BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:14 Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:10 Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
YanıtlaSil
yuksel6 Mart 2026 18:57 -1929-Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.
1939-Almanya'nın Polonya'ya saldırması Üzerine, II. Dunya Savaşı başlamış oldu.
1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.
EYLUL
01
PAZARTESİ
9 1447 R.EVVEL
RUMI: 19 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 119
tevekkül ettim
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.
Taberani
İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülāsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ekberde
bulunacaktır. Lem'alar
YanıtlaSil
yuksel17 Mart 2026 07:59 BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN GİZLİ VASİYETİ ACİKLANABİLSEYDİ TURKİYE DE Kİ TARİH DEGİSEBİLİRDİ
YanıtlaSil
yuksel19 Mart 2026 04:40 YUMUŞAK GÜÇ Joseph S. Nye, Jr.
Amerikan hükümetlerinde etkin görevler almış olan ünlü siyaset bilimci Joseph Nye, "yumuşak güç kavramını ilk kez 1980'lerin sonlarında kullanmıştır. Günümüzde tüm dünyada siyasî liderler, köşe yazarları ve akademisyenler tarafından sık sık ama çoğunlukla yanlış biçimde-kullanılmaktadır. Peki, yumuşak güç nedir? Yumuşak güç cezbetme ve ikna etme kabiliyetine dayalıdır. Zorlama kabiliyeti olan sert güç bir ülkenin askerî ve iktisadi gücünden kaynaklanırken yumuşak güç ülkenin kültürünün, siyasî fikirlerinin ve politikalarının cezbediciliğinden kaynaklanır.
Sert güç, devletlerin bağımsızlıklarını şiddete meyilli devlet dışı gruplardan da- korumaya çalıştığı bir dünyada elzemdir. Sert güç, Bush yönetiminin yeni ulusal güvenlik stratejisini oluşturmuştur. Nye'a göre ise başkana tavsiyelerde bulunan neo-muhafazakarlar çok yanlış bir hesaplama yapmışlardır: Diğer devletleri ABD'nin istediklerini yaptırmaya zorlamak için askerî güce çok fazla odaklanıp yumuşak güce çok az önem vermişlerdir. Teröristlerin ılımlı çoğunluk arasından destekçi bulmasını engellemek yumuşak güç sayesinde olacaktır. Yumuşak güç, aynı zamanda devletler arasında çok-uluslu işbirliği gerektirecek önemli küresel meselelerle uğraşırken gerekli olacaktır. Bu yüzden yumuşak gücü daha iyi anlamak ve uygulamak mutlak derecede önemlidir.
Tasavvuf, nihâyeti olmayan bir ummandır. Bütün kâinatı içine alan, ilm-i ilâhidir. Bu, tarif edilemez, ancak herkes nasibine, anlayışına, derecesine göre söz eder.
Tasavvuf ehli, güzel ahlâk, sehâvet, merhamet, nezaket, tevâzû gibi güzel sıfatlarla muttasıfdırlar. Herkesle geçimli olub, basîret ve teenni ile ileriyi görürler, her hatt-ı hareketleri Kur'an-ı Kerim ahkâmına ve Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin ahlâk, âdâb ve ef'aline uygundur.
Bunlar Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretlerini ve Habib-i edibini can-larından, mal, mülk ve evlådlarından daha fazla severler.Tasavvuf, nihâyeti olmayan bir ummandır. Bütün kâinatı içine alan, ilm-i ilâhidir. Bu, tarif edilemez, ancak herkes nasibine, anlayışına, derecesine göre söz eder.
Tasavvuf ehli, güzel ahlâk, sehâvet, merhamet, nezaket, tevâzû gibi güzel sıfatlarla muttasıfdırlar. Herkesle geçimli olub, basîret ve teenni ile ileriyi görürler, her hatt-ı hareketleri Kur'an-ı Kerim ahkâmına ve Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin ahlâk, âdâb ve ef'aline uygundur.
Bunlar Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretlerini ve Habib-i edibini can-larından, mal, mülk ve evlådlarından daha fazla severler.Tasavvuf, nihâyeti olmayan bir ummandır. Bütün kâinatı içine alan, ilm-i ilâhidir. Bu, tarif edilemez, ancak herkes nasibine, anlayışına, derecesine göre söz eder.
Tasavvuf ehli, güzel ahlâk, sehâvet, merhamet, nezaket, tevâzû gibi güzel sıfatlarla muttasıfdırlar. Herkesle geçimli olub, basîret ve teenni ile ileriyi görürler, her hatt-ı hareketleri Kur'an-ı Kerim ahkâmına ve Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin ahlâk, âdâb ve ef'aline uygundur.
Bunlar Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretlerini ve Habib-i edibini can-larından, mal, mülk ve evlådlarından daha fazla severler.
Evlilik hayatında karı-koca bağış-layıcı huyu, kendilerine düstur edin-melidirler. Beşer olmak itibariyle insan, her zaman bir olmaz. Neşesiz zamanı da vardır. Böyle bir anda öfke ile bir söz söylenilebilir. Bunu huccet tutup da işi kinciliğe götürmemelidir. Hoşgörülü ve afvedici olmak, hatta unutuvermek ne güzel huydur. Bu ahlâkda olanlar hem kendileri rahat ederler hem de muha-tablarına güzel bir ders vermiş olurlar.
Erkek ailesine karşı samimi, lütufkâr, nâzik ve merhametli olmalıdır. İşin dozunu kaçırıp da hop bebek cici bebek muamelesi yapmamalıdır. Kadın kocasına karşı ifâ edeceği vazifeleri ifâ etmelidir, ihmal ederse kocası buna fırsat vermemeli.
Tasavvuf; aşk ile yaşanan îman, vecd ile îfâ edilen ibadet ve şevk ile tatbik edilen davranış güzellikleridir. Yani nefsin ihtiraslarını bertaraf ederek, dîni, rûhâniyetine uygun bir sürette yaşayabilme gayretidir.
Tasavvuf; Kur'ân ve Sünnet'i duygu derinliği içinde, sır ve hikmetlerden nasib alarak yaşamaktır. Kur'ân ve Sünnet'in dışına taşan her hål, kāl ve davranış bâtıldır. Bu hakikati ifade etmek için de; "Pergelin sabit ayağı şerîattir." denilmiştir.
Tasavvuf; mârifetullah ikliminde mesafe katetme yolu-dur. Yoksa sadece dünyadan el-etek çekmek, sarık ve cübbe-ye bürünüp muayyen bir evråd ve ezkârla iktifâ etmek değildir.
Yūnus Emre Hazretleri, tasavvuf yoluna girip de onun usül ve erkânına riayet etmeyen ve hakikat yolculuğunu yan-lış telâkkî edenlerin durumlarına son derecede üzülmüş ve onları, yani müteşeyyihleri ve mukallit müridleri şöyle îkaz etmiştir:
Dervişlik dedikleri hırka ile taç değil, Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil!
Dervişlik olaydı tâc ile hırka, Biz dahi alırdık otuza kırka...
DHL
Büyük mutasavvıflar buyururlar ki: "Tasavvuf bir hâldir, ancak tadan bilir!.."
