BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:14 Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:10 Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
YanıtlaSil
yuksel6 Mart 2026 18:57 -1929-Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.
1939-Almanya'nın Polonya'ya saldırması Üzerine, II. Dunya Savaşı başlamış oldu.
1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.
EYLUL
01
PAZARTESİ
9 1447 R.EVVEL
RUMI: 19 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 119
tevekkül ettim
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.
Taberani
İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülāsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ekberde
bulunacaktır. Lem'alar
YanıtlaSil
yuksel17 Mart 2026 07:59 BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN GİZLİ VASİYETİ ACİKLANABİLSEYDİ TURKİYE DE Kİ TARİH DEGİSEBİLİRDİ
Amerikan hükümetlerinde etkin görevler almış olan ünlü siyaset bilimci Joseph Nye, "yumuşak güç kavramını ilk kez 1980'lerin sonlarında kullanmıştır. Günümüzde tüm dünyada siyasî liderler, köşe yazarları ve akademisyenler tarafından sık sık ama çoğunlukla yanlış biçimde-kullanılmaktadır. Peki, yumuşak güç nedir? Yumuşak güç cezbetme ve ikna etme kabiliyetine dayalıdır. Zorlama kabiliyeti olan sert güç bir ülkenin askerî ve iktisadi gücünden kaynaklanırken yumuşak güç ülkenin kültürünün, siyasî fikirlerinin ve politikalarının cezbediciliğinden kaynaklanır.
Sert güç, devletlerin bağımsızlıklarını şiddete meyilli devlet dışı gruplardan da- korumaya çalıştığı bir dünyada elzemdir. Sert güç, Bush yönetiminin yeni ulusal güvenlik stratejisini oluşturmuştur. Nye'a göre ise başkana tavsiyelerde bulunan neo-muhafazakarlar çok yanlış bir hesaplama yapmışlardır: Diğer devletleri ABD'nin istediklerini yaptırmaya zorlamak için askerî güce çok fazla odaklanıp yumuşak güce çok az önem vermişlerdir. Teröristlerin ılımlı çoğunluk arasından destekçi bulmasını engellemek yumuşak güç sayesinde olacaktır. Yumuşak güç, aynı zamanda devletler arasında çok-uluslu işbirliği gerektirecek önemli küresel meselelerle uğraşırken gerekli olacaktır. Bu yüzden yumuşak gücü daha iyi anlamak ve uygulamak mutlak derecede önemlidir.
- 1885 - Anadolu'nun ilk lisesi (idadisi) Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi temeli törenle atıldı.
MAYIS 02 CUMARTESİ
15 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 19 NİSAN 1442 KASIM: 176
BİR AYET
Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır.
Taha Suresi: 8
BİR HADİS
Doğru söylediğine inanan adama yalan söylemen, hiyanettir.
Hem peder ve valideyi şefkatle teçhiz eden ve seni onların merhametli elleriyle terbiye ettiren hikmet ve rahmet hesabına onlara hürmet ve muhabbet, Cenâb-ı Hakk'ın muhabbetine aittir.
Fransız Guyanası'ndan uzaya fırlatılarak geçici yörüngesine yerleşti.
2020 - Danıştay, Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti.
TEMMUZ
10
PERŞEMBE
15 1447 MUHARREM
RUMI: 27 HAZİRAN 1441 HIZIR: 66
BIR AYET Allah sizin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
(Bakara: 149)
BİR HADİS Şu iki zayıfın hakkını gözetme hususunda Allah'tan korkun: Dul kadın ve yetim çocuk. Beyhakî
Evet kalbin mercimek kadar bir sandukçası olan kuvve-i hâfıza, bir kütüphane hükmünde binler kitap kadar yazı, içinde yazılması gösteriyor ki, kalb-i insan, kâinatı içine alabilir ve o kadar
Cahiller arasında ilim öğrenen kişi ölüler arasındaki diri gibidir.
Bu dünya ebedî kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenab-ı Hakkın ebedî ve sermedi olan Dârüsselâm menziline dâvetlisi olan mahlûkatın içtimaları için bir han ve bir bekleme salonudur. Mesnevî-i Nuriye
Rebia b. Reva'ın Medine'ye Gelişi ve Müslüman Oluşu:
Beni Ans kabilesinden Rebia b. Reva', Medine'ye gelip Peygambe rimizi, akşam yemeğini yerken buldu.
Peygamberimiz, onu, yemeğe dåvet etti (4).
Rebia b. Reva'da, oturup yedi.
Yemek yediği sırada, Peygamberimiz, ona yönelerek «Allah'dan başka İlâh bulunmadığına ve Muhammed'in de O'nun kulu ve Resûlü olduğuna şehadet eder misin?» diye sordu.
Rebia b. Reva' Allah'dan başka ilah bulunmadığına ve Muham-med'in de, Allahın kulu ve Resûlü olduğuna şehadet ederim!» dedi (5). Peygamberimiz «Sen, umarak mi, yoksa, korkarak mı (6), gel-
din? (7) diye sordu. Rebia «Ummak mı?! Vallâhi, elinde mal yok ki, umayım!
Korkuya gelince, vallâhi, ben, öyle bir yurddayımdır ki Senin as-kerlerin oraya ulaşamazlar.
Fakat, ben, korkutularak korktum:
Bana (Allah'a imân et!) denildi.
Ben de (imân ettim.) dedim." dedi.
Peygamberimiz «Bu, Anslerin çok iyi hatiplerindendir.» buyurdu. Rebia, Medine'de oturduğu müddetçe, Peygamberimizin yanına sık sık gelip gitti.
Rebia'nın Yolda Hummaya Tutulup Vefat Etmesi:
Rebia b. Reva', yurduna dönmek üzere vedalaşmağa geldiği za-man, Peygamberimiz «Git!
Eğer, kendinde bir rahatsızlık his edersen, hemen köye yaklaşıp köy halkına sığın!» buyurdu. Rebia, çıkıp gitti (8).
Yolun bir kesiminde bulunduğu sırada hummaya tutuldu. En ya-kın köye (9), köy halkına (10) sığındı ve orada vefat etti (11).
(4) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 342, 343, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, s. 212, İbn-i Hacere İsabe c. 1, s. 508
(5) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 342-343 (
6) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 508. İbn-i Esir-Usdülgabe c. 2, 5. 212, İbn-i Hacer-Isa-be c. 1, s. 343
(7) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 343
8) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 343, İbn-1 Esir-Usdülgabe c. 2, s. 212
( (9) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 343
(10) İbn-i Eair-Üsdülgabe c. 2, 3. 212
(11) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 343, İbn-i Esîr-Üsdülgabe c. 2, s. 217
bir heyet-i sefaret göndermiş olduğu iddiasındadır. Kaetani, 54. fıkrasında Mezhicların bir şa'b'ı olan Ans kabilesi de,
kat İbn-i Hacer, Rebia b. Reva' der.» (12) Bunların kabilelerinden bir adam Ibn-1 Sa'd. isim zikr etmez, fa-
diyorsa da, yalan ve yanlıştır.
değil, bir adam geldiği açıklanmıştır (13). Kaynaklarda, Beni Anslerden, Peygamberimize bir heyet-i sefaret
Kaetani'nin zan ve iddia ettiği gibi, İbn-1 Sa'd, Elçinin ismini de, söylememiş değil, bahsin sonunda «En yakın köye sığındı ve vefat etti. Allah, ona rahmet etsin. İsmi Rebía idi.» diyerek açıklamış bulun-
maktadır (14).
ceği kabul edilemez. Kaetani'nin, aynı sahifede ve aynı satırlarda geçen ismi göremeye-
Kendisinin, bunu, kasden görmezden geldiği ve yalan söylediği
açıktır.
(12) Kaetani-İslâm Tarihi, e, 7, 8, 92
(13) Thn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 342, İbn-i Esir-Usdülgabe c. 2, 5. 212, Ibn-i Hacer-Isa-
۲۷۲۳ - الْعُلَمَاءُ قَادَةً وَالْمُتَّقُونَ سَادَة ومجالسهم زيادة ابن النجار عن انس)
2723- Alimler, insanların öncüleridir. Muttakiler en şeref-lileridir, onlarla haşir neşir olmakla insanın feyzini artırırlar.
٢٧٢٤- الْعُلَمَاءُ ثَلاثَةٌ رَجُلٌ عَاشَ بِهِ النَّاسُ وَعَاشَ بعلمه وَرَجُلٌ عاش به النَّاسُ وَأَهْلَكَ نَفْسَهُ وَرَجُلٌ عَاشَ بِعِلْمِهِ وَلَمْ يَعِشُ بِهِ غَيْرُهُ (الديلمي عن انس)
2724- Alimler üç çeşittir: İlminden hem kendisinin hem de başkasının faydalandığı âlim. İnsanların faydalanıp da kendi nefsini helak eden âlim, ilminden yalnız kendisi faydalanıp kimse-ye faydası dokunmayan âlim.
٢٧٢٥ - الْعِلْمُ ضَالَّةُ الْمُؤْمِنِ حَيْثُ وَجَدَهُ أَخَذَهُ (العسكري في الامثال عن انس وسنده (ضعيف)
2725- İlim mü'minin yitiğidir, onu bulduğu yerde alır.
ayet, ayakta duran sünnet, fariza-i âdile (Kur'an'a uygun, ameli gerekli olan ilim).
-۲۷۲۹- الْعِلْمُ خَيْرٌ مِنَ العَمَل ومُلاك الدين الورع والعالم من يعمل بالعلم وإن كان قليلاً (ابو الشيخ عن عبادة
2729- Seriat ilimleri amelden daha hayırlıdır. Dinin ang temeli haramlardan sakınmaktır. Alim, ilmi az olsa da ilmiyle o mel edendir.
۲۷۳ - الْعِلْمُ أَفْضَلُ مِنَ الْعِبَادَةِ وَمَلَاكُ الدِّينِ الْوَرَعُ (الخطيب عن ابن عباس)
2730- İlim tahsil etmek, ibadetten daha hayırlıdır. Dinin özü, ana temeli haramlardan ve şüpheli şeylerden kaçınmaktır.
۲۷۳۱ - الْعِلْمُ اَفْضَلُ مِنَ الْعَمَلِ وَخَيْرُ الأَعْمَالِ أَوْسَطُهَا وَدِينُ اللَّهِ تَعَالَى بَيْنَ الْقَاسِي وَالْغَالِي وَالْحَسَنَةُ بَيْنَ السَّيِّئَتَيْنِ لا يَنَالُهَا إِلَّا بِاللَّهِ وَشَرُّ السَّيْرِ الْحَقْحَقَةُ هب عن بعض الصحابة)
2731- İlim amelden efdaldir. Amellerin en iyisi orta halli olanıdır. Allah Teala'nın dini "kâsî" ile "ğâlî" arasındadır. İki gü-nah arasındaki haseneye ancak Allah'ın inayeti ile varılabilir. Me-şakkat içinde yolculuk yapmak yürüyüşün en kötüsüdür.
2732- İlim dindir, namaz dindir. Bu ilmi kimden alacağı nıza bilhassa dikkat edin. Bu namazı nasıl kıldığınıza da dikkat edin. Çünkü siz kıyamette ilim ve namazdan suale çekileceksiniz.
۲۷۳۳ - الْعِلْمُ خَلِيلُ الْمُؤْمِنِ وَالْعَقْلُ دَلِيلُهُ وَالْعَمَلُ قِيمَةٌ وَالْحِلْمُ وَزِيرُهُ وَالصَّبْرُ أَمِيرُ جُنُودِهِ وَالرِّفْقُ وَالِدُهُ وَاللَّينُ أَخُوهُ (هب عن الحسن مرسلا ابو نعيم والديلمي عن انس)
2734- İlim İslam'ın hayatı, imanın direğidir. Kim bir ilim öğrenirse Allah onun ecrini kıyamete kadar artırır. Kim bir ilim öğrenip de onunla amel ederse, Allah ona mutlaka bilmediklerini de öğretir.
man Allah da onların izzet ve şerefini terkeder (hiçbir şeye mu-vaffak kılmaz).
۲۷۳۹ - الْعِمَامَةُ عَلَى الْقَلَنْسُوَةِ فَصْلٌ مَا بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْمُشْرِكِينَ يُعْطَى بكل كَوْرَةٍ يَدُورُهَا عَلَى رَأْسِهِ نُورًا" (الباوردى عن ركانة)
2739- Takke üzerine sarık sarmak, bizimle müşrikler ara. sındaki farkı belirtir. Başına sardığı her kıvrımına bir nur verilecek. tir.
٢٧٤٠ - الْعُمْرَةُ إِلَى الْعُمْرَةِ كَفَّارَةٌ لِمَا بَيْنَهُمَا وَالْحَجُّ الْمَبْرُورُ لَيْسَ لَهُ جَزَاءً إلا الجنة (حم خ م ت ن هـ حب عن ابي هريرة)
2740- Umre bir önceki umre ile kendi arasında geçen günahlara keffarettir. Kabul olunan haccın mükâfatı ancak cen-nettir.
٢٧٤١ - الْعُمْرَى جَائِزَةٌ لأَهْلِهَا (ط) ع حم خ م حب ن عن جابر حم خ م د ت عن ابي هريرة حم طب عن معوية حم دقت عن سمرة)
dir.
2741- Sağlığında mal bağışında bulunmak ehline caiz-
2742- Sağlığında mal bağışında bulunmak bunu kime yaptı ise onun için caizdir. Rukba (sağlığında ev veya arazi bağı-şında) bulunmak da bunu kime yaptı ise onun için caizdir. Verdiği hibesinden dönen, kustuğunu yalayan kişi gibidir.
٢٧٤٣ - الْعَهْدُ الَّذِى بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمُ الصَّلَوةُ فَمَنْ تَرَكَهَا فَقَدْ كَفَرَ ( حم ت حسن صحيح غريب ن هـ ع حب ك ق ض عن بريدة)
2743- Onlarla (münafıklarla) aramızdaki ahit namazdır. Kim onu terk ederse küfre girmiş olur.
Türkler farklı coğrafyalarda yaşasalar bile, sahip oldukları ortak kültür, ge-lenek ve göreneklerinin yanı sıra manevi değerlerini büyük oranda korumayı başarmışlardır. Bu ortak değerler içinde tasavvuf kavramı önemli bir yere sa-hiptir. Velakin tasavvuf alanında yazılı ve sözlü kültürün çoğunlukla Arapça ve Farsça'ya dayanması, tasavvufi faaliyetlerin Türkçe konuşan topluluklar ara-sında yayılmasını bir hayli yavaşlatmıştı. Fakat Hoca Ahmed Yesevî ve Yunus Emre gibi sûfilerin eserlerini Türkçe olarak aktarmaları, Türkler arasında ta-savvuf kültürünün geniş alana yayılmasına büyük katkı sağlamıştır. Bu durum bir taraftan Türklerin tasavvufa ilgisini arttırırken, diğer taraftan aralarında or-tak bir tasavvuf kültürünün oluşmasına zemin hazırlamıştır.
Yaradılış gereği toplumsal hayat yaşayan insanoğlu biyolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarını karşıladığı gibi ruhsal ve kalbi gereksinimlerine de karşılık ver-mek durumundadır. İnsan diğer yandan sevmek, güven, müsamaha, sevilmek, dinlenmek, dinlemek gibi ruha ait duyguların ve gereksinimlerin de karşılığını vermek mecburiyetindedir. Türk milletinde bu temel kavramların ele alınması çok eskilere dayanır. İlk yazılı kaynaklarımızdan itibaren birçok edebî ve di-daktik eserde insanların birbirlerini sevmeleriyle ilgili sözlerle sık sık karşı-laşırız. Bu çalışmamızda da Türk kültür, dil, edebiyat ve tarihinde önemli yer tutan şahısların sevgi, barış ve hoşgörü kavramlarından hareketle Kazak mil-letindeki hoşgörü kültürünün geçmişi ve geleceği ile alakalı detaylı araştırma ve örnekler sunmaktayız. Atasöz ve deyimlerde bu kültürün temelini oluşturan
Hoca Ahmed Yesevi ve Yunus Emre gibi önemli şahıslarla birlikte Kazak ozan ve şairlerinden birtakım misaller vermekteyiz.
Anahtar kelimeler: Hoşgörü, Yunus Emre, Tasavvuf, Insan Sevgisi, Türk ler, Hoca Ahmed Yesevi, Sevgi, Barış.
Abstract
Even though the Turks live in different geographies, they have succeeded in preserving their moral values as well as their common culture, traditions and customs. The concept of Sufism has an important place among these common values. However, the fact that written and oral culture in the field of Sufism was mostly based on Arabic and Persian slowed down the spread of Sufi acti vities among Turkish-speaking communities. However, transferring the works of sufis such as Hoca Ahmed Yesevi and Yunus Emre in Turkish contributed greatly to the spread of the Sufi culture among the Turks. This situation ine reased the interest of Turks in Sufism, on the other hand, it paved the way for the formation of a common Sufi culture among them.
Human beings, who live a social life by nature, have to meet their biologi. cal and physiological needs as well as their spiritual and heart needs. On the ot her hand, a person has to respond to the feelings and needs of the soul such as love, trust, tolerance, being loved, resting and listening. The handling of these basic concepts in the Turkish nation dates back to ancient times. Since our first written sources, we often encounter words about people's love for each other in many literary and didactic works. In this study, we present detailed rese-arch and examples related to the past and future of the culture of tolerance in the Kazakh nation, based on the concepts of love, peace and tolerance of pe-ople who have an important place in Turkish culture, language, literature and history. We give some examples from Kazakh poets together with important figures such as Hoca Ahmed Yesevi and Yunus Emre, who form the basis of this culture in proverbs and idioms.
Keywords: Tolerance, Yunus Emre, Sufism, Human Love, Turks, Hoca
Ahmed Yesevi, Peace.
13 yüzyılın ikinci yarısından itibaren Anadolu'da adından sıkça bahsetti-ren Yunus Emre, şiirleriyle Tasavvufi Türk Edebiyatı'nda müstesna bir konuma
YUNUS EMRE ŞİİRLERİNİN DİLİ VE DİYALEKTOLOJİK ÖZELLİKLER
LANGUAGE AND DIALECTOLOGICAL FEATURES OF YUNUS EMRE POETS
Turgut Tok
Yunus, hüviyeti nüfus kâğıdına sığmayanlardan biridir.
(A. H. Tanpınar)
Özet
Yunus Emre, Anadolu Türkçesi'nin kurucularından biri olarak kabul edilir. Yaşadığı dönemden günümüze kadar gerek Türk Dili'ni kullanımı gerekse dü-şünceleri ile önemli etkiler oluşturmuştur. Hakkında, eserleriyle ve şiirlerinin diliyle ilgili pek çok çalışma yapılmış olmasına rağmen daha bilimsel anlamda ele alınması gereken birçok konuyu bünyesinde barındırmaktadır.
Diyalektoloji (ağız) çalışmalarında incelemeye esas olan metinler, sahada yapılan derlemeden elde edilen sözlü ifadelerin yazıya aktarılmasıyla oluştu-rulur. Bu çalışmada, Yunus Emre şiirlerinin dili ve yazılı metinlerde görülen ağız özellikleri incelenecektir.
Çalışmada Yunus Emre Divanı, şiirlerinin dil özellikleri, şiirlerindeki ağız özellikleri ile ilgili yapılan çalışmalar hakkında genel bilgiler verildikten sonra, Divan'da görülen ağız özellikleri değerlendirilecektir.
Çalışmaya esas oluşturan metinler, Dr. Mustafa TATCI tarafından hazırla-nan Yunus Emre Divanı (Akçağ Yayınları, 1991, Ankara) adlı eserden alınmış-tır. Eserde 415 şiir bulunmaktadır.
Prof. Dr., Pamukkale Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü
Anahtar kelimeler: Yunus Emre, Diyalektoljik unsurlar, Şiir dili.
Abstract
Yunus Emre is considered one of the founders of Anatolian Turkish. From the time he lived to the present day, he had created important effects with his use of the Turkish language and his thoughts. Although many studies have been made about him, his works and the language of his poems, his works contain many issues that need to be dealt with in a more scientific sense.
studies were created by translating the oral expressions obtained from the com-The texts that were the basis for the examination in dialectology (dialect) pilation made in the field. In this study, the language of Yunus Emre's poems and the dialect features seen in written texts were examined.
In the study, after giving general information about Yunus Emre's Divan, the language features of his poems, and the studies on dialect features in his poems, the dialect features seen in the Divan were evaluated.
The texts that form the basis of the study were taken from the work called Yunus Emre Divanı (Akçağ Yayınları, 1991, Ankara) prepared by Dr Mustafa TATCI. The work contains 415 poems.
Keywords: Yunus Emre, Dialectological elements, Language of poetry.
Yunus Emre'nin Divan'ı Yayınları:
Yunus Emre ile ilgili ilk bilgilere 1512 tarihli Vilâyetnâme-i Hacı Bektaş-1 Veli ve 1568 tarihli Aşık Çelebi'nin Meşâirü'ş-şuarâ adlı eserinde rastlanılmakta-dır. Son dönemde Yunus Emre'yi bilim dünyasına tanıtan M. Fuat Köprülü'dür.
Yunus Emre Divanı'nın birçok nüshası bulunmaktadır. Nüshaların sayısı yaklaşık otuzdur. Yunus Emre hakkında çalışma yapanların yararlandığı ve üze rinde inceleme yapılan nüshalar şunlardır:
Fatih Nüshası, Yahya Efendi Nüshası, Nuruosmaniye Nüshası, Ritter Nüs-hası, Raif Yelkenci Nüshası, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi Nüs-hası, Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi Nüshası, Mustafa Canpolat Nüshası, Vi-yana Nüshası, Bursa Nüshası, Balıkesir Nüshası, Karaman Nüshası...
Yunus Emre Divan'ı defalarca yayınlanan bir eserdir. Biz, bu çalışmada son yayınlardan biri olan ve nüsha karşılaştırması yapılan Dr. M. Tatcı'nın
(ایکنی) معارضارى استقاله يحب شهادت بدنام در تو احتمال نظراً او بارك این معاد كر شرك، بزى دستكارين وبره شهادت بيدن يوقدر ) دبر لوستر د کاری بهانه لرینده قرارگ مساعده ويرمن هايدى، شاهد لر بالزى ده ماغرتان سری تصویر انتهای دینه و بهانه از بانی در
بالان اولد یعنی میدانه چیقار مدر.
اوضحیی) (الهه) معناسنه در بومعنا، نظراً، مانكه قرآن كريم أوزاره قارشو: أى معارفه بجان ابسته نار مزكوك بوقدر طايد يفاز التكريكي واله توبا خطر اعلی و صیفیتهای ، وقتگی الكون او ناردن یاردیم استه مسور کی؟ او ناری ده ماغير باني كميناء سرى بو معارضه بالاسندن فور تار سینهای دینه بو جمله ايامه او نار له تهكم ايمن، يوزلرین کو لمدر.
(شهداء كم) اختصاصی افاده لیدنه شو اضافه (شهدا) كلمه سندن هر اوج معناسنه ده با قار شویله که: (برنجیبی) مادامکه بیون ادبیه الریان و خواجه بریگز وار در شبه سن آرا کزده ارتباط حرمت و محبت واردر او نار غائب ده دیگهر در یا نکرده حاضر بر در. اگر او نارك بودهستای معار ضد یه قدر تاری اولیه ایدی هر حالده مزاره یاردیم ایده چهار دی. ديمك او نامرده مزار کی عاجز الر در قصور لیلر در قصور لرینه با قما بیگن
(ایکنجیسی) معارفه ده مزاری دستگاه به جان و مزاره شهادت ایده جلك هر كيم اولور سر اولسون قبول ایدرز چاغیریگی، کلسینهای فقط اونار بویله بدیهی باطل به دعوا کرده بالان شهادته
جارت ایده مزلی
( و چنجیسمی) معبود اتخاذیت دی از ایله کریگی، ناصل سره یاردی ایم یو لر او ناری ده چاغیر بگیر مزه باردیم ایتسینای فقط نزار ده بیدار ساز که او زارك جانارى و شعور لری او لما دیفی کی هیچ بر شیشه ده قادر دیگه هر در او ناری ده معذور کو ریگی
( مِنْ دُونِ الله ) يعنى الهدن ماعدا بوقيد، (شهدا) نان برنجی معناسنه کوره تصمیمی افاده لیدر یعنی الله ن ما عدا، دنیاده نه قدر ارباب قصه احت وارسه، چاغیریگی. (شهدا) تک ایک نجی معلمانه نظراً، عجز لرينه اشار تدر. چونکه به مسئله ده عاجز و مغلوب اولان، يمين ايدر، شاهد گری کوسترر .
İkincisi: Muarızları destekleyip sehådet edenlerdir. Bu ihtimale nazaran, onların "Biz muarazaya
girişsek, bizi destekleyen ve bize sehådet eden yoktur" diye gösterdikleri bahanelerine de Kur'ân-ı Kerim müsaade vermis. "Haydi, şahidlerinizi de çağırınız Sizi takviye etsinler" diye o bahanelerinin de yalan olduğunu meydana çıkarmıştır.
Üçüncüsü: Alihe ma'nâsınadır. Bu ma'naya nazaran, sanki Kur'an-ı Kerim onlara karsı: "Ey muaraza etmek
isteyenler! Sizlerin bu kadar taptığınız aliheleriniz varken, böyle ızdırablı ve sıkıntılı bir vaktinizde ne için onlardan yardım istemiyorsunuz? Onları da çağırınız. Gelsinler, sizi bu muâraza belasından kurtarsınlar" diye bu cümle ile onlarla tehekküm etmiş, yüzlerine gülmüştür.
İhtisası ifade eden şu izafe
kelimesinin her üç ma'nâsına da bakar.
Şöyle ki: Birincisi: Madem ki büyük edibleriniz ve hocalarınız vardır. Şübhesiz aranızda irtibât, hürmet ve muhabbet vardır. Onlar gäib de değillerdir.
Yanınızda hazırlardır. Eğer onların bu dehşetli muârazaya kudretleri olsa idi, her halde sizlere yardım edeceklerdi. Demek onlar da sizler gibi âcizlerdir, kusurlulardır. Kusurlarına bakmayınız.
İkincisi: Muârazada sizleri destekleyecek
ve sizlere şehadet edecek her kim olursa olsun kabul ederiz. Çağırınız, gelsinler. Fakat onlar böyle bedîhî bâtıl bir da'vânızda yalan şehîdete cesaret edemezler.
Üçüncüsü: Ma'bûd ittihâz ettiğiniz âliheleriniz,
nasıl size yardım etmiyorlar? Onları da çağırınız, size yardım etsinler. Fakat sizler de bilirsiniz ki, onların canları ve şuûrları olmadığı gibi, hiçbir şeye de kadir değillerdir.
Onları da ma'zur görünüz.
مِنْ دُونِ اللهِ
Yani, Allah'dan mâadâ. Bu kayıd
şühedânın birinci ma'nâsına göre ta'mîmi ifade eder. Yani Allah'dan mâadâ, dünyada ne kadar erbab-1 fesâhat varsa, çağırınız. Şühedânın ikinci ma'nâsına nazaran, aczlerine işarettir. Çünki bir mes'elede âciz ve mağlûb olan, yemin eder, şâhidleri gösterir.
Her bakımdan cömert ol ki, sana da öyle davranılsın.
Müsned, 1: 248
Halbuki zekat, her şahıs için sebeb-i bereket ve dâfi-i beliyattır. Zekâtı vermeyenin herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak; ya lüzumsuz yerlere verecektir, ya bir musibet gelip alacaktır.
1951-Demokrat Parti meclis grubunda din eğitiminin genişletilmesi istendi.
MAYIS
03
PAZAR
16 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 20 NİSAN 1442 KASIM: 177
BİR AYET
Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah'tandır.
Nahl Suresi: 53
BİR HADİS
Dua başa gelen ve gelmeyen (belâya) faydalı olur.
Her şey her şeyle bağlıdır. Bir şey her şeysiz yapılmaz. Bir şeyi halk eden, her şeyi halk etmiştir. Öyleyse, bir şeyi yapan Vâhid, Ehad, Ferd, Samed olmak zaruridir.
Beni Mehre Temsilcilerinin Medine'ye Gelişi ve Müslüman Oluşu:
Beni Mehrelerden bazı kişiler, Mehri b. Ebyaz'ın başkanlığı altın-da Temsilci olarak Peygamberimize geldiler. Peygamberimiz, Müslüman olmalarını teklif edince, onlar, hemer
Müslüman oldular.
Peygamberimizin Beni Mehreler İçin Yazısı:
de, yazı yazdı. Peygamberimiz, Benî Mehre Temsilcilerine bağışta bulundu. Bir
Yazıda şöyle buyurdu:
Bu, Allahın Resûlü Muhammed tarafından Mehri b. Ebyaz ille Mehrelerden imân etmiş olanlar için yazılmıştır :
Onlara baskın yapılmayacak, savaş ta, açılmayacaktır. Kendileri, İslâm şeriatlarını yerine getirmekle mükelleftirler.
Kim, dinini değiştirirse, Allaha isyan etmiş, savaş açmış olur. Ahin himayesi vardır. Kim de, Ona imân ederse, onun için Allahın himayesi ve Resûlul-
Bulunan şeyler, ürküp kaçmış yaylım hayvanları sahiplerine ve-Hac'da ihram halinde iken saç, sakal, bıyık, tırnak kesmek, koltuk rilecektir.
altı ve edep yeri tüylerini gidermek günahdır. Kadına yaklaşmak ta, günah işlemektir.
Bu yazıyı, Muhammed b. Meslemetül'Ensari yazdı.» (4)
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 58. fıkrasında, Peygamberimizin yazısının tercemesinde diyorsa da, yanlıştır. Bunlar, vergilerle ezilmeyecekler, tazyıkata maruz kalmayacaklar..» (5)
Çünki, İbn-i Sa'd, yazı metninde geçen (Lå yükelû) ibâresinin, kendilerine baskın yapılmayacak demek olduğunu da, açıklamış bulun-duğu için, bunu «Vergilerle ezilmeyecekler» diye terceme etmek, doğ-ru olamaz.
Yazı metnindeki Kendilerile savaşılmayacaktır. mânâsına gelen velayu'reků) ibâresini de «Tazyıkata maruz kalmayacaklar» diye ter-ceme etmek, yanlıştır.
Yine yazı metnindeki «Kim, dinini değiştirirse, Allâha isyan etmiş, savaş açımış olur.» diye terceme edilmesi gereken ibareyi İslâm şera-yünden ayrılanlar Allâha karşı hareket edeceklerdir. diye terceme et-mek, doğru değildir.
Yine yazı metnindeki (Ellukatatü müeddâtün vessärihatü müned-dâtün) ibâreleri «Bulunan şeyler sahibine iade edilmek, gaib olmuş mevâşi haber verilmek lazımdır.» diye değil, «Bulunan şeyler ve ürküp kaçmış yaylım hayvanları, sahiplerine verilecektir. diye terceme edil-mek gerekirdi.
Yazıdaki Vettefesüsseyyietü ibâresini «Necaset fenalıktır.» diye ter-ceme etmek, büsbütün yanlıştır.
İbn-i Esir'e göre bu «Hac'da ihram halinde iken saç, sakal, bıyık, mânasınadır (6). tirnak kesmek. koltuk altı ve edeb yeri tüylerini gidermek günahdır
Yazıdaki Verrefesülfüsüku ibaresini de «İfrat-ı mücâmaa günah-dire diye değil, «Kadına yaklaşmak ta, günah işlemektir." diye terce-me etmek gerekirdi.
(4) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 355
(5) Kaetani-Islam Tarihi c. 7, s. 96. (6) İbn-i Fair-Nihaye c. 1, s. 191
BENİ MEHRELERDEN ZÜHEYR B. KIRDIMIN MEDİNE'YE GELİSİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
Beni Mehrelerden Zübeyr b. Kırdım'ın Soyu:
Beni Mehrelerden Züheyr b. Kırdım'ın Ata soyu şöyledir:
Züheyr b. Kırdım, b. Uceyl (Ibn-i Abdulberr ve İbn-i Esir'e göre Cuayl) (7), b. Kubas, b. Kamumi, b. Naklan, b. Iydiy, b. Nedigiy (İbn-i Sa'd'e göre Amiri) b. Mehre, b. Haydan (8), b. Amr, b. Elhafi, b. Ku-dâa (9).
Züheyr'in Medine'ye Gelişi ve Peygamberimizin İkramına Mazhar Olugu:
berimize geldi (10).
Beni Mehrelerden Züheyr b. Kırdım da, Temsilci olarak Peygam-Züheyr, uzak yerlerden geldiği için, Peygamberimiz, ona yakınlık
gösterdi ve ikramda bulundu. Yurduna dönmek istediği zaman, onu bırakmadı.
Giderken de, ona binit verdi.
Peygamberimizin Züheyr b. Kırdım'a Yazısı :
miz, onun için bir yazı yazdırdı. Züheyr b. Kırdam, yurduna dönüp gideceği zaman, Peygamberi-
yanında bulunuyordu (11). İbn-i Sa'd'in (Vefatı: 230 Hicri) zamanına kadar bu yazı, onların
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 58. fıkrasının sonunda Züheyr b. Kırdım'ı, uzun seyaha-sında bir at ta ihsan ettiğini (12) tından dolayı Peygamberimizin tebrik ve ona bir takım hediyeler ara-
söylüyorsa da, yanlıştır.
Peygamberimiz, onu tebrik etmiş değil, ona yakınlık göstermiş, ik-
ramda bulunmuş,
Bir takım hediyeler arasında bir at değil,
bir binit vermiştir (13).
(7) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 355, İbn-i Abdulber-İstinb c. 2, s. 523.İbn-i Hazm-Cem-here s. 440
(8) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 355-356, İbn-i Hazm-Cemhere s. 440 (9) Ion-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 356
(10) İbn-i Sa'd-
Tabakat c. 1, s. 356, İbn-i Hazm-Cemhere s. 440, İbn-i Abdulber-is-(11
tlab c. 2, s. 523, İbn-1 Fair-Üsdülgabe c. 2, s. 267 ) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 356
1 Mayıs 2018 Salı/15 Şaban 1439-Emek ve Dayanışma Günü
2 Mayıs Çarşamba/16 Şaban-Osmanlı-İran Savaşı (1776)
3 Mayıs Perşembe/17 Şaban-Fatih Sultan Mehmed'in Vefatı (1481)
4 Mayıs Cuma/18 Şaban- Ey yüb el-Ensari'nin Şehadeti (672)/Beşiktaşlı Yahya Efendi'nin Vefatı (1571)
5 Mayıs Cumartesi/19 Şa-ban- Rümi Takvim de Kasım'ın So-nu/Avrupa Konseyi'nin Kuruluşu (1949)
6 Mayıs Pazar/20 Şaban-İmam-ı A'zam Ebû Hanife'nin Ve fatı (767)/ Rūmi Takvim'de Hızır'ın Başlangıcı (Hıdrellez)
7 Mayıs Pazartesi/21 Recep-Yunanistan'ın Bağımsızlık İlanı (1832)/Türkiye'de ilk İlahiyat Fakül-tesi'nin Kuruluşu (1924)/II. Dünya Savaşı'nın Bitişi (1945)
8 Mayıs Salı/22 Şaban- Al manya Federal Cumhuriyeti'nin İlanı (1949)/ Uluslararası Af Örgü tü'nün Kuruluşu (1961)
9 Mayıs Çarşamba/23 Şaban-Batı Almanya'nın NATO'ya Katıl-ması (1955)
10 Mayıs Perşembe/24 Şa-ban- Napolyon'un Akka Mağlubiyeti (1799)/Danıştay'ın Kurulması (1868)
11 Mayıs Cuma/25 Şaban-Åmålar Günü
12 Mayıs Cumartesi/26 Şa-ban-
13 Mayıs Pazar/27 Şaban- Ah-met Ziyaeddin Gümüşhanevi nin Vefatı (1893)/Manisa Soma'da Kö mür Faciası, 301 işçimiz şehit oldu. (2014)/ Her gün anneler günüdür.
14 Mayıs Pazartesi/28 Şaban-Demokrat Parti'nin İktidara Gelişi (1950)
15 Mayıs Salı/29 Şaban- Bu akşam, Teravih namazı başlıyor./Yunanlılar'ın İzmir'i İşgali (1919)
16 Mayıs Çarşamba/1 Rama zan- Son Osmanlı Padişahı Vah deddin'in Vefatı (1926)/ Galata Köprüsü'nün Yanması (1992)
17 Mayıs Perşembe/2 Rama-zan- İmam Muhammed'in Vefatı (804)/ Ziya Paşa'nın Vefatı (1880)
18 Mayıs Cuma/3 Ramazan-Gül Mevsimi/Müzeler Haftası
19 Mayıs Cumartesi/4 Rama-zan- Hattat Hamit Aytaç'ın Vefatı (1982)/Gençlik ve Spor Bayramı
20 Mayıs Pazar/5 Ramazan-II. Bayezid'in Tahta Çıkışı (1481) II. Osman'ın (Genç) Öldürülmesi (1622)
21 Mayıs Pazartesi/6 Rama-zan- Adnan Menderes'in Başbakan Oluşu (1950)/Dünya Süt Günü
22 Mayıs Salı/7 Ramazan-Ba-yük İstanbul Depremi (1766)/ Nene Hatun'un Vefatı (1955)
23 Mayıs Çarşamba/8 Rama-zan- Türk Vatandaşlığı Kanunu Kabul Edilişi/Tekke ve Zaviyelerin Kapatılışı (1928)
24 Mayıs Perşembe/9 Rama-zan- Dandanakan Zaferi ve Büyük Selçuklu Devleti'nin Kuruluşu (1040)
25 Mayıs Cuma/10 Ramazan-Necip Fazıl Kısakürek'in Vefatı (1983)
26 Mayıs Cumartesi/11 Ra-mazan- II. Bayezid Han'ın Vefatı (1512)/Ahmed Cevdet Paşa'nın Vefatı (1895)
27 Mayıs Pazar/12 Rama-zan-Türkiye'de Hafta Tatilinin Cu-ma'dan Pazar'a Alınması (1935)/Elmalılı M. Hamdi Yazır'ın Vefatı (1942)/27 Mayıs Darbesi (1960)
28 Mayıs Pazartesi/13 Rama-zan- Dünya Kıble Günü Bükreş Antlaşması'nın İmzalanması (1812)/Sayıştay'ın Kuruluşu (1862)
tanbul'un Fethi (1453)/Türk Bayrağı 29 Mayıs Salı/14 Ramazan-Is-Hakkındaki Kanunun Kabulü (1936)
30 Mayıs Çarşamba/15 Ra-mazan- Sultan Abdülaziz'in Vefatı (1876)
31 Mayıs Perşembe/16 Ra-mazan- Kanije Zaferi (1664)/Muş Depremi (1945)
"Size cennetlikleri bildireyim mi? Onlar hem zayıf oldukları hem de halk tarafından zayıf görüldükleri için kimsenin önemsemediği, fakat şöyle olacak diye yemin etseler, Allah'ın isteklerini geri çevirmeyeceği kimselerdir.
Size cehennemliklerin kimler olduğunu söyleyeyim mi? Katı kalpli, kaba, cimri ve kurularak yürüyen kibirli kimselerdir." (Buhârî, Eymân, 9; Müslim, Cennet, 47)
***
"...Allah'ım, ben zayıfım, beni güçlendir; zelîlim beni izzetli kıl. Fakirim, bana rızık ver." (Hakim, 1. 708)
Selîm bir kalbe sahip olan ârif kullar için, kâinâtın her köşesi ayrı bir ibret levhasıdır. Onlar, kudret-i ilâhiyyenin tabiatta vücûda getirdiği sonsuz hârikalardaki ilâhî sanatın zevkine ererler. Sermâyesi aynı toprak olan bitkilerin rengarenk yaprak ve çiçeklerine, bunlardaki menevişlere, ağaçların renk, koku, lezzet ve şekilde sonsuz farklılık arz eden meyvelerine, ancak bir-iki haftalık ömrü olduğu hâlde kelebeğin kanatlarındaki hârika desenlere, insanın yaratılışındaki hârikulâdeliğe nazar ederler. Gözün görmesi, beynin idrâk etmesi gibi sonsuz ilâhî hârikalar ve bunların "lisân-ı hâl" denilen sırlı beyanlarına dikkat eder, kulak kabartırlar.
"Bir adamın eceli (geldiği zaman onun ölümü bulunduğu yerde değil dey başka bir toprakta (yazılmış olursa, o kişinin bir işi ve) hâcet(i) onu oraya sıçratır (ve götürür).
Nihayeto (ölecek kişi gideceği yere varıncaya kadar atacağı adımların ve) en son adımını atarak ömrünün sonuja ulaştığı zaman Allah-u Sübhaneho onu(n rühunu oracıkta) kabzeder.
Kıyamet gününde ise toprak: 'Ya Rabbil İşte bu Senin bana emânet et. miş olduğun şeydi (şimdi onu benden alabilirsin)! der." (dhan Mace, en Sünen, 4261 2/1424, Ibng thi "Ами, Квание годы 192, 10373, el-Hakim et-Tirmizi, Nevadirul-usül, ra kam 52 halls nakam 302 1674 el-Hakim, el Misterek, rakam 1374, 2/274 el-Beyhaki, Su abu l-Iman, rakam gay, 7/172, es-Säyûtt, od-Darm- 8/10 Panantaki mandlar için Ma. el-Etyabi, Mürşidü sevil-hued, 26/155)
Tabi'înden Hayseme (Rayalu Anh) bu konuda örnek teşkil edecek bir kıs sayı şöyle anlatmıştır:
"Bir kere ölüm meleği (Azråîl (Aleyhisselam)) Süleyman (Aleyhisselâm)ın yanına girdi ve onun yanında oturanlardan bir adama bakmaya başladı, ona bakışı-nı devamlı sürdürüyordu.
O (ölüm meleği Süleyman (Aleyhisselamın yanından) çıkınca adam: 'Bu kim-di?' diye sordu. Süleyman (Aleyhisselam): 'İşte o ölüm meleği idi' diye cevâb ve-rince o adam: 'Ben onun sanki beni(m canımı almak) istiyormuşçasına bana baktığını gördüm' dedi.
O zaman Süleymân (Aleyhisselam): 'Peki, benden ne istiyorsun?' deyince o: 'Senden istediğim, beni rüzgârın üzerine yükleyesin de o beni Hindistan'a bıraksın' dedi.
Bunun üzerine Süleymân (Aleyhisselam) rüzgârı çağırarak adamı onun üzeri-ne yükledi, o da onu Hindistan'a bırakıverdi.
Sonra ölüm meleği Süleyman (Aleyhisselâmia (tekrar) gelince o: 'Gerçekten sen benim meclis arkadaşlarımdan bir adama sürekli bakıyordun (bunun sebebi ne idi)?' dedi.
O da: 'Ben onun hâline şaşıyordum, çünkü ben onun canını Hindistan'da almakla emrolunmuştum, halbuki o (Kudüs'te) senin yanında bulunuyordu. (Sonra o senden Hindistan'a sevkini isteyince meseleyi anladım ve hemen orada onun canını aldım)' diye cevab verdi." (İbna Ebi Şeybe, el-Musannef, rakum:35409 13/205: Ebu'ş-Şeyh, Kitabül-Azame, rakam 451, 3/917: Uzun rivayet için bkz: rakam 440, 3/901)
Âyet-i Kerîmenin Sonunda Geçen : )كل في كتاب مہین kavl-i şerifinde geçen )نہیں( kelimesi lazım ve müte'addî olarak iki türlü tefsîr edilmiştir. Birincisi-ne göre mânâ: "Her biri (kendisine bakan melekler için) çok açık olan bir Kitâb'tadır" demek olur.
Müte'addî kabûl edilmesine göre ise mânâ: "(İçinde bulunanları kendi-sine bakanlara) açıklayıcı olan (Levh-i Mahfûz nâmındaki) bir Kitâb'tadır" demektir.
"Taberî Tefsiri"nde zikredildiğine göre; "Bu cümle-i celîlenin mânâsı: "Her bir canlının sayısı, rızıklarının miktârı, karargahlarında istikrar zamanı, emânetgahlarında bekleme müddeti dâhil her şey daha Allâh-u Teâlâ onları yaratmadan önce (Levh-i Mahfûz nâmındaki) bir Kitâb'ta yazılarak tespit edilmiştir.
İşte bu ifâde-i celîle böyle büyük bir ilme sahib olan bir Zât'tan gizlenmek isteyen müşriklere (ne kadar zavallı olduklarına ve yanlış düşündüklerine dâir) Allâh-u Teâlâ tarafından bir ihbardır ki böylece Allâh-u Teâlâ onla-ra kendilerini yaratmadan önce onların her şeylerini bilen bir Zâťa elbette elbiselerine büründükleri zaman içlerinde gizledikleri şeylerin asla kapalı kalmayacağını bildirmiş olmaktadır." (et-Taberi, Câmi'u1-beyân, 12/328)
Bu hususta İbnü Ömer (Radıyallahu Anhümâ dan rivâyet edilen bir hadis-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallellahu Aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Yeryüzünde bulunan bütün ekinlerin ve ağaçların üzerinde bulunan bütün meyvelerin üstünde mutlaka 'Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıy-la! Bu, felan oğlu felanın rızkıdır diye yazılıdır. İşte Allâh-u Teâlânın, muhkem olan Kitâbındaki: 'O'nun ilmi dışında hiçbir yaprak düşmez. Ye-rin karanlıkları içindeki tek bir tâne de yoktur ki (onu bilmesin)! Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir Kitab'tadır kavl-i şerîfi bundan ibarettir." (el-Hatib, Tarihu Bağdad, rakam:2123, 4/353, el-Vahidi, el-Vesid, 2/281; İsmå'il el-Hiri, el-Kifiye fi'l-Tefsir, 3/334)
Türkiye'de eğitim gündemden hiç düşmü-yor. Belki de orada düştüğümüz ve orada aya-ğa kalkacağımız için... Ama bir türlü yolu bula-mıyoruz. Saplantılarımız bizi hep çıkmaz so-kaklara daldırıyor.
Belki de, zorlu sınavları kazanan gençle-rin eğitim için üniversite kapılarında yığıldığı ve polis tarafından yüzgeri edildiği, öğretim üyele-ri tarafından fişlendiği, polise teslim edildiği, sı-nıflardan çıkarıldığı, akademik çabalarının yok farzedildiği, eğitim gündemi, gençleri eğitme-mek olan yegâne ülkeyiz. Sebep, gençlerin, inançlarından vazgeçmeden eğitim hayatına devam edebilme talebi... "Bilgiyi verin, ama ki-şiliğimizi özgürce biçimlendirmeyi bize bırakın" diyen gençler, varıp, "Sizi tornadan geçireceğiz ve tek tip insan haline getireceğiz" diyen bir monopolist karaktere tosluyor. Bu karakter sis-tem olup, ülke çocuklarını pençesine almak is-tiyor.
Çocukları anne-babalara bile güvenme-yen bir monopolist karakter bu...
Sistemin eğitim için kabul ettiği gençlerin problemi ise daha başka...
Bilim ne kadar önemli bizim eğitim siste-mimiz için?
Ya da bilim mi önemli yoksa belirli ilkeler içinde şartlandırma mı?
Dogmatizm mi egemen eğitim sistemimiz-de, yoksa eleştirel düşünme yeteneği mi?
Bizim eğitim sistemimizin öngördüğü bir insan modeli var mı? Nasıl bir kişilik oluşması-nı ister bizim eğitim sistemimiz?
Bizim eğitim sistemimiz var mı? Yoksa or-dan burdan aparılmış yöntemlere göre mi eğiti-lir çocuklarımız?
Bir istatistik belki tüm bu sorulara cevap veriyor:
75 yılda 67 Millî Eğitim Bakanının varlığı... Böyle bir ortamda sistem mi olur, eğitim mi diye sormak belki en doğrusu...
Ondan sonra çıksın ortaya, kimlik ve kişi-lik bunalımı yaşayan milyonlar...
Çıksın, yıllarca okuduğu halde belirli ülke-yi bir adım ileri götürecek bilimsel birikim edi-nemeyen nesiller...
Türkiye, eğitim alanında bilmem kaçıncı reformu yaşıyor bu yıl... Eviriyoruz, çeviriyoruz, bir türlü reforma benzer bir reform yapamıyo-ruz. On yıllar, nesillerin heba edilmesiyle geçi-
yor. Bilim alanında nal topluyoruz, teknoloji alanında sadece tüketiciyiz. Nerde eğitim? Ya da eğitim varsa, bu bilim-teknoloji geriliği niye?
Bu sayımızın kapağı eğitime ayrıldı.
Bu sayımızda eski Milli Eğitim Bakanların-dan Hasan Celal Güzel ve Eski Din Öğretimi Genel Müdürlerinden Halil Hayıt Bey'lerle gö-rüştük. Bir eğitim muhasebesi yaptık. Çıkan sonuç elbet içler acısı...
Arkadaşlarımız eğitimin son durumuna İlişkin rakamlar çıkardılar. O da içler acısı.
Yunus Keleş eğitimin içinde bir insan. Onun bir değerlendirmesi var Türkiye'nin eği-tim ortamına ilişkin... Bir dokun bin âh işit tü-ründen...
Bir yanda yılları öğüten, dimağları öğüten, hafızaları öğüten bir sistem- öbür yanda, kıyı-cı, yokedici, mevcut başarıları da gözden çıka-ran bir ideolojik tavır... Sadece başını örtmüş genç kızlara yönelik amansız kıyıcılık...
Hem kel, hem fodul bir kafa yapısı...
Hangi sistem olursa olsun, sağlıklı bir eği-tim düzeni kuramamışsa, onun akıbeti tükeniş-tir. Acı olanı ise, kendisi ile birlikte toplumun geleceğini de tüketmesidir. Türkiye'de olan bu-dur. Eğitim sistemi, kısır yapısı ile toplumun geleceğini tehdit ediyor.
Bu sayımız, bir çığlıktır. Ya da toplumun çığlığına bir aksi sedadır. Kim duyar, bilinmez. Belki topluma geri dönen bir aksi seda olacak-tır bu... Toplum olarak, doğan her çocuğa karşı emanet hassasiyeti uyandıran bir ses olursa ne mutlu... Sonuçta çocuklarımızdan biz so-rumluyuz, devletten önce... Onları bize sora-caklar devletten önce... Onun için, çocukları-mızı emanet ettiğimiz sistemi de, o sistem için-de görev alan sorumluları da değerlendirme-miz gerekiyor.
Bu sayımız, umarız, böyle bir sorumluluk duygusunun oluşmasına vesile olur.
ve kendi ve O, yaratılı haleli se yebilme Ve 60 ca b ebe pil
b
E ğitimin en önemli öğesi, doğru bilgidir. Doğru bilgi insan ruhuna bağışlanan bir gıdadır ve tüm erdemlerin aslıdır. İdeal bir eğitimin önündeki en büyük engel ise, bilginin yozlaştırılmasıdır.
Bunun temel nedeni de eğitici ve yönetici konumunda bulunan bazı kadroların edepten yoksun olmalarıdır.
Dünya çapında bütün insanların Kkarşı karşıya 1 kaldıkları sorunlar genelde yozlaştırılmış bilgiden ve edep yoksulu kimselerden kay-naklanmaktadır.
İnsan, Allah tarafından yaratılmıştır ve kendi varlığını Yaratıcı'ya borçludur. O, yaratılışı icabı kötü değildir, fakat ce-haleti sebebiyle bir biçimde kötülük işle-yebilmektedir. Bu yüzden insanın bilgi ve eğitime ihtiyacı vardır. İşte bu ihtiya-ca binaen insana öncelikle "ezeli ve ebedi Rabbin adıyla okul"(1) çağrısı ya-pılmıştır.
İnsanın bilgisi, varlığından sonra başlar, ancak onun bilgili olması yaratıl-mış olması kadar önem taşır. Çünkü in-san Allah'ı ve diğer varlıkları ilimle tanı-yabilir. Doğru bilgi, varlığı aydınlığa çı-karan ve anlaşılır kılan en üstün değer-dir. Bilinmeyen şey bir bakıma yok gibi-dir. Bunun için ilim, Kur'an'ın teklifi buy-ruklarının başında yer almıştır. (2)
İnsanı Kur'an'la Eğitmek
Dünyaya hiçbir şey bilmez halde
gelen insan, (3) hayatta kendisi için ge-rekli olan bilgileri sonradan öğrenir. De-mek ki insana rehberlik edilmesi, başka-larıyla münasebetlerini düzenli biçimde sağlayacak değerlerin ona öğretilmesi gerekmektedir. İşte bunların hepsi insa-nın eğitim ile gerçekleşir. Bunun için yü-ce Allah, insanı yaratmakla yetinmemiş, ayrıca ona kalemle yazmayı nayı ve bilmedi-ği şeyleri öğretip onu Kur'an'la eğitmiş-tir. (4)
Öğretmek, insanın bilmediği konu-
larda bilgi sahibi olmasını sağlamak, ona bilgi ve beceri kazandırmaktır. Al-lah'ın insana öğretmesi ise, onu duyu-lar, akıl ve sezgi gibi yollarla bilgi değe-rine ulaştırması; beşeri tecrübelerle oluşturulamayan ilahi ve evrensel ger-çekleri de vahyi bildirim ile insana ilet-mesidir. Görüldüğü gibi varlık ve oluşun bilgisini temsil eden ayırt edici ifadeler, insana Allah tarafından öğretilmiştir.(5)
Bütün insanlığa son peygamber olarak gönderilen "Resulü Ekrem (as)de, Allah'tan başkasından bir şey öğrenmemiş, o her şeyi Allah'tan öğren-miş ve hiçbir alanda da -haşa- cahil kal-mamıştır."(6) Çünkü ezeli ve ebedi ger-
ından yaratılmıştır atıcı'ya borçludur. değildir, fakat ce-imde kötülük işle den insanın bilgi dır. İşte bu ihtiya acelikle "ezeli Okul çağrısı
arlığından gili olması m taşır. C arlıkları il arlığı ayo n en üs bakım ur'an' almı 10
çeğin, kavranabilecek her şeyin künhü nü özünde taşıyan Kur'an, bütün netligi le onun kalbine açılmış, ondan da bu Litabı bütün dünyaya okuması ve duyur. ması istenmiştir.(7)
İlim ve Eğitim
Her çağın şaşmaz rehberi olan Kur'an, insanları bilgilendirici ve eğitici retlerle doludur. Onun temel amaçla-dan biri de, insanı aklen ve ahlaken ah'a yöneltip onu kötülüklerden ve ilce davranışlardan alıkoymaktır.
Kur'an'da ilim kelimesi, "vahiy yo-la verilen kesin ve doğru bilgi anla nda kullanılır. (8) İlim, bir şeyi veya erçeği tam olarak bilmektir. (9) Bunun in delilli olan bilgiye ilim denir. Bilginin pratik alanı ve anlamı ise bilineni uygu lamaktır. Kur'an, bilimsel bilgiden ziyade bilginin nasıl bir amaç İçin kullanılacağı Üzerinde durur; o aklın doğru kullanıl-masına rehberlik ve insanı doğru davra-nışa ikna eder. Bu da insanı eğitmek demektir.
Eğitim, insanın doğuştan getirdiği yeteneklerini geliştirme ve şekillendir-me, onu din ve dünya ile ilgili vazifelerini hakkıyla yapabilecek bir duruma getir-me faaliyetidir. (10) Görüldüğü gibi eğitim, bilginin kazanılmasını, uygulanmasını ve yaygınlaştırılmasını içermektedir. İşte bu yüzden bilgiyi öğrenmek, öğretmek, yaymak ve örgütlemek de eğitim kavra-mının anlam sahasına girmektedir.
Eğitimin amacı, sömürü sistemleri-ne boyun eğen köle vatandaş değil iyi ve olgun insan yetiştirip yeni nesli haya-ta ve İstikbale hazırlamaktır. İyi insan, edepli insandır. Bunun da en güzel ör-neği, Kur'an'ın tanıklığıyla insan-ı kamil olan Peygamber (as)dir. (11) Çünkü onu Rabbi en güzel terbiye ile eğitmiştir. De-mek ki eğitimin esas amacı, bedenin ve aklın geliştirilmesi, iradenin güçlendiril-mesi, ruha edebin verilmesi ve insanın tedip edilmesidir. Dün olduğu gibi bugün de bilgisini ve imanını kendisine rehber edinen, islamı tam olarak özümseyip
yaşama sevkini Allah sevgisiyle bütünleştiren, hayata aktif ve olum-lu biçimde katılıp sosyal değişiklik-lere öncülük eden iyi yetişmiş bir nesle ihtiyaç vardır. Hiç kuşkusuz bu ihtiyaç, bilgi ile hikmeti bütün-leştiren, insanı aktif ve verimli kılan ideal bir eğitimle karşılanabilecek tir.
Eğitimin en önemli öğesi, doğ-ru bilgidir. Doğru bilgi insan ruhuna bağışlanan bir gıdadır ve tüm er-demlerin aslıdır. İdeal bir eğitimin önündeki en büyük engel ise, bilgi-nin yozlaştırılmasıdır. Bunun temel nedeni de eğitici ve yönetici konu-munda bulunan bazı kadroların edepten yoksun olmalarıdır. Dünya çapında bütün insanların karşı kar-şıya kaldıkları sorunlar genelde yozlaştırılmış bilgiden ve edep yok-sulu kimselerden kaynaklanmakta dır. Bu durum iyi bir eğitimin kişi ve toplum açısından ne kadar gerekli olduğunu ortaya koymaktadır. Öyle ise bu aşamada iyi bir eğitim için yapılması gerekenleri kısaca belirt-mekte fayda vardır.
İyi Bir Eğitim İçin
-Nesiller, ailede ve okullarda eğitilerek yetiştirilirler. İyi bir eğitim için, gerekli ilgi, yeterli bilgi ve iyi örnek çok büyük önem taşımakta dır. Temelinde sevgi, ilgi ve bilgi ol mayan hiçbir eğitim faaliyetinin ba şarılı olduğu söylenemez.
-Eğitimciler, yalnız uzman ol-dukları sahalarla sınırlı kalmayıp ayrıca bireyin şahsiyetini işleyen manevi birer mimar; en doğru ve en güzel hayat şeklini sunabilen ör-nek birer insan olmalıdırlar.
-Öğrenci ile öğretmen arasın-daki ilgi, sevgi, saygı ve samimiyet bağları koparılmamalı; hem öğret men hem de öğrenci açısından dersin manası ve takvası yitirilme-melidir. Ayrıca öğrencilere kültür dersleri, eşya dersleri gibi okutul-mamalıdır. Aksi halde gençler, iyi yetiştirilmiş birer fert olacakları yer-de zararlı birer alet haline gelirler.
-Öğrenci ve öğretmenlerin po-litize edilmesine, disiplinin bozul-masına ve eğitim standartlarının
N esiller, ailede ve okullarda eğitilerek yetiştirilirler. İyi bir eğitim için, gerekli ilgi, yeterli bilgi ve iyi örnek çok büyük önem taşımaktadır. Temelinde sevgi, ilgi ve bilgi olmayan hiçbir eğitim faaliyetinin başarılı olduğu söylenemez.
düşüşüne engel olunmalıdır. Eğitim her türlü baskıdan, laik sansürden ve yabancı değerleri millet hayatı-na taşımak için kullanılan bir araç olmaktan kurtarılmalıdır.
-Toplumun her kesiminde hu-zursuzluklara yol açan ve adeta sosyal bir illet haline gelen edep yoksunluğu mutlaka bir biçimde or-tadan kaldırılmalıdır.
-Öğrencilik, ilim yolculuğu ol-maktan çıkarılıp diploma ve not av cılığına dönüştürülmemeli; çok şe-refli bir meslek olan öğretmenlik de küçük bir memuriyet konumuna dü-şürülmemelidir. Nevar ki bu gün öğretmen boynu bükük bir memur ve selahiyetsiz bir öğretici durumu-na düşürülmek istenmektedir.
-Genel eğitim ile birlikte özel-
likle din eğitimine gereken önem
verilmelidir. Hemen herkesin kabu
ettiği gibi toplumda görülen davra
nış bozukluklarının temelinde eğiti
min, özellikle de din eğitiminin ye
tersizliği yatmaktadır. Hal böyl
iken bazı yöneticilerin ve çevreleri
din eğitimine engel olmaya çalış
maları cidden çok düşündürücüdü
Özellikle irtica ile mücadele baha
nesiyle ortaya konan ve din eğitim nin önünü kesmeyi amaçlaya haksız ve hukuksuz uygulamala millette yöneticilerine karşı bir g vensizlik meydana getirmiştir. E sorunlar liyakat, dirayet ve ilmi
Eğitim kurumlarının dışında barınan yıkıcı güç odaklarının gençler üzerindeki olumsuz etkisi tesirsiz hale getirilmelidir. Mektepte erdem diye okutulan gerçekler pra-tik hayatta efsane imiş gibi algıla-nırken çağdaş soygun yöntemleriy-le köşe dönenler, adeta yüceltiliyor; aldatmak da zeka hakkı kabul edili-yor. Mektep Insani ve manevi de-ğerlerin kazanıldığı yer olmaktan çıkıp ideal şahsiyetlerin karalandığı veya katledildiği bir mekan haline dönüşüyor. Sonunda insanın in-sanlıktan çıkması kaçınılmaz olu-yor. Zaten genç neslin belirli bir ke-siminin iş ve eğlence yerlerindeki kabalığı ve aşırı tutumu, gelecekte-- ki yıkımın acı habercisidir.
Sonuç olarak diyebiliriz ki eği-tim kurumları değinilen olumsuz-- luklardan kurtarılmadıkça ne öğ a rencilerin akli, ahlaki ve ruhi geliş-meleri sağlanabilir ne de akademik - gayelere ulaşılabilir. Öyle ise eğiti min her kademesindeki aksaklıklar _giderilmeli, müfredat programları - çağın İhtiyaçlarına cevap verecek - tarzda yeniden düzenlenmeli, nes-lin iyi yetişmesi için eğitimin kalitesi - mutlaka yükseltilmelidir. Gerçeği söylemek ve itiraf etmek gerekirse bu güne kadar eğitimle ilgili uygula-malar ya lafta kalmış ya da hatalı olmuştur. Bundan sonra yapılması gereken en önemli iş, kişi ve top-lum yapısının en hayati besleyicisi - olan eğitim kurumlarını yeniden gözden geçirip onları iyi insan ve iyi müslüman yetiştiren müessese-ler haline getirmek olmalıdır.
Dipnotlar:
1-Alak 96/1 2-Alak 96/1,3 3-Nahl 16/78 4-Bkz. Rahman 55/1-3; Alak 96/2, 5; Bakara 2/31 5-Bkz. Bakara 2/233, 282; Nisa 4/113; Nahl 16/78 vb. 6-Hüseyin Ha-temi, İnsanlık ve Sevgi Dini İslam, S.37-38 7-Kıyamet 75/16-19; Taha 20/113-114; Maide 5/67 vb. 8-Bkz. Bakara 2/120, 145; Hud 11/14; Kehf 18/65 vb. 9-Bkz. el-Müf-redat, S.580 10-Bkz: M.Fuat, Vezalf-i Ai-le, S.24; I.Canan, Hz. Peygamber'in Sün-netinde Terbiye, S.30-31 11-Bkz. Kalem 68/4; Ahzab 33/21 vb.
ہو، عاجز لر كون إصولور (شهدا) نك او ضحى معناسنه لوره او نارك رسول الرحم عليه القادة والسلام معارف لری، عادتا شرك الله توحيد و يا حمادات الله خالق ارض و سماوات آراسنده به مدار
اولديغنه اشار تدر.
ان کنند صادقين بوحمل [ استرسون قرآنك مثانی با بارز تادیه وطه حرف ابند کالری سوزاری اشار تدر. وكذا، او نارك بالاكى اولد قارن وتعريضور. يعني صدق اربانی دی کی انجم مقطوری آمار ساز اون، زهقى طلب ایدر که ریب فوبوسته، یعنی شان و شبه ویوسنه وشه ی گریانی ريبة، يعني شك و شبها له قوشا که او نارك ایجنه دو شمه قفاز آدملر سکنی
افطار ] (إِن كُنتُمْ صَادِقينَ ) جمله سناك جزاء الشرطي، ما قبلتك خلاصه سيد.. تقدير قادم (إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ تَفْعَلُوا) یعنی، سوزی گرده صادقه اولسه اید یگان، با با جقد یکی
ای آر قداس ! ( إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ تَفْعَلُوا ) جمله ی، او نلرك عليهنه بر قياس استثنائي ي تضمن المشدر او قياسه صورت تشکلی: اگر صادقه اول ایدیگی، یا با جقد یکی لکنه یا با مدیگر اویله ایسه صادقه دیگر فقط قرآن کریم، مقدمه استثنائيه برنده، یعنی [ لكن يا مديف كره ا بدل (فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا ) الحمزه جمله سنی، شکی افاده ايدن (ان) ایله سویله مشدور. بونك اسبابي ايمه، او نارك
یا با مغز دینه ایندکاری ظنی بر درجه او قامعه ایجوندر
وكذا او قياسان نتیجه سی اولان (صادقه دگاه گر) برینه ده، او نتیجه نك او چنجی درجه ده لازمنان عالمی
اولان ( فَاتَّقُوا النار ) جمله من سويله شده. تقدیر کلام: اگر صادقه اوله ایدیکنی یا با مقدیگر. لکه با پا میکنی، اویله ایسه صادقه دگانگی. او یله ایسه، خصم من اولان رسول اكرم عليه الصلاة والسلام حداد قدر اویله ای، قرآن معجز در اویله ایسه، ایمان و تصدیق از لازمدر. تا که آتشه دو شمه به سکن. ( فَاتَّقُوا النار )
بو امر الهی، اوناره با پیلان تهدید لری دهشت اندیر یور.
(إِن لَم تَفْعَلُوا ) جملہ سندھ کی ( تَفْعَلُوا ) قلم ہی، فعل مضار عدر. بو فعل، زمانه حال ایام استقبال اسنده مشترکد. (تفعَلُوا) قلمه من حروف شرطيه من اولان (ان) زمان حالدن الوب استقبال طا غلرينه آنتیور حروف جازمه ده اولان (لم) ده، استقبه الدين آلعب ماضی دره لرينه في ل تيور.
Bu, acizler için bir usüldür. Şühedänın üçüncü ma'nasına göre, onların Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'la muarazaları, adeta sirk ile tevhid veya cemadat ile Halik-1 Arz ve Semávât arasında bir muâraza olduğuna işarettir.
ان سارعت Bu cümle "Biz istersek Kur'an'ın mislini yaparız" diye evvelce sarf ettikleri sözlerine işarettir. Ve kezâ, onların yalancı olduklarına bir ta'rizdir. Yani "Sidk erbâbı değilsiniz. Ancak safsataci adamlarsınız. Evet, siz hakkı taleb ederken rayb kuyusuna, yani sekk ve sübhe kuyusuna düşmediniz. Ancak raybe, yani sekk ve şübhelere koşarken onların içine düşmüş kafasız adamlarsınız."
,cümlesi إن كنتم صادقين تَفْعَلُوا !Ey arkadas onların aleyhine bir kıyâs-ı istisnâîyi tazammun etmiştir. O kıyâsın sûret-i teşekkülü: "Eğer sadık olsa idiniz, yapacaktınız. Lâkin yapamadınız, öyle ise sâdık değilsiniz." Fakat Kur'ân-ı Kerîm, mukadde-me-i istisnâiye yerinde, yani "Lakin yapamadığınız"a bedel, فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا ila ahirihî- cümlesini, şekki ifade eden
)إن( ile söylemiştir. Bunun esbabı ise, onların "Yapacağız" diye ettikleri zannı bir derece okşamak içindir.
Ve kezâ o kıyâsın neticesi olan "Sâdık değilsiniz" yerine de, o neticenin üçüncü derecede lâzımının illeti olan فاتَّقُوا النار cümlesini söylemiştir. Takdir-i
kelâm: "Eğer sâdık olsa idiniz, yapacaktınız. Lâkin yapamadınız, öyle ise sâdık değilsiniz. Öyle ise, hasmınız olan Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm sådıktır. Öyle ise, Kur'ân mu'cizdir. Öyle ise, îmân ve tasdikiniz
lâzımdır. Tâ ki ateşe düşmeyesiniz." فَاتَّقُوا النار Bu emr-i İlâhî, onlara yapılan tehdidleri dehşetlendiriyor.
إنْ لَمْ تَفْعَلُوا cümlesindeki تفعلوا kelimesi, fiili muzâri'dir. Bu fiil, zaman-ı hâl ile istikbål arasında müşterektir. تفعلوا kelimesini hurûf-u şartiyeden olan ) اِن( zaman-ı hâlden alıp istikbål dağlarına atıyor. Hurûf-u câzimeden olan (J) de, istikbâlden alıp mâzî derelerine fırlatıyor.
1950 - Türkiye'de radyoda ilk defa Kur'ân okunması.
TEMMUZ
08
SALI
13 1447 MUHARREM
RUMI: 25 HAZİRAN 1441 HIZIR: 64
BIR AYET
Sen ancak Kur'an'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseleri ikaz edebilirsin.
(Yasin: 11)
BİR HADİS
Kim bana bir defa salâvat getirirse Allah buna karşılık ona on defa rahmet eder.
Müslim, Salât: 11
Bütün ümmetin bütün salâtları ve salavatları onu duasına bir âmîn-i daimî ve bir iştirak-i umumîdir. Hatta ona getirilen her bir salavat dahi, onun duasına birer âmîndir. Sözler
- 1920-Maarif Vekâleti (Milli Eğitim Bakanlığı) kuruldu.
MAYIS
04
PAZARTESİ
BİR AYET Biz insanı en güzel biçimde
yarattık.
Tin Suresi: 4
17 1447 ZİLKA'DE
BİR HADİS
İnsanlara iyi ahlâkla muamele et!
RUMI: 21 NİSAN 1442
KASIM: 178
Cenab-ı Hak, senin ibadetine, belki hiç bir şeye muhtaç değil. Fakat sen ibadete muhtaçsın; mânen hastasın. İbadet ise, mânevî yaralarına tiryaklar hükmündedir.
ve bütün mahlükatı esfel-i safilin olan fenâ-i mutlaka sukuttan, kıym metsizlikten, diyor ki insaru Bak: Hem öyle bir maksad, öyle bir gaye için saadet isteyip dua ediy
Risalet Alundige caso
TARINTE BUSON -622-Bilal-i Habeşi tarafından ilk ezanın okunması.
- 1944-Denizli Ağır Ceza Mahkemesi, Risale-i Nur eserleri hakkında beraet kararı verdi. Başta Bediüzzaman olmak üzere o güne kadar hapiste yatan 58 Nur Talebesi aynı günde tahliye edildi.
15
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
HAZİRAN
JUNE
BIR AYET Allah'tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah'ındır.
A'raf Suresi: 128
BİR HADİS
Allah her sanatkârın ve sanatının sanatkârıdır.
Ahireti inkâr etmek, dünya ve mafihayı inkâr etmek demektir.
Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.
BENİ SADİF TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
Beni Sadiflerin Soyları:
Beni Sadifler, Beni Hadramevtlere dahildirler.
Sadif'in Ata soyu şöyledir:
Sadif b. Eslem, b. Zeyd, b. Mâlik, b. Zeyd, b. Hadramevt'ül'Ekber (1). Hadramevt ise, Kahtan'ın oğludur (2). Hadramevt'in, Kahtan'ın kardeşi Yaktan'ın oğlu olduğu da, söy-
lenir. (3).
Rivayete göre: Sadif, yurdlarını Seylül'arim bastığı zaman kavmın-dan ayrılır. Tek başına çıkar gider.
Gassån kırallarından bazılarının, onun peşinden saldığı süvariler, sulu ve ağaçlı Arap yurdlarına uğrayıp sordukça «Sadif, bizden ayrıldı. Bir daha onun yüzünü görmedik!» cevabını alırlar.
En sonunda, Sadif, Kindelere karışır, onlarla birlikte bulunur (4).
Beni Sadif Temsilcileri Medine'ye Ne Zaman Geldiler? Kaç Kişi İdiler? Nasıl Müslüman Oldular?
Beni Sadif Temsilcileri (5), hicretin onuncu yılında (6), Peygam-berimize geldiler.
Idiler.
Kendileri, ondan fazla olup uzun bacaklı, genç develer üzerinde
Üstlerinde izar ve rida (altlı üstlü elbise) ları vardı.
Peygamberimize, evile Minberi arasındakı yerde rastladılar (7). Selâm vermeden oturdular.
Peygamberimiz, onlara «Siz, Müslüman mısınız?» diye sordu.
(1) İbn-i Hazm-Cemhere s. 461
(2) İbn-i Hazm-Cemhere s. 463
(3) İbn-i Hazm-Cemhere s. 460
(4) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 62
(5) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 329
( 6) Taberi-Tarih c. 3, s. 163, İbn-i Esîr-Kâmil c. 2, s. 298, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks.
Peygamberimiz «Öyle ise, ne için selâm vermediniz?» diye sordu.
Temsilciler, hemen ayağa kalktılar ve «Esselâmü aleyke Eyyühen'.
Nebiyyü ve rahmetullah!» dediler.
Peygamberimiz de «Ve aleykümüsselâm! Oturunuz!>> buyurdu. Oturdular ve Peygamberimize, namaz vakitleri hakkında sorular sordular.
Peygamberimiz de, onlara namaz vakitlerini bildirdi (8).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 30. fıkrasında «Benû Sadiflerden de takriben on kişiden diyorsa da, yanlıştır.
mürekkep bir heyet-i sefaret geldi.» (9)
Kendisinin dayandığı kaynakta gelenlerin sayısı hakkında (Aşere) on kelimesi kullanıldıktan başka buna bir de Bid'a kelimesi eklenmiştir ki yalnız bu kelime bile yediye veya üçten dokuza veya üçten beşe ve-ya birden dörde veya dörtten dokuza ve hatta birden ona ve on birden yirmiye varıncaya kadar olan sayıları ifade eder (10).
Kaetani, fıkrasının devamında şöyle diyor:
«Bunlar, seriüsseyr develere râkip idiler. Üzr denilen uzun harma-vardı. (11) nileri ve üstünde başka esvapları (Erdiye, Dozy'nin lügatında yoktur)
Kaetani'nin dayandığı kaynakta Benî Sadif Temsilcilerinin sadece uzun bacaklı ve genç develer üzerinde bulundukları açıklanmış, deve-lerin seriüsseyr olduklarından bahs edilmemiştir (12).
Belden aşağısına tutulan fota ve peştemal gibi örtülere İzar de-ve cem'i Erdiye gelir. nildiği gibi, belden yukarısına örtülenine de, müfred olarak Rida' denir
Kaetani, Dozy'nin lügatında Erdiye'yi bulacağım diye uğraşacağı-na, Rida kelimesine bakıverseydi, müşkilini hall edebilirdi.
usûlü vardır. Her şeyin bir usûlü bulunduğu gibi, lügatlara bakmanın da bir
İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 329, Ebülfida-Sire c. 4, s. 181
6374- Allah Teala buyuruyor: "Ey Âdemoğlu! Sende in-saf yok. Sana nimetler verip ben seni seviyorum. Sense masi-vetlerle beni gazaplandırıyorsun. Sana olan iyiliğim devamlı sana inmektedir. Senin kötülüğün de bana çıkmaktadır. Güzel bir me-lek her gün, her gece bana senin çirkin amelinle gelmektedir. Ey Ademoğlu! Sendeki ayıpları başkasından duyduğun zaman he-men ona kızarsın. Oysa sen sendeki kusur ve ayıpları bilmiyor-sun."
6375- Allah Teala buyuruyor: "Kul bana ellerini kadırdı-
ğında, kendimi onları boş çevirmekten utanır görüyorum. Melek-ler dediler ki: "Ey Mâbudumuz! O buna ehil değildir." Allah bu-yurdu: "Lakin benden ittika edenleri mağfirete ehilim. Onu bağış-ladığıma dair sizi tanık tutuyorum."
Önemli şahsiyetler, kendilerinden sonra halef ve vâris bırakırlar. Peygamberler de kendilerinden sonra davalarını sürdürmek için ulemâyı vâris ve halef bırakmışlardır. "Ulemâ, peygamberlerin vârisleridir." hadisini sık sık terennüm ederiz. Ancak, hadisin kastettiği ulemâ kimlerdir? Siret, şemail ve vasıfları nelerdir? "Ümmetim için kötü âlim, Deccâl'den daha zararlıdır." vecizesi de hadistir. O hâlde peygamber vârisleri ile Kârun, Ümeyye b. Halef'in vârislerini ayırmak gerekir.
Hz. Peygamber'in mirası vahiydir, güzel ahlâktır, irfandır, sadakattir, emanettir, cesarettir, fedakârlık ve izzettir. Bu vasıflarla bezenenler onun vârisleridir. Cehalet, kibir, pısırıklık, taassup, taklit, korkaklık, cimrilik, donukluk ise diğer kesim ulemâsının evsaf ve verasetidir.
ذهناری ده هم ضمایه هم استقباله کوندریور تا اونای کندی خداري سوسان بلیغ خطا را . واللى ( تَفْعَلُوا) هر ايلى إداتك اللرنده طور لى اولو نحافه اولمشدر لو اد ا تارك لو وسعر والتون الله بازيلان معلقاتار بنك قرانك باقيننه بيلا كله من كار بنی کورسونار او نار اورانی صحفه الدنى كورد كون موکره، استقبال صحیفه سیاده اول قداس اختیار
(تَفْعَلُوا ) كلم منك ( ناتوا) كلمه سنه ترجیحنده ادای ناته واردر (رکسی) قرآنك عماری او نارك عجز لندندر عجزاری ام، اردن او لما يحب فعلون ولد يعنه اشار ندر. يعني عجزار منشی، قرآنك مثالی دیگلور او مثلى عقد ندر (الكنجى) ايس: علم مرفده (ف، ع ل ) . فعلهارون ترازیسی ولدیفی کی اس و بارده ده اوزونه مایه لری ، ایشاری، واقعه لری، فقه ابری فیلد بر لفظه ايفا ليدن به فذلکه در مد انکه کنایه قبر لندن جمله لری تعبیر ایدن بر ضمیر در
ع ( وَلَنْ تَفْعَلُوا ) (لن) حروف ناصبه دن اولوب، داخل أولد يغي فعلى استقباله نقل الدين مولد و یا مؤبد اولارقه استقباله نمی اید. ديمك بو جمله نك فانكى، بل سيول بر اطمئنان و بر جدیت ایله، شاه و شبهه ایتم به روك بوحكمي وير مشدر بوند نه آخلاشی لیور که او داری
ایشلرنده حیله يوقدر.
[ سؤال ؟ ) ( فَاتَّقُوا) اتقا الله تجنب كلمهی ، ایکسیاده به معنایی افتاده اید ولی اتقانك تجنده
جهت ترجیحی نه در؟
الجواب ] اتقاء ايمانه تا بعد. یعنی اتقاء ايمان اولد قدم موكره حصوله طاير. تجنيده بو تبعيت يوقدر بناء عليه، اتقا قلم سي إيماني الدير . واتقا لفظيله ايمانه ایما و اشارت البديله بيايد. فقط تجنب قاعمرى بوایشی كوره من بونك ايجونده که (تجنبوا ) به ترجيحاً (فَاتَّقُوا) اختيار و اقامه ابد المدر. و اقامه ايد بالمدر.
( النار ) نارك (آن ) ایله تعریفی، نارك معهودیت و معاو میتند اشار تدر. چون که انبیای عظا امده ايشيتي الملك صورتيا له ذهنهارده معلوميتي تقررا يتمشدد.
سوال؟) (التی) اسمای محصوله ده اولوبه چی که دین الهی، داخل الريفي جمله ناك اولد معلوم اولد يني اقتضا اید. حالو که صاله سی اولان ( وَقُودُهَا النَّاسُ والتجارة) وله مخاطباره معلوم دگالری؟
Zavalli her iki edâtın ellerinde top gibi oyuncak olmuştur. Bu edåtların bu vaziyeti, zihinleri de hem mâziye, hem istikbåle gönderiyor. kendi mazîlerini süsleten belig
Ta onlar, hitābelerinin ve altın ile yazılan muallakätlarının, Kur'an'ın yakınına bile gelemediklerini görsünler. Onlar o mazi sahifelerini gördükten sonra, istikbal sahîfesini de ona kıyås etsinler,
تمام kelimesinin kelimesine tercihinde iki nükte vardır. Birincisi: Kur'ân'ın i'câzı,
onların aczlerindendir. Aczleri ise, eserden olmayıp fiilden olduğuna işarettir. Yani aczlerinin mensei, Kur'ân'ın misli değildir. O misli yapmaktandır.
