O'nun devrindeki insanlara: «Bu gâzînin torunları, karşısına çıkan birçok güçlü devletleri mağlûb ederek Avrupa'yı dize getirecek ve şu hari-ta bölgelerine hâkim olacak!» deselerdi, bunları işiten herkes: «Bu bir ha-

    29

    YanıtlaSil
  53. kuvvet-i Samedani

    550

    kuvvet-i Samedani قوت صمدانی : Samed olan (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve her şey her an kendisine muhtaç bulunan) Allah'ın (c.c.) kuvveti (havl ü kuvvet-i Samedani: Samed olan Allah'ın güç ve kuvveti.)

    kuvvet-i şahsiye قوت شخصیه : şahsi kuvvet, sah-sın (kişinin) kendisine ait güç kuvvet-i ulviyet, cezalet ve belagat قوت علویت

    جزالت و بلاغت : )kuvvet-i ulviyet, kuvvet-i ce-zalet ve kuvvet-i belägat) (ed.)ulviyet cezalet ve belagat gücü; söz söyleme sanatında son derece yücelik (ulviyet), söz ve kelimelerde son derece uyumluluk, etkililik ve güzellik (cezalet), konu ve dinleyicilerin durumuna tam uygunluk, yerindelik, doğruluk, etkililik ve güzellik (belagat) bakımlarından üstünlük ve güçlülük

    kuvvet-i velayet قوت ولایت : evliyalık (velilik( gücü ve derecesi

    kuvvet-i zahr قوت ظهر : yardımcı kuvvet, daya-nak olan kuvvet

    kuvvet-i zatî قوت ذاتی : zata ait kuvvet, bir kim-senin kendine ait kuvvet

    kuvvet-üz zahr قوت الظهر : bk kuvveti zahr( kuvvet ü kudret قوت و قدرت : kuvvet ve kudret

    KKK

    Kufe كوفه : Irak'ta bugünkü Kerbela'ya yakın bir şehir. Başlangıçta halife Hz. Ömer'in (r.a.) emriyle askerî bir üs olarak, Saad İbni Ebi Vakkas (r.a.) tarafından kurulmuşdu. (mi 638-640). Zamanla yerleşimler artarak şehir halini aldı. Yeri, Necef şehrinin kuzeyinde, Fırat nehrinin bir kolu olan Şat-el Hindiyye kıyısındadır. İran'ın fethi zamanlarında hem mülki (valilik) hem askeri merkez oldu. Hz. Ali (r.a.) halifelik görevine bir müddet Kü-fe'de yürüttü ve Muaviye ile olan muharebede burayı üs olarak kullandı. Hz. Ali burada Küfe Camii çıkışında, Haricilerce düzenlenmiş bir suikaste maruz kaldı ve kısa bir süre son-ra vefat etti(hi 40, mi 661). Hz. Ali'nin(r.a.) cenâze namazı Hz. Hasan (r.a.) tarafından kılındı ve Küfe'ye 10 km uzaklıkta bulunan Necef şehrinde defnedildi. Küfe Hz. Ali'den sonra çeşitli siyasi olaylar ve ayaklanmalara, baskınlara ve savaşlara sahne oldu. Bu durum Emeviler ve Abbasiler devrinde de değişmedi. Kısa aralıklı barış dönemleri dışında bu karı-şıklıklarda Küfe birkaç defa harap oldu. Ayak-lanmalar çok defa Hz. Ali'ni (r.a.) soyundan gelenlerin liderliğinde ve onların taraftarları

    YanıtlaSil
  54. kuyudat

    550 Islam tarihindeki önemi daha çok burada (Siler) tarafından düzenlenmiştir. Küfe'nin ortaya çıkan çeşitli filah, hadis, tefsir, dil, kiraat (Kur'an'ın doğru okunması) alanında yönü iledir. denebilir. Hanefi mezhebinin ku ortaya çıkan görüşler ve mezhepler (ekoller) Yusuf. Muhammed Seybani gibi fıkıh älimle rucusu Ebu Hanife ve öğrencilerinden Ebû ri Küfe'de yetiştiler. Fıkıh ilminde "ehl-i rey" alimler ve müfessirler de Küfe'de yaşadılar denilen ve kıyas metodunu fıkıhta kullanan (bk. fıkıh. müfessir). Kur'an'ın doğru oku nuşu konusunda Küfe'deki kıraat alimlerinin önemli veri vardır. Hz. Osman (r.a.) zamanın da çoğaltılan belli sayıdaki nüshalardan biri Küfe'ye gönderilmişti. Tabiinden Ebûů Abdur-rahman es-Sülemi bu nüshayı esas alarak kırk Camii, kırkbin kişilik büyük bir cami olarak vil Küfe Camiinde Kur'an okutmuştur. Küfe il denilen, Kur'an'ı Hz. Peygamber'den (a.s.m.) gisi hakkında bir fikir verir. Kıraat İmamları dinlenildiği gibi şekilde okuma geleneğini kaynaklarıyla bilen âlimlerden Asım b. Beh tele, Hafs b. Süleyman, Ebû Bekir Şu'be gib Kur'an okuma ustaları Küf'e'de yetişmiştir. Türkiye' deki Kur'an okuma Asım'a göredir

    Kerbela, Necef ve Küfe Şii dünyasında kutsal sayılan yerler arasında yoğun ziyaret edilen şehirlerdir. Osmanlılar zmanında Kerbela Sancak (il), Necef (kaza: ilçe) ve Küfe (nahi-yebucak) statüsünde idi. Necef'le Küfe ara-sındaki 10 km' lik uzaklık günümüzde iki şehrin çevreye doğru genişlemesiyle ortadan kalkmış durumdadır

    Emevi Devleti yıkılıp yerine Abbasi devleti kurulunca Kûfe, 20 yıla yakın bir süre devle-tin başkenti olarak kaldı. Halife el- Mansur tarafından yeni başkent olarak Bağdat'ın ku-rulmasıyla Küfe eski önemini kaybetti

    kuvvetperestlik قوتير ستلك : kuvvete hayranlık, kuvvete tapma derecesinde önem verme

    kuvvetüzzahr قوة الظهر : bk kuvvet-üz zahr(

    kuyud 1 : قيود.kayıtlar, şartlar, sınırlamalar, bağlar, şartlara bağlılıklar 2-defter veya kü-tüklere yazılışlar

    kuyud-u ihtiraziye 1: قیود احترازیه.bazı hakları kullanabilme şartları 2.ileride doğabilecek sa-kıncalar ve zararlara karşı tedbirler ve şartlar, sakıncalı durumlar

    kuyudat 1 : قيودات.kayıtlar, bağlar, sınırlama-

    YanıtlaSil
  55. 55

    yudat keläm

    tar 2. deftere veya kütüklere geçen kayıtlar, yumlar, bilgiler

    yudat kelam قودات کلامün (yanlış minalarına konan sınırlamalar, belirlemeler veya farklı anlaşılma sakıncalarına karşı) sözün başka sözlerle olan ilgi ve bağlantı

    lan tarek kuşağı (kavs-1 kuzah: renkli

    gökkuşağı)

    eh فرح : )bk: kuzah(

    büyük 2.çok büyük 3.en büyük 4daha büyük 5.kayasta delil olarak öne sürü-Jen iki cümleden (kaziyeden) birinde geçen ve sonuç kısmında tekrar edilen terimin bulun-duğu cümle (örnek: Günah kalbi karartır (1) Gybet günahtır. (2) O halde, giybet de kalbi karartır. (sonuç). Bu kıyasta geçen "gıybet", karartır" terimi, hem birinci cümlede. hem "gunah", "kalbi karartır" terimlerinden "kalbi sonuç cümlesinde geçmektedir ve kapsamca en genişidir. Buna göre birinci cümle (öner-me, kaziye) "kübra" adını alır. Sonuç cümle-sinde özne (fail) durumunda olan "günah" teriminin yer aldığı ikinci cümle (önerme) ise "suğra" adını alır.)

    Küçük Ali 1907 : كچوك على yılında Isparta'da

    dünyaya geldi. Ağabeyi Kuleönülü Musta-fa da kendisi gibi Nur talebesi idi. Risale-i Nur'un çeşitli yerlerinde mektupları yer al-makta ve adından "Büyük Ruhlu Küçük Ali" olarak söz edilmektedir. Üstadın ifadesiyle, "Güzel ve sıhhatli kalemiyle yedi yüzden faz-la Nur Risalelerini yazmakla, tamamıyla bil-fiil bir Abdurrahman olduğu gibi, müteaddit Abdurrahman'ları da yetiştirdi.

    Büyük ruhlu Küçük Ali'nin yazmış olduğu Cevşenin sonuna Üstad Bediüzzaman şu duayı kaydetmiştir. "Ya Erhame'r-Rahimîn! Celcelûtiye'deki İsm-i Azam hürmetine, bu nüshayı yazan mübarekler kahramanı Küçük Ali'yi hizmet-i imaniyede muvaffak ve Cen-nette mes'ud eyle. Âmin, âmin, âmin.

    1974 yılında Isparta'nın Atabey ilçesinin Ku-leönü köyünde Hakkın rahmetine kavuştu.

    küduret 1 : کدورت.bulanık(lık) 2.koyuluk 3.ka-rartı(lık) 4. yoğunluk 5.sıkıntı, üzüntü, tasa,

    kaygı, kederlilik

    küffar كفار : kafirler, inançsızlar, inkârcılar, İs-lâm dinini kabul etmeyenler

    küffar-ı Kureyş كفار قريش : Kureyş kafirleri,

    YanıtlaSil
  56. 381

    küfriyat

    Mekke'nin idaresini ellerinde bulunduran ve Ha. Muhammed'in (as.m.) peygamberliğini Inkar eden Kureyş kabilesinin kafirleri

    koffarca کفارجه : kafirlerce

    küfr كفر : Linkar, inkarcılık, inançsızlık, din sizlik 2. İslam dinin temel inançlarından en az birini inkâr etmek 3.Allah'tan (c.c.) başka şeyleri ilah kabul etmek veya onlara ilahlık vasfını vermek, Allah'a (c.c.) ortak koşmak 4.Allah'a (c.c.) yakışmayan sıfatı O'na yükde-mek 5 gerçeği gizlemek 6. nankörlük 7. kaba, çirkin ve günah olan söz

    küfr-i inadi كفر عنادي : inatçı kafirlik, inanma-maya karar verip direnme, gerçekleri dinleme den veya gerçeklere göz yumarak inkâr etmek

    küfr-ü inadi کفر عبادی : )bk kufri inadi(

    küfr-ü irtidad کفر و ارتداد : Islam dininden çık mak veya uzaklaşmak sonucu dinsizleşme, inançsızlaşma

    küfr-ü küfran کفر و کفران : Allah'ın (c.c.) nimet-lerini ve yaptıklarını tanımamak, şükür ve itaat etmemek şeklinde nankörlük

    K

    küfr-ü mağrurane کفر مغرورانه : kendini büyük gören ve beğenen bir tavırla Allah'a (c.c.) ve dinine karşı inançsızlık

    küfr-ü meskuk كفر مشكوك : kesin olmayan, delil ve dayanaktan yoksun olan şüphe, kararsız-

    lıkta kalan inkär

    küfr-ü mutlak كفر مطلق : Allah (cc) ve dinini

    kesin şekilde inkâr

    küfr @dalal کفر و ضلال : inkar ve dalålet (doğru

    yoldan ayrılma)

    küfr ü inad کفر و عناد : inkâr ve inat

    küfr ü küfran کفر و کفران : küfür (inkår) ve küf-ran(nankörlük) (bk, küfür, küfran)

    küfran کفران : Allah'ın (c.c.) nimetlerini ve yaptıklarını tanımayıp nankörlük etmek, şü-

    kür ve itaat etmemek

    küfran-ı nimet کفران نعمت Allah'ın (c.c.( ni'metlerine karşı nankörlük; Allah'ın (c.c.) nimetlerini ve yaptıklarını tanımayıp nan-

    körlük etmek, şükür ve itaat etmemek

    Küfrevi کفری Muhammed-ül Küfrevî(

    küfri(ye( کفریه : kafirlikle ilgili, inançsızlığa ait

    küfriyane کفریانه : inkâr şeklinde, inançsızlık tarzında

    küfriyat 1 : كفريات.inkârca düşünceler, sözler ve davranışlar 2.insanı kâfir (inkârcı) duru-muna sokan düşünceler, sözler ve davranışlar

    꼬마

    YanıtlaSil
  57. (use) ǝǝ-

    1176-Selahaddin Eyyubi'ye Halep'te suikast girişimi.

    1766 - Büyük İstanbul

    Depremi olarak adlandırılan deprem meydana geldi.

    4000'den fazla kişi öldü.

    1912 - Şair Eşref'in vefatı.

    1955 - Nene Hatun'un vefatı.

    MAYIS

    22

    PERŞEMBE

    24 1446 ZİLKA'DE

    RUMI: 9 MAYIS 1441

    HIZIR: 17

    Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çirkinliği apaçık bir hayasızlıktır ve çok kötü bir

    yoldur. (İsra: 32)

    BİR HADİS

    Bir kadın güzel koku sürünüp bunu hissetsinler diye bir topluluğa uğrarsa, zina etmiş olur.

    (Ebu Davud)

    Ahirzamanın fitnesinde en dehşetli rolü oynayan tâife-i nisaiye ve onların fitnesi olduğu hadisin rivayetlerinden anlaşılıyor. Gençlik Rehberi

    YanıtlaSil
  58. 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1037 - İbni Sina'nın vefatı.

    1921 - Adapazarı'nın kurtuluşu.

    1922 - Zonguldak'ın kurtuluşu.

    HAZİRAN

    21

    PAZAR

    BİR AYET

    Allah size katından bir mağfiret ve bir lütuf vaad eder.

    Bakara Suresi: 268

    BİR HADİS

    Kur'ân'dan bir şey bilmeyen kimse, harap olmuş ev gibidir.

    6 1448 MUHARREM

    RUMI: 8 HAZİRAN 1442 HIZIR: 47

    Bir elmayı halk eden, elbette dünyada bütün elmaları halk etmeye ve koca baharı icad etmeye muktedirdir. Baharı icad etmeyen, bir elmayı icad edemez. Zira o elma, o tezgâhta dokunuyor.

    Öğle

    İkindi Akcam Yatsu

    Sözler

    Imsak Günes

    Öğle

    İkindi

    Aksam Yatsı

    YanıtlaSil
  59. TARINTE BUGÜN

    -1799-Osmanlı ordusu, Akka'da Napolyon

    Bonapart'in komutasındaki Fransız ordusunu yenilgiye uğrattı.

    1868 - Bugünkü adı Danıştay, olan Şura-yı Devlet kuruldu.

    1876 - Osmanlı

    Devleti'nde, basına sansür uygulaması başlatıldı.

    10

    SALI

    TUESDAY

    MAYIS

    MAY

    BIR AYET

    Allah esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru

    yola iletir.

    Yunus Suresi: 25

    BİR HADİS

    Birbirinizi övmekten sakının. Çünkü o kişiyi manen boğazlamaktır.

    Büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o İmandan hissesi olmadığına delildir.

    Mektubat

    KASIM: 5 - GÜN: 130 KALAN: 235 - GÜN UZA.: 2 DK

    HİCRÎ: 9 ŞEVVAL 1443 - RUMI: 27 NİSAN 1438

    YanıtlaSil
  60. 60

    ÖLÜM KIYAMET - AHIRET

    ğumuz müddetce bizimle beraber tevbe ediniz. Tevbemiz ise, sidk u ва-Ey kardeşlerim! Övle ise mühlet ve imkân zamanı içinde bulundu. dakat (yani ihlas) la olmadığından bazı kere istiğfar etmeye muhtaç olur.

    fara muhtaçtır». Hasan-1 Basri şöyle der imiş: «Bizim istiğfarımız başka bir istig-

    Imam Kurtubi (r.a.), istiğfar etmek (yani Allah'tan magrifet iste-mek) Hasan-ı Basri zamanında böyle olursa, günahlara sarılmış ve asla ondan ayrılmaz vaziyette şu zamanımız insanlarının (Estağfirullah diye) istiğfar etmelerinin hükmü nasıldır? Halbuki kul'a zulm (eden kimsenin tevbesi helallık almadıkça) kabul olunmaz. Bununla beraber de elin-de (doksandokuzluk) tesbih olup kalbi de ibret ve öğüt almaktan gaafil olduğu halde kendisinin günahlarına tevbe ettiğini iddia ediyor. İşte bundan dolayı İmam Ali bin Ebi Talib (r.a.) tesbihinde çabuk çabuk is-

    tiğfar çeken bir kimseyi görünce ona: Bu yalancıların tevbesidir. Senin tevbenin de başka bir tevbeye ihtiyacı vardır, derdi.

    Araştırma yapan âlimler şöyle dediler: Zor olduğu için nasûh -sıdk u hulûsa malik tevbe etmeye insanlardan ancak muayyen kişiler muk-tedir olabilirler. Binaenaleyh, çok istiğfar getiriniz. Ve istiğfarlarınız-da sıdk u hulûsunuz olmadığından dolayı (bunlar için de) tekrar istiğ-far getiriniz. Ben Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendi-mizin şu:

    69 Nâdim ve pişman olmak da tevbe etmektir» (1), hadis-i şe-rifi gereğince sizde az bir pişmanlık husûle geldiğinde, tevbenizi kabul etmesini Rabbinizin fazl u kereminden umarım, demiştir.

    Buhari ve Müslim'in merfu olarak rivayet ettikleri hadîste Resû-lullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur:

    70 «Muhakkak ki kul, günahını itiraf ederek tevbe ettiği zaman Allah onun tevbesini kabul eder» (2).

    Ebu Hatim, Sahih Müsned'inde merfu olarak rivayet ettiği hadîste Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:

    71 «Herhangi bir kul beş (vakit) namazı kılar, ramazan (orucu) mu tutar ve yedi adet (3) büyük günahlardan sakınırsa kıyamet günün-de muhakkak ona cennetin sekiz kapısı açılır. Hatta o kapılar muhak-kak sesi işitilecek derecede gıcırdar», buyurdu. Sonra yüce Allah'ın:

    Eğer yasak edildiğiniz büyük günahlardan sakınırsanız sizin (öbür) günahlarınızı örter ve sizi şerefli bir mevkle (getirib) sokarız». (4-Nisa: 31) mealindeki âyetini okudu.

    İmam Malik'e (r.a.), kendisini öldüren (yani intihar eden kimse için) kabul olan herhangi bir tevbe var mıdır? diye soruldu. İmam Malik

    (1) İbni Mace, c. 2/1420. (2) Müsned inde. Asıl 8. 49. Mişkatü'l-Mesabih, c. 1/4716. (3) Ebu Hatim

    YanıtlaSil
  61. RUHA GİDECEĞİ YERİN BİLDİRİLMESİ

    61

    de, O, Allah'ın açtığı bir kapıdır. Ben onu asla kapayamam, diye ce-vab verdi.

    Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

    NOT:

    1 Allah'a Taälä,

    Ey iman edenler, tam bir sıdk-u hulûsa malik bir tevbe ile Allah'a dönün. Olur ki Rabbiniz kötülüklerinizi örter ve sizi (yani günahlarınızı mağfiret eder) ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar...» (66-et-Tahrim: 8).

    2 Allah Taâlâ,

    (Kabul edilen tevbe) kötülükleri yapıp yapıp da onlardan herhangi birine ölüm gelince: «Ben şimdi hakikaten tevbe ettim diyenlerin tev-besi değil. Kendileri kâfir olarak öleceklerin (ölüm zamanındaki iman-ları) da (makbul) değil. Biz onların kendileri için pek acıklı bir azab ha zırlanışızdır». (4-en-Nisa: 18).

    723-Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, «Helak edici olan yedi (büyük günah) dan sakınınız buyurdu.