Mâhir bir dalgıç, derin sularda korku-suzca yüzerek muhteşem manzaralar sey-redebilir. Seviyeli bir mü'minin, pergelin sâbit ayağı şerîatte olduğu müddetçe, diğer ayağıyla 72 milletin kültürünü dolaşmasında hiçbir mahzur yoktur. Mahzurlu olan, yüz-me bilmeyenin derin sulara dalmasıdır. Yani Kur'ân ve Sünnet kültürünü lâyıkıyla haz-medememiş birinin; güçlü diyalektik teknik-leriyle (mantık oyunlarıyla) süslenmiş bâtıl fikirlere muhatap olduğunda, onları hakikat zannetmesi veya en azından bâtıla hayranlık duymasıdır.
CPB
DHL
Felsefeyle iştigalde mahzurlu olan diğer bir husus da, Batı'ya körü körüne hayranlığın getirdiği bir hastalık olan; İslâm tefekkürünü felsefi bir zemine oturtmaya çalışmaktır. Kas-ten veya câhilce bir taklit hırsıyla aklı esas alıp nakli tahfif etmek, yani geri plâna atmaktır.
İslâm'ın ne beşerî sistemlerle, ne zamâne akımlarıyla, ne de kendinden başka dinler-le bir senteze ihtiyacı yoktur. Buna ihtiyaç görmek, İslâm'ın ihtişamını lâyıkıyla tanı-mamaktır. Zira İslâm, yeryüzündeki yegâne hak dîndir ve en mükemmel dünya görüşüne sahiptir.
Her bakımdan asil ve kusursuz bir bül-bülün, bed sesli bir kargayı emsal alarak şakı-yabildiğini ve o olmadan bu özellik ve güzel-liğini koruyamayacağını iddia etmek, sadece tuhaf bir cehâlet lâkırdısıdır.
Aziz Müslüman! Kuran'ı Kerim insanın eşref-i mahlük ve "Halifet'ül Arz" -yeryüzünün efendisi olarak yaratıldığından bahseder. İnsana hayatta kaldığı müddetçe, pek çok meselede dünya ahiret huzuru için İlahi emir ve yasakları bildirir. İnsana kul ve aciz olduğunu hatırlatır.
Kur'an-ı Kerim: Zerreden küreye kadar, käinattaki bütün varlıkların insanın hizmetine tahsis edildiğinden bahseder. Bu kadar sayısız nimetlerin karşılığında Allah'u Teâlâ insandan, şükür etmesini, vereni tanımasını ve O'na kulluk etmesini ister.
Yani Allah ve Resulüne itaati, emir ve yasaklara uyarak yaşamayı ister. Asi olanları cehennem ateşiyle korkutarak uyarır. İtaat edenleri ebedi saadet yurdu olan, cennet ve nimetleriyle müjdeler.
Kuran'ı Kerim baştan sona insanı, dünya ve ahirette saadet ve huzur için iman, ibadet ve itaat esaslarına uymaya davet eder. Kişilere, ferdi, ailevi ve toplumla ilgili emir ve yasaklara teslim olup uymayı tavsiye eder. Gaflette olan Müslümanları uyarır ve ikaz eder.
Saygılarımızla,
9786056 704512Kur'an-ı Kerim
ve Sünnetin Ümmete Hitabı
Hıtab'ül-Kur'an ve's-Sünneh Alel-İnsan ve'l Ümmeh
Aziz Müslüman! Kuran'ı Kerim insanın eşref-i mahlük ve "Halifet'ül Arz" -yeryüzünün efendisi olarak yaratıldığından bahseder. İnsana hayatta kaldığı müddetçe, pek çok meselede dünya ahiret huzuru için İlahi emir ve yasakları bildirir. İnsana kul ve aciz olduğunu hatırlatır.
Kur'an-ı Kerim: Zerreden küreye kadar, käinattaki bütün varlıkların insanın hizmetine tahsis edildiğinden bahseder. Bu kadar sayısız nimetlerin karşılığında Allah'u Teâlâ insandan, şükür etmesini, vereni tanımasını ve O'na kulluk etmesini ister.
Yani Allah ve Resulüne itaati, emir ve yasaklara uyarak yaşamayı ister. Asi olanları cehennem ateşiyle korkutarak uyarır. İtaat edenleri ebedi saadet yurdu olan, cennet ve nimetleriyle müjdeler.
Kuran'ı Kerim baştan sona insanı, dünya ve ahirette saadet ve huzur için iman, ibadet ve itaat esaslarına uymaya davet eder. Kişilere, ferdi, ailevi ve toplumla ilgili emir ve yasaklara teslim olup uymayı tavsiye eder. Gaflette olan Müslümanları uyarır ve ikaz eder.
Saygılarımızla,
9786056 704512Kur'an-ı Kerim
ve Sünnetin Ümmete Hitabı
Hıtab'ül-Kur'an ve's-Sünneh Alel-İnsan ve'l Ümmeh
Aziz Müslüman! Kuran'ı Kerim insanın eşref-i mahlük ve "Halifet'ül Arz" -yeryüzünün efendisi olarak yaratıldığından bahseder. İnsana hayatta kaldığı müddetçe, pek çok meselede dünya ahiret huzuru için İlahi emir ve yasakları bildirir. İnsana kul ve aciz olduğunu hatırlatır.
Kur'an-ı Kerim: Zerreden küreye kadar, käinattaki bütün varlıkların insanın hizmetine tahsis edildiğinden bahseder. Bu kadar sayısız nimetlerin karşılığında Allah'u Teâlâ insandan, şükür etmesini, vereni tanımasını ve O'na kulluk etmesini ister.
Yani Allah ve Resulüne itaati, emir ve yasaklara uyarak yaşamayı ister. Asi olanları cehennem ateşiyle korkutarak uyarır. İtaat edenleri ebedi saadet yurdu olan, cennet ve nimetleriyle müjdeler.
Kuran'ı Kerim baştan sona insanı, dünya ve ahirette saadet ve huzur için iman, ibadet ve itaat esaslarına uymaya davet eder. Kişilere, ferdi, ailevi ve toplumla ilgili emir ve yasaklara teslim olup uymayı tavsiye eder. Gaflette olan Müslümanları uyarır ve ikaz eder.
Onu unutulmazlığa yükselten, hiç şüphesiz en zor şartlarda İslâma, iman ve Kur'ân haki-katlarına gönül vermiş olması, bu hakikatlerde billúrlaşıp İslâma ayna olması, hayatını feda eder tarzda kendini bu kutsi hizmetin karasevdalısı haline getirmesidir.
zamanlar Türkiye'de konferansları ile gündem oluşturan Şule Yüksel Şenler'in ağabeyidir.
Prof. Zekeriya Kitapçı: Isparta'nın Yalvaç ilçesinde
1937 yılında doğan, Prof. Kitapçı, Pakistan Karaçi Üniver-sitesinde doktora çalışmasını yaptı. Devlet Planlama Teşki-lâtında bir süre çalışan Kitapçı, Erzurum Atatürk Üniversi-tesi, Nijerya Jos Üniversitesi, Elâzığ Fırat Üniversitesi ve Konya Selçuk Üniversitesinde hocalık yaptı. Isparta İmam-Hatip Lisesinde öğrenci iken kısa bir süre Bediüzzaman Sa-id Nursî Hazretlerinin derslerine katılıp hizmetinde bulunan Kitapçı, Zübeyir Gündüzalp ile de o dönemlerde tanıştı. Ki-tapçı'nın Türk tarihi üzerinde araştırmaları mevcuttur.