İkincisi ise: İlm-i sarfta ) فع، ل ( bütün fiillerin terazisi olduğu gibi, üslûblarda da uzun hikâyeleri, işleri, vakıaları, kıssaları kısa bir lafızla îfâ eden bir fezlekedir. Sanki kinaye kabilinden cümleleri ta'bîr eden bir zamirdir.
لَنْ) وَلَنْ تَفْعَلُوا ( huruf-u nâsibeden olup, dâhil olduğu fiili istikbâle nakleder, müekked veya müebbed olarak istikbålde nefyeder.
Demek bu cümlenin käili (asm), pek büyük bir itmi'nân ve bir ciddiyet ile, şekk ve şübhe etmeyerek bu hükmü vermiştir. Bundan anlaşılıyor ki, o zâtın (am) işlerinde hile yoktur.
Sual: فاتَّقُوا İttika ile tecennüb kelimesi, ikisi de bir ma'nâ ifade ederler. İttikānın tecennübe cihet-i tercîhi nedir?
Elcevab: İttikā, îmâna tâbi'dir. Yani ittikā, îmân olduktan sonra husûle gelir. Tecennübde bu tebeiyet yoktur. Binâenaleyh, ittikā kelimesi îmânı andırır. Ve ittikā lafzıyla
îmâna îmâ ve işaret edilebilir. Fakat tecennüb kelimesi bu işi göremez. Bunun içindir ki بوا 'ye tercihen
فاتقوا ihtiyar ve ikäme edilmiştir.
آلثار Nar'ın ) ال ( ile ta'rîfi, nârın ma'hûdiyet ve ma'lûmiyetine işarettir. Çünki Enbiyâ-yı izâmdan işitilmek suretiyle zihinlerde ma'lûmiyeti takarrur etmiştir.
Sual: آلي esmâ-yı mevsûleden olup, 'sıla' denilen, dâhil olduğu cümlenin evvelce ma'lûm olduğunu iktizá eder. Halbuki sılası olan وقُودُهَا النَّاسُ والحجارة evvelce muhâtablara ma'lûm değildi?
1942 - Başbakan Dr. Refik Saydam, İstanbul'da öldü.
2016 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Abdullah Yeğin vefat etti.
TEMMUZ
07
PAZARTESİ
12 1447 MUHARREM,
RUMI: 24 HAZİRAN 1441 HIZIR: 63
BİR AYET
Kim Allah'tan korkarsa Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükafatını arttırır.
(Talak: 5)
BİR HADİS
En temiz ve üstün kazanç, kişinin el emeği ve her türlü dürüst alışverişten kazandığıdır.
Müsned, 2: 334
Evet, zekât vermek ve iktisat etmek, mâlda bi't-tecrübe sebeb-i bereket olduğu gibi; israf etmek ile zekât vermemek sebeb-i ref'-i bereket olduğuna hadsiz vakıât vardır. Lem'alar
1942 - Başbakan Dr. Refik Saydam, İstanbul'da öldü.
2016 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Abdullah Yeğin vefat etti.
TEMMUZ
07
PAZARTESİ
12 1447 MUHARREM,
RUMI: 24 HAZİRAN 1441 HIZIR: 63
BİR AYET
Kim Allah'tan korkarsa Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükafatını arttırır.
(Talak: 5)
BİR HADİS
En temiz ve üstün kazanç, kişinin el emeği ve her türlü dürüst alışverişten kazandığıdır.
Müsned, 2: 334
Evet, zekât vermek ve iktisat etmek, mâlda bi't-tecrübe sebeb-i bereket olduğu gibi; israf etmek ile zekât vermemek sebeb-i ref'-i bereket olduğuna hadsiz vakıât vardır. Lem'alar
Mukaddes Emanetler Yavuz Sultan Selim'e teslim edildi.
1923 - Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kuruldu.
TEMMUZ
06
PAZAR
11 1447
MUHARREM
RUMI: 23 HAZİRAN 1441 HIZIR: 62
BIR AYET
Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline.
(Hümeze: 1)
BİR HADİS
Allah'ın en çok sevdiği kimse ahlâkı en güzel olandır.
Taberanî
Gıybet odur ki: Gıybet edilen adam hâzır olsa idi ve işitse idi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zâten gıybettir. Eğer yalan dese; hem gıybet, hem iftiradır. İki katlı çirkin bir günahtır.
-2000-Anayasa Mahkemesi başkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye Cumhuriyeti'nin 10. cumhurbaşkanı seçildi.
MAYIS
05
SALI
18 1447
ZİLKA'DE
RUMI: 22 NİSAN 1442
KASIM: 179
BİR AYET
O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur.
Haşir Suresi: 22
BİR HADİS
Kime dua kapısı açılırsa, ona rahmet kapıları açılır.
Ölüm, ehl-i iman için bir terhistir. Ecel terhis tezkeresidir, bir tebdil-i mekândır, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesi ve kapısıdır. Zindan-ı dünyadan çıkmak ve bağıstan-ı cinâna bir uçmaktır.
en hafi bir nivaz adet ve bekayı istiyor ki, bilmüşahede en gizli hir Bak: Hem öyle Semi've Kerim bir Kadir'den, öyle Basir ve Rahim bir Alimidan
Risalet Ahmediye (asm)
TARINTE BUGUN -1201 Musluman tıp alimi Ibnul Cevzinin vefatı.
-1535-Barbaros Hayreddin Paşanın Preveze Zaferi.
1950-Demokrat Parti, ilk ve büyük icraatlarından biri olan, ezanın Arapça okunması yasağını kaldırdı.
2011 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Hamza Emek vefat etti.
16
PERŞEMBE
THURSDAY
HAZİRAN
JUNE
gun tarti haktır. Kimin tartıları ağır basarsa, İşte kurtulanlar onlardır.
A'raf Suresi: 8
BİR HADİS
Muhakkak Allah hiçbir hakkı geri çevirmez.
Sen bir memursun, asker gibi muvazzafsın. Öyleyse, onun namıyla çalış, onun hesabıyla sa'yet. Muhtaç olduğun bütün şeyleri sana bahşeden ve rızkını veren, muktedir olmadığın şeylerden seni hifzeden Odur. Mesnevî-i Nuriye
Oraya, Ceyşan b. Gaydan, b. Hacr, b. Zû Ruayn (Yerim), b. Zeyd, b. Sehl, b. Amr, b. Kays, b. Muaviye, b. Cüşem, b. Abd-1 Şems, b. Vâil, b. b. Sebe' gelip konduğu için, Ceyşan adı verilmiştir (2). Gavs, b. Katan, b. Züheyr, b. Gavs, b. Eymen, b. Hemeysa', b. Himyer, diye anılan cemaat, ona mensupturlar (3). Abdan b. Hacr, b. Zú Ruayn'ın da, lakabı Ceyşan olup Ceyşâniler
Beni Ceyşan Temsilcilerinin Medine'ye Gelişi:
birlikte Peygamberimize geldi (4). Rivayete göre: Ebû Vehb'ül'Ceyşâni, kavmından bazı kimselerle
sa' idi (5). Ebû Vehb'in ismi Deylem, babasının ismi de Hevşi veya Hemey-
الهي غارَتِ النُّجُومُ ونامت العيون. وأغلقت أبواب الملوك وبابك مفتوحللسائلين، الهي وسيدي ما كان نصيبي من الدنيا اعطيته للكفار وما كان نصيبي من العقبى اعطيته لعصاة المؤمنين فلاأريد من الدنيا الأذكرك ولا من العقبي الا رؤيتك. الهي لَسْتُ فِي البلوى. ولا اشكو من البلوى مرادى منك ياسولي بلا من ولا سلوى. وإن أعطيتني الدنيا وان اعطيتني العقبي فلا أرضى مِنَ الدَّارِينِ الا رؤية المولى
Allah'ım! Yıldızlar kuytularına çekildi, gözler uyudu, meliklerin kapıları kitlendi. Senin kapın ise dilenenler için açık.
Allah'ım! Efendim! Dünyadan ne nasibim varsa kâfirlere verdim. Ahiretten olan nasibimi de mü'minlerin asilerine terkettim. Dünyadan ancak zikrini, ahiretten de ancak ru'yet-i cemâlini isterim.
İlâhi! Sıkıntıda değilim, beladan şikayetçi de değilim. Ey arzu ettiğim! Senden muradım menn-ü selvä değildir. Dünya ve ukbayı versen bana yine bu iki diyarda ancak ru'yetine râzı olurum.
الجواب ) ( نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ والحجارة ( آنتي بوآنندن اول نازل او لدیفہ نظر مخاطب الله اوند کسب معلومات ابتكرين بناء، اوراده ( النَّارَ ( الله ) التى ) آراسنده توصیف معا
باید مشدد.
) تو قید کردن مقصد، تهدید در تهديد لرك تأكيد ( وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ ) لید و تشدی لد بلد يكنه بناء، بوراده (ناس) کلمه سيال تأكيد اند با من و حمارة ) لفظ ارده تشدید توبیخ اید یا مشد شیله که . ده منفعت و نحات عندي طاشدن معمول معبود اتخاذ انند گاز منی یعنی او مالی مزاری ناقور قاووران آتشه او دون او المشهر در هى و الامار ، تعذيب التيدر. يعني او نه نه ایچونه بونی دو شو غیور مگر؟
(سوال ؟ ) ( اعدت للكافرين ( بو حمله ده مقامك اقتضاسی خلافته ولارق (لكم) برين
(للكافرين ) دینیا می نه یه بناء در؟
الجواب ] قرآن كريمك تعقیب ایتدیگی اصول، على الاكثر انتهارن صو رنده کالی قاعده الری فذلکه لری سویله دیگنه کوره قرآن کریم، او زارك جهنملك اولد قاريني اثبات ايدن دليلك الكنجي مقدمه سنه اشارت ایتمان اوزره اسم ظاهری ضمیر برینه، یعنی ( لِلْكَافِرِينَ ) جمله سنی، (لكم) بریند اقامه ایاله تعميم المشدر تقدير كلام ( أعِدَّتْ لَكُمْ لأَنَّكُمْ مِنَ الْكَافِرِينَ وَالنَّارُ أَعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ ) . یعنی مزار جهنم المسكن. زیرا که فرالی ساکن جهنم ده کا فر را بجوندر.
یعنی ایمان اين و البي ايشار ايشالدين مؤمناره بشارت ويركه، آغاجاري التندن نهر لر آقان جنتهار اونلی کدر. اونای او جنتکردن بر میوه بید کاری زمانه: بو بوند نه اول پیریگیز میوه کردند، دیرلری او ناره بربرینه بگذر بر صورنده رز قار کیر بایر، ویر باير و او جنته ارده او نار ايجون هر دو لو عيب و قصور پر دن پان، تمیز قادیندار وار در اونای او جنتار ده دائمی اولار مه قالا جقاله در.
Elcevab: وقودها الثابة CC Ayeti, bu ayetten evvel nazil olduğuna nazaran, muhatablanm ondan kesb-i ma'lûmåt ettiklerine binden, burada 60 ile arasında tavsif muamelei yapılmıştır.
وذها الثانية Bu kayıdlardan maksad, tehdiddir. Tehdidlerin te'kid ve teşdid te'kid edilmiş ve lafzıyla da teşdid ve edildiğine binden, burada kelimesiyle tevbih edilmiştir. Şöyle ki: "Menfaat ve necât ümidiyle tastan ma'mûl ma'bûd ittihaz ettiğiniz sanemler, size ta'zib áletidir. Yani o sanemler, sizleri yakıp kavuran ateşe odun olmuşlardır. Hey zavallılarl Ne için bunu düşünmüyorsunuz?"
Sual: أبدة الكايرية Bu cümlede makamın iktizásı hilafına olarak yerine الصابرية denilmesi neye binåendir?
Elcevab: Kur'ân-ı Kerim'in ta'kib ettiği usûl, alelekser âyetlerin sonlarında külli kaideleri, fezlekeleri söylediğine göre, Kur'ân-ı Kerim, onların cehennemlik olduklarını isbat eden delilin ikinci mukaddemesine işaret etmek üzere, ism-i zahiri zamir yerine, yani الكافرين cümlesini yerine ikäme ile ta'mim etmiştir. Takdîr-i kelâm: dir أَعِدَّتْ لَكُمْ لِأَنَّكُمْ مِنَ الكَافِرِينَ وَالنَّارُ أَعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ Yani "Sizler cehennemliksiniz. Zírá kâfirlersiniz. Cehennem de kâfirler içindir."
Yani "İmân eden ve iyi işler işleyen mü'minlere beşåret ver ki, ağaçları altından nehirler akan cennetler onlarındır. Onlar, o cennetlerden bir meyve yedikleri zaman: 'Bu bundan evvel yediğimiz meyvelerdendir' derler. Onlara birbirine benzer bir surette rızıklar getirilir. verilir. Ve o cennetlerde onlar için her türlü ayıb ve kusurlardan påk, temiz kadınlar vardır. Onlar, o cennetlerde dâimî olarak kalacaklardır."
Kur'an ve dinî program yayınlanma yasağı kaldırıldı.
1977 - Pakistan'daki askerî darbede, General Ziyaül Hak, Başbakan Zülfikâr Ali Butto'yu devirdi.
1993 - Başbağlar katliamında 33 şehit verildi.
BUGÜN BİRÇOK
HİKMETLERLE DOLU OLAN AŞURE GÜNÜDÜR.
TEMMUZ
05
CUMARTESİ
10 1447 MUHARREM
RUMI: 22 HAZİRAN 1441
HIZIR: 61
BİR AYET
"Ey yer suyunu yut! Ey gök suyunu tut" emri geldi. Sular çekildi, iş bitirildi, gemi Cûdî dağının üzerine oturdu ve "Kahrolsun o zâlimler topluluğu" denildi.
(Hud: 44)
BİR HADİS
Aşûre orucunu tutun; ancak bir gün önce veya bir gün sonra da tutmak sûretiyle Yahudilere muhalefet edin.
Heysemî
Kader nokta-i nazarında feci akıbetin [Kerbela Faciası] hikmeti ise: Hasan ve Hüseyin ve onların hanedanları ve nesilleri, manevî bir saltanata namzet idiler. Dünya saltanatı ile manevî saltanatın
- 1965-Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Sıddık Süleyman Kervanı ve 1984- Molla Hamid vefat etti.
MAYIS
06
ÇARŞAMBA
19 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 23 NİSAN 1442 HIZIR: 1
BİR AYET
Her şeyi hakkıyla işiten de, her şeyi hakkıyla bilen de ancak Sensin.
Bakara Suresi: 127
BİR HADİS
İslâm garib başladı, başladığı gibi tekrar garip olacaktır.
Dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlâtlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır.
1918 - I. Dünya Harbi sonrası Rus esaretinden firar eden Bediüzzaman'a, Bulgaristan'da Sofya Ataşemiliterliği tarafından Vatana Avdet Belgesi verildi. Bediüzzaman trenle İstanbul'a hareket etti.
17
CUMA
FRIDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET
"Rabbimiz bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma!"
derler.
A'raf Suresi: 47
BİR HADİS
Kardeşinizi, bereket için dua ederek mükâfatlandırınız.
Şükrün mikyası; kanaattir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir... Şükürsüzlüğün mizanı hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram-helâl demeyip rast geleni yemektir.
Sabah, akşam yemek olarak kendilerine kâh ekmekle et, kâh ek-
mekle süt, kâh ekmekle yağ verilmek, bâzan da, hurma dağıtılmak su-rtiyle ağırlandılar (22).
Beni Hanife Temsilcileri, Peygamberimizin yanına gelip selâm ver-diler, şehadet getirdiler (23). Müslüman oldular (24).
Medine'de bir kaç gün oturdular (25).
Peygamberimizin yanına gidip geldiler (26).
(15) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 316
( 16) Belázüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 105
( 17) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 316, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 56
( 18) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 223, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 316, Taberi-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 37, İbn-i Haldun-Tarih c. 2,
ks. 2, s. 56, Ebülfida-Sire c, 4, 5, 96, İbn-1 Seyyid-Uyunüleser c, 2, s. 235
(19) Kastalaní-Mevahibülledünniye c. 1, s. 312 (20) Belâzürí-Fütuhulbüldan c. 1, s. 125, Süheyli-Ravdulunf c, 7, 9, 443, Ebülfida-
Sire c. 4, s. 95 (21) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 222, İbn-i Sa'd-Tabakat e. 1, s. 316, Ebülfi-
da-Sire c. 4 , s, 95 (22) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 316, Ebülfida-Sire e. 4, s. 99
(23) İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 316
(24) İbn-i İshak, İbn-i Higam-Sire c. 4, s. 223, Taberi-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Kay-yım-Zadülmaad c. 3, s. 37, Ebülfida-Sire c. 4, 5, 99, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks.
2,. 56, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 235 fbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 316, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks, 2, a, 56
Rahhal b. Ünfüve'nin, Übeyy b. Ka'b'dan (28), okumasını öğren-diği: Bakare Sûresile Kur'ân-ı Kerim'in bazı Süreleriydi.
Peygamberimizin Müceâa b. Muráre'ye Arazi Bağışlaması ve Bu Hususta
Bir Yazı Yazması:
Peygamberimiz, Beni Hanife Temsilcilerinden Müccâa b. Murâre. ye, İstemiş olduğu sahipsiz, ölü, hâli bir araziyi bağışlamıştı (29). Kendisine bu hususta bir de, yazı yazıp verdi.
Yazıda şöyle buyurdu:
«BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Bu, Allahın Resûlü Muhammed'in, Müccâa b. Murâre b. Sülma için yazdığı yazıdır.
Ben, sana Gavre'yl, Gurâbe'yi ve Hubel'l verdim, tapuladım. Bu hususta, sana itiraz eden kimse, bana getirilsin!» (30)
Peygamberimizin, Müccaa b. Muráre'ye vermiş olduğu Gavre, Gura-be ve Hubel Yemáme nahiyelerindendir (31).
Beni Hanife Temsilcileri, yurdlarına dönmek istedikleri zaman, Peygamberimiz, onların her birine bahşiş olarak beşer ukiye gümüş ve rilmesini emr etti ve verildi (32).
Temsilciler «Yå Resûlallah! Bizim için ağırlıklarımızı ve hayvan-larımızı görüp gözetsin, korusun diye bir arkadaşımızı gerimizde bırak-mıştık! dediler.
Peygamberimiz, ona da, arkadaşları hakkında olduğu gibi beş ukı-ye gümüş verilmesi için emir verdi ve «O, ağırlıklarınızı ve hayvanla-rınızı koruduğuna göre, sizin en kötünüz, en işe yaramayanınız de ğildir!» buyurdu.
Peygamberimizin bu sözü, Müseylime'ye haber verilince «Peygam-
(27) İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 56 (
28) İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 316, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 56
( 29) Belâzürl-Fütuhulbüldan c. 1, s. 105 (
30) Ebû Ubeyd-Kitabülemval s. 396, Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 111 (31) Yakut-Mucemülbüldan c. 4, s. 218
berlik işinin, Kendisinden sonra bana kalacağını anladı! (33) da, böy-le söyledi (34).
Eğer, Muhammed, Kendisinden sonra, Peygamberlik işini bana bi-rakır, beni Halife yaparsa, Kendisine tabi olurum!» dedi.
Peygamberimizin Müseylime'ye Cevabı:
Peygamberimiz, yanına hatib'i Sabit b. Kays b. Şemmås'ül'Ensari'yi alarak Müseylime'ye gitti.
Peygamberimizin elinde Hurma dalından bir değnek vardı.
Arkadaşlarının içinde bulunduğu sırada, Müseylime'nin üzerine varıp durdu.
Onunla konuştu.
Müseylime, Peygamberlik pâyesinden, kendisine bir pay verilmesi-ni istedi.
Peygamberimiz Değil Peygamberlikten bir pay, şu elimdeki dal parçasını da, benden istesen, onu bile sana vermem!
Sen de, Allâhın, senin hakkındaki hüküm ve takdirini geçemezsin!
Eğer, sen, bana ve hakka karşı koyarsan, Allâh, seni muhakkak he-låk ve yok eder!
Kesin olarak sanırım ki sen, kendisinde gördüklerime göre rü'-yamda bana gösterilen kişisindir!
İşte, şu zat, Sabit b. Kays'dır.
Benim tarafımdan sana gereken cevabı o, verecektir! buyurduk-tan sonra Müseylime'nin yanından ayrıldı (35).
Peygamberimizin Müseylime İle Esved'ül'Ansi Hakkında Gördüğü Rü'ya:
Peygamberimiz, Müseylime ile Esved'ül'Ansi hakkında gördüğü rü'yayı da, şöyle anlatmış «Ben, uyurken, rü'yamda iki kolumda iki al-
tın bilezik gördüm. Bundan, hiç hoşlanmadım. Bunlar, kadın ziyneti olduğu için, bana tasa verdi.
Sonra, rü'yamda, bu bileziklere üflemekliğim, bana vahy olundu.
Ben de, onlara üfledim. Her ikisi de, uçup gitti. Ben, bu iki bileziği, benden sonra çıkacak iki yalancıya yordum: Birisi San'a Hâkimi Ansi, o birisi de, Yemâme Hâkimi Müseylime'-
dir! buyurmuştu (36)
(33) İbn-1 İshak, İbn-1 Hisam-Sire c. 4, s. 223, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 317, Taberf-Tarih c. 3, s. 162, Ebülfida-Sire c, 4, s. 99-100, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 37, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 235-236
( 34) Ebülfida-Sire c, 4, s. 96, 100
35) Buhari-Sabih e. 5, s. 118-119, Müslim-Sahih c. 4, s. 1780-1781
(36 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned a 3, s. 86, Buhari-Sahih c. 5, s. 118, 120, Müslim-Sa-
hih c. 4, s. 1780, 1781, Tirmizi-Sünen c. 4, s. 542
Peygamberimizin Beni Hanife Temsilcilerine Emir ve Tavsiyesi :
Matra, su kabı verdi ve «Yurdunuza vardığınız zaman, kilisenizi yıkı. Peygamberimiz, Beni Hanife Temsilcilerine, içinde su bulunan bir nız! Yerine, bu suyu saçınız ve orayı mescid edininiz, yapınız! bu
yurdu (37).
Kilise, Kurran'da idi (38)
Kurran, Yemâme'de bir köydür (39).
Beni Hanife Temsilcileri, Yemâme'ye döndüler ve Peygamberimi-yerine getirdiler (40). zin buyruğunu, yen
Matrayı, Medine'den getiren Ak'as b. Seleme, Matra'daki suyu, yn-kılan kilisenin yerine saçtı (41). Matra, kendisinin yanında kaldı (42).
Kurran Papasının Ezan Sesini İşitince Kaçıp Gitmesi:
Beni Hanife Temsilcilerinden Talk b. Aliy, Kurran mescidinin Mü-ezzini oldu (43).
Kilisenin papası, ezan sesini işitince, «Bu, bir hak Kelimesidir ve hak dåvetidir!» diyerek oradan kaçıp gitti (44).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, (Beni Hanifelerin Sefâreti) başlıklı 33. fıkrasında: «He yet-i sefaret takriben on kişiden terekküp ediyordu.» (45) diyorsa da, yanlıştır.
İbn-i Sa'd'e göre: Temsilciler, on değil, ondan fazla idiler (46). Hatta, Vâkıdi'ye göre on yedi kişi idiler ki, doğrudur (47)
mezru' bir arazi» (48)
Kaetani, aynı fıkrasında «Israri üzerine Peygamber, buna gayr-ı
diyorsa da, yanlıştır.
(Arzan mevâten) demek, sâdece ekilmemiş demek değildir. Ekil-
(37) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 317, Ebülfida-Sire c. 4, s. 100
(38) İbn-i Esir-Usdülgabe c, 1, s. 132
(39) Yakut-Mucemülbüldan c. 4, s. 318
( 40) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 317, Ebülfida-Sire c. 4, s. 100
(41) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 1, s. 132
(42) İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 317
(43 (44) İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 317
) İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 317, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 56
lunmayan hâli arazi demektir (49). memiş, imar edilmemiş olan, üzerinde hiç kimsenin hakkı ve ilişkisi bu-
Kaetani, yine aynı fıkrasında «Her gün, onlara müstesnå yiyecek-ler, hurma, ekmek ve tere yağı verilmesini emr eyledi.» (50) diyorsa da, yanlıştır.
Kendisinin dayandığı kaynakta böyle değil, «Sabah, akşam yemeği olarak kâh ekmekle et, kâh ekmekle süt, kâh ekmekle yağ, bâzan da, hurma dağıtılmak suretile ağırlandıkları açıklanmıştır (51)
Kaetani'nin 1 numaralı uzun notundaki çelişkili iddiasına gelince, İbn-i İshak'la Våkıdi gibi güvenilir olduğu kabul edilen kaynakların ri-vayet ettikleri Hadis'in bir kısmının kabul, bir kısmının ise tekzip olu-nabileceği hakkında bir kaide bilmiyoruz.
Peygamberimizin yanına gitmeyi onuruna yediremeyerek kendi Isteğiyle hayvanların ve ağırlıkların yanında kalan Müseylimenin deve çobanı olduğunu da, Kaetani'den işitiyoruz!
Bütün bunlar, Kaetani'nin ipe sapa gelmez, üzerlerinde durulma-ğa değmez boş laflarından ibarettir.
Kaetani, 2 numaralı notunda Belȧzüri'nin, Kasım b. Selâm'dan, onun da Hâris b. Mürretül'Hanefi'den, onun da Hişam b. İsmail'den naklen kayd ettiği bir vesika hakkında «Gûya bir vesikanın metnini
görüyoruz." (52)
diyerek istihfaf etmektedir.
Halbuki, Kaetani'nin, kitabında «Bunu, Belâzüri gibi iyi bir men-ba temin ediyordu.» (53)
diyerek tezâda ve çelişkiye düştüğü de, görülür.
İsnad gösterilmediği zaman, isnadsız olduğunu ileri süren, isnadlı olduğu zaman da, söyleyecek söz bulamayarak işi alaya ve istihfafa dö-ken bir zihniyete karşı en uygun cevap hiç aldırış etmemek ise de, işin, İç yüzüne vakıf olmayanları da, düşünmek gerekeceğinden, susmamayı tercih ediyoruz.
Kaetani'nin bahis konusu ettiği vesika, yalnız Belâzüri tarafından değil, ondan önce, Ebû Ubeyd (vefatı: 224 Hicri) gibi büyük bir otori-te tarafından da, aynen nakl edilmiş bulunmaktadır (54).
Kaetani, 3 numaralı notunda Müseylime'nin, Peygamberimize bazı tekliflerde bulunuşu hadisesini bir masal saymakta ve bunun «11. se-ne-i hicriyede Han'felerin Reisi, honriz Halid b. Velid tarafından 12. se-
nede meşhur Yemâme muharebesinde verilen cezay-1 müdhişe müstahik göstermek üzre icad edilmişlerdir.
İbn-i İshak, böyle bir muhavere vukua geldiği hakkındaki iddia nın sıhhatını inkâr eden bazı Ehadis hatıratını kayd eder. (55) demektedir.
Eğer Kaetani'nin araya araya fon-1 İshakta bulabildiği Bazm Eha-dis hatırat indan maksadı, Beni Hanife Temsilcilerinin ayrılacaklanı ve bahşişlerini aldıkları sırada, hayvanlariyle ağırlıklarının yanında bir arkadaşlarını bırakmış olduklarını Peygamberimize anmış olmalan hakkındaki rivayet ise, bu,ne Medine'de kalındığı müddetçe, Müseyli-me'nin, Peygamberimizle, ne de Peygamberimizin gidip onunla hiç görüşmemiş, konuşmamış olduğunu göstermez. Kaldı ki, İbn-i İshak, Müseylime'nin, arkadaşlarile birlikte Peygamberimize geldiğini ve el-bisesine bürünerek tanınmamağa çalıştığını da açıklamış bulunmak-tadır (56).
Kaetani'nin masal saymak istediği hadise, yalnız Belâzüri tarafın-dan değil, Buharl ve Müslim gibi otoriteler tarafından da, rivayet edil-
miştir (57)
İslâm davasını baltalamak ve şahsi bir saltanat kurmak için İs låm Devletine karşı ayaklanan Müseylime'nin öldürülmesini bir hak-sızlık sayan ve bu yüzden Halid b. Velid'i kan dökücü diye kınayan, İslamiyetin yayılmasından, kökleşmesinden tedirgin olarak hådiseyi kökten Inkår etmekten başka çare bulamayan Kaetani'ye «Allah nû-runu tamamlayıp, senin tedirginliğini artırsın!» demekten daha te sirli söz olamazl
(55 ) Kaetani-İslam Tarihi c. 7, s. 66-67
( 50) fon-i lahak, thn-i Higam-Sire c. 4, 222-223
(57) Buhari-Sahih e. 5, s. 118-119, Müslim-Sahih e. 4, s. 1780-1781
Varlığının başlangıcı ve sonu olmayan, zâtında ve sıfatlarında eşi benzeri bulunmayan; kâinâtın Hâlik'ı, âlemlerin Rabb'i, dilek makamının en yücesi, ümit makamının en keremlisi, merhametlilerin en merhametlisi olan Allah-u zül-celâl vel-kemâl Hazretleri'ne; O'nun sevdiği ve beğendiği şekilde bitmez-tükenmez hamd-ü senâlar olsun.
Bütün kâinat zât-ı Ahmedî'si ve nûr-i Muhammedî'si şerefine yaratılan, Allah-u Teâlâ'nın yüce Resul'ü ve biricik Habib'i, Rubûbiyet esrarının emini, ahlâk-ı hamide'nin ve eşsiz faziletlerin menbaı, dünya ve âhirette en büyük rehberimiz, en güzel numunemiz, Peygamberimiz Efendimiz'e, onun diğer peygamber kardeşlerine, hepsinin Al ve Ashâb-ı kiram'ına, etbâına, ihsan duygusuyla kıyamete kadar onlara tâbi olup izinden gidenlere; sonsuzların sonsuzuna kadar salât-ü selâmlar olsun.
bol ve yeterlidir. Allah-u Teâla'nın Süleyman Aleyhisselâm'a verdiği ihsan ve ikramlar, onlann mal ve mülklerine karşı herhangi bir arzu besletmeyecek derecede
Teklifini kabul etmedikleri takdirde savaşa hazır olduğunu ilan etti. Hediyeleri geri çevirirken heyet başkanına hitaben son kararını şöyle
açıkladı:
ارجع اليهم فلناتينهم بجنود لا قبل لهم بها ولنخرجنهم منها اذلة وهم صاغرون.
"Onlara dön! İyi bilsinler ki, kendilerine aslā karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları muhakkak surette hor ve hakir bir halde oradan çıkarırız." (Neml: 37)
İslâmiyet'i kabul etmeyip şirk ve küfür içinde yaşamaya devam ederlerse, onlara yapacağımızı biliriz.
Dâvete İcabet:
Belkıs'ın elçileri hediyelerle birlikte memleketlerine geri döndüler. Süleyman Aleyhisselâm'ın tehditkår sözlerini, saltanatının büyüklüğünü, ordusunun kuvvetini, görüp işittiklerini bir bir anlattılar.
Gerçekten de o devrin en güçlü devleti onun idaresinde idi ve ezici bir güce sahip ordusu vardı. Onun gayesi memleketleri istilä etmek değil, yoldan çıkan insanları Allah-u Teâlâ'nın varlığından birliğinden haberdar etmekti.
Belkıs Süleyman Aleyhisselâm'ın sıradan bir hükümdar olmadığını, Allah-u Teâlâ tarafından gönderilen ve desteklenen bir peygamber olduğunu, tehdit ve uyarılarında haklı bulunduğunu, emrine karşı gelmeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini anlamakta gecikmedi. Bu kanaatini kavmine de açıklamaktan çekinmedi.
Bunun üzerine hep birlikte Süleyman Aleyhisselâm'a müslüman olarak teslim olmaya karar verdiler. Başlarında Belkıs'la beraber, kavminin ileri gelenleri ve kalabalık bir insan topluluğu yola çıktılar.
Belkıs yola çıkmadan önce hükümdarlık tahtını sarayın en muhkem ve gizli bir yerine koyarak, kapılarını kilitlemeyi ihmal etmemişti.
Belkıs'ın Tahtı:
Süleyman Aleyhisselâm Belkıs'la beraber Sebe heyetinin gelmekte olduğunu öğrenince, Allah-u Teâlâ'nın kendisine tahsis buyurduğu
mucizelerden bir kısmını onlara göstermeyi, böylece hiç tereddüde Emrinde çalışan cinlerin ve insanların ileri gelenlerini toplayarak onlara kapılmadan iman şerefiyle müşerref olmalarını arzu etti. dedi ki:
يا أَيُّهَا الْمَلوا أَيُّكُم يأتيني بعرشها قبل أن يأتوني مسلمين.
önce, hanginiz o Melike'nin tahtını bana getirebilir?" "Ey ileri gelenler! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden
(Neml: 38) Bu. Hüdhüdün haber verdiği taht idi. Kendisinden önce o muhteşem tahtının Kudüs'e celbedilmesini muvafık görmüştü.
Ayet-i kerime'de:
عفريت من الجن.
"Cinlerden bir ifrit." (Neml: 39)
Diye geçen, şer ve kötülükte, şeytanlıkta ileri gitmiş, tuttuğunu koparan, kuvvetli ve becerikli bir cin şöyle dedi:
أنا آتيك به قَبْلَ أَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَ وَإِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِينٌ.
"Sen makamından kalkmadan, ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve benim sözüme güvenilir." (Neml: 39)
Bu beyanı ile en küçük bir ihanette bulunmayacağına, bir ziyana uğratmadan, bir yerini değiştirmeden getireceğine açıkça teminat vermiş oluyordu.
Süleyman Aleyhisselâm o zamanı uzun buldu. Daha önce gelmesini arzu buyurdu.
Bu hassas ve ince nokta Ayet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"Kitap'tan ilmi olan kimse ise: 'Sen gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm.' dedi." (Neml: 40)
Kitap'tan ilmi olan bu zâtın Hızır Aleyhisselâm olduğu mervidir.
Onun iddiası İfrit'inki gibi kuru bir iddia olarak kalınamış, getiririm demesiyle tahtın yanlarında hazır olması bir olmuştu. Yani söyleyinceye kadar getirmişti bile. Çünkü ilmini biliyordu.
"Süleyman, tahtı yanı başına yerleşivermiş görünce dedi ki: Bu Rabb'imin lütfundandır. 'Şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim?' diye beni imtihan etmek istiyor." (Neml: 40)
"Filân kişi getirdi!" demedi. "Rabb'im beni deniyor." dedi. Allah-u Teålä onu peygamber seçtiği için, lütfunu da koyduğu için hemen anladı. O Allah ki; tahtı da bir anda, kainatı da bir anda bir yerden bir yere
nakletmeye kadirdir, değil insanı!
... ومن كفر فإن ربي غني كريم .
"Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, muhakkak ki Rabb'im müstağnîdir, kerem sahibidir." (Neml: 40)
Allah-u Teâlâ "Gani"dir, kimsenin teşekkürüne muhtaç değildir. Şükrün terkedilmesi, Zât-ı ehadiyet'ine halel getirmez. "Kerim"dir, şükretmeyen kullarını da nimetlerinden istifade ettirir, onları hemen cezalandırıvermez.
Süleyman Aleyhisselâm daha sonra, gelmek üzere olan Belkıs ile âni karşılaşmanın hazırlıklarına başladı. Geldiği zaman tahtını tanıyıp tanımayacağını denemek için, bazı vasıflarının değiştirilmesini emretti.
Uzun bir yolculuktan sonra nihayet Sebe heyeti Kudüs'e geldiler Belkas beraberindekilerle birlikte huzura çıktı.
Süleyman Aleyhisselam, iläveler ve eksiltmeler yapılarak değiştirilmiş haliyle tahtını ona gösterdi ve:
.... اهكذا عرشك .
"Senin tahtın böyle miydi?" diye sordu. (Neml: 42)
Melike gerçekten akıllı bir kadındı. Her ne kadar tanınmayacak håle getirilmişse bile, tahtında gördüğü izler göz aşınalığı yaptı, tanır gibi oldu. Bir de aradaki mesafenin uzaklığını, kilitli ve bekçilerle muhafazalı bir yerde bırakıp geldiğini göz önüne getirdi. Ani bir bocalama geçirdi. "Odur!" dese belki değildir; "Değildir!" dese belki odur. Ne reddetti ne de doğruladı. Kesin bir şey söylemedi.
. كانه هو .
"Tıpkı o!" demek mecburiyetinde kaldı. (Neml: 42)
İyice düşündükten sonra, tahtın kendi tahtı olduğunu, yapı olarak aynı ve fakat şekil olarak tanınmaz hale getirilmesindeki yapılan değişiklikleri hemen anladı. Tahtın orada hazır bulundurulmasının Süleyman Aleyhisselâm'ın mucizelerinden bir mucize olduğuna kesin kanaatı hâsıl oldu.
Ve şöyle söyledi:
... وأوتينا العلم من قبلها وكنا مسلمين.
"Zaten bize daha önce bilgi verilmişti ve biz teslimiyet göstermiştik." (Neml: 42)
Çünkü Belkıs'ın o zamana kadar hakikati araştırıcı bazı müşâhadeleri olmuştu. Mektubu bir kuşun getirişi, hediyelerin kabul edilmeyişi, diğer görülen ve işitilenler... hep edindikleri bu bilgiyi kendilerine sağlamış bulunuyordu.
Bunun içindir ki Süleyman Aleyhisselâm'ın nübüvvetini tasdik ederek ona teslim olmayı lüzumlu gördüler.
Gecikmelerinin sebebini ise Allah-u Teâlâ Ayet-i kerime'sinde şöyle beyan buyuruyor:
"Onu, Allah'tan başka taptığı şeyler alıkoymuştu." (Neml: 43) Beseri sistemler, atalarının yolunu takip etme sevdası onun ve ona tabi planların Allah yolunu bulmasına engel olmuştu.
... أنها كانت من قوم كافرين.
"Çünkü kendisi kâfir bir kavimdendi." (Neml: 43)
Küfürde kök salmış bir topluluğun arasında doğmuş büyümüş, o da onların yolunu tutmuştu. Süleyman Aleyhisselâm ile karşılaşır karşılaşmaz, Hakk'ı tanıdı, hakikati gördü ve böylece aradaki engel de ortadan kalkmış oldu.
Billur Köşk:
Süleyman Aleyhisselâm, Belkıs gelmeden önce büyük bir köşk inşa ettirmişti. Salon kısmı suyun üzerine oturtulmuş, içine balık ve diğer bazı deniz hayvanları konulmuş, üzeri de şeffaf cam ile döşenmişti. O ince cam tabaka, adeta bir su havuzu gibi görünüyordu. Bu durumu bilmeyip de aniden görenlere, içi su dolu bir havuz intibaını verecek bir güzellikte idi.
Belkıs köşke davet edildiğinde salondan geçerken zeminin şeffaf bir madde olduğunu farkedemedi. Suya girip de karşıya geçeceğini sandı, ıslanmasın diye de eteklerini toplamaya başladı.
"Ona: 'Köşke gir!' denildi. Köşkü görünce zeminini derin bir su sandı ve eteğini çekti." (Neml: 44) Burası öyle ince bir sanat mimarisi idi ki, Belkıs suya girmekte
olduğundan şüphe dahi etmemişti.
Süleyman Aleyhiselâm duruma müdahale etti.
.... قال انه صرح ممرد من قوارير ... إِنَّهُ مِنْ
44) "'Bu billurdan yapılmış, şeffaf bir zemindir.' dedi." (Neml:
Böyle bir manzarayı göstermiş olması, onun için uyanma vesiles olmuştu. Buradaki asıl gücün Kudretullah olduğunu kavradı Dergahı ulühiyete iltică ederek şöyle dua etti
قالت رب الى ظلمت نفسي .
"Dedi ki: 'Ey Rabbim! Gerçekten ben nefsime zulmettim,
(Neml 44)
Güneşe tapmak suretiyle şirk koşturn ve kendime yazık ettim.
.... واسلمت مع سليمن الله رب العالمين.
"Süleyman'la beraber onun maiyetinde âlemlerin Rabb'i olan Allah'a teslim oldum." (Neml: 44)
Belkıs ile birlikte kavmi de müslüman oldular, güneşe tapınmak gibi bir sapıklıktan kurtuldular.
Süleyman Aleyhisselâm onunla izdivaç yapmış, memleketine yine hükümdar olarak göndermişti.
Belkıs'ın iman edip memleketine dönmesinden hemen sonra, şarktan ve garptan birçok hükümdarlar Kudüs'e gelerek Süleyman Aleyhisselâm'a biät ettiler, bağlılıklarını dile getirdiler.
At Sevgisi:
Süleyman Aleyhisselâm'ın sahip olduğu soylu atlar da, Allah-u Teâlä'nın ona ikramda ve ihsanda bulunduğu nimetlerdendir. Dururken sakin, koşarken de hızlı koşan atların kendisine arzedilmesini isterdi.
Yine bir gün akşam üzeriydi. Atların, huzuruna getirilmesini emretti.
Ayet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
اذ عرض عليه بالعشى الصافنات الجياد.
"Ona bir akşamüstü, üç ayağının üzerine durup bir ayağını tırnağının üzerine diken, çalımlı safkan koşu atları sunulmuştu."
(Sad: 31)
Bu, atların en güzel duruş şeklidir.
Süleyman Aleyhisselâm onları çok sever ve bizzat ilgilenirdi. Onun bu sevgisi nefsânî değildi. Onlara Allah-u Teâlâ'nın mümtaz vasıflarla yarattığı bir mahlük nazarı ile bakardı.
"Ben mal sevgisini Rabb'imi anmama vesile olduğu için tercih ettim." (Sad: 32)
Atlar önünden geçmeye başladılar. Onlara bakıp dururken, Ayet-i kerime'de buyurulduğu üzere:
... حتى توارت بالحجاب .
"Tâ ki toz perdesi altında gözden kayboldular." (Sad: 32)
Fakat atlara olan sevgisinden dolayı onlara doyamadı.
رُدُّوهَا عَلَى.
"Onları bana getirin!" buyurdu. (Sâd: 33)
Getirdiklerinde her birini sevmeye vücutlarını sıvazlamaya başladı. Ayet-i kerime'de:
... فَطَفَقَ مَسحا بالسوق والأعناق .
"Bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı." buyuruluyor. (Sad: 33)
At, Allah-u Teâlâ'nın Kur'an-ı kerim'de üzerlerine yemin ettiği yaratıklarındandır.
Ayet-i kerime'sinde:
والعاديات ضبحا .
"Andolsun o koştukça koşanlara!" buyuruyor. (Adiyāt: 1)
Süleyman Aleyhisselâm'ın İmtihanı:
İnsanoğlunun ömrü imtihanlarla ibtilālarla doludur. Kişi dinin bağlılıkta samimi olduğu nispette imtihanlarla karşılaşır. En şiddetli ibtilala peygamberlere gelir, sonra diğer müminlere gelir.
38. (Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: "Ey ileri gelenler, onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtını bana getirebi-lir?"
39. Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gercekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi.
40. Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahti-ni) yanı başına yerleşmiş olarak görünce: Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim dive beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lüt-fundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir.
41. (Süleyman devamla) dedi ki: Onun tahtını bileme-yeceği bir hale getirin; bakalım tanıyacak mı, yoksa tanıyamayanlar arasında mı olacak.
42. Melike gelince: "Senin tahtın da böyle mi?" dendi. O şöyle cevap verdi: "Tıpkı o! Bize daha önce (Allah'tan) bilgi verilmiş ve biz müslüman olmuştuk."
43. Onu, Allah'tan başka taptığı şeyler (o zamana ka-dar tevhid dinine girmekten) alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi.
44. Ona: "Köşke gir!" dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini yukarı çekti. Süleyman: Bu, billûrdan yapılmış, şeffaf bir zemindir, dedi. Melike dedi ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık et-mişim. Süleyman'la beraber âlemlerin Rabbi olan Allâh'a teslim oldum.
Rivâyet edilir ki Belkıs'ın elçileri Süleyman (a.s.)'ın haberini Belkıs'a ulaştırınca: "Vallahi, bildim ki o melik değil. Bizim de ona karşı koymaya gücümüz yok." dedi. Ardından Süleyman (a.s.)'a 'Senin durumunu ve davet ettiğin dînî görüp öğrenmek için geliyorum' diye haber gönderdi.
(Belkıs) tahtını güvenli bir evde/odada sakladı ve bekçiler görevlendir-le birlikte Süleyman'ın tahtının bulunduğu yere yöneldi. di. Evin/odanın kapısına kilit vurdu, anahtarını da kendisi aldı. Askerleriy-
O'nun "kavl" denilen on iki bin komutanı ve her komutanın da emi altında binlerce askeri vardı. Süleyman (a.s.) heybetli bir kimse idi. Kendisi bir hususu sormadıkça ilk olarak kimse ona bir şey diyemezdi. Bir gün tahtına oturunca, bir fersah uzakta bir kalabalık gördü. "Bu kalabalık ne?" diye sordu. "Belkis, komutanları ve ordusu ile geliyor." dediler. Bunun Üzerine Süleyman (a.s.), kavminin ileri gelenlerine yöneldi. Ya da Belkis'in kendisine geldiğini öğrenince şöyle dedi:
Sonra Süleyman (a.s.) müşavirlerine "dedi ki: "Ev ileri gelenler, ey kavmimin esrafı, "onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hangi niz o melikenin tahtını bana getirebilir?" Çünkü, Süleyman (a.s.)'a onun müslüman olacağı vahyedilmişti. Fakat Süleyman (a.s.) Allah'ın kendisine tahsis ettiği O'nun kudretinin büyüklüğüne ve kendisinin peygamberlik dāvā sında doğruluğuna delalet eden bazı hayret verici şeyleri ona göstermek istedi. Onun için o gelmeden korunmasını emrettiği tahtının getirilmesini istedi.
Mesnevî'de der ki:
Böylece Belkıs içtenlikle yola çıkmaya karar verince Geçen zamana hayıflandı
Aşıkların adlarını ve onurlarını terk ettikleri gibi Bütün malı mülkü terk etti
Taht dışındaki hiç bir mal, hiç bir hazine, hiç bir eşya Belkıs'ın içine dert olmamıştı
Sonra Süleyman, onun gönlünden haberdar oldu Çünkü gönlünden gönlüne yol açıldı Teslimiyet içindeki Belkıs'a Tahtından ayrılmanın acı verdiğini uzaktan gördü Haddinden fazla büyük olduğu için Tahtın taşınmasına imkân yoktu Vücud eklemleri gibi
Birbirine geçmeli küçük parçalardan oluşuyordu Bu durumda Süleyman şöyle dedi:
Gerçi sonunda taht da taç da ona soğuk gelecek Fakat bunu değerlendirmeye mukâbil
Yine de onun tahtını getirmeye çözüm bulmalı Böylece görüşürken üzgün olmasın
et Teetlata'n Neemiyye'de der ki "Isaret etmektedir ki Süleyman (as), ummett arasında kimin ehli kerämet olduğuna valul idi. Bu yüz den peygamberlerin ümmetleri arasında kerämet ehli kimseler olduğu kerametlerini inkar etmemesi için onun (Asafin) kerametini ortaya çı nun bilinmesi, Mu'tezile'nin inkar ettiği gibi hiçbir mü'minin, evliyanın karmak istedi Inkann en az zararı, bid'at ehlinin, dine ters görüş ve do şünce sahiplerinin mahrum olduğu gibi inkar eden kimsenin de kerämet derecesinden mahrum olmasıdır. Hiçbir cahil, Süleyman (a.s.) in onun tahtını getirmeye kadir olmadığını, onun bu keramete sahip olmadığını zannetmesin. O, ümmetinden kerämet ehli kimseleri ortaya çıkarmak için onlara bunu emretti. Çünkü evliyanın kerämetleri peygamberlerin mücizeleri cümlesindendir. Bu kerämetler de onların peygamberliğinin doğruluğuna ve dinlerinin hak olduğuna delalet eder."
Şeyh Dâvud Kayseri (r.h.) der ki: Harikulåde haller, kutublardan ve halifelerden, hatta onların vezirlerinden ve halifelerinden pek az sądır olur. Çünkü onlar, kulluğu tam olarak yerine getirdikleri, külli fakr ile muttasıf bulunduklarından hiçbir konuda kendileri için tasarrufta bulun-mazlar. Kutubların kemälätından ve Allah'ın onlara ikramlarından birisi de Allah'ın onları câhillerle sohbet ve beraberlik ile imtihan etmemesi, bilakis Süleyman (a.s.)'ın Asaf'ı gibi ağırlıklarını yüklenen, hükümlerini ve sözlerini yerine getiren alim ve emin kimselerle sohbet ve beraberliği nasip etmesidir."
Ariflerden birisi şöyle demiştir: "Zamanının kamili olan kimseye her konuda ve her mertebede önde olmak gerekmez. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.) hurma ağaçlarının aşılanması kıssasında "Siz dünya işlerini benden daha iyi bilirsiniz. "20 buyurarak buna işaret etmiştir. Bu ise kamil kim-senin makamına leke getirmez. Çünkü her kemalde tek olmak, ülühiyyet ve rubûbiyyet makamına aiddir. O'nun dışındakiler acziyet ve noksanlıkla vasıflanmışlardır. Mūsā ve Hızır (a.s.)'ın durumları gibi her ne kadar Kelim zamanının efdali olsa da her birinin husûsî kemalde bir yönden ihtisası vardır. Süleyman (a.s.)'ın durumu da buna benzer. Babası halife olduğu halde "Biz o hükmü Süleyman'a kavrattık." âyetinde belirtilen ihtisas (kavramanın ona tahsis edilmesi) sırrına bir bak.
kadın: "Bu çocuk, bu adamın oğludur" demiş, adam ise bunu inkar Bir adamla bir kadının siyah bir çocuğu olunca ihtilafa düşmüler bulundun mu?" diye sordu. Adam: "Evet" dedi. Süleyman (as): "Cook mişti. Süleyman (a.s.) adama: "Sen bu kadınla hayızlı iken münasebena senin. Allah size ceza olarak çocuğun yüzünü siyahlaştırdı." dedi. Iste by ihtisas (Allah'ın özel olarak vermesi) babındandır.
39. Cinlerden bir ifrit: "Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz" dedi.
"Cinlerden" azgın ve habîs "bir ifrit:"
Habîs, hoşlanılmayan ve akranlarını kendinden uzaklaştıranı kimseye "if rit" denir. el-Müfredat'ta der ki: "Cinlerden olan ifrit" azgın ve habis olandır. Bu kelime, şeytan kelimesi gibi istiåre yoluyla insan için de kullanılır."
Bu ifritin ismi Zekvân idi. Fethu'r-Rahmân'da der ki: "O, cinlerin efendisi Kūzā veya Sahra'dır. Daha önce Süleyman (a.s.)'a başkaldırırdı. İran'daki Istahr şehri ona nisbet edilir. Dağ gibi iri cüsseli olup ayağını gözünün ulaştığı yere atardı.
"Sen makamından" hükümet/idâre meclisinden "kalkmadan ben onu" yani Belkıs'ın arşını "sana getiririm." Süleyman (a.s.) gün ortası-na kadar orada otururdu. "أتيك ya muzârî sıygasıdır ki mânâsı, "sana getiririm" olur. Ya da ism-i fâildir ki "sana getiriciyim" demektir. Burada mutlaka getirme iddiası olduğu için ism-i fâil olması daha münasib ve isim cümlesine atfedildiği için daha uygundur. Yani, ben mutlaka bu süre zar-fında onu getiriciyim, demektir.
"Gerçekten bu işe" onu getirmeye "gücüm yeter" onu taşımak bana ağır gelmez "ve” içindeki mücevherleri ve kıymetli eşyaları muhafaza konu sunda "bana güvenebilirsiniz." Onları asla başkasıyla değiştirmem. "dedi."
قالَ الَّذى عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَاب انا اتيك به قبل أن يزيد اليك طَرْفُكَ فَلَمَّا رَاهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هذا من فضل ربي ليبلوني أشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَنْ شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لنفسه ومن كفر فان ربى غَنِيٌّ كَرِيمٌ (٤٠)
40. Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise: "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm." dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahtı-nı) yanı başına yerleşmiş olarak görünce: "Bu, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfun-dandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir." dedi.
Süleyman (a.s.) "Ben bundan daha hızlı istiyorum" deyince "Kitaptan ¡Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse" Asaf b. Berhiya "ise: "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm." dedi."
Asaf b. Berhiya, Süleyman (a.s.)'ın teyzesinin oğlu, vezîri, kātibi, küçükken kendisini terbiye edip yetiştiren, sıdkı bütün/pek doğru, ilâhî kitapları okur, Allah'ın kendisiyle dua edildiğinde icâbet ettiği ism-i a'zamı bilen bir kimseydi. Allah onu Süleyman (a.s.)'a yardım için ve emrini ye-rine getirmek üzere yaratmıştı.
Ayetteki "kitab" ile cins isim olarak Mûsā (a.s.), İbrahim (a.s.) ve diğer peygamberlere indirilen kitaplar veya levh ve onun gizli sırları kasdedil-miştir. Mu'tezile, bu kimse ile Cebrail (a.s.)'ın kasdedildiğini söylemiştir. Çünkü onlar evliyânın kerâmetini kabul etmezler.
"الارتداد" geri dönmek demektir. "الطرف" göz kapaklarını hareket ettirmek ve bir şeye bakmak için açmaktır. Göz kapaklarının geri dönmesi ise onları yummaktır. Bu, hareket ettirmeye ihtiyaç duymayan tabiî bir durum olduğu için “الْإِرْتِدَادُ" ye "الرد" tercih edilmiştir. "الطرف" ile bakış ifade edilir. Çünkü göz kapaklarını hareket ettirmek bakıştan ayrılmaz/onunla beraberdir.
nuda meseldir. Çünkü göz kapaklarını hareket ettirme arasında bir süre "Gozu açıp kapamak" ifadesi, hızlılıkta en son noktadır ve bu ko yoktur.
Kaşifi der ki: "Süleyman emretti, o da secdeye kapandı ve İbranice görüşüne göre "Ya Ze'l-celali ve'l-ikram" dedi. Her durumda dua edince, dilinde "Ahva şerâhiva" yani "Ya Hayyu ya Kayyum" dedi. Bazılarının Belkis'in tahtı bulunduğu verden yere girip/batıp göz açıp kapayıncaya kadar Süleyman'ın tahtının yanında yerden çıktı.
Maânî ehli der ki: "Allah'ın kudretinden olarak onu bulunduğu yerde vok edip sonra kendisinde kitabdan bir ilim bulunan kimsenin duasıyla hiçbir aralık olmadan Süleyman (a.s.)'ın bulunduğu yerde var etmesi inkär edilemez. Bu iş, veli için bir kerâmet ve nebî için ise bir mûcizedir.
Fakir (Bursevi) der ki: Bu, var etme/yaratma ve yok etme meselesi-dir. Hz. Peygamber (s.a.)' in: "Dünya bir saattir/andır. "21 Bunu anlayan çok azdır. Çünkü bu, akıl dairesinin dışındadır.
Mesnevî'de der ki:
Demek ki senin için her an ölüm ve geri dönüş var Mustafa (a.s.) "Dünya bir andır" buyurdu Dünya her solukta yenilenir Bizse durur gibi görünmesi yüzünden bundan habersiziz Ömür ırmak gibi yeniden yeniye akar gelir Ama bedende bir süreklilik gösterir O, elinde hızla salladığın sopanın kıvılcımı gibidir Hızdan dolayı sürekli bir şekle sahiptir Ateşli sopayı uygun bir şekilde sallarsan Ateş, göze upuzun bir çizgi gibi görünür Bu sürenin uzun oluşu, Allah'ın yaratışının hızındandır Yaratışın ne kadar hızlı olduğunu gösterir
Asaf tahtı getirdi ve Süleyman (a.s.) onu gördü. Süleyman (a.s.) nakle-dilmesinden dolayı arada bir fâsıla olmaksızın göz açıp kapayana kadar bir anda "(Süleyman) onu (melikenin tahtını) yanı başına yerleşmiş" yanın da hazır ve huzurunda sabit "olarak görünce:" nimeti şükürle karşılayarak
benim cihetimden bir güç ve kuvvet olmaksızın onu sırf Allah Teâlärun "Bu, "yani isteğimin gerçekleşmesi, bu kadar kısa sürede tahtın gelmesi, fazlından görerek ve onun hakkını yerine getirmek süretiyle "şükür mü edeceğim, yoksa" yoksa nefsime bir pay çıkarmak ve bu lütfun gereklerini yerine getirme konusunda kusurlu davranmak sûretiyle "nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak" denemek "üzere" hak etmediğim halde "Rabbimin" bana "(qösterdiği) lütfundandır." ihsanındandır "dedi."
"بلي الثَّوْبُ بلى ويلا" Elbise eskidi demektir. "وبلوتُهُ" Sanki çok dene diğimden dolayı onu eskitmiş gibi onu denedim/sınadım, demektir"انت فلان كذا وبلاه Falan sunu denedi/sinadı)" denildiği zaman bu iki hususu İçerir: Birincisi, o şeyin durumunun bilinmesi ve onun hakkında bilinme-yen şeylere vakıf olunması. İkincisi, o şeyin iyiliğinin ve kötülüğünün orta-ya çıkması. Bu sözle iki hususun kasdedildiği de olur, birisinin kasdedildiği de olur. "بلى اللَّهُ كَذَا وَابْتِلَاهُ )Allah) sunu denedi/sınadı)" denildiği zaman ise kasdedilen, o şeyin durumunun bilinmesi ve onun hakkında bilinmeyen şeylere vakıf olunması değil, ancak o şeyin iyiliğinin ve kötülüğünün ortaya çıkmasıdır. Çünkü Allah Teâlâ bütün gaybları/gizlilikleri çok iyi bilendir.
et-Te'vîlâtü'n-Necmiyye'de der ki: "İşaret etmektedir ki cinlerin ci-simleri latif olmasına rağmen, Süleyman (a.s.) meclisinde olduğu sürede böyle bir işi yapmaya melekûtî kuvveti var idiyse de; kendisinde kitaptan bir ilim bulunan insanın cisminin kesäfetine, ağırlığına ve insan olmasın-dan dolayı zayıf olmasına rağmen rabbânî bir gücü ve kuvveti vardır. O bunu kitab ile amel etmek süretiyle kitabın ilminden elde etmiştir. İşte o, cinlerin güç yetirdiğinden onu yapmaya daha muktedirdir. Bu velinin tahtı getirme kerâmeti Süleyman (a.s.)'ın mûcizesinden olunca Süley-man (a.s.) şöyle dedi: "Bu, şükürden aciz olduğumu görmek süretiyle Allah'ın bana fazlından verdiği bu nimete şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır."
Katâde der ki: "Süleyman (a.s.) secdeden başını kaldırınca: "Ailem arasında duâ edince duâsı kabul olunan kimseler yaratan Allah'a hamdol-sun." dedi.
"Sükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Çünkü şükür ukla olan nimeti tutup bağlama, elde olmayanı elde edip avlama sebebid tirmemek sûretiyle şükretmeyene "gelince," nankörlüğünün zaran len "nankörlük edene" vani nimetin kadrini bilmemek ve hakkırı yerine ge disinin aleyhinedir. "o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur." onun şükründen de müstağnidir. Şükretmese bile o kimseye keremini izhar etmek ve onu cezalandırmakta acele etmemek sûretiyle "cok kerem sahibidir." dedi."
el-Müfredat 'ta der ki: "Lütuf ve musibetin )المنْحَةُ وَالْمحْنَة her ikisi de imtihandır. Musibet sabrı, lütuf şükrü gerektirir. Sabrın hukukunu yerine getirmek, şükrün hukukunu yerine getirmekten daha kolaydır. Bundan dolayı lütuf, bu iki imtihandan daha büyük olanı oldu."
Hz. Ömer (r.a.) dedi ki: "Sıkıntı/darlık ile imtihan edildik, sabretik. Bollukla imtihan edildik, sabredemedik." Yine Emiru'l-mü'mînin (ra) "Kime dünyası genişletilir de o, kendisinin onunla aldatıldığını bilmezse, o kimse aklının oyununa gelmiştir."
Vâsıtî (r.h.) der ki: "Şükürde iyiliği görmeyi iptal vardır. O'nun fazlı kadîm ve şükredenlerin şükrü muhdes/sonradan olma olduğu halde, onla rın şükrü nasıl O'nun fazlına denk olur?! Kim şükrederse, kendisi için şük retmiş olur. Çünkü Allah ondan da, onun şükründen de müstağnidir."
Şibli (r.h.) da şöyle demiştir: "Şükür, minneti/cömertliği görüp hare ketsiz ve sessiz kalmaktır."
el-Es'iletü'l-müfhime'de der ki: "Âyette iki yönden kerâmetleri isbâta delil vardır:
1- Cinlerden olan ifrît, Süleyman (a.s.) yerinden kalkmadan önce tahtı getirme iddiasında bulununca Süleyman (a.s.) bunu inkâr etmedi ve: "Bun-dan daha çabuğunu istiyorum." dedi. İşte cinlerden bir ifrit için bu müm kün olunca, Allah Teâlā'ın bazı veli kulları için nasıl mümkün olmasın?!
2- Kitab'dan bir ilme sahip olan Süleyman (a.s.)'ın vezîri Asaf, pey gamber değildi. Kur'an'ın beyan buyurduğu gibi, göz açıp kapamadan onu Süleyman (a.s.)'ın yanına getirdi. Bu, evliyâ için harikulāde kerâmetlerin câiz olduğuna delalet eder. Bu hususu inkâr eden Kaderiyye'nin görüşü nün aksine bu böyledir."
Keramet, peygamberlik iddiasında bulunmayan mü'min bir şahıstan harikulade/olağan üstü bir işin zuhûr etmesidir. Bu, îman ve amel-i salih Ahibi olmayan bir kimseden zuhûr ederse istidrac olur. Peygamberlik davasında bulunan birinden zuhür ederse mûcize olur.
Bazıları der ki: Süphe yok ki tahkik ehline göre her kerâmet mutlaka ilim, amel ve güzel ahlak gibi bir faziletin sonucudur. Dolayısıyla sahih bir ilim veya salih bir amel olmadan görülen harikulade hallere îtibar edil-mez.
Tayy-i mekan (yerin dürülmesi), kulun cismini mücâhedelerle ve çe-şitli ibadetlerle, geceler boyu münâcâta devam etmesinin sonucudur. Su Üzerinde yürüme, ya malıyla veya çalışıp kazanarak aç olanı doyuran, çıplak olanı giydiren için ya da câhil birisini öğreten veya dalâlette olanı irşad eden içindir. Çünkü bu iki sıfat, hissî ve ilmî hayatın sırrıdır. Bun-larla su arasında açık bir münasebet vardır. Kim o ikisini sağlam yapar-sa, su onun hükmü altında olur. Dilerse üzerinde yürür, dilerse vaktin durumuna göre bunu terk eder. Hissî ve ilmî kerâmetlerin zuhûrunu terk etmek, arif için daha uygundur. Çünkü bu çeşit kerâmetler, åfetlerin mahallidir. Arif dilerse yeme, içme ve giyinme konusunda cinleri ve melekleri kullanabilir.
Keşfü'l-esrûr'da der ki: "Keramet, bazen velīnin ihtiyarı ve duâsı ile, bazen de ihtiyarı olmaksızın meydana gelir. Bir hadîste şöyle buyrulmuş-tur: "Nice saçı başı dağınık, eski elbise giymiş ve ismi anılmayan (önem verilmeyen) kul vardır ki, bir şey için Allah adına yemin etse Allah onun yeminini yerine getirir. "22
Kitaplarda aktarıldığına göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) dünyadan gö-çünce, yeryüzü Allah'a şöyle yakardı: "Kıyamet gününe kadar üzerimde bir peygamber yürümez halde kaldım" Hak Teâlâ şöyle nidâ etti: Ben bu Muhammed ümmeti içinden öyle birini çıkarırım ki gönülleri peygamber-lerin gönülleriyle birdir. Onlar kerâmet sahibi velilerden başkası değildir.
Evliyânın kerâmetleri, peygamberlerin mûcizeleriyle bağlantılıdır. Çünkü peygamber, mûcize ve peygamberliğinde sadık olmasaydı, onu tasdik edenin ve ümmetinden olan kimsenin kerâmeti zuhur etmezdi.
Evliyanın kerämetlerini, sadece mahrûmiyet ehli inkâr etmiştir. Bun-lar, ister mutlak olarak kerâmeti inkâr etsinler ya da kendi zamanlarındaki gibi kendi zamanlarında olmayan evliyânın kerâmetlerini tasdik etsinler evliyânın kerâmetini inkâr edip de Ma'ruf. Sehl. Cüneyd ve benzerleri Tıpkı Müsa (a.s.)' 1 tasdik edip Muhammed (a.s.)'ı yalanlayan kimse gibi, Bu ancak İsraîlî bir haslettir.
Allah Teâlâ dan bize ve bütün müslümanlara âfivet icinde tevfik ve hüsn-i hatime niyaz eder. bizi kerâmetlerin ehliyle hasr etmesi için O'na yalvarınz. Amin.
41. (Süleyman devamla) dedi ki: "Onun tahtını bileme-yeceği bir hale getirin; bakalım tanıyacak mı, yoksa tanıyamayanlar arasında mı olacak."
"(Süleyman devamla) dedi ki:" "dedi" fiili, bundan önceki ile son-raki arasında fark olduğuna dikkat çekmek için tekrar edilmiştir. Çünkü Süleyman (a.s.)'ın önceki sözü şükür babındandı, ikincisi ise hizmetçilerine bir emirdir.
"Onun" Belkıs'ın "tahtını bilemeyeceği bir hale getirin" "تنكير الشيء" bir şeyi tanınmayacak hale sokmaktır. Nitekim "تعريف الشيء de bir şeyi tanınır hale getirmektir. Yani tanınmaz hale gelecek şekilde herhangi bir yolla tahtın durumunu ve şeklini değiştirin.
Bunun üzerine şeytanlar, onun altını üstüne getirdiler, üzerine önce-kilerden daha hoş başka kubbeler binâ ettiler. Kırmızı mücevherin yerini yeşille, yeşil mücevherin yerini de kırmızı ile değiştirdiler.
"Bakalım tanıyacak" da aklının üstünlüğü ortaya çıkacak "mı, yoksa tanıyamayanlar arasında mı olacak." Böylece de aklının zayıflığı belli olacak.
Çünkü Belkıs'ın annesi cinlerden olduğu için şeytanlar sırlarının Belkıs tarafından Süleyman (a.s.)'a ifşa edilmesinden korkuyorlardı. Süleyman (a.s.) onunla evlenir de; cin ve insan arası bir de çocukları doğarsa, mülke o varis olur; böylece şeytanlar Süleyman (a.s.)'ın hükümranlığından son
ra daha şiddetli ve korkunç bir hükümranlıkla karşı karşıya kalmaktan, zorunda olmaktan çekiniyorlardı. Bu yüzden Süleyman (a.s.)'ı Belkıs'tan emre åmåde olmaktan kurtulamamaktan, ebediyen çalışmak ve yorulmak nefret ettirmeye çalıştılar ve: "Onun aklında kusur ve noksanlık var, ba-cakları kıllı, ayakları merkebin tırnakları gibi." dediler. Bunun üzerine Sü-leyman (a.s.) onun aklını sınamak istedi ve tahtının tanınamayacak hale getirilmesini emretti. Bacaklarını ve ayaklarını tanımak için de aşağıda geleceği gibi bir köşk yaptırdı.
42. Melike gelince: "Senin tahtın da böyle mi?" dendi. O şöyle cevap verdi: "Tıpkı o! Bize daha önce (Allah'tan) bilgi verilmiş ve biz müslüman olmuştuk."
"Melike gelince:" Belkıs Süleyman (a.s.)'ın yanına vardığında taht onun önündeydi. Belkıs tahtı görünce bizzat Süleyman (a.s.) tarafından ya da başkası vasıtasıyla Belkıs'ın aklını sınamak için ona: "Senin tahtın da böyle mi?" bunun gibi mi? "dendi." Ona telkin olmaması, dolayısıyla tahtın tanınmaz hale getirilmesi emrinin gayesi olan Belkıs'ın aklını sına-ma imkanının elden gitmemesi için "Bu senin tahtın mı?" demedi.
"O şöyle cevap verdi:" Yâni ne "hayır", ne de "evet" dedi. Onlar kendisini şüpheye düşürdükleri gibi o da işin aslını anladığı halde onları şüpheye düşürdü ve şöyle dedi: "Tıpkı o!" Sanki bu o!
Tahtın kendisi aynı kalmakla beraber özelliklerinin değiştirilmesiyle tanınmaz hale getirildiğini îmâ etti. Böylece Süleyman (a.s.) bununla onun aklının tam olduğu sonucuna vardı. Sanki Belkıs da Süleyman (a.s.)'ın böyle yaparak kendisinin aklını sınamak ve ona mûcize göstermek istedi-ğini tahmin etti ve şöyle dedi: "Bize" Allah'ın kudretinin kemåli ve senin peygamberliğinin doğruluğu hakkında "daha önce" yâni gördüğümüz bu tahtın getirilmesi mûcizesinden önce Münzir b. Amr'dan işittiklerimizden ve bu hususa delalet eden âyetler/mûcizeler vâsıtasıyla "bilgi verilmiş ve biz" o vakitten beri "müslüman olmuştuk."
43. Onu, Allah'tan başka taptığı şeyler (o zamana ka-dar tevhid dinine girmekten) alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi.
nine girmekten) alıkoymuştu." Bu. Allah Teâlâ tarafından onun bu ana "Onu, Allah'tan baska taptığı şeyler (o zamana kadar tevhid di kadar müslüman olmayışına neyin mâni olduğunun beyanıdır. Yani onun Allah Teâlâ ya ibadeti bırakıp da güneşe tapması, müslüman olmasına mâni olmuştu.
"Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi." Bu, onun Allah'ı bırakıp güneşe tapmasının sebebini ortaya koymaktadır. Yani o küfürde kök sal-mış bir kavimdendi. Bu yüzden onların arasındayken, Süleyman (a.s.) in hükümranlığı altına girene kadar Belkıs müslüman olduğunu açıklayama-mıştı. Nihayet böylece mü'minler topluluğuna katıldı.
Mesnevî'de der ki:
Süleyman, Sebe'nin kuşlarına bir ıslık çalınca Onların tümünü kendine bağladı Canı ve kanadı olmayan ya da balık gibi dilsiz ve sağır Bir kuş kalmıştı geriye
Âyet delalet eder ki kişinin bir şeyle meşgul olması, kendisini onun zıddını yapmaktan alıkoyar. Belkıs güneşe tapardı. Ona ibadeti, kendisini Allah'a ibadet etmekten alıkoyuyordu. Allah Teâlâ'ya ibadet ve muhab-bet dışında hiçbir şeye derinlemesine dalmamalıdır. Çünkü bir kimsenin kalbinde Allah'tan başka şeylerin (mâsivā) sevgisi ağır basınca, onu men edecek bir akıl ve din olmayınca, o şeyin sevgisi kendisini sağır ve kör eder. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.): "Bir şeyi sevmen seni kör ve sağır eder. "23 buyurmuştur.
Rivayet edildiğine göre Süleyman (a.s.) Belkıs gelmeden önce emretti ve onun geçeceği yolun üzerine avlusu beyaz camdan bir köşk yapıldı. Camın altından su akıtıldı, içine balık ve benzeri deniz hayvanları salın-dı. Sanki o evin avlusu/ortası büsbütün su gibi görünüyordu. Süleyman
44. Ona: "Köşke gir!" dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini yukarı çekti. Süleyman: "Bu, billurdan yapılmış, şeffaf bir zemindir." dedi. Melike dedi ki: "Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık et-mişim. Süleyman'la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum."
Belkıs köşkün kapısına varınca "Ona: "Köşke girl" dendi." " الصرح" kasr, köşk demektir. Ayıp ve kusurdan uzak, yāni hâlis ve temiz her yük-sek binaya "الصَّرْحُ" denir.
"Melike onu görünce" köşkü görünce, güneş üzerine vurmuş ve su saf ve berrak bir şekilde görünüyordu, balıkları da gördü "derin bir su sandı"
"اللجة" büyük/derin su demektir. el-Müfredatta : "لُجَّةُ الْبَحْر" denizin dalgalarının gidip gelmesidir, der. Keşfü'l-esrar'da ise şöyle der: "الله" suyun sığ olan yeridir." el-Kâmûs'ta belirtildiği üzere bu, az sudur veya topukların ve bacakların yarısına kadar ulaşan sudur ya da boğulmayacak kadar olan sudur.
Yani Belkıs, Süleyman (a.s.)'ın tahtının önünde derin bir su olduğunu zannetti. Suyun derin olduğunu sandı; suyun aynanın altında olduğunu anlamadı ve suya girmek istedi.
"Ve eteğini yukarı çekti." "الشاق" topukla diz kapağı arasına denir. Yani, eteklerinin ıslanmaması için onları topladı. Bir de ne görsünler tüy-lerinin fazla olması dışında o, bacak ve ayak bakımından insanların en güzeli.
"Süleyman:" ona bacaklarını açma. "Bu." su zannettiğin "billurdon yapılmış, şeffaf" pürüzsüz ve düz, aynanın ve kılıcın yüzü gibi sürekli parlayan "bir zemindir," su değildir "dedi."
"Melike dedi ki: "Rabbim! Ben" güneşe tapmakla "gerçekten kendi me yazık etmişim. Süleyman'la beraber alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum."
Burada Allah Teala'nın ülühiyyetini ve kulluk etmeye layık olmakta tek olduğunu ve Belkıs'ın daha önce taptığı güneş de dahil olmak üzere bütün varlıkların Rabbi olduğunu ortaya koymak için ism-i celile (Allah ismine) yönelme ve onu rubübiyet ile vasfetme söz konusudur. 'Ben, Si-leyman (a.s.)'a tabi olup ona uyarak sarnimiyetle O'nun birliğini kabul ettim' demektir.
Kayseri der ki: "Süleyman (a.s.)'ın İslam'ı gibi müslüman oldum Yani, o müslüman olduğu gibi ben de müslüman oldum. Buradaki " مع يَوْمَ لَا يُخْرَى اللَّهُ النَّبِيَّ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ Allah'ın, Peygamberi ve O'nunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde...)" (et-Tahrim, 66/8) ayetindeki "مع" gibidir. Çünkü şüphe yok ki mü'minlerin îman zamanı ile peygamberlerin îman zamanı aynı değildi. Kezā Belkıs'ın müslüman oluşu da, Süleyman (a.s.)'ın müslüman olduğu zamanda değildi. Burada kasde-dilen; Süleyman (a.s.) Allah'a îman ettiği gibi ben de Allah'a îman ettim. O'nun müslüman olduğu gibi ben de müslüman oldum, demektir."
Burada " مَعَ ”nın “ إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا Gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır." (el-İnşirah, 94/6) âyetinde olduğu gibi بَعْدَ )sonra( yerinde olması da mümkündür.
Belkıs'ın evliliği konusunda ihtilaf edilmiştir. Süleyman (a.s.)'ın onu Yemen meliklerinin oğullarından bir delikanlı ile evlendirdiği söylenmiş-tir. O Hemedan meliki Zû Tübba'dır. Tübba', Yemen dilinde kendisine tabi olunan hükümdar demektir. Çünkü Süleyman (a.s.) Belkıs'a evlenme teklif ettiği zaman o bunu kabul etmedi ve: "Benim gibi birisi, erkeklerle nikahlanamaz." dedi. Süleyman (a.s.), nikahın İslam şeriatının bir gereği olduğunu söyleyince: "O halde beni Zü Tübba' ile evlendir." dedi. O da onu Zû Tübba' ile evlendirdi. Sonra onu Yemen'e gönderdi. Ve kocası Zü Tübba'ı Yemen'e yönetici tâyin etti. Yemen cinlerinin emîri Zevbea'yı çağırdı ve ona Zû Tübba'a hizmetinde olmasını, istediği şeyleri yapmasını
Huneude ve Feltum gibi kaleler yaptı. Bunlar, şeytanların Zo Tübba' için emretti O da ona Yemen'de binalar inşa etti, Sırvah, Mirvah, Hinde, inst ettiği Yemen 'deki kalelerin isimleridir. Bugün onlardan hiç biri ayakta değildir, hepsi harap olup yok olmuştur.
20 Tübba' ve Belkıs'ın hükümranlığı, Süleyman (a.s.)'ın hükümranlı-ginin sona ermesiyle sona erdi. Süleyman (a.s.) vefat edince cinlerin emiri Zebea: "Ey cin topluluğu! Süleyman öldü. Başınızı kaldırın." diye nida etti Onlar da başlarını kaldırıp dağıldılar.
Cumhur, Süleyman (a.s.)'ın Belkıs'la evlendiği görüşündedir.
et-Te'vilâtü'n-Necmiyye'de der ki: "Ayette Süleyman (a.s.)'ın onunla evlenmek istediğine delil vardır. Çünkü köşkü inşa ettirmesi ancak şeytan-ların onun hakkında söylediklerinin doğru mu yalan mı olduğunu öğren-mek üzere onun bacaklarını açması içindi. Onunla evlenmek istemeseydi, bacaklarına bakmayı kendisi için câiz görmezdi."
Fethu'r Rahman'da der ki: Süleyman (a.s.), onunla evlenmek istedi. Bacaklarının kıllı oluşundan hoşlanmadı. İnsanlara bunu neyin giderece-ğini sordu. "Ustura" dediler. Süleyman (a.s.): "Ustura bacaklarını tahriş eder." dedi. Sonra cinlere sordu, onlar da: "Biz bilmeyiz" dediler. Sonra şeytanlara sordu. Onlar da: "Senin için onu gümüş gibi beyaza çevirebi-liriz dediler. Bunun üzerine hamam otu ve hamam edindiler. Hamam otu ve hamam o günden kaldı. Beytü'l-makdis'teki Esbât kapısındaki hamamın Belkıs için bina edildiği söylenir. O, yeryüzünde inşa edilen ilk hamamdır.
Ravzatü'l-ahyar'da der ki: "Bir cinnî Süleyman (a.s.)'a: "Senin için yılın dört mevsiminde dört ayrı evi olan bir bina inşa edeyim." dedi ve hamamı yaptı.
Süleyman (a.s.) Belkıs'la evlenince onu çok sevdi. Onu hükümranlı-ğında sabit kıldı. Cinlere de emir verdi, Yemen'de Belkıs için insanların benzerini görmedikleri yükseklik ve güzellikte üç kale inşa ettiler. Bunlar Selehıyn, Gumdân ve Beynûn kaleleridir. Bugün o binaların isimlerinden ve harâbelerinden başka bir şey yoktur, belki hepsi harap olmuştur. Ni-tekim Allah Teâlâ Hûd sûresinde: "onlardan (bugüne kadar izleri) kalan da vardır, biçilmiş ekin (gibi yok olan) da vardır." (Hüd, 11/100) buyurur.
gün kalırdı. Oğlu Davud b. Süleyman b. Davud ondan doğdu. O con Sonra Süleyman (a.s.), her ay bir kez onu ziyaret eder, yanında babasının sağlığında öldü.
Rivayete göre Süleyman (a.s.) on üç yaşında hükümdar oldu, ell yaşında vefat etti. Hükümdarlık süresi kırk yıldır. Vefatı, Mosa (as)m vefatından 575 sene sonradır. Onun vefatı ile Peygamberimiz (as)'m hic reti arasında 1773 sene vardır. Kabrinin Beytü'l-makdis'te Cismaniye'nin yanında olduğu nakledilir. O ve babası Davud (a.s.) aynı kabristandadır
Belkıs, Süleyman (a.s.)'dan bir ay sonra dünyadan göçmüş Tedmür'ün surlarını parçalayınca onu orada ayakta durur vaziyette bu dular. Üzerinde yetmiş iki elbise vardı. Elbise ödağacı ve sakız ağacının reçinesi ile sarılı idi. Onun güzelliği hakkında çok şeyler zikredilmiştir. O yerinden oynatıldığı zaman onun yanındaki şu yazı da hareket ediyordu "Ben, Süleyman b. Davud'un eşi Belkıs'ım. Benim evimi harab edeni Allah da haråb etsin." Bu hadise, Mervân (Himär)'ın hükümdarlığı zama nında olmuştu.