    Oradakiler tarafından:

    Ya Resûlallah onlar nedir? diye soruldu. Resûl-i Ekrem:

    Allah'a şirk koşmak, sihir ve büyü yapmak, bir hak karşılığı ol-mak müstesna Allah'ın haram kıldığı bir insanı öldürmek, yetim malı yemek, faiz kazancı yemek, düşmana hücum sırasında harpten kaçmak ve zinadan mahfuz olup hatırından bile geçmeyen müslüman kadınlara zina isnad etmek, buyurdu (1).

    ONBEŞİNCİ BAB

    HİÇBİR MÜMİN VE KAFIR KULUN RUHU, GİDECE-

    Gİ YERLERİ MÜJDELENMEDİKÇE KENDİLERİNDEN

    ÇIKMAZ

    Tâbiin'in büyüklerinden Muhammed bin Ka'b el-Kurazî'den rivayet olundu ki, Muhammed bin Ka'b şöyle dermiş:

    Mü'minin ruhu çıkmak için boğazında toplandığı zaman ölüm me-leği gelip ona:

    Sana selam olsun ey Allah'ın dostu! İyi bil ki, Allah sana selâm ediyor, diye ona müjde eder ve sonra da,

    <<Onlar, meleklerin påk ve âsude olarak canlarını alacakları kimse-lerdir. Size selâm (ve selâmet) olsun. İşlemekte devam ettiğiniz iyi amel-lerin karşılığı olmak üzere girin cennete, derler» (2), mealindeki ayet-i kerimeyi okurdu.

    Abdullah ibni Mes'ud, ölüm meleği (Azrail) mü'minin canını almaya geldiği zaman onn. Rabbin sana selâm ediyor diye müjde verir, derdi.

    (1) Buhari: Kitabü'l-Vesaya, s. 195, bab: 24 Matbaa-: Amire. Müslim: Klabü'l-Iman, s. 92, bab: 38. Hadis no: 145 Mısır. Tevbe ile ilgili Buhari ve Müslim'deki 90 kişiyi öldüren adam hakkında ve diğer uzun hadisler vardır, okunması rica olunur. (2) 16-en-Nahl: 32

    YanıtlaSil
  62. 260

    İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X

    Gözlerini, kadına diken Fadl'ın yüzünü, boynunu da, tutup başka

    Kardesimin oğlul Bu gün, kişinin, kulağına, gözüne ve diline så-yana çevirdi (517). hip olup ta yarlığanacağı bir gündürlə buyurdu (518).

    Peygamberimizin, Fadl'ın boynunu tutup yüzünü başka tarafa çe virdiğini görünce, Hz. Abbas YA Resûlallah! Amcanın oğlunun yüzü-

    nü ne için çevirdin?» diye sordu. Peygamberimiz «Bir delikanlı ve bir genç kız gördüm de, aralarına Şeytanın girmeyeceğinden emin olamadım!» buyurdu (519).

    Peygamberimizin Halka Sükånetle Gidişi Tavsiye ve Muhassirden Toplayacakları Cemre Taşlarının Nasıl Atılacağını Tarif Edişi:

    Peygamberimiz, orta bir gidişle yola devam etti.

    Halk, sağdan, soldan akın akın gidiyor ve Peygamberimiz, onlara dönüp «Süküneti, ey insanlar! Süküneti muhafaza ediniz! buyuru-yor (520), «Lebbeyk Allahümme lebbeyk..." diyerek Telbiye etmekten

    geri durmuyordu (521). Nihayet, Muhassir vadisine erişti (522).

    Vadiye girince «Cemre'de atılacak ufak taşları toplayınız!» bu-yurdu (523).

    Cemreleri, fiske taşı gibi küçücük taşları parmak arasına alarak taşlamalarını da, emr etti (524).

    Bilmiyorum (525). Belki de, bu yılımdan sonra (526), sizinle bir daha buluşamam! (527) Sizi, bir daha göremem!>> buyurdu (528).

    (517) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. I, s, 157, 251, Buhari-Sahih c, 2, 3, 218, Ebû Davud-Sünen c. 2, s, 101, 162, Tirmizi-Sünen e, 3, s. 232-233

    (518) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, I, s, 329

    (

    519) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. I, 5, 157, Tirmizi-Sünen c. 3, 233

    ( 520) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, I, 8, 76, 81

    ( 521) Vaksdl-Megazi e, 3, s, 1108, İbn-i Sa'd-Tabakat e, 2, 3, 180, Ahmed b. Hanbel-

    Mümmed c. I, s, 210-211, Müslim-Sahih e, 2, 5, 931-932, Nesai-Sünen c, 5, 8. 268

    (522) İbn-i Sa'd-Tahakat c. 2, s. 180, Ahmed b. Hanbel-Müsned c, I, s. 157, Müs-lim-Sahih e, 2, 6, 891, Ebû Davud-Sünen e, 2, 5, 186, Tirmizi-Sünen c, 3,

    s. 232, İbn-i Mace-Silnen c, 2, s. 1026, Daremi-Sünen e, I, s, 377 ( 523) İbn-i Sa'd-Tabakat e, 2, s, 180, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, 5, 210, Müs-

    lim-Sahih e, 2, 5, 932, Nesaf-Sünen c. 5, s, 267, 269 (524) Ahmed b. Hanbel-Müsmed c, 3, 5, 367, Tirmizi-Sünen c, 3, 5, 234, Daremi-Sü-

    nen c. I, s. 379, Bağavi-Mesabihussünne c, I, 5, 129 ( 525) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 367, Daremi-Sünen c. I, 5, 379

    (520) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s, 367, Tirmizi-Sünen c. 3, 8. 234, Bağavi-Me-sabihussürme c, 1, s. 129

    (327) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, п. 367

    (528) Tirmizi-Sünen e, 3, 5, 234, Beğavi-Mesablhussünne c, I, 5, 129

    YanıtlaSil
  63. PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI

    281

    İnsanın, fiske taşını, nasıl atacağını da, elile işaret ederek gös-

    terdi (529). Akabe Cemresine taşıdı (530). Peygamberimiz, Kendisinin atacağı taşları, Müzdelife'den toplatıp

    Muhassir vadisi, Mina ile Müzdelife arasında ve fakat, ne Mina'-dan, ne de Müzdelife'den sayılmayan başlı başına bir vadidir (531). Muhassir, Harem içinde ise de, Meşairden (Allâha ibådet için be-lirlenmiş yerlerden) değildir.

    Kåte'yi yıkmak için gelen Eshab-ı Fil, bu vadiye inince, meşhur Fil, yorulup çökmüş, olanca zorlamalara rağmen lleri gitmemişti. Es-bab-ı Fil de, burada Allahın gazabına uğramış ve helâk olmuşlar-

    532) له(

    Peygamberimizin Akebe Cemresine Gelişi:

    Peygamberimiz, Muhassir vadisinde hayvanını hızlıca sürüp Bü-yük Cemre'ye (Akabe Cemre'sine) çıkan orta yolu tuttu. Ağacın yanın-daki Cemre'ye vardı (533).

    Cemre'nin Manası, Cemrelerin Yeri ve Tarihçesi :

    Cemre'nin, ateş közü, koru, küçük çakıl taşları ve daha başka må-nåları varsa da, burada, hac amellerinden Cemre ve Cemrelerin atıldığı yer månasına olup İlk Cemre, Orta Cemre ve Akabe Cemresi diye anı-lan üç Cemre'de taşlamayı (534), yani küçük çakıl taşlarını belli za-manında bu belli yerlerde ve belli sayıda atmayı ifade eder (535).

    Cemrelerin üçü de, Mina'dadır. Akabe Cemresi, Büyük Cemre, Kurban kesme günü taşlanır.

    Burası, Mina'nın sonundadır.

    İlk ve Orta Cemreler Ise, Hayf Mescidinin yukarısındadır (536). Cemre taşları, Allah'ı zikri tesbit etmek, belirlemek (537), yedi Tek-

    birin sayısını unutmamak için teşri' kılınmıştır.

    (520) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 1, 5, 213, Müslim-Sahih e, 2, 3, 932, Nesai-

    Sünen c. 5, s. 267

    (530) Vakadi-Megazi c. 3, s, 1107 (

    501) Yakut-Mücamülbüldan c, 4, 5, 62, İbn -i Kayyım-Zadülmaad e, I, s. 275 (532) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c, I, s, 274-275 (533) Müslim-Sahih c. 2, s. 891-892, Ebû Davud-Sünen e, 2, 5, 186, İbn-i Mace.

    (535) Käsâni-Bedayiüssanayi c. 2, 5, 137

    Sünen e, 2, 5, 1026, Daremi-Sünen e, I, s, 377, Nesai-Sünen c, 5, 5, 367 (534) Firůzabadi-Kamusülmuhit c. I, s. 407

    537) Tirmizi-Sünen c. 3, s. 246

    (536) Yakut-Mücemülbüldan c. 2, 8, 162 (

    YanıtlaSil
  64. ۳۲۹۳- ثَلاَثَ مَنْ أُوتِيَهُنَّ فَقَدْ أُوتِى مِثْلَ مَا أُوتِيَ آلُ دَاوُدَ الْعَدْلُ فِي الْغَضَبِ وَالرِّضَى وَالْقَصْدُ فِي الْفَقْرِ وَالْغِنَى وَخَشْيَةُ اللهِ في السر والعلانية الحكيم عن ابى هريرة)

    3293. Üç şey kime verilirse, Davud ehline verilen hikmet ona da verilmiş demektir: Öfke anında adalet ve hoşgörü, zen-ginlikte olsun, fakirlikte olsun iktisattan ayrılmamak, gizli veya aşikâr hallerde Allah'tan korkmak.

    ٣٢٩٤ - ثَلاثَ مِنَ الْفَوَاقِرِ إِمَامٌ إِنْ أَحْسَنْتَ لَمْ يَشْكُرْ وَإِنْ أَسَأْتَ لَمْ يَغْفِرْ وَجَارٌ إِنْ رَأَى خَيْرًا دَفَنَهُ وَإِنْ رَأَى شَرًّا أَشَاعَهُ وَامْرَنَةٌ إِنْ حَضَرْتَ آذَتْكَ وَإِنْ غِبْتَ عَنْهَا خَانَتْكَ (طب كر عن فضالة)

    3294- Üç haslet meşakkat verir: Bir imam ki, iyilik yapar-san teşekkür etmez, kötü davranırsan bağışlamaz. Bir komşu ki, iyi şey görürse kapatır, kötü bir şey görürse herkese yayar. Bir ka-dın ki, evde bulunduğun zaman sana eziyet eder, evde bulunma-dığında sana hıyanette bulunur.

    ٣٢٩٥ - ثَلَاثَ مَنْ كُنَّ فِيهِ حَاسَبَهُ اللهُ حِسَابًا يَسِيرًا وَأَدْخَلَهُ الْجَنَّةَ بِرَحْمَتِهِ تُعْطِي مَنْ حَرَمَكَ وَتَعْفُو عَمَّنْ ظَلَمَكَ وَتَصِلُ مَنْ قَطَعَكَ (ابن ابي الدنيا في ذم الغضب طس عد ك ق عن ابي هريرة

    3295- Üç şeyi kendinde bulunduran kimseyi Allah kolay bir hesapla geçiştirir ve onu rahmeti ile cennetine koyar: Verme-yene vermen, sana haksızlık edeni bağışlaman, seni ziyaret etme-yeni ziyaret etmen.

    ٣٢٩٦ - ثَلاثَ مَنْ فَعَلَهُنَّ فَقَدْ أَجْرَمَ مَنْ عَقَدَ لِوَاءً فِي غَيْرِ حَقٍ أَوْ عَقَّ وَالِدَيْهِ أَوْ مَشَى مَعَ ظَالِمٍ لِيَنْصُرَهُ فَقَدْ اَجْرَمَ يَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى إِنَّا مِنَ الْمُجْرِمِينَ مُنْتَقِمُونَ (ابن منيع وابن جرير وابن ابى حاتم طب وابن مردويه عن معاذ)

    790

    YanıtlaSil
  65. 3296- Şu üçü yapan kimse günaha girmiş olur: Hak et-elmek için onunla yürüyen. Iste bu evsafı haiz bulunan kişi cürüm meden sancak diken, ana-babasına başkaldıran, zalime yardım kap etmiştir. Allah buyuruyor ki: "Şüphesiz biz, mücrimlerden intikam alıcılarız."

    ۳۲۹۷- ثَلاثُ خِصَالٍ مِنْ سَعَادَةِ المُسلم في الدُّنْيَا الْجَارُ الصَّالِحُ وَالْمَسْكَنُ الْوَاسِعُ وَالْمَرْكَبُ الْهَنِيُّ (طب عن نافع)

    3297- Üç haslet, dünyada müslümanın mutluluğundan sayılır. İyi komşu, geniş ev ve rahat binek.

    ۳۲۹۸- ثَلَاثَ مَنْ حَافَظَ عَلَيْهِنَّ فَهُوَ وَلِتِي حَقًّا وَمَنْ ضَيَّعَهُنَّ فَهُوَ عَدُوّى حَقًّا الصَّلَوةُ وَالصَّوْمُ وَالْجَنَابَةُ (ض عن الحسن مرسلا)

    3298- Şu üç şeye devam eden benim gerçek dostumdur. Terk eden ise gerçek düşmanımdır: Namaz, oruç, cünüplükten yıkanmak.

    ۳۲۹۹ - ثَلَاثَ مَنْ كُنَّ فِيهِ فَهُوَ مِنَ الأَبْدَالِ الَّذِينَ بِهِمْ قِوَامُ الدُّنْيَا وَأَهْلُهَا الرَّضْسُ بِالْقَضَاءِ وَالصَّبْرُ عَنْ مَحَارِمِ اللهِ وَالْغَضَبُ فِي ذَاتِ اللهِ (ابو عبد الرحمن في سنن الصوفية والديلمي عن معاذ

    3299- Üç şeyi kendinde bulunduran, kendileri sayesinde dünya ve ehlinin ayakta durabildiği abdallardan (velilerden) olur: Kazaya rıza göstermek, Allah'ın yasaklarına karşı sabredip yap-mamak, Allah için öfkelenmek.

    ۳۳۰۰ - ثَلاثَ مِنْ تَوْقِيرِ جَلالِ اللَّهِ إِكْرَامُ ذِي الشَّيْبَةِ فِي الْإِسْلَامِ وَحَامِلُ كِتَابِ اللهِ وَحَامِلُ الْعِلْمِ مَنْ كَانَ مِنْ صَغِيرٍ أَوْ كَبِير (الميانشي في المجالس المكية

    عن ابي امامة)

    3300- Üç şey Allah'ın celalına karşı saygı duymak ne-vindendir: Müslüman ihtiyara saygı göstermek, Allah'ın kitabının

    791

    G

    YanıtlaSil
  66. بحر محيط

    Bahr-i muhit-i kebir: Büyük

    كبير

    okyanus

    بَلاءَتْ

    Belagat: Hale uygun söz söyleme

    بالخامه

    Bilhassa: Özellikle

    چر Cirim: Cisim

    جز

    Cüz: Bütünü oluşturan parçalardan her biri

    جزوى

    Cüz'i: Cüz'de (parçada( bulunan

    انواع

    Enva: Türler, çeşitler

    فارين

    Gareyn: İki mağara (alt ve üst çeneden ibaret olan ağız)

    خاصية

    Hasiyet: Bir şeye mahsús hål ve fåide, özellik

    انتظار

    İntizam: Düzen, düzgünlük

    كل Kill: Parçalardan oluşan bütün

    كلى Külli: Küllde (bütünde( bulunan

    معارفه

    Muarefe: Tanışma

    مخك Muhkem: Sağlam

    مقيد

    Mukayyed: Bağlı

    مطلق

    Mutlak: Sınırsız

    مبالغه

    Miibalaga: Abartma

    مجازنه

    Mücazefe: Abartılı boş sözler

    مستثنا

    Müstesna: Ayn tutulan

    مزاحمت

    Müzahamet: Çekişme

    نظار

    Nizam: Düzen

    شن

    Şems: Güneş

    تصور

    Tasavvur: Zihinde şekillen-dirme

    توزيعات

    Terziat: Dağıtmalar

    YanıtlaSil
  67. ה

    سوره نقره (۲۹)

    (ترکی) مسئلہ) ( سؤال ؟ ] لوانتك اثار تندن کلایورز کی ارضده کی هر شي شرك استفاده عائد در حالتوكرتك انسانك، مثلا زيدن، قوم ارضنك هر رإجراسند به استفاده می ناصر تصور الدوله سار ؟ حبيب وعلى بحر محیط کرده را طرنك اور نہ سنده کی به طاغت او جزار کو شہر سندہ کی برطاشدن فاصل استفاده نده حك؟ زندن مالی عمون استفاده منه فاصل

    it-i bir

    ویریله بیلر ؟

    زیرا بوانت دیگر قرد اشاء وله برای هر شئك توزيعات او المقزين هر فرده عائد اول ديفنى

    بيلدير بيور.

    وكذا، كونه و آی کی بیون جر مار فاصل زید ایله عمره عائد اولا بدالی لر؟ چونکه اونارا او ناردن استفاده لرى يك جزؤيدر هم ضرر لى شياء فاصل بشرك استفاده من الجونه الا بالبراري

    زیرا قرآنده مجازفة اولاماز. بلاغت حقيقيه منه مبالغه يا قيشماز.

    الجواب ) او تحقیقاتی (التي نقطه ) ده ایضاح ایده جگر (برنجی نقطه) آشاغیده بیان ایدیلدیگی کی

    حياتك اوياه بر خاصیتی دار در که حیات جزوی کل، جزوی یی کالی، فردی نوع، مقيدي مطلقه بر شخصی بر عالم کی قيلار. بناء عليه، تك بر انسان: (دنیا بنم أو مدر. دنیاده کی انواع بنم تو محدر و بنم عشير تحدر. وبتون اشيا ايله معارفهم و مناسبتم واردر دیه بیاید.

    en

    sine

    in

    (ایکنجی نقطه) بدلیر شعله عالمده ثابت بر نظام وارد محکم بر ارتباط دارد. و دائمی دستورلی اساسامی قانو نالی وارد بو اعتبار له عالم براعت و یا منتظم بر ماكينه كبيدر. هر بر چرخك هي بر ويده نك وهر بر حيوينك، ماكينه تك نظام و انتظامنده بر حصه ى و ماكينه نك نتیجه و فائده لرنده بر تأثیری

    اولدیغی کی، اهل حيان ايجون ده و بالخاصه بشر ایچون ده به فائده می دارد.

    او چنجی نقطه ) آشاغیده ایشیده جنگ بی استفاده ده مزاحمت و مناقشه بوقدر. ناصل لکه زید دیگه بیاید که: ( شمس بنم لا حبه مدر. دنیا بنم اومدر) عمرده اویله دید بیاید. آرا لرنده مناقشه ده اولماز اوت، زید، مثلا دنیاده تك فرصه الديليره استفاده می ناصله بتونه انسانار ایچنده ای کنه استفاده ساده بینه او یاه در نه فضله اولور و نرده نقطه ان اولور. بالكن غارينه عائد اولان قسم مستثنا در زیرا ببيه جك و ايجه جك و سائر شیارده مناقشه اولور.

    in

    ir

    YanıtlaSil
  68. 236 km, 29

    Birinci Mes'ele: Sual: Bu âyetin işaretinden anlıyoruz ki, arzdaki her şey beserin istifadesine Aittir. Halbuki bir tek insanın, mesela Zeyd in koca arzın herbir eczasından istifadesi nasıl tasavvur edilebilir? Habib ve Ali. Bahr-i Muhit-i Kebir'de bir adanın ortasındaki bir dağın ücra bir

    köşesindeki bir taştan nasıl istifade edecek? Zeyd'in malı Amr'ın istifadesine nasıl verilebilir?

    Zira bu âyet, diğer kardeşleriyle beraber, her şeyin tevziat olmaksızın her bir ferde ait olduğunu bildiriyor.

    Ve keza, güneş ve ay gibi büyük cirimler nasıl Zeyd ile Amr'a ait olabilirler? Çünkü onların onlardan istifadeleri pek cüz'îdir. Hem zararlı şeyler nasıl beşerin istifadesi için olabilir? Zira Kur'ân'da mücâzefe olamaz. Belágat-i hakîkiyesine mübâlağa yakışmaz.

    Elcevab: O tahkikātı altı noktada izah edeceğiz. Birinci Nokta: Aşağıda beyan edildiği gibi,

    hayatın öyle bir hâsiyeti vardır ki, hayat cüz'ü küll, cüz'îyi küllî, ferdi nev', mukayyedi mutlak, bir şahsı bir âlem gibi kılar. Binâenaleyh, tek bir insan, "Dünya benim evimdir. Dünyadaki envå benim kavmimdir ve benim aşîretimdir. Ve bütün eşyâ ile muârefem ve münasebetim vardır" diyebilir.

    İkinci Nokta: Bilirsin ki, âlemde sâbit bir nizâm vardır. Muhkem bir irtibât vardır. Ve dâimî düstûrlar, esaslı kanunlar vardır. Bu i'tibârla âlem, bir saat veya mun-tazam bir makine gibidir. Her bir çarkın, her bir vidanın ve her bir çivinin, makinenin nizâm ve intizâmında bir hissesi ve makinenin netice ve fâidelerinde bir te'sîri olduğu gibi, ehl-i hayat için de ve bilhassa beşer için de bir fâidesi vardır.

    Üçüncü Nokta: Aşağıda işiteceğin gibi, istifadede müzâhamet ve münakaşa yoktur. Nasıl ki Zeyd

    diyebilir: “Şems benim lâmbamdır. Dünya benim evimdir." Amr da öyle diyebilir. Aralarında münakaşa da olmaz. Evet, Zeyd, meselâ dünyada tek farz edilirse

    istifadesi nasılsa, bütün insanlar içinde iken istifâdesi de yine öyledir. Ne fazla olur ve ne de noksân olur. Yalnız găreyne ait olan kısım müstesnâdır. Zîrâ yiyecek ve içecek vesâir şeylerde münakaşa olur.

    YanıtlaSil
  69. HAFIZ: LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    شوا الهم

    للنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ . ومثل كليمه في كشجرة خبيثة احتلت من فوق الأزر مِنْ قرار • يُثبت الله الذين أمنوا بالقول الدين فى الحيوة الدنيا وفى الآخرة ويُضل الله العامر وَيَفْعَلُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ بَدَّلُوا نِعْمَتَ كُفْرًا وَأَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِ وَ جَهَنَّمَ يَعْلَوْنَ وَبِئْسَ الْقَرَارُ وَجَعَلُوا لِلَّهِ أَنْدَادًا لِيُضِلُّوا عَنْ سَبِيل قُلْ تَمَتَّعُوا فَإِنَّ مَصِيرَكُمْ إِلَى النَّارِ قُلْ لِعِبَادِي البين امَنُوا يُقِيمُوا الصَّلُوةَ وَيُنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَاتِ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمُ لَا بَيْعُ فِيهِ وَلَا خِلَالُ الله الذي خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِأَمْرِهِ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْأَنْهَارُ وَسَخَّرَ لَكُمْ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ ذَائِبَيْنِ وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ .

    قُلْ لِعِبَادِيَ الَّذِينَ آمَنُوا يُقِيمُوا الصَّلُوةَ وَيُنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا بَيْعُ فِيهِ وَلَا خِلَالٌ .

    66 İman eden kullarıma söyle: Namazlarını dosdoğru kılsınlar, kendisinde ne alışveriş ne de dostluk bulunan bir gün gelmeden önce, kendilerine verdiğimiz rızıklardan (Allah için) gizli açık harcasınlar.99 (Ibrahim, 14/31)

    Mushaf sayfa no: 258

    Hafızlık sayfa no: 13. Cüz/3. Sayfa

    BİRBİRİNDEN AYRILMAZ İKİ İBADET: NAMAZ VE İNFAK

    BİLGİ:

    Bakara süresinin ilk ayetlerinde müminlerin özellikleri sayılırken gayba iman-dan hemen sonra namaz ve infak zikredilmişti. Burada da bu ibadetlere vurgu yapılmaktadır. Bu iki ibadet Kur'an'da birçok defa birlikte zikredilmiştir. İki-sinin birlikte zikredilmesinin sebebi, her ikisinin de inşa edici özelliğe sahip olmasındandır. Namaz kişinin kendini inşa ederken, zekât ve toplumsal yar-dımlaşma da hem kişiyi hem de toplumu ayakta tutar ve böylece İslam dini hem fert hem de toplum bazında yaşanmış olur.

    MESAJ:

    1. Namaz ve infak birbirinden ayrılmaz iki önemli ibadettir.

    2. Son nefesi verinceye kadar ibadetlerimizde herhangi bir kusur gösterme-memiz gerekmektedir.

    3. Allah'ın bizlere yüklediği görev ve sorumluluklarımızı ertelememeli, hemen yapmalıyız.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Infak: Allah'ın hoşnutluğunu kazanma amacıyla gerek farz gerekse nafile olarak harcamada bulunmak, hayır.

    258

    YanıtlaSil
  70. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    الجزة المالية على

    واليكم من كُلِّ مَا سَأَلْتُمُوهُ وَإِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللَّهِ لا تُحْصُوهَا إِنَّ الْإِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارُ وَإِذْ قَالَ إِبْرَهِيمُ

    ربِّ اجْعَلْ هَذَا الْبَلَدَ أَمِنَّا وَاجْنُبْنِي وَبَنِيَّ أَنْ تَعْبُدَ الاسلام رَبِّ إِنَّهُنَّ أَضْلَلْنَ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ فَمَنْ تعْنِي قَالَهُ مِنَى وَمَنْ عَصَانِي فَإِنَّكَ غَفُورٌ رَحِيمٌ رَبَّنَا إلى أسكنت مِنْ ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيْرِ ذِي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ المُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُوا الصَّلوةَ فَاجْعَلْ أَفْئِدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوَى إِلَيْهِمْ وَارْزُقُهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ . رَبَّنَا إِنَّكَ تَعْلَمُ مَا تُخْفَى وَمَا نُعْلِنُ وَمَا يَخْفَى عَلَى اللهِ من شَيْ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي وهب لي على الكبرِ اسْمَعِيلَ وَاسْحَقَ إِنَّ رَبِّي لَسَمِيعُ الدعاء رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَى وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ وَلَا تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الْأَبْصَارُ .

    رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ .

    "Rabbimiz, hesabın yapılacağı gün, beni, anne babamı ve müminleri bağışla!وو

    (Ibrahim, 14/41)

    Mushaf sayfa no: 259

    Hafızlık sayfa no: 13. Cüz/2. Sayfa

    HZ. İBRAHİM'İN DUASI: RABBENAĞFİRLİ

    BILGE

    Hz. İbrahim, Allah'tan aldığı emir doğrultusunda oğlu Hz. İsmail ile birlikte Käbe'yi inşa ettikten sonra bu ve bundan önceki ayetlerde bildirilen duaları yapmıştır. Her namazın son oturuşunda okuduğumuz Hz. İbrahim'in bu du-ası ise kişinin kendisinden başlayarak annesinin, babasının ve nihayet bütün Müslümanların bağışlanmasını içermesi bakımından çok kapsayıcı bir duadır. Bu dua bizim sadece kendimize ve yakınlarımıza değil gelmiş geçmiş bütün Müslümanlara dua etmemizi de bir görev olarak bize yüklemektedir. MESAJ

    1. İslam ümmeti için dua etmek her Müslüman'ın vazifesidir.

    2. Peygamberlerin duaları, bizim için birer örnektir.

    3. Dualarımızda anne babamız başta olmak üzere tüm müminleri hiçbir zaman

    unutmamalıyız.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Yevmihisab : Hesap günü, ahiret.

    Mağfiret: Allah'ın lütuf ve merhamet ederek kullarının günahlarını affetmesi.

    259

    YanıtlaSil
  71. 2 ry

    tasavvuf erbåbı ve ulema, buna can ü gönülden inanıyor ve bu büyük zu-yaldir; boş bir masaldır!» derdi. Fakat o namdar Gâzî ile etrafı, bilhassa hür için yorulup dinlenmeden gayret sarfediyorlardı."

    Gerçekten Osman Gâzî ve yiğitleri, at sırtından inmediler; gece gün-düz akından akına koştular. Hızla geliştiler, büyüdüler ve çoğaldılar. Bi-zans için korkulu bir rü'yâ oldular. İslâm'ın gür sesini cihana yaymak yo-lunda yediden yetmişe savaştılar. Küffâr, artık kalelerinden dışarı çıka-maz oldu.

    Lamartin şöyle der:

    "Osman Gâzî'nin tabiî istîdâdı sâde, doğru ve âdilâne idi. Akıl ve ze-kâsını Allah'ın birliğine hasrederek yeryüzünde vahdâniyet-i ilâhiyye aley-hinde bulunan bâtıl itikadları ve putperestliği men'e çalışırdı. Bununla be-raber fâtihlerin siyasetini takip ederek zaptettiği ülkelere tasarruf etmeğe ve yerleşmeğe başladı. Osman Gâzî, yavaş yavaş ilerledi; fakat hiçbir zaman geri dönmedi.."

    Nitekim Osman Gâzî'nin, daha devletinin kuruluşunu tamamlamakla meşgül olmasına rağmen en büyük hedefi, İstanbul yönünde ilerlemek ve Hazret-i Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem-'in müjdesine nâil olabil-mekti. Nitekim Yazıcıoğlu Ali'nin şu şiiri de bu hakikati ifade etmektedir:

    Osman, Ertuğrul oğlusun,

    Oğuz, Karahan neslisin.

    Hakk'ın bir kemter kulusun,

    İstanbul'u aç, gülzar yap!..

    Osman Gâzî'nin fetihleri harita üzerinde tedkîk edildiğinde onun hay-ret verici şu gâyeleri rahatlıkla göze çarpar:

    1. Hudûtları denize dayandırmak arzusu,

    2. Yıkılışa giden Bizans'ın durumunu takdîr ile onu iki denizden kıs-kaca almak,

    3. Rum topraklarını yarma şeklinde hareketlerle birbirinden ayırmak, ardından irtibatı kesilen parçaları fethetmek.

    Kendisi bu istikâmette gayret ettiği gibi evlâdına da aynı gayreti vası-yet etmiş ve vefâtından önce Bursa önlerine kadar gelerek oğluna uzak-tan parıldayan bir manastırın kubbesini işaretle:

    30

    YanıtlaSil
  72. "-Beni şol gümüşlü kubbenin altına koyasın!" demişti.

    Ömrü, devamlı gayret ve gazâ içinde geçen Osman Gāzi, Bizans'la sınır olmanın verdiği avantajı iyi kullanmış ve devletine müthiş bir dina-mizm kazandırarak mütevazî beyliğine cihan devleti olma yolunda hızla mesafe aldırmıştır. Başlangıçta hiçbir ululuk ve ihtişam iddiası taşıma-yan Osman Gâzî'nin varisleri, "sultânü'l-guzât" (gâzīler sultanı) olmuştur. O, hayal zannedilen bir ideali hakikat yapmıştır. Bunu Gibbons şöyle tak-dîr eder:

    "Osman Gâzî, bir pâdişâh oğlu değildir. Toprakları küçük ve teb'ası az olmasına rağmen devleti, seneden seneye mütemâdiyen büyümüştür. Bu kesintisiz büyüme ise, elbette onu te'sîs eden dehânın hakîkî büyüklüğüne delålet eder. Türk milletinin Atilla ve Cengiz gibi hükümdarları, göz kamaş-tırıcı muzafferiyetlerine rağmen akıncı olarak kalmış ve imparatorlukları da temsil edilmemiş gâyesiz bir fütûhâttan ibaret olmuştur. Arkalarında sade-ce kan, irin ve gözyaşı bırakmışlardır. Çünkü onlar, idealsiz kuru cihangir-ler olarak sadece boru ve trampet sesleri arasında yakıp yıkıyorlardı. Os-man Gâzî'nin yaptıkları ve geride bıraktıkları ise, çok farklı idi. Bunun için ardındakiler de, hak ve hukûku temsîl ve tevzî etme husûsunda dâimâ ön safta bulunmuşlar ve devletleri, "devlet-i ebed-müddet" olmuştur. Şu hal-de Osman Gâzî'nin mevkii, öncekilerle kâbil-i kıyâs bile değildir."

    Fevkalåde müttakî bir hayat süren Osman Gâzî'nin, vefat ettiğinde geriye bıraktığı şahsî mal varlığı, bir zırh, bir çift çizme, birkaç tane san-cak, bir kılıç, bir mızrak, birkaç at sürüsü, üç sürü koyun ve emsâlinden ibaretti.

    Rahmetullahi Aleyh!..

    Osman Gâzî ve emsâlleri, dünyaya aldanıp nefsânî arzularına râm olmadılar. Güçleri, kuvvetleri, aklî ve irâdî üstünlükleri, muvaffakıyetleri, şanla dolu zaferleri, onları, gurur, kibir ve ucûba götürüp şımartmadı.

    Dünyanın yalancı mal, mevkî, mansıb ve rütbeleri karşısında eğilip küçülmediler. Başlarında taşıdıkları sarığın izzet ve haysiyetini korudular. Yüklendikleri muazzam "i'lâ-yı kelimetullâh" dâvâsının şerefli birer ne-feri oldular.

    31

    YanıtlaSil
  73. Gerçek seâdetin Cenâb-ı Allâh'a kullukta olduğunun idrâki içinde nail oldukları nîmetler, şükürlerinin, kalbî heyecanlarının ve mârifetullâha olan iştiyaklarının artmasına vesîle oldu.

    Onlar, dünyanın nân u nimetlerine itibar etmeyip, ellerine geçen her şeyi ukbâ için sarf ettiler. Çünkü onlar, kuru bir cihangirlik dâvâsının ihti-raslı pençelerine asla mağlûb olmadılar. Bunun için târih, şan ve şeref dolu sahîfelerini onlar için yazdı...

    Allah'ım! Onların ardından garîb, yetim, bîkes ve mazlûm kalan bizlere, i'lâ-yı kelimetullah yolunda yeni bir silkiniş ve diriliş nasîb eyle!..

    Âmîn!..

    YanıtlaSil
  74. Babasının İhlâs ve İrâdesini, Ağabeyinin Rızasını ve Evliyâullâhın Duâsını Alarak Zirvelere Yürüyen

    ORHAN GÂZÎ

    (1281-1360)

    Osmanlı sultanlarının ikincisidir. Babası Osman Gâzî, annesi ise Os-manlı Devleti'nin mânevî mimârı Şeyh Edebali'nin kızı Mal Hatun'dur.

    Orhan Gâzî, genç yaşından itibaren Bizans tekfurları ile yapılan ga-zâlara iştirak ederek yetişti. Esir alınan Yarhisar tekfurunun müslüman olan kızı Nilüfer Hatun ile evlendi.

    Orhan Gâzî'nin ve devlet ricâlinin şahsiyeti de, babası Osman Gâzî gibi Şeyh Edebali Hazretleri'nin mânevî terbiyesi ile şekillenmiştir.

    Orhan Gâzî, 1326'da Bursa'yı fethetti. Bu sırada ölüm döşeğinde bu-lunan babası Osman Gâzî, buna çok sevindi ve bir fermânla oğlunu yanı-na çağırttı. Orhan Gâzî de, babasının emrini alır almaz yanına koştu. Bir yanda hafızlar, içli ve dokunaklı seslerle Kur'ân-ı Kerîm okumakta, bir yan-da Ahî Şemseddîn, Ahî Hasan, Turgut Alp, Saltuk Alp ve diğer kumandan-lar Osman Gâzî'nin yanına diz çökmüş gözyaşları dökmekteydiler.

    Orhan Gâzî'nin geldiğini farkeden Osman Gâzî, eliyle işaret ederek O'nu yanına oturttu. Sonra etrafındakilere O'nu yerine tâyin ettiğini bildir-

    33

    YanıtlaSil
  75. KKK

    kafür

    kofor كفر : )bkkofr(

    kofov (kotv) ja 1.denk 2 ortak 3. eg 4 benzer münasip, uygun, yaraşır 6. denklik 7. uy gunluk 8. benzerlik

    kofovv-0 gert كفر شرعی : dinin evlenecek epler de) istediği dendik, uygunluk

    kühület كهرلت : orta yaşlılık, olgunluk çağı

    kükrek كركرك : kakreyici, kakreyen

    külah Lerkeklerin giydiği, keçeden ya pılmış, tepesi sivri başlık 2 keçeden yapılmış bere

    külçe کلمه : Leritilerek kahpta şekil almış maden 2 işlenmemiş maden parçası 3 yığın, küme

    külfet کلفت : ahmet, sıkıntı, zorluk; yük 2.masraf, gider, harcama

    külfet-i hizmet کلفت خدمت : hizmet külfeti, gö rev zahmeti

    külfet-i idare كلفت إدارة : idare (yönetme) zah

    meti ve masrafı

    külfeti tahsil کلفت تحمل : tahsil kalfeti, öğ renme (öğrenim görme) zahmeti

    külfetli کلفتلی : zor, zahmetli

    külfetsiz كلفنسز : zahmetsiz, kolay

    külfetsizlik كلفنزلك : zahmetsizlik, kolaylık

    külhan گلخان : büyük ve kapalı hamam ocağı

    küll كل : )A) 1.tam, hep, bütün, her 2.parça-

    lardan meydana gelmiş bütün 3.çok 4.bütün lük

    külli alem كل عالم : Alemin bütünü, bütün kai-nat, bütün yaratılmış varlıklar dünyası

    külli şey كل شئ : her şey

    küllü azam كل اعظم : en büyük bütün, en bü-yük bütünlük

    küllü basit كل بسيط : basit bütünlük, ana hat-larıyla bütünlük, ayrıntıları hesaba katılma-yan bütünlük

    küllü ekber كل اكبر : en büyük bütün en bü-yük bütünlük

    küllü külli كل كلى : bir çok şeyleri mână, im-kân ve çekirdek şeklinde içinde taşıyan bü-tünlük, (mec.) kâinat, âlem

    küllü mücmel كل مجمل : özet şeklinde bütün-lük; bir çok şeyin toparlanmış, ana hatlarıyla alınmış, ayrıntıları hesaba katılmış haldeki

    bütünlüğü

    küllü nurani کل نورانی : ışıklı bütünlük, (mec.(

    YanıtlaSil
  76. 2

    küll'i (ye

    ilgi alanı ve bağlantıları ışık gibi geniş ve yay gın olan varlık(insan)

    küllü vahid كل واحد :butünün her bir ferdi

    ni taşımayan parçaların birleşimi olan bütün küll-ü zi'l cüz كا ذى الجزء :butunun özellikleri lük, parçaların toplamı

    (örnek: İstanbul bir küll-ü zi'l cüzdür. Çunku parçaların bütünüdür, fakat parçaları İstanbul ile ortak özellik taşımaz. İstanbul'daki bir ev İstanbul değildir. Nil'in bir parça suyu, Nil de-ğildir. "kelime" sözünün "k" si kelime değildir. Kendi başlarına mânaları yoktur, bütunün må

    nasına vasıta olurlar. bk. külli-i zi'l cüz'iayat.) küllü zû ecza كل ذو اجزاء : )bk. küllü zilcüz'(

    küllen : bütün olarak

    külli (y( 1 : كليه.bütüne ait, bütünle ilgili 2.genel, kapsayıcı, sınırlanmamış, geniş 3.çok

    miktarda 4.tam 5.fertler veya ortak özellik-li elemanlardan meydana gelmiş bütünlük, yanî cüzilerden meydana gelmiş birlik, bü-tünlük (cins, sınıf, nev'(tür), âlem gibi; ma-tematikte cümle, küme gibi; mantıkta terim, kavram gibi; cüz'îlerden meydana gelen külli, cüzilerin månevi kişiliği gibidir; cüziler tek tek kendi mânalarına sahiptir. Cüz'ler gibi tek başlarına alındıklarında mānasız değildir. Bir cüz'i, bir ferttir. Bir cüz'î, bazen cüz'lerin (parçaların) birleşmesinden meydana gelmiş bir küll (bütün) olabilir. İnsanlık âlemi külli bir varlıktır. İnsanlar bu külliyi meydana ge-tiren cüz'îlerdir. Ama her insan aynı zaman-da bir külldür; bir bütündür. Çünkü, insan parçaların (cüz'lerin) birleşmesinden mey-dana gelir. İnsanın hiçbir parçası insan değil-dir. Buna karşılık bir küll değil, bir küllî olan insanlık aleminin birer elemanı olan tek tek insanlar (cüz'iler, fertler) insanlık mânasına sahiptirler. Bunun gibi meselâ "tam sayılar" bir küllidir, "5" sayısı bir küllinin elemanı olarak bir cüz'îdir ve tek başına bir mânası vardır ve sayıdır. Bir kitap bir küllidir. Kitap-ta geçen cümleler bu küllinin elemanlarıdır, Cüz'îlerdir. Her cümle de bir külli'idir; cüm-lede geçen tek tek kelimeleri, cümlenin cüz'î-leridir.

    Buna karşılık kelime bir külli değildir, bir külldür; çünkü kelimeyi meydana getiren harflerin hiçbiri, kelimenin taşıdığı mânayı taşımaz, kendi başına mânaları yoktur ... vs. "küll", deyim yerinde ise, müşahhas (somut) bir varlık, yani "parçalar" birliği; külli ise mü-cerret (soyut) bir varlık, fertler birliği; cüz'île-

    YanıtlaSil
  77. 553

    vel ay-

    külli-i arızi

    rin meydana getirdiği mânevi kişiliktir, "şah-siyet-i måneviyedir", cüz'îler âlemidir.)

    koi-ariziکلی عرض ir varlığın temel ve onsuz olamaz özelliği dışında kalan vasıf (ni-telik), (örnek: "uyumak" insanın külli-i arızi-sidir, yani insanı insan yapan temel özellik-lerden biri değildir.)

    külli-i cüzi کلی جزءى :cuz'iler âlemi, cüz'iler olan şeylerin birlik ve bütünlüğü, fertler dün-birliği yahut bütünlüğü; tek başlarına mânalı

    yası külli-izati كلى ذاتي : bir varlığı tarif etmeye ya-rayan temel özellik(örnek. düşünmek ve ko-nuşmak insanın külli-i zâtisidir. Bu özellikle-ri taşımayan bir canlıya insan denmez)

    külli-i zi-l cüz'layat كلى ذى الجزئيات : cüziler âle-mi, cüz'îlerin birliği ve bütünlüğü; tek başla-rına mânaları bulunan şeylerin ortak dünya-sı, ortak bütünlüğü, fertler birliği, elemanlar birliği

    külli-i cüziyet كلئ جزئیت : )bk. külli-izi-l cüz'i-yat)

    küllileştirmek كليلشدرمك : genelleştirmek

    küllileşmek كليلشمك :

    genelleşmek

    külliyat 1: كليات.bir yazarın bütün eserleri 2.bir konu veya bir alanla ilgili bütün eserler, bir kitap takımı, kitap serisi 3.bir şeyin bütü-nü, tamamı, hepsi

    külliyat-i ef'al كليات افعال : işlerin ve faaliyetle-

    rin bütünü

    külliyatı hakaik كليات حقائق : hakikatler külli-yatı, (Kur'an ve imana ait)bir çok gerçekleri anlatan gerçekler bütünü, gerçekler demeti

    külliyat-ı hamse کلیات خمسه : )man) Aristote-

    les mantığında beş genel kavram (mefhum): "A, B'dir" türünden bir hüküm (önerme, ka-ziye) söylendiğinde "B" külli olur, yanî "A"ya benzer şeylerin dünyasını yahut özelliğini be-lirtir. "B" yerine: 1.cins 2.tür 3.ayırım 4.âraz (temel olmayan nitelik) gelir. [örnek: 1.Ali bir insandır ("insan", Ali'nin cinsidir, yani Ali in-san cinsindendir) 2. Ali, beyaz tenlidir ("beyaz tenli"lik Ali'nin türüdür) 3.Ali, Müslümandır 'Müslümanlık' Ali için bir "ayırım"dır, yani beyaz tenliler içinde Müslüman olanları ayı-ran bir özelliktir) 4.hassa (özellik, nitelik) Ali, okumayı seven bir müslümandır ("okumayı sevmek" Ali'nin bir özelliğidir) 5.Ali okumayı seven genç bir müslümandır ("genç olmak", "âraz"dır; yani temelli bir özellik değil, geçici

    YanıtlaSil
  78. 553

    külliyet-i kudsiye

    bir özelliktir.) Bir tarif yapılırken bu şekilde beş külli kavramdan en az üçü (cins, tür, ay-rım)kullanılır. Ali, beyaz tenli, müslüman, okumayı seven, genç bir insandır. ("insan": "cins": "beyaz tenli": "tür": "müslüman" "ay-rım": "okumayı seven": "özellik";) "genç" olma özelliğ gibi geçici özellikler ilmi bir tarifte kul-lanılması gerekmez.]

    külliyat-ı ilmiye كليات علميه : ilmi külliyat, ilmi

    eserler serisi

    külliyat-ı kâinat كليات كائنات : kainat varlıkları-

    nın bütünü

    külliyat-ı Nur (iye كليات نوريه Risale-i Nur kül-liyatı, Risale-i Nur adlı kitaplar serisi

    külliyatı şuun کلیات شون :ive faaliyetlerin hepsi, bütün işler

    külliyat-ı sıfat كليات صفات : )Allah'a ait) son-suz sıfatların bütünü

    külliyat-ı umur کلیات امور : )Allah'a cc ait)iş ve faaliyetlerin hepsi, bütün işler ve hususlar

    külliyen: tamamen, bütünüyle

    külliyet کلیت : genellik 2.çokluk, sayıca veya miktarca çokluk 3.belirli şartlara ve sınırlara bağlı kalmazlık 4.bütünlük 5.küllilik, fert-lerin tümünü kapsama, kapsayıcılık, kuşa-tıcılık 6. bir hükmün veya kavramın "her", "bütün", "hiçbir" sözleriyle genel şekilde ifa-desi (hiçbir suç cezasız kalmaz, her mü'minin kalbinde bir nur vardır, gibi bu hükümler bu örneklerde külliyetle ifade edilmiştir.)

    külliyet-i ef'al كليت افعال : )Allah'a cait) geniş

    kapsamlı iş ve faaliyetler

    külliyet-i harika کلیت خارقه : )Kur'an'a'a ait( hârika külliyet, olağanüstü, kapsayıcılık, Kur'an'daki mânâların, bütün çağları ve bü-tün insan tabakalarını olağanüstü şekilde kapsayıcı genellikte olması(câmiiyet ve kül-liyet-i hârika: harika câmiiyet ve külliyet, Kur'an'daki mânâların, çeşitli gerçekleri bir-den bütün ihtimalleriyle kendisinde topla-ması (camiiyet) ve bütün çağları ve bütün insan tabakalarını olağan üstü şekilde kapsa-yacak genellikte (külliyette) olmsı)

    külliyet-i kaide کلیت قاعده : kaidenin külliyeti,

    kuralın genelliği

    külliyet-i kudsiye کلیت قدسیه : Allah (cc.) tara-fından verilmiş bir (kudsî) özellik sahibi ola-rak(zaman ve mekân gibi) kayıt ve şartlara ve sınırlanmalar bağlı kalmazlık(külliyet)

    YanıtlaSil
  79. TARINTE BUGUN

    - 1950-Demokrat Parti'nin

    14 Mayıs'taki seçimlerden galibiyetle çıkmasıyla Adnan Menderes başbakan, Celâl Bayar cumhurbaşkanı oldu.

    1960 - Harp okulu talebeleri hükümet aleyhinde yürüyüş yaptı.

    1994 - Hac'da şeytan taşlama sırasında izdiham çıktı: 185 hacı vefat etti.

    MAYIS

    21

    ÇARŞAMBA

    23 1446

    ZİLKA'DE

    RUMI: 8 MAYIS 1441

    HIZIR: 16

    Birbirinize arka çıkmaz

    ve destek olmazsanız, yeryü-zünde ne götürüp ne geti-receğini kestiremeyeceğiniz büyük bir fitne, kargaşa ve büyük bir bozgunculuk patlak verir. (Enfal: 73)

    BİR HADİS

    Ümmetim hakkında kadın ve içkiden daha büyük bir fitneden korkmuyorum.

    (C. Sağîr, No: 3359)

    Kadın, kendi güzelliklerini göstermeye fıtraten çok meyyal olmasından, seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar. Şualar

    Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam Yatsı

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam

    Yatsı

    İmsak

    YanıtlaSil
  80. TAK EB N

    1284 - Nasreddin Hoca'nın vefatı.

    1780 - Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın vefatı.

    1919 - Amasya

    Genelgesi'nin yayınlanması.

    1941 - Almanya SSCB'yi istilâ etmeye başladı.

    HAZİRAN

    22

    PAZARTESİ

    BIR AYET

    O, çok bağışlayan ve çok

    sevendir.

    Büruc Suresi: 14

    BİR HADİS

    Kur'ân'ı seslerinizle süsleyin!

    1448 7 MUHARREM

    RUMI: 9 HAZİRAN 1442 HIZIR: 48

    İnsana verilen bütün cihazât-ı acibe, bu ehemmiyetsiz hayat-ı dünyeviye için değil; belki, pek ehemmiyetli bir hayat-ı bâkiye için verilmişler.

    Sözler

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam

    Yatsı

    03. 48

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    16 33

    20

    09 22

    00

    04

    12 22

    48

    Yatsı

    YanıtlaSil
  81. TARİHTE BUGÜN

    Risale-i Ahmediyye CARD

    -1258-Osmanlı Devleti'nin Kurucusu Osman Bey'in

    doğumu.

    1936 - İtalya, resmen Etiyopya'yı ilhak etti.

    1955 - Batı Almanya, NATO'ya katıldı.

    Veysel Karanî Hazretlerini Anma Haftası.

    9

    PAZARTESİ

    MONDAY

    MAYIS

    MAY

    BİR AYET

    Allah'in kudreti herşeye galiptir ve her işi hikmet iledir.

    Bakara Suresi: 228

    BİR HADİS

    Beni rüyada gören gerçekte görmüştür. Çünkü şeytan benim suretime giremez.

    Biz, hizmetle mükellefiz. Neticeleri ve muvaffakiyet, Cenab-ı Hakk'a aittir.

    Kastamonu Lahikası

    KASIM: 4 - GÜN: 129 KALAN: 236 - GÜN UZA.: 2 DK

    HİCRÎ: 8 ŞEVVAL 1443 - RUMI: 26 NİSAN 1438

    İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam

    10 50 14 40 20:02 21 20

    Yatsı

    YanıtlaSil
  82. 62-

    -ÖLÜM KIYAMET - AHIRET

    Bera bin Azib (r.a.) Allah Taala'nın,

    *(Meleklerin) mü'mine kavuşacakları gün onlara edecekleri sağlık dileği selamdıra (1), sözündeki selâm, ruhunu alırken meleğin ölüye verdiği selâmdır. Binaenaleyh melek, mü'mine karşı azabtan selamette olduğuna dair kendisine te'minat vermedikçe onun canını almaz, derdi.

    Mücahid (r.a.), mü'min kimse muhakkak ruhunun çıkacağı zaman gözünün aydın olması için kendisinden sonra çocuğunun iyi yolda oldu-ğuna dair müjdelenir, derdi.

    Ibni Máce, sahih ve sabit senedle merfu olarak (Ebu Hureyre'den r.a.) rivayet ettiği hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, şöyle buyurmuştur:

    73 Ölümü yaklaşan kimsenin yanında yani canı çıkarken melekler hazır bulunur. Eğer kul İyi (yani mü'min) kimse ise (rahmet)

    mololderi:

    -Ey temiz bedende bulunan temiz ruh, (ibadetle imar edegeldiğin cesedinden) çık. Övülmeye layık olarak çık ve rahmetle, güzel bir rızıkla ve öfkeli olmayan ve razı olan Rabb(a kavuşmakl)a sevin, diye müjde verirler. Artık bu sözler ruha (bedeninden çıkıncaya ve sonra da dünya semasına yükseltilinceye kadar) söylenmekte devam eder durur. Gerekli

    İzin alındıktan sonra ona göklerin kapısı açılır ve:

    Bu kim (in ruhu)dur? diye sorulur. Melekler de: Falanca kimse (nin ruhu)dur, derler. Müteakiben:

    Temiz bedende olan temiz ruh merhaba, sen medhe layık olup (göklere doğru yükselerek ılliyyine gir. Rahatlık ve güzel bir rızık ve öfkeli olmayan hoşnud bir Rabb'a kavuşmakla sevin, denilir. Ve bu söz) ona tâ Aziz ve Celil olan Allah'ın huzurunda duruncaya kadar devam eder durur.

    Eğer ruhu alınan bu kul kötü yani kafir, yahut münafık - kimse ise ona (azab) melekleri tarafından:

    Ey habis bedende olan habis ruh! Murdar olarak ve kerih olarak çık. Ve sen (kendine rızık olarak da) son derece kaynar su ve bedenler-den akan kan, irin ile sevin. O, şekilden başka daha daha diğer nevi (azab)lar da vardır, denilir. Ruh bedenden çıktıktan sonra göğüne yükseltilinceye kadar bu sözler kendisine söyleniimekte devam (dünya)

    eder. Gerekli İzinden sonra gök kapısı açılır ve:

    Bu ruh kimindir? diye sorulur.

    Filanca kimse (nin ruhu)dur, denilir. Bunun üzerine:

    - Murdar cesette olan murdar nefse merhaba yoktur. (Murdar olarak) geri dön, denilir. Çünkü ona gök kapıları açılmaz. Müteakiben o ruh, gökyüzünden bırakılır. Yani düşürülür. Sonra kabrine döner (ek kıyamete kadar aşağıların en aşağısında mahpus olarak kalır) (2).

    Ebu Hureyre (r.a.) şöyle derdi:

    74 Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

    (1) 35 Ahzab: 44. (2) İbni Máce, c. 2/1424

    YanıtlaSil
  83. RUHA GİDECEĞİ YERİN BİLDİRİLMESİ

    63

    «Mü'minin ruhu çıktığı zaman onu iki melek karşılayıp alırlar ve yükseklere götürürler. Gökyüzü ahalisi:

    Yeryüzü tarafından hoş ve güzel bir ruh geldi. Allah sana ve (dünyada iken imar edegeldiğin) cesedine rahmet inzal buyursun, diye dua ederler. Müteakiben onu Aziz ve Celil olan Rabbına götürüp arze derler. Sonra Allah tarafından:

    Bunu, berzah (yani kabir hayatın)ın sonuna (kadar Sidretü'l-Mün-teha'ya) götürün, buyurulur.

    Kâfire gelince, onun ruhu çıktığı zaman sema ahalisi:

    Arz tarafından habis-murlar bir ruh geldi, derler. Yine Allah

    tarafından: Kabirde kalma zamanının sonuna kadar onu siccine götürün, de-nilir (1).

    Hadîsin devamında Ebu Hureyre şöyle demiştir:

    Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hemen üzerinde bulunan ince örtüyü burnuna götürdü ve şöylece kapattı. Yani Resûlullah sahabele-rine meleklerin o murdar ruh (un pis kokusun) dan zarar görmemeleri için burunları üzerine bir şey koymakla nasıl sakındıklarını gösterdi.

    75 Buhari ile Müslim, merfu olarak rivayet ettikleri hadis-i şe-rifte Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyur-muştur:

    «Her kim Allah'a kavuşmayı severse, Allah da ona kavuşmayı se-ver. Her kim de Allah'a kavuşmayı hoş görmezse, Allah da ona kavuş maktan hoşlanmaz. Ben (Hz. Aişe r. anha):

    Ey Allah'ın peygamberi. Bu, ölümden hoşlanmamak mıdır? Öyle ise bizler hepimiz ölümü kerih görür, hoşlanmayız, dedim. Bunun üze-rine Resûlullah:

    Bu sizin bildiğiniz gibi değil, lakin şöyledir: Ölüm hali gelince mü'min Allah'ın rahmeti, (Allah'ın kendisinden) hoşnutluğu, cenneti ile ikramı kendisine müjde edildiği zaman o kula önündeki nimetlerden kendisine daha sevimli hiçbir şey olmaz da o zaman mü'min kul, Allah'a kavuşmayı sever. Allah da ona kavuşmayı sever.

    Kâfir ise ölüm hali kendisine gelince Allah'ın azabı ve hoşnutsuzlu-ğu ile müjdelendiği zaman, önünde kendisine bundan daha kötü bir şey olmaz da, bundan dolayı Allah'a kavuşmayı istemez, Allah da ona ka-vuşmayı kerih görüp istemez», buyurdu (2).

    76 Bir başka rivayetteki hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem sallalla-hu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

    «Fakat göz belerdiği, göğüs çıkıp indiği, derinin kılları diken diken olduğu ve parmaklar yumulduğu zaman işte ölümə hazırlanan kimsede

    (1) Sahih-i Müslim, c. 4/2202. (2) Ibni Mace: 2/1425. Sahih-i Buhari: 7/191, S. Müslim: 4/2065,

    YanıtlaSil
  84. 282

    İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X

    makların boğumlarına başvurulması da, böyledir (538). Namazın sonunda okunan Tesbihlerin sayısını unutmamak için par-

    Hz. İbrahim Aleyhisselâm, Kábe'nin duvarlarını yükseltip «Ey Rab-bımız! İbâdet edeceğimiz yerleri, hac amellerini bize göster, öğret!» di. ye dua ettiği zaman (539), Cebrail Aleyhisselâm geldi. «Kâbe'yi, tavaf

    et! dedi.

    Hz. İbrahim ile Hz. İsmail, Kåbe'yi, yedi kerre tavaf ve Hacerüles. ved'i İstilam ettiler.

    Makam-ı İbrahim arkasında iki rekât namaz kıldılar.

    Cebrail Aleyhisselâm, Safâ ve Merve'den başlayarak bütün hac iba-detlerini ve yerlerini gösterdi (540).

    Safâ ile Merve için İşte, bu, Allâhın Şeâir'indendir. dedi (541). O sırada Şeytan, Safâ yanında koşmağa başladı.

    Hz. İbrahim de, yarışmağa başladı542).

    Sonra, Cebrail Aleyhisselâm, Hz. İbrahim Aleyhisselâmı alıp Mi-na'ya götürdü.

    di (543).

    «Burası, Mina'dır. Halkın, hayvanlarını ındırdıkları yerdir. de-

    Akabe Cemresine uğradıkları zaman, Şeytan, Akabe Cemresinin yanında Hz. İbrahim'e göründü (544).

    Cebrail Aleyhisselâm Tekbir getir! (545) ve taş at onal de-di (546).

    Hz. İbrahim, küçük çakıllardan, ona yedi taş attı.

    Şeytan, gayboldu (547).

    Bundan sonra, Şeytan, Orta, İkinci Cemre'nin yanında tekrar gö-

    ründü (548).

    (538) Bedrüddin'ül'Aynl-Umdetulkari c. 10 s. 88

    (539) Bakare: 128

    (540) Ezraki-Ahbaru Mekke c. 1, s. 66-67, Yakut-Mucemülbüldan c. 4, 3, 465 (541) Ezraki-Ahbaru Mekke c. I, s. 69

    (

    ( 542) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 5, 5, 297

    543) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 297-298, Heysemi Mecmauzzevaid c. 3, s. 259 ( 544) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 297, Ezraki-Ahbaru Mekke c. I, 5, 67, Ha-

    kim-Müstedrek c. I, 5, 466, Yakut-Mucemülbüldan c, 4, 5, 465, Heysemi-

    (545

    Mecmauzzevaid c. 3, 8. 259 ) Ezraki-Ahbaru Mekke c, I, s, 69

    (546) Ezraki-Ahbaru Mekke c. I, s, 67, Yakut-Mucemülbüldan 3, 4, 5. 465 (547) Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 5, s. 297, 306, Ezraki-Ahbaru Mekke c. I.

    5, 67, Håkim-Müstedrek e, I, s. 406, Heysemi-Mecmauzzevaid e, 3, 5, 259 (548) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 5, 5, 306, Ezraki-Ahbaru Mekke c, I, s. 67, Håkim-Müstedrek c. 1, s. 466, Yalcut-Mucemülbüldan e, 4, s. 465, Heyseml-

    Mecmauzzevaid c. 3, s. 259

    YanıtlaSil
  85. PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI

    283

    Cebrail Aleyhisselâm, İbrahim Aleyhisselâm'a «Tekbir getir! (549)

    Taş at ona!» dedi (550). Hz. İbrahim, Şeytan'a, küçük çakıllardan yedi taş attı.

    Şeytan, gayboldu. Şeytan, üçüncü, son ve aşağı Cemrenin yanında (551) tekrar gö-

    ründü (552). Cebrail, Hz. İbrahim'e «Tekbir gelir! (553) Taş at onals dedi. (554) Hz. İbrahim, ona, fiske taşları gibi yedi taş daha attı (555). Şeytan, yine gayboldu (556).

    Hz. İbrahim'e Diğer Hac Amellerinin ve Yerlerinin Gösterilmesi ve Insanları Hacca Davet Ettirilmesi:

    Cebrail Aleyhisselâm, Hz. İbrahim'i Müzdelife'ye götürdü. «Burası, Meş'ar-ı Haram'dır." dedi (557).

    Daha sonra, Onu, Arafat'a kadar götürdü (558 ).

    Böylece, Ona hac amellerini ve yerlerini öğretip (559) üç kerre Sana gösterdiğim şeyleri (560), hac ibadetlerini ve yerlerini (561), iyice öğrendin mi? diye sordu.

    Hz. İbrahim Evet!» dedi (562).

    Bunun üzerine, Hz. İbrahim'e, İnsanlara haccı ilan etmesi emr

    olundu (563).

    (549) Ezrakl-Ahbaru Mekke c. 1, 8, 69

    (550) Ezraki-Ahbaru Mekke e, I, 5, 67, Yakut-Mucemülbüldan c. 4, 5, 465 (551) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 5, 5, 306, Ezrakl-Ahbaru Mekke e. 1, 3, 67, Häkim-Müstedrek e, I s. 466, Yakut-Mucemülbüldan e, 4, 5, 465, Неузеті

    Mecmauzzevaid c. 3, s. 259 (552) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 5, 5, 306, Ezrakl-Ahbaru Mekke c. 1, к. 67, Hakim-Müstedrek c. 1, s, 465, Yakut-Mucemülbüldan e, 4, 8, 465

    ( 553) Ezraki-Ahbaru Mekke e, 1, s. 69 (554) Ezrakl-Ahbaru Mekke c. 1, s. 67, Yakut-Mucemülbüldan c. 4, 5, 465 (555) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 5, 8, 306, Ezrakl-Ahbaru Mekke e, I, s, 67,

    (Hâkim-Müstedrek c. I, s, 466, Yakut-Mucem, c, 4, 8, 465, Heysemi-Mecma с. 3, 5, 259

    (756) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 5, 8, 306, Ezraki-Ahbaru Mekke e, 1, 8, 67 Hâkim-Müstedrek e, 1, 5, 466, Heysemi-Mecmauzzevaid c, 3, s. 250 (

    357), Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 5, s, 298, Heysemi-Mecmauzzovald c, 3, 5, 259 ( 558) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 5, 5, 298, Ezrakl-Ahbaru Mekke c. 1, s. 67, Hey-

    semi-Mecmauzzevaid c. 3, 8, 259, Yakut-Mucemülbüldan e, 4, 5, 465

    ( 550) Ezraki-Abbaru Mekke c. I, 5, 67, Yakut-Mucemülbüldan c. 4, 8, 405 ( 560) Ezraki-Ahbaru Mekke

    c. I, . 69 (561) Ezraki-Ahbaru Mekke c, I, s, 67, Yakut-Mucemülbüldan e, 4, 5, 465 (562) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 298, Ezraki-Ahbaru Mekke e, 1, 3, 67, 69,

    (563) Hacc: 27

    Yakut-Mucemülbüldan e. 4, s. 465

    YanıtlaSil
  86. سوره نفره (۳۹)

    درونی نقطه ) عالم كون تك ريوز و رحمت ،دگل، بن حوقه عمومی بوزار و مختلف مهروس وفائده لرى تأمن المدن كرناه عمومی و متداخل یعنی روی خنده جهتار واردر و استفاده بوللرينك ده انواعاً ديو دريو طريقرى وارد مثلا سنك كوزل بر با عجرك وارد او لا برجهندن سنك استفاده که تخصص الد بلد يكى والده، ديكرى جهندن ده خلفی فائده الندار حسنہ ولوز للكنه هر باقان ، ذوق إلى إنشراح بيدا ايدر بونده به مانع مثلا او با غيرتك .

    يوقدر.

    كذلك، انسانك بشى ظاهرى بشى باطنى اولعه اوزره اون دانه حاشر ی، یعنی دویفوسی واردر انسان بود و يغولريله وكذا جميله، روحيله، قلبهار دندان هر جزوندن استفاده ایده برابری

    مانع يوقدر.

    ( تشنجی نقطه) بو آیتانه دیگر بعض آینه کردن آنلا شیال بیور که بویون دینا انا امیون دارا باشد. و یا رادیلینده ده، انسانك استفاده ی علم غائيه اولار مه نظره الیبخشد. مالبو که ارضد مه یان میوان اولان (زحل ) ثه، مثلا بشرى فائده لنديون ، بالكن زينتی و ضعیف بر ضیا سیدر. بو جزوی فائده

    ایچون نه صور تله بشروط عله غنائيه اولور ؟

    الجواب ] بر فائده في تعقيب ايدن آدم بتون فكريني، خیالنی او فائده به حصر ایدر . و اوندن ما عدا بر شیشه با قماز و هر شيشه کندی حسابنه باقار . كيمر في نظره آلماز، حتی کندیسنی علم غائيه ظهر ایدر بناء عليه، بوكي آدم قارشو مقام امتزانده سويلنيل او كي كلا م رده مبالغه يو قدر اون يطر له حكمتار ايجون يارا ديلان زملك هر بر حكمتنده بیطار له جهتار و هر بر جهتندن مقاله استفاده ايد نار بولوند یفی حالده، خلقتنده او آدمك استفاده ی علم غائيه من به جزء اولارق دو شو نو لمشدر دینیای سه نه مانعی دار. چونکه عله غائية، دائما بسيط بر شیدن عبارت دیگلور.

    التنجي نقطه ) امام علينك [ وَ تَزْعُمُ أَنَّكَ حَرْمٌ صَغِيرٌ وَفِيكَ انْطَوَى الْعَالَم الأكبر ) امر ايديكي بي. انامه کوچک بر جسم ایسه ده، بیون عالمی اینه آلا جعه قدر بیو کد.. اویله ایسه انسانك جزوی استفاده می

    کالی اولور اویله ايه عبثيت يوقدر.

    YanıtlaSil
  87. عبثيت

    Abesiyet: Fáidesizlik

    باطني

    Batini: İce ait

    بَشَرْ

    Beşer: İnsan

    بِنَاءٌ عَلَيْهِ

    Binaenaleyh: Bunun üzerine

    جِهَتْ

    Cihet: Yön

    انواعاً

    Envaen: Tür, çeşit olarak

    حصر

    Hasr: Mahsús kılma

    حاشه

    Hasse: Duygu

    خِلْقَتْ

    Hilkat: Yaratılış

    حُسْن

    Hüsün Güzellik

    عِلَّهُ غَائِهِ

    İlle-i gaiye: Asıl gaye

    انشراح

    İnşirah: Ferahlık

    كلام

    Kelâm: Söz

    كثرت

    Kesret: Çokluk

    كذلك

    Kezalik: Bunun gibi

    ماعدا

    Maada: Başka

    مَقَامِ امْتِنَانْ

    Makam-ı imtinân: Ni'meti

    hatırlatma makamı

    مبالغه

    Mübalağa: Abartma

    متداخل

    Mütedahil: İç içe geçen

    نَظَرْ

    Nazar: Dikkate alma

    پیدا

    Peyda: Hazır

    تخصيص

    Tahsis: Hususi kılma

    YanıtlaSil
  88. 217 a 29

    Dördüncü Nokta: Álem için tek bir yüz ve bir cihet değil, pek çok uműmi yüzler ve muhtelif vecihler vardu Ve faideleri temin eden kesretle umûmi ve mutedahil, yani birbiri içinde cihetler vardır. Ve istifade yollarının da enväen türlü türlü tarikleri vardır. Mesela senin güzel bir bahçen vardır. O bahçe bir cihetten senin istifadene tahsis edildiği halde,

    Mesela o bahçenin hüsnüne ve güzelliğine her bakan diğer bir cihetten de halkı fåidelendirir. bir zevk alır, bir insirah peyda eder. Bunda bir mâni yoktur.

    Kezalik, insanın besi zahiri, besi batini olmak üzere on tane hâssası, yani duygusu vardır. İnsan bu duygularıyla ve kezå cismiyle, ruhuyla, kalbiyle dünyanın her cüz'ünden istifade edebilir. Mâni yoktur.

    Beşinci Nokta: Bu âyetle diğer bazı âyetlerden

    anlaşılıyor ki, bu büyük dünya insan için yaratılmıştır. Ve yaratılışında da, insanın istifadesi ille-i gáiye olarak nazara alınmıştır. Halbuki arzdan pek büyük olan Zühal'in, meselâ beşeri fâidelendiren, yalnız ziyneti ve zayıf bir ziyasıdır. Bu cüz'î fäide için ne suretle beşer ona

    ille-i găiye olur?

    Elcevab: Bir fâideyi ta'kib eden adam, bütün fikrini, hayalini o fåideye hasreder. Ve ondan måadă bir şeye bakmaz. Ve her şeye kendi hesabına bakar. Kimseyi nazara almaz. Hatta kendisini ille-i gäiye zanneder. Binåenaleyh, bu gibi adama karşı makam-ı imtinånda söylenilen o gibi kelâmlarda mübålağa yoktur. Evet, binlerle hikmetler için yaratılan Zühal'in her bir hik-metinde binlerle cihetler ve her bir cihetinden binlerle istifade edenler bulunduğu halde, "Hilkatinde o adamın istifâdesi ille-i gāiyeden bir cüz' olarak düşünülmüştür" denilirse ne mânii var. Çünki ille-i gāiye, dâimâ basit bir şeyden ibaret değildir.

    Altıncı Nokta: İmâm-1 Ali'nin ()

    ,emrettiği gibi و أنك جود صغير وفيك انطوى العالم الأكبر insan küçük bir cisim ise de, büyük âlemi içine alacak kadar büyüktür. Öyle ise insanın cüzi istifadesi külli olur. Öyle ise abesiyet yoktur.

    ال

    YanıtlaSil
  89. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    شوا الرحيم

    السلام مقطعين مقيعي رؤسهم لا يولد التهم من والدتهم هواء . والدر الناس يوم اليهم الحال فتقول الذين ظلموا ربنا الحزن إلى اخل المريوم دعوتك وتتبع الرسل أولم تكونوا المسلم من التور ما لَكُمْ مِنْ زَوال وسكنتم في مساكن الدين المُسْهُمْ وَتَبَيَّنَ لَكُمْ كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ وَطَرْنَا لعن الأمثال . وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِندَ الله مكار وَإِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الجِبَالُ . الا الحل الله مخلف وَعْدِهِ رُسُلَةٌ إِنَّ اللهَ عَزِيزٌ ذُو انتقام . يَوْمَ تُبَدِّلُ الْأَرْضُ غَيْرَ الْأَرْضِ وَالسَّمَوَاتُ وَبَرَزُوا الله الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ وَتَرَى الْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍ مطربين في الأصفاد سَرَابِيلُهُمْ مِنْ قَطِرَانٍ وَتَغْشَى وُجُوهَهُمْ النار لِيَجْزى الله كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ إلى الله سريع الحِسَابِ . هَذَا بَلَاغُ لِلنَّاسِ وَلِيُنْذَرُوا بها وَلِيَعْلَمُوا أَنَّمَا هُوَ إِلَهُ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ أُولُوا الْأَلْبَابِ .

    سورنا الهم

    وَانْذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَأْتِيهِمُ الْعَذَابُ فَيَقُولُ الَّذِينَ ظَلَمُوا رَبَّنَا آخِرْنَا إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ تُجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلُ أَوَلَمْ تَكُونُوا أَقْسَمْتُمْ مِنْ قَبْلُ مَا لَكُمْ مِنْ زَوَالٍ .

    "Kendilerine azabın gelip de zalimlerin, 'Ey Rabbimiz! Yakın bir müddete kadar bize süre ver de senin davetine uyalım ve peygamberlere tabi olalım' diyecekleri gün hakkında insanları uyar. (O gün onlara denilir ki:) 'Daha önce, siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?",

    (Ibrahim, 14/44)

    Meshaf sayfa no: 260

    Hafızlık sayfa no: 13. Cüz/1. Sayfa

    SON PİŞMANLIK FAYDA VERMEZ.

    BİLGİ:

    Bu dünyada Allah'ın birliğini, ahireti ve hesabı inkâr ederek kendilerine zulme-denler ahiret azabını gördüklerinde yaptıklarına pişman olacaklar ve hakkıyla kulluk edebilmek için dünyaya tekrar dönmek isteyeceklerdir. Ancak onların bu istekleri kabul edilmeyecektir. Allah onların bu isteklerini, "Siz, böyle bir sonun olduğunu inkâr etmiyor muydunuz?" diyerek reddedecektir. Allah'ın çağrısına kulak vermeyen kimselerin ahiretteki durumu ne kötüdür!

    MESAJ:

    1. Zalimlerin düştüğü kötü duruma düşmemek için dünyada iken ahiret ha-yatına hazırlık yapmak gerekir.

    2. İslam'ın emir ve yasaklarına uymayan insan, zulm etmiş ve böylece zâlim olmuş olur.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Zevål: Yok olma, ortadan kalkma.

    Karib: Yakın.

    YanıtlaSil
  90. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    الجزء الرابع على

    سورة الحفر ماكنة وهي اع والتسعون أنا

    م الله الرحمن الرحيم

    إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ .

    " Kesin olarak bilesiniz ki bu kitabı kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz.99

    (Ніст, 15/9)



    ن الزيلك أيات الكتاب والمُرْآنِ مُبِينٍ رُبَّمَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا لو كانوا مسلمينَ ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا وَيَامَاعُوا وَيُلْهِهِمُ الْأَمَل سُوفَ يَعْلَمُونَ وَمَا أَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ معلوم ما السبق مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ وَقَالُوا يا أَيُّهَا الذي نزل عَلَيْهِ الذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْلُونَ لَوْ مَا تَأْتِينَا بالمليكة إن كنتَ مِنَ الصَّادِقِينَ . مَا نُنَزِّلُ الْمَليكة الا بالمحلِي وَمَا كَانُوا إِذَا مُنظَرِينَ إِنَّا نَحْنُ نَزَلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ المحافِظُونَ وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ فِي شِيعِ الْأَوَّلِينَ وَمَا يَأْتِيهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُنَ كَذَلِكَ لسلكه في قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِهِ وَقَدْ خَلَتْ سُلْهُ الْأَوَّلِينَ وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا مِنَ السَّمَاءِ فَظَلُّوا فِيهِ يَعْرُجُونَ . لقَالُوا إِنَّمَا سُكِرَتْ أَبْصَارُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَ .

    Mushaf sayfa no: 261

    Hafızlık sayfa no: 14. Cüz/20. Sayfa

    HAFIZLIK: KUR'AN'I KORUMA GÖREVİ

    BİLGİ

    Şu zamanda, Allah'tan geldiği şekliyle korunabilmiş tek kutsal metin Kur'an'dır. Yüce Allah, Kur'an'ı her türlü eksilme, değiştirilme, kaybolma, unutulma gibi afetlerden koruyacağını bildirmiştir. Böylece Kur'an eski kutsal kitapların başına gelen tahrif tehlikesinden korunmuştur. Kur'an'ın bozulmadan ve değiştirilmeden günümüze kadar gelmesi, onun Allah katından geldiğinin en büyük delilidir. Kur'an'ın korunacağını bizzat Allah Teâla haber vermiştir.

    MESAJ

    1. Kur'an, Allah Teâla'nın koruması altındadır.

    2. Kur'an'ın hem lafzının hafızı hem de manasının âmili olmak bir Müslüman için en büyük şereftir.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Zikir: Allah'ı tekbir, tehlil, tesbihle anmak; Kur'an'ın isimlerinden biri.

    Hafız: Koruyan, Kur'an-ı Kerim'i ezberleyen kişi.

    261

    YanıtlaSil
  91. di. Evladlarına ve kumandanlarına, Orhan Gâzî'ye itaat edip, O'na bey'at etmelerini emretti. Ardından Orhan Gazî'ye, Osmanlı Devleti'nin temel har-cı mahiyetindeki şu vasıyet ile son îkâzlarını yaptı:

    "Oğull Biricik vasiyetim şudur ki, Allâh buyruğundan başka bir iş işle-me! Bilmediğini ehlinden sorup öğren! İyice öğrenmediğin bir şeyi yapma ya kalkışma! Askerlerine in'âm ve ihsânını eksik eyleme! Bil ki insan, ih-sânın kuludur.

    Oğul! Dîn işlerini her şeyden öne all Çünkü bir farzın yerine getiril-mesini sağlamak, dîn ve devletin güçlenmesine sebep olur! Bunun için ulemâya hürmette ve onların hakkına riâyette kusûr etme ki, şerîat işleri düzgün yürüsün!

    Nerede bir ilim ehli duyarsan, ona rağbet et; ikbâl ve yumuşaklık gös-ter! Ancak dînî gayreti olmayanları, sefih hayat yaşayanları ve tecrü-be edilmeyen kimseleri, sakın devlet işine yaklaştırma! Zirâ yarada-nından korkmayan, yaradılanlara merhamet etmez!

    Zulüm ve bid'atlerden son derece uzak dur ki, seni yıkılışa sürükle-mesin!..

    Bil ki bizim mesleğimiz, Allâh yoludur ve maksadımız da O'nun dînini yaymaktır.

    Bizim dâvâmız, kuru bir kavga ve cihangirlik dâvâsı değil, "i'lâ-yı keli-metullah"dır, yâni Allah'ın dinini yüceltmekdir!. Cihâdı terketmeyerek rû-humu şad et!..

    Oğul! Benim hânedânımdan her kim doğru yoldan ve adâletten ayrı-lırsa, mahşer günü Peygamberimiz -sallallâhü aleyhi ve sellem-'in şefâ-atinden mahrûm kalsın!..

    Oğul! Allâh -celle celâlühû- rızâsı için devlet hizmetlerinde ömrünü tüketen sådık adamlarına dâimâ vefâkâr ol! Onları gözet! Vefatlarından sonra da onların ailelerini koru!.

    Devlete mânen güç veren fazilet sahibi sâlih âlimlere hürmet, ik-râm ve ihsânda bulun. Diğer bir ülkede olgun bir âlimin, bir ârifin, bir velinin bulunduğunu duyarsan, onu nezaket ve tâzimle memleke-tine dâvet et! Dîn ve devlet işleri, onların bereket ve himmetleri ile istikâmetlensin!

    34

    YanıtlaSil
  92. Sakın orduna ve zenginliğine mağrûr olma! Benim şu hâlimden ibret al ki, şu anda güçsüz bir karınca gibiyim. Hiç lâyık olmadan, Allâh -celle celâlühů-'nun birçok lutuflarına mazhar oldum!..

    Sen de benim yolumdan yürü!. Allah'ın ve kullarının hakkını gözet! Beytülmaldeki gelirin ile kanâat et! Devletin zarûrî ihtiyaçlarının dışında sarfiyatta bulunma! Senden sonra gelecek nesil, seni kendilerine örnek alsın! Zulme meydan verme! Dâimâ adâlet ve insaf üzere oll Her türlü işinde Allâh'a sığın, O'ndan yardım iste ve O'na ilticâ et!."

    Bu sözlerle de bizzat Osman Gâzî tarafından beyliğin başına getiril-diği tekrar te'yîd edilen Orhan Gâzî, babasının vefatından sonra riyâset yükünün ağır mes'ûliyetinin idrāki ile büyük bir asâlet ve nezâket göstere-rek onu ağabeyi Alaaddîn'e teklif etti:

    "-Babamın bıraktığı tahta buyur sen otur!.." dedi.

    Târihte eşine çok ender rastlanan bu tahta dâvet teklifi üzerine ağa-beyi Alaaddîn de, kendisinin almış olduğu mânevî ve yüce terbiye îcâbı gerçeği takdir ederek:

    "-Hayır! Cennet-mekân babamız bu vazîfeyi sana tevdî buyurdu. Onun duâ ve himmetleri senin üzerindedir. O, kendi zamanında seni nasıl askerin başına serdar yaptıysa, şimdi dahî aynı vazîfe senindir; beylik sana yaraşır..." dedi.

    Yukarıda zikredilen Osman Gâzî'nin oğluna vasıyeti, 620 senelik ci-han-şümül bir devletin âdetâ anayasası olmuştur.

    Orhan Gâzî, babasının bu yüce nasîhatlerini bir hayat düstūru olarak dâimâ can u gönülden tatbik etmiştir. Bunun bir bereketi olarak da, kendi-sine, babasının bıraktığı vatan topraklarını altı kat genişletmek, yâni 16.000 km²'den otuz üç yıllık pâdişâhlık müddeti sonunda 95.000 km²'ye ulaştırmak nasîb olmuştur.

    Diğer taraftan Orhan Gâzî, bir Osmanlı sultanı ile Bizans imparatoru-nun karşı karşıya geldiği ilk harbi yapmış ve imparatoru açık bir şekilde mağlûb etmiştir. Adına Palekanon savaşı denilen bu harpten sonra Bi-

    35

    YanıtlaSil
  93. külliyet-i zåt

    kürsi (kürsü)

    külliyet-i zat کلیت ذات : zatın bütünü bütün

    benlik

    554

    külliyet-ül hukuk كليت الحقوق : genel hukuk

    külliyetle bütünüyle 2.bütünlükle 3.söz konusu bütün fertleri kapsayacak şekil de 4.çoklukla

    külliyetli کیتلی : bol, çok, çok miktarda

    külliyyen كلياً :bk. külliyen(

    küllük 1 : كلك.bütünlük 2.genellik 3.kuşatıcı-lık 4.belli şartlar ve sınırlara bağlı kalmazlık

    kültür 1 : كولتور.geniş bilgi; bilgi 2.insan zekâ-sı ve emeğinin ürünü olan toplumun ortak değer ve eserleri. (kültürün iki şekli;1.maddi kültür 2.månevi kültür)

    küme 1 : کومه.kütle 2.yığın 3.öbek 4.grup, top-luluk

    kümmelin كلين : kamil insanlar; ilim, iman, ahlâk ve güzel vasıflar bakımından üstün ve olgun olan büyük zätlar (kimseler)

    kümmelin-i evliya evliyanın (er-mişlerin) en üstün ve olgunluk derecesinde olanlar

    kün كن : )Arapçada) "ol" emri (Allah'ın (c.c.) bir şeyin olması için "kün" emri vermesiyle o şey olur)(bk. Kur'an, 36;82)

    künfeyekün كن فيكون : "Kün feyekûn" (bk. emr-i kün feyekûn)

    küngan كنكان : künk, pişmiş toprak veya çi mentodan yapılmış su borusu

    künh کنه : mahiyet, öz, asıl, temel

    künh-ü azamet کنه عظمت : )Allah'a (c.c.) mah-sus) büyüklüğün aslı, özü, mâhiyeti

    künh-ü ceberut کنه جبروت : )Allah'a (c.c.) sus) büyüklüğün ve sonsuz gücün aslı, özü, mâhiyeti

    künü efal کنه افعال : )Allah'a (c.c.) mahsus) işlerin aslı, özü, mâhiyeti

    künh ü keyfiyet کنه و کیفیت : künh ve keyfiyet; asıl, öz, mâhiyet(künh) ve nasıl olduğu konu-su (keyfiyet)

    künnes كنس : )Ar.)gündüz gizlenen ve gece görünen gezegenler ve yıldızlar(bk. Kur'an;81/15, 16)

    künuz كنوز : hazineler; defineler

    künuz-u esma-i İlahiye كنوز اسماء إلهيه : Allah'ın (c.c.) mübarek isimlerindeki hazineler, (mec.) Allah'ın(c.c.) mübarek isimlerinin mânaları

    lileri) ve bunların kendini gösterme şekilleri(tece).

    künuz-u hafive-i esma-i Ilahive كنوز خفة اسماء

    الهيه: Allah'ın (c.c.) mübarek isimlerindeki gizli hazineler.. (mec.)Allah'ın (c.c.) mübarek isimlerinin mânaları ve bunların kendini gös terme şekilleri(tecellileri)

    künuz-u mahfiye کنوز مخفیه : gizli hazineler

    zineler

    künuz-u mütenevvia كنوز متنوعه : çeşit çeşit ha-

    künye 1 : كنيه.kimlik bilgisi 2.unvan, sıfat, ad

    kürdi کردی : Kürt Kürt halkından

    Kürdistan کردستان : Kürtlerin yaşadığı bölge

    Küre کوره : Kastamonu-İnebolu yolu üzerinde, denize yaklaşık 25 km. mesafede, Kastamo-nu'ya bağlı bir ilçe

    küre 1 : کره.)geo)dairenin bir çapı etrafında dönüşü ile meydana gelen geometrik şekil 2.dünya

    küre-i Arziye( کره ارضيه : Yerküre küre şeklin-

    de olan dünya

    küre-i hava (iye( کره هوائيه : Dünya'yı saran hava küresi, hava tabakası, atmosfer

    küre-i uhra کره اخرى : başka küre, uzayda küre

    şeklinde başka dünya

    kürei zemin کره زمین : Yerküre küre şeklinde

    olan Dünya

    kürevi کروی : küre şeklinde, yuvarlak

    küreviyet کرویت : yuvarlaklık, küre şeklinde olma

    küreviyet-i Arz كروية ارض : Yerin (Dünya'nın(

    yuvarlaklığı

    mahküreyvat كروات : küreyveler, küçücük küre-cikler, küre şeklinde kan hücreleri

    roplara karşı vücudu koruyan kan hücreleri küreyvat-ı beyza كريوات بيضاء : akyuvarlar, mik-

    küreyvat-ı hamra كريوات حمراء : alyuvarlar,

    küçücük yuvarlaklara benzeyen, nefesle ak-ciğerden veya deri yoluyla havadan oksijen gazını alıp dokulara taşıyan; dokularda ok-meydana gelen karbondioksit gazını (nefesle sijenle birleşen besinlerin yanması sonucu dışarıya atılmak üzere) akciğere getiren kan hücreleri

    küreyati hamra ve beyza کریوات حمراء و بيضاء : kandaki ak ve alyuvarlar. (bk. küreyvat-1

    hamra, küreyvat-ı beyza.)

    kürsi (kürsü( 1 : کرسی.taht 2. (mec.) iktidar,

    YanıtlaSil
  94. XXX

    XX

    558

    kötüb- sahiha

    nyakkan hadiserta. Peygamberin selerini)

    Demak makam

    کرستی artmak, kırılmak, gizem

    کردریت tendirmek, gocend yeperare hale getirmek, darıtmak

    10 كموال tutulmam, Ay'in Dun le Gtones aranna girerek Gunesin kasmen tamamen görünmesine engel olma Ducerinde grilge yapmam 2.(mec.) erytheki englemme, günden düşme, 10( gtrip perdelenme, gerçekleri göre e4mer) kararma

    کس biraz fazla 2.hir tamın hörünün kaçtık parçaları kesirler, ar tandee, kalanlar

    at 1: کسوراتnemsiz ve küçuk fazlalık 2 kesirler, artıklar, kalan fazlalıklar

    yad sa açma, açıl

    bod etmek كشاة البسك açmak

    م: گشایش واردةıklık 2 ferahlık

    گشایش فكرة dusunce açıklı

    bular

    كشرف : kupifier, manevi gerçekleri bu

    Ege bolgesi'nde, Eskişehir-U-

    kite kalabalık grup, kalabalık toplu luk 2. cisim, yoğun madde, ağır cisim 3 yığın, kitle,

    kume, obek 4. büyük parça

    bitte salm كف عظيم boyuk kütle

    acime-i mayai marie كتلة عظيمة مابعة

    kütle emis (maya) ve ateş haline gelmiş (nå

    ye çok böyük kitle

    itle : r كفة نور boyuk Nur Rizalesi (kitap)

    kinib كسب kitaplar

    With Arabiye كتب عربيه Arapça kitaplar

    کتب احاديتي hadis kitap-

    dan peygamberlere gönderilmiş kitaplar

    kini hadiulye كتب دي hain kitapları,

    alam kitaplar

    dan gonderilmiş kitaplar

    kitüb amiye Arabie کتب علمیه و

    Qarab a ilmiye ve kurüb Arabiye) ilim ki tapları ve Arapça eserler

    kitab-imaniye كتب تساب man konusunda

    ki kitaplar

    kütübü imaniye ve islamiyeکتب ایمانیه و اسلا

    kitab- imaniye ve kütub-a lelamiye) iman ve Islam konusundaki kitaplar

    blamiye کتب اسلاب Islam konusun

    daki kitaplar

    kütib kelamiye کتب کلاب kelam ilmine ait kitaplar, İslam inançlarını konu alan, bunla

    rım ispat ve açıklamalarını yapan kitaplar

    kütübü mezbure کتب مزبوره adi geçen kitap ları

    kütübü mukaddese كتب مقذب kutsal kitap lar, Allah (c.c.) tarafından gönderilmiş kutsal kitaplar

    kütüb-ü mukaddese-i semaviye كتب مقدس سمارية : semavi kutsal kitaplar, Allah (c.c.) ta rafından gönderilmiş kutsal kitaplar

    kütüb-ü mutebere كتب معتره : muteber kitap-ları, beğenilen ve güvenilen değerli kitaplar

    kütüb-ü münzele كتب متره : Allah (c.c.) tara-fından gönderilmiş kitaplar

    kütüb-ü münzele i semaviye كتب منزلة سمارية

    semavi münzel kitaplar, Allah (c.c.) tarafın dan gönderilmiş kitaplar

    kütübü nahv كتب نحر : dil bilgisi kitapları, bir dildeki cümle yapısı, kelimelerin cümledeki

    yeri ve görevlerini anlatan dil bilgisi kitapları

    kütübü sabika كتب سابقه : peygamberlere gönderilmiş kitaplar

    geçmiş devirlerde

    kütüb-ü sabıka-i mukaddese كتب سابقة مقدسة geçmişteki eski kutsal kitaplar

    kütübü sahiha كتب صحيحه : sahih (güvenilir ve sağlam) hadis kitapları: 1.Sahih-i Buhari yazarı: Muhammed Buhari (hi. 194-256; mi. 810-870) Muhammed Buhari, yüz bin hadis

    kirib & shaye(

    YanıtlaSil
  95. kürsi-i ders

    555

    hakimiyet 3 gökte (uzayda) en yüksek katın altında bulunan kat 4.bir topluluğa konuşma yapmak veya ders vermek için oturulan yük sekçe yer 5. (mec.) makam, manevi makam;

    görev, kürsi-i ders کرسی درس : ders kürsüsü. (bk. kürsi)

    kürsi-i mualla کرسی معلا : yüce makam

    kürsü کرسی : )bk kürsi) (millet kürsüsü: millet meclisi kürsüsü)

    küs كوس : dargın, kırgın, küskün, gücenik

    küsmek كوسمك : darılmak, kırılmak, gücen-mek

    küstürmek كوسدرمك : gücendirmek, gücendi-rip yüz çevirir hale getirmek, darıltmak

    küsuf 1 : كسوف.Güneş tutulması, Ay'ın Dün ya ile Güneş arasına girerek Güneş'in kısmen veya tamamen görünmesine engel olma-sı, Dünya üzerinde gölge yapması 2.(mec.) bir şeyin etkisi engellenme, gözden düşme, 3.)mec.) görüşü perdelenme, gerçekleri göre meme 4.(mec.) kararma

    küsur كسور : .....den biraz fazla 2.bir tamın veya bütünün küçük parçaları 3.kesirler, ar-tanlar, kalanlar

    küsurat 1 : کسورات.önemsiz ve küçük fazlalık lar 2.kesirler, artıklar, kalan fazlalıklar

    küsad کشاد : açma, açılış

    küşad etmek كشاد ايتمك : açmak

    küşāde کشاده : açık, açılmış

    küşayiş 1: کشایش.açıklık 2.ferahlık

    küşayiş ı fikr (fikir( کشایش فکر : düşünce açıklı-

    ğı, zihin açıklığı

    küşüf كشوف : keşifler, månevi gerçekleri bu-luşlar

    Kutahya كتاحيا : Ege bölgesi'nde, Eskişehir-U-

    şak arasında bir ilimiz

    kütle 1 : كتله.kalabalık grup, kalabalık luk 2. cisim, yoğun madde, ağır cisim 3.yığın,

    kitle, küme, öbek 4.büyük parça

    kütle-i azim كتلة عظيم : büyük kütle

    kütle-i azime-i mayia-i nariye كتلة عظيمة مايعة

    ناريه : erimiş (mayia) ve ateş haline gelmiş (nâ-riye) çok büyük kütle

    kütle-i Nur کتله نور : büyük Nur Risalesi (kitap(

    kütüb كتب : kitaplar

    kütübü Arabiye كتب عربيه : Arapça kitaplar

    kütübü ehadis (iye( كتب احاديثيه : hadis kitap-

    kütüb-ü sahiha

    ları, hadisleri (Hz. Peygamber'in sözlerini) konu alan kitaplar

    kütüb-ü enbiya كتب انبياء : Allah (cc) tarafin-dan peygamberlere gönderillar

    kütübü hadisiye كتب حديثيه : hadis kitapları,

    hadisleri (Hz. Peygamber'in sözlerini) konu

    alan kitaplar

    kütübü İlahiye كتب الهيه : Allah (c.c.) tarafın dan gönderilmiş kitaplar

    kütüb-ü ilmiye ve Arabiye کتب علمیه و عربی (kütüb-ü ilmiye ve kütüb-ü Arabiye) ilim ki-tapları ve Arapça eserler

    kütübü imaniye كتب ايمانيه : iman konusunda-

    ki kitaplar

    kütüb-ü imaniye ve İslâmiye کتب ایمانیه و اسلامیه (kütüb-ü imaniye ve kütüb-ü İslâmiye) iman ve İslâm konusundaki kitaplar

    kütüb-ü İslamiye كتب اسلاميه : İslam konusun

    daki kitaplar

    kütüb-ü kelämiye كتب كلاميه : kelam ilmine ait kitaplar, İslâm inançlarını konu alan, bunla-rın ispat ve açıklamalarını yapan kitaplar

    kütübü mezbure کتب مزبوره : adi geçen kitap-ları

    kütüb-ü mukaddese كتب مقدسه : kutsal kitap-lar, Allah (c.c.) tarafından gönderilmiş kutsal kitaplar

    kütüb-ü mukaddese-i semaviye كتب مقدسة سماويه : semavi kutsal kitaplar, Allah (c.c.) ta-rafından gönderilmiş kutsal kitaplar

    kütübü mutebere كتب معتبره: muteber kitap-ları, beğenilen ve güvenilen değerli kitaplar

    kütüb-ü münzele كتب منزله : Allah (c.c.) tara-fından gönderilmiş kitaplar

    kütüb-ü münzele-i semaviye كتب منزلة سماريه : semavi münzel kitaplar, Allah (c.c.) tarafın-dan gönderilmiş kitaplar

    topluktübü nahv كتب نحو : dil bilgisi kitapları; bir dildeki cümle yapısı, kelimelerin cümledeki yeri ve görevlerini anlatan dil bilgisi kitapları

    kütübü sabıka كتب سابقه : geçmiş devirlerde peygamberlere gönderilmiş kitaplar

    kütüb-ü sabıka-i mukaddese كتب سابقه مقدسه geçmişteki eski kutsal kitaplar

    kütübü sahiha كتب صحیحه : sahih (güvenilir ve sağlam) hadis kitapları: 1.Sahih-i Buhari yazarı: Muhammed Buhari (hi. 194-256; mi. 810-870) Muhammed Buhari, yüz bin hadis

    YanıtlaSil
  96. küvar (kivar)

    kütüb-ü sälife

    toplamış ve uyguladığı hadis ilmi metoduna göre 7275 hadisin doğruluğunu tesbit etmiş ve kitabına almıştır 2.sahih-i Müslim. yazarı: İmam Müslim (hi 204-261; mi. 819-875) Müs lim yüz bin hadis toplamış ve uyguladığı hadis ilmi metodu ile güvenilmez olanları eleyerek 2775 hadisi kitabına almıştır. 3.Sünen-i İbn-i Māce. yazarı: Ebu Abdullah Muhammed Kaz-vinî (öl. hi 273;mi. 886) 4.Sünen-i Ebu Dâvud yazarı. Ebu Dâvud Süleyman Sicistanî (öl. hi 275; mi. 888) 6. Sünen-i Nesaî yazarı: Hafız Ebû Nesaî (öl. hi 303; mi. 916)

    kütübü salife كتب سالفه : geçmiş devirlerde peygamberlere gönderilmiş eski kutsal kitap-lar

    kütübü salise كتب ثالثه : üçüncü kitap

    kütübü seläse كتب ثلاثه : üç kitap

    kütüb-ü semavi (ye(( كتب سماويه : Allah (c.c.) ta-rafından gönderilmiş kutsal kitaplar

    kütüb-ü sitte-i hadisiye كتب سنه حديثيه : altı ha dis kitabı. (bk. kütüb-ü sahiha.)

    kütüb-ü sitte-i makbule کتبسته مقبوله : makbul kütüb-ü sahiha.) )güvenilip beğenilen) altı hadis kitabı. (bk.

    556

    kütüb-ü sitte-i sahiha كتب سنه صحیحه : sahih )sağlam, doğru) altı hadis kitabı (bk. kütüb-ü Sahiha)

    000

    kütüb-ü sitte-i sahiha-i hadisiye كتب سنة صحيحة حديثية : sahih altı hadis kitabı. (bk. kütüb-ü sa-hiha.)

    kütübü siyer كتب سير : siyer kitapları, Pey gamber'imizin (a.s.m.) hayatını konu alan kitaplar

    kütübü şeriat کتب شریعت : seriat kitapları, İs-lâm dinini konu alan kitaplar

    kütübhane 1 : کتبخانه.kitaplar ve yayınlanmış eserlerin bulunduğu bina 2.kitaplık 3.kitabe-vi, kitapçı dükkanı, kitap satışı yapılan yer

    kütübhane-i İlahi كتبخانة إلهى : Allah (c.c.) tara-fından hazırlanmış kütüphane; (mec.) Allah'ı (c.c.) tanıtan ve bilmemiz gereken birçok ger-çeklerin kaynağı olan Allah'ın (c.c.) eserleri, yaratılmış varlıklar, dünya ve kâinat

    kütübhane-i mesa کتبخانه مساعی : özel çalışma kitaplığı

    kütübhane-i mukaddese کتبخانه مقدسه : bir çok ilimleri içine alan kutsal kütüphane(Kur'an)

    kütübhane-i vücud كتبخانه وجود : kurulup orta-ya çıkmış kitaplık, kurulmuş kütüphane

    kütük كتوك : kayıt defteri, sicil

    küvar (kivar( کوار : bal peteği

    YanıtlaSil
  97. 557

    XXX

    XXX

    L

    : 1. Arapça'da kelimenin başında olumsuz yoktur, lå yuhsa: hesapsız, sayısız, vb. 2.bir sorunun cevabı olarak da "hayır", "değil", "yok" månalarına gelir

    laakal لا أقل : hiç olmazsa, en azından

    labis 1 : لابس.giyinmiş, nimsemiş, sahip olmuş giyinen 2.(mec.) be-

    labüd لا بد : gerekli, gerek, lâzım

    lacivert لاجورت : koyu mavi

    Ladik لديك : Samsun'un bir ilçesi

    ladini 1 : لا ديني.din dışı, dinle ilgisiz, laik 2.din-siz

    laedri لا أدرى : )fels) bilinemezcilik (agnosti-sizm) denilen görüşü benimseyen, insanın sahip olduğu akıl, duygu gibi yetenekleriyle gerçeği olduğu gibi bilme imkânına sahip ol-madığını, gerçeğin bilinemezliğini savunan, kökten şüpheci (agnostik, septik, sofist)

    laekal لا أقل : )bak laakal(

    lalas, konuşma 2.boş söz, geçer-siz söz

    lafız (lafz( لفظ : söz, kelime; ağızdan çıkan söz

    lafizca لفظه : kelime ve söz bakımından

    lafizperest لفظپرست : söylenen sözün mâna-sı üzerinde titizlik göstermeyip seci, cinas, teşdid, muvazene gibi süslü söz sanatlarına aşırı önem veren. (seci: nesirde kafiye; cinas: söyleniş veya yazılışları aynı, mânaları farklı kelimeleri ard arda kullanma; teşdid: bir harfi vurgulama, şeddeli yani iki defa okuma; mu-vazene: şiirdeki ölçüleri aynı olan sözleri ard

    arda kullanma)

    lafizperestlik لفظ پرستلك : söylenen sözün nası üzerinde titizlik göstermeyip seci, cinas, teşdid, muvazene gibi söz sanatlarına aşırı önem verme. (bak. lafızperest)

    kan söz lafz لفظ : )bak. lafız) söz, kelime ağızdan

    lafzi alim لفظ عليم : her şeyi bilen mânasında ki) "alim" kelimesi

    lafz- Celal لفظ جلال : )sonsuz büyüklük, yücelik isim ve sıfatların sahibi manasında) "Allah" sözü

    lafz-Gafur لفظ : gunah, hata ve kusur işleyenlerden pişman olan ve tövbe edenlere acıyıp onları affeden månasındaki) Allah'ın (c.c.) bir ismi olan "Gafur" kelimesi

    lafz-ı Hakim لفظ حكيم : her şeyin sebeplerini

    yaratan, her şeyi bir çok gaye ve fayda gözete-rek, işe yarar ve mânalı şekilde yapan mana-sındaki) Allah'ın (c.c.) bir ismi olan "Hakim" kelimesi

    lafz-ı Kadir لفظ قدير : her şeye gücü yeten må-nasındaki) Allah'ın (c.c.) bir ismi olan "Kadir"

    kelimesi

    lafz-ı kafir لفظ كافر : inançsızın sözü, kâfire ya-raşır söz "kafir" kelimesi

    lafz-i kinaلفظ کنائی آ : gerçek manasıyla kullanıl-mayıp dolaylı şekilde asıl maksadını ifade eder türden söz

    lafz-i Kur'an لفظ قرآن : "Kur'an kelimesi

    lafz-ı Kur'ani لفظ قرآنی : Kur'an'a ait söz

    lafz-ı manidar لفظ معنیدار : manalı söz, mâna taşıyan söz

    lafz-ı mübarek لفظ مبارك : mübarek kelime

    lafz-ı mücessem لفظ مجسم : cisim şekline bü-rünmüş Allah'ın yarattığı her bir varlık, (mec.) Allah'ın isim ve sıfatlarını hatırlatan

    lafz-ı müşebbi لفظ مشبع : doyurucu, yeterli söz

    lafz-Rab لفظ رب : "Rab" kelimesi

    lafz-ı rahim لفظ رحيم : )cok merhametli ve acıyı-cı mânasına gelen) "Rahîm" kelimesi

    malafz1 Rahman لفظ رحمن : )geniş ve sonsuz mer-hamet sahibi mânasındaki) "Rahman" keli-mesi

    lafz-ı "Resul-i Ekrem" Aleyhissalâtü Vesselâm

    لفظ رسول أكرم عليه الصلاة والسلام : en büyük ve yüce peygamber mânâsındaki "Resul-i Ekrem" sözü "Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm" sözü

    YanıtlaSil
  98. NI 1622-II. Osman'ın şehadeti.

    1878 - Çırağan Hadisesi.

    1927 - Resmî binalardaki

    eski yazı ile yazılmış tuğra ve benzeri yazıların kaldırılmasına dair 1057 sayılı kanun kabul edildi. Bu kanun gereğince İstanbul Üniversitesi'nin girişindeki âyetler beton sıva ile kapatıldı.

    MAYIS

    20

    SALI

    22 1446 ZİLKA'DE

    RUMI: 7 MAYIS 1441 HIZIR: 15

    BIR AYET

    Hem öyle bir fitneden

    sakının ki, geldiği zaman içinizden sadece zulmedenlere dokunmaz, herkesi kuşatır. Yine bilin ki Allah'ın cezalandırması çok şiddetlidir. (Enfal: 25)

    BİR HADİS

    Adem'ın yaratılışından Kıyamet kopuncaya kadar Deccalden daha büyük bir fitne yoktur.

    (Müslim)

    Rivayetler, Deccalın dehşetli fitnesi İslâmlarda olacağını gösterir ki, bütün ümmet istiâze etmiş.

    Şualar

    Günes

    İkindi Aksam Yatsı

    İmsak

    Öğle

    İkindi

    Aksam Yatsı

    İmsak

    Öğle

    Günes

    YanıtlaSil
  99. TARİHTE BUGÜN

    656 - Hz. Ali'nin (ra) halife seçilmesi.

    1565 - Turgut Reis'in vefatı.

    1939 - Hatay'ın Türkiye'ye katılmasına ilişkin antlaşma Ankara'da imzalandı.

    HAZİRAN

    23

    SALI

    BİR AYET

    Allah'tan sakının ve eğer inanmışsanız faizden artakalanı bırakın.

    Bakara Suresi: 278

    8 MUHARREM 1448

    BİR HADİS En hayırlınız, Kur'ân'ı öğrenen ve öğretendir.

    RUMI: 10 HAZİRAN 1442

    HIZIR: 49

    Sultan-ı Kâinat birdir. Herşeyin anahtarı Onun yanında, herşeyin dizgini Onun elindedir. Her şey Onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden,

    İmrak Güner

    Öğle

    İkindi Akcam Yatı

    korkulardan kurtuldun. Mektûbât

    YanıtlaSil
  100. (OUSE) забранием

    TARİHTE BUGÜN

    1795 - Unlu kimyacı Lavosier Fransız İhtilali'ni yapanlar tarafından giyotinle idam edildi.

    1935 - Bediüzzaman ve talebeleri, Isparta'dan Eskişehir hapsine nakledildi.

    1945 - II. Dünya Savaşının sona ermesi.

    8

    PAZAR

    SUNDAY

    MAYIS

    MAY

    BIR AYET

    İçinizdekini açıklasanız da, saklasanız da, Allah onu bilir.

    Bakara Suresi: 284

    BİR HADİS

    Allah'ın en çok sevdiği amel, Allah için sevmek ve Allah için düşmanlık beslemektir.

    Dünya seni terk etmeden evvel, sen dünyayı terk et.

    Zekatü'l-ömrü, ömr-ü sani yolunda sarf eyle. Tarihçe-i Hayat

    HİCRÎ: 7 ŞEVVAL 1443 - RUMI: 25 NİSAN 1438

    Vater

    KASIM: 3 - GÜN: 128 KALAN: 237 - GÜN UZA.: 3 DK

    İmsak

    Günes

    Öğle

    İkindi

    Aksam

    Yatsı

    YanıtlaSil
  101. ÖLÜM KIYAMET - AHIRET

    4-da ona kavuşmayı arzu eder. Her kim de Allah'a kavuşmayı kerih gö bu haller olduğu sırada her kim Allah'a kavuşmayı arzu ederse, Allah rüp hoşlanmazsa Allah da ona kavuşmayı kerih görüp hoşlanmaz

    (1). 77 - Hazret-i Aise radıyallahu anhadan başka bir rivayetteki ha-dis-i şerifte Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur:

    «Allah Taala bir kula hayır dilediği zaman insanların:

    Falanca kimse olduğu halden daha hayırlı şekilde öldü, demele.

    ri icin kendisine bir meleği sebep kılar da bu melek onu doğrultarak istikamete muvaffak eder. Sonra ölüm zamanı gelip de sevabını gördil ğü zaman nefsi ferahlanarak sevinir. İşte bu da Allah'a kavuşmayı sev. diği, Allah da ona kavuşmayı sevdiği zamandır.

    Allah Taala bir kula şer dilediği zaman ona, ölümünden bir yıl ön ce bir şeytan musallat eder de bu şeytan kendisine fitne verir ve onu sapıtır. İnsanlar falanca adam bulunduğu hallen daha şerli, daha kötü bir şekilde öldü desinler, diye. Nihayet bu kimseye ölüm gelip azaptan kendisine ineni gördüğü zaman (korkusundan) nefsi yerinden ayrılır. İşte bu hal Allah'a kavuşmayı kerih görüp istemediği, Allah da ona ka-vuşmayı hoş görmediği zamandır» (2).

    78 Tirmizi'nin merfu olarak rivayet ettiği hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur:

    «Allah Taala kuluna bir hayır dilediği zaman onu kullanır». Orada-kilerden birisi:

    Ya Resûlallah onu nasıl kullanır? Yani bu kelime ile ne kasd olundu? Resûlullah:

    Allah onu, ölümden önce salih ve iyi ameli yapmaya muvaf. fak eyler, buyurdu. Tirmizi bu hadis-i şerif için hasen ve sahihtir de-miştir (3).

    79 Başka bir rivayetteki hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem sallalla-hu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

    Allah Taala bir kuluna herhangi bir hayır dilediği vakit asselehu, yani onu insanlar arasında (medh) u senasını güzel eyler». Sahabeler:

    Ya Resûlallah bu kelimenin mânâsı nedir? diye sordular. Resû-lullah:

    Ölümünün önünde (yani ölümü yaklaştığında) ona salih amel ka-pısını açar ve onu salih amel işlemeye muvaffak kılar da (ailesinden,

    komşularından) çevresinde olanları ondan razı eder, buyurdu (4). Katâde (r.a.), Allah Taala'nın «ferruhu verreyhan» sözünde

    ravh, rahmettir. Reyhan, mü'minin ölümü sırasında meleklerin kendi. sini karşıladığı şeydir, diye tefsir ederdi.

    Kadir: 1/256. (1) Sahih-i Müslim: 4/2066. (2) Asıl: 52. (3) Tirmizi: 4/450. (4) Imam Ahmed Müsned'inde, Taberani Kebir'de Ebu Inebe'den rivayet etmişlerdir. Peyzü'l

    YanıtlaSil
  102. RUTIA DECEĞİ YERİN BİLDİRİLMESİ

    55

    80 Ibni Mace'nin (ra) rivayet ettiği hadis-i şerîfte Peygamber Efendimiz sallallahu deyhi ve sellem, yüce Allah'ın, nihayet onlardan herhangi birine ölinn gelip çatınca (tekrar tekrar):

    Rabbim, beni (dunyaya) geri gönder, diyecektur (1), meâlindeki tefsiri hakkında Hazret-i Aişe'ye:

    Mü'min ölümü sırasında melekle.. goraugu zaman, melekler ken-

    disine:

    Sen nyaya gern coudream, derler. Bunun uzerine mumi:

    Kelerler, üzüntüler dünyasına mı? Siz beni Aziz ve Celil olan Allah'a götürun, der. Kafir gelince ona da:

    Seni (yeniden dünyaya gönderiyoruz, denir. O da:

    Siz beni (tekrage dunyaya geri gönderin. Ta ki ben, zayi ettiğim (ömrüm) mukabdinde iyi sanelde bulunayım, der. Hayır hayır, onun söylediği bu süz bos atlan barettir. Önlerinde ise diriltilip kaldırıla-cakları güne kadar samduma man bir engel vardır (2)

    81 Bezzar'ın (ra), bertu olarak rivayet ettiğı hadis-. şerifte Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:

    Va onlay «Mü'min ölume hazır olduğu zaman (rahmet melenteri, içinde misk ile biraz ceyhan bulunan ipeki bir örtü ile yanına gelirler. tarafından:

    Ey kelahi Allat a cagiayıp tan oir imama, sukuner bulan nefs!

    Rabbin senden memnun, sen de ondan hosnut olarak Allah'ın rahmetine ihsanına doğru fylls conek üzere) çık, diye hitap olunur. Bunun üzerine mü'minin ruhu hamurdan çıkar gibi süzülür (bedenden) çıkar. Mü' minin rubu çıkınca o misk lie reyhanın üzerine konulur. Sonra da ipekli örtü üzerine sarılarak (kundak halinde) illiyyine götürülür.

    Kafir kimsenin ise ölüm zamanı gelince (azan) melekieri, içinde ateş bulunan sert bir elbise parçası ile yanına gelirler ve.

    Ey habis nefs! Sen makbul olmayarak, Pabbiın da saua karşı öf-keli olarak Allah'ın azabına, hakaretine doğru yola çık, diye hitap olu-nur. Bunun üzerine onun ruhu çok şiddetli yani çetin bir şekilde çıkar. Sonra kafirin ruhu çıkınca bu ateş üzerine konur ve onun üstü-ne de bu kaan ve sert paçavra örtülerek sarılır, sonra da siccine gö türülüp kapatılırs (5)

    ONALTINCI BAB

    GÖKYÜZÜNDE RUHLARIN BULUŞMASI, YERYÜZÜ AHALİSİNDEN SUAL ETMELERİ VE AMELLERİN

    ARZOLUNMASI

    Abdullah ibni Mübarek'in, İstanbul'un dışında (ve bugün kendi is-miyle anılmakta olan Eyüb Camii'nin avlusunda) medfun bulunan Ey-

    (1) el Mü'minun 99. (2) İbni Cerir ile İbni Münzir tefsirlerinde İbni Cu-reyc'den rivavet etmişlerdir. Suyúti, Şerhu's-Sudur: 35. (3) Pezzar ile İbni Merduye, Ebu Hureyre (ra.) den tahriç etmişlerdir. Suyúti, Şerhu's-Sudur: 26. F. 5

    YanıtlaSil
  103. İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X

    284

    Hz. İbrahim «Ne diyerek îlån edeyim?» diye sordu.

    icâbet ediniz) de!» dedi (564). Cebrail Aleyhisselâm «Üç kerre (Ey insanlar! Rabbınızın dâvetine

    Hz. İbrahim Ya Rab! Sesim, buradan insanlara ulaşmaz ki? dedi. Yüce Allah Sen, seslenip lân et! Sesini , insanlara ulaştırmak, ba-

    Bunun üzerine, Hz. İbrahim. Makam-ı İbrahim diye anılan taşın na düşer. buyurdu.

    Makam-ı İbrahim, o kadar yükseldi ki, dağlardan daha yüksek ve uzun oldu!

    üzerine çıktı.

    O zaman, bütün yer yüzü, dağları, ovaları, karaları, denizleri, in-sanları, cinleri, Hz. İbrahim'in sesini onlara duyuracak şekilde derlenip

    toparlandı Hz. İbrahim, şehadet parmaklarının uçlarını kulaklarının içine ti-kadı.

    Yüzünü, cenuba, şimale, doğuya, batıya çevirerek ve cenuptan baslayarak Ey insanlar! Beyt-i Atik'i, hace etmeniz size farz kılındı!

    Rabbınızın dâvetine icabet ediniz!» diyerek seslenince, yedi kat yerlerin altındakiler, doğu ile batı arasındakiler ve bütün yer yüzünde-kiler «Lebbeyk Allâhümme lebbeyk...» diyerek tekrar tekrar icabet et-tiklerini bildirdiler.

    O zaman, Hz. İbrahim'in dâvetine bir kerre icâbet etmiş olanlara bir kerre, iki kerre icåbet etmiş olanlara iki kerre, üç kerre icâbet etmiş olanlara da, üç kerre iláȧhirihi.. hac etmek nasib olur." denilmiş-tir (565).

    Peygamberimizin Akabe Cemresini Atışı ve Müslümanları Uyarışı:

    Peygamberimiz, Müslümanlara hacc amellerini anlatmağa devam etti. Fiske taşlarının baş ve şehadet parmakları arasına alınarak atıla-cağını gösterdi (566).

    Ey insanlar! Hac amellerinizi, nasıl yapacağınızı benden öğreni-

    niz ve onları, ezberleyiniz. Bilmiyorum, belki de, bu yılımdan sonra bir daha hac ede-

    mem! (567)

    Dinde, taşkınlıktan sakınınız.

    ( 564) Ezraki-Ahbaru Mekke o, I, s. 69

    (565)

    İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 185

    565) Earaki-Ahbaru Mekke c. I, 5, 67-68

    (

    (367)

    İnn-1 Sa'd-Tabakat e. 2, s. 181, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, 3, 318, Müslim-Sahih e, 2, s. 943, Ebû Davud-Sünen o, 2, 8, 201, Nesal-Sünen c. 5, 8, 370

    YanıtlaSil
  104. 288

    İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X

    Çünki, sizden öncekileri helak eden, ancak, dindeki taşkınlıklan ! buyurdu (568).

    Peygamberimizin Akabe Cemresini taşlaması, Kurban kesme gü Idi nü, güneşin doğuşundan sonra idi (569), Feygamberimiz, Mina vadisinin (*) ortasına, aşağıdan yukarıya

    doğru durdu, Beytullah'ı, soluna, Mina'yı da, sağına aldı. Büyük Cemre'ye (Akabe Cemresine) yöneldi (570).

    Akabe Cemresini atıncaya kadar Telbiye'yi kesmedi (571). Akabe Cemresine birer birer vedi tane fiske taşı attı ve her tast atarken de (Allahü ekber!) diyerek Tekbir getirdi (572).

    Peygamberimiz, küçük fiske taşlarını, baş ve şehadet parmağı ara sına alıp birer birer atarken, halk ta, Cemre taşlarını atmağa ve birbir leri üzerine yığılmağa başlamışlardı (573).

    O sırada, Peygamberimizin terkisindeki Fadl b. Abbas (574), hal-kın, attıkları taşlar, Peygamberimize değmesin, Onu, yaralamasın di ye (575), siper oluyordu (576).

    Peygamberimiz «Ey insanlar! Birbirinizi öldürmeyiniz!

    Sizler, Cemre taşları atacağınız zaman, fiske taşları gibi küçükle rini, parmaklarınızın arasında atınız! buyurdu (577).

    Kudâme b. Abdullâh der ki «Resûlullâh Aleyhisselâmı, devesi Sah-

    ba'nın üzerinde Cemreleri atarken gördüm.

    (368) İbn-i Sa'd-Tabakat c, 2, s, 180-181, İbn-i Mace-Sünen c, 2,, 1008, Nesal. Sünen, c. 5, s, 368, Häkim-Müstedrek e, I, s. 466, İbn-i Kayyım-Zadülmasd c, 3, s. 274

    (569) İbn-1 Kayyam-Zadülmaad e, I, 3, 275 (*)

    Mina: Sebir ve Dai' dağları arasında uzanan bir vådi olup Akabe Cemre sinden Muhassir vadisine kadar uzunluğu yedi bin ili yüz ve dağdan dağa kadar da, bin üç yüz arşındır,

    Akabe Cemresi ile Orta Cemre arası dört yüz seksen yedi arşın on iki parmaktır,

    Orta Cemreden Mescid-i Hayf tarafındaki İlk Cemreye kadar olan uzaklık üç yüz beş arşımdır, (Nevevi-Tehzibülesma c. 2, 8, 157-158)

    c. 2, 8, 201, Nesal-Sünen c. 5, s, 273-274 ( 570) Buharf-Sahih e, 2, s. 193, Müslim-Sahih e, 2, 8, 942, 943, Ebû Davud-Sünen

    ( 571) İmam-ı Azam Ebû Hanife-Müsned s. 26, Vakadi-Megazi c. 3, s. 1109, İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 2, в, 180

    hih c. 2, s. 892. Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 200, ibn-i Mace-Sünen c. 2, s. 1008, ( 572) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. I, s. 212, Buhart-Salih c. 2, s. 193. Mislim-Sa-Nesai-

    Sünen c, 5, 8, 274, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. I, s. 275 (573) Ebû Davud-Sünen e, 2, 3, 200 ( 574)

    Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 6, s. 379, Ebû Davud-Sünen c, 2, 5, 200 (573) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 6, 8, 379 (576) Ahmed

    b. Hanbel-Müsned c. 6, s. 379, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 200

    (577) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 6, 8, 379

    YanıtlaSil
  105. PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI

    289

    Ne vurma, ne yanından kovma, ne de (Savul, geri çekill) deme

    Peygamberimiz, yedi taşı attıktan sonra orada durmayıp geri vardı. (578). döndü (579).

    Peygamberimizin Deli Bir Çocuğu Delilikten Kurtarması:

    Süleyman b. Amr'ın annesi der ki «Bir kadın, oğlunu yanına alıp Resûlullah'a getirdi.

    (Ya Resûlallah! Şu oğlum, aklını gayb etti.

    Allah'a, bunun için duâ et te, iyileşsin!) dedi.

    Kadın, geniş ağızlı, taştan bir bardak içinde su getirdi.

    Resûlullah, onun içinde yüzünü yıkadı ve suyun içine püskürdük-

    ten sonra duâ etti. (Götür bu su ile onu yıka. Yüce Allah'dan da, şifâ dile!) buyurdu.

    Kadına (Şu oğlum için, ondan azıcık bana da, bağışlasan!) deyip ondan parmaklarımla biraz aldım.

    Onunla, oğlumun başının, yüzünün yarısını mesh edip sığadım. Oğlum, insanların en iyisi oldu.

    dum. Bundan sonra, kadına, oğlunun ne yaptığını, nasıl olduğunu sor

    Kadın (İyice kurtuldu, bir şeyi kalmadı!) dedi.» (580)

    Peygamberimizin Kurban Günündeki Hutbesi:

    Peygamberimiz, Akabe Cemresine ycdi taş attıktan sonra Mina'ya döndü (581).

    Kıble'nin sağ tarafına işaret ederek «Muhacirler, oraya insin!»

    Kıblenin sol tarafına işaret ederek «Ensar, oraya insin! Sâir Halk ta, onların çevrelerine insinler!» buyurdu (582).

    Böylece, Muhacirler, Mescid'in önüne, Ensar da, Mescid'in arkası-

    na Indiler (583).

    (578) Vakadi-Megazi c. 3, s. 1107. Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 179. Tirmizi-Sü-c. 5, s. 270,

    Hâkim-Müstedrek c, I, s, 466

    (579) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 6, s. 379

    (380) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 6, 5, 379

    (581) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c, I, s. 275

    (582) Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 197

    (583) Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 198

    İ, T. Medine Devri X/F: 19

    YanıtlaSil
  106. 3309- Şu üç haslet kalbi katılaştırır: Yemeği çok sevmek, uykuyu pek sevmek, rahatı çok sevmek.

    ۳۳۱۰- ثَلاَثَ مِنْ اِثْمَامِ الصَّلَوةِ اِسْبَاغُ الْوُضُوءِ وَعَدْلُ الصَّفِ وَالاِقْتِدَاءُ بالإمام عبد الرزاق عن زيد بن اسلم مرسلا)

    3310- Üç şey namazı tamamlar: Abdesti erkanına uygun bir tarzda almak, safları düzeltmek, imama uymak.

    ۳۳۱۱- ثَلَاثَ لاَ يُعَادُ صَاحِبُهُنَّ الرَّمَدُ وَصَاحِبُ الشَّرْسِ وَصَاحِبُ الدمل (طس عن ابي هريرة)

    3311- Üç hastalık var ki, buna yakalananları ziyaret et-mek mendup değildir: Göz hastası, dişi ağrıyan kişi, çıbanlı in-san.

    ۳۳۱۲ - ثَلاَثَ مَنْ كُنَّ فِيهِ فَقَدْ بَرِءَ مِنَ الشُّحَّ مَنْ أَدَّى زَكَاةَ مَالِهِ طِيبَةً بِمَا نَفْسُهُ وَقَرَى الضَّيْفَ وَاَعْطَى فِي النَّوَائِبِ (ط ص عن جابر)

    3312- Üç şeyi kendisinde bulunduran aşırı cimlirilikten kurtulmuş olur: Kendi rızası ile zekât vermek, misafir ağırlamak, doğru yolda harcamak.

    ٣٣١٣ - ثَلاثَةٌ لا يُكَلِّمُهُمُ اللهُ يَوْمَ الْقِيَمَةِ وَلا يَنْظُرُ إِلَيْهِمْ وَلَا يُزَكِّهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ الْمُسْبِلُ إِزَارَهُ وَالْمَنَّانُ الَّذِي لاَ يُعْطِي شَيْئًا إِلَّا مَنَّهُ وَالْمُنْفِقُ سِلْعَتَهُ بِالْخَلْفِ الْكَاذِبِ (ط) حس م د ت حسن صحيح ن هـ حب ابن جرير والدارمي عن ابي ذر)

    3313- Üç kişiye Allah kıyamet gününde konuşmayacak,

    yüzlerine bakmayacak ve onları temize de çıkarmayacaktır. Elim bir azap da onlar içindir: Kibir için elbisesini uzatan, verdiği şeyi mutlaka başa kakmak için veren, bir de yalan yeminle mal satan.

    ٣٣١٤ - ثَلَاثَةٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ يَسْتَكْمِلُ إِيمَانُهُ رَجُلٌ لَا يَخَافُ فِي اللَّهِ لَوْمَةَ لأَئِمِ

    794

    YanıtlaSil
  107. وَلاَ يُرَانِى بِشَيْئٍ مِنْ عَمَلِهِ وَإِذَا عُرضَ عَلَيْهِ أَمْوَانِ أَحَدُهُمَا لِلدُّنْيَا وَالآخر

    للآخِرَةِ اِخْتَارَ أَمْرَ الآخِرَةِ عَلَى الدُّنْيَا (كر والديلمي عن ابي هريرة)

    3314- Üç şeyi kendinde bulunduran, kâmil bir iman elde etmiş olur:

    a) Allah yolunda kınayıcının kınamasından korkmamak,

    b) Yaptığı amellere en küçük bir riya dahi karıştırma-

    mak,

    c) Biri dünya diğeri ahiret olan iki iş kendisine sunuldu-ğunda, ahiretinkini tercih etmek.

    ٣٣١٥ - ثَلاثَةٌ إِذَا رَأَيْتَهُنَّ فَعِنْدَ ذَلِكَ إِخْرَابُ الْعَامِرِ وَعِمَارَةُ الْخَرَابِ وَأَنْ يَكُونَ الْمَعْرُوفُ مُنْكَرًا وَأَنْ يَكُونَ الْمُنْكَرُ مَعْرُوفًا وَأَنْ يَكُونَ الْمَعْرُوفُ مُنْكَرًا وَأَنْ يَكُونَ الْمُنْكَرُ مَعْرُوفًا وَأَنْ يَتَمَرَّسَ الرَّجُلُ بِالْأَمَانَةِ تَمَرُّسَ الْبَعِيرُ بِالشَّجَرَةِ

    ابو مندة كر عن عروة

    3315- Şu üç şeyi gördüğün vakit, mamur olan şey hara-ba, harab olan şey de mamura çevirilmiş demektir (kıyametin kopması yakındır):

    a) Ma'ruf (dine uygun) olan şeyin münker,

    b) Münker olan şeyin ma'ruf sayılması,

    c) Kişinin emaneti, devenin ağacı kemirdiği gibi kemir-

    mesi.

    ٣٣١٦ - ثَلاثَةٌ لاَ يَرُدُّ اللَّهُ دُعَانَهُمْ الذَّاكِرُ اللهَ كَثِيرًا وَدَعْوَةَ الْمَظْلُومِ وَالْإِمَامُ الْمُقْسِطُ (هب عن ابي هريرة)

    3316- Üç kişinin duasını Allah geri çevirmez: Allah'ı çok zikredenin duası, mazlumun duası, adil hükümdarın duası.

    ٣٣١٧ - ثَلَاثَةُ اَصْوَاتٍ يُبَاهِي اللهُ عَزَّ وَجَلَّ بِمِنَّ الْمَلَئِكَةَ الْأَذَانُ وَالتَّكْبِيرُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَرَفْعُ الصَّوْتِ بِالتَّلْبِيَة (ابن النجار والديلمي عن جابر)

    3317- Üç ses vardır ki, Allah onlarla meleklerine karşı if-

    795

    YanıtlaSil
  108. - Ümmetim onbeş kötü hasleti işlerse başlarına gelecek belayı hak etmişlerdir.

    - Yâ Resulellah! Onlar nelerdir?

    Ganimetin (Devlet malının) muayyen kişiler arasında dolaş-ması. Emanetin ganimet bilinmesi. Zekâtın ağır bir cereme kabul edil-mesi. Kişinin karısına itaat edip annesine karşı gelmesi. Arkadaş ve dostlarına iyi davranıp, babasına cefa etmesi. Mescidlerde yüksek sesle konuşulması. En alçak ve adi kimselerin idareci olarak başa

    549

    YanıtlaSil
  109. geçmesi. Şerrinden korkularak kişiye ikram ve itibar edilmesi. İçki İçmenin yaygın hale gelmesi. Erkeklerin ipekli elbise giymesi. Şar-kıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinilmesi. Bu ümmetten, sonunun geç-mişlerine lânet okuması.

    İşte o zaman bir kızıl rüzgâr veya yere batma veya kılık değiş-tirme gibi bir belâ beklesinler.» (Tirmizî)

    «Karanlık gece kıtaları gibi fitnelerden önce iyi amellere koşun. Bu karışıklıklar içinde, kişi mümin olarak sabahlayıp kafir olarak akşamlayacak ve mümin olarak akşamlayıp kafir olarak sabahlaya-caktır. Onlardan biri, dünyanın değersiz bir metai mukabilinde dini-ni satacaktır.» (Tirmizî).

    <>> (Tirmizî).

    <<Buhranlı zamanlarda ibadet bana hicret gibidir.» (Müslim) «Allah-ü Teâlâ'nın kıyamet emri gelinceye kadar ümmetinden

    Hakk'a yardımcı olan bir zümre daima bulunacaktır. Muhalefet eden-ler onlara zarar veremeyecektir.» (Ebu Davud)

    550

    2

    YanıtlaSil
  110. "Devletin

    derini olmaz hukuku

    99 our

    Dervişoğlu

    İYİ Parti lideri Müsavat Der-vişoğlu: 'Derin devlet' safsata sını kökünden reddediyoruz.

    4TE

    YanıtlaSil
  111. sistemin bir parçası haline ge-nin tirdiğini kaydetti. Dervişoğlu, "Türk siyasetini zehirleyen de-rin devlet safsatasını kökünden reddediyoruz. Bizim felsefe-miz nettir; bir devletin derini olmaz, hukuku olur" ifadelerini

    YanıtlaSil
  112. İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ x

    290 10 9 Zilhicce Arefe günü, cuma gününe rastladığına göre (584). Zilhicce Nahr (Kurban) günü de, cumartesi gününe rastlamış bulunu

    vâ'nın) üzerinde bulunduğu halde (586), Cemrelerin arasına varmp Peygamberimiz, Nahr (Kurban) günü (585), devesi Adba'nın (Kas-yordu.

    durdu (587).

    Bilal-1 Habeşi ile Üsâme b. Zeyd, Peygamberimizin yanında bulu-nuyor, Bilal-1 Habeşi, devenin yularını tutuyor, Usâme de, ihramını, Peygamberimizin başının üzerine kaldırarak Peygamberimizi, güneşin hararetinden koruyordu (588).

    Yine, Amr b. Hârice, Peygamberimizin devesinin boyun kökünün önünde dikilmiş duruyor, devenin gevişinden süzülen köpükler, Amr b. Hârice'nin iki omuzu arasına dökülüyordu (589).

    Peygamberimiz, Allah'a hamd-ü senådan sonra, halka uzun bir Hutbe irad buyurdu (590).

    Yüce Allah, halkın kulaklarına, Mina'daki konak yerlerinden bile, Peygamberimizin Hutbesini dinleyebilecek bir kabiliyet ve hassasiyet vermişti (591).

    Peygamberimiz, Hutbesinde şöyle buyurdu:

    «Ey insanlar! Sözlerimi, iyi dinleyiniz ve onları, aklınızda tutunuz! Bilmiyorum, ben, belki de, bu yılımdan sonra, şurada sizinle bir daha buluşamayacağım.

    Ey insanlar, (592) Biliyor musunuz (593), bu gün, hangi gündür?» diye sordu (594).

    (584) İbn-1 Sa'd-Tabakat c, 2, s. 188, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. I, s. 28, Buhari-Sahih e, 5, s, 188, İbn-i Hazm-Haccetülveda s. 147

    (585) Vakıdi-Megazî c. 3, s. 1111, Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 5, 5, 7, Buhari-Sahih c, 2, s. 191, Ebû Davud-Sünen c, 2, s. 195, İbn-i Mace-Sünen c, 2, s. 1016 (586) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 7, Ebû Davud-Sünen c, 2, s. 198, Vakıdi-

    Megazi c. 3, s. 1111, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 186

    (387

    ) Buhari-Sahih c. 2, s. 192, Ebû Davud-Sünen c. 2, s, 195, İbn-i Mace-Sünen c. 2, s. 1016, Ebülfida-Sire c. 4, s. 390 Sahih c. 2, 5, 944, Nesai-Sünen c. 5, s. 270. Ebülfida-Sire c. 4, 5, 391

    ( 588) Müslim-

    (589

    ) İbn-i 239

    (590

    ) Nesai-Sünen c. 5, s. 270

    (591) Ibn

    -1 Sa'd-Tabakat c. 2, 5, 185, Ezraki-Ahbaru Mekke c. 2, s. 173 ( 502) Vakıdi-Megazi c. 3, s, 1111

    (

    (593) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s, 39, 49, Buhari-Sahih c. 2, s, 191, c, 8, s 504) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1111, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 186, Ahmed b. Han-

    . 91

    8. 1305, Daremi-Sünen c. I, s. 393

    bel-Mümed c, 5, s. 37, 39, 40, Buhari-Sahih c. 2, s. 191, Müslim-Sahih c. 3,

    YanıtlaSil
  113. PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI

    «Allâh ve Resûlü, daha iyi bilir!» dediler (595). Sustular (596). Peygamberimiz de, sustu (597).

    291

    Peygamberimizin, o güne, kendi isminden başka bir isim vereceği-ni sandılar.

    Peygamberimiz «Kurban günü, değil midir?» diye sordu.

    «Evet! (598) Kurban günüdür.» dediler (599). Peygamberimiz «Doğru söylediniz! (600) En büyük hac günüdür!»

    buyurdu (601).

    «Biliyor musunuz? (602) Bu ay, hangi aydır?» diye sordu (603). «Allâh ve Resûlü, daha iyi bilir! dediler (604). Sustular (605). Peygamberimiz de sustu (606).

    Peygamberimizin, o aya, kendi isminden başka bir isim vereceği-ni sandılar.

    Evet! (607) Zilhiccedir!» dediler.

    Peygamberimiz «Zilhicce değil midir?» diye sordu.

    Peygamberimiz «Doğru söylediniz!>> buyurdu.

    «Biliyor musunuz (608) Burası, hangi beldedir?» diye sordu (609).

    (595) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 186, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 37, Buhari-Sahih c. 2, 5, 191, Müslim-Sahih c, 3, 5, 1305

    (596) Vakodi-Megazi c. 3, s, 1111, Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 5, 5, 37, 40, Da-remi-Sünen c. I, s. 303 (597) İbn-i Sa'd-Tabakat c, 2, 5, 186, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 37, 39,

    Buhari-Sahih c. 6, s. 235, Müslim-Sahih c. 3, s. 1305 (598) İbn-i Sa'd-Tabakat c, 2, 5, 186, Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 5, 5. 37, 39, 40, 412, Buhari-Sahih c. 2, s. 191, Müslim-Sahih c. 3, s. 1305, Daremi-Sünen

    с. І, в. 393

    (599) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 5, 5, 412, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 195

    (600) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 412 (601) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 412, Buhari-Sahih c. 2, s. 192, Ebû Davud-

    Sünen c, 2, 8, 195 (602) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 412

    (603) Vakıdi-Megazi e, 3, s. 1111, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 186, Ahmed b. Han-bel-Müsned c, 5, s. 37, 40, 412 Buhari Sahih c. 2, s. 191, Müslim-Sahih

    ri-Sahih c. 2, s. 191, Müslim-Sahih c. 3, s. 1305

    c. 3, s. 1305, Daremi-Sünen c, I, s. 393 (604) İbn-i Sa'd-Tabakat c, 2, s. 186, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 37, Buha-

    (605) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1111, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s, 37, 40, Da-remi-Sünen c, I, s, 393

    (606) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 2, 5, 186, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 37, 39, Buhari-Sahih c, 6, s, 235, Müslim-Sahih c. 3, s. 1305

    (607) İbn-i Sa'd-Tabakat c, 2, s, 186, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s, 37, 39, 40, Buharl-Sahih e, 2, s. 191, Müslim-Sahih c. 3, s. 1305, Daremi-Sünen c. I, s. 393 (608) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 412

    (809) Vakıdi-Megazi c, 3, s. 1111, İbn-1 Sa'd-Tabakat c, 2, s. 186, Ahmed b. Han-bel-Müsned c. 5, 5, 37, 40, Buhari-Sahih e, 2, s. 191, Daremi-Sünen c, I, s. 393

    YanıtlaSil

Yorum Gönder