Rüştü Tafral: Belli bir dönem Kirazlımescid'de kalan Rüştü Tafral, "Filozof Rüştü" olarak bilinir. Felsefî kaynak-lara ilgi duyup çok uğraştığı için bu isimle bilinirdi. Zübeyir Gündüzalp'in İstanbul'da bulunduğu yıllarda daha çok Ri-sale-i Nur'un tashih hizmetleri ile uğraştı.
Salih Özcan: 1949 yılında Bediüzzaman'ı Emirdağ'da ziyaret ederek elini öpen Salih Özcan (Bediüzzaman kendi-sine Seyyid Salih diye hitap ediyordu) Urfa'nın Akçakale il-çesindendir. 1929 yılında doğan Salih Özcan, Urfa'dan sonra Ankara'da Tıp Fakültesinde eğitimine devam etti. Uzun süre Ankara'da kalan Özcan 1960'lı yıllarda Anka-ra'da Hilal mecmuasını çıkarıyordu. 1977 seçimlerinde Ur-fa milletvekili seçilen Özcan'ın, Gündüzalp ile de hukukla-rı olmuştur. Bediüzzaman bir ziyaretinde Salih Özcan'a "Annem Hüseynî, babam da Hasenî'dir" diyerek tebessüm-le "Ben de seyyid sayılır mıyım?" diye sorar! 1
1. Bkz. Necmeddin Şahiner. Son Şahitler. Cilt III, s. 238.
Bediüzzaman Said Nurst Hazretleri hayatta kum Rade Narların tamamera maibaalarda basmış, gözden geçirmi son şeklini vermişti.
Suanlar dryrulaki eserlerin tamams, o dönem Ankara'da bul resh Sualar ise İstanbul'da basılmıştı.
Zilbeyir Gündüralp, Bediüzzaman in vefatından sonra, o k ömrünü Risale-i Nur Külliyatının ikinci ve eksiksiz basmi geçirmişti
En son basalan eser olan Sikke-i Tasdik-1 Gaybi den sonra hunu teslim etmişti
Bediüzzaman Hazretlerinin son sekiz-on yıllık hayatında parta, Emirdağ, Eskişehir yazdığı lähika mektuplarının birçoğu bularrarrush Bediüzzaman basılacak lähikaların tanaman tek tek işaret koymuştu.
Emirdağ II. Afyon Hapishanesi Mektupları ve Müdafaalan neşredilememişti.
Gündüzalp, yeni düzenleme ile bunları da ilgili yerlere dahil etmişti
Bu arada, Yazıcılık ve din adına yapılan siyasi hareketler Gün düzalp'e iki yeni derleme hazırlatmıştı: Hizmet Rehberi, Beyanat ve Tenvirler. Bu iki eser de Gündüzalp hayatta iken basılmıştı
Bunun yanında küçüklü büyüklü birçok eser titizlikle tanzim edüerek basıldı.
Gündüzalp, on yıl boyunca Cenab-ı Hakkın Müdebbir ismine ve "sarren tenevveret" düsturuna riayet ederek, Risale-i Nurlan basruştı
Risale-i Nur'lar yıllarca, Sinan Umur'un, Sinan Matbaasında basaimaş ve gizlice depolarda saklanmıştı. Aynı eserler, yıllarca Nur Talebelerinin sırtından Anadolu'ya sevk edilmişti.
Zübeyir Ağabey neşriyatın üzerinde çok dururdu. İlk yayınevi miz Mihrap Yayınevidir. Mihrap Yayınevini Zübeyir Ağabey kur-durmuştu. Bunun sebebini Zübeyir Ağabey şöyle izah ederdi:
"Gazetede çıkan yazılar heder olmasın. Çıkan güzel tefrikala n, makaleleri toplayıp kitap yapın. Gazeteler para kazanmaz. Gazeteler geçmişte hep zarar ederek gelmiştir. Yayınevi de o za-ran kapatacak bir gelir kaynağı olur. Bu vesile ile o güzel yazı-lar da kitaplaşmış olur."
6. 1969, DİN ADINA SİYASİ HAREKETLER
27 Mayıs İhtilāli, demokrasi kahramanlarını Yassıada'da da-rağacına götürürken, Demokrat Partiyi de tarih sahnesinden sil-meye çalışmışlardı. Milli Şef İnönü, silah zoru ile ve idamın göl-gesinde iktidara gelmişti.
Sindirilen geniş kitleler, çıkış yolu için bekliyordu. Demokrat Parti'yi destekleyen halkın tabanı, 11 Şubat 1961'da kurulan Adalet Partisine doğru kaymış ve kısa zamanda bu partiyi ezici çoğunlukla iktidar yapmıştı.
AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala'nın ölümü üzerine yapı-lan AP Kongresinde Süleyman Demirel Genel Başkanlığa geti-rilmiş ve 12 Eylül İhtiläline kadar bu partinin başında kalmıştı.
Gizli güçler, Süleyman Demirel ve Nur Talebelerinin arasında-ki ilişkiyi yıllarca malzeme olarak kullanmış, bu durum, Demirel'e, "Said Nursî'nin halifesi" (1966 basın) demeye kadar götürülmüş-tü. Adalet Partisi ezici çoğunlukla iktidara gelince İnönü, meydan-ları dolaşarak, "AP Nurcuların yardımı ile oy topluyor" demişti.
Gündüzalp, Said Nursî'nin hareket tarzını benimseyerek, si-yasîleri ikaz etmeyi ihmal etmemişti. Gerektiğinde mektup gön-dermiş, gerektiğinde ise hey'etler oluşturarak ilgili mercilerin ya-nına göndermişti.
Zübeyir Gündüzalp, içinde Bekir Berk, Mehmet Kutlular ve Mehmet Fırıncı'nın sürekli olarak bulunduğu bir hey'eti, ihtiyaç
. müddetce srece zaman süresince, za-man içinde, zamanda
müddetçik ka süre, kısa zaman
müddeten zamanca, zaman bakımından
müddetince مدتتجه : süresince
müddetle مدتله : süreyle, süresince, boyunca
müddetsiz مدتسز : zamansız zaman geçme-den, zamana yer vermeden; zaman yaratıl-madan
Müdebbir 1 : مدير.tedbirli, ileriyi görerek ön-ceden tedbirini alan, gözetilen gayenin ger-çekleşmesi için gerekenleri önceden plânla-yıp yapan 2.işleri yapıp yürüten, yönetici
debbir 1 : مدبر.)Allah'ın c.c. kutlu ve güzel isimlerinden) sonsuz ilmiyle her şeyi ön-ceden bilerek gerekli tedbirleri (önlemleri) alan, her şeyde gözettiği gayelerin gerçek-leşmesi için gerekenleri önceden bilip yapan 2.yaratıp yöneten Allah (c.c.)
müdebbir-i galib مدبّر غالب : tedbir (önlem(
almada önde gelen, yönetip yönlendirmede üstün(galib) olan
Müdebbir-i Hakim مدبر حکیم : )Allah'ın c.c. kut-
lu ve güzel isimlerinden) Hakim ve Müdeb-bir; her şeyi birçok gayeler ve faydalar göze-terek en uygun şekilde yapan (Hakim) ve her şeyi önceden bilip gerekli tedbirleri (önlem-leri) alan, gerekenleri yapan ve her şeyi idare eden (Müdebbir)
Müdebbir-i Rahîm-i Zülcemal مدير رحيم ذو الجمال : (Allah'ın c.c. kutlu ve güzel isimlerinden) Müdebbir, Rahîm ve Zülcemal; sonsuz güzel-
Sırren tenevveret" ne demektir? Bu düstur ile Uluslararası Sempozyumların vechi tevfikini izah eder misiniz? Tarih: 29.09.2010 - 00:00 | Güncelleme: 19.07.2024 - 09:35 Okuma süresi: 2 dk Cevap Değerli Kardeşimiz;
Risale-i Nurlar, bilindiği üzere büyük baskıların ve sıkı takiplerin olduğu bir dönemde yazılmıştır. Din ve diyanetin yasaklandığı, dini eserlerin yazdırılmadığı, din adamlarının idam ve baskılar ile susturulduğu veya susturulmaya çalışıldığı bir ortamda meydana çıkmıştır.
Nur Cemaati, müsbet hareket ederek ve asayişe de zarar vermeden hizmet etmeyi prensip kabul eden bir hareket olduğu için, hizmetlerini perde arkasında ve gürültüsüz yapmıştır.
Sırren tenevveret, kelime olarak, gizli aydınlanma ve nurlanma demektir. Risale-i Nur'da sırren tenevveretin manası, müsbet hareket, asayişe zarar vermeden, gürültü patırtı çıkartmadan, gösteriş ve nümayişten uzak, devlet ve resmî müesseselerle mümkün mertebe karşı karşıya gelmemek olarak anlayabiliriz.
Aslında kanunlar ve devlet açısından hiçbir mahzuru olmayan, millete ve devlete faydalı bu hareket, birtakım zındıka ve mason komitelerinin, devletin kurumlarını kışkırtması ve tahrik etmesi neticesinde, büyük tazyik ve kanunsuz takibatlar altında hizmet etmek zorunda kalmıştır.
Bu millet, Nur hareketini benimseyip bağrına basmıştır. O zamanın ağır şartlarında Anadolu köylüsü tarladan yorgun geldikten sonra el yazısı ile gece mum ışığında, baskı altında, altı yüz bin nüsha yazarak o zamanın komitelerine meydan okumuştur.
Nur hareketi, fırtına gibi eserek, etrafı dağıtarak, ortalığı karıştırarak değil; Nur gibi, Güneş'in ışığı gibi, fark ettirmeden, okşayarak, kalpleri ve gönülleri ısındırarak ve sevdirerek yayılma istidadı gösteren bir sevgi ve tamir hizmetidir.
Günümüzde şartlar değişti, eski baskı ve zulümler kalmadı, hukukun üstünlüğü, insan hakları, hürriyetler gibi temel haklar içtimaî hayatta ve devlette büyük bir ölçüde yerleşti ve yerleşiyor.
Sempozyum ve benzer faaliyetler menfi bir tavır ihtiva etmedikleri için, Nur hizmetine ters ya da zıt bir şey değildirler. Her mefhumu tarihî şartları göz önünde bulundurarak değerlendirmek ve anlamak gerekir. Bugünün kafası ile geçmişi, geçmişin şartları ile bugünü değerlendirmek sağlıklı bir yaklaşım olmaz.
فهو ما عليا عنه ات غريب والبغوى هـ طب لا فى ض عن سلمان وقالت وقفه (صح)
2427- Helal, Allah'ın kitabında helal kıldığı şeydir. Ha. ram, Allah'ın kitabında haram kıldığı şeydir. Sükut edip hakkında hüküm beyan etmediği şey ise, o affettiği şeylerdendir.
٢٤٢٨ - الحياء عشرة أجزاء فتسعة في النِّسَاءِ وَوَاحِدٌ فِي الرِّجَالِ وَلَوْ لا ذلِكَ مَا قَوَى الرِّجَالُ عَلَى النِّسَاء" (الديلمي عن ابن عمر)
2428- Haya ona bölünmüştür. Dokuzu kadınlardadır, bi-ri de erkeklerde. Eğer bu böyle olmasaydı, erkeklerin kadınlara gücü yetmezdi.
٢٤٢٩ - الحَيَاءُ مِنَ الإيمان (خ) م ت عن ابن عمر ع عن عبد الله بن سلام كر وابن النجار عن ابي بكرة م عن ابي هريرة
2429- Haya imandandır.
٢٤٣٠ - الحَيَاءُ وَالإِيمَانُ مَقْرُونَانِ فِي قَرْنِ وَاحِدٍ فَإِذَا سُلِبَ أَحَدُهُمَا تَبِعَهُ الآخَرُ (طس عن ابن عباس كر عن انس)
2430- Haya ile iman, birbirinden ayrılmayan iki arkadaş gibidir. Biri yok edilince öteki de ona tabi olup yok olur.
2431- Haya ziynettir. Takva ise kerem, cömertlikten iba-rettir. En iyi binek sabırdır. Hastalıktan sonra iyileşmeyi yalnız Al-lah'tan beklemek bir ibadettir.
2432- Haya imandandır, iman ise cennettedir. Hayasızlık ise cefadandır, cefa ise ateştedir.
٢٤٣٣ - اَلْحَيَّةُ وَالْعَقْرَبُ وَالْفُوَيْسَقَةُ وَيَرْمِنَ الْغُرَابَ وَلاَ يَقْتُلُهُ وَالْكَلْبُ الْعَقُورُ وَالحَدَاةَ وَالسَّبْعَ العادى (د) عن ابى سعيد ان النبي ء م سئل عما يقتل المحرم قال فذكره
2433- (İhramdaki bir kimse) yılanı, akrebi ve fareyi öldü-rür, kargayı atar, öldürmez. Kuduz köpeği öldürür, yırtıcı hayvan-ları da öldürmez, yanından uzaklaştırır.
٢٤٣٤ - اَلْحَيَّاتُ مُسْخُ الْجِنُّ كَمَا مَسِخَتِ الْقِرْدَةُ وَالْخَنَازِيرُ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ طب وابو الشيخ في العظمة عن ابن عباس)
2434- Yılanların aslı cindendir. Tıpkı maymun ve hınzır-ların Ben-i İsrail'den dönme oldukları gibi.
2435- Yılanlarla harp yaptığımızdan beri kendileri ile ba-rış imzalamadık. Kim onlardan birini görürse onu öldürsün. Çün-kü size onların müslümanları görünmez. Kim onlardan korkusun-dan bir şeyi bırakırsa öldürmezse o bizden değildir.
2437- Pislik yetmiş parçadır. Altmış dokuzu berberilerin (Berberiler peygamberleri katleden kabiledir). Diğer kalan bir parça da insan ve cin arasında paylaşılmıştır.
-٢٤٣٨ - الختَانُ سُنَةٌ للرجال ومكرمة للنساء (حم ق عن ابى المليح عن ابيه طب كر عن ابى المليح عن ابيه شداد طبق عن ابى ايوب وابن (عباس)
2438- Sünnet olmak erkekler için sünnettir. Kadınlar için de asalettir.
-٢٤٣٩ - الخراج بالضمان عب حم دست حسن غرب ن هـ ك ق عن عائشة
2439- Harac (teminat verme) karşılığıdır.
٢٤٤٠ - الخرق شومٌ وَالرفق يمن ابن الى الدنيا في ذم الغضب عن ابن شهاب مرسلا)
2440- Hırçınlık kötüdür, rıfk ise yümn ve berekettir.
٢٤٤١ - اَلْخُضْرَةُ فِي النَّوْمِ الْجَنَّةُ وَالتَّمْرُ رِزْقٌ وَاللَّبَنُ فِطْرَةٌ وَالسَّفِينَةُ نَجَاةٌ وَالْحَمْلُ حُزْنٌ وَالْمَرْئَةُ خَيْرٌ وَالْقَيْدُ ثَبَاتٌ فِي الدِّينِ وَأَكْرَهُ الْغُلَّ (الحسن بن سفيان عن رجل من الصحابة
2441- Uykuda yeşillik cennet ve mutluluğa, süt fıtrata, gemi kurtuluşa, yük taşıma hüzüne, kadın görme hayra, ip görme dinde sebata delalet eder. Boynundan kelepçeli görmeyi ise iyi saymam.
٢٤٤٢ - اَلْخَطُّ الْحَسَنُ يَزِيدُ الْحَقَّ وَضْحًا" (الديلمي عن سلمة وكانت له صحبة) 2442- Güzel yazı gerçeğe fazlasıyla açıklık kazandırır.
verir. Açıklandığında düzeltilmezse (emri bil ma'ruf nehyi anil münker terk edildiğinden) âmmeye zararı dokunur.
٢٤٤٤ - الخَلْقُ كُلُّهُمْ عِبَالُ اللهِ وَتَحْتَ كَنَفِهِ فَأَحَبُّ الخَلْق إلى اللهِ مَنْ أَحْسَنُ عِبَالِهِ وَأَبْغَضُ الخلق إلى اللهِ مَنْ ضَنَّ عَلى عياله الديلمى عن ابى هريرة
إلَى 2444- Mahlukatın tümü, Allah'ın yaratıklarıdır ve onun himayesindedir. Allah'ın en çok sevdiği insan, çoluk çocuğuna ihsan eden kimsedir. En nefret ettiği kisi de çocuğuna sert davra-nip onları darda bırakandır.
-٢٤٤٥ - اَلخَلْقُ كُلُّهُمْ عِبَالُ الله تَعَالَى فَأَحَبُّهُمْ إِلَى اللهِ اَنْفَعُهُمْ لِعِياله (ع) والحاكم والشيرازي والعسكرى وابن ابى الدنيا هب طب عن انس وابن مسعود)
2445- Mahlukatın tümü Allah'ın yaratıklarıdır. Allah'ın en çok sevdiği kişi O'nun yaratıklarına en faydalı olandır.
٢٤٤٩ - اَلْخَمْرُ أَمُّ الْفَوَاحِشِ وَأَكْبَرُ الْكَبَائِرِ مَنْ شَرِبَهَا وَقَعَ عَلَى أُمِّهِ وَخَالَتِهِ وَعَمَّتِهِ (طب عن ابن عباس)
2449- Şarap çirkinlik ve hayasızlıkların anası ve büyük günahların en büyüğüdür. Onu içen kimse annesinin, teyzesinin, halasının da üstüne düşmüş gibi olur.
٢٤٥٠ - الْخَوَارِجُ كِلابُ النَّارِ (ط) ش حمد والحكيم وابن جرير طب ك عن عبد
الله ابن ابي اوفى حم طب ك ض عن ابي امامة)
2450- Hariciler cehennem köpekleridir.
٢٤٥١ - الْخِلافَةُ فِي قُرَيْشٍ وَالْحُكْمُ فِي الْأَنْصَارِ وَالدَّعْوَةُ فِي الْحَبَشَةِ وَالْجِهَادُ وَالْهِجْرَةُ فِي الْمُسْلِمِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ بَعْدُ (حم وابن جرير طب كر عن عتبة بن عبد السلمي)
2451- Hilafet Kureyş'de, hüküm Ensar'da, davet (ezan)
Habeş'de, cihat ve hicret müslümanlarda ve sonradan hicret e-denlerdedir.
٢٤٥٢ - الْخِلافَةُ بِالْمَدِينَةِ وَالْمُلْكُ بِالشَّامِ (خ في تاريخه ك وتعقب كر عن ابى هريرة نعيم في الفتن موقوفا عنه)
عَشَرَةُ أَعْشَارٍ وَاحِدٌ بِالشَّامِ وَتِسْعَةٌ فِي سَائِرِ الْبُلْدَانِ فَإِذَا فَسَدَ أَهْلُ الشَّامِ فَلَا خَيْرَ فِيكُمْ (الخطيب عن ابن عمرو وفيه ابو خليد قال احمد لا بأس به)
2454- Hayır ona bölünmüştür. Dokuzu Şam'da, geride kalanı diğer ülkelerdedir. Şer de ona bölünmüştür. Biri Şam'da, geri kalan dokuzu diğer ülkelerdedir. Şam ehli de bozuldu mu, artık sizde hayır kalmadı demektir.
-٢٤٥٥ - اَلْخَيْرُ مَعْقُودٌ في نَوَاصِي الخيل إلى يَوْمِ القِيمَة وَمَثَلُ الْمُنْفق على الْخَيْلِ كَالْمُتَكَفِّفِ بِالصَّدَقَةِ" (ق عن ابى هريرة)
2455- Hayır, kıyamete kadar atın perçemlerine bağlan-mıştır. Çünkü at, cihat vasıtasıdır.) Ata harcama yapan, insanla-τα ανυς ανυς sadaka dağıtan gibidir.
٢٤٥٦ - الْخَيْرُ أَسْرَعُ إِلَى بَيْتِ الَّذِي يُطْعَمُ فِيهِ الطَّعَامُ مِنَ السُّفْرَةِ إِلَى سِنَامِ الْبَعِيرِ" (ابن ابى الدنيا في كتاب الاخوان عن الحسن مرسلا)
2456- Hayır, içinde yemek yenen eve, bıçağın devenin hörgücüne gelişinden daha süratli gelir.
2457- Hayır adettir (tabiidir), şer ise ihtiyaç anında mec-bur kaldıkça olur. Allah bir kimseye hayır murat ettiğinde onu dinde fakih (ilim sahibi) kılar.
2458- At üçtür: Rahman için olan at, şeytan için olan at,
insan için olan at. Rahman için olan at, Allah yoluna adanan attır ki, onun alafı, tersi ve bevli mizana konup tartılacaktır. Şey-tanın atı ise üzerine kumar oynanan ve rehin aleti olan attır. İn-
-٦٠٥٦- لا يرث المُسْلِمُ النصراني الا أن يكون عبده او امته (قط لك في من
جابر ش عنه وعن على موقوفا 6056- Müslüman nasraniye varis olamaz. Kölesi veya cariyesi olursa başka.
-٦٠٥٧- لا يَرُدُّ الْقَدَرَ الا الدُّعَاءُ وَلا يَزِيدُ فى العُمر الأ البر وان الرجل لَيُحْرَمُ الرِّزْقَ بِالذَّنْبِ يُصِيبُهُ (ش) طب ك عن لوبان)
6057- Kaderi ancak dua önleyebilir. Ömrü ancak iyilik ve hayır çoğaltabilir (artırabilir). Kişi bazen işlediği günah sebe-biyle rızıktan mahrum edilir.
٦٠٥٨ - لا يَرْكَبُ الْبَحْرَ إِلا حَاجٌ أَوْ مُعْتَمِرٌ أَوْ غَازِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَإِنَّ تَحْتَ الْبَحْرِ نَارًا وَتَحْتَ النَّارِ بَحْرًا" (د ق عن ابن عمرو)
6058- Denize, ancak hac veya umre yapan kişi ya da Al-lah yolunda gazaya çıkan insan açılabilir. Çünkü denizin altında ateş, ateşin altında de deniz vardır.
٦٠٥٩ - لا يَزَالُ أَهْلُ الْغَرْبِ ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ تَقُومُ السَّاعَةُ (م عن سعد بن ابي وقاص
6059- Kıyamet kopuncaya kadar ehl-i garb (Şamlı ve mücahitler) hak üzerinde (İslam düşmanlarına) karşı galip ola-caklar.
٦٠٦٠ - لا يَزَالُ اللهُ تَعَالَى فِي حَاجَّةِ الْعَبْدِ مَا دَامَ الْعَبْدُ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ (طب عن ابي هريرة وسمويه طب عن زيد بن ثابت
6060- Kul din kardeşinin ihtiyacını karşıladıkça Allah da onun ihtiyacını gidermekte daim olacak.
فَقَالُوا عِنْدَ ذَلِكَ قَالَ اللهُ لَهُمْ كَذِبتُم الحكيم عن انس)
6061- "Lâ ilahe illellâh" kelimesi Allah'ın kullara karşı o-lan gazabını devamlı olarak önleyecektir. Nihayet dünya hayatla.
Bu haldeyken onlar bu kelimeyi söylediklerinde Allah onlara: rini garantiye aldıkları zaman dini hususlan önemsemeyecekler. "Yalan söylüyorsunuz." diyecek.
٦٠٦٢- لا تزال النَّاسُ بخير ما لم يَتَحَاسَدُوا طب عن ضمرة بن ثعلبة
6062- İnsanlar birbirlerini kıskanmadıkları sürece hayır ve selamet içinde olacaklardır.
٦٠٦٣ - لاَ يَزَالُ الْبَلاءُ بِالْمُؤْمِن وَالْمُؤْمِنَةِ فِي جَسَدِهِ وَمَالِهِ وَوَلَدِهِ حَتَّى يَلْقَى اللهَ وَمَا عَلَيْهِ خَطِيئَةٌ (حم حب حل ك ق هناد عن ابي هريرة)
6063- Kadın olsun erkek olsun, herhangi bir müslüma-nın cesedinde, malında, çocuğunda bela devam eder durur. Öy. le ki, o kişi öldüğü zaman üzerinde hiçbir günah kalmadığı halde Allah'a kavuşmuş olur.
٦٠٦٤ - لاَ يَزَالُ الدِّينُ قَائِمًا حَتَّى يَكُونَ اِثْنَا عَشَرَ خَلِيفَةً مِنْ قُرَيْشٍ ثُمَّ يَخْرُجُ كَذَّابُونَ بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ (طب عن جابر بن سمرة)
6064- Kureyş'ten on iki halife söz sahibi oluncaya kadar din kâim olacak. Sonra kıyamete yakın bir zamanda yalancı dec-caller çıkacak.
٦٠٦٥ - لا يَزَالُ هَذَا الدِّينُ قَائِمًا حَتَّى يَكُونَ عَلَيْكُمْ اِثْنَيْ عَشَرَ خَلِيفَةً كُلُّهُمْ تَجْتَمِعُ عَلَيْهِ الأُمَّةُ كُلُّهُمْ مِنْ قُرَيْشٍ ثُمَّ يَكُونُ الْهَرَجُ (ط حم خ م د وهو
لفظه ت حسن صحيح عنه جابر بن سمرة)
6065- Bu din hiçbir zaafa uğramadan başınıza on iki halife geçinceye kadar ayakta duracak. Millet toplu halde onların hepsinin etrafında yek vücut olacak ve hepsi de Kureyş'ten ola-caktır. Ondan sonra herc (cinayetler) başgösterecektir.
-٦٠٦٦- لا يَزَالُ الْمُؤْمِنُ في فَسْحَة من دينه ما محص أخاهُ النصيحة فاذا
حَادَ عَنْ ذَلِكَ سُلِبَ التَّوْفِيقُ (قط والديلمي عن على)
6066- Mü'min, din kardeşine hayırhahlık ettikçe, dininde genişlik bulmakta devam eder. Bundan vazgeçtiği an bu hayır kendisinden alınacaktır.
-٦٠٦٧ - لا يَزَالُ هَذَا الأَمْرُ ظَاهِرًا عَلَى مَنْ نَاوَاهُ لا يَضُرُّهُ مُخالف ولا مُفارق حَتَّى يَمْضِيَ اِثْنَى عَشَرَ خَلِيفَةً مِنْ قُرَيْشٍ (طب عن جابر)
6067- Bu iş (cihat) muhalifine karşı devamlı olarak mu-zaffer olacaktır. Ona muhalif olan da, İslam topluluğundan ayrı-lan da ona hiçbir zarar veremeyecektir. Bu, Kureyş'ten on iki ha-life gelip geçinceye dek böyle devam edecektir.
٦٠٦٨ - لا يَزَالُ الْمَسْرُوقُ مِنْهُ فِي تُهْمَةٍ مِمَّنْ بَرِئَ مِنْهُ حَتَّى يَكُونَ أَعْظَمُ جُرْمًا مِنَ السَّارِقِ الديلمي عن عائشة)
6068- Hırsızlıktan beri olup malı çalınan kişi töhmet al-tında olacak. Hatta bu kimse hırsızdan daha suçlu sayılacaktır. (Kıyametin bir alametidir.)
٦٠٦٩ - لا يَزَالُ الْمُصَلُّونَ مِنْ أُمَّتِي قَبْلَ الْعَصْرِ أَرْبَعًا حَتَّى يَغْفِرَ اللَّهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً حَتْمًا (ابو الشيخ عن ابن عمر)
6069- Ümmetimden ikindinin farzından evvel dört rekât namaz kılanlara mutlaka Allah mağfiret eder.
6070- Biriniz mescidde namazı bekledikçe namaz içinde sayılır. Melekler de onun için şöyle niyazda bulunurlar: "Allah'ım! Onu bağışla, onu esirge." Meleklerin bu duası, o kimse için ca-mide dünya kelamı konuşmadıkça devam eder.
-٦٠٧١- لاَ يَزْدَادُ الأَمْرُ إِلا شدَّةً وَلا الدُّنْيَا إِلا اَدْبَارًا وَلاَ النَّاسُ الأُشُحًا وَلاَ تَقُومُ السَّاعَةُ إِلا عَلَى شِرَارِ النَّاسِ وَلاَ مُهْتَدِى إِلا عِيسَى بْنُ مَرْيم (هـ ك حل عن انس قال ك يعد فى افراد الشافعي
6071- İş günden güne şiddetini artırır, dünya daha da sırt çevirecek, insanların cimriliği daha da artacak. Kıyamet ise ancak kötüler üstüne kopacak. O zaman Meryemoğlu İsa'dan başka doğru yolu gösterecek kimse bulunmayacak.
٦٠٧٢ - لا يَزْنِي الزَّانِي حِينَ يَزْنِي وَهُوَ مُؤْمِنٌ وَلَا يَشْرَبُ الْخَمْرَ حِينَ يَشْرَبُهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ وَلَا يَسْرِقُ السَّارِقُ حِينَ يَسْرِقُ وَهُوَ مُؤْمِنٌ وَلَا يَنْتَهِبُ نُهْبَةً ذَاتُ شَرَفٍ يَرْفَعُ النَّاسُ إِلَيْهِ فِيهَا أَبْصَارَهُمْ حِينَ يَنْتَهِبُهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ" (عب ط حم طب هب عن عبد الله بن اوفى طب عن عبد الله بن مغفل ط ص عن على حم م خ ن هـ عن ابي هريرة زاد عب حم م ولا يغل احدكم حين يغل وهو مؤمن فاياكم اياكم)
6072- Zina yapan kişi bunu mü'minken yapmaz. İçki i-çen mü'minken içmez. Hırsız, mü'minken çalmaz. Herkesin gözü önünde kapkaççılık eden kimse, mü'minken bu işi yapmaz. (Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayet ettiği hadiste şu ibare de yer alır: "Sizden hiçbiriniz ganimetten bir şey çaldığında mü'min değildir.")
٦٠٧٣ - لا يُسْبِغُ الْعَبْدُ الْوُضُوءَ إِلا غَفَرَ اللهُ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ ن وابو بكر المروزى في تأليفه الاحاديث المتضمنة غفران ما تقدم وما تأخر قال رجال
اسناده ثقات عن عثمان
6073- Kul abdesti güzel aldığı zaman, Allah mutlaka o-nun geçmiş ve gelecek günahlarını affeder.
٦٠٧٥ - لا يُسْتَعْمَلُ رَجُلٌ عَلى عَشْرَة فَمَا فَوْقَهُمْ الاَ جَاءَ يَوْمَ القسمة مَغْلُولَةً يَدَاهُ إِلَى عُنُقِهِ فَإِنْ كَانَ مُحْسنًا فُكَ عَنْهُ وَإِنْ كَانَ مُسِيئًا زيد غلاً إلى غله (ن عن عبد الله بن بريدة عن ابيه)
6075- On veya daha fazlasına lider olan, kıyamet gü nünde elleri boynunda bağlı olduğu halde gelecektir. Eğer ihsan edici ise elleri çözülecek, kötü davranmışsa elleri boynuna daha da sıkı bağlanacak.
٦٠٧٦ - لا يَسْتَلْقِي الإِنْسَانُ عَلَى قَفَاءٍ وَيَضَعُ إِحْدَى رِجْلَيْهِ عَلَى الْأُخْرَى م حب عن جابر)
6076- Kişi ayak ayak üstüne atıp da sırt üstü kafası üze-rine yatmasın.
٦٠٧٧ - لا يَسْتَلْقِيَنَّ أَحَدُكُمْ عَلَى ظَهْرِهِ وَيَضَعُ إِحْدَى رِجْلَيْهِ عَلَى الْأُخْرَى الشيرازي عن عائشة)
masın. 6077- Biriniz ayak ayak üzerine atıp da sırtı üzerine yat-
٦٠٧٨ - لاَ يَسْمَعُ النِّدَاءَ فِي مَسْجِدِى هَذَا أَحَدٌ ثُمَّ يَخْرُجُ مِنْهُ إِلَّا لِحَاجَةٍ ثُمَّ لا يَرْجِعُ إِلَيْهِ إِلَّا مُنَافِقٌ (طس وابو الشيخ عن ابي هريرة)
6078- Bu mescidimde ezanı duyup, bir işi için dışarı çık-tığında bir daha dönmezse işte o kişi münafıktır.
Hatem'ül-enblya Hazret-i Muhammed Mustafa SA. üzerine ve onun Aline sonsuz salât, bitmez tahlyyat inzal etmek sureti ile şanlarını muazzez ve mükerrem eylemeni niyaz ederek isterim.
Devam edelim
Salåt eyleyesin; ona ve onun âline..
Yani Resulüllah S.A. efendimize ve âline..
larda.. Gece karanlığı bürüdüğü, gündüzün aydınlığı açtığı zaman-
Bu cümlelerle anlatılan mana ile: Gece lle gündüzlerin birleşme-leri ve aralarında hiç boş vaktin bulunmaması şartı ile, Resulüllah S. A efendimize salavat okunması murad edilmektedir. Keza onun âline de
Daima ve her zaman..
Devam edelim:
Ona ve onun áline salåt eyleyesin.
Demek olur ki:
Allahım, bizzat sen, fazl, kerem ve inayetinle Resulüllah S.A. efendimize ve onun åline salåt eylemeni dilerim.
Ahirette ve dünyada..
Bu cümlede görüldüğü gibi, â hiret daha önce anlatılmış; dün-y a sonraya bırakılmıştır. Sebebi: Ahiret nimetlerinin, dünya nimetle-rinden üstün olduğur. Bir de (Arapça aslına göre) salât kafiyesine uydurmak içindir.
Devam edelim:
Ona ve onun âline salât eyleyesin.
Yani: Resulüllah S.A. efendimize ve ona tabi olan ümmetine..
Beşikte sabavet halinden taa, MEHDI oluncaya kadar.. Bu halinde, KEHL haline gelinceye ve onun ruhunu zatına alıncaya kadar.. Adil ve kendisinden razı olmuş olarak.
Bu cümlede geçen:
KEHL..
Tabiri şu manayadır: Otuzunu aşmış; sakalına ak düşmüş.
MEHDI..
Tabiri ile de anlatılmak istenen mana şudur: Halkı doğru yola-İrşad eden.. Yani: Zatının verdiği başarı ve inayetle..
Kısaca bu cümlenin, buraya kadar kısmının özet manası şudur: Beşikte çocukluğundan itibaren, yaşlı ihtiyar olarak, halkı irşada de-vam ederken, ruhunu adaletle rızanla zatına alıncaya kadar geçen zamanlarda Resulüllah S.A. efendimize salât eyle; keza onun âline de.
Hatta onu şefaatçı olarak, çıkarıncaya kadar.
Bu cümlenin, biraz daha açık şerhli manası şudur:
Bütün bu uzayıp giden zamanlar içinde; Habib-i Ekrem'in Resul-ü Mufahham'ın Hazret-i Muhammed S.A. üzerine ve onun Alleri üzerine iclalat-ı azime, in'amat-1 fahime ile daima mübarek zatlarını mu-fahham ve muazzam eylemeni dilerim.
Yani: Fazlınia, ihsanınla Resulüllah S.A. efendimize ve onun all üzerine..
Yarattıklarının adedi.
Evvelden, taa kıyamete kadar halk ettiğin ve edeceğin cümle mahlukatının sayısınca..
Nefsinden rızan, arşının ağırlığı..
Yani: Çoklukta, bollukta, azamette, fehamette büyük arşın ağır-lığına denk..
Kelimelerinin adedi kadar.
Yüce Allah'ın kelimelerinin adedi için bir son yoktur.
Buna göre cümlenin daha açık manası şudur:
Allahım, nihayeti olmayan kelimelerin adedince, Habib-i Ekrem Neblyy-1 Muhterem Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline salât eyle.
Hem de, sonsuz salát, nihayetsiz üstün tahiyyet olsun. Bu şekilde onların şanlarını yükselt. Zatından dileğim, onları böylece muazzez ve muhterem eylemendir.
Ey merhametliler merhametlisi, lütuf ve kereminle:
Ona vesile ihsan eyleyesin; fazilet ve yüksek derece ihsan ey-
leyesin.
Bu cümlede geçen:
Vesile.
Cennat-1 allyat derecelerinin en yücesidir. Keza ona:
Havz-ı mevrud.
Bu, mahşer günü: Mümin olan erkeklerin ve kadınların varacak-ları ve ondan içecekleri Kevser havzıdır. Demek olur ki:
Bu makam, evvellerin ve âhirlerin Resulüllah S.A. efendimize me-dih ve sena edeceği ulu bir makamdır. Yani: Ebedi âlemde..
Tüknmez izzet ihsan eyleyesin.
Allahım, Resulüllah S.A. efendimiz ve onun âli için bütün bunlar Yüce zatından dileğimdir.
Devam edelim:
Onun, bürhanını muazzam eyleyesin.
Ey keremliler keremlisi, Yüce Zatının avn ve inayetinden niyaz edip isterim ki: Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvet ve risaletine de-lålet eden açık mucizelerini, beyyinat ve kerametlerini büyük ve mu-azzam eyleyesin.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin binasını. Onun, binası şeriatu dır. Bu dahi, İslâm dinidir. Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimizin bu İslâm binasını müebbed, onun pik şeriatını ebedi, millet-i hanifesini şerefli, merhum ümmetini din dug manları üzerine muzaffer, İslâm padişahını cümle muvahhid asker lerle beraber bütün din düşmanlarına daima galip, mansur ve mu zaffer eyle. Böylece: Din-i Ahmedi'nin şevketini, Burhan-1 Muham medi'yi muazzam ve müşerref eyle. Zatından tazarru ve niyazım budur,
Onun mekânını yüce eyleyesin.
Dünyada, âhirette ve cennat-ı allyatta.
Ya Mevlâna.
Ey bizi yoktan var eden, dünya ve âhirette yardımcımız ve mui-nimiz olan Yüce Zat.
Bizi, onun sünnetinde kullanasın.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin sünnetine göre, amel etmeyi bize nasib eyle. Biz kullarını, daima Resulüllah S.A. efendimizin sün-netini işlemekte kullan. Bütün ömrümüz boyunca, daima ve her za man..
Bizi, onun milleti üzerine öldüresin.
Ey İlâh'el-âlemin.. Ömrümüz tamam olduğu zaman, yardımınla ve inayetinle, sırf lütfunla ve kereminle bizleri İslâm dini üzerine öl-dür.
Bizi onun zümresi arasında haşreyleyesin; sancağı altında top-layasın.
ve entetube aleyna ve entuafiyena min cemiil-belai vel belvai vel-fiteni maza-hare minha ve mabatane ve enterha mena ve enta füve anna ve tağfire le na ve licemiil-mü'minine vel-mü'mina-ti vel-müslimine vel-müslimatil-ahyai minhüm vel-emvati.
Vel-hamdü lillahi Rabb'il-ålemine ve hüve hasbi ve nimel-vekilü ve lå havle ve låkuvvete illa billah'il-aliyy'il-azimi.
119. Allahümme salli alâ Mu hammedin ve alá âli Muhammedin maseceat'il-hamaimü ve hamet'il-hava-imü ve serahat'il-behaimü ve nefaat'it-temaimü ve şüddet'il-amaimü ve ne-met'in-nevaimü.
120. Allahümme salli alá Mu-hammedin ve alå ali Muhammedin maeblecel-isbahu ve hebbet'ir-riyahu ve debbet'il-eşbahu ve taakab'el- gu-düvvű ver-revahu ve tukallidet'is-sıfa-hu va'tükilet
**
Bize, tevbeyi nasib eyleyesin. Bize afiyet ihsan eyleyesin; bütün belådan ve belvadan. Keza, zahir ve batın fitnelerden de..
Bize, merhamet eyleyesin. Bizi, affedesin. Bizi, iman eden kadınları, iman eden erkekleri, müslüman kadınları ve müslüman erkekleri bunların hem ölüleri-ni, hem de dirilerini bağışlayasın. Hamd, ålemlerin Rabbı Allah'a mahsustur.
O bana yeter; ne güzel vekildir. Güç ve kuvvet yüce ve azim olan Allah'a mahsustur.
119. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in åline salât eyle: Güvercinler ötüp durdukça, havaim cevelan edip durdukça, behalm salınıp gezdikçe, tamaim fayda verdikçe, amaim sıkıştırıldıkça, nevaim nema buldukça..
120. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salåt eyle. Sabah yeri ağardıkça, rüzgârlar estikçe, canlılar yürüdükçe, gece gündüz birbirini takib edip durdukça, kılıçlar boyunlara asıldıkça, mızraklar bağlanıp kaldıkça, cesetler ve ruhlar sıhhat buldukça.
- 1947 - Birleşik Krallık, Hindistan'a bağımsızlık verdi.
- 1974 - İkinci Kıbrıs Barış Harekâtı başladı.
1974 - Edebiyat araştırmacısı ve tarihçisi Nihat Sami Banarlı öldü.
AĞUSTOS
14
PERŞEMBE
20 1447
RUMI: 1 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 101
BIR AYET
Sabret. Senin sabrin
da ancak Allah'ın
yardımıyladır.
Nahl: 127
BİR HADİS
Bir işi yapmak istediğinde teennî ile hareket et ki, Allah o işte sana bir çıkış yolu göstersin.
Beyhaki
Sen bir memursun, asker gibi muvazzafsın. Öyleyse, onun namıyla çalış, onun hesabıyla sa'yet. Muhtaç olduğun bütün şeyleri sana bahşeden ve rızkını veren, muktedir olmadığın şeylerden seni
- 1430-Osmanlı orduları Selanik ve İyonya'yı fethetti.
1968 - Türkiye'de ilk
böbrek nakli, İstanbul'da Doktor Atıf Taykurt ve ekibi tarafından gerçekleştirildi.
MART
29 PAZAR
10 1447 ŞEVVAL
RUMI: 16 MART 1442 KASIM: 142
BİR AYET Allah düşmanlarınızı en iyi bilendir. Dost olarak Allah yeter. Yardımcı olarak yine
Allah yeter.
Nisa Suresi: 45
BİR HADİS
Biriniz su içtiği zaman, bardağın içinde nefes almasın.
Hakikat-ı İslâmiye bütün siyasâtın fevkindedir. Bütün siyasetler ona hizmetkâr olabilir. Hiçbir siyasetin haddi değil ki, İslâmiyeti kendine âlet