MUHTARUL EHADISIN NEBEVIYYEN

Yorumlar

  1. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

    ELHAMDÜLİLLAH

    ALLAHUEKBER

    SUBHANALLAH

    ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED

    ESTAGFİRULLAH

    SALLAAHUALEYHİVESELLEM

    BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ

    GİBİDİR

    ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR

    HADİS İ ŞERİF

    YanıtlaSil

    yuksel4 Şubat 2026 23:14
    Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)

    YanıtlaSil

    yuksel4 Şubat 2026 23:10
    Bir Hazinenin Anahtarı

    RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI

    FİHRİST VE İNDEKSİ

    İSMAİL MUTLU

    İKİNCİ BASKI

    YanıtlaSil

    yuksel6 Mart 2026 18:57
    -1929-Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.

    1939-Almanya'nın Polonya'ya saldırması Üzerine, II. Dunya Savaşı başlamış oldu.

    1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.

    EYLUL

    01

    PAZARTESİ

    9 1447 R.EVVEL

    RUMI: 19 AĞUSTOS 1441

    HIZIR: 119

    tevekkül ettim

    Hud Suresi: 56

    BİR HADİS

    Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.

    Taberani

    İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülāsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ekberde

    bulunacaktır. Lem'alar

    YanıtlaSil

    yuksel17 Mart 2026 07:59
    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
    MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN GİZLİ VASİYETİ ACİKLANABİLSEYDİ TURKİYE DE Kİ TARİH DEGİSEBİLİRDİ

    YanıtlaSil
  2. 2869- Allah için sevişenler, kendi gölgesinden başka hiç bir gölgenin bulunmadığı o gün, Allah'ın Arş'ının gölgesinde ola-yakın olacaklardır ki, peygamberler, siddikler ve şehitler bile on-caklardır. Onlara nurdan bir kürsü konacaktır. Allah'a öylesine lara gipta edecektir.

    ۲۸۷۰ - الْمُتَحَابُّونَ فِي اللهِ فِي ظِلِ الْعَرْشِ يَوْمَ لَا ظِلَّ إِلَّا ظِلُّهُ عَلَى مَنَابِرَ مِنْ نُورٍ يَغْبِطُهُمْ بِمَكَانِهِمُ النَّبِيُّونَ وَالصَّدِيقُونَ (طب عن معاذ)

    2870- Allah için birbirlerini sevenler, onun gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı gün, Arş'ın gölgesinde, nur-dan minberler üstünde olacaklardır. Onların o yerlerine, pey-gamberler, sıddıklar bile gıpta edecektir.

    ۲۸۷۱ - الْمُتَحَابُّونَ فِي اللهِ عَلَى كَرَاسِي مِنْ يَاقُوتِ حَوْلَ الْعَرْشِ (طب عن ابي ايوب

    2871- Allah için birbirlerini sevenler, Arş'ın etrafında ya-kuttan kürsüler üzerinde olacaklardır.

    ۲۸۷۲ - الْمُتَعَجِلُ إِلَى الْجُمُعَةِ كَالَّذِي يُهْدِى جَزُورًا ثُمَّ الَّذِي يَلِيهُ كَالْمُهْدِي بَقَرَةً ثُمَّ الَّذِي يَلِيهُ كَالْمُهْدِى شَاةً فَإِذَا جَلَسَ الْإِمَامُ عَلَى الْمِنْبَرِ طُوِيَتِ الصُّحُفُ وَجَلَسُوا يَسْتَمِعُونَ الذِّكْرَ (انب زنجويه عن ابي هريرة)

    2872- Cumaya en erken giden, bir deve kurban etmiş gibi, ondan sonra giden bir sığır kurban etmiş gibi, onu takip eden bir koyun kurban etmiş gibi olur. İmam hutbe üzerinde oturduğu zaman, sahifeler dürülür, hutbeyi dinlemek için melek-ler otururlar.

    ۲۸۷۳ - الْمُتَّقُونَ سَادَةٌ الْعُلَمَاءُ وَالْفُقَهَاءُ قَادَةٌ أَخَذَ عَلَيْهِمْ أَدَاءَ مَوَاثِيقِ الْعِلْمِ وَالْجُلُوسُ إِلَيْهِمْ بَرَكَةً وَالنَّظَرُ إِلَيْهِمْ نُورٌ (خط عن عائشة)

    2873- Takvaya erenler ulu kişilerdir. Alimler, fakihler ön-cülerdir. İlmi tebliğ edeceklerine dair kendilerinden kati söz alın-

    696

    YanıtlaSil
  3. mıştır. Yanlarında oturmak bereket, yüzlerine bakmak ise aydın lıktır.

    ٢٨٧٤- الْمُتَّقُونَ سَادَةٌ وَالْفُقَهَاءُ فَادَةً وَالْجُلُوسُ إليهم زيادة وعالم ينتفع بِعِلْمِهِ أَفْضَلُ مِنْ أَلْفِ عَابِدِ الخليل عن على)

    2874- Takvaya erenler ulu kişilerdir. Fakihler öncüdürler. Yanlarında oturmak kişinin (feyz ve bereketini) artırır. İlmi ile fay-dalanan âlim, bin abidden efdaldir.

    ٢٨٧٥ - الْمُتَوَلَّى عَنْهَا زَوْجُهَا لا تَلْبَسُ الْمُعَصْفَرَ مِنَ الثَّيَابِ وَلَا الْمُشْقَة ولا الخُلِى وَلا تَحْتَضِبُ وَلَا تَكْتَحِل (حم) د ق ن عن ام سلمة)

    2875- Kocası ölen kadın, renkli elbiseler giymez, süslü ve ipekli elbiseler de giymez, eline kına yakmaz, sürme sürmez.

    ٢٨٧٦ - الْمُتِمُ الصَّلَوةَ فِي السَّفَرِ كَالْمُقَصِّرِ فِي الْحَضَرِ" (قط في الافراد وابن النجار عن ابي هريرة

    2876- Seferde namazı tam kılan, hazerde namazı (sefer-de olduğu gibi) kısaltan gibidir.

    ۲۸۷۷ - الْمَجَالِسُ بِالْأَمَانَةِ إِلاَّ ثَلَاثَةُ مَجَالِسِ مَجْلِسٌ سُفِكَ فِيهِ دَمْ حَرَامٌ وَمَجْلِسٌ يَسْتَحِلُّ فِيهِ فَرْجٌ حَرَامٌ وَمَجْلِسٌ يَسْتَحِلُّ فِيهِ مَالٌ مِنْ غَيْرِ حَلَهِ الخرائطي عن جابر)

    2877- Meclislerdeki sözler birer emanettir. (İfşa edilmez) ancak üç meclis hariç. Haram olan kan akıtma (adam öldürme) meclisi, zina meclisi, başkasına ait olan malı almak için konuşu-lan meclis.

    ۲۸۷۸ - الْمَجَالِسُ أَمَانَةٌ فَلا يَحِلُّ لِمُؤْمِنٍ أَنْ يَرْفَعَ عَلَى مُؤْمِنٍ قَبِيحًا (ابن

    عن اسامة ابن زيد

    2878- Meclisler emanettir. Bir mü'minin diğer bir r mine karşı çirkin bir harakette bulunması helal olmaz.

    697-

    YanıtlaSil
  4. M ecelle-i Ahkam-ı Adliyye: مجلة أحكام عدليه Osmanlı Devleti'nin hattâ bütün İslâm hukuk tarihinin en mühim devâsâ eseri-dir. 1868'de başlayan Mecelle'yi Hazırlama Komisyonu, Ahmed Cevdet Paşa'nın baş-kanlığında o dönemin hukukçularından ve âlimlerinden oluştu. Toplam 16 kitap, 1851 maddeden oluşur.

    Mecelle'nin en meşhur kısmı «Giriş>>> bölümünde yer alan ilk 100 maddedir. Türk hukuk mantığındaki temelleri ihti-vâ eden bu küllî kaideler, hukuku evren-sel / cihanşümul prensiple özetler. Mecelle, ağırlıklı olarak; borçlar hukuku, eşya hu-kuku, muhâkeme hukuku (usûl) hususla-rını işler. Aile hukuku ise daha sonra 1917 senesinde hazırlanan Hukûk-i Aile Karar-nâmesi ile ilave edilmiş, dönemin dînî has-sâsiyetlerini gözeterek ele almıştır.

    Mecelle ilân edildikten sonra, Osman-lı coğrafyasının dört bir yanında uygulan-maya başladı. Mecelle; müslüman şarkın adâlet anlayışını, batının sistematiğiyle birleştiren, eşsiz hukuk mantığı ile bir baş-vuru kaynağıdır.

    YanıtlaSil
  5. Mecelle ilân edildikten sonra, Osmanlı coğrafyasının dört bir yanında uygulanmaya başladı.

    Mecelle; müslüman şarkın adâlet anlayışını, batının sistematiğiyle birleştiren, eşsiz hukuk mantığı ile bir başvuru kaynağıdır.

    YanıtlaSil
  6. و معارف نظارت جلي

    Mecelle ile ilk tanışıklığımız 1965 se-nesinde; Ankara Hukuk Fakültesi 1. sınıf talebesi iken oldu. Hukuk başlangıcı dersi hocası rahmetli Mukbil ÖZYÖRÜK, Me-celle'ye olan ilgi, sevgi ve hayranlık tohum-larını gönlümüze atmıştır.

    Mecelle; Türkiye'de, 1926 yılına kadar yürürlükte kaldı.

    Ürdün ve Kuveyt'te, 1970'lere kadar temel borçlar hukuku olarak uygulandı.

    İsrail ve Filistin'de de 1984 senesine dek mülkiyet ve vakıf kurumlarında ge-çerliliğini korudu.

    Suriye, Irak, Lübnan ve Kıbrıs'ta; bu ülkelerin medenî kanunları oluşturulur-ken, Mecelle esas kaynak olmuştur.

    İslâm hukukunun anlaşılması, mese-lelerin ortaya çıkması ve zihinlerde yerleş-mesi için, 99 küllî kaide müstakil olarak, başta zikredilmiştir. Meselâ;

    Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir. Bir işe bağlanacak hüküm, bu işte güdülen maksada göredir. Bu kaide; "Amel-ler, niyetlere göre değerlendirilir. hadis-i şerifinin kaideleştirilmesinden ibarettir.

    YanıtlaSil
  7. Kesin bilinen husus, şüphe ile bozulamaz.

    Meşrû bir şekilde eskiden beri devam eden bir şey, aksine delil olmadıkça devam eder.

    Borçsuzluk ve suçsuzluk asıldır.

    Ceza hukukunda; bir kim-senin suçlu olduğu iddia edildi-ğinde ispatlamak îcap eder yoksa suçla itham edilen kimse, başta bu suçu işlemediğini ispat ede-cek değildir.

    Bir sözde esas olan gerçek mânâdır.

    Açıklık yoksa delâlete göre hareket edilir.

    İslâm hukukunun aslî kay-nakları sırasıyla; Kitap, Sünnet, icmâ ve kıyastır. Hakkında Kitap ve Sünnet'te açık hüküm bulunan meselede kıyasa gidilemez.

    Usûlüne göre yapılan içtihad, aynı konudaki bir başka içtihâdı yürürlükten kaldıramaz. Bir başka Hiljutingf côiz görülmemiştir.

    52026

    YanıtlaSil
  8. YUZAKI

    MAYIS 2026

    içtihad, aynı konudaki bir başka içtihâdı yürürlükten kaldıramaz. Bir başka deyişle, istinaf câiz görülmemiştir.

    Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. Allah size kaldı-ramayacağınızı yüklemez. Kolay-laştırın, zorlaştırmayın, yaklaştı-rın, nefret ettirmeyin.

    Bir işte daralma, sıkıntı baş gösterirse; genişletilir, ruhsata gi-dilir. Meselâ; borcunu ödeyeme-yen kimseye, mühlet verilir.

    Zarar verene zararla mukabe-lede bulunmak câiz değildir. Hâki-me başvurulması gerekir. Böylece usûlü kapsamında zarar giderilir.

    Zarûretler, yasakları mubah duruma getirir. Zarûret, insanın elinde olmayan sebebe denir.

    Engel ortadan kalkınca, ya sak durum geri gelir.

    Bir zarar kendi misliyle gi derilemez.

    Genel zararı gidermek için özel zarar tercih edilir.

    İki kötülükle karşı karşıy kalındığında, daha hafif (ehver olan seçilir.

    67

    YanıtlaSil
  9. Kötülüklerin giderilmesi, menfaatlerin elde edilmesinden daha önde gelir.

    Zarar, imkân dâhilinde gi-derilir.

    Zarûret, başkasının hakkını ortadan kaldırmaz.

    Alınması yasak olan şeyin verilmesi de yasaktır. Nitekim, rüşvet almak da vermek de câiz değildir.

    Giden geri gelmez.

    Bölünemeyen bir şeyin bazı unsurlarını zikretmek, tamamını zikretmek demektir.

    Sükût eden kimseye; «Şu sözü söylemiş oldu.» denilemez. Lâkin söyleyecek yerde sükût et-mesi, ikrar ve beyan addolunur. Başka bir deyişle, her zaman sü-kût ikrardan gelmez. Dolayısıyla; bir kimse bir başkasının malını, o kimsenin gözü önünde telef etse malın sahibi de sükût etse, buna râzı olduğu mânâsına gelmez.

    Yazı ile beyan, söz ile beyan gibidir. Dolayısıyla; bir kimsenin başkasına yazdırıp imzaladığı veya

    YanıtlaSil
  10. kimsenin gözü önünde telef etse malın sahibi de sükût etse, buna râzı olduğu mânâsına gelmez.

    -

    Yazı ile beyan, söz ile beyan gibidir. Dolayısıyla; bir kimsenin başkasına yazdırıp imzaladığı veya _ mühürlediği bir senet, ikrar yerine geçer. El yazısı, vasiyette geçerlidir. Konuşamayan kimsenin; bilinen bir işareti varsa, artık bu, söz ye-rine geçer. Tercümanın sözü; her hususta yani hukukun bütün sa-halarında, akitlerde, ceza dâvâla-rında, ikrarda, yeminde asıl söy-leyen kimsenin sözü olarak kabul edilir. Hâkimin dâvâ tarafların-dan birinin dilini anlamaması du-rumunda, tercümana müracaat edilir. Tek kişi tercümanlık yapsa yeterlidir. Bir zanda hata açıksa, artık o zanna itibar edilmez. Me-selâ; «Borcu var zannıyla» birine para verilse, sonra gerçek ortaya çıksa, para geri alınabilir.

    ---e -

    Dayanağı sağlam olan ihti-maller ile dayanağı daha az sağ-lam ihtimallerin mahiyeti kalkar. Bir başka deyişle; sağlam temele dayanan ve kesin mahiyet taşı-yan deliller, bunlara güvenmeyi azaltan sebeplerin varlığı duru-

    YanıtlaSil
  11. İslâm hukukunun aslî kaynakları sırasıyla; Kitap, Sünnet, icmâ ve kıyastır. Hakkında Kitap ve Sünnet'te açık hüküm bulunan meselede kiyasa gidilemez.

    YanıtlaSil
  12. 1 1 munda değer kaybeder. Meselâ; Bir kimse ölüm hastalığında, vâ-rislerden birine bir miktar borç ikrârında bulunsa, bu artık va-siyet hükmünde ve mal kaçırma maksadına mâtuf kabul edilir. Ye-_rine getirilmesi de diğer vârisle-- rin icâzet vermesine bağlı tutulur.

    Sağlam delile dayanmayan ihtimaller, vehimden ibaret olup bunlara itibar edilemez. Meselâ; bir kimse, satın aldığı malın satı-cısından, bu malın başkasına ait olabileceği ihtimaline karşı ke-fil gösterilmesini isteyemez. Bir kimse velisi olduğu yetimin ma-lını, yangında yanma ihtimaline binâen satamaz.

    Delille sabit olan şey, açıkça sâbit olmuş gibidir. Artık bun-da şüpheye mahal yoktur. Borcu; usûlüne uygun ikrar veya şâhit-likle ortaya çıkan bir akit, açıkça yapılmış ve görülmüş gibi kabul edilir. Beyyine, delil demektir; şâ-hit gibi bir hususu iddia edene, iddiasını delillendirmek düser Bu

    YanıtlaSil
  13. kimse velisi olduğu yetimin ma-lını, yangında yanma ihtimaline -binâen satamaz.

    Delille sabit olan şey, açıkça - sabit olmuş gibidir. Artık bun-da şüpheye mahal yoktur. Borcu; - usûlüne uygun ikrar veya şâhit-- likle ortaya çıkan bir akit, açıkça - yapılmış ve görülmüş gibi kabul edilir. Beyyine, delil demektir; şâ-hit gibi bir hususu iddia edene, iddiasını delillendirmek düşer. Bu iddiayı inkâr eden ise yemin eder.

    İddia sahibi iddiasını delil-lendiremezse; bu iddiayı kabul edip etmediği hususunda, karşı tarafın yemin etmesi dâvâlı tara-fından istenebilir. Yemin ederse dâvâ düşer. Yeminden kaçılırsa, bu artık dâvâlının aleyhine delil teşkil eder. Delil, görünüşteki du-rumun aksini ispatlamaya yarar. Yemin ise bu durumun hâlâ ge-çerli olduğunu gösterir; bir baş-ka deyişle, asla dairdir. Kendisi-ne emânet bırakılmış olan kimse;

    YanıtlaSil
  14. bunu teslim ettiğini veya telef ol-duğunu yeminle beraber beyan etse, bu sözü esas alınır, kendi-sinden delil istenmez.

    Hukuken geçerli ve mahke-mece kabul olunmuş bir ikrar, sa-hibi aleyhine delil mahiyeti taşır. Meselâ; bir kimse borcu olduğu-nu ikrar etse, bunu ödemesi iktizâ eder, artık bu ikrardan dönemez.

    Bir delilde çelişki varsa, artık onun delil olma vasfı kalkar. Bir dâvâda; şâhitler, şâhitliklerinden döndüklerini açıklarlarsa, artık bu şâhitlik delil olmaktan çıkar. Bun-dan önce; ilk şâhitliklerine daya-narak hüküm verilmişse bu hü-küm bozulmaz, şâhitler tazminle mükellef olurlar. Bir kimse evvelâ borcu inkâr ederse, sonra ikrarda bulunursa geçerlidir. Ancak ev-velâ ikrar eder, sonra inkarda bu-lunursa itibar olunmaz. Çünkü inkârda töhmet vardır. İkrar ise şâhitlik gibi değildir; ikrarda çeliş-ki, ikrârın geçerliliğini etkilemez.

    Bir kimse; <> dese, aslı inkâr edip borç hukuken sâbit olmasa bile, kefilin sorumluluğu devam eder ve bor-cu ödemesi iktizâ eder.

    Mümkün

    YanıtlaSil
  15. ruya de kimse,

    kum bozulmaz, şahitler tazminle mükellef olurlar. Bir kimse evvelâ borcu inkâr ederse, sonra ikrarda bulunursa geçerlidir. Ancak ev-velâ ikrar eder, sonra inkarda bu-lunursa itibar olunmaz. Çünkü inkârda töhmet vardır. İkrar ise şâhitlik gibi değildir; ikrarda çeliş-ki, ikrârın geçerliliğini etkilemez.

    Bir kimse; <> dese, aslı inkâr edip borç hukuken sâbit olmasa bile, kefilin sorumluluğu devam eder ve bor-cu ödemesi iktizâ eder.

    Mümkün mertebe şarta uyulması gerekir. «Bu işi yapar isen bu malı sana sattım ya da al-dım.>> demek ve karşı tarafın da kabul etmesi şarttır. Câiz olan şart muhakkak yerine getirilir.

    Bir mal telef olduğunda (yok olduğunda/zarar gördüğünde) onun sorumluluğu (damânı) kime aitse, o maldan elde edilen fayda/kazanç (intifa) da ona aittir; yani risk ve kazanç dengelidir. Bir şeyin menfaati, onun tazmini karşılığın-dadır. Bir mal hasara uğradığında bunu kim çekecekse, menfaati de ona aittir. Gasp edilen malın men-faatinin, tazmine konu olmadığı-nı göstermektedir. Yetim, vakıf ve millî mallar (devlet malları) bu-nun dışındadır. Bunların gasbı hâ-

    YanıtlaSil
  16. - linde menfaatleri de tazmin edilir. Bir şeyden menfaatlenen kimse, o şeyin zararını da yüklenir. Kezá bir vakıf evinde oturan kimse, bu evin tamir masrafını da karşılar. Masraflarına tüm mâlikler katılır, çünkü menfaatine de ortaktırlar. Bulunmuş bir çocuğun nafakası beytü'l-mâlden verilir. Ölünce de mîrâsı beytü'l-mâle kalır.

    Mecburiyet olmadıkça; bir işi yapan o işten sorumludur, işi emreden değil. Bir işi doğrudan yapan kimse ile bu işe sebep olan kişi bir araya geldiğinde, doğru-dan yapan sorumludur.

    Bir haksız fiili doğrudan doğ-ruya değil de vasıtalı olarak işleyen kimse, ancak kasıtlıysa tazminle mükelleftir. Bir kimse; hayvanla-rı kasten ürküttüyse ve hayvan-lar kaçarak kaybolmuşlarsa, zararı tazminle vazifelidir. Hayvanların yaptığı zararlardan, sahibinin ku-suru yoksa sorumlu olmaz.

    Sahibinin izni olmadıkça, başkasının malında tasarruf edi-lemez. Bu sebeple, bir başkasının o malı kullanması hususundaki emri geçersizdir. Söz gelimi bir kimse; «Şu adamın malını al veya telef et.>> dese, o da alsa veya te-lef etse; zorlama söz konusu ol-madıkca, alanın ödemesi gerekirse

    YanıtlaSil
  17. başkasının malında tasarruf edi-lemez. Bu sebeple, bir başkasının o malı kullanması hususundaki emri geçersizdir. Söz gelimi bir - kimse; «Şu adamın malını al veya telef et.>> dese, o da alsa veya te-lef etse; zorlama söz konusu ol-madıkça, alanın ödemesi gerekir.

    Herkes ancak kendi malını serbestçe kullanabilir. Bir başka-sının malını onun açık izni ol-madıkça almak ve kullanmak ya da başka tasarruflarda bulunmak câiz değildir. Dolayısıyla bir baş-kasının evine ondan izinsiz giri-lemez, arsası işgal edilemez. Hu-kuken izin verilmemiş, meşrû olmayan bir yolla başkasının ma-lını almak câiz değildir. Hırsızlık, gasp, rüşvet, kumar gibi yollarla alınan malların da iade edilmesi iktizâ eder çünkü meşrû yollarla alınmış değillerdir.

    Bir şeyin aslı değişmediği hâl-de, mâlik edinme sebebi değişti-ği zaman, o şey de değişmiş sayı-

    YanıtlaSil
  18. Mecelle ile ilk tanışıklığımız 1965 senesinde;

    Ankara Hukuk Fakültesi 1. sınıf talebesi iken oldu.

    Hukuk başlangıcı dersi hocası rahmetli Mukbil ÖZYÖRÜK, Mecelle'ye olan ilgi, sevgi ve hayranlık tohumlarını gönlümüze atmıştır.

    YanıtlaSil
  19. lır. Bir şeyi vaktinden evvel elde etmek isteyen o şeyden mahrum olur. Ölüme gitmekte olan bir kim-senin; mîrastan mahrum etmek kastıyla boşadığı hanımı, vâris ka-bul edilir. Boşanma ise geçerlidir. Bizzat tamamladığı şeyi bozmak isteyenin, bu gayretleri geçersizdir. Dolayısıyla bütün alacaklarından ibrâ ettiği kimseden, bu ibrâ tari-hinden öncesine ait bir alacak ta-lep edemez. Bir çocuk mahkeme huzûrunda bâliğ olduğunu iddia ederse ve görünüşü de buna uy-gunsa bu ikrârı kabul edilir. Bir kimse satın aldığı malın, satan ta-rafından önceden mescid veya me-zarlık yapıldığını sonradan ikrâr etse dinlenir. Çünkü burada kamu menfaati söz konusudur.

    Velhâsıl;

    Mecelle, Osmanlı'dan günü-müze taşınmış müsbet ve geçer-liliği bulunan bir başvuru kay-nağıdır Bu yazımızda Kırıkkale

    YanıtlaSil
  20. 1

    1-

    rafından önceden mescid veya me-zarlık yapıldığını sonradan ikrâr etse dinlenir. Çünkü burada kamu menfaati söz konusudur.

    --

    Velhâsıl;

    -

    Mecelle, Osmanlı'dan günü-müze taşınmış müsbet ve geçer-- liliği bulunan bir başvuru kay-nağıdır. Bu yazımızda Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesin-den Prof. Dr. Mustafa AVCI'nın bilgilerinden yararlandık ve bu vesileyle Mecelle'yi tanımış olduk.

    Selâm ve duâ ile... ✔

    ¹ Bkz. Buhârî, Bed'ü'l-vahy, 1, Îmân, 41, Nikâh, 5, Menâ-kıbu'l-ensâr, 45, İtk, 6, Eymân, 23, Hiyel, 1; Müslim, İmâret, 155; Ebû Dâvûd, Talâk, 11; Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd, 16; Ne-sâî, Tahâret, 60, Talâk, 24, Eymân, 19; İbn-i Mâce, Zühd, 26.

    68

    YanıtlaSil
  21. 317

    Muhteşem Bir Mazîden İhtişamlı yarınlara...

    YUZAKI

    ◆YIL 22 MAYIS 2026

    AYLIK EDEBİYAT, KÜLTÜR SANAT, TARİH ve TOPLUM DERGİSİ

    Fecre andolsun!.. (Fecr, 1)

    PLA

    YanıtlaSil
  22. YUZAKI

    EDEBİYAT, KÜLTÜR

    SANAT, TARIH ve TOPLUM DERGİSI

    Îmânın Alâmeti: FEDAKÂRLIK

    255

    YanıtlaSil
  23. سوره بقره (٢٥)

    اون تور مجازی عاشقارك آه و انتظاری، فرداد و فغانلری بوقسم المدند و اونا اے دیوان رنده باید قاری آغلام الرى واويلالرى، هب محبوب بنك فراق و زوالعريني تصور انجر است نشئت الدن المدندر اوت، يك موق موقت لذتلر واردر كى زوالكرى دائمی الماری انتقام مندی کی جوم الملوك ده زوالى، لذيذ لذتكره باعث اولور لذت و نعمت اسد دوام ایمن شرط اولور

    و نعمت حدا بيلا بيلي.

    ابد ايجون یا راد باشد. اونك، يعنى انسانك حقيقي خلاصه انسان ابد النتارى النجم معرفت الله

    محبت الله، علم کی امور ابدیه در.

    ای آر قداسه ! بو آیتک جمله لری آراسنده کی رابطه لرى كوردن. شیدی ده جمال الریندن اشغال ایند ظاهرى يرلوله مناسبتارين باقا جغر. ( وَبَشِّرِ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ) بو حمله ان

    بو موقعه مناسبتی ایسد:

    وقتا که جناب معن عبادتي تكليف ايدى. ونتوتى اثبات ابتدى. وتغمر يمز عليه القيادة والشادي تبلیغ امورده مأمور بایدی و دنیوی بعضی ازتاره جواز ويرمرین و مشقتهایی تضمن این عباده مؤمنهارك امته العريني تأمين الجون، مؤمنهاده وعد بویور ولانه تبشیر لری تبلیغ اینماگی رسول اکرم ليه عليه الصلاة والسلامة امر ايدى. چونکه او حضرت طرف الهيدن انذاره، تخويفه، قور قو تمغه مأمور اولد يغي کي اللهك رضا سی، لطفني، قريبتنی و سعادت ابدیه کی تبشیراتی ده تبلیغه مأمور در

    أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِى ) انسانك احتیاجات ضروریه می اینده انسانه الا اول لازم اولان ، مط اندر مسكندر. مكانك ان كوزلى، نباتات و اشجاره مشتمل اولان برلر در وان لطیفی، نباتاری آراسنده صولوك مجرای اولان باغچه الردد. وان کامل قسمی، آغا چارينك آراسندن آقای نهر لرينك چوقلقله بولونمسيدر. قرآن كريم بوقسمه (تجري من تحتها الأَنْهَارُ) جمله سيله اشارت التمشدر.

    بیه جنگی و ایچه جنگی شیار در مکندن موكره انسانك ان فضله محتاج اولد يغي، جسماني له جسمانی از تکردن بیم جنگی و بو قسه ده ( جنت ) ( نهر ) كلم لريله اشارت ابد يل مشدد. موكره رزقك ان الكلى، مألوف اولان قدر که رزقك درجه قیمتی بيلينسين. میوه لون لذتی ایس، تجدد و تبدلنده در. لذلك ان صافيسي، حاضر وياقين اولا نيدر. وان لذيذى عملتها اجرتى اولد يعني بيا مكرر.

    ۱۹۹

    YanıtlaSil
  24. باعث Bais: Sebeb olan

    ديوان

    Divan: Şiirlerin toplandığı kitap

    آمل

    Ekmel: En mükemmel

    اشجار

    Escar: Ağaçlar

    فَرْيَادُ وفِغان

    Feryad u figān: Ah vah ede-rek ızdırábla bağırıma

    فراق

    Firak: Ayrılık

    احتياجات

    İhtiyacat-ı zarûriye: Zorunlu

    ihtiyaçlar

    ضَرورية

    İmtisal: Uyma

    امتثال

    İntac: Netice verme

    إنتاج

    İnzar: Korkutma

    إنذار

    Kamil: Mükemmel, olgun

    كامل

    Kurbiyet: Yakınlık

    تربیت

    Marifetullah: Allah'ı tanıma

    مَعْرِفَةُ الله

    Mahbub: Sevgili

    محبوب

    Mecazi: Hakiki olmayana áit

    مجازی

    Meşakkat: Zorluk

    مَشَقَّتْ

    Muhabbetullah: Allah sevgisi

    محبت الله

    Muvakkat: Geçici

    مُوقَتْ

    Müştemil: İçine alan

    مُشْتَيل

    Nebatât: Bitkiler

    نباتات

    Nübüvvet: Peygamberlik

    نبوت

    Rabita: Bağ

    رابطه

    Tazammun: İçine alma

    تَضَعُنْ

    Tebeddül: Değişme

    تبدل

    Tebliği umur: Emirleri

    تبليغ آموز

    bildirme

    تنشير

    Tebşir: Müjdeleme

    تجدد

    Teceddüd: Yenilenme

    أمور أبدية

    Umur-u ebediye: Ebediyete

    ait işler

    YanıtlaSil
  25. Evet, bütün mecard lukların ah u eninleri, feryad divanlarımda yaptıkları ağlamaları, vaveylälan heg figanları bu kısım elemdendir. Ve onların bütün neset eden elemdendir. Evet, pek çok muvakkat le mahbablarum firik ve zevallerini tasavvur etmelerides vardır ki, zevåller daimi elemleri inte ettingly Lezzet ve nimet ise, devam etmek sartryla letra cok elemlerin de revali, leziz lezzetlere baisoluz ve ni'met sayılabilir.

    Hulasa: Insan ebed için yaratılmıştır. Onun yani insanın hakiki lezzetleri, ancak ma'rifetulla muhabbetullah, ilim gibi umûr-u ebediyedir

    Ey arkadas! Bu dyetin cumleleri arasındaki rabutaları gördük. Şimdi de cumlelerinin vigil ettikleri yerlerle münasebetlerine bakacağız. bu aimlenin وبشر الذين آمنوا وعملوا الصالحك bu mevki'le münasebeti ise:

    Vakti ki Cenab-ı Hakk ibadeti teklif etti. Ve nübüvven isbat etti. Ve Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesseläm tebliği umûrda me'mur yaptı. Ve dünyevi bazı lezzetlere cevaz vermeyen ve mesakkatleri tazammun eden ibadete mü'minlerin imtisällerini te'min için, mü'minlere va'd buyurulan tebşirleri tebliğ etmeyi Resûl-ü Ekrem Aleyhissalátů Vesselâm'a emretti. Çünki o Hazret taraf-ı İlâhiden inzára, tahvife, korkutmaya me'mur olduğu gibi; Allah'ın rızasını, lütfunu, kurbiyetini ve saadet-i ebediye gibi tebşirâtı da tebliğe me'murdur.

    آن لَهُمْ جَنَّاتٍ تجرى Insanın ihtiyâcât-ı zarûriyesi içinde insana en evvel lâzım olan, mekândır, meskendir. Mekânın en güzeli, nebâtât ve eşcăra müştemil olan yerlerdir. Ve en latifi, nebåtları arasında suların mecrâsı olan bahçelerdir. Ve en kamil kısmı, ağaçlarının arasından akan nehirlerinin çoklukla

    bulunmasıdır. Kur'ân-ı Kerim bu kısma تجرى مِنْ تَحميها الأنهار cümlesiyle işaret etmiştir. Meskenden sonra insanın en fazla muhtaç olduğu, cismâni lezzetlerden yiyeceği ve içeceği şeylerdir. Bu kısma da جنت تمر kelimeleriyle işaret edilmiştir. Sonra rızkın en ekmeli, me'lüf

    olan kısımdır ki, rızkın derece-i kıymeti bilinsin. Meyvelerin lezzeti ise, teceddüd ve tebeddülündedir Lezzetin en såfisi, hazır ve yakın olanıdır. Ve en lezizi, amelinin ücreti olduğunu bilmektir.

    YanıtlaSil
  26. TARİHTE BUGÜN

    1913-II.Balkan Savaşı'nın başlaması.

    1925 - Şeyh Said ile 46 adamı Diyarbakır İstiklâl Mahkemesi'nce idama mahkûm edildi.

    1939 - Hatay Meclisi, oybirliğiyle anavatana katılma kararı aldı.

    1971 - Türkiye'de haşhaş ekimi yasaklandı.

    HAZİRAN

    29

    PAZAR

    4 1447 MUHARREM

    HIZIR: 55

    BIR AYET

    Dağları görür, onları hareketsiz, yerlerinde donmuş sanırsın. Halbuki onlar, bulutların yürümesi gibi geçer giderler. Bu, her şeyi sağlam ve mükemmel yapan Allah'ın sanatıdır.

    (Neml: 88)

    BİR HADİS

    Şükrünü yapabildiğin az mal, şükrünü yapamayacağın çok maldan daha hayırlıdır.

    RUMI: 16 HAZİRAN 1441

    (C. Sağîr, No: 2935)

    İbadet, şükürdür. Şükür, Mün'im'e edilir; yani nimetleri veren Zata şükretmek vaciptir.

    İşârâtü'l-İ'caz

    Valei

    YanıtlaSil
  27. 2026 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    - 1950-27 yıllık

    Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı son buldu.

    Demokrat Parti yüzde 53 oyla tek başına iktidara geldi. Türkiye'de tek parti dönemi sona erdi.

    MAYIS

    14

    PERŞEMBE

    27 1447

    ZİLKA'DE

    RUMI: 1 MAYIS 1442 HIZIR: 9

    BİR AYET

    İşittik ve emrine uyduk. Affını ve mağfiretini dileriz, ey Rabbimiz!

    Bakara Suresi: 285

    BİR HADİS

    Allah için dost edindiğin birini ziyaret etmek için üç mil de olsa yürü.

    Sen bir memursun, asker gibi muvazzafsın. Öyleyse, onun namıyla çalış, onun hesabıyla sa'yet. Muhtaç olduğun bütün şeyleri sana bahşeden ve rızkını veren, muktedir olmadığın şeylerden seni

    hifzeden Odur. Mesnevî-i Nuriye

    YanıtlaSil
  28. TARİHTE BUGÜN

    656-Hz. Osman'ın (ra)

    şehadeti.

    1918-1. Dünya Harbi sonrası Rus esaretinden firar eden Bediüzzaman'a, Bulgaristan'da Sofya Ataşemiliterliği tarafından Vatana Avdet Belgesi verildi. Bediüzzaman trenle İstanbul'a hareket etti.

    17

    CUMA

    FRIDAY

    HAZİRAN

    JUNE

    BİR AYET "Rabbimiz bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma!"

    derler.

    A'raf Suresi: 47

    BİR HADİS

    Kardeşinizi, bereket için dua ederek mükâfatlandırınız.

    Şükrün mikyası; kanaattir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir... Şükürsüzlüğün mizanı hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram-helâl demeyip rast geleni yemektir.

    Mektubat

    HICRI: 18 ZIKA'DE 1443 - RUMI: 4 HAZİRAN 1430

    YanıtlaSil
  29. 202

    İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X

    Temsilciler, Peygamberimizin yanından çıkıp konak yerlerine git-

    tiler (67).

    Necran Temsilcileri Hakkında İnen Ayetler:

    Ertesi günü, yüce Allah (68), onların sözleri ve üzerinde anlasama-dıkları her şeyleri hakkında Al-i İmran Süresinin baş tarafından âyet-ler indirdi (69).

    İndirdiği âyetlerde şöyle buyurdu:

    «1-2. Elif, Lâm, Mim... Allâh, O Allah'dır ki, Kendisinden başka hiç bir ilah yoktur. Diridir. Zatiyle kaaimdir.

    3-4. O, Kitabı, hak ve önündekileri de, tasdik edici olarak indirdi Daha önce de, insanlara doğru yolu göstermek üzre Tevrat ile In-

    cll'i indirmişti.

    Bir de, hak ile bâtılı ayırd eden Furkan indirdi.

    Allah'ın âyetlerini tanımayanlar yok mu? Onlar için pek çetin bir

    azap varl

    Allah, kudretile her şeye üstün gelen intikam sahibidir. 5. Şüphe yok ki, ne yerde, ne de, gökte hiç bir şey Allâha gizli

    kalmaz.

    6. Döl yataklarında, sizi ve herkesi, dilediği gibi tasvir eden O'dur. O'ndan başka hiç bir ilah yoktur.

    O, kudretile her şeye üstün gelen ve her yaptığını yerli yerince ya-pandır. 7. Ey Resûlüm! Sana, Kitabı indiren, O'dur.

    melidir. Ondan bir kısım âyetler Muhkemdir ki, bunlar, Kitabın anası, te

    Amma kalblerinde eğrilik bulunanlar, sırf Müslümanları saptır-

    Diğer bir kısmı da, Müteşabihlerdir.

    olanlarının ardına düşerler. mak ve kendi keyiflerine göre te vilini aramak için onun Müteşabih

    Halbuki, onun te'vilini, ancak, Allah bilir.

    İlimde yüksek påyeye erenler ise (Biz, ona inandık. Hepsi, Rabbi-mızdandır.) derler.

    Bunları, temiz ve sâlim akıllılardan başkası düşünemez. 8. Onlar, derler ki: (Ey Rabbımız! Bizi, doğru yola erdirdikten

    sonra, kalblerimizi hakdan saptırmal Bize, Kendi katından bir rahmet ver!

    Şüphesiz ki, bütün dilekleri bol bol veren Sensin Ser!

    (68) Ebülfida-Sire c. 4, s. 103

    ( 67) Ahmed Zeyni Dahlan-Sire c. 2, 5. 144

    (09) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, s. 224-225

    YanıtlaSil
  30. Tarık bin Ziyâd'ın fedakârlığı, İspanya'yı Endülüs yaptı. Sonrakilerin profesyonel programlarında fedakârlığın devre dışı bırakılması, Endülüs gibi muhteşem bir medeniyeti tekrar İspanya'ya düşürdü.

    YanıtlaSil
  31. Allah rızâsına ve

    Ebedî şefkatine ermenin yolu,

    Kendini fedâ etmek.

    Bu;

    Allah'tan gayri her şeye bilhassa kendine ve nefsine <<lâ » çekebilmek, sadece Allâh'a «illâ » demektir. Günümüz dünyasında; hakla bâtılın, zehirle şifânın, doğruyla yanlışın, dost ile düşmanın, yalanla hakikatin, gerçek ilâhla putların ve âkıbet cennetle cehennemin birbirine karıştırıldığı amansız bir inanç ve kişilik girdabından insanları kurtaracak en temel mesele budur.

    YanıtlaSil
  32. Hazret-i Peygamber'in hayatı başından sonuna kadar fedakârlık.

    Fedâkârlığı bir kenara koyan hiçbir programı yok.

    Bugün sistemli olmak lâflarıyla

    «program böyle >>

    deyip fedakârlığı çöpe atmak, batının aşıladığı sinsi bir duygu ve tuzak.

    Oysa bu, İslâm'ın özünde hiç yok. Ashâb-ı kiramda da fedâkârlığın önünde hiçbir program yok.

    YanıtlaSil
  33. MAYIS 2026

    ZAFER BEKLİYORSAK

    SEYRİ (M. Alİ EŞMELİ)

    Bugün Hakk'a iman mı, inkâr mıyız?

    Büyük cedde benzer bir efkâr mıyız?

    Misil yok mu fatih doğurmuş güne?

    Zafer bekliyorsak, fedakâr mıyız?

    Sıhhat!

    Her şeyin yerine bir şey ko. yup da keyfine göre bir hayat yaşadığını zanneden insanoğlu, bir tek sadece sihhatin yerine bir şey koyamıyor. Çünkü hafif ol-sun ağır olsun nice dayanılmaz hastalıklar, bunu otomatik ola-rak engelliyor. Dişi çürüyen kişi keyfinden ve ihmålinden dolayı diş doktoruna gitmiyorsa eğer; öyle bir sancı başlatıyor ki has-talık, ecel gibi şiddetli ve ağır ağ-rılarla ister istemez canhıraş bir şekilde doktorun kapısına koştu ruyor insanı. İnsan yine sıhhatin yerine bir şey koyamıyor. İhma-li de koyamıyor, keyfi de koya mıyor. Dipdiri kesiliyor ağrılar karşısında sıhhate kavuşmak için. Eğer çok ciddi ve tehlikeli bir has talık devreye girmişse; o vakit hiç çekinmeden ve hiç düşünmeden bütün malını, mülkünü feda edi-yor. Dünyanın en cimri adamı bile birden en cömert adamı ke siliyor hastalık sebebiyle, sıhha tine kurban ediyor tüm servetini.

    Dolayısıyla hastalık diyor ki:

    "-Ey insan, hayalinde şöyle veya böyle hikâye okudun, sıh-hatinle dalga geçtin, ama hasta-lık yakana yapışınca en değerli ve vazgeçilmez şeyin sıhhat olduğu nu nasıl da anladın! Onun yeri-ne hiçbir şey koyamadın. Sıhhatin yerine bir şey koymak da ne ke-lime, onun yerine başka bir şeyi

    zerre kadar sokmamak için ser-

    vetini harcadın.

    O halde uyan!

    lylyken sıhhatle dalga geçtiğin halde, hastalığın pençesine düşün ce ondan daha ciddi bir meselen kalmadı. Sıhhatin yerini hiçbir şe yin alamayacağını gördün ve sım ka bir çare, ihtimal olarak bile yok. sıkı sarıldın bu gerçeğe. Çünkü baş-

    İşte tam bunun gibi;

    Allah'ın da hàşa yerine ko-nacak bir şey yok! Anlayacaksın, ama ahirette anlarsan eyvah!

    Ecelin yerine koyabileceğin hiçbir şey yok! Anladığın gün, ölüm vakti ise eyvah!

    Cennetin yerine koyabilece ğin hiçbir şey yok! Var zanneder-sen, gözünü cehennemde açarsın!

    Cennete giden yolun da alter-natifi yok! Zorlukları ve çileleri yüzünden alternatif yollar açma ya kalkışırsan açtığın her yol, se-nin ateşe düştüğün en kestirme rotan olur.

    -Ey insan!

    Nefesin yerine bir şey koyabi lir misin?

    Asla!

    Manevi nefesin/îman ve Is-lâmın yerine de bir şey koyamaz-sın!

    Suyun yerine bir şey koyabi-lir misin?

    Asla!

    vezifellin/feilin/tin/fü

    Hayali bir iddia olarak belki, fakat hakikat ve ispat çerçevesin de asla!

    Månevi suyun yerine de rah meten li'l-alemin olan Hazret-i

    Peygamber'in ve mü'minlere rah-met olan Kuran'ın yerine de hiçbir şey

    koyamazsın! Sualleri çoğaltalım:

    -Beynin yerine bir şey koya-bilir misin?

    -Rühun yerine bir şey koya-bilir misin?

    -Ecelin yerine bir şey koyabi-lir misin?

    -Kıyametin yerine bir şey ko-yabilir misin?

    O halde boşu boşuna ne uğra şıyorsun ey gafil?

    Neyi başaracaksın?

    Şunu-bunu deme, sadece bir şeyi başarırsın bu gafletle, o da cehenneme girmeyi. İlahi emir-le meleklerin kendisine secde etti-rildiği Hazret-i Adem bile, Allah'ı dinlemediğinde neyi başarabildi? Cennetten düşmeyi!

    Ancak tevbe edip dinleyince affa mazhar olabildi. Rahmete koştu. Ne güzel bir kul oldu. Se-çilenlerin ilki oldu.

    Cennetlik oldu."

    Anlayana ne mutlu!

    Ya Rab,

    Nasib et,

    Amin!..

    YanıtlaSil
  34. 408

    MAIDE SURESİ/5

    Cüz:6

    meselesidir. Bu nedenle de Allah şöyle buyuruyor: "kim Allah'ın İndirdiği ayetlere göre hüküm vermez ise onlar, kafirlerin ta kendileridir.", "zalimlerin ta kendileridir", "fasıkların ta kendileridir."

    Bu meselede ikinci önemli nokta ise, Allah'ın şeriatının, insanların koy. duğu şeriatlar karşısında kaçınılmaz bir biçimde ve kesinkes üstün olduğunu kabul emektir. Burada ele aldığımız ayetlerin sonuncusunda, bu üstünlük şöyle dile getiriliyor: "Kesin inançlılara göre Allah'ın düzeninden, Allah'ın verdiği hükümden daha iyisi düşünülebilir mi hiç?"

    Her türlü sosyal davranışta, her türlü sosyal durumda, Allah'ın şeriatının Üstünlüğünü, mutlak biçimde kabul etmek de yine küfür ve iman meselesine girmektedir. Insanların sosyal davranışları ve durumları ne olursa olsun hiç kimse, herhangi bir insan tarafından belirlenmiş bir şeriatın üstünlüğünü ya da onun Allah'ın şeriatına eşdeğerliğini öne süremez. Buna yeltenen bir kimsenin, aynı zamanda mümin ya da müslüman olduğunu öne sürmesi ise asla olası değildir. Çünkü bu görüşü ileri süren kimse, insanların durumlarını Allah'tan daha iyi bilebileceği, onların sorunlarını çözümlemede Allah'tan daha iyi hü-kümler koyabileceği iddiasındadır. Söz konusu kişi bu tutumuyla, insanların yaşamları süresince karşılaşabilecekleri durumları ve onların gereksinimlerini Allah'ın bilemediğini, bu nedenlede şeriatında bir hüküm belirlemediğini ya da bilmesine karşın herhangi bir hüküm belirlemediğini savlamaktadır. Böylesi bir iddiada bulunan kişi her ne kadar müminim dese de onun bu tutumu, iman ve İslâm ile asla bağdaştırılamaz.

    Allah'ın şeriatının diğer şeriatlar karşısındaki üstünlüğünün tezahürlerine gelince, bunları tümüyle kavrayabilmek güçtür. Zira, Allah'ın şeriatının hik-meti, herhangi bir nesil için bütünüyle ortaya çıkmış değildir. Allah'ın şeriatının ortaya çıkmış olan kimi hikmetlerini ise burada ayrıntılarıyla verebilmemiz güçtür. Bu nedenle, konuya çok kısa değinmekle yetineceğiz:

    Allah'ın şeriatı, insanların yaşamına ilişkin kapsamlı, bütüncül bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. Bu şeriatta, yaşam biçimleri nasıl ve hangi düzeyde olursa olsun insanların yaşamlarının her yönünü geliştirme, yönlendirme ve düzenleme söz konusudur.

    Bu sistem, insanın varlığı, insanlığın gereksinimleri ve insanın üzerinde yaşadığı evrene ilişkin gerçekliğe, ayrıca evrende ve insanlığın oluşumunda egemen olan doğa yasalarının yapısına ilişkin mutlak bilgiye dayanmaktadır. Bu sistem, yaşama ilişkin hiç bir meseleyi es geçmemiştir. Dolayısıyla bu sistem, insanların etkinlik biçimleri arasında yıkıcı bir çatışmaya yol açmadığı gibi, söz konusu etkinlikler ile doğa yasaları arasında da yıkıcı bir çatışmaya yol aç-mamaktadır. Tam tersine bu sistem, bir denge, bir uyum ve bir bütünlük sağlamaktadır. Salt dış tezahürlere ve salt belirli bir zaman diliminde ortaya çıkmış şeylere göre bilgilenmiş bir insanın ürünü olan bir sistem ise, yukarıda söylediğimiz mükemmelliği sağlayamayacaktır. İnsan tarafından belirlenmiş bir sistem, beşerî bilgisizliğin olumsuz etkilerinden kurtulamayacaktır. Dola-yısıyla böyle bir sistemin, insanların etkinlik biçimleri arasında yıkıcı bir ça-tışmaya yol açması ve bunun da şiddetli sarsıntıları beraberinde getirmesi ka-

    YanıtlaSil
  35. MAIDE SURESI/5

    mazdır

    409

    Allah'ın şeriati, mutlak adalet üzerine kurulmuş bir sistemdir. Zira Allah, @tom varlıkların rabbi olması dolayısıyla, varlıklar arasında adaleti sağlama, mutlak adaletin ne ile ve nasıl gerçekleşeceğini herkesten iyi bilmektedir. Yine chumsuz niteliklerden uzak bir biçimde, kendi sistemini ve seriatını belirleme yi arzu, eğilim, zayıflık, bilgisizlik, eksiklik, aşırılık ve ihmalkarlık gibi üstüne üstlük bilgisizlik ve eksiklikten kurtulamayan insanın üreteceği bir sis-cine sahiptir. Oysa, şehvetlerle, tutkularla, zaafla, geçici arzularla donatılan, em mükemmel olamayacaktır. Bu bağlamda söz konusu beşeri sistemin, bir hirey, bir sınıf, bir ulus ya da bir kuşak tarafından üretilmiş olması gerçeği değiştirmez. Her ne olursa olsun beşerî bir sistem, geçici arzular, değişken stemler, tutkular ve bunlara ek olarak bilgisizlik, eksiklik, tek bir kuşakta bile olsa belirli bir meseleye bütüncül bir çözüm sunmadaki acizlik nedeniyle, kendini yetersizlikten kurtaramayacaktır.

    Allah'ın şeriatı, tüm doğa yasalarıyla uyum içerisindedir. Çünkü bu şe-riatin sahibi, evrenin de sahibidir. Evreni de insanı da yaratan O'dur. Dola-nstyla insana ilişkin bir seriat belirlerken, onu evrendeki öğelerden biri olarak görmektedir. Insan, Allah tarafından, doğru yolda yürümek ve evrendeki ya-saları bilmek kosuluyla, kendi hizmetine sunulan bu evrene belirli oranda da olsa yön verebilme gücüyle donatılmıştır. Dolayısıyla bu noktada, insanın hareketi ile içinde yaşamakta olduğu evrenin hareketi arasında, bir uyum sağ-lanabilmektedir. Bu şeriatta insan yaşamına, evrenle uyum içinde en doğal düzen sağlanmaktadır. Ve insan, salt kendisine ve hemcinslerine karşı değil, aynı zamanda evrendeki canlı cansız tüm varlıklara karşı nasıl davranacağını bu şeriata göre belirlemek durumundadır. İnsanın bu evrenden soyutlanabil-mesi mümkün olmayacağına göre, onunla olan ilişkisini sağlam ve doğru bir yönteme uygun biçimde belirlemesi de kaçınılmazdır.

    Yine, insanı insana kölelikten kurtaran biricik sistem de Allah'ın şeriatıdır. İslâm sistemi dışındaki tüm sistemlerde, insan insanın kölesi kılınmakta ve insan insana tapmaktadır. İnsanı, kullara kölelikten kurtararak, hiç bir ortağı söz konusu olmayan Allah'a ibadet eder hale getirmek, sadece ve sadece İslâm sistemine ait bir özelliktir.

    Daha önce de açıkladığımız üzere, ilahlık konusundaki niteliklerin en önemlisi, egemenliktir. Bu durumda, bir grup insan için kanun koyan bir kişi kendisini, o insanlar nezdinde ilahlık mertebesine yükseltmekte ve ilahlığa ilişkin nitelikleri kullanmış olmaktadır. Böyle bir durumda söz konusu insanlar, o kanun koyucunun kuludurlar, Allah'ın kulu değil. Yine söz konusu insanlar bu durumda, Allah'ın dinine değil, o kanun koyucunun dinine mensup olmuş demektirler.

    İslâm, şeriat belirleme hakkını sadece Allah'a vermekle insanı, kula kul-

    luktan kurtarmış, onun sadece Allah'a ibadet eder hale gelmesini sağlamıştır. Bu nedenle İslâm, insanın özgürlüğünü, insanın yeniden doğuşunu muştulayan "anarşi ve Kargaşa" başlıklı bölümü -Darussuruk-(66) Ayrıntılı bilgi için bakınız. Yazarın "İslâm ve Batı Uygarlığının Problemleri" adlı eserinin

    YanıtlaSil
  36. 410

    MAIDE SURESİ/5

    Cüz:6

    bir dindir... Zira insanın, kendisini bir başka insanın hegemonyasından kur-taramadıkça, bu noktada tüm insanlarla Allah önünde eşit bir konumda ol-madıkça, kendisini yenileyebilmesi ya da varlığını koruyabilmesi olası değil-dir.

    Buradaki ayetlerde üzerinde durulan mesele gerçekten, İslâm inancındaki en önemli meselelerden biridir. Bu, ilahlık ve kulluk, adalet ve doğruluk, özgürlük ve eşitlik, ayrıca insanın özgürlüğü -hatta yeniden doğuşu- ile doğ rudan ilintili olması sebebiyle, küfür ya da iman, cahiliyye ya da İslâm me-selesidir.

    Cahiliyye, belirli bir tarihsel süreçten ibaret değildir. Herhangi bir sistemde cahiliyye prensipleri mevcutsa, bu olgu halâ yaşanıyor demektir. Cahiliyye, en özlü tanımıyla, Allah'ın sistemini ve insanlara gönderdiği şeriatını değil de, insanlarca geçici arzular doğrultusunda belirlenmiş bir şeriatı benimsemektir. Bu geçici ve değişken arzuların, bir bireyin, bir sınıfın, bir ulusun ya da belirli bir kuşaktaki tüm insanların ürünü olması hiç birşeyi değiştirmez. Bu arzular ve istemler Allah'ın şeriatından kaynaklanmadıkça, değişken ve geçici arzular olmaktan öteye geçemeyecektir.

    Bir insan, insanlar için kanun koyucu durumundaysa bu, cahiliyyenin ta kendisidir. Çünkü bu durumda yasaların kaynağında, o insanın arzuları ve görüşleri bulunmaktadır. Dolayısıyla farklılık sadece sözcüklerdedir.

    Bir sınıf, diğer sınıflar için kanun koyucu durumundaysa bu, cahiliyyenin ta kendisidir. Çünkü bu durumda yasalar, söz konusu sınıfın çıkarları ya da parlamenter çoğunluğun görüşü doğrultusunda belirlenmektedir. Dolayısıyla farklılık yine, sadece sözcüklerdedir.

    Bir ulustaki tüm sınıfların, tüm sektörlerin temsilcileri kendileri için kanun koyucu konumundaysa bu, cahiliyyenin ta kendisidir. Çünkü bu durumda kanun, yanıltıcı tutkulardan kesinlikle kurtulamayan, bilgisizlikten kesinlikle soyutlanamayan isanların arzularına ya da halkın görüşlerine göre belirlen-mektedir. Dolayısıyla farklılık yine sadece sözcüklerdedir.

    Bir grup ulus, insanlık adına kanun koyucu durumundaysa, bu, cahiliy-yenin ta kendisidir. Çünkü bu durumda kanun, söz konusu ulusların ulusal amaçları ya da devletler topluluğunun görüşü doğrultusunda belirlenmektedir. Dolayısıyla burada da farklılık sadece sözcüklerdedir.

    Ancak, kanun koyucu, insanların yaratıcısı, toplumların yaratıcısı, ulus-ların ve kuşakların yaratıcısı ise, bu durumda söz konusu olan, Allah'ın şeri-atıdır. Bu şeriatta, hiç kimse bir başkasına karşı kayırılmamaktadır. Hiç bir birey, hiçbir toplum, hiçbir devlet, hiçbir nesil, bir diğerine karşı kollanıp kayırılmamaktadır. Zira Allah, herkesin rabbidir. O'nun önünde herkes eşittir. Zira Allah, herkesin gerçek durumunu ve herkes için neyin uygun olduğunu çok iyi bilmektedir. Hiçbir aşırılığa ya da savsaklamaya düşmeksizin insanların yararını gözetme ve gereksinimlerine yanıt verme noktasında, hiç kimse Allah'tan daha üstün bir konumda olamaz.

    Kanun koyucu Allah'ın dışında biriyse insanlar, söz konusu kanun ko-

    YanıtlaSil
  37. Cüz:6

    Cüz:6

    MAİDE SURESİ/5

    411

    an kur-nda ol-leğil-

    sınıf, bir ulus ya da bir devletler topluluğu olması hiç bir şeyi değiştirmez. yucunun kulu durumundadır. Bu bağlamda kanun koyucunun, bir birey, bir

    Ancak, kanun koyucu Allah ise, herkes özgür ve eşit demektir. Herkes sadece Allah'a boyun eğecek, sadece Allah'a ibadet edecek demektir.

    ndaki -uluk, doğ-ame-

    İnsanoğlunun yaşamında ve evrenin mevcut düzeninde söz konusu me-selenin bu denli önemli oluşunun nedeni, burada yatmaktadır: "Eğer gerçek, onların değişken istemlerine ve arzularına göre belirlenseydi, gökler ve yeryüzü ve oralarda bulunanlar bozulup giderlerdi."(67)

    Allah'ın indirdikleri dışında yasalarla hükmetmenin sonucu, kötülük, bozgun ve nihayet iman çerçevesinin dışına çıkmaktır.

    emde e, en de, ktir.

    YAHUDİLER VE MÜNAFIKLAR

    elirli

    YanıtlaSil
  38. SULTAN
    السلطان
    İslâm dünyasında XI. yüzyıldan itibaren genellikle hükümdar için kullanılan unvan.

    Müellif: OSMAN GAZİ ÖZGÜDENLİ
    Sözlükte “güç, kuvvet, otorite, iktidar” anlamında soyut bir kavram olan sultân (çoğulu selâtîn) Kur’ân-ı Kerîm’de “hüccet, mûcize, mutlak güç ve üstünlük” mânasında geçmekle birlikte (bk. SULTAN), “Cihadın en faziletlisi zalim sultan katında hakkı söylemektir” (Ebû Dâvûd, “Melâḥim”, 17; Tirmizî, “Fiten”, 13); “Sultan velisi olmayanın velisidir” (Ebû Dâvûd, “Nikâḥ”, 19; Tirmizî, “Nikâḥ”, 14) gibi hadislerin varlığı (Wensinck, el-Muʿcem, “slṭ” md.), kelimenin Asr-ı saâdet’ten itibaren “yönetici, hükümdar, devlet başkanı” anlamında kullanıldığını göstermektedir. Aynı kökten gelen saltanat “sultanlık, hükümdarlık ve iktidarın veraset yoluyla intikali” demektir. Sultan kelimesinin bir unvan olarak siyasî-idarî mânada ilk defa Abbâsî Halifesi Hârûnürreşîd tarafından veziri Ca‘fer b. Yahyâ el-Bermekî’ye verildiği kaydedilmektedir (Kalkaşendî, V, 448 [burada Hâlid b. Bermek], IX, 403-404; Lewis, s. 51). Abbâsîler’de merkezî otoritenin zayıfladığı dönemde tayin edildikleri bölgelerde siyasî güç kazanan valilerin yanı sıra Büveyhî hükümdarları fiilî durum itibariyle sultan diye adlandırılmıştır.

    Sultan unvanı bugünkü Afganistan ve Doğu İran’da müstakil bir hâkimiyet kuran Gazneli Mahmud (998-1030) için devrin kaynaklarında yaygın biçimde geçmektedir. Bununla birlikte kelimenin İslâm dünyasında siyasî bir unvan olarak yayılması Selçuklular zamanında olmuştur. Sikkeler üzerinde ilk defa Selçuklu Devleti’nin kurucusu Tuğrul Bey adına 435’te (1043-44) Hemedan’da bastırılan parada “es-sultânü’l-muazzam” şeklinde yer almıştır (Hennequin, s. 27-28). İsfahan şehrinin mahallî hâkimi Ebû Mansûr Ferâmurz, İsfahan’da bastırdığı sikkelerde daha 434 (1042-43) yılından itibaren Tuğrul Bey’in adını “es-sultânü’l-muazzam” unvanı ile kaydetmiştir. Tuğrul Bey’in bu unvanı kısa süre sonra Abbâsî Halifesi Kāim-Biemrillâh tarafından tasdik edilmiştir (Busse, s. 184, nr. 48, 50). 449’da (1058) Bağdat’a giren ve bizzat Halife Kāim-Biemrillâh tarafından tahta oturtulan Tuğrul Bey’e halife “sultânü’l-meşrik ve’l-mağrib” unvanını vermiştir (Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkıyye, s. 13).

    YanıtlaSil
  39. Sultan unvanının kullanımı Selçuklu hânedanının sonraki üyeleri tarafından devam ettirilmiştir. Çağrı Bey’in oğlu İlyâs’ın daha Tuğrul Bey hayatta iken Belh şehrinde 454 (1062) yılında bastırdığı paralarda “es-sultânü’l-muazzam” unvanının yer aldığı görülmektedir (Sylloge Numorum Arabicorum Tübingen, s. 92-93, nr. 755-756). Kaynaklarda Alparslan’ın “sultânü’l-âlem” unvanını taşıdığı kaydedilmektedir. Sâve savaşından (1119) sonra Büyük Selçuklu tahtını ele geçiren Sencer için sikkelerde “es-sultânü’l-a‘zam” unvanı kullanılırken yeğeni Irak Selçuklu Hükümdarı Mahmûd b. Muhammed Tapar “es-sultânü’l-muazzam” unvanıyla zikredilmiştir (Köymen, s. 132-134).

    XI ve XII. yüzyıllarda sultan kelimesi, Farsça bir unvan olan “şah”la birleştirilerek “sultanşah” şeklinde bilhassa şehzadeler için özel bir ad olarak kullanılmıştır. Selçuklu hânedanının Kirman ve Suriye kolu ile Hârizmşahlar Devleti’nde bu adı taşıyan şehzadelerin varlığı bilinmektedir. Bununla birlikte kelime bu dönemde de siyasî-idarî anlamını korumuştur. XIII. yüzyıl ortalarına ait bazı resmî belgelerden sultan unvanının Anadolu Selçuklu Devleti’nde hükümdarın özel alâmeti olarak âdeta bir tuğra gibi kullanıldığı anlaşılmaktadır.

    Kelime Selçuklular’dan sonra kısa sürede İslâm dünyasına yayılmış ve Hârizmşahlar’ın yanı sıra Eyyûbîler tarafından da benimsenmiştir. XIII. yüzyılın ortalarında kullanımı daha da yayılarak devam etmiştir. Sultanın bu dönemde zaman zaman şairler tarafından küçük mahallî hükümdarlar için de kullanıldığı görülmektedir (Mirza M. Kazvînî, III, 153). Unvanın gelişimi XIV. yüzyılda Memlük Devleti’nde devam etmiştir. Memlük Devleti’nde kelimenin zaman zaman “sultânü’l-İslâm, es-sultânü’l-a‘zam, sultânü’s-selâtîn” şeklinde kullanıldığı görülmektedir.

    Sultan kelimesi İran coğrafyasında İlhanlılar’ın kuruluşunu takip eden yıllarda yerini Türkçe “ilhan” ve “han” unvanlarına bırakmıştır. Kaynaklarda İlhanlı hükümdarlarından ilk defa Ahmed Teküder’in (1282-1284) İslâmiyet’i kabulünün ardından han unvanı yerine sultan unvanını kullanmaya başladığı kaydedilmektedir. Nitekim 681-683 (1282-1284) yıllarında bastırılmış sikkelerde Ahmed Teküder’in adı Uygur ve Arap harfleriyle Sultan Ahmed şeklinde zikredilmiştir. Argun Han’ın 681’de (1282) Musul’da darbedilen bir sikkesinde Sultan Argun adı görülmektedir (Diler, s. 308).

    YanıtlaSil
  40. 1295 yılında İslâmiyet’i kabul ederek Müslümanlığı İlhanlı Devleti’nin resmî dini haline getiren Gāzân Han yaygın olarak “pâdişâh-ı İslâm” unvanını kullanmakla birlikte sikke ve kitâbelerde sultan unvanının “sultân-ı âdil, sultân-ı İslâm, sultânü’s-selâtîn, sultânü selâtîni’l-Arab ve’l-Acem, es-sultânü’l-a‘zam, es-sultânü’l-muazzam, sultânü’ş-Şark ve’l-Garb” gibi birleşik şekilleri yer almıştır. İlhanlı Devleti’nde kelimenin siyasî unvan olarak kullanımı Olcaytu Han zamanında daha da yayılarak devam etmiştir. Kaynaklarda Olcaytu’nun genellikle “sultânü’l-İslâm” unvanı ile zikredildiği görülmektedir (Reşîdüddin, vr. 50a-56a). Bu dönemde Olcaytu tarafından Zencan yakınlarında kurulan yeni yerleşim yerine Sultâniye adının verilmiş olması dikkat çekmektedir.

    Kroniklerin yanı sıra epigrafik ve nümismatik kaynaklar sultan unvanının Celâyirli, Timurlu, Karakoyunlu ve Akkoyunlu hükümdarları tarafından yaygın biçimde kullanıldığını göstermektedir. Timurlular döneminin önde gelen tarihçilerinden Hâfız-ı Ebrû ile Nizâmeddîn-i Şâmî’nin halife, sultan ve şah ile hilâfet, saltanat ve padişahlık kelimelerini eş anlamlı olarak kullandıkları görülmektedir. Şah İsmâil tarafından Safevî Devleti’nin kurulmasının ardından sultan yerine şah kelimesinin unvan olarak ön plana çıktığı belirtilmektedir. Kelime bu tarihten sonra İran coğrafyasında vali ve zâbit gibi resmî idarecilere unvan olarak verilmiştir. Sultan unvanı Osmanlı Devleti’nde ilk defa Orhan Gazi’nin sikkelerinde olmak üzere padişahlar tarafından kullanılmıştır (bk. PADİŞAH). XV. yüzyıldan itibaren unvanın zaman zaman “sultânü’s-selâtîn, es-sultân ibnü’s-sultân, sultânü’l-berreyn ve’l-bahreyn” şeklinde güçlendirilmek suretiyle Osmanlı hükümdarının adlarından hemen önce yer aldığı bilinmektedir.

    YanıtlaSil
  41. İslâm hilâfet teorisinde aynı anda iki halifenin bulunamayacağı, dolayısıyla bütün müslümanların tek bir halifeye bağlı olması temel prensip şeklinde kabul edilmekle birlikte Abbâsî hilâfetinin yanında Şiî-Fâtımî ve ardından Endülüs Emevî halifeliğinin ortaya çıkışı İslâm dünyasında fiilî olarak aynı anda üç halifenin varlığı sonucunu doğurmuştur. Bu sebeple çeşitli dönemlerde kurulan müslüman devletlerin hükümdarları, halifenin mânevî otoritesine saygı duyarak sultan unvanını alıp siyasî hâkimiyetlerini kabul ettirmiştir. Bunun bir sonucu olarak İslâm dünyasında farklı coğrafyalarda hüküm süren aynı halifeye bağlı sultanlar söz konusu olmuştur. Sultanlar halife adına hutbe okutup bağlılıklarını ifade ederken halife de saltanatlarını tasdik etmekte, verilen unvan, lakap ve hediyelerle siyasî otoritelerini kuvvetlendirmekteydi. Nitekim Abbâsî halifelerini Sünnî İslâm dünyasının mânevî lideri kabul eden Selçuklu sultanları genellikle onlara saygıda kusur etmemeye özen göstermişler, halifelerin, saltanatlarını onaylayıp kendilerine unvan ve lakap tevcih etmesini büyük bir şeref saymışlardır (Özaydın, Prof. Dr. Işın Demirkent Anısına, s. 422). Bununla birlikte Tuğrul Bey’in Bağdat seferinden itibaren Selçuklu sultanları siyasî otoriteyi ellerinde tutmaya ve halifeleri halk üzerindeki mânevî nüfuzları sebebiyle sadece dinî bir lider olarak kalmaya zorlamışlardır. Saltanat mücadelelerinde hânedan mensupları kendilerini meşrû sultan ilân ettirmek için halife nezdinde girişimde bulunmaktaydı. Öte yandan aynı dönemde hüküm süren sultanlardan zayıf olanlar güçlü olanına tâbi olmakta, diğer bir ifadeyle onu metbû tanımaktaydı.

    YanıtlaSil
  42. Sultan kelimesinin XIII. yüzyıldan itibaren siyasal anlamı dışında zaman zaman sûfî, ârif ve mutasavvıflar için de kullanıldığı görülmektedir (sultânü’l-meşâyih, sultânü’l-meşâyih ve’l-ârifîn, bk. Herrmann, s. 152, 178). Ayrıca Osmanlı Devleti’nde XVI. yüzyıldan itibaren özel ismin sonuna eklenmek suretiyle “hanım sultan” veya “vâlide sultan” şeklinde padişahların anneleri, kızları veya hanımları ile bazan şehzadeler için kullanılmıştır. Sultan kelimesine Osmanlı tahrir defterlerindeki kayıtlarda kişi adı olarak da rastlanmaktadır. Günümüzde de bazı İslâm devletlerinde hem siyasî-idarî mânada hem de şahıs ismi olarak kullanımı devam etmektedir.


    BİBLİYOGRAFYA
    Ḥudûdü’l-ʿâlem (Sütûde), s. 61, 67-69.

    Râvendî, Râḥatü’ṣ-ṣudûr, s. 85, 105.

    Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkıyye (Lugal), s. 13.

    Reşîdüddin Fazlullāh-ı Hemedânî, Beyânü’l-ḥaḳāʾiḳ, Süleymaniye Ktp., Kılıç Ali Paşa, nr. 834, vr. 50a-56a.

    Kalkaşendî, Ṣubḥu’l-aʿşâ, V, 448; IX, 403-404.

    M. Altay Köymen, “Meskukata Göre Büyük Selçuklu İmparatoru Sencer ile Irak Selçuklu Devleti Hükümdarı Mahmud’un Vassallık Münasebetleri”, Zeki Velidi Togan’a Armağan, İstanbul 1955, s. 131-136.

    Mirza M. Kazvînî, Yâddâşthâ-yi Ḳazvînî (nşr. Îrec Efşâr), Tahran 1336 hş., III, 153-154.

    H. Busse, Chalif und Grosskönig: Die Buyiden im Iraq (945-1055), Beirut 1969, s. 184, nr. 48, 50.

    T. Khodzhaniiazov, Katalog Gosudavstva Velikikh Sel’dzhukov, Askhabad 1979, s. 5-23, 88-120.

    G. Hennequin, Catalogue des monnaies musulmanes de la Bibliothèque Nationale: Asie pré-mongole, Paris 1985, s. 20, 27-28.

    Osman Turan, Türkiye Selçukluları Hakkında Resmî Vesikalar, Ankara 1988, s. 109, 142.

    Hasan el-Bâşâ, el-Elḳābü’l-İslâmiyye, Kahire 1409/1989, s. 323-339.

    B. Lewis, The Political Language of Islam, Chicago 1991, s. 51-53.

    Abdülkerim Özaydın, Sultan Berkyaruk Devri Selçuklu Tarihi (485-498/1092-1104), İstanbul 2001, s. 115-119.

    a.mlf., “Büyük Selçuklularda Unvan ve Lakaplar”, Prof. Dr. Işın Demirkent Anısına (haz. Abdülkerim Özaydın v.dğr.), İstanbul 2008, s. 421-433.

    YanıtlaSil
  43. Sylloge Numorum Arabicorum Tübingen: Balḫ und die Landschaften am oberen Oxus [XIV c Ḫurâsân III] (ed. F. Schwarz), Tübingen-Berlin 2002, s. 92-93, nr. 755-756.

    G. Herrmann, Persische Urkunden der Mongolenzeit: Text- und Bildteil, Wiesbaden 2004, s. 152, 157, 162, 178.

    Ömer Diler, İlhanlar: İran Moğollarının Sikkeleri (haz. Emine Nur Diler v.dğr.), İstanbul 2006, s. 281-288, 308, 343-370.

    Erdoğan Merçil, Selçuklular’da Hükümdarlık Alâmetleri, Ankara 2007, tür.yer.

    C. E. Bosworth, “The Titulature of the Early Ghaznavids”, Oriens, XV (1962), s. 210-233.

    Mehâb Dervîş Lutfî, “Elḳāb ʿale’l-meskûkâti’l-İlḫâniyye”, Sumer, XXI/1-2, Bağdad 1965, s. 157-166.

    M. Bâkır el-Hüseynî, “Dirâse taḥlîliyye ve iḥṣâʾiyye li’l-elḳābi’l-İslâmiyye”, a.e., XXVII/1-2 (1971), s. 185-231; XXVIII/1-2 (1972), s. 153-185.

    Coşkun Alptekin, “Selçuklu Paraları”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, III, Ankara 1971, s. 435-591.

    Abdülhay Habîbî, “Kelime-i Sulṭân”, Âryânâ, XXIX/5, Kâbil 1350/1971, s. 80-83.

    J. H. Kramers, “Sulṭān”, İA, XI, 24-28.

    a.mlf. – [C. E. Bosworth], “Sulṭān”, EI2 (İng.), IX, 849-851, 854.

    O. Schumann, “Sulṭān”, a.e., IX, 851-853.

    Ousmane Kane, “Sulṭān”, a.e., IX, 853.

    Dihhudâ, Luġatnâme, XVII/B, s. 589-595.

    YanıtlaSil
  44. ٢٠٠

    سوره بقره (٢٥)

    قرآن كريم بو قسم ده ) كُلَّما رُزقُوا مِنْهَا مِن ثمرة رِزْقاً قَالُوا هذا الذي رزقنا من قبل، هما .

    اشارت اليتمشور.

    ( من قبل ) یعنی بوند نه او جی بی یا من میوه بر در و یا دنداده سر یکی میوه لر در چونکہ جندان بود. بر برینم بگره دیگی کی، دنیا میوه لرینه ده ظاهرا بازرلی بریرین

    و واله مُتَشَابِها) یعنی رز (ها) یعنی رز قارى بربرين متشابه اولارق اكتر دار حديثده ده وارد اولد نه ای روا جنتك ميوه لری صورتجه بر در فقط طعماری، طاقاری بر دیگلور.

    بو جمله ده مجهول صيغه ذكر ان ولن ( أتوا ) قلمه سندن احلا شيلد نفی کی، رزقك انسانه کتر داری انسانه ایچون بیون به شرف و کرامته دلالت ایتد یگندمه، بیون به لذتی انتاج ابو بیور

    ( وَلَهُمْ فِيهَا أَزْواج مطهرة) مسكن و ما لدن صوكره انسانك ان زياده محتاج اولديفي، رفيقه بود. بو احتياجنك جننده تأمين ايديامن اولديغه بو جمله ایله اشارت اید یا مشدد. اوت، انسان بی رفیقه به و یا به رفیقه محتاجدر که طرفیه، آراسنده معاونت صورتها حيا تارينه لازم اولان شیاری یا پایی سینار. ورحمتون نشئت ايدن محبت اقتضاسيا يكديكرينك زحمتهريبني تخفيف التسيدار و عملی و کدر لى زمان لريني فرح وسروره تبدیل ایده بیالسينار. ذاتاً دنیاده از انارك نام

    انستیتی، آنجه رفیقه سیاه اولور.

    ( وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ ) انسان به نعمته و يا به لذته مظهر اولد يفي زمان، ان اول فكريني بوزان و انسانه وسوسه ويرن، او نعمتك ويا أو لذتك دوام ايد وب ایمریه جنگی دوشونجه سیدر. بو و موسولی دوشونجه به محل قا لما معه اوزره، قرآن کریم بو جمله ایله او نارك از واجبیله، لذائد يام برابر جنده على الدوام والاجطارين بشير الموالی او کدر طی دو شو نبرد نه خور دار مشدد.

    ای آر قداسه! شیدی، بویده کی جمله بران صد فاونده بولونامه جوه لری کوستره جگاز و بشر الذين آمنوا

    وعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ) بوجمله انك باشنده بولونان (و) حرف عطفدر. عطفك هر انكي طرفی آراسنده مناسبت لازمدر. حالبو که بوداده تبشیر ایله ما قبلی آراسنده مناسبت کو روغه بود . آنچه ما قبلنده انذار وار در اویله ایه بو بخشی، او ما قبلندن ترشح ايدن انذاره عطفدر.

    YanıtlaSil
  45. على الدوام

    Aled-devam: Devamh, sürekli

    دلالت

    Delalet: Delil olma

    حرف عطف

    Harfi atf: İki kelime veya cümleyi birbirine bağlayan harf, bağlaç

    اقتضا İktiza: Gerekme

    إنذار

    İnzar: Korkutma

    كرامت

    Keramet: İkram etme

    لَذَائِزُ

    Lezaiz: Lezzetler

    ماقبل

    Makabl: Öndeki, geçmiş

    مظهر

    Mazhar: Nail olan

    مأكول

    Me'kal: Yiyecek

    تجهول

    Mechul: Bilinmeyen

    معاونت

    Muavenet: Yardımlaşma

    متشابة

    Mitesabih: Benzer

    نَفْتَتْ

    Neş'et: Ortaya çıkma

    رَحْمَتْ

    Rahmet: Bağışlama, şefkat etme, lütfetme

    رفيقه

    Refika: Hayat arkadaşı, hanım

    صيغة

    Siga: Kelimenin türetilme-siyle ortaya çıkan şekillerden her biri

    سرور Sürûr: Sevinç

    طعة

    Tam: Tat, lezzet

    تخفيف

    Tahfif: Hafifletme

    طرفين

    Tarafeyn: İki taraf

    تبديل

    Tebdil: Değiştirme

    ترش

    Teresuh: Sızıntı

    أنسيت

    Ünsiyet: Alışıklık

    ظاهراً

    Zahiren: Görünüşe göre

    YanıtlaSil
  46. Kur'ân-ı Kerîm bu kısma da

    cumlenyle علما ورقوا منها من ثمرة رزقاً قالوا هذا الذي رزقنا من قبل işaret etmiştir.

    "Dünyada yediğimiz meyvelerdir." Çünki cennetin meyvelen من قتل Yani "Bundan önce yediğimiz meyvelerdir." Vep birbirine benzediği gibi, dünya meyvelerine de zâhiren benzerler.

    olarak getirilir." Hadîste de vârid olduğuna göre, وأتوا به متشابها Yani "Rızıkları birbirine mütesabih cennetin meyveleri suretçe birdir. Fakat ta'mları, tatları bir değildir. Bu cümlede meçhûl sigasıyla zikredilen kelimesinden anlaşıldığı gibi, rızkın insana getirilmesi, insan için büyük bir şeref ve kerâmete delalet ettiğinden, büyük bir lezzeti intâc ediyor.

    فيها أزواج مطهرة en ve me'kelden sonra insanın en ziyâde muhtaç olduğu, refikasıdır.

    Bu ihtiyacının cennette te'mîn edilmiş olduğuna, bu cümle ile işaret edilmiştir. Evet, insan bir refikaya veya bir refike muhtaçtır ki, tarafeyn, arasında muâvenet suretiyle hayatlarına lâzım olan şeyleri yapabilsinler. Ve rahmetten neş'et eden muhabbet iktizásıyla yekdiğerinin zahmetlerini tahfif etsinler.

    Ve gamlı ve kederli zamanlarını ferah ve sürúra tebdîl edebilsinler. Zaten dünyada insanların tam ünsiyeti, ancak refikasıyla olur.

    وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ İnsan bir ni'mete veya bir lezzete

    mazhar olduğu zaman, en evvel fikrini bozan ve insana vesvese veren, o ni'metin veya o lezzetin devam edip etmeyeceği düşüncesidir. Bu vesveseli düşünceye mahal kalmamak üzere, Kur'ân-ı Kerim bu cümle ile onların ezvâcıyla, lezâiziyle beraber cennette aleddevâm kalacaklarını tebşîr etmekle,

    o kederli düşünceden kurtarmıştır.

    Ey arkadaş! Şimdi, bu âyetteki cümlelerin sadeflerinde bulunan cevherleri göstereceğiz. وَبَشْرِ الَّذِينَ آمَنُوا

    وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ bu cümlenin başında bulunan (3) harf-i atıftır. Atfın her iki tarafı arasında

    münasebet lâzımdır. Halbuki burada tebşîr ile makabli arasında münasebet görünmüyor. Ancak makablinde inzår vardır. Öyle ise bu tebşîr, o mâkablinden

    tereşşuh eden inzâra atıftır.

    YanıtlaSil
  47. 1363 - Kara Kuvvetlerinin

    kuruluşu.

    1862 - Tasvir-i Efkar gazetesi, Şinasi tarafından çıkarılmaya başlandı.

    1914-1. Dünya Savaşı

    başladı.

    1919 - I. Balıkesir Kongresi.

    1921 - Kocaeli'nin kurtuluşu

    HAZİRAN

    28

    CUMARTESİ

    BIR AYET

    Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz ve helâl olanlarından yiyin! Eğer yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız O'na şükredin!

    (Bakara: 172)

    3 1447 MUHARREM

    BİR HADİS

    Allah, sadece kendisi için ve rızası gözetilerek yapılan ameli kabul eder.

    (C. Sağîr, No: 1048)

    RUMI: 15 HAZİRAN 1441

    HIZIR: 54

    İbadetin ruhu, ihlastır. İhlas ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır.

    İşârâtü'l-İ'caz

    YanıtlaSil
  48. 1363 - Kara Kuvvetlerinin

    kuruluşu.

    1862 - Tasvir-i Efkar gazetesi, Şinasi tarafından çıkarılmaya başlandı.

    1914-1. Dünya Savaşı

    başladı.

    1919 - I. Balıkesir Kongresi.

    1921 - Kocaeli'nin kurtuluşu

    HAZİRAN

    28

    CUMARTESİ

    BIR AYET

    Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz ve helâl olanlarından yiyin! Eğer yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız O'na şükredin!

    (Bakara: 172)

    3 1447 MUHARREM

    BİR HADİS

    Allah, sadece kendisi için ve rızası gözetilerek yapılan ameli kabul eder.

    (C. Sağîr, No: 1048)

    RUMI: 15 HAZİRAN 1441

    HIZIR: 54

    İbadetin ruhu, ihlastır. İhlas ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır.

    İşârâtü'l-İ'caz

    YanıtlaSil
  49. 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1926-Vahideddin (VI. Mehmet) İtalya'nın San Remo kentinde kalp

    yetmezliği sebebi ile öldü.

    MAYIS

    15

    CUMA

    BİR AYET

    Gökleri ve yeri tasarrufu altında tutmak Onun kudretine ağır gelmez.

    Bakara Suresi: 255

    28

    1447

    BİR HADİS

    Dünyaya rağbet edip mülk edinmeyin!

    ZİLKA'DE

    RUMI: 2 MAYIS 1442

    HIZIR: 10

    Şükrün mikyası; kanaattir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir... Şükürsüzlüğün mizanı hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram-helâl demeyip rast geleni yemektir.

    Mektubat

    YanıtlaSil
  50. en hafi bir niyazını görür, işitir, kabul eder, merhamet eder, lisan-ı hâl ile de olsa adet ve bekayı İstiyor ki, bilmüşahede en gizli bir zihayatın en gizli bir arzusunu, Bak: Hem öyle Semi've Kerim bir Kadir'den, öyle Basir ve Rahim bir Alim'den sa-icabet eder

    Risalet-i Ahmediye (asm)

    TARİHTE BUGÜN

    -1201-Müslüman tip alimi İbnü'l Cevzi'nin vefatı.

    - 1535 - Barbaros Hayreddin Paşanın Preveze Zaferi.

    1950- Demokrat Parti, ilk ve büyük icraatlarından biri olan, ezanın Arapça okunması yasağını kaldırdı.

    2011 - Bediüzzaman'ın

    talebelerinden Hamza Emek vefat etti.

    16

    PERŞEMBE

    THURSDAY

    HAZİRAN

    JUNE

    BİR AYET O gün tartı haktır. Kimin tartıları ağır basarsa, işte kurtulanlar onlardır.

    A'raf Suresi: 8

    BİR HADİS

    Muhakkak Allah hiçbir hakkı geri çevirmez.

    Sen bir memursun, asker gibi muvazzafsın. Öyleyse, onun namıyla çalış, onun hesabıyla sa'yet. Muhtaç olduğun bütün şeyleri sana bahşeden ve rızkını veren, muktedir olmadığın şeylerden seni

    hifzeden Odur. Mesnevî-i Nuriye

    HİCRÍ: 17 ZİLKA'DE 1443 - RUMI: 3 HAZİRAN 1438

    HIZIR: 42- GÜN: 167 KALAN: 198 - GÜN UZA.: 0 DK

    YanıtlaSil
  51. 18. Bizzat Allah, şehadet etti su : başka hiç bir lth

    yok, ancak, O, var! Bütün Melekler ile ilim sahipleri de adl ve hakkaniyetle

    şehadet ederler ki: başka hiç bir ilah yok, ancak, O, var! durarak O, kudretile her şeye üstün gelen, her yaptığını, yerli yerince ya-

    pandır.

    19. Doğrusu, Allâh katında din, İslâm'dır.

    O Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, sådece, arala. rındaki ihtirastan dolayı, ihtilafa düştüler.

    Kim, Allah'ın âyetlerini tanımazsa, şüphe yok ki, Allah, hesabı ça-buk görendir!

    20. Ey Resûlüm! Seninle münakaşaya, tartışmaya kalkışırlarsa, onlara de ki: (Ben, bana tabi olanlarla birlikte, Allah'a teslim oldum.

    İslâm yolunu tuttum.) ki: (Siz de, İslâmı, Allah'a teslim olmayı kabul ettiniz mi?) Kendilerine Kitap verilenlerle Ümmilere, Arap müşriklerine de de

    Eğer, onlar, İslâma girerlerse, muhakkak doğru yolu bulmuşlardır. Allah, kullarını tamamiyle görücüdür! Yok, yüz çevirirlerse, artık, Sana düşen vazife, ancak, tebliğdir.

    21. Allah'ın âyetlerini tanımayanları, haksız yere Peygamberlerin elem verici bir azapla muştula! canına kıyanları, insanlar içinde adâleti emr edenleri öldürenleri de,

    Ahirette de, boşa gitmiştir. 22. İşte, bunlar, öyle kimselerdir ki, bütün amelleri, dünyada da, Onların, bir yardımcıları (azaptan kurtarıcıları) da, yoktur.

    23. Baksan a, o kendilerine Kitaptan bir nasib verilmiş olanlara! Aralarında Hakem olması için Allah'ın Kitabına çağırılıyorlar da, sonra, onlardan bir takımı yüz çevirerek dönüp gidiyorlar!

    24. Bunun sebebi şudur: Onlar (Sayılı günlerden başka, bize as-de kendilerini aldatmaktadır. lâ ateş dokunmayacak!) demekte, uydura geldikleri yalanlar, dinlerin-

    25. Bakalım, o geleceğinde hiç şüphe olmayan Gün'de, kendilerini topladığımız ve herkese, her ne kazandıysa, karşılığı haksızlık edil-meksizin tamamile ödendiği zaman, halleri nasıl olacak?

    mülkü, dilediğine verirsin!

    26. Ey Resûlüm! De ki: (Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen,

    Sen, mülkü, dilediğinden de, çeker alırsın! Sen, dilediğini, aziz eder, yükseltirsin!

    Sen, dilediğini, zelil eder, alçaltırsın!

    Hayır, yalnız Senin elindedir.

    Sen, şüphe yok ki, her şeye, her zaman kaadirsin!

    27. Sen, geceyi, gündüze katarsın! Gündüzü de, geceye katarsını

    YanıtlaSil
  52. NECRAN TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE YE GELİŞİ

    205

    Ölüden, diri çıkarırsın. Diriden de, ölü çıkarırsın!

    Sen, dilediğine hadsiz, hesapsız rızık verirsin!) Mü'minler, Mü'minleri bırakıp ta

    28. , kafirleri dost edinmesin. Kim, bunu yaparsa, artık, ona, Allah'dan hiç bir yardım gelecek

    değildir. Meğer ki, onlardan gelebilecek tehlikeden korkarak bir korunma

    yapmış olasınız. Bununla beraber, Allah, asıl kendisinden korkmanızı emr eder.

    En sonunda gidiş de, ancak, Allah'adır.

    29. De ki: Göğüslerinizdekini gizleseniz de, açıklasanız da, Allah, anu bilir.

    Göklerdekini de, yerdekini de, O, bilir, Allah, her şeye, her zaman kaadirdir.

    30. Herkes, ne hayır, ne kötülük işlediyse, onu, önüne konmuş bu-Jacağı, kötülüklerile kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını iste-yeceği Gün'ü düşünsün!

    Allah, size, asıl kendisinden korkmanızı emr eder.

    Allâh, kullarını, çok esirgeyendir.

    31. De ki: (Eğer, siz, Allah'ı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki, Al-

    lâh da, sizleri sevsin!

    Günahlarınızı, bağışlasın, ört bas etsin!

    Allâh, çok yarlığayıcı ve çok esirgeyicidir.

    32. De ki: (Allah'a itaat ediniz, Resûlüne de!)

    Eğer, yüz çevirirlerse, şüphe yok ki, Allâh da, o kâfirleri sevmez. 33-34. Gerçekten, Allâh, Adem'i, Nûh'u, İbrahim ve İmran hâne-danını birbirinden ve hep Tevhid dininden gelme tek bir zürriyet

    olarak süzüp âlemlere mümtaz ve üstün kıldı.

    Allâh, her şeyi işiten ve her şeyi bilendir. 35. Hanı, İmran'ın karısı (Rabb'ım! Karnımdakini azadlı bir kul

    olarak Sana adadım.

    Şüphe yok ki, her şeyi işiten, her şeyi bilen Sensin Sen!) demişti.

    Benden, bu adağımı kabul et.

    36. O, kız doğurunca Allah, onun, ne doğurduğunu daha iyi bi-

    lirken - Ya Rabbi! Onu, kız doğurdum! Tabii ki, erkek, kız gibi değil.

    Ben, onun adını Meryem koydum.

    Onu da, zürriyetini de, taşlanmış Şeytan'ın şerrinden Sana ismar-ladım!) demişti.

    37. Bunun üzerine, Rabbi, onu, rızasile kabul buyurdu, Onu, gü-zelce yetiştirip büyüttü. Zekeriyya'nın himayesine verdi.

    Zekeriyya, ne zaman, Mihrab'da Onun yanına girse, yanında bir

    ylyecek bulur (Ey Meryem! Bu, Sana nereden geliyor?) derdi.

    YanıtlaSil
  53. سورة بقره (٢٥)

    (بَشَر ) بشارت ،تعبیرى هنتك، جناب حقك فضل كرمندن به هديه الهدى اولد يفنه وان الله عملنك حرتى مقابلنده واحد حق او لما ديفنه اشار تدر. جونكه من واحرتك ورئاسي، بشارت تعبير ابد يله من بوط ناء، باسيلان عبادت، جنت كون اولما مليدر.

    تشيرك صيغه او قرافتيله ذكرى، تليفك تقديرين اشار تدر. جونكه رسول اكرم عليه الصلاة والسلام تبلیغه مأمور در تبشیره قطف دگلدر تقدیر کلام، مژده له به رن تبلیغ ایت دیمکدر

    سوال ؟ ) ( الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا ) بوصله و موصولہ تفسیری اسم فاعل صيغرى اولان (المؤمنون) در

    داها اوزون اولديغي والده، نه یه اشار تدر؟

    الجواب ] سوره نك باشنده تفصيلاً ذكر ايديله ( الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ ) الخزه اولان صله و محصوله اشار تدرکه او راده یا پیلان تفصیل پوراده يا بيلان اجماله بيان اولسون.

    [ سؤال ] سوره نك باشنده کی (الَّذِينَ ) لك صلہ دینی هم داخل اولریخی جمله، مضارع صیغه ها ذکر ایدیلدیگی حالده، بوراده ماضی صیغه سیاله ذکر اید یامی اسبابی نه در؟

    الجواب ] اوراده مقام، ایمان و عماله تشویق و مدح مقاميدر. بوط مناسب مضارع صیفه سیدر بوراده مقام، مكافات واجرتى ويرمك مقاميد. بوداده مناسب، مافی صیغه سیدر. چون که اجرن خدمتد نه صوكره وردار.

    و عملوا ) بو (و) حرف عطفدر. عطفك طرفینی آراسنده مناسبت لازم اولدیغی کی، مغایرت ده لازمدر بوراده آرالرنده بولونان مغایرت، مذهب اعتزالك خلافته، عملك ايمانه داخل او لحديقة و عمله ايمانك ده کا فی کلمه یگانه دلالت ایتدیگی کی ( عمل ) تعبیری ده، تبشير ايد يلنك اجرت کی اولد يفنه اشار تدر.

    ( الصَّالِحاتِ ) بو كلم برشی ایله تقیید و تخصیص ایدیالمه به رن، مطالعه و مبهم براقيل مشدد. مصر مفتی شیخ محمد عبدهك تلقينه كوره ( ابي شيار ) معنا سنده اولان ( صالحات ) کالم ، بين الناس مشهور و معلوم اولديغندن مطلقه براقية المشدد بن ده دیور مکم: سوره نك داشته اعتماداً بوراده مبهم برای مشور. چونکه سوره نه باشنده ذکر ايد ياس (يُقِيمُونَ الصَّلوةَ وَ مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ) آیتی، بورادہ کی (صالحات ) کی بیاند.

    S

    YanıtlaSil
  54. بشارت

    Besaret: Müjde

    بَيْنَ النَّاسُ

    Beynennas: İnsanlar arasında

    دلالت

    Delalet: Delil olma

    حرف عطف

    Harflatf: İki kelime veya cümleyi birbirine bağlayan harf, bağlaç

    اجمال

    İcmal: Özetleme

    اسم فاعل

    ism-i fail: "Bir fiili yapan" ma'nasındaki isim

    معلوم

    Malam: Bilinen

    ماضی

    Mazi: Geçmiş

    موصول

    Mevsûl: Ma'nâsı kendinden sonra gelen cümlede açıklanan edat

    مَذْهَبٍ اعْتِرَالُ

    Mezheb-i itizāl: Kaderi inkâr eden mu'tezile mezhebi

    مغایرت

    Mugayeret: Ters düşme, aykırı olma

    مطلق

    Mutlak: Sınırsız

    مضارع

    Muzari: Genis ve şimdiki zaman

    مبهم

    Mübhem: Belirsiz

    صله

    Sila: "O kimse ki" gibi ism-i mevsûlden sonra gelen ve onu îzah eden cümle

    صيغه

    Siga: Kip

    صيغة آمر

    Siga-i emr: Kelimenin emir şekli

    تفصيل

    Tafsil: Açıklama

    تخصيص

    Tahsis: Hususi kılma

    تَقْدِيرِ كَلَام

    Takdir-i kelâm: Zikredilme-diği halde sözün gelişinden anlaşılan ma'na

    تقييد

    Takyid: Sınırlama, bağlı kılma

    طرفين

    Tarafeyn: İki taraf

    تبشير

    Tebşîr: Müjdeleme

    تلق

    Telakki: Kabul etme, anlayış

    YanıtlaSil
  55. Bakana, 21

    kereminden bir hediye-i llâhiyesi olduğuna ve insanın Beşåret ta'biri, cennetin, Cenâb-ı Hakk'ın fazl-amelinin ücreti mukābilinde vacib bir hak olmadığına işarettir. Çünki hak ve ücretin verilmesi, beşaretle ta'bir edilemez. Buna binden, yapılan ibadet, cennet için olmamalıdır.

    Tebşirin siga-i emir kıyafetiyle zikri, tebliğin takdirine isarettir. Çünki Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesseläm tebliğe me'murdur, tebşîre mükellef değildir.

    Takdir-i kelâm: "Müjdeleyerek tebliğ et" demektir. ‎:Sual: لذين آمنوا وعملواsıla ve mevsûle

    ta'biri, ism-i fail sigası olan المؤمنين den daha uzun olduğu halde, neye işarettir?

    Elcevab: Sûrenin başında tafsilen zikredilen الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ -ila ahirihi - olan sıla ve mevsûleye işarettir ki, orada yapılan tafsil, burada yapılan icmâle beyân olsun.

    Sual: Sûrenin başındaki آلذين 'nin sıla denilen dâhil olduğu cümle, muzâri' sîgasıyla zikredildiği halde, burada mâzî sîgasıyla zikredilmesi esbâbı nedir?

    Elcevab: Orada makam, îmân ve amele teşvik ve medih makamıdır. Buna münasib muzâri sigasıdır. Burada makam, mükâfât ve ücreti vermek makamıdır. Buna da münasib, mâzî sîgasıdır. Çünki ücret hizmetten sonra verilir.

    وَعَمِلُوا Bu ( 3 ) harf-i atıftır. Atfın tarafeyni arasında münasebet lâzım olduğu gibi, muğāyeret de lâzımdır. Burada aralarında bulunan muğāyeret, Mez-heb-i İ'tizal'in hilâfına, amelin îmâna dâhil olmadığına

    ve amelsiz îmânın da kâfî gelmediğine delâlet ettiği gibi; ) عمل ( ta'biri de, tebşîr edilenin ücret gibi olduğuna işarettir.

    المالحات Bu kelime bir şey ile takyîd ve tahsis edilmeyerek, mutlak ve mübhem bırakılmıştır.

    Mısır Müftüsü Muhammed Şeyh Abduh'un telakkisine göre "İyi şeyler manasında olan صالحات kelimesi, beynennâs meşhur ve ma'lûm olduğundan mutlak bırakılmıştır." Ben de diyorum ki: Sûrenin başına i'timâden

    burada mübhem bırakılmıştır. Çünki sürenin başında

    يقِيمُونَ الصَّلوةَ وَ مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ zikredilen âyeti, buradaki ماليات beyandır.

    YanıtlaSil
  56. TARİHTE BUGÜN

    - MÖ. 209-Büyük Hun İmparatoru Mete Han'ın tahta çıkışı.

    1878 - Ahmet Mithat Efendi, "Tercüman-ı Hakikat" adlı günlük gazeteyi çıkarmaya başladı.

    1884 - İstanbul'da, Beyazıt Devlet Kütüphanesi kuruldu.

    1998 - Adana depremi.

    HAZİRAN

    27 CUMA

    2 1447 MUHARREM

    RUMI: 14 HAZİRAN 1441 HIZIR: 53

    BIR AYET

    Allah şöyle buyurdu: "İşte bu ihlâs ve teslimiyet yolu, bana varan dosdoğru yoldur."

    (Hicr: 41)

    BİR HADİS

    Bir idareci emri altındakileri aldatıp hiyanet ederse, Cehennemdedir.

    (C. Sağîr, No: 1618))

    Padişah, Peygamberimizin emrine itaat etse ve yoluna gitse halîfedir; biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa, Peygambere tâbi olmayıp zulüm edenler, padişah da olsalar haydutturlar.

    Divan-ı Harb-i Örfi

    YanıtlaSil
  57. TARİHTE BUGÜN

    2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    - 1957 - IBMin, yeni geliştirdiği bilgisayarın ağırlığı 21 tondu.

    1993 - DYP Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel, Türkiye'nin dokuzuncu Cumhurbaşkanı seçildi.

    MAYIS

    16

    CUMARTESİ

    BİR AYET

    Rızkı kısan da, bollaştıran da Allah'tır. Dönüşünüz Onadır.

    Bakara Suresi: 245

    29 1447 ZİLKA'DE

    BİR HADİS

    Allah bir kulu sevdi mi onu dünyadan korur.

    RUMI: 3 MAYIS 1442

    HIZIR: 11

    Kainatta hiçbir zîşuur, kâinatın bütün eczası kadar şahitleri bulunan Hâlık-ı Zülcelâlî inkâr edemez... Etse, bütün kâinat onu tekzib edeceği için susar, lâkayd kalır.

    Emirdağ Lâhikası

    YanıtlaSil
  58. faydasızlıktan, abesiyetten a'lâ-yı illiyûn ve bütün mahlükatı esfel-i safilin olan fenâ-i mutlaka sukuttan, Bak: Hem öyle bir maksad, öyle bir gaye için saadet isteyip dua ediy metsizlikte kiymetsizli ediyor ki insanı kıym

    TARİHTE BUGÜN

    Risalet-i Ahmediye (asm)

    BIR AYET Allah'tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki

    -622-Bilal-i Habeşî tarafından ilk ezanın okunması.

    15

    ÇARŞAMBA

    WEDNESDAY

    yeryüzü Allah'ındır.

    A'raf Suresi: 128

    1944 - Denizli Ağır Ceza Mahkemesi, Risale-i Nur eserleri hakkında beraet kararı verdi. Başta Bediüzzaman olmak üzere o güne kadar hapiste yatan 58 Nur Talebesi aynı günde tahliye edildi.

    HAZİRAN

    BİR HADİS

    Allah her sanatkârın ve sanatının sanatkârıdır.

    JUNE

    C

    Ahireti inkâr etmek, dünya ve mafihayı inkâr etmek demektir. Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.

    Sözler

    HİCRI- 16 ZİLKA'DE 1443 BUMI 2 HAZİRAN 1430

    YanıtlaSil
  59. 206

    İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X

    O da (Allah tarafındandır!

    Şüphe yok ki, Allah, dilediğini, hadsiz, hesapsız rızıklandırır

    !) 38. O sırada, Zekeriyya, Rabbina duâ etti: (Ey Rabbim! Bana, derdi. Senin tarafından çok femiz bir zürriyet ihsan buyur!

    Şüphe yok ki, Sen, duâyı işitensin!) dedi.

    (Haberin olsun ki: Allah, Sana, Allah'dan gelecek bir Kelime'yi tasdik 39. Zekeriyya, Mihrabda durup namaz kılarken, Melekler, Ona edici, Efendi, nefsine hakim ve Salihlerden bir Peygamber olmak üzre Yahya'yı müjdeler!) diyerek seslendiler.

    40. Zekeriyya (Ya Rab! Kendime ihtiyarlık gelip çatmış, zevcem de doğurmaktan kalmış iken, benim çocuğum nasıl olabilir?!) dedi.

    (Öyledir amma, dedi, Allah, dilediğini yapar!) Zekeriyya (Ya Rab! Bana, bir alâmet ver!) dedi.

    (Senin alâmetin: üç gün dilin tutulup halka söz söylememen, Işa-retle yetinmendir!

    Bununla beraber, Rabb'ını çok an! ve akşam, sabah, Onu tesbih et!) dedi.

    42-53. Hanı, Melekler, Meryem'e de (Ey Meryem! Şüphe yok ki, Allah, Seni süzüp seçti. Seni, tertemiz kıldı. Seni, cihan kadınlarının üstünü seçti.

    Ey Meryem! Rabb'ına huşu' ile divan dur! Secdeye kapan! Rükü edenlerle birlikte rükû et!) demişlerdi.

    berlerindendir. 44. Ey Resülüm! Bunlar, Sana vahy etmekte olduğumuz gayb ha-

    Yoksa, onlar Meryem'), (Hangisi himayesine alacak?) diye kalem-

    lerile kur'a atarlarken, Sen, yanlarında değildin.

    Çekişirlerken de, yanlarında değildin!

    45-46. Hanı, Melekler (Ey Meryem! Haberin olsun ki: Allah, Seni, tarafından bir Kelime ile müjdellyor.

    Onun ismi: Mesih İså b. Meryem'dir.

    O, dünyada ve Ahirette yüce şanlıdır. Allah'a, çok yakın olanlar-dandır.

    tir. Salihlerdendir.) demişlerdi. Beşikte de, yetişkinlikte de halka, hak ve gerçek sözü söyleyecek-

    47-51. Meryem (Ya Rab! Bana, bir beşer dokunmamış iken, be-nim nasıl çocuğum olabilir?!) dedi.

    Fakat, Allah, dilediğini yaratır. O, bir işin olmasını murad edince, ona, ancak (Ol!) der, o da, alu-verir!

    Ona, yazmayı, hikmeti, Tevratı, İncili öğretecek Onu, İsrall oğullarına Peygamber olarak gönderecek.

    YanıtlaSil
  60. Eken Biçer, Konan Göçer

    "Emek verip ekin ekenin ürün alacağını, gezerken bir yer-de konaklayan" birinin de "oradan kalkarak başka bir yere gideceğini belirtmek için "Eken biçer, konan göçer" deriz. Bu atasözünü çoğunlukla bir şeyleri elde etmek veya hayatı-mızı devam ettirebilmek için çaba göstermek gerektiğini, bir yerlerde konaklayan kimsenin de bir gün göçüp gideceğini anlatırken kullanırız.

    Gelen geçer, konan göçer. İnsan, nasip oldukça yer içer.

    İşte o nasibi arayıp bulmak için de size, bize gayret etmek düşer. Nasip demişken; "nasip" sadece boğazımızdan geçen lokma veya giydiğimiz hırka değildir. İnsanın şükürden, fikir-den, sabırdan, nezaket ve kanaatten de bir nasibi olmalıdır. Mesela kanaatten nasibi olmayanı dünya malı zengin etmez. Bize göre asıl dikkat edilmesi gereken mesele şudur; dünya-daki nasibimizi ararken ve bunun mücadelesini verirken, ahi-retteki nasibimiz için de bir şeyler yapmalıyız.

    Ama ne yapmalıyız, nasıl yapmalıyız?

    -67-

    YanıtlaSil
  61. Tabii ki orada hangi ürünü almak istiyorsak burada onun tohumunu ekmeliyiz.

    Sözgelişi dünyada kötülük tohumu eken biri ahirette iyilik çiçekleriyle karşılanmayı beklemesin. Şüphesiz orada iyi bir şekilde karşılanmanın yolu iyilik yapmaktan ve iyililerle be-raber olmaktan geçer. Bunu da bilmeyenimiz yoktur herhalde. Gerçi mesele bilmek de değildir, çünkü bazı kişiler iyi şeyler bildiği halde kötü işler ile meşgul olmaktadır. Nihayetinde hepimiz geçici olan şu dünya konağından ebedi olan ahiret yurduna göçeceğiz. Bunun için de dünya - ahiret dengesini gözetmek durumundayız.

    "...Müminden ne dünyasını ahireti için terk etmesi ne de ahiretini dünyası için feda etmesi istenir... Sevgili Peygambe-rimize ait bir hadis olmasa da hikmetli ve özlü bir söz olan, 'Hiç ölmeyecekmişsin gibi dünya için, yarın ölecekmişsin gibi ahiretin için çalış!' şeklindeki meşhur deyiş de dünya ve ahiret dengesini vurgular."1

    Buna dikkat eden biri için dünya - ahiret dengesini sağla-mak zor olmasa gerektir. Hazır "can saatimiz" tıkır tıkır işli-yorken ne ektiğimize ve ne biçmek istediğimize karar verelim. Hem de sağlıklı bir şekilde karar verelim ki hayat boyu izleye-ceğimiz rota da doğru olsun.

    Eğer yanlış bir kararla eğri bir yola girersek gideceğimiz yön de yanlış olur. Bu kadar yanlışın içinde bocalayan bir in-sanın ahireti hatırlayıp oradaki nasibi için çalışması oldukça güçtür. O hâlde işin kolayını tutup rotamızı Kur'an ve sünne-tin yoluna çevirelim ki dengemiz bozulmasın.

    Emek verip de biçtiğiniz her şey değerli, şu dünya kona-ğından göçüp de gideceğiniz yer, buradan daha hayırlı olsun.

    1 Hadislerle İslam III Dünya Ve Ahiret / Bize Dünyada İyilik Ver, Ahirette De İyilik Ver! s. 626

    -68-

    YanıtlaSil
  62. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    سورة الأعرابي

    ولقد جلناهم بكتاب فضلنا على علم هدى ورحمة لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ هَلْ يَنْظُرُونَ إِلا تأويله يَوْمَ يَأْتِي تأويله يَقُولُ الَّذِينَ نَسُوهُ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَاءَتْ رُسُلُ رَبَّنَا بِالحلى فَهَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَاءَ فَيَشْفَعُوا لَنَا أَوْ نُرَدُّ فَتَعْمَلَ غَيْرَ الَّذِي كنا نعمل قد خيروا الفُسهمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ ما كانوا يَفْتَرُونَ إِنَّ رَبَّكُمُ اللهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ في سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلَبُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِه الا لا الخَلْقُ وَالْأَمْرُ تَبَارَكَ اللهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ أَدْعُوا رَبَّطة تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ وَلَا تُفْسِدُوا في الْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَاحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا إلى رحمت الله قريبٌ مِنَ الْمُحْسِنِينَ وَهُوَ الَّذِي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَى رَحْمَتِهِ حَتَّى إِذَا أَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالًا سُفْنَاهُ لِبَلَدٍ مَيْتٍ فَأَنْزَلْنَا بِهِ الْمَاءَ فَاخْرَجْنَا بِهِ مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ كَذلِكَ تُخْرِجُ الْمَوْتَى لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ .

    وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَاحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا إِنَّ رَحْمَتَ اللَّهِ قَرِيبٌ مِنَ الْمُحْسِنِينَ

    " Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a korkuyla ve ümitle dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah'ın rahmeti çok yakındır. 99

    (Α'τάζ, 7/56)

    Mushaf sayfa no: 156

    Hafızlık sayfa no: 8. cûz/5. sayfa

    MÜSLÜMAN, TABİATLA VE TOPLUMLA BARIŞIKTIR.

    BİLGİ

    Allah, istifademize sunduğu tabiatı en güzel şekilde yaratmış ve tabiat kanun-larıyla da koruma altına almıştır. Toplumsal yaşantımızla ilgili de belirleyici ilahî prensipler göndermiştir. İnsan olarak bizlerden hem tabiatla hem de birbi-rimizle ilişkilerimizde Allah'ın koyduğu ilkelere uymamız, tabiatın ve toplumun düzenini bozucu davranışlardan uzak durmamız istenmektedir. Ayrıca sahip olduğumuz nimetlerin farkında olarak O'na dua etme ve iyilerden olma çabası içinde olmamız beklenmektedir.

    MESAJ:

    1. Tabiat ve toplum Allah'ın bize emanetidir. Onların tabii ve meşrû düzenini koruruz, bozmayız.

    2. İyi bir Müslüman aynı zamanda iyi bir insandır.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Islah: Düzeltme, onarma.

    İfsåd: Bozmak, bozgunculuk yapmak.

    156

    YanıtlaSil
  63. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    الجزء الثامن

    الة الطبيب يخرج البانه باذن ربه والذى حيث لا يَخْرُجُ نجنا كذلك لصرف الآياتِ لِقَوْمٍ يَشْكُرُونَ . قد ارسلنا الوحا إلى قومه فقال يا قَوْمِ اعْبُدُوا الله مَا لَكُمْ من الغيرة إلى الحالى عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ .

    وَالْبَلَدُ الطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُ بِإِذْنِ رَبِّهِ وَالَّذِي خَبُثَ لَا يَخْرُجُ إِلَّا نَكِدًا كَذَلِكَ نُصَرِفُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَشْكُرُونَ

    66 Güzel memleketin bitkisi rabbinin izniyle (güzel) çıkar; kötü olandan ise faydasız üründen başka bir şey çıkmaz. İşte biz şükreden bir kavim için âyetleri böyle açıklıyoruz.99 (Α'τάς, 7/58)

    على الملأ من قومه إنا لنريك في ضَلَالٍ مُبِينٍ قَالَ لوم ليس بي ضلالة ولكنى رَسُولُ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ . الكم رسالات ربى وَانْصَحُ لَكُمْ وَأَعْلَمُ مِنَ الله الا تَعْلَمُونَ أَوْ عَجِبْتُمْ أَنْ جَاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ لى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْ وَلِتَتَّقُوا وَلَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ) الْمُلْكِ وَأَغْرَقْنَا الَّذِينَ كلبُوا بِآيَاتِنَا إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا عَمِينَ وَإِلَى عَادٍ أَخَاهُمْ مونا قال يا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهِ غَيْرُهُ ولا تَتَّقُونَ . قَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ إِنَّا تريك في سَفَاهَةٍ وَإِنَّا لَتَظُنُّكَ مِنَ الْكَاذِبِينَ قَالَ يَا قَوْمِ ليس في سَفَاهَةٌ وَلَكِنِّي رَسُولُ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ .

    Mushaf sayfa no: 157

    Hafızlık sayfa no: 8. cûz/4. sayfa

    İMAN, HOŞ VE YARARLI; KÜFÜR BOŞ VE ZARARLI DAVRANIŞLARIN KAYNAĞIDIR.

    BİLGİ:

    Allah Teâlâ, vereceği mesajın daha iyi anlaşılması için bazen benzetme yolunu tercih eder. Ayette imanlı ve güzel ahlaklı insan, verimli toprağa; inançsız ve kötü ahlaklı insan da verimsiz toprağa benzetilmiştir. İmanı sayesinde güzel davranışlar sergileyenler, faydalı ürünler veren bereketli arazi gibidir. İnançsız-lığı sebebiyle daima kötü davranışlar sergileyenler ise faydasız bitkiler çıkaran değersiz arazi gibidir.

    MESAJ:

    1. Davranışlarımızdaki güzelliğin kaynağı kalbimizdeki imandır.

    2. İmansız ve kötü ahlaklı insanlardan boş ve zararlı davranışlar ortaya çıkar.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Tayyib: İyi, güzel, temiz, hoş.

    Habis: Kötü, zararlı ve pis.

    Şükür: Allah'ın nimetlerini dile getirip O'nu övmek.

    157

    YanıtlaSil
  64. Yaşar KO

    HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    سورة الأعراض

    العكُمْ رِسالاتِ رَبِّي وَأَنَا لَكُمْ نَاصِحُ أَمِينٌ . وعجبتم أن جاءكم ذكر من ربطة على رجل

    منكم ليندركم واذكروا إذ جعلكة الخلقاء من بعد قوم نوح وزادَكُمْ فِي الخَلْقِ بَضْعَةٌ فَاذْكُرُوا الا الله وَنَذَرُ مَا كَانَ يَعْبُدُ آبَاؤُنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا إِن كُنتَ لعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ قَالُوا أَجِئْتَنَا لِنَعْبُدُ اللهُ وَحْدَهُ منَ الصَّادِقِينَ . قَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رنسان رِجْسٌ وَغَضَبُ الْجَادِلُونَنِي فِي أَسْمَاءِ سَمَّيْتُمُوهَا الله وآبَاؤُكُمْ مَا نَزَلَ اللهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ فَانتَظِرُوا إِلَى مَعَكُمْ مِنَ الْمُنتَظِرِينَ فَأَنْجَيْنَاهُ وَالَّذِينَ مَعَهُ بِرَحْمَةٍ منا وقطعنا داير الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَمَا كَانُوا مُؤْمِنِينَ وَإِلى ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحاً قَالَ يَا قوم اعْبُدُوا الله ما لكمْ مِنْ الهِ غَيْرُهُ قَدْ جَاءَتْكُمْ بَيْنَهُ من ربكم هذهِ نَاقَةُ اللهِ لَكُمْ أَيَةٌ فَذَرُوهَا تَأْكل في أَرْضِ اللهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ أَلِيه

    اتُجَادِلُونَنِي فِي أَسْمَاءٍ سَمَّيْتُمُوهَا أَنْتُمْ وَأَبَاؤُكُمْ مَا نَزَّلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ

    " (Hûd dedi ki:) 'Haklarında Allah'ın hiçbir delil indirmediği, sadece sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor musunuz?

    (Ατάς 7/71)

    Mushaf sayfa no: 158

    Hafızlık sayfa no. 8. cüz/3. sayfa

    TÜM PEYGAMBERLERİN ORTAK ÇAĞRISI: TEVHİD İNANCI

    BİLGİ

    Diğer peygamberler gibi; Hûd peygamber de gönderildiği toplumu, tek olan Allah'a inanmaya ve O'nun dışındaki uydurma tanrıları terk etmeye çağırmıştı. Bu çağrının adı tevhid inancı idi. Ancak Ad kavmi. Allah'a kulluğa çağıran Hûd (a.s.)'a iman edip uymak yerine, kendilerinin ve atalarının hiçbir delile dayanmaksızın uydurdukları sahte tanrılara sahip çıktılar. Daha da ileri giderek peygamberlerini eleştirip kınadılar ve onunla mücadeleye giriştiler.

    MESAJ

    1. Allah ve resulünün bildirmediği, temelsiz ve delilsiz hiçbir şeye inanmayız. 2. İçinde yaşadığımız toplumun İslam'a aykırı düşünce ve davranış şekillerini körű körüne taklit etmeyiz.

    KELİME DAĞARCIĞI

    Delil: Yol gösteren, kılavuz, rehber, kanıt.

    Mücadele: Tartışma, çekişme, kavga etme.

    158

    YanıtlaSil
  65. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    المراة الثامن

    فَتَوَلَّى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ أَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبّى وَنَصَحْتُ لَكُمْ وَلَكِنْ لَا تُحِبُّونَ النَّاصِحِينَ

    66 Artık Salih onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: 'Ey kavmim! Andolsun ki ben size rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size öğüt verdim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.'99 (A'raf. 7/79)

    والاكروا الاجعلكم خلقاء مِنْ بَعْدِ عاد وبواكم ن الأرْضِ تَتَّخِذُونَ مِنْ سُهُونِهَا قُصُورًا وَتَنْحِتُونَ المال بُيُوتًا فَاذْكُرُوا أَلَاءَ اللَّهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ لليمين ) قَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِهِ الدين اسْتضْعِفُوا لِمَنْ أَمَنَ مِنْهُمْ أَتَعْلَمُونَ أَنْ صَالِحًا مرسل من رَبِّهِ قَالُوا إِنَّا بِمَا أُرْسِلَ بِهِ مُؤْمِنُونَ . ال الذين اسْتَكْبَرُوا إِنَّا بِالَّذِي أَمَنْتُمْ بِهِ كَافِرُونَ . تغفروا الناقة وَعَتَوْا عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ وَقَالُوا يَا صَالِحُ اتِنَا بِمَا تَعِدُنَا إِنْ كُنْتَ مِنَ الْمُرْسَلِينَ فَأَخَذَتْهُمُ الرجفة فَأَصْبَحُوا فِي دَارِهِمْ جَائِبِينَ . فَتَوَلَّى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ أَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبِّي ونصَحْتُ لَكُمْ وَلَكِنْ لَا تُحِبُّونَ النَّاصِحِينَ . ولُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمْ بها مِنْ أَحَدٍ مِنَ الْعَالَمِينَ إِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَاءِ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ .

    Mushaf sayfa no: 159

    Hafızlık sayfa no: 8. cüz/2. sayfa

    PEYGAMBERİN ÖĞÜTLERİNE KULAK VERMEYENLERİN HAZİN SONU!

    BİLGİ:

    Sålih peygamber, Semûd kavmine hakkı anlatmak üzere gönderilmişti. Ancak bu kavmin inatçı ve kibirli kesimi, hak dini kabul etmemiş, Salih'e inananları kınamış ve O'nun verdiği öğütleri açıkça reddetmişlerdi. Sonunda inkårda direten ve azgınlaşanlar, daha önce Salih'e verdikleri sözü de çiğneyerek do-kunmamaları gereken deveyi kestiler. Bu sebeple şiddetli bir depremle azaba uğratıldılar. İnkårcıların helak olması üzerine Salih peygamber de ayetteki ifadeleri dile getirmiştir.

    MESAJ:

    1. Kur'an'daki kıssalarda bizler için önemli mesajlar vardır.

    2. Peygamberimizin öğütlerine uymadığımızda, önceki ümmetlerin akıbetine

    maruz kalabiliriz .

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Risålet: Davet, çağrı.

    Nasihat: Öğüt, samimiyet.

    YanıtlaSil
  66. HAFIZ LAFZIN HAMİLİ MANANIN AMILI

    سورة الأعراف

    وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ إِلَّا أَنْ قَالُوا أَخْرِجُوهُم مِن قَرْيَتِكُمْ إِنَّهُمْ أَنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ . فَالْجَيْنَاهُ وَأَهْلَهُ إِلَّا امْرَأَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَراً فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِمِينَ . وَإِلَى مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا الله مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهِ غَيْرُهُ قَدْ جَاءَتْكُمْ بَيْنَهُ مِنْ رَبِّكُمْ فَأَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءَهُمْ وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَاحِهَا ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ . وَلَا تَقْعُدُوا بِكُلِّ صِرَاطٍ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللهِ مَنْ آمَنَ بِهِ وَتَبْغُونَهَا عِوَجًا وَاذْكُرُوا إذْ كُنتُمْ قَلِيلًا فَكَثَرَكُمْ وَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ . وَإِنْ كَانَ طَائِفَةٌ مِنْكُمْ آمَنُوا بِالَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ وَطَائِفَةٌ لَمْ يُؤْمِنُوا فَاصْبِرُوا حَتَّى يَحْكُمَ اللهُ بَيْنَنَا وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ .

    وَإِنْ كَانَ طَائِفَةٌ مِنْكُمْ آمَنُوا بِالَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ وَطَائِفَةٌ لَمْ يُؤْمِنُوا فَاصْبِرُوا حَتَّى يَحْكُمَ اللَّهُ بَيْنَنَا وَهُوَ خَيْرُ الحاكِمِينَ

    66 (Şuayb dedi ki:) Eğer içinizden bir grup bana gönderilene inanır, bir grup da inanmazsa, artık Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin! O, hükmedenlerin en iyisidir.99 (Α΄τάξ, 7/87)

    قال السلام

    Mushaf sayfa no: 160

    Hafızlık sayfa no: 8. cûz/1. sayfa

    ALLAH, HÜKÜM VERENLERİN EN İYİSİDİR!

    BİLGİ:

    Hz. Şuayb, Medyen halkının peygamberiydi. O, kavmini ticaretteki haksız uygu-lamaları ve inananlara yaptıkları baskı sebebiyle uyarıyor, onları âdil olmaya ve inananlara saygılı olmaya, onların hakkını yememeye davet ediyordu. Sonunda kavminden bir kısmı, kendisine iman ederken diğerleri de inkârcılıkta ve kötü davranışlarda ısrar etti. Şuayb, artık yapılacak tek şeyin, bir süre sabretmek ve haklı olanı ortaya çıkaracak Allah'ın hükmünü beklemek olduğunu söyledi. Çünkü Allah, hüküm verenlerin en iyisidir.

    MESAJ:

    Hak dine çağıranların görevi sadece tebliğdir. Çağrıya rağmen hidayeti seçmeyen kişiler hakkındaki hüküm Allah'a aittir.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Sabır: Dayanma, direnme.

    Hüküm: Karar verme.

    Hâkim: Karar veren.

    160

    YanıtlaSil
  67. HAFIZ: LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    الجزء التاسع

    وَمَا أَرْسَلْنَا فِي قَرْيَةٍ مِنْ نَبِي إِلَّا أَخَذْنَا أَهْلَهَا بِالْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ لَعَلَّهُمْ يَضَّرَّعُونَ

    66 Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek mutlaka ora halkını, (peygambere başkaldırdıklarından ötürü Allah'a) yönelip yalvarsın yakarsınlar diye dert ve sıkıntıya

    uğratmışızdır. 99

    (Α'τάξ, 7/94)

    لال الثلا الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِهِ لَنُخْرِجَنَّكَ يَا شُعَيْبُ الدين أمَنُوا مَعَكَ مِنْ قَرْيَتِنَا أَوْ لَتَعُودُنَّ في ملتنَا قَالَ نا كارهين قَدِ افْتَرَبْنَا عَلَى الله كَذِبًا إِنْ عُدْنَا فى ملكم بعد إذ نجينا الله منها وما يكون لنا أن نعود نا إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ رَبُّنَا وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا عَلَى اللَّهِ ونَا رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَأَنْتَ خَيْرُ ال الجوين وَقَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ لَئِنِ اتَّبَعْتُمْ ب إِنَّكُمْ إِذًا لَخَاسِرُونَ فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا في دَارِهِمْ جَائِبِينَ الَّذِينَ كَذَّبُوا شُعَيْبًا كَأَنْ لَمْ يَغْنَوْا فِيهَا لذِينَ كَذَّبُوا شُعَيْبًا كَانُوا هُمُ الْخَاسِرِينَ فَتَوَلَّى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ أَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَاتِ رَبِّي وَنَصَحْتُ لَكُمْ فَكَيْفَ لى عَلَى قَوْمٍ كَافِرِينَ وَمَا أَرْسَلْنَا فِي قَرْيَةٍ مِنْ نَبِي إِلَّا أَخَذْنَا أَهْلَهَا بِالْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ لَعَلَّهُمْ يَضْرَّعُونَ ثُمَّ بدلنا مكانَ السَّيِّئَةِ الحَسَنَةَ حَتَّى عَفَوْا وَقَالُوا قَدْ مَسَّ بَاءَنَا الضَّرَّاءُ وَالسَّرَّاءُ فَأَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ .

    Mushaf sayfa no: 161

    Hafızlık sayfa no: 9. cūz/20. sayfa

    HER DERT VE SIKINTI, ALLAH'A YÖNELTEN BİR UYARICIDIR.

    BİLGİ:

    Önceki ayetlerde inkârcıların başlarına gelen musibetler anlatılmıştı. Bu ayette, söz konusu musibetlerin birer örnek olduğu, aslında her devirde, kendilerine peygamberler gönderilen bütün toplumların, hastalık veya yoksulluk gibi bazı sıkıntılara maruz bırakıldığı bildirilmektedir. Sıkıntıların ardından ise sağlık ve bolluk verilmektedir. Bütün bunların amacı, inkâr ve isyandan vazgeçerek insanların Allah'a yönelmelerini sağlamak, Allah'ı tanıyıp O'na şükretmeleri için imkânlar hazırlamaktır.

    MESAJ:

    1. Başımıza gelen musibetlerin, Allah'ı hatırlatıcı uyarıcılar olduğunu biliriz. 2. Musibetler karşısında sabreder, iyilikler karşısında ise şükrederiz.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Karye: Kōy, kasaba.

    Be'så: Dert, hastalık.

    Darra: Geçim sıkıntısı, yoksulluk.

    161

    YanıtlaSil
  68. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    ة من ريحكنت جالك من المنتاج

    وَلَوْ أَنَّ أَهْل القرى آمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ منَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ وَلَكِنْ كَذَّبُوا فَأَخَذْنَاهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ أَفَأَمِنَ أَهْلُ الْقُرَى أَنْ يَأْتِيَهُمْ بَأْسًا بَيَانًا وَهُمْ نَائِمُونَ أَوْ أَمِنَ أَهْلُ الْقُرَى أَنْ يَأْتِيَهُمْ بَأْسُنَا ضُحًى وَهُمْ يَلْعَبُونَ أَفَأَمِنُوا مَكْرُ الله فلا يَأْمَنُ مَكْرَ اللهِ إِلَّا الْقَوْمُ الْخَاسِرُونَ أَوَلَمْ يَهْدِ لِلَّذِينَ يَرِثُونَ الْأَرْضَ مِنْ بَعْدِ أَهْلِهَا أَنْ لَوْ نَشَاءُ أَصَبْنَاهُمْ بذُنُوبِهِمْ وَنَطْبَعُ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ . تِلْكَ الْقُرَى نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنْبَائِهَا وَلَقَدْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا مِنْ قَبْلُ كَذلِكَ يَطْبَعُ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِ الْكَافِرِينَ وَمَا وَجَدْنَا لأَكْثَرِهِمْ مِنْ عَهْدٍ وَإِنْ وَجَدْنَا أَكْثَرَهُمْ لَفَاسِقِينَ . ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسَى بِآيَاتِنَا إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَائِهِ فَظَلَمُوا بِهَا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ . وَقَالَ مُوسَى يَا فِرْعَوْنُ إِنِّي رَسُولُ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ .

    تِلْكَ الْقُرَى نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنْبَائِهَا وَلَقَدْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا مِنْ قَبْلُ كَذَلِكَ يَطْبَعُ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِ الْكَافِرِينَ

    66 İşte o ülkeler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun ki peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar önceden yalanladıkları gerçeklere iman edecek değillerdi. İşte kâfirlerin kalplerini Allah böyle mühürler.99

    (Α΄τάξ. 7/101)

    خليل

    Mushaf sayfa no: 162

    Hafızlık sayfa no: 9. cúz/19. sayfa

    ALLAH, İNKARDA ISRAR EDENLERİN KALPLERİNİ MÜHÜRLER.

    BİLGİ

    Peygamberlerin apaçık mucizelerine rağmen, inkârda direnen kavimlerin maruz kaldıkları felaketlerin bir kısmı Kur'an'da anlatılmıştır. İslam davetine muhatap olanların, bu anlatılanlardan ibret almaları istenmektedir. İman etmemeleri durumunda ya bir felaketle yok olup gidebilecekleri veya küfürde ısrar ve inatları yüzünden kalplerinin mühürlenebileceğine işaret edilmektedir. Zira insanın kalbi mühürlenince, daha önce inkâr ettiği şeyleri kabul etmesi veya inanıp benimsediği şeyleri terk etmesi çok güçtür.

    MESAJ:

    İnkârda ve günahta ısrarın, zamanla aklı kullanma ve sağlıklı düşünme yete-neğini yok ettiğini, bunun da kalbin mühürlenmesi anlamına geldiğini biliriz.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Nebe'/Enbâ: Haber/haberler.

    Beyyine: Delil, mucize.

    162

    YanıtlaSil
  69. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    الجزء التاسع

    تقبيل على أن لا أقول على الله إلا الحق قد جئتكم ية من ربِّكُمْ فَأَرْسِلْ معى بنى إسرائل • قَالَ اِنْ جنت باية فأت بها إن كنتَ مِنَ الصَّادِقِينَ .

    والله غضاهُ فَإِذَا هِى تعتان مُبينٌ * وَنَزَعَ يَدَهُ فَإِذَا في بيضاء لِلنَّاظِرِينَ قَالَ الْمَلَا مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ إِنَّ منا السَّاحِرُ عَلِيمٌ يُرِيدُ أَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ أَرْضِكُمْ فَسَادًا تَأْمُرُونَ قَالُوا أَرْجِهُ وَأَخَاهُ وَأَرْسِلْ فِي الْمَدَائِنِ خابرين يأتوكَ بِكُلِّ سَاحِرٍ عَلِيمٍ وَجَاءَ السَّحَرَةُ يَرْعُونَ قَالُوا إِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ قَالَ نعَمْ وَإِنَّكُمْ لَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ قَالُوا يَا مُوسَى إِمَّا أَنْ تُلْقِيَ وَلَمَّا أَنْ تَكُونَ نَحْنُ الْمُلْقِينَ قَالَ الْقُوا فَلَمَّا الْقَوْا تحَرُوا أَعْيُنَ النَّاسِ وَاسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَاؤُ بِسِحْرٍ عَظِيمٍ .

    وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَلْقِ عَصَاكَ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْتِكُونَ فَوَقَعَ الْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ فَغْلِبُوا هُنَالِكَ وَانْقَلَبُوا صَاغِرِينَ وَالْقِي السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ

    حَقِيقُ عَلَى أَنْ لَا أَقُولَ عَلَى اللَّهِ إِلَّا الْحَقُّ

    66 Benim yükümlülüğüm Allah hakkında haktan başkasını

    söylememektir.99

    (A'raf, 7/105)

    Mushaf sayfa no: 163

    Hafızlık sayfa no: 9. cūz/18. sayfa

    PEYGAMBERLER HER ZAMAN HAKKI SÖYLERLER.

    BİLGİ:

    Allah Teâlâ, uzunca bir süre Mısır'da Firavun'un zulmü altında yaşayan İs-railoğullarını kurtarsın diye Mûså peygamberi Firavun'a göndermişti. O da Firavun'dan kavmini serbest bırakıp kendisiyle birlikte Mısır'dan Sina'ya gitmelerine izin vermesini istemişti. Hz. Mûsâ, bu talebini Firavun'a iletirken, kendisinin Allah tarafından görevlendirilmiş bir elçi olduğunu da söylemiş, böylece hem peygamberlikle görevlendirilmiş olduğunu ilan etmiş hem de Firavun'un tanrılık iddiasının geçersiz olduğuna işaret etmişti.

    MESAJ:

    1. Peygamberlerin daima hakkı söylediklerine inanırız.

    2. Bizler de söz ve davranışlarımızda her zaman doğru olmaya dikkat ederiz. 3. Haksızlık karşısında hakkı söylemenin mümin vasfı olduğuna inanırız.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Hak: Doğru, gerçek, gerçeğe uygun.

    163

    YanıtlaSil
  70. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    سورة الأعراف

    قَالُوا أَمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ رَبِّ مُوسَى وَهُرُونَ قَالَ فِرْعَوْنُ أَمَنْتُمْ بِهِ قَبْلَ أَنْ أَذَنَ لَكُمْ إِنَّ هَذَا لَمَكْرُ مَكَرْتُمُوهُ فى المدينة لتخرجوا منها أهْلَهَا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ . لا قَطِعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ ثُمَّ لَأَصَلِّكُمْ أَجْمَعِينَ قَالُوا إِنَّا إِلَى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَ وَمَا تَنْقِمُ مِنَا إِلَّا أَنْ أَمَنَّا بِآيَاتِ رَبَّنَا لَمَّا جَاءَتْنَا رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمِينَ وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ الدَّرْ مُوسَى وَقَوْمَهُ لِيُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ وَبَدْرَكَ وَالْهَتَكَ قَالَ سَنُقَتِلُ أَبْنَاءَهُمْ وَنَسْتَحْيِ نِسَاءَهُمْ وَإِنَّا فَوْقَهُمْ قَاهِرُونَ . قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ اسْتَعِينُوا بِاللَّهِ وَاصْبِرُوا إِنَّ الْأَرْضَ لله يُورِثُهَا مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ . قَالُوا أُوذِينَا مِنْ قَبْلِ أَنْ تَأْتِيَنَا وَمِنْ بَعْدِ مَا جِئْتَنَا قَالَ عَلَى رَبُّكُمْ أَنْ يُهْلِكَ عَدُوَّكُمْ وَيَسْتَخْلِفَكُمْ في الْأَرْضِ فَيَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ وَلَقَدْ أَخَذْنَا ال فِرْعَوْنَ بِالسِّنِينَ وَنَقْصٍ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ .

    قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ اسْتَعِينُوا بِاللَّهِ وَاصْبِرُوا إِنَّ الْأَرْضَ لِلَّهِ يُورِثُهَا مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ

    66 Mūsā kavmine dedi ki: 'Allah'tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah'ındır. O, kullarından dilediğini oraya hâkim kılar; (güzel) sonuç, (Allah'tan korkup günahtan) sakınanlarındır.'99

    (Α'τάς, 7/128)

    فاق

    Mushaf sayfa no: 164

    Hafızlık sayfa no: 9. cüz/17. sayfa

    GÜZEL VE MUTLU SON, TAKVĀ SAHİPLERİNİNDİR.

    BİLGİ:

    Mûsâ peygamber, inananlara bir taraftan Allah'a sığınıp dinleri ve özgürlükleri uğrunda başlarına gelenlere sabırlı olmalarını öğütlerken, diğer taraftan da dünyanın yegâne sahibinin Allah olduğunu, Firavun'un zulmünün mutlaka son bulacağını söylüyordu. Hz. Mûsâ, neticede dünya ve ahiret mutluluğunu ancak takva sahiplerinin, yani Allah'a samimiyetle inanıp bu inançlarının gerektir-diği sorumluluk bilinciyle yaşayanların hak edeceğini anlatıyordu. Ümitlerini yitirmemeleri gerektiğini telkin ediyordu.

    MESAJ:

    1. Her türlü sıkıntıda Allah'a sığınır ve O'ndan yardım dileriz.

    2. Allah, her şeyin sahibidir ve her şeye gücü yeter.

    3. Takva sahipleri yani Allah'ın buyruklarını yerine getirmede sorumlulukla hareket edenler sonunda mutlaka sevineceklerdir.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Takvå: Allah korkusu, sorumluluk bilinci.

    Müttakî: Takva sahibi olan, Allah'a saygısızlık etmekten kaçınan.

    164

    YanıtlaSil
  71. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    الجزء المتابيع

    جاءتهم الحسنة قالوا لنا هذه وإن تصبهم سيئة نظروا بموسى ومن معه الا المَا طَائِرُهُمْ عِنْدَ الله ولكن أكثرهُمْ لا يَعْلَمُونَ . وقالوا مهما تأتنا به ا اسْحَرنَا بِهَا فَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنِينَ فَأَرْسَلْنَا عليهم الطُّوفَانَ وَالْجَرَادُ وَالْعُمَّلَ وَالصَّفَادِعَ وَالدَّمَ آيَاتٍ نفصلات فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا مُجْرِمِينَ وَلَمَّا وقع عَلَيْهِمُ الرِّجْر قَالُوا يَا مُوسَى ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهد عندك لين كَشَفْتَ عَنَّا الرِّجْزَ لَمُؤْمِنَنَّ لَكَ وَلَنَرْسِلَنَّ منك بَنِي إِسْرَائِلَ ، فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الرِّجْزَ إِلَى أَجَلٍ هُمْ بَالِغُوهُ إِذَا هُمْ يَنْكُتُونَ * فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ بالغرقْنَاهُمْ فِي الْيَمَ بِأَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِلِينَ وَأَوْرَثْنَا الْقَوْمَ الَّذِينَ كَانُوا يُسْتَضْعَفُونَ مَشَارِقَ الْأَرْضِ وَمَغَارِبَهَا الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ الْحُسْنَى عَلَى بَنِي إِسْرَائِلَ بِمَا صَبَرُوا وَدَمَّرْنَا مَا كَانَ يَصْنَعُ فِرْعَوْنُ وَقَوْمُهُ وَمَا كَانُوا يَعْرِشُونَ .

    فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَأَغْرَقْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ بِأَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِلِينَ

    66 Nihayet, âyetlerimizi asılsız

    saymaları ve onlardan gafil kalmaları sebebiyle kendilerini cezalandırdık ve onları denizde boğduk. 99

    (Α'τάς, 7/136)

    Mushaf sayfa no: 165

    Hafızlık sayfa no: 9. cûz/16. sayfa

    ALLAH'IN CEZALANDIRMASI ÇOK ŞİDDETLİDİR.

    BİLGİ:

    Firavun daha önce İsrailoğulları'nın Mısır'ı terk etmelerine izin vermiş olmasına rağmen sözünden dönmüş, Hz. Mûsâ ve beraberindekileri yakalamak üzere askerleriyle birlikte onların peşlerine düşmüş ve onlara yetişmişti. O esnada Hz. Mûsâ, Allah'ın emri gereğince asasını denize vurunca sular yarılmış ve bir yol açılmıştı. Böylece Mûsâ peygamber ve beraberindekiler korkmaksızın ilerleyip karşı tarafa geçmişlerdi. Peşlerinden gelen Firavun ve askerleri de aynı yola girmiş ancak karşı tarafa geçemeden Hz. Mûsâ tekrar asasını denize vurunca yol kapanmış ve denizde boğulmuşlardı.

    MESAJ:

    "Allah, zalime bir süre mühlet verir, ama yakalayınca da kaçmasına fırsat vermez." (Müslim, "Birr", 61)

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Tekzib: Yalanlamak.

    Gaflet: Farkına varmamak, ihmal etmek.slher mat vermibbaM

    165

    YanıtlaSil
  72. KUR'AN'DA KIYAMET ALAMETLERİ 1

    Evet işte gördüğümüz gibi islami kaynakların hepsin-de de Deccal'in doğuda çıkıp her yeri dinsizlik adına iş-gal edeceği yazılmış olduğu gibi; yahudi ve hıristiyan kaynaklarında da aynı şeyler yazılmıştır. Çünkü Nostra-damus hem yahudi hem de hıristiyan kaynaklarını araş-tırmıştır. Nostradamus'un bu konuları yahudi ve hıristi-yan kaynaklarından alıntı yaptığı Nostradamus araştır-macılarının kaynaklarında da zaten belirtilmiştir. Dec-cal'in çıkışını ve icraatlarını inceledikten sonra şimdi de alametlerine bakalım:

    1. Deccal'in bir gözü düz olacaktır.

    2. Alnında "Bu kafir Deccal'dir" yazılacaktır.

    3. Deccal'in kafası yılan kafası gibi olacaktır.

    4. Deccal'in sağında cennet, solunda cehennem olacak; ona inananları cennete, inanmayanları da ce-henneme atacak. Aslında onun cenneti cehennem, ce-hennemi ise cennettir.

    5. Deccal çok yalan söyleyecek.

    6. Deccal önce "ben peygamberim" diyecek, sonra "ben ilahım" diyecek.

    7. Deccal, doğudan, Rusya tarafından çıkacak.

    8. Deccal her yere girecek ama Mekke, Medine ve camilere giremeyecek.

    9. Deccal çok büyük bir sihirbaz olacak, ölüleri di-riltecek, yağmuru yağdıracak.

    Hz. İsa'nın inmesi bütün kutsal dinlerde beklenmek-tedir. Deccal ve Hz. İsa'nın inmesi bütün dini kaynaklar-da geçmektedir. Ancak Mehdi konusu hepsinde geçme-mektedir. Onun için bazı ehli sünnet alimleri şöyle de-miştir. Deccal'i inkar eden de Hz. İsa'nın ineceğini inkar eden de kafir olur. Mehdi'yi inkar eden fasık olur. Bazı-

    YanıtlaSil
  73. Serkan Tekin

    Kur'an'da Kiyamet Alametleri

    Muhyiddin-i ibn arabi ve Nostradamus'un Kaynaklarıyla

    Isyai! 2006'da yıkılacak m

    Gayrimeşru Lady' kim

    Arap-Israil savaşı

    Arap diinyasının mesihi ilan

    Rusya-ABD savaşı

    III. Dunya Savaşı hashyor mu

    Islam Dunyasının "Hutsal savaş'!

    Liman

    YanıtlaSil
  74. KIYAMET ALÂMETLERİ
    Kozmolojik düzenin bozulmasından önce meydana gelecek olan ve bu sürecin jeolojik zaman ölçüsüyle yaklaştığına işaret eden belirtiler.
    İlişkili Maddeler
    ÂHİRET
    Dünya hayatından sonra başlayıp ebediyen devam edecek olan ikinci hayat.
    KIYAMET
    Dünyanın bağlı olduğu kozmik sistemde meydana gelecek değişimin ardından ölülerin diriltilmesiyle başlayıp ebediyen devam edecek olan âlem.

    Müellif: YUSUF ŞEVKİ YAVUZ
    Sözlükte “alâmet” mânasındaki şeratın çoğulu olan eşrât ile “zaman dilimi, belirlenmiş vakit” anlamına gelen sâat kelimelerinden oluşan eşrâtü’s-sâa “kıyamet alâmetleri” demektir. Kur’ân-ı Kerîm’de değişik adlarla anılan kıyametin isimlerinden biri “es-sâa”dır. Kur’an’da eşrâtü’s-sâa terkibi yer almamakla birlikte bir âyette eşrâtın “sâat”in yerini tutan zamire muzaf olması yoluyla bu terkip dolaylı biçimde oluşturulmuştur (Muhammed 47/18). Kur’ân-ı Kerîm’de “kıyametin kopma zamanı” anlamında kırk yerde geçen sâat kelimesinin yer aldığı âyetlerde kıyametin mutlaka vuku bulacağı belirtilir. Onun kopuş zamanı yaklaşmış ve alâmetleri ortaya çıkmıştır. Ansızın gerçekleşecek olan kıyametin kopuş zamanına ait bilgi Allah nezdindedir, dünyadaki davranışlarının karşılığını görmeleri için bunun zamanı insanlardan gizlenmiştir (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “sâʿat” md.). Kur’an’da kıyamet alâmetlerinin nelerden ibaret olduğuna dair bilgi verilmemiş, sadece Ye’cûc ve Me’cûc’ün gelişinden (el-Enbiyâ 21/96), dâbbetü’l-arzın çıkışından (en-Neml 27/82), göğün insanları saracak bir duman (duhân) yayacağından (ed-Duhân 44/11-12) ve ayın yarılacağından (el-Kamer 54/1) bahsedilmiştir.

    YanıtlaSil
  75. Hadislerde de kıyamet alâmetleri eşrâtü’s-sâa tabiriyle ifade edilir. Bu hadislerde belirtildiğine göre Hz. Peygamber kıyametin kopuş zamanını bilmediğini söylemiş, ancak kopmasından önce vuku bulacak bazı olayların onun yaklaştığının alâmetleri sayılacağını haber vermiştir (Buhârî, “Îmân”, 37). Âhir zaman peygamberi ve son nebî olması dolayısıyla kıyamete yakın bir zaman diliminde gönderildiğini açıklayan Resûl-i Ekrem’in (Buhârî, “Ṭalâḳ”, 25, “Riḳāḳ”, 39; Müslim, “Fiten”, 132-135) kıyamet alâmeti olarak zikrettiği rivayet edilen olayların başlıcaları şunlardır: İlmin ortadan kalkıp cehaletin yerleşmesi, sarhoşluk veren içkilerin yaygınlaşması, zinanın alenî hale gelmesi, köle kadının efendisini doğurması, çobanların zenginleşerek bina yapmakta yarışması, zekât verilecek kimse bulunamayacak kadar servetin çoğalması, aynı davayı güden iki büyük topluluğun birbiriyle savaşması, adam öldürme olaylarının ve fitnelerin fazlalaşması, elli kadına bir erkek düşecek şekilde kadın nüfusunun artması, müslümanların kıldan ayakkabı giyen, küçük gözlü ve geniş yüzlü insan gruplarıyla savaşması, insanların hayatlarından bıkarak ölülere gıpta etmesi, Allah’ın elçisi olduğunu iddia eden otuza yakın yalancı deccâlin türemesi, yeryüzünde Allah veya lâ ilâhe illallah diyen bir kimsenin kalmaması, gece ile gündüzün birbirine eşit hale gelip kopuş zamanının yakınlaşması, Ye’cûc ve Me’cûc Seddi’nin açılması, (Suriye’de bulunan) Busrâ’daki develerin boyunlarını aydınlatacak bir ateşin Hicaz bölgesinden çıkması, depremlerin sıklaşması, güneşin batıdan doğması, dâbbetü’l-arzın zuhur etmesi, doğuda, batıda ve Arap yarımadasında kara parçalarının batması (Buhârî, “Fiten”, 4-5, 22, 24, “ʿItḳ”, 8, “Cihâd”, 95, “Nikâḥ”, 110; Müslim, “ʿİlim”, 8-10; İbn Mâce, “Fiten”, 25-36; Tirmizî, “Fiten”, 35, 42-43). Hadislerde belirtildiğine göre kıyametin kopuşu ansızın vuku bulacak, bu sırada alışveriş yapanlar işlerini bitiremeden, yemek yiyenler lokmasını ağzına götüremeden, havuz yaptıran kişi havuzuna giremeden ve devesinin sütünü sağan kimse bunu misafirine ikram edemeden kıyamet kopacaktır (Buhârî, “Fiten”, 25).

    YanıtlaSil
  76. Hadis şerhleriyle “fiten” ve “melâhim” türü kitaplarda kıyamet alâmetleri hakkında çeşitli rivayetler Hz. Peygamber’e atfedilir. Bu rivayetlerde ahlâkî bozuluşa, dinî-içtimaî hadiselere ve tabiat olaylarına ilişkin oldukça ayrıntılı bilgilere yer verilir. Nakledilen metinlere göre kıyamet alâmetleri şöyle gelişecektir: Kur’an’ın önemi insanlar tarafından unutulacak, namaz kılınmayacak, emanete riayet edilmeyecek, faiz helâl sayılacak, seviyesiz ve şahsiyetsiz kişiler yönetici olacak, ebeveyne isyan edilip beyler hanımların emrine girecek, toplumlar geçmişlerine lânet okuyacak, akşam mümin olarak yatan kişi sabah kâfir olarak kalkacak, yöneticiler insanlara zulmedecek, şerrinden korkulan kimselere itibar edilecek, ticareti dürüst olmayan gruplar ele geçirecek, mescidler süslenmekle birlikte ibadete önem verilmeyecek, erkekler erkeklerle, kadınlar da kadınlarla yetinecek, kadınlar sosyal konum açısından ön plana çıkarılacak ve erkekler kadınlara benzemeye çalışacak, açıklık yayılacak, hayâsızlık çoğalacak, cihad ve irşad faaliyetleri terkedilecek, sadece din dışı ilimler öğrenilecek, kader inkâr edilecek ve yıldız falına inanılacak, liderliğe elverişli kimseler azalacak, âni ölümler çoğalacak, cahiller, aynı zamanda dürüst olmayan zâhid ve sûfîler türeyecek, akrabalık bağları kesilecek, yalancılar tasdik edilip doğru konuşanlara itibar edilmeyecek, kitapların sayısı artacak, yağmurlar ve yıldırımlar çoğalacak, madenler yok olacak (İbn Kesîr, I, 21, 178-179; Berzencî, s. 70-75; Hammûd b. Abdullah et-Tüveycirî, II, 78, 293; Yûsuf b. Abdullah el-Vâbil, s. 179-235). Çoğu zayıf veya uydurma olan, toplumdaki dinî, içtimaî ve siyasî gelişmeleri yansıtan bu rivayetlerde belirtilen alâmetlerin sayısı yetmişi aşkındır. Kıyametin kopma zamanını bildiren herhangi bir âyet veya sahih hadis bulunmamakla birlikte âhir zaman peygamberinin gelişiyle kâinatın son zaman dilimine girdiğini göz önünde bulundurarak kıyametin kopuşunun ashaptan itibaren başlayabileceği düşünülmüş ve III. (IX.) yüzyıldan başlayarak hadislerde zikredilen kıyamet alâmetlerine inanılması itikadî bir ilke haline getirilmiştir (Ebû Abdullah İbn Mende, II, 911).

    YanıtlaSil
  77. Kıyamet alâmetleri ortaya çıkış zamanı, önemi ve mahiyeti dikkate alınarak değişik tasniflere tâbi tutulmuştur. Ortaya çıkış zamanına göre kıyamet alâmetleri zuhur edip sona eren uzak (geçmiş) alâmetler, zuhur etmekte olan ve artarak devam eden orta alâmetler, zuhurunun hemen ardından kıyametin kopacağı yakın alâmetler olmak üzere üç gruba ayrılır. Uzak alâmetler arasında Resûl-i Ekrem’in vefatı, Kudüs’ün fethi, Hz. Ömer ve Osman’ın öldürülmesi, Cemel Vak‘ası, Sıffîn Savaşı, Hz. Hüseyin’in öldürülmesi, Fâtımî ve Karâmita fitneleri, ayrıca belli yerlerde vuku bulmuş bazı depremler zikredilir. Bunların sonuncusu dışında hiçbiri hadislerde kıyamet alâmeti olarak yer almamıştır. Orta alâmetler arasında ahmak ve alçakların dünyanın en mutlu insanları olması, kötülük ve fuhşun yayılması, çocuğun ebeveynine isyan etmesi, oyun ve çalgı aletlerinin ortaya çıkması, fâsıkların toplumun efendisi haline gelmesi, gasp olaylarının çoğalması, sıla-i rahmin kesilmesi gibi ferdî ve içtimaî alanda bozuluşun vuku bulacağına ilişkin olaylar yer alır. Bunların bir kısmı hadislerde zikredilen alâmetlerle örtüşüyorsa da çoğu lafız olarak erken devir hadis literatüründe yer almamaktadır. Zuhurunun ardından kıyametin kopacağı haber verilen yakın alâmetler arasında da mehdînin gelişi, deccâlin çıkışı, Hz. Îsâ’nın gökten inişi, Ye’cûc ve Me’cûc’ün, dâbbetü’l-arzın ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması ve insanları toplanma yerine sevkeden bir ateşin yerden çıkışı gibi hârikulâde olaylar zikredilir. Bunlar da genellikle Resûl-i Ekrem’e atfedilen hadislere dayandırılır. Bu gruplandırma Berzencî tarafından yapılmış ve sonraki bazı müelliflerce de benimsenmiştir (el-İşâʿa li-eşrâṭi’s-sâʿa, s. 3, 70, 87).

    YanıtlaSil
  78. Kıyamet alâmetleri önemine göre küçük ve büyük diye de sıralanmıştır. Küçük alâmetlere dinî hayatın zayıflayıp kötülüklerin yayılmasına dair olaylar dahil edilirken büyük alâmetleri kıyametin kopmasından kısa bir süre önce meydana gelecek hârikulâde vak‘alar oluşturur (M. Selâme Cebr, s. 20; Yûsuf b. Abdullah el-Vâbil, s. 77, 239). Mahiyetleri dikkate alınarak yapılan taksime göre kıyamet alâmetleri ahlâkî ve fizikî olarak da gruplandırılır. Ferdî ve içtimaî açıdan bozuluşu gerçekleştiren olaylar ahlâkî alâmetleri; güneşin batıdan doğması, sık sık vuku bulan depremler, duhân gibi hadiseler de fizikî alâmetleri teşkil eder (M. Ahmed Abdülkādir, s. 50-56).

    Dinî hayatın zayıflamasına dair ahlâkî alâmetlerin bir kısmı sahih hadislerle sabit olduğundan bu konuda âlimler arasında önemli sayılabilecek bir görüş ayrılığı yoktur. Hadislerde sözü edilmeyen, fakat literatürde kıyamet alâmetleri içinde sayılan toplumsal değişimle ilgili olayları içeren rivayetlerin o devirde yaşayan müellifler tarafından uydurulmuş olması kuvvetle muhtemeldir. Resûl-i Ekrem’in müslümanları uyardığı ve kıyamet alâmeti olarak zikrettiği ahlâkî bozuluş ve dinî hayatın yozlaşması esasen ferdin ve toplumun helâk olması anlamında bir kıyamet alâmeti olup kâinattaki kozmolojik düzenin yıkılması mânasına gelmez. Aksi takdirde sözü edilen yıkılışın bugüne kadar gerçekleşmesi gerekirdi. Çünkü ahlâkî bozuluş kategorisindeki alâmetlerin Asr-ı saâdet’ten itibaren sıkça vuku bulduğu şüphesizdir.

    Üzerinde tartışılan asıl kıyamet alâmetleri büyük alâmetler olarak kabul edilen hârikulâde olaylar ve kozmik değişikliklerdir. Kıyametin kopuşu öncesinde gerçekleşeceğine inanılan başlıca hârikulâde olaylar deccâlin ortaya çıkışı, mehdînin zuhuru, Hz. Îsâ’nın gökten inmesi, Ye’cûc ve Me’cûc’ün görünmesi, Hicaz bölgesinde büyük bir ateşin çıkışı, gökten insanları bürüyen bir dumanın inmesi ve dâbbetü’l-arzın yerden çıkmasından ibarettir. Bunlardan dâbbetü’l-arz, duhân, Ye’cûc ve Me’cûc konusu Kur’an’da zikredilmektedir (yk.bk.). Mehdî, deccâl ve nüzûl-i Îsâ inançları ise sadece Hz. Peygamber’e atfedilen rivayetlere dayanır.

    YanıtlaSil
  79. Yer hayvanı” anlamına gelen dâbbetü’l-arzla ilgili âyetlerde belirtildiğine göre ilâhî hüküm gerçekleşince yerden bir dâbbe (hareket eden varlık) çıkarılacak ve insanların Allah’ın âyetlerine inanmadıklarını söyleyecektir (en-Neml 27/82). Mahiyeti konusunda herhangi bir bilgi bulunmadığından dâbbetü’l-arzın çıkacağına inanmakla yetinmek bu konudaki en isabetli tutumdur (Yûsuf b. Abdullah el-Vâbil, s. 412-415). Hadislerde kıyamet alâmetleri arasında geçen, Hz. Îsâ’nın nüzûlü ve ölümünden sonra çıkacağına inanılan dâbbetü’l-arzın ilgili âyetlere bakılırsa kıyametin kopma sürecinde gerçekleşeceği ihtimali akla gelmektedir.

    Kur’an’da bildirildiğine göre kıyamet gününde insanları bürüyen ve elem veren bir duman yukarıdan aşağıya doğru inecek, insanlar iman ettiklerini söyleyerek Allah’tan bu azabı kaldırmasını isteyeceklerdir (ed-Duhân 44/10-12). Müfessirlerin bir kısmı, bunu Resûl-i Ekrem zamanında Mekke’de vuku bulmuş bir hadise olarak kabul ederken bir kısmına göre de kıyametin kopmasından önce veya kopma sürecinde gerçekleşecek bir alâmettir (meselâ bk. İbn Kesîr, I, 173; ayrıca bk. DUHÂN).

    “Tutuşup yanmak” (veya “tuzlu olmak”) anlamındaki “ecc” kökünden türeyen Ye’cûc ve Me’cûc hakkında Kur’an’da verilen bilgi oldukça azdır: “Ye’cûc ve Me’cûc’ün önündeki engeller kaldırılıp her tepeden indikleri ve gerçek vaad (kıyamet) yaklaştığı zaman inkârcıların gözleri donup kalacaktır” (el-Enbiyâ 21/96-97). Ye’cûc ve Me’cûc olayının gerçekleştiğini, bunların İslâm ülkelerini işgal eden Moğollar olduğunu yahut da I ve II. Dünya savaşlarından ibaret bulunduğunu ileri sürenlerin yanı sıra bu olayın henüz gerçekleşmediğini ve Hz. Îsâ’nın nüzûlünden sonra meydana geleceğini savunanlar da mevcuttur (a.g.e., I, 152-153; Abdülkerîm Âl-i Şemseddin, II, 292-293).

    YanıtlaSil
  80. Hz. Peygamber’e atfedilen rivayetlerden hareketle kıyametin büyük alâmetleri arasında zikredilen hârikulâde olaylara dair benimsenen inançlara göre âhir zamanda deccâl adı verilen ilginç bir insan ortaya çıkacak, ulûhiyyet niteliklerine benzer özelliklere sahip olup ilâhlık iddiasında bulunacak ve büyük bir fitne kopararak insanları hak yoldan saptıracaktır (Buhârî, “Fiten”, 26-27; Müslim, “Fiten”, 100-110; Nevevî, XVIII, 58). Deccâlin ardından Sünnîler’e göre asıl adı Muhammed b. Abdullah, Şiîler’e göre ise Muhammed b. Hasan olan ve Ehl-i beyt soyundan gelen mehdî zuhur ederek deccâli öldürdükten sonra İslâm dinini kısa sürede yayıp yeryüzünde hâkim kılacak ve bütün kötülükleri ortadan kaldırıp adaleti tesis edecektir (İbn Kesîr, I, 24-32). Mehdînin zuhurunun ardından Hz. Îsâ âdil bir hakem ve yönetici olarak gökten inecek, haçı kırıp domuzu öldürecek, vergiler koyup zenginlik sağlayacak, mehdînin arkasında namaz kılıp ona yardım edecek (İbn Mâce, “Fiten”, 33; İbn Kesîr, I, 52, 145-146), aynı dönemde ortaya çıkarak yeryüzünü fesada boğacak olan Ye’cûc ve Me’cûc onun yapacağı dua sayesinde Allah tarafından bir anda helâk edilecektir (Hammûd b. Abdullah et-Tüveycirî, III, 174).

    Kâinatta hüküm süren kozmolojik düzenin bozulmaya başladığının bir işareti olarak kıyametin kopmasından önce vuku bulacak kozmik olayların başında ayın yarılması ve güneşin batıdan doğması gelir. Kur’an’da kıyametin yaklaştığını ve ayın yarıldığını ifade eden beyan, bazı âlimlere göre kıyametin kopmaya başlamasından hemen önceki durumu tasvir eder (Ebû Abdullah el-Halîmî, I, 430). Hz. Peygamber, rabbinin bazı alâmetleri geldiği ve bu andan itibaren iman etmenin kimseye fayda vermediği güne dikkat çekilen âyette (el-En‘âm 6/158) güneşin batıdan doğmasının kastedildiğini açıklamıştır (İbn Kesîr, I, 164-170). Hadislerde sözü edilen büyük yer çöküntüleri, insanları doğudan batıya sevkedecek ateşin yerden çıkması, yıldırım ve yağmurların olağan üstü bir yoğunlukta çoğalması ve insanları öldüren bir rüzgârın oluşması gibi kozmik olayları başka galaksiler bir yana yerküresinin de dahil bulunduğu Samanyolu’na bağlı güneş sisteminde meydana gelecek büyük değişiklik ve oluşumların yansımaları olarak görmek mümkündür. Kıyamet alâmetlerinin hangi sıraya göre vuku bulacağı meselesi de tartışılmış ve bunun için farklı sıralamalar yapılmıştır (a.g.e., I, 164, 171; Berzencî, s. 180-182; Seffârînî, Ehvâlü’l-ḳıyâme, s. 106; M. Selâme Cebr, s. 96-98).

    YanıtlaSil
  81. Hadislerde dinî yozlaşmayı ve ahlâkî bozuluşu haber veren olayların kâinatın kozmik düzeninin yıkılışına işaret eden belirtiler olmaktan çok ferdi ve toplumu yok oluşa götüren birer alâmet olduğunu kabul etmek daha isabetli bir hüküm olmalıdır. Resûl-i Ekrem’e atfedilen rivayetlere dayanılarak kıyamet alâmetleri arasında zikredilen ve Kur’an’da haklarında bilgi bulunmayan deccâlin çıkışı, mehdînin zuhuru ve Hz. Îsâ’nın gökten inişine dair inançlara gelince, Selefiyye dışındaki Sünnîler’in de kabul ettiği epistemolojik anlayışa göre İslâm akaidi açısından bunlara inanma mecburiyeti yoktur. Zira bunlar Kur’an’la sabit olmadığı gibi mütevâtir hadislerle de teyit edilmiş değildir. Her şeyden önce nüzûl-i Îsâ inancına dayanak teşkil eden rivayetlerdeki bilgiler Hz. Îsâ’nın tabii bir şekilde öldürüldüğünü bildiren âyetlerle çelişmekte (Âl-i İmrân 3/55; el-Mâide 5/117), ayrıca Resûl-i Ekrem’in ardından peygamber gelmeyeceği ve her insanın belli bir süre yaşadıktan sonra öleceği gerçeğine aykırı düşmektedir. Nüzûl-i Îsâ’nın hıristiyanlara ait bir inanç olduğunu dikkate alarak Kur’an’la uyuşmayan bu tür âhâd rivayetlerin tedvîn döneminde hıristiyanlardan İslâm akaidine intikal etmiş olabileceği ihtimalini de göz ardı etmemek gerekir (bk. ÎSÂ). Deccâl inancı konusundaki son araştırmaların ortaya koyduğuna göre bu rivayetlerde çelişkili bilgiler vardır (Reşîd Rızâ, IX, 450-466), sahih olanların ise deccâlin ulûhiyyet niteliklerine sahip hârikulâde bir insan değil kötülüğü temsil eden bir tip olduğu tarzında yorumlanması gerekir (bk. DECCÂL).

    Buhârî ve Müslim gibi hadis âlimleri eserlerinde mehdî hakkındaki rivayetlere yer vermemişlerdir. Mehdînin zuhuruna ilişkin Tirmizî ve Ebû Dâvûd rivayetlerini nakleden râvilerin güvenilir olmadığı cerh ve ta‘dîl âlimlerince belirtilmiştir (Mustafa M. et-Tayr, LII/9 [1980], s. 1644). Ayrıca mehdînin insanların hidayete ermesini sağlayacak hârikulâde bir güce sahip kılınması, peygamberlerin bile tâbi olduğu sünnetullahı ortadan kaldıran bir anlayıştır (Reşîd Rızâ, IX, 459-460, 501-504). Mehdî inancının oluşmasında Ehl-i beyt’e mensup imamlara yapılan eziyetlerin ve müslümanlar arasında meydana gelen üzücü olayların etkisinin bulunduğu kabul edilmektedir. Bu inancın ilk defa Şîa’da görülmesi bunun bir delili sayılmalıdır. Ayrıca bazı rivayetlere dayandırılan deccâl, mehdî ve nüzûl-i Îsâ gibi hârikulâde olayların Kur’an’ın kesin açıklamasına göre kıyametin ansızın vuku bulacak olması gerçeğiyle bağdaşmadığını söylemek gerekir.

    YanıtlaSil
  82. Kıyamet alâmetlerini konu edinen eserlerin bazıları şunlardır: Şemsüleimme el-Halvânî, Ṣıfatü eşrâṭi’s-sâʿa; Abdurrahman es-Sehâvî, el-Ḳanâʿa fîmâ yaḥsünü’l-iḥâṭa bihî min eşrâṭi’s-sâʿa (Riyad 1987); Sehâvî, el-Ḳanâʿa fîmâ temessü ileyhi’l-ḥâce min eşrâṭi’s-sâʿa (Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1079, 1356, 1392); Ebû Amr ed-Dânî, es-Sünenü’l-vâride fi’l-fiten ve ġavâʾilihâ ve’s-sâʿa ve eşrâṭihâ (Riyad 1995); Muhammed Hicâzî el-Kalkaşendî, Sevâʾü’ṣ-ṣırâṭ fî beyâni’l-eşrâṭ (Îżâḥu’l-meknûn, I, 52; II, 29); Muhammed el-Berzencî, el-İşâʿa li-eşrâṭi’s-sâʿa (Beyrut, ts.); Seffârînî, Min ʿalâmâti’l-ḳıyâmeti’l-kübrâ el-Mesîḥ ve eşrâṭü’s-sâʿa (Beyrut 1407); Mahmûd Atıyye Muhammed Ali, Feḳad câʾe eşrâtühâ (Demmâm 1996); Yûsuf b. Abdullah el-Vâbil, Eşrâṭü’s-sâʿa (Demmâm 1995); Hammûd b. Abdullah et-Tüveycirî, İtḥâfü’l-cemâʿa bimâ câʾe fi’l-fiten ve’l-melâḥim ve eşrâṭi’s-sâʿa (Riyad 1414); Mustafa Ebü’n-Nasr eş-Şiblî, Ṣaḥîḥu eşrâṭi’s-sâʿa (Cidde 1994); Sıddîk Hasan Han, el-İzâʿa limâ kâne ve mâ yekûnü beyne yedeyi’s-sâʿa (Kahire 1379); Mustafa el-Adevî, eṣ-Ṣaḥîḥu’l-müsned min eḥâdîs̱i’l-fiten ve’l-melâḥim ve eşrâṭi’s-sâʿa (Riyad 1991).


    BİBLİYOGRAFYA
    M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “sâʿat” md.

    Buhârî, “Îmân”, 37, “Tefsîr”, 2/6, “Menâḳıb”, 51, “Fiten”, 4-5, 22-25, 26-27, “ʿItḳ”, 8, “ʿİlim”, 21, “Ṭalâḳ”, 25, “Cihâd”, 95, “Nikâḥ”, 110, “Riḳāḳ”, 39.

    Müslim, “ʿİlim”, 8-10, “Fiten”, 100-110, 132-135.

    İbn Mâce, “Fiten”, 25-36.

    Tirmizî, “Fiten”, 35, 42-43.

    Ebû Abdullah İbn Mende, Kitâbü’l-Îmân (nşr. Ali b. Muhammed el-Fakīhî), Beyrut 1406/1985, II, 911.

    Halîmî, el-Minhâc, I, 341-342, 430.

    Nevevî, Şerḥu Müslim, XVIII, 58.

    İbn Kesîr, en-Nihâye (Ebû Abye), I, 21, 24-32, 52, 145-146, 152-153, 164-171, 173, 178-179.

    Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1079, 1356, 1392.

    Berzencî, el-İşâʿa li-eşrâṭi’s-sâʿa, Kahire 1393 → Beyrut, ts. (Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye), s. 3-27, 70-75, 87, 90, 91, 112, 122-123, 143, 144, 152, 156, 160, 177, 180-182, 189-190.

    Seffârînî, Ehvâlü’l-ḳıyâme ve ʿalâmâtühe’l-kübrâ, Beyrut 1406/1986, s. 106.

    a.mlf., Levâmiʿu’l-envâri’l-behiyye, Beyrut, ts. (el-Mektebetü’l-İslâmiyye), II, 65, 142.

    Îżâḥu’l-meknûn, I, 52, 86; II, 29.

    YanıtlaSil
  83. Reşîd Rızâ, Tefsîrü’l-Menâr, VIII, 211; IX, 450-466, 501-504.

    M. Ahmed Abdülkādir, ʿAḳīdetü’l-baʿs̱ ve’l-âḫire fi’l-fikri’l-İslâmî, İskenderiye 1986, s. 50-56.

    M. Selâme Cebr, Eşrâṭü’s-sâʿa ve esrârühâ, Kahire 1413/1993, s. 13-14, 20-23, 25-30, 65-70, 92-99, 101-107.

    Hammûd b. Abdullah et-Tüveycirî, İtḥâfü’l-cemâʿa bimâ câʾe fi’l-fiten ve’l-melâḥim ve eşrâṭi’s-sâʿa, Riyad 1414, II, 78, 292-293, 374-375; III, 12-13, 137-138, 172-188, 237-241.

    Abdülkerîm Âl-i Şemseddin, el-ʿAḳlü’l-İslâmî, Beyrut 1414/1994, II, 292-293.

    Yûsuf b. Abdullah el-Vâbil, Eşrâṭü’s-sâʿa, Riyad 1415/1995, s. 41-42, 57, 73-74, 77-176, 179-235, 239, 245-265, 315, 318, 378-392, 407-415.

    Mübârek el-Berrâk, eż-Żaʿîf ve’l-mevżûʿ min aḫbâri’l-fiten ve’l-melâḥim ve eşrâṭi’s-sâʿa, Kahire 1416/1996, s. 38-39, 54, 58, 62-65.

    Mustafa M. et-Tayr, “el-Mehdî ve’l-Ḫumeynî fî naẓari’l-İslâm”, ME, LII/9, Kahire 1980, s. 1644.

    YanıtlaSil
  84. سوره بقره (۲۵)

    سرور در بو مقصدك تلقون منه اشارت ايدن قيدلي : (أن) نك تأكيدى... ( أَنَّ لَهُمْ جَنات تجرى من تحتها الانهار) بوابتدن مقصد مها فاندن نشئت ايدن نشسته طي الورد (ل) اختصاصی تقديمى (جنتك ( جمعها تذكرى . ( جريانك ( ذكرى - ( تحت ) الله راء ( من ) لو ذكرى النصر لله تعر يصدر بو في لوك و او مقصدك تحققته ما ليشد ولرينی بارجه ايضاحات و بیدار

    شویله که :

    يك بيون برشی بشر ان دلونگی وقت، عقل تردد اندر امانا و از این اندير من يكون تأكيده احتیاج و اور چونکه ادنا بر وهمله، سرور زائل اولور بودنه وكذا نشته و سرور مقاملري، اوها مدن خالى اولمه ليدر.. واده و بدون تیرا انا الیه تاکیدی باشد که همه یانه هم او ر ا ا ا ا ها ها های اداری قالماسين. وكذا بو بشيراتك بالكزبر وعددن عبارت اولمادیفنه و بر حقیقت او لدیفنه اشار دادن اختصاصی افاده الدن ( هم ) ده كى (ل) تبشير ايد يلن شيئك اوزاره مخصوص او لدیفنه و اوزاران ملكي و او نارك فضلي واستحقاقي اولد يغنه دلالت ايدركه، از تاری تمام، سرور لری مرداد اولون والان به پادشاه بر فقیری مسافر ایدرسه، ما دام او مسافر لك و او صحبت ابدی دیگلور، قیمتی يوقدر.

    ( ه ) ك تقديمي حصرى افاده ایتدیکندن، بين الناس جنتك اوزاره تخصيص قبيلينديفنه.. و طولا بسيار اهل نارك ده پريشان ما للدين او زارك كوزلری او کنه کنید مگر سبب اولدیفنه دلالت ایدر

    و بو اعتبار له جنتك لذتي آرتار. قیمتی تظاهر ايدر.

    (جنت) ك جمعی، جنتهارك تعدّدينه و عملا كره كوره جنتك مرتبه الدين اشار تدر. وكذا جنتك هر بي جزوى جنت کی بر جنت او لدیفته و هر بر مؤمنه ويريان قسم بیومانه نظراً تام به جنت کی کو روندی نه شار تدر جنتك تذكيرى ايمر، كوز للكنك قابل تعريف و توصيف او لما يغنه... ويا سا معارك

    اشتها و استحان الرينك فوق العاده لكنه اشار تدر.

    تجری ) باغچه لرن ان کوزلی ایچنده صوبي بولونا نام در بونارك ده ان كوزلاری، ایجاد ندن صولری مانلار در بونارك ده ان دير باسی، مولر ينهك دائما افتقده دوام اید نام در. ایشته جریان صیغه مضارع قیافتنده ذکر اید یامی، او جریاناری تصویر ایتمهله، دواهای اولد قادرينه اشار تدر.

    r

    YanıtlaSil
  85. جزو

    Cüz': Bütünü oluşturan parçalardan her biri

    دلوبا

    Dilruba: Gönül kapan (göz alia)

    EST

    Edna: En aşağı

    آهْل ناز

    Ehl-i nar: Ates ehli, cehen-nemlikler

    أوهام

    Evham: Kuruntular

    خالي Hali: Bos

    حضر

    Hasr: Mahsús kılma

    اختصاص

    İhtisas: Hususi kılma

    استحقاق

    İstihkak: Hak etme

    استحسان

    İstihsan: Beğenme

    قَابِلِ تَعْرِيفُ وَ

    Kabil-i ta'rif ve tavsif: Etraf-

    توصيف

    lica anlatılabilir ve vasflandı-rılabilir

    قَيْدْ

    Kayıd: Bağ, sınırlama

    مزدان

    Mizdad: Artmış, çoğalmış

    نَشْتَتْ

    Neş'et: Ortaya çıkma

    سايع

    Sami: İşiten, dinleyen

    صيغة مضارع

    Siga-i muzâri': Fiilin geniş zaman biçimi

    شروز

    Sürûr: Sevinç

    تعدد

    Taaddid: Sayıca artma

    تحقق

    Tahakkuk: Gerçekleşme

    تأكيد

    Te'kid: Kuvvetlendirme, sağlamlaştırma

    تنشيرات

    Tebsirat: Müjdelemeler

    تنكير

    Tenkir: Bir ismi belirsiz kılma

    تظاهر

    Tezahür Görünme

    وهم

    Vehim: Kuruntu

    زائل

    Zail: Son bulan

    YanıtlaSil
  86. 202 S

    Bakars, 25

    ,Bu ayetten maksad أن لهم جنات تجري من تحتها الأنهار mükâfättan nes'et eden neş'eli lezzet ve sürûrdur. Bu maksadın takviyesine işaret eden kayıdlar: (ST)'nin te'kidi, (J)'ın ihtisası, ()in )takdimi )ج( 'in cemiyle tenkirin zikri ta'rifidir. Bu kayıdların ve o maksadın tahakkukuna (2) ile beraber ()'in zikri (tabiriyle çalıştıklarına bir parça îzâhát vereceğiz.

    Şöyle ki:

    Pek büyük bir şey tebşîr edildiği vakit, akıl tereddüd eder, inanamaz. İnandırmak için te'kîde ihtiyaç olur. Ve keza nes'e ve sürür makamları, evhâmdan hali olmalıdır.

    Cünki edna bir vehimle. sürür zâil olur. Buna binden, burada o büyük tebsîrât (5) ile tekid edilmiştir ki, hem akıl inansın, hem o sürûru izâle edecek hiçbir evham kalmasın. Ve keza bu tebsîrâtın yalnız bir va'dden ibaret olmadığına ve bir hakikat olduğuna işarettir.

    İhtisası ifade eden ) لغة( 'deki ) ل ( tebîr edilen şeyin onlara mahsûs olduğuna; ve onların mülkü ve onların fazlı ve istihkākı olduğuna delalet eder ki, lezzetleri tamam, sürürları müzdâd olsun. Ve illä, bir padişah bir fakiri misafir ederse, madem o misafirlik ve o sohbet ebedî değildir, kıymeti yoktur. )ل( 'ün takdimi hasrı ifade ettiğinden, beynennås cennetin onlara tahsîs kılındığına; ve

    dolayısıyla ehl-i nârın da perişan hâllerini onların gözleri önüne getirmeye sebeb olduğuna delâlet eder ve bu i'tibârla cennetin lezzeti artar. Kıymeti tezahür eder.

    ) جنت ('in cemi, cennetlerin taaddüdüne ve amellere göre cennetin mertebelerine işarettir. Ve kezâ cennetin her bir cüz'ü cennet gibi bir cennet olduğuna; ve her bir mü'mine verilen kısım, büyüklüğüne nazaran tam bir cennet gibi göründüğüne

    işarettir. Cennetin tenkîri ise, güzelliğinin käbil-i ta'rif ve tavsîf olmadığına; veya sâmi'lerin iştihâ ve istihsânlarının fevkalâdeliğine işarettir.

    تجرى Bahçelerin en güzeli, içinde suyu bulunanlardır. Bunların da en güzelleri, içlerinden suları

    akanlardır. Bunların da en dilrubâsı, sularının dâimá akmakta devam edenlerdir. İşte cereyânın siga-i muzári kıyafetinde zikredilmesi, o cereyânları tasvir etmekle. devamlı olduklarına işarettir.

    YanıtlaSil
  87. TARİHTE BUGÜN

    Birleşmiş Milletler Günü

    1645 - Büyük İstanbul yangını.

    1911 - Bediüzzaman'ın da iştirak ettiği Sultan Reşad'ın Rumeli Seyahati İstanbul'a dönüşle nihayet buldu.

    1945 - Türkiye Birleşmiş Milletlere dâhil oldu.

    HİCRİ YILBAŞINIZI

    TEBRİK EDER, HAYIRLARA VESİLE OLMASINI DİLERİZ.

    HAZİRAN

    26

    PERŞEMBE

    11447

    MUHARREM

    RUMI: 13 HAZİRAN 1441 HIZIR: 52

    BIR AYET

    Hiçbir peygamberin

    emânete hiyanet etmesi asla söz konusu olamaz. Kim böyle bir haksızlık yaparsa, kıyâmet günü hıyânet ettiği şeyin günahıyla gelecektir.

    (Al-i İmran: 161)

    BİR HADİS

    En üstün hicret, günahlardan kaçmadır.

    Taberanî

    Efendimizin Mekke'den Medine'ye hicreti esnasında, feth-i Mekke haberinin Cibril-i Emîn'le nüzülü, Peygamberimizi ve Sahabe efendilerimizi memnun etti. Barla Lahikası

    YanıtlaSil
  88. 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    - 804 - İmam Muhammed'in vefatı.

    1639 - Kasr-ı Şirin

    Antlaşması.

    MAYIS 17 PAZAR

    BİR AYET

    Allah mülkü dilediğine verir. Allah, lütfu bol olan ve her

    şeyi bilendir

    Bakara Suresi: 247

    30 1447 ZİLKA'DE

    BİR HADİS

    Koğuculuk yapan Cennete giremez.

    RUMI: 4 MAYIS 1442 HIZIR: 12

    Şu âlem, çendan, fânidir; fakat ebedî bir âlemin levâzımâtını yetiştiriyor. Çendan, zâildir, geçicidir; fakat bâkî meyveler veriyor, bâkî bir Zâtın bâkî esmâsının cilvelerini gösteriyor.

    Sözler

    YanıtlaSil
  89. TARINTE BUGÜN

    767-Imam-ı Azam Ebo

    Hanife vefat etti.

    1930- Askerî Yargıtay kuruldu.

    1937-Hatay Devleti'nin bağımsızlığı, TBMM'de onaylandı.

    1992 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Av. Bekir Berk'in vefatı.

    14

    SALI

    TUESDAY

    Onun söz azu haktır. Saura üfürulduğu gün, mülk

    O'nundur.

    En'am Suresi: 73

    BİR HADİS

    HAZİRAN

    Benim en çok sevdiğim söz, en doğru olanıdır.

    JUNE

    Ey insan! İbret alınız. Kurt, aslan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı tanıyor, itaat ediyorlar. Sizlerin hayvandan, kurttan aşağı düşmemeye çalışmanız iktiza eder.

    Mektubat

    HİCRÎ: 15 ZİLKA'DE 1443 - RUMÎ: 1 HAZİRAN 1438

    İmsak Günes Öğle İkindi Aksam Yatsı

    HIZIR: 40 - GÜN: 165 KALAN: 200 - GÜN UZA.: 0

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    DK

    İkindi Akşam

    Yatsı

    YanıtlaSil
  90. NECRAN TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ

    Kur-

    n ha-

    münakaşayı, tartışmayı kestiler (74). leşmeğe girişeyim? buyurunca (73), Necran Hıristiyan Temsilcileri

    209

    aramızda bir düşünelim. Ey Ebülkasım/ Sen, hele bizi kendi halimize bırak ta, işimizi ken-

    ler (75)

    di Sonra, Sana gelir, bizi davet ettiğin şeyi yapmak isteriz!» dedi-

    kaşa-

    Peygamberimizin yanından ayrıldılar (76)

    nızı,

    Görüş sahibi olan Akıb Abdulmesih ile bir köşeye çekildiler. Ona Ey Abdulmesih! Senin, bu husustaki görüşün nedir? diye sordular.

    top-

    Abdulmesih «Vallahi, ey Hıristiyan topluluğu! Muhammed'in, Så-hibiniz İsa hakkında kesip atıcı haberleri getiren gönderilmis bir Pey-gumber olduğunu siz de, anlamıs bulunuyorsunuzdur.

    cila-

    Yine, siz de, bilirsinizdir ki: bir Peygamberle länetleşip te, büyük-Jeri sağ kalmış, küçükleri yetişmiş hiç bir kavm yoktur. Eğer, bunu yapmağa kalkışırsanız, kökünüzü kazıtmak için yap-

    çek

    mış olursunuz! Şayet, siz, Onun dåvetini, dininize olan sevginizden ve Sahibinizin

    size söylediği sözden dolayı kendi dininizde kalımak üzere kabul etmiyor-sanız, bu Zat ile muâhede ve anlaşma yapınız! Sonra da, yurdlarınıza

    ver-

    dönünüz dedi (77).

    ki,

    Peygamberimizle Necran Temsilcilerinin Lanetleşmeğe Hazırlanmaları:

    bir

    Hz. Ömer, Peygamberimize Yâ Resûlallah! Onlarla lânetleşecek olursan, kimin elinden tutacaksın?» diye sordu. Peygamberimiz «Ali'nin, Fatıma'nın, Hasan'ın, Hüseyin'in, Aişe'-

    eyl

    in

    nin ve Hafsanın elinden tutacağım!» buyurdu (78).

    Z,

    Peygamberimiz, ertesi günü sabaha çıkınca, Necran Temsilcileri-ne haber gönderdi (79).

    te geldiler (82).

    Sabahleyin Akıb Abdulmesih (80) ve Seyyid (81), oğullarile birlik-

    Üzerlerinde inciler ve ziynet eşyaları bulunuyordu.

    (73) İbn-i Sa'd-Tabakat c, 1, s. 357

    İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, 8. 232

    İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, s. 233, Ebû Nuaym-Deláilünnüblüvve s. 299

    Halebl-İnsanüluyun c. 3, s. 236, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 144-145 (78)

    (75 ) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 2, s. 233, Ebû Nuaym-Delailünnübüvve s. 299 İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, s. 233, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, a. 357

    Ebülfida-Sire c. 4, s. 103 (

    Yakubi-Tarih c. 2, в. 82

    ( 82) Yakubl-Tarih c. 2, s. 82, Ebû Nuaym-Deláilünnübüvve s. 299

    80) Yakubi-Tarih c. 2, s. 82, Ebû Nuaym-Deläilünnübüvve s. 209

    I T. Medine Devri X/F: 14

    YanıtlaSil
  91. 1

    سوره بقره (٢٥)

    ) من تحتها ) خضروات، يعني يشيللملك ونباتات يجندن مردان امدن صولوك الطبيسى، جهان باغمرنك يجنون حيفمقام بوكسك كوشکارك التدن کندن مخصوص نما تله کجبار واشو نباتاته طاغيلان صولر در ) من تحتها ) كلمه می بوسم صواره اشار تدر

    an e

    t

    ٢٠٢

    ( الانهار ) صولون مو قلفی، با تجد الره داها زیاده منفعت رونی و كوز لله و برد گذاره كوچك كوجك ارتقاء من مجمع الدن الهولى، داها كوزل منظره لرى تشکیل ایدر بالخاصه صولری برام زلال، طائلي و صوعوق اولورس فوق العاده رقمت و لذت ويرد اشته ( الانهار) کلمہ میں جمھور تعريفيه، ماده سیاه بو چشید صولره اشارت ایدر

    اكُمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًا قَالُوا هُدً الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ ) بوبيون مجمله، وه کو چین کو جان جمله الری تضمن ایتمشدر اوت، بو جمله ما قبلیه باغلی دیگلور، مستأنفه در وظیفه می مقدار پر سوالی جوا بلا ندير مقدر . مقدر سؤال ايس ( سكنز سؤال ) ل ممزوجی و معجونید. شویله که:

    وقتا که ایمان اید نار و عمل صالح ایشاله یناسی، جنت کی یوکسن به مسكناه تبشیر اید یاد یاد بردنده سامعك ذهننه كلدى عجبا او مکنده رزقه اولاجق برشی وار میدر؟ دارسه او رزقه نره دن حاصل اولور و نره دن کابر؟ و اور زقاگر او جند نه حاصل اولدیغی تقدیر ده، نردبه نشست ایدرارم و جنتك ثمراتند نه میدانه طاير لرس، دنيا ثمراتنه بگذرارمی؟ بكره دکتری تقدیرده، بر برین ده بازر گرمی ؟ بریدیم و ٤ بر برینه مشابه اولور لرسه، طاتلری بر میدر؟ بوقه آبری آیر میدر؟ طاتلري مختلف اولدیفی تقدیر ده، قوبار بلد قاری زمان براری بوشمی قالی؟ بوقه در حال طولار می؟ تبدل ایند کاری تقدیرده، دو اما مید لر؟ دوامالی ایسلی او ناری بیناکر سوینیر ارمی؟ سویند کاری زمانه

    نه دیوالی ؟

    ای آر قداسه! بو سو آزاری آو و جگه قوی بن ده بو جمله لری آچار، ایجاریه با قارم، سه ده دقت ایت.

    با قالم مطابق اولا حميدر ؟

    ( كلما ) کلمه ی، دوام و تحقیقه دلالت ایدر (رزقوا ) ما في صيفه سيله وقوعنك تحققه دلالت ایتدیگی کی ماده سیار وہ دنیاده کی رز قلرینی اخطار ایدیور و بنای محمود، صیغه سیاله

    YanıtlaSil
  92. بناي مجهول

    Bina-yi mechûl: Fiilin, fail ve zamiri belirsiz olarak söylenen şekli

    آشجار

    Escar: Ağaçlar

    حضروات

    Hadravat: Yeşillikler

    حاصل

    Hasıl: Ortaya çıkan

    كذلك

    Kezalik: Bunun gibi

    ماقبل

    Makabl: Öndeki, geçmiş

    ممزوج

    Memzûc: Karıştırılmış

    مقدر

    Mukadder: Zikredilmedi-ği halde sözün gelişinden anlaşılan

    مطابق

    Mutabik: Uygun

    مُسْتَأْنِفَه

    Miste'nife: Muhtemel bir suâle cevab verdiği için önceki cümlelere bağlı olmayan cümle

    مشابة

    Müsabih: Benzer

    نباتات

    Nebatât: Bitkiler

    نَبَعان

    Nebean: Yerden kaynayıp çıkma, fışkırma

    نَشْتَتْ

    Neş'et: Ortaya çıkma

    رونق

    Revnak: Parlaklık, güzellik

    عمران

    Semerat: Meyveler

    تعريف

    Tarif: Bir ismi bir şeyi belirli kılma

    تحقيق

    Tahkik: Kesinliğini ifade etme

    تَضَتُنْ

    Tazammun: İçine alma

    تبدل

    Tebeddiil: Değişme

    تجمع

    Tecemmu : Toplanma

    تَرَثْمان

    Terennümât: Ahenkli ve güzel sesle söylemeler

    وَقْتَايه

    Vakta ki: Ne vakit ki

    وقوع

    Vuku: Meydana gelme

    زلال

    Zülal: Berrak, saf su

    YanıtlaSil
  93. Bakara, 25

    منت Hadravât, yani yeşillik ve nebâtât içinden cereyan eden suların en iyisi, nebeân suretiyle bahçenin içinden çıkmakla yüksek köşklerin altından kendine mahsûs terennümâtıyla geçenler ve eşcâr ve nebatâta dağılan sulardır. من تحتها kelimesi, bu kısım sulara işarettir.

    الأذكار Suların çokluğu, bahçelere daha ziyâde menfaat, revnak ve güzellik verir. Kezâlik küçük küçük arklardan tecemmu' eden nehirler, daha güzel manzaraları teskil eder. Bilhassa suları berrak. zülal, tath ve soğuk olursa, fevkalâde bir kıymet ve bir lezzet verir. İşte الأنماز kelimesi cemiyle ta'rifiyle, maddesiyle bu çeşit sulara işaret eder.

    عَلَمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًا قَالُوا هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ

    Bu büyük cümle, çok küçük küçük

    cümleleri tazammun etmiştir. Evet, bu cümle mâkabliyle bağlı değildir, müste'nifedir. Vazîfesi mukadder bir suali cevablandırmaktır. Mukadder suâl ise, sekiz suâlin memzûcü ve ma cunudur. Şöyle ki:

    Vaktâ ki îmân edenler ve amel-i sâlih işleyenler, cennet gibi yüksek bir meskenle tebşîr edildiler. Birdenbire sâmiin zihnine geldi: "Acaba o meskende rızık olacak bir şey var mıdır? Varsa, o rızık nereden hâsıl olur ve nereden gelir? Ve o rızıklar o cennetten hâsıl olduğu takdîrde, neden neş'et ederler? Ve cennetin semeratından meydana gelirlerse, dünya semerâtına benzerler mi? Benzedikleri takdirde, birbirine de benzerler mi? Birbirine müşâbih olurlarsa, tatları bir midir? Yoksa ayrı ayrı mıdır? Tatları muhtelif olduğu takdirde, koparıldıkları zaman yerleri boş mu kalır? Yoksa derhal dolar mı? Tebeddül ettikleri takdirde, devamlı mıdırlar? Devamlı iseler, onları yiyenler sevinirler mi? Sevindikleri zaman ne derler?"

    Ey arkadaş! Bu suâlleri avucuna koy. Ben de bu cümleleri açar, içlerine bakarım. Sen de dikkat et. Bakalım mutâbık olacak mıdır?

    لًا kelimesi, devam ve tahkîke delâlet eder. رزقوا mazi sigasıyla vuküunun tahakkukuna delâlet ettiği gibi, maddesiyle de dünyadaki rızıklarını ihtâr ediyor. Ve binâ-yı mechûl sîgasıyla

    YanıtlaSil
  94. TARİHTE BUGÜN

    1861 - Sultan

    Abdülmecid'in vefatı.

    1918 - Tanin gazetesinde Bediüzzaman'ın Rus esaretinden İstanbul'a döndüğü haberi yer aldı.

    1950 - Kore Savaşı'nın başlaması.

    1993 - Tansu Çiller, Türkiye'nin ilk kadın Başbakanı oldu.

    HAZİRAN

    25 ÇARŞAMBA

    29 1446 ZİLHİCCE

    RUMI: 12 HAZİRAN 1441 HIZIR: 51

    BİR AYET

    Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde barınacak pek çok güzel yer ve maddî-manevî genişlik ve bolluk bulur.

    (Nisa: 100)

    BİR HADİS

    Kişi ile şirk ve küfür arasındaki perdenin kalkması namazı terk etmektir. Namaz küfür ve şirke engeldir.

    (C. Sağîr, No: 1720)

    Ahiret gibi dünya saadeti dahi ibadette ve Allah'a asker olmaktadır. Sözler

    YanıtlaSil
  95. B

    TARİHTE BUGÜN

    DİÜZZAMAN TAKVİMİ

    - 1987-İstanbul'da ilk deniz otobüsleri işlemeye başladı. İlk seferler Bostancı-Kabataş arasında yapıldı.

    MAYIS

    18 PAZARTESİ

    BİR AYET

    Belki sevmediğiniz şey hakkınızda hayırlıdır.

    Bakara Suresi: 216

    11447

    BİR HADİS

    Dünya müminin zindanı, kâfirin cennetidir.

    ZİLHİCCE

    RUMI: 5 MAYIS 1442

    HIZIR: 13

    Hem enbiyâ ve evliyâyı sevmek, Cenâb-ı Hakkın makbul ibâdı olmak cihetiyle, Cenâb-ı Hakkın nâmına, hesabınadır ve o nokta-i nazardan Ona aittir.

    Sözler

    YanıtlaSil
  96. TARİHTE BUGÜN

    - 1550 - Süleymaniye Camii'nin temeli atıldı.

    1643 - Avustralya'nın

    keşfi.

    1854 - Silistre Müdafaası.

    1872 - Namık Kemal, İbret gazetesi'ni yayımladı.

    1952 - Fikir İşçileri Kanunu kabul edildi.

    1987 - Cemil Meriç'in vefatı.

    13

    PAZARTESİ

    MONDAY

    HAZİRAN

    JUNE

    BIR AYET

    O hesap gününün sahibidir.

    Fâtiha Suresi: 4

    BİR HADİS

    Cahiller arasında ilim öğrenen kişi ölüler arasındaki diri gibidir.

    Bu dünya ebedî kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenab-ı Hakkın ebedî ve sermedî olan Dârüsselâm menziline dâvetlisi olan mahlûkatın içtimaları için bir han ve bir bekleme salonudur. Mesnevî-i Nuriye

    YanıtlaSil
  97. İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X

    210

    Ebû Hârise'yi tavaf ettiler.

    kimler gelecek?» dedi (83). Ebû Hârise, Peygamberimiz için «O'nun yanında, bakınız bakalım

    Sabahleyin Peygamberimiz de, Hz. Hasan'la Hz. Hüseyin'in ellerin-den tutmuş, Hz. Fatıma arkada (84), Hz. Ali Onun arkasında (85), Pey-gamberimizin bazı zevceleri de, yanında bulunduğu halde, geldi (86)

    Ebû Hârise «Onun yanındaki kimlerdir?» diye sordu. Şu, amcasının oğludur! Şu, kızıdır! Şunlar da, kızının oğulları-dır! dediler (87).

    Peygamberimiz «Ey Allâhım! Benim Ev halkım, bunlardır. de-

    di (88). Diz çöktü.

    Peygamberimiz, diz çökünce, Ebû Hârise «Vallâhi, Peygamberlerin lânetleşmeler için diz çöktükleri gibi, diz çöktül» dedi.

    Seyyid, ona «Ey Ebû Hârise! Lânetleşme için yaklaş!» dedi. Ebû Hârise «Ben, bu Zatın lanetleşmeğe harâretli olduğunu görü-

    yorum. Dâvasında sådık ve haklı olmasından korkarım. Eğer, dâvâsında sadık ve haklı ise, bir yıla varmadan, dünyada ye-mek yiyecek Hıristiyan kalmaz!» (89)

    Ben, öyle yüzler görüyorum ki: Kendileri için bir dağın yerinden ayrılmasını Allâh'dan isteseler, Allâh, o dağı, yerinden ayırır!

    Sakın lânetleşmeğe kalkmayınız! Helâk olursunuz. Yer yüzünde sağ Hıristiyan kalmaz!» dedi (90).

    Åkıb ile Seyyid, Peygamberimizle lånetleşmek istedikleri zaman (91), biri, o birine (92) «Yapma! (93) Tek, dağa tırman da (94), Onun-la lânetleşme! (95)

    Eğer, O, Peygamberse, bize, bir lånet eder ki: ne biz kurtuluruz, ne ,

    de bizden sonra gelecek oğul ve torunlarımız kurtulur!» dedi (96).

    O da «Peki, sen, ne yapmamızı uygun görürsün?» diye sordu.

    (83) Yakubl-Tarih c. 2, s. 82

    84) Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 77, Yâkubi-Tarih c. 2, s. 82

    (

    (85) Yakubi-Tarih c. 2, 8. 82

    (86) Ebülfida-Sire c. 4, s. 103

    Yakubi-Tarih c. 2, s. 82

    (88) Halebl-İnsanüluyun c. 3, s. 236

    (89) Yakubi-Tarih c. 2, s. 82-83

    (90) Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 236, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 144

    (91) Buhari-Sahih c. 5, s. 120, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 48

    (93) Buhari-Sahih c. 5, s. 120

    (92) Buhari-Sahih c. 5, s. 120, Belâzüri-Fütuhulbüldan e. 1, s. 77

    Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s

    (94) Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 77

    . 77, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 48 ) Buhari-Sahih c. 5, s. 120, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 48

    (95 ) (96

    YanıtlaSil
  98. NÉCRAN TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ

    211

    Lånetleşmeyerek, Ona haraç vermemizi uygun görürüm!» de-

    di (97). Şurahbil de «Vallahi, bu Zat, güçlü bir hükümdar olaydı, teklifini

    red ettiğimiz zaman, gözlerine mızrak saplanan ilk Araplar, biz olur-duk. Onun ve Eshabının önünden helâk edilmedikçe, geçirilmez, bıra-

    kılmazdık! Biz, Onların, emân ve himayelerine istihkak bakımından Arapların en aşağısıyız.

    Eğer, bu Zat, gönderilmiş bir Peygamberse, Kendisi, bizimle lå-netleşince, bizden yer yüzünde hiç bir şey, hiç bir kimse kalmaz, he-lak olur! dedi.

    İki arkadaşı, ona «Ey Ebû Meryem! Sen, ne görüştesin?» diye sor-dular.

    Şurahbil «Ben, Onu, bu işde Hakem kılmayı uygun görürüm. Çünki, ben, O zat'ın, hiç bir zaman haksız bir hüküm vermeyece-

    ğini sanıyorum." dedi. diler. Arkadaşları, Şurahbil'e Öyle ise, bu işi, sen konuş, hall et!» de-

    Necran Temsilcilerinin Peygamberimizle Anlaşma Yapmağa Razı Olmaları:

    Şurahbil, Peygamberimizle buluşunca «Ben, Seninle lånetleşmek-ten daha hayırlı bir şey düşünüyorum!» dedi.

    Peygamberimiz «Nedir o?» diye sordu.

    Şurahbil «Sen, bu gün, geceye kadar, geceden de, sabaha kadar hükmünü, kararını ver.

    Bu müddet içinde, hakkımızda ne hüküm verirsen, o, bizce mak-bul ve muteberdir.» dedi.

    Peygamberimiz «Gerindekilerden, seni kınamağa, yermeğe kalkışa-cak kimseler bulunabilir mi?» diye sordu.

    Şurahbil «Sor şu iki arkadaşıma!» dedi.

    Arkadaşları «Başından sonuna kadar bütün vadi halkı, Şurahbil'-In görüşünden başkasını istemez! (98)

    Ey Ebülkasım! Biz, Seninle lânetleşmemeyi, dinini Sana bıraka-rak, kendi dinimiz üzere dönüp gitmemizi uygun görüyoruz! (99)

    palım. dediler (100)

    (97) Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 77

    Hakkımızda istediğin şeyi hükm et. Sana verelim. Seninle barış ya-

    ( 98) Ebülfida-Sire c. 4, s. 103-104

    (99) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, s. 233

    ( 100) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 357-358

    YanıtlaSil
  99. leo

    Can Boğazdan Gelir (Geçer)

    "İnsanın yiyeceğine önem vermesiyle güçleneceğini veya yemeden yaşamanın mümkün..." olmayacağını anlatmak için "can boğazdan gelir ya da can boğazdan geçer" deriz. Sağlığı-mız için gerekli besinleri vaktinde ve yeterince almamız hayati önem arz etmektedir. Bu atasözünü genellikle bu meseleyi önemsiz gören veya beslenmesine yeterince dikkat etmeyen insanları uyarmak için kullanırız.

    Örneğin zayıf veya güzel görünmek uğruna kontrolsüz bir şekilde diyet yapan kimseler, tıp dilinde anoreksiya nevroza ya da anoreksiye, yani zayıflık hastalığına yakalanır. İnsanı ölüme bile götüren bu tür hastalıklar, nice evladımızın hayatını genç yaşta karartmıştır. Ayrıca çocuklarının tıpkı bir mum gibi tū-kenerek eridiğini gören aileleri de perişan etmiştir.

    İşin garip tarafı nedir biliyor musunuz?

    Zayıflık hastalığına yakalanan bir kimseyi kolay kolay ikna edemezsiniz. Böyle biriyle yemek yemenin önemi hakkında konu-şurken sizi dinlediğini sanırsınız ama onun aklından ne geçtiğini

    -63-

    YanıtlaSil
  100. bilemezsiniz. Çoğunlukla bu tür kimselerin aklında yemeklerin lezzeti değil de bunların ne kadar kalori ettiğinin hesabı vardır. Bu hesabı aşırı kilolu birinin yapması gayet normaldir lakin bir deri bir kemik kalmıs birinin yapması oldukça şaşırtıcı ve bir o kadar da anormaldir. O sebeple böyle kimselere "can boğazdan geçer sözünü en iyi anlatacak kişi, bu işin uzmanlandır.

    Mademki zayıflık hastalığına yakalanan kimseleri işin eh. line havale ettik, öyleyse biraz da gerekli besin maddelerini vaktinde ve yeterince almayan başka kimselerden bahsedelim Kısacası bunlara “iş kolikler" diyelim. Tabii ki işine tutkuyla bağlanan herkesi bu kategoriye alamayız fakat önceliği işi olan bazı kimselerin ne zaman, ne kadar ve kaç öğün yemek yediği belli değildir. Sizin anlayacağınız bu iki grup insanın da bes-lenme biçiminde bir denge yoktur.

    Peki, sağlıklı ve dengeli beslenmenin ölçüsü nedir?

    Kesinlikle vücudun gereksinim duyduğu gıdaları yemektir.

    Ama nasıl yemektir?

    Elbette tıka basa yiyip içmek değildir. Her ne kadar can boğaz-dan gelse de aynı canın boğazdan çıktığını da unutmayalım lütfen! Helal ve temiz olan yiyeceklerden yiyelim ama israf da etmeyelim. Bakınız Yüce Allah bu hususta ne buyuruyor: "Ey âdemoğullan! Her namaz kılacağınızda güzelce giyinin, yiyin için fakat israf et-meyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez. "33

    Peki, Yüce Allah hangi kullarını daha çok sever?

    Hayatının her anında aşırılıktan uzak duran, ölçüyü kaçırma-yan ve haddini aşmayan kullarını daha çok sever. O hâlde bu sev-giyi kazanmak için sadece bedenimizi beslemeyelim. Ruhumuzun da gıdası olan namaz, oruç gibi ibadetleri bize emredildiği biçimde yapalım ki beden ve ruh sağlığımız bozulmasın.

    Sofralarınız zengin, gönülleriniz engin olsun.

    33 A'raf Suresi 31. Ayet Tefsiri

    64-

    YanıtlaSil
  101. HAFIZ: LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    سورة الأعراف

    ولما رجع موسى إلى قومه عطبان اسكا كمال بنت خَلَقْتُمُونِي مِنْ بَعْدِى أَعَجِلتُم أمر ربكم واللى الألوم وَأَخَذَ بِرَأس أخيه يجرهُ إِلَيْهِ قَالَ ابْنَ أُمَّ إِلى القَوْمَ اسْتَطوي وكادُوا يَقْتُلُونَني فلا تشيت بي الأغناء ولا تجعلني من القَوْمِ الظَّالِمِينَ . قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لِي وَلأَخِي وَأَدْخِلْ في رَحْمَتِكَ وأنتَ أَرْحَمُ الرّاحمين إن الذين التحدوا العجل سَيْنَالُهُمْ غَضَبٌ من ربهم وذله في الحيرة الدنيا و ا وكذلك تجْزِي الْمُقْتَرِينَ * وَالَّذِينَ عَمِلُوا السَّيِّئَاتِ ثُمَّ تَاتِهِ مِنْ بَعْدِهَا وَأَمَنُوا إِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَحِيمٌ . وَلَمَّا سَكَتَ عَنْ مُوسَى الْغَضَبُ أَخَذَ الْأَلْوَاحَ وَفِي نُسْخَتِهَا هُدًى وَرَحْمَةٌ لِلَّذِينَ هُمْ لِرَبِّهِمْ يَرْهَبُونَ . وَاخْتَارَ مُوسَى قَوْمَهُ سَبْعِينَ رَجُلًا لِمِيقَاتِنَا فَلَمَّا أَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ قَالَ رَن لَوْ شِئْتَ أَهْلَكْتَهُمْ مِنْ قَبْلُ وَإِيَّايَ أَتَهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَهَاءُ مِنَّا إِنْ هِيَ إِلَّا فِتْنَتُكَ تُضِلُّ بِهَا مَنْ تَشَاءُ وَتَهْدِي مَنْ نَشَاءُ أنْتَ وَلِيُّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنْتَ خَيْرُ الْغَافِرِينَ .

    واكن

    قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لِي وَلِأَخِي وَأَدْخِلْنَا فِي رَحْمَتِكَ وَأَنْتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

    66 Mûsa, "Ey rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kabul eyle! Zira sen merhametlilerin en merhametlisisin!" dedi.99

    (Α'τάς, 7/151)

    Mushaf sayfa no: 168

    Hafızlık sayfa no: 9. cûz/13. sayfa

    EY RABBİM! BENİ VE KARDEŞİMİ BAĞIŞLA!

    BİLGİ

    Mûsâ peygamberin putperestlikle ilgili tüm uyarılarına rağmen, kendisinin Tür'da bulunduğu sırada, kavmi tevhid inancından sapmış ve bir buzağı heykeline tapmaya başlamıştı. Mûsâ bu olanlara hem üzülmüş hem de öfkelenmişti. Bu yaşananlardan dolayı kavmini ve yerine bıraktığı kardeşi Hârûn'u suçlayarak kızgınlıkla elindeki Tevrat levhalarını yere atmış ve kardeşini başından tutup çekiştirmişti. Hz. Hârûn, duygusal bir hitapla, görevini yapmaya çalıştığını ancak kavmine söz geçiremediğini ifade etmişti. Sakinleşen Hz. Mûsâ, hem kendisi hem de kardeşi için Allah'tan af ve mağfiret dilemişti.

    MESAJ

    "Ey insanlar! Allah'a tövbe edip, af dileyiniz. Zira ben günde yüz defa tövbe ederim."

    (Müslim, "Zikir", 42)

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Merhamet: Acımak, bağışlamak.

    168

    YanıtlaSil
  102. HAFIZ LAFZIN HAMİLİ MANANIN AMILI

    الجراة التابع

    قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ فَآمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الْأُمِّنِ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

    66 De ki: 'Ey insanlar! Gerçekten ben göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın hepinize gönderdiği elçisiyim. O'ndan başka ilah yoktur. O hayat verir ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi peygamber olan resulüne ki o Allah'a ve O'nun sözlerine inanır- iman edin ve ona uyun ki doğru yolu

    bulasınız.'99

    (Α'τάς, 7/158)

    واكتب لنا في هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ إِنَّا هذنَا إِلَيْكَ قَالَ عَذَابِي أَصِيبُ بِهِ مَنْ أَشَاءُ وَرَحْمَتِي وسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ فَسَأَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الركوة وَالَّذِينَ هُمْ بِآيَاتِنَا يُؤْمِنُونَ الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرسول النبى الأمى الَّذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ في الثورية والانْجِيلِ يَأْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهُيهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالْأَغْلَالَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْ فَالَّذِينَ آمَنُوا بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النور الذي أُنْزِلَ مَعَهُ أُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ .

    قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ يُحْيِ وَيُمِيتُ فَامِنُوا بِاللهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الْأُمِّنِ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ .

    وَمِنْ قَوْمِ مُوسَى أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ .

    Mushaf sayfa no: 169

    Hafızlık sayfa no: 9. cûz/12. sayfa

    ALLAH'IN İNSANLIĞA GÖNDERDİĞİ EVRENSEL DİN: İSLAM

    BİLGİ:

    Bu âyet, bazı Yahudilerin; "Muhammed, sadece Arapların peygamberidir" iddi-asını reddederek, O'nun peygamberliğinin ve getirdiği dinin evrensel olduğunu ifade etmektedir. Böylelikle; İslam'dan başka dinlerin geçerli olmadığına işaret edilerek tüm insanlar, Allah'a ve Resulüne iman etmeye davet edilmekte ve hidayete erebilmek için O'na tâbi olmaya çağırılmaktadır. Ayrıca Allah'ın birliği ve yegâne hükümranlığına vurgu yapılarak, İslam dininin, tevhid açısından diğer dinlerden farklı olduğuna ve hak din olduğuna işaret edilmektedir.

    MESAJ:

    1. Hz. Muhammed'in getirdiği din evrenseldir; bütün insanları kapsar.

    2. Hidayetin yolu Hz. Peygamber'e tabi olmaktan geçer.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Mülk: Hükümranlık.

    Ümmî: Okuma yazma bilmeyen, tahsil görmemiş.

    169

    YanıtlaSil
  103. Darb Mesel

    Yayar ROCA

    HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    سورة الأعراب

    وَقَطَّعْنَاهُمُ اثْنَتَى عَشْرَةَ أَسْبَاطًا أمماً وَأَوْحَيْنَا إلى مُوسَى إِذِ اسْتَسْقَيهُ قَوْمُهُ أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَر فَانْبَجَسَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا قَدْ عَلِمَ كُل أناسٍ مَشْرَبَهُمْ وَظَلَّلْنَا عَلَيْهِمُ الْغَمَامَ وَأَنْزَلْنَا عَلَيْهِمْ الْمَنَّ والسلوى كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَكِنْ كَانُوا أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ .

    وَإِذْ قِيلَ لَهُمُ اسْكُنُوا هَذِهِ الْقَرْيَةَ وَكُلُوا مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ وَقُولُوا حِطَّةٌ وَادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا نَغْفِرْ لَكُمْ خَطَيَّاتِكُمْ سَنَزِيدُ الْمُحْسِنِينَ .

    فَبَدَّلَ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ قَوْلًا غَيْرَ الَّذِي قِيل لَهُمْ فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِجْرًا مِنَ السَّمَاءِ بِمَا كَانُوا يَظْلِمُونَ . وَسْتَلْهُمْ عَنِ الْقَرْيَةِ الَّتِي كَانَتْ حَاضِرَةَ الْبَحْرِ إِذْ يَعْدُونَ فِي السَّبْتِ إِذْ تَأْتِيهِمْ حِيتَانُهُمْ يَوْمَ سَبْتِهِمْ شُرَّعًا وَيَوْمَ لَا يَسْبِتُونَ لَا تَأْتِيهِمْ كَذلِكَ نَبْلُوهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ .

    وال قالت

    فَبَدَّلَ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ قَوْلًا غَيْرَ الَّذِي قِيلَ لَهُمْ فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِجْزًا مِنَ السَّمَاءِ بِمَا كَانُوا يَظْلِمُونَ

    66 Sonra içlerinden (hakkı çiğneyerek) zalim olanlar, sözü değiştirip kendilerine söylenenden başka bir şekle soktular. Biz de (hakkı çiğneyip) zulmetmelerinden ötürü üzerlerine gökten bir azap gönderdik.99 (Α'τάς, 7/162)

    Mushaf sayfa no: 170 Hafızlık sayfa no: 9. cüz/11. sayfa

    NANKÖRLÜK VE ZULÜM CEZASIZ BIRAKILMAZ.

    BİLGİ:

    Önceki ayetlerde; Hz. Mûsâ'nın, İsrailoğulları'nı kendilerine vaad edilen top-raklara götürürken kırk yıl boyunca Sînâ çölünde dolaştıkları ve sıkıntılar çektikleri, sonra Allah'ın onlara bazı ihsanlar yaptığı anlatılmıştı. Bu ayette; onların bu nimetlere şükretmeleri gerekirken içlerinden bazılarının haksızlık ve nankörlük ederek Allah'ın sözünü değiştirdikleri anlatılmaktadır. Allah'ın emirlerini bozmaya kalkışarak kendilerine söylenenlerin tam tersini yapanlar, sonuçta zulüm ve günahları yüzünden ağır bir azap ile cezalandırılmışlardır.

    MESAJ:

    1. Allah'ın her türlü nimetine şükrederiz, nankörlük etmeyiz.

    2. Allah'ın emirlerine itaat eder, isyan etmeyiz.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Tebdîl: Değiştirme.

    Ricz: Azap, musibet.

    Semâ: Gökyüzü.

    170

    YanıtlaSil
  104. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    وَالَّذِينَ يُمَسِكُونَ بِالْكِتَابِ وَأَقَامُوا الصَّلُوةُ إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجْرَ الْمُصْلِحِينَ

    "Kitaba sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte böyle iyiliğe çalışanların ecrini biz asla zayi etmeyiz.99

    (Ατάζ, 7/170)

    الجزء التاسع

    واد قالَتْ أُمَّةٌ مِنْهُمْ لِمَ تَعِظُونَ قَوْمًا اللَّهُ مُهْلِكُهُمْ أَوْ مُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا قَالُوا مَعْذِرَةً إِلَى رَبِّكُمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ . فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ أَنْجَيْنَا الَّذِينَ يَنْهَوْنَ عَنِ السُّومِ وَأَخَذْنَا الَّذِينَ ظَلَمُوا بِعَذَابٍ بَيْسٍ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ . فَلَمَّا عَتَوْا عَنْ مَا نُهُوا عَنْهُ قُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِئِينَ . وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكَ لَيَبْعَثَنَّ عَلَيْهِمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيمَةِ مَنْ يَسُومُهُمْ سُوءَ الْعَذَابِ إِنَّ رَبَّكَ لَسَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ . وَقَطَّعْنَاهُمْ فِي الْأَرْضِ أُمَمًا مِنْهُمُ الصَّالِحُونَ وَمِنْهُمْ دُونَ ذلِكَ وَبَلَوْنَاهُمْ بِالْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّئَاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ . يُخَلَّفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ وَرِثُوا الْكِتَابَ يَأْخُذُونَ عَرَضَ هَذَا الْأَدْنَى وَيَقُولُونَ سَيُغْفَرُ لَنَا وَإِنْ يَأْتِهِمْ عَرَضٌ مِثْلُهُ يَأْخُذُوهُ أَلَمْ يُؤْخَذُ عَلَيْهِمْ مِيثَاقُ الْكِتَابِ أَنْ لَا يَقُولُوا عَلَى اللهِ إِلَّا الْحَقَّ وَدَرَسُوا مَا فِيهِ وَالنَّارُ الْآخِرَةُ خَيْرُ لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلَا تَعْقِلُونَ وَالَّذِينَ يُمَبِّكُونَ بِالْكِتَابِ وَأَقَامُوا الصَّلوةَ إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجْرَ الْمُصْلِحِينَ .

    Mushaf sayfa no: 171

    Hafızlık sayfa no: 9. cüz/10. sayfa

    ALLAH, İYİ AMEL İŞLEYENLERİN MÜKAFATINI ZAYİ ETMEZ.

    BİLGİ

    Önceki ayetlerde Yahudilerin dünya malı konusundaki hırs ve zaafları sebe-biyle dinlerinin hükümlerinden uzaklaşıp kötülüklere sapmaları anlatılmıştır. Bu ayette ise önceki anlatılanlarla bağlantılı olarak, Yahudilerden, Allah'ın kendilerine gönderdiği kutsal kitaptaki emirlere uyanlardan bahsedilmektedir. Emredildiği şekilde ibadetlerini yerine getiren ve kötülük eğilimlerini yenerek iyilik ve sulh için çalışanlara, yaptıklarının karşılığının Allah tarafından ek-siksiz olarak verileceği bildirilmektedir.

    MESAJ

    1. Kötülükler cezasız kalmayacağı gibi, iyilikler de karşılığını bulacaktır.

    2. Namaz önceki ümmetlere de emredilmiş, çok önemli bir ibadettir.

    KELİME DAĞARCIĞI

    Salât: Dua, ibadet, namaz.

    Ecir: Mükafat.

    Muslih: Islah eden, iyiliğe çağıran.

    YanıtlaSil
  105. ٢٠٤

    سورة القره (٢٥)

    ،ذکری او رزقده مشقتك بولو نماد بفنه و اونارك (آغالی و بگر) کی رز قاری یا فارینہ علیکم

    دلالت ايدييور.

    ( منها من ثمرة ) دينا الملدنه ( من ثمراتها ) دينيله ايدى، داها مختصر وداها كوزل اولورود سويله من الحان التمور. ( من ثمرة ( ده کی تنکی تعممی افاده اندیکی جهتان جنان نور فقط ذكرى لحم سؤال كردن الكى سؤال جواب اولد يفندن ( منها ) أبرى ( من لمرة ) أبدا ثمره لری رزقه اولمغه شايان اولديغنه اشار تدر.

    (رزْقاً) كلمه سنك تنكرى ايس، اجلغی کند رمل کو نہ سر لگانی کو دلگانی از قار اولمادیفنه انار نور

    ) قَالُوا ) تفاعل بابنك معناسى اولان شركتی آلدی سور یعنی او رزقك عجيب كيفتند ابتكارى تعجب واستغرابي بربرينه سویله مگه باشلا ديار.

    هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ ) بو جمله ده مبهم بيرا قبلان و بيان ايديالمد ین رزمه قلعه سندن (دور) معنا به احتمالی واردر

    (برنجیبی) رزقون مقصد، عمل صالح. یعنی بودار دنیاده رزقه اول درجه بزه نصیب قربانیداری عمل صالح ، یعنی شیمدی بیدی گمز رز قالی دنیاده باید غمز عمل ما الحل نتیجه سیدر. یعنی عمل الله عملك جزای آراسنده او قدر اتصال و با غلیل وار در که صد انکہ دنیادہ کی عملی، آخر ندہ تجسم ایدو

    ثواب كسيل مدر. او نارك سوينجلری بو نقطه در حاصل اولمشدر.

    (ایکنجیسی) رزقدن مقصد دنيانك طعامارى و يمطر يدر. یعنی دنداده رزقه اولارق بزه ويريلن طعا ملر بونار در فقط ذو قاری طالاری آراسنده طاغلی قدر فرق وارد ايشته او نارك استغراباری بو نقطه دندر.

    او چنجیی) بوعمره لی، براز اول بید گمز عمره لر كبيد.. فقط صور تاري ... معنا الرى طاقاري أبريدر. ديمك صورتاً و شكلاً بر او لمولرى ، الفت لذتنى ويرييور. طاتلر ينك آيرى او لمسيله ده تجدد لذتي حاصل اولويور. ايشته او نارك سو پجاری بو نقطه دندر.

    (در د نجیبی همه شیمدی پیدیگمز میوه لی بود اللرده کی میوه لر در. دیمک بر میوه قو یا بلدیغی زمانہ بری بوسه قالمایور در حال پیرینه بر میوه پیدا اولور ایشته بوندند که، جنتك ميوه لرنده نقصانیت اول مايور.

    arın e

    YanıtlaSil
  106. عمل

    Amel: İş, bâdet

    بيان

    Beyan: Açıklama

    جرا

    Ceza: Karşılık

    دلالت

    Delalet: Delil olma

    حاصل

    Hasıl: Ortaya çıkan

    استغراب

    İstiğrab: Tuhaf bulma

    اتصال

    İttisal: Bitişme

    كَيْفيت

    Keyfiyet: Bir şeyin nasıl olduğu

    مَشَقَّتْ

    Meşakkat: Zorluk

    مختصر

    Muhtasar: Kısa

    مبهم

    Mübhem: Belirsiz

    تقْصَانِيت

    Noksaniyet: Noksanlık

    پیدا

    Peyda: Hazır

    ثمره

    Semere: Meyve

    صورتاً

    Sureten: Görünüşte

    شَايَانْ

    Şâyân: Lâyık

    شَكْلًاً

    Şeklen: Şekilce

    شِرْكَتْ

    Şirket: Ortaklık

    تعميم

    Tamim: Umûmîleştirme

    تعجب

    Taaccüb: Hayret etme

    طَعَامْ

    Taâm: Yiyecek

    مجدد

    Teceddüd: Yenilenme

    تجه

    Tecessüm: Cisimlenme

    تنكير

    Tenkir: Bir ismi belirsiz kılma

    الْفَتْ

    Ülfet: Alışma

    YanıtlaSil
  107. Bakara, 25

    zikri, o rızıkta meşakkatin bulunmadığına ve onların ağalar ve beyler gibi rızıkları ayaklarına geldiğine delalet ediyor.

    منها من تعرق denilmektense, من تمرائه denilse idi, daha muhtasar ve daha güzel olurdu. Fakat zikri geçen suâllerden iki suåle

    cevab olduğundan,ينها ayn وين لمرة ayn söylemek icab etmiştir. من المرق 'deki tenkir ta'mîmi ifade ettiği cihetle, cennetin bütün semereleri rızık olmaya şâyân olduğuna işarettir.

    G kelimesinin tenkiri ise, açlığı gidermek için yediğiniz, gördüğünüz rızıklar olmadığına işarettir. قالوا teful babının ma'nâsı olan şirketi andırıyor, Yani o rızkın acib keyfiyetinden ettikleri taaccüb ve istiğråbı birbirine söylemeye başladılar.

    هُذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ Bu cümlede mübhem bırakılan ve beyân edilmeyen rızık kelimesinin dört ma'nâya ihtimali vardır:

    Birincisi: Rızıktan maksad, amel-i sâlihtir. Yani "Bu dâr-ı dünyâda rızık olarak bize nasib kılınan amel-i sâlih, yani şimdi yediğimiz rızıklar, dünyada yap-tığımız amel-i sâlihin neticesidir." Yani amel ile amelin cezası arasında o kadar ittisál ve bağlılık vardır ki, sanki dünyadaki amel, âhirette tecessüm edip sevab kesilmiştir. Onların sevinçleri bu noktadan hâsıl olmuştur.

    İkincisi: Rızıktan maksad, dünyanın taâmları ve yemekleridir. Yani "Dünyada rızık olarak bize verilen taâmlar bunlardır. Fakat zevkleri, tatları arasında dağlar kadar fark vardır." İşte onların istiğrâbları bu noktadandır.

    Üçüncüsü: "Bu semereler, biraz evvel yediğimiz semereler gibidir. Fakat suretleri bir; ma'nâları, tatları ayrıdır." Demek sureten ve şeklen bir olmaları, ülfet lezzetini veriyor. Tatlarının ayrı olmasıyla da teceddüd lezzeti hâsıl oluyor. İşte onların sevinçleri bu noktadandır.

    Dördüncüsü: "Hemen şimdi yediğimiz meyveler, bu dallardaki meyvelerdir." Demek bir meyve koparıldığı zaman, yeri boş kalmıyor. Derhâl yerine bir meyve peyda olur. İşte bundandır ki, cennetin meyvelerinde noksâniyet olmuyor.

    YanıtlaSil
  108. TARİHTE BUGÜN

    - 1534 - Diyarbakır'ın fethi.

    1645 - Girit Adasının fethi.

    1910 - Japonya Kore'yi istila etti.

    1951 - Ankara'daki

    üniversiteli Nur talebeleri Gençlik Rehberi için açılan dava sebebiyle İstanbul Sorgu Hâkimliğine protesto yazısı gönderdi.

    HAZİRAN

    24

    SALI

    28 1446 ZİLHİCCE

    RUMI: 11 HAZİRAN 1441 HIZIR: 50

    BIR AYET

    Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin.

    (Bakara: 43.)

    BİR HADİS İlmi ile amel eden âlim kendini ibadete veren kimseden yetmiş derece üstündür.

    (C. Sağîr, No: 1724)

    Risale-i Nur, ibadet yerinde, ilim içinde hakikate bir yol açmış; süluk ve evrad yerinde, mantıkî bürhanlarla ilmî hüccetler içinde hakikatü'l-hakaike yol açmış. Emirdağ Lahikası

    Aksam Yatsı

    YanıtlaSil
  109. TARİHTE BUGÜN

    Gençlik ve Spor Bayramı.

    1982 - Hattat Hamid Aytaç'ın vefatı.

    2008 - Kapalı yerlerde sigara içme yasağının başlaması.

    MAYIS

    19

    SALI

    BİR AYET

    Allah bu dünyada da ahirete de dilediğine hesapsız rızık verir.

    Bakara Suresi: 212

    2 1447 ZİLHİCCE

    BİR HADİS

    Biriniz ayaktayken öfkelenirse, hemen otursun.

    RUMI: 6 MAYIS 1442 HIZIR: 14

    Madem Kur'ân-ı Hakîm mürşidimizdir, üstadımızdır, imamızdır, her bir adabda rehberimizdir. O kendini methediyor. Biz de onun dersine ittibâen, onun tefsirini methedeceğiz.

    Mektubat

    YanıtlaSil
  110. TARİHTE BUGÜN

    2022 BEDIOZZAMAN TAKVIM

    - 1826 - Yeniçeri Ocağı'nın yerine Eşkinci Askerî Teşkilatı'nın kurulmasına başlandı.

    1830 - Fransa'nın Cezayir'i işgali.

    12

    PAZAR

    SUNDAY

    HAZİRAN

    JUNE

    BİR AYET

    O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.

    Kıyamet Suresi: 12

    BİR HADİS

    Ben rahmet olarak gönderildim, azap olarak değil.

    Ölüm, idam değil, firak değil, belki hayat-ı ebediyenin mukaddemesidir, mebdeidir. Ve vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekândır.

    Sözler

    HIZIR: 20 GÜN, 162 000 с

    HİCRİ: 13 ZİLKA'DE 1443 - RUMI: 30 MAYIS 1438

    YanıtlaSil
  111. 212

    İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X

    Ebû Hârise de «Ey Ebülkasım! Biz, Seninle lanetleşmeyeceğiz. Fa-kat, Sana cizye vereceğiz! dedi (101)

    Bunun üzerine, Peygamberimiz, onlarla lânetleşmeyerek geri dön

    da (102). Varlığım, kudret Elinde bulunan Allaha yemin ederim ki: Necran halkı üzerine azap yaklaşmış bulunuyordu!

    Eğer, benimle lånetleşmeğe girişeydiler, Maymun ve domuzlara çe-virilecekler, vadi, onların üzerine ateş kesilecek, yüce Allah, Necranın ve halkının ağaç üzerindeki kuşlara varıncaya kadar köklerini ka-zıyacak, bir yıla varmadan Hıristiyanlar helâk edileceklerdi!» buyur-

    du (103).

    Peygamberimizin Necran Hıristiyanları İçın Yazdırdığı Yazı:

    Ertesi günü olunca, Peygamberimiz, Necranlılar için yazdırdığı şu yazıyı getirdi (104):

    «BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM (105)

    Bu, Allah'ın Resûlü Muhammed'in, Necran halkı için yazısıdır:

    Necranlıların, beyaz, kırmızı, sarı her çeşid nakidlerile meyva ve mahsulleri ve köleleri hakkında Resûlullah'ın hükmü :

    Bunların hepsini, kendilerine bırakırsın.

    Buna karşı, onlar, her yıl safer ayında bin aded elbise ve her recep ayında bin aded elbise olmak üzre iki bin aded elbise ve her elbise ile birlikte birer ukiye gümüş de ödeyeceklerdir (106)

    Her elbise bir ukıye yani kırk dirhem değerinde olacaktır (107) Elbiselerin Harac vergisine nazaran fazlalığı veya ukiye kıyme-tinden eksikliği hisaplanacaktır (108).

    Onların, Harac olarak ödemeleri gereken binek hayvanları veya

    (101) Yakubl-Tarih c. 2, s. 83

    (

    (102) Ebülfida-Sire c. 4, s. 104

    103) Diyar Bekri-Hamis c. 2, s. 196, Haleol-İnsanüluyun c. 3, s. 236, Zürkani- Me-(104) Ebülfida-Sire c. 4, s. 104 vahibülledünniye Şerhi c. 4, s. 43, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 145

    (105) Ebû Yusüf-Kitabülharac s. 72, Ebû Ubeyd-Kitabülemval s. 272, Belâzürl-Fütu-hulbüldan c. 1, s. 77, Yakubi-Tarih c. 2, s. 83, Ebülfida-Sire c. 4, s. 104 (

    106) Ebû Yusüf-Kitabülharac s. 72, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 287-283, Ebû Ubeyd-Kitabülemval. 272, Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 77

    (107) Ebû Yusüf-Kitabüharac c, 72, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 288, Ebû Ubeyd-Kita-bülemval s. 272, Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 77, Yakubi-Tarih c. 2, s.83

    bülemval s. 272, Belâzüri-Fütuh. c. 1, s. 77, Yakubi-Tarih c. 2, s. 83 (108) Ebû Yusüf-Kitabülharac s. 72, İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 288, Ebû Ubeyd-Kita-

    YanıtlaSil
  112. NECRAN TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ

    213

    atlar, veya zırh gömlekler (109) veya diğer mallar (110), kendilerin-den hisapla alınacaktır.

    Elçilerimin yirmi gün veya daha az (111) veya otuz gün (112) ve-ya daha az (113) müddetle konuklanmaları ve ağırlanmalarıyle Nec-

    ranlılar mükelleftirler (114). Elçilerim, bir aydan fazla tutulamaz, bekletilemezler (115).

    Yemende bir savaş, bir yaramazlık başgösterdiği zaman, Necran-ular, emânet olarak otuz aded zırh gömlek, otuz at ve otuz deve ver-mekle mükelleftirler.

    Elçilerime emânet olarak verilen zırh, at, deve vesair mallar-bun-lardan telef olanları da tazmin edilmek suretile Necranlılara iade edilinceye kadar Elçilerimin kefaleti altındadır.

    Necran ve Necran'a bağlı yerlerdekilerin malları, canları, yurdları, dinleri, hazır bulunanları, bulunmayanları (116), kiliseleri (117), Ruh-banlıkları, Piskoposlukları (118), az veya çok ellerinin altındaki her şeyleri (119), Allahın himayesinde ve Allâhın Resûlü Muhammed Pey-gamberin himâyesindedir.

    Piskopos, Piskoposluğundan, Papas, Papaslığından, Kilise Bakıcısı, Bakıcılığından (120), Kâhin, kâhinliğinden (121) değiştirilmeyecek (122), döndürülmeyecek, bulundukları hal ve durumları, haklarından her hangi bir hak da değiştirilmeyecektir (123)

    (109) Ebû Yusüf-Kitabülharac s, 72, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 288, Eb Ubeyd-Kita-bülemval s. 272-273, Belázüri-Fütuhulbüläan c. 1, s. 77 (

    110) Ebû Yusüf-Kitabülharac s. 72, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 288, Belázüri-Fütuhul-büldan c. 1, s. 77

    (111) Ebû Yusüf-Kitabülharac s. 72, İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 288, Ebû Ubeyd-Kita-bülemval s. 273

    (112) Beläzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 77, Yakubi-Tarih e. 2, s. 83

    (113) Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 77 (114) Ebû Yusüf-Kitabülharac s. 72, İnb-i Sa'd- Tabakat s. 1, s, 288, Ebû Ubeyd-Kita-Fülemval s, 272, Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 77

    (115) Ebû Yusüf-Kitabülharac s. 72, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 288, Belâzüri-Fütuhul-büldan c. 1, s. 77 (

    116) Ebû Yusüf-Kitabülharac s. 72, İbn-i Su'd-Tabakat c. 1, s. 283 Ebû Ubeyd-Kita-bülemval s. 273, Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 77

    (117) Ebû Yusüf-Kitabülharac, s. 72, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 288, Eba Ubeyd-Kita-bülemval s. 273

    ( 118) Ebû Ubeyd-Kitabülemval s. 273

    ( 119) Ebû Yusüf-Kitabülharac 3, 72, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 288, Ebû Ubeyd-Kita-bülemval s. 273, Belázüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 78

    (120) Ebû Yusüf-Kitabülharac s. 72, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 288, Ebû Ubeyd-Kita-bülemval s. 273, Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 77-78 (121) Ebû Yusüf-Kitabülharac 5, 72

    (122) Ebû Yusüf-Kitabülharac s. 72, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, 8. 283, Ebû Ubeyd-Kita-Kitabülemval s. 273

    (123) Beläzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 78

    YanıtlaSil
  113. HAFIZ

    LAFZIN HÃ

    Gelini Ata Bindirmişler "Ya Nasip" Demiş

    "Bir işin kesin sonucunu görmeden, o işe oldu gözüyle bakılmasının..." doğru bir düşünce olmadığını anlatmak için gelini ata bindirmişler "ya nasip" demiş, deriz. Bu atasözünü çoğunlukla yaptığı işin sonucu kesinleşmeden sevinen veya tüm olasılıkları hesap etmeden başarıyı uman kimseleri uyan-dırmak için kullanırız.

    Hiç umulmadık yerlerden gelmesi muhtemel sorunlara karşı tedbir almayan biri gerçekten de uyuyor demektir. Söz-gelişi, sınavlarına birkaç gün kala çalışmayı alışkanlık hâli-ne getiren ve genellikle iyi sonuçlar alan bir öğrenciye, hiç çalışmadığı yerden de soruların gelebileceği uygun bir dille anlatılmalıdır. Eğer biz de şu hayatta acı sürprizlerle (daha az) karşılaşmak istiyorsak her şeyi "oldubittiye" getirmeden ve "nasip" kelimesinin içindeki sırrı da anlamaya çalışarak ya-şamaya gayret göstermeliyiz.

    Niçin böyle söylüyoruz?

    YanıtlaSil
  114. Işlerimizi en iyi biçimde yapıp bütün tedbirleri almış olsak bile yine de elimize Allah'ın takdir ettiğinden başkası geçmez de onun için böyle söylüyoruz. Bu ilahi bir hakikattir. Öyle ki "Allah sana bir zarar verecek olursa onu O'ndan başka gidere-cek yoktur. O senin hakkında bir iyilik dilerse onun lütfunu engelleyebilecek de yoktur. Bunu kullarından dilediğine nasip eder. Bağışlayan ve esirgeyen O'dur. "31

    Bu hakikati önemseyen bir kimsenin kalbi huzur ülkesine benzer, yani oldukça sakin ve güvenlidir. Fakat hakkına razı olmayıp da isyan eden birinin kalbi ise virane bir eve benzer, yani oldukça huzursuz ve tekinsizdir.

    İşte nasibin içindeki sır budur; hakkına razı olup her ha-lükarda Allah'a boyun eğmesini bilmektir. Bu da herkesin ya-pabileceği bir şey değildir çünkü Allah'tan gelene razı olmak kulluğun zirvesidir. Zirveyi görmek başka bir şeydir, zirveye çıkmak başka bir şeydir ama zirvede kalmak bambaşka bir şeydir.

    Biraz daha açık konuşmak gerekirse zirveyi gören hedefini görmüş olur, hedefine varan biri de amacına ulaşmış sayılır lakin henüz ciddi bir başarı elde edilmemiştir. Nedeni şu ki:

    "Bu yoldan çoklar gider,

    Aç gelir, toklar gider. Sinemi kalkan ettim,

    Her gelen oklar gider..."32

    Asıl mesele her türlü zorluğa karşı sinenizi kalkan edip zirvedeki yerinizi muhafaza etmektir. Bunu başaran kimse, dünyanın en uyanık insanıdır. Buradaki uyanıklıktan kastımız açıkgözlülük falan ne değildir.

    31 Yanus Suresi 107. Ayet Tefsiri

    32 Türkü - Urfa Yöresi

    -61-

    YanıtlaSil
  115. Peki, ya nedir?

    Tıpkı ata bindirildiğinde "ya nasip" diyen gelin gibi kesin sonucu görmek isteyen aklı başında bir kimsedir. Allah'ın iz-niyle böyle birinin kalbine gelen vesvese okları hedefini tut-turamaz ve şeytan o kişiyi isyana sürükleyemez. Böylelikle o uyanık kişi huzur ülkesinde yaşamaya devam eder. 0

    Huzurunuz yerinde, gözleriniz daima hedefte olsun.

    YanıtlaSil
  116. Ağlayanın Malı Gülene Hayretmez

    "Birinden haksız olarak alınan malın..." alan kimseye ya-rar sağlamayacağını anlatmak için “ağlayanın malı gülene hay-retmez" deriz. Genellikle bu atasözünü başkasının kazancını haksız şekilde alan veya mağdur birinin malına çok ucuz fiyat teklifi veren kimseleri uyarmak için kullanırız.

    Aslına bakarsanız fırsatçılık yapan er ya da geç kendi başı-nı ağrıtmış olur. Tecrübeyle sabittir ki her kim insanlara kolay-lık sağlamışsa Allah da o kuluna kolaylık sağlamıştır. Yine her kim de insanlara zorluk çıkarmışsa ve işi fırsatçılığa dökmüşse Allah da o kulunun işlerini zora sokmuştur.

    Bize yakışan şey ise fırsatçılık yapmak veya zorbalık etmek değildir.

    Peki ya nedir?

    Yüce Allah'ın rızasını esas alıp hiç kimseye haksızlık etme-mektir. Velev ki elimizden bir şey gelmese bile ağlayan birini teselli edebiliriz.Gerçekten de gamlanan, kaygılanıp da üzün-tüye kapılan gönüldür.

    -58-

    YanıtlaSil
  117. Gönül ise "Bir binadır ki mimarı muhabbettir." Muhabbeti sağlamak içinse insanın kendisi dışındaki bütün varlıklara say-gı duyması gerekir. Saygı, muhabbetin anahtarıdır. Ne yazık ki son yıllarda bu anlayıştan uzaklaşıp yalancı sevdaların peşine düşer olduk. O yalancı sevdalardan biri de insanın sadece ken-di çıkarını gözetip dünyevileşmesidir.

    "...Dünyevileşmek, dini inanç, değer ve davranışların insa-nın hayatından uzaklaştırılması anlamına gelip Yüce Yaratıcı'yı hatırdan çıkarıp tamamen dünyaya yönelme, ölümü unutup dünyaya bağlanma, dünyaya kilitlenip ahireti hiç düşünmeme halidir."30 İşte bu hâlin kötü neticelerinden biri de gönülleri imar edecek olan gücü, yani muhabbeti kendimizde bulama-maktır.

    Az önce de söylediğimiz gibi; muhabbetin anahtarı say-gıdır.

    Üstelik saygı, insani bir görevdir.

    Bu bilinçten yoksun olan kişiye, "ağlayanın malı gülene hayretmez" sözünü hakkıyla anlatamazsınız. Çünkü böyle biri elde ettiği haksız kazancı veya saltanatı zekâsının bir ürünü olarak görmektedir ve neredeyse bir ölümlü olduğunu unut-maktadır. Tarihe baktığınızda faniliğini unutup da firavunla-şan bazı kimselerin bu dünyadan kötü bir şekilde ayrıldığını görürsünüz. Vaktiyle tamamen dünyaya kilitlenen bu insanlar için hayat, artık ele gelmez bir fırsattır. Neyse ki bu fırsatı değerlendirmek için bizim elimizde adına "ömür" denilen bir maden vardır.

    Öyleyse, bu maden başımıza çökmeden yeryüzünü iyilik bahçesine çevirelim.

    30 Hadislerle İslam III Dünyevileşme Ve Tamahkârlık / Geçici Olana Gönül Bağlamak s. 633

    -59-

    YanıtlaSil
  118. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    شورة الأعراف

    واد تتقنا الجبل فوقهم كانه ظله وظلوا انه واقع بها لحدوا ما أتيناكم بقوة واذكروا ما فيه الغلط تَتَّقُونَ وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ من بني آدم من ظهورهم ذريتهم وَأَشْهَدَهُمْ عَلى الفهم الست بربكم قالوا على شهلا أن تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيمَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ أَوْ تَقُولُو الما أشرك آبَاؤُنَا مِن قَبْلُ وَكُنا ذريَّة مِن بَعْدِهِم افتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ الْمُبْطِلُونَ ، وَكَذَلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ وَلَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَا الَّذِي أَتَيْنَاهُ أَبَانَا فَانْسَلَخَ مِنْهَا فَأَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاوِينَ . وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَاهُ بِهَا وَلَكِنَّهُ اخْلَدَ إِلَى الْأَرْضِ وَاتَّبَعَ هَوية فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ الْكَلْبِ إِنْ تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَلْهَثْ أَوْ تَتْرُكْ يَلْهَثْ ذَلِكَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا فَاقْصُصِ الْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ . سَاءَ مَثَلًا الْقَوْمُ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَأَنْفُسَهُمْ كَانُوا يَظْلِمُونَ مَنْ يَهْدِ اللَّهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِى وَمَنْ يُضْلِلْ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ .

    ولقد

    وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَنِي آدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنْفُسِهِمْ أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا بَلَى شَهِدْنَا أَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيمَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ

    "Rabbin Ademoğulları'ndan -onların sırtlarından zürriyetlerini alıp bunları kendileri hakkındaki şu sözleşmeye şahit tutmuştu: Ben sizin rabbiniz değil miyim? "Elbette öylel Tanıklık ederiz" dediler. Böyle yaptık ki kıyamet gününde, "Bizim bundan haberimiz yoktu" demeyesiniz.99 (Α΄τάξ. 7/172)

    Mushaf sayfa no: 172

    Hafızlık sayfa no: 9. cüz/9. sayfa

    HER İNSAN 'ALLAH'A İNANMA' FITRATIYLA DOĞAR.G

    BİLGİ:

    Allah'a kullukta bulunma, insanın en önemli sorumluluğudur. Ancak insanlar, bu sorumlulukları hakkında bilgilendirilmez veya böyle bir bilgiye ulaşma yeteneğiyle donatılmış olmazlarsa bu durumu bir mazeret olarak ileri sürerler. İşte bu sebeple Allah insanları, kendisine iman etmeleri için yeterli zihnî ve psikolojik donanımla yaratmış; iç ve dış âlemde kendi varlığını ve birliğini gösterecek pek çok kanıt var etmiştir. Böylece O, sanki bu kanıtlar aracılığıyla insanlara, "Ben sizin rabbiniz değil miyim?" diye sormakta, onlar da iç dünya-larında ve hâl dilleriyle "evet" diyerek tasdik etmektedirler. Bu konuşmanın ruhlar âleminde Allah'la insanların ruhları arasında geçtiği görüşü de vardır. MESAJ:

    "Her doğan çocuk, fıtrat üzere doğar." (Buhâri, "Cenâiz", 93)

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Kâlû belå: Dediler ki: "Evet"; Allah'ın, insanlarla yaptığı sözleşme.

    172

    YanıtlaSil
  119. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    الجزء التابع

    وَلِلَّهِ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى فَادْعُوهُ بِهَا وَذَرُوا الَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِي أَسْمَائِهِ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

    "En güzel isimler Allah'ındır; bu güzel isimlerle O'na dua edin, O'nun isimleri hakkında doğru inançtan sapanları kendi başlarına bırakın.

    Onlar yaptıklarının cezasını

    çekecekler!

    (Α'τάς, 7/180)

    اقدار أن الجهام كثيرًا من الجن والانس لَهُمْ قُلُوبٌ لا يفقهون بها ولهم أعين لا يُبْصِرُونَ بها ولهم أذان لا يَسْمَعُونَ بها وليات كالأنعام بل هم أضل أولئك هُمُ الغَافِلُونَ . ولله الاسماء الحسنى فادعوه بها وَذَرُوا الَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِي أَسْمَانِه يجزون ما كانوا يَعْمَلُونَ . وَمِمَّنْ خَلقنا أمه يَهْدُونَ بالحق وبه يَعْدِلُونَ وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا سَنَسْتَدْرِجُهُمْ من حيث لا يَعْلَمُونَ وَأمْلِي لَهُمْ إِن كَيْدِي متين أوَلَمْ تفكروا ما يصاحِبِهِمْ مِنْ جِنَّةٍ إِنْ هُوَ إِلَّا نَذِيرٌ مُبِينٌ أَوَلَمْ ينظروا في ملكوت السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا خَلَقَ اللهُ مِنْ شَيْ وَأَنْ عَلَى أَنْ يَكُونَ قَدِ اقْتَرَبَ أَجَلُهُمْ فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ مَنْ يُضْلِ اللَّهُ فَلَا هَادِيَ لَهُ وَيَذَرُهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ يَسْتَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسُبهَا قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ رَبِّي لَا يُجَلِّيهَا لِوَقْتِهَا إِلَّا هُوَ ثَقُلَتْ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ لَا تَأْتِيكُمْ إِلَّا بَغْتَةً يَسْتَلُونَكَ كَأَنَّكَ حَفِيٌّ عَنْهَا قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ .

    Mushaf sayfa no: 173

    Hafızlık sayfa no: 9. cûz/8. sayfa

    EN GÜZEL İSİMLER ALLAH'INDIR.

    BİLGİ

    Kur'an'da ve hadislerde, Allah'ın sıfatlarını ifade eden isimlerine "esmâ-i hüsnå" yani "En güzel isimler" denilmektedir. Mümin bir insan, bu isimlerle Allah'a duada bulunur, yalnız O'na ait olan bu isimleri başkasına vermez ve O'na başkasını denk tutmaz. Ayette; Allah'ın zatına mahsus en üstün niteliklerin ifadeleri olan bu güzel isimleri, gerçek anlamlarından saptıran veya onları başkalarına yakıştıran sapık inançlı kimseler kınanmakta, onların bu kötü niyetli tutumlarının cezasını görecekleri bildirilmektedir.

    MESAJ:

    1. Allah'ın güzel isimleriyle zikreder, tesbih eder ve duada bulunuruz.

    2. Sadece Allah'a özel olan isimleri, başkasına vermeyiz.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Esmå: İsimler.

    Hüsnȧ: En güzel.

    İlhâd: Sapma, inkâr.

    173

    YanıtlaSil
  120. سور القره (۲۵)

    دو اثوابه متشابها) بو حمله اعتراضیه در یعنی نگی و حکمی افاده نمك الكون ذكر بن لزوم او الارم مالده ( هذا الذي رزقنا مِنْ قُلْ ) جملہ سندھ کی حکمی تصدیق و علنی بیانه ایمان اورد او لکی جمله یه به ذلیل و بر فذلکه اولارمه ذکر اید با مشدور.

    بنای مجهول صيغه سي ( أتوا ) نك ذكر ابد يلمى، هل هنتك ابشارى، جنت خدم الرى طرف كور والمكده اولديفنه اشار تدر.

    (متشابها) يعنى ظاهراً و شكلا أولد يفندن، الفت لذتني ويربيور باطنا و طعماده ارى اولا نفر جهنا تجدد لذننى ويربيور. بو اعتبار له ( مُتَشَالها ) كلمرسى، هر انكى لذتى المالديور ولهم فيها ازواج مطرة بوحمله ( أنَّ هُمْ حَنَّات تخرى ) الخذه جمله من عطف عطفك طرفي آراسنده لازم اولان مناسبتك اقتضا اسنه کوره، تقدیر کلام شویله اوله کورکر: (اونای ، کندی ماری ایچون به مسکنه محتاج اولد قاری کی، قادیناری ایچون ده به مسکنه محتا جد ولی)

    (نهم) کلمه ی اختصاصی افاده ایتدیگی جهتله او ازواجك او نارك ملكي او لدیفنه و اوناره مخصوص بولو نديفته دلالت ایتدیگی کی دنیا قاد ندارند نه باشقه (حور عين) ایله تعبیر ابد الله بر قسم قادین ارده او نار ايجون ياراديا من اولد يعني إيماء كوستريبيور.

    ( فيها ) جنت، او قاديناره ظرف و مسكن اولدیفندن قلا شیا یورکه، او قادينار او بوکان جنتهاره لا يقدرلى وعين زمانده جنت در جه لرينك بوکسکلگی نسبتنده او نارك حسناری ده بوك لييور. وكذا جنتك ده او ناء له مزين اولد يفته كيزلی بر ایما واردر.

    مطهرة) تفعيل بابندن اسم مفعول اولد يفندن، هر مالده تطهير ايديجي به فاعل وار در. او فاعل ده، آنجه يد قدر تدر. بناء عليه يد قدرتك تطهير و تنزیه ایتدیگی قاد بنارك توصیفری قابل دگلور.

    و كذا ( مطهرة) قلمه ى متعدى اولديفه نظراً، او قادينهارك طهار تارى كند بارندن او لما يب، باشقه سندن اوزاره سرايت التمن اولدیفی قلا شي البيور. بناء عليه، دنیا قادیناری ده جنته گیرد كردن موكره وتظهر و تصفية و تطبيق عملياتي لهم كو لال کرده و باران در جه لرینه چیقا قارینه دلالت اید. ( وَلَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ ) یعنی او نکرده از واجاری ده، جنت ده، جنترك الزائد ، ۸۰ هب البديد رلر.

    YanıtlaSil
  121. عطف

    Auf: Dayandırma, yükleme

    بالينا

    Batınen: İç yüzü cihetiyle

    فَذَلَكَه Fezleke: Özet

    خَدَمه

    Hademe: Hizmetçiler

    حسن

    Hüsün Güzellik

    اختصاص

    İhtisas: Hususi kılma

    عِلَّتْ

    İllet: Sebeb

    إيما

    Ima: Gizli işaret

    إيماء Imaen: İşaret ederek

    قابل

    Kabil: Mümkün

    مُتَعَدَّى

    Müteaddi: Geçişli fül

    مزين

    Müzeyyen: Süslenmiş

    نظراً

    Nazaran: Nisbetle

    سرایت

    Sirayet: Bulaşma

    مارت

    Taharet: Temizlik

    تَقْدِيرِ كَلاَمٌ

    Takdir-i kelâm: Zikredilme-diği halde sözün gelişinden

    anlaşılan ma'na

    طعماً

    Taamen: Tat olarak

    طرفين

    Tarafeyn: İki taraf

    تَصَيْقُلْ

    Tasaykul: Cilalanma

    تَصْفِيه

    Tasfiye: Arındırıma

    تَطَهُرْ

    Tetahhur: Temizlenme

    تطهير

    Tathir: Temizleme

    توصيف

    Tavsif: Vasıflandırma

    تنزية

    Tenzih: Kusurdan uzak tutma

    يَدِ قُدْرَتْ

    Yed-i kudret: Kudret eli

    ظاهراً

    Zahiren: Görünüşe göre

    YanıtlaSil
  122. Bakent, 25

    الو به متشابه Bu cümle, i'tiraziyedir. Yani yeni bi hükmü ifade etmek için zikrine lüzüm olmadig haldeهذا الذى وذلنا من قش cümlesindeki hükmü

    tasdik ve illetini beyan etmek üzere, evvelki cümleye bir zeyil ve bir fezleke olarak zikredilmiştir.

    Binâ-yı mechûl sigasıyla ) او ('nün zikredilmes, chl-i cennetin işleri, cennet hademeleri tarafından görülmekte olduğuna işarettir.

    متشاباً Yani zahiren ve şeklen bir olduğundan, ülfet lezzetini veriyor. Bâtinen ve taamen de ayrı olduğu cihetle, teceddüd lezzetini veriyor. Bu itibarla kelimesi, her iki lezzeti îmâ ediyor.

    ل لهم جنات تجرى Bu cümle وَلَهُ فيها أزواج مطهرة

    -ila ahirihi- cümlesine atıftır. Atfin tarafeyni arasında lazım olan münasebetin iktizasına göre, takdir-i kelâm şöyle olsa gerektir: "Onlar, kendi cisimleri için bir meskene muhtaç oldukları gibi, kadınları için de bir meskene muhtaçtırlar."

    لَمْ kelimesi, ihtisası ifade ettiği cihetle, o ezvácın onların mülkü olduğuna ve onlara mahsús bulunduğuna delâlet ettiği gibi, dünya kadınlarından başka خور بين ile tabir edilen bir kısım kadınlar da onlar için yaratılmış olduğunu îmâen gösteriyor.

    فيما Cennet, o kadınlara zarf ve mesken olduğundan anlaşılıyor ki, o kadınlar o yüksek cennetlere lâyıktırlar. Ve aynı zamanda cennet derecelerinin yüksekliği nisbetinde onların hüsünleri de

    yükseliyor. Ve kezâ cennetin de onlarla müzeyyen olduğuna gizli bir îmâ vardır.

    مُطَهَّرَةٌ tefil babından ism-i mef'ûl olduğundan, her halde tathîr edici bir fâil vardır.

    O fâil de, ancak yed-i kudrettir. Binâenaleyh yed-i kudretin tathîr ve tenzih ettiği kadınların tavsîfleri kābil değildir.

    Vekeza مُطَهَّرَةٌ kelimesi müteaddi olduğuna

    nazaran, o kadınların tahåretleri kendilerinden olmayıp, başkasından onlara sirâyet etmiş olduğu anlaşılıyor. Binâenaleyh, dünya kadınları da cennete girdikten sonra bir tetahhur ve tasfiye ve tasaykul ameliyatıyla,

    güzellikte hûrilerin derecelerine çıkacaklarına delalet eder. وَهُمْ فِيهَا عَالِدُونَ Yani onlar da, ezvâcları da,

    cennet de, cennetin lezâizi de hep ebedidirler.

    YanıtlaSil
  123. Demir Tavında Dövülür

    "Her işin zamanında ve uygun durumda yapılması..." gerektiğini anlatırken "demir tavında dövülür” deriz. Nasıl ki sert bir maden olan demirin yumuşaması için ateşte kız-dırılması gerekiyorsa insanın da işlerini sağlıklı bir şekilde yürütebilmesi için yaptığı işin aşamalarına ve zamanlamasına dikkat etmesi gerekir. İşte bu atasözünü işlerini zamanında yapmayan veya ertelemeyi alışkanlık haline getiren kimseleri uyarmak için kullanırız.

    Peki, işlerimizi belli bir plan dâhilinde ve disiplin içinde yapmazsak ne olur?

    Tabii ki verimsizlik olur.

    Sözgelişi tarlasını gelişigüzel sürüp tohum eken, sonra da keyfine göre sulayıp gübresini atan bir çiftçinin eline ziyandan başkası geçmez. Bir işten kârla ya da en az zararla çıkmak is-teyen kimsenin izleyeceği yol bu değildir. O sebeple planlı ve disiplinli çalışmak verimi artıran ve insanın hayatına bereket katan en büyük etken olmuştur. Çalışmanın önündeki engelin

    -55-

    YanıtlaSil
  124. ise tembellik olduğunu söyleyebiliriz. Kaldı ki tembellik sade. ce bir engel değildir.

    Peki ya nedir?

    Hür insanı esir eden bir prangadır.

    Şöyle ki çalışmayan kimsenin de ekmek, su gibi temel ih. alırken ve faturalarını öderken, tembel kimse bunları temin tiyaçları karşılaması zorunludur. Çalışan biri bunları rahatlıkla edebilmek için sürekli başkalarına borçlanır veya insanlara yük olur. Bu durumdaki bir insan esir değil de nedir?

    Neyse, biz çalışmaya ve üretmeye devam edelim.

    Pek çok şeyde olduğu gibi çalışma hayatında da süreklilik esastır. Çünkü "Çalışmadaki devamlılık, bütün güçluğü ye-ner." Çalışmayan biri ise her geçen gün güçten kuvvetten dú-şer. Bu durum sadece dünyalık işlerimizin selameti için geçerli değildir, manevi dünyamızın gelişimi için de çok çalışmamız ve demiri tavında dövmemiz gereklidir.

    Mesela bir günah işledikten sonra tevbeyi ertelemek fela-ketle sonuçlanabilir. Nedeni şu ki hiç kimsenin sabaha çıkma veya akşamı görme garantisi yoktur. "Zira tevbelerin kabul edilmeyeceği bir an vardır; bu da kişinin ölümünün gelip çat-tığı, canın boğaza geldiği andır. Ölümün ne zaman gelip çata-cağı ise belli değildir. "29

    İşte bu yüzden ibadetleri ertelemek de tembellik sayıl-mıştır. Başka bir deyişle bunun adı gaflettir. Maalesef bir "in-sanı ateş değil, kendi gafleti..." yakmaktadır. Üstelik bazılan ibadet yapmak için emekli olmayı beklemekte ve en verimli çağını gafletle geçirmektedir. Oysa gençlik çağında yapılan her ibadet, Hakk'ın katında daha kıymetlidir. Ayrıca bede-niyle ruhunu bu ibadetlerden mahrum bırakanlar, farklı bir esaret hayatı yaşamaktadır. İbadetlerden alması gereken gıdayı

    29 Hadislerle Islam II Tevbe / Gunahtan Dönen Gunahsız Gibidir S: 102

    -56-

    YanıtlaSil
  125. vaktinde alamayan nice ruhlar, zamanla körelmeye ve geçici zevklerin bataklığında tükenmeye mahkûmdur. Gerçekten de bu hâl, acınası bir durumdur.

    Her hâlükârda durumunuz iyi, ruhunuz ise diri olsun.

    YanıtlaSil
  126. HAFIZ LAFEIN HAMILI MAHANIN AMILI

    العالم الغيب لاستكانك من الحار وما عشى الليل من المين واحد و وجعل منها للعها التشكن الهادين الله والمعالين المتناسا المالتكران من الشاكرين .

    اليمنا ما لها جملا لا لحركاء فينا اليهنا فتعال الله من المركون المركون ما لا يطاق هيلا وهم يقتلون .

    ولا يستطيعون الهم نصرا ولا الفهم بالطرون وان المغولهم إلى الهدى لا يليغركم سواء عليكم ادعو لتوفة الم اللم صالون إلى الدين الدلمون من لون الله عناء الممالكم فادعوهم فليستجيبوا العلم إلى كتلة صاديين الهم أرجل يشكون بها أم لهم أنه ينطقون بها أم لهم أغيل ينصرون بها أم لهم أقال يسعون بها كمل الهوا الحركا، مسلم لم كيدون فلا للطرون .

    إنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ عِبَادُ أمثالُكُمْ فَادْعُوهُمْ فَلْيَسْتَجِيبُوا لَكُمْ إن كُنتُمْ صَادِقينَ +

    66 Gerçek şu ki Allah'ın dışında yalvarıp yakardıklarınız da tıpkı sizin gibi birer kuldur. Eğer iddialarınızda doğruysanız haydi onlara dua edin de karşılık versinlerle

    (Α'τάζ, 7/194)

    Mushaf sayfa no 174

    Haftalık sayfa no 9. cüz/7. sayfa

    ALLAH'IN DIŞINDAKİ HER ŞEY O'NUN KULUDUR.

    BİLGİ

    Ayette müşriklere, ilahi özellikler atfederek taptıkları her şeyin Allah'ın yarattığı varlıklar olduğu hatırlatılmaktadır. Putperestlerin ilah diye kabul ettikleri ve karşısına geçip dua ettikleri, kutsadıkları, kendilerine yol göstereceğini, fayda veya zarar vereceğini düşündükleri cansız ve şuursuz nesnelerin, ilah olmaları bir yana, kendilerine yapılacak çağrıyı bile duymaktan aciz olduğuna dikkat çekilmektedir. Sonuçta onlar da insanlar gibi birer kuldur; yani Allah'ın müll ve tasarrufunda olup, O'nun kâinatta koyduğu ilahi kanunlara boyun eğerler..

    MESAJ

    1. Allah, her şeyin yaratıcısı ve sahibidir.

    2. Allah'tan başka ilah yoktur.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Dua: Çağırmak, seslenmek, istemek.

    Abd: Kul, köle.

    Sådık: Özü sözü bir olan, doğru ve dürüst kimse.

    174

    YanıtlaSil
  127. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    الحرة التاريخ

    بل ولا الله الذي نزل الكتاب وهُوَ يَتَوَى الصَّالِحِينَ .

    خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ

    والدين تَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَكُمْ وَلَا لهُمْ يَنْصُرُونَ وَإِنْ تَدْعُوهُمْ إلى الهدى لا يَسْمَعُوا وتريهم ينظرون إليك وهم لا يُبْصِرُونَ . لحد العلم وامر بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ وَإِمَّا يَنْزَغَنَّكَ من الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ إِنَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ . ن الَّذِينَ اتَّقَوْا إِذَا مَسَّهُمْ طَائِفٌ مِنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُوا وَإِذَا هُمْ مُبْصِرُونَ وَاخْوَانُهُمْ يَمُدُّونَهُمْ فِي الْغَيِّ ثُمَّ لا يُفْصِرُونَ وَإِذَا لَمْ تَأْتِهِمْ بِآيَةٍ قَالُوا لَوْلَا اجْتَبَيْنَهَا قُلْ النا البيع ما يُوحَى إِلَى مِنْ رَبِّي هَذَا يَصَائِرُ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ * وَإِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ لاستبعوا لَهُ وَأَنْصِتُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ وَاذْكُرْ رَبَّكَ في نَفْسِكَ تَضَرُّعًا وَخِيفَةً وَدُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُقِ وَالْأَصَالِ وَلَا تَكُنْ مِنَ الْغَافِلِينَ إِنَّ الَّذِينَ عِنْدَ رَبِّكَ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِ وَيُسَبِّحُونَهُ وَلَهُ يَسْجُدُونَ .

    66 (Resûl'um!) Sen af yolunu tut,

    iyiliği emret ve

    cahillerden yüz çevir.99

    (A'raf, 7/199)

    A

    Mushaf sayfa no: 175

    Hafızlık sayfa no: 9. cüz/6. sayfa

    MÜMİNİN ŞİARI AFFETMEK, İYİLİK ETMEK VE VAKARLI OLMAKTIR.

    BİLGİ:

    Ayette Hz. Peygamber'in ve onun ümmetinin, Allah'a davet yolunda takınma-ları gereken tavrın nasıl olması gerektiği beyan edilmektedir. İnsanları hak ve hakikate, iyilik ve doğruluk yoluna çağırırken kendini bilmezlerin edeple bağ-daşmayan davranışları ve haksızlıklarıyla karşılaşıldığında bunlara aldırmamak gerekir. Yine bu tür hareketler karşısında hissi davranarak affedici olmaktan ve iyiliği emretmekten vazgeçmemek, tam tersine ısrarla sabırlı, bağışlayıcı ve hoşgörülü olmaya çalışmak gerekir.

    MESAJ:

    1. "Kul başkalarını affettikçe, Allah da onun şerefini yüceltir." (Müslim, "Birr", 69) 2. Affedici olmak, karşımızdakinin gönlünü kazanmada bize yardımcı olur.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Afv: Kötülük yapanı bağışlamak.

    Örf: İyi olan.

    Câhil: Bilgisiz, küstah, saldırgan.

    175

    YanıtlaSil
  128. TARİHTE BUGÜN

    - 656 - Hz. Ali'nin (ra) halife seçilmesi.

    1565 - Turgut Reis'in vefatı.

    1939 - Hatay'ın Türkiye'ye katılmasına ilişkin antlaşma Ankara'da imzalandı.

    HAZİRAN

    23

    PAZARTESİ

    27 1446 ZİLHİCCE

    RUMI: 10 HAZİRAN 1441 HIZIR: 49

    BİR AYET

    Şüphesiz Allah onları ilmiyle ve kudretiyle her yönden kuşatmış; onları ve amellerini birer birer

    saymıştır. (Meryem: 94)

    BİR HADİS Allah'tan korkanın dili kırıcı olmaz ve öfkesinin gereğini yapmaz.

    (C. Sağîr, No: 3515)

    Zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar. Demek bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor. Sözler

    YanıtlaSil
  129. 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI

    TARİHTE BUGÜN

    1622-II. Osman'ın

    şehadeti.

    1878 - Çırağan Hadisesi.

    1933 - Türk Hava Yollarının kuruluşu.

    MAYIS

    20

    ÇARŞAMBA

    BİR AYET

    Allah'tan korkun ve Allah takva sahipleriyle beraberdir.

    Bakara Suresi: 194

    3 1447 ZİLHİCCE

    BİR HADİS

    Biriniz bir şey temenni ettiğinde, ne istediğine dikkat etsin.

    RUMI: 7 MAYIS 1442

    HIZIR: 15

    Eşya ve şeyler arasında öyle münasebetler vardır ki; onları âyine gibi yapıyor. Herbirisi, ötekini gösteriyor. Birisine bakıldığı zaman, ötekisi görünür.

    İşaratü'l-İ'câz

    YanıtlaSil
  130. Yahu, ex hayali ark rkadaşım! Şimdilik kâfidir, geri gitmeliyiz. Yoksa ksa yüz sene şu

    Risalet Ahmediye (asm)

    TARİHTE BUGÜN

    1868-Kızılay'ın kuruluşu.

    - 1967-Bediüzzaman

    Said Nursî'nin kardeşi Abdülmecid Nursî vefat etti.

    1911 - Bediüzzaman'ın da iştirak ettiği Sultan Reşad'ın Balkan seyahatinde Üsküp'e varıldı.

    11

    CUMARTESİ

    SATURDAY

    BİR AYET Muhakkak ki âmenü olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler)

    ve salih amel (nefs

    tezkiyesi) yapanlar için naîm Cennetleri vardır.

    Lokmân Suresi: 8

    HAZİRAN

    BİR HADİS

    JUNE

    Allah, dünya işlerinin âlimi, ahiret işlerinin ise cahili olan kimseye buğz eder.

    Taklidî bir imân, hususan bu zamandaki dalâlet, sapkınlık fırtınaları karşısında çabuk söner. Tahkikî imânı kazanan bir kimseyi, en dinsiz feylesoflar dahi bir vesvese veya şüpheye düşürtemez.

    Sözler

    HIGRI 12 ZUKA'DE 1443 BUM 20 X 1400

    YanıtlaSil
  131. 214

    İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ x

    lük yapılmayacaktır (125). Artık, faiz alma, verme yoktur (124). Necranlılara zulüm ve köt).

    Cahiliye devrinden kalma kan davası da, güdülmeyecektir (126) yurdlarını çiğneyecek, ne de, kendileri savaş için Onların ne mahsullerinden onda bir vergi alınacak, ne asker gelip

    toplanacaktır (127). Necranda, kim, bir hak talebinde bulunacak olursa, aralarında in-saf ve adalet üzere davranacaklar (128), ne zulüm yapacaklar, ne de, zulme uğrayacaklardır (129).

    Gelecekte Faiz yiyen kişi, himâyemden uzak kalır (131). Onlardan hiç kimse, başkasının yaptığı bir haksızlık ve kötülükten sorumlu tutulmayacaktır.

    Necranlılar, bu Sahife'de yazılı olan vecibeleri yüksünmeyip gere-Necranlılar, Faiz yememekle mükelleftirler (130).

    ğini yerine getirdikleri, hayırhahlık gösterdikleri ve iyi davrandıklan takdirde, Allâhın emri gelinceye kadar, Allah'ın ve Peygamberin te-

    melli himayesi altında bulunacaklardır. Ebú Süfyan b. Harp, Gaylan b. Amr, Beni Nasrlardan Malik b. Avf, Akra' b. Håbis'ül'Hanzali, Mugire b. Şûbe (132), Beni Beliylerin kardeşi Müstevrid b. Amr ve Ebûbekir'in azadlısı Āmir şahid oldu (133)

    Ebû Ubeyde b. Cerrah'ın Necran'a Gönderilişi:

    Bu yazıyı, Abdullah b. Ebi Bekr, onlar için yazdı. (134)

    Necran Hıristiyan Temsilcilerinden Åkıb lle Seyyid, Peygamberl-mizin yanına geldiler (135).

    «Biz, istediğin vergiyi Sana vereceğiz (136).

    (124) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 288

    (125) Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 78

    (126) Ebû Yusüf-Kitabülharac s. 72, İbn-i Sa'd-Tabakat c, 1, 5. 288, Belâzüri-Fütuhul-büldan c. 1, s. 78

    (127) Ebû Yusüf-Kitabülharac s. 72, Ebû Ubeyd-Kitabülemval s. 273, Belâzüri-Fütu-hulbüldan e. 1, s. 78

    billemval s. 273, Beläzüri-Fütuhulbüldan c. 16. 78

    (128) Ebü YusülKitabülharae s. 72, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 288, Ebû Ubeyd-Kita-

    büldan c. 1, s. 78 (120) Ebû Yusüf-Kitabülharac s. 72, İbn-i Sa'd-Tabaknt c. 1, s. 288, Belâzüri-Fütuhul-

    (130) Ebû Ubeyd-Kitabülemval s. 273

    (131) Ebû Yusüf-Kitabülharac s. 72, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1. 5. 288, Ebû Ubeyd-Kita-bülemval s. 273, Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 78

    ( 132) Ebû Yusüf-Kitabülharac s. 72-73, Ibn-i Sa'd-Tabakat o. 1, s. 288, Belâzüri-Fütu-hulbüldan c. 1, s. 78

    (133) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 288

    (134) Ebû Yusüf-Kitabülharac a. 73

    ( 135) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 414, Buhârf-Sahih c. 5, s. 120

    ( 136) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 3, 5, 412, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 414, Buhari-Sa-hih c. 5, s. 120

    YanıtlaSil
  132. NECRAN TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ

    Fakat, güvenilir bir adamı, bizimle birlikte gönder (137). Güvenilir olmayanı, gönderme! (138)

    215

    ea düştüğümüz zaman, aramızda hüküm verip meselelerimizi hall etsin. Bizimle öyle bir adam gönder ki mallarımız füzerinde anlaşmazlı-Çünki, Siz, bizim katımızda makbulsünüz!» dediler (138).

    emniyetlinin, emniyetlinin emniyetlisidir! (139) Hakkıyle emniyetli Peygamberimiz «Ben, sizinle öyle bir adam göndereceğim ki: o.

    dir (140). Siz, zeval vaktine doğru benim yanıma geliniz. Güçlü bir emniyet-liyi yanınızda göndereceğim! buyurdu.

    Hz. Ömer der ki «Ben, hiç bir zaman, Emirliği ve ona sahip ol-mayı, o günkü kadar arzulamamışımdır. Öğle sıcağında öğle namazına gittim.

    Resûlullah Aleyhisselâm, bize öğle namazını kıldırıp selâm verdik-ten sonra sağına, soluna baktı.

    Beni, görsün diye kendimi uzatmağa çalıştım.

    Ebû Ubeyde b. Cerrah'ı görünceye kadar cemaata göz gezdirmek-ten geri durmadı (141). Onu, görünce (Kalk ey Ebû Ubeyde b. Cerrah!) buyurdu.

    Ebů Ubeyde, ayağa kalkınca, onu, Necran Temsilcilerine göstererek İşte, bu, bu Ümmet'in emniyetlisidir! (142)

    Her Ümmetin bir emniyetli kişisi vardır.

    İslâm Ümmetinin emniyetli kişisi de, Ebû Ubeyde b. Cerrah'dır!) buyurdu (143).

    Ebû Ubcyde b. Cerrah'a da (Onlarla birlikte git. Anlaşamadıkları hususlarda, aralarında hak ve adalet üzere hükm et!) buyurdu.» (144)

    Necran Temsilcilerinin Medine'den Ayrılışı ve Bigr'in Medine'ye Dönüp Müslüman Oluşu:

    Necran Temsilcileri, Peygamberimizin yazısını alınca, Necran'a

    dönmek üzre Medine'den ayrıldılar.

    (137) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 414, c. 5, s. 401, Buharl-Sahih e. 5, s. 120

    (138) Buhari-Sahih c. 5, 8. 120

    ( 139) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, 8. 233

    ( 140) İbn-i Sa'd-Tabakat c, 3, s. 412, Buhari-Sahih e, 5, 8, 120

    (141) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, 5, 233

    (142) Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 1, s. 414, Buhari-Sahih e. 5, s. 120 (

    1881, Tirmizi-Slnen c. 5,a. 665

    143) İbn-i Sa'd-Tabakat c, 3, 8. 412, Buhari-Sahih c. 5, s. 120, Müslim-Sahih e 4, s.

    (144) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, в. 233

    YanıtlaSil
  133. ٢٠٦

    سورة بقره (٢٦-٢٧)

    اشارات خرم

    [ إِنَّ اللهَ لَا يَسْتَى أَنْ يَضْرِبَ مَثَلاً مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا فَيَعْلَم مِنْ رَبِّهِمْ وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ يعلمون انه الحين له بهذا مثلاً يُضِلُّ به كثير ويَهْدِي به كثر وَمَا يُضِلُّ به إلا الْفَاسِقِينَ * الَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا مَرَان به أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ ]

    بوايتك غايت قيصه مع مالى : يعنى جناب من لا فرلوك كيفى كون، قوللر بنى إرشاد والقاظ ایمل اوزره، سيورى سيندك كي حقير و قيمتز بر حیوانده و یا بر مخلوقه ایله مثال کثیر وگی تون اینتر ایمانی اولانار ، اونك ، بارندن همه ولد يفي باليرلي . فقط وفرولي، الله بولي حقي من الاردن نوبي اراده ای مشور، درولی الله اونا ایله چو قارینی ضلالته آثار و چو قارینی ده هدایت کتریر فقط الله فاسقطار من ما عدا ضلالته آتريفي يوقدر. فاسق لمده أول أدمار در كه، اللهل طاعتندن خروجه، ميثاقه از ليدن موكره عهد الديني بوزار لر. والله اقر بالر آراسنده و يا مؤمنار بیننده فرایندیگی خط مواصله بي كسر لر او نارك بریوزنده ایشاری افساد در دنیا و آخرنده ضرر و هراز معروضه قالانه آنچه او نار در.

    بو آيتك ده، سائر أرقد اشار اولان اینتر کبی، موضوع بحث او راجعه وجوه ارتباطی و جهات نظمیه می ا وجدر. مع هذا بو آيتها مألى هم ما قبلنه، هم ما بعد ينه، هم قرآنك تما منه با قييور.

    ما بعد ين اولان وجه ارتباطی: وقت اله قرآن عظیم الشان سینگدن، عنكبوت من مثال كتير دی، قاری نبودند، بال آريسندن بحث ابتدى. مشر على منافقي، يهوديار اعتراضه ايجون فرصت بولديلي و احمقانه دیدیار که الله، عظمتيله برای بویله خسيس و حقير شيلردن؟ ور شیلی دن بحث ایمگه تنزل ایدرمی؟ ما لبو که اصحاب کمال، بو کی قیمسن شیلر دن بحث اینم که نزل انزلی، حدا الدولى، ديديه . قرآن کریم بو ایله او نارك

    آغیز لرين ووزارقه قراندي.

    YanıtlaSil
  134. عَنْكَبُوتُ

    Ankebut: Örümcek

    أَصْحَابِ كَمَالْ

    Ashab-ı kemâl: Ma'nevi olgunluk sahibi insanlar

    بين Beyn: Ara

    جِهَاتِ نَظْمِيّه

    Cihât-ı nazmiye: Harf ve kelimelerin diziliş cihetleri

    Dalalet: Haktan sapma

    صَلَالَتْ

    Fasik: Haram işleyen

    فايق

    Hakir: Değersiz

    حقير

    Hasis: Değersiz

    خَسِيس

    Hatt- muvâsala: Kavuşma hattı

    خَطِ مُوَاصَلَه

    حيا Haya: Utanma, nâmus, edeb

    هدايت

    Hidayet: Doğru yolda olma

    خروج

    Hurûc: Çıkma

    افسان

    ifsad: Bozma

    إِرْشان

    İrşad: Doğru yolu gösterme

    قُرْآنِ عَظِيمُ

    Kur'ân-ı Azîmüşşân: Şânı

    القان

    büyük Kur'ân

    ماعدا

    Maada: Başka

    مع هذا

    Maahaza: Bununla beraber

    ما بعد

    Mabad: Sonraki

    ما قبل

    Makabl: Öndeki, geçmiş

    مَوْضُوعُ تَحِتْ

    Mevzu -u bahis: Söz konusu

    ميثاق آزكلي

    Misak-ı ezeli: Ezeli sözleşme

    تنزل

    Tenezzül: Seviyesine inme

    وَقْتَايه

    Vakta ki: Ne vakit ki

    وَجْهِ اِرْتِبَالً

    Vech-i irtibat: İrtibat yönü

    وُجُوهُ ارْتِبَال

    Vich-u irtibat: İrtibat yönleri

    YanıtlaSil
  135. 06 Såre Bakans, 26-27

    جار

    إلى الله لا يستحى أن يضرب مثلاً ما بعونة تما توقها تأممَّا الَّذِينَ آمَنُوا فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الحمل به وانا الذينَ كَفَرُوا فيقولون ماذا آراد الله بهذا مثلاً يُضِلُّ بِهِ كَثِيرًا وَ يَعْدِي بِهِ كَثِيرًا وما يضل به إِلَّا الْفَاسِقِينَ الَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ الله مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَ يَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ الله يا أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

    كثيراً الله

    Bu ayetin gayet kısacık bir meâli: Yani "Cenab-Hakk, kafirlerin keyfi için, kullarını irsad ve ikāz etmek üzere, sivrisinek gibi hakir ve kıymetsiz bir hayvanla veya bir mahlûk ile misal getirmeyi terk etmez. İmânı olanlar, onun, Rabblerinden hak olduğunu bilirler.

    Fakat kafirler. 'Allah bu gibi hakir misällerden neyi iråde etmiştir' derler. Allah onun ile çoklarını dalâlete atar. Ve çoklarını da hidâyete getirir. Fakat Allah'ın fåsıklardan mâadâ dalâlete attığı yoktur.

    Fâsıklar da ol adamlardır ki, Allah'ın tâatinden hurûcla, misâk-ı ezelîden sonra ahidlerini bozarlar.

    Ve Allah'ın akrabalar arasında veya mü'minler beyninde

    emrettiği hatt-ı muvâsalayı keserler. Onların yeryüzünde işleri ifsåddır. Dünya ve âhirette zarar ve hüsrana ma'rûz kalan ancak onlardır."

    Bu âyetin de, sâir arkadaşları olan âyetler gibi, mevzů'-u bahis olacak vücûh-u irtibâtı ve cihât-ı nazmiyesi üçtür. Maahâzâ bu âyetin meâli hem mâkabline, hem mâba'dine, hem Kur'ân'ın tamamına bakıyor.

    ناظر

    لي

    ی

    Mába'dine olan vech-i irtibatı: Vaktâ ki Kur'ân-ı Azîmüşşân sinekten, ankebûttan misal getirdi. Karıncadan, bal arısından bahsetti. Müşrikler, münafıklar, Yahûdîler i'tirâz için fırsat buldular. Ve ahmakäne dediler ki: "Allah, azametiyle beraber, böyle hasîs ve hakir şeylerden bahsetmeye tenezzül eder mi? Halbuki ashâb-ı kemål, bu gibi kıymetsiz şeylerden bahsetmeye tenezzu etmezler, hayâ ederler" dediler. Kur'ân-ı Kerîm bu âyetle onları ağızlarını vurarak kapattı.

    e

    YanıtlaSil
  136. Adam Adama Yük Değil, Can Gövdeye Mülk Değil

    Konuklarımız veya yanımıza bir iş için gelen kimseler ya-nımızda sürekli kalmazlar. Bu sebeple onlardan yüksünmenin doğru olmadığını belirtmek için "adam adama yük değil, can gövdeye mülk değil" deriz. Genellikle bu atasözünü misafirden haz etmeyen veya yanına bir iş için gelenleri tersleyen kimse-leri uyarmak için kullanırız.

    Öncelikle misafir konusunu ele alalım.

    "Kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa misafirini iyi ağırlasın. Bunun uygun süresi bir gün ve bir gecedir. Misafir-lik (hakkı) üç gündür, bundan sonra (misafire ikram) sada-kadır..." Ayrıca "...misafirin de ev sahibini sıkıntıya sokacak kadar onun yanında kalması helal olmaz. "27

    Misafire bakış açımızı biraz daha geniş bir çerçeveden alır-sak karşımıza şöyle bir tablo çıkar; karşıladığımız her yeni gün, sınandığımız her imtihan hatta kendimiz bile konuk

    27 Hadislerle İslam III Misafirperverlik / İkram Ahlakı s. 257

    -52-

    YanıtlaSil
  137. avalinz. Her gunu misafir olarak gören bir kimse, yirmi dört giden zaman bir daha geri gelmeyecektir. Sıkıntılan bir misafir gibi gören kimse, konuğunu sabır döşeğine yatırır çünkü sabır, aatin her anını en verimli sekilde kullanmaya çalışır, çünkü Sevinç kapısının anahtarıdır." Kendini şu dünyada bir misafir ahiret için ciddi bir hazırlık yapması gerektiğini bilir. Çünkü gibi gören kimse de Allah'tan gayrısının geçici olduğunu sbür alem sonsuzluk yurdudur. ve

    Gelelim bir iş için yanımıza gelenlerin durumuna.

    En çok yakındığımız şeylerden biri de bazı kimselerin bizi ancak işi düştüğünde aramasıdır.

    Misafiri de işinin görülmesini isteyen kimseyi de bize gön-deren Allah'tır.

    Bu şuurla hareket eden kişi evine her geleni Allah'ın mi-safiri, yanına her geleni de Allah'ın bir emaneti olarak görür. Yani, adamlık etmiş olur. Ancak bunun da bir sınırı vardır.

    Mesela haramda yardımlaşma yoktur.

    Allah'ın yasak ettiği bir şeye bizi de bulaştırmak isteyen birine veya arsızlık edip de iyi niyetimizi sürekli kullanan bir kimseye aynı hoşgörüyü gösteremeyiz. Daha doğrusu göster-memeliyiz. İnanın ki bunun adı da adamlıktır. Şairin de dediği gibi:

    "Ådeme âdem gerektir,

    Adem etsin Ademi.

    Adem, Adem olmayınca,

    Adem netsin Ademi."28

    "Adem", dediysek sözümüz sadece erkeklere has değildir. Bu sözümüze kadınlar da dâhildir. Nihayetinde misafirleri en

    28 Ziya paşa, https://www.fikriyat.com/galeri/edebiyat/divan-edebiyatin-dan-beyitler-ve-anlamlari/9

    -53-

    YanıtlaSil
  138. güzel şekilde ağırlamamızı sağlayan onlardır. Yalnız misafir kabul etmeden önce dikkat etmemiz gereken bir püf nokta daha vardır. Nasıl ki bir konuk en iyi biçimde ağırlanmak isterse aynı şekilde ev sahibi de iyi bir hazırlık yapmak ve bunun için misafirinin geleceğinden haberdar olmak ister. O sebeple evimize misafir getirmeden önce eşimize haber vere-lim ki sonradan yaşanması muhtemel tatsızlıkların da önüne geçmiş olalım.

    Evleriniz misafire, gönülleriniz ise iyilik ve güzelliklere açık olsun.

    YanıtlaSil
  139. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    شورة الانفال

    سورة الأنفال مدنية وهي خمس وسعون اليه

    ن م الله الرحمن الرحيم يشكلونك عن الْأَنْفَالِ قُلِ الْأَنْفَالُ لِلهِ وَالرَّسُولِ فَاتَّقُوا الله وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ وَأَطِيعُوا الله وَرَسُولَة إلى كلك مُؤْمِنِينَ إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ . الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ وَ أُولَئِكَ هُمْ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِ إِلَى كَرِيد كَمَا أَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنْ بَيْتِكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّ فَرِيقًا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ لكَارِهُونَ يُجَادِلُونَكَ فِي الْحَقِّ بَعْدَ مَا تَبَيَّنَ كَأَنَّمَا يُسَاقُونَ إِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَ وَإِذْ يَعِدُكُمُ اللَّهُ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ أَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكون لكم وَيُرِيدُ اللهُ أَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ . ليُحِقُ الحَقِّ وَيُبْطِلُ الْبَاطِلَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ .

    إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

    66 Müminler o kimselerdir ki, Allah'ın adı anıldığında yürekleri titrer, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda bu onların imanlarını arttırır. Onlar yalnızca rablerine güvenirler. (Enfal, 8/2)

    ال المستعملون

    Mushaf sayfa no: 176

    Hafızlık sayfa no: 9. cüz/5. sayfa

    OLGUN MÜMİNLER, TEZEKKÜR, TEFEKKÜR VE TEVEKKÜL EHLİDİRLER.

    BİLGİ

    Bazı sahâbiler, savaş ganimetleri konusundaki beklentileri gerçekleşmeyince hatalı tavırlar takınmışlardır. Bu ayetle onlara, olgun müminlerde bulunması gereken özellikler hatırlatılmıştır. Olgun müminler; kendilerine Allah'tan söz edildiğinde heyecan duyarlar, gönüllerinde korku ile coşku arası duygular oluşur. Allah'ın âyetleri okundukça, ihtiva ettiği hikmet ve bilgiler sebebiyle onların imanları güçlenir. Ve onlar mal, mülk, evlat, eş ve dost edinseler de gerçekte bunlara değil, her şeyi yaratan ve mülkün yegâne sahibi olan Allah'a dayanıp güvenirler.

    MESAJ:

    "Her nerede olursan ol, Allah'tan kork!" (Tirmizi, Birr, 55)

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Zikir: Anmak, hatırlamak.

    İman: Tasdik etmek, kabul etmek.

    Tevekkül: Elinden geleni yaptıktan sonra Allah'a güvenmek.

    176

    YanıtlaSil
  140. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    الجزء التاريخ

    با شابلون ريسك فاستجاب لسلم الى مبدكم الف من المليكة مرد بون وما جعله الله إلا الشمرى والطماق بِهِ الأُويْكُمْ وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهُ إِنَّ الله عزيز حكيم إِذْ يُعْليكُمُ النَّعاس أمنه منه ونازل عليكم مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِهِ وَيُذْهِبَ علكم رجل الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلَى قُلُوبِكُمْ وَيُنَ به الأقدام إِذْ يُوجِى رَبُّكَ إِلَى الْمَلَكَةِ إِلَى مَعَكُمْ قليلوا الذينَ آمَنُوا سَأَلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرَّعْبَ الماطربوا فوق الأعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ . ذلك بالهُمْ كَالُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَمَنْ يُشَاقِ اللهَ وَرَسُولَهُ قال الله شديد العقاب . ذَلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَأَنْ الكَافِرِينَ عَذَابَ النَّارِ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا زَحْفًا فَلَا تُوَلُوهُمُ الْأَدْبَارَ وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُ إِلَّا مُتَحَرِّفًا لِقِتَالٍ أَوْ مُتَحَبِّرًا إِلَى فِئَةٍ فَقَدْ باءَ بِغَضَبٍ مِنَ اللهِ وَمَأْوَيَهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ .

    وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ

    66 Yardım ancak Allah

    tarafındandır.99

    (Enfal, 8/10)

    Mushaf sayfa no: 177

    Hafızlık sayfa no: 9. cûz/4. sayfa

    ZAFER, ANCAK ALLAH'IN YARDIMIYLADIR.

    BİLGİ

    Bedir Savaşı'nda, müşrikler karşısında sayıca yetersiz olan Müslümanların, galip gelebilmek için ilahi yardıma ve morale ihtiyaçları vardı. Savaş öncesi Hz. Peygamber ve müminler, Allah'a sığınıp O'ndan yardım dilediler. Sonunda Allah'ın vaadi ve Hz. Peygamber'in duası gerçekleşmiş, binlerce melek yardıma gelerek bizzat düşmanla savaşmışlardı. Allah'ın zafer vaadinin, hem Müslü-manların gayretleri, hem de meleklerin katkılarıyla gerçekleşmesinin hikmeti; zaferin müjdesi olsun ve bu sayede kalpler tatmin olsun ayrıca sonuç hakkında güven oluşsun diyedir.

    MESAJ

    1. Tüm işlerimizde önce üzerimize düşeni yapar, sonra da Allah'tan yardım dileriz. 2. Allah'ın yardımı geldiğinde başarı ve zafer kesindir.

    3. Mümin, başardığında başarıyı kendinden bilmez. Bunun Allah'ın yardımıyla olduğunu bilir, gurur ve kibre kapılmaz.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Nasr. Yardım, zafer.

    1774

    YanıtlaSil
  141. TARİHTE BUGÜN

    1284-Nasreddin Hoca'nın

    vefatı.

    1633 - Engizisyon

    Mahkemesi'nce mahkûm edilen Galile, Dünya'nın döndüğüne ilişkin tezini inkâr etmek zorunda kaldı.

    1780 - Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın vefatı.

    1941 - Almanya SSCB'yi istilâ etmeye başladı.

    HAZİRAN

    22 PAZAR

    26 1446

    ZİLHİCCE

    RUMÎ: 9 HAZİRAN 1441 HIZIR: 48

    BIR AYET

    Kalplerinde bir hastalık vardır; Allah, hastalıklarını daha da artırmıştır. Yalan söylemeleri sebebiyle onlar için can yakıcı bir azap vardır. (Bakara: 10)

    BİR HADİS

    Allah için seven, Allah için düşmanlık eden, Allah için veren ve Allah için vermeyen kimse imanını kemale erdirmiştir.

    (C. Sağîr, No: 3521)

    Allah için işleyiniz, Allah için görüşünüz, Allah için çalışınız. Lillâh, livechillâh, lieclillâh rızası dairesinde hareket ediniz. Lem'alar

    YanıtlaSil
  142. TARİHTE BUGÜN

    - 1950 - Demokrat Parti'nin

    14 Mayıs'taki seçimlerden galibiyetle çıkmasıyla Adnan Menderes Başbakan, Celâl Bayar Cumhurbaşkanı oldu.

    MAYIS

    21

    PERŞEMBE

    BİR AYET

    iledir. Allah'ın kudreti her şeye galiptir ve her işi hikmet

    Bakara Suresi: 228

    4 1447

    BİR HADİS

    Azimeti uygulayın. Ruhsatı da kabul edin.

    ZİLHİCCE

    RUMI: 8 MAYIS 1442

    HIZIR: 16

    Kendini başıboş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada nazar-ı hikmetle baksan; hiçbir şeyi gâyesiz, nizamsız göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gâyesiz olabilirsin?

    YanıtlaSil
  143. esbab i mucibesi Cennetin binasına sebebiyet verecekti. olmasa idi, şu zatın tek duası, baharımızın icadı kadar kudretine hafif gelen şu

    Evet, nasıl ki onun risaleti şu dar-ı imtihanın ar

    Eger rahmet, inayet, hikmet, adalet gibi, hesapsız o matlubun

    Risaler Ahmedge (asm)

    BİR AYET

    TARİHTE BUGÜN

    -1773-ITÜ'nun kuruluşu.

    - 1915-Conkbayırı zaferi.

    10

    CUMA

    1960 - Celal Bayar ve Adnan Menderes, yargılanmak üzere Yassıada'ya götürüldü.

    FRIDAY

    Allah dilediğini doğru yola iletir.

    Bakara Suresi: 213

    BİR HADİS

    HAZİRAN

    JUNE

    Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.

    Kıyametle, saadet-i ebediyenin geleceğine en büyük delil, rahmettir. Evet, rahmetin rahmet olması ve nîmetin nîmet olması, ancak ve ancak haşir ve saadet-i ebediyeye bağlıdır.

    İşârâtü'l-İ'câz

    HİCRİ 11 ZİLKA'DE 1443 RUMI- 28 MAYIS 1438

    HIZIR-36 GÜN 161 KALAN-204 GÜN UZA-1 DK

    YanıtlaSil
  144. 216

    İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X

    Alkama Bişr b. Muaviye bulunuyordu. Piskopos'un yanında anne bir kardeşi ve amcasının oğlu olan

    Ebd ettiler. Necran Temsilcileri, Peygamberimizin yazısını Piskopos'a teslim

    Piskopos, yazıyı okuyor ve Ebû Alkama da, onun yanı sıra devesi. Bişr'in devesi tökezleyince, Bişr, Peygamberimize, isim zikr etme-nin üzerinde gidiyordu.

    den, ilendi. Piskopos «Vallâhi, sen, gönderilmiş olan bir Peygambere ilendin!?

    dedi. Bişr, ona «Öyle ise, vallahi, ben de, Resûlullah Aleyhisselâma gi dip bağlanmadıkça, bir yerde konaklamayacağım!» dedi. Devesinin yü zünü Medine'ye doğru ve sırtını da, Piskopos'a çevirip devesini sürdü Peygamberimizin yanına gelip Müslüman oldu ve Peygamberimiz-den ayrılmadı (145).

    Necran Kilisesi Baş Papası İbn-i Ebi Şemir'üz'Zübeydi'nin

    Peygamberimizle Görüşmeğe Gelmesi:

    Necran Temsilcileri, Necran'a girince, Necran kilisesinin Baş Pa-pası İbn-i Ebi Şemir'üz'Zübeydi'nin yanına vardılar.

    Ona Gelmesi beklenen Peygamber, Tihâme'de gönderilmiş!» de diler ve Peygamberimizle aralarında olup bitenleri ve Peygamberiml-zin, kendilerini lânetleşmeğe dâvet ettiğini ve fakat, kendilerinin bu-man olduğunu anlattılar. na yanaşmadıklarını, Bişr b. Muaviye'nin yoldan geri dönüp Müslü

    aşağı atacağım! dedi. Papas Beni tutup aşağı indiriniz! Neredeyse, kendimi şu kiliseden

    Onu, tuta tuta aşağı indirdiler.

    Elbise, ağaç çanak ve asa gibi bazı hediyeler alıp Peygamberiml zin yanına geldi.

    Bir müddet, Medine'de kaldı. Vahy, dinledi.

    getirmek nasib olmadı (146). Yine geleceğini va'd ederek Necran'a döndü ise de, va'dini yerine

    Seyyid fle Åkib'ın Medine'ye Gelip Müslüman Oluşu :

    Necran Temsilcileri Necran'a geldikten kısa bir müddet sonra Sey-yld ile Akib, Peygamberimizin yanına dönerek Müslüman oldular (147).

    (145) Ebülfida-Sire c. 4, s. 104-105

    (146) Ebülfida-Sire с. 4, s. 105-106

    ül'Ayni-Umdetülkari c. 18, 8. 28. İbn-i Hacer-Fethulbari c. 8, s. 14. Kastalani-Me-(147 ) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 358, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 57, Bedrüddin'-vahibülledünniye c. 1, s. 317, Diyar Bekri-Hamis c. 2, s. 196

    YanıtlaSil
  145. NECRAN TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ

    217

    ve orada ağırladı (148).

    Ebû

    Peygamberimiz, onları, Ebû Eyyub Halid b. Zeyd'in evine indirdi

    slim

    Kaetani'nin Yanlışları :

    vesi-

    Kaetani (Yemende Necran Hıristiyanlarile Muahede) başlıklı 59. fıkrasında, Peygamberimizin, Necranlılara bir mektup yazdığını kayd ettikten sonra:

    me-

    Mektubun muhteviyatı ne olduğu söylenmiyor.» (149) diyorsa da. yanlıştır.

    gi-

    Mektup, Yakubi ve Beyhaki tarafından tesbit ve rivayet edilmiş bulunmaktadır (150).

    Kaetani, 60. fıkrasında, Peygamberimizin yazısı hakkında "Onların sarı, beyaz, yahut siyah bütün meyvalarının ve kölelerinin sahibi idi. Maamafih onlara karşı âlicenaptır. (151)

    diyorsa da, yanlıştır.

    z-

    Yazının bu husustaki ibaresini «Necranlıların beyaz, kırmızı, sarı.. her çeşid nakidlerile meyva ve mahsulleri ve köleleri hakkında Resûlul-lah'ın hükmü: bunların hepsini kendilerine bırakırsın!» diye terceme etmek gerekir ve doğru olurdu.

    Aynı yazının tercemesinde Alınmış olan zırhlar, bargirler, yahut develer vesairenin de kıymeti takdir edilecektir. (152) diyorsa da, yanlıştır.

    Böyle değil, şöyle terceme etmek gerekirdi:

    Harac olarak ödemeleri gereken binek hayvanları veya atlar, ve-ya zırh gömlekler veya diğer mallar, kendilerinden hisapla alınacaktır.n «Elçilerim, bir aydan fazla tutulamaz, bekletilemezler." diye ter-

    ceme edilmesi gereken ibâreyi, Kaetani'nin «Fakat onları bir aydan zi-yade beslemeğe mecbur değildirler.» (153) diye terceme etmesi yan-listır.

    "Artık faiz alma, verme yoktur. Cahiliye devrinden kalma kan da-vası da, güdülmeyecektir." diye terceme edilmesi gereken ibareyi «Mu-tábahakarane faiz mahsulü veya müşriklik zamanlarının kan diyeti bedeli olmadıkça... (154) diye terceme etmesi de, yanlıştır.

    Tarihi bilgi ve belgeler karşısında hiç bir değer taşımayan 2, 3, 4 numaralı notlar üzerinde durmağa lüzum görmüyoruz.

    148) İnb-i Sa'd Tabakat c. 1, 5, 358, Bürkani Mevahib, Şerhi c. 4, s. 43

    ( (149) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 97

    150) Yakubi-Tarih c. 2, s. 81, Beyhakiden naklen Ebülfida-Sire c. 4, 5. 101

    (

    (151) Kaetani-İslâm Tarihi e. 7, s. 101

    (152) Kaetani-Islâm Tarihi c. 7, 5. 101

    (154) Kastani-İslâm Tarihi c. 7, s. 102

    (153) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 102

    YanıtlaSil
  146. REIS ÇATLI

    Ülkücülük batı dillerinden dilimize giren idealistlik kelimesiyle aynı olan bir anlam belirtmektedir. Ülkücülük veya idealizm insan kafasının içinde elde edilmesi, varılması en mükemmel, en güzel, kendisini mutlu edecek hedeflerin tasarlanması ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için arzu gösterilmesi ve çalışılması anlamını taşır. İnsanlar arasında idealistler yetişmeseydi insanlık bugün dünyayı aydınlatan birçok gelişmelerini, birçok alanlardaki yükselişlerini sağlayamazdı. Her gerçek, her fikir önce insanların kafasında bir hayål olarak doğar. İnsanlar hayal ederler. Hayal kurarlar. Bu hayalleri kendileri için iyi olan, kendilerinin özledikleri, elde etmekle mutluluk duyacakları bir takım istekleri, birtakım özleyişleri belirtir. İnsanlar hayalleriyle diğer canlılardan bir ayrıcalık gösterirler ve gerçekten insanlık vasfını kazanmış olurlar. İşte ülkücülük de yani idealizm de insanların ve insan topluluklarının kendileri için varılması mutluluk sağlayacak, varılmasıyla en gelişmiş, en yükselmiş bir durum sağlayacak bir hayalin düşünülmesi ve insan beyninde tasarlanarak şekillendirilmesidir.

    YanıtlaSil
  147. Reis Çatla

    79 tarafından verildiği iddiasının giderek daha güçlü bir ses tonuyla dile getirildiğini söylemek gerekiyor.

    Evet, önceki gün birlikte sabah kahvaltısı yaptığımız bu önemli isim her şeyin iki-üç yıl önce başladığını söylüyor. Peki, nedir başla-yan? Özel Harekât Timi'nin kurulması...

    Bu senaryoya göre, bundan bir buçuk, iki yıl önce Mehmet Ağar'ın Emniyet Genel Müdürlüğü'ne gelmesiyle birlikte PKK'yla mücadele için Özel Harekât Timi kuruluyor.

    0 O günlerde Başbakan Tansu Çiller de bu gücün oluşumuna hem demeç vererek, hem de stratejik olarak destek veriyor.

    Yine o günlerde Tansu Çiller, CIA ve FBI modelinden bahsede-rek, "Poliste bir özel istihbarat birimi oluşturulacağını açıklıyor.

    Elbette bu birimden MİT rahatsız oluyor. MİT o güne kadar Asala'ya karşı mücadele için kullanılmış olan ülkücü kökenli bazı isimleri devletle ilişkilerinin, dolaylı bağlantılarının koparılması-nı istiyor ve koparıyor. Abdullah Çatlı işte böyle birisi, bu nedenle Abdullah Çatlı arkadaşları tarafından "bir devlet kahramanı" olarak ilan ediliyor.

    Asala bitiyor ama arkasından belki de daha tehlikeli bir suç örgü-tü olan PKK ortaya çıkıyor. İşte bu anlamda tıpkı Asala'yla mücadele edildiği gibi benzeri bir yöntemle PKK'yla mücadele edilmesi görüşü gündeme geliyor.

    Bu mücadele de hukuk dışı yada "gayri-nizami" bir şekilde plânlanıyor. Bu aşamada MİT, PKK ile bir şekilde mücadelenin doğ-ru olmadığı, devlet dışında bazı güçlerin bu “gayri-nizami" mücade-leye organize edilmesini doğru bulmadığını iletiyor ve uzak duruyor.

    YanıtlaSil
  148. REL CATLI

    KAMİL TURHAN

    KOD YAYINCILIK

    YanıtlaSil
  149. ATLANTIS YAYINEVI

    GÜNCEL YAKIN TARİH DİZİSİ - 13

    Adı:

    Reis Çatlı

    Yazarı:

    Kamil Turhan

    Yayın No.

    341

    © Copyright

    2013, İlya İzmir Yayınevi, İzmir-Türkiye 5846 Sayılı Yasaya göre tüm hakları İlya İzmir Yayınevi'ne ait olup kısmen veya tamamen, izin alınmadan basılamaz.

    Kod Yayıncılık İlya İzmir Yayınevi'nin markasıdır.

    ISBN

    978-605-4807-01-7

    Baskı

    Altıncı Baskı, Aralık 2015 - İZMİR

    Basıldığı Yer

    İlya İzmir Yayınevi Matbaası

    Adres

    İlya İzmir Yayın Medya Yapım Dağıtım Pazarlama Sanayi Tic. Ltd. Şti. Refik Tulga Cad. No:11 Çamdibi/İzmir Tel-Pbx: (0232) 462 75 86 - Fax: (0232) 462 32 19

    ilyayayinevi@gmail.com

    www.ilyayayinevi.com.tr

    YanıtlaSil
  150. KİTAP ve OKUMA

    zik,

    aya JISIZ den

    tir.

    Kitap ve okuma konusuna; «Nereden başlamalı? Nasıl başlamalı?» diye dü şündüğümüzde kimimiz karar vermekte zorlanırız. Çünkü kitap ve okuma konusu; insan için su gibi, hava gibi hayati önem arz eden bir konu, basite alınmayacak; «Boş ver!» deyip geçilmeyecek kadar anlamlı ve derin bir mevzudur.

    Biliyoruz ve inanıyoruz ki okuma, in-san için en önemli bir ihtiyaçtır. «Rühumu-zun, gönlümüzün, aklımızın, duygularımı-zın en büyük ihtiyaçlarından biridir.» de diyebiliriz. Açlık nasıl beden için ölüm ise, câhillik de insan ve toplum için felakettir.

    İnsanlığımızın yara almaması; değer-lerimizin kaybolmaması; kimliğimizin bozulmaması; kişiliğimizin, karakterimi-zin sağlam kalması için başvuracağımız yollardan birisi, iyi ve güzel olan kitap-larla hemhâl olmaktır.

    Neyi okumalı? Nasıl okumalı? Ne za-man okumalı? Nerede, ne kadar okuma-lı? Ve en önemlisi niçin okumalı? Oku-maktan gaye ne? Bütün bu sorular ayrı bir başlık olacak konulardır.

    "Neyi, niçin okumalıyız?" sorusuna verebileceğimiz cevap ise şudur:

    lı olanı okumaktır. Bu eserleri okumayı Esas olan şu ki; iyiyi, güzeli, fayda-sevdirmek, elde edilen bilgileri hayatı-mıza uygulamaktır. Bu sayede karakte-rimizi sağlamlaştırmak, kişiliğimizi ol-gunlaştırmaktır.

    Netice olarak; inançlı, güzel ahlâklı, anlayışlı, hoşgörülü, yardımsever iyi bir insan olmaktır.

    İncinmeyen, incitmeyen; hak ye-meyen, yedirmeyen; kulluğun şuurun-da adam gibi adam olmaktır. İşte oku-maktan gaye, biraz da bu vasıflara sahip olmaktır.

    amaç değil araçtır. Hayatın gayesi değil Gerçekte ise okumak, insan için bir yollardan biridir. bir parçasıdır. Gayeye ulaşmaya götüren

    ma, kuru bilgi sahibi olma insana yetmez. Şunu da iyi bilmeliyiz ki; sadece oku-Okuduklarımız, bizlere dünya ve âhiret mutluluğu sağlamada rehber olmalıdır.

    YanıtlaSil
  151. Dial, ilmi, edebi her türlü bilgiler; nanımıza guç, rúhumuza ışık, Mikımıza güzellik vermelidir.

    Okuduklarımız bizi pırıl pırıl Juklarımızla hayatımıza yön ve ir hayata kavuşturmalıdır. Oku-emiyorsak, inandığımız gibi ya amiyorsak, yaşadıklarımızdan at alamiyorsak o zaman bu oku-na neye yarar? Yūnus Emre'nin adesiyle:

    Ilim alim bilmektir, Ilam kendin bilmektir, Sen kendini bilmezsen; Bu nice okumaktır?

    "Okumanın yaşı var mı?" di ve soranlara deriz ki:

    Okumanın yaşı yoktur. Abbasi halifesi Me'mun'a yaşlı amcası;

    Bu yaşta bize okumak ya-kışır mı?" deyince, o da;

    Ilim talebesi olarak ölmen, cehålete kanaat ederek yaşaman dan daha iyidir." diye cevap vermiş.

    Her yaştaki insanın, kendi seviyesine göre okuyacağı güzel kitaplar vardır. Rühumuzun gı-disı ve can dostlarımız olan ki-taplar, bizim için mükemmel bir kılavuz, bitmez tükenmez bir ha zine, zengin ve cömert bilgi kay naklarıdır.

    İslâm büyüklerinin ve yaban-a mütefekkirlerin, kitaplar hak-kında söyledikleri güzel sözlere de kulak vermeli ve bize aşıla-mak istedikleri fikirler üzerinde düşünmeliyiz.

    Bu konuda Hazret-i Ali Efen-dimiz;

    "Kitapları toplamak bir şey değil, onların içindekini kafan-da toplamaya ve saklamaya bak!" buyurmaktadır.

    Yabancılardan Seneka da;

    "Kitapsız hayat; kör, sağır ve dilsiz yaşamaktır." demektedir.

    Velhasıl bizler için bundan daha önemli olan bir hakikat şu ki; İlk emri;

    "Oku!" olan mukaddes bir ki-taba sahibiz. Bu nimetin değeri-iyi bilmeliyiz. ni, bu güzelliğin kıymetini çok

    "lyi bir kitap bugün, yarın ve her zaman dostların en iyisidir." sözü ile gerçekleri görmeli, gü zellikleri bulmalıyız.

    Her zaman doğruyu, güzeli gösteren milli ve dini, maddi ve mânevi değerlerimizi anlatan her türlü ilmi ve edebi eserleri alıp okumalıyız.

    "...Câhillerden yüz çevir." (el A'raf, 199) buyuran bir dine men-sup olduğumuzu bilmek ve insan için en kötü hållerden birinin cå hillik olduğunu da unutmamak zorundayız.

    Unutmayalım ki, güzel niyet-lere, iyi hasletlere, sağlam kairat-terlere sahip olmanın en önemli yollarından birisi kitaplarla hem-hål olmak ve okumaya doyma-maktır

    "Okumak nedir?" diyenlere de şu veciz ifadelerle bunu izah edebiliriz:

    Okumak; bilginin, kültürün kaynağı olan eserlerden faydala-narak; aklı bilgiyle buluşturmak, zekâyı fikirle geliştirmek, gönlü duyguyla coşturmaktır.

    Okumak; vasıtasız yol almak, kanatsız uçmak, iki kapak aralı ğından farklı âlemlere dalmaktır.

    Okumak; satırların sadırla buluşması, akılla tanışması; an-lama, kavrama, anlatma kabili yetinin artması demektir.

    Okumak; cehlin karanlığın-dan kurtulmak, bilginin aydın-lığına kavuşmaktır. Güzel bir meziyet, zengin bir kültür sahi-bi olmaktır.

    Okumak; hayalin ufukların da gezip, hakikatin deryasında yüzerek adam olmaya aday ol-manın, adam gibi adam olma-nın yoludur.

    Okumak; hayatı anlamaya,

    tanımaya ve doğru ya-

    şamaya vesile; geçmişi bilmeye, geleceği düşünme-tadır. ye ve gerçeği görmeye de vası-

    Okumak; nårin, nâzik, ki-bar ve zarif olmaya davet, sayı-sız pencerelerden käinâtı seyret-mektir.

    Okumak; cümlelerin sergisi-ni izlemek, fikirlerin dünyasında gezinmek, boş zamanı doldurmak, dolu zamanı güzelleştirmektir.

    Okumak; bilgelik yolunda yürümenin, bilgiye kanmanın, bilmenin, bulmanın, olmanın adıdır.

    Okumak; bir gönlü binler-ce gönülle buluşturan kitaplarla, sohbet ve bilgi denizinden fikir incileri toplamaktır.

    Okumak; okunan eserle hemhål olmak, bazen sevinç ba-zen hüzünle dolmak, zihni dai-ma zinde tutmaktır.

    Okumak; aklın, gönlün, zih-nin gıdâsıdır.

    Okumak; kendini, toplumu ve çevreyi tanımanın en sağlam ve güzel yollarından biridir.

    Rabbim; hak ve hakikati bil-mede, bulmada ve olmada niye-timizi temiz, gayretimizi hâlis, sonumuzu güzel eylesin!

    Amin...

    YanıtlaSil
  152. YUZAKI

    ahlákımıza güzellik vermelidir. Pini, ilmi, edebi her türlü bilgiler; imánımıza guç, rûhumuza ısık,

    Okuduklarımız bizi pırıl pırıl bir hayata kavuşturmalıdır. Oku-duklarımızla hayatımıza yön ve remiyorsak, inandığımız gibi ya şamıyorsak, yaşadıklarımızdan tat alamıyorsak o zaman bu oku-ma neye yarar? Yūnus Emre'nin ifadesiyle:

    Ilim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir, Sen kendini bilmezsen; Bu nice okumaktır?

    "Okumanın yaşı var mı?" di-soranlara deriz ki;

    ye Okumanın yaşı yoktur. Abbasi halifesi Me'mun'a yaşlı amcası;

    "-Bu yaşta bize okumak ya-kışır mı?" deyince, o da;

    "-İlim talebesi olarak ölmen, cehalete kanaat ederek yaşaman dan daha iyidir." diye cevap vermiş.

    Her yaştaki insanın, kendi seviyesine göre okuyacağı güzel kitaplar vardır. Rühumuzun gı dası ve can dostlarımız olan ki-taplar; bizim için mükemmel bir kılavuz, bitmez tükenmez bir ha-zine, zengin ve cömert bilgi kay naklarıdır.

    İslâm büyüklerinin ve yaban-cı mütefekkirlerin, kitaplar hak kında söyledikleri güzel sözlere de kulak vermeli ve bize aşıla-mak istedikleri fikirler üzerinde düşünmeliyiz.

    Bu konuda Hazret-i Ali Efen-

    dimiz;

    "Kitapları toplamak bir şey değil, onların içindekini kafan-da toplamaya ve saklamaya bak!" buyurmaktadır.

    Yabancılardan Seneka da;

    "Kitapsız hayat; kör, sağır ve dilsiz yaşamaktır." demektedir.

    Velhâsıl bizler için bundan daha önemli olan bir hakikat şu ki; İlk emri;

    "Oku!" olan mukaddes bir taba sahibiz. Bu nimetin değe ni, bu güzelliğin kıymetini çı iyi bilmeliyiz.

    "lyi bir kitap bugün, yarın her zaman dostların en ivisid sözü ile gerçekleri görmeli, g zellikleri bulmalıyız.

    Her zaman doğruyu, güze gösteren milli ve dini, maddi v mânevi değerlerimizi anlatan ho türlü ilmi ve edebi eserleri alıų okumalıyız.

    "...Cahillerden yüz çevir." (el A'raf, 199) buyuran bir dine men-sup olduğumuzu bilmek ve insan için en kötü hållerden birinin cà-hillik olduğunu da unutmamak zorundayız.

    Unutmayalım ki; güzel niyet-lere, iyi hasletlere, sağlam karak-terlere sahip olmanın en önemli yollarından birisi kitaplarla hem-hål olmak ve okumaya doyma maktır.

    "Okumak nedir?" diyenlere de şu veciz ifadelerle bunu îzah edebiliriz:

    Okumak; bilginin, kültürün kaynağı olan eserlerden faydala-narak; aklı bilgiyle buluşturmak, zekâyı fikirle geliştirmek, gönlü duyguyla coşturmaktır.

    Okumak; vasıtasız yol almak, kanatsız uçmak, iki kapak aralı ğından farklı âlemlere dalmaktır.

    Okumak; satırların sadırla buluşması, akılla tanışması; an-lama, kavrama, anlatma kabili yetinin artması demektir.

    Okumak; cehlin karanlığın-dan kurtulmak, bilginin aydın-lığına kavuşmaktır. Güzel bir meziyet, zengin bir kültür sahi-bi olmaktır.

    Okumak; hayalin ufukların da gezip, hakikatin deryâsında yüzerek adam olmaya aday ol manın, adam gibi adam olma-nın yoludur.

    Okumak; hayatı anlamaya,

    tanımaya ve doğru ya-samaya vesile; geçmişi bilmeye, geleceği düşünme-ye ve gerçeği görmeye de vası-tadır.

    Okumak; nårin, nazik, ki-bar ve zarif olmaya davet, sayı sız pencerelerden kâinatı seyret-mektir.

    Okumak; cümlelerin sergisi-ni izlemek, fikirlerin dünyasında gezinmek, boş zamanı doldurmak, dolu zamanı güzelleştirmektir.

    Okumak; bilgelik yolunda yürümenin, bilgiye kanmanın, bilmenin, bulmanın, olmanın adıdır.

    Okumak; bir gönlü binler-ce gönülle buluşturan kitaplarla, sohbet ve bilgi denizinden fikir incileri toplamaktır.

    Okumak; okunan eserle hemhål olmak, bazen sevinç ba-zen hüzünle dolmak, zihni dai-ma zinde tutmaktır.

    Okumak; aklın, gönlün, zih nin gıdâsıdır.

    Okumak; kendini, toplumu ve çevreyi tanımanın en sağlam ve güzel yollarından biridir.

    Rabbim; hak ve hakikati b

    mede, bulmada ve olmada niy timizi temiz, gayretimizi hål sonumuzu güzel eylesin!

    Amin...

    YanıtlaSil
  153. Okumak; nârin, nâzik, kibar ve zarif olmaya davet, sayısız pencerelerden kâinâtı seyretmektir.

    Okumak;

    cümlelerin sergisini izlemek, fikirlerin dünyasında gezinmek, boş zamanı doldurmak, dolu zamanı güzelleştir-mektir.

    YanıtlaSil
  154. “Neyi, niçin okumalıyız?"

    sorusuna verebileceğimiz cevap ise şudur:

    Esas olan şu ki; iyiyi, güzeli, faydalı olanı okumaktır.

    Bu eserleri okumayı sevdirmek, elde edilen bilgileri hayatımıza uygulamaktır.

    Bu sayede karakterimizi sağlamlaştırmak, kişiliğimizi olgunlaştırmaktır.

    nımaya ve doğru ya-maya vesile; geçmişi

    YanıtlaSil
  155. “Neyi, niçin okumalıyız?"

    sorusuna verebileceğimiz cevap ise şudur:

    Esas olan şu ki; iyiyi, güzeli, faydalı olanı okumaktır.

    Bu eserleri okumayı sevdirmek, elde edilen bilgileri hayatımıza uygulamaktır.

    Bu sayede karakterimizi sağlamlaştırmak, kişiliğimizi olgunlaştırmaktır.

    nımaya ve doğru ya-maya vesile; geçmişi

    YanıtlaSil
  156. KISSADAN HİSSE

    Zahit GENÇ

    genczahit@gmail.com

    YanıtlaSil
  157. Muhtesem Bit Máziden İhtişamlı Yauntara...

    YUZAKI

    YIL 18 HAZİRAN 2022

    Fecre andolsun!.. (Fecr, 1)

    AYLIK EDEBİYAT, KÜLTÜR SANAT, TARİH ve TOPLUM

    DERGİSİ

    YanıtlaSil
  158. ٢٠٧

    سوره بقره (٢٦-٢٧)

    ما قبلیله جهت جهت نظمی و ارتباطی ایند: قرآنك احتوا اديكى صفات و مزايا نصح به کلامده صبح کیا هیم به خصره بولو نمار یخی سوره نك باشنده اثبات ایر بلونگی کی حضرت محمد علیہ الصلاة والقادرية نبوتی ده قرآنك مو از دام اثات بديلدى. قرآنك عجازى وفى تحدى الله، یعنی مخالفادى معار و مبارزه میداننه دعوت اتحطه اثبات بر بادی جونا معارضه به باسلام دعوت، سکھتا جوابلا ندير بلدى. بويله جهان شمول إنقلابي ونديرمك كون باسيلان دعوت وزرینه مبارزه میکنه کلمہ بور سكوت اتمك الله اثر عجز در قرآن كريمك بواثا تار من قارش، افراد حبط اولوا اغبراري حامد قاری کی، اونارك بضری سام فلح اوغرادى. بالكز قرآن هر خصو صده من الماله باله

    اولد يفندن، اور اقدن اوزاغه بعضه او فاقه تفك اعتراض طاشهريني انتشار در

    از جمله: ( كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا) و (أَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَاءِ) بی عادی، قیمت منالار در قرآن کی دیگی تمثيلهى، يوكن كلا وارك كمالنه يا قيشمان بوكي تمثيلها، بين الناس يا بيلان مظالم لي قونوشمه لره بگزه یور دیده مغالطه ایله خلط انتشار در قرآن کریم، او نارك او خلطارین بو آناه

    با شارين وور مشدر.

    ای آر قداس عجله ایمه بوراده به پارچه طور می ایجاب ایدر. او نارك بك واهي وضعيف شبه الرى وارد بوشبه الى متال بعض وهملر دن نشئت انتشدر او و هملرده، بعض مغالط الردن حصولہ کا مشلر در اوزارك قرآنك كماني تنزيل ايتمك ايجون، قرآنك تمثيل لمريني انسانلرن تعبيد المرين قیاس ایمو لری، قياس مَعَ الْفَارِ قدر. الرنده دين الر قدر فرقه وار در اوناری مغالطه ایله بو قیاسه

    سوق اليدن نقطه الرك،

    ( بريسي) اونار هر شية، مألو فارينه با قد قاري نظر له باقييولي.

    (ایکنجیسی) اوناء انسانك ذهنتك، فكرينك لسانك، سمعنك جزءى اولد قلريني .. و جزوى اولد قاری ايجون قصداً و بالذات ايکی شيئه برابر تعلم ايده من قريني نظره المشهر در

    (او ضحيى) همتك يوكن و الجاق قمار يني تفريق ايدن مقياست، اشتغال واهتمامدن عبارت اولد یعنی دو شونشكر در یعنی يوكن شياره اهتمام ايدنك همتي يوك كدر، الحاق إيشار له اشتغال

    ايدنك همتي الجا قدر، ديمشلر در.

    YanıtlaSil
  159. بالغ

    Bate: Erisen

    بين الثان

    Beynennds: İnsanlar arasında

    جهان فنول

    Cihan-sumail: Dünyayı içine alan, evrensel

    حبط أوليه

    Habt olma: Susturulma

    حد كمال

    Hadd-i kemål: Mükemm mellik derecesi

    هنت

    Himmet: Ciddi gayret, ma'nevi yardım

    اهتمام

    İhtimam: Özenle is görme

    احتوا

    İhtiva: İçine alma

    اشتغال

    İstigat: Mesgul olma

    مألوف

    Melif: Aşılmas

    مزايا

    Mezaya: Meziyetler

    مقياس

    Mikyas: Ölçü

    معارضه

    Muraza: Karşı çıkma

    مغالطه

    Mugalata: Aldatma maksa-dıyla yapılan hatalı kıyasla-ma

    مبارزه

    Mübareze: Meydana çıkma

    مكالمة

    Mükleme: Karşılıklı konuşma

    متي

    Mitessil: Peş peşe

    نَشْتَتْ

    Neş'et: Ortaya çıkma

    سنغ

    Sem: İşitme

    سكوت

    Sükût: Susma

    تعلق

    Taalluk: Alakalı olma

    تحدى

    Tahaddi: Meydan okuma

    تفريق

    Tefrik: Ayırma

    تنزيل

    Tenzil: İndirme

    وآهي

    Vahi: Manasız

    وَهِمْ

    Vehim: Kuruntu

    YanıtlaSil
  160. 26-27

    Makabliyle cihet-i nazi ve irtibatı ise: Kur'ân'ın ihtiva hiçbir şahısta bulunmadığı, sürenin başında isbat edildiğ ettiği sıfat ve mezâyâ, hiçbir kelâmda, hiçbir kitapta, nübüvveti de Kur'ân'ın i'câzıyla isbat edildi. Kur'ân'in gibi, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'in i'câzı dahi tahaddi ile, yani muhalifleri muâraza ve mübareze meydanına da'vet etmekle isbat edildi. Çünki muârazaya yapılan da'vet, sükût ile cevablandırıldı. Böyle cihansumûl bir inkılâbı söndürmek için yapılan da'vet üzerine mübareze meydanına Kerim'in bu isbatlarına karşı, kâfirler habt olup ağızlarını gitmeyip sükût etmek, elbette eser-i aczdir. Kur'ân-ı açamadıkları gibi, onların nabızları bile felce uğradı.

    Yalnız Kur'ân, her hususta hadd-i kemâle bâliğ olduğundan, uzaktan uzağa bazı ufak tefek i'tirâz taşlarını atmışlardır.

    أوْ كَصَيْبٍ مِنَ السَّمَاءِ ve كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا : Ezcümle

    gibi "Adi, kıymetsiz misállerden Kur'ân'ın getirdiği temsiller, yüksek kelâmların kemâline yakışmaz. Bu gibi temsîller, beynennâs yapılan mükâlemelere konuşmalara benziyor" diye, muğālata ile halt etmişlerdir. Kur'ân-ı Kerîm, onların o haltlarını bu âyetle başlarına vurmuştur.

    Ey arkadaş! Acele etme. Burada bir parça durmak îcâb eder. Onların pek vâhî ve zayıf şübheleri

    vardır. Bu şübheler, müteselsil bazı vehimlerden neş'et etmiştir. O vehimler de, bazı muğālatalardan husûle gelmişlerdir. Onların Kur'ân'ın kemâlini tenzil etmek için, Kur'ân'ın temsîllerini insanların temsîllerine kıyâs etmeleri, kıyâs-ı maal-fârıktır. Aralarında dünyalar kadar fark vardır. Onları muğālata ile bu kıyâsa sevk eden noktaların,

    Birisi: Onlar her şeye, me'lûflarına baktıkları nazarla bakıyorlar.

    İkincisi: Onlar insanın zihninin, fikrinin, lisânının, sem'inin cüz'î olduklarını; ve cüz'î oldukları için kasden ve bizzât iki şeye beraber taalluk edemediklerini nazara almışlardır.

    Üçüncüsü: Himmetin yüksek ve alçak kısımlarını tefrik eden mikyâsın, iştigal ve ihtimâmdan ibåret olduğunu düşünmüşlerdir. Yani "Yüksek şeylere ihtimâm edenin himmeti yüksektir, alçak işlerle iştigal edenin himmeti alçaktır" demişlerdir.

    YanıtlaSil
  161. TARİHTE BUGÜN

    - 1037 - İbni Sina'nın vefatı.

    1921 - Adapazarı'nın kurtuluşu.

    1921 - Zonguldak'ın kurtuluşu.

    1934 - Soyadı Kanunu kabul edildi.

    1946 - Rize Çay Fabrikası'nın temeli atıldı.

    Kuzey yarımkürede Yaz Gündönümü

    HAZİRAN

    21 CUMARTESİ

    25 1446 ZİLHİCCE

    RUMI: 8 HAZİRAN 1441 HIZIR: 47

    BİR AYET

    Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adâletle şahitlik eden kimseler olun.

    (Maide: 8)

    BİR HADİS

    Anne babasını razı eden Allah'ı razı etmiştir. Anne ve babasını kızdıran Allah'ı kızdırmış olur.

    (C. Sağîr, No: 3553)

    Peder ve validenin arzuları pek mühimdir. Kur'ân-ı Hakim bir âyet-i kerimede, beş tarzda onlara karşı şefkat ve hürmete emreder. Barla Lahikası

    YanıtlaSil
  162. 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    1766-Büyük İstanbul

    Depremi.

    1912 - Şair Eşref'in vefatı.

    1955-Nene Hatun'un vefatı.

    MAYIS

    22

    CUMA

    5 1447 ZİLHİCCE

    RUMI: 9 MAYIS 1442 HIZIR: 17

    BİR AYET

    Allah her şeyi hakkıyla işitir, her şeyi hakkıyla bilir.

    Bakara Suresi: 224

    BİR HADİS

    İyiliklerin seni sevindirir, kötülüklerin üzerse, sen olgun mü'minsin.

    İnsan bu dünyaya keyf sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması şahittir.

    Lem'alar

    İmsak Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    Imsak Günes

    Öğle

    İkindi

    Aksam

    Yatsı

    YanıtlaSil
  163. Acaba butün efazılı beni Ademi arkasına

    dite

    Bak, dinle; saadet-i ebediye istiyor, beka istiyor, lika istiyor, Cennet istiyor. Hem,

    ve bihakkın Fahr-i Kainat ne istiyor? muteveccihen el kaldırıp dua eden şu şeref-i nev-i insan ve ferid-i kevn ü zaman p, arz üstunde durup, Arş Azama

    TARİHTE BUGÜN

    632-Hz. Ebu Bekir (ra) ilk halife seçildi.

    1617-Sultanahmet Camii'nin ibadete açılması.

    1944 - Bediüzzaman'ın yeğeni, Abdülmecid Nursî'nin (Ünlükul) oğlu Fuad Ünlükul vefat etti.

    1950 - Adnan Menderes DP genel başkanlığına seçildi.

    6

    BİR AYET Şüphesiz Allah bütün işlerinde mutlak galiptir ve

    hikmet sahibidir.

    Bakara Suresi: 220

    PERŞEMBE

    THURSDAY

    HAZİRAN

    BİR HADİS

    Bir koyun kesmekle de olsa düğün yemeğini ver.

    JUNE

    Sırr-ı imtihan ve hikmet-i teklif iktiza eder ki, akla kapı açılsın ve aklın ihtiyarı elinden alınmasın. Eğer gayet bedihî bir surette olsa, o vakit aklın ihtiyarı kalmaz.

    Mektûbât

    HICRI- 10 ZİLKA'DE 1443. RUMI- 27 MAYIS 1438

    HIZIR: 25 GÜN, 160 KАLАМЬ ЗОГ суить ри

    YanıtlaSil
  164. PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI

    Peygamberimizin Medine'den Yaptığı Tek Hacc ve Bu Hacc'in İsimleri:

    Peygamberimiz, Medine've hicret ettikten sonra bir kerre Hace et-miştir (1).

    1. Haccetülveda',

    Peygamberimizin bu hacc'ı, kaynaklarda:

    2. Haccetül'islâm,

    3. Haccetülbelâğ,

    4. Haccetüttemam..

    gibi isimlerle anılmıştır.

    İbn-i Ömer'e göre: Peygamberimiz, bu haccında, Müslumanlarla vedalaşınca «Bu, Veda haccıdır!» dediler (2).

    Peygamberimiz, bundan sonra hace yapmamış, bu hacc, Kendisi-nin Veda haccı olmuştur (3).

    İbn-i Abbas ise, buna Haccetülvedâ demeyi hoşlanmayıp Haccetül-islâm demeyi daha uygun görmüş (4), «Peygamber Aleyhisselâm, Ve-dâ haccını, Haccetül'islam ismiyle anardı, demiştir (5).

    Peygamberimiz, bu hacc'da, Müslümanlara hacc amellerini bizzat gösterdiği, Vakfaları, Cemreleri, Tavafı öğrettiği, helâl ve haram olan şeyleri bildirdiği için, bu hacc, Haccetülbelâğ olmuştur (6).

    ".. Bu gün, sizin dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Size, din olarak Müslümanlığı verip ondan hoşnud ol-dum... Mâide: 3 meâlli âyet, Veda haccı sırasında nazil olduğu için (Zürkani-Mevahibülledünniye Şerhi c. 3, s. 104-105) Vedâ haccına, Haccetüt tamam isminin verildiği de, vardır (7).

    (1) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1089, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 189 Ahmed b. Hanbel-Müs-ned, c. 3, s. 134, Tirmizl

    3. 331

    -Sünen c. 3, s. 179, 180 (2) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 184, Buhari-Sahih c. 2, s. 192, Hâkim-Müstedrek c. 2.

    (3) Ton-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 253

    (4) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1089, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 172

    ( 5) Bezar ve Taberaniden naklen Heysemi -Mecmauzzevaid c. 3, s. 237

    (6) Ibn-i İshak. Ibn-i Hisam-Sire c. 4, s. 253. Taberi-Tarih c. 3. s. 170, Ebülfida-Stre c. 4, s. 211

    (7) Ezrakl-Ahbaru Mekke c. 1, s. 186, Zürkani-Mevahib Serhi c. 8, 8, 104-105

    YanıtlaSil
  165. 21

    Peygamberimiz Son Hacca Ne Zaman ve Nasıl Hazırlanıp Çıktı?

    Peygamberimiz, hicretin onuncu hace için hazırlandı.

    yılında (8), zilkade ayında (9)

    Müslümanlara emr etti (10).

    Kendisile birlikte hacc etmek üzre hazırlanmalarını Medinedek

    Medine dışındaki Müslümanlara da, hacc için hazırlanıp Medine'd toplanmalarını ilan ettirdi.

    Bunun üzerine, Medine'ye pek çok insan geldi.

    Herkes, Peygamberimize uymanın çâresini arıyor, Onun ameli g amelde bulunmak istiyordu (11).

    bi Binitli veya yaya olarak gelmeğe gücü yetenlerden hiç kimse ge ri kalmadı (12).

    Peygamberimizle Birlikte Hacca Gidenlerin Sayısı:

    Peygamberimizle birlikte hacca gidenlerin sayısı, yüz yirmi dör bin ve hatta Beyhaki'ye göre bundan da, çoktu (13).

    Kurbanlık Develerin Sayısı ve Sürücüleri:

    Peygamberimizin, bu haccda kurban edilmek üzere sürdürdüğ develerin sayısı, yüzü bulmakta idi (14).

    Buna, Hz. Ali'nin Yemenden gelirken Mekke'ye getirdiği zekât de veleri de, dâhildi (15).

    Peygamberimiz, Medine'den sürdürdüğü kurbanlık develer üzerin Naciye b. Cündüb'ü memur etti (16).

    (8) Vakıdi-Megazi c. 3, s 1088, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 172, Müslim-Sahih c. 2, 887, Ebů Davud-Sünen c. 2, s. 183, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1022, Daremi-Sünem c. 1, s. 375, Belâzüri-Ensabüleşraf c. 1, s. 368, Yakubi-Tarih c. 2, s. 109, Taberi

    Tarih e 3, s. 167 9) İbn-i İshak, İbn-i Hisam-Sire c. 4, s. 248, Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1088, İbn-i Sa'd

    ( Tabakat c. 2, s. 172, Taberi-Tarih c. 3, s. 167

    (10) İbn-i İshak, İbn-i Higam-Sire c. 4, s. 248, Taberi-Tarih c. 3, s. 167, Ebülfida-Sir c. 4, s. 215

    (11) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1088, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 172-173, Ahmed b. Han bel-Müsned c. 3, 5, 320, Müslim-Sahih c. 2, 8, 837, Ebû Davut-Sünen c, 2, 5, 18 (12) Nesai-Sünen c. 5, s. 164

    (13) Kartalanl-Mevahibülledünniye c. 1, s. 231, Diyar Bekri-Hamis c. 2, s. 149, Ha lebl-İnsanüluyun c. 3, s. 309, Zürkani-Mevahib Şerhi, c, 3, s. 106, A.Z, Dal lan-Sire c. 2, 8. 143

    14) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1090, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 177

    ( (15) Ahmed b. Hanbel-Müsned 2.3, s. 320, Müslim-Sahih c. 2, s. 888-889, Ebû Da vud-Sünen c. 2, s. 184, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1023, Daremi-Sünen c. 1. 5. 376 (

    16) Vakudi-Megazi c. 3. Б. 1090. İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2. 8. 173

    YanıtlaSil
  166. ٢٠٨

    سورة بقره (٢٦-٢٧)

    ) در دکسی) قیمت و عظمتك، همت نستنده اولد یعنی ظن انتشار در حتی اونکار کو چل و یا الحاق برتر بوكسك و سوك شخصاره اسناد التمزلر كونا مون انسانی قسمتى اولمايان شماره تنزل الجزار وصعد 1 ولومك رشيشه اوسون همت و عظمت صاحبارى تحمل استمرار ويشكر در

    بشته او بوس فعالياء بونقط الرة استناداً، جناب حقى ده انسانده قداس يدرك دیوارک الله، جلال و عظمت انسانلرك قونو شد قاری کی فاصل ان انا لو تعلم اتمكه تنزل امور ؟ ولو حرف و حقير شياء من فاصل بحث اور ؟ عظمتنه با قشر مى ؟ عجبا وسفها طاقمي الله داده می و مینیم علمی، قدرتی کی سائر صفتار بنك ده کلی عمومی شامل محیط اولد قارني سلمز لری؟ اونار اعزار مهام، جذاب حقك عظمتنه مقداس، الحجه مجموع اثار بدر بالكيراتى مقياس اولا ماز؟ و بینه اونای بی اعمالی میکنه، جناب حقك تجلسينه ميزان اولاجق كافة كلما تيدركه، اشجار قلم اوليه

    دگزار مرکب اولسه، او كلماتي يا زوب بيتيره مزار ؟ [ حاشيه ]

    حاشيه ) بو مالدہ کی آینده به مبالغه و بر زیاده لك كور و نویور . فقط حقیقت واقعه به با قیا برسی زياده لك يوقدر. چونکه (کلمه) بر معنایی افاده ليدن شيئه دينيايد. اما نحو يارك (لفظ) ايله تقييد و تخصیص ایندکاری، او ناره مخصوص بر اصطلا حدر اوت بری قال، دیگری حال اولمعه اوزره ايكى لسان وار در لسان قالك كلماتي الفاظ ايس، لسان حالك كلماتي ده اهو الدر. بناء عليه قدس شاعرك ) وَفِي كُلِّ شَيْ لَهُ آيَةٌ تَدُلُّ عَلَى أَنَّهُ وَاحِدٌ ) دیدیگی کی کتاب كبير ما نشانده يا را ديلان هر هانكي برشی، خالقك عظمتنه دلالت ايدن به کلمه حالیه در اشجار ایله دکزلی کائنات کتابنده موجود كلمات حاليه نك يازيلمنه كا في كلديكى تقدیر ده، او دکز لرن قطره لری و او آغا چاره ذره لری ده برر حالی قلمه اولديغندن، او نلرن ده یا زیلمه می ایچون مرکب قائم لازمدر. اویله ایسه، او نار ايچون ده او نار قدر باشقه اشجار و باشقه وكذار لازمدر.

    وهكذا، هر بر برنجينك قطره لرى و كلماتي يا زيلد قدره صوکره، او کاده اون قدر ایک نجی به طاقیم اشجار و دكزار لازمدر. حال بويله جه إلى غير النهايه تسلسل ايدر كيدر. ديمك جناب حقك كلماتي، يعني عذاب حقك عظمتنه دلالت ايدن كلمات حاليه ي بتمن ديمك ( أَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَداً) آيتنك افاده ایتدیگی معنای حقیقتده هیچ بر جهت له مبالغه و مزايده يوقدر. بلکه تناقص واردد.

    مترجم عبد المجيد

    YanıtlaSil
  167. عَظَمَتْ

    Azamet: Büyüklük

    جلال

    Celal: Büyüklük ve kahır sahibi olma

    اشجار

    Escar: Ağaclar

    خالق

    Hahk: Yaratıcı

    اصطلاح

    Istilah: İlmi ta'bir, kavram

    إِلَى غَيْرِ

    İla gayri'n-nihâye: Sonsuza

    النهاية

    kadar

    استاذ

    İsnad: Dayandırıma

    استناداً

    İstinaden: Dayanarak

    كَانَّهُ كَلِمَاتُ

    Kaffe-i kelimât: Kelimelerin

    tamamı

    قطره

    Katre: Damla

    كَلِمَاتِ حَالِيهِ

    Kelimat-ı hâliye: Hâl diliyle ifade edilen kelimeler

    كتاب كبير

    Kitab-kebîr-i kâinât: En

    كان

    büyük kitap olan kâinat

    لِسَانِ حَالْ

    Lisan-ı hal: Hâl dili

    لِسَانِ قال

    Lisan-ı kal: Konuşma dili

    محيط

    Muhit: Kuşatıcı

    مُبالَغَه

    Mübalağa: Abartma

    مترجم

    Mütercim: Tercüme eden

    مزایده

    Müzayede: Ziyadeleştirme, artırma

    تحوى

    Nahvi: Nahiv ilmiyle uğra-şanlar

    سُفَها

    Süfeha: Sefihler, akılsızca günahlara dalanlar

    شامل

    Şamil: İçine alan

    تخصيص

    Tahsis: Hususi kılma

    تقييد

    Takyid: Sınırlama, bağlı kılma

    تَكَلُمْ

    Tekellüm: Konuşma

    تناقض

    Tenakus: Azalma

    تَسَلْسُلْ

    Teselsül: Ard arda gelme

    YanıtlaSil
  168. Stakan, 26-27

    gunu zannetmislerdir. Hatta onlar küçük veya alçak bir y Dördüncüsü: Kıymet ve azametin, himmet nisbetinde ollu insanlar, kıymeti olmayan şeylere tenezzül etmezler. Vezayd yüksek ve büyük şahıslara isnåd etmezler. Güya "Büyük ve küçük bir şeye, o büyük himmet ve azamet sahibleri tahammül etmezler" demişlerdir. Iste o bos kafalılar bu noktalara istinaden, Cenab-Hakk'ı da insanlara kıyas ederek diyorlar ki "Allah, celal ve azametiyle insanların konuştukları gibi nasıl insanlarla tekellüm etmeye tenezzül eder? Ve bu cüz ve hakir şeylerden nasıl bahseder? Azametine yakışır mı?" Acaba o süfehå takımı, Allah'ın iradesi, ilmi, kudreti gibi sair sıfatlarının da külli, umûmi, samil, muhit olduklarını bilmezler mi? Ve yine onlar bilmezler mi ki. Cenâb-ı Hakk'ın azametine mikyås ancak mecmû' âsârıdır. Yalnız bir eser, mikyås olamaz? Ve yine onlar bilmezler mi ki, Cenâb-ı Hakk'ın tecellisine mizân olacak kaffe-i kelimatıdır ki, escâr kalem olsa, denizler mürekkeb olsa, o kelimatı yazıp bitiremezler.

    Hâşiye: Bu meâldeki âyette bir mübâlağa ve bir ziyâdelik görünüyor. Fakat hakikat-i vakıaya bakılırsa, ziyâdelik yoktur. Çünki 'kelime' bir ma'nâyı ifade eden şeye denilir. Ama Nahvilerin 'lafız' ile takyid ve tahsis ettikleri, onlara mahsûs bir ıstılähtır. Evet, biri kāl, diğeri hâl olmak üzere iki lisân vardır. Lisân-ı kālin kelimâtı elfâz ise, lisân-ı hâlin kelimâtı da ahvâldir. Binâenaleyh و في كُلِّ شَيْ لَةَ آية تدل على أنه واحد kudsi stirin dediği gibi, kitâb-ı kebîr-i kâinâtta yaratılan herhangi bir şey, Hâlik'ın azametine delâlet eden bir kelime-i hâliyedir. Eşcâr ile denizler, kâinât kitabında mevcûd kelimât-ı hâliyenin yazılmasına kâfi geldiği takdirde, o denizlerin katreleri ve o ağaçların zerreleri de birer hâlî kelime olduğundan,

    onların da yazılması için mürekkeb kalem lâzımdır. Öyle ise, onlar için de onlar kadar başka eşcâr ve başka denizler lâzımdır.

    Ve hâkezâ, her bir birincinin katreleri ve kelimatı yazıldıktan sonra, ona da onun kadar ikinci bir takım eşcăr ve denizler lâzımdır. Hâl böylece ilâ-gayri'n-nihâye teselsül eder, gider. Demek Cenâb-ı Hakk'ın kelimâtı, yani Cenâb-ı Hakk'ın azametine delalet eden kelimât-ı hâliyesi أَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَداً bitmez Demek âyetinin ifade ettiği ma'nâ-yı hakikatte hiçbir cihetle mübalağa ve müzayede yoktur. Belki tenākus vardır.

    Mütercim Abdülmecid

    YanıtlaSil
  169. TARİHTE BUGÜN

    -1481-İkinci Bayezid ile Cem Sultan arasında Yenişehir Savaşı yapıldı.

    1890 - Erzurum'da Ermeni ayaklanması.

    1943 - Adapazarı zelzelesi.

    HAZİRAN

    20 CUMA

    24 1446 ZİLHİCCE

    RUMI: 7 HAZİRAN 1441 HIZIR: 46

    BIR AYET

    Annelerinizin

    rahimlerinde size dilediği gibi bir sûret veren Odur.

    (Al-i İmrân: 6.)

    BİR HADİS

    Sizden, elbisesinin ucu ile de olsa, mü'min kardeşinin kusurunu örtebilen örtsün.

    (C. Sağîr, No: 3557)

    Sizdeki ihlâs ve sadakat ve metânet, şimdiki ağır sıkıntılarda birbirinizin kusuruna bakmamaya ve setretmeye kâfi bir sebeptir. Şualar

    YanıtlaSil
  170. TARİHTE BUGÜN

    2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    - 1928 - Türk Vatandaşlığı Kanunu kabul edildi, tekke ve zaviyeler kapatıldı.

    1983 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Dr. Tahsin Tola'nın vefatı.

    MAYIS

    23

    CUMARTESİ

    BİR AYET Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez.

    Bakara Suresi: 190

    BİR HADİS

    Kendisine danışılan kişi emin olmalıdır.

    6 1447 ZİLHİCCE

    RUMI: 10 MAYIS 1442 HIZIR: 18

    Merak etmeyiniz. Sizin ebedî bir gençliğiniz var, gelecek ve parlak bir hayat ve nihayetsiz bir ömür sizi bekliyor. Ve ettiğiniz bütün iyilikleriniz muhafaza edilmiş; mükafatlarını göreceksiniz.

    Şualar

    İmsak

    Günes

    Öğle

    İkindi

    Aksam

    Yatsı

    Imsak Güner

    Öğle

    hindi l

    YanıtlaSil
  171. TARİHTE BUGÜN

    - Miladi 632 - Sevgili Peygamberimizin (asm)

    vefatı.

    1949 - Emekli Sandığının kurulması.

    1951 - Türkiye'de ilk kalp ameliyatı GATA'da yapıldı.

    8

    BİR AYET Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın.

    Al-i İmran Suresi: 139

    ÇARŞAMBA

    WEDNESDAY

    HAZİRAN

    BİR HADİS

    Ben zulme şahitlik yapmam.

    JUNE

    Dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlatlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır.

    TRÍ: 9 ZİLKA'DE 1443 - RUMI- 26 MAYIS 1428

    Mektubat

    YanıtlaSil
  172. İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X

    220 Naciye'nin yanında yardımcı olarak Eslemlerden iki genç te, bu. lunuyordu (17).

    Peygamberimizin Medine'de Yerine Vekil Bırakması:

    ' b. Urfutatül Gifârî'yi vekil bıraktı (18). Peygamberimiz, Medine'de yerine Ebû Dücânetüs'Saidi'yi veya S.

    ba İbn-i Ümmü Mektum'un vekil bırakıldığı da, rivayet edilir (

    19). Peygamberimizin Hacc Amelleri Hakkında Müslümanlara Bilgi Vermesi:

    Peygamberimiz, Müslümanlara hep haccdan bahs etmekteydi (20). İrad buyurduğu hutbesinde İhram'ın, haccın vaciplerini ve sün netlerini anlattı (21).

    Medine'den Ne Zaman, Nasıl Çıkıldı ve Hacca Hangi Yol Tutulup Gidildi?

    Peygamberimiz, öğle namazının farzını, Mescidinde dört rekât ola-rak kıldırdı (22).

    Zilkade ayının çıkmasına beş gece kala (23), cumartesi günü, Pey-gamberimiz gusl etmiş (24), Kendisi ve Eshabı saçlarını taramış, gü-zel kokular sürünmüş, izar ve ridalarını giyinmiş oldukları halde (25), Medine'den yola çıktı (26).

    Şecere yolunu tuttu (27).

    Şecere Mescidi ve Zülhuleyfe:

    Şeccre, Zülhuleyfe'de bir Semüre ağacı olup Peygamberimiz, onun altında namaz kılmış ve oraya, Şecere Mescidi diye anılan Mescid ya-pılmıştı.

    (17) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1091

    (18) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 248, Ebülfida-Sire c. 4, s. 215, Halebi-Insa-nüluyun c. 3, s. 312

    (19) Belâzürl-Ensabüleşraí c. 1, s. 368 (20)

    İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 248, Taberî-Tarih c. 3, s. 167

    (21 ) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 213 (22

    ) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 175, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 110, Buharl-Sa-hih c. 2, s. 147. Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 151. İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, 5. 213

    (23) Ibn-i İshak, İbn-i Hisarm-Sire c. 4, s. 248, Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1089 İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 173

    24) Vakıdi-Megazi e. 3, s. 1089, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 173

    (25) Buhari-Sahih c. 2, s. 146 ( (

    26) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 173 (27)

    Buhari-Salih c. 2, s. 143, Müslim-Sahih c. 2, s. 918. İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 272, Ebülfida-Sire c. 4, s. 218

    YanıtlaSil
  173. PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI

    221

    Şarktan garbe doğru uzunluğu da, o kadardır (28). Mescid'in, cenuptan şimale doğru uzunluğu ellį iki zira'dır.

    Peygamberimiz, Medine'den Mekke'ye giderken, Şecere yolunu tu-far ve Şecere Mescidinde namaz kılardı. Mekke'den Medine'ye dönerken de, Secere

    da bulunan ve Medine'ye yakın olan Muarres yolu ile girmek, vâdinin Mescidinden daha aşağı-dine'ye hareket etmek Peygamberimizin âdeti idi (29). ortasındaki Zülhuleyfe'de gecelemek, namaz kılmak ve sabahleyin Me-

    lerin Mikat'ı, İhrama girme yeridir (31). Zülhuleyfe, Medine'ye üç mil uzaklıkta bir yer olup (30) Medinell-

    rekât olarak kıldırdı (32). Zülhuleyfe'ye varınca, Peygamberimiz, orada ikindi namazını iki

    lanması İçin (33) Zülhuleyfe'de yattı (34). Peygamberimiz, Eshabının ve kurbanlıkların gelip yanında top-

    Zülhuleyfe'de toplandılar. Peygamberimizin bütün kadınları, hacc için Hevdeçler içinde gelip

    Gönderilen kurbanlıklar ve hace için yola çıkan Müslümanlar da,

    gellp Peygamberimizin yanında toplandılar. Hz. Osman ile Abdurrahman b. Avf da, Peygamberimize orada ka-tıldı (35).

    İhrama Giriş ve Zülhuleyfe'den Ayrılış :

    Hz. Ömer'in bildirdiğine göre: Peygamberimiz «Bana, Rabb'ım ta-rafından gelen Cebrail, bu gece gelip (Bu mübarek vadide namaz kıl ve (Umre içinde hacca niyet ettim!) de!) dedi.>> buyurdu (36).

    Peygamberimiz, öğle namazını Zülhuleyfe'de, iki rekât olarak kıl-dırdı (37).

    Semhudi-Vefaülvefa c. 3, s. 1002

    (29) Buhari-Sahih c. 2, s. 143-144, Ebülfida-Sire c. 4, s. 218

    (30 ) Ebülfida-Sire c, 4, 5. 218

    (32) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 175, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 111 Buhari-Sa-

    ( 31) Buhari-Sahih c. 2, s. 143

    hih c. 2, s. 147, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 151

    (33) Vakıdi-Megazi c, 3, s. 1089

    (34 ) Vakıdl-Megazi c. 3, s. 1089, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 175, Buhari-Sahih c. 2, 5. 147, Ebû Davud-Sünen c. 2, 5. 151 Vakıdî-

    Megazi c. 3, s. 1090 (36) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 24, Buharl-Sahih c. 2, s. 144, Ebû Davud-Sünen e 2, s. 159, İbn-i Måce-Sünen c. 2, s. 991, İbn-i Kayyum- Zadülmaad

    (37) с. 3, в. 220 Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1090, İbn-i Sa'd-Tabakat c, 2, 3, 173, Buhari-Sahih e, 2, s. 147

    YanıtlaSil
  174. In el

    İki Karpuz Bir Koltuğa Sığmaz

    "Bir kimsenin, ne kadar çalışkan ve akıllı olursa olsun, iki büyük işi aynı zamanda yapamayacağını” anlatmak için "iki karpuz bir koltuğa sığmaz" deriz. Çoğunlukla bu atasözünü, girişken ve yetenekli insanları sakin düşünmeye ve daha sağ-lam adımlar atmaya yönlendirmek için kullanırız. Çünkü iki büyük işi aynı zamanda yapmaya çalışan pek çok kimsenin hayatı yarımlardan ibarettir.

    Peki, bu yarım kalan şeyler nelerdir?

    Öncelikle hayallerimizdir. O hayaller ki risk almayı ve çok çalışmayı gerektirir. Eğer sadece hayal kurmakla yetinirseniz, hayali bir eviniz, hayali bir arkadaşınız, hayali bir arabanız ya da hayali bir işiniz olur.

    Sonra yarım kalan şeylerden biri de beklentilerdir.

    Sahi, bir insanın şu hayattan en büyük beklentisi nedir?

    Bize sorarsanız sağlık, huzur ve mutluluktur. Sevdikleriyle güven içinde yaşayan, kimseye muhtaç olmadan geçinen, öm-rünün sonunu da hayırla bitiren bir kişi, dünyanın en mutlu

    -49-

    YanıtlaSil
  175. insanıdır. Illa ki farklı beklenti içinde olanlar da vardır ama çoğunluğun beklentisi bu yöndedir.

    Hayatımızda yarım kalan şeylerden biri de projelerdir. Ye terince emek verilmeden çalışılan pek çok proje başarısızlıkla sonuçlanır. Halbuki herhangi bir işte veya projede başarılı ol mak, başladığınız bir işi bitirme azminize ve ekip arkadasla-ırınızla uyumlu çalışmanıza bağlıdır. Eğer bunların hiçbirisi sizde yoksa iki büyük işe aynı zamanda başlamanız hüsranla sonuçlanabilir.

    Ayrıca şöyle de bir durum vardır; nasıl ki beş parmağın beşi de bir değilse insanların yetenekleri de aynı değildir. Ki-minin elinden hiçbir iş gelmezken, kimi de aynı anda birkaç işi idare edecek yetenek ve beceriye sahiptir. Sözgelişi, bir in-san hem iyi bir çizer hem de iyi bir yazar olabilir. Hatta aynı zamanda başka kitapların da editörlüğünü yapıp ham dosya-lan basılı bir eser haline getirebilir.

    Abarttığımızı düşünüyorsanız bir de şunu dinleyin:

    "...Önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul."25 İlahi emrini yerine getiren bir kimse, bundan daha fazlasını yap-maya da muktedirdir. O kimselerden biri de gemileri karadan yürüten, çağ açıp çağ kapatan Fatih Sultan Mehmet'tir.

    Fatih'in devrinde yaşadığımızı varsayalım. Şimdi böyle bi-rine tutup da "Şanlı bir komutansınız, genç yaşınızda altı-ye-di dil biliyorsunuz ve Allah'ın lütfuyla da başarıdan başarıya koşuyorsunuz. Ayrıca Avni mahlasıyla da şiirler yazıyorsunuz. Bırakınız, bunu da bir başkası yapsın." diyemezsiniz.

    Çünkü bunun gibi kişiler ve durumlar birer istisnadır.

    Her ne kadar istisnalar kaideyi bozmasa da Fatih gibi üs-tün yetenekli insanlara, "iki karpuz bir koltuğa sığmaz" der-seniz, haddinizi aşmış olursunuz. Başta da ifade ettiğimiz gibi

    25 İnşirah Suresi 7. Ayet Tefsiri

    -50-

    YanıtlaSil
  176. ama

    bu atasözünün gerçek muhatabı, sakin düşünmeyen ve işlerini güzel yapmayan kişilerdir. Şunu da unutmayalım ki “...Allah işini güzel yapanları sever."26

    r. Ye-

    İşleriniz güzel, hayalleriniz ise beklentilerinizi karşılayan müşfik bir el olsun.

    zlıkla alı ol-daşla-birisi Granla

    YanıtlaSil
  177. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    ارة المالدي

    شورة الأتقال مدنيا وهي همان وتلفون آية

    سم الله الرحمن الرحيم

    يشعلون عن الأنفال من الانتقال لله والرسول فالقوا على وأَصْلِحُوا ذات تبدكم وأطيعوا الله ورسولة إلى مات

    موميين - إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الذين إذا ذكر الله وجلت الراية وإذا البيت عليهم أيالة زاد الهم إيمانا وعلى رنيم بالركون . الذين يقيمون الصلوة وبما رزقناهم يا عقول وأوليان من المؤْمِنُونَ حَقًّا لَهُمْ درجات عند ربهم وتغفر ا ور إلى كراه كما الحرجك رَبُّكَ مِن بَيْتِك بالحق وإن فريقا من التامين الكارهون أجادلونك في الحمل بعد ما تبين كالما يسافرون إلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنظُرُونَ وَاذْ يَعِدُكُمُ اللهُ الحدى الطابقين انها لكم ولودون أن غير ذات الشركة تكون لمكة ويُريد الله أن يعمل الحمل بكلماته ويقطع فايز الكافرين .

    ليجل الحق ويبطل الباطل ولو كره المجرمون .

    إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

    "Müminler o kimselerdir ki, Allah'ın adı anıldığında yürekleri titrer, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda bu onların imanlarını arttırır. Onlar yalnızca rablerine güvenirler.99 (Enfal, 8/2)

    الا التعاون

    Mushaf sayfa no: 176

    Hahalık sayfa no: 9. cüz/5. sayfa

    OLGUN MÜMİNLER, TEZEKKÜR, TEFEKKÜR VE TEVEKKÜL EHLİDİRLER.

    BILGI

    Bazı sahâbiler, savaş ganimetleri konusundaki beklentileri gerçekleşmeyince hatalı tavırlar takınmışlardır. Bu ayetle onlara, olgun müminlerde bulunması gereken özellikler hatırlatılmıştır. Olgun müminler; kendilerine Allah'tan söz edildiğinde heyecan duyarlar, gönüllerinde korku ile coşku arası duygular oluşur. Allah'ın âyetleri okundukça, ihtiva ettiği hikmet ve bilgiler sebebiyle onların imanları güçlenir. Ve onlar mal, mülk, evlat, eş ve dost edinseler de gerçekte bunlara değil, her şeyi yaratan ve mülkün yegâne sahibi olan Allah'a dayanıp güvenirler.

    MESAJ:

    "Her nerede olursan ol, Allah'tan kork!" (Tirmizi, Birr, 55)

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Zikir: Anmak, hatırlamak.

    Iman: Tasdik etmek, kabul etmek.

    Tevekkül: Elinden geleni yaptıktan sonra Allah'a güvenmek.

    176

    YanıtlaSil
  178. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    الجزة التابع

    ا تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّي مُمِدُّكُمْ بألف مِنَ الْمَلَئِكَةِ مُرْدِفِينَ وَمَا جَعَلَهُ اللَّهُ إِلَّا بُشْرَى وَلِتَطْمَئِنَّ بِهِ قُلُوبُكُمْ وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ إِنَّ الله عَزِيزٌ حَكِيمٌ إِذْ يُغَشِيكُمُ النَّعَاسَ أَمَنَةٌ مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِهِ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلَى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ به الأقدام إِذْ يُوجِي رَبُّكَ إِلَى الْمَلَئِكَةِ أَنِّي مَعَكُمْ فقيتوا الَّذِينَ آمَنُوا سَأَلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْأَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ . ذلِكَ بِأَنَّهُمْ شَاقُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَمَنْ يُشَاقِقِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ اللهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ • ذَلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَأَنَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابَ النَّارِ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا زَحْفًا فَلَا تُوَلُّوهُمُ الْأَدْبَارَ وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُ إِلَّا مُتَحَرفًا لِقِتَالِ أَوْ مُتَحَبِّرًا إِلَى فِئَةٍ فَقَدْ بَاءَ بِغَضَبٍ مِنَ اللهِ وَمَأْوِيهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ .

    وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ

    " Yardım ancak Allah tarafındandır.99

    (Enfül, 8/10)

    Mushaf sayfa no: 177

    Hafızlık sayfa no: 9. cüz/4. sayfa

    ZAFER, ANCAK ALLAH'IN YARDIMIYLADIR.

    BİLGİ:

    Bedir Savaşı'nda, müşrikler karşısında sayıca yetersiz olan Müslümanların, galip gelebilmek için ilahi yardıma ve morale ihtiyaçları vardı. Savaş öncesi Hz. Peygamber ve müminler, Allah'a sığınıp O'ndan yardım dilediler. Sonunda Allah'ın vaadi ve Hz. Peygamber'in duası gerçekleşmiş, binlerce melek yardıma gelerek bizzat düşmanla savaşmışlardı. Allah'ın zafer vaadinin, hem Müslü-manların gayretleri, hem de meleklerin katkılarıyla gerçekleşmesinin hikmeti; zaferin müjdesi olsun ve bu sayede kalpler tatmin olsun ayrıca sonuç hakkında güven oluşsun diyedir.

    MESAJ:

    1. Tüm işlerimizde önce üzerimize düşeni yapar, sonra da Allah'tan yardım dileriz. 2. Allah'ın yardımı geldiğinde başarı ve zafer kesindir.

    3. Mümin, başardığında başarıyı kendinden bilmez. Bunun Allah'ın yardımıyla olduğunu bilir, gurur ve kibre kapılmaz.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Nasr: Yardım, zafer.

    YanıtlaSil
  179. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    شورة الأنفال

    قلم تقتلوهم ولكن الله قتلهم وما رميت إذ رميك ولكن الله رمى وليبل المؤمنين منه ثلاث حسنا إن الله سَمِيعٌ عَلِيمٌ . ذلكم وأن الله موهل كنيد الكَافِرِينَ • إنْ تَسْتَفْتِحُوا فقد جاءكم العلم وان تنتهوا فهو خير لكمْ وَإِنْ تَعُودُوا تعد ولا تغنى عَنْكُمْ فتَتكُمْ شَيْئًا وَلَوْ كُثرت وان الله مع الْمُؤْمِنِينَ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أطيعوا الله ورسوله ولا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَأَنْتُمْ تَسْمَعُونَ وَلَا تَكُونُوا كالذين قالوا سَمِعْنَا وَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ إِنْ شَرَّ الدَّوَاتِ عِنْدَ الله الصم البكْمُ الَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ وَلَوْ عَلِمُ اللَّهُ فِيهِمْ الخَيرًا لأَسْمَعَهُمْ وَلَوْ أَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ . يا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ وَاتَّقُوا فِتْنَةٌ لَا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ .

    والاكروا

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

    "Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdıklarında Allah ve resûlünün çağrısına uyun ve bilin ki, Allah kişi ile kalbinin arasına girer. Ve (unutmayın ki,) siz mutlaka O'nun huzurunda toplanacaksınız.99

    (Enfal, 8/24)

    Mushaf sayfa no: 178

    Hafızlık sayfa no: 9. cüz/3. sayfa

    ALLAH VE RESÜLÜNÜN ÇAĞRISINDA HAYAT VARDIR.

    BİLGİ

    Hz. Peygamber hayattayken onun emirlerini yerine getirmek, nasıl çağrıya uy-maksa, vefatından sonra Kur'an ve sünnete uygun bir hayat sürmek de onların çağrısına uymaktır. Çünkü Allah ve resülünün, hayata geçirilmesini istedikleri bilgi, inanç ve uygulamalar, insanlara hem bedenî hem de ruhi anlamda hayat verecek niteliktedir. Ayetin son kısmında insanın akıl, şuur ve duygularına, Allah'ın müdahale edip bunları değiştirebileceğine işaret edilmektedir. Bu se-beple; inanç, duygu ve düşüncelerimizi güzelleştirmesi için rabbimize çokça dua ve niyazda bulunmalıyız.

    MESAJ:

    1. Kur'an ve sünnetin buyruklarının faydamıza olduğunu bilir, onlara uyarız. 2. Dinimiz mutlu olmamızı sağlayacak kurallar bütünüdür. Dinin her bir emri bize âdeta hayat verir.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    İcâbet: Çağrıya cevap vermek.

    Kalp: Iman ve irfanın mahalli, kaynağı.

    178

    YanıtlaSil
  180. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    الحرة البيع

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَتَّقُوا اللَّهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ

    "Ey iman edenler! Allah'a saygıda (takva) kusur etmezseniz, O size iyi ile kötüyü ayırt edecek bir temyiz kabiliyeti verir, kötülüklerinizi örter ve

    sizi bağışlar. Allah,

    büyük lütuf sahibidir.99

    (Enfal, 8/29)

    واذكروا إذا انتم قليل مستضعفون في الأرض تخافون ن يتخطفكُمُ النَّاسُ فَأَوْبِكُمْ وَأَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهِ ورقكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ يَا أَيُّهَا الذين أمنوا لا تخونوا اللهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُوا أَمَانَاتِكُمْ نه وأنَّ الله عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمُ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا وَانتُمْ تَعْلَمُونَ وَاعْلَمُوا أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ إن تتقوا الله يجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانَا وَيُكْفِّرْ عَنْكُمْ سَنَاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ . وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَسْكُرُ اللَّهُ وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ ) وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا قَالُوا قَدْ سَمِعْنَا لَوْ نَشَاءُ لَقُلْنَا مِثْلَ هذَا إِنْ هَذَا إِلَّا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ وَإِذْ قَالُوا اللَّهُمَّ إِنْ كَانَ هذا هُوَ الحَقِّ مِنْ عِنْدِكَ فَأَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ الشتاء أو اثتِنَا بِعَذَابٍ أَلِيمٍ وَمَا كَانَ اللهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ .

    Mushaf sayfa no: 179

    Hafızlık sayfa no: 9. cúz/2. sayfa

    EŞSİZ HAZİNELERİN ANAHTARI: "TAKVĀ"

    BİLGİ

    Takvå Allah'a (c.c.) karşı saygılı olmak, O'nun emirlerine uygun yaşayıp rızasına aykırı davranmaktan sakınmaktır. Åyette, takva üzere yaşayanlara Allah'ın özel lütuflarından söz edilmektedir. Bunlar; Allah'ın, onlara hak ile batılı, doğru ile yanlışı ayırmalarını sağlayan bir akıl, sezgi gücü ve temyiz kabiliyeti vermesi, onların günahlarını örtmesi ve bağışlamasıdır. Aklın ve vicdanın, işlevlerini amaca uygun ve doğru bir şekilde yerine getirmesi için takvânın tavsiye edilmiş olması, müminler için önemli bir fırsat ve imkân sunmaktadır.

    MESAJ:

    1. Takvá, Allah'ın razı olduğu müminlerin bir özelliğidir.

    2. Takva üzere bir hayat, ideal bir mümin hayatıdır.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Furkån: Hakkı batıldan, iyiyi kötüden ayıran.

    Seyyie: Günah, kötülük.

    179

    YanıtlaSil
  181. ٢,٩

    سورة بقره (٢٦-٢٧)

    الشارات الوحي

    مثلا شمس عاقل، اختیار و اراده صباحي فرض اید یاسر، خیر اسی بتون عالم نشر ایندیگی بر حسیره ده ماتوز بر ذره ده اونك خير اسندن استفاده کنند یگی وقت شمر قارشو ند کون لو ملوث زرہ بکہ فضول ولدى؟ ون كون اول خداسنی و بردی ؟ دو اعترام الن بلرمى ؟ ماشا، شمك عظمتنه هر تصور

    قگیر می ؟

    بناءً عليه، غايت بيون اولان بو عالمي، بيوك و صنعت الله وبيوك ، اهتمام الله خلقه استدیگی کی جوهر فردایله تعبیر ابد يله ذره ده، اونك دستگاه قدر تند نه چیخانه بر اثر صنعتیدر چونگدار بيون قدرتك نظرنده جواهر الفرد، یعنی ذره لوله، نجوم الستاره، یعنی کریجی بیلدیز لر ما بدار زیرا او بيون الله قدرتی، علمی، اراده می، کلامى ذاتي صفتها يدر. ذات اقد منه لاز مدار او نرده تجدد يوقدر زیاده و نقصان اولمغه قابليتاري يوقدر تغير لرى يوقدر که مرتبواری اولسون. مع هذا عجز، بوصفتارك ضدى اولديغندن، عجز او نارك الجنه كبير وب او تور امان بناء عليه، قدرت الهیه ده ذره ایله شمس آراسنده فرقه يوقدر. مثلا، ترازینان هر ایکی کوزنده ایکی کونه و یا ایکیا ذره بولوند یفی فرصه ایدیله تر ازینک ایکی کوزی آراسنده مساوات و موازنه بولوند يفندن، خار جدن بر قوت بر کوزینه با صار، او تر كى كوزي هوايه قالقار. ايترار

    ترازينك كوزلرنده ذره اولسون، ایستر كونه اولسون، او قوته كوره فرقاري يوقدر.

    ای کی سماده بر در.

    كذلك، ممكن اولان بر شيئك طرفینی، یعنی وجود و عدمی آرا رنده، ترازینك كوزلری کجا مساوات اولد يفندن، قدرت از لیه هانکی طرفه با مدارس، او تر کی طرف هبا كبي هوا به قالقار كونه، سينك

    ذره بو خصو صده هیماده بر در.

    خلاصه تا ذره کی کوچک شیار و یا عادی فعلی، خالقك خلقيله وجوده كلر قرى الجون، اونك دائرة علمنده داخل اولد قارى بديهيدر. بو اعتبار له او ناردن بحث اتمكده، بالبداهم مشاخت يوقدر قرآن كريم ( الا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ الطِيفُ الْخَبِير) التيله بو سره اشارت ايتمشور. یعنی خامه ایدن خالقه، مخلوقنی بیلمز می؟ و بیامر مه سنك امکانی وارمی؟ اویله ایه مخلوقندن نه ايجون بحث ایتمه سین؟

    و نه ايجون مخلوقيله قونو شما سین؟

    YanıtlaSil
  182. عَدَمٌ

    Adem: Yokluk

    بدیهی

    Bedihi: Apaçık

    بالبداهه

    Bilbedahe: Acıkça

    دَسْتُكَاهِ قَدْرَتْ

    Destgah-ı kudret: Kudret tezgahı

    خالق

    Halık: Yaratıcı

    تلق

    Halk: Yaratıma

    هبا

    Heba: İnce toz

    اختيار

    İhtiyar: Tercih etme

    كذلك

    Kezalik: Bunun gibi

    مع هذا

    Maahaza: Bununla beraber

    موازنه

    Muvazene: Denge

    مكوث

    Mülevves: Kirli

    مساوات

    Müsavat: Eşitlik

    مساوى

    Müsavi: Eşit

    مُشَاحَتْ

    Müşahhat: Münakaşa etme

    نقیصه

    Nakisa: Noksanlık

    نَشِرْ

    Neşir: Yayma

    شَيْسٌ

    Şems: Güneş

    تَغَيْرٌ

    Tagayyür: Başkalaşma

    طرفين

    Tarafeyn: İki taraf

    تجدد

    Teceddüd: Yenilenme

    وُجُود

    Vücud: Var olma, varlık

    ذَاتِ أَقْدَسُ

    Zat-akdes: En mukaddes zát

    ذاتي

    Zati: Zatına ait, kendisinden olup başkasından olmayan

    YanıtlaSil
  183. Mesela, sema akil, ihtiyar ve irade sahibi farz edibe, ziyasını bütün åleme nesrettiği bir swada, mülevves bir zerre de onun ziyasından istifade ettiği vakit, semse karsu "Ne için bu mülevves zerre ile meşgul oldu? Ve ne için ona ziyasını verdi?" diye i'tiraz edilir mi? Hasă, semsin azametine hiçbir nakisa gelir mi?

    Binaenaleyh, gayet büyük olan bu âlemi, büyük bir san'at ile ve büyük bir ihtimâm ile halkettiği gibi; 'cevher-i ferd' ile ta'bir edilen zerre de, onun destgah

    kudretinden çıkan bir eser-i san'atıdır. Çünki o büyük kudretin nazarında cevahirü'l-ferd, yani zerrelerle, nücümü's-seyyåre, yani gezici yıldızlar müsávidirler. Zirá o büyük Allah'ın kudreti, ilmi, irådesi, kelâmı, zăti sıfatlarıdır. Zât-ı Akdes'ine lâzımdırlar.

    Onlarda teceddüd yoktur. Ziyåde ve noksån olmaya kabiliyetleri yoktur. Tagayyürleri yoktur ki, mertebeleri olsun. Maaházá acz, bu sıfatların zıddı olduğundan, acz onların içine girip oturamaz.

    Binâenaleyh, kudret-i İlâhiyede zerre ile şems arasında fark yoktur. Meselâ, terâzinin her iki gözünde iki güneş veya iki zerre bulunduğu farz edilse, terâzinin iki gözü arasında müsâvât ve muvâzene bulunduğundan, hariçten bir kuvvet bir gözüne basarsa, öteki gözü havaya kalkar. İster o

    terâzinin gözlerinde zerre olsun, ister güneş olsun, o kuvvete göre farkları yoktur. İkisi de birdir.

    Kezâlik, mümkün olan bir şeyin tarafeyni, yani vücûd ve ademi aralarında, terâzinin gözleri gibi müsâvât olduğundan, kudret-i ezeliye hangi tarafa basarsa, öteki taraf hebâ gibi havaya kalkar. Güneş, sinek, zerre, bu hususta hepsi de birdir.

    Hulāsa: Zerre gibi küçük şeyler veya âdî fiiller, Hâlik'ın halkıyla vücûda geldikleri için, onun dâire-i ilminde dâhil oldukları bedîhîdir. Bu i'tibârla onlardan bahsetmekte, bilbedâhe müşâhhat yoktur. Kur'ân-ı Kerim أَلا يَعْلَهُ مَنْ عَلَقَ وَهُوَ اللطيف الخبير âyetiyle bu sırra işaret etmiştir. Yani halk eden Hâlık, mahlûkunu bilmez mi? Ve bilmemesinin imkânı var mı? Öyle ise mahlükundan ne için bahsetmesin?

    Ve ne için mahlûkuyla konuşmasın?

    YanıtlaSil
  184. Ev Alma, Komşu Al

    "Komşuluk ilişkilerinin ve iyi komşuya sahip olmanın çok çok önemli..." olduğunu anlatmak için "ev alma, komşu al" deriz. Bu atasözünü genellikle kendine ev arayan bir yakını-mıza, oturacağı evin güzel olması kadar komşusunun da güzel ahlaklı olması gerektiğini anlatmak için kullanırız.

    Peki, kötü komşuya denk gelirsek ne olur?

    Maalesef rahatımız kaçar.

    Ayağınızı sıkan bir ayakkabıyı açabilir veya yenisiyle de-ğiştirebilirsiniz. Üzerinize uymayan bir elbiseden de benzer bir şekilde kurtulmanız mümkündür fakat kötü bir komşuya denk gelirseniz, ondan bu kadar kolay kurtulamazsınız. Eğer komşunuzdan göreceğiniz eziyetlere katlanırsanız ki - tarihte bu şekilde yapıp da sevap kazananlar ve kötü komşusunu top-luma kazandıranlar dahi olmuştur - siz de iyi bir şey yapmış sayılırsınız. Sonuçta ikiniz de rahat edersiniz. Hatta muhitiniz-deki insanlara da rahat bir nefes aldırmış olursunuz.

    -46-

    YanıtlaSil
  185. "Hayır, ben böylesine zorlu bir süreçten geçemem, benim bünyem kaldırmaz!" Diye düşünüyorsanız, en iyi ihtimalle bulunduğunuz muhitten başka bir yere taşınmanız gerekecek-ur. Çunkü huzurunuzun kaçtığı bir mahallede guven içinde oturamazsınız. Güven demişken, bakınız, yeri geldikçe kom-suluk haklarının önemine değinen Sevgili Peygamberimiz ne buyuruyor: "Komşusunun, kendisine kötülük yapabileceği kaygısından kurtulamadığı bir kimse cennete giremez. "24

    Bu ihtar hepimizedir. Nasıl ki bir yerden ev alırken etrafta iyi komşu olup olmadığına bakıyorsak, birilerinin de bizim muhitimize bakarken bu kıstaslara dikkat ettiğini unutmaya-lım. Yani iyiliği ve güzelliği sadece başkalarında aramayalım, kendimiz de güzel ahlaklı olalım ve bunun için gayret göste-relim.

    Gayret etmemiz gereken şeylerden biri de komşuluk ilişki-lerini geliştirmek olmalıdır. Artık insanlar eskisi gibi birbirine tahammül edemez oldu. Zihinler ve gönüller dolu olduğun-dan, bir damla bile bizim taşmamıza, bazen de hırçınlaşıp bi-rilerinin kalbini kırmamıza sebep olmaktadır.

    Her ne kadar site ve apartman hayatı gibi nedenlerden ötürü komşuluk ilişkileri heder olsa da biz yine de birbirimizle tanışmak için bahaneler arayalım. Hiçbir şey yapamasak da selamı sabahı kesenlerden olmayalım. Birbirimizle selamlaş-tıkça gözlerimizin içine bakmaya, gözlerimizin içine baktıkça da havadan sudan konuşmaya başlarız. Bir de bakmışsınız ki birbirini tanıyan insanlar oluvermişiz. İşte kalplerin kaynaş-ması bu şekilde olmaktadır.

    Peki, kalpler kaynaşırsa daha başka neler olur?

    Neler olmaz ki!

    24 Hadislerle İslam IV Komşu Hakkı / Cebrail'in Vasiyeti s. 335

    -47-

    YanıtlaSil
  186. Öncelikle kendi havamız, sonrasında ise bulunduğumuz muhitin ve şehrin havası değişir. Emin olunuz ki bu değişim mahallenin kedisine, köpeğine bile iyi gelir. O hâlde kalplerin kaynaşması ve komşuluk ilişkilerinin de pekişmesi için güzel davranışları devam ettirelim.

    YanıtlaSil
  187. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    واعلمو

    وادی يوم الـ بالغ وله من

    انت

    واعلموا

    شورة الالفاني

    وَمَا لَهُمْ إِلَّا يُعَذِّبَهُمُ اللهُ وَهُمْ يَصُدُّونَ عَنِ الْمَسْجِدِ الحرام وما كَانُوا أَوْلِيَاءَهُ إِنْ أَوْلِيَاؤُهُ إِلَّا الْمُتَّقُونَ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ وَمَا كَانَ صَلَاتُهُمْ عِندَ الْبَيْتِ إِلَّا مُكَاءً وَتَصْدِيَةً فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ وَ إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ فَسَيُنْفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ وَالَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَ لِيَمِينَ اللهُ الْخَبِيثَ مِنَ الطَّيِّبِ وَيَجْعَل الخَبِيثَ بَعْضَهُ عَلَى بَعْضٍ فَيَرْكُمَهُ جَمِيعًا فَيَجْعَلَهُ فِي جَهَنَّمَ أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ . قُلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ يَنْتَهُوا يُغْفَرْ لَهُمْ مَا قَدْ سَلَفَ وَإِنْ يَعُودُوا فَقَدْ مَضَتْ سُنَّتُ الْأَوَّلِينَ وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ كُلُّهُ لِلَّهِ فَإِنِ انْتَهَوا فَإِنَّ اللَّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ بَصِيرٌ وَإِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمُوا أنَّ الله مَوْليكُمْ نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ .

    الدِّينُ كُلُّهُ لِلَّهِ فَإِنِ انْتَهَوْا فَإِنَّ اللَّهَ بِمَا وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ يَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

    66 Fitne ortadan kalkıncaya ve dinin tamamı Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın. Vazgeçerlerse kuşkusuz ki Allah, yaptıklarını görmektedir.99

    (Enfal, 8/39)

    Mushaf sayfa no: 180

    Hafızlık sayfa no: 9. cûz/1. sayfa

    İSLAM, DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ GARANTİ EDER.

    BİLGİ

    Ayette müminlere; din ve vicdan hürriyeti yerleşinceye ve herkese serbestçe dinini yaşama imkânı doğuncaya kadar, saldırgan, baskıcı ve zorba inkârcılarla mücadele etmeleri, onların zulüm ve haksızlıklarına karşı gerekirse savaş yoluyla mukabelede bulunmaları emredilmektedir. Söz konusu kesimlerin, yaptıkları yanlışlardan dönmeleri durumunda ise bunun Allah tarafından bilinip görül-düğü ifade edilmekte ve böylelikle bundan sonraki tutumlarına göre muamele göreceklerine işaret edilmektedir.

    MESAJ:

    Dinimizi yaşarken, özgürlüklerimiz üzerinde baskı kurmaya çalışanlarla meşru ve hukuki yollarla mücadele ederiz.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Kıtâl: Savaş, mücadele.

    Fitne: Musibet, kötülük.

    Basir: Gören, bilen, anlayan.

    180

    YanıtlaSil
  188. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    الجزء العاهر

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا لَقِيتُمْ فِئَةً فَاثْبُتُوا وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

    "Ey iman edenler! Bir düşman birliği ile çatıştığınız vakit sebat ediniz ve Allah'ı çokça anınız ki zafer sizin olsun.

    (Enfal, 8/45)

    وَاعْلَمُوا أَنَّمَا عَلِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَأَنَّ الله لمسَهُ وَالرَّسُولِ وَادِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيل ان كلام أملكم باللَّهِ وَمَا أَنزَلْنَا عَلَى عَبْدِنَا يَوْمَ الْفُرْقَانِ يوم التقى الجمْعَانِ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ إِذْ أَنْتُمْ بالعدوة الدُّنْيا وَهُمُ بِالعُدْوَةِ القصوى والرَّكْبُ النقل ملكم ولَوْ تَوَاعَدْتُمْ لَاخْتَلَفتُمْ في الميعاد ولكن ليقضى اللهُ أَمْرًا كَانَ مَفْعُولًا لِيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ بَيْنَةٍ وَيُحْيِي مَنْ حَى عَنْ بَيْنَةٍ وَإِنَّ الله السميع عليم إِذْ يُرِيكُهُمُ اللهُ فِي مَنَامِكَ قليلا ولو أريكهم كثيرًا لَقَسْلْتُمْ وَلَتَنَازَعْتُمْ فِي الْأَمْرِ ولكن الله سلم إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ . وال يُريكُمُوهُمْ إِذِ الْتَقَيتُمْ فِي أَعْيُنِكُمْ قَلِيلًا وَيُقَالُكُمْ في أَعْيُنِهِمْ لِيَقْضِيَ اللَّهُ أَمْرًا كَانَ مَفْعُولاً وإلى اللهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا لَقِيتُمْ فتَهُ فَاثْبُتُوا وَاذْكُرُوا اللهَ كَثِيرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ .

    Mushaf sayfa no: 181

    Hafızlık sayfa no: 10. cüz/20. sayfa

    ZAFER, SABRIN VE ZİKRİN MEYVESİDİR.

    BİLGİ

    Bedir savaşında zafer, Allah'ın mucizevi yardımlarıyla kazanılmıştı. Aksi takdirde bu ilk savaşta Müslümanların yenilmesi, İslam'ın da tarih sahnesinden silinip gitmesi söz konusuydu. Ancak Müslümanların zaferleri hep böyle olağanüstü yardımlarla da sürüp gidemezdi. Onların da ilahi kanunlara, yani başarının herkes için geçerli olan kriterlerine göre hareket etmeleri gerekiyordu. İşte åyetin beyanına göre, başarıya ve zafere ulaştıran hususlar, zorluklar karşısında sabır ve sebat, Allah'ı devamlı anmak ve asla unutmamaktır.

    MESAJ

    1. Başarının herkes için geçerli şartı; çalışma, sabır ve sebattır.

    2. Biz üzerimize düşeni yaptıktan sonra Allah'ın yardımı gelecektir.

    KELİME DAĞARCIĞI

    Sebat: Sabırlı, istikrarlı olmak.

    Felah: Kurtuluş, başarı.

    YanıtlaSil
  189. TARİHTE BUGÜN

    -325- İznik Konsülü toplantısı.

    HAZİRAN 19 PERŞEMBE

    1097 - Haçlı Seferlerinin ilki sırasında İznik, Selçuklu Türkleri tarafından alındı.

    1788 - Büyük âlim Şems-i Bitlis'in vefatı.

    1961 - Kuveyt, Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını ilan etti.

    23 1446 ZİLHİCCE

    RUMI: 6 HAZİRAN 1441 HIZIR: 45

    BİR AYET

    O takva sahipleri, bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcar, öfkelerini yutar ve insanların kusurlarını affederler. Allah da böyle iyilik ve ihsân sahiplerini sever.

    (Al-i İmran: 134)

    BİR HADİS

    Kim bir zalime yardım ederse, Allah o zalimi ona musallat eder.

    (C. Sağîr, No: 3578)

    (Âyet), zulme değil yalnız âlet olanı ve taraftar olanı, belki edna bir meyil edenleri dahi dehşetle ve şiddetle tehdit ediyor. Çünkü, rıza-yı küfür küfür olduğu gibi, zulme rıza da zulümdür.

    Mektubat

    YanıtlaSil
  190. 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    - 1040-Selçuklu Devleti'nin kuruluşu.

    - 1989 - Bulgaristan'dan zorunlu Türk göçü.

    MAYIS

    24

    PAZAR

    71447 ZİLHİCCE

    RUMI: 11 MAYIS 1442

    HIZIR: 19

    BİR AYET

    Hayır olarak ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir.

    Bakara Suresi: 215

    BİR HADİS

    Kadınla dini ve güzelliği için evlenenin Allah fakirliğini giderir.

    Ey insan! Sen kudreti nihayetsiz bir Kadir, rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zülcelâlin memlûküsün. Öyle ise sen, kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme; çünkü hayatı veren Odur,

    idare eden de Odur. Sözler

    YanıtlaSil
  191. TARINTE BUGON

    -1557-Suleymaniye Camii ibadete açıldı.

    -1856-Dolmabahçe Sarayı kullanıma açıldı.

    - 1933-TC'ye ait ilk madenî para basıldı.

    1967 - İsrail birlikleri Kudüs'e girdi (Altı Gün Savaşları).

    7

    SALI

    TUESDAY

    HAZİRAN

    JUNE

    BİR AYET

    Kuşkusuz Rabbin katındakiler Ona kulluk etmekten kibirlenmezler.

    A'raf Suresi: 206

    BİR HADİS

    Ben akrabalık bağlarını kesmek için gönderilmedim.

    Ölüm, ehl-i iman için bir terhistir. Ecel terhis tezkeresidir, bir tebdil-i mekândır, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesi ve kapısıdır. Zindan-ı dünyadan çıkmak ve bağıstan-ı cinâna bir uçmaktır.

    Şualar

    YanıtlaSil
  192. 222

    Sonra, kurbanlık develerden birini getirtti (38). Kurbanlık alâmeti olmak üzre hörgücünün sağ

    nattı ve boynuna iki nalın astı (39).

    yanını cizi Ötekilerini de, böyle yapması için, Naciye b. Cündüb'e emir

    di (40).

    Peygamberimiz, Zülhuleyfe'de iki rekât ihram namazı kıldı Kasva'ya bindi (42).

    Kasva'nın üzerinde dört dirhem bile etmeyen eskimiş kadife küçük bir semer vardı (43).

    Peygamberimiz, Allah'a hamd-ü senada (44), tesbih ve tekbirde

    lunduktan sonra (45):

    Ey Allahım! Bunu, bana, içinde riyâ ve süm'a (gösteriş ve şöhr bulunmayan mebrur ve makbul bir hac kıl!» dedi (46).

    (Lebbeyk Allâhümme lebbeyk! Lebbeyk! lâ şerîke leke lebbeyk! İnnelhamde vennîmete leke velmülke lå şerîke lek.)

    diyerek ihrama girdi (47).

    «Sizden, kim hac ile Umre'ye niyet etmek isterse, bunu, yapsın. Kim, yalnız hacca niyet etmek isterse, etsin.

    etsin! buyurdu (48).

    Kim de, yalnız Umre'ye niyet etmek isterse, o da, Umre'ye niy

    Hz. Aişe «Bizlerden kimi, Umre niyetile ihrama girdi.

    Kimi, hac ile birlikte Umre niyetile ihrama girdi.

    Kimimiz de, yalnız hac niyetile ihrama girdi.» demiştir (49).

    Peygamberimiz «Cebrail, bana gelip Eshabıma, yanımda bulunan lara, Telbiye'de seslerini yükseltmelerini emr etmemi, emr etti (50).

    (38) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1090

    ( 39) Vakıdl-Megazi c. 3, s. 1090, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 173, Ebû Davud-Sünen

    c. 2, s. 146

    (40) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1090

    41) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, a. 173, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 150

    ( (42) Müslim-Sahih c. 2, s. 887

    43) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 177, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 965

    (

    (45) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 175, Buhari-Sahih c. 2, s. 147

    (44) Buhari-Sahih c. 2, s. 147

    (46) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 177, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 965 (

    47) Ibn-Sa'd-Tabakat c. 2, s. 174-175, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 175, Bu-158-

    159, Tirmizi Sünen c. 3, s. 184, Ibn-i Mâce-Sünen c. 2, s. ( 48) Müslim-Sahih c. 2, s. 871

    hari-Sahih c. 2, s. 147, Müslim-Sahih c. 2, s. 905, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 989

    (49) Malik-Muvatta' c. 1, s. 335, Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 174-175 Milslim-Sahih c 2, s. 876 (50) Malik Sunen Ed

    -Muvatta' c. 1, s. 334, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 163, Tirmizi-8. 191-192. İbn-i Mace-Sünen c. 2, s. 975, Daremi-Sünen c. 1, s. 365

    YanıtlaSil
  193. PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI

    223 (Ya Muhammed! Telbiye'de, seslerini yükseltmelerini Eshabina

    emr et! Çünki, bu, haccın alametlerindendir!) dedi. buyurdu (51).

    Bir adam, ihramlının ne gibi bir elbise giyebileceğini sordu. Peygamberimiz Gömlek, sarık, don , bornoz, mest giymeyiniz.

    Ancak, ayakkabı bulamayan kimse, mest giysin. Amma, mestleri, topuktan aşağısından kessin.

    Safran veya Vers (Alåçehre çiçeği) île boyanmış hiç bir elbise giy-meyiniz! buyurdu (52)

    Hz. Ebû Bekir'in zevcesi Esmå bint-i Umeys, Zülhuleyfe'de, Mu-hammed b. Ebi Bekr'i doğurmuş, Peygamberimize haber gönderip Ben, ne yapacağım? diye sormuştu.

    Peygamberimiz Yıkan da, bir elbise ile kuşak sarın ve ihrama

    girls buyurdu.

    Peygamberimiz, Zülhuleyfe Mescidinde namaz kılıp Kasvâ'nın üze rinde Beyda düzlüğüne çıktığı zaman, Peygamberimizin önünde, sağın-da, solunda ve arkasında, göz alabildiği kadar uzaklara uzanan binitli ve yaya insanların akıp gittiği görülüyordu (53).

    Beydá ve Melel:

    Yolda gelip Peygamberimizin yanına katılanlar da, sayısızdı (54).

    Peygamberimiz, Beyda yolunu takip ederek ertesi günü sabahleyin Melel'e vardı (55).

    Beyda'nın başlangıcı, Zülhuleyfe'nin sonudur.

    Beyda'nın başlangıcında bir kuyu vardır.

    Beydá, Zülhuleyfe ile Zâtülceyş arasında gibidir.

    Zülhuleyfe'den kalkan hacılar, batıya doğru yükselince, Beyda'yı karşılarında bulurlar (56).

    Peygamberimiz, sabahı, Melel'de geçirdi (57). Melel, Medine ile Mekke arasındaki yolda bir yerdir.

    Medine'ye uzaklığı, iki geceliktir (58)

    (52) Ebû Hanife-Müsned s. 24, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 2, s. 4, Buhari-Sahih c. 2, s. 145-146, Müslim-Sahih c. 2, s. 834, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 165, Tir-

    (51) İbn-i Mice-Sünen c. 2, 8. 975

    mizi-Sünen c. 3, s. 194-195, İbn-i Mace-Sünen c. 2, s. 977, Daremi-Sünen c. 1, 3. 363

    (53) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 320, Müslim-Sahih c. 2, s. 887, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 183, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1023, Daremi-Sünen c. 1, s. 375

    (54) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 213

    (55) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1092

    (56) Semhudi-Vefaülvefa c. 4, s. 1157-1158

    (57) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1092

    ( 58) Yakut-Mucemülbüldan c. 5, s. 194-195, Semhudi-Vefaülvefa c. 4, s. 1312

    YanıtlaSil
  194. 3039- Karanlık gece parçalarını andıran fitneler (gelme-den) salih amellere koşuşun. Kişi sabahleyin mü'min kalkar, kafir olarak akşamlar. Mü'min olarak yatar, kafir olarak kalkar. Biriniz dinini azıcık bir dünya menfaati karşılığında satar.

    ٣٠٤٠ - بَادِرُوا بِالْأَعْمَالِ سِنًّا طُلُوعُ الشَّمْسِ مِنْ مَغْرِبَهَا وَالدُّخَانُ وَدَابَّةُ الْأَرْضِ وَالدَّجَّالُ وَحُوِيصَةُ أَحَدِكُمْ وَأَمْرُ الْعَامَّةِ" (حم م عن ابي هريرة عن انس)

    3040- Altı şey gelmeden amellere koşuşun: Güneşin ba

    tıdan doğması, duman, Dabbetü'l-Ard, Deccal, ölüm, kıyamet. Bunlar kıyametin büyük alametleridir. Bundan sonra artık tevbe kabul edilmez.

    ٣٠٤١ - بَادِرُوا أَوْلَادَكُمْ بِالْكُنَى قَبْلَ أَنْ تُغْلَبَ عَلَيْهِمُ الْأَلْقَابِ" (ابو الشيخ قط حب عد عن ابن عمر)

    3041- Çocuklarınıza lakaplar galebe çalmadan hemen onları künyelendirin.

    ٣٠٤٢ - بَاكِرُوا بِالصَّدَقَةِ فَإِنَّ الْبَلاءَ لاَ يَتَخَطَّى الصَّدَقَةَ (طبس عن على عد هب عن السي)

    3042- Sadakayı erken verin, çünkü bela sadakayı geçe-

    mez.

    ٣٠٤٣ - يَجلُوا الشَّايِخَ فَإِنَّ تَبْجِيلَ الْمَشَايِخِ مِنْ اجْلَالِ اللَّهِ فَمَنْ لَمْ يُبَجِّلُهُمْ

    فَلَيْسَ مِنِّى (حب) عد والديلمي عن انس وقال الجوزي لاه)

    3043- Yaşlılara saygı gösterin, çünkü onlara saygı duy-mak Allah'a duyulan saygıdandır. Onlara hürmet etmeyen ben-den değildir.

    ٣٠٤٤ - بِحَسَبِ الْمَرْءِ إِذَا رَأَى مُنْكَرًا لاَ يَسْتَطِيعُ لَهُ تَغْيِيرًا أَنْ يَعْلَمَ اللَّهَ أَنَّهُ لَهُ كَارِهُ (خ في التاريخ طب عن ابن مسعود)

    3044- Kişi, dine aykırı bir şey görüp de onu değiştire-

    730

    YanıtlaSil
  195. ya pestemalsız girmesi helal olmaz. Mü'mine kadınlar ise oraya asla giremezler.

    ۳۰۸۰ - بَيْتٌ لاَ صِبْيَانٌ فِيهِ لا بَرَكَةٌ فِيهِ وَبَيْتٌ لَا خَلٌّ فِيهِ يُعَالُ لَأَهْلِهِ ابو الشيخ في الثواب عن ابن عباس)

    3080- İçinde çocuk olmayan evde bereket yoktur. Sirke bulunmayan eve fakirlik gelir.

    ۳۰۸۱- بَيْتُ الْمُقَدَّسِ أَرْضُ الْمَحْشَرِ وَالْمَنْشَرِ ائْتُوهُ فَصَلُّوا فِيهِ فَإِنَّ صَلَوةَ فِيهِ كَالْفِ صَلَوةٍ فِي غَيْرِهِ فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَتُهْدِي لَهُ زَيْتًا يُسْرَجُ فِيهِ فَهُوَ كَمَنْ آتَاهُ فَصَلَّى فِيهِ (حم) هـ طب ع عن ميمونة مولاه النبي عم)

    3081- Beyt-i Makdis mahşer yeridir. Oraya gelin ve için-de namaz kılın. Çünkü orada kılınan bir namaz, diğer mescitler-de kılınan bin namaz gibidir. Buna gücün yetmezse oraya yakıla-cak zeytinyağı hediye et. Böyle yapan kişi, oraya gelip namaz kılan insan gibi sevap alır.

    ۳۰۸۲ - بَيْنَ الْمَلْحَمَةِ وَفَتْحِ الْمَدِينَةِ سِتُّ سِنِينَ وَيَخْرُجُ الْمَسِيحُ الدَّجَّالُ فِي السَّابِعَةِ (حم) د هـ ع ونعيم فى الفتن قط ض ق عن عبد الله بن بسر)

    3082- Melhame (büyük harp) ile Medine'nin fethi ara-sında altı sene olacaktır, yedinci senede ise Mesih Deccal zuhur edecektir.

    ۳۰۸۳ - بَيْنَ الْعَبْدِ وَالْجَنَّةِ سَبْعُ عِقَابِ اَهْوَنُهَا الْمَوْتُ وَأَصْعَبُهَا الْوُقُوفُ بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ تَعَالَى إِذَا تَعَلَّقَ الْمَظْلُومُونَ بِالظَّالِمِينَ (ابو سعيد في معجمه وابن النجار عن ابي هدبة عن انس

    3083- Kul ile cennet arasında yedi tehlikeli geçit vardır. En kolay olanı ölümdür. En güç olanı da mazlumlar zalimlerin yakasına yapıştıkları an Allah'ın huzurunda durmak.

    ٣٠٨٤ - بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ مَسْخٌ وَخَسَفٌ وَقَذَفٌ (هـ عن ابن مسعود)

    738

    YanıtlaSil
  196. 3084- Kıyamet yaklaştığı zaman, mesh (maymuna veya domuza dönme), hasef (büyük sarsıntı ve (semadan taş yağması) olacaktır çöküntüler) ve Kazef

    ٣٠٥ - بَيْنَ الْعَالِمِ وَالْعَابِدِ سَبْعُونَ دَرَجَةً" (في التاريخ والديلمي عن ابي هريرة)

    3085- Âlim ile âbid arasında yetmiş derece (fark) vardır.

    ٣٠٨٦ - بَيْنَا أَنَا اَمْشِي إِذْ سَمِعْتُ صَوْتًا مِنَ السَّمَاءِ فَرَفَعْتُ بَصَرِي فَإِذَا الْمَلَكُ الَّذِي جَانَنِي بِحِرَا جَالِسٌ عَلَى كُرْسِيّ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ فَرَعِبْتُ مِنْهُ فَرَجَعْتُ فَقُلْتُ زَمِلُونِي زَمِّلُونِي فَأَنْزَلَ اللَّهُ يَا أَيُّهَا الْمُدَّثَرْ قُمْ فَانْذِرْ وَرَبَّكَ فَكَيْرُ وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ فَحَمَى الْوَحْيُ وَتَتَابَعَ ( م ت ه عن جابر)

    3086 Yürürken ben, gökten bir ses duydum. Başımı kal-dırdım ki, bir de ne görsem, bana Hira Dağı'nda gelen melek sema ile arz arasını kapsayan büyük bir kürsünün üzerinde oturu-yor. Ondan korktum ve derhal eve döndüm ve: "Örtün beni, ör-tün beni." dedim. Bunun üzerine Allah: "Yâ eyyühel müddessir* Kum fe enzir ve rabbeke fe kebbir* Ve siyâbeke fe tahhir* Ver rucze fehcur*" ayetini indirdi. Ondan sonra vahyin inişi kızıştı ve peşi peşine sıra geldi.

    ٣٠٨٧ - بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ أُتِيتُ بِقَدَحٍ لَبَنٍ فَشَرِبْتُ مِنْهُ حَتَّى إِنِّي لَأَرَى الرِّيَّ يَجْرِي فِي أَظْفَارِى ثُمَّ آتَيْتُ فَضْلِى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ قَالُوا فَمَا أَوَّلْتَهُ يَا رَسُولَ

    اللهِ قَالَ الْعِلْمُ (حم) وعبد بن حميد خ م ت ع عن حمزة بن عبد الله بن عمر عن ابيه)

    3087- Ben uyurken bana bir kadeh süt getirildi ve içtim.

    O kadar içtim ki, tırnaklarıma (iliklerime) kadar doydum. Artanı Hattab'ın oğlu Ömer'e verdim. "Bunu ne ile yorumladın, ey Al-lah'ın Rasulü?" diye sordular. "İlimle." diye cevap verdi.

    ۳۰۸۸ - بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ رَأَيْتُ النَّاسَ يُعْرَضُونَ عَلَيَّ وَعَلَيْهِمْ قُمُصْ مِنْهَا مَا

    739

    YanıtlaSil
  197. RU'YETULLAH HAKTIR

    Resûlullah Efendimiz Kıyâme Sûresi'nin 22 ve 23. âyet-i kerîmelerinde -meâlen-: "Nice yüzler o gün parlayacak. Rablerine bakacaklar." buyurulmuştur. (s.a.v.) de "Hiç şüphe yok ki sizler, mehtaplı bir gecede birbirinize mâni olmaksızın zahmetsizce kameri (dolunayı) gördüğünüz gibi, Rabb'inizi göreceksiniz." buyurmuşlardır. Hz. Allah'ın zât-ı ulûhiyetine lâyık bir şekilde görülmesi aklen câiz, naklen vaciptir. Müminlerin âhirette bu büyük nimete nail olacakları hakkında Ehl-i Sünnet âlimleri ittifak etmişlerdir. Görme denilen şey hakikatte gözün değil ruhun görmesidir. Göz ise bir dürbün veya bir mikroskop gibi onu göstermeye yarayan aletten başka bir şey değildir. Göz ile görülemeyen şeylerin bazıları, ışığı belli bir noktaya odaklayan mikroskop sayesinde görülebilir. Yine röntgen ışınları sayesinde bir engel arkasındaki maddelerin görülmesi de mümkündür. Demek ki göz, bazı şartların meydana gelmesi veya bazı engellerin bertaraf edilmesi ile normal şartlarda göremediği şeyleri de görebiliyor.

    Bunun yanında âhiret âlemi, bugün yaşadığımız dünya hayatına benzemez. Burada nice şeylerin görülmesine engel teşkil eden şeyler, orada bir engel mesâbesinde bile olmayabilir. İçinde bulunduğumuz şu dünya âleminde bile nefislerini ıslah etmeye muvaffak olmuş birçok kemâl ehli kimselerin gözlerinden perde sıyrılıp başkalarının göremediği şeyleri hattâ cinleri ve melekleri bile görmek, kendilerine müyesser olmuştur.

    Müminlerin, âhiret âlemindeki Cennet hayatında Cemâl-i İlâhî'yi görme nimetine mazhar olmalarına aklen hiçbir mâni yoktur. Bu husûsta yapılacak itirazların tamamı "Gâibi şâhide kıyas" kabîlindendir ki bu bâtıl bir iştir.

    Bu âlemde bile falanca şeyin görülmesi imkânsızdır denilemez. Nitekim görülmesi imkânsız denilen nice şeyler zaman içinde görülebilir olmuştur. İleri zamanlarda daha nice şeylerin görülebilir olacağı imkân dâhilindedir.

    YanıtlaSil
  198. CENNET EHLİNİN CEMÂLULLAHI GÖRMELERİ

    Cennetin en ulu ni'meti, en doyulmaz lezze-ti, Rabbü'l-Izzetin Cemâlini müşâhede etmektir. Bu benzersiz kemâl sahibinin Cemâlini hiç bir yaratık tasavvur edemez. Îmân ehli, rahmet-i Rahmân'a yakın ve O'nun kerem ve inâyetine nâil olup Cennet'e girdikleri zaman Cennet mu-hafızları türlü büyükleme ve ululamalarla karşı-lar ve onlara: "(Cennetin) bekçileri (şöyle) dediler: Selâm (ve selâmet) size. Tertemiz geldiniz. Artık ebedî kalmak üzere girin bu-raya." (Zümer s. 73) diye izzet ve ikramda bulunur-lar.

    Cenâb-ı Hakk da şöyle buyurur: "Selâm si ze kullarım, merhaba size îmân ehli. Siz ina-nan mü'minlersiniz. Bugün size ne korku, ne de üzüntü vardır" diye bu sevinçli müjdeyi

    25 Aralık, Mevlana Takvimi

    verir. Sonra Hakk Te'âlâ Hazretleri yine:

    - Ey kullarım, bu gün size nimet ve ihsa-nım olacaktır. Benden ne dilerseniz dileyin size veririm, diye buyurur. Onlar da:

    - Ya Rabb, tek dileğimiz Cemâlini görmek ve rızâna ermektir, derler. Hakk Teâlâ Hazretleri onlara müjde verip:

    - Şimdi sevinin ben sizden râzî oldum, di-ye buyurur. Ondan sonra perdeyi kaldırıp Cen-net ehline tecelli eyler. Bütün Cennet ehli o an-da secdeye varırlar. Hakk Te'âlâ Hazretleri on-lara:

    - Ey kullarım başınızı secdeden kaldırın. Burası secde yeri değildir. Ben sizi şunun için çağırdım ki, gelip Dîdârımı, Cemâlimi görüp ni'metlenesiniz, diye. Ey kullarım, siz-den öyle râzî oldum ki ebediyyen size öfkeli

    olmam diye, buyurur. (İmâm-ı Kastalāni, İlâhî Rahmet Hz. Muhammed (s.a.v.), 522.s.)

    YanıtlaSil
  199. بو ها هي حريفار بنا مزاوله، سويليان بر حال هندیم ده مخاطر ھونکہ مخاطبه اهوالتى نظرة المحن لازمدركي سويلنا ان سوز مخاطبك حواليك اقتضائی

    ksadı

    سویانسین

    بناء عليه، قرآنك مخاطر شرور وآنه مقصدی ده تفهیمدر یعنی بشرك احمد یکی شاری باشد بوط نا در که بلاغتك اقتضای اوزرینه قرآن شرك مسائل ممزوج ولان السلو داری شبوه سیله سوبار کی شون مهمی سوينان سوزلردن تو حسن الدور نور له سه. اون بوك انسان جو مقاله فوتو شريفى زمان هو مقرن سوه له فوتو شور جو صفك ذهبى او قرار اولور، جو صفاه فهمی، کندیسنده سویله دیگی کی سوزلو له انسیت پیدا اید. و کندی آشنا با بی ارز و بالنباله سوزلری دیگار و آنهار. عکس حالده او انسان ایله او جوجه آراسنده به ماوران ابهر

    ويريشي اولماز

    الله الله بشر آراسنده کی اخذ و عطا کرده بویله در اگر جذاب همه بشره اعطا ایده جنگی معابر بشرك ترازیناه قابلیتنه کوره و بر مرسد، بشر قطعياً نه با قار، نه آکیر چون که بشر آنجه الشمه اوریه

    ترازينك دیلند به اقلار بوفنی تراز يلوك ديلندن آحلاماز.

    Iyen

    سوار ؟ ) حقيقتاً اشيراتك حقارتي خشتي قدرتك عظمته، كلامك نزاهت و تراكته من اليد الجواب بعضه شیر کرده ویا ایشا ده کورونه حقارت و چركينلك، اشيانك ملك جهته عازم

    یعنی طیبه بوزین ناظر در و بزم نظر مرده او دلم لورو نور و لونك كون اشعار الله بد قدون الله پرده اولارقه اسباب ظاهر به وضع بديلمشدركه سطحى نظر مزده من قدرتك او کی اشاء الله مات کو روغه من فقط ملكون جھی، یعنی تحر یوزی ،ایسه شفا فدر، بوكسكدر قدرتك تعالومي شى قدرتك تعلقندن خارج دکلدر اون عظمة الهته السباب ظاهرة بو جهنده هیچ بری قدرتك وضعی اقتضا ایتدیگی کی وحدت و ن و عزت الهي ده قدرتك بتونه اشیا سمحولى وكلامك هو

    YanıtlaSil
  200. 17 Şubat 2024 Cumartesi

    izim sayfa

    1445 Hicri Şemsi: 1402 Kasım: 102

    “Kafkas Kartalı Şeyh Şamil

    Gönül Sultanları

    AHMET DEMİRBAŞ

    ahmet.demirbas@tg.com.tr

    anne ise şöyle dedi:

    -Oğlum! Allahü teâlânın emrinden kıl ucu kadar ayrılırsan emzirdiğim sütü heläl etmem! Gaflette bulunarak söylediğim sözlerin cezasını şimdiden kabul ediyor, adaletten zerre kadar şaşmamanı diliyorum!..

    Herkes dehşet içerisinde, gözleri yaşlı bu ananın kaç sopaya dayanabileceğini düşünürken, İmâm'in, anasının yanına varıp diz çöktüğünü, sonra da elle rine sarılıp öptüğünü gördüler. Anasıyla helalleşen Şeyh Şamil, Dargalılara dönerek şöyle dedi:

    -Anamın bu meselede, merhämetinin çokluğu sebebiyle başkalarına şefäat etmesinden başka

    İki Çeçen gelir ve Şeyh Şâmil'in annesine Rusların yaptığı zul-mu anlatır. Kadıncağız, oğlun-dan Ruslarla bir anlaşma yap-

    masını ister...

    hiçbir hatası yoktur. Bu yaptığı hatânın cezás da manevi olarak şu ana kadar çektiği ızdırap larla ödemiştir. Maddi cezayı da onun her şey ne väris olduğumdan ben çekeceğim...

    Herkes yerinde donmuş bir vaziyette beklerken sırtını açtı ve vazifelilere dönüp: -Emri yerine getirmekte bir an bile tereddüt

    edip, elleri titreyenlere yazıklar olsun! Bütün gücünüzle vurmanızı emrediyorum, dedi Her sopa darbesiyle sırtı morarıp, kanlar içinde kalan şanlı mücahid, sayı yüze tamamlandığında Allahü teâlânın, kendisine verdiği sabır ve metin

    için şükür secdesine vardı... Ruhu şad olsun

    YanıtlaSil

Yorum Gönder