Ebedi olan ferman sahibi Allah'ın mülkü dışında Bütün taht ve saltanat zeval bulacak Ey oğul, dünya ebedi kalıcı bir mülk değildir Bu dünyadan vefa ummak uygun değildir Mülke, makama ve akrabaya güvenip dayanma Senden önce vardı, senden sonra da var olacak Bir dilbere gönül bağlamak uygun değildir Zira her sabah bir başka koca bulur kendine Heyhat ki biz olmadan da nice zaman İlkbahar gül ve çiçekler bitirir Hayıflanmak ve dövünmekle ömrü zâyi etme Zira fırsat değerlidir vakitse keskin bir kılıç Eğer son nefesin güzel olursa Mâtem ânın senin için düğün günü olur
ای آرقداس لو انتيك اولد ما قبلله اولان از تقاطندن بحث ایده مگی تو یہ کہ تو ایده کند. چون متفاوت از ناطاری واردر یعنی مذکور حمله لره طوغری تواندن او زانو لیده مختلف .وارد با فتكن قرآن كريمك لو اقله اشارت اندیگی نتیجه امانه عمل و الحل تمروسى مع
باشنده مؤمناره یا بدیفی مدح و ثنایه با قیبور
و بينه سوره نك باشنده و فراره و منا فقره باندیغی دم و حفر کردن مواده اول طوند قارى بولك او نارى ابدى و شقاوته سوق الده مكنى بان تمشدر هم اوزاره لونه نه انندگی سعادت بدن نك نورسی لوستره وك، او نارك لوسون نعمتاری عائد اند کارندن جلد
مسر تاریخی تزیید ایمن و آرتير مشدر.
و بینه ( يا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا ) آیتیله امرایتدیگی بر قسم دنیا لذتلرينك تركنه باعث واد. عبادند نه نشئت ايدن زحمت و مشقتار قارشو بو آيته جنتك قابوسني آچارم جنتك الدائرية
و بينه تكليفك اساسى و ايمانك برنجي ركنى اولان توحیدی اولجه اثبات این مشدر بو آینده درمی توحيدك عمره من و رحمتك عنوانی جنت و سعادت ابدیه ایله کوستر مدر.
و بینه بوفاريده نبوت محمديه ( إن كُنتُمْ في رَيْبٍ ) الخمره ابنتيله اشارت ايديله اعجاز ايله اثبات ايد بالمدر بوراده ده تبشیر و انذار کی نبوت وظيفه لمدينة السان قرآن ايله اشارت ايديال مدر.
و بینه بوفاريده ابعاد و اندازلی، یعنی تخويفي و تهديدار با با مدر بوراده ده و عدلی رغبتالی
بشار تار یا پیدا مشدد. بونکرن آراسنده کی مناسبت
تعدادی به مناسبتدر.
و بینه نفسی و وجدانى عقلك حكم ارينه اطاعتهاريني دوام التديرن ترغيب وترهيب، يعني امید و قورقو مارى لازمدر. وبو مارك وجود يله دواماری، آنچه ترغیب و ترهيب الله، یعنی اميد النديرمك وقور قو مقاله اولور. ترغيب وترهيبك دوامی، آنجه تحريك ايديجي، وجدانده موجود بر آمرن وجود یاله اولور . ایشته ترغیب همی بو آینه او یا دیر یا عمد. او لکی آینه ر له ده ترهيب حتمی
تحريك ابد يل مشدر. بو اعتبار له آرالزنده تعدادی به مناسبت وارد.
Ey arkadas! Bu dyetin evvelen måkabliyle olan irtibatından bahsedeceğiz. Şöyle ki: Bu âyetin geçen åyetlerle çok mütefavit irtibatları vardır. Yani mezkůr cümlelere vardır. Bakınız. Kur'ân-ı Kerim'in bu ayetle işaret doğru bu ayetten uzanıp giden muhtelif hatlar ettiği netice-i îmânla amel-i salihin semeresi, sûrenin basında mü'minlere yaptığı medh ü senâya bakıyor.
Ve yine sûrenin basında, kafirlere ve münafıklara tuttukları yolun onları ebedi bir sekavete sevk yaptığı zem ve tahkirlerden sonra, onların edeceğini beyan etmiştir. Hem onlara bu ayetle tasrih ettiği saadet-i ebediyenin nûrunu göstererek, onların bu büyük ni'metleri kaybettiklerinden çektikleri hasretlerini tezyid etmiş ve arttırmıştır.
Ve yine يا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا âyetiyle emrettiği, bir kısım dünya lezzetlerinin terkine bâis olan ibâdetten neş'et eden zahmet ve meşakkatlere karşı, bu âyetle cennetin kapısını açarak, cennetin lezáizini göstermekle, mü'minlerin kalblerini tatmîn ve te'min etmiştir.
Ve yine teklifin esası ve îmânın birinci rüknü olan tevhîdi evvelce isbat etmiştir. Bu âyette dahi tevhidin semeresini ve rahmetin ünvanını cennet ve saadet-i ebediye ile göstermiştir.
Ve yine yukarıda nübüvvet-i Muhammediye()
إن كنتُ في رَيْبٍ ila ahirihî- âyetiyle işaret edilen i'câz ile isbat edilmiştir. Burada da tebşîr ve inzår gibi nübüvvet vazifelerine lisân-ı Kur'ân ile işaret edilmiştir. Ve yine yukarıda îåd ve inzârlar, yani tahvîfler ve tehdidler yapılmıştır. Burada da va'dler, rağbetler, beşâretler yapılmıştır. Bunların arasındaki münasebet,
tezâdî bir münasebettir.
Ve yine nefsi ve vicdanı aklın hükümlerine itâatlerini devam ettiren terğîb ve terhib, yani ümid ve korku hisleri lâzımdır. Ve bu hislerin
vücûduyla devamları, ancak terğîb ve terhib ile, yani ümidlendirmek ve korkutmakla olur. Terğîb ve terhibin devamı, ancak tahrik edici, vicdanda mevcûd bir âmirin vücûduyla olur. İşte terğîb hissi bu âyetle uyandırılmıştır. Evvelki âyetlerle de terhîb hissi tahrîk edilmiştir. Bu i'tibârla aralarında tezâdî bir münasebet vardır.
1935 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Binbaşı Asım Önerdem vefat etti.
MAYIS
07
PERŞEMBE
20 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 24 NİSAN 1442 HIZIR: 2
BİR AYET
Allah sana kâfidir. O her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla bilendir.
Bakara Suresi: 137
BİR HADİS
Kalbinde zerre kadar imanı olan kimse cehennemden çıkar.
Sırr-ı imtihan ve hikmet-i teklif iktiza eder ki, akla kapı açılsın ve aklın ihtiyarı elinden alınmasın. Eğer gayet bedihî bir surette olsa, o vakit aklın ihtiyarı kalmaz.
ilk ve böyük icraatuendas biri olan, ezanın Avrupa
okunması yasağımı kaldırd
-2011-Bediüzzamanin talebelerinden Hamza
Emek vefat etti.
PERŞEMBE
THURSDAY
HAZİRAN
Muhakkak Allah highn hakke
JUNE
Sen bir memursun, asker gibi muvazzafon. Öyleyse, onun namyla çalis, onun hesabyla sa yet Muhtaç olduğun bütün şeyleri sana bahçeden ve rolum veren, muttede olmadığın şeylerden seni
1950-Demokrat Parti, ilk ve büyük icraatlarından biri olan, ezanın Arapça okunması yasağını kaldırdı.
2011 - Bediüzzamanın talebelerinden Hamza Emek vefat etti.
16
PERŞEMBE
THURSDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET O gün tartı haktır. Kimin tartıları ağır basarsa, işte kurtulanlar onlardır.
A'raf Suresi: 8
BİR HADİS
Muhakkak Allah hiçbir hakkı geri çevirmez.
Sen bir memursun, asker gibi muvazzafsın. Öyleyse, onun namıyla çalış, onun hesabıyla sa'yet. Muhtaç olduğun bütün şeyleri sana bahşeden ve rızkını veren, muktedir olmadığın şeylerden seni
PEYGAMBERİMİZİN UTBE B. FERKAD'A MEKKE'DE EV YERİ VERMESİ
Utbe b. Ferkad'ın Soyu:
Utbe b. Ferkad'ın Ata soyu şöyledir:
Utbe b. Ferkad, b. Yerbu', b. Habib, b. Målik, b. Es'ad, b. Rifâa, b. Rebia, b. Rifâa, b. Hâris, b. Bühse, b. Süleym'üs'Sülemi.
Utbe b. Ferkad'ın annesi: Amine bint-i Ömer, b. Alkama, b. Mut-
talib, b. Abd-i Menaf'dır (1).
Utbe, Eşrafdandı (2).
Peygamberimizin Utbe'ye Ev Yeri Vermesi ve Yazı Yazması:
Peygamberimiz, Utbe b. Ferkad'a, Mekke'de bir ev yeri vermiş ve bu husustaki yazısında şöyle buyurmuştur:
«Bu, Peygamber Aleyhisselâmın, Utbe b. Ferkad'a verdiği yazıdır: Mekke'de ev yapması İçin ona, Merve'ye doğru bir ev yeri verdi. Bunun üzerinde, hiç kimse, ona karşı bir hak iddia edemeyecek,
hak iddiasına kalkanın hakkı olmayacaktır. Hak, onun (Utbe'nin) hakkıdır.
Bunu, Muaviye yazdı.» (3)
(1) İbn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. 1029, İbn-i Estr-Üsdülgabe c. 3, s. 567
"Ölen bir kimsenin ardından” sürekli “ağlayıp sızlamanın onu geri getirmeyeceğini ve üzüntülüyken de ölçülü davran-mak gerektiğini" anlatmak için "ölenle birlikte ölünmez deriz. Bu atasözünü, ölen bir yakını için ağıtlar yakan ve ölümün ha-yat kadar doğal bir şey olduğunu unutan kimseleri kendilerine getirmek için kullanırız.
Evet, ölüm de hayat kadar doğaldır.
Öyle ki Hz. Adem babamız ile Havva annemizden bu yana şu yeryüzüne sayısız insan topluluğu gelip gitmiştir. Kiminin işi imar etmek olmuştur kimi de ömrünü yakıp yıkmakla ge-çirmiştir lakin hiçbiri burada kalıcı olamamıştır. Bizim de son lokmamızı yiyip, son nefesimizi verdikten sonra bu dünyadan nasibimiz kesilecektir ve amel defterimiz de kapanacaktır. An-cak ardında kesintisiz bir hayır bırakanlar için mahrumiyet söz konusu değildir. En bilindik anlamıyla kesintisiz hayır, sadaka-i cariye demektir.
Orneğin "İçerisinde Allah'a ibadet edilen mescitler ve ilim tahsil edilen okullar başta olmak üzere, insanlara hatta can taşıyan her bir varlığa yarar sağlayan müesseseler kurmak da bir sadaka-i cariyedir. "2
Aynı şekilde faydalı ilim öğrenip kıymetli bir eser bırak. mak ve ardından dua edecek hayırlı bir evlat yetiştirmek de böyledir. Yani bir yakınımız ölup gitmiş olsa bile geride kalan bizlerin yapacak daha çok şeyi vardır. Eğer her ölenle biz de ölmüş olsaydık, henüz toprağa girmeden işleyeceğimiz kesin-tisiz hayırları da defnetmiş olurduk.
Eh... Her ne kadar bu sözümüz acısı henüz taze olan biri-nin yüreğine işlemese de hiç değilse onu teselli etmiş oluruz. O hâlde biz esas derdimize dönelim ve asıl üstünde durmamız gereken o şeyi düşünelim.
Sahi, üzerinde durmamız gereken o şey de nedir?
Tabii ki son nefeste imansız gitmemektir.
Gerçek kurtuluş, "Allah'a, meleklerine, kitabına, O'na ka-vuşmaya ve Peygamberine iman etmektir. (Aynı şekilde) son dirilişe iman etmektir."3 Bu kurtuluşa ermek için iman esasla-rını dilimizle söyleyip kalbimizle de tasdik etmek, yani onay-lamak lazımdır. Mademki onaylıyoruz, öyleyse salih ameller işleyerek nurumuzu artırmaya bakalım çünkü bir müminin nuru dünyada işlemiş olduğu salih amellerdir. Bu amellerle Allah'ın huzuruna varanlardan oluruz İnşallah.
O "Allah (ki) iman edenlerin velisidir; onları karanlıklar-dan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri ise sahte tann-larıdır, onları aydınlıktan çıkarıp karanlıklara sokarlar." O'na kavuşmayı arzulayan gönüller için ölüm, bir bayram günüdür.
2 Hadislerle İslam VII Vakıflar / Kesintisiz Hayır s. 409
3 Hadislerle İslam I Meleklere İman / Rahmetle Kuşatılmak s. 535
miz? Ölüm güzel bir şey olmasaydı, ölür müydü Peygamberi-
Gerçekten de bu yönüyle baktığımızda ölüm, güzel bir şeydir; Allah'a kavuşmayı istemek güzel bir şeydir, karanlık-lardan aydınlığa çıkmak güzel bir şeydir.
Hayatınızdaki güzellikler çok, içinizdeki karanlıklar ise yok olsun.
66 Herkesin amellerine göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir. 99 (En'am, 6/132)
Mushaf sayfa no: 144
Hafızlık sayfa no: 8. Cüz/17. sayfa
ALLAH, İYİLERİ DE KÖTÜLERİ DE BİLİR.
BİLGİ
Müslüman; Allah'a bağlılığı, haram ve günahlardan kaçınması, iyi ve yararlı davranışları en güzel şekilde yerine getirmesi oranında Allah katında derece elde eder. Sevapları arttıkça ahirette alacağı ödül ve kazanacağı derece yüksek olur. Kötülükleri işlemeyi ilke edinenlerin ise ahiretteki durumu kötü olur. Ya-pılan en küçük hayır, işlenilen en küçük kötülük de ahirette kişinin karşısına çıkartılır. Allah, her kulun yapıp ettiklerini bilen ve görendir. Herkes yapıp ettiklerine göre cennet veya cehennemde derecelendirilir.
MESAJ
1. Mümin, Allah'ın (c.c.) rızasını kazandıracak ameller yapmaya ve günahlardan
uzaklaşmaya gayret eder.
2. İnsan ameline göre kıymet kazanır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Amel: İnsanın yaptığı iş, hareket ve davranış; dünya ve ahirette ceza veya ödül konusu olan her türlü iş.
ن هذا العام وحزت حجر لا يطعنها الامن القناة برغبهم والعام حُرمَتْ ظُهُورُهَا وَالعام لا يذكرون اسم الله عَلَيْها المتراء عَلَيْهِ سَيَجْرِيهِمْ بنا كَانُوا يَفْتَرُونَ ، وَقَالُوا مَا فِي بُطُونِ هُذِهِ الالعام خالصة الكورنا وتحرم على الزواجنا وان كل مينة فهُمْ فِيهِ شُرَكَاءُ سَيَجْرِيهِمْ وَضَفَهُمْ إِنَّهُ حكيم عليم المَدْخَيرَ الَّذِينَ قَتَلُوا أَوْلَادَهُمْ سَفَهَا بغير علم وحَرَّمُوا مَا رَزَقَهُمُ اللهُ افْتِرَاهُ عَلَى الله لا ضلوا وما كَانُوا مُهْتَدِينَ وَهُوَ الَّذِي أَننَا جَاب مَعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّحل والروع مختلِفًا أَكْلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهَا وغير متشابه كُلُوا مِنْ ثَمَرِمَ إِذَا الْمَرَ وَأَتُوا حَقَّهُ يوْمَ حَصَادِ، وَلَا تُسْرِفُوا إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ . ومن الأنعام حمولةٌ وَفَرْنَا كُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ الله ولا تَتَّبِعُوا الخطواتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ .
66 O, çardaklı çardaksız olarak
bahçeleri, ürünleri, çeşit çeşit
hurmalıkları ve ekinleri, zeytini ve narı (her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı biçimde yaratandır. Bunlar meyve verince meyvelerinden yiyin. Hasat günü de hakkını (öşürünü) verin, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.99
(En'am, 6/141)
Mushaf sayfa no: 145
Hafızlık sayfa no: 8. Cüz/16. sayfa
HELAL NİMETLERİ TADIN, ÜRÜNLERİN HAKKINI VERİN!
BİLGİ:
Insana sunulan bunca nimeti yaratan ve veren Allah'tır. Allah'ın insanlar için çıkardığı sayısız nimetler bulunmaktadır. Türlü türlü meyveler, yiyecekler, içe-cekler, ekinler, hayvanlar, bitkiler, sular gibi pek çok nimet insanın hizmetine sunulmaktadır. Rabbimiz kendisini tanımamız ve kulluk görevlerimizi yapmamız için bu nimetleri vermektedir. Nimetleri vereni unutmamak durumundayız. Müminler helal olan yiyecek, içecek vb. nimetlerden yararlanırlar. Aşırılığa yönelmezler, israf etmezler. Yoksulun hakkını verirler.
MESAJ:
1. Verdiği nimetlere karşı Rabbimize teşekkür sorumluluğumuz vardır.
المانية أزواج من الفنان اللين ومن المقر التي قل الذكرين حرم أم الأللين أما التملك على ارحام الألبين تيوني يعلم أن كلام صادقين . ومن الابل اللين ومن البقر الذين عمل الذكرين حرم أم الأللبينِ أَمَّا المُتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ الألتبين ام كللمْ شُهَدَاءَ إِذْ وَصُبِكُمُ اللهُ بِهَذَا فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن الملزى على الله كَذِبًا لِيُضِلُ النَّاسَ بِغَيْرِ عِلم إلى الله لا يَهْدِي الْقَوْمَ الطالبين قل لا أجد في ما أوحى إلى مُحَرَّمًا على طاعم يَطْعَمُهُ إِلا أَن يكون مينه أوْ دَما مَسْفُوحًا أو لحم خنزير قاله رجس أو فسقا أهل لغير الله بهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغِ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ رَبِّكَ غَفُورٌ رَحِيمُ وَعَلَى الَّذِينَ هَادُوا حَرَّمْنَا كُل ذِي ظُفُرٍ وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْعَلَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَا الا مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُما أو الحوايا أو ما الخلط بعظم ذلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِبَغْيِهِمْ وَإِنَّا لَصَادِقُونَ .
66 De ki: "Bana vahyolunan Kur'an'da bir kimsenin yiyecekleri arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti ki o şüphesiz necistir- ya da Allah'tan başkası adına kesilmiş bir (murdar) hayvandan başka, haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Fakat istismar etmek-sizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın kim bunlardan yeme zorunda kalırsa yiyebilir." Şüphesiz ki Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir.99 (En'am, 6/145)
مان كابور
Mushaf sayfa no: 146
Hafizhk sayfa no: 8. Cüz/15. sayfa
HARAM YİYECEKLERDEN SAKININ!
BİLGİ
Allah'ın yenilip içilmesini helal-haram kıldığı şeyler insanlar için kulluk sınavının gereklerindendir. Müslüman, haramdan uzak durmakla yükümlü-dür. Allah, Hz. Peygamber aracılığıyla müminlere haram kıldığı yiyecekleri bildirmiştir. Kendi kendine ölen veya dine uygun kesimle kesilmeyen hayvan leşi, akan kan, domuz eti veyahut Allah'tan başkası adına kesilen hayvanın eti haramdır. Ancak kişi eğer zaruret durumuna düşer de, yemediği takdirde õlecek noktaya gelirse, lezzet almak kastıyla yemediği ve kendisini ölmekten kurtaracak miktarı geçmediği takdirde haram yiyeceklerden yemesinde ona bir günah yoktur.
MESAJ
Mü'min, Allah'ın haram kıldığı yiyeceklerden uzak durmalıdır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Fısk: Doğru yoldan çıkmak, günah, suç işlemek, Allah'ın emir ve yasaklarına
66 De ki: 'En üstün delil yalnızca Allah'ındır. O, dileseydi elbette sizin hepinizi doğru yola iletirdi.'99 (En'am, 6/149)
ان كذابون قفل السنة أو رحمة واسعة ولا يرد بانة في القومِ الْمُجْرِمِينَ سَيَقُولُ الَّذِينَ أَشْرَكُوا لو شاء الله ما أشركنا ولا أباؤُنَا وَلا حَرَّمْنَا مِنْ شَيْ كذلك كذاب الذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ عَلَى دَاقُوا بَأْسَنَا قُلْ هَلْ علَيْكُمْ مِنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا إِنْ تَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَال أَنتُمْ إِلَّا تَخْرُصُونَ قُلْ فَلِلَّهِ الْحَجَّةُ الْبَالِغَةُ فَلَوْ شاة لهديكم أجْمَعِينَ قُلْ هَلُمَّ شُهَدَاءَ كُمُ الَّذِينَ تشْهَدُونَ أنَّ اللهَ حَرَّمَ هَذَا فَإِنْ شَهِدُوا فَلَا تَشْهَدُ معَهُمْ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَالَّذِينَ لا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ وَهُمْ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ قُلْ تَعَالَوْا اقل ما حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلَّا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَلَا تَقْتُلُوا أَوْلَادَكُمْ مِنْ إِمْلَاقٍ نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلَا تَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ الله إلا بالحق ذلِكُمْ وَضُيكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ .
Mushaf sayfa no: 147
Hafızlık sayfa no: 8. Cüz/14. sayfa
ALLAH'A İNANMAK İÇİN AÇIK DELİLLER ÇOKTUR.
BİLGİ
Allah, insanlara akıl ve irade yeteneği vermiştir. İnsanlar özgür irade ve istek-leriyle iman edip etmemek bakımından sınanırlar. Yüce Allah, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırt etmek üzere elçi ve kitap göndermiştir. Başka pek çok açık delil vardır. Allah'ın varlık ve gücüne; peygamber, Kur'an, insanın kendi yaratılışı ve evrendeki varlıklar birer delildir. Allah mutlak güç sahibidir. Eğer O istese bütün insanlar iman eder ve hidayet bulur. Ancak Allah insanları, imanı veya inkârı tercih noktasında serbest bırakmıştır.
MESAJ:
1. Allah'ın ayetleri ve gösterdiği deliller iman etmek için yeterli olup bunları anlamaya çalışmak gerekir.
2. Asıl olan, zor altında kalmadan yani gönüllü olarak inanmaktır.
66 Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa adil olun. Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız
diye emretti.99
(En'am, 6/152)
هل ينظرون
Mushaf sayfa no: 148
Hafızlık sayfa no: 8. Cüz/13. sayfa
YETİM MALINA EL UZATMA, ADALETTEN HİÇ AYRILMA!
BİLGİ
Yüce Allah, Müslümanlara yasakladığı şeyleri saymaya devam etmektedir: Ye-tim malı konusunda o kadar hassas olun ki o mala kötü niyetle yaklaşmayın bile. Yetimi korumak ve onun malına el uzatmamak gerekir. Toplumdaki yetim çocuklar o topluma birer emanettir. Yetimin malı o yetim ergenlik ve rüşd çağına gelinceye dek korunmalıdır. Eğer faydalı ve güzel bir ticaret durumu varsa yetim lehine çalıştırılabilir.
MESAJ
1. Müslümanlara, yetimi ve malını emanet bilinci ile korumak emredilmiştir. 2. Hiçbir işte adaletten ve doğruluktan ayrılmamak gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Yetim: Kendisi ergenlik çağına gelmeden babası ölen çocuk.
Rüşd: Doğru yolu bulmak, makul davranmak; kişinin mallarını uygun biçimde koruyup harcamasını sağlayan fikri olgunluk.
مل بنظرُونَ إِلَّا أَن تَأْتِيَهُمُ الْمَلَائِكَةُ أَوْ يَان رد او بالَ بَعْضُ باب رب يوم يَأْتِي بَعْضُ أَيَّاتِ رَند لَا يَنفَعُ نَفْسًا إِيمَانُها لم نكن أملك من قبل أو كتبت في إيمانها اخيرا قل النظرُوا لمنتظرون إن الذين فرقوا دينهم وكانوا شِيَعًا لَستَ مِنْهُم ي لي إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللَّهُ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ . من جاء بالمسلةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا وَمَنْ جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَى لا مِثْلَهَا وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ قُلْ إِنَّنِي هَذَينِي رَبِّ إِلَى صِرَاطٍ تستقيم دينا فِيمَا مِلَّةَ إِبْرَهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ قل إن صلاتي ونسكي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ . لا شريك له وبذلككَ أُمِرْتُ وَأَنَا أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ قُلْ أَغَيْرَ الله انعى ربا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْءٍ وَلَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ إِلَّا عَلَيْهَا وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ وَهُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ خَلَائِفَ الْأَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرْجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ في ما أتيكُمْ إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ الْعِقَابِ وَالَهُ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ .
66 Kim bir iyilik yaparsa ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa o da sadece o kötülüğün misliyle
cezalandırılır ve
onlara zulmedilmez.99
(En'am, 5/160)
Mushaf sayfa no: 149
Hafızlık sayfa no: 8. Cüz/12. sayfa
ALLAH, İYİLİĞİ ON KATIYLA ÖDÜLLENDİRİR.
BİLGİ:
Var oluşumuzun amacı iyilik etmek ve iyiliği yeryüzüne yaymaktır. İnsana Rabbi çok büyük iyiliklerde bulunmuş, ona sayısız ve paha biçilemeyecek ni-metler vermiştir. Allah, kullarına karşı çok cömerttir. Rabbin bir iyiliğe karşılık ödülü onun en az on katı iyilik ve sevaptır. Rabbimiz dilerse bunu yediyüz katına veya daha fazlasına çıkarır. Rahim olan Allah işlenen bir kötülüğe ve günaha ise ancak bir ceza verir veya dilerse onu da bağışlar. Mevla, kullarına haksızlık etmez, âdildir, cömerttir.
"Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (A'raf, 8/3)
کال
Mushaf sayfa no: 150
Hafızlık sayfa no: 8. Cüz/11. sayfa
BAŞKALARINA DEĞİL KUR'AN'A UYUN!
BİLGİ
Yüce Allah, Kur'an'ı insanlar için indirmiştir. Onda varlığın, hayatın gayesi, mutluluğun yolu bildirilir. Kur'an kılavuzdur. Doğru yolu bildirir. Ona uyan dünya ve ahiret huzuru bulur. Bağlanılacak dost ise ancak Allah'tır. O'nun dışında başka şeylerden kurtuluş ve çare ummak faydasızdır. Ancak ne var ki insanlar Rablerinin bu öğüt ve uyarılarına pek az kulak vermekteler.
MESAJ
1. İnsana eğri ve doğruyu, hak ve batılı gösteren, doğruluk rehberi Kur'an şifa kaynağıdır. Her türlü huzur ve kurtuluş, sözlerin en güzeli Kur'an'a uymaktadır. 2. Başka varlıklara değil ancak Allah'a bağlanıp O'na sığınmak gerekir.
emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir?" (Iblis), "Ben ondan daha üstünüm, çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın."
dedi.99
(Α'τάξ. 7/12)
وخلقته من طبي قال فاقيط منها فما يسعون لك أن التكبر بها الخرج الله من الشاعرين قال الطرق إلى يوم يتعلون عال الله من السلطين قال فيما المويلبي لا تعدل الهم مرا طلال المستقيم ثم لا يقلهم من بين أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَن المابهم وعن شمالهم ولا أجد أكثرهم شاكرين قال الخرج منها مداما مدْحُورًا لمَن تَبِعَاكَ مِنْهُمْ لأَمْل جهلم منكم الجمعين ويا أدم السكن أنت وزوجات الجلة فكلا من حيث بكلما ولا القريا هذه الشجرة لتكونا من الطالبين .
Mushaf sayfa no: 151
Hafızlık sayfa no: 8. cüz/10. sayfa
ŞEYTAN KENDİNİ ÜSTÜN GÖRÜNCE ALLAH'A İSYAN ETTİ.
BİLGİ:
Allah, ilk insan Hz. Ådem'i çamurdan yaratıp şekillendirdikten sonra bütün meleklere ve cinlerden olan İblis'e Hz. Adem'e saygı anlamında secde etmelerini emretti. Bütün melekler Allah'ın secde emrini yerine getirdi. Iblis ise kendince akıl yürütüp, kendisinin ateşten, Adem'in ise çamurdan yaratılmış olduğunu ileri sürerek, bu durumun kendisini üstün kıldığını söyledi ve isyan etti.
MESAJ:
1. Allah'ın emirlerine mutlak olarak itaat ederiz.
2. Allah'ın emirlerine karşı gelmenin, hiçbir akli ve mantıkî gerekçesi olamaz.
3. Hatada ısrar etmek şeytanın tavrıdır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Secde: Itaat ve saygı ile eğilmek, boyun eğmek, yere kapanmak. Emir. Bir işin yapılmasını kesin olarak istemek, buyurmak.
وک آنلرده آخرتك بر شقنه، یعنی جهنمه اشارت ايد بالمشدر بواننده ایلنجی شفی اولان قند ويريلمشدر بواعتداد له، آخرتك هراتكى شقى ده ذكر ان بالمن بولو نويور.
ا آقاسی منت مهنى، شجرة خلقتك أنده طوغرى او زانو کندن ابکی دالندن نقطر انکی ثمره در و مكاناتك تسلسلاً كالمكده اولان سلسل الدينك الكلى تجد سيدر وابده خود
أقوب كيدن كائنات سيلندك ايکي مخزنی و ایك موفيدر.
اون وقتا که جناب هو غير متناهى مامتار يكون لو عالمي امتحانه صحنه بایدی و بینه مور حكمتلى الجون تغير الكره، تحولا تاره، انقلا باره محل او له نمی اراده ایتدی و بینه موکن عام الراحمين خیر ایله شری، نفع ایله ضرری، حسن ایله قبجی، خلاصه ایله که فنا لغی قاریشین به شکاره چند جهنم تخوم او طمعه اوزره طاقاتك شو مزرعه سنه سريدي.
اون، مادامکه بو عالم، نوع بشرك امتحانه میدانیدر و مسابقه پرید. این که فن الفان بر برنده تفریق ایدیالمه من به جان درجه ده مختلط و قاریشین او لمه لری لاز مدرکه، انسانلارن در جواری تظاهر ايتين. امتحان و تجربه زماناری بيتد كون موكره، فنا ان انار ( وامتازوا اليوم أيُّهَا المجرمون ) خطابيل، یعنی (ای مجر مالی، به طرفه چیکی دیر گزر) دیمه اولان توپیار اور پرنجی خطا بیله، دائمی قاطعه اوزره جنته گیریگیزا دبیر اولان جناب حقك منعماني، شقيقانه، لطفه انه
صاعقه واری شد تالی امر الهی یه معروض قالا جقاري کي ابي ان انار ده (فَادْخُلُوهَا خَالِدِينَ )
امر لرینه مظهر اولاجقار در
انسانلار بویله ایکی قسم ایر بلد قدن موكره، کائنات ده تصفیه عملیاتنه او غرابیا هم کوتولگی، شری ضرری تولید ایدن ماده لون بر طرفه چیا مه سیاه جهنمان تجهیزاتی اعمال ایام جان ، امیدگی، خیری نفعی طوغوران ماده لرك ده به طرفه چكيلمه سيله جنتك تجهيزاتي المال
işaret edilmiştir. Bu âyette, ikinci sıkkı olan cennetten haber Ve geçen ayetlerde ahiretin bir şıkkına, yani cehenneme verilmiştir. Bu i'tibârla, ahiretin her iki şıkkı da zikredilmiş bulunuyor.
ebede doğru uzanıp giden iki dalından tezahür eden Ey arkadas! Cennet, cehennem, secere-i hilkatin iki semeredir. Ve kainatın teselsülen gelmekte olan silsilelerinin iki neticesidir. Ve ebede doğru akıp giden käināt seylinin iki mahzeni ve iki havzıdır.
Evet, vaktaki Cenâb-ı Hakk, gayr-i mütenâhî hikmetler için bu alemi. imtihana sahne yapti. Ve vine sonsuz hikmetler için tagayyürâtlara, tahavvülâtlara, inkılâblara mahal olmasını iråde etti. Ve yine sonsuz gayeler için hayır ile şerri, nef ile zararı, hüsün ile kubhu, hulâsa iyilikle fenâlığı karışık bir şekilde cennet ve cehenneme tohum olmak üzere kâinâtın şu mezraasına serpti.
Evet, madem ki bu âlem, nev'-i beşerin imtihan meyda-nıdır ve müsabaka yeridir. İyilikle fenâlığın birbirinden tefrik edilemeyecek derecede muhtelit ve karışık olmaları lazımdır ki, insanların dereceleri tezahür etsin. İmtihân ve tecrübe zamanları bittikten sonra, fena insanlar واسْتَارُوا الْيَوْمَ آنها المجرمون hitabıyla yani "Ey mücrimler, bir tarafa çekiliniz!" diye olan tüyler ürpertici, sâikavârî, şiddetli emr-i İlâhî'ye ma'růz kalacakları gibi; iyi insanlar da فَادْخُلُوها عالدين hitâbıyla, "Dâimî kalmak üzere cennete giriniz!" diye olan Cenâb-ı Hakk'ın mün'imâne, şefikāne, lütufkârâne emirlerine mazhar olacaklardır.
İnsanlar böyle iki kısma ayrıldıktan sonra, kâinât da tasfiye ameliyatına uğrayacak. Kötülüğü, şerri, zararı tevlîd eden maddelerin bir tarafa çekilmesiyle cehennemin techîzâtı ikmål edilecek; iyiliği, hayı, nefi doğuran maddelerin de bir tarafa çekilmesiyle cennetin techîzâtı ikmål edilecektir.
1462-Midilli Adası, Osmanlı ordusu tarafından fethedildi.
1881 - Bediüzzaman'ın ittihad-ı İslâmda selefleri arasında gösterdiği Hoca Tahsin vefat etti.
1918 - Sultan Reşad'ın vefatı.
1988 - Fatih Sultan Mehmed Köprüsü'nün açılması.
TEMMUZ
03
PERŞEMBE
8 1447 MUHARREM
RUMI: 20 HAZİRAN 1441
HIZIR: 59
BIR ATEI
Eğer Allah dileseydi sizi zorluklara uğratırdı.
(Bakara: 220)
BİR HADİS
Ümmetimin en şereflileri, Kur'ân okuyanlar ve gece kalkıp ibadet yapanlardır.
Taberanî
Evet Kur'an, milyonlarca Arabî kitaplarla mukayese edilirse benzeri bulunamaz. O halde Kur'an ya hepsinin altındadır, bu ise muhaldir; öyle ise hepsinin fevkindedir, öyle ise Allah'ın kelâmıdır, İsaratü'l-ca
- 1795-Ünlü kimyacı Lavosier Fransız İhtilali'ni giyotinle idam edildi.
yapanlar tarafından
1945 - II. Dünya Savaşının sona ermesi.
MAYIS
08
CUMA
21 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 25 NİSAN 1442
HIZIR: 3
BİR AYET
Şüphesiz ki Allah
sabredenlerle beraberdir.
Bakara Suresi: 153
BİR HADİS Kim la ilahe illallah derse, bela ve sıkıntıdan kendini kurtarır.
Kıyametle, saadet-i ebediyenin geleceğine en büyük delil, rahmettir. Evet, rahmetin rahmet olması ve nîmetin nîmet olması, ancak ve ancak haşir ve saadet-i ebediyeye bağlıdır.
1918-1. Dünya Harbi sonrası Rus esaretinden firar eden Bediüzzaman'a, Bulgaristan'da Sofya Ataşemiliterliği tarafından Vatana Avdet Belgesi verildi. Bediüzzaman trenle İstanbul'a hareket etti.
17
CUMA
FRIDAY
HAZİRAN
JUNE
BIR AYET "Rabbimiz bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma!"
derler.
A'raf Suresi: 47
BİR HADİS
Kardeşinizi, bereket için dua ederek mükafatlandırınız.
Şükrün mikyası; kanaattir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir... Şükürsüzlüğün mizanı hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram-helâl demeyip rast geleni yemektir.
"Yeni bir şey edinildiğinde eskisinin hemen elden çıkanl-mesin doğru olmadığını anlatmak için, "eskisi olmayanın olmaz" deriz. Bu atasözünü genellikle eskiyen eşyaları mak yerine onları tekrar kullanmanın önemini vurgulamak veya eski de olsa bir eşyanın değerli olduğunu hatırlatmak n kullanırız.
Belli ki bu söz, her şeyin el emeği göz nuru verilerek hazır-andığı zamanlarda söylenmiş olmalı. Günümüzde çoğu eşya abrikasyon olduğundan ve çok miktarlarda üretildiğinden bo-, yıpranan, kırılan veya eskiyen eşyalar çabucak gözden planılmaktadır. Ayrıca modanın cazibesine kapılıp da her sene asını değiştiren ve kılık kıyafetini yenileyen insan sayısı da değildir. Öyle ya da böyle eşyanın veya elbisenin yok paha-elden çıkarılması ya da çöpe atılması israftır.
Peki, israfın önüne geçmek için ne yapmak lazımdır?
Elbette ihtiyacı olan birine vermek suretiyle eski de olsa reşyayı değerlendirmek lazımdır. Unutmayalım ki bize eski
gibi görûnen bir eşya başkasının yenisidir ve şu hayatta herkes bizim elimizdeki imkanlara sahip değildir. O sebeple eski ya da yeni olsun, her nimetin kıymetini bilip hakkını vermeye çalışalım.
Kıymet bilen kendi değerini yükseltmiş olur.
Aslına bakarsanız "bize değer kazandıran şeyler, yaptığı mız işlerdir" güzel düşüncelerdir. Güzel düşünceli bir insan babaannemizden veya dedemizden bize miras kalan eski bir kâinatta her şeyin bir duruşu ve ruhu olduğunu bilir. Mesela sandalye, çeyiz sandığı ya da baston sadece bir eşya değildir, kıymetli bir hatıradır, hazinedir. Tüm bu eski eşyalar bizim ha-fızamız olur. Yeni neslin de bunları görmesi ve bir zamanlar ne işe yaradığını bilmesi gerekir. Hız ve tüketim çağında yaşayan gençlerimize bir zamanlar bu yollarda kağnı arabalarının gez-diğini, evleri aydınlatmak için lüks lambaların kullanıldığını da hatırlatalım. Nereden geldiklerini ve nereye gideceklerini unutmasınlar. Hem böylelikle bizi biz yapan değerlere ve kül. türel mirasa da sahip çıksınlar.
Binlerce yıllık bir tarihin mensupları olan bizler, tıpkı ulu bir çınar gibi ayakta duran yapıları ve bunları meydana getiren medeniyeti "eski" ya da "köhnemiş" diye bir kenara atacak de-ğiliz ya! Eğer bizim çabamız güzel olan şeyleri muhafaza etmek olursa şu aziz vatanda bir kibrit çöpü dahi ziyan edilmez.
Çabanız ve düşünceniz güzel, vefanız kalıcı bir eser gibi sağlam olsun.
ملت الله وإن لم تغفر له والزمن الكي من الجانبيرين قال البطوا بعلم النغمي علم الامل في الأرض منتظر ومتاح إلى حين قال فيها لي وفيها المولون وملها لمخرجون يا بني آدم الم الزلنا علي یان بواری سواتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ الكلوى ذلك خير الباد من آيات الله لَعَلَّهُمْ يَذْكُرُونَ يَا بَنِي آدَمَ لا يلمان الشيطان كما الخرج أبوبكم من الجنة بارع عنهد اناتهما ابريهما سواتِهِمَا إِنَّهُ يَريكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُ مِن حيث لا تَرَوْنَهُمْ إِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاء لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ . وإذا فعلوا فاحشة قَالُوا وَجَدْنَا عَلَيْهَا أَبَاءَنَا وَاللَّهُ أَمرنا به قل إن الله لا يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاءِ أَتَقُولُونَ عَلَى اللهِ مَا لا تَعْلَمُونَ . قل أمر ربي بالقِسْطِ وَأَقِيمُوا وُجُوهَكُمْ عِند كل مسجد وادْعُوة المخلصين له الذين كنا بناكم تقولون . فريقا هذى وفريقا حَل عَلَيْهِمُ الصلالة إلهم الحلو الشياطين أولياء من دونِ اللهِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ .
66 (Adem ile eşi) dediler ki: 'Ey rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz, bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz
(Ατάζ, 7/23)
Mushaf sayfa no: 152
Hafalik sayfa no: 8. cüz/9. sayfa
GÜNAHLAR İSTİĞFARLA SİLİNİR.
BILGI
Allah, Hz. Adem'i ve eşini yaratıp cennete yerleştirdi. Sonra Rabbimiz onlara, oradaki her türlü nimetten istifade edebileceklerini, ancak imtihan olarak belli bir ağacın meyvesinden uzak durmaları gerektiğini söyledi. Adem ve Havva, Şeytan'ın aldatmasıyla bu yasağı çiğneyip ilk günahlarını işlediler. Ancak on-lar, Şeytan gibi hatalarını savunmak yerine, pişmanlıkla Allah'a istiğfar edip O'ndan bağışlanma dilediler. Allah da onları affetti.
MESAJ
1 Allah'ın yasaklarından her zaman uzak durmaya çalışırız.
2. Bir şekilde işlediğimiz günahlardan pişmanlık duyarak Allah'tan af dileriz.
66 Ey Ademoğulları! Her namaz kılacağınızda güzelce giyinin, yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah, israf edenleri sevmez.99
(Ατάζ, 7/31)
الجزء الثامن
ا بنی ادم خدوا باتكم عند كل مَسْجِدٍ وكُلوا واشربوا ولا تشرفوا إله لا تحبُّ الْمُسْرِفِينَ قُلْ مَنْ حَرَّمَ زِينَة الله التي الخرج العبادة والطيبات من الرزق قل هي الَّذِينَ آمَنُوا في الحلوة الدنيا خالصة يَوْمَ الْقِيمَةِ كَذَلِكَ الفَضلُ الْآيَاتِ اللوم يَعْلَمُونَ قُل إنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطْنَ وَالْإِثْمَ وَالْبَغْى بغيرِ الحَقِّ وَأَنْ تُشْرِكُوا بِالله مَا لَمْ يُنزل به سلطانا وأن تقولوا عَلَى اللهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ وَلِكُلِّ أُمَّةٍ أجل إذا جَاءَ أَجَلُهُمْ لا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةٌ وَلَا يَسْتَقِيمُونَ . يَا بَنِي آدَمَ إِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقْصُونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي فمن اللى وأصلح فلا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ . والَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّار هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللهِ كَذِبًا از كذب بآياته أوليك يَنَالُهُمْ نَصِيبُهُمْ مِنَ الْكِتَابِ حَتَّى إِذَا جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُوا أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ الله قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا وَشَهِدُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرِينَ .
Mushaf sayfa no: 153
Hafızlık sayfa no: 8. cüz/8. sayfa
ALLAH, İSRAF EDENLERİ SEVMEZ.
BİLGİ
Allah Teâlá, biz kullarına sayılamayacak ölçüde nimetler lütfetmiştir. Bu nimet-lerin şükrünü ve kulluk görevimizi yerine getirmek üzere, namaz kılacağımız zaman güzel ve temiz kıyafetlerle Allah'ın huzuruna çıkmamız istenmektedir. Bizlere; giyecek, yiyecek ve içecek türünden her türlü nimetin kullanımında ölçülü davranmamız ve israf etmememiz emredilmektedir. Çünkü Allah, israf edenleri, ölçüsüz davrananları sevmez.
MESAJ:
1. Mūmin, namaz kılacağı zaman güzel elbiseler giymeye özen gösterir.
2. Mümin, giyim kuşamında ve yeme içmesinde ölçülü davranır, aşırı gitmez.
KELİME DAĞARCIĞI:
Ziynet: Süs, temiz ve güzel olan kıyafet.
İsraf: Sahip olunan nimetleri gereksiz ve aşırı tüketmek.
قال الحقوا في أمم قد ملك من ملكة من الحين بالام والا كل دخلت أنا العبد الحتها حلى الكون جميعا قالت الحريهم لأوليهم رب هؤلاء الحلو في علانا صعفا من النار قال لكل صنف والمكان لا لعلو. وقالت أولهم لأخريهم فما كان لكم علينا من عقد فوقوا العذاب بما كنتم تكستون إن الذي كلي باياتنا واستكبروا عنها لا تفلح لهم الوان ال وَلا يَدْخُلُونَ الجنة على بلج الجمل في سنة الحياط وكنار تجرى المحرمين لهم من جهنم مهاد ومن فوقها عوالي وكذلك تجرى الطالبين والذين آمنوا وعملوا الصالات لا تكلف نفسا إلا وسعها أولئك أصحاب الجنة قدره خالدون ونزعنا ما في صدورهم من على الخرى من الحمد الأنهار وقالوا الحمد لله الذي هلينا لهذا وما كا لنهتدي لولا أَنْ هَدَيْنَا اللهُ لَقَدْ جَاءَتْ رُسُل ربنا بالحل ولودوا أن تلكم الجنة أورقتموها بما كنتم تعملون .
"Bizim ayetlerimizi asılsız sayanlar, büyüklenip onlardan yüz çevirenler var ya, işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir! Suçluları işte böyle cezalandırırızl
(Α'τάζ, 7/40)
Mustaf sayfa no: 154
Hakzlık sayfa no: 8. cuz/7, sayfa
CENNET'İN YOLU, KUR'AN'A İMAN VE SAYGIDAN GEÇER
BILGI Ayette, Kur'an'ın Allah tarafından gönderilmiş ilahi bir kitap olduğuna inanmayıp onun ayetlerini yalan sayan ve kibirlenerek hafife alanların hiçbir dua ve iyi amelinin kabul edilmeyeceği anlatılmaktadır. Bir devenin iğne deliğinden geçmesi nasıl imkânsızsa onların cennete girmesi de o kadar imkânsızdır. Ayrıca ayette, İnançsızların işlediği hiçbir suçun da karşılıksız kalmayacağı ifade edilmektedir.
MESAJ
1. Amellerimizin kabulü ve cennete girmemiz, Kur'an'a tam ve saygılı bir şekilde iman etmemize bağlıdır.
2. Kur'an'ın Allah kelamı olduğuna ve onun Hz. Peygamber'e geldiği gibi bize ulaştığına iman ederiz.
و السعات المله اصحاب النار ان قد وجدنا ما وعدنا علا فعل وجدكم ما وعد اسلات خلال الوالعم فاكن مؤان هوان العنة الله على العالمين الدين يصلون عن سبيل ويتقونها عوجا وَهُم بِالْآخِرَةِ كَافِرُونَ وَبَيْنَهُمَا حِجاب وعلى الأعراف رجالٌ يَعْرِفُونَ كلا بسينيهمْ وَنَادَوا أَصْحَاب الله إن سلام عليكمْ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْبَعُونَ وَإِذَا شرفت أنصارهم بلقاء أَصْحَابِ النَّارِ قَالُوا رَبَّنَا لا تجعلنا مع القوم الطالبين وَنَادَى أَصْحَابُ الْأَعْرَافِ رِجَالًا يعرفونهم بيسيهمْ قَالُوا مَا أَغْنَى عَنْكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنتُمْ تستكبرون اهؤلاء الَّذِينَ أَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ الله يرحمة ادخلوا الجنة لا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَا أَنْتُمْ تَحْزَنُونَ وَنَادَى اصحاب النار أصحاب الجَنَّةِ أَنْ أَفِيضُوا عَلَيْنَا مِنَ الْمَاءِ أَوْ مِمَّا رزقكم الله قالوا إلى اللهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الْكَافِرِينَ الَّذِينَ الخدوا بينهم لهوا ولعبًا وَغَرَّتْهُمُ الحيوةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ لنسبهم كما نسوا لقاء يَوْمِهِمْ هَذَا وَمَا كَانُوا بِآيَاتِنَا يَجْحَدُونَ .
الظالمين
"Cennet ehli cehennem ehline, "Biz rabbimizin bize vaad ettiğini gerçek bulduk, siz de rabbinizin size vaad ettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenir. "Evet!" derler. Ve aralarından bir duyurucu, "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!" diye bağırır.
(Ατάξ. 7/44)
Mushaf sayfa no: 155
Hafızlık sayfa no: 8. cûz/6. sayfa
CENNET DE CEHENNEM DE HAK VE GERÇEKTİR.
BİLGİ
Gerek Kur'an'da, gerekse hadislerde cennetliklere vaad edilen güzel nimetlerin ve cehennemlikleri tehdit eden şiddetli azabın gerçek olduğu, ahiret gününde her iki gruba ait insanlar arasında geçecek bir konuşma yoluyla anlatılmaktadır. Ayrıca İslam'a ve Müslümanlara zulüm ve düşmanlıkları sebebiyle cehenneme atılacak olanlara da asla merhamet edilmeyeceği ifade edilmektedir.
MESAJ
1. Iman eden ve iyi amel işleyenlerin cennete, inkâr eden ve kötülük yapan-ların da cehenneme gideceğine kesin olarak inanırız.
2. Dünyada yapılan zulüm ve kötülükler asla karşılıksız kalmayacaktır.
KELİME DAĞARCIĞI
Zulüm: Kötülük ve haksızlık yapmak, sınırı aşmak, doğru yoldan sapmak. Zalim: Zulmeden kişi.
Lanet: Allah'ın merhametinden uzak olup azaba uğramak.
Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Benimle cin ve insanların durumu Fok acâiptir: Ben yaratıyorum, başkasına kulluk yapılıyor. Ben aratlandırıyorum, başkasına şükrediliyor.
Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Benimle cin ve insanların durumu çok acâiptir: Ben yaratıyorum, başkasına kulluk yapılıyor. Ben rızıklandırıyorum, başkasına şükrediliyor."
(مقدمه) بوانت ما قبلي براء قيامته حشره اشارت الدر. جاء علم، بوم
البنا من (درت نقطه ) واردر
(حى) عالمك امكان خراستى الله تولو مندر ( الانحنى ) او فرامتك وقوعہ کلام اضحی) خواندن مولر لعمر واحد اسدر (درد کی) العمر واجبات
وقو عيدر.
(اولاً) خراست عالمی امن دائره سنده اولور او لماد بفندن محث الده مكى اوت، عالمده نو قانونی واردر بوقانون تابو ولاناى نشوونا قانونه داخلد لو قانونه داخل اولاد ایران عمر طبیعی وار در عمر طبیعی اولانارك براجل فطری وار در که هیچ بری اجلاد قورتولا ماز. اوت، لا شاتك احتوا ایتدیگی انواعك و بوانواعه احاطه ایتدیگی افراد قسم الزویر بو قانو ناره تا بعد الى بناء عليه، عالم صغير ديني لهم انسان، كند يسيله نو عنده تولوند . برى اهلك منجرس و خرا بستند نه قورتولا مریخی کی، انسانه كبير ديني لهم عالمك ده تولو مد بن جاتی يوقدر
وكذا، لا عزاتك به آغاجی ئولومدن، طاغيا مقدن خلاص او طریقی کی، شجرة خلفند نه اولاد شوطافات لا منك ده خرابیندن قورتولوشى يوقدر اوت، اگر ما فاتك عمر فطر بسند به اول خارجی بر تخریباته و یا صانعی طرفندن به هدمه و یا به قيامته معروفه قالمازة على في: حساب ايله، ما فاتك اويله بر کونی کله چکور که، (إِذَا الشَّمْسُ كُورَتْ ) (وَإِذَا النُّجُومُ الكَدَرن) و ( إذا السماء انشقت ) كبي يبتكره ما صدقه اولاجقدر . و ان امه كبير ديني انه توجه کائنات ، شو بوش الفی سكراتك با غير تيلريله طولد يراجقدر.
(ایکنجی نقطه خرابیت عالمك وقوعه فکر جگیدر اوت، بتونه سماوی دینهای، عالمك خراب اولا جهنده متفقد لى هم هر بر فطرت سليم، عالمك بركون كالوب توله جگنه شهادت ایدر. و لا فائده کوزله کورونه شو قدر نوعی، فردی، یومی، شهری، سنوى تغير تارك، تحولا تارك و انقلا بارك بالان اشار تاریکه دگل، صراحتار يله قيامتك حله جگی ثابتدر.
ای ار قداسه اگر بو اجمال ایله قناعت حاصل ایده مدی ایسه ن، به پارچه ایضاحات ويره لم. بامه ائنات دیدی گمز شو آپارتمان الهی اویله علوی، یوکسان، اینجه، درین نظام اره تا بعد... و اویله عجیب
Mukaddeme: Bu ayet, makabliyle beraber kıyamete hasre işaret eder. Binaenaleyh, bu meselede waars alınacak dört nokta vardır.
Birincisi: Alemin imkânı harabiyeti ile ölümüdu
İkincisi: O haråbiyetin vukna gelmesidir
Üçüncüsü: Harabiyetten sonra ta'mir ve ihyasudu Dördüncüsü: O ta'mir ve ihyasının imkânătının vuküudur.
Evvelen: Haråbiyet-i ålem, imkân däiresinde olup olmadığından bahsedeceğiz. Evet, âlemde tekámül kanunu vardır. Bu kanuna tabi' olanlar, nesva nemi kanununa dahildir. Bu kanuna dahil olanların bir ömrü tabiisi vardır. Ömrü tabiisi olanların bir ecel-i fitrisi vardır ki, hiçbiri ecelin pençesinden kurtulamaz. Evet, kainatın ihtiva ettiği envåm ve bu envåın ihåta ettiği efradın kısm-1 ekserki bu kanunlara tabi'dirler. Binâenaleyh, âlem-i sagir denilen insan, kendisiyle nev'inin ölümünden ve harâbiyetinden kurtulamadığı gibi, insan-kebîr denilen ålemin de ölümden necâtı yoktur. Ve kezâ, kâinâtın bir ağacı ölümden, dağılmaktan halâs olmadığı gibi, şecere-i hilkatten olan şu kâinât silsilesinin de harábiyetten kurtuluşu yoktur. Evet, eğer kâinatın ömrü fıtrisinden evvel hâricî bir tahrîbâta veya Sâni'i tarafından bir hedme veya bir kıyâmete ma'rûz kalmazsa bile, fennî bir hesab ile, käinâtın öyle bir günü gelecektir ki,
اذا الشَّمْسُ كُورَتْ * إِذا النجومُ الكَدَرَتْ
ve إِذَا السَّمَّاءُ انْتَقَّتْ gibi âyetlere másadak olacaktır. Ve insan-ı kebîr denilen koca kâinât, şu boşluğu
sekerâtının bağırtılarıyla dolduracaktır.
İkinci Nokta: Harâbiyet-i âlemin vukūa geleceğidir. Evet, bütün semâvî dinler, âlemin harâb olacağında müttefiktirler. Hem her bir fıtrat-1 selime, âlemin bir gün gelip öleceğine şehîdet eder. Ve käinåtta gözle görünen şu kadar nevî, ferdi, yevmi, şehri, senevi tagayyürâtların, tahavvülâtların ve inkılâbların yalnız
işaretleriyle değil, sarâhatleriyle
kıyâmetin geleceği sâbittir.
Ey arkadaş! Eğer bu icmâl ile kanâat håsıl
edemedi isen, bir parça îzâhât verelim. Bak,
kâinât dediğimiz şu apartman-ı İlâhî öyle ulvi, yüksek, ince, derin nizamlara tabi'dir ve öyle acib,
- 1258-Osmanlı Devleti'nin Kurucusu Osman Bey'in doğumu.
MAYIS
09 CUMARTESİ
22 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 26 NİSAN 1442 HIZIR: 4
BİR AYET Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki, Ben de sizi anayım.
Bakara Suresi: 152
BİR HADİS
Allah'ın en çok sevdiği amel az olsa da devamlı yapılanıdır.
Taklidî bir imân, hususan bu zamandaki dalâlet, sapkınlık fırtınaları karşısında çabuk söner. Tahkikî imânı kazanan bir kimseyi, en dinsiz feylesoflar dahi bir vesvese veya şüpheye düşürtemez.
Said Nursî Varşova, Berlin, Viyana üzerinden İstanbul'a geldi.
1953 - Mısır'ın
bağımsızlığına kavuşması.
18
CUMARTESİ
SATURDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET
Ona ibadet et ve Ona tevekkül et. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz
değildir.
Hûd Suresi: 123
BİR HADİS
İyiliği yap, kötülükten sakın.
Kainatta hiçbir zîşuur, kâinatın bütün eczası kadar şahitleri bulunan Hâlık-ı Zülcelâlî inkâr edemez... Etse, bütün kâinat onu tekzib edeceği için susar, lâkayd kalır.
NUMAN CS SEBET'NİN MÜSLÜMAN OLUŞU VE ESVED ÜL'ANSI TARAFINDAN ÖLDÜRÜLÜŞÜ
Sebe' halkından Nüman adında bir Yahudi Müslüman oldu. Numan, yurduna, kavmının yanına döndüğü zaman (1). Eaved b KA'b'ül'Anst, adam gönderip onu yakalattı.
Analarını birer birer kestirerek (2), öldürdü (3).
FEYRUZ B. DEYLEMİ İLE ARKADAŞLARININ MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
Feyraz b. Deylemi'nin Soyu:
Feyrus b. Deylemi, Kisra'nın Habeşlileri Yemenden sürüp çıkar maları için Seyf b. Zi Yezen'le birlikte Yemen'e göndermiş olduğu Fars Ebnålarındandı (4)
San'a'da bulunuyordu.
Künyesi Ebû Abdullah veya Ebû Abdurrahman'dı (5).
Feyruz b. Deylemi'nin Ne Zaman ve Nasıl Müslüman Olduğu?
Feyruz b. Deylemi, Yemende bulunan ve Peygamberimizin yam na gelerek Müslüman olup Yemene dönen Fars Ebnålarından Vebrà Yuhannis'in teklifi üzerine Müslüman oldu (6).
Müslüman olan bazı kişilerle birlikte (7), hicretin onuncu yılın da (8) Medine'ye gelerek Peygamberimize İslamiyet üzerine bey'al ettiler (9).
(1) m-i Sa'd-Talukat c. 5, s. 535, Vakullden naklen İbn-i Ealr-Üstülgabe. A 332
(2) Ibn-1 Ba'd-Tahaket c. 5, . 535
(3) Don-Rate-Undiilgabe c. 5, . 32
(4) Ibn-1 Sud-Tabukat e. A, n. 533
5) m-i Abdulber-latiab e. 1, s. 1284, Ibn-1 Esir-Undülgabe c. 4, a. 371
( (5)m-i Sa'd-Tahukat c. 5, s. 533
(7) Ahmod h. Hanbel-Mümed c. 4, s. 233
(P) Ahmed b. Hambel-Mümed c. 4, s. 232 (8) Bm-1 Sa'd-Tabakat. 5, s. 533, Diyar Bekri-Hamis c. 2, s. 147
Menba gösterilmeksizin verilen bu haber sayan-ı itimad değildir. İslam fütuhatından evvel Yemende Araplarla İranlılar firka arasındaki mübarezenin, Ceziretül'Arap cenubunda intisar-ı İslâmivet lie sıkı surette alákadar olduğunu isbat gibi bir maksad-1 mahsus ta-kip eden Ehadis zümresine dahildir.
ni olan Mecûsiliğe salik idi. Welhausen'e bakınız..» (18) Hakikatta Feyruz, nebiyy-i kazibi katl ettiği zaman resmi Iran di-diyorsa da, yanlıştır.
Çünki, evvela, Feyruz b. Deylemi'nin, onuncu yılda Medine'ye ge-lip Müslüman olduğu, yalnız Diyar Bekri tarafından verilmiş bir ha ber değildir.
Bu haber, İbn-i Sa'd gibi, Ahmed b. Hanbel gibi, Dâremi gibi en eski ve en güvenilir kaynaklarda da, yer almış bulunmaktadır (19). Bunun, Taberi (20), İbn-i Abdulber (21), İbn-i Esir (22), İbn-i
Hacer (23) ve daha başka kaynaklarda da, yer aldığı görülür.
O halde, Feyruz'üd'Deylemi'nin Medine'ye gelmediği ve Müslü-man olmadığı faraziyesine dayanan iddiaların mânâsı kalır mı?
(18) Kaetani-İslâm Tarihi e. 7, s. 116-117
(20) Taberi-Tarih c. 3, s. 173
( 19) Ibn-i Sa'd-Tabakat c.5, s. 533, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 232, Daremi-
غريب رابطه لره با غلیدر کی اگری دیوارى وباء طاشي ( مركون حين) مرين هدف اوله در عالم تولوم خسته لفته دوشى سكرانه باشلاء بلديزلر آراسنده مصادقه لی، اجرام راننده محارب وقوع كار شوغير متناهى بوشاق، حك شد تلی صبحه لرله و يك دهشتای صاعقه لوله و يك موجود
ار و صد الله و ده مهم این انتار و ور ولولو له طولا.
اوت، انسان كسرك تولومى، لوحك ، تولوم لى دولار سكرانه باشلاد يفى زمان، ميليار لوله الى الان جاریشمه سندن حصوله كن فرطنه لى دهشتك، نه تصویری نه تعریفی و نه لور وارسی انا دائره سنده دکلدر اشته نوشد تا تولوم بله خلقت اسلى كائنات باسى خلقتك راعى ایرانی بر برنده آیریایی جهنم ماده سیدالی، عشیر تیله بر طرف چکی لید. جنت ده لطائفاله الوالنداء و بتونه كوزل عنصر لريله تجلى ايدر، انجلا ايدر.
[ سؤال ؟ الكائنات، ايلك باراد يليشنده ابده الوبريشلى اول درجه ثابت به شکده یا را دیاله ایدی ده بویله تغير اتلى، انقلابالي، مائل انهدام به صورتده يا رادياوب، بالآخره تخريبدن مو كره البدينة قابل
متین به شكده يا بيها سندن داها الي وداها قيصه او لما ز ميدي ؟
الجواب ] جذاب هم، حکمت از لیه سیاه و عنایت از ليه سنك اقتضا سنجه، انسا نلرك قابليتار بينك تظاهريني و استعداد لرينك نشو و نما سنی اراده این ماه، نوع بشری امتحانه و تجربه به تابع وندی خراری منفعة الره قائدی شراری خرلرل ایچنه آتدی کو للنظری چرکین انتشار له جمع ایتدی . هینی بر برینه قار يشدير ارم، ما فاتك ضموری ایله برابر یا رادیاین تکنه سنده یو غوردی .
موكره لا فاتي تبدل، تغير و تكامل قانو نارينه تابع موندي.
وقتا که امتحان پرده می قاپانید تجربه زمانی نهایت بولور كائنات تارله سنك وقت حصادي حلول ايدر. صانع حليم، عنايتيله، بربريله قارشيق يوغور دیغی ضداری تصفیه ایدر. ایچاندن تغیری طوغوران اسبابی آیر و اختلاف ماده لرینی تفریق ایدر موكره جهنم ابده الويريشلي اولارق فيه و قوی بر جمله تشكل ليدرك ( وامتازوا ) خطابنه هدف اولور . جنت ایسه، اساساتی ام برابر ابدی و محکم به شکده تجلی ایدر، منجلی اولور
garib rabıtalara bağlıdır ki, eğer bir duvarı veya bir tast "Yerinden çık!" emrine hedef olsa, derhäl Alem ölum hastalığına düser, sekeråta baslar. Yıldızlar arasında müsademeler, ecrâm arasında muhârebeler vuküa gelir. Şu gayr-i mütenähi boşluk, pek şiddetli sayhalarla ve pek dehşetli såikalarla ve pek korkunç sesler ve sadålarla ve pek müdhiş iniltiler ve gürültülerle dolar.
Evet, insan-1 kebirin ölümü, küçük bir ölüm gibi değildir. Sekeráta başladığı zaman, milyarlarla kürelerin çarpışmasından husûle gelen fırtınalı dehşetin, ne tasviri, ne ta'rifi ve ne görülmesi imkân dairesinde değildir. İşte bu şiddetli ölüm ile hilkat bayılır. Käinât yayılır. Hilkatin yağı, ayranı birbirinden ayrılır. Cehennem maddesiyle, aşi-retiyle bir tarafa çekilir. Cennet de letäifiyle, leziziyle ve bütün güzel unsurlarıyla tecelli eder, incilâ eder.
Sual: Kâinât, ilk yaratılışında ebede elverişli olarak såbit bir şekilde yaratılsa idi de, böyle tagayyürâtlı, inkılâblı, mâil-i inhidâm bir surette yaratılıp, bil'ähire tahribden sonra ebediyete käbil, metin bir şekilde yapılmasından daha iyi ve daha kısa olmaz mıydı?
Elcevab: Cenâb-ı Hakk, hikmet-i ezeliyesiyle ve inâyet-i ezeliyesinin iktizâsınca, insanların kabiliyetlerinin tezahürünü ve isti'dâdlarının neşv ü nemâsını iråde
içine attı. Güzellikleri çirkinliklerle cem' etti.
Hepsini birbirine karıştırarak, kâinâtın hamuru ile beraber yaratılış teknesinde yoğurdu.
Sonra kâinâtı tebeddül, tagayyür ve tekâmül kanunlarına tabi' tuttu.
Vaktâ ki, imtihan perdesi kapanır. Tecrübe zamanı nihâyet bulur. Käinât tarlasının vakt-i hasådı
hulûl eder. Sâni'-i Hakîm, inâyetiyle, birbiriyle karışık yoğurduğu zıdları tasfiye eder. İçlerinden tagayyürü doğuran esbâbı ayırır. Ve ihtilaf maddelerini tefrik eder. Sonra cehennem ebede elverişli olarak metîn ve kavî bir cisimle teşekkül ederek وامتازوا hitabına hedef olur.
Cennet ise, esåsâtıyla beraber ebedî ve muhkem bir şekilde tecellî eder, münceli olur.
- 1462-Midilli Adası, Osmanlı ordusu tarafından fethedildi.
1881 - Bediüzzaman'ın ittihad-ı İslâmda selefleri arasında gösterdiği Hoca Tahsin vefat etti.
1918 - Sultan Reşad'ın vefatı.
1988 - Fatih Sultan Mehmed Köprüsü'nün açılması.
TEMMUZ
03
PERŞEMBE
81447 MUHARREM
RUMI: 20 HAZİRAN 1441 HIZIR: 59
BIR ATRI
Eğer Allah dileseydi sizi zorluklara uğratırdı.
(Bakara: 220)
BİR HADİS Ümmetimin en şereflileri, Kur'ân okuyanlar ve gece kalkıp ibadet yapanlardır.
Taberanî
Evet Kur'an, milyonlarca Arabî kitaplarla mukayese edilirse benzeri bulunamaz. O halde Kur'an ya hepsinin altındadır, bu ise muhaldir; öyle ise hepsinin fevkindedir, öyle ise Allah'ın kelâmıdır.
-1799- Osmanlı ordusu, Akka'da Napolyon Bonapart'ın komutasındaki Fransız ordusunu yenilgiye uğrattı.
1868 - Bugünkü adı Danıştay, olan Şura-yı Devlet kuruldu.
MAYIS
10
PAZAR
23 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 27 NİSAN 1442 HIZIR: 5
BİR AYET
Kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür.
Zilzal Suresi: 7
BİR HADİS
Gönlünden Müslüman kardeşine faydalı bir nasihat geçiyorsa, söyle.
Ölüm, idam değil, firak değil, belki hayat-ı ebediyenin mukaddemesidir, mebdeidir. Ve vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekândır.
- 1097-Haçlı Seferlerinin ilki sırasında İznik, Selçuklu Türkleri tarafından alındı.
- 1788 - Büyük âlim Şems-i Bitlis'in vefatı.
1961 - Kuveyt, Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını ilan etti.
19
PAZAR
SUNDAY
HAZİRAN
JUNE
BIG AFC
Yeyin, ikin, fakat isral etmeyin; çunkü Allah israf edenleri sevmez.
A'raf Suresi: 31
BİR HADİS
Yetimlerin malını kendileri namına çalıştırın.
Şu âlem, çendan, fânidir; fakat ebedî bir âlemin levâzımâtını yetiştiriyor. Çendan, zâildir, geçicidir; fakat bâkî meyveler veriyor, bâkî bir Zâtın bâkî esmåsının cilvelerini gösteriyor.
Necran, Mekke ile Yemen arasındadır (1). Yemen'in Mekke tara-ħna düşen yerlerindendir (2). Mekke'ye yedi merhalelik, konaklıktır. Yetmiş üç kariyeden mürekkep olup hızlı bir vasıta ile bir ucun-dan diğer ucuna ancak bir günde varılabilir büyüklüktedir (3). Hicaz beldelerinin en güzeli ve en hoşudur (4).
Rivayete göre: ilk gelip burayı imar eden kişi: Necran b. Zeydan, b. Sebe', b. Yeşcüb, b. Ya'rüb, b. Kahtan olduğu için, buraya, ondan do-layı, Necran ismi verilmiştir (5).
Necran'ın ilk sakinleri, Beni Haris b. Ka'b, b. Amr, b. Ule, b. Celd, b. Malik, b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Yerid, b. Abdul'Medanlardı (6).
Necranlılar, yurdlarındakı uzun bir hurma ağacına taparlar ve mu takdis ederlerken, Feymiyun adında ve Hz. İsa'nın dininde, duâsı makbul, ibadete düşkün iyi halli bir zatın «Siz, sapıklık içindesiniz. Taptığınz şu hurma ağacı, insana ne yarar, ne de, zarar verebilir.
Ben, ibådet ettiğim İlâhıma ki O Allah, birdir ve şeriksizdir-duâ etsem, onu yok ediverir!» demiş ve dua edince de, çıkan bir ka-sırganın ağacı kökünden söküp atması üzerine Necran halkı Hıristi-yanlığı kabul etmişlerdir (7).
Peygamberimizin Necran Piskoposuna Yazılı Ültimatomu:
Peygamberimiz, Necranlılara bir yazı yazdı. Yazdırdığı yazıda şöyle buyurdu:
larım (9).
İbrahim, İshak ve Yakub'un İlâhı olan (8) Allah'ın ismile baş-
(1) Diyar Bekri-Hamis c. 2, s. 195
(2)Yakut-Mucemülbüldan c. 5, s. 206 3) Bedrüddin'ül'Aynli-Umdetülkari c. 18, s. 26-27
( (4) Diyar Bekri-Hamis c. 2, s. 195
(5) Yakut-Mucemülbüldan e. 5, s. 206 (
6) Yakut-Mucemülbüldan e. 5, s. 269
(7) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 1, s. 32, 34 (8) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 357, Yakubi-Tarih e. 2, s. 81, Ebülfida-Sire c. 4, s. 101
Abdullah b. Şurahbil, Piskopos'a, Şurahbil'in söylediği gibi söyledi. Piskopos, ona da «Sen, bir köşeye çekil, otur!» dedi. Abdullah b. Şurahbil de, bir köşeye çekilip oturdu. Piskopos, Necranlılardan Beni
Hımasların Beni Haris b. Ka'b aile-sinden Cebbar b. Feyz'i de çağırdı. Peygamebrimizin yazısını okutup ona, bu husustaki görüşünü
sordu. Cebbar b. Feyz de, Şurahbil ve Abdullahın söylediklerine benzer biçimde konuştu.
Piskopos, Cebbar b. Feyz'e de, bir köşeye çekilmesini emr etti. O da, bir köşeye oturdu.
Görüşler, bir noktada birleştiği zaman, Piskopos, çan çalınmasını emr etti.
Kiliselerde ateşler yakıldı, çullar kaldırıldı.
hrdı. Gündüzleri, korkuya düştükleri zaman da, böyle yaparlardı. Gece korktukları zaman da, çan çalınır, kiliselerde ateşler yakı-
Çan çalınıp çullar kaldırılınca, vadinin aşağısındaki, yukarısında-ki halk toplandı.
Vadinin uzunluğu, hızlı giden süvari gidişile bir günlüktü.
Vadinin içinde yetmiş üç köy ve bin yüz yirmi savaş eri bulunu-
yordu. Piskopos, onlara, Peygamberimizin yazısını okudu ve bu husus-
taki görüşlerini soalu. Onlardan, görüş sahibi olanların görüşleri bir heyet gönderilip
Peygamberimizin haberini kendilerine getirmesi üzerinde toplan-di (17).
Necran Heyeti Medine'ye Ne Zaman Geldiler ve Kaç Kişi İdiler?
Necran Hıristiyan Temsilcilerinin Peygamberimize gelişi (18),
hicretin onuncu yılında idi (19).
Onlar, altmış binitli kişi Idiler (20).
Gelenlerden dördü, Necranlıların Eşrafındandı.
(17) Beyhaki'den naklen Ebülfida-Sire c. 4, s. 101-102 (18) Ibn-i İshak, İbn-i Fişam-Sire c. 2, s. 222, İbn-i Sa'd-Tabakat e. 1, a 357, Ibn-1
Ealr-Kamil c. 2, s. 293, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 57, Ebülfida-Sire c 4, 8. 106-107, Kastalani-Mevahibülledünniye c. 1, 5. 316 (19) Tabert-Tarih c. 3, s. 183, İbn-i Esir-Kâmil e 2, s. 293, flin-1 Haldun-Tarih c. 2,
ks. 2, a. 57, Semhudi-Vefa c. 1, s. 317, Diyar Bekri-Hamis e. 2, s. 195 (30) Ion-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, s. 222, Ebülfida-Sire c. 4, s. 106, Kastaland-
Mevahibülledünniye c. 1, s. 316, Halebi-İnsanüluyun e. 3, s. 235
50- Yoksa onlar câhiliye devrinin hükmünü mü arıyor-lar? Oysa yakînen bilen bir toplum için, Allah'tan daha güzel hüküm veren kim vardır?
"Yoksa onlar câhiliyye devrinin hükmünü mü arıyorlar?" Bu ifade, onların hallerine hayret ve onları kınama ifadesidir. Yani, senin hükmünden yüz çevirip cahiliyye hükmünü mü arıyorlar. Halbuki hevâ ve câhillikten ibā-ret olan câhiliyye dîni, ne bir kitaptan çıkar ve ne de bir vahye dayanır.
"Oysa yakînen bilen bir toplum için" Yani, bu soru yakînen bilen bir toplum içindir. Çünkü onlar işleri tetkik ederek düşünür ve Allah'ın hükmünün en güzel ve en adil hüküm olduğunu yakînen bilirler. Allah'ın hükmü yalnız bir kavme has değildir.
"Allah'tan daha güzel hüküm veren kim vardır?" ifadesi, hükmü Allah Teâla'nın hükmünden daha güzel ve ona denk birinin olabileceği-ni reddetmektedir. Gerçi âyette hükmü Allah Teâlâ'nın hükmüne denk birinin olamayacağı açıkça beyan edilmemiştir. Ama genel örf ve dilin genel kullanımı bunu gerektirir. Çünkü 'Filandan daha cömert kim var-dır?' veya 'Filandan daha faziletli kim vardır?' denildiğinde bu kimsenin tereddütsüz daha cömert ve daha faziletli olduğu anlaşılır.
Bu âyetler, dinlerin asıllarının bir olduğuna, farklılığın tâlî konularda olduğuna delalet eder. Allah Teâlâ'nın, her asır ve zamanda istediği gibi hükmetme hakkı vardır. Bunda pek çok hikmetler ve faydalar vardır. Bi-ze düşen boyun eğip teslim olmak, îtirazı terketmek, ölmeden ve fırsatı kaçırmadan önce hayırlı işlerde acele etmektir. Nitekim bir hadiste şöy-le buyurulmaktadır: "Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilin;
1- "İhtiyarlıktan önce gençliğin," Çünkü insan ihtiyarlığında güç-süzlüğü sebebiyle yapamayacağı amelleri gençliğinde yapabilir. Yine kişi genç iken alıştığı ma'siyetten ihtiyarlayınca vazgeçemez.
2- "Hastalıktan önce sağlığın," Çünkü sağlam insanın malı ve ken-disi hakkında sözü geçerlidir. Hastalanınca bedeni ibadetlerde zaafa uğ-rar. Malının ancak üçte birini çekip çevirebilir.
3- "Meşgüliyetten önce boş vaktin," İnsan geceleyin boş, gündüz ise meşgul olur. Geceleyin boş vakitte namaz kılmak, gündüz meşgul iken oruç tutmak gerekir. Özellikle kış günlerinde oruç tutmalıdır. Çünkü kışın oruç tutmak, mü'min için bir ganimettir. Nitekim bir hadiste şöyle buyurulmaktadır: "Kış mü'minin ganimetidir. Gecesi uzundur, namaz-la ihya edilir, gündüzü de kısadır, oruçla ihyā edilir." 324 Başka bir ri-vayette de "Gece uzundur, uyuyarak kısaltma. Gündüz aydınlıktır gü-nahlarınla karartma." buyurulmaktadır.
4- "Fakirlikten önce zenginliğin," Yani, Allah'ın sana verdiği rızka râzı olmuşsan bunu ganimet bil. İnsanların elindekine tamah etme.
5- "Ölmeden önce hayatının kıymetini bil. " 325 Çünkü insan sağ ol-duğu müddetçe amel yapabilir. Ölünce ameli sona erer. Bu sebeple ölen-ler bir kere "La ilahe illallah" demek veya bir rek'at namaz kılmak için dünyaya dönmek isterler. Fırsat ganimettir, ömür ise çok kısadır.
Hafız şöyle demiştir:
Ey kardeş fırsatı kaçırmak Sıcak yerdeki buluta benzer Anla ki ömür çok değerlidir Elden çıkınca yazık olur Seyyid Şerif de oğluna şöyle demiştir:
Nasihat işte budur, bir tanem Ömrün değerlidir, kaybetme
Akıllı olanın ömrünü ziyan etmemesi gerekir. Hakîm, şöyle demiştir:
Çocuklukta oyun, Gençlikte sarhoşluk, İhtiyarlıkta gevşeklik, Peki Rabb'ine ne zaman ibadet edeceksin?
Şerîatle meşgüliyetin bitti mi tarikata çalış. Çünkü tarikat şerîatın özüdür. Akıl sahiplerine uy. Her peygamberin bir şerîat ve yolu olduğu gibi her velînin de takip ettiği özel bir tarikatı (yolu) vardır. Onların ay-dınlığını kaybeden yoldan çıkmış olur.
اون کرن تھمی کرن حتى تشكيل لدن اجزا الروماده در آراسند و مناسبت وار در مناسبت انتظامك شرطيدر. نظام ده دوام سييدر. وكذا لو انكى منزلك خلقی ده ابدى ولد ول حجون، وجود لرين تشكيل الدن اجزالى تغيره معروفه دیگلور چونکہ زیادہ کی مسماریاہ کی كلهاوارى راسنده موازنه يوقدر یعنی جسم بن المن لرنلرك وحيقاتلون آراسنده نسبت بوفور قناة الكون انحلاله لوز طوتا رلى فقط آخرند کی مسماری با ماشی او راه دیگر اجزایری آراستند
نام معنا سیاله موازنه وار در کوه، انحلاله محل قالماز.
او چینی و در دیجی نقطه لی) یعنی دنيانك ايكنجي تعمير يله حشون وقوعيد . اون، توحيد و نبودن اثباتاری، بالگر دلیل نقلی ایله صحیح دگلدر. چونکه دور لازم تکبیر قرآن و هدینده عبارت اولان نقلی دلیه المرك صحتی، نبوتك صحت و صدقته با غلیدر اگر نبوت ده دلیل نقلی ایله اثبات ايدياليرس، محال لازم قلير. بونك ايجون قرآن کریم، توصید ایله نبوتی دلائل عقلیه الله
اثبات اليتمشور.
ما هر مسئله سنك هم عقلى، هم نقلى دليل المرايله اثباتي صحيحور. مشرك دليل عقالى الله اثباتي (وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ) آيت كريم سنك بخشنده بیان اید دا مشدد. خلاصه ی وجود لرنده و ایکنجی بر حياتك شد و شبهه او لمايان نظام، رحمت و نعمت آنجه و آن حشرك كلمه سیله و ابه تحققی الله نظام، رحمت و نعمت اولا به لیری اگر حشر کمزه و اینجی به حیات تحقق التمز
بونهرى اسماء الاضداد من عدا ايتمك لازم قلير.
حشرك دليل نقلى ايام اثباتی ایسد: قرآن معجز البيان ایله بتونه انبیاء حشون که جگنه اتفاقه انتشار در عقلی و نقلی دليلهاره مانجه: فخر رازينك تفسيرنده، بوقبيل دلي المري ببلدين ايتار بيان ايديا لمشدر (خلاصه) بالخاصه حیوانات و نباتانده دائما وقوعه كلن مشر لره دقت ليدوب تأمل ايدن آدم، الله ايده جنگی متفرقه اماره لوله و به قدس ايله و بر سرعت انتقال ایله
Evet, gerek cehennemi, gerek cenneti teskil eden eczalar ve maddeler arasında münasebet vardır, ziddiyet yoktur Münasebet intizamın sartıdır. Nizam da devama sebebdir Ve kezȧ, bu iki menzilin halkı da ebedi olduklan için, vücûdlarını teşkil eden eczalar, tagayyüre ma'růz değildir. Çünki dünyadaki cisimlerinin terkib ve tahlilleri arasında muvázene yoktur. Yani cisim bünye-lerine girenlerin ve çıkanların arasında nisbet yoktur. Onun için inhilale yüz tutarlar. Fakat âhiretteki cisimlerin yapılışı öyle değildir. Eczaları arasında tam ma'nâsıyla muvâzene vardır ki, inhilâle mahal kalmaz.
Üçüncü ve Dördüncü Noktalar: Yani dünyanın ikinci ta'miriyle haşrin vuküudur. Evet, tevhid ve nübüvvetin isbatları, yalnız delil-i nakli ile sahih değildir. Çünki devir lâzım gelir. Kur'ân ve hadisten ibåret olan naklî delillerin sıhhati, nübüvvetin sıhhat ve sıdkına bağlıdır. Eğer nübüvvet de delil-i nakli ile isbat edilirse, muhál lâzım gelir. Bunun için Kur'ân-ı Kerîm, tevhid ile nübüvveti delâil-i akliye ile isbat etmiştir.
Ama haşir mes'elesinin hem aklî, hem nakli deliller ile isbatı sahîhtir. Haşrin delîl-i akli ile isbati و بالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ayet-i kerimesinin bah-sinde beyân edilmiştir. Hulâsası: Vücûdlarında şekk ve şübhe olmayan nizâm, rahmet ve ni'met, ancak ve ancak haşrin gelmesiyle ve ikinci bir hayatın tahakkuku ile nizâm, rahmet ve ni'met olabilirler. Eğer haşir gelmezse ve ikinci bir hayat tahakkuk etmezse, bunları esmâü'l-ezdâddan addetmek lazım gelir.
Haşrin delîl-i nakli ile isbatı ise: Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyân ile bütün Enbiyâ, haşrin geleceğine ittifak etmişlerdir. Aklî ve nakli delillere gelince: Fahr-i Râzî'nin tefsîrinde, bu kābil delilleri bildiren âyetler beyân edilmiştir. Hulâsa: Bilhassa hayvanât ve nebâtâtta dâimâ vukūa gelen haşirlere dikkat edip teemmül eden adam, elde edeceği müteferrik emarelerle ve bir hads ile ve bir sür'at-i intikal ile haşrin vâki olacağına hükmedecektir.
1978-Bediüzzaman Said Nursi'nin talebelerinden Dr. Tahir Barçın vefat etti.
ZAMAN TAKVIMI
MAYIS
11
PAZARTESİ
BIR AYET
Bana şükredin, sakin Bana nankörluk etmeyin!
Bakara Suresi: 152
BİR HADİS
Allah'a ibadet et. Ona hiçbir şeyi ortak koşma.
24 1447 ZİLKA DE
RUMI: 28 NÍSAN 1442
HIZIR: 6
Bu dünya ebedi kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenab-ı Hakkın ebedi ve sermedi olan Darüsselam menziline davetlisi olan mahlükatın içtimaları için bir han ve bir bekleme
Bunların içinde de, üçü, onların işlerini çekip çevirenleri, yöne
tenleri idi.
Birisi: Åkıb dedikleri Abdulmesih olup Necranlıların Valisi, söz ve görüş sahibi ve danışmanı idi ve ancak onun görüşüne göre hare-ket edilirdi.
İkincisi Seyyid dedikleri Eyhem olup Necranlıların seyahat ve toplama işlerinin yöneticisi idi. Bent Bekr b. Väillerden Ebû Hårise b. Alkama ise,
se, Necranlıların Üskuľu Piskopos'u, en büyük din bilgini, İmamı ve Kitablık (İbn-i
Sa'd'e göre Medreseler) Bakanı idi (21). Necranlılar içinde, çok şerefli ve itibarlı idi.
Hıristiyan Rum kıralları, ona, Araplardan olduğu halde, Hıristi-yanlığa bağlılığı dolayısile, mal verirler, ikramda bulunurlardı (22). Hıristiyanlık hakkındakı derin bilgi ve ictihadını işitip onun için
kiliseler yaptırırlar, kendisini ikramlara boğarlardı (23). Altmış binitll Necran Temsilcilerinden (24) on dördünün isimleri
şöyledir:
1. Åkıb Abdul'Mesih,
2. Seyyid Eyhem,
4. Evs,
5. Häris,
3. Ebû Hárise b. Alkama (Beni Bekr b. Väillerin kardeşi),
6. Zeyd,
7. Kays,
8. Yezid,
9. Nübeyh,
11. Amr,
10. Huveylid,
12. Halid,
13. Abdullah,
14. Yuhannis (25)
Ebû Härise İle Kardeşinin Yolda Peygamberimiz Hakkında Konuşmaları:
Ebû Hårise, dişi bir katıra binmiş, kardeşi Küz veya Kürz de, ya-
(21) Ibn-i İshak, İbn-i Hisam-Sire c. 2, s. 222, İbn-1 Sa'd-Tabakat e. 1, s. 357, Ebül-
fida-Sire c. 4, s. 107, Kastalani-Mevahibülledünniye c. 1, s. 316-317 ( 22) Ibn-i İshak, Ibn-i Hijam-Sire c. 2, 8. 222, Ebülfida-Sire c. 4, s. 107, Kastalanl
( 23) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, 8. 222,
Mevahibülledünniye c. 1, s. 317
(24 Ebülfida-Sire c. 4, 8. 107
( 25) Ibn-i İshak. İbn-i Hisam-Sire c. 2, п. 224. Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1. a. 357. Ebül-fida-Sire c. 4, s. 100.
) Ibn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, s. 224, Ebülfida-Sire c. 4, 8. 106
-۲٨٣٥ - المؤمن يأكل فى معا واحد والكافر يأكل فى سبعة أمعاء" (طحوج
م ت هـ عن ابن عمر حم والدارمى م عن جابر ض طب عن الس ع وابو عوانة والبغوى وابن قائم والباوردى طلب عن جهجاه محب هـ عن ابى موسى وابو عوانة طب عن سمرة حم والدارمي ع وابو عوانة
عن أبي سعيد حم هـ عن أبى هريرة طب عن ميمونة)
2835- Mü'min, bir mide ile kafir ise yedi mide ile yer. Yedi sefer süt getirdiler, içti. O gün müslüman oldu, ertesi günü (Bir gün bir adam geldi. Peygamberimiz (s.a.v.)'e misafir oldu. bir sefer süt ile doydu.)
حم م ت حب عن ابي هريرة حم طب عن نضلة بن عمرو حم والبغوى عن رجل من جهينة)
2836- Mü'min bir kaptan, kafir ise yedi kaptan içer.
۲۸۳۷ - الْمُؤْمِنُ إِذَا اشْتَهَى الْوَلَدَ فِي الْجَنَّةِ كَانَ حَمْلُهُ وَوَضْعُهُ وَسِتُهُ فِي سَاعَةِ وَاحِدَةٍ كَمَا يَشْتَهِي (حم) وهناد وعبد بن حميد والدارميت حسن غريب هـ ع . وابو الشيخ في العظمة في ض عن ابي سعيد) ع حب
2837- Mü'min, cennette çocuk isterse hamli, vaz'ı ve ya-
şı hepsi istediği şekilde bir saat zarfında meydana gelir.
۲۸۳۸ - الْمُؤْمِنُ مِرْآةُ الْمُؤْمِنِ" (د عن أبي هريرة ابن أبي عاصم طس ض عن انس)
شہری يوانيك جمله الديني بربريقه باغلايات مناسبتاره كله لم يوانك هو هر لر بني نظم ايدن و جمال ن مدار بحث اولان نقطه سعادتدر شووله که سعادت ابدیہ (ایکی قسم رکسی) وان توكك محمد الله رضا اساله، لطفني تخليني فرقته مظهر او عقد (انگنجی (قسمی این سعادت جسمانیه در بونك الاسرى السم شکنی اهل نظام اولمعه اوزره مجید و بوارج اساسك درجه لدينه كوره سعادت جسماني تبدل ايدر وبوقسم سعادتي المال و اتمام بدن خلود و دوامدر چونکه سعادت دوام التجزیه، صدیقه انقلاب ایدر
ریجی قسم سعادتك اقسامي، تفصي لون مستغنيدر. وبا غرقا ولدر اللحى قسم سعادتك اقسامي ابد مكنك ان لطفى وان ماده دار شکلی اطراف اربعدی در لودر لو كلام ومحط له فرين باغ و باغچه لرله محاط . والندن مولی و نهر لر آقان قصر لر و کوشکار در اوت، جامد قلباری شور و شوق له احيا ليدن، سوغن روحارى شه و شاد ايدن، شاعر اده سرمایه او لارقه شاعر از تشبيهاري، تمتد الهادى، السا و بارى الهام ايدن، صولر ایله خضروات و نباتاتور
ایکنجی قسم سعادتك ای گنجی اساسی اولان اهل ایسه، مأكولات، بیمه جان قوت و بر دیگی جهت اله ال ايسى وان لذيذى مألوف اولان قمر يعنى انسانه قریب اولانه، وحشی او لمايا نه شیار در چونکه القتله او نعمتك درجه قیمتی بیاند لذت ویردیگی جهتلرده، لذتك ان ہوگی تجدد و تبد گنده در و كذا اكل لذتنى المال ايدن اسبا بدن بری ده، او رزقك كندى عملنك اجرتی اولد يغني بیل مکرر ایکنجی به سپیاده، او رزقك منبعی دائما کوز او گنده حاضر بولو نمیدر که
قلبي مطمئن اولسون. رزقه الجون تلاسن ایتمه سين.
ايكنجى قسم سعادتك و حنجي الاسمى أولان نطح ايسد، انسانك ان فضله احتيا جني تضمين اليدين قلبنه مقابل بر قلبك موجود بولو غیدر که هر ایکي طرف سوكيلريني، عشقاريني، شوق لريني مبادله ایینهای و لذائنده بر برینه اور تام و عملی و کدر لی شیار ده ده یکدیگرینه معاون
lere gelelim Bu Ayetin cevherlerini nazmeden ve cümle Sundi bu ayetin cümlelerini birbirine bağlayan münd thilesine medar bahis olan nokta, saadettir. Söyle ki Saadet-i ebediye iki kısımdır
latfuna, tecellsine, kurbiyetine mazhar olmakur Birincisi ve en yüksek kısmı, Allah'ın rızasıyla.
İkinci ksanu ise, saadet-i cismaniyedir. Bunun esasları ise sükná, ekil, nikah olmak üzere üçtür tebeddül eder. Ve bu kısım saadeti ikmal ve itmâm eden Ve bu üç esain derecelerine göre, saadet- cimaniye hulod ve devamdır. Çünki saadet devam etmezse, zıddına inkılâb eder.
Veya gayr-i käbildir. İkinci kısım saadetin aksami ise, Birinci kısım saadetin aksamı, tafsilden müstagnidir meskenin en latifi ve en cazibedar sekli, etraf- erbaan türlü türlü güller ve çiçeklerle müzeyyen bag ve bahçelerle muhât ve altından sular ve nehirler akan kasırlar ve köşklerdir. Evet, câmid kalbleri ask ve şevkle ihyå eden, sönmüş ruhları şen ve şåd eden, şairlere sermaye olarak şäirâne teşbihleri, temsilleri, üslübları ilhâm eden, sular ile hadravât ve nebåtåttır.
İkinci kısım saadetin ikinci esası olan ekil ise, me'kûlât, yiyecek kuvvet verdiği cihetle, en iyisi ve en lezîzi me'lûf olan kısımdır.
Yani insana karib olan, vahşi olmayan şeylerdir. Çünki ülfetle o ni'metin derece-i kıymeti bilinir. Lezzet verdiği cihetle de, lezzetin en büyüğü teceddüd ve tebeddülündedir. Ve kezâ, ekil lezzetini ikmäl eden esbabdan biri de, o rızkın kendi amelinin ücreti olduğunu bilmektir. İkinci bir sebeb de, o rızkın menbai dâimâ göz önünde hazır bulunmasıdır ki, kalbi mutmain olsun. Rızık için telâş etmesin.
İkinci kısım saadetin üçüncü esası olan nikâh ise, insanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukābil bir kalbin mevcûd bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler. Ve lezâizde birbirine ortak ve gamlı ve kederli şeylerde de yekdiğerine muâvin ve yardımcı olsunlar.
am ve in-rehber-i a'zar ettiğimiz bütün kemalâtı ve vazifeleri san-ı ekmel olan Muhammed-i Arabi Aleyhissalâtü Vesselâm, insa Insanın kıymetini ve vazifelerini ve kemalatını bildiren, de
RibaTAhmediye (asm)
TARİHTE BUGÜN - 325 - İznik Konsülü toplantısı.
1097 - Haçlı Seferlerinin ilki sırasında İznik, Selçuklu Türkleri tarafından alındı.
1788 - Büyük âlim Şems-i Bitlis'in vefatı.
1961 - Kuveyt, Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını ilan etti.
19
PAZAR
SUNDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET Yeyin, İçin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.
A'raf Suresi: 31
BİR HADİS
Yetimlerin malını kendileri namına çalıştırın.
Şu âlem, çendan, fânidir; fakat ebedî bir âlemin levâzımâtını yetiştiriyor. Çendan, zâildir, geçicidir; fakat bâkî meyveler veriyor, bâkî bir Zâtın bâkî esmâsının cilvelerini gösteriyor.
Peygamberimiz, onların selamlarına karşılık vermedi (36). Kendi-
lerinden yüz çevirdi (36) Üzerlerindeki ipekli, sırmalı elbiseleri yüzünden (37), onlarla ko
nuşmadı (38).
rulmadılar (39) Onlar, gündüzün, uzunca bir müddet Peygamberimizle konuştu
Temsilciler, kendilerine mahsus namazın vakti gelince (40), Pey-gamberimizin Mescidinde namazlarını kılmak üzre ayağa kalktılar (41). Müslümanlardan bazıları, onlara engel olmak istediler (42).
Peygamberimiz Bırakınız onları kendi hallerine!» buyurdu (43).
Temsilciler, doğuya doğru yönelerek namaz kıldılar (44). Bundan sonra Temsilciler, eskiden tanıdıkları Hz. Osman ile Ab-
durrahman b. Avf'a gittiler. Onları, Muhacirlerle Ensardan bazılarının bulundukları bir mec-
liste buldular.
Ey Osman! Ey Abdurrahman! Peygamberiniz, bize yazı yazdı.
30) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 2, 8, 224
(31) Ebülfida-Sire c. 4, s. 102, Halebi-İnsanüluyun e. 3, s. 235, A. Z. Dahlan-Sire
с 2, 8. 144
(32) İbn-1 İshak, İbn-1 Hişam-Sire c. 2, s. 224, Kastalani-Mevahibülledünniye e. 1. 8. 316
(33) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, s. 224, İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 357, Kasta-lani-Mevahibülledünniye c. 1, s. 316
(36) Ebülfida Slre, e, 4, 8, 102
(34) Ibn-i İshak, İbn-1 Hişam-Sire c, 2, a. 224
(35) İbn-i Sa'd-Tabakat c, 1, s. 357
(37) Ebülfida-Sire c. 4, s. 102
(38) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 357, Ebülfida-Sire c. 4, s. 102
(39) Ebülfida-Sire c. 4, s. 102
(40 ) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 2, s. 224, Kastalani-Mevahib c. 1, s. 316 (41 ) İbn-i İshak, İbn-1 Hişam Sire, c. 2, 8. 224, İbn-1 Sa'd - Tabakat, e, 1
8. 357, Kastalanı Mevahibülledüniyye, c, 1, 5, 316 (42) Kastalani-Mevahibülledünniye e. 1, a. 316, Halebt-Insaniluyun c. 3, & 235
Hal ibn-i Ishak, fon-1 Hisam-Sire c. 4, s. 224, Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, 8. 357. Kasta-(ες)
8.316
lani-Mevahibülledünniye c. 1, a. 316 ( 44) İbn-i İshak. İbn-i Hisam-Sire c. 2, в. 224, Кastalani-Mevahibülledünniye c. 1.
199 Biz de, Onun davetine icåbet ederek geldik. Yanına gidip Kendisi-ne selâm verdik.
Fakat, O, selâmımıza karşılık vermedi.
Gündüzün uzun müddet Kendisile konuşmaktan men ve mahrum
edildik.
Geri dönüp gitmemizi uygun görür müsünüz?» dediler.
Sizin görüşünüz nedir?
Hz. Ali de, oradaki cemaatın içinde idi. Hz. Osman'la Abdurrahman b. Avf, Ona «Ey Ebülhasan! Bu cema-
at hakkında Sen, ne görüştesin?» diye sordular.
Hz. Ali, Hz. Osman'la Abdurrahman b. Avfa «Ben, bunların üzer-lerine giydikleri şu etekleri sırmalı elbiselerini bırakıp sefer elbiselerini giydikten sonra Resûlullâh Aleyhisselâmın yanına dönmelerini uygun
görürüm dedi (45).
Hz. Osman, onlara «Bu, sizin şu elbiseniz yüzündendir!» dedi. O gün, Temsilciler konak yerlerine döndüler.
ler (46).
Ertesi günü, üzerlerinde Ruhban elbiseleri olduğu halde, geldi-
Peygamberimize selâm verdiler.
Peygamberimiz, onların selamlarına karşılık verdi (47).
Sonra da Beni, hak din ve Kitabla Peygamber gönderen Allaha yemin ederim ki bana ilk gelişlerinde İblis (Şeytan), onların yanla-rında bulunuyordu!» buyurdu (48).
Necran Temsilcileri, yanlarında hediye olarak resimli yaygılarla palaslar getirmişlerdi. Müslümanlar, onlara bakışınca, Peygamberimiz «Bu yaygıların için-
Temsilciler «Olur! Veririz." dediler (49).
deki bana gerekmez. Fakat, şu palasları verirlerse, alırım. buyurdu.
İman edip de hicret edenler, Allah yolunda cihad edenlerle onları bağırlarına basanlar ve yardım edenler var ya işte gerçek müminler onlardır... (Enfal, 8/74)
ASHAB-I KİRAM'DAN: EBÛ EYYÛB EL-ENSÂRÎ (RA)
Ebû Eyyüb el-Ensârî (ra), hicretten iki yıl kadar önce hanımı Ümmü Eyyüb ile birlikte Müslüman olmuş ve ensardan İslamiyet'i ilk kabul edenler arasında yer almıştır. Hz. Peygamber'le Bedir, Uhud, Hendek ve Mekke'nin fethi başta olmak üzere bütün gazvelere katılmış; savaşlarda ona zarar gelmemesi için yanından ayrılmamıştır. Vahiy kâtiplerinden olması sebebiyle Hz. Peygamber zamanında Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir araya getirilmesine de hizmet etmiştir. Resûl-i Ekrem (sas), Medine'ye hicret edince devesinin çökeceği yere en yakın eve misafir olacağını söylemiş ve devenin çöktüğü yere en yakın ev olan Ebû Eyyûb'un evin-de yedi ay misafir kalmıştır. Katıldığı seferlerin sonuncusu Müslümanların ilk İstanbul kuşatması olmuştur. Kuşatma devam ederken hastalanarak 669 yılında vefat etmiş, vasiyeti üzerine surlara yakın bir yere defnedilmiştir. Ebû Eyyûb'un haksızlıklara tahammül edemediği ve doğru bildiğini söylemekten çekinmediği nakledilmiş olup kendisinden 150 hadis rivayet edilmiştir.
gördüğü yerde hemen selam verir. Münafık ise karşı tarafın selamin bekler, ilk o versin der.
٢٨٥٧ - اَلْمُؤْمِنُ بَيْنَ خمس شَدَائِدَ مُؤْمِنٌ يَحْسَدُهُ وَمُنافق يبغضه وكال يُقَاتِلُهُ وَنَفْسٌ تُنَازِعُهُ وَشَيْطَانٌ يُضِلُّهُ" (ابن لال عن ابان عن انس)
2857- Mü'min beş çetin şeyle karşı karşıyadır. Kendisini uskanan mü'min, kendisinden nefret eden münafık, kendisi ile çarpışan kafir, devamlı çekiştiği nefis, kendisini saptırmak için con atan seytan.
2858- Mü'minin evi kamıştandır. Yemeği bir parça ek-mektir, elbisesi yırtıktır, başı tozlanmıştır, kalbi huşu içindedir. Hülasa doğru ve hak yoldan hiç ayrılmaz.
2859- Mü'minin dilinde konuşan. Melektir. Kafirin dilin-de konuşan ise şeytan. Mü'min Allah'ın sevgilisidir. Allah ona en büyük nimetini ihsan edecektir.
2860- Mü'min yiğittir, zekidir, dikkatlidir, itaatlidir, acele etmeyendir, âlimdir, takva sahibidir. Münafık insanları arkaların-dan çekiştirir ve yüzlerine karşı dil uzatan bir cehennem (odunu-dur). Şüpheli şeylerde durmaz, harama riayet etmez, tıpkı gece odun toplayan kimse gibi, nereden kazandığına, nereye harcadı-ğına ehemmiyet vermez.
اون برا شده منجر قالان وبابر شينه طالارق تفكر ايدن ادم، ولو ذهذا اولسون، برسی مكسور کند سله او حرتى و او تفكرى بابلا شين يستر قليلرك ان لطفى وان شفيفي فراق تعبر ايديكن قادين قلبيدر. فقط قادين ايله روحي ولان لحم افتراضى المال بدن. انسيت و الفتى اتمام ايدن.. د قلي اولو و صورى و ظاهرى اولان اقاتلغى صمم باشدين، فارس عقده اى اخلاق سيئه من غير وباك ولى وجرلين عارضه کردن خالى او ليدر.
سؤال ؟ ] عن مك يحرمك شيلي، شخص وجودى ايها اتمك بكوندر. جونکه وجود دیدار يريلان ميلان بر این طول ير و تعمیر ایتمان، يملك الحمل و غدا ايله اولور . نطح ده نوعك بفاس ایچوند. حالبو که آخر نده اشخاص ابدی اولدقارندن وجود برنده از بیب آیریلا به برشی بوقدر که غذايه احتياج اولسون. وآخر نده تناسل ده يوقدر که، نظامه لزوم اولسون ؟
الجواب تا يملك الحمك و أولم نك فائده لرى، بالای بقایه و تناسله منحص دیگلور. شو المالی و کرالی عالمده، يمك يجمك و أولنمكده يك بيوك لذت و فائده لر اولسون ده، لذتهريرى اولان عالم سعادتده نه ایچون او نارك داها نزيه لذتاري وفائده لرى اولماسين ؟
[ سؤال ؟ ] بو عالمده لذت، الملك دفعندنه حاصل اولور. حالبوكه آخر نده الم يوقدر.
(حاشیه) الجواب ] الملك دفعى، لذلك سببارندن بريدر. يوقه لذت، بالكز الملك دفعه منحصر دولار. وكذار عالم البدينك بو عالمه بازيتامي، قياس مع الفارقدر. یعنی آرالرنده چومه فر قلي بولوند يفندن بر بهینه باکره من جنت ایله خور خور باغچه سندن آراسنده نه نسبت وارسه، جنتك لز تلريله دنيانك لذ تكرى آراسنده عین او نسبتنده فرقه وار در جنتك در جه لری، خور خور با غچه سند نه نه قدر چومه بوکان ایسه، اخروی لذ نکرده دنیا لذتار ندی او له جه بوکس کدر هر ایکی عالم آراسنده کی بوبیون تفاوت، ابن عباس (لَيْسَ فِي الْجَنَّةِ إِلَّا أَسْمَالُها ) جمله سیله اشارت ایتمشور . یعنی جننده، دنیا
ميوه لرينك بالكز اسماري واردر یعنی اسماری بر در، فقط الذ تاری آیرید.
جننده لذتك دوامي مسئله ی ايسه: لذلك حقيقي لذت اولی، آنجم زوال کو رم به رن دوام الدين لذتلر در. زيرا الملك زوالى لذت اولديغي كبي، لذلك ده زوالى المدر. حتى زوالك تصوري بيلم المدر.
Evet, bir iste mütehayyır kalan veya bir şeye dalarak tefekkür eden adam, veley zihnen olsun, birisi gelsin, kendisiyle o hayreti ve o tefekkürü paylaşsın ister, Kalblerin en latifi ve en şefiki, kasm-1 sâni ile tabir edilen kadın kalbidir. Fakat kadın ile rühi olan geçim imtizácını ikmål eden ve kalbi olan ünsiyet ve ülfeti imam eden ve sûri ve zahiri olan arkadaşlığı samimileştiren, kadının iffetiyle beraber, ahlâk-ı seyyieden temiz ve påk olması ve çirkin arızalardan hâli olmasıdır Suâl: Yiyecek içecek şeyler, şahsî vücûdu ibkä etmek içindir. Çünki vücûddan eriyip ayrılan şeylerin yerlerini doldurup ta'mir etmek, yemek içmek ve gıda ile olur. Nikâh da nev'in bekası içindir. Halbuki âhirette eşhâs ebedi olduklarından, vücûdlarında eriyip ayrılan bir şey yoktur ki, gıdaya ihtiyaç olsun. Ve âhirette tenâsül de yoktur ki, nikâha lüzům olsun?
Elcevab: Yemek içmek ve evlenmenin fâideleri, yalnız bekāya ve tenåsüle münhasır değildir. Şu elemli ve kederli âlemde, yemek içmek ve evlenmekte pek büyük lezzet ve fäideler olsun da, lezzetler yeri olan âlem-i saadette ne için onların daha nezîh lezzetleri ve fâideleri olmasın?
Suâl: Bu âlemde lezzet, elemin def inden hâsıl olur. Halbuki âhirette elem yoktur.
Elcevab: Elemin defi, lezzetin sebeblerinden biridir. Yoksa lezzet, yalnız elemin def'ine münhasır değildir. Ve kezå, âlem-i ebedînin bu âleme benzetilmesi, kıyâs-ı maal-färıktır.
Yani aralarında çok farklar bulunduğundan, birbirine benzemez. Cennet ile Horhor bahçesinin y arasında ne nisbet varsa, cennetin lezzetleriyle dünyanın lezzetleri arasında aynı o nisbette fark vardır. Cennetin dereceleri, Horhor bahçesinden ne kadar çok
yüksek ise, uhrevi lezzetler de dünya lezzetlerinden öylece yüksektir. Her iki âlem arasındaki bu büyük tefåvüte, İbn-i Abbas )2( ليس في الجنة إلا استانها
cümlesiyle işaret etmiştir. Yani "Cennette, dünya meyvelerinin yalnız isimleri vardır." Yani isimleri
birdir, fakat lezzetleri ayrıdır.
Cennette lezzetin devamı mes'elesi ise: Lezzetin hakiki lezzet olması, ancak zevål görmeyerek devam eden lezzetlerdir. Zîrå elemin zevâli lezzet olduğu gibi, lezzetin de zeväli elemdir. Hatta zevâlin tasavvuru bile elemdir.
Said Nursî Varşova, Berlin, Viyana üzerinden İstanbul'a geldi.
1953 - Mısır'ın
bağımsızlığına kavuşması.
18
CUMARTESİ
SATURDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET
Ona ibadet et ve Ona tevekkül et. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Hûd Suresi: 123
BİR HADİS
İyiliği yap, kötülükten sakın.
Kainatta hiçbir zîşuur, kâinatın bütün eczası kadar şahitleri bulunan Hâlık-ı Zülcelâl'i inkâr edemez... Etse, bütün kâinat onu tekzib edeceği için susar, lâkayd kalır.
Onlar «Biz eskiden Müslüman olmuşuzdur!» dediler. Peygamberimiz «Siz, Müslüman olmuş değilsiniz. Müslüman olu-
nuz! buyurdu (52)
Kabul etmediler. Akıllarınca, bir takım deliller getirmeğe kalktı-
lar. Sözü, uzattılar ve çoğalttılar (53).
Peygamberimizle konuşan Necran Temsilcilerinden Ebû Hârise b mazlıklarla birlikte, kıralın dini olan Hıristiyanlık dininde idiler. Alkama, Åkıb Abdul'Mesih ve Seyyid Eyhem, aralarındaki bazı anlaş
Hz. İså hakkında:
1. O, Allah'dır!» diyorlar, Çünkü, İså, ölüyü diriltirdi.
Hastaları İyileştirirdi.
Gaybdan haber verirdi.
Çamurdan kuş biçimi gibi bir şey yapar, sonra da, onun içine üf-ledi mi, canlı olurdu!» diyerek delil getiriyorlardı.
2. «O, Allahın oğludur!» diyorlar,
«Çünki, Onun, bilinen bir babası olmamıştır.
Beşikte konuşmuştur. Bunu, Ondan önce, hiç kimse yapamamış-tır!» diyerek delil getiriyorlardı.
3. Hıristiyanların dedikleri gibi «O, Üç'ün, üçüncüsüdür!» di-yorlar,
«Çünki, Allah (Yaptık!), (Emr ettik!), (Yarattık!), (Hükm et-tik!) diyor.
Eğer, Allâh, bir olsaydı, ancak (Yaptım!) (Hükm ettim!), (Emr et-tim!), (Yarattım!) derdi.
Bunun içindir ki: O, Allâh, İsâ ve Meryem'den ibarettir!» diyerek delil getiriyorlardı (54).
sordu. Ebû Hârise «Yâ Muhammed! Mesih hakkında ne dersin?» diye
Peygamberimiz «O, Allâhın kulu ve Resûlüdür.» buyurdu.
Ebû Hârise «Ey Ebülkasım! Yüce Allah, Senin dediğin gibi, demi-
yor. Şöyle şöyle diyor!» dedi (55).
Temsilciler «Sen, İså gibisini hiç görmüşlüğün var mıdır? (56)
Biz, Senden önce Müslüman olmuşuzdur!» dediler.
Peygamberimiz «Siz, yalan söylüyorsunuz! (57)
(53) İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 357 (52) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, s. 225, Ebû Nuaym-Delailünnübüvve s. 298
(55) Yakubi-Tarih c. 2, s. 82 (54) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, s. 224-225
(56) Ahmed Zeynl Dahlan-Sire c. 2, 8. 144 (57)
Ebû Nuaym-Delåilünnübüvve s. 208
Ibn-i İshak, İbn-i Hisarn-Sire c. 2, s. 225, Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, 8. 76,
Şarap içmeniz (60), sizi, İslâmiyetten men etmiştir ve ediyordur!»
buyurdu (61).
yerek hakaret ediyorsun?» dedi. Temsilcilerin en üstünü olan kişi de «Sen, Ona, ne için kuldur di-
Peygamberimiz «Evet! O, Allâhın kuludur. Meryem'e ilka ettiği Ke-limesidir. buyurdu.
Necran Temsilcileri, kızdılar. «Biz, Senin dediğini kabul etmeyiz! O, İlâh'dır!
Eğer, doğru söyleyici isen, haydi ölüyü dirilten, hastalığı, alaca hastalığını iyileştiren, çamurdan kuş gibi bir şey yapıp üfleyince can-
landıran bir kul göster bakalım bize? (62)
beklerdi (64).
Haydi, öyle ise, Onun babası kimdir söyle?» dediler (63) Peygamberimiz, her işde, Rabbi emr edinceye kadar acele etmez,
Necran Temsilcilerine de, cevap vermedi, sustu (65).
Temsilciler «İsâ hakkında ne diyeceksen, de! de, kavmımızın ya-nına dönelim.
Biz, Hıristiyanız. Eğer, Sen, Peygambersen, Onun hakkında Senden işiteceğimiz söz bizi sevindirir!» dediler.
Peygamberimiz «Bu gün, Onun hakkında bende söyleyebileceğim bir şey yoktur.
Yüce Allahın, İså hakkında buyuracağı şeyi size haber verinceye
kadar burada oturunuz!» buyurdu (66).
(58) Ebû Nuaym-Delailünnübüvve a, 298
(59) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, 8. 225, Belâzüri-Fütuhulbüldan e. 1, s. 76,
Ebû Nuaym-Deläillünnübüvve s. 298
( 60) Ebû Nuaym-Delâilünnübüvve s. 208
(61 ) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 2, s. 225, Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 76
(63 ( 64
(62) Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 235, Ahmed Zeyni Dahlan-Sire c. 2, s. 144 ) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, s. 225, Belazürf-Fütuhulbüldan c. 1, s. 76
) Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 76
( 65) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, s. 225, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 235, A. Z.
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
YanıtlaSilELHAMDÜLİLLAH
ALLAHUEKBER
SUBHANALLAH
ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED
ESTAGFİRULLAH
SALLAAHUALEYHİVESELLEM
BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:14
Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:10
Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
YanıtlaSil
yuksel6 Mart 2026 18:57
-1929-Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.
1939-Almanya'nın Polonya'ya saldırması Üzerine, II. Dunya Savaşı başlamış oldu.
1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.
EYLUL
01
PAZARTESİ
9 1447 R.EVVEL
RUMI: 19 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 119
tevekkül ettim
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.
Taberani
İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülāsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ekberde
bulunacaktır. Lem'alar
YanıtlaSil
yuksel17 Mart 2026 07:59
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN GİZLİ VASİYETİ ACİKLANABİLSEYDİ TURKİYE DE Kİ TARİH DEGİSEBİLİRDİ
YUMUŞAK GÜÇ Joseph S. Nye, Jr.
YanıtlaSilAmerikan hükümetlerinde etkin görevler almış olan ünlü siyaset bilimci Joseph Nye, "yumuşak güç kavramını ilk kez 1980'lerin sonlarında kullanmıştır. Günümüzde tüm dünyada siyasî liderler, köşe yazarları ve akademisyenler tarafından sık sık ama çoğunlukla yanlış biçimde-kullanılmaktadır. Peki, yumuşak güç nedir? Yumuşak güç cezbetme ve ikna etme kabiliyetine dayalıdır. Zorlama kabiliyeti olan sert güç bir ülkenin askerî ve iktisadi gücünden kaynaklanırken yumuşak güç ülkenin kültürünün, siyasî fikirlerinin ve politikalarının cezbediciliğinden kaynaklanır.
Sert güç, devletlerin bağımsızlıklarını şiddete meyilli devlet dışı gruplardan da- korumaya çalıştığı bir dünyada elzemdir. Sert güç, Bush yönetiminin yeni ulusal güvenlik stratejisini oluşturmuştur. Nye'a göre ise başkana tavsiyelerde bulunan neo-muhafazakarlar çok yanlış bir hesaplama yapmışlardır: Diğer devletleri ABD'nin istediklerini yaptırmaya zorlamak için askerî güce çok fazla odaklanıp yumuşak güce çok az önem vermişlerdir. Teröristlerin ılımlı çoğunluk arasından destekçi bulmasını engellemek yumuşak güç sayesinde olacaktır. Yumuşak güç, aynı zamanda devletler arasında çok-uluslu işbirliği gerektirecek önemli küresel meselelerle uğraşırken gerekli olacaktır. Bu yüzden yumuşak gücü daha iyi anlamak ve uygulamak mutlak derecede önemlidir.
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1885 - Anadolu'nun ilk lisesi (idadisi) Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi temeli törenle atıldı.
MAYIS 02 CUMARTESİ
15 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 19 NİSAN 1442 KASIM: 176
BİR AYET
Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır.
Taha Suresi: 8
BİR HADİS
Doğru söylediğine inanan adama yalan söylemen, hiyanettir.
Hem peder ve valideyi şefkatle teçhiz eden ve seni onların merhametli elleriyle terbiye ettiren hikmet ve rahmet hesabına onlara hürmet ve muhabbet, Cenâb-ı Hakk'ın muhabbetine aittir.
Sözler
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil- 1923-İstanbul'da Harp Akademisi kuruldu.
1996-TURKSAT-IC
Fransız Guyanası'ndan uzaya fırlatılarak geçici yörüngesine yerleşti.
2020 - Danıştay, Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti.
TEMMUZ
10
PERŞEMBE
15 1447 MUHARREM
RUMI: 27 HAZİRAN 1441 HIZIR: 66
BIR AYET Allah sizin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
(Bakara: 149)
BİR HADİS Şu iki zayıfın hakkını gözetme hususunda Allah'tan korkun: Dul kadın ve yetim çocuk. Beyhakî
Evet kalbin mercimek kadar bir sandukçası olan kuvve-i hâfıza, bir kütüphane hükmünde binler kitap kadar yazı, içinde yazılması gösteriyor ki, kalb-i insan, kâinatı içine alabilir ve o kadar
muhabbet taşıyabilir. Mirkatü's-Sünnet
İmsak Günes
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
İmsak
Günes
Öğle
İkindi Akşam
Yatsı
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil- 1550-Süleymaniye Camii'nin temeli atıldı.
1643 - Avustralya'nın
keşfi.
1854 - Silistre Müdafaası.
1872 - Namık Kemal, İbret gazetesi'ni yayımladı.
1952 - Fikir İşçileri Kanunu kabul edildi.
1987 - Cemil Meriç'in vefatı.
13
PAZARTESİ
MONDAY
HAZİRAN
JUNE
BIR AYET
O hesap gününün sahibidir.
Fâtiha Suresi: 4
BİR HADİS
Cahiller arasında ilim öğrenen kişi ölüler arasındaki diri gibidir.
Bu dünya ebedî kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenab-ı Hakkın ebedî ve sermedi olan Dârüsselâm menziline dâvetlisi olan mahlûkatın içtimaları için bir han ve bir bekleme salonudur. Mesnevî-i Nuriye
BENİ ANS'LERDEN REBĨA B. REVAIN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilBeni Ans'lerin Soyları:
Beni Ans'ler, Kahtan'ın soyundan gelen Kehlan kabilelerinden idi-
ler.
Beni Ans'lerin Ata soyları şöyle sıralanır:
Benî Ans' b. Malik (Mezhic), b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b.
Zeyd, b. Kehlan (1), b. Sebe' (2).
1. Celd,
Malik (Mezhic) b. Üded'in:
2. Yuhabir,
3. Zeyd (Ans),
4. Sa'd'ül'Aşire
adlarında dört oğlu,
Ans'in de:
1. Sa'd'ül'Ekber,
3. Amr,
2. Sa'd'ül'Asgar,
4. Amir,
5. Muaviye,
6. Aziz,
7. Atik,
8. Şihap,
9. Målik,
10. Yam,
11. Cüşem,
12. Kırriyye
adlarında on iki oğlu vardı.
Yemende Peygamberlik iddiasile ortaya çıkan Esved Abhele b. Ka'b, b. Gavs, b. Sa'b, b. Malik, b. Ans de, Beni Ans'lerin Beni Malik b.
Ans oymağındandı (3).
(1) Ibn-i Hazm-Cemhere s. 406, Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 379
(2) İbn-i Hazm-Cemhere s. 406
(3) Ibn-1 Hazm-Cemhere s. 405
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSil170
Rebia b. Reva'ın Medine'ye Gelişi ve Müslüman Oluşu:
Beni Ans kabilesinden Rebia b. Reva', Medine'ye gelip Peygambe rimizi, akşam yemeğini yerken buldu.
Peygamberimiz, onu, yemeğe dåvet etti (4).
Rebia b. Reva'da, oturup yedi.
Yemek yediği sırada, Peygamberimiz, ona yönelerek «Allah'dan başka İlâh bulunmadığına ve Muhammed'in de O'nun kulu ve Resûlü olduğuna şehadet eder misin?» diye sordu.
Rebia b. Reva' Allah'dan başka ilah bulunmadığına ve Muham-med'in de, Allahın kulu ve Resûlü olduğuna şehadet ederim!» dedi (5). Peygamberimiz «Sen, umarak mi, yoksa, korkarak mı (6), gel-
din? (7) diye sordu. Rebia «Ummak mı?! Vallâhi, elinde mal yok ki, umayım!
Korkuya gelince, vallâhi, ben, öyle bir yurddayımdır ki Senin as-kerlerin oraya ulaşamazlar.
Fakat, ben, korkutularak korktum:
Bana (Allah'a imân et!) denildi.
Ben de (imân ettim.) dedim." dedi.
Peygamberimiz «Bu, Anslerin çok iyi hatiplerindendir.» buyurdu. Rebia, Medine'de oturduğu müddetçe, Peygamberimizin yanına sık sık gelip gitti.
Rebia'nın Yolda Hummaya Tutulup Vefat Etmesi:
Rebia b. Reva', yurduna dönmek üzere vedalaşmağa geldiği za-man, Peygamberimiz «Git!
Eğer, kendinde bir rahatsızlık his edersen, hemen köye yaklaşıp köy halkına sığın!» buyurdu. Rebia, çıkıp gitti (8).
Yolun bir kesiminde bulunduğu sırada hummaya tutuldu. En ya-kın köye (9), köy halkına (10) sığındı ve orada vefat etti (11).
(4) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 342, 343, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, s. 212, İbn-i Hacere İsabe c. 1, s. 508
(5) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 342-343 (
6) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 508. İbn-i Esir-Usdülgabe c. 2, 5. 212, İbn-i Hacer-Isa-be c. 1, s. 343
(7) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 343
8) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 343, İbn-1 Esir-Usdülgabe c. 2, s. 212
( (9) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 343
(10) İbn-i Eair-Üsdülgabe c. 2, 3. 212
(11) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 343, İbn-i Esîr-Üsdülgabe c. 2, s. 217
BENI ANSLERDEN REBIA B. REVA'NIN MÜSLÜMAN OLUSU
YanıtlaSilKaetani'nin Yanlışları:
171
bir heyet-i sefaret göndermiş olduğu iddiasındadır. Kaetani, 54. fıkrasında Mezhicların bir şa'b'ı olan Ans kabilesi de,
kat İbn-i Hacer, Rebia b. Reva' der.» (12) Bunların kabilelerinden bir adam Ibn-1 Sa'd. isim zikr etmez, fa-
diyorsa da, yalan ve yanlıştır.
değil, bir adam geldiği açıklanmıştır (13). Kaynaklarda, Beni Anslerden, Peygamberimize bir heyet-i sefaret
Kaetani'nin zan ve iddia ettiği gibi, İbn-1 Sa'd, Elçinin ismini de, söylememiş değil, bahsin sonunda «En yakın köye sığındı ve vefat etti. Allah, ona rahmet etsin. İsmi Rebía idi.» diyerek açıklamış bulun-
maktadır (14).
ceği kabul edilemez. Kaetani'nin, aynı sahifede ve aynı satırlarda geçen ismi göremeye-
Kendisinin, bunu, kasden görmezden geldiği ve yalan söylediği
açıktır.
(12) Kaetani-İslâm Tarihi, e, 7, 8, 92
(13) Thn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 342, İbn-i Esir-Usdülgabe c. 2, 5. 212, Ibn-i Hacer-Isa-
be c. 1, s. 508
(14) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 343
۲۷۲۳ - الْعُلَمَاءُ قَادَةً وَالْمُتَّقُونَ سَادَة ومجالسهم زيادة ابن النجار عن انس)
YanıtlaSil2723- Alimler, insanların öncüleridir. Muttakiler en şeref-lileridir, onlarla haşir neşir olmakla insanın feyzini artırırlar.
٢٧٢٤- الْعُلَمَاءُ ثَلاثَةٌ رَجُلٌ عَاشَ بِهِ النَّاسُ وَعَاشَ بعلمه وَرَجُلٌ عاش به النَّاسُ وَأَهْلَكَ نَفْسَهُ وَرَجُلٌ عَاشَ بِعِلْمِهِ وَلَمْ يَعِشُ بِهِ غَيْرُهُ (الديلمي عن انس)
2724- Alimler üç çeşittir: İlminden hem kendisinin hem de başkasının faydalandığı âlim. İnsanların faydalanıp da kendi nefsini helak eden âlim, ilminden yalnız kendisi faydalanıp kimse-ye faydası dokunmayan âlim.
٢٧٢٥ - الْعِلْمُ ضَالَّةُ الْمُؤْمِنِ حَيْثُ وَجَدَهُ أَخَذَهُ (العسكري في الامثال عن انس وسنده (ضعيف)
2725- İlim mü'minin yitiğidir, onu bulduğu yerde alır.
٢٧٢٦ - الْعِلْمُ عِلْمَانِ فَعِلْمٌ ثَابِتٌ فِي الْقَلْبِ فَذَاكَ الْعِلْمُ النَّافِعُ وَعِلْمٌ فِي اللِّسَانِ فَذَاكَ حُجَّةُ اللَّهِ عَلَى عِبَادِهِ (ابو نعيم عن انس)
2726- İlim iki türlüdür: Kalpte sabit olan ilim ki bu fayda-lı ilimdir. Lisandaki ilim ki bu, Allah'ın kullarına karşı olan delil ve vesikasıdır.
۲۷۲۷ - الْعِلْمُ خَزَائِنٌ وَمِفْتَاحُهَا السُّؤَالُ فَسَلُوا يَرْحَمُكُمُ اللَّهُ فَإِنَّهُ يُؤْجَرُ فِيهِ أَرْبَعَةُ السَّائِلُ وَالْمُعَلِّمُ وَالْمُسْتَمِعُ وَالْمُحِبُّ لَهُمْ (حل والرافعي والعسكري عن على)
2727- İlim hazinelerdir. Anahtarları ise sormaktır. Sorun,
Allah sizi esirgesin. Çünkü bunda dört kişi ecir alır. Sorucu, öğre-tici, dinleyici ve onları seven.
۲۷۲۸ - الْعِلْمُ ثَلاثَةٌ وَمَا سِوَا ذَلِكَ فَهُوَ فَضْلٌ آيَةٌ مُحْكَمَةٌ أَوْ سُنَّةٌ قَائِمَةٌ أَوْ فَرِيضَةٌ عَادِلَةٌ (د هـ ك وتعقب ق عن ابن عمرو)
2728- İlim üç kısımdır. Bundan fazlası fazilettir: Muhkem
665
ayet, ayakta duran sünnet, fariza-i âdile (Kur'an'a uygun, ameli gerekli olan ilim).
YanıtlaSil-۲۷۲۹- الْعِلْمُ خَيْرٌ مِنَ العَمَل ومُلاك الدين الورع والعالم من يعمل بالعلم وإن كان قليلاً (ابو الشيخ عن عبادة
2729- Seriat ilimleri amelden daha hayırlıdır. Dinin ang temeli haramlardan sakınmaktır. Alim, ilmi az olsa da ilmiyle o mel edendir.
۲۷۳ - الْعِلْمُ أَفْضَلُ مِنَ الْعِبَادَةِ وَمَلَاكُ الدِّينِ الْوَرَعُ (الخطيب عن ابن عباس)
2730- İlim tahsil etmek, ibadetten daha hayırlıdır. Dinin özü, ana temeli haramlardan ve şüpheli şeylerden kaçınmaktır.
۲۷۳۱ - الْعِلْمُ اَفْضَلُ مِنَ الْعَمَلِ وَخَيْرُ الأَعْمَالِ أَوْسَطُهَا وَدِينُ اللَّهِ تَعَالَى بَيْنَ الْقَاسِي وَالْغَالِي وَالْحَسَنَةُ بَيْنَ السَّيِّئَتَيْنِ لا يَنَالُهَا إِلَّا بِاللَّهِ وَشَرُّ السَّيْرِ الْحَقْحَقَةُ هب عن بعض الصحابة)
2731- İlim amelden efdaldir. Amellerin en iyisi orta halli olanıdır. Allah Teala'nın dini "kâsî" ile "ğâlî" arasındadır. İki gü-nah arasındaki haseneye ancak Allah'ın inayeti ile varılabilir. Me-şakkat içinde yolculuk yapmak yürüyüşün en kötüsüdür.
٢٧٣٢- الْعِلْمُ دِينٌ وَالصَّلَوةُ دِينٌ فَانْظُرُوا مِمَّنْ تَأْخُذُونَ هَذَا الْعِلْمَ وَكَيْفَ تُصَلُّونَ هَذِهِ الصَّلَوةَ وَإِنَّكُمْ تُسْتَلُونَ يَوْمَ الْقِيَمَةِ (الديلمي عن ابن عمر)
2732- İlim dindir, namaz dindir. Bu ilmi kimden alacağı nıza bilhassa dikkat edin. Bu namazı nasıl kıldığınıza da dikkat edin. Çünkü siz kıyamette ilim ve namazdan suale çekileceksiniz.
۲۷۳۳ - الْعِلْمُ خَلِيلُ الْمُؤْمِنِ وَالْعَقْلُ دَلِيلُهُ وَالْعَمَلُ قِيمَةٌ وَالْحِلْمُ وَزِيرُهُ وَالصَّبْرُ أَمِيرُ جُنُودِهِ وَالرِّفْقُ وَالِدُهُ وَاللَّينُ أَخُوهُ (هب عن الحسن مرسلا ابو نعيم والديلمي عن انس)
666
2733- İlim mü'minin dostu, akıl delili, amel öncüsü, hi-lim veziri, sabır ordusunun emiri, rifk babası, yumuşaklık da kar-deşidir.
YanıtlaSil٢٧٣٤ - العِلْمُ حَيَاةُ الإسلام وَعِمَادُ الإيمَانِ وَمَنْ عَلِمَ عِلْمًا أنهى اللهُ لَهُ أَجْرُهُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَمَةِ وَمَنْ تَعَلَّمَ عِلْمًا فَعَمِلَ بِهِ كَانَ حَقًّا عَلَى اللهِ أَنْ يُعَلِّمَهُ مَا لَمْ
يَكُنْ يَعْلَمُهُ (ابو الشيخ عن ابن عباس)
2734- İlim İslam'ın hayatı, imanın direğidir. Kim bir ilim öğrenirse Allah onun ecrini kıyamete kadar artırır. Kim bir ilim öğrenip de onunla amel ederse, Allah ona mutlaka bilmediklerini de öğretir.
-٢٧٣٥ - العِلْمُ ميراثى وَمِيرَاتُ الأَنْبِيَاءِ قَبْلِي فَمَنْ كَانَ يَرثُنى فَهُوَ مَعِى فى
الجنَّة" (ابو نعيم عن ام هاني)
2735- İlim benim mirasımdır. Benden önceki peygam-berlerin de mirasıdır. Kim bana varis olursa, cennette benimledir.
٢٧٣٦ - اَلْعِلْمُ لاَ يَحِلُّ مَنْعُهُ " الديلمي عن ابي هريرة وعن ابن عمر)
2736- İlmin men'i helal olmaz (helal değildir).
۲۷۳۷ - الْعَمَائِمُ تِيجَانُ الْعَرَبِ وَالاِحْتِبَاءُ حِيطَائِهَا وَجُلُوسُ الْمُؤْمِنِ فِي
الْمَسْجِدِ رِبَاطُهُ (ابو نعيم عن ابن عباس القضاعي عن على)
2737- Sarıklar Arabın taçlarıdır. Dizlerini dikip ellerini
birleştirerek oturmaları ise duvara dayandıkları gibi onlara des-tektir. Mü'minin mescide oturması da Allah yolundaki sabır ve ta-hammülüdür.
۲۷۳۸ - الْعَمَائِمُ تِيجَانُ الْعَرَبِ فَإِذَا وَضَعُوا الْعَمَائِمَ وَضَعَ اللَّهُ عِزَّهُمْ (ابن
السنى عن ابن عباس)
2738- Sarıklar Arabın taçlarıdır. Sarıkları terk ettikleri za-
-667-
man Allah da onların izzet ve şerefini terkeder (hiçbir şeye mu-vaffak kılmaz).
YanıtlaSil۲۷۳۹ - الْعِمَامَةُ عَلَى الْقَلَنْسُوَةِ فَصْلٌ مَا بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْمُشْرِكِينَ يُعْطَى بكل كَوْرَةٍ يَدُورُهَا عَلَى رَأْسِهِ نُورًا" (الباوردى عن ركانة)
2739- Takke üzerine sarık sarmak, bizimle müşrikler ara. sındaki farkı belirtir. Başına sardığı her kıvrımına bir nur verilecek. tir.
٢٧٤٠ - الْعُمْرَةُ إِلَى الْعُمْرَةِ كَفَّارَةٌ لِمَا بَيْنَهُمَا وَالْحَجُّ الْمَبْرُورُ لَيْسَ لَهُ جَزَاءً إلا الجنة (حم خ م ت ن هـ حب عن ابي هريرة)
2740- Umre bir önceki umre ile kendi arasında geçen günahlara keffarettir. Kabul olunan haccın mükâfatı ancak cen-nettir.
٢٧٤١ - الْعُمْرَى جَائِزَةٌ لأَهْلِهَا (ط) ع حم خ م حب ن عن جابر حم خ م د ت عن ابي هريرة حم طب عن معوية حم دقت عن سمرة)
dir.
2741- Sağlığında mal bağışında bulunmak ehline caiz-
٢٧٤٢ - الْعُمْرَى جَائِزَةٌ لِمَنْ أَعْمَرَهَا وَالرُّقْبَى جَائِزَةٌ لِمَنْ أَرْقَيهَا وَالْعَائِدُ فِي هِبَتِهِ كَالْعَائِدِ فِي قَيْنِهِ (حم ن عن ابن عباس)
2742- Sağlığında mal bağışında bulunmak bunu kime yaptı ise onun için caizdir. Rukba (sağlığında ev veya arazi bağı-şında) bulunmak da bunu kime yaptı ise onun için caizdir. Verdiği hibesinden dönen, kustuğunu yalayan kişi gibidir.
٢٧٤٣ - الْعَهْدُ الَّذِى بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمُ الصَّلَوةُ فَمَنْ تَرَكَهَا فَقَدْ كَفَرَ ( حم ت حسن صحيح غريب ن هـ ع حب ك ق ض عن بريدة)
2743- Onlarla (münafıklarla) aramızdaki ahit namazdır. Kim onu terk ederse küfre girmiş olur.
668
YUNUS EMRE VE DÜNYA DİLİ TÜRKÇE
YanıtlaSilHak'tan gelen şerbeti içtik elhamdülillah, Şol kudret denizini, geçtik elhamdülillah.
Şol karşıki dağları, meşeleri, bağları, Sağlık safalık ile aştık elhamdülillah.
Kuru idik yaş olduk, ayak idik baş olduk, Kanatlandık kuş olduk, uçtuk elhamdülillah.
Vardığımız illere, şol safa gönüllere, Baba Tapduk manasın saçtık elhamdülillah.
Beri gel barışalım, yad isen bilişelim, Atımız eyerlendi eştik elhamdülillah.
İndik Rûm'u kışladık, çok hayr u şer işledik, Uş bahar geldi, geri göçtük elhamdülillah.
Dirildik pınar olduk, irkildik ırmak olduk, Aktık denize dolduk, taştık elhamdülillah.
Taptuk'un tapusunda, kul olduk kapısında, Yunus miskin çiğ idik, piştik elhamdülillah. (Tatçı, s. 292
Bilmek, olmak ve ermek dileğiyle.. Sevgiyle kalın.. Hoşça kalın... Allah'a emanet olun...
VEFATININ 700. SENE-Yİ DEVRİYESİNDE ULUSLARARASI
YanıtlaSilYUNUS EMRE VE DÜNYA DİLİ TÜRKÇE
(YU-DİL) BİLGİ ŞÖLENİ
(7-9 MAYIS 2021)
ESKİŞEHİR 2021
misyonunu şu
YanıtlaSilBen gelmedim davî için,
Benim işim sevi için,
Gönüller dost evi için,
Gönüller yapmaya geldim. (Y
YUNUS EMRE'NİN HOŞGÖRÜSÜ BAĞLAMINDA KAZAK KÜLTÜRÜNDE HOŞGÖRÜ KAVRAMI
YanıtlaSilKarlygash Ashırkhanova
Özet
Türkler farklı coğrafyalarda yaşasalar bile, sahip oldukları ortak kültür, ge-lenek ve göreneklerinin yanı sıra manevi değerlerini büyük oranda korumayı başarmışlardır. Bu ortak değerler içinde tasavvuf kavramı önemli bir yere sa-hiptir. Velakin tasavvuf alanında yazılı ve sözlü kültürün çoğunlukla Arapça ve Farsça'ya dayanması, tasavvufi faaliyetlerin Türkçe konuşan topluluklar ara-sında yayılmasını bir hayli yavaşlatmıştı. Fakat Hoca Ahmed Yesevî ve Yunus Emre gibi sûfilerin eserlerini Türkçe olarak aktarmaları, Türkler arasında ta-savvuf kültürünün geniş alana yayılmasına büyük katkı sağlamıştır. Bu durum bir taraftan Türklerin tasavvufa ilgisini arttırırken, diğer taraftan aralarında or-tak bir tasavvuf kültürünün oluşmasına zemin hazırlamıştır.
Yaradılış gereği toplumsal hayat yaşayan insanoğlu biyolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarını karşıladığı gibi ruhsal ve kalbi gereksinimlerine de karşılık ver-mek durumundadır. İnsan diğer yandan sevmek, güven, müsamaha, sevilmek, dinlenmek, dinlemek gibi ruha ait duyguların ve gereksinimlerin de karşılığını vermek mecburiyetindedir. Türk milletinde bu temel kavramların ele alınması çok eskilere dayanır. İlk yazılı kaynaklarımızdan itibaren birçok edebî ve di-daktik eserde insanların birbirlerini sevmeleriyle ilgili sözlerle sık sık karşı-laşırız. Bu çalışmamızda da Türk kültür, dil, edebiyat ve tarihinde önemli yer tutan şahısların sevgi, barış ve hoşgörü kavramlarından hareketle Kazak mil-letindeki hoşgörü kültürünün geçmişi ve geleceği ile alakalı detaylı araştırma ve örnekler sunmaktayız. Atasöz ve deyimlerde bu kültürün temelini oluşturan
Dr. Öğretim Üyesi
343
YUNUS EMRE VE DÜNYA DILI TÜRKÇE
YanıtlaSilHoca Ahmed Yesevi ve Yunus Emre gibi önemli şahıslarla birlikte Kazak ozan ve şairlerinden birtakım misaller vermekteyiz.
Anahtar kelimeler: Hoşgörü, Yunus Emre, Tasavvuf, Insan Sevgisi, Türk ler, Hoca Ahmed Yesevi, Sevgi, Barış.
Abstract
Even though the Turks live in different geographies, they have succeeded in preserving their moral values as well as their common culture, traditions and customs. The concept of Sufism has an important place among these common values. However, the fact that written and oral culture in the field of Sufism was mostly based on Arabic and Persian slowed down the spread of Sufi acti vities among Turkish-speaking communities. However, transferring the works of sufis such as Hoca Ahmed Yesevi and Yunus Emre in Turkish contributed greatly to the spread of the Sufi culture among the Turks. This situation ine reased the interest of Turks in Sufism, on the other hand, it paved the way for the formation of a common Sufi culture among them.
Human beings, who live a social life by nature, have to meet their biologi. cal and physiological needs as well as their spiritual and heart needs. On the ot her hand, a person has to respond to the feelings and needs of the soul such as love, trust, tolerance, being loved, resting and listening. The handling of these basic concepts in the Turkish nation dates back to ancient times. Since our first written sources, we often encounter words about people's love for each other in many literary and didactic works. In this study, we present detailed rese-arch and examples related to the past and future of the culture of tolerance in the Kazakh nation, based on the concepts of love, peace and tolerance of pe-ople who have an important place in Turkish culture, language, literature and history. We give some examples from Kazakh poets together with important figures such as Hoca Ahmed Yesevi and Yunus Emre, who form the basis of this culture in proverbs and idioms.
Keywords: Tolerance, Yunus Emre, Sufism, Human Love, Turks, Hoca
Ahmed Yesevi, Peace.
13 yüzyılın ikinci yarısından itibaren Anadolu'da adından sıkça bahsetti-ren Yunus Emre, şiirleriyle Tasavvufi Türk Edebiyatı'nda müstesna bir konuma
344
YUNUS EMRE ŞİİRLERİNİN DİLİ VE DİYALEKTOLOJİK ÖZELLİKLER
YanıtlaSilLANGUAGE AND DIALECTOLOGICAL FEATURES OF YUNUS EMRE POETS
Turgut Tok
Yunus, hüviyeti nüfus kâğıdına sığmayanlardan biridir.
(A. H. Tanpınar)
Özet
Yunus Emre, Anadolu Türkçesi'nin kurucularından biri olarak kabul edilir. Yaşadığı dönemden günümüze kadar gerek Türk Dili'ni kullanımı gerekse dü-şünceleri ile önemli etkiler oluşturmuştur. Hakkında, eserleriyle ve şiirlerinin diliyle ilgili pek çok çalışma yapılmış olmasına rağmen daha bilimsel anlamda ele alınması gereken birçok konuyu bünyesinde barındırmaktadır.
Diyalektoloji (ağız) çalışmalarında incelemeye esas olan metinler, sahada yapılan derlemeden elde edilen sözlü ifadelerin yazıya aktarılmasıyla oluştu-rulur. Bu çalışmada, Yunus Emre şiirlerinin dili ve yazılı metinlerde görülen ağız özellikleri incelenecektir.
Çalışmada Yunus Emre Divanı, şiirlerinin dil özellikleri, şiirlerindeki ağız özellikleri ile ilgili yapılan çalışmalar hakkında genel bilgiler verildikten sonra, Divan'da görülen ağız özellikleri değerlendirilecektir.
Çalışmaya esas oluşturan metinler, Dr. Mustafa TATCI tarafından hazırla-nan Yunus Emre Divanı (Akçağ Yayınları, 1991, Ankara) adlı eserden alınmış-tır. Eserde 415 şiir bulunmaktadır.
Prof. Dr., Pamukkale Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü
469
YUNUS EMRE VE DÜNYA DILI TÜRKÇE
YanıtlaSilAnahtar kelimeler: Yunus Emre, Diyalektoljik unsurlar, Şiir dili.
Abstract
Yunus Emre is considered one of the founders of Anatolian Turkish. From the time he lived to the present day, he had created important effects with his use of the Turkish language and his thoughts. Although many studies have been made about him, his works and the language of his poems, his works contain many issues that need to be dealt with in a more scientific sense.
studies were created by translating the oral expressions obtained from the com-The texts that were the basis for the examination in dialectology (dialect) pilation made in the field. In this study, the language of Yunus Emre's poems and the dialect features seen in written texts were examined.
In the study, after giving general information about Yunus Emre's Divan, the language features of his poems, and the studies on dialect features in his poems, the dialect features seen in the Divan were evaluated.
The texts that form the basis of the study were taken from the work called Yunus Emre Divanı (Akçağ Yayınları, 1991, Ankara) prepared by Dr Mustafa TATCI. The work contains 415 poems.
Keywords: Yunus Emre, Dialectological elements, Language of poetry.
Yunus Emre'nin Divan'ı Yayınları:
Yunus Emre ile ilgili ilk bilgilere 1512 tarihli Vilâyetnâme-i Hacı Bektaş-1 Veli ve 1568 tarihli Aşık Çelebi'nin Meşâirü'ş-şuarâ adlı eserinde rastlanılmakta-dır. Son dönemde Yunus Emre'yi bilim dünyasına tanıtan M. Fuat Köprülü'dür.
Yunus Emre Divanı'nın birçok nüshası bulunmaktadır. Nüshaların sayısı yaklaşık otuzdur. Yunus Emre hakkında çalışma yapanların yararlandığı ve üze rinde inceleme yapılan nüshalar şunlardır:
Fatih Nüshası, Yahya Efendi Nüshası, Nuruosmaniye Nüshası, Ritter Nüs-hası, Raif Yelkenci Nüshası, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi Nüs-hası, Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi Nüshası, Mustafa Canpolat Nüshası, Vi-yana Nüshası, Bursa Nüshası, Balıkesir Nüshası, Karaman Nüshası...
Yunus Emre Divan'ı defalarca yayınlanan bir eserdir. Biz, bu çalışmada son yayınlardan biri olan ve nüsha karşılaştırması yapılan Dr. M. Tatcı'nın
470
۱۸۸
YanıtlaSilسوره بقره (٢٢-٢٤)
(ایکنی) معارضارى استقاله يحب شهادت بدنام در تو احتمال نظراً او بارك این معاد كر شرك، بزى دستكارين وبره شهادت بيدن يوقدر ) دبر لوستر د کاری بهانه لرینده قرارگ مساعده ويرمن هايدى، شاهد لر بالزى ده ماغرتان سری تصویر انتهای دینه و بهانه از بانی در
بالان اولد یعنی میدانه چیقار مدر.
اوضحیی) (الهه) معناسنه در بومعنا، نظراً، مانكه قرآن كريم أوزاره قارشو: أى معارفه بجان ابسته نار مزكوك بوقدر طايد يفاز التكريكي واله توبا خطر اعلی و صیفیتهای ، وقتگی الكون او ناردن یاردیم استه مسور کی؟ او ناری ده ماغير باني كميناء سرى بو معارضه بالاسندن فور تار سینهای دینه بو جمله ايامه او نار له تهكم ايمن، يوزلرین کو لمدر.
(شهداء كم) اختصاصی افاده لیدنه شو اضافه (شهدا) كلمه سندن هر اوج معناسنه ده با قار شویله که: (برنجیبی) مادامکه بیون ادبیه الریان و خواجه بریگز وار در شبه سن آرا کزده ارتباط حرمت و محبت واردر او نار غائب ده دیگهر در یا نکرده حاضر بر در. اگر او نارك بودهستای معار ضد یه قدر تاری اولیه ایدی هر حالده مزاره یاردیم ایده چهار دی. ديمك او نامرده مزار کی عاجز الر در قصور لیلر در قصور لرینه با قما بیگن
(ایکنجیسی) معارفه ده مزاری دستگاه به جان و مزاره شهادت ایده جلك هر كيم اولور سر اولسون قبول ایدرز چاغیریگی، کلسینهای فقط اونار بویله بدیهی باطل به دعوا کرده بالان شهادته
جارت ایده مزلی
( و چنجیسمی) معبود اتخاذیت دی از ایله کریگی، ناصل سره یاردی ایم یو لر او ناری ده چاغیر بگیر مزه باردیم ایتسینای فقط نزار ده بیدار ساز که او زارك جانارى و شعور لری او لما دیفی کی هیچ بر شیشه ده قادر دیگه هر در او ناری ده معذور کو ریگی
( مِنْ دُونِ الله ) يعنى الهدن ماعدا بوقيد، (شهدا) نان برنجی معناسنه کوره تصمیمی افاده لیدر یعنی الله ن ما عدا، دنیاده نه قدر ارباب قصه احت وارسه، چاغیریگی. (شهدا) تک ایک نجی معلمانه نظراً، عجز لرينه اشار تدر. چونکه به مسئله ده عاجز و مغلوب اولان، يمين ايدر، شاهد گری کوسترر .
عجز
YanıtlaSilAcz: Güçsüzlük
المه
Alihe: (Batıl) ilâhlar
باطل
Batıl: Hakikate zıd
بدیهی
Bedihi: Apaçık
أَرْبَابِ فَصَاحَتْ
Erbab-ı fesâhat: Açık ve hatasız söz söyleyenler
غائب
Gaib: Görünmeyen
اختصاص
İhtisas: Hususi kılma
ارتباطاً
İrtibat: Bağlanma
اتخاذ
İttihaz: Edinme
إضافة
İzafe: İsim tamlaması, bağlama
قادر
Kadir: Güç kudret sahibi
قيد
Kayıd: Bağ, sınırlama
مَعْبُودٌ
Mabud: Kendisine ibâdet edilen
معذور
Mazûr: Özrü olan
ماعدا
Maada: Başka
معارضة
Muaraza: Karşı çıkma
نَظَرًا
Nazaran: Bakışla, göre
شَهَادَتْ
Şehadet: Şahidlik
شهدا
Şüheda: Şahidler
تعمية
Tamim: Umûmileştirme
تقويه
Takviye: Kuvvetlendirme
تمكة
Tehekküm: Alay etme
İkincisi: Muarızları destekleyip sehådet edenlerdir. Bu ihtimale nazaran, onların "Biz muarazaya
YanıtlaSilgirişsek, bizi destekleyen ve bize sehådet eden yoktur" diye gösterdikleri bahanelerine de Kur'ân-ı Kerim müsaade vermis. "Haydi, şahidlerinizi de çağırınız Sizi takviye etsinler" diye o bahanelerinin de yalan olduğunu meydana çıkarmıştır.
Üçüncüsü: Alihe ma'nâsınadır. Bu ma'naya nazaran, sanki Kur'an-ı Kerim onlara karsı: "Ey muaraza etmek
isteyenler! Sizlerin bu kadar taptığınız aliheleriniz varken, böyle ızdırablı ve sıkıntılı bir vaktinizde ne için onlardan yardım istemiyorsunuz? Onları da çağırınız. Gelsinler, sizi bu muâraza belasından kurtarsınlar" diye bu cümle ile onlarla tehekküm etmiş, yüzlerine gülmüştür.
İhtisası ifade eden şu izafe
kelimesinin her üç ma'nâsına da bakar.
Şöyle ki: Birincisi: Madem ki büyük edibleriniz ve hocalarınız vardır. Şübhesiz aranızda irtibât, hürmet ve muhabbet vardır. Onlar gäib de değillerdir.
Yanınızda hazırlardır. Eğer onların bu dehşetli muârazaya kudretleri olsa idi, her halde sizlere yardım edeceklerdi. Demek onlar da sizler gibi âcizlerdir, kusurlulardır. Kusurlarına bakmayınız.
İkincisi: Muârazada sizleri destekleyecek
ve sizlere şehadet edecek her kim olursa olsun kabul ederiz. Çağırınız, gelsinler. Fakat onlar böyle bedîhî bâtıl bir da'vânızda yalan şehîdete cesaret edemezler.
Üçüncüsü: Ma'bûd ittihâz ettiğiniz âliheleriniz,
nasıl size yardım etmiyorlar? Onları da çağırınız, size yardım etsinler. Fakat sizler de bilirsiniz ki, onların canları ve şuûrları olmadığı gibi, hiçbir şeye de kadir değillerdir.
Onları da ma'zur görünüz.
مِنْ دُونِ اللهِ
Yani, Allah'dan mâadâ. Bu kayıd
şühedânın birinci ma'nâsına göre ta'mîmi ifade eder. Yani Allah'dan mâadâ, dünyada ne kadar erbab-1 fesâhat varsa, çağırınız. Şühedânın ikinci ma'nâsına nazaran, aczlerine işarettir. Çünki bir mes'elede âciz ve mağlûb olan, yemin eder, şâhidleri gösterir.
1452-Rumeli Hisarı
YanıtlaSilyapıldı.
1961 - İhtilal Anayasası kabul edildi.
TEMMUZ
09
ÇARŞAMBA
14 1447 MUHARREM
RUMI: 26 HAZİRAN 1441
HIZIR: 65
Mektubat
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Істано
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
Allah size katından bir
mağfiret ve bir lütuf vaad eder.
(Bakara: 268)
BİR HADİS
Her bakımdan cömert ol ki, sana da öyle davranılsın.
Müsned, 1: 248
Halbuki zekat, her şahıs için sebeb-i bereket ve dâfi-i beliyattır. Zekâtı vermeyenin herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak; ya lüzumsuz yerlere verecektir, ya bir musibet gelip alacaktır.
Yatsi
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
1951-Demokrat Parti meclis grubunda din eğitiminin genişletilmesi istendi.
MAYIS
03
PAZAR
16 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 20 NİSAN 1442 KASIM: 177
BİR AYET
Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah'tandır.
Nahl Suresi: 53
BİR HADİS
Dua başa gelen ve gelmeyen (belâya) faydalı olur.
Her şey her şeyle bağlıdır. Bir şey her şeysiz yapılmaz. Bir şeyi halk eden, her şeyi halk etmiştir. Öyleyse, bir şeyi yapan Vâhid, Ehad, Ferd, Samed olmak zaruridir.
Mesnevî-i Nurive
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil-767-Imam-ı Azam Ebû Hanife vefat etti.
- 1930 - Askerî Yargıtay kuruldu.
1937 - Hatay Devleti'nin bağımsızlığı, TBMM'de onaylandı.
1 1992 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Av. Bekir Berk'in vefatı.
14
SALI
TUESDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET
Onun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk
O'nundur.
En'am Suresi: 73
BİR HADİS
Benim en çok sevdiğim söz, en doğru olanıdır.
Ey insan! İbret alınız. Kurt, aslan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı tanıyor, itaat ediyorlar. Sizlerin hayvandan, kurttan aşağı düşmemeye çalışmanız iktiza eder.
Mektubat
BENİ MEHRE TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİSİ VE
YanıtlaSilMÜSLÜMAN OLUŞU
Beni Mehrelerin Soyları ve Yurdları:
Beni Mehreler, Kudâa kabilelerindendir (1)
Beni Mehrelerin Ata soyları şöyledir:
Beni Mehre b. Haydan, b. Amr, b. Elhafi, b. Kudâa (2).
Haydan b. Amr'ın:
1. Mehre,
2. Tezid,
3. Ureyb,
4. Ureyd,
5. Cünâde
adlarında beş oğlu vardı.
rağındaki Şıhhır nahiyesidir (3). Beni Mehrelerin yurdları, Yemen'in deniz sahilinde, Anberlerin top-
Beni Mehre Temsilcilerinin Medine'ye Gelişi ve Müslüman Oluşu:
Beni Mehrelerden bazı kişiler, Mehri b. Ebyaz'ın başkanlığı altın-da Temsilci olarak Peygamberimize geldiler. Peygamberimiz, Müslüman olmalarını teklif edince, onlar, hemer
Müslüman oldular.
Peygamberimizin Beni Mehreler İçin Yazısı:
de, yazı yazdı. Peygamberimiz, Benî Mehre Temsilcilerine bağışta bulundu. Bir
Yazıda şöyle buyurdu:
Bu, Allahın Resûlü Muhammed tarafından Mehri b. Ebyaz ille Mehrelerden imân etmiş olanlar için yazılmıştır :
Onlara baskın yapılmayacak, savaş ta, açılmayacaktır. Kendileri, İslâm şeriatlarını yerine getirmekle mükelleftirler.
(2) İbn-i Hazm-Cemhere s. 485
(1) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 427
(3) İbn-1 Hazm-Cemhere s. 440
DENİ MEHRE TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil173
Kim, dinini değiştirirse, Allaha isyan etmiş, savaş açmış olur. Ahin himayesi vardır. Kim de, Ona imân ederse, onun için Allahın himayesi ve Resûlul-
Bulunan şeyler, ürküp kaçmış yaylım hayvanları sahiplerine ve-Hac'da ihram halinde iken saç, sakal, bıyık, tırnak kesmek, koltuk rilecektir.
altı ve edep yeri tüylerini gidermek günahdır. Kadına yaklaşmak ta, günah işlemektir.
Bu yazıyı, Muhammed b. Meslemetül'Ensari yazdı.» (4)
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 58. fıkrasında, Peygamberimizin yazısının tercemesinde diyorsa da, yanlıştır. Bunlar, vergilerle ezilmeyecekler, tazyıkata maruz kalmayacaklar..» (5)
Çünki, İbn-i Sa'd, yazı metninde geçen (Lå yükelû) ibâresinin, kendilerine baskın yapılmayacak demek olduğunu da, açıklamış bulun-duğu için, bunu «Vergilerle ezilmeyecekler» diye terceme etmek, doğ-ru olamaz.
Yazı metnindeki Kendilerile savaşılmayacaktır. mânâsına gelen velayu'reků) ibâresini de «Tazyıkata maruz kalmayacaklar» diye ter-ceme etmek, yanlıştır.
Yine yazı metnindeki «Kim, dinini değiştirirse, Allâha isyan etmiş, savaş açımış olur.» diye terceme edilmesi gereken ibareyi İslâm şera-yünden ayrılanlar Allâha karşı hareket edeceklerdir. diye terceme et-mek, doğru değildir.
Yine yazı metnindeki (Ellukatatü müeddâtün vessärihatü müned-dâtün) ibâreleri «Bulunan şeyler sahibine iade edilmek, gaib olmuş mevâşi haber verilmek lazımdır.» diye değil, «Bulunan şeyler ve ürküp kaçmış yaylım hayvanları, sahiplerine verilecektir. diye terceme edil-mek gerekirdi.
Yazıdaki Vettefesüsseyyietü ibâresini «Necaset fenalıktır.» diye ter-ceme etmek, büsbütün yanlıştır.
İbn-i Esir'e göre bu «Hac'da ihram halinde iken saç, sakal, bıyık, mânasınadır (6). tirnak kesmek. koltuk altı ve edeb yeri tüylerini gidermek günahdır
Yazıdaki Verrefesülfüsüku ibaresini de «İfrat-ı mücâmaa günah-dire diye değil, «Kadına yaklaşmak ta, günah işlemektir." diye terce-me etmek gerekirdi.
(4) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 355
(5) Kaetani-Islam Tarihi c. 7, s. 96. (6) İbn-i Fair-Nihaye c. 1, s. 191
174
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
BENİ MEHRELERDEN ZÜHEYR B. KIRDIMIN MEDİNE'YE GELİSİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
Beni Mehrelerden Zübeyr b. Kırdım'ın Soyu:
Beni Mehrelerden Züheyr b. Kırdım'ın Ata soyu şöyledir:
Züheyr b. Kırdım, b. Uceyl (Ibn-i Abdulberr ve İbn-i Esir'e göre Cuayl) (7), b. Kubas, b. Kamumi, b. Naklan, b. Iydiy, b. Nedigiy (İbn-i Sa'd'e göre Amiri) b. Mehre, b. Haydan (8), b. Amr, b. Elhafi, b. Ku-dâa (9).
Züheyr'in Medine'ye Gelişi ve Peygamberimizin İkramına Mazhar Olugu:
berimize geldi (10).
Beni Mehrelerden Züheyr b. Kırdım da, Temsilci olarak Peygam-Züheyr, uzak yerlerden geldiği için, Peygamberimiz, ona yakınlık
gösterdi ve ikramda bulundu. Yurduna dönmek istediği zaman, onu bırakmadı.
Giderken de, ona binit verdi.
Peygamberimizin Züheyr b. Kırdım'a Yazısı :
miz, onun için bir yazı yazdırdı. Züheyr b. Kırdam, yurduna dönüp gideceği zaman, Peygamberi-
yanında bulunuyordu (11). İbn-i Sa'd'in (Vefatı: 230 Hicri) zamanına kadar bu yazı, onların
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 58. fıkrasının sonunda Züheyr b. Kırdım'ı, uzun seyaha-sında bir at ta ihsan ettiğini (12) tından dolayı Peygamberimizin tebrik ve ona bir takım hediyeler ara-
söylüyorsa da, yanlıştır.
Peygamberimiz, onu tebrik etmiş değil, ona yakınlık göstermiş, ik-
ramda bulunmuş,
Bir takım hediyeler arasında bir at değil,
bir binit vermiştir (13).
(7) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 355, İbn-i Abdulber-İstinb c. 2, s. 523.İbn-i Hazm-Cem-here s. 440
(8) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 355-356, İbn-i Hazm-Cemhere s. 440 (9) Ion-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 356
(10) İbn-i Sa'd-
Tabakat c. 1, s. 356, İbn-i Hazm-Cemhere s. 440, İbn-i Abdulber-is-(11
tlab c. 2, s. 523, İbn-1 Fair-Üsdülgabe c. 2, s. 267 ) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 356
(12) (13) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 356
Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 97
Sevdiğiniz şeylerden infâk etmedikçe,
YanıtlaSilasla birr'e
(hayrın kemâl noktasına)
erişemezsiniz.
Her ne sarf ederseniz şüphesiz ki Allah, onu hakkıyla bilendir.
(Al-i İmran. 92)
TARİH |
YanıtlaSilMahinur Aydım
Tarihte Bu Ay
1 Mayıs 2018 Salı/15 Şaban 1439-Emek ve Dayanışma Günü
2 Mayıs Çarşamba/16 Şaban-Osmanlı-İran Savaşı (1776)
3 Mayıs Perşembe/17 Şaban-Fatih Sultan Mehmed'in Vefatı (1481)
4 Mayıs Cuma/18 Şaban- Ey yüb el-Ensari'nin Şehadeti (672)/Beşiktaşlı Yahya Efendi'nin Vefatı (1571)
5 Mayıs Cumartesi/19 Şa-ban- Rümi Takvim de Kasım'ın So-nu/Avrupa Konseyi'nin Kuruluşu (1949)
6 Mayıs Pazar/20 Şaban-İmam-ı A'zam Ebû Hanife'nin Ve fatı (767)/ Rūmi Takvim'de Hızır'ın Başlangıcı (Hıdrellez)
7 Mayıs Pazartesi/21 Recep-Yunanistan'ın Bağımsızlık İlanı (1832)/Türkiye'de ilk İlahiyat Fakül-tesi'nin Kuruluşu (1924)/II. Dünya Savaşı'nın Bitişi (1945)
8 Mayıs Salı/22 Şaban- Al manya Federal Cumhuriyeti'nin İlanı (1949)/ Uluslararası Af Örgü tü'nün Kuruluşu (1961)
9 Mayıs Çarşamba/23 Şaban-Batı Almanya'nın NATO'ya Katıl-ması (1955)
10 Mayıs Perşembe/24 Şa-ban- Napolyon'un Akka Mağlubiyeti (1799)/Danıştay'ın Kurulması (1868)
11 Mayıs Cuma/25 Şaban-Åmålar Günü
12 Mayıs Cumartesi/26 Şa-ban-
13 Mayıs Pazar/27 Şaban- Ah-met Ziyaeddin Gümüşhanevi nin Vefatı (1893)/Manisa Soma'da Kö mür Faciası, 301 işçimiz şehit oldu. (2014)/ Her gün anneler günüdür.
14 Mayıs Pazartesi/28 Şaban-Demokrat Parti'nin İktidara Gelişi (1950)
15 Mayıs Salı/29 Şaban- Bu akşam, Teravih namazı başlıyor./Yunanlılar'ın İzmir'i İşgali (1919)
16 Mayıs Çarşamba/1 Rama zan- Son Osmanlı Padişahı Vah deddin'in Vefatı (1926)/ Galata Köprüsü'nün Yanması (1992)
17 Mayıs Perşembe/2 Rama-zan- İmam Muhammed'in Vefatı (804)/ Ziya Paşa'nın Vefatı (1880)
18 Mayıs Cuma/3 Ramazan-Gül Mevsimi/Müzeler Haftası
19 Mayıs Cumartesi/4 Rama-zan- Hattat Hamit Aytaç'ın Vefatı (1982)/Gençlik ve Spor Bayramı
20 Mayıs Pazar/5 Ramazan-II. Bayezid'in Tahta Çıkışı (1481) II. Osman'ın (Genç) Öldürülmesi (1622)
21 Mayıs Pazartesi/6 Rama-zan- Adnan Menderes'in Başbakan Oluşu (1950)/Dünya Süt Günü
22 Mayıs Salı/7 Ramazan-Ba-yük İstanbul Depremi (1766)/ Nene Hatun'un Vefatı (1955)
23 Mayıs Çarşamba/8 Rama-zan- Türk Vatandaşlığı Kanunu Kabul Edilişi/Tekke ve Zaviyelerin Kapatılışı (1928)
24 Mayıs Perşembe/9 Rama-zan- Dandanakan Zaferi ve Büyük Selçuklu Devleti'nin Kuruluşu (1040)
25 Mayıs Cuma/10 Ramazan-Necip Fazıl Kısakürek'in Vefatı (1983)
26 Mayıs Cumartesi/11 Ra-mazan- II. Bayezid Han'ın Vefatı (1512)/Ahmed Cevdet Paşa'nın Vefatı (1895)
27 Mayıs Pazar/12 Rama-zan-Türkiye'de Hafta Tatilinin Cu-ma'dan Pazar'a Alınması (1935)/Elmalılı M. Hamdi Yazır'ın Vefatı (1942)/27 Mayıs Darbesi (1960)
28 Mayıs Pazartesi/13 Rama-zan- Dünya Kıble Günü Bükreş Antlaşması'nın İmzalanması (1812)/Sayıştay'ın Kuruluşu (1862)
tanbul'un Fethi (1453)/Türk Bayrağı 29 Mayıs Salı/14 Ramazan-Is-Hakkındaki Kanunun Kabulü (1936)
30 Mayıs Çarşamba/15 Ra-mazan- Sultan Abdülaziz'in Vefatı (1876)
31 Mayıs Perşembe/16 Ra-mazan- Kanije Zaferi (1664)/Muş Depremi (1945)
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
YanıtlaSil"Size cennetlikleri bildireyim mi? Onlar hem zayıf oldukları hem de halk tarafından zayıf görüldükleri için kimsenin önemsemediği, fakat şöyle olacak diye yemin etseler, Allah'ın isteklerini geri çevirmeyeceği kimselerdir.
Size cehennemliklerin kimler olduğunu söyleyeyim mi? Katı kalpli, kaba, cimri ve kurularak yürüyen kibirli kimselerdir." (Buhârî, Eymân, 9; Müslim, Cennet, 47)
***
"...Allah'ım, ben zayıfım, beni güçlendir; zelîlim beni izzetli kıl. Fakirim, bana rızık ver." (Hakim, 1. 708)
8
YanıtlaSilZengin olsun, fakir olun herkes Allâh'ın kuludur.
Allah katında en kıymetli olan, yanında dūnya nîmeti bol olan değil, takva sahibi olandır.
ma-a iffet sahibi mez ing
ensa
Selîm bir kalbe sahip olan ârif kullar için, kâinâtın her köşesi ayrı bir ibret levhasıdır. Onlar, kudret-i ilâhiyyenin tabiatta vücûda getirdiği sonsuz hârikalardaki ilâhî sanatın zevkine ererler. Sermâyesi aynı toprak olan bitkilerin rengarenk yaprak ve çiçeklerine, bunlardaki menevişlere, ağaçların renk, koku, lezzet ve şekilde sonsuz farklılık arz eden meyvelerine, ancak bir-iki haftalık ömrü olduğu hâlde kelebeğin kanatlarındaki hârika desenlere, insanın yaratılışındaki hârikulâdeliğe nazar ederler. Gözün görmesi, beynin idrâk etmesi gibi sonsuz ilâhî hârikalar ve bunların "lisân-ı hâl" denilen sırlı beyanlarına dikkat eder, kulak kabartırlar.
YanıtlaSilbelma May |
YanıtlaSil2018
25
Ya Rasulallah, ya Hayra'l-beşer....
)。 A
Ey Ahmed, Muhammed, Mahmud, Mustafa!..
si 1
Senin isminle bütün dünya izzet ve şeref buldu.
Adem -aleyhisselâm-; su ve toprak içinde çile çekerken, Senin zâtın sığınılacak yer oldu.
Hem peygamberlerin sonuncususun, hem hidâyet yolusun; hem insanların en şereflisi ve hem de enbiyânın övüncüsün.
Kainatın en ücra köşesi bile Senin ahlâkının esintisi ile kokulanmış; insanlık, lütfunun nîmetiyle rızıklanmıştır.
(Hüdâyî Sala)
64
YanıtlaSilHüd Süresi Ayeti
Cox: 12 Süre: 11
"Bir adamın eceli (geldiği zaman onun ölümü bulunduğu yerde değil dey başka bir toprakta (yazılmış olursa, o kişinin bir işi ve) hâcet(i) onu oraya sıçratır (ve götürür).
Nihayeto (ölecek kişi gideceği yere varıncaya kadar atacağı adımların ve) en son adımını atarak ömrünün sonuja ulaştığı zaman Allah-u Sübhaneho onu(n rühunu oracıkta) kabzeder.
Kıyamet gününde ise toprak: 'Ya Rabbil İşte bu Senin bana emânet et. miş olduğun şeydi (şimdi onu benden alabilirsin)! der." (dhan Mace, en Sünen, 4261 2/1424, Ibng thi "Ами, Квание годы 192, 10373, el-Hakim et-Tirmizi, Nevadirul-usül, ra kam 52 halls nakam 302 1674 el-Hakim, el Misterek, rakam 1374, 2/274 el-Beyhaki, Su abu l-Iman, rakam gay, 7/172, es-Säyûtt, od-Darm- 8/10 Panantaki mandlar için Ma. el-Etyabi, Mürşidü sevil-hued, 26/155)
Tabi'înden Hayseme (Rayalu Anh) bu konuda örnek teşkil edecek bir kıs sayı şöyle anlatmıştır:
عَنْ خَيْثَمَةَ رَضِيَ الله عَنْهُ، قَالَ: دَخَلَ مَلَكُ الْمَوْتِ إِلَى سُلَيْمَانَ فَجَعَلَ يَنْظُرُ إِلَى رَجُلٍ مِنْ جُلَسَائِهِ يُدِيمُ النَّظر إليه، فلما خرج، قَالَ الرَّجُلُ : من هذا، قَالَ: «هَذَا مَلَكُ الْمَوْتِ!» قَالَ: رَأَيْتُهُ يَنْظُرُ إلَيَّ كَأَنَّهُ يُرِيدُنِي، قَالَ: «فَمَا تُرِيدُ؟» قَالَ: أُرِيدُ أَنْ تَحْمِلْنِي عَلَى الريححَتَّى تُلْقِيني بالهند، قَالَ: فَدَعَا بالريح فَحَمَلَهُ عَلَيْهَا فَالْقَتْهُ فِي الْهِنْدِ، ثُمَّ أَتَى مَلَكُ الْمَوْتِ سُلَيْمَانَ، فَقَالَ: «إِنَّكَ كُنْتَ تُدِيمُ النَّظر إلى رَجُلٍ مِنْ جُلسَائِي » قَالَ: كُنْتُ أَعْجَبُ مِنْهُ، أُمِرْتُ أَنْ أَقبضة بالهند وهو عندك.»
"Bir kere ölüm meleği (Azråîl (Aleyhisselam)) Süleyman (Aleyhisselâm)ın yanına girdi ve onun yanında oturanlardan bir adama bakmaya başladı, ona bakışı-nı devamlı sürdürüyordu.
O (ölüm meleği Süleyman (Aleyhisselamın yanından) çıkınca adam: 'Bu kim-di?' diye sordu. Süleyman (Aleyhisselam): 'İşte o ölüm meleği idi' diye cevâb ve-rince o adam: 'Ben onun sanki beni(m canımı almak) istiyormuşçasına bana baktığını gördüm' dedi.
O zaman Süleymân (Aleyhisselam): 'Peki, benden ne istiyorsun?' deyince o: 'Senden istediğim, beni rüzgârın üzerine yükleyesin de o beni Hindistan'a bıraksın' dedi.
Bunun üzerine Süleymân (Aleyhisselam) rüzgârı çağırarak adamı onun üzeri-ne yükledi, o da onu Hindistan'a bırakıverdi.
Sonra ölüm meleği Süleyman (Aleyhisselâmia (tekrar) gelince o: 'Gerçekten sen benim meclis arkadaşlarımdan bir adama sürekli bakıyordun (bunun sebebi ne idi)?' dedi.
Cüz: 12 Süre: 11
YanıtlaSilHûd Süresi - Âyet:6
65
O da: 'Ben onun hâline şaşıyordum, çünkü ben onun canını Hindistan'da almakla emrolunmuştum, halbuki o (Kudüs'te) senin yanında bulunuyordu. (Sonra o senden Hindistan'a sevkini isteyince meseleyi anladım ve hemen orada onun canını aldım)' diye cevab verdi." (İbna Ebi Şeybe, el-Musannef, rakum:35409 13/205: Ebu'ş-Şeyh, Kitabül-Azame, rakam 451, 3/917: Uzun rivayet için bkz: rakam 440, 3/901)
Âyet-i Kerîmenin Sonunda Geçen : )كل في كتاب مہین kavl-i şerifinde geçen )نہیں( kelimesi lazım ve müte'addî olarak iki türlü tefsîr edilmiştir. Birincisi-ne göre mânâ: "Her biri (kendisine bakan melekler için) çok açık olan bir Kitâb'tadır" demek olur.
Müte'addî kabûl edilmesine göre ise mânâ: "(İçinde bulunanları kendi-sine bakanlara) açıklayıcı olan (Levh-i Mahfûz nâmındaki) bir Kitâb'tadır" demektir.
"Taberî Tefsiri"nde zikredildiğine göre; "Bu cümle-i celîlenin mânâsı: "Her bir canlının sayısı, rızıklarının miktârı, karargahlarında istikrar zamanı, emânetgahlarında bekleme müddeti dâhil her şey daha Allâh-u Teâlâ onları yaratmadan önce (Levh-i Mahfûz nâmındaki) bir Kitâb'ta yazılarak tespit edilmiştir.
İşte bu ifâde-i celîle böyle büyük bir ilme sahib olan bir Zât'tan gizlenmek isteyen müşriklere (ne kadar zavallı olduklarına ve yanlış düşündüklerine dâir) Allâh-u Teâlâ tarafından bir ihbardır ki böylece Allâh-u Teâlâ onla-ra kendilerini yaratmadan önce onların her şeylerini bilen bir Zâťa elbette elbiselerine büründükleri zaman içlerinde gizledikleri şeylerin asla kapalı kalmayacağını bildirmiş olmaktadır." (et-Taberi, Câmi'u1-beyân, 12/328)
Bu hususta İbnü Ömer (Radıyallahu Anhümâ dan rivâyet edilen bir hadis-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallellahu Aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَا مِنْ زَرْعٍ عَلَى الْأَرْضِ، وَلَا ثِمَارِ عَلَى الْأَشْجَارِ، إِلَّا عَلَيْهَا مَكْتُوبٌ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ، هَذَا رِزْقُ فُلَانِ بْن فُلَانٍ، وَهَذَا قَوْلُ اللهِ تَعَالَى فِى مُحْكَم كِتَابِهِ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ إِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الْأَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ .»
"Yeryüzünde bulunan bütün ekinlerin ve ağaçların üzerinde bulunan bütün meyvelerin üstünde mutlaka 'Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıy-la! Bu, felan oğlu felanın rızkıdır diye yazılıdır. İşte Allâh-u Teâlânın, muhkem olan Kitâbındaki: 'O'nun ilmi dışında hiçbir yaprak düşmez. Ye-rin karanlıkları içindeki tek bir tâne de yoktur ki (onu bilmesin)! Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir Kitab'tadır kavl-i şerîfi bundan ibarettir." (el-Hatib, Tarihu Bağdad, rakam:2123, 4/353, el-Vahidi, el-Vesid, 2/281; İsmå'il el-Hiri, el-Kifiye fi'l-Tefsir, 3/334)
RÛHU'L - FURKĀN
YanıtlaSilTEFSÎRİ
20. Cild
Hûd Sûresi:1-60
HAZIRLAYANLAR
Mahmûd USTAOSMANOĞLU
riyasetindeki ilmî bir heyet
Bu cildde emeği geçen Cübbeli Ahmed Efendi ve arkadaşlarına Alîm ve Habîr olan Mevlâ Teâlâ'dan ecr-i azîm niyâz ederim.
Müceddid Mahmûd Efendi Hazretleri
ahıska
yayınevi
Aziz okuyucu,
YanıtlaSilTürkiye'de eğitim gündemden hiç düşmü-yor. Belki de orada düştüğümüz ve orada aya-ğa kalkacağımız için... Ama bir türlü yolu bula-mıyoruz. Saplantılarımız bizi hep çıkmaz so-kaklara daldırıyor.
Belki de, zorlu sınavları kazanan gençle-rin eğitim için üniversite kapılarında yığıldığı ve polis tarafından yüzgeri edildiği, öğretim üyele-ri tarafından fişlendiği, polise teslim edildiği, sı-nıflardan çıkarıldığı, akademik çabalarının yok farzedildiği, eğitim gündemi, gençleri eğitme-mek olan yegâne ülkeyiz. Sebep, gençlerin, inançlarından vazgeçmeden eğitim hayatına devam edebilme talebi... "Bilgiyi verin, ama ki-şiliğimizi özgürce biçimlendirmeyi bize bırakın" diyen gençler, varıp, "Sizi tornadan geçireceğiz ve tek tip insan haline getireceğiz" diyen bir monopolist karaktere tosluyor. Bu karakter sis-tem olup, ülke çocuklarını pençesine almak is-tiyor.
Çocukları anne-babalara bile güvenme-yen bir monopolist karakter bu...
Sistemin eğitim için kabul ettiği gençlerin problemi ise daha başka...
Bilim ne kadar önemli bizim eğitim siste-mimiz için?
Ya da bilim mi önemli yoksa belirli ilkeler içinde şartlandırma mı?
Dogmatizm mi egemen eğitim sistemimiz-de, yoksa eleştirel düşünme yeteneği mi?
Bizim eğitim sistemimizin öngördüğü bir insan modeli var mı? Nasıl bir kişilik oluşması-nı ister bizim eğitim sistemimiz?
Bizim eğitim sistemimiz var mı? Yoksa or-dan burdan aparılmış yöntemlere göre mi eğiti-lir çocuklarımız?
Bir istatistik belki tüm bu sorulara cevap veriyor:
75 yılda 67 Millî Eğitim Bakanının varlığı... Böyle bir ortamda sistem mi olur, eğitim mi diye sormak belki en doğrusu...
Ondan sonra çıksın ortaya, kimlik ve kişi-lik bunalımı yaşayan milyonlar...
Çıksın, yıllarca okuduğu halde belirli ülke-yi bir adım ileri götürecek bilimsel birikim edi-nemeyen nesiller...
Türkiye, eğitim alanında bilmem kaçıncı reformu yaşıyor bu yıl... Eviriyoruz, çeviriyoruz, bir türlü reforma benzer bir reform yapamıyo-ruz. On yıllar, nesillerin heba edilmesiyle geçi-
الله
YanıtlaSilyor. Bilim alanında nal topluyoruz, teknoloji alanında sadece tüketiciyiz. Nerde eğitim? Ya da eğitim varsa, bu bilim-teknoloji geriliği niye?
Bu sayımızın kapağı eğitime ayrıldı.
Bu sayımızda eski Milli Eğitim Bakanların-dan Hasan Celal Güzel ve Eski Din Öğretimi Genel Müdürlerinden Halil Hayıt Bey'lerle gö-rüştük. Bir eğitim muhasebesi yaptık. Çıkan sonuç elbet içler acısı...
Arkadaşlarımız eğitimin son durumuna İlişkin rakamlar çıkardılar. O da içler acısı.
Yunus Keleş eğitimin içinde bir insan. Onun bir değerlendirmesi var Türkiye'nin eği-tim ortamına ilişkin... Bir dokun bin âh işit tü-ründen...
Bir yanda yılları öğüten, dimağları öğüten, hafızaları öğüten bir sistem- öbür yanda, kıyı-cı, yokedici, mevcut başarıları da gözden çıka-ran bir ideolojik tavır... Sadece başını örtmüş genç kızlara yönelik amansız kıyıcılık...
Hem kel, hem fodul bir kafa yapısı...
Hangi sistem olursa olsun, sağlıklı bir eği-tim düzeni kuramamışsa, onun akıbeti tükeniş-tir. Acı olanı ise, kendisi ile birlikte toplumun geleceğini de tüketmesidir. Türkiye'de olan bu-dur. Eğitim sistemi, kısır yapısı ile toplumun geleceğini tehdit ediyor.
Bu sayımız, bir çığlıktır. Ya da toplumun çığlığına bir aksi sedadır. Kim duyar, bilinmez. Belki topluma geri dönen bir aksi seda olacak-tır bu... Toplum olarak, doğan her çocuğa karşı emanet hassasiyeti uyandıran bir ses olursa ne mutlu... Sonuçta çocuklarımızdan biz so-rumluyuz, devletten önce... Onları bize sora-caklar devletten önce... Onun için, çocukları-mızı emanet ettiğimiz sistemi de, o sistem için-de görev alan sorumluları da değerlendirme-miz gerekiyor.
Bu sayımız, umarız, böyle bir sorumluluk duygusunun oluşmasına vesile olur.
***
ALTINOLUE
YanıtlaSilaylık macmua
Eğitim sistemi
yor
Insan Kıyım
Sayı: 153
Kasım 1998
Receb 1419
Yuvamız eki ile b
Fiyatı: 425.000 TL. (KDV
http://www.altinolu
Eğitim sistemi egitmiyor öğütüyo
YanıtlaSilnin
YanıtlaSilInsan, A
ve kendi ve O, yaratılı haleli se yebilme Ve 60 ca b ebe pil
b
E ğitimin en önemli öğesi, doğru bilgidir. Doğru bilgi insan ruhuna bağışlanan bir gıdadır ve tüm erdemlerin aslıdır. İdeal bir eğitimin önündeki en büyük engel ise, bilginin yozlaştırılmasıdır.
Bunun temel nedeni de eğitici ve yönetici konumunda bulunan bazı kadroların edepten yoksun olmalarıdır.
Dünya çapında bütün insanların Kkarşı karşıya 1 kaldıkları sorunlar genelde yozlaştırılmış bilgiden ve edep yoksulu kimselerden kay-naklanmaktadır.
or em soy ğren-ahil kal-bedi ger-
İnsan
YanıtlaSilİnsan, Allah tarafından yaratılmıştır ve kendi varlığını Yaratıcı'ya borçludur. O, yaratılışı icabı kötü değildir, fakat ce-haleti sebebiyle bir biçimde kötülük işle-yebilmektedir. Bu yüzden insanın bilgi ve eğitime ihtiyacı vardır. İşte bu ihtiya-ca binaen insana öncelikle "ezeli ve ebedi Rabbin adıyla okul"(1) çağrısı ya-pılmıştır.
İnsanın bilgisi, varlığından sonra başlar, ancak onun bilgili olması yaratıl-mış olması kadar önem taşır. Çünkü in-san Allah'ı ve diğer varlıkları ilimle tanı-yabilir. Doğru bilgi, varlığı aydınlığa çı-karan ve anlaşılır kılan en üstün değer-dir. Bilinmeyen şey bir bakıma yok gibi-dir. Bunun için ilim, Kur'an'ın teklifi buy-ruklarının başında yer almıştır. (2)
İnsanı Kur'an'la Eğitmek
Dünyaya hiçbir şey bilmez halde
gelen insan, (3) hayatta kendisi için ge-rekli olan bilgileri sonradan öğrenir. De-mek ki insana rehberlik edilmesi, başka-larıyla münasebetlerini düzenli biçimde sağlayacak değerlerin ona öğretilmesi gerekmektedir. İşte bunların hepsi insa-nın eğitim ile gerçekleşir. Bunun için yü-ce Allah, insanı yaratmakla yetinmemiş, ayrıca ona kalemle yazmayı nayı ve bilmedi-ği şeyleri öğretip onu Kur'an'la eğitmiş-tir. (4)
Öğretmek, insanın bilmediği konu-
larda bilgi sahibi olmasını sağlamak, ona bilgi ve beceri kazandırmaktır. Al-lah'ın insana öğretmesi ise, onu duyu-lar, akıl ve sezgi gibi yollarla bilgi değe-rine ulaştırması; beşeri tecrübelerle oluşturulamayan ilahi ve evrensel ger-çekleri de vahyi bildirim ile insana ilet-mesidir. Görüldüğü gibi varlık ve oluşun bilgisini temsil eden ayırt edici ifadeler, insana Allah tarafından öğretilmiştir.(5)
Bütün insanlığa son peygamber olarak gönderilen "Resulü Ekrem (as)de, Allah'tan başkasından bir şey öğrenmemiş, o her şeyi Allah'tan öğren-miş ve hiçbir alanda da -haşa- cahil kal-mamıştır."(6) Çünkü ezeli ve ebedi ger-
38
nsanın Eğitimi
YanıtlaSilından yaratılmıştır atıcı'ya borçludur. değildir, fakat ce-imde kötülük işle den insanın bilgi dır. İşte bu ihtiya acelikle "ezeli Okul çağrısı
arlığından gili olması m taşır. C arlıkları il arlığı ayo n en üs bakım ur'an' almı 10
çeğin, kavranabilecek her şeyin künhü nü özünde taşıyan Kur'an, bütün netligi le onun kalbine açılmış, ondan da bu Litabı bütün dünyaya okuması ve duyur. ması istenmiştir.(7)
İlim ve Eğitim
Her çağın şaşmaz rehberi olan Kur'an, insanları bilgilendirici ve eğitici retlerle doludur. Onun temel amaçla-dan biri de, insanı aklen ve ahlaken ah'a yöneltip onu kötülüklerden ve ilce davranışlardan alıkoymaktır.
Kur'an'da ilim kelimesi, "vahiy yo-la verilen kesin ve doğru bilgi anla nda kullanılır. (8) İlim, bir şeyi veya erçeği tam olarak bilmektir. (9) Bunun in delilli olan bilgiye ilim denir. Bilginin pratik alanı ve anlamı ise bilineni uygu lamaktır. Kur'an, bilimsel bilgiden ziyade bilginin nasıl bir amaç İçin kullanılacağı Üzerinde durur; o aklın doğru kullanıl-masına rehberlik ve insanı doğru davra-nışa ikna eder. Bu da insanı eğitmek demektir.
Eğitim, insanın doğuştan getirdiği yeteneklerini geliştirme ve şekillendir-me, onu din ve dünya ile ilgili vazifelerini hakkıyla yapabilecek bir duruma getir-me faaliyetidir. (10) Görüldüğü gibi eğitim, bilginin kazanılmasını, uygulanmasını ve yaygınlaştırılmasını içermektedir. İşte bu yüzden bilgiyi öğrenmek, öğretmek, yaymak ve örgütlemek de eğitim kavra-mının anlam sahasına girmektedir.
Eğitimin amacı, sömürü sistemleri-ne boyun eğen köle vatandaş değil iyi ve olgun insan yetiştirip yeni nesli haya-ta ve İstikbale hazırlamaktır. İyi insan, edepli insandır. Bunun da en güzel ör-neği, Kur'an'ın tanıklığıyla insan-ı kamil olan Peygamber (as)dir. (11) Çünkü onu Rabbi en güzel terbiye ile eğitmiştir. De-mek ki eğitimin esas amacı, bedenin ve aklın geliştirilmesi, iradenin güçlendiril-mesi, ruha edebin verilmesi ve insanın tedip edilmesidir. Dün olduğu gibi bugün de bilgisini ve imanını kendisine rehber edinen, islamı tam olarak özümseyip
ALTINOLUK - KASIM/98
yaşama sevkini Allah sevgisiyle bütünleştiren, hayata aktif ve olum-lu biçimde katılıp sosyal değişiklik-lere öncülük eden iyi yetişmiş bir nesle ihtiyaç vardır. Hiç kuşkusuz bu ihtiyaç, bilgi ile hikmeti bütün-leştiren, insanı aktif ve verimli kılan ideal bir eğitimle karşılanabilecek tir.
YanıtlaSilEğitimin en önemli öğesi, doğ-ru bilgidir. Doğru bilgi insan ruhuna bağışlanan bir gıdadır ve tüm er-demlerin aslıdır. İdeal bir eğitimin önündeki en büyük engel ise, bilgi-nin yozlaştırılmasıdır. Bunun temel nedeni de eğitici ve yönetici konu-munda bulunan bazı kadroların edepten yoksun olmalarıdır. Dünya çapında bütün insanların karşı kar-şıya kaldıkları sorunlar genelde yozlaştırılmış bilgiden ve edep yok-sulu kimselerden kaynaklanmakta dır. Bu durum iyi bir eğitimin kişi ve toplum açısından ne kadar gerekli olduğunu ortaya koymaktadır. Öyle ise bu aşamada iyi bir eğitim için yapılması gerekenleri kısaca belirt-mekte fayda vardır.
İyi Bir Eğitim İçin
-Nesiller, ailede ve okullarda eğitilerek yetiştirilirler. İyi bir eğitim için, gerekli ilgi, yeterli bilgi ve iyi örnek çok büyük önem taşımakta dır. Temelinde sevgi, ilgi ve bilgi ol mayan hiçbir eğitim faaliyetinin ba şarılı olduğu söylenemez.
-Eğitimciler, yalnız uzman ol-dukları sahalarla sınırlı kalmayıp ayrıca bireyin şahsiyetini işleyen manevi birer mimar; en doğru ve en güzel hayat şeklini sunabilen ör-nek birer insan olmalıdırlar.
-Öğrenci ile öğretmen arasın-daki ilgi, sevgi, saygı ve samimiyet bağları koparılmamalı; hem öğret men hem de öğrenci açısından dersin manası ve takvası yitirilme-melidir. Ayrıca öğrencilere kültür dersleri, eşya dersleri gibi okutul-mamalıdır. Aksi halde gençler, iyi yetiştirilmiş birer fert olacakları yer-de zararlı birer alet haline gelirler.
-Öğrenci ve öğretmenlerin po-litize edilmesine, disiplinin bozul-masına ve eğitim standartlarının
N esiller, ailede ve okullarda eğitilerek yetiştirilirler. İyi bir eğitim için, gerekli ilgi, yeterli bilgi ve iyi örnek çok büyük önem taşımaktadır. Temelinde sevgi, ilgi ve bilgi olmayan hiçbir eğitim faaliyetinin başarılı olduğu söylenemez.
düşüşüne engel olunmalıdır. Eğitim her türlü baskıdan, laik sansürden ve yabancı değerleri millet hayatı-na taşımak için kullanılan bir araç olmaktan kurtarılmalıdır.
-Toplumun her kesiminde hu-zursuzluklara yol açan ve adeta sosyal bir illet haline gelen edep yoksunluğu mutlaka bir biçimde or-tadan kaldırılmalıdır.
-Öğrencilik, ilim yolculuğu ol-maktan çıkarılıp diploma ve not av cılığına dönüştürülmemeli; çok şe-refli bir meslek olan öğretmenlik de küçük bir memuriyet konumuna dü-şürülmemelidir. Nevar ki bu gün öğretmen boynu bükük bir memur ve selahiyetsiz bir öğretici durumu-na düşürülmek istenmektedir.
-Genel eğitim ile birlikte özel-
likle din eğitimine gereken önem
verilmelidir. Hemen herkesin kabu
ettiği gibi toplumda görülen davra
nış bozukluklarının temelinde eğiti
min, özellikle de din eğitiminin ye
tersizliği yatmaktadır. Hal böyl
iken bazı yöneticilerin ve çevreleri
din eğitimine engel olmaya çalış
maları cidden çok düşündürücüdü
Özellikle irtica ile mücadele baha
nesiyle ortaya konan ve din eğitim nin önünü kesmeyi amaçlaya haksız ve hukuksuz uygulamala millette yöneticilerine karşı bir g vensizlik meydana getirmiştir. E sorunlar liyakat, dirayet ve ilmi
ALTINOLUK - KASIM/98
siyasetle en kısa zamanda çözüm-lenmelidir.
YanıtlaSilEğitim kurumlarının dışında barınan yıkıcı güç odaklarının gençler üzerindeki olumsuz etkisi tesirsiz hale getirilmelidir. Mektepte erdem diye okutulan gerçekler pra-tik hayatta efsane imiş gibi algıla-nırken çağdaş soygun yöntemleriy-le köşe dönenler, adeta yüceltiliyor; aldatmak da zeka hakkı kabul edili-yor. Mektep Insani ve manevi de-ğerlerin kazanıldığı yer olmaktan çıkıp ideal şahsiyetlerin karalandığı veya katledildiği bir mekan haline dönüşüyor. Sonunda insanın in-sanlıktan çıkması kaçınılmaz olu-yor. Zaten genç neslin belirli bir ke-siminin iş ve eğlence yerlerindeki kabalığı ve aşırı tutumu, gelecekte-- ki yıkımın acı habercisidir.
Sonuç olarak diyebiliriz ki eği-tim kurumları değinilen olumsuz-- luklardan kurtarılmadıkça ne öğ a rencilerin akli, ahlaki ve ruhi geliş-meleri sağlanabilir ne de akademik - gayelere ulaşılabilir. Öyle ise eğiti min her kademesindeki aksaklıklar _giderilmeli, müfredat programları - çağın İhtiyaçlarına cevap verecek - tarzda yeniden düzenlenmeli, nes-lin iyi yetişmesi için eğitimin kalitesi - mutlaka yükseltilmelidir. Gerçeği söylemek ve itiraf etmek gerekirse bu güne kadar eğitimle ilgili uygula-malar ya lafta kalmış ya da hatalı olmuştur. Bundan sonra yapılması gereken en önemli iş, kişi ve top-lum yapısının en hayati besleyicisi - olan eğitim kurumlarını yeniden gözden geçirip onları iyi insan ve iyi müslüman yetiştiren müessese-ler haline getirmek olmalıdır.
Dipnotlar:
1-Alak 96/1 2-Alak 96/1,3 3-Nahl 16/78 4-Bkz. Rahman 55/1-3; Alak 96/2, 5; Bakara 2/31 5-Bkz. Bakara 2/233, 282; Nisa 4/113; Nahl 16/78 vb. 6-Hüseyin Ha-temi, İnsanlık ve Sevgi Dini İslam, S.37-38 7-Kıyamet 75/16-19; Taha 20/113-114; Maide 5/67 vb. 8-Bkz. Bakara 2/120, 145; Hud 11/14; Kehf 18/65 vb. 9-Bkz. el-Müf-redat, S.580 10-Bkz: M.Fuat, Vezalf-i Ai-le, S.24; I.Canan, Hz. Peygamber'in Sün-netinde Terbiye, S.30-31 11-Bkz. Kalem 68/4; Ahzab 33/21 vb.
39
سورة القره (٢٧-٢٤)
YanıtlaSil۱۸۹
ہو، عاجز لر كون إصولور (شهدا) نك او ضحى معناسنه لوره او نارك رسول الرحم عليه القادة والسلام معارف لری، عادتا شرك الله توحيد و يا حمادات الله خالق ارض و سماوات آراسنده به مدار
اولديغنه اشار تدر.
ان کنند صادقين بوحمل [ استرسون قرآنك مثانی با بارز تادیه وطه حرف ابند کالری سوزاری اشار تدر. وكذا، او نارك بالاكى اولد قارن وتعريضور. يعني صدق اربانی دی کی انجم مقطوری آمار ساز اون، زهقى طلب ایدر که ریب فوبوسته، یعنی شان و شبه ویوسنه وشه ی گریانی ريبة، يعني شك و شبها له قوشا که او نارك ایجنه دو شمه قفاز آدملر سکنی
افطار ] (إِن كُنتُمْ صَادِقينَ ) جمله سناك جزاء الشرطي، ما قبلتك خلاصه سيد.. تقدير قادم (إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ تَفْعَلُوا) یعنی، سوزی گرده صادقه اولسه اید یگان، با با جقد یکی
فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ )
ای آر قداس ! ( إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ تَفْعَلُوا ) جمله ی، او نلرك عليهنه بر قياس استثنائي ي تضمن المشدر او قياسه صورت تشکلی: اگر صادقه اول ایدیگی، یا با جقد یکی لکنه یا با مدیگر اویله ایسه صادقه دیگر فقط قرآن کریم، مقدمه استثنائيه برنده، یعنی [ لكن يا مديف كره ا بدل (فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا ) الحمزه جمله سنی، شکی افاده ايدن (ان) ایله سویله مشدور. بونك اسبابي ايمه، او نارك
یا با مغز دینه ایندکاری ظنی بر درجه او قامعه ایجوندر
وكذا او قياسان نتیجه سی اولان (صادقه دگاه گر) برینه ده، او نتیجه نك او چنجی درجه ده لازمنان عالمی
اولان ( فَاتَّقُوا النار ) جمله من سويله شده. تقدیر کلام: اگر صادقه اوله ایدیکنی یا با مقدیگر. لکه با پا میکنی، اویله ایسه صادقه دگانگی. او یله ایسه، خصم من اولان رسول اكرم عليه الصلاة والسلام حداد قدر اویله ای، قرآن معجز در اویله ایسه، ایمان و تصدیق از لازمدر. تا که آتشه دو شمه به سکن. ( فَاتَّقُوا النار )
بو امر الهی، اوناره با پیلان تهدید لری دهشت اندیر یور.
(إِن لَم تَفْعَلُوا ) جملہ سندھ کی ( تَفْعَلُوا ) قلم ہی، فعل مضار عدر. بو فعل، زمانه حال ایام استقبال اسنده مشترکد. (تفعَلُوا) قلمه من حروف شرطيه من اولان (ان) زمان حالدن الوب استقبال طا غلرينه آنتیور حروف جازمه ده اولان (لم) ده، استقبه الدين آلعب ماضی دره لرينه في ل تيور.
جمادات
YanıtlaSilCemadat: (Cansız gibi görü nen) donuk seyler
جراء القرط
Cezaii's-sart: Şayet gibi bir edåtla başlayan şart cümlesi-nin ikinci kısmı
آشیان
Esbah : Sebebler
فعل مضارع
Fil-i muzări: Şimdiki ve geniş zamam ifade eden fül
خالق آرش و
Halikarz ve semåvät:
تاوان
Göklerin ve yerin yaratıcısı
نية
Hasım: Düşman
ثلاثة
Hulasa: Öz
حروف جازمه
Huruf-u cizime: Önüne gel-diği muzari' fülinin sonunu cezimli yapan edatlar
حروف شرطية
Hunifu şartiye: Şart ma'nasını veren edatlar
عِلَّتْ İllet: Sebeb
استقبال
İstikbal: Gelecek (zaman(
قياس استثنائي
Kıyası istisnaî: Neticesi mukaddimesinde zikredilen
ماقبل
Makabl: Ondeki, geçmiş
مجز
Muciz: Mucize olan
مقدمة
Mukaddeme-i istisnäiye:
استثنائية
İstisnai kıyaslarda birinci õnenne
مشترك
Müşterek: Ortak olan
ريب
Rayb: Şübhe
صادق
Sadık: Doğru olup samimi bağlı olan
سقطه
Safsata: Görünüşte doğru gibi göründüğü halde gerçekte yanış olan kıyas
صدق
Sidk: Doğruluk
صُورَتِ تَشَكَّلْ
Suret-i teşekkül: Oluşma şekli
شرك
Şirk: Allah'a ortak koşma
تعريض
Ta'riz: Sözü dolaylı olarak dokundurma
تقدير كلام
Takdir-i kelâm: Zikredilme-diği halde sözün gelişinden anlaşılan ma'na
تصفن
Tazammun: İçine alma
توجيد
Tevhid: Allah'ı birleme
زمان حال
Zamanı hal: Şimdiki zaman
23-24
YanıtlaSilBu, acizler için bir usüldür. Şühedänın üçüncü ma'nasına göre, onların Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'la muarazaları, adeta sirk ile tevhid veya cemadat ile Halik-1 Arz ve Semávât arasında bir muâraza olduğuna işarettir.
ان سارعت Bu cümle "Biz istersek Kur'an'ın mislini yaparız" diye evvelce sarf ettikleri sözlerine işarettir. Ve kezâ, onların yalancı olduklarına bir ta'rizdir. Yani "Sidk erbâbı değilsiniz. Ancak safsataci adamlarsınız. Evet, siz hakkı taleb ederken rayb kuyusuna, yani sekk ve sübhe kuyusuna düşmediniz. Ancak raybe, yani sekk ve şübhelere koşarken onların içine düşmüş kafasız adamlarsınız."
itar: انصادقين cümlesinin cezâü'ş-şartı, mâkablinin hulasasıdır. Takdir-i kelâm إنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ تَفْعَلُوا Yani, "Sözünüzde sâdık olsa idiniz, yapacaktınız."
فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ
,cümlesi إن كنتم صادقين تَفْعَلُوا !Ey arkadas onların aleyhine bir kıyâs-ı istisnâîyi tazammun etmiştir. O kıyâsın sûret-i teşekkülü: "Eğer sadık olsa idiniz, yapacaktınız. Lâkin yapamadınız, öyle ise sâdık değilsiniz." Fakat Kur'ân-ı Kerîm, mukadde-me-i istisnâiye yerinde, yani "Lakin yapamadığınız"a bedel, فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا ila ahirihî- cümlesini, şekki ifade eden
)إن( ile söylemiştir. Bunun esbabı ise, onların "Yapacağız" diye ettikleri zannı bir derece okşamak içindir.
Ve kezâ o kıyâsın neticesi olan "Sâdık değilsiniz" yerine de, o neticenin üçüncü derecede lâzımının illeti olan فاتَّقُوا النار cümlesini söylemiştir. Takdir-i
kelâm: "Eğer sâdık olsa idiniz, yapacaktınız. Lâkin yapamadınız, öyle ise sâdık değilsiniz. Öyle ise, hasmınız olan Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm sådıktır. Öyle ise, Kur'ân mu'cizdir. Öyle ise, îmân ve tasdikiniz
lâzımdır. Tâ ki ateşe düşmeyesiniz." فَاتَّقُوا النار Bu emr-i İlâhî, onlara yapılan tehdidleri dehşetlendiriyor.
إنْ لَمْ تَفْعَلُوا cümlesindeki تفعلوا kelimesi, fiili muzâri'dir. Bu fiil, zaman-ı hâl ile istikbål arasında müşterektir. تفعلوا kelimesini hurûf-u şartiyeden olan ) اِن( zaman-ı hâlden alıp istikbål dağlarına atıyor. Hurûf-u câzimeden olan (J) de, istikbâlden alıp mâzî derelerine fırlatıyor.
- 1522- Kanuni Sultan
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
Süleyman'ın, Rodos'u fethi.
1920 - Bursa'nın
Yunanlılar tarafından işgali.
1950 - Türkiye'de radyoda ilk defa Kur'ân okunması.
TEMMUZ
08
SALI
13 1447 MUHARREM
RUMI: 25 HAZİRAN 1441 HIZIR: 64
BIR AYET
Sen ancak Kur'an'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseleri ikaz edebilirsin.
(Yasin: 11)
BİR HADİS
Kim bana bir defa salâvat getirirse Allah buna karşılık ona on defa rahmet eder.
Müslim, Salât: 11
Bütün ümmetin bütün salâtları ve salavatları onu duasına bir âmîn-i daimî ve bir iştirak-i umumîdir. Hatta ona getirilen her bir salavat dahi, onun duasına birer âmîndir. Sözler
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil2026 BEDIUZZAMAN TAKVIMI
-672-Eyüp Sultan Hazretlerinin vefatı.
-1421-Sultan Çelebi Mehmed'in vefatı.
- 1920-Maarif Vekâleti (Milli Eğitim Bakanlığı) kuruldu.
MAYIS
04
PAZARTESİ
BİR AYET Biz insanı en güzel biçimde
yarattık.
Tin Suresi: 4
17 1447 ZİLKA'DE
BİR HADİS
İnsanlara iyi ahlâkla muamele et!
RUMI: 21 NİSAN 1442
KASIM: 178
Cenab-ı Hak, senin ibadetine, belki hiç bir şeye muhtaç değil. Fakat sen ibadete muhtaçsın; mânen hastasın. İbadet ise, mânevî yaralarına tiryaklar hükmündedir.
Lem'alar
ve bütün mahlükatı esfel-i safilin olan fenâ-i mutlaka sukuttan, kıym metsizlikten, diyor ki insaru Bak: Hem öyle bir maksad, öyle bir gaye için saadet isteyip dua ediy
YanıtlaSilRisalet Alundige caso
TARINTE BUSON -622-Bilal-i Habeşi tarafından ilk ezanın okunması.
- 1944-Denizli Ağır Ceza Mahkemesi, Risale-i Nur eserleri hakkında beraet kararı verdi. Başta Bediüzzaman olmak üzere o güne kadar hapiste yatan 58 Nur Talebesi aynı günde tahliye edildi.
15
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
HAZİRAN
JUNE
BIR AYET Allah'tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah'ındır.
A'raf Suresi: 128
BİR HADİS
Allah her sanatkârın ve sanatının sanatkârıdır.
Ahireti inkâr etmek, dünya ve mafihayı inkâr etmek demektir.
Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.
Sözler
BENİ SADİF TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilBeni Sadiflerin Soyları:
Beni Sadifler, Beni Hadramevtlere dahildirler.
Sadif'in Ata soyu şöyledir:
Sadif b. Eslem, b. Zeyd, b. Mâlik, b. Zeyd, b. Hadramevt'ül'Ekber (1). Hadramevt ise, Kahtan'ın oğludur (2). Hadramevt'in, Kahtan'ın kardeşi Yaktan'ın oğlu olduğu da, söy-
lenir. (3).
Rivayete göre: Sadif, yurdlarını Seylül'arim bastığı zaman kavmın-dan ayrılır. Tek başına çıkar gider.
Gassån kırallarından bazılarının, onun peşinden saldığı süvariler, sulu ve ağaçlı Arap yurdlarına uğrayıp sordukça «Sadif, bizden ayrıldı. Bir daha onun yüzünü görmedik!» cevabını alırlar.
En sonunda, Sadif, Kindelere karışır, onlarla birlikte bulunur (4).
Beni Sadif Temsilcileri Medine'ye Ne Zaman Geldiler? Kaç Kişi İdiler? Nasıl Müslüman Oldular?
Beni Sadif Temsilcileri (5), hicretin onuncu yılında (6), Peygam-berimize geldiler.
Idiler.
Kendileri, ondan fazla olup uzun bacaklı, genç develer üzerinde
Üstlerinde izar ve rida (altlı üstlü elbise) ları vardı.
Peygamberimize, evile Minberi arasındakı yerde rastladılar (7). Selâm vermeden oturdular.
Peygamberimiz, onlara «Siz, Müslüman mısınız?» diye sordu.
(1) İbn-i Hazm-Cemhere s. 461
(2) İbn-i Hazm-Cemhere s. 463
(3) İbn-i Hazm-Cemhere s. 460
(4) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 62
(5) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 329
( 6) Taberi-Tarih c. 3, s. 163, İbn-i Esîr-Kâmil c. 2, s. 298, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks.
2, s. 57
(7) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 329
İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ x
YanıtlaSil176
«Evet! dediler.
Peygamberimiz «Öyle ise, ne için selâm vermediniz?» diye sordu.
Temsilciler, hemen ayağa kalktılar ve «Esselâmü aleyke Eyyühen'.
Nebiyyü ve rahmetullah!» dediler.
Peygamberimiz de «Ve aleykümüsselâm! Oturunuz!>> buyurdu. Oturdular ve Peygamberimize, namaz vakitleri hakkında sorular sordular.
Peygamberimiz de, onlara namaz vakitlerini bildirdi (8).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 30. fıkrasında «Benû Sadiflerden de takriben on kişiden diyorsa da, yanlıştır.
mürekkep bir heyet-i sefaret geldi.» (9)
Kendisinin dayandığı kaynakta gelenlerin sayısı hakkında (Aşere) on kelimesi kullanıldıktan başka buna bir de Bid'a kelimesi eklenmiştir ki yalnız bu kelime bile yediye veya üçten dokuza veya üçten beşe ve-ya birden dörde veya dörtten dokuza ve hatta birden ona ve on birden yirmiye varıncaya kadar olan sayıları ifade eder (10).
Kaetani, fıkrasının devamında şöyle diyor:
«Bunlar, seriüsseyr develere râkip idiler. Üzr denilen uzun harma-vardı. (11) nileri ve üstünde başka esvapları (Erdiye, Dozy'nin lügatında yoktur)
Kaetani'nin dayandığı kaynakta Benî Sadif Temsilcilerinin sadece uzun bacaklı ve genç develer üzerinde bulundukları açıklanmış, deve-lerin seriüsseyr olduklarından bahs edilmemiştir (12).
Belden aşağısına tutulan fota ve peştemal gibi örtülere İzar de-ve cem'i Erdiye gelir. nildiği gibi, belden yukarısına örtülenine de, müfred olarak Rida' denir
Kaetani, Dozy'nin lügatında Erdiye'yi bulacağım diye uğraşacağı-na, Rida kelimesine bakıverseydi, müşkilini hall edebilirdi.
usûlü vardır. Her şeyin bir usûlü bulunduğu gibi, lügatlara bakmanın da bir
İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 329, Ebülfida-Sire c. 4, s. 181
(9) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 53 (8)
( (11) Kaetani-İslam Tarihi c. 7, s. 53
10) Firuzâbâdi-Kamûsülmuhit c. 3, s. 5
thn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 329
-٦٣٧٤ - يَقُولُ اللهُ تَعَالَى يَا ابْنَ آدَمَ مَا تُنْصِفُي اتحبب اليك بالنعم وَتَتَمَقَّتُ إِلَى بِالْمَعَاصِي خَيْرِى إِلَيْكَ مُنْزَلَ وَشَرُّكَ إِلَى صَاعِدِ وَلا يَزال ملك كريم يأتيني عَنْكَ كُلَّ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ بِعَمَل قَبيح يَا ابْنَ آدَمَ لَوْ سمعت وصفك من غَيْرِكَ وَاَنْتَ لاَ تَعْلَمَ مَنِ الْمَوْصُوفَ لَسَارَعْتَ إِلَى مَقْته الديلمي والرافعى عن على)
YanıtlaSil6374- Allah Teala buyuruyor: "Ey Âdemoğlu! Sende in-saf yok. Sana nimetler verip ben seni seviyorum. Sense masi-vetlerle beni gazaplandırıyorsun. Sana olan iyiliğim devamlı sana inmektedir. Senin kötülüğün de bana çıkmaktadır. Güzel bir me-lek her gün, her gece bana senin çirkin amelinle gelmektedir. Ey Ademoğlu! Sendeki ayıpları başkasından duyduğun zaman he-men ona kızarsın. Oysa sen sendeki kusur ve ayıpları bilmiyor-sun."
٦٣٧٥ - يَقُولُ اللهُ تَعَالَى إِنِّي لأَجِدُنِي اَسْتَحْيِي مِنْ عَبْدِي يَرْفَعُ يَدَهُ إِلَى ثُمَّ أَرُدُّهُمَا قَالَتِ الْمَلَائِكَةُ الهَنَا لَيْسَ بِذَلِكَ أَهْلٌ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى لَكِنِّي أَهْلُ التَّقْوَى وَأَهْلُ الْمَغْفِرَةِ اُشْهِدُكُمْ أَنِّي قَدْ غَفَرْتُ لَهُ (الحكيم عن انس)
6375- Allah Teala buyuruyor: "Kul bana ellerini kadırdı-
ğında, kendimi onları boş çevirmekten utanır görüyorum. Melek-ler dediler ki: "Ey Mâbudumuz! O buna ehil değildir." Allah bu-yurdu: "Lakin benden ittika edenleri mağfirete ehilim. Onu bağış-ladığıma dair sizi tanık tutuyorum."
٦٣٧٦ - يَقُولُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ وَعِزَّتِى وَجَلَالِي لَأَنْتَقِمَنَّ مِنَ الظَّالِمِ فِي عَاجِلِهِ وَأَجَلِهِ وَلَانْتَقِمَنَّ مِمَّنْ رَأَى مَظْلُومًا فَقَدَرَ أَنْ يَنْصُرَهُ فَلَمْ يَنْصُرُهُ (طب كر
والحاكم والشيرازي والخرائطي عن ابن عباس)
6376-Allah Azze ve Celle buyuruyor:
"İzzetim ve celalim hakkı için, zalimden er geç mutlaka
intikam alacağım. Mazlumu görüp de ona yardım etmeye gücü yettiği halde yardım etmeyenden de mutlaka intikam alacağım."
包包
1475
ULEMANIN GÜCÜ
YanıtlaSilÖnemli şahsiyetler, kendilerinden sonra halef ve vâris bırakırlar. Peygamberler de kendilerinden sonra davalarını sürdürmek için ulemâyı vâris ve halef bırakmışlardır. "Ulemâ, peygamberlerin vârisleridir." hadisini sık sık terennüm ederiz. Ancak, hadisin kastettiği ulemâ kimlerdir? Siret, şemail ve vasıfları nelerdir? "Ümmetim için kötü âlim, Deccâl'den daha zararlıdır." vecizesi de hadistir. O hâlde peygamber vârisleri ile Kârun, Ümeyye b. Halef'in vârislerini ayırmak gerekir.
Hz. Peygamber'in mirası vahiydir, güzel ahlâktır, irfandır, sadakattir, emanettir, cesarettir, fedakârlık ve izzettir. Bu vasıflarla bezenenler onun vârisleridir. Cehalet, kibir, pısırıklık, taassup, taklit, korkaklık, cimrilik, donukluk ise diğer kesim ulemâsının evsaf ve verasetidir.
سورة نفره (٢٢-٢٤)
YanıtlaSilذهناری ده هم ضمایه هم استقباله کوندریور تا اونای کندی خداري سوسان بلیغ خطا را . واللى ( تَفْعَلُوا) هر ايلى إداتك اللرنده طور لى اولو نحافه اولمشدر لو اد ا تارك لو وسعر والتون الله بازيلان معلقاتار بنك قرانك باقيننه بيلا كله من كار بنی کورسونار او نار اورانی صحفه الدنى كورد كون موکره، استقبال صحیفه سیاده اول قداس اختیار
(تَفْعَلُوا ) كلم منك ( ناتوا) كلمه سنه ترجیحنده ادای ناته واردر (رکسی) قرآنك عماری او نارك عجز لندندر عجزاری ام، اردن او لما يحب فعلون ولد يعنه اشار ندر. يعني عجزار منشی، قرآنك مثالی دیگلور او مثلى عقد ندر (الكنجى) ايس: علم مرفده (ف، ع ل ) . فعلهارون ترازیسی ولدیفی کی اس و بارده ده اوزونه مایه لری ، ایشاری، واقعه لری، فقه ابری فیلد بر لفظه ايفا ليدن به فذلکه در مد انکه کنایه قبر لندن جمله لری تعبیر ایدن بر ضمیر در
ع ( وَلَنْ تَفْعَلُوا ) (لن) حروف ناصبه دن اولوب، داخل أولد يغي فعلى استقباله نقل الدين مولد و یا مؤبد اولارقه استقباله نمی اید. ديمك بو جمله نك فانكى، بل سيول بر اطمئنان و بر جدیت ایله، شاه و شبهه ایتم به روك بوحكمي وير مشدر بوند نه آخلاشی لیور که او داری
ایشلرنده حیله يوقدر.
[ سؤال ؟ ) ( فَاتَّقُوا) اتقا الله تجنب كلمهی ، ایکسیاده به معنایی افتاده اید ولی اتقانك تجنده
جهت ترجیحی نه در؟
الجواب ] اتقاء ايمانه تا بعد. یعنی اتقاء ايمان اولد قدم موكره حصوله طاير. تجنيده بو تبعيت يوقدر بناء عليه، اتقا قلم سي إيماني الدير . واتقا لفظيله ايمانه ایما و اشارت البديله بيايد. فقط تجنب قاعمرى بوایشی كوره من بونك ايجونده که (تجنبوا ) به ترجيحاً (فَاتَّقُوا) اختيار و اقامه ابد المدر. و اقامه ايد بالمدر.
( النار ) نارك (آن ) ایله تعریفی، نارك معهودیت و معاو میتند اشار تدر. چون که انبیای عظا امده ايشيتي الملك صورتيا له ذهنهارده معلوميتي تقررا يتمشدد.
سوال؟) (التی) اسمای محصوله ده اولوبه چی که دین الهی، داخل الريفي جمله ناك اولد معلوم اولد يني اقتضا اید. حالو که صاله سی اولان ( وَقُودُهَا النَّاسُ والتجارة) وله مخاطباره معلوم دگالری؟
۱۹.
آنبياي عطاء
YanıtlaSilEnbiya-yi izâm: Büyük peygamberler
Esma-yı mevsûle: Cümlenin
آشناي موصوله
iki yansım birbirine bağlayan
ما، من، الذي gibi isimler
ذلك
Feztek: Özet
حروف ناصبه
Hurufu nasıbe: Önüne gel-diği muzari' filinin sonunu üstün yapan edatlar
حصول
Husal: Meydana gelme
اعجاز
icaz: Mucize olma, herkesi aciz bırakma
إقامة
İkame: Yerine koyma
عِلْمٍ صَرْفٌ
İlm-i sarf: Kelime bilgisi ilmi
الميثان
İtminân: tatmin olma
ايقا İttika: Sakınma, çekinme
قائل
Kail: Kabul eden, söyleyen
كناية
Kinaye: Dolaylı anlatma
لفظ
Lafiz: Söz kelime
معهوديت
Mahudiyet: Bilinme, tanın-ma
معلوميت
Malumiyet: Bilinme, tanın-ma
مَنْشَأْ
Mense : Kaynak
معلقات
Muallakat (-1 seb'a): Yedi
)سَبْعَه(
askı (Cahiliye devrinde kâbeye asılan yedi şiir)
مؤبد
Müebbed: Ebedi, sonsuz
مؤكد
Miüekked: Desteklenmiş
نفى
Nefiy: Sürgün
نكته
Nikte: İnce ma'nâ
صله
Sila: "O kimse ki" gibi ism-i mevsulden sonra gelen ve onu îzah eden cümle
تقرر
Takarrur: Karar kılma
تبعيت Tebeiyet: Tabi olma
قلب
Tecenniüb: Çekinme
Süre- Bakara, 23-24
YanıtlaSilZavalli her iki edâtın ellerinde top gibi oyuncak olmuştur. Bu edåtların bu vaziyeti, zihinleri de hem mâziye, hem istikbåle gönderiyor. kendi mazîlerini süsleten belig
Ta onlar, hitābelerinin ve altın ile yazılan muallakätlarının, Kur'an'ın yakınına bile gelemediklerini görsünler. Onlar o mazi sahifelerini gördükten sonra, istikbal sahîfesini de ona kıyås etsinler,
تمام kelimesinin kelimesine tercihinde iki nükte vardır. Birincisi: Kur'ân'ın i'câzı,
onların aczlerindendir. Aczleri ise, eserden olmayıp fiilden olduğuna işarettir. Yani aczlerinin mensei, Kur'ân'ın misli değildir. O misli yapmaktandır.
İkincisi ise: İlm-i sarfta ) فع، ل ( bütün fiillerin terazisi olduğu gibi, üslûblarda da uzun hikâyeleri, işleri, vakıaları, kıssaları kısa bir lafızla îfâ eden bir fezlekedir. Sanki kinaye kabilinden cümleleri ta'bîr eden bir zamirdir.
لَنْ) وَلَنْ تَفْعَلُوا ( huruf-u nâsibeden olup, dâhil olduğu fiili istikbâle nakleder, müekked veya müebbed olarak istikbålde nefyeder.
Demek bu cümlenin käili (asm), pek büyük bir itmi'nân ve bir ciddiyet ile, şekk ve şübhe etmeyerek bu hükmü vermiştir. Bundan anlaşılıyor ki, o zâtın (am) işlerinde hile yoktur.
Sual: فاتَّقُوا İttika ile tecennüb kelimesi, ikisi de bir ma'nâ ifade ederler. İttikānın tecennübe cihet-i tercîhi nedir?
Elcevab: İttikā, îmâna tâbi'dir. Yani ittikā, îmân olduktan sonra husûle gelir. Tecennübde bu tebeiyet yoktur. Binâenaleyh, ittikā kelimesi îmânı andırır. Ve ittikā lafzıyla
îmâna îmâ ve işaret edilebilir. Fakat tecennüb kelimesi bu işi göremez. Bunun içindir ki بوا 'ye tercihen
فاتقوا ihtiyar ve ikäme edilmiştir.
آلثار Nar'ın ) ال ( ile ta'rîfi, nârın ma'hûdiyet ve ma'lûmiyetine işarettir. Çünki Enbiyâ-yı izâmdan işitilmek suretiyle zihinlerde ma'lûmiyeti takarrur etmiştir.
Sual: آلي esmâ-yı mevsûleden olup, 'sıla' denilen, dâhil olduğu cümlenin evvelce ma'lûm olduğunu iktizá eder. Halbuki sılası olan وقُودُهَا النَّاسُ والحجارة evvelce muhâtablara ma'lûm değildi?
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1938-Hatay'ın Fransız işgalinden kurtuluşu.
1939-Hatay'da bir il
kurulması kararlaştırıldı.
1942 - Başbakan Dr. Refik Saydam, İstanbul'da öldü.
2016 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Abdullah Yeğin vefat etti.
TEMMUZ
07
PAZARTESİ
12 1447 MUHARREM,
RUMI: 24 HAZİRAN 1441 HIZIR: 63
BİR AYET
Kim Allah'tan korkarsa Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükafatını arttırır.
(Talak: 5)
BİR HADİS
En temiz ve üstün kazanç, kişinin el emeği ve her türlü dürüst alışverişten kazandığıdır.
Müsned, 2: 334
Evet, zekât vermek ve iktisat etmek, mâlda bi't-tecrübe sebeb-i bereket olduğu gibi; israf etmek ile zekât vermemek sebeb-i ref'-i bereket olduğuna hadsiz vakıât vardır. Lem'alar
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1938-Hatay'ın Fransız işgalinden kurtuluşu.
1939-Hatay'da bir il
kurulması kararlaştırıldı.
1942 - Başbakan Dr. Refik Saydam, İstanbul'da öldü.
2016 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Abdullah Yeğin vefat etti.
TEMMUZ
07
PAZARTESİ
12 1447 MUHARREM,
RUMI: 24 HAZİRAN 1441 HIZIR: 63
BİR AYET
Kim Allah'tan korkarsa Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükafatını arttırır.
(Talak: 5)
BİR HADİS
En temiz ve üstün kazanç, kişinin el emeği ve her türlü dürüst alışverişten kazandığıdır.
Müsned, 2: 334
Evet, zekât vermek ve iktisat etmek, mâlda bi't-tecrübe sebeb-i bereket olduğu gibi; israf etmek ile zekât vermemek sebeb-i ref'-i bereket olduğuna hadsiz vakıât vardır. Lem'alar
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1517-Hicaz'ın fethi.
Mukaddes Emanetler Yavuz Sultan Selim'e teslim edildi.
1923 - Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kuruldu.
TEMMUZ
06
PAZAR
11 1447
MUHARREM
RUMI: 23 HAZİRAN 1441 HIZIR: 62
BIR AYET
Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline.
(Hümeze: 1)
BİR HADİS
Allah'ın en çok sevdiği kimse ahlâkı en güzel olandır.
Taberanî
Gıybet odur ki: Gıybet edilen adam hâzır olsa idi ve işitse idi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zâten gıybettir. Eğer yalan dese; hem gıybet, hem iftiradır. İki katlı çirkin bir günahtır.
Mektubat
2026 BEDIŪZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
-2000-Anayasa Mahkemesi başkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye Cumhuriyeti'nin 10. cumhurbaşkanı seçildi.
MAYIS
05
SALI
18 1447
ZİLKA'DE
RUMI: 22 NİSAN 1442
KASIM: 179
BİR AYET
O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur.
Haşir Suresi: 22
BİR HADİS
Kime dua kapısı açılırsa, ona rahmet kapıları açılır.
Ölüm, ehl-i iman için bir terhistir. Ecel terhis tezkeresidir, bir tebdil-i mekândır, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesi ve kapısıdır. Zindan-ı dünyadan çıkmak ve bağıstan-ı cinâna bir uçmaktır.
Şualar
ادة
en hafi bir nivaz adet ve bekayı istiyor ki, bilmüşahede en gizli hir Bak: Hem öyle Semi've Kerim bir Kadir'den, öyle Basir ve Rahim bir Alimidan
YanıtlaSilRisalet Ahmediye (asm)
TARINTE BUGUN -1201 Musluman tıp alimi Ibnul Cevzinin vefatı.
-1535-Barbaros Hayreddin Paşanın Preveze Zaferi.
1950-Demokrat Parti, ilk ve büyük icraatlarından biri olan, ezanın Arapça okunması yasağını kaldırdı.
2011 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Hamza Emek vefat etti.
16
PERŞEMBE
THURSDAY
HAZİRAN
JUNE
gun tarti haktır. Kimin tartıları ağır basarsa, İşte kurtulanlar onlardır.
A'raf Suresi: 8
BİR HADİS
Muhakkak Allah hiçbir hakkı geri çevirmez.
Sen bir memursun, asker gibi muvazzafsın. Öyleyse, onun namıyla çalış, onun hesabıyla sa'yet. Muhtaç olduğun bütün şeyleri sana bahşeden ve rızkını veren, muktedir olmadığın şeylerden seni hifzeden Odur. Mesnevî-i Nuriye
en'.
YanıtlaSilar
BENİ CEYŞAN TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ
Ceyşan'ın Nerede ve Ne Olduğu?
Ceyşan, Yemende bir şehir idi (1).
Oraya, Ceyşan b. Gaydan, b. Hacr, b. Zû Ruayn (Yerim), b. Zeyd, b. Sehl, b. Amr, b. Kays, b. Muaviye, b. Cüşem, b. Abd-1 Şems, b. Vâil, b. b. Sebe' gelip konduğu için, Ceyşan adı verilmiştir (2). Gavs, b. Katan, b. Züheyr, b. Gavs, b. Eymen, b. Hemeysa', b. Himyer, diye anılan cemaat, ona mensupturlar (3). Abdan b. Hacr, b. Zú Ruayn'ın da, lakabı Ceyşan olup Ceyşâniler
Beni Ceyşan Temsilcilerinin Medine'ye Gelişi:
birlikte Peygamberimize geldi (4). Rivayete göre: Ebû Vehb'ül'Ceyşâni, kavmından bazı kimselerle
sa' idi (5). Ebû Vehb'in ismi Deylem, babasının ismi de Hevşi veya Hemey-
Sormaları: Beni Ceyşan Temsilcilerinin Peygamberimizden İçkinin Hükmünü
Beni Ceyşan Temsilcileri, Yemende baldan yapılan Biti', arpa ve mizden sordular. darıdan yapılan Mizr dedikleri İçkiyi İçmenin hükmünü Peygamberi-
ye sordu. Peygamberimiz, onlara «Bunlardan, sarhoş oluyor musunuz?» di-
Temsilciler Çok içersek, bizi sarhoş eder!» dediler.
Peygamberimiz «Çoğu, sarhoş eden şeyin, azı da, haramdır!» bu-yurdu.
mülbüldan c. 2, s. 200
(1) İbn-i Abdulber-İstlab c. 4, s. 1775, İbn-i Esir-Üsdülgabe e .6, s. 330, Yakut-Muce-
(2) Yakut-Mucemülbüldan c. 2, s. 200 (3) Firůzábadi-Kamûsülmuhit c. 2, s. 276
5) İbn-i Esir-Üsdülgabe c, 6, s. 329
(4) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 359, İbn-i Abdulber-İstiab c. 4, s. 1775 (
1. T. Medine Devri X/F: 12
178
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Temsilciler, işçilerine İçirmek için şarap edinen kimse hakkında ki hükmü de, sordular.
Peygamberimiz «Her sarhoş edici içki haramdır!» buyurdu (6),
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 66. fıkrasında «Bunlar Biti' (bal ile hurmadan yapılır. di) (7)
diyorsa da, yanlıştır.
Kaetani'nin dayandığı kaynakta, Biti'ın yalnız baldan yapıldığı
açıklanmış, hurmadan hiç bahs edilmemiştir (8). Hurma koruğundan (Büsr'den) yapılan içkiye Fadih denir (9).
İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 359
(8) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 359
Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 107
(9) İbn-i Estr-Nihaye c. 3, s. 453
RABİA'TÜL ADEVİYE
YanıtlaSil-kuddise sırruhâ-
HAZRETLERİ'NİN
SEHER VAKTİ YAPTIKLARI BİR MÜNACẬT
الهي غارَتِ النُّجُومُ ونامت العيون. وأغلقت أبواب الملوك وبابك مفتوحللسائلين، الهي وسيدي ما كان نصيبي من الدنيا اعطيته للكفار وما كان نصيبي من العقبى اعطيته لعصاة المؤمنين فلاأريد من الدنيا الأذكرك ولا من العقبي الا رؤيتك. الهي لَسْتُ فِي البلوى. ولا اشكو من البلوى مرادى منك ياسولي بلا من ولا سلوى. وإن أعطيتني الدنيا وان اعطيتني العقبي فلا أرضى مِنَ الدَّارِينِ الا رؤية المولى
Allah'ım! Yıldızlar kuytularına çekildi, gözler uyudu, meliklerin kapıları kitlendi. Senin kapın ise dilenenler için açık.
Allah'ım! Efendim! Dünyadan ne nasibim varsa kâfirlere verdim. Ahiretten olan nasibimi de mü'minlerin asilerine terkettim. Dünyadan ancak zikrini, ahiretten de ancak ru'yet-i cemâlini isterim.
İlâhi! Sıkıntıda değilim, beladan şikayetçi de değilim. Ey arzu ettiğim! Senden muradım menn-ü selvä değildir. Dünya ve ukbayı versen bana yine bu iki diyarda ancak ru'yetine râzı olurum.
420
MEVLANA HÂLİD-İ BAĞDADÎ
YanıtlaSil-kuddise sırruh-HAZRETLERİ'NİN BİR DUÂSI
Ya İlâhel-alemîn!
Mürşidimizin hatırı için, bu yüce zâta lâyık bir edeb ve terbiyeyi bize nasip eyle.
Onun mülakat ve yaşaması ile, ardı arkası kesilmeyen lütuf ve ihsanıyle bize yardım et.
Ömrümün bir kısmını onun ömrüne dahil eyle. Onun himayesi sebebi ile halkı, rahatlık gölgesi altında daim kıl. Bizi onun hüsn-ü kabulü ile mutlu kıl.
Onu memnun edecek hizmetleri bize nasip eyle. Bütün hallerde hayatta kaldığımız müddetçe kadir ve kıymetini her geçen gün kalbimizde biraz daha artır.
Ey Rabbimiz!
Uhrevî kurtuluşu temin edecek bir tarzda o bizden râzı, biz ondan râzı olarak canımızı al.
Sevgili
YanıtlaSilEn sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünüm benim
*****
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çikar madem ki yar vardır
Yoktanda vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Gögsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili...
Ey sevgili...
(Sezai Karakoç)
سوره نقره (۲۵)
YanıtlaSilاشارات خود
الجواب ) ( نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ والحجارة ( آنتي بوآنندن اول نازل او لدیفہ نظر مخاطب الله اوند کسب معلومات ابتكرين بناء، اوراده ( النَّارَ ( الله ) التى ) آراسنده توصیف معا
باید مشدد.
) تو قید کردن مقصد، تهدید در تهديد لرك تأكيد ( وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ ) لید و تشدی لد بلد يكنه بناء، بوراده (ناس) کلمه سيال تأكيد اند با من و حمارة ) لفظ ارده تشدید توبیخ اید یا مشد شیله که . ده منفعت و نحات عندي طاشدن معمول معبود اتخاذ انند گاز منی یعنی او مالی مزاری ناقور قاووران آتشه او دون او المشهر در هى و الامار ، تعذيب التيدر. يعني او نه نه ایچونه بونی دو شو غیور مگر؟
(سوال ؟ ) ( اعدت للكافرين ( بو حمله ده مقامك اقتضاسی خلافته ولارق (لكم) برين
(للكافرين ) دینیا می نه یه بناء در؟
الجواب ] قرآن كريمك تعقیب ایتدیگی اصول، على الاكثر انتهارن صو رنده کالی قاعده الری فذلکه لری سویله دیگنه کوره قرآن کریم، او زارك جهنملك اولد قاريني اثبات ايدن دليلك الكنجي مقدمه سنه اشارت ایتمان اوزره اسم ظاهری ضمیر برینه، یعنی ( لِلْكَافِرِينَ ) جمله سنی، (لكم) بریند اقامه ایاله تعميم المشدر تقدير كلام ( أعِدَّتْ لَكُمْ لأَنَّكُمْ مِنَ الْكَافِرِينَ وَالنَّارُ أَعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ ) . یعنی مزار جهنم المسكن. زیرا که فرالی ساکن جهنم ده کا فر را بجوندر.
وَبَشِّرِ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًا قَالُوا هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَأَتُوا بِهِ مُتَشَابِهَا وَلَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ )
یعنی ایمان اين و البي ايشار ايشالدين مؤمناره بشارت ويركه، آغاجاري التندن نهر لر آقان جنتهار اونلی کدر. اونای او جنتکردن بر میوه بید کاری زمانه: بو بوند نه اول پیریگیز میوه کردند، دیرلری او ناره بربرینه بگذر بر صورنده رز قار کیر بایر، ویر باير و او جنته ارده او نار ايجون هر دو لو عيب و قصور پر دن پان، تمیز قادیندار وار در اونای او جنتار ده دائمی اولار مه قالا جقاله در.
۱۹۱
عَلَى الأَكْثَر
YanıtlaSilAlel-ekser: Çoğunlukla
بشارت
Beşaret: Müjde
بناءً
Binden: Dayanarak
نَفْلَكَ
Felek: Özet
اقتضا
İktiza: Gerekme
اِسْهِ ظَاهِرُ
İsmi zahir: Açık isim
اغان
İttihaz: Edinme
كنب
Kesb-i ma'lumât: Bilgiler
معلومات
kazanma
كلى
Külli: Umumi
لفظ
Lafız: Söz kelime
معبود
Mabud: Kendisine ibadet edilen
مَعْمُولٌ
Ma'mul: Yapılmış
مخاطب
Muhatab: Kendisiyle konu-şulan
مُقَدَّمه
Mukaddeme: Öne alınan, takdim edilen
نظراً
Nazaran: Bakışla
نجات
Necat: Kurtuluş
صنم
Sanem: Put
تعمية
Tamim: Umûmileştirme
تعذيب
Tazib: Azab etme
تَقْدِيرِ كَلَامٌ
Takdir-i kelâm: Zikredilme-diği halde sözün gelişinden anlaşılan ma'na
Tavsif: Vasıflandırma
توصيف تأكيد
Tekid: Kuvvetlendirme, sağlamlaştırma
تشديد
Tesdid: Şiddetlendirme
توبيخ Tevbih: Azarlama
صبير
Zamir: İsmin yerini tutan kelime
191,
YanıtlaSilElcevab: وقودها الثابة CC Ayeti, bu ayetten evvel nazil olduğuna nazaran, muhatablanm ondan kesb-i ma'lûmåt ettiklerine binden, burada 60 ile arasında tavsif muamelei yapılmıştır.
وذها الثانية Bu kayıdlardan maksad, tehdiddir. Tehdidlerin te'kid ve teşdid te'kid edilmiş ve lafzıyla da teşdid ve edildiğine binden, burada kelimesiyle tevbih edilmiştir. Şöyle ki: "Menfaat ve necât ümidiyle tastan ma'mûl ma'bûd ittihaz ettiğiniz sanemler, size ta'zib áletidir. Yani o sanemler, sizleri yakıp kavuran ateşe odun olmuşlardır. Hey zavallılarl Ne için bunu düşünmüyorsunuz?"
Sual: أبدة الكايرية Bu cümlede makamın iktizásı hilafına olarak yerine الصابرية denilmesi neye binåendir?
Elcevab: Kur'ân-ı Kerim'in ta'kib ettiği usûl, alelekser âyetlerin sonlarında külli kaideleri, fezlekeleri söylediğine göre, Kur'ân-ı Kerim, onların cehennemlik olduklarını isbat eden delilin ikinci mukaddemesine işaret etmek üzere, ism-i zahiri zamir yerine, yani الكافرين cümlesini yerine ikäme ile ta'mim etmiştir. Takdîr-i kelâm: dir أَعِدَّتْ لَكُمْ لِأَنَّكُمْ مِنَ الكَافِرِينَ وَالنَّارُ أَعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ Yani "Sizler cehennemliksiniz. Zírá kâfirlersiniz. Cehennem de kâfirler içindir."
وبشير الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُوا منها من تَمَرَةٍ رِزْقًا قَالُوا هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَأَتُوا بِهِ مُتَشَابِهَا وَلَهُمْ فِيها
ازواج مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Yani "İmân eden ve iyi işler işleyen mü'minlere beşåret ver ki, ağaçları altından nehirler akan cennetler onlarındır. Onlar, o cennetlerden bir meyve yedikleri zaman: 'Bu bundan evvel yediğimiz meyvelerdendir' derler. Onlara birbirine benzer bir surette rızıklar getirilir. verilir. Ve o cennetlerde onlar için her türlü ayıb ve kusurlardan påk, temiz kadınlar vardır. Onlar, o cennetlerde dâimî olarak kalacaklardır."
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1950- Radyolarda
Kur'an ve dinî program yayınlanma yasağı kaldırıldı.
1977 - Pakistan'daki askerî darbede, General Ziyaül Hak, Başbakan Zülfikâr Ali Butto'yu devirdi.
1993 - Başbağlar katliamında 33 şehit verildi.
BUGÜN BİRÇOK
HİKMETLERLE DOLU OLAN AŞURE GÜNÜDÜR.
TEMMUZ
05
CUMARTESİ
10 1447 MUHARREM
RUMI: 22 HAZİRAN 1441
HIZIR: 61
BİR AYET
"Ey yer suyunu yut! Ey gök suyunu tut" emri geldi. Sular çekildi, iş bitirildi, gemi Cûdî dağının üzerine oturdu ve "Kahrolsun o zâlimler topluluğu" denildi.
(Hud: 44)
BİR HADİS
Aşûre orucunu tutun; ancak bir gün önce veya bir gün sonra da tutmak sûretiyle Yahudilere muhalefet edin.
Heysemî
Kader nokta-i nazarında feci akıbetin [Kerbela Faciası] hikmeti ise: Hasan ve Hüseyin ve onların hanedanları ve nesilleri, manevî bir saltanata namzet idiler. Dünya saltanatı ile manevî saltanatın
cemi gayet müşküldür. Mektubat
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1965-Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Sıddık Süleyman Kervanı ve 1984- Molla Hamid vefat etti.
MAYIS
06
ÇARŞAMBA
19 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 23 NİSAN 1442 HIZIR: 1
BİR AYET
Her şeyi hakkıyla işiten de, her şeyi hakkıyla bilen de ancak Sensin.
Bakara Suresi: 127
BİR HADİS
İslâm garib başladı, başladığı gibi tekrar garip olacaktır.
Dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlâtlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır.
Mektubat
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil656 - Hz. Osman'ın (ra) şehadeti.
1918 - I. Dünya Harbi sonrası Rus esaretinden firar eden Bediüzzaman'a, Bulgaristan'da Sofya Ataşemiliterliği tarafından Vatana Avdet Belgesi verildi. Bediüzzaman trenle İstanbul'a hareket etti.
17
CUMA
FRIDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET
"Rabbimiz bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma!"
derler.
A'raf Suresi: 47
BİR HADİS
Kardeşinizi, bereket için dua ederek mükâfatlandırınız.
Şükrün mikyası; kanaattir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir... Şükürsüzlüğün mizanı hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram-helâl demeyip rast geleni yemektir.
HICRI: 18 ZİLKA'DE 1443 - RUMI: 4 HAZİRAN 1438
Mektubat
HIZIR: 43-GÜN 168 KALAN 197 - GÜN UZA - ODK
BENİ HANİFE TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE
YanıtlaSilMÜSLÜMAN OLUŞU
Beni Hanifelerin Soyları ve Yurdları:
Beni Hanifeler, Adnan'ın soyundan gelen (1) Rebia b. Nizar ka-
bileleri oymaklarındandır (2).
Beni Hanifelerin Ata soyları şöyledir:
Beni Hanife b. Lüceym, b. Sa'b, b. Aliy, b. Bekr, b. Vâil (3).
Bekr b. Vâil'in :
1. Aliy,
2. Yeşkür,
3. Beden
adlarında üç oğlu vardı (4).
Ally'nin :
1. Sa'b
adında bir oğlu vardı.
Sa'b'ın:
1. Malik,
2. Lüceym,
3. Ükåbe
adlarında üç oğlu vardı.
Malik'in:
1. Şehl
adında bir oğlu vardı.
Lüceym'in :
1. Hanife,
2. Icl
adlarında iki oğlu vardı.
(2) Ibn-1 Hazm-Cemhere s. 469
(3) İbn-1 Hazm-Cemhere s. 469, Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 238
(1) Kalkaşandi-Nihayetülereb 8, 238
(4) İbn-i Hazm-Cemhere a. 307
180
YanıtlaSilHanife'nin de:
1. Dül,
2. Adiy,
adlarında üç oğlu vardı (5).
3. Amir
Beni Hanife b. Lüceym, b. Sa'b, b. Aliy, b. Bekr, b. Vâil'den:
1. Beni Dül b. Hanife,
2. Beni Adiy b. Hanife,
4. Beni Sühaym b. Mürre, b. Dül, b. Hanîfe..
3. Beni Amir b. Hanife,
Beni Hanifelerin konak yerleri, Yemâme idi (7).
gibi oymaklar türemiştir (6).
Yemâme'nin eski adı Cev idi.
Yemâme bint-i Sehm, b. Tasm'dan dolayı (8) veya kapısında Cedi lerden Yemâme bint-i Mürr adında bir kadın asıldığı için, Yemâme ac
verilmiştir (9).
Yemâme, Tasm ve Cedislerin konak yerleri idi.
Yemâme ile Bahreyn arası on günlüktür.
Yemâme, Necid bölgesinden sayılır. Bölgelerin en güzeli ve en be reketlisidir. Meyva ve hurma ağaçları en çok olanıdır (10).
Beni Hanife b. Lüceym, b. Sa'blar: hurmalık ve ekinlikler, Dül b Hanifeler de, servet sahibi ve sayıca çokluk idiler (11).
Beni Hanife Temsilcileri Olarak Medine'ye Ne Zaman ve Kimler Geldiler?
gelen kişilerin sayısı ondan fazla idi (13).
Hicretin onuncu yılında (12), Beni Hanifelerin Temsilcisi olarak
Vakıdî'ye göre: on yedi kişi idiler (14).
1. Rahhal b. Unfüve,
2. Sülma b. Hanzalatüs'Suhaymi,
3. Talk b. Aliy, b. Kays,
4. Beni Şemirlerden Humran b. Cabir,
5. Aliy b. Sinan,
İbn-i Hazm-Cemhere s. 469-470
Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 238
İbn-i Hazm-Cemhere s. 309
(8) Yakut-Mucemülbüldan c. 5, s. 442
(9) Belêzüri-Ensabüleşraf c. 1, s. 105
(10) Yakut-Mucemülbüldan c. 5, s. 442 (11) İbn-i Hazm-Cemhere s. 309
(12) Taberi-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Esîr-Kâmil c. 2, s. 208, İbn-i Haldun-Tarih c. 2 ks. 2, s. 56
3) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 316, Ebülfida-Sire c. 4, s. 99
24) Vakıdľ'den naklen Zürkani-Mevahibülledünniye Şerhi c. 4, s. 22
BENİ HANİFE TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil181
6. Ak'as b. Seleme,
7. Zeyd b. Abd-i Amr,
8. Müseylime b. Habib (15),
9. Müccâa b. Murâre (16)
gelenler arasında idi.
Sülmů b. Hanzala, Temsilcilere başkanlık ediyordu (17).
rüp gözetmek üzre gerilerinde bırakmışlardı (18). Beni Hanife Temsilcileri, Müseylime'yi, hayvan ve ağırlıklarını gö
Müseylime, Peygamberimizin meclisinde bulunmayı onuruna yedi-cih etmişti. remediği için, hayvanların ve ağırlıkların yanında kalmayı kendisi ter-
Müseylime'nin, Beni Hanifeler katında mühim bir mevkii var-di (19).
Kendisine (Rahmanül'Yemâme) denirdi (20).
Beni Hanife Temsilcilerinin Ağırlanmaları, Müslüman Olmaları ve Kur'ân Öğrenmeleri:
Beni Hanife Temsilcileri, Remle bint-i Hâris'in konağına indiril-diler (21).
Sabah, akşam yemek olarak kendilerine kâh ekmekle et, kâh ek-
mekle süt, kâh ekmekle yağ verilmek, bâzan da, hurma dağıtılmak su-rtiyle ağırlandılar (22).
Beni Hanife Temsilcileri, Peygamberimizin yanına gelip selâm ver-diler, şehadet getirdiler (23). Müslüman oldular (24).
Medine'de bir kaç gün oturdular (25).
Peygamberimizin yanına gidip geldiler (26).
(15) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 316
( 16) Belázüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 105
( 17) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 316, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 56
( 18) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 223, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 316, Taberi-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 37, İbn-i Haldun-Tarih c. 2,
ks. 2, s. 56, Ebülfida-Sire c, 4, 5, 96, İbn-1 Seyyid-Uyunüleser c, 2, s. 235
(19) Kastalaní-Mevahibülledünniye c. 1, s. 312 (20) Belâzürí-Fütuhulbüldan c. 1, s. 125, Süheyli-Ravdulunf c, 7, 9, 443, Ebülfida-
Sire c. 4, s. 95 (21) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 222, İbn-i Sa'd-Tabakat e. 1, s. 316, Ebülfi-
da-Sire c. 4 , s, 95 (22) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 316, Ebülfida-Sire e. 4, s. 99
(23) İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 316
(24) İbn-i İshak, İbn-i Higam-Sire c. 4, s. 223, Taberi-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Kay-yım-Zadülmaad c. 3, s. 37, Ebülfida-Sire c. 4, 5, 99, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks.
2,. 56, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 235 fbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 316, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks, 2, a, 56
(28) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 316
183
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Übeyy b. Ka'b'dan Kur'ân-ı Kerim öğrendiler (27).
Rahhal b. Ünfüve'nin, Übeyy b. Ka'b'dan (28), okumasını öğren-diği: Bakare Sûresile Kur'ân-ı Kerim'in bazı Süreleriydi.
Peygamberimizin Müceâa b. Muráre'ye Arazi Bağışlaması ve Bu Hususta
Bir Yazı Yazması:
Peygamberimiz, Beni Hanife Temsilcilerinden Müccâa b. Murâre. ye, İstemiş olduğu sahipsiz, ölü, hâli bir araziyi bağışlamıştı (29). Kendisine bu hususta bir de, yazı yazıp verdi.
Yazıda şöyle buyurdu:
«BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Bu, Allahın Resûlü Muhammed'in, Müccâa b. Murâre b. Sülma için yazdığı yazıdır.
Ben, sana Gavre'yl, Gurâbe'yi ve Hubel'l verdim, tapuladım. Bu hususta, sana itiraz eden kimse, bana getirilsin!» (30)
Peygamberimizin, Müccaa b. Muráre'ye vermiş olduğu Gavre, Gura-be ve Hubel Yemáme nahiyelerindendir (31).
Beni Hanife Temsilcilerine Bahşişler Verilmesi ve Müseylime'nin Peygamberimizden Halifelik İstemeğe Kalkışması:
Beni Hanife Temsilcileri, yurdlarına dönmek istedikleri zaman, Peygamberimiz, onların her birine bahşiş olarak beşer ukiye gümüş ve rilmesini emr etti ve verildi (32).
Temsilciler «Yå Resûlallah! Bizim için ağırlıklarımızı ve hayvan-larımızı görüp gözetsin, korusun diye bir arkadaşımızı gerimizde bırak-mıştık! dediler.
Peygamberimiz, ona da, arkadaşları hakkında olduğu gibi beş ukı-ye gümüş verilmesi için emir verdi ve «O, ağırlıklarınızı ve hayvanla-rınızı koruduğuna göre, sizin en kötünüz, en işe yaramayanınız de ğildir!» buyurdu.
Peygamberimizin bu sözü, Müseylime'ye haber verilince «Peygam-
(27) İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 56 (
28) İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 316, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 56
( 29) Belâzürl-Fütuhulbüldan c. 1, s. 105 (
30) Ebû Ubeyd-Kitabülemval s. 396, Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 111 (31) Yakut-Mucemülbüldan c. 4, s. 218
(32) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 317
BENİ HANIFE TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil183
berlik işinin, Kendisinden sonra bana kalacağını anladı! (33) da, böy-le söyledi (34).
Eğer, Muhammed, Kendisinden sonra, Peygamberlik işini bana bi-rakır, beni Halife yaparsa, Kendisine tabi olurum!» dedi.
Peygamberimizin Müseylime'ye Cevabı:
Peygamberimiz, yanına hatib'i Sabit b. Kays b. Şemmås'ül'Ensari'yi alarak Müseylime'ye gitti.
Peygamberimizin elinde Hurma dalından bir değnek vardı.
Arkadaşlarının içinde bulunduğu sırada, Müseylime'nin üzerine varıp durdu.
Onunla konuştu.
Müseylime, Peygamberlik pâyesinden, kendisine bir pay verilmesi-ni istedi.
Peygamberimiz Değil Peygamberlikten bir pay, şu elimdeki dal parçasını da, benden istesen, onu bile sana vermem!
Sen de, Allâhın, senin hakkındaki hüküm ve takdirini geçemezsin!
Eğer, sen, bana ve hakka karşı koyarsan, Allâh, seni muhakkak he-låk ve yok eder!
Kesin olarak sanırım ki sen, kendisinde gördüklerime göre rü'-yamda bana gösterilen kişisindir!
İşte, şu zat, Sabit b. Kays'dır.
Benim tarafımdan sana gereken cevabı o, verecektir! buyurduk-tan sonra Müseylime'nin yanından ayrıldı (35).
Peygamberimizin Müseylime İle Esved'ül'Ansi Hakkında Gördüğü Rü'ya:
Peygamberimiz, Müseylime ile Esved'ül'Ansi hakkında gördüğü rü'yayı da, şöyle anlatmış «Ben, uyurken, rü'yamda iki kolumda iki al-
tın bilezik gördüm. Bundan, hiç hoşlanmadım. Bunlar, kadın ziyneti olduğu için, bana tasa verdi.
Sonra, rü'yamda, bu bileziklere üflemekliğim, bana vahy olundu.
Ben de, onlara üfledim. Her ikisi de, uçup gitti. Ben, bu iki bileziği, benden sonra çıkacak iki yalancıya yordum: Birisi San'a Hâkimi Ansi, o birisi de, Yemâme Hâkimi Müseylime'-
dir! buyurmuştu (36)
(33) İbn-1 İshak, İbn-1 Hisam-Sire c. 4, s. 223, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 317, Taberf-Tarih c. 3, s. 162, Ebülfida-Sire c, 4, s. 99-100, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 37, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 235-236
( 34) Ebülfida-Sire c, 4, s. 96, 100
35) Buhari-Sabih e. 5, s. 118-119, Müslim-Sahih c. 4, s. 1780-1781
(36 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned a 3, s. 86, Buhari-Sahih c. 5, s. 118, 120, Müslim-Sa-
hih c. 4, s. 1780, 1781, Tirmizi-Sünen c. 4, s. 542
184
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Peygamberimizin Beni Hanife Temsilcilerine Emir ve Tavsiyesi :
Matra, su kabı verdi ve «Yurdunuza vardığınız zaman, kilisenizi yıkı. Peygamberimiz, Beni Hanife Temsilcilerine, içinde su bulunan bir nız! Yerine, bu suyu saçınız ve orayı mescid edininiz, yapınız! bu
yurdu (37).
Kilise, Kurran'da idi (38)
Kurran, Yemâme'de bir köydür (39).
Beni Hanife Temsilcileri, Yemâme'ye döndüler ve Peygamberimi-yerine getirdiler (40). zin buyruğunu, yen
Matrayı, Medine'den getiren Ak'as b. Seleme, Matra'daki suyu, yn-kılan kilisenin yerine saçtı (41). Matra, kendisinin yanında kaldı (42).
Kurran Papasının Ezan Sesini İşitince Kaçıp Gitmesi:
Beni Hanife Temsilcilerinden Talk b. Aliy, Kurran mescidinin Mü-ezzini oldu (43).
Kilisenin papası, ezan sesini işitince, «Bu, bir hak Kelimesidir ve hak dåvetidir!» diyerek oradan kaçıp gitti (44).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, (Beni Hanifelerin Sefâreti) başlıklı 33. fıkrasında: «He yet-i sefaret takriben on kişiden terekküp ediyordu.» (45) diyorsa da, yanlıştır.
İbn-i Sa'd'e göre: Temsilciler, on değil, ondan fazla idiler (46). Hatta, Vâkıdi'ye göre on yedi kişi idiler ki, doğrudur (47)
mezru' bir arazi» (48)
Kaetani, aynı fıkrasında «Israri üzerine Peygamber, buna gayr-ı
diyorsa da, yanlıştır.
(Arzan mevâten) demek, sâdece ekilmemiş demek değildir. Ekil-
(37) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 317, Ebülfida-Sire c. 4, s. 100
(38) İbn-i Esir-Usdülgabe c, 1, s. 132
(39) Yakut-Mucemülbüldan c. 4, s. 318
( 40) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 317, Ebülfida-Sire c. 4, s. 100
(41) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 1, s. 132
(42) İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 317
(43 (44) İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 317
) İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 317, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 56
(45) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 63
(46) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 316
47) Zürkani-Mevahibülledünniye Şerhi c. 4, s. 22
(
(48) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 63
BENİ HANIFE TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil185
lunmayan hâli arazi demektir (49). memiş, imar edilmemiş olan, üzerinde hiç kimsenin hakkı ve ilişkisi bu-
Kaetani, yine aynı fıkrasında «Her gün, onlara müstesnå yiyecek-ler, hurma, ekmek ve tere yağı verilmesini emr eyledi.» (50) diyorsa da, yanlıştır.
Kendisinin dayandığı kaynakta böyle değil, «Sabah, akşam yemeği olarak kâh ekmekle et, kâh ekmekle süt, kâh ekmekle yağ, bâzan da, hurma dağıtılmak suretile ağırlandıkları açıklanmıştır (51)
Kaetani'nin 1 numaralı uzun notundaki çelişkili iddiasına gelince, İbn-i İshak'la Våkıdi gibi güvenilir olduğu kabul edilen kaynakların ri-vayet ettikleri Hadis'in bir kısmının kabul, bir kısmının ise tekzip olu-nabileceği hakkında bir kaide bilmiyoruz.
Peygamberimizin yanına gitmeyi onuruna yediremeyerek kendi Isteğiyle hayvanların ve ağırlıkların yanında kalan Müseylimenin deve çobanı olduğunu da, Kaetani'den işitiyoruz!
Bütün bunlar, Kaetani'nin ipe sapa gelmez, üzerlerinde durulma-ğa değmez boş laflarından ibarettir.
Kaetani, 2 numaralı notunda Belȧzüri'nin, Kasım b. Selâm'dan, onun da Hâris b. Mürretül'Hanefi'den, onun da Hişam b. İsmail'den naklen kayd ettiği bir vesika hakkında «Gûya bir vesikanın metnini
görüyoruz." (52)
diyerek istihfaf etmektedir.
Halbuki, Kaetani'nin, kitabında «Bunu, Belâzüri gibi iyi bir men-ba temin ediyordu.» (53)
diyerek tezâda ve çelişkiye düştüğü de, görülür.
İsnad gösterilmediği zaman, isnadsız olduğunu ileri süren, isnadlı olduğu zaman da, söyleyecek söz bulamayarak işi alaya ve istihfafa dö-ken bir zihniyete karşı en uygun cevap hiç aldırış etmemek ise de, işin, İç yüzüne vakıf olmayanları da, düşünmek gerekeceğinden, susmamayı tercih ediyoruz.
Kaetani'nin bahis konusu ettiği vesika, yalnız Belâzüri tarafından değil, ondan önce, Ebû Ubeyd (vefatı: 224 Hicri) gibi büyük bir otori-te tarafından da, aynen nakl edilmiş bulunmaktadır (54).
Kaetani, 3 numaralı notunda Müseylime'nin, Peygamberimize bazı tekliflerde bulunuşu hadisesini bir masal saymakta ve bunun «11. se-ne-i hicriyede Han'felerin Reisi, honriz Halid b. Velid tarafından 12. se-
(49) Ibn-1 Eslr-Nihaye c. 4, s. 370
(50) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 63
(51) İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 316
(52) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 66
(53) Knetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 42
(54) Ebû Ubeyd-Kitabülemval s. 396
181
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
nede meşhur Yemâme muharebesinde verilen cezay-1 müdhişe müstahik göstermek üzre icad edilmişlerdir.
İbn-i İshak, böyle bir muhavere vukua geldiği hakkındaki iddia nın sıhhatını inkâr eden bazı Ehadis hatıratını kayd eder. (55) demektedir.
Eğer Kaetani'nin araya araya fon-1 İshakta bulabildiği Bazm Eha-dis hatırat indan maksadı, Beni Hanife Temsilcilerinin ayrılacaklanı ve bahşişlerini aldıkları sırada, hayvanlariyle ağırlıklarının yanında bir arkadaşlarını bırakmış olduklarını Peygamberimize anmış olmalan hakkındaki rivayet ise, bu,ne Medine'de kalındığı müddetçe, Müseyli-me'nin, Peygamberimizle, ne de Peygamberimizin gidip onunla hiç görüşmemiş, konuşmamış olduğunu göstermez. Kaldı ki, İbn-i İshak, Müseylime'nin, arkadaşlarile birlikte Peygamberimize geldiğini ve el-bisesine bürünerek tanınmamağa çalıştığını da açıklamış bulunmak-tadır (56).
Kaetani'nin masal saymak istediği hadise, yalnız Belâzüri tarafın-dan değil, Buharl ve Müslim gibi otoriteler tarafından da, rivayet edil-
miştir (57)
İslâm davasını baltalamak ve şahsi bir saltanat kurmak için İs låm Devletine karşı ayaklanan Müseylime'nin öldürülmesini bir hak-sızlık sayan ve bu yüzden Halid b. Velid'i kan dökücü diye kınayan, İslamiyetin yayılmasından, kökleşmesinden tedirgin olarak hådiseyi kökten Inkår etmekten başka çare bulamayan Kaetani'ye «Allah nû-runu tamamlayıp, senin tedirginliğini artırsın!» demekten daha te sirli söz olamazl
(55 ) Kaetani-İslam Tarihi c. 7, s. 66-67
( 50) fon-i lahak, thn-i Higam-Sire c. 4, 222-223
(57) Buhari-Sahih e. 5, s. 118-119, Müslim-Sahih e. 4, s. 1780-1781
Varlığının başlangıcı ve sonu olmayan, zâtında ve sıfatlarında eşi benzeri bulunmayan; kâinâtın Hâlik'ı, âlemlerin Rabb'i, dilek makamının en yücesi, ümit makamının en keremlisi, merhametlilerin en merhametlisi olan Allah-u zül-celâl vel-kemâl Hazretleri'ne; O'nun sevdiği ve beğendiği şekilde bitmez-tükenmez hamd-ü senâlar olsun.
YanıtlaSilBütün kâinat zât-ı Ahmedî'si ve nûr-i Muhammedî'si şerefine yaratılan, Allah-u Teâlâ'nın yüce Resul'ü ve biricik Habib'i, Rubûbiyet esrarının emini, ahlâk-ı hamide'nin ve eşsiz faziletlerin menbaı, dünya ve âhirette en büyük rehberimiz, en güzel numunemiz, Peygamberimiz Efendimiz'e, onun diğer peygamber kardeşlerine, hepsinin Al ve Ashâb-ı kiram'ına, etbâına, ihsan duygusuyla kıyamete kadar onlara tâbi olup izinden gidenlere; sonsuzların sonsuzuna kadar salât-ü selâmlar olsun.
EZELDEN EBEDE SELATU SELAM BÜTÜN MÜMİNLERİN ÜSTÜNE OLSUN. ALLAH RAHMET EYLESİN MEKANI CENNET OLSUN İNŞALLAH
YanıtlaSilsele nan asil erin
YanıtlaSilbol ve yeterlidir. Allah-u Teâla'nın Süleyman Aleyhisselâm'a verdiği ihsan ve ikramlar, onlann mal ve mülklerine karşı herhangi bir arzu besletmeyecek derecede
Teklifini kabul etmedikleri takdirde savaşa hazır olduğunu ilan etti. Hediyeleri geri çevirirken heyet başkanına hitaben son kararını şöyle
açıkladı:
ارجع اليهم فلناتينهم بجنود لا قبل لهم بها ولنخرجنهم منها اذلة وهم صاغرون.
"Onlara dön! İyi bilsinler ki, kendilerine aslā karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları muhakkak surette hor ve hakir bir halde oradan çıkarırız." (Neml: 37)
İslâmiyet'i kabul etmeyip şirk ve küfür içinde yaşamaya devam ederlerse, onlara yapacağımızı biliriz.
Dâvete İcabet:
Belkıs'ın elçileri hediyelerle birlikte memleketlerine geri döndüler. Süleyman Aleyhisselâm'ın tehditkår sözlerini, saltanatının büyüklüğünü, ordusunun kuvvetini, görüp işittiklerini bir bir anlattılar.
Gerçekten de o devrin en güçlü devleti onun idaresinde idi ve ezici bir güce sahip ordusu vardı. Onun gayesi memleketleri istilä etmek değil, yoldan çıkan insanları Allah-u Teâlâ'nın varlığından birliğinden haberdar etmekti.
Belkıs Süleyman Aleyhisselâm'ın sıradan bir hükümdar olmadığını, Allah-u Teâlâ tarafından gönderilen ve desteklenen bir peygamber olduğunu, tehdit ve uyarılarında haklı bulunduğunu, emrine karşı gelmeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini anlamakta gecikmedi. Bu kanaatini kavmine de açıklamaktan çekinmedi.
Bunun üzerine hep birlikte Süleyman Aleyhisselâm'a müslüman olarak teslim olmaya karar verdiler. Başlarında Belkıs'la beraber, kavminin ileri gelenleri ve kalabalık bir insan topluluğu yola çıktılar.
Belkıs yola çıkmadan önce hükümdarlık tahtını sarayın en muhkem ve gizli bir yerine koyarak, kapılarını kilitlemeyi ihmal etmemişti.
Belkıs'ın Tahtı:
Süleyman Aleyhisselâm Belkıs'la beraber Sebe heyetinin gelmekte olduğunu öğrenince, Allah-u Teâlâ'nın kendisine tahsis buyurduğu
711
mucizelerden bir kısmını onlara göstermeyi, böylece hiç tereddüde Emrinde çalışan cinlerin ve insanların ileri gelenlerini toplayarak onlara kapılmadan iman şerefiyle müşerref olmalarını arzu etti. dedi ki:
YanıtlaSilيا أَيُّهَا الْمَلوا أَيُّكُم يأتيني بعرشها قبل أن يأتوني مسلمين.
önce, hanginiz o Melike'nin tahtını bana getirebilir?" "Ey ileri gelenler! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden
(Neml: 38) Bu. Hüdhüdün haber verdiği taht idi. Kendisinden önce o muhteşem tahtının Kudüs'e celbedilmesini muvafık görmüştü.
Ayet-i kerime'de:
عفريت من الجن.
"Cinlerden bir ifrit." (Neml: 39)
Diye geçen, şer ve kötülükte, şeytanlıkta ileri gitmiş, tuttuğunu koparan, kuvvetli ve becerikli bir cin şöyle dedi:
أنا آتيك به قَبْلَ أَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَ وَإِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِينٌ.
"Sen makamından kalkmadan, ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve benim sözüme güvenilir." (Neml: 39)
Bu beyanı ile en küçük bir ihanette bulunmayacağına, bir ziyana uğratmadan, bir yerini değiştirmeden getireceğine açıkça teminat vermiş oluyordu.
Süleyman Aleyhisselâm o zamanı uzun buldu. Daha önce gelmesini arzu buyurdu.
Bu hassas ve ince nokta Ayet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
メロン قَالَ الَّذِي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ .
"Kitap'tan ilmi olan kimse ise: 'Sen gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm.' dedi." (Neml: 40)
Kitap'tan ilmi olan bu zâtın Hızır Aleyhisselâm olduğu mervidir.
Onun iddiası İfrit'inki gibi kuru bir iddia olarak kalınamış, getiririm demesiyle tahtın yanlarında hazır olması bir olmuştu. Yani söyleyinceye kadar getirmişti bile. Çünkü ilmini biliyordu.
712
de
YanıtlaSilKendileri gelmezden önce tahtını, olduğu şekliyle getirmenin harikulade bir hadise olduğu şüphesizdir.
Süleyman Aleyhisselâm, bir benzeri başkasına verilmemiş olan bu saltanat ve nimetleri sonsuz sükürle karşılıyor, bunu kendisine müyesser
Jalan Allah-u Teālā'ya şükranlarını arzediyordu. Avet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
فَلَمَّارَاهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هَذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُونِي وَاشْكُرُ امْ اكْفُرُ وَمِن شكر فَإِنَّمَا يَشْكُر لنفسه .
"Süleyman, tahtı yanı başına yerleşivermiş görünce dedi ki: Bu Rabb'imin lütfundandır. 'Şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim?' diye beni imtihan etmek istiyor." (Neml: 40)
"Filân kişi getirdi!" demedi. "Rabb'im beni deniyor." dedi. Allah-u Teålä onu peygamber seçtiği için, lütfunu da koyduğu için hemen anladı. O Allah ki; tahtı da bir anda, kainatı da bir anda bir yerden bir yere
nakletmeye kadirdir, değil insanı!
... ومن كفر فإن ربي غني كريم .
"Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, muhakkak ki Rabb'im müstağnîdir, kerem sahibidir." (Neml: 40)
Allah-u Teâlâ "Gani"dir, kimsenin teşekkürüne muhtaç değildir. Şükrün terkedilmesi, Zât-ı ehadiyet'ine halel getirmez. "Kerim"dir, şükretmeyen kullarını da nimetlerinden istifade ettirir, onları hemen cezalandırıvermez.
Süleyman Aleyhisselâm daha sonra, gelmek üzere olan Belkıs ile âni karşılaşmanın hazırlıklarına başladı. Geldiği zaman tahtını tanıyıp tanımayacağını denemek için, bazı vasıflarının değiştirilmesini emretti.
Buyurdu ki:
نكروا لها عرشها ننظر اتهْتَدِى أَمْ تَكُونُ مِنَ الَّذِينَ لَا يَهْتَدُونَ.
"Onun tahtını tanınmaz hale getirin. Bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanımayacak mı?" (Neml: 41)
Süleyman Aleyhisselâm, Belkıs'ın hidayet yolunu bulmasına yardımcı olmak için böyle yapmayı arzu etmişti.
713
Belkıs Huzurda
YanıtlaSilUzun bir yolculuktan sonra nihayet Sebe heyeti Kudüs'e geldiler Belkas beraberindekilerle birlikte huzura çıktı.
Süleyman Aleyhisselam, iläveler ve eksiltmeler yapılarak değiştirilmiş haliyle tahtını ona gösterdi ve:
.... اهكذا عرشك .
"Senin tahtın böyle miydi?" diye sordu. (Neml: 42)
Melike gerçekten akıllı bir kadındı. Her ne kadar tanınmayacak håle getirilmişse bile, tahtında gördüğü izler göz aşınalığı yaptı, tanır gibi oldu. Bir de aradaki mesafenin uzaklığını, kilitli ve bekçilerle muhafazalı bir yerde bırakıp geldiğini göz önüne getirdi. Ani bir bocalama geçirdi. "Odur!" dese belki değildir; "Değildir!" dese belki odur. Ne reddetti ne de doğruladı. Kesin bir şey söylemedi.
. كانه هو .
"Tıpkı o!" demek mecburiyetinde kaldı. (Neml: 42)
İyice düşündükten sonra, tahtın kendi tahtı olduğunu, yapı olarak aynı ve fakat şekil olarak tanınmaz hale getirilmesindeki yapılan değişiklikleri hemen anladı. Tahtın orada hazır bulundurulmasının Süleyman Aleyhisselâm'ın mucizelerinden bir mucize olduğuna kesin kanaatı hâsıl oldu.
Ve şöyle söyledi:
... وأوتينا العلم من قبلها وكنا مسلمين.
"Zaten bize daha önce bilgi verilmişti ve biz teslimiyet göstermiştik." (Neml: 42)
Çünkü Belkıs'ın o zamana kadar hakikati araştırıcı bazı müşâhadeleri olmuştu. Mektubu bir kuşun getirişi, hediyelerin kabul edilmeyişi, diğer görülen ve işitilenler... hep edindikleri bu bilgiyi kendilerine sağlamış bulunuyordu.
Bunun içindir ki Süleyman Aleyhisselâm'ın nübüvvetini tasdik ederek ona teslim olmayı lüzumlu gördüler.
Gecikmelerinin sebebini ise Allah-u Teâlâ Ayet-i kerime'sinde şöyle beyan buyuruyor:
4
ler
YanıtlaSile
وصدها ما كانت تعبد من دون الله ....
"Onu, Allah'tan başka taptığı şeyler alıkoymuştu." (Neml: 43) Beseri sistemler, atalarının yolunu takip etme sevdası onun ve ona tabi planların Allah yolunu bulmasına engel olmuştu.
... أنها كانت من قوم كافرين.
"Çünkü kendisi kâfir bir kavimdendi." (Neml: 43)
Küfürde kök salmış bir topluluğun arasında doğmuş büyümüş, o da onların yolunu tutmuştu. Süleyman Aleyhisselâm ile karşılaşır karşılaşmaz, Hakk'ı tanıdı, hakikati gördü ve böylece aradaki engel de ortadan kalkmış oldu.
Billur Köşk:
Süleyman Aleyhisselâm, Belkıs gelmeden önce büyük bir köşk inşa ettirmişti. Salon kısmı suyun üzerine oturtulmuş, içine balık ve diğer bazı deniz hayvanları konulmuş, üzeri de şeffaf cam ile döşenmişti. O ince cam tabaka, adeta bir su havuzu gibi görünüyordu. Bu durumu bilmeyip de aniden görenlere, içi su dolu bir havuz intibaını verecek bir güzellikte idi.
Belkıs köşke davet edildiğinde salondan geçerken zeminin şeffaf bir madde olduğunu farkedemedi. Suya girip de karşıya geçeceğini sandı, ıslanmasın diye de eteklerini toplamaya başladı.
Ayet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
قِيلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَ فَلَمَّا رَأَتُهُ حسبته لجةً وكشفت عن ساقيها .
"Ona: 'Köşke gir!' denildi. Köşkü görünce zeminini derin bir su sandı ve eteğini çekti." (Neml: 44) Burası öyle ince bir sanat mimarisi idi ki, Belkıs suya girmekte
olduğundan şüphe dahi etmemişti.
Süleyman Aleyhiselâm duruma müdahale etti.
.... قال انه صرح ممرد من قوارير ... إِنَّهُ مِنْ
44) "'Bu billurdan yapılmış, şeffaf bir zemindir.' dedi." (Neml:
715
Böyle bir manzarayı göstermiş olması, onun için uyanma vesiles olmuştu. Buradaki asıl gücün Kudretullah olduğunu kavradı Dergahı ulühiyete iltică ederek şöyle dua etti
YanıtlaSilقالت رب الى ظلمت نفسي .
"Dedi ki: 'Ey Rabbim! Gerçekten ben nefsime zulmettim,
(Neml 44)
Güneşe tapmak suretiyle şirk koşturn ve kendime yazık ettim.
.... واسلمت مع سليمن الله رب العالمين.
"Süleyman'la beraber onun maiyetinde âlemlerin Rabb'i olan Allah'a teslim oldum." (Neml: 44)
Belkıs ile birlikte kavmi de müslüman oldular, güneşe tapınmak gibi bir sapıklıktan kurtuldular.
Süleyman Aleyhisselâm onunla izdivaç yapmış, memleketine yine hükümdar olarak göndermişti.
Belkıs'ın iman edip memleketine dönmesinden hemen sonra, şarktan ve garptan birçok hükümdarlar Kudüs'e gelerek Süleyman Aleyhisselâm'a biät ettiler, bağlılıklarını dile getirdiler.
At Sevgisi:
Süleyman Aleyhisselâm'ın sahip olduğu soylu atlar da, Allah-u Teâlä'nın ona ikramda ve ihsanda bulunduğu nimetlerdendir. Dururken sakin, koşarken de hızlı koşan atların kendisine arzedilmesini isterdi.
Yine bir gün akşam üzeriydi. Atların, huzuruna getirilmesini emretti.
Ayet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
اذ عرض عليه بالعشى الصافنات الجياد.
"Ona bir akşamüstü, üç ayağının üzerine durup bir ayağını tırnağının üzerine diken, çalımlı safkan koşu atları sunulmuştu."
(Sad: 31)
Bu, atların en güzel duruş şeklidir.
Süleyman Aleyhisselâm onları çok sever ve bizzat ilgilenirdi. Onun bu sevgisi nefsânî değildi. Onlara Allah-u Teâlâ'nın mümtaz vasıflarla yarattığı bir mahlük nazarı ile bakardı.
716
allesi
YanıtlaSilHer beyanı, her hål ve ahvali insanlara bir numune bir ders olan peygamber şöyle buyurdu:
... أني احببتُ حُبُّ الْخَيْرِ عَن ذِكْرِ رَبِّي .
"Ben mal sevgisini Rabb'imi anmama vesile olduğu için tercih ettim." (Sad: 32)
Atlar önünden geçmeye başladılar. Onlara bakıp dururken, Ayet-i kerime'de buyurulduğu üzere:
... حتى توارت بالحجاب .
"Tâ ki toz perdesi altında gözden kayboldular." (Sad: 32)
Fakat atlara olan sevgisinden dolayı onlara doyamadı.
رُدُّوهَا عَلَى.
"Onları bana getirin!" buyurdu. (Sâd: 33)
Getirdiklerinde her birini sevmeye vücutlarını sıvazlamaya başladı. Ayet-i kerime'de:
... فَطَفَقَ مَسحا بالسوق والأعناق .
"Bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı." buyuruluyor. (Sad: 33)
At, Allah-u Teâlâ'nın Kur'an-ı kerim'de üzerlerine yemin ettiği yaratıklarındandır.
Ayet-i kerime'sinde:
والعاديات ضبحا .
"Andolsun o koştukça koşanlara!" buyuruyor. (Adiyāt: 1)
Süleyman Aleyhisselâm'ın İmtihanı:
İnsanoğlunun ömrü imtihanlarla ibtilālarla doludur. Kişi dinin bağlılıkta samimi olduğu nispette imtihanlarla karşılaşır. En şiddetli ibtilala peygamberlere gelir, sonra diğer müminlere gelir.
71
260
YanıtlaSil27. en-Neml Sûresi
Ayet
GÖZ AÇIP KAPAMADAN ONU GETİRİRİM
تف ط قَالَ يَا أَيُّهَا الْمَلَؤُا أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَنْ يَأْتُونِي مُسْلِمِينَ (۳۸) قال عفريت مِنَ الجن انا اتيك به قبل أنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَ وَإِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِينٌ ﴿۳۹﴾ قَالَ الَّذِي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ أَنَا أَتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَاهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هَذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَنْ شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ ﴿٤٠﴾ قَالَ نَكِّرُوا لَهَا عَرْشَهَا نَنْظُرْ أَتَهْتَدَى لَمْ تَكُونُ مِنَ الَّذِينَ لَا يَهْتَدُونَ ﴿٤١﴾ فَلَمَّا جَاءَتْ قِيلَ أَهْكَذَا عَرْشُكِ قَالَتْ كَأَنَّهُ هُوَ وَأُوتِينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِمِينَ (٤٢) وَصَدَّهَا مَا كَانَتْ تَعْبُدُ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنَّهَا كَانَتْ مِنْ قَوْمٍ كَافِرِينَ ﴿٤٣﴾ قِيلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَ فَلَمَّا رَأَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَا قَالَ إِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَارِيرَ قَالَتْ رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي وَأَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمَنَ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ﴿٤٤)
38. (Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: "Ey ileri gelenler, onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtını bana getirebi-lir?"
Rūhu'l-Beyân
YanıtlaSilCüa: 19
261
39. Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gercekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi.
40. Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahti-ni) yanı başına yerleşmiş olarak görünce: Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim dive beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lüt-fundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir.
41. (Süleyman devamla) dedi ki: Onun tahtını bileme-yeceği bir hale getirin; bakalım tanıyacak mı, yoksa tanıyamayanlar arasında mı olacak.
42. Melike gelince: "Senin tahtın da böyle mi?" dendi. O şöyle cevap verdi: "Tıpkı o! Bize daha önce (Allah'tan) bilgi verilmiş ve biz müslüman olmuştuk."
43. Onu, Allah'tan başka taptığı şeyler (o zamana ka-dar tevhid dinine girmekten) alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi.
44. Ona: "Köşke gir!" dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini yukarı çekti. Süleyman: Bu, billûrdan yapılmış, şeffaf bir zemindir, dedi. Melike dedi ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık et-mişim. Süleyman'la beraber âlemlerin Rabbi olan Allâh'a teslim oldum.
Rivâyet edilir ki Belkıs'ın elçileri Süleyman (a.s.)'ın haberini Belkıs'a ulaştırınca: "Vallahi, bildim ki o melik değil. Bizim de ona karşı koymaya gücümüz yok." dedi. Ardından Süleyman (a.s.)'a 'Senin durumunu ve davet ettiğin dînî görüp öğrenmek için geliyorum' diye haber gönderdi.
(Belkıs) tahtını güvenli bir evde/odada sakladı ve bekçiler görevlendir-le birlikte Süleyman'ın tahtının bulunduğu yere yöneldi. di. Evin/odanın kapısına kilit vurdu, anahtarını da kendisi aldı. Askerleriy-
27. en-Neml Süresi
YanıtlaSilAyet: 38
262
O'nun "kavl" denilen on iki bin komutanı ve her komutanın da emi altında binlerce askeri vardı. Süleyman (a.s.) heybetli bir kimse idi. Kendisi bir hususu sormadıkça ilk olarak kimse ona bir şey diyemezdi. Bir gün tahtına oturunca, bir fersah uzakta bir kalabalık gördü. "Bu kalabalık ne?" diye sordu. "Belkis, komutanları ve ordusu ile geliyor." dediler. Bunun Üzerine Süleyman (a.s.), kavminin ileri gelenlerine yöneldi. Ya da Belkis'in kendisine geldiğini öğrenince şöyle dedi:
Sonra Süleyman (a.s.) müşavirlerine "dedi ki: "Ev ileri gelenler, ey kavmimin esrafı, "onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hangi niz o melikenin tahtını bana getirebilir?" Çünkü, Süleyman (a.s.)'a onun müslüman olacağı vahyedilmişti. Fakat Süleyman (a.s.) Allah'ın kendisine tahsis ettiği O'nun kudretinin büyüklüğüne ve kendisinin peygamberlik dāvā sında doğruluğuna delalet eden bazı hayret verici şeyleri ona göstermek istedi. Onun için o gelmeden korunmasını emrettiği tahtının getirilmesini istedi.
Mesnevî'de der ki:
Böylece Belkıs içtenlikle yola çıkmaya karar verince Geçen zamana hayıflandı
Aşıkların adlarını ve onurlarını terk ettikleri gibi Bütün malı mülkü terk etti
Taht dışındaki hiç bir mal, hiç bir hazine, hiç bir eşya Belkıs'ın içine dert olmamıştı
Sonra Süleyman, onun gönlünden haberdar oldu Çünkü gönlünden gönlüne yol açıldı Teslimiyet içindeki Belkıs'a Tahtından ayrılmanın acı verdiğini uzaktan gördü Haddinden fazla büyük olduğu için Tahtın taşınmasına imkân yoktu Vücud eklemleri gibi
Birbirine geçmeli küçük parçalardan oluşuyordu Bu durumda Süleyman şöyle dedi:
Gerçi sonunda taht da taç da ona soğuk gelecek Fakat bunu değerlendirmeye mukâbil
Yine de onun tahtını getirmeye çözüm bulmalı Böylece görüşürken üzgün olmasın
Çocuk gibi, istediği yerine getirilmiş olsun
Cua 19
YanıtlaSilRahul Beyân
263
et Teetlata'n Neemiyye'de der ki "Isaret etmektedir ki Süleyman (as), ummett arasında kimin ehli kerämet olduğuna valul idi. Bu yüz den peygamberlerin ümmetleri arasında kerämet ehli kimseler olduğu kerametlerini inkar etmemesi için onun (Asafin) kerametini ortaya çı nun bilinmesi, Mu'tezile'nin inkar ettiği gibi hiçbir mü'minin, evliyanın karmak istedi Inkann en az zararı, bid'at ehlinin, dine ters görüş ve do şünce sahiplerinin mahrum olduğu gibi inkar eden kimsenin de kerämet derecesinden mahrum olmasıdır. Hiçbir cahil, Süleyman (a.s.) in onun tahtını getirmeye kadir olmadığını, onun bu keramete sahip olmadığını zannetmesin. O, ümmetinden kerämet ehli kimseleri ortaya çıkarmak için onlara bunu emretti. Çünkü evliyanın kerämetleri peygamberlerin mücizeleri cümlesindendir. Bu kerämetler de onların peygamberliğinin doğruluğuna ve dinlerinin hak olduğuna delalet eder."
Şeyh Dâvud Kayseri (r.h.) der ki: Harikulåde haller, kutublardan ve halifelerden, hatta onların vezirlerinden ve halifelerinden pek az sądır olur. Çünkü onlar, kulluğu tam olarak yerine getirdikleri, külli fakr ile muttasıf bulunduklarından hiçbir konuda kendileri için tasarrufta bulun-mazlar. Kutubların kemälätından ve Allah'ın onlara ikramlarından birisi de Allah'ın onları câhillerle sohbet ve beraberlik ile imtihan etmemesi, bilakis Süleyman (a.s.)'ın Asaf'ı gibi ağırlıklarını yüklenen, hükümlerini ve sözlerini yerine getiren alim ve emin kimselerle sohbet ve beraberliği nasip etmesidir."
Ariflerden birisi şöyle demiştir: "Zamanının kamili olan kimseye her konuda ve her mertebede önde olmak gerekmez. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.) hurma ağaçlarının aşılanması kıssasında "Siz dünya işlerini benden daha iyi bilirsiniz. "20 buyurarak buna işaret etmiştir. Bu ise kamil kim-senin makamına leke getirmez. Çünkü her kemalde tek olmak, ülühiyyet ve rubûbiyyet makamına aiddir. O'nun dışındakiler acziyet ve noksanlıkla vasıflanmışlardır. Mūsā ve Hızır (a.s.)'ın durumları gibi her ne kadar Kelim zamanının efdali olsa da her birinin husûsî kemalde bir yönden ihtisası vardır. Süleyman (a.s.)'ın durumu da buna benzer. Babası halife olduğu halde "Biz o hükmü Süleyman'a kavrattık." âyetinde belirtilen ihtisas (kavramanın ona tahsis edilmesi) sırrına bir bak.
20. Müslim, Fedail, 140.
27. en-Neml Süresi
YanıtlaSil264
Ayet: 38-39-40
kadın: "Bu çocuk, bu adamın oğludur" demiş, adam ise bunu inkar Bir adamla bir kadının siyah bir çocuğu olunca ihtilafa düşmüler bulundun mu?" diye sordu. Adam: "Evet" dedi. Süleyman (as): "Cook mişti. Süleyman (a.s.) adama: "Sen bu kadınla hayızlı iken münasebena senin. Allah size ceza olarak çocuğun yüzünü siyahlaştırdı." dedi. Iste by ihtisas (Allah'ın özel olarak vermesi) babındandır.
قَالَ عِفْرِيتٌ مِنَ الْجِنِّ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَ ۚ وَإِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِينٌ (۳۹)
39. Cinlerden bir ifrit: "Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz" dedi.
"Cinlerden" azgın ve habîs "bir ifrit:"
Habîs, hoşlanılmayan ve akranlarını kendinden uzaklaştıranı kimseye "if rit" denir. el-Müfredat'ta der ki: "Cinlerden olan ifrit" azgın ve habis olandır. Bu kelime, şeytan kelimesi gibi istiåre yoluyla insan için de kullanılır."
Bu ifritin ismi Zekvân idi. Fethu'r-Rahmân'da der ki: "O, cinlerin efendisi Kūzā veya Sahra'dır. Daha önce Süleyman (a.s.)'a başkaldırırdı. İran'daki Istahr şehri ona nisbet edilir. Dağ gibi iri cüsseli olup ayağını gözünün ulaştığı yere atardı.
"Sen makamından" hükümet/idâre meclisinden "kalkmadan ben onu" yani Belkıs'ın arşını "sana getiririm." Süleyman (a.s.) gün ortası-na kadar orada otururdu. "أتيك ya muzârî sıygasıdır ki mânâsı, "sana getiririm" olur. Ya da ism-i fâildir ki "sana getiriciyim" demektir. Burada mutlaka getirme iddiası olduğu için ism-i fâil olması daha münasib ve isim cümlesine atfedildiği için daha uygundur. Yani, ben mutlaka bu süre zar-fında onu getiriciyim, demektir.
"Gerçekten bu işe" onu getirmeye "gücüm yeter" onu taşımak bana ağır gelmez "ve” içindeki mücevherleri ve kıymetli eşyaları muhafaza konu sunda "bana güvenebilirsiniz." Onları asla başkasıyla değiştirmem. "dedi."
Rühu'l-Beyân
YanıtlaSil265
Cam 19
قالَ الَّذى عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَاب انا اتيك به قبل أن يزيد اليك طَرْفُكَ فَلَمَّا رَاهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هذا من فضل ربي ليبلوني أشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَنْ شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لنفسه ومن كفر فان ربى غَنِيٌّ كَرِيمٌ (٤٠)
40. Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise: "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm." dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahtı-nı) yanı başına yerleşmiş olarak görünce: "Bu, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfun-dandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir." dedi.
Süleyman (a.s.) "Ben bundan daha hızlı istiyorum" deyince "Kitaptan ¡Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse" Asaf b. Berhiya "ise: "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm." dedi."
Asaf b. Berhiya, Süleyman (a.s.)'ın teyzesinin oğlu, vezîri, kātibi, küçükken kendisini terbiye edip yetiştiren, sıdkı bütün/pek doğru, ilâhî kitapları okur, Allah'ın kendisiyle dua edildiğinde icâbet ettiği ism-i a'zamı bilen bir kimseydi. Allah onu Süleyman (a.s.)'a yardım için ve emrini ye-rine getirmek üzere yaratmıştı.
Ayetteki "kitab" ile cins isim olarak Mûsā (a.s.), İbrahim (a.s.) ve diğer peygamberlere indirilen kitaplar veya levh ve onun gizli sırları kasdedil-miştir. Mu'tezile, bu kimse ile Cebrail (a.s.)'ın kasdedildiğini söylemiştir. Çünkü onlar evliyânın kerâmetini kabul etmezler.
"الارتداد" geri dönmek demektir. "الطرف" göz kapaklarını hareket ettirmek ve bir şeye bakmak için açmaktır. Göz kapaklarının geri dönmesi ise onları yummaktır. Bu, hareket ettirmeye ihtiyaç duymayan tabiî bir durum olduğu için “الْإِرْتِدَادُ" ye "الرد" tercih edilmiştir. "الطرف" ile bakış ifade edilir. Çünkü göz kapaklarını hareket ettirmek bakıştan ayrılmaz/onunla beraberdir.
260
YanıtlaSil27. en-Neml Sûresi
Ayet: 40
nuda meseldir. Çünkü göz kapaklarını hareket ettirme arasında bir süre "Gozu açıp kapamak" ifadesi, hızlılıkta en son noktadır ve bu ko yoktur.
Kaşifi der ki: "Süleyman emretti, o da secdeye kapandı ve İbranice görüşüne göre "Ya Ze'l-celali ve'l-ikram" dedi. Her durumda dua edince, dilinde "Ahva şerâhiva" yani "Ya Hayyu ya Kayyum" dedi. Bazılarının Belkis'in tahtı bulunduğu verden yere girip/batıp göz açıp kapayıncaya kadar Süleyman'ın tahtının yanında yerden çıktı.
Maânî ehli der ki: "Allah'ın kudretinden olarak onu bulunduğu yerde vok edip sonra kendisinde kitabdan bir ilim bulunan kimsenin duasıyla hiçbir aralık olmadan Süleyman (a.s.)'ın bulunduğu yerde var etmesi inkär edilemez. Bu iş, veli için bir kerâmet ve nebî için ise bir mûcizedir.
Fakir (Bursevi) der ki: Bu, var etme/yaratma ve yok etme meselesi-dir. Hz. Peygamber (s.a.)' in: "Dünya bir saattir/andır. "21 Bunu anlayan çok azdır. Çünkü bu, akıl dairesinin dışındadır.
Mesnevî'de der ki:
Demek ki senin için her an ölüm ve geri dönüş var Mustafa (a.s.) "Dünya bir andır" buyurdu Dünya her solukta yenilenir Bizse durur gibi görünmesi yüzünden bundan habersiziz Ömür ırmak gibi yeniden yeniye akar gelir Ama bedende bir süreklilik gösterir O, elinde hızla salladığın sopanın kıvılcımı gibidir Hızdan dolayı sürekli bir şekle sahiptir Ateşli sopayı uygun bir şekilde sallarsan Ateş, göze upuzun bir çizgi gibi görünür Bu sürenin uzun oluşu, Allah'ın yaratışının hızındandır Yaratışın ne kadar hızlı olduğunu gösterir
Asaf tahtı getirdi ve Süleyman (a.s.) onu gördü. Süleyman (a.s.) nakle-dilmesinden dolayı arada bir fâsıla olmaksızın göz açıp kapayana kadar bir anda "(Süleyman) onu (melikenin tahtını) yanı başına yerleşmiş" yanın da hazır ve huzurunda sabit "olarak görünce:" nimeti şükürle karşılayarak
21. Bk. Aclüni, 1, 500,
Rühu'l-Beyan
YanıtlaSil267
Cua: 19
benim cihetimden bir güç ve kuvvet olmaksızın onu sırf Allah Teâlärun "Bu, "yani isteğimin gerçekleşmesi, bu kadar kısa sürede tahtın gelmesi, fazlından görerek ve onun hakkını yerine getirmek süretiyle "şükür mü edeceğim, yoksa" yoksa nefsime bir pay çıkarmak ve bu lütfun gereklerini yerine getirme konusunda kusurlu davranmak sûretiyle "nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak" denemek "üzere" hak etmediğim halde "Rabbimin" bana "(qösterdiği) lütfundandır." ihsanındandır "dedi."
"بلي الثَّوْبُ بلى ويلا" Elbise eskidi demektir. "وبلوتُهُ" Sanki çok dene diğimden dolayı onu eskitmiş gibi onu denedim/sınadım, demektir"انت فلان كذا وبلاه Falan sunu denedi/sinadı)" denildiği zaman bu iki hususu İçerir: Birincisi, o şeyin durumunun bilinmesi ve onun hakkında bilinme-yen şeylere vakıf olunması. İkincisi, o şeyin iyiliğinin ve kötülüğünün orta-ya çıkması. Bu sözle iki hususun kasdedildiği de olur, birisinin kasdedildiği de olur. "بلى اللَّهُ كَذَا وَابْتِلَاهُ )Allah) sunu denedi/sınadı)" denildiği zaman ise kasdedilen, o şeyin durumunun bilinmesi ve onun hakkında bilinmeyen şeylere vakıf olunması değil, ancak o şeyin iyiliğinin ve kötülüğünün ortaya çıkmasıdır. Çünkü Allah Teâlâ bütün gaybları/gizlilikleri çok iyi bilendir.
et-Te'vîlâtü'n-Necmiyye'de der ki: "İşaret etmektedir ki cinlerin ci-simleri latif olmasına rağmen, Süleyman (a.s.) meclisinde olduğu sürede böyle bir işi yapmaya melekûtî kuvveti var idiyse de; kendisinde kitaptan bir ilim bulunan insanın cisminin kesäfetine, ağırlığına ve insan olmasın-dan dolayı zayıf olmasına rağmen rabbânî bir gücü ve kuvveti vardır. O bunu kitab ile amel etmek süretiyle kitabın ilminden elde etmiştir. İşte o, cinlerin güç yetirdiğinden onu yapmaya daha muktedirdir. Bu velinin tahtı getirme kerâmeti Süleyman (a.s.)'ın mûcizesinden olunca Süley-man (a.s.) şöyle dedi: "Bu, şükürden aciz olduğumu görmek süretiyle Allah'ın bana fazlından verdiği bu nimete şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır."
Katâde der ki: "Süleyman (a.s.) secdeden başını kaldırınca: "Ailem arasında duâ edince duâsı kabul olunan kimseler yaratan Allah'a hamdol-sun." dedi.
Şükürler olsun buna yüzlerce kez
Çünkü Alemlerin Rabbinden bunları gördüm
268
YanıtlaSil27. en-Neml Süresi
Ayet 40
"Sükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Çünkü şükür ukla olan nimeti tutup bağlama, elde olmayanı elde edip avlama sebebid tirmemek sûretiyle şükretmeyene "gelince," nankörlüğünün zaran len "nankörlük edene" vani nimetin kadrini bilmemek ve hakkırı yerine ge disinin aleyhinedir. "o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur." onun şükründen de müstağnidir. Şükretmese bile o kimseye keremini izhar etmek ve onu cezalandırmakta acele etmemek sûretiyle "cok kerem sahibidir." dedi."
el-Müfredat 'ta der ki: "Lütuf ve musibetin )المنْحَةُ وَالْمحْنَة her ikisi de imtihandır. Musibet sabrı, lütuf şükrü gerektirir. Sabrın hukukunu yerine getirmek, şükrün hukukunu yerine getirmekten daha kolaydır. Bundan dolayı lütuf, bu iki imtihandan daha büyük olanı oldu."
Hz. Ömer (r.a.) dedi ki: "Sıkıntı/darlık ile imtihan edildik, sabretik. Bollukla imtihan edildik, sabredemedik." Yine Emiru'l-mü'mînin (ra) "Kime dünyası genişletilir de o, kendisinin onunla aldatıldığını bilmezse, o kimse aklının oyununa gelmiştir."
Vâsıtî (r.h.) der ki: "Şükürde iyiliği görmeyi iptal vardır. O'nun fazlı kadîm ve şükredenlerin şükrü muhdes/sonradan olma olduğu halde, onla rın şükrü nasıl O'nun fazlına denk olur?! Kim şükrederse, kendisi için şük retmiş olur. Çünkü Allah ondan da, onun şükründen de müstağnidir."
Şibli (r.h.) da şöyle demiştir: "Şükür, minneti/cömertliği görüp hare ketsiz ve sessiz kalmaktır."
el-Es'iletü'l-müfhime'de der ki: "Âyette iki yönden kerâmetleri isbâta delil vardır:
1- Cinlerden olan ifrît, Süleyman (a.s.) yerinden kalkmadan önce tahtı getirme iddiasında bulununca Süleyman (a.s.) bunu inkâr etmedi ve: "Bun-dan daha çabuğunu istiyorum." dedi. İşte cinlerden bir ifrit için bu müm kün olunca, Allah Teâlā'ın bazı veli kulları için nasıl mümkün olmasın?!
2- Kitab'dan bir ilme sahip olan Süleyman (a.s.)'ın vezîri Asaf, pey gamber değildi. Kur'an'ın beyan buyurduğu gibi, göz açıp kapamadan onu Süleyman (a.s.)'ın yanına getirdi. Bu, evliyâ için harikulāde kerâmetlerin câiz olduğuna delalet eder. Bu hususu inkâr eden Kaderiyye'nin görüşü nün aksine bu böyledir."
Rūhu'l-Beyân
YanıtlaSil269
Cüz: 19
Keramet, peygamberlik iddiasında bulunmayan mü'min bir şahıstan harikulade/olağan üstü bir işin zuhûr etmesidir. Bu, îman ve amel-i salih Ahibi olmayan bir kimseden zuhûr ederse istidrac olur. Peygamberlik davasında bulunan birinden zuhür ederse mûcize olur.
Bazıları der ki: Süphe yok ki tahkik ehline göre her kerâmet mutlaka ilim, amel ve güzel ahlak gibi bir faziletin sonucudur. Dolayısıyla sahih bir ilim veya salih bir amel olmadan görülen harikulade hallere îtibar edil-mez.
Tayy-i mekan (yerin dürülmesi), kulun cismini mücâhedelerle ve çe-şitli ibadetlerle, geceler boyu münâcâta devam etmesinin sonucudur. Su Üzerinde yürüme, ya malıyla veya çalışıp kazanarak aç olanı doyuran, çıplak olanı giydiren için ya da câhil birisini öğreten veya dalâlette olanı irşad eden içindir. Çünkü bu iki sıfat, hissî ve ilmî hayatın sırrıdır. Bun-larla su arasında açık bir münasebet vardır. Kim o ikisini sağlam yapar-sa, su onun hükmü altında olur. Dilerse üzerinde yürür, dilerse vaktin durumuna göre bunu terk eder. Hissî ve ilmî kerâmetlerin zuhûrunu terk etmek, arif için daha uygundur. Çünkü bu çeşit kerâmetler, åfetlerin mahallidir. Arif dilerse yeme, içme ve giyinme konusunda cinleri ve melekleri kullanabilir.
Keşfü'l-esrûr'da der ki: "Keramet, bazen velīnin ihtiyarı ve duâsı ile, bazen de ihtiyarı olmaksızın meydana gelir. Bir hadîste şöyle buyrulmuş-tur: "Nice saçı başı dağınık, eski elbise giymiş ve ismi anılmayan (önem verilmeyen) kul vardır ki, bir şey için Allah adına yemin etse Allah onun yeminini yerine getirir. "22
Kitaplarda aktarıldığına göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) dünyadan gö-çünce, yeryüzü Allah'a şöyle yakardı: "Kıyamet gününe kadar üzerimde bir peygamber yürümez halde kaldım" Hak Teâlâ şöyle nidâ etti: Ben bu Muhammed ümmeti içinden öyle birini çıkarırım ki gönülleri peygamber-lerin gönülleriyle birdir. Onlar kerâmet sahibi velilerden başkası değildir.
Evliyânın kerâmetleri, peygamberlerin mûcizeleriyle bağlantılıdır. Çünkü peygamber, mûcize ve peygamberliğinde sadık olmasaydı, onu tasdik edenin ve ümmetinden olan kimsenin kerâmeti zuhur etmezdi.
22. Tirmizi, Menakıb, 54; Ibn Mace, Zühd, 4.
270
YanıtlaSil27. en-Neml Sûresi
Ayet: 40-41-42
Evliyanın kerämetlerini, sadece mahrûmiyet ehli inkâr etmiştir. Bun-lar, ister mutlak olarak kerâmeti inkâr etsinler ya da kendi zamanlarındaki gibi kendi zamanlarında olmayan evliyânın kerâmetlerini tasdik etsinler evliyânın kerâmetini inkâr edip de Ma'ruf. Sehl. Cüneyd ve benzerleri Tıpkı Müsa (a.s.)' 1 tasdik edip Muhammed (a.s.)'ı yalanlayan kimse gibi, Bu ancak İsraîlî bir haslettir.
Allah Teâlâ dan bize ve bütün müslümanlara âfivet icinde tevfik ve hüsn-i hatime niyaz eder. bizi kerâmetlerin ehliyle hasr etmesi için O'na yalvarınz. Amin.
قَالَ نَكِرُوا لَهَا عَرْشَهَا نَنْظُرْ أَتَهْتَدَى لَمْ تَكُونُ مِنَ الَّذِينَ لَا يَهْتَدُونَ ﴿٤١﴾
41. (Süleyman devamla) dedi ki: "Onun tahtını bileme-yeceği bir hale getirin; bakalım tanıyacak mı, yoksa tanıyamayanlar arasında mı olacak."
"(Süleyman devamla) dedi ki:" "dedi" fiili, bundan önceki ile son-raki arasında fark olduğuna dikkat çekmek için tekrar edilmiştir. Çünkü Süleyman (a.s.)'ın önceki sözü şükür babındandı, ikincisi ise hizmetçilerine bir emirdir.
"Onun" Belkıs'ın "tahtını bilemeyeceği bir hale getirin" "تنكير الشيء" bir şeyi tanınmayacak hale sokmaktır. Nitekim "تعريف الشيء de bir şeyi tanınır hale getirmektir. Yani tanınmaz hale gelecek şekilde herhangi bir yolla tahtın durumunu ve şeklini değiştirin.
Bunun üzerine şeytanlar, onun altını üstüne getirdiler, üzerine önce-kilerden daha hoş başka kubbeler binâ ettiler. Kırmızı mücevherin yerini yeşille, yeşil mücevherin yerini de kırmızı ile değiştirdiler.
"Bakalım tanıyacak" da aklının üstünlüğü ortaya çıkacak "mı, yoksa tanıyamayanlar arasında mı olacak." Böylece de aklının zayıflığı belli olacak.
Çünkü Belkıs'ın annesi cinlerden olduğu için şeytanlar sırlarının Belkıs tarafından Süleyman (a.s.)'a ifşa edilmesinden korkuyorlardı. Süleyman (a.s.) onunla evlenir de; cin ve insan arası bir de çocukları doğarsa, mülke o varis olur; böylece şeytanlar Süleyman (a.s.)'ın hükümranlığından son
Cüt: 19
YanıtlaSilRühu'l-Beyân
271
ra daha şiddetli ve korkunç bir hükümranlıkla karşı karşıya kalmaktan, zorunda olmaktan çekiniyorlardı. Bu yüzden Süleyman (a.s.)'ı Belkıs'tan emre åmåde olmaktan kurtulamamaktan, ebediyen çalışmak ve yorulmak nefret ettirmeye çalıştılar ve: "Onun aklında kusur ve noksanlık var, ba-cakları kıllı, ayakları merkebin tırnakları gibi." dediler. Bunun üzerine Sü-leyman (a.s.) onun aklını sınamak istedi ve tahtının tanınamayacak hale getirilmesini emretti. Bacaklarını ve ayaklarını tanımak için de aşağıda geleceği gibi bir köşk yaptırdı.
فَلَمَّا جَاءَتْ قِيلَ أَهْكَذَا عَرْشُكِ قَالَتْ كَأَنَّهُ هُوَ وَأُوتِينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِمِينَ (٤٢)
42. Melike gelince: "Senin tahtın da böyle mi?" dendi. O şöyle cevap verdi: "Tıpkı o! Bize daha önce (Allah'tan) bilgi verilmiş ve biz müslüman olmuştuk."
"Melike gelince:" Belkıs Süleyman (a.s.)'ın yanına vardığında taht onun önündeydi. Belkıs tahtı görünce bizzat Süleyman (a.s.) tarafından ya da başkası vasıtasıyla Belkıs'ın aklını sınamak için ona: "Senin tahtın da böyle mi?" bunun gibi mi? "dendi." Ona telkin olmaması, dolayısıyla tahtın tanınmaz hale getirilmesi emrinin gayesi olan Belkıs'ın aklını sına-ma imkanının elden gitmemesi için "Bu senin tahtın mı?" demedi.
"O şöyle cevap verdi:" Yâni ne "hayır", ne de "evet" dedi. Onlar kendisini şüpheye düşürdükleri gibi o da işin aslını anladığı halde onları şüpheye düşürdü ve şöyle dedi: "Tıpkı o!" Sanki bu o!
Tahtın kendisi aynı kalmakla beraber özelliklerinin değiştirilmesiyle tanınmaz hale getirildiğini îmâ etti. Böylece Süleyman (a.s.) bununla onun aklının tam olduğu sonucuna vardı. Sanki Belkıs da Süleyman (a.s.)'ın böyle yaparak kendisinin aklını sınamak ve ona mûcize göstermek istedi-ğini tahmin etti ve şöyle dedi: "Bize" Allah'ın kudretinin kemåli ve senin peygamberliğinin doğruluğu hakkında "daha önce" yâni gördüğümüz bu tahtın getirilmesi mûcizesinden önce Münzir b. Amr'dan işittiklerimizden ve bu hususa delalet eden âyetler/mûcizeler vâsıtasıyla "bilgi verilmiş ve biz" o vakitten beri "müslüman olmuştuk."
27. en-Neml Sûresi
YanıtlaSilAyet: 43-44
272
وَصَدهَا مَا كَانَتْ تَعْبُدُ مِنْ دُونِ الله أَنَّهَا كَانَتْ مِنْ قوم كافرين (٤٣)
43. Onu, Allah'tan başka taptığı şeyler (o zamana ka-dar tevhid dinine girmekten) alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi.
nine girmekten) alıkoymuştu." Bu. Allah Teâlâ tarafından onun bu ana "Onu, Allah'tan baska taptığı şeyler (o zamana kadar tevhid di kadar müslüman olmayışına neyin mâni olduğunun beyanıdır. Yani onun Allah Teâlâ ya ibadeti bırakıp da güneşe tapması, müslüman olmasına mâni olmuştu.
"Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi." Bu, onun Allah'ı bırakıp güneşe tapmasının sebebini ortaya koymaktadır. Yani o küfürde kök sal-mış bir kavimdendi. Bu yüzden onların arasındayken, Süleyman (a.s.) in hükümranlığı altına girene kadar Belkıs müslüman olduğunu açıklayama-mıştı. Nihayet böylece mü'minler topluluğuna katıldı.
Mesnevî'de der ki:
Süleyman, Sebe'nin kuşlarına bir ıslık çalınca Onların tümünü kendine bağladı Canı ve kanadı olmayan ya da balık gibi dilsiz ve sağır Bir kuş kalmıştı geriye
Âyet delalet eder ki kişinin bir şeyle meşgul olması, kendisini onun zıddını yapmaktan alıkoyar. Belkıs güneşe tapardı. Ona ibadeti, kendisini Allah'a ibadet etmekten alıkoyuyordu. Allah Teâlâ'ya ibadet ve muhab-bet dışında hiçbir şeye derinlemesine dalmamalıdır. Çünkü bir kimsenin kalbinde Allah'tan başka şeylerin (mâsivā) sevgisi ağır basınca, onu men edecek bir akıl ve din olmayınca, o şeyin sevgisi kendisini sağır ve kör eder. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.): "Bir şeyi sevmen seni kör ve sağır eder. "23 buyurmuştur.
Rivayet edildiğine göre Süleyman (a.s.) Belkıs gelmeden önce emretti ve onun geçeceği yolun üzerine avlusu beyaz camdan bir köşk yapıldı. Camın altından su akıtıldı, içine balık ve benzeri deniz hayvanları salın-dı. Sanki o evin avlusu/ortası büsbütün su gibi görünüyordu. Süleyman
23. Ebû Dâvûd, Edeb, 125; Müsned, V, 194; VI, 450.
Cüs 19
YanıtlaSilRühu'l-Beyân
273
(as)'in tahti da ortasına kondu ve üzerine oturdu. Kuşlar, cinler ve insan-lar etrafını sardılar.
قِيلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَ فَلَمَّا رَأَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتُ عَنْ ساقيها قَالَ إِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قوارير قالت رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي وَأَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمَنَ اللَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ﴿٤٤﴾
44. Ona: "Köşke gir!" dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini yukarı çekti. Süleyman: "Bu, billurdan yapılmış, şeffaf bir zemindir." dedi. Melike dedi ki: "Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık et-mişim. Süleyman'la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum."
Belkıs köşkün kapısına varınca "Ona: "Köşke girl" dendi." " الصرح" kasr, köşk demektir. Ayıp ve kusurdan uzak, yāni hâlis ve temiz her yük-sek binaya "الصَّرْحُ" denir.
"Melike onu görünce" köşkü görünce, güneş üzerine vurmuş ve su saf ve berrak bir şekilde görünüyordu, balıkları da gördü "derin bir su sandı"
"اللجة" büyük/derin su demektir. el-Müfredatta : "لُجَّةُ الْبَحْر" denizin dalgalarının gidip gelmesidir, der. Keşfü'l-esrar'da ise şöyle der: "الله" suyun sığ olan yeridir." el-Kâmûs'ta belirtildiği üzere bu, az sudur veya topukların ve bacakların yarısına kadar ulaşan sudur ya da boğulmayacak kadar olan sudur.
Yani Belkıs, Süleyman (a.s.)'ın tahtının önünde derin bir su olduğunu zannetti. Suyun derin olduğunu sandı; suyun aynanın altında olduğunu anlamadı ve suya girmek istedi.
"Ve eteğini yukarı çekti." "الشاق" topukla diz kapağı arasına denir. Yani, eteklerinin ıslanmaması için onları topladı. Bir de ne görsünler tüy-lerinin fazla olması dışında o, bacak ve ayak bakımından insanların en güzeli.
274
YanıtlaSil27. en-Neml Süresi
Ayet. 44
"Süleyman:" ona bacaklarını açma. "Bu." su zannettiğin "billurdon yapılmış, şeffaf" pürüzsüz ve düz, aynanın ve kılıcın yüzü gibi sürekli parlayan "bir zemindir," su değildir "dedi."
"Melike dedi ki: "Rabbim! Ben" güneşe tapmakla "gerçekten kendi me yazık etmişim. Süleyman'la beraber alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum."
Burada Allah Teala'nın ülühiyyetini ve kulluk etmeye layık olmakta tek olduğunu ve Belkıs'ın daha önce taptığı güneş de dahil olmak üzere bütün varlıkların Rabbi olduğunu ortaya koymak için ism-i celile (Allah ismine) yönelme ve onu rubübiyet ile vasfetme söz konusudur. 'Ben, Si-leyman (a.s.)'a tabi olup ona uyarak sarnimiyetle O'nun birliğini kabul ettim' demektir.
Kayseri der ki: "Süleyman (a.s.)'ın İslam'ı gibi müslüman oldum Yani, o müslüman olduğu gibi ben de müslüman oldum. Buradaki " مع يَوْمَ لَا يُخْرَى اللَّهُ النَّبِيَّ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ Allah'ın, Peygamberi ve O'nunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde...)" (et-Tahrim, 66/8) ayetindeki "مع" gibidir. Çünkü şüphe yok ki mü'minlerin îman zamanı ile peygamberlerin îman zamanı aynı değildi. Kezā Belkıs'ın müslüman oluşu da, Süleyman (a.s.)'ın müslüman olduğu zamanda değildi. Burada kasde-dilen; Süleyman (a.s.) Allah'a îman ettiği gibi ben de Allah'a îman ettim. O'nun müslüman olduğu gibi ben de müslüman oldum, demektir."
Burada " مَعَ ”nın “ إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا Gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır." (el-İnşirah, 94/6) âyetinde olduğu gibi بَعْدَ )sonra( yerinde olması da mümkündür.
Belkıs'ın evliliği konusunda ihtilaf edilmiştir. Süleyman (a.s.)'ın onu Yemen meliklerinin oğullarından bir delikanlı ile evlendirdiği söylenmiş-tir. O Hemedan meliki Zû Tübba'dır. Tübba', Yemen dilinde kendisine tabi olunan hükümdar demektir. Çünkü Süleyman (a.s.) Belkıs'a evlenme teklif ettiği zaman o bunu kabul etmedi ve: "Benim gibi birisi, erkeklerle nikahlanamaz." dedi. Süleyman (a.s.), nikahın İslam şeriatının bir gereği olduğunu söyleyince: "O halde beni Zü Tübba' ile evlendir." dedi. O da onu Zû Tübba' ile evlendirdi. Sonra onu Yemen'e gönderdi. Ve kocası Zü Tübba'ı Yemen'e yönetici tâyin etti. Yemen cinlerinin emîri Zevbea'yı çağırdı ve ona Zû Tübba'a hizmetinde olmasını, istediği şeyleri yapmasını
C19
YanıtlaSilRühu'l-Beyân
275
Huneude ve Feltum gibi kaleler yaptı. Bunlar, şeytanların Zo Tübba' için emretti O da ona Yemen'de binalar inşa etti, Sırvah, Mirvah, Hinde, inst ettiği Yemen 'deki kalelerin isimleridir. Bugün onlardan hiç biri ayakta değildir, hepsi harap olup yok olmuştur.
20 Tübba' ve Belkıs'ın hükümranlığı, Süleyman (a.s.)'ın hükümranlı-ginin sona ermesiyle sona erdi. Süleyman (a.s.) vefat edince cinlerin emiri Zebea: "Ey cin topluluğu! Süleyman öldü. Başınızı kaldırın." diye nida etti Onlar da başlarını kaldırıp dağıldılar.
Cumhur, Süleyman (a.s.)'ın Belkıs'la evlendiği görüşündedir.
et-Te'vilâtü'n-Necmiyye'de der ki: "Ayette Süleyman (a.s.)'ın onunla evlenmek istediğine delil vardır. Çünkü köşkü inşa ettirmesi ancak şeytan-ların onun hakkında söylediklerinin doğru mu yalan mı olduğunu öğren-mek üzere onun bacaklarını açması içindi. Onunla evlenmek istemeseydi, bacaklarına bakmayı kendisi için câiz görmezdi."
Fethu'r Rahman'da der ki: Süleyman (a.s.), onunla evlenmek istedi. Bacaklarının kıllı oluşundan hoşlanmadı. İnsanlara bunu neyin giderece-ğini sordu. "Ustura" dediler. Süleyman (a.s.): "Ustura bacaklarını tahriş eder." dedi. Sonra cinlere sordu, onlar da: "Biz bilmeyiz" dediler. Sonra şeytanlara sordu. Onlar da: "Senin için onu gümüş gibi beyaza çevirebi-liriz dediler. Bunun üzerine hamam otu ve hamam edindiler. Hamam otu ve hamam o günden kaldı. Beytü'l-makdis'teki Esbât kapısındaki hamamın Belkıs için bina edildiği söylenir. O, yeryüzünde inşa edilen ilk hamamdır.
Ravzatü'l-ahyar'da der ki: "Bir cinnî Süleyman (a.s.)'a: "Senin için yılın dört mevsiminde dört ayrı evi olan bir bina inşa edeyim." dedi ve hamamı yaptı.
Süleyman (a.s.) Belkıs'la evlenince onu çok sevdi. Onu hükümranlı-ğında sabit kıldı. Cinlere de emir verdi, Yemen'de Belkıs için insanların benzerini görmedikleri yükseklik ve güzellikte üç kale inşa ettiler. Bunlar Selehıyn, Gumdân ve Beynûn kaleleridir. Bugün o binaların isimlerinden ve harâbelerinden başka bir şey yoktur, belki hepsi harap olmuştur. Ni-tekim Allah Teâlâ Hûd sûresinde: "onlardan (bugüne kadar izleri) kalan da vardır, biçilmiş ekin (gibi yok olan) da vardır." (Hüd, 11/100) buyurur.
276
YanıtlaSil27. en-Neml Süresi
Ayet: 44-45
gün kalırdı. Oğlu Davud b. Süleyman b. Davud ondan doğdu. O con Sonra Süleyman (a.s.), her ay bir kez onu ziyaret eder, yanında babasının sağlığında öldü.
Rivayete göre Süleyman (a.s.) on üç yaşında hükümdar oldu, ell yaşında vefat etti. Hükümdarlık süresi kırk yıldır. Vefatı, Mosa (as)m vefatından 575 sene sonradır. Onun vefatı ile Peygamberimiz (as)'m hic reti arasında 1773 sene vardır. Kabrinin Beytü'l-makdis'te Cismaniye'nin yanında olduğu nakledilir. O ve babası Davud (a.s.) aynı kabristandadır
Belkıs, Süleyman (a.s.)'dan bir ay sonra dünyadan göçmüş Tedmür'ün surlarını parçalayınca onu orada ayakta durur vaziyette bu dular. Üzerinde yetmiş iki elbise vardı. Elbise ödağacı ve sakız ağacının reçinesi ile sarılı idi. Onun güzelliği hakkında çok şeyler zikredilmiştir. O yerinden oynatıldığı zaman onun yanındaki şu yazı da hareket ediyordu "Ben, Süleyman b. Davud'un eşi Belkıs'ım. Benim evimi harab edeni Allah da haråb etsin." Bu hadise, Mervân (Himär)'ın hükümdarlığı zama nında olmuştu.
Ebedi olan ferman sahibi Allah'ın mülkü dışında Bütün taht ve saltanat zeval bulacak Ey oğul, dünya ebedi kalıcı bir mülk değildir Bu dünyadan vefa ummak uygun değildir Mülke, makama ve akrabaya güvenip dayanma Senden önce vardı, senden sonra da var olacak Bir dilbere gönül bağlamak uygun değildir Zira her sabah bir başka koca bulur kendine Heyhat ki biz olmadan da nice zaman İlkbahar gül ve çiçekler bitirir Hayıflanmak ve dövünmekle ömrü zâyi etme Zira fırsat değerlidir vakitse keskin bir kılıç Eğer son nefesin güzel olursa Mâtem ânın senin için düğün günü olur
نفس روح البيان
YanıtlaSilRûhu'l Beyân
- Kur'an Meâli ve Tefsiri -
İsmail Hakkı BURSEVÎ
ERKAM YAYINLARI
CILT
14
١٩٢
YanıtlaSilسور القره (٢٥)
ای آرقداس لو انتيك اولد ما قبلله اولان از تقاطندن بحث ایده مگی تو یہ کہ تو ایده کند. چون متفاوت از ناطاری واردر یعنی مذکور حمله لره طوغری تواندن او زانو لیده مختلف .وارد با فتكن قرآن كريمك لو اقله اشارت اندیگی نتیجه امانه عمل و الحل تمروسى مع
باشنده مؤمناره یا بدیفی مدح و ثنایه با قیبور
و بينه سوره نك باشنده و فراره و منا فقره باندیغی دم و حفر کردن مواده اول طوند قارى بولك او نارى ابدى و شقاوته سوق الده مكنى بان تمشدر هم اوزاره لونه نه انندگی سعادت بدن نك نورسی لوستره وك، او نارك لوسون نعمتاری عائد اند کارندن جلد
مسر تاریخی تزیید ایمن و آرتير مشدر.
و بینه ( يا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا ) آیتیله امرایتدیگی بر قسم دنیا لذتلرينك تركنه باعث واد. عبادند نه نشئت ايدن زحمت و مشقتار قارشو بو آيته جنتك قابوسني آچارم جنتك الدائرية
كوستر مقاله، مؤمنارك قلبا يبني نظمين وتأمين التمدر.
و بينه تكليفك اساسى و ايمانك برنجي ركنى اولان توحیدی اولجه اثبات این مشدر بو آینده درمی توحيدك عمره من و رحمتك عنوانی جنت و سعادت ابدیه ایله کوستر مدر.
و بینه بوفاريده نبوت محمديه ( إن كُنتُمْ في رَيْبٍ ) الخمره ابنتيله اشارت ايديله اعجاز ايله اثبات ايد بالمدر بوراده ده تبشیر و انذار کی نبوت وظيفه لمدينة السان قرآن ايله اشارت ايديال مدر.
و بینه بوفاريده ابعاد و اندازلی، یعنی تخويفي و تهديدار با با مدر بوراده ده و عدلی رغبتالی
بشار تار یا پیدا مشدد. بونکرن آراسنده کی مناسبت
تعدادی به مناسبتدر.
و بینه نفسی و وجدانى عقلك حكم ارينه اطاعتهاريني دوام التديرن ترغيب وترهيب، يعني امید و قورقو مارى لازمدر. وبو مارك وجود يله دواماری، آنچه ترغیب و ترهيب الله، یعنی اميد النديرمك وقور قو مقاله اولور. ترغيب وترهيبك دوامی، آنجه تحريك ايديجي، وجدانده موجود بر آمرن وجود یاله اولور . ایشته ترغیب همی بو آینه او یا دیر یا عمد. او لکی آینه ر له ده ترهيب حتمی
تحريك ابد يل مشدر. بو اعتبار له آرالزنده تعدادی به مناسبت وارد.
باعث
YanıtlaSilBais: Sebeb olan
إيعان
fad: Tehdid
انداز
inzar: Korkutma
إرتباط İrtibat: Bağlanma
لَذَائِذُ
Lezaiz: Lezzetler
ماقبل
Makabl: Ondeki, geçmiş
مذكور
Mezkûr: Bahsi geçen
مختلف
Muhtelif: Farklı
متفاوت
Mütefavit: Farklı
نَفْتَتْ
Neş'et: Ortaya çıkma
نُبُوتِ مُحَمَّدِيهِ
Nübüvvet-i Muhammediye (asm): Hazret-i Muhammed (asm)'ın peygamberliği
ثمره
Semere: Meyve
شَفَاوَتْ
Şekavet: Saadetten mahru-miyet
تحقير Tahkir: Hakaret etme
تحريك
Tahrik: Hareket ettirme
تخويف
Tahvif: Korkutma
تصريح
Tasrih: Açıkça ifade etme
تنشير
Tebsir: Müjdeleme
تكليف
Teklif: Yükümlü kılma
ترغيب
Tergib: Ragbetlendirme
ترهيب
Terhib: Korkutma
توجيد
Tevhid: Allah'ı birleme
تضادى
Tezadi: Zidlığa ait
تزیید
Tezyid: Artırma
Zem: Kötüleme
Ey arkadas! Bu dyetin evvelen måkabliyle olan irtibatından bahsedeceğiz. Şöyle ki: Bu âyetin geçen åyetlerle çok mütefavit irtibatları vardır. Yani mezkůr cümlelere vardır. Bakınız. Kur'ân-ı Kerim'in bu ayetle işaret doğru bu ayetten uzanıp giden muhtelif hatlar ettiği netice-i îmânla amel-i salihin semeresi, sûrenin basında mü'minlere yaptığı medh ü senâya bakıyor.
YanıtlaSilVe yine sûrenin basında, kafirlere ve münafıklara tuttukları yolun onları ebedi bir sekavete sevk yaptığı zem ve tahkirlerden sonra, onların edeceğini beyan etmiştir. Hem onlara bu ayetle tasrih ettiği saadet-i ebediyenin nûrunu göstererek, onların bu büyük ni'metleri kaybettiklerinden çektikleri hasretlerini tezyid etmiş ve arttırmıştır.
Ve yine يا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا âyetiyle emrettiği, bir kısım dünya lezzetlerinin terkine bâis olan ibâdetten neş'et eden zahmet ve meşakkatlere karşı, bu âyetle cennetin kapısını açarak, cennetin lezáizini göstermekle, mü'minlerin kalblerini tatmîn ve te'min etmiştir.
Ve yine teklifin esası ve îmânın birinci rüknü olan tevhîdi evvelce isbat etmiştir. Bu âyette dahi tevhidin semeresini ve rahmetin ünvanını cennet ve saadet-i ebediye ile göstermiştir.
Ve yine yukarıda nübüvvet-i Muhammediye()
إن كنتُ في رَيْبٍ ila ahirihî- âyetiyle işaret edilen i'câz ile isbat edilmiştir. Burada da tebşîr ve inzår gibi nübüvvet vazifelerine lisân-ı Kur'ân ile işaret edilmiştir. Ve yine yukarıda îåd ve inzârlar, yani tahvîfler ve tehdidler yapılmıştır. Burada da va'dler, rağbetler, beşâretler yapılmıştır. Bunların arasındaki münasebet,
tezâdî bir münasebettir.
Ve yine nefsi ve vicdanı aklın hükümlerine itâatlerini devam ettiren terğîb ve terhib, yani ümid ve korku hisleri lâzımdır. Ve bu hislerin
vücûduyla devamları, ancak terğîb ve terhib ile, yani ümidlendirmek ve korkutmakla olur. Terğîb ve terhibin devamı, ancak tahrik edici, vicdanda mevcûd bir âmirin vücûduyla olur. İşte terğîb hissi bu âyetle uyandırılmıştır. Evvelki âyetlerle de terhîb hissi tahrîk edilmiştir. Bu i'tibârla aralarında tezâdî bir münasebet vardır.
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1546-Barbaros
Hayreddin Paşa'nın vefatı.
1776 - ABD'nin kuruluşu (ABD'nin Britanya'dan bağımsızlığı).
TEMMUZ
04
CUMA
Her şeyi hakkıyla işiten de, her şeyi hakkıyla bilen de odur.
(En'am: 13)
BİR HADİS
9 1447 MUHARREM
En büyük hata, dilin çok çok yalan söylemesidir.
İbni Adiyy
RUMI: 21 HAZİRAN 1441 HIZIR: 60
Madem yapan bilir; elbette bilen konuşur. Madem konuşacak, elbette zîşuur ve zîfikir ve konuşmasını bilenlerle konuşacak. Mektubat
Bala
Hindi cam
Vater
Imsak
Günes
Ööla
Ikindi
Aksam Yatsı
2026 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
-558-Ayasofya'nın kubbesi çöktü.
1935 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Binbaşı Asım Önerdem vefat etti.
MAYIS
07
PERŞEMBE
20 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 24 NİSAN 1442 HIZIR: 2
BİR AYET
Allah sana kâfidir. O her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla bilendir.
Bakara Suresi: 137
BİR HADİS
Kalbinde zerre kadar imanı olan kimse cehennemden çıkar.
Sırr-ı imtihan ve hikmet-i teklif iktiza eder ki, akla kapı açılsın ve aklın ihtiyarı elinden alınmasın. Eğer gayet bedihî bir surette olsa, o vakit aklın ihtiyarı kalmaz.
Mektûbât
ادة
16
YanıtlaSil15:35-Barbaran aydin Paşanan Preveze Zales
-1950-Demokrat Part
ilk ve böyük icraatuendas biri olan, ezanın Avrupa
okunması yasağımı kaldırd
-2011-Bediüzzamanin talebelerinden Hamza
Emek vefat etti.
PERŞEMBE
THURSDAY
HAZİRAN
Muhakkak Allah highn hakke
JUNE
Sen bir memursun, asker gibi muvazzafon. Öyleyse, onun namyla çalis, onun hesabyla sa yet Muhtaç olduğun bütün şeyleri sana bahçeden ve rolum veren, muttede olmadığın şeylerden seni
MICR 17 ZRAK DE 1443
КОНАК 1038
hifarden Odur Mesnevi i Nuriye
(USP) apaug
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
-1201-Müslüman tıp alimi İbnü'l Cevzi'nin vefatı.
- 1535 - Barbaros Hayreddin Paşanın Preveze Zaferi.
1950-Demokrat Parti, ilk ve büyük icraatlarından biri olan, ezanın Arapça okunması yasağını kaldırdı.
2011 - Bediüzzamanın talebelerinden Hamza Emek vefat etti.
16
PERŞEMBE
THURSDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET O gün tartı haktır. Kimin tartıları ağır basarsa, işte kurtulanlar onlardır.
A'raf Suresi: 8
BİR HADİS
Muhakkak Allah hiçbir hakkı geri çevirmez.
Sen bir memursun, asker gibi muvazzafsın. Öyleyse, onun namıyla çalış, onun hesabıyla sa'yet. Muhtaç olduğun bütün şeyleri sana bahşeden ve rızkını veren, muktedir olmadığın şeylerden seni
hifzeden Odur. Mesnevî-i Nuriye
HİCRÎ: 17 ZİLKA'DE 1443 - RUMÎ: 3 HAZİRAN 1438
HIZIR: 42 - GÜN: 167 KALAN: 198 - GÜN UZA: ODK
PEYGAMBERİMİZİN UTBE B. FERKAD'A MEKKE'DE EV YERİ VERMESİ
YanıtlaSilUtbe b. Ferkad'ın Soyu:
Utbe b. Ferkad'ın Ata soyu şöyledir:
Utbe b. Ferkad, b. Yerbu', b. Habib, b. Målik, b. Es'ad, b. Rifâa, b. Rebia, b. Rifâa, b. Hâris, b. Bühse, b. Süleym'üs'Sülemi.
Utbe b. Ferkad'ın annesi: Amine bint-i Ömer, b. Alkama, b. Mut-
talib, b. Abd-i Menaf'dır (1).
Utbe, Eşrafdandı (2).
Peygamberimizin Utbe'ye Ev Yeri Vermesi ve Yazı Yazması:
Peygamberimiz, Utbe b. Ferkad'a, Mekke'de bir ev yeri vermiş ve bu husustaki yazısında şöyle buyurmuştur:
«Bu, Peygamber Aleyhisselâmın, Utbe b. Ferkad'a verdiği yazıdır: Mekke'de ev yapması İçin ona, Merve'ye doğru bir ev yeri verdi. Bunun üzerinde, hiç kimse, ona karşı bir hak iddia edemeyecek,
hak iddiasına kalkanın hakkı olmayacaktır. Hak, onun (Utbe'nin) hakkıdır.
Bunu, Muaviye yazdı.» (3)
(1) İbn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. 1029, İbn-i Estr-Üsdülgabe c. 3, s. 567
(2) Ibn-i Esir-Üsdülgabe c, 3, s. 567
(3) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, 5. 285
PEYGAMBERİMİZİN SAID B. SÜFYAN'ÜR'Rİ'Lİ'YE SÜVARİKİYYE HURMALIĞINI VE KÖŞKÜNÜ VERMESİ
YanıtlaSilPeygamberimizin Said b. Süfyan'ür'Ri'li (İbn-i Esir'e göre Rüay-ni) ye Süvarikıyye hurmalığı ile köşkünü vermiş ve bu husustaki ya-
zısında şöyle buyurmuştur :
«Bu, Resûlullah Aleyhisselâmın, Said b. Süfyan'ür'Ri'li'ye verdiği
yazıdır.
Ona, Süvarikıyye hurmalığı ve köşkünü verdim.
Bunun üzerinde, hiç kimse, ona karşı bir hak iddia edemeyecek,
hak iddiasına kalkanın hakkı olmayacaktır.
Hak, onun (Said b. Süfyan'ın) hakkıdır.
Bunu, Halid b. Said yazdı.» (1)
Süvarikıyye, Mekke ile Medine arasında Beni Süleymlere aid Ebû Bekir kariyesi olup orada biraz hurmalık ve ekinlikler bulunmakta idi (2).
(1) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 285, İbn-i Esîr-Üsdülgabe c. 2, s. 390
(2) Yakut-Mucemülbüldan c. 3, s. 276
Ölenle Birlikte Ölünmez
YanıtlaSil"Ölen bir kimsenin ardından” sürekli “ağlayıp sızlamanın onu geri getirmeyeceğini ve üzüntülüyken de ölçülü davran-mak gerektiğini" anlatmak için "ölenle birlikte ölünmez deriz. Bu atasözünü, ölen bir yakını için ağıtlar yakan ve ölümün ha-yat kadar doğal bir şey olduğunu unutan kimseleri kendilerine getirmek için kullanırız.
Evet, ölüm de hayat kadar doğaldır.
Öyle ki Hz. Adem babamız ile Havva annemizden bu yana şu yeryüzüne sayısız insan topluluğu gelip gitmiştir. Kiminin işi imar etmek olmuştur kimi de ömrünü yakıp yıkmakla ge-çirmiştir lakin hiçbiri burada kalıcı olamamıştır. Bizim de son lokmamızı yiyip, son nefesimizi verdikten sonra bu dünyadan nasibimiz kesilecektir ve amel defterimiz de kapanacaktır. An-cak ardında kesintisiz bir hayır bırakanlar için mahrumiyet söz konusu değildir. En bilindik anlamıyla kesintisiz hayır, sadaka-i cariye demektir.
-71-
Orneğin "İçerisinde Allah'a ibadet edilen mescitler ve ilim tahsil edilen okullar başta olmak üzere, insanlara hatta can taşıyan her bir varlığa yarar sağlayan müesseseler kurmak da bir sadaka-i cariyedir. "2
YanıtlaSilAynı şekilde faydalı ilim öğrenip kıymetli bir eser bırak. mak ve ardından dua edecek hayırlı bir evlat yetiştirmek de böyledir. Yani bir yakınımız ölup gitmiş olsa bile geride kalan bizlerin yapacak daha çok şeyi vardır. Eğer her ölenle biz de ölmüş olsaydık, henüz toprağa girmeden işleyeceğimiz kesin-tisiz hayırları da defnetmiş olurduk.
Eh... Her ne kadar bu sözümüz acısı henüz taze olan biri-nin yüreğine işlemese de hiç değilse onu teselli etmiş oluruz. O hâlde biz esas derdimize dönelim ve asıl üstünde durmamız gereken o şeyi düşünelim.
Sahi, üzerinde durmamız gereken o şey de nedir?
Tabii ki son nefeste imansız gitmemektir.
Gerçek kurtuluş, "Allah'a, meleklerine, kitabına, O'na ka-vuşmaya ve Peygamberine iman etmektir. (Aynı şekilde) son dirilişe iman etmektir."3 Bu kurtuluşa ermek için iman esasla-rını dilimizle söyleyip kalbimizle de tasdik etmek, yani onay-lamak lazımdır. Mademki onaylıyoruz, öyleyse salih ameller işleyerek nurumuzu artırmaya bakalım çünkü bir müminin nuru dünyada işlemiş olduğu salih amellerdir. Bu amellerle Allah'ın huzuruna varanlardan oluruz İnşallah.
O "Allah (ki) iman edenlerin velisidir; onları karanlıklar-dan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri ise sahte tann-larıdır, onları aydınlıktan çıkarıp karanlıklara sokarlar." O'na kavuşmayı arzulayan gönüller için ölüm, bir bayram günüdür.
2 Hadislerle İslam VII Vakıflar / Kesintisiz Hayır s. 409
3 Hadislerle İslam I Meleklere İman / Rahmetle Kuşatılmak s. 535
4 Bakara Suresi 257. Ayet Tefsiri
-72-
miz? Ölüm güzel bir şey olmasaydı, ölür müydü Peygamberi-
YanıtlaSilGerçekten de bu yönüyle baktığımızda ölüm, güzel bir şeydir; Allah'a kavuşmayı istemek güzel bir şeydir, karanlık-lardan aydınlığa çıkmak güzel bir şeydir.
Hayatınızdaki güzellikler çok, içinizdeki karanlıklar ise yok olsun.
نورة الالعام
YanıtlaSilولكل درجات مما عملوا وما ربك يعامل عَمَّا يَعْمَلُونَ وَرَبُّكَ الْغَنِي ذُو الرَّحْمَةِ إِن بنا يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفُ مِنْ بَعْدِكُمْ مَا يَشَاءُ كَمَا أَنْشَاكُمْ مِنْ ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ أُخَرِينَ . ال مَا تُوعَدُونَ لَاتٍ وَمَا أَنتُمْ بِمُعْجِزِينَ لل يا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلَى مَكَانَتِكُمْ إِنِّي عَامِلٌ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ النَّارِ إِلَهُ لا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ . وَجَعَلُوا لِلَّهِ مِمَّا ذَرَا مِنَ الحَرْثِ وَالْأَنْعَامِ نَصِيبًا فَقَالُوا هَذَا لِلَّهِ بِرَعْمِهِمْ وَهُذَا لِشُرَكَاتِنَا فَمَا كَانَ لِشُرَكَائِهِمْ فلا يصل إلى اللهِ وَمَا كَانَ لِلَّهِ فَهُوَ يَصِلُ إلى شُرَكَائِهِمْ سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ . وَكَذَلِكَ زين لكثيرٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ قَتْلَ أَوْلَادِهِمْ شُرَكَاؤُهُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُوا عَلَيْهِمْ دِينَهُمْ وَلَوْ شَاءَ اللهُ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ .
وقالي
وَلِكُلِّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُوا وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
66 Herkesin amellerine göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir. 99 (En'am, 6/132)
Mushaf sayfa no: 144
Hafızlık sayfa no: 8. Cüz/17. sayfa
ALLAH, İYİLERİ DE KÖTÜLERİ DE BİLİR.
BİLGİ
Müslüman; Allah'a bağlılığı, haram ve günahlardan kaçınması, iyi ve yararlı davranışları en güzel şekilde yerine getirmesi oranında Allah katında derece elde eder. Sevapları arttıkça ahirette alacağı ödül ve kazanacağı derece yüksek olur. Kötülükleri işlemeyi ilke edinenlerin ise ahiretteki durumu kötü olur. Ya-pılan en küçük hayır, işlenilen en küçük kötülük de ahirette kişinin karşısına çıkartılır. Allah, her kulun yapıp ettiklerini bilen ve görendir. Herkes yapıp ettiklerine göre cennet veya cehennemde derecelendirilir.
MESAJ
1. Mümin, Allah'ın (c.c.) rızasını kazandıracak ameller yapmaya ve günahlardan
uzaklaşmaya gayret eder.
2. İnsan ameline göre kıymet kazanır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Amel: İnsanın yaptığı iş, hareket ve davranış; dünya ve ahirette ceza veya ödül konusu olan her türlü iş.
144
HAFIZ LAFZIN 1
YanıtlaSilوَهُوَ الَّذِي أَنْشَأَ جَنَّاتٍ مَعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفًا أَكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِةٍ كُلُوا مِنْ ثَمَرِةٍ إِذَا أَثْمَرَ وَأَتُوا حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهِ وَلَا تُسْرِفُوا إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ
ن هذا العام وحزت حجر لا يطعنها الامن القناة برغبهم والعام حُرمَتْ ظُهُورُهَا وَالعام لا يذكرون اسم الله عَلَيْها المتراء عَلَيْهِ سَيَجْرِيهِمْ بنا كَانُوا يَفْتَرُونَ ، وَقَالُوا مَا فِي بُطُونِ هُذِهِ الالعام خالصة الكورنا وتحرم على الزواجنا وان كل مينة فهُمْ فِيهِ شُرَكَاءُ سَيَجْرِيهِمْ وَضَفَهُمْ إِنَّهُ حكيم عليم المَدْخَيرَ الَّذِينَ قَتَلُوا أَوْلَادَهُمْ سَفَهَا بغير علم وحَرَّمُوا مَا رَزَقَهُمُ اللهُ افْتِرَاهُ عَلَى الله لا ضلوا وما كَانُوا مُهْتَدِينَ وَهُوَ الَّذِي أَننَا جَاب مَعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّحل والروع مختلِفًا أَكْلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهَا وغير متشابه كُلُوا مِنْ ثَمَرِمَ إِذَا الْمَرَ وَأَتُوا حَقَّهُ يوْمَ حَصَادِ، وَلَا تُسْرِفُوا إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ . ومن الأنعام حمولةٌ وَفَرْنَا كُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ الله ولا تَتَّبِعُوا الخطواتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ .
66 O, çardaklı çardaksız olarak
bahçeleri, ürünleri, çeşit çeşit
hurmalıkları ve ekinleri, zeytini ve narı (her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı biçimde yaratandır. Bunlar meyve verince meyvelerinden yiyin. Hasat günü de hakkını (öşürünü) verin, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.99
(En'am, 6/141)
Mushaf sayfa no: 145
Hafızlık sayfa no: 8. Cüz/16. sayfa
HELAL NİMETLERİ TADIN, ÜRÜNLERİN HAKKINI VERİN!
BİLGİ:
Insana sunulan bunca nimeti yaratan ve veren Allah'tır. Allah'ın insanlar için çıkardığı sayısız nimetler bulunmaktadır. Türlü türlü meyveler, yiyecekler, içe-cekler, ekinler, hayvanlar, bitkiler, sular gibi pek çok nimet insanın hizmetine sunulmaktadır. Rabbimiz kendisini tanımamız ve kulluk görevlerimizi yapmamız için bu nimetleri vermektedir. Nimetleri vereni unutmamak durumundayız. Müminler helal olan yiyecek, içecek vb. nimetlerden yararlanırlar. Aşırılığa yönelmezler, israf etmezler. Yoksulun hakkını verirler.
MESAJ:
1. Verdiği nimetlere karşı Rabbimize teşekkür sorumluluğumuz vardır.
2. Ürünlerin öşrünü (zekâtını) vermek gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Müteşâbih: Birbirine benzer.
Öşür: Onda bir; toprak mahsullerinin zekâtı.
145
المانية أزواج من الفنان اللين ومن المقر التي قل الذكرين حرم أم الأللين أما التملك على ارحام الألبين تيوني يعلم أن كلام صادقين . ومن الابل اللين ومن البقر الذين عمل الذكرين حرم أم الأللبينِ أَمَّا المُتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ الألتبين ام كللمْ شُهَدَاءَ إِذْ وَصُبِكُمُ اللهُ بِهَذَا فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن الملزى على الله كَذِبًا لِيُضِلُ النَّاسَ بِغَيْرِ عِلم إلى الله لا يَهْدِي الْقَوْمَ الطالبين قل لا أجد في ما أوحى إلى مُحَرَّمًا على طاعم يَطْعَمُهُ إِلا أَن يكون مينه أوْ دَما مَسْفُوحًا أو لحم خنزير قاله رجس أو فسقا أهل لغير الله بهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغِ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ رَبِّكَ غَفُورٌ رَحِيمُ وَعَلَى الَّذِينَ هَادُوا حَرَّمْنَا كُل ذِي ظُفُرٍ وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْعَلَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَا الا مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُما أو الحوايا أو ما الخلط بعظم ذلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِبَغْيِهِمْ وَإِنَّا لَصَادِقُونَ .
YanıtlaSilقُلْ لَّا أَجِدُ فِي مَا أُوحِيَ إِلَى مُحَرَّمًا عَلَى طَاعِم يَطْعَمُهُ إِلَّا أَنْ يَكُونَ مَيْتَةً أَوْ دَمًا مَسْفُوحًا أَوْ لَحْمَ خِنْزِيرٍ فَإِنَّهُ رِجْسٌ أَوْ فِسْقًا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ باغ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
--
66 De ki: "Bana vahyolunan Kur'an'da bir kimsenin yiyecekleri arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti ki o şüphesiz necistir- ya da Allah'tan başkası adına kesilmiş bir (murdar) hayvandan başka, haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Fakat istismar etmek-sizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın kim bunlardan yeme zorunda kalırsa yiyebilir." Şüphesiz ki Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir.99 (En'am, 6/145)
مان كابور
Mushaf sayfa no: 146
Hafizhk sayfa no: 8. Cüz/15. sayfa
HARAM YİYECEKLERDEN SAKININ!
BİLGİ
Allah'ın yenilip içilmesini helal-haram kıldığı şeyler insanlar için kulluk sınavının gereklerindendir. Müslüman, haramdan uzak durmakla yükümlü-dür. Allah, Hz. Peygamber aracılığıyla müminlere haram kıldığı yiyecekleri bildirmiştir. Kendi kendine ölen veya dine uygun kesimle kesilmeyen hayvan leşi, akan kan, domuz eti veyahut Allah'tan başkası adına kesilen hayvanın eti haramdır. Ancak kişi eğer zaruret durumuna düşer de, yemediği takdirde õlecek noktaya gelirse, lezzet almak kastıyla yemediği ve kendisini ölmekten kurtaracak miktarı geçmediği takdirde haram yiyeceklerden yemesinde ona bir günah yoktur.
MESAJ
Mü'min, Allah'ın haram kıldığı yiyeceklerden uzak durmalıdır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Fısk: Doğru yoldan çıkmak, günah, suç işlemek, Allah'ın emir ve yasaklarına
uymamak.
146
HAFIZ LAFZIN HA
YanıtlaSilقُلْ فَلِلَّهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ فَلَوْ شَاءَ لَهَدِيكُمْ أَجْمَعِينَ
66 De ki: 'En üstün delil yalnızca Allah'ındır. O, dileseydi elbette sizin hepinizi doğru yola iletirdi.'99 (En'am, 6/149)
ان كذابون قفل السنة أو رحمة واسعة ولا يرد بانة في القومِ الْمُجْرِمِينَ سَيَقُولُ الَّذِينَ أَشْرَكُوا لو شاء الله ما أشركنا ولا أباؤُنَا وَلا حَرَّمْنَا مِنْ شَيْ كذلك كذاب الذينَ مِنْ قَبْلِهِمْ عَلَى دَاقُوا بَأْسَنَا قُلْ هَلْ علَيْكُمْ مِنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا إِنْ تَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَال أَنتُمْ إِلَّا تَخْرُصُونَ قُلْ فَلِلَّهِ الْحَجَّةُ الْبَالِغَةُ فَلَوْ شاة لهديكم أجْمَعِينَ قُلْ هَلُمَّ شُهَدَاءَ كُمُ الَّذِينَ تشْهَدُونَ أنَّ اللهَ حَرَّمَ هَذَا فَإِنْ شَهِدُوا فَلَا تَشْهَدُ معَهُمْ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَالَّذِينَ لا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ وَهُمْ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ قُلْ تَعَالَوْا اقل ما حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلَّا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَلَا تَقْتُلُوا أَوْلَادَكُمْ مِنْ إِمْلَاقٍ نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلَا تَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ الله إلا بالحق ذلِكُمْ وَضُيكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ .
Mushaf sayfa no: 147
Hafızlık sayfa no: 8. Cüz/14. sayfa
ALLAH'A İNANMAK İÇİN AÇIK DELİLLER ÇOKTUR.
BİLGİ
Allah, insanlara akıl ve irade yeteneği vermiştir. İnsanlar özgür irade ve istek-leriyle iman edip etmemek bakımından sınanırlar. Yüce Allah, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırt etmek üzere elçi ve kitap göndermiştir. Başka pek çok açık delil vardır. Allah'ın varlık ve gücüne; peygamber, Kur'an, insanın kendi yaratılışı ve evrendeki varlıklar birer delildir. Allah mutlak güç sahibidir. Eğer O istese bütün insanlar iman eder ve hidayet bulur. Ancak Allah insanları, imanı veya inkârı tercih noktasında serbest bırakmıştır.
MESAJ:
1. Allah'ın ayetleri ve gösterdiği deliller iman etmek için yeterli olup bunları anlamaya çalışmak gerekir.
2. Asıl olan, zor altında kalmadan yani gönüllü olarak inanmaktır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Hüccet: Delil, ispat vasıtası, kanıt.
147
esel
YanıtlaSilشورة الانعام
ولا تقربوا مال اليتيم إلا بالتي هي أحسن على يبلغ الشدة وأوفوا الكيل والميزان بالقسط لا تكلف نفت إِلَّا وُسْعَهَا وَإِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَبِعَهْدِ الله أولوا ذلكم وضُيْكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ وَإِن هَل صراطى مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلَا تَتَّبِعُوا السبل فتفرق بطة عَن سَبِيلِه ذَلِكُمْ وَصِيكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ثُمَّ أتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ تَمَامًا عَلَى الَّذِي أَحْسَنَ وَتَفْصِيلًا بكُلِّ شَيْ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَعَلَّهُمْ بِلِقَاءِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ . وَهَذَا كِتَابٌ أَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُوا لَعَلَّكُمْ ترْحَمُونَ أَنْ تَقُولُوا إِنَّمَا أُنْزِلَ الْكِتَابُ عَلَى طَائِفَتَيْنِ مِنْ قَبْلِنَا وَإِنْ كُنَّا عَنْ دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِلِينَ أَوْ تَقُولُوا لَوْ أَنا أُنزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّا أَهْدَى مِنْهُمْ فَقَدْ جَاءَكُمْ بَيْنَهُ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَّبَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَصَدَفَ عَنْهَا سَنَجْزِي الَّذِينَ يَصْدِقُونَ عَنْ أَيَاتِنَا سُوءَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يَصْدِقُونَ .
وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتِيمِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّةً وَأَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا وَإِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَبِعَهْدِ اللَّهِ أَوْفُوا ذَلِكُمْ وَصِيكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
66 Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa adil olun. Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız
diye emretti.99
(En'am, 6/152)
هل ينظرون
Mushaf sayfa no: 148
Hafızlık sayfa no: 8. Cüz/13. sayfa
YETİM MALINA EL UZATMA, ADALETTEN HİÇ AYRILMA!
BİLGİ
Yüce Allah, Müslümanlara yasakladığı şeyleri saymaya devam etmektedir: Ye-tim malı konusunda o kadar hassas olun ki o mala kötü niyetle yaklaşmayın bile. Yetimi korumak ve onun malına el uzatmamak gerekir. Toplumdaki yetim çocuklar o topluma birer emanettir. Yetimin malı o yetim ergenlik ve rüşd çağına gelinceye dek korunmalıdır. Eğer faydalı ve güzel bir ticaret durumu varsa yetim lehine çalıştırılabilir.
MESAJ
1. Müslümanlara, yetimi ve malını emanet bilinci ile korumak emredilmiştir. 2. Hiçbir işte adaletten ve doğruluktan ayrılmamak gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Yetim: Kendisi ergenlik çağına gelmeden babası ölen çocuk.
Rüşd: Doğru yolu bulmak, makul davranmak; kişinin mallarını uygun biçimde koruyup harcamasını sağlayan fikri olgunluk.
148
HAFIZ LAFZIN
YanıtlaSilالقرة كامل
مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا وَمَنْ جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَى إِلَّا مِثْلَهَا وَهُمْ لَا
يُظْلَمُونَ
مل بنظرُونَ إِلَّا أَن تَأْتِيَهُمُ الْمَلَائِكَةُ أَوْ يَان رد او بالَ بَعْضُ باب رب يوم يَأْتِي بَعْضُ أَيَّاتِ رَند لَا يَنفَعُ نَفْسًا إِيمَانُها لم نكن أملك من قبل أو كتبت في إيمانها اخيرا قل النظرُوا لمنتظرون إن الذين فرقوا دينهم وكانوا شِيَعًا لَستَ مِنْهُم ي لي إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللَّهُ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ . من جاء بالمسلةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا وَمَنْ جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَى لا مِثْلَهَا وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ قُلْ إِنَّنِي هَذَينِي رَبِّ إِلَى صِرَاطٍ تستقيم دينا فِيمَا مِلَّةَ إِبْرَهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ قل إن صلاتي ونسكي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ . لا شريك له وبذلككَ أُمِرْتُ وَأَنَا أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ قُلْ أَغَيْرَ الله انعى ربا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْءٍ وَلَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ إِلَّا عَلَيْهَا وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ وَهُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ خَلَائِفَ الْأَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرْجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ في ما أتيكُمْ إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ الْعِقَابِ وَالَهُ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ .
66 Kim bir iyilik yaparsa ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa o da sadece o kötülüğün misliyle
cezalandırılır ve
onlara zulmedilmez.99
(En'am, 5/160)
Mushaf sayfa no: 149
Hafızlık sayfa no: 8. Cüz/12. sayfa
ALLAH, İYİLİĞİ ON KATIYLA ÖDÜLLENDİRİR.
BİLGİ:
Var oluşumuzun amacı iyilik etmek ve iyiliği yeryüzüne yaymaktır. İnsana Rabbi çok büyük iyiliklerde bulunmuş, ona sayısız ve paha biçilemeyecek ni-metler vermiştir. Allah, kullarına karşı çok cömerttir. Rabbin bir iyiliğe karşılık ödülü onun en az on katı iyilik ve sevaptır. Rabbimiz dilerse bunu yediyüz katına veya daha fazlasına çıkarır. Rahim olan Allah işlenen bir kötülüğe ve günaha ise ancak bir ceza verir veya dilerse onu da bağışlar. Mevla, kullarına haksızlık etmez, âdildir, cömerttir.
MESAJ:
Yeryüzünde iyiliği egemen kılmaya, hesabımızdaki iyilikleri çoğaltmaya ça-lışmalıyız.
KELİME DAĞARCIĞI:
Hasene: İyi, güzel; dinin ve aklıselimin iyi ve doğru kabul ettiği her türlü inanç, tutum ve davranış.
Misil/Emsal: Benzer, denk.
149
SANANIN AMILI
YanıtlaSilسورة الأعراف مكنا وفي بالتان وسنت آيات
م الله الرحمن الرحيم
ن المصر كتاب أنزل إليك فلا يكن في صدرك خرج منه القدير به وذكرى المؤمنين البعوا ما انزل اليكم من العلم ولا تَتَّبِعُوا مِن دُونِهِ أَوْلِيَاءَ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ وَكُمْ مِنْ قَرْيَةٍ اهلكناها فجاءَ مَا بَأْسُنَا بَيَانًا أَوْ هُمْ قَاتِلُونَ فَمَا كَانَ دَعْوَبَهُمْ إِذْ جَاءَهُمْ بَأْسُنَا إِلَّا أَنْ قَالُوا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ المُستقل النبين أرسل إليهم ولمسانُ الْمُرْسَلِينَ ، فَلْتَقْصِّنَّ عَلَيْهِمْ بِعِلْمٍ وَمَا كُنَّا غَائِبِينَ وَالْوَزْنُ يَوْمِيذٍ الْحَقُّ فَمَنْ تَقْلَتْ مَوَازِينَة فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ وَمَنْ حُقَّتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَئِكَ الَّذِينَ خسِرُوا أَنْفُسَهُمْ بِمَا كَانُوا بِآيَاتِنَا يَظْلِمُونَ وَلَقَدْ مَكَّلاك: في الْأَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَايِشَ قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ . ولَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلَئِكَةِ اسْجُدُوا الأدمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ لَمْ يَكُنْ مِنَ السَّاجِدِينَ .
اتَّبِعُوا مَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا مِنْ دُونِةٍ أَوْلِيَاءَ قَلِيلاً مَا تَذَكَّرُونَ
"Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (A'raf, 8/3)
کال
Mushaf sayfa no: 150
Hafızlık sayfa no: 8. Cüz/11. sayfa
BAŞKALARINA DEĞİL KUR'AN'A UYUN!
BİLGİ
Yüce Allah, Kur'an'ı insanlar için indirmiştir. Onda varlığın, hayatın gayesi, mutluluğun yolu bildirilir. Kur'an kılavuzdur. Doğru yolu bildirir. Ona uyan dünya ve ahiret huzuru bulur. Bağlanılacak dost ise ancak Allah'tır. O'nun dışında başka şeylerden kurtuluş ve çare ummak faydasızdır. Ancak ne var ki insanlar Rablerinin bu öğüt ve uyarılarına pek az kulak vermekteler.
MESAJ
1. İnsana eğri ve doğruyu, hak ve batılı gösteren, doğruluk rehberi Kur'an şifa kaynağıdır. Her türlü huzur ve kurtuluş, sözlerin en güzeli Kur'an'a uymaktadır. 2. Başka varlıklara değil ancak Allah'a bağlanıp O'na sığınmak gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Inzal: İndirmek, Allah'ın peygambere vahiy göndermesi.
Evliya: Veliler, dostlar, yardım ve himaye edenler.
150-
قال
YanıtlaSilقَالَ مَا مَنَعَكَ أَلَّا تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِنْهُ خَلَقْتَنِي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ
موسوس لهما الشَّيْطَانُ لِيُبْدِي لَهُمَا مَا يُرِى عَنْهُمَا مِنْ سَوَّانِهِمَا
وقال ما لهيكما ربكنَا عَنْ هَذِهِ الشَّجَرَةِ إِلَّا أَنْ تَكُونَا مَلَكَيْن
أو تكون من الخالدين والاستهما إلى لكتالين الناصحين
منليهما بِغُرُور قلما كانا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْتُهُمَا وَطَفِقا
بخصفان عليهما من ورق الجلة وناديهما رَبَّهنا الم الهكما
عن بلكما الشجرة وأقل لكنا إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُبِينٌ .
طين
"Allah buyurdu: "Ben sana
emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir?" (Iblis), "Ben ondan daha üstünüm, çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın."
dedi.99
(Α'τάξ. 7/12)
وخلقته من طبي قال فاقيط منها فما يسعون لك أن التكبر بها الخرج الله من الشاعرين قال الطرق إلى يوم يتعلون عال الله من السلطين قال فيما المويلبي لا تعدل الهم مرا طلال المستقيم ثم لا يقلهم من بين أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَن المابهم وعن شمالهم ولا أجد أكثرهم شاكرين قال الخرج منها مداما مدْحُورًا لمَن تَبِعَاكَ مِنْهُمْ لأَمْل جهلم منكم الجمعين ويا أدم السكن أنت وزوجات الجلة فكلا من حيث بكلما ولا القريا هذه الشجرة لتكونا من الطالبين .
Mushaf sayfa no: 151
Hafızlık sayfa no: 8. cüz/10. sayfa
ŞEYTAN KENDİNİ ÜSTÜN GÖRÜNCE ALLAH'A İSYAN ETTİ.
BİLGİ:
Allah, ilk insan Hz. Ådem'i çamurdan yaratıp şekillendirdikten sonra bütün meleklere ve cinlerden olan İblis'e Hz. Adem'e saygı anlamında secde etmelerini emretti. Bütün melekler Allah'ın secde emrini yerine getirdi. Iblis ise kendince akıl yürütüp, kendisinin ateşten, Adem'in ise çamurdan yaratılmış olduğunu ileri sürerek, bu durumun kendisini üstün kıldığını söyledi ve isyan etti.
MESAJ:
1. Allah'ın emirlerine mutlak olarak itaat ederiz.
2. Allah'ın emirlerine karşı gelmenin, hiçbir akli ve mantıkî gerekçesi olamaz.
3. Hatada ısrar etmek şeytanın tavrıdır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Secde: Itaat ve saygı ile eğilmek, boyun eğmek, yere kapanmak. Emir. Bir işin yapılmasını kesin olarak istemek, buyurmak.
151
سورة نفره (50)
YanıtlaSilوک آنلرده آخرتك بر شقنه، یعنی جهنمه اشارت ايد بالمشدر بواننده ایلنجی شفی اولان قند ويريلمشدر بواعتداد له، آخرتك هراتكى شقى ده ذكر ان بالمن بولو نويور.
ا آقاسی منت مهنى، شجرة خلقتك أنده طوغرى او زانو کندن ابکی دالندن نقطر انکی ثمره در و مكاناتك تسلسلاً كالمكده اولان سلسل الدينك الكلى تجد سيدر وابده خود
أقوب كيدن كائنات سيلندك ايکي مخزنی و ایك موفيدر.
اون وقتا که جناب هو غير متناهى مامتار يكون لو عالمي امتحانه صحنه بایدی و بینه مور حكمتلى الجون تغير الكره، تحولا تاره، انقلا باره محل او له نمی اراده ایتدی و بینه موکن عام الراحمين خیر ایله شری، نفع ایله ضرری، حسن ایله قبجی، خلاصه ایله که فنا لغی قاریشین به شکاره چند جهنم تخوم او طمعه اوزره طاقاتك شو مزرعه سنه سريدي.
اون، مادامکه بو عالم، نوع بشرك امتحانه میدانیدر و مسابقه پرید. این که فن الفان بر برنده تفریق ایدیالمه من به جان درجه ده مختلط و قاریشین او لمه لری لاز مدرکه، انسانلارن در جواری تظاهر ايتين. امتحان و تجربه زماناری بيتد كون موكره، فنا ان انار ( وامتازوا اليوم أيُّهَا المجرمون ) خطابيل، یعنی (ای مجر مالی، به طرفه چیکی دیر گزر) دیمه اولان توپیار اور پرنجی خطا بیله، دائمی قاطعه اوزره جنته گیریگیزا دبیر اولان جناب حقك منعماني، شقيقانه، لطفه انه
صاعقه واری شد تالی امر الهی یه معروض قالا جقاري کي ابي ان انار ده (فَادْخُلُوهَا خَالِدِينَ )
امر لرینه مظهر اولاجقار در
انسانلار بویله ایکی قسم ایر بلد قدن موكره، کائنات ده تصفیه عملیاتنه او غرابیا هم کوتولگی، شری ضرری تولید ایدن ماده لون بر طرفه چیا مه سیاه جهنمان تجهیزاتی اعمال ایام جان ، امیدگی، خیری نفعی طوغوران ماده لرك ده به طرفه چكيلمه سيله جنتك تجهيزاتي المال
البديله مكدر
عمليات
YanıtlaSilAmeliyat: İşlemler
غَيْرِ متناهي
Gayr-i mütenähî:
Nihayetsiz
خلاصه
Hulasa: Oz
حسن
Hüsün Güzellik
إكمال
İkmal: Tamamlama
انقلاب
İnkılab: Dönüşıne
Kubuh: Çirkinlik
للمفكارانه
Lütufkarane: İyilik ederek
مخزن
Mahzen: Ambar
مزرعة
Mezraa: Tarla
مختلط
Muhtalit: Karışık
مُنْعِمانه
Minimane: Ni'met vererek
مسابقه
Müsabaka: Yarışma
نفع
Nef: Fayda
نَوْعٍ بَشَرْ
Nev-i beşer: İnsan nevi'
صاعقه وارى
Saika-vari: Yıldırım gibi
سلسله
Silsile: Zincir
شَجَرَةِ خِلْقَتْ
Secere-i hilkat: Yaratılış ağacı
شفيقاته
Şefikane: Çok şefkat ederek
تغيرات
Tagayyürat: Başkalaşmalar
تحولات
Tahavvülat: Hâlden håle girmeler
تصفية
Tasfiye: Arındırma
تجهيزات
Techizat: Donatmalar
تفريق
Tefrik: Ayırına
تَصَلْسُلًاً
Teselsülen: Ard arda gelerek
توليد
Tevlid: Doğurma
تظاهر
Tezahür Görünme
işaret edilmiştir. Bu âyette, ikinci sıkkı olan cennetten haber Ve geçen ayetlerde ahiretin bir şıkkına, yani cehenneme verilmiştir. Bu i'tibârla, ahiretin her iki şıkkı da zikredilmiş bulunuyor.
YanıtlaSilebede doğru uzanıp giden iki dalından tezahür eden Ey arkadas! Cennet, cehennem, secere-i hilkatin iki semeredir. Ve kainatın teselsülen gelmekte olan silsilelerinin iki neticesidir. Ve ebede doğru akıp giden käināt seylinin iki mahzeni ve iki havzıdır.
Evet, vaktaki Cenâb-ı Hakk, gayr-i mütenâhî hikmetler için bu alemi. imtihana sahne yapti. Ve vine sonsuz hikmetler için tagayyürâtlara, tahavvülâtlara, inkılâblara mahal olmasını iråde etti. Ve yine sonsuz gayeler için hayır ile şerri, nef ile zararı, hüsün ile kubhu, hulâsa iyilikle fenâlığı karışık bir şekilde cennet ve cehenneme tohum olmak üzere kâinâtın şu mezraasına serpti.
Evet, madem ki bu âlem, nev'-i beşerin imtihan meyda-nıdır ve müsabaka yeridir. İyilikle fenâlığın birbirinden tefrik edilemeyecek derecede muhtelit ve karışık olmaları lazımdır ki, insanların dereceleri tezahür etsin. İmtihân ve tecrübe zamanları bittikten sonra, fena insanlar واسْتَارُوا الْيَوْمَ آنها المجرمون hitabıyla yani "Ey mücrimler, bir tarafa çekiliniz!" diye olan tüyler ürpertici, sâikavârî, şiddetli emr-i İlâhî'ye ma'růz kalacakları gibi; iyi insanlar da فَادْخُلُوها عالدين hitâbıyla, "Dâimî kalmak üzere cennete giriniz!" diye olan Cenâb-ı Hakk'ın mün'imâne, şefikāne, lütufkârâne emirlerine mazhar olacaklardır.
İnsanlar böyle iki kısma ayrıldıktan sonra, kâinât da tasfiye ameliyatına uğrayacak. Kötülüğü, şerri, zararı tevlîd eden maddelerin bir tarafa çekilmesiyle cehennemin techîzâtı ikmål edilecek; iyiliği, hayı, nefi doğuran maddelerin de bir tarafa çekilmesiyle cennetin techîzâtı ikmål edilecektir.
1462-Midilli Adası, Osmanlı ordusu tarafından fethedildi.
YanıtlaSil1881 - Bediüzzaman'ın ittihad-ı İslâmda selefleri arasında gösterdiği Hoca Tahsin vefat etti.
1918 - Sultan Reşad'ın vefatı.
1988 - Fatih Sultan Mehmed Köprüsü'nün açılması.
TEMMUZ
03
PERŞEMBE
8 1447 MUHARREM
RUMI: 20 HAZİRAN 1441
HIZIR: 59
BIR ATEI
Eğer Allah dileseydi sizi zorluklara uğratırdı.
(Bakara: 220)
BİR HADİS
Ümmetimin en şereflileri, Kur'ân okuyanlar ve gece kalkıp ibadet yapanlardır.
Taberanî
Evet Kur'an, milyonlarca Arabî kitaplarla mukayese edilirse benzeri bulunamaz. O halde Kur'an ya hepsinin altındadır, bu ise muhaldir; öyle ise hepsinin fevkindedir, öyle ise Allah'ın kelâmıdır, İsaratü'l-ca
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil2020 BEDIOZZAMAN TAKVİMİ
- 1795-Ünlü kimyacı Lavosier Fransız İhtilali'ni giyotinle idam edildi.
yapanlar tarafından
1945 - II. Dünya Savaşının sona ermesi.
MAYIS
08
CUMA
21 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 25 NİSAN 1442
HIZIR: 3
BİR AYET
Şüphesiz ki Allah
sabredenlerle beraberdir.
Bakara Suresi: 153
BİR HADİS Kim la ilahe illallah derse, bela ve sıkıntıdan kendini kurtarır.
Kıyametle, saadet-i ebediyenin geleceğine en büyük delil, rahmettir. Evet, rahmetin rahmet olması ve nîmetin nîmet olması, ancak ve ancak haşir ve saadet-i ebediyeye bağlıdır.
İşârâtü'l-İcâz
Imsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil-656-Hz. Osman'ın (ra) şehadeti.
1918-1. Dünya Harbi sonrası Rus esaretinden firar eden Bediüzzaman'a, Bulgaristan'da Sofya Ataşemiliterliği tarafından Vatana Avdet Belgesi verildi. Bediüzzaman trenle İstanbul'a hareket etti.
17
CUMA
FRIDAY
HAZİRAN
JUNE
BIR AYET "Rabbimiz bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma!"
derler.
A'raf Suresi: 47
BİR HADİS
Kardeşinizi, bereket için dua ederek mükafatlandırınız.
Şükrün mikyası; kanaattir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir... Şükürsüzlüğün mizanı hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram-helâl demeyip rast geleni yemektir.
HICRĪ: 18 ZİLKA'DE 1443 - RUMI: 4 HAZİRAN 1438
Mektubat
HIZIR: 43 - GÜN: 168 KALAN: 197 - GÜN UZA.: 0 DK
VEBR B. YUHANNİS'İN MEDİNE'YE GELİSİ, MÜSLÜMAN OLUSU VE MÜSLÜMANLIĞI EBNALAR ARASINDA YAYIŞI
YanıtlaSilT'ebr b. Yuhannis'in Soyu, Medine'ye Gelip Müslüman Oluşu ve
Müslümanlığı Yaymağa Çalışışı:
Vebr b. Yuhannis, Yemende bulunan Ebnálardandı. (nuncu yılında Medine'ye gelip Müslüman oldu. Vehr, Peygamberimizin yanından ayrılınca, Yemendeki
Hicretin
nın yanına geldi (1). Onları, İslâmiyete dåvet etti (2). Evlerine misafir olduğu Numan b. Büzürc'ün kızları Müslüman oldular.
Ebnåla-
etti. Vehr, Feyruz b. Deylemi'ye adam salıp Müslüman olmasını teklif
Feyruz b. Deylemi, Müslüman oldu.
Vebr, Merkebuz'a adam saldı. İslâmiyete girmesini teklif etti.
O da, Müslüman oldu.
Merkebuz'un oğlu Ată, San'a'da Kur'ân-ı Kerimi ilk ezberleyen kişidir (3).
Fars Ebnålarından çok yaşlı bir zat olan Dazeveyh de, Müslüman oldu (4).
(1) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 5, a. 534, Taberi-Tarih c. 3, s. 173
(2) Taberi-Tarih c. 3, s. 173
(3) Ibn-1 Sa'd-Tahakat c. 5, a. 533, Taberi-Tarih c. 3, s. 173, Vakıdi'den naklen İbn-i
Hacer-Imbe e. 3, s. 630
(4) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 5, s. 534
Eskisi Olmayanın Yenisi Olmaz
YanıtlaSil"Yeni bir şey edinildiğinde eskisinin hemen elden çıkanl-mesin doğru olmadığını anlatmak için, "eskisi olmayanın olmaz" deriz. Bu atasözünü genellikle eskiyen eşyaları mak yerine onları tekrar kullanmanın önemini vurgulamak veya eski de olsa bir eşyanın değerli olduğunu hatırlatmak n kullanırız.
Belli ki bu söz, her şeyin el emeği göz nuru verilerek hazır-andığı zamanlarda söylenmiş olmalı. Günümüzde çoğu eşya abrikasyon olduğundan ve çok miktarlarda üretildiğinden bo-, yıpranan, kırılan veya eskiyen eşyalar çabucak gözden planılmaktadır. Ayrıca modanın cazibesine kapılıp da her sene asını değiştiren ve kılık kıyafetini yenileyen insan sayısı da değildir. Öyle ya da böyle eşyanın veya elbisenin yok paha-elden çıkarılması ya da çöpe atılması israftır.
Peki, israfın önüne geçmek için ne yapmak lazımdır?
Elbette ihtiyacı olan birine vermek suretiyle eski de olsa reşyayı değerlendirmek lazımdır. Unutmayalım ki bize eski
-69-
gibi görûnen bir eşya başkasının yenisidir ve şu hayatta herkes bizim elimizdeki imkanlara sahip değildir. O sebeple eski ya da yeni olsun, her nimetin kıymetini bilip hakkını vermeye çalışalım.
YanıtlaSilKıymet bilen kendi değerini yükseltmiş olur.
Aslına bakarsanız "bize değer kazandıran şeyler, yaptığı mız işlerdir" güzel düşüncelerdir. Güzel düşünceli bir insan babaannemizden veya dedemizden bize miras kalan eski bir kâinatta her şeyin bir duruşu ve ruhu olduğunu bilir. Mesela sandalye, çeyiz sandığı ya da baston sadece bir eşya değildir, kıymetli bir hatıradır, hazinedir. Tüm bu eski eşyalar bizim ha-fızamız olur. Yeni neslin de bunları görmesi ve bir zamanlar ne işe yaradığını bilmesi gerekir. Hız ve tüketim çağında yaşayan gençlerimize bir zamanlar bu yollarda kağnı arabalarının gez-diğini, evleri aydınlatmak için lüks lambaların kullanıldığını da hatırlatalım. Nereden geldiklerini ve nereye gideceklerini unutmasınlar. Hem böylelikle bizi biz yapan değerlere ve kül. türel mirasa da sahip çıksınlar.
Binlerce yıllık bir tarihin mensupları olan bizler, tıpkı ulu bir çınar gibi ayakta duran yapıları ve bunları meydana getiren medeniyeti "eski" ya da "köhnemiş" diye bir kenara atacak de-ğiliz ya! Eğer bizim çabamız güzel olan şeyleri muhafaza etmek olursa şu aziz vatanda bir kibrit çöpü dahi ziyan edilmez.
Çabanız ve düşünceniz güzel, vefanız kalıcı bir eser gibi sağlam olsun.
-70-
Yaşar KOCA
YanıtlaSilملت الله وإن لم تغفر له والزمن الكي من الجانبيرين قال البطوا بعلم النغمي علم الامل في الأرض منتظر ومتاح إلى حين قال فيها لي وفيها المولون وملها لمخرجون يا بني آدم الم الزلنا علي یان بواری سواتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ الكلوى ذلك خير الباد من آيات الله لَعَلَّهُمْ يَذْكُرُونَ يَا بَنِي آدَمَ لا يلمان الشيطان كما الخرج أبوبكم من الجنة بارع عنهد اناتهما ابريهما سواتِهِمَا إِنَّهُ يَريكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُ مِن حيث لا تَرَوْنَهُمْ إِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاء لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ . وإذا فعلوا فاحشة قَالُوا وَجَدْنَا عَلَيْهَا أَبَاءَنَا وَاللَّهُ أَمرنا به قل إن الله لا يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاءِ أَتَقُولُونَ عَلَى اللهِ مَا لا تَعْلَمُونَ . قل أمر ربي بالقِسْطِ وَأَقِيمُوا وُجُوهَكُمْ عِند كل مسجد وادْعُوة المخلصين له الذين كنا بناكم تقولون . فريقا هذى وفريقا حَل عَلَيْهِمُ الصلالة إلهم الحلو الشياطين أولياء من دونِ اللهِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ .
قالا رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ
66 (Adem ile eşi) dediler ki: 'Ey rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz, bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz
(Ατάζ, 7/23)
Mushaf sayfa no: 152
Hafalik sayfa no: 8. cüz/9. sayfa
GÜNAHLAR İSTİĞFARLA SİLİNİR.
BILGI
Allah, Hz. Adem'i ve eşini yaratıp cennete yerleştirdi. Sonra Rabbimiz onlara, oradaki her türlü nimetten istifade edebileceklerini, ancak imtihan olarak belli bir ağacın meyvesinden uzak durmaları gerektiğini söyledi. Adem ve Havva, Şeytan'ın aldatmasıyla bu yasağı çiğneyip ilk günahlarını işlediler. Ancak on-lar, Şeytan gibi hatalarını savunmak yerine, pişmanlıkla Allah'a istiğfar edip O'ndan bağışlanma dilediler. Allah da onları affetti.
MESAJ
1 Allah'ın yasaklarından her zaman uzak durmaya çalışırız.
2. Bir şekilde işlediğimiz günahlardan pişmanlık duyarak Allah'tan af dileriz.
KELİME DAĞARCIĞI
İstiğfar: Kulun Allah'tan günahlarının bağışlanmasını istemesi. Mağfiret: Allah'ın, kulun günahlarını bağışlaması.
Hüsran: Zarar ve ziyana uğramak, kaybetmek.
152
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilيَا بَنِي آدَمَ خُذُوا زِينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ
66 Ey Ademoğulları! Her namaz kılacağınızda güzelce giyinin, yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah, israf edenleri sevmez.99
(Ατάζ, 7/31)
الجزء الثامن
ا بنی ادم خدوا باتكم عند كل مَسْجِدٍ وكُلوا واشربوا ولا تشرفوا إله لا تحبُّ الْمُسْرِفِينَ قُلْ مَنْ حَرَّمَ زِينَة الله التي الخرج العبادة والطيبات من الرزق قل هي الَّذِينَ آمَنُوا في الحلوة الدنيا خالصة يَوْمَ الْقِيمَةِ كَذَلِكَ الفَضلُ الْآيَاتِ اللوم يَعْلَمُونَ قُل إنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطْنَ وَالْإِثْمَ وَالْبَغْى بغيرِ الحَقِّ وَأَنْ تُشْرِكُوا بِالله مَا لَمْ يُنزل به سلطانا وأن تقولوا عَلَى اللهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ وَلِكُلِّ أُمَّةٍ أجل إذا جَاءَ أَجَلُهُمْ لا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةٌ وَلَا يَسْتَقِيمُونَ . يَا بَنِي آدَمَ إِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقْصُونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي فمن اللى وأصلح فلا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ . والَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّار هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللهِ كَذِبًا از كذب بآياته أوليك يَنَالُهُمْ نَصِيبُهُمْ مِنَ الْكِتَابِ حَتَّى إِذَا جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُوا أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ الله قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا وَشَهِدُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرِينَ .
Mushaf sayfa no: 153
Hafızlık sayfa no: 8. cüz/8. sayfa
ALLAH, İSRAF EDENLERİ SEVMEZ.
BİLGİ
Allah Teâlá, biz kullarına sayılamayacak ölçüde nimetler lütfetmiştir. Bu nimet-lerin şükrünü ve kulluk görevimizi yerine getirmek üzere, namaz kılacağımız zaman güzel ve temiz kıyafetlerle Allah'ın huzuruna çıkmamız istenmektedir. Bizlere; giyecek, yiyecek ve içecek türünden her türlü nimetin kullanımında ölçülü davranmamız ve israf etmememiz emredilmektedir. Çünkü Allah, israf edenleri, ölçüsüz davrananları sevmez.
MESAJ:
1. Mūmin, namaz kılacağı zaman güzel elbiseler giymeye özen gösterir.
2. Mümin, giyim kuşamında ve yeme içmesinde ölçülü davranır, aşırı gitmez.
KELİME DAĞARCIĞI:
Ziynet: Süs, temiz ve güzel olan kıyafet.
İsraf: Sahip olunan nimetleri gereksiz ve aşırı tüketmek.
Müsrif: İsraf eden kişi.
HAPIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilقال الحقوا في أمم قد ملك من ملكة من الحين بالام والا كل دخلت أنا العبد الحتها حلى الكون جميعا قالت الحريهم لأوليهم رب هؤلاء الحلو في علانا صعفا من النار قال لكل صنف والمكان لا لعلو. وقالت أولهم لأخريهم فما كان لكم علينا من عقد فوقوا العذاب بما كنتم تكستون إن الذي كلي باياتنا واستكبروا عنها لا تفلح لهم الوان ال وَلا يَدْخُلُونَ الجنة على بلج الجمل في سنة الحياط وكنار تجرى المحرمين لهم من جهنم مهاد ومن فوقها عوالي وكذلك تجرى الطالبين والذين آمنوا وعملوا الصالات لا تكلف نفسا إلا وسعها أولئك أصحاب الجنة قدره خالدون ونزعنا ما في صدورهم من على الخرى من الحمد الأنهار وقالوا الحمد لله الذي هلينا لهذا وما كا لنهتدي لولا أَنْ هَدَيْنَا اللهُ لَقَدْ جَاءَتْ رُسُل ربنا بالحل ولودوا أن تلكم الجنة أورقتموها بما كنتم تعملون .
إنَّ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا لا تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَابُ السَّمَاءِ وَلَا يَدْخُلُونَ الجنَّةَ حَتَّى يَلِجَ الْجَمَلُ فِي سَمَ الْخِيَاطِ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُجْرِمِينَ
"Bizim ayetlerimizi asılsız sayanlar, büyüklenip onlardan yüz çevirenler var ya, işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir! Suçluları işte böyle cezalandırırızl
(Α'τάζ, 7/40)
Mustaf sayfa no: 154
Hakzlık sayfa no: 8. cuz/7, sayfa
CENNET'İN YOLU, KUR'AN'A İMAN VE SAYGIDAN GEÇER
BILGI Ayette, Kur'an'ın Allah tarafından gönderilmiş ilahi bir kitap olduğuna inanmayıp onun ayetlerini yalan sayan ve kibirlenerek hafife alanların hiçbir dua ve iyi amelinin kabul edilmeyeceği anlatılmaktadır. Bir devenin iğne deliğinden geçmesi nasıl imkânsızsa onların cennete girmesi de o kadar imkânsızdır. Ayrıca ayette, İnançsızların işlediği hiçbir suçun da karşılıksız kalmayacağı ifade edilmektedir.
MESAJ
1. Amellerimizin kabulü ve cennete girmemiz, Kur'an'a tam ve saygılı bir şekilde iman etmemize bağlıdır.
2. Kur'an'ın Allah kelamı olduğuna ve onun Hz. Peygamber'e geldiği gibi bize ulaştığına iman ederiz.
KELİME DAĞARCIĞI
Kibir. Kişinin kendini büyük görmesi.
Cürüm: Suç, günah.
Mücrim: Suçlu, günahkar.
154-
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالحرة قابيل
وَنَادَى أَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابَ النَّارِ أَنْ قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا قَالُوا نَعَمْ فَاذَنَ مُؤَذِّنُ بَيْنَهُمْ أَنْ لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى
و السعات المله اصحاب النار ان قد وجدنا ما وعدنا علا فعل وجدكم ما وعد اسلات خلال الوالعم فاكن مؤان هوان العنة الله على العالمين الدين يصلون عن سبيل ويتقونها عوجا وَهُم بِالْآخِرَةِ كَافِرُونَ وَبَيْنَهُمَا حِجاب وعلى الأعراف رجالٌ يَعْرِفُونَ كلا بسينيهمْ وَنَادَوا أَصْحَاب الله إن سلام عليكمْ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْبَعُونَ وَإِذَا شرفت أنصارهم بلقاء أَصْحَابِ النَّارِ قَالُوا رَبَّنَا لا تجعلنا مع القوم الطالبين وَنَادَى أَصْحَابُ الْأَعْرَافِ رِجَالًا يعرفونهم بيسيهمْ قَالُوا مَا أَغْنَى عَنْكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنتُمْ تستكبرون اهؤلاء الَّذِينَ أَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ الله يرحمة ادخلوا الجنة لا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَا أَنْتُمْ تَحْزَنُونَ وَنَادَى اصحاب النار أصحاب الجَنَّةِ أَنْ أَفِيضُوا عَلَيْنَا مِنَ الْمَاءِ أَوْ مِمَّا رزقكم الله قالوا إلى اللهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الْكَافِرِينَ الَّذِينَ الخدوا بينهم لهوا ولعبًا وَغَرَّتْهُمُ الحيوةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ لنسبهم كما نسوا لقاء يَوْمِهِمْ هَذَا وَمَا كَانُوا بِآيَاتِنَا يَجْحَدُونَ .
الظالمين
"Cennet ehli cehennem ehline, "Biz rabbimizin bize vaad ettiğini gerçek bulduk, siz de rabbinizin size vaad ettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenir. "Evet!" derler. Ve aralarından bir duyurucu, "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!" diye bağırır.
(Ατάξ. 7/44)
Mushaf sayfa no: 155
Hafızlık sayfa no: 8. cûz/6. sayfa
CENNET DE CEHENNEM DE HAK VE GERÇEKTİR.
BİLGİ
Gerek Kur'an'da, gerekse hadislerde cennetliklere vaad edilen güzel nimetlerin ve cehennemlikleri tehdit eden şiddetli azabın gerçek olduğu, ahiret gününde her iki gruba ait insanlar arasında geçecek bir konuşma yoluyla anlatılmaktadır. Ayrıca İslam'a ve Müslümanlara zulüm ve düşmanlıkları sebebiyle cehenneme atılacak olanlara da asla merhamet edilmeyeceği ifade edilmektedir.
MESAJ
1. Iman eden ve iyi amel işleyenlerin cennete, inkâr eden ve kötülük yapan-ların da cehenneme gideceğine kesin olarak inanırız.
2. Dünyada yapılan zulüm ve kötülükler asla karşılıksız kalmayacaktır.
KELİME DAĞARCIĞI
Zulüm: Kötülük ve haksızlık yapmak, sınırı aşmak, doğru yoldan sapmak. Zalim: Zulmeden kişi.
Lanet: Allah'ın merhametinden uzak olup azaba uğramak.
155
1 MAYIS 2026 CUMA
YanıtlaSilYENİA
Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Benimle cin ve insanların durumu Fok acâiptir: Ben yaratıyorum, başkasına kulluk yapılıyor. Ben aratlandırıyorum, başkasına şükrediliyor.
Camiü's-Sağir, No: 2863
ka
YanıtlaSil1 MAYIS 2026 CUMA
| YENİA
Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Benimle cin ve insanların durumu çok acâiptir: Ben yaratıyorum, başkasına kulluk yapılıyor. Ben rızıklandırıyorum, başkasına şükrediliyor."
Camiü's-Sağir, No: 2863
sir?
2
YanıtlaSilAvet
Meali
O gün Cehennemi kâfirlerin gözleri önüne öyle bir sereceğiz ki!
Kehf Suresi: 100
سورة بقره (٢٥)
YanıtlaSil١٩٤
(مقدمه) بوانت ما قبلي براء قيامته حشره اشارت الدر. جاء علم، بوم
البنا من (درت نقطه ) واردر
(حى) عالمك امكان خراستى الله تولو مندر ( الانحنى ) او فرامتك وقوعہ کلام اضحی) خواندن مولر لعمر واحد اسدر (درد کی) العمر واجبات
وقو عيدر.
(اولاً) خراست عالمی امن دائره سنده اولور او لماد بفندن محث الده مكى اوت، عالمده نو قانونی واردر بوقانون تابو ولاناى نشوونا قانونه داخلد لو قانونه داخل اولاد ایران عمر طبیعی وار در عمر طبیعی اولانارك براجل فطری وار در که هیچ بری اجلاد قورتولا ماز. اوت، لا شاتك احتوا ایتدیگی انواعك و بوانواعه احاطه ایتدیگی افراد قسم الزویر بو قانو ناره تا بعد الى بناء عليه، عالم صغير ديني لهم انسان، كند يسيله نو عنده تولوند . برى اهلك منجرس و خرا بستند نه قورتولا مریخی کی، انسانه كبير ديني لهم عالمك ده تولو مد بن جاتی يوقدر
وكذا، لا عزاتك به آغاجی ئولومدن، طاغيا مقدن خلاص او طریقی کی، شجرة خلفند نه اولاد شوطافات لا منك ده خرابیندن قورتولوشى يوقدر اوت، اگر ما فاتك عمر فطر بسند به اول خارجی بر تخریباته و یا صانعی طرفندن به هدمه و یا به قيامته معروفه قالمازة على في: حساب ايله، ما فاتك اويله بر کونی کله چکور که، (إِذَا الشَّمْسُ كُورَتْ ) (وَإِذَا النُّجُومُ الكَدَرن) و ( إذا السماء انشقت ) كبي يبتكره ما صدقه اولاجقدر . و ان امه كبير ديني انه توجه کائنات ، شو بوش الفی سكراتك با غير تيلريله طولد يراجقدر.
(ایکنجی نقطه خرابیت عالمك وقوعه فکر جگیدر اوت، بتونه سماوی دینهای، عالمك خراب اولا جهنده متفقد لى هم هر بر فطرت سليم، عالمك بركون كالوب توله جگنه شهادت ایدر. و لا فائده کوزله کورونه شو قدر نوعی، فردی، یومی، شهری، سنوى تغير تارك، تحولا تارك و انقلا بارك بالان اشار تاریکه دگل، صراحتار يله قيامتك حله جگی ثابتدر.
ای ار قداسه اگر بو اجمال ایله قناعت حاصل ایده مدی ایسه ن، به پارچه ایضاحات ويره لم. بامه ائنات دیدی گمز شو آپارتمان الهی اویله علوی، یوکسان، اینجه، درین نظام اره تا بعد... و اویله عجیب
عالم صغير
YanıtlaSilAlem-i sağır: Küçük âlem (İnsan)
آجل فطرى
Ecel-i fitri: Yaratılış kanun-larına bağlı ömür
آخران Efrad: Ferdler
آنراغ
Enva: Türler, çeşitler
فطرت سليمة
Fitrat-ı selime: Bozulmamış sağlam yaratılış
خلاص
Halas: Kurtulma
خارجی Harici: Disa dit
هذه Hem Yıkma
اجمال
İcmal: Özetleme
العامة
İhata: Kuşatma
احتوا
İhtiva: İçine alma
انيا
İhya: Hayat verme
İmkan-ı harabiyet: Yıkılma-
انكان ترابية
ın mümkün olması
إِنْسَانِ كَبير
İnsan -1 kebîr: Büyük insan (kâinat)
ماصدق
Masadak: (Bir ma'nayı kendisinde göstermekle) doğ-rulayan
مُقَدَّمَه
Mukaddeme: Öne alınan, takdim edilen
نَظَرْ
Nazar: Dikkate alma
نجات
Necât: Kurtuluş
نَشْرُونَمَا
Nesvi nema: Ortaya çıkma ve büyüme
نظام
Nizam: Düzen
صانع
Sani: San'atla yaratan (Allah)
سكران
Sekerat: Ölüm sarhoşluğu
شهری
Şehri: Aylık
تخريبات
Tahribat: Yıkmalar
تكامل
Tekamül: Mükemmelleşme
يومي
Yevmi: Günlük
Babe 25
YanıtlaSilMukaddeme: Bu ayet, makabliyle beraber kıyamete hasre işaret eder. Binaenaleyh, bu meselede waars alınacak dört nokta vardır.
Birincisi: Alemin imkânı harabiyeti ile ölümüdu
İkincisi: O haråbiyetin vukna gelmesidir
Üçüncüsü: Harabiyetten sonra ta'mir ve ihyasudu Dördüncüsü: O ta'mir ve ihyasının imkânătının vuküudur.
Evvelen: Haråbiyet-i ålem, imkân däiresinde olup olmadığından bahsedeceğiz. Evet, âlemde tekámül kanunu vardır. Bu kanuna tabi' olanlar, nesva nemi kanununa dahildir. Bu kanuna dahil olanların bir ömrü tabiisi vardır. Ömrü tabiisi olanların bir ecel-i fitrisi vardır ki, hiçbiri ecelin pençesinden kurtulamaz. Evet, kainatın ihtiva ettiği envåm ve bu envåın ihåta ettiği efradın kısm-1 ekserki bu kanunlara tabi'dirler. Binâenaleyh, âlem-i sagir denilen insan, kendisiyle nev'inin ölümünden ve harâbiyetinden kurtulamadığı gibi, insan-kebîr denilen ålemin de ölümden necâtı yoktur. Ve kezâ, kâinâtın bir ağacı ölümden, dağılmaktan halâs olmadığı gibi, şecere-i hilkatten olan şu kâinât silsilesinin de harábiyetten kurtuluşu yoktur. Evet, eğer kâinatın ömrü fıtrisinden evvel hâricî bir tahrîbâta veya Sâni'i tarafından bir hedme veya bir kıyâmete ma'rûz kalmazsa bile, fennî bir hesab ile, käinâtın öyle bir günü gelecektir ki,
اذا الشَّمْسُ كُورَتْ * إِذا النجومُ الكَدَرَتْ
ve إِذَا السَّمَّاءُ انْتَقَّتْ gibi âyetlere másadak olacaktır. Ve insan-ı kebîr denilen koca kâinât, şu boşluğu
sekerâtının bağırtılarıyla dolduracaktır.
İkinci Nokta: Harâbiyet-i âlemin vukūa geleceğidir. Evet, bütün semâvî dinler, âlemin harâb olacağında müttefiktirler. Hem her bir fıtrat-1 selime, âlemin bir gün gelip öleceğine şehîdet eder. Ve käinåtta gözle görünen şu kadar nevî, ferdi, yevmi, şehri, senevi tagayyürâtların, tahavvülâtların ve inkılâbların yalnız
işaretleriyle değil, sarâhatleriyle
kıyâmetin geleceği sâbittir.
Ey arkadaş! Eğer bu icmâl ile kanâat håsıl
edemedi isen, bir parça îzâhât verelim. Bak,
kâinât dediğimiz şu apartman-ı İlâhî öyle ulvi, yüksek, ince, derin nizamlara tabi'dir ve öyle acib,
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil- 1546-Barbaros
Hayreddin Paşa'nın vefatı.
1776 - ABD'nin kuruluşu (ABD'nin Britanya'dan bağımsızlığı).
TEMMUZ
04
CUMA
BIR AYET
Her şeyi hakkıyla işiten de, her şeyi hakkıyla bilen de odur.
(En'am: 13)
BİR HADİS
En büyük hata, dilin çok çok yalan söylemesidir.
İbni Adiyy
9 1447 MUHARREM
RUMI: 21 HAZİRAN 1441
HIZIR: 60
Madem yapan bilir; elbette bilen konuşur. Madem konuşacak, elbette zîşuur ve zîfikir ve konuşmasını bilenlerle konuşacak. Mektubat
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSilTO BEDIOZZAMAN TAKVİMİ
- Veysel Karani Hazretlerini Anma Haftası.
- 1258-Osmanlı Devleti'nin Kurucusu Osman Bey'in doğumu.
MAYIS
09 CUMARTESİ
22 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 26 NİSAN 1442 HIZIR: 4
BİR AYET Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki, Ben de sizi anayım.
Bakara Suresi: 152
BİR HADİS
Allah'ın en çok sevdiği amel az olsa da devamlı yapılanıdır.
Taklidî bir imân, hususan bu zamandaki dalâlet, sapkınlık fırtınaları karşısında çabuk söner. Tahkikî imânı kazanan bir kimseyi, en dinsiz feylesoflar dahi bir vesvese veya şüpheye düşürtemez.
Sözler
2022 BEDIUZZAMAN TAKVIMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1918-Bedüzzaman
Said Nursî Varşova, Berlin, Viyana üzerinden İstanbul'a geldi.
1953 - Mısır'ın
bağımsızlığına kavuşması.
18
CUMARTESİ
SATURDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET
Ona ibadet et ve Ona tevekkül et. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz
değildir.
Hûd Suresi: 123
BİR HADİS
İyiliği yap, kötülükten sakın.
Kainatta hiçbir zîşuur, kâinatın bütün eczası kadar şahitleri bulunan Hâlık-ı Zülcelâlî inkâr edemez... Etse, bütün kâinat onu tekzib edeceği için susar, lâkayd kalır.
HICRI: 19 ZİLKA'DE 1443 - RUMI: 5 HAZİRAN 1438
Emirdağ Lâhikası
Imsak Günes Öğle İkindi Mu
HIZIR: 44 - GÜN: 169 KALAN: 196 - GÜN UZA.: 1 DK
NUMAN CS SEBET'NİN MÜSLÜMAN OLUŞU VE ESVED ÜL'ANSI TARAFINDAN ÖLDÜRÜLÜŞÜ
YanıtlaSilSebe' halkından Nüman adında bir Yahudi Müslüman oldu. Numan, yurduna, kavmının yanına döndüğü zaman (1). Eaved b KA'b'ül'Anst, adam gönderip onu yakalattı.
Analarını birer birer kestirerek (2), öldürdü (3).
FEYRUZ B. DEYLEMİ İLE ARKADAŞLARININ MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
Feyraz b. Deylemi'nin Soyu:
Feyrus b. Deylemi, Kisra'nın Habeşlileri Yemenden sürüp çıkar maları için Seyf b. Zi Yezen'le birlikte Yemen'e göndermiş olduğu Fars Ebnålarındandı (4)
San'a'da bulunuyordu.
Künyesi Ebû Abdullah veya Ebû Abdurrahman'dı (5).
Feyruz b. Deylemi'nin Ne Zaman ve Nasıl Müslüman Olduğu?
Feyruz b. Deylemi, Yemende bulunan ve Peygamberimizin yam na gelerek Müslüman olup Yemene dönen Fars Ebnålarından Vebrà Yuhannis'in teklifi üzerine Müslüman oldu (6).
Müslüman olan bazı kişilerle birlikte (7), hicretin onuncu yılın da (8) Medine'ye gelerek Peygamberimize İslamiyet üzerine bey'al ettiler (9).
(1) m-i Sa'd-Talukat c. 5, s. 535, Vakullden naklen İbn-i Ealr-Üstülgabe. A 332
(2) Ibn-1 Ba'd-Tahaket c. 5, . 535
(3) Don-Rate-Undiilgabe c. 5, . 32
(4) Ibn-1 Sud-Tabukat e. A, n. 533
5) m-i Abdulber-latiab e. 1, s. 1284, Ibn-1 Esir-Undülgabe c. 4, a. 371
( (5)m-i Sa'd-Tahukat c. 5, s. 533
(7) Ahmod h. Hanbel-Mümed c. 4, s. 233
(P) Ahmed b. Hambel-Mümed c. 4, s. 232 (8) Bm-1 Sa'd-Tabakat. 5, s. 533, Diyar Bekri-Hamis c. 2, s. 147
NUMAN'ÜSSEBEİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil191
Ya Resûlallah! Sen, bizim nerelerden çıkıp geldiğimizi biliyor-
sundur. Müslüman olduk.
Bizim Velimiz, yardımcımız kimdir?s dediler.
Peygamberimiz Allah ve Resûlüdür. buyurdu (10) Feyruz ve arkadaşları «Allah ve Resûlü, bize yeter! (11) Râzı-yızle dediler (12).
Feyruz ve Arkadaşlarının Üzüm ve İçki Hakkındaki Soruları:
Feyruz ve arkadaşları Yâ Resülallah! Biz, üzüm ve içki sahiple-
riyiz.
Allah ise, İçkiyi haram kılmıştır. Üzümü, ne yapacağız?» diye sordular.
Peygamberimiz Onu, kurutup kuru üzüm yapınız!ə buyurdu. Feyruz ve arkadaşları Kuru üzümü, ne yapacağız?» diye sor-
dular. Peygamberimiz Kırba içinde sabah ıslatıp şerbet ve hoşaf yapı-nuz. Onu, akşamleyin içiniz!
Akşamleyin ıslatınız. Sabahleyin içiniz! buyurdu (13).
Feyruz b. Deylemi'nin Evli Bulunduğu İki Kızkardeş Hakkındaki Sorusu:
Feyruz b. Deylemi, iki kız kardeşle evli bulunuyordu (14). Ya Resûlallah! Ben, Müslüman oldum. Halbuki, nikâhım altın-
da iki kızkardeş bulunuyor, ne yapacağım?» diye sordu (15). Peygamberimiz «Onlardan, hangisini istersen, tercih et (16), tut!
Hangisini istersen boşa!» buyurdu (17).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani (Feyruzuddeylemi'nin İhtidası) başlıklı 70. fıkrasında Rivayet olunduğuna göre, o sene Medine'ye İrani Feyruzuddeylemi gelmiştir.
Ertesi sene Nebiyy-i kâzip Esvedül'Ansı'yı öldüren, budur. (Hamis ikinci cild 163, satır 15)
(12) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 232
(10) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 232, Däreml-Sünen e. 2, s. 41 (11) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 4, 8. 232, İbn-i Esir-Üsdülgabe e, 4, 5, 371
14) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 232
(13) Ahmed b. Hanbel-Müaned c. 4, s. 232, Dåremi-Sünen c. 2, 3. 41 (
(16) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 372
(15) thn-1 Eair-Usdülgabe c. 4, s. 372, İbn-i Hacer-İsabe c. 3, s. 210
İbn-i Hacer-İsabe c. 3, s. 210
182
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Menba gösterilmeksizin verilen bu haber sayan-ı itimad değildir. İslam fütuhatından evvel Yemende Araplarla İranlılar firka arasındaki mübarezenin, Ceziretül'Arap cenubunda intisar-ı İslâmivet lie sıkı surette alákadar olduğunu isbat gibi bir maksad-1 mahsus ta-kip eden Ehadis zümresine dahildir.
ni olan Mecûsiliğe salik idi. Welhausen'e bakınız..» (18) Hakikatta Feyruz, nebiyy-i kazibi katl ettiği zaman resmi Iran di-diyorsa da, yanlıştır.
Çünki, evvela, Feyruz b. Deylemi'nin, onuncu yılda Medine'ye ge-lip Müslüman olduğu, yalnız Diyar Bekri tarafından verilmiş bir ha ber değildir.
Bu haber, İbn-i Sa'd gibi, Ahmed b. Hanbel gibi, Dâremi gibi en eski ve en güvenilir kaynaklarda da, yer almış bulunmaktadır (19). Bunun, Taberi (20), İbn-i Abdulber (21), İbn-i Esir (22), İbn-i
Hacer (23) ve daha başka kaynaklarda da, yer aldığı görülür.
O halde, Feyruz'üd'Deylemi'nin Medine'ye gelmediği ve Müslü-man olmadığı faraziyesine dayanan iddiaların mânâsı kalır mı?
(18) Kaetani-İslâm Tarihi e. 7, s. 116-117
(20) Taberi-Tarih c. 3, s. 173
( 19) Ibn-i Sa'd-Tabakat c.5, s. 533, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 232, Daremi-
Sünen e. 2, a 41
(21) Ibn-i Abdulber-İstiab c. 3, a. 1265
(22) İbn-i Eair-Undülgabe c. 4, s. 371-372
(23) Ibn-1 Hacer-İsabe c. 3, a. 210-211
سوره بقره (٢٥)
YanıtlaSilغريب رابطه لره با غلیدر کی اگری دیوارى وباء طاشي ( مركون حين) مرين هدف اوله در عالم تولوم خسته لفته دوشى سكرانه باشلاء بلديزلر آراسنده مصادقه لی، اجرام راننده محارب وقوع كار شوغير متناهى بوشاق، حك شد تلی صبحه لرله و يك دهشتای صاعقه لوله و يك موجود
ار و صد الله و ده مهم این انتار و ور ولولو له طولا.
اوت، انسان كسرك تولومى، لوحك ، تولوم لى دولار سكرانه باشلاد يفى زمان، ميليار لوله الى الان جاریشمه سندن حصوله كن فرطنه لى دهشتك، نه تصویری نه تعریفی و نه لور وارسی انا دائره سنده دکلدر اشته نوشد تا تولوم بله خلقت اسلى كائنات باسى خلقتك راعى ایرانی بر برنده آیریایی جهنم ماده سیدالی، عشیر تیله بر طرف چکی لید. جنت ده لطائفاله الوالنداء و بتونه كوزل عنصر لريله تجلى ايدر، انجلا ايدر.
[ سؤال ؟ الكائنات، ايلك باراد يليشنده ابده الوبريشلى اول درجه ثابت به شکده یا را دیاله ایدی ده بویله تغير اتلى، انقلابالي، مائل انهدام به صورتده يا رادياوب، بالآخره تخريبدن مو كره البدينة قابل
متین به شكده يا بيها سندن داها الي وداها قيصه او لما ز ميدي ؟
الجواب ] جذاب هم، حکمت از لیه سیاه و عنایت از ليه سنك اقتضا سنجه، انسا نلرك قابليتار بينك تظاهريني و استعداد لرينك نشو و نما سنی اراده این ماه، نوع بشری امتحانه و تجربه به تابع وندی خراری منفعة الره قائدی شراری خرلرل ایچنه آتدی کو للنظری چرکین انتشار له جمع ایتدی . هینی بر برینه قار يشدير ارم، ما فاتك ضموری ایله برابر یا رادیاین تکنه سنده یو غوردی .
موكره لا فاتي تبدل، تغير و تكامل قانو نارينه تابع موندي.
وقتا که امتحان پرده می قاپانید تجربه زمانی نهایت بولور كائنات تارله سنك وقت حصادي حلول ايدر. صانع حليم، عنايتيله، بربريله قارشيق يوغور دیغی ضداری تصفیه ایدر. ایچاندن تغیری طوغوران اسبابی آیر و اختلاف ماده لرینی تفریق ایدر موكره جهنم ابده الويريشلي اولارق فيه و قوی بر جمله تشكل ليدرك ( وامتازوا ) خطابنه هدف اولور . جنت ایسه، اساساتی ام برابر ابدی و محکم به شکده تجلی ایدر، منجلی اولور
۱۹۰
بالآخرة
YanıtlaSilBil'ahire: Sonradan
جنغ
Cem: Toplama
آبراز
Ecram: Cisimler
حِكْمَتِ أَزليه
Hikmet-i ezeliye: Allah'ın ezelde murad ettiği hikmet, gaye
خِلْقَت
Hilkat: Yaratılış
حلول
Hull: Sizma, girme
حصول
Husûl: Meydana gelme
اختلاف
İhtilaf: Farklı olma, anlaşa-mama
اقتضا
İktiza: Gerekme
عِنَايَتِ أَزليه
İnayet-i ezeliye: Başlangıcı olmayan Allah'ım yardımı
انجلاً
İncila: Cilalanma
قابل
Kabil: Mümkün
لَطَائِفُ
Letif: Güzellikler, incelikler
ذَائِذُ Lezaiz: Lezzetler
ماثل انهدام
Mail-i inhidâm: Yıkılmaya meyilli
متين
Metin: Dayanıklı
محاربة
Muharebe: Savaşma
محكة
Muhkem: Sağlam
مجلی
Münceli: Ortaya çıkıp görünen
مصادمة
Misdeme: Çarpışma
نَوْعٍ بَشَرْ
Nev-i beşer: İnsan nevi
رابطه
Rabita: Bağ
صانع حكية
Sani - Hakim: Çok hikmet sahibi olup san'atla yaratan (Allah)
صفحه
Sayha: Ses
تصوير
Tasvir: Resmederek ta'rif etme
تجلى
Tecelli: Gorunme
تَشَكُرْ
Teşekkül: Şekillenme, oluşma
Bakanı, 25
YanıtlaSilgarib rabıtalara bağlıdır ki, eğer bir duvarı veya bir tast "Yerinden çık!" emrine hedef olsa, derhäl Alem ölum hastalığına düser, sekeråta baslar. Yıldızlar arasında müsademeler, ecrâm arasında muhârebeler vuküa gelir. Şu gayr-i mütenähi boşluk, pek şiddetli sayhalarla ve pek dehşetli såikalarla ve pek korkunç sesler ve sadålarla ve pek müdhiş iniltiler ve gürültülerle dolar.
Evet, insan-1 kebirin ölümü, küçük bir ölüm gibi değildir. Sekeráta başladığı zaman, milyarlarla kürelerin çarpışmasından husûle gelen fırtınalı dehşetin, ne tasviri, ne ta'rifi ve ne görülmesi imkân dairesinde değildir. İşte bu şiddetli ölüm ile hilkat bayılır. Käinât yayılır. Hilkatin yağı, ayranı birbirinden ayrılır. Cehennem maddesiyle, aşi-retiyle bir tarafa çekilir. Cennet de letäifiyle, leziziyle ve bütün güzel unsurlarıyla tecelli eder, incilâ eder.
Sual: Kâinât, ilk yaratılışında ebede elverişli olarak såbit bir şekilde yaratılsa idi de, böyle tagayyürâtlı, inkılâblı, mâil-i inhidâm bir surette yaratılıp, bil'ähire tahribden sonra ebediyete käbil, metin bir şekilde yapılmasından daha iyi ve daha kısa olmaz mıydı?
Elcevab: Cenâb-ı Hakk, hikmet-i ezeliyesiyle ve inâyet-i ezeliyesinin iktizâsınca, insanların kabiliyetlerinin tezahürünü ve isti'dâdlarının neşv ü nemâsını iråde
etmekle, nev'-i beşeri imtihâna ve tecrübeye tabi' tuttu. Zararları menfaatlere kattı. Şerleri hayırların
içine attı. Güzellikleri çirkinliklerle cem' etti.
Hepsini birbirine karıştırarak, kâinâtın hamuru ile beraber yaratılış teknesinde yoğurdu.
Sonra kâinâtı tebeddül, tagayyür ve tekâmül kanunlarına tabi' tuttu.
Vaktâ ki, imtihan perdesi kapanır. Tecrübe zamanı nihâyet bulur. Käinât tarlasının vakt-i hasådı
hulûl eder. Sâni'-i Hakîm, inâyetiyle, birbiriyle karışık yoğurduğu zıdları tasfiye eder. İçlerinden tagayyürü doğuran esbâbı ayırır. Ve ihtilaf maddelerini tefrik eder. Sonra cehennem ebede elverişli olarak metîn ve kavî bir cisimle teşekkül ederek وامتازوا hitabına hedef olur.
Cennet ise, esåsâtıyla beraber ebedî ve muhkem bir şekilde tecellî eder, münceli olur.
TARIHTE BUGÜN
YanıtlaSil- 1462-Midilli Adası, Osmanlı ordusu tarafından fethedildi.
1881 - Bediüzzaman'ın ittihad-ı İslâmda selefleri arasında gösterdiği Hoca Tahsin vefat etti.
1918 - Sultan Reşad'ın vefatı.
1988 - Fatih Sultan Mehmed Köprüsü'nün açılması.
TEMMUZ
03
PERŞEMBE
81447 MUHARREM
RUMI: 20 HAZİRAN 1441 HIZIR: 59
BIR ATRI
Eğer Allah dileseydi sizi zorluklara uğratırdı.
(Bakara: 220)
BİR HADİS Ümmetimin en şereflileri, Kur'ân okuyanlar ve gece kalkıp ibadet yapanlardır.
Taberanî
Evet Kur'an, milyonlarca Arabî kitaplarla mukayese edilirse benzeri bulunamaz. O halde Kur'an ya hepsinin altındadır, bu ise muhaldir; öyle ise hepsinin fevkindedir, öyle ise Allah'ın kelâmıdır.
İmsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
İşaratü'l-İ'caz
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
2026 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
-1799- Osmanlı ordusu, Akka'da Napolyon Bonapart'ın komutasındaki Fransız ordusunu yenilgiye uğrattı.
1868 - Bugünkü adı Danıştay, olan Şura-yı Devlet kuruldu.
MAYIS
10
PAZAR
23 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 27 NİSAN 1442 HIZIR: 5
BİR AYET
Kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür.
Zilzal Suresi: 7
BİR HADİS
Gönlünden Müslüman kardeşine faydalı bir nasihat geçiyorsa, söyle.
Ölüm, idam değil, firak değil, belki hayat-ı ebediyenin mukaddemesidir, mebdeidir. Ve vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekândır.
İmsak Günes
Öğle
İkindi Micum Yuts
Sözler
jy uiuesuj
YanıtlaSilTARINTE BUGÜN
<-325-Iznik Konsula
toplantısı.
- 1097-Haçlı Seferlerinin ilki sırasında İznik, Selçuklu Türkleri tarafından alındı.
- 1788 - Büyük âlim Şems-i Bitlis'in vefatı.
1961 - Kuveyt, Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını ilan etti.
19
PAZAR
SUNDAY
HAZİRAN
JUNE
BIG AFC
Yeyin, ikin, fakat isral etmeyin; çunkü Allah israf edenleri sevmez.
A'raf Suresi: 31
BİR HADİS
Yetimlerin malını kendileri namına çalıştırın.
Şu âlem, çendan, fânidir; fakat ebedî bir âlemin levâzımâtını yetiştiriyor. Çendan, zâildir, geçicidir; fakat bâkî meyveler veriyor, bâkî bir Zâtın bâkî esmåsının cilvelerini gösteriyor.
Sözler
HİCRİ 20 ZİL KA'DE 1442 RUMI: 4 HAZİRAN 1439
NECRAN TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ
YanıtlaSilNezran ve Necranlılar:
Necran, Mekke ile Yemen arasındadır (1). Yemen'in Mekke tara-ħna düşen yerlerindendir (2). Mekke'ye yedi merhalelik, konaklıktır. Yetmiş üç kariyeden mürekkep olup hızlı bir vasıta ile bir ucun-dan diğer ucuna ancak bir günde varılabilir büyüklüktedir (3). Hicaz beldelerinin en güzeli ve en hoşudur (4).
Rivayete göre: ilk gelip burayı imar eden kişi: Necran b. Zeydan, b. Sebe', b. Yeşcüb, b. Ya'rüb, b. Kahtan olduğu için, buraya, ondan do-layı, Necran ismi verilmiştir (5).
Necran'ın ilk sakinleri, Beni Haris b. Ka'b, b. Amr, b. Ule, b. Celd, b. Malik, b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Yerid, b. Abdul'Medanlardı (6).
Necranlılar, yurdlarındakı uzun bir hurma ağacına taparlar ve mu takdis ederlerken, Feymiyun adında ve Hz. İsa'nın dininde, duâsı makbul, ibadete düşkün iyi halli bir zatın «Siz, sapıklık içindesiniz. Taptığınz şu hurma ağacı, insana ne yarar, ne de, zarar verebilir.
Ben, ibådet ettiğim İlâhıma ki O Allah, birdir ve şeriksizdir-duâ etsem, onu yok ediverir!» demiş ve dua edince de, çıkan bir ka-sırganın ağacı kökünden söküp atması üzerine Necran halkı Hıristi-yanlığı kabul etmişlerdir (7).
Peygamberimizin Necran Piskoposuna Yazılı Ültimatomu:
Peygamberimiz, Necranlılara bir yazı yazdı. Yazdırdığı yazıda şöyle buyurdu:
larım (9).
İbrahim, İshak ve Yakub'un İlâhı olan (8) Allah'ın ismile baş-
(1) Diyar Bekri-Hamis c. 2, s. 195
(2)Yakut-Mucemülbüldan c. 5, s. 206 3) Bedrüddin'ül'Aynli-Umdetülkari c. 18, s. 26-27
( (4) Diyar Bekri-Hamis c. 2, s. 195
(5) Yakut-Mucemülbüldan e. 5, s. 206 (
6) Yakut-Mucemülbüldan e. 5, s. 269
(7) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 1, s. 32, 34 (8) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 357, Yakubi-Tarih e. 2, s. 81, Ebülfida-Sire c. 4, s. 101
(9) Beyhaki den naklen Ebülfida-Sire c. 4, s. 101
1. T. Medine Devri X/F: 13
104
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Allahım Resûlü Muhammed (10) Peygamber'den (11), Necran Hi-
ristiyan Piskopos'una! (12)
Siz, Muslüman olunuz! (13)
Ben, sizden dolayı İbrahim'in (14), İsmail'in (15), İshak ve Y
kub'un İlâhına hamd ederim.
Bundan sonra derim ki: ben, sizi, kullara tapmaktan, Allah'a iba det ve kulluk etmeğe davet ediyorum.
Ben, sizi, kulların veliliğinden, Allah'ın veliliğine davet ediyorum. Eğer, buna râzı olmazsanız, cizye verirsiniz.
Cizye vermeğe de, yanaşmazsanız, harp edeceğimi size bildiririm, vesselâm!» (16)
Piskopos'un Korkuya Düşüp Bazı Kimselerle Konuşması:
Peygamberimizin yazısı gelip Piskopos, onu okuyunca, son dere cede korktu.
Necranlılardan Hemdanlı Şurahbil b. Vedâa'yı yanına çağırdı.
Bir müşkil iş çıktığı zaman, ne Eyhem Seyyid'den, ne de, Åkab'-den önce hiç kimse çağırılmazdı.
Şurahbil b. Vedaa, gelince, Piskopos, Peygamberimizin yazısını ona verip okuttu.
Ey Ebû Meryem! Görüşün nedir? diye sordu.
Şurahbil «Allah'ın, İbrahim'e, İsmail'in zürriyeti içinden bir Pey-gamber çıkaracağını va'd buyurduğunu biliyorsundur.
Imån edecek misin? Eğer, bu zat, O geleceği va'd edilen Peygamber olursa, sen, Ona
Benim, Peygamberlik hakkında bir görüşüm yoktur. dünya İşlerinden bir iş olaydı, o husustaki görü-
Eğer, sorduğun, şümü sana açıklar ve görüşümü sana benimsetmeğe çalışırdım." dedi. Piskopos, Şurahbil'e «Sen, bir köşeye çekil, otur!» dedi.
Şurahbil, bir köşeye çekilip oturdu. Piskopos, Himyerlerin Zi Asbah Ailesinden Necranlı Abdullah b Şurahbil adındaki bir adamı yanına çağırttı.
Peygamberimizin yazısını, ona da, okutup kendisinin bu husus-taki görüşünü sordu.
(10) Yakubl-Tarih c. 2, s. 81, Beyhakiden naklen Ebülfida-Sire c. 4, s. 101 (11) Beyhaki'den naklen Ebülfida-Sire c. 4, s. 101
( 12) Yakubi-Tarih e. 2, s. 81, Beyhakiden naklen Ebülfida-Sire c. 4, 5. 101
(13) Beyhaki'den naklen Ebülfida-Sire c. 4, s. 101
( 14) Yakubi-Tarih c. 2, s. 81, Beyhakiden naklen Ebülfida-Sire c. 4, s. 101
(15) Beyhakiden naklen Ebülfida-Sire c. 4, s. 101
(16) Yakubl-Tarih c. 2, a 81, Beyhaki'den naklen Ebülfida-Sire c. 4, a. 101
NECRAN TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ
YanıtlaSil195
Abdullah b. Şurahbil, Piskopos'a, Şurahbil'in söylediği gibi söyledi. Piskopos, ona da «Sen, bir köşeye çekil, otur!» dedi. Abdullah b. Şurahbil de, bir köşeye çekilip oturdu. Piskopos, Necranlılardan Beni
Hımasların Beni Haris b. Ka'b aile-sinden Cebbar b. Feyz'i de çağırdı. Peygamebrimizin yazısını okutup ona, bu husustaki görüşünü
sordu. Cebbar b. Feyz de, Şurahbil ve Abdullahın söylediklerine benzer biçimde konuştu.
Piskopos, Cebbar b. Feyz'e de, bir köşeye çekilmesini emr etti. O da, bir köşeye oturdu.
Görüşler, bir noktada birleştiği zaman, Piskopos, çan çalınmasını emr etti.
Kiliselerde ateşler yakıldı, çullar kaldırıldı.
hrdı. Gündüzleri, korkuya düştükleri zaman da, böyle yaparlardı. Gece korktukları zaman da, çan çalınır, kiliselerde ateşler yakı-
Çan çalınıp çullar kaldırılınca, vadinin aşağısındaki, yukarısında-ki halk toplandı.
Vadinin uzunluğu, hızlı giden süvari gidişile bir günlüktü.
Vadinin içinde yetmiş üç köy ve bin yüz yirmi savaş eri bulunu-
yordu. Piskopos, onlara, Peygamberimizin yazısını okudu ve bu husus-
taki görüşlerini soalu. Onlardan, görüş sahibi olanların görüşleri bir heyet gönderilip
Peygamberimizin haberini kendilerine getirmesi üzerinde toplan-di (17).
Necran Heyeti Medine'ye Ne Zaman Geldiler ve Kaç Kişi İdiler?
Necran Hıristiyan Temsilcilerinin Peygamberimize gelişi (18),
hicretin onuncu yılında idi (19).
Onlar, altmış binitli kişi Idiler (20).
Gelenlerden dördü, Necranlıların Eşrafındandı.
(17) Beyhaki'den naklen Ebülfida-Sire c. 4, s. 101-102 (18) Ibn-i İshak, İbn-i Fişam-Sire c. 2, s. 222, İbn-i Sa'd-Tabakat e. 1, a 357, Ibn-1
Ealr-Kamil c. 2, s. 293, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 57, Ebülfida-Sire c 4, 8. 106-107, Kastalani-Mevahibülledünniye c. 1, 5. 316 (19) Tabert-Tarih c. 3, s. 183, İbn-i Esir-Kâmil e 2, s. 293, flin-1 Haldun-Tarih c. 2,
ks. 2, a. 57, Semhudi-Vefa c. 1, s. 317, Diyar Bekri-Hamis e. 2, s. 195 (30) Ion-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, s. 222, Ebülfida-Sire c. 4, s. 106, Kastaland-
Mevahibülledünniye c. 1, s. 316, Halebi-İnsanüluyun e. 3, s. 235
Cüz: 6
YanıtlaSilRûhu'l-Beyân
581
أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ (.)
50- Yoksa onlar câhiliye devrinin hükmünü mü arıyor-lar? Oysa yakînen bilen bir toplum için, Allah'tan daha güzel hüküm veren kim vardır?
"Yoksa onlar câhiliyye devrinin hükmünü mü arıyorlar?" Bu ifade, onların hallerine hayret ve onları kınama ifadesidir. Yani, senin hükmünden yüz çevirip cahiliyye hükmünü mü arıyorlar. Halbuki hevâ ve câhillikten ibā-ret olan câhiliyye dîni, ne bir kitaptan çıkar ve ne de bir vahye dayanır.
"Oysa yakînen bilen bir toplum için" Yani, bu soru yakînen bilen bir toplum içindir. Çünkü onlar işleri tetkik ederek düşünür ve Allah'ın hükmünün en güzel ve en adil hüküm olduğunu yakînen bilirler. Allah'ın hükmü yalnız bir kavme has değildir.
"Allah'tan daha güzel hüküm veren kim vardır?" ifadesi, hükmü Allah Teâla'nın hükmünden daha güzel ve ona denk birinin olabileceği-ni reddetmektedir. Gerçi âyette hükmü Allah Teâlâ'nın hükmüne denk birinin olamayacağı açıkça beyan edilmemiştir. Ama genel örf ve dilin genel kullanımı bunu gerektirir. Çünkü 'Filandan daha cömert kim var-dır?' veya 'Filandan daha faziletli kim vardır?' denildiğinde bu kimsenin tereddütsüz daha cömert ve daha faziletli olduğu anlaşılır.
Bu âyetler, dinlerin asıllarının bir olduğuna, farklılığın tâlî konularda olduğuna delalet eder. Allah Teâlâ'nın, her asır ve zamanda istediği gibi hükmetme hakkı vardır. Bunda pek çok hikmetler ve faydalar vardır. Bi-ze düşen boyun eğip teslim olmak, îtirazı terketmek, ölmeden ve fırsatı kaçırmadan önce hayırlı işlerde acele etmektir. Nitekim bir hadiste şöy-le buyurulmaktadır: "Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilin;
1- "İhtiyarlıktan önce gençliğin," Çünkü insan ihtiyarlığında güç-süzlüğü sebebiyle yapamayacağı amelleri gençliğinde yapabilir. Yine kişi genç iken alıştığı ma'siyetten ihtiyarlayınca vazgeçemez.
2- "Hastalıktan önce sağlığın," Çünkü sağlam insanın malı ve ken-disi hakkında sözü geçerlidir. Hastalanınca bedeni ibadetlerde zaafa uğ-rar. Malının ancak üçte birini çekip çevirebilir.
582
YanıtlaSil5. Maide Sûresi
Ayet: 50
3- "Meşgüliyetten önce boş vaktin," İnsan geceleyin boş, gündüz ise meşgul olur. Geceleyin boş vakitte namaz kılmak, gündüz meşgul iken oruç tutmak gerekir. Özellikle kış günlerinde oruç tutmalıdır. Çünkü kışın oruç tutmak, mü'min için bir ganimettir. Nitekim bir hadiste şöyle buyurulmaktadır: "Kış mü'minin ganimetidir. Gecesi uzundur, namaz-la ihya edilir, gündüzü de kısadır, oruçla ihyā edilir." 324 Başka bir ri-vayette de "Gece uzundur, uyuyarak kısaltma. Gündüz aydınlıktır gü-nahlarınla karartma." buyurulmaktadır.
4- "Fakirlikten önce zenginliğin," Yani, Allah'ın sana verdiği rızka râzı olmuşsan bunu ganimet bil. İnsanların elindekine tamah etme.
5- "Ölmeden önce hayatının kıymetini bil. " 325 Çünkü insan sağ ol-duğu müddetçe amel yapabilir. Ölünce ameli sona erer. Bu sebeple ölen-ler bir kere "La ilahe illallah" demek veya bir rek'at namaz kılmak için dünyaya dönmek isterler. Fırsat ganimettir, ömür ise çok kısadır.
Hafız şöyle demiştir:
Ey kardeş fırsatı kaçırmak Sıcak yerdeki buluta benzer Anla ki ömür çok değerlidir Elden çıkınca yazık olur Seyyid Şerif de oğluna şöyle demiştir:
Nasihat işte budur, bir tanem Ömrün değerlidir, kaybetme
Akıllı olanın ömrünü ziyan etmemesi gerekir. Hakîm, şöyle demiştir:
Çocuklukta oyun, Gençlikte sarhoşluk, İhtiyarlıkta gevşeklik, Peki Rabb'ine ne zaman ibadet edeceksin?
Şerîatle meşgüliyetin bitti mi tarikata çalış. Çünkü tarikat şerîatın özüdür. Akıl sahiplerine uy. Her peygamberin bir şerîat ve yolu olduğu gibi her velînin de takip ettiği özel bir tarikatı (yolu) vardır. Onların ay-dınlığını kaybeden yoldan çıkmış olur.
324. Aclúní, 1, 167 325. Aclūnī, 1, 167
نفسي روح البيك
YanıtlaSilRûhu'l Beyân
- Kur'an Meâli ve Tefsiri
İsmail Hakkı BURSEVÎ
ERKAM YAYINLARI
CILT
4
سوره بقره (۲۰)
YanıtlaSilاون کرن تھمی کرن حتى تشكيل لدن اجزا الروماده در آراسند و مناسبت وار در مناسبت انتظامك شرطيدر. نظام ده دوام سييدر. وكذا لو انكى منزلك خلقی ده ابدى ولد ول حجون، وجود لرين تشكيل الدن اجزالى تغيره معروفه دیگلور چونکہ زیادہ کی مسماریاہ کی كلهاوارى راسنده موازنه يوقدر یعنی جسم بن المن لرنلرك وحيقاتلون آراسنده نسبت بوفور قناة الكون انحلاله لوز طوتا رلى فقط آخرند کی مسماری با ماشی او راه دیگر اجزایری آراستند
نام معنا سیاله موازنه وار در کوه، انحلاله محل قالماز.
او چینی و در دیجی نقطه لی) یعنی دنيانك ايكنجي تعمير يله حشون وقوعيد . اون، توحيد و نبودن اثباتاری، بالگر دلیل نقلی ایله صحیح دگلدر. چونکه دور لازم تکبیر قرآن و هدینده عبارت اولان نقلی دلیه المرك صحتی، نبوتك صحت و صدقته با غلیدر اگر نبوت ده دلیل نقلی ایله اثبات ايدياليرس، محال لازم قلير. بونك ايجون قرآن کریم، توصید ایله نبوتی دلائل عقلیه الله
اثبات اليتمشور.
ما هر مسئله سنك هم عقلى، هم نقلى دليل المرايله اثباتي صحيحور. مشرك دليل عقالى الله اثباتي (وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ) آيت كريم سنك بخشنده بیان اید دا مشدد. خلاصه ی وجود لرنده و ایکنجی بر حياتك شد و شبهه او لمايان نظام، رحمت و نعمت آنجه و آن حشرك كلمه سیله و ابه تحققی الله نظام، رحمت و نعمت اولا به لیری اگر حشر کمزه و اینجی به حیات تحقق التمز
بونهرى اسماء الاضداد من عدا ايتمك لازم قلير.
حشرك دليل نقلى ايام اثباتی ایسد: قرآن معجز البيان ایله بتونه انبیاء حشون که جگنه اتفاقه انتشار در عقلی و نقلی دليلهاره مانجه: فخر رازينك تفسيرنده، بوقبيل دلي المري ببلدين ايتار بيان ايديا لمشدر (خلاصه) بالخاصه حیوانات و نباتانده دائما وقوعه كلن مشر لره دقت ليدوب تأمل ايدن آدم، الله ايده جنگی متفرقه اماره لوله و به قدس ايله و بر سرعت انتقال ایله
حشرك واقع اولا جفنه حكم ايده جكور .
At
دليل تقلي
YanıtlaSilDelili nakli: Kur'an ve hadisten getirilen delil
دوز
Devir: İki şeyden her birinin valığının diğerine dayanması
آرتا
Beza: Parçalar
آن
Enbiya: Peygamberler
أسماء الأخدان
Esmai'l-ezdad: Birbirine zid isimler
حذف
Hads: Ani ve doğru anlayış
تلق
Halk: Yaratma
حشر
Hasir: Oluleri dirilterek toplama
خلاصه
Hulasa: Öz
اتفاقي
İttifak: Birleşme
متفرق
Müteferrik: Aγη αγι
موازنة
Müvazene: Denge
نباتات
Nebatât: Bitkiler
نِسْبَتْ
Nisbet: İlişki, oran
نظام
Nizam: Düzen
نوت
Nübüvvet: Peygamberlik
صحيح
Sahih: Doğru
صدق
Sidk: Doğruluk
سُرْعَتِ إِنْتِقَالُ
Sürat-i intikal: Hızlı kav-rama
تحقق
Tahakkuk: Gerçekleşme
تخليل
Tahlil: Aynıştırma
تأمل
Teemmül: Düşünüp taşınma
تركيب
Terkib: Birleştirerek yapma
تشكيل
Teşkil: Şekillendirme, oluş-turma
توجيد
Tevhid: Allah'ı birleme
Bakara, 25
YanıtlaSilEvet, gerek cehennemi, gerek cenneti teskil eden eczalar ve maddeler arasında münasebet vardır, ziddiyet yoktur Münasebet intizamın sartıdır. Nizam da devama sebebdir Ve kezȧ, bu iki menzilin halkı da ebedi olduklan için, vücûdlarını teşkil eden eczalar, tagayyüre ma'růz değildir. Çünki dünyadaki cisimlerinin terkib ve tahlilleri arasında muvázene yoktur. Yani cisim bünye-lerine girenlerin ve çıkanların arasında nisbet yoktur. Onun için inhilale yüz tutarlar. Fakat âhiretteki cisimlerin yapılışı öyle değildir. Eczaları arasında tam ma'nâsıyla muvâzene vardır ki, inhilâle mahal kalmaz.
Üçüncü ve Dördüncü Noktalar: Yani dünyanın ikinci ta'miriyle haşrin vuküudur. Evet, tevhid ve nübüvvetin isbatları, yalnız delil-i nakli ile sahih değildir. Çünki devir lâzım gelir. Kur'ân ve hadisten ibåret olan naklî delillerin sıhhati, nübüvvetin sıhhat ve sıdkına bağlıdır. Eğer nübüvvet de delil-i nakli ile isbat edilirse, muhál lâzım gelir. Bunun için Kur'ân-ı Kerîm, tevhid ile nübüvveti delâil-i akliye ile isbat etmiştir.
Ama haşir mes'elesinin hem aklî, hem nakli deliller ile isbatı sahîhtir. Haşrin delîl-i akli ile isbati و بالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ayet-i kerimesinin bah-sinde beyân edilmiştir. Hulâsası: Vücûdlarında şekk ve şübhe olmayan nizâm, rahmet ve ni'met, ancak ve ancak haşrin gelmesiyle ve ikinci bir hayatın tahakkuku ile nizâm, rahmet ve ni'met olabilirler. Eğer haşir gelmezse ve ikinci bir hayat tahakkuk etmezse, bunları esmâü'l-ezdâddan addetmek lazım gelir.
Haşrin delîl-i nakli ile isbatı ise: Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyân ile bütün Enbiyâ, haşrin geleceğine ittifak etmişlerdir. Aklî ve nakli delillere gelince: Fahr-i Râzî'nin tefsîrinde, bu kābil delilleri bildiren âyetler beyân edilmiştir. Hulâsa: Bilhassa hayvanât ve nebâtâtta dâimâ vukūa gelen haşirlere dikkat edip teemmül eden adam, elde edeceği müteferrik emarelerle ve bir hads ile ve bir sür'at-i intikal ile haşrin vâki olacağına hükmedecektir.
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil-622-Kuba Mescidi'nin inşasına başlandı.
1570 - Kıbrıs'ın fethi.
1990 - Hac'da Tünel
faciası.
TEMMUZ
02
ÇARŞAMBA
BİR AYET
Allah bu dünyada da ahirette de dilediğine hesapsız rızık verir.
(Bakara: 212)
7 1447 MUHARREM
RUMI: 19 HAZİRAN 1441 HIZIR: 58
BİR HADİS
İyice bildiklerinizin dışında benden söz nakletme konusunda Allah'tan korkun.
Tirmizî, Fiten: 70
Kavl-i râcih odur ki: "Nakl-i hadis-i bilmana caizdir."
Yani: Hadîsin yalnız manasını alıp, lafzını kendi zikreder. Mektubat
TARGETS BON
YanıtlaSilYo49 frall, Birleşmes Milletler örgutune katıldı.
1978-Bediüzzaman Said Nursi'nin talebelerinden Dr. Tahir Barçın vefat etti.
ZAMAN TAKVIMI
MAYIS
11
PAZARTESİ
BIR AYET
Bana şükredin, sakin Bana nankörluk etmeyin!
Bakara Suresi: 152
BİR HADİS
Allah'a ibadet et. Ona hiçbir şeyi ortak koşma.
24 1447 ZİLKA DE
RUMI: 28 NÍSAN 1442
HIZIR: 6
Bu dünya ebedi kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenab-ı Hakkın ebedi ve sermedi olan Darüsselam menziline davetlisi olan mahlükatın içtimaları için bir han ve bir bekleme
salonudur. Mesnevi-i Nuriye
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil- 1481 - Ikinci Bayezid ile Cem Sultan arasında Yenişehir Savaşı yapıldı.
1890 - Erzurum'da Ermeni ayaklanması.
1943 - Adapazarı zelzelesi.
20
BİR AYET
Göğü Allah yükseltti ve mîzanı (dengeyi) O koydu.
Rahman Suresi: 7
PAZARTESİ
MONDAY
BİR HADİS
HAZİRAN
Yerde sürünecek kadar uzun elbise giymekten
sakın.
JUNE
Hem enbiyâ ve evliyâyı sevmek, Cenâb-ı Hakkın makbul ibâdı olmak cihetiyle, Cenâb-ı Hakkın nâmına, hesabınadır ve o nokta-i nazardan Ona aittir.
Sözler
HICRI: 21 ZİLKA'DE 1443 - RUMI: 7 HAZİRAN 1438
HIZIR: 46 - GÜN: 171 KALAN: 194 - GÜN UZA.: 1 DK
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSil196
Bunların içinde de, üçü, onların işlerini çekip çevirenleri, yöne
tenleri idi.
Birisi: Åkıb dedikleri Abdulmesih olup Necranlıların Valisi, söz ve görüş sahibi ve danışmanı idi ve ancak onun görüşüne göre hare-ket edilirdi.
İkincisi Seyyid dedikleri Eyhem olup Necranlıların seyahat ve toplama işlerinin yöneticisi idi. Bent Bekr b. Väillerden Ebû Hårise b. Alkama ise,
se, Necranlıların Üskuľu Piskopos'u, en büyük din bilgini, İmamı ve Kitablık (İbn-i
Sa'd'e göre Medreseler) Bakanı idi (21). Necranlılar içinde, çok şerefli ve itibarlı idi.
Hıristiyan Rum kıralları, ona, Araplardan olduğu halde, Hıristi-yanlığa bağlılığı dolayısile, mal verirler, ikramda bulunurlardı (22). Hıristiyanlık hakkındakı derin bilgi ve ictihadını işitip onun için
kiliseler yaptırırlar, kendisini ikramlara boğarlardı (23). Altmış binitll Necran Temsilcilerinden (24) on dördünün isimleri
şöyledir:
1. Åkıb Abdul'Mesih,
2. Seyyid Eyhem,
4. Evs,
5. Häris,
3. Ebû Hárise b. Alkama (Beni Bekr b. Väillerin kardeşi),
6. Zeyd,
7. Kays,
8. Yezid,
9. Nübeyh,
11. Amr,
10. Huveylid,
12. Halid,
13. Abdullah,
14. Yuhannis (25)
Ebû Härise İle Kardeşinin Yolda Peygamberimiz Hakkında Konuşmaları:
Ebû Hårise, dişi bir katıra binmiş, kardeşi Küz veya Kürz de, ya-
(21) Ibn-i İshak, İbn-i Hisam-Sire c. 2, s. 222, İbn-1 Sa'd-Tabakat e. 1, s. 357, Ebül-
fida-Sire c. 4, s. 107, Kastalani-Mevahibülledünniye c. 1, s. 316-317 ( 22) Ibn-i İshak, Ibn-i Hijam-Sire c. 2, 8. 222, Ebülfida-Sire c. 4, s. 107, Kastalanl
( 23) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, 8. 222,
Mevahibülledünniye c. 1, s. 317
(24 Ebülfida-Sire c. 4, 8. 107
( 25) Ibn-i İshak. İbn-i Hisam-Sire c. 2, п. 224. Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1. a. 357. Ebül-fida-Sire c. 4, s. 100.
) Ibn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, s. 224, Ebülfida-Sire c. 4, 8. 106
NECRAN TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ
YanıtlaSil197
nunda olduğu halde, Peygamberimize gelirken, katırının ayakları do-laşarak yere kapanmıştı.
Kurz Yürunün uzerine düşsün, helâk olsun! diyerek Peygambe-
rimize ilendi.
Ebû Hârise, ona «Hayır! Sen düş. Sen, helak olls dedi. Kürz «Ey kardeşim! Sen, bunu, bana ne için söyledin?» diye sordu.
Ebû Harise «Vallahi, O, bizim bekleyip durduğumuz Peygamber-dir! dedi.
Kürz Peki, sen, bunu biliyorsun da, Ona tabi olmaktan seni alıko-yan ne? diye sordu.
Ebû Härise Eğer, dediğini yapacak olursam, şu kavm, bize yaptık-ları hizmeti, itibar ve ikramı yapmazlar.
Bizden yüz çevirir ve åksini yaparlar.
Bizde gördüğün her şeyi elimizden çekip geri alırlar!» dedi.
Ebû Hårise'nin bu sözü, kardeşi Kürz b. Alkama'ya çok tesir etti.
Kendisi, bundan sonra Müslüman oldu (26).
İçinde Peygamberimizin İsim ve Vasıfları Yazılı Kitap:
İbn-i Hişam'ın rivayetine göre Necran Reislerinin yanlarında, te-vårüs ede geldikleri bazı kitaplar bulunuyordu.
Her reis, öldüğü zaman, reisliği, onlardan başka birisi üzerine al-makta ve bu kitaplara sahip olmakta idi.
Kitaplar, önceden, kırılıp açılmaz Mühür mumu ile mumlanıp mü-hürlenmişti.
Peygamberimizin zamanındaki reis, oğluna, bu kitaplarda Peygam-berimizin yazılı bulunduğunu haber vermiş O, ismi, bu kitaplarda yazı-
lı Peygamberdir!» demişti. Reis, öldüğü zaman, oğlunun ilk işı, hemen mührü kırıp kitapları açmak oldu.
Kitaplarda, Peygamberimizin anıldığını görünce, Müslüman oldu. Müslümanlığını, İslâm amellerile güzelleştirdi ve hac da, yaptı (27).
Necran Temsilcileri Medine'de:
Nocran Temsilcileri, Medine'ye gelince, sefer elbiselerini üzerlerin-den çıkardılar (28). Yemen bürüdü diye anılan ipekli elbiselerini (29),
(26) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, 6. 222-223, Ebülfida-Sire c. 4, a. 107, İbn-i Ha-cer-Isabe c. 3, в. 202
(27) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire e. 2, s. 223 Ebülfida-Sire c. 4, 5. 102
İbn-i İshak, İbn-i Higam-Sire c. 2, s. 224, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 357
-۲٨٣٥ - المؤمن يأكل فى معا واحد والكافر يأكل فى سبعة أمعاء" (طحوج
YanıtlaSilم ت هـ عن ابن عمر حم والدارمى م عن جابر ض طب عن الس ع وابو عوانة والبغوى وابن قائم والباوردى طلب عن جهجاه محب هـ عن ابى موسى وابو عوانة طب عن سمرة حم والدارمي ع وابو عوانة
عن أبي سعيد حم هـ عن أبى هريرة طب عن ميمونة)
2835- Mü'min, bir mide ile kafir ise yedi mide ile yer. Yedi sefer süt getirdiler, içti. O gün müslüman oldu, ertesi günü (Bir gün bir adam geldi. Peygamberimiz (s.a.v.)'e misafir oldu. bir sefer süt ile doydu.)
٢٨٣٦ - الْمُؤْمِنُ يَشْرَبُ فِي مِمَّا وَاحِدٍ وَالْكَافِرُ يَشْرَبُ فِي سَبْعَةِ أَمْعَاءِ (مالك
حم م ت حب عن ابي هريرة حم طب عن نضلة بن عمرو حم والبغوى عن رجل من جهينة)
2836- Mü'min bir kaptan, kafir ise yedi kaptan içer.
۲۸۳۷ - الْمُؤْمِنُ إِذَا اشْتَهَى الْوَلَدَ فِي الْجَنَّةِ كَانَ حَمْلُهُ وَوَضْعُهُ وَسِتُهُ فِي سَاعَةِ وَاحِدَةٍ كَمَا يَشْتَهِي (حم) وهناد وعبد بن حميد والدارميت حسن غريب هـ ع . وابو الشيخ في العظمة في ض عن ابي سعيد) ع حب
2837- Mü'min, cennette çocuk isterse hamli, vaz'ı ve ya-
şı hepsi istediği şekilde bir saat zarfında meydana gelir.
۲۸۳۸ - الْمُؤْمِنُ مِرْآةُ الْمُؤْمِنِ" (د عن أبي هريرة ابن أبي عاصم طس ض عن انس)
2838- Mü'min mü'minin aynasıdır.
۲۸۳۹ - الْمُؤْمِنُ مِرْآةُ الْمُؤْمِنِ وَالْمُؤْمِنُ أَخُو الْمُؤْمِنِ مِنْ حَيْثُ لَقِيَهِ يَكُفُّ عَلَيْهِ ضَيْعَتَهُ وَيَحُوطُ مِنْ وَرَائِهِ (د ق عن ابي هريرة)
2839- Mü'min, mü'minin aynasıdır. Mü'min mü'minin
kardeşidir. Bulduğu yerde onu korur.
٢٨٤٠ - الْمُؤْمِنُ يَأْلِفُ وَلا خَيْرَ فِيمَنْ لا يَأْلِفُ وَلا يُؤْلَفُ (حم عن سهل بن
سعد طس ض عن جابر ك ق خط عن ابي هريرة تمام عن ابن مسعود طب عن ابن مسعود موقوفا)
2840- Mü'min, ülfet eder. Sevmeyen ve sevilmeyende
hayır yoktur.
689
سوره بقره (۲۰)
YanıtlaSilشہری يوانيك جمله الديني بربريقه باغلايات مناسبتاره كله لم يوانك هو هر لر بني نظم ايدن و جمال ن مدار بحث اولان نقطه سعادتدر شووله که سعادت ابدیہ (ایکی قسم رکسی) وان توكك محمد الله رضا اساله، لطفني تخليني فرقته مظهر او عقد (انگنجی (قسمی این سعادت جسمانیه در بونك الاسرى السم شکنی اهل نظام اولمعه اوزره مجید و بوارج اساسك درجه لدينه كوره سعادت جسماني تبدل ايدر وبوقسم سعادتي المال و اتمام بدن خلود و دوامدر چونکه سعادت دوام التجزیه، صدیقه انقلاب ایدر
ریجی قسم سعادتك اقسامي، تفصي لون مستغنيدر. وبا غرقا ولدر اللحى قسم سعادتك اقسامي ابد مكنك ان لطفى وان ماده دار شکلی اطراف اربعدی در لودر لو كلام ومحط له فرين باغ و باغچه لرله محاط . والندن مولی و نهر لر آقان قصر لر و کوشکار در اوت، جامد قلباری شور و شوق له احيا ليدن، سوغن روحارى شه و شاد ايدن، شاعر اده سرمایه او لارقه شاعر از تشبيهاري، تمتد الهادى، السا و بارى الهام ايدن، صولر ایله خضروات و نباتاتور
ایکنجی قسم سعادتك ای گنجی اساسی اولان اهل ایسه، مأكولات، بیمه جان قوت و بر دیگی جهت اله ال ايسى وان لذيذى مألوف اولان قمر يعنى انسانه قریب اولانه، وحشی او لمايا نه شیار در چونکه القتله او نعمتك درجه قیمتی بیاند لذت ویردیگی جهتلرده، لذتك ان ہوگی تجدد و تبد گنده در و كذا اكل لذتنى المال ايدن اسبا بدن بری ده، او رزقك كندى عملنك اجرتی اولد يغني بیل مکرر ایکنجی به سپیاده، او رزقك منبعی دائما کوز او گنده حاضر بولو نمیدر که
قلبي مطمئن اولسون. رزقه الجون تلاسن ایتمه سين.
ايكنجى قسم سعادتك و حنجي الاسمى أولان نطح ايسد، انسانك ان فضله احتيا جني تضمين اليدين قلبنه مقابل بر قلبك موجود بولو غیدر که هر ایکي طرف سوكيلريني، عشقاريني، شوق لريني مبادله ایینهای و لذائنده بر برینه اور تام و عملی و کدر لی شیار ده ده یکدیگرینه معاون
و ياري جي اولسونار.
Akadm: Kumlar
YanıtlaSilجاية Camid: Canaz gibi göra
nen) donule şey
جاذبه باز
Castbedar: Çekid
JST Ehil: Yeme
آمران اربعه
Etraferbaa: Dört bir taraf
قير قابل
Gayrı kabit: imkânsız
تشروات
Hadravat: Yeşillikler
خلوت
Hutad: Devamlılık, süreklilik
اعمال
kmal: Tamamlama
الماء
Imam: Tamamlama
کریب
Karth: Yakm
قربیت
Kurbiyet: Yakımlık
لطيف
Latif Hos
مأكولات
Me'kalat: Yiyeceleler
معاون
Muavin: Yardımcı
Muhat: Kuşatılmış
مبادله
Mübadele: Değişme
مستغنى
Müstagni: İhtiyaç duymayan
مزين
Müzeyyen: Süslenmiş
سعادت
Saadet i cismaniye: Cisme
جِسْمانِيه
dit saadet
شنا Sükna: Oturulacak yer,
mesken
شان
Sad: Sevinçli
تفصيل
Tafsil: Açıklama
تبدل
Tebeddül: Değişme
مجدد
Teceddüd: Yenilenme
تشبية
Tesbih: Benzetme
الْفَتْ
Ülfet: Alışma
lere gelelim Bu Ayetin cevherlerini nazmeden ve cümle Sundi bu ayetin cümlelerini birbirine bağlayan münd thilesine medar bahis olan nokta, saadettir. Söyle ki Saadet-i ebediye iki kısımdır
YanıtlaSillatfuna, tecellsine, kurbiyetine mazhar olmakur Birincisi ve en yüksek kısmı, Allah'ın rızasıyla.
İkinci ksanu ise, saadet-i cismaniyedir. Bunun esasları ise sükná, ekil, nikah olmak üzere üçtür tebeddül eder. Ve bu kısım saadeti ikmal ve itmâm eden Ve bu üç esain derecelerine göre, saadet- cimaniye hulod ve devamdır. Çünki saadet devam etmezse, zıddına inkılâb eder.
Veya gayr-i käbildir. İkinci kısım saadetin aksami ise, Birinci kısım saadetin aksamı, tafsilden müstagnidir meskenin en latifi ve en cazibedar sekli, etraf- erbaan türlü türlü güller ve çiçeklerle müzeyyen bag ve bahçelerle muhât ve altından sular ve nehirler akan kasırlar ve köşklerdir. Evet, câmid kalbleri ask ve şevkle ihyå eden, sönmüş ruhları şen ve şåd eden, şairlere sermaye olarak şäirâne teşbihleri, temsilleri, üslübları ilhâm eden, sular ile hadravât ve nebåtåttır.
İkinci kısım saadetin ikinci esası olan ekil ise, me'kûlât, yiyecek kuvvet verdiği cihetle, en iyisi ve en lezîzi me'lûf olan kısımdır.
Yani insana karib olan, vahşi olmayan şeylerdir. Çünki ülfetle o ni'metin derece-i kıymeti bilinir. Lezzet verdiği cihetle de, lezzetin en büyüğü teceddüd ve tebeddülündedir. Ve kezâ, ekil lezzetini ikmäl eden esbabdan biri de, o rızkın kendi amelinin ücreti olduğunu bilmektir. İkinci bir sebeb de, o rızkın menbai dâimâ göz önünde hazır bulunmasıdır ki, kalbi mutmain olsun. Rızık için telâş etmesin.
İkinci kısım saadetin üçüncü esası olan nikâh ise, insanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukābil bir kalbin mevcûd bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler. Ve lezâizde birbirine ortak ve gamlı ve kederli şeylerde de yekdiğerine muâvin ve yardımcı olsunlar.
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil2004-Irak'ın devrik
lideri Saddam Hüseyin mahkemeye çıkarıldı.
1956 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Muhacir Hafız Ahmet (1946) ve Halil İbrahim Çöllüoğlu vefat etti.
TEMMUZ
01
SALI
1447 6 MUHARREM
RUMI: 18 HAZİRAN 1441 HIZIR: 57
BİR AYET
Allah sana kâfidir. O her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla bilendir.
(Bakara: 137)
BİR HADİS
Kişi Müslüman kardeşine "Allah seni hayırla mükafatlandırsın" derse, en mükemmel teşekkürü yapmış olur. (Hatib)
Müslümanların birbirine yardımları, ancak zekât köprüsü üzerinden geçmekle yapılır.
İşaratü'l-İ'caz
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMі
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1929-Ilk Tıp Bayramı
Haydarpaşa Tip
Fakültesi'nde kutlandı.
MAYIS
12
SALI
BİR AYET
Ey iman edenler!
Allah'ı çok zikredin.
Ahzab Suresi: 41
25 1447
BİR HADİS
İki kişinin arasını düzeltmek için iki mil de olsa yürü.
ZİLKA'DE
RUMI: 29 NİSAN 1442 HIZIR: 7
Ey insan! İbret alınız. Kurt, aslan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı tanıyor, itaat ediyorlar. Sizlerin hayvandan, kurttan aşağı düşmemeye çalışmanız iktiza eder.
Mektubat
am ve in-rehber-i a'zar ettiğimiz bütün kemalâtı ve vazifeleri san-ı ekmel olan Muhammed-i Arabi Aleyhissalâtü Vesselâm, insa Insanın kıymetini ve vazifelerini ve kemalatını bildiren, de
YanıtlaSilRibaTAhmediye (asm)
TARİHTE BUGÜN - 325 - İznik Konsülü toplantısı.
1097 - Haçlı Seferlerinin ilki sırasında İznik, Selçuklu Türkleri tarafından alındı.
1788 - Büyük âlim Şems-i Bitlis'in vefatı.
1961 - Kuveyt, Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını ilan etti.
19
PAZAR
SUNDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET Yeyin, İçin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.
A'raf Suresi: 31
BİR HADİS
Yetimlerin malını kendileri namına çalıştırın.
Şu âlem, çendan, fânidir; fakat ebedî bir âlemin levâzımâtını yetiştiriyor. Çendan, zâildir, geçicidir; fakat bâkî meyveler veriyor, bâkî bir Zâtın bâkî esmâsının cilvelerini gösteriyor.
Sözler
198
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
takındıktan sonra Peygamberimize geldiler (31), cübbelerini glyinip İpek ridalarını örtündükten (30), altın yüzüklerini
İkindi namazı vaktinde (32), Mescid'e girdiler (33). O zaman, onları, böyle süslü elbiseler içinde, güzel bir biçimde gö
ren Sahabilerden bazıları «Bunlardan sonra, bunlar gibi bir Temsilci
heyeti göremeyiz!» dediler (34).
Necran Temsilcileri, Poygamberimize selům verdiler.
Peygamberimiz, onların selamlarına karşılık vermedi (36). Kendi-
lerinden yüz çevirdi (36) Üzerlerindeki ipekli, sırmalı elbiseleri yüzünden (37), onlarla ko
nuşmadı (38).
rulmadılar (39) Onlar, gündüzün, uzunca bir müddet Peygamberimizle konuştu
Temsilciler, kendilerine mahsus namazın vakti gelince (40), Pey-gamberimizin Mescidinde namazlarını kılmak üzre ayağa kalktılar (41). Müslümanlardan bazıları, onlara engel olmak istediler (42).
Peygamberimiz Bırakınız onları kendi hallerine!» buyurdu (43).
Temsilciler, doğuya doğru yönelerek namaz kıldılar (44). Bundan sonra Temsilciler, eskiden tanıdıkları Hz. Osman ile Ab-
durrahman b. Avf'a gittiler. Onları, Muhacirlerle Ensardan bazılarının bulundukları bir mec-
liste buldular.
Ey Osman! Ey Abdurrahman! Peygamberiniz, bize yazı yazdı.
30) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 2, 8, 224
(31) Ebülfida-Sire c. 4, s. 102, Halebi-İnsanüluyun e. 3, s. 235, A. Z. Dahlan-Sire
с 2, 8. 144
(32) İbn-1 İshak, İbn-1 Hişam-Sire c. 2, s. 224, Kastalani-Mevahibülledünniye e. 1. 8. 316
(33) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, s. 224, İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 357, Kasta-lani-Mevahibülledünniye c. 1, s. 316
(36) Ebülfida Slre, e, 4, 8, 102
(34) Ibn-i İshak, İbn-1 Hişam-Sire c, 2, a. 224
(35) İbn-i Sa'd-Tabakat c, 1, s. 357
(37) Ebülfida-Sire c. 4, s. 102
(38) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 357, Ebülfida-Sire c. 4, s. 102
(39) Ebülfida-Sire c. 4, s. 102
(40 ) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 2, s. 224, Kastalani-Mevahib c. 1, s. 316 (41 ) İbn-i İshak, İbn-1 Hişam Sire, c. 2, 8. 224, İbn-1 Sa'd - Tabakat, e, 1
8. 357, Kastalanı Mevahibülledüniyye, c, 1, 5, 316 (42) Kastalani-Mevahibülledünniye e. 1, a. 316, Halebt-Insaniluyun c. 3, & 235
Hal ibn-i Ishak, fon-1 Hisam-Sire c. 4, s. 224, Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, 8. 357. Kasta-(ες)
8.316
lani-Mevahibülledünniye c. 1, a. 316 ( 44) İbn-i İshak. İbn-i Hisam-Sire c. 2, в. 224, Кastalani-Mevahibülledünniye c. 1.
NECRAN TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ
YanıtlaSil199 Biz de, Onun davetine icåbet ederek geldik. Yanına gidip Kendisi-ne selâm verdik.
Fakat, O, selâmımıza karşılık vermedi.
Gündüzün uzun müddet Kendisile konuşmaktan men ve mahrum
edildik.
Geri dönüp gitmemizi uygun görür müsünüz?» dediler.
Sizin görüşünüz nedir?
Hz. Ali de, oradaki cemaatın içinde idi. Hz. Osman'la Abdurrahman b. Avf, Ona «Ey Ebülhasan! Bu cema-
at hakkında Sen, ne görüştesin?» diye sordular.
Hz. Ali, Hz. Osman'la Abdurrahman b. Avfa «Ben, bunların üzer-lerine giydikleri şu etekleri sırmalı elbiselerini bırakıp sefer elbiselerini giydikten sonra Resûlullâh Aleyhisselâmın yanına dönmelerini uygun
görürüm dedi (45).
Hz. Osman, onlara «Bu, sizin şu elbiseniz yüzündendir!» dedi. O gün, Temsilciler konak yerlerine döndüler.
ler (46).
Ertesi günü, üzerlerinde Ruhban elbiseleri olduğu halde, geldi-
Peygamberimize selâm verdiler.
Peygamberimiz, onların selamlarına karşılık verdi (47).
Sonra da Beni, hak din ve Kitabla Peygamber gönderen Allaha yemin ederim ki bana ilk gelişlerinde İblis (Şeytan), onların yanla-rında bulunuyordu!» buyurdu (48).
Necran Temsilcileri, yanlarında hediye olarak resimli yaygılarla palaslar getirmişlerdi. Müslümanlar, onlara bakışınca, Peygamberimiz «Bu yaygıların için-
Temsilciler «Olur! Veririz." dediler (49).
deki bana gerekmez. Fakat, şu palasları verirlerse, alırım. buyurdu.
Necran Temsilcilerinden Bazılarının Peygamberimizle Tartışmağa Kalkmaları:
Peygamberimiz, Kendisile konuşan Necran Hıristiyan bilginlerin-
den ikisini (50), İslâmiyete dåvet etti (51).
Onlara «Müslüman olunuz!» buyurdu.
(45) Ebülfida-Sire c. 4, s. 102-103
( 46) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 357
( 47) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 357, Ebülfida-Sire c. 4, s. 103
(48) Ebülfida-Sire c. 4, s. 103
(49) Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 235
(50) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, s. 224-225 (51) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 357
AYET
YanıtlaSilİman edip de hicret edenler, Allah yolunda cihad edenlerle onları bağırlarına basanlar ve yardım edenler var ya işte gerçek müminler onlardır... (Enfal, 8/74)
ASHAB-I KİRAM'DAN: EBÛ EYYÛB EL-ENSÂRÎ (RA)
Ebû Eyyüb el-Ensârî (ra), hicretten iki yıl kadar önce hanımı Ümmü Eyyüb ile birlikte Müslüman olmuş ve ensardan İslamiyet'i ilk kabul edenler arasında yer almıştır. Hz. Peygamber'le Bedir, Uhud, Hendek ve Mekke'nin fethi başta olmak üzere bütün gazvelere katılmış; savaşlarda ona zarar gelmemesi için yanından ayrılmamıştır. Vahiy kâtiplerinden olması sebebiyle Hz. Peygamber zamanında Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir araya getirilmesine de hizmet etmiştir. Resûl-i Ekrem (sas), Medine'ye hicret edince devesinin çökeceği yere en yakın eve misafir olacağını söylemiş ve devenin çöktüğü yere en yakın ev olan Ebû Eyyûb'un evin-de yedi ay misafir kalmıştır. Katıldığı seferlerin sonuncusu Müslümanların ilk İstanbul kuşatması olmuştur. Kuşatma devam ederken hastalanarak 669 yılında vefat etmiş, vasiyeti üzerine surlara yakın bir yere defnedilmiştir. Ebû Eyyûb'un haksızlıklara tahammül edemediği ve doğru bildiğini söylemekten çekinmediği nakledilmiş olup kendisinden 150 hadis rivayet edilmiştir.
DİYANET TAKVİMİ - 2026
YanıtlaSilطول
3
MAYIS PAZAR
Ay Doğuş: 22.02.
İMSAK GÜNEŞ ÖĞLE İKİNDİ AKSAM
Osmanlı Devletinin 7. Padişahı Fatih Sultan Mehmet'in vefatı (1481)
Cumhuriyet Tarihinin En Büyük Camii Büyük Çamlıca Camii'nin açılışı (2019)
16 Zilkade 1447
Rumî: 20 Nisan 1442.
Kasım: 177
•
Gün/Kalan Gün: 123/242
Ay Batış: 06.23
IMSAK
YATSI
KIRIE
gördüğü yerde hemen selam verir. Münafık ise karşı tarafın selamin bekler, ilk o versin der.
YanıtlaSil٢٨٥٧ - اَلْمُؤْمِنُ بَيْنَ خمس شَدَائِدَ مُؤْمِنٌ يَحْسَدُهُ وَمُنافق يبغضه وكال يُقَاتِلُهُ وَنَفْسٌ تُنَازِعُهُ وَشَيْطَانٌ يُضِلُّهُ" (ابن لال عن ابان عن انس)
2857- Mü'min beş çetin şeyle karşı karşıyadır. Kendisini uskanan mü'min, kendisinden nefret eden münafık, kendisi ile çarpışan kafir, devamlı çekiştiği nefis, kendisini saptırmak için con atan seytan.
٢٨٥٨ - الْمُؤْمِنُ بَيْتُهُ قَصَبٌ وَطَعَامُهُ كِسْرٌ وَثِيَابُهُ خَلَقَ وَرَأْسُهُ شَعَثَ وَقَلْه خَاشِعٌ وَلَا يَعْدِلُ بِالسَّلَامَةِ شَيْئًا (الديلمي عن ابان عن انس)
2858- Mü'minin evi kamıştandır. Yemeği bir parça ek-mektir, elbisesi yırtıktır, başı tozlanmıştır, kalbi huşu içindedir. Hülasa doğru ve hak yoldan hiç ayrılmaz.
٢٨٥٩ - الْمُؤْمِنُ عَلَى لِسَانِهِ مَلَكٌ يَنْطِقُ وَالْكَافِرُ عَلَى لِسَانِهِ شَيْطَانٌ يَنْطِقُ وَالْمُؤْمِنُ حَبِيبُ اللَّهِ وَاللَّهُ يَصْنَعُ لَهُ الديلمي عن انس)
2859- Mü'minin dilinde konuşan. Melektir. Kafirin dilin-de konuşan ise şeytan. Mü'min Allah'ın sevgilisidir. Allah ona en büyük nimetini ihsan edecektir.
٢٨٦٠ - الْمُؤْمِنُ كَيْسٌ فَطِنٌ حَذِرٌ وِقَافٌ مُنِيبٌ لَا يُعَجِّلُ عَالِمٌ وَرِعٌ وَالْمُنَافِقُ هُمَزَةٌ لُمَزَةٌ حُطَمَةٌ لَا يَقِفُ عَلَى شُبْهَةٍ وَلَا عِنْدَ مُحَرَّمٍ وَكَحَاطِبِ اللَّيْلِ لَا يُبَالِي مِنْ أَيْنَ اِكْتَسَبَ وَلَا فِيمَا انْفَقَ (الديلمي عن انس)
2860- Mü'min yiğittir, zekidir, dikkatlidir, itaatlidir, acele etmeyendir, âlimdir, takva sahibidir. Münafık insanları arkaların-dan çekiştirir ve yüzlerine karşı dil uzatan bir cehennem (odunu-dur). Şüpheli şeylerde durmaz, harama riayet etmez, tıpkı gece odun toplayan kimse gibi, nereden kazandığına, nereye harcadı-ğına ehemmiyet vermez.
693
سوره انفره (۲۵)
YanıtlaSilاون برا شده منجر قالان وبابر شينه طالارق تفكر ايدن ادم، ولو ذهذا اولسون، برسی مكسور کند سله او حرتى و او تفكرى بابلا شين يستر قليلرك ان لطفى وان شفيفي فراق تعبر ايديكن قادين قلبيدر. فقط قادين ايله روحي ولان لحم افتراضى المال بدن. انسيت و الفتى اتمام ايدن.. د قلي اولو و صورى و ظاهرى اولان اقاتلغى صمم باشدين، فارس عقده اى اخلاق سيئه من غير وباك ولى وجرلين عارضه کردن خالى او ليدر.
سؤال ؟ ] عن مك يحرمك شيلي، شخص وجودى ايها اتمك بكوندر. جونکه وجود دیدار يريلان ميلان بر این طول ير و تعمیر ایتمان، يملك الحمل و غدا ايله اولور . نطح ده نوعك بفاس ایچوند. حالبو که آخر نده اشخاص ابدی اولدقارندن وجود برنده از بیب آیریلا به برشی بوقدر که غذايه احتياج اولسون. وآخر نده تناسل ده يوقدر که، نظامه لزوم اولسون ؟
الجواب تا يملك الحمك و أولم نك فائده لرى، بالای بقایه و تناسله منحص دیگلور. شو المالی و کرالی عالمده، يمك يجمك و أولنمكده يك بيوك لذت و فائده لر اولسون ده، لذتهريرى اولان عالم سعادتده نه ایچون او نارك داها نزيه لذتاري وفائده لرى اولماسين ؟
[ سؤال ؟ ] بو عالمده لذت، الملك دفعندنه حاصل اولور. حالبوكه آخر نده الم يوقدر.
(حاشیه) الجواب ] الملك دفعى، لذلك سببارندن بريدر. يوقه لذت، بالكز الملك دفعه منحصر دولار. وكذار عالم البدينك بو عالمه بازيتامي، قياس مع الفارقدر. یعنی آرالرنده چومه فر قلي بولوند يفندن بر بهینه باکره من جنت ایله خور خور باغچه سندن آراسنده نه نسبت وارسه، جنتك لز تلريله دنيانك لذ تكرى آراسنده عین او نسبتنده فرقه وار در جنتك در جه لری، خور خور با غچه سند نه نه قدر چومه بوکان ایسه، اخروی لذ نکرده دنیا لذتار ندی او له جه بوکس کدر هر ایکی عالم آراسنده کی بوبیون تفاوت، ابن عباس (لَيْسَ فِي الْجَنَّةِ إِلَّا أَسْمَالُها ) جمله سیله اشارت ایتمشور . یعنی جننده، دنیا
ميوه لرينك بالكز اسماري واردر یعنی اسماری بر در، فقط الذ تاری آیرید.
جننده لذتك دوامي مسئله ی ايسه: لذلك حقيقي لذت اولی، آنجم زوال کو رم به رن دوام الدين لذتلر در. زيرا الملك زوالى لذت اولديغي كبي، لذلك ده زوالى المدر. حتى زوالك تصوري بيلم المدر.
(حاشیه) خورخور، وانده مؤلفك مدرسه سنك اسميدر.
۱۹۸
أَخْلَاقِ سَيْنَه
YanıtlaSilAhlak - sexyie: Kötü ahlâk
بقا
Beka: Varlıkta kalma
دفع
Def: Savma uzaklaştırma
آلم
Elem: Aa
اشخاص
Eshas: Şahıslar
ابقا İbka: Sürekli var kılma
عِفَّتْ
İffet: Nâmus
امتزاج
İmtizāc: Kaynaşma
كَذَا
Keza: Bunun gibi
قِياسِ مَعَ الْفَارِقُ
Kıyas - maal-fârık: Farklı şeyler arasında yapılan yanlış
منحصر
Münhasır: Mahsûs kılınmış
متحير
Mütehayyir: Hayrette kalan, şaşırmış
نزيه
Nezih: Temiz
نِسْبَتْ
Nisbet: İlişki oran
صوری
Suri: Görünüşte olan
تصور
Seikoksefkatli
Tasavvur: Zihinde şekillen-dirme
تفاوت
Tefavit: Birbirinden farklı olma
تَفَكْ
Tefekkür: Düşünme
تامل
Tenasül: Üreme
اخروى
Uhrevi: Ahirete âit
أنسيت
Ünsiyet: Alışıklık
ظاهری
Zahiri: Görünürdeki
زوال
Zeval: Son bulma
198 Sre Bakana, 25
YanıtlaSilEvet, bir iste mütehayyır kalan veya bir şeye dalarak tefekkür eden adam, veley zihnen olsun, birisi gelsin, kendisiyle o hayreti ve o tefekkürü paylaşsın ister, Kalblerin en latifi ve en şefiki, kasm-1 sâni ile tabir edilen kadın kalbidir. Fakat kadın ile rühi olan geçim imtizácını ikmål eden ve kalbi olan ünsiyet ve ülfeti imam eden ve sûri ve zahiri olan arkadaşlığı samimileştiren, kadının iffetiyle beraber, ahlâk-ı seyyieden temiz ve påk olması ve çirkin arızalardan hâli olmasıdır Suâl: Yiyecek içecek şeyler, şahsî vücûdu ibkä etmek içindir. Çünki vücûddan eriyip ayrılan şeylerin yerlerini doldurup ta'mir etmek, yemek içmek ve gıda ile olur. Nikâh da nev'in bekası içindir. Halbuki âhirette eşhâs ebedi olduklarından, vücûdlarında eriyip ayrılan bir şey yoktur ki, gıdaya ihtiyaç olsun. Ve âhirette tenâsül de yoktur ki, nikâha lüzům olsun?
Elcevab: Yemek içmek ve evlenmenin fâideleri, yalnız bekāya ve tenåsüle münhasır değildir. Şu elemli ve kederli âlemde, yemek içmek ve evlenmekte pek büyük lezzet ve fäideler olsun da, lezzetler yeri olan âlem-i saadette ne için onların daha nezîh lezzetleri ve fâideleri olmasın?
Suâl: Bu âlemde lezzet, elemin def inden hâsıl olur. Halbuki âhirette elem yoktur.
Elcevab: Elemin defi, lezzetin sebeblerinden biridir. Yoksa lezzet, yalnız elemin def'ine münhasır değildir. Ve kezå, âlem-i ebedînin bu âleme benzetilmesi, kıyâs-ı maal-färıktır.
Yani aralarında çok farklar bulunduğundan, birbirine benzemez. Cennet ile Horhor bahçesinin y arasında ne nisbet varsa, cennetin lezzetleriyle dünyanın lezzetleri arasında aynı o nisbette fark vardır. Cennetin dereceleri, Horhor bahçesinden ne kadar çok
yüksek ise, uhrevi lezzetler de dünya lezzetlerinden öylece yüksektir. Her iki âlem arasındaki bu büyük tefåvüte, İbn-i Abbas )2( ليس في الجنة إلا استانها
cümlesiyle işaret etmiştir. Yani "Cennette, dünya meyvelerinin yalnız isimleri vardır." Yani isimleri
birdir, fakat lezzetleri ayrıdır.
Cennette lezzetin devamı mes'elesi ise: Lezzetin hakiki lezzet olması, ancak zevål görmeyerek devam eden lezzetlerdir. Zîrå elemin zevâli lezzet olduğu gibi, lezzetin de zeväli elemdir. Hatta zevâlin tasavvuru bile elemdir.
Hâsiye: Horhor. Van'da müellifin medresesinin ismidir.
22
29
23
30
24
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil- 1923 - Bediüzzamanın Ankara'dan Van'a dönüşü.
1939 - Hatay'ın Türkiye'ye katılması.
1948 - Prens Sabahaddin'in vefatı.
1973-117 yıldan beri
rastlanmayan en uzun güneş tutulması, Türkiye saatiyle 14.00'te başladı.
2018 - İslam Bilim Tarihçisi Fuat Sezgin'in vefatı.
HAZİRAN
30
PAZARTESİ
5 1447 MUHARREM
RUMI: 17 HAZİRAN 1441 HIZIR: 56
BİR AYET
Allah iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır...
(Bakara: 257)
BİR HADİS
Allah her sanatkârın ve sanatının sanatkârıdır.
(C. Sağîr, No: 999)
Biz Kur'ân şakirtleri olan Müslümanlar, bürhana tâbi oluyoruz, akıl ve fikir ve kalbimizle hakaik-i imaniyeye giriyoruz. Hutbe-i Şamiye
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
şehrini Karamanoğulları topraklarına kattı ve Türkçeyi resmî dil ilân etti. - 1277 - Karamanoğlu Mehmet Bey, Konya
2009 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Ali İhsan Tola'nın vefatı.
MAYIS
13
ÇARŞAMBA
BİR AYET Ey kâfirler! Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam.
Kâfirun Suresi: 1-2
26 1447 ZİLKA'DE
BİR HADİS
Hastayı ziyaret için bir mil de olsa yürü.
RUMI: 30 NİSAN 1442 HIZIR: 8
Ahireti inkâr etmek, dünya ve mafihayı inkâr etmek demektir.
Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.
- 1918 - Bedüzzaman
YanıtlaSilSaid Nursî Varşova, Berlin, Viyana üzerinden İstanbul'a geldi.
1953 - Mısır'ın
bağımsızlığına kavuşması.
18
CUMARTESİ
SATURDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET
Ona ibadet et ve Ona tevekkül et. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Hûd Suresi: 123
BİR HADİS
İyiliği yap, kötülükten sakın.
Kainatta hiçbir zîşuur, kâinatın bütün eczası kadar şahitleri bulunan Hâlık-ı Zülcelâl'i inkâr edemez... Etse, bütün kâinat onu tekzib edeceği için susar, lâkayd kalır.
Emirdağ Lâhikası
200
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Onlar «Biz eskiden Müslüman olmuşuzdur!» dediler. Peygamberimiz «Siz, Müslüman olmuş değilsiniz. Müslüman olu-
nuz! buyurdu (52)
Kabul etmediler. Akıllarınca, bir takım deliller getirmeğe kalktı-
lar. Sözü, uzattılar ve çoğalttılar (53).
Peygamberimizle konuşan Necran Temsilcilerinden Ebû Hârise b mazlıklarla birlikte, kıralın dini olan Hıristiyanlık dininde idiler. Alkama, Åkıb Abdul'Mesih ve Seyyid Eyhem, aralarındaki bazı anlaş
Hz. İså hakkında:
1. O, Allah'dır!» diyorlar, Çünkü, İså, ölüyü diriltirdi.
Hastaları İyileştirirdi.
Gaybdan haber verirdi.
Çamurdan kuş biçimi gibi bir şey yapar, sonra da, onun içine üf-ledi mi, canlı olurdu!» diyerek delil getiriyorlardı.
2. «O, Allahın oğludur!» diyorlar,
«Çünki, Onun, bilinen bir babası olmamıştır.
Beşikte konuşmuştur. Bunu, Ondan önce, hiç kimse yapamamış-tır!» diyerek delil getiriyorlardı.
3. Hıristiyanların dedikleri gibi «O, Üç'ün, üçüncüsüdür!» di-yorlar,
«Çünki, Allah (Yaptık!), (Emr ettik!), (Yarattık!), (Hükm et-tik!) diyor.
Eğer, Allâh, bir olsaydı, ancak (Yaptım!) (Hükm ettim!), (Emr et-tim!), (Yarattım!) derdi.
Bunun içindir ki: O, Allâh, İsâ ve Meryem'den ibarettir!» diyerek delil getiriyorlardı (54).
sordu. Ebû Hârise «Yâ Muhammed! Mesih hakkında ne dersin?» diye
Peygamberimiz «O, Allâhın kulu ve Resûlüdür.» buyurdu.
Ebû Hârise «Ey Ebülkasım! Yüce Allah, Senin dediğin gibi, demi-
yor. Şöyle şöyle diyor!» dedi (55).
Temsilciler «Sen, İså gibisini hiç görmüşlüğün var mıdır? (56)
Biz, Senden önce Müslüman olmuşuzdur!» dediler.
Peygamberimiz «Siz, yalan söylüyorsunuz! (57)
(53) İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 357 (52) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, s. 225, Ebû Nuaym-Delailünnübüvve s. 298
(55) Yakubi-Tarih c. 2, s. 82 (54) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, s. 224-225
(56) Ahmed Zeynl Dahlan-Sire c. 2, 8. 144 (57)
Ebû Nuaym-Delåilünnübüvve s. 208
Ibn-i İshak, İbn-i Hisarn-Sire c. 2, s. 225, Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, 8. 76,
NECRAN TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ
YanıtlaSilİsterseniz, Müslüman olmanıza engel olan
201
reyim.» buyurdu. Necran Temsilcileri «Haydi getir, bildir bakalım onları?" dedi-şeyleri size haber ve-
ler (58). Peygamberimiz «Allah'a oğul isnad etmeniz, tapmanız,
Salibe Domuz eti yemeniz (59),
Şarap içmeniz (60), sizi, İslâmiyetten men etmiştir ve ediyordur!»
buyurdu (61).
yerek hakaret ediyorsun?» dedi. Temsilcilerin en üstünü olan kişi de «Sen, Ona, ne için kuldur di-
Peygamberimiz «Evet! O, Allâhın kuludur. Meryem'e ilka ettiği Ke-limesidir. buyurdu.
Necran Temsilcileri, kızdılar. «Biz, Senin dediğini kabul etmeyiz! O, İlâh'dır!
Eğer, doğru söyleyici isen, haydi ölüyü dirilten, hastalığı, alaca hastalığını iyileştiren, çamurdan kuş gibi bir şey yapıp üfleyince can-
landıran bir kul göster bakalım bize? (62)
beklerdi (64).
Haydi, öyle ise, Onun babası kimdir söyle?» dediler (63) Peygamberimiz, her işde, Rabbi emr edinceye kadar acele etmez,
Necran Temsilcilerine de, cevap vermedi, sustu (65).
Temsilciler «İsâ hakkında ne diyeceksen, de! de, kavmımızın ya-nına dönelim.
Biz, Hıristiyanız. Eğer, Sen, Peygambersen, Onun hakkında Senden işiteceğimiz söz bizi sevindirir!» dediler.
Peygamberimiz «Bu gün, Onun hakkında bende söyleyebileceğim bir şey yoktur.
Yüce Allahın, İså hakkında buyuracağı şeyi size haber verinceye
kadar burada oturunuz!» buyurdu (66).
(58) Ebû Nuaym-Delailünnübüvve a, 298
(59) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, 8. 225, Belâzüri-Fütuhulbüldan e. 1, s. 76,
Ebû Nuaym-Deläillünnübüvve s. 298
( 60) Ebû Nuaym-Delâilünnübüvve s. 208
(61 ) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 2, s. 225, Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 76
(63 ( 64
(62) Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 235, Ahmed Zeyni Dahlan-Sire c. 2, s. 144 ) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, s. 225, Belazürf-Fütuhulbüldan c. 1, s. 76
) Belâzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 76
( 65) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 2, s. 225, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 235, A. Z.
Dahlan-Sire c. 2, s. 144
(66) Ebülfida-Sire c. 4, s. 103
AVRUPA
YanıtlaSilAhkamda Avrupa'ya dilencilik etmek İslâmiyete büyük bir ci-nâyettir. (D.H.Ö.) 65; (Mk. İç. R.) 2:270, 296.
Allah'ın yardımı olursa Müslümanlar Avrupa'yı geçebilir. (Mh.) 38:1. maka. 9. mukaddime
Amerika da, Avrupa'da kominizme karşı ittihad-ı İslâma sahip çıkmaya mecburdur. (E.L.) 2:56.
Avrupa'da bir tek kasabada altmış beş tane sarıklı Nur talebesi çıkmış. (T.H.) 612:hâşiye
Bediüzzaman bütün Avrupa dinsizliğine karşı tek başına mey-dan okudu. (T.Н.) 610.
Avrupa bir dükkan, Asya bir mezradır. (M.) 312:26. Mektup 3. mebhas, 5. mesele
Avrupa bizi mânevî istibdadı altında ezdi. (Mk. İç. R.) 2:280.
Avrupa bütün medeniyet enkazlarını gasbetti. (Sn.) 77.
Avrupayı canlandıran emeldir, bizi öldüren yeistir. (Sn.) 79.
Avrupada din, fukarayı ve fikir ehlini ezmeye vasıta oldu. (M.) 313:26. Mektup 3. mebhas, 5. mesele
Avrupanın darlığı terakkîsine sebep olmuştur. (Sn.) 76, 77.
Avrupa dinine mutaassıb olduğu zaman medenî değildi. (M.) 313:26. Mektup 3. mebhas, 5. mesele
Avrupa dinine sahiptir. (M.) 312:26. Mektup 3. mebhas, 5. me-sele; (M.) 423:29. Mektup, 7. kısım, 1. suâl, 3. işâret
Avrupaî edebiyat Kur'ân'ın büyüklüğünü kavrayamaz. (K.L.) 127; (S.) 687:Lemaat
Avrupaî edebiyatın üç romanı. (K.L.) 127; (S.) 687:Lemaat
Avrupa edebiyatı şevk vermez. (S.) 678:Lemaat
Avrupa'nın elde edilmesi zor olan güzellikleri yerine nefsin aşa-ğılık isteklerine uygun günahlarını aldık. (D.H.Ö.) 85.
Avrupa ikidir. (L.) 119:17. Lem'a 4. 5. nota; (M.N.) 130, 131: Zühre, 5. nota
FİHRİST/66
Avrupanın insaniyetperver maskesi altındaki vahşi reisleri. (M.) 416:29. Mektup 6. Kısmın Zeyli
YanıtlaSilAvrupa (2. Avrupa) İsevi dininden uzaklaşmıştır. (M.N.) 130: Zühre, 5. nota
Avrupa'nın İslâmlaşması. (S.) 709:Konferans
Avrupa İslâmiyete hâmile. (E.L.) 2:108, 117; (Mn.) 147; (H.Ş.) 36; (Τ.Η.) 50.
Avrupa'nın İslâmiyete ihtiyacını anlaması. (E.L.) 1:237.
Avrupa kâfirleri İslâm devletinin nurunu söndürmeye çalışıyor. (S.T.) 85:1. Şua
Avrupa kaselisleri her biri yüz mutaassıb kadar mesleklerinde mutaassıptırlar. (S.n.) 81.
Avrupa medeniyeti fazilet ve hüda üzerine kurulmamıştır. (H.Ş.) 42.
Avrupa medeniyetinin güzelliklerini almaya muhtacız. (Mk. İç. Reç.) 2:296; (D.H.Ö.) 79.
Avrupa, medeniyetlerinin galebesi ile gururlanmıştır. (Sn.) 78.
Avrupa'da milliyet fikrinin uyanması. (Sn.) 78.
Avrupa mukallitleri ile münazara edenleri bekleyen tehlike. (M.N.) 96:Zeylü'l-Hubâb
Avrupa Müslümanların ihtilafından istifade etti. (Mk. İç. R.) 2:280
Avrupa Osmanlıyı fazla incitse, İslâm âlemi bağıracaktır. (Sn.) 56; (Τ.Η.) 115
Avrupaya şiddetli bir meſtuniyet ve milletine amik bir nefret his-siyle kendini Avrupanın gayr-i meşrû evladı gösterenler. (Sn.) 80
Avrupa'yı şimdiye kadar galip ettiren sır bundan sonra ettirme-yecek mi? (Mh.) 38:1. makale 9. mukaddime
Avrupa'yı taklit edemeyiz. (M.) 423, 424:29. Mektup 7. kıs. 3. işâ
Avrupalıların terakkîlerinin hikmeti. (H.Ş.) 26; (Mk. İç. R.) 2:298
Avrupa ve Amerika'dan getirilen sanat aslında İslâmiyetin malı-dır. (T.H.) 140:Bar. hayatı
Avrupa zâlim kâfirleri. (L.) 126:17. Lem'a, 7. nota
FİHRİST/6
Avrupa zâlimleri milliyetçilik duygusunu uyandırıyor. (M.) 310: 26. Mektup 3, mebhas, 3. mesele
YanıtlaSilAydınlar Avrupadan ilim ve irfan dilenciliği yapıyor. (B.L.) 54.
Bediüzamman'ın Avrupa'yı boykotu. (D.H.Ö.) 16, 24; (T.H.) 61.
Bediüzzaman Avrupa feylesoflarının fikirlerini yerle bir etmiş. (T.H.) 229:Esk, hayatı
Bediüzzaman'ın Avrupa meftunlarına sözleri. (S.) 189:17. Söz.
Bediüzzaman nazarını Avrupa filozoflarına çevirdi. (T.H.) 198: Esk. hayatı
Cumhuriyet hükümetinin Avrupa kanunlarını kabul etmesi. (T.H.) 222:Esk. hayatı
Garplılaşmak insanlığın maslahatına ve menfaatine zıtır. (H.Ş.) 78.
Insanımızın Avrupa hayranlığı. (B.L.) 54.
İsevî dininden uzaklaşan Avrupa deccal gibi tek gözlüdür. (L.) 120:17. Lem'a, 5. nota; (M.N.) 130:Zühre, 5. nota
Medeniyet bütün Avrupa'nın ortak malıdır. (T.H.) 222:Esk. hay.
Osmanlının Avrupalılaşması. (S.) 709: Konferans
Osmanlı Devleti Avrupaya hâmile. (E.L.) 2:108; (H.Ş.) 38.
Rekabetle müsabaka, Avrupalıların kaabiliyetlerini inkişaf ettir miştir. (Sn.) 78.
Risale-i Nurla Avrupa ehl-i dalâletine meydan okunabilir. (B.L.) 28.
Risale-i Nur Avrupa'da hüsn-ü teveccühe mazhar oldu. (T.H.) 624.
Siyasetin kaynağı Avrupadadır. (Sn.) 64.
Şeriat bizi Avrupa dilenciliğinden kurtarır. (D.H.Ö.) 70.
AY
Ayın bir dala benzetilmesi. (S.) 340:25. Söz 1. şu'le 1. şua 3. nok
Ayın bir menzili var. (S.) 340:25. Söz 1. şu'le 1. şua 3. nokta
Ayın farklı ülkelerde, farklı zamanlarda görünmesi. (S.) 539:31.
Söz, Zeyl, 5. nok.; (M.) 203:19. Mektup, Şakk-ı Kamer Mûci Ay ışığını güneşten alır. (S.) 304, 305:24. Söz, 2. dal
Ayın ikiye bölünmesi. (Mh.) 148:3. maka. 5. mesl.; (S.) 261:
FIHRIST/68
22:Söz, 11. bürhan, hâşiye; (S.) 537:31 Söz zeyl; (M.) 203-206:19. Mektup, Şakk-ı Kamer Mûcizesine Dâir
YanıtlaSilAYASOFYA
Ayasofya Camiine gelen adamın edepsizce şarkı söylemesi. (M.) 402:29. Mektup 5. kısım, 1. desise
Ayasofya gibi kubbeli bir câmiin kubbesindeki taşları durdur-mak. (L.) 317:30. Lem'a 4. nükte, 3. işâret, 3. nokta
Ayasofyayı puthâne yapanı sevmemek suç değil. (Ş.) 324, 352, 368:14. Şua
Bediüzzaman Demokratlardan Ayasofya'yı ibâdete açmalarını istiyor. (E.L.) 2:208.
Bediüzzaman'ın Ayasofya Câmiinde milletvekillerine hitabı. (D.H.Ö.) 24; (T.Н.) 61.
Bediüzzaman'ın Ayasofya Camiinde Şeyh Bahîd'le sohbeti. (Τ.Η.) 49.
ΑΥΝΑ
Ayna muhafaza edilmeli, çünkü mastardır. (L.) 139:17. Lem'a 13. nota
Aynanın parlaması güneşin bekâsına bağlıdır. (L.) 139:17. Le m'a 14.nota
Çiçekler güneşin bir çeşit aynalarıdır. (S.) 304:24. Söz, 2. dal
ÂYET
Âyetlerdeki câmiiyet. (S.) 362:25. Söz 2. şu'le 2. şua 5. lem'a
Âyetlerden her biri Hz. Mûsâ'nın asası gibi her yerden Allah'
varlık ve birliğine pencere açar. (S.) 405:25. Söz 3. şu'le 3. ziya
Âyetlerin çoğunun her birisi küçük bir sûre gibidir. (S.) 362:2 Söz 2. şu'le 2. şua 5. lem'a
Âyet ve hadisteki tefsir veya tercüme, onlardaki hüsün ve b lagatı göstermez. (Mh.) 68:1. makale, 8. mesele
FİHRİST/
Bir Hazinenin Anahtarı RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI FİHRİST VE İNDEKSİ
YanıtlaSilİSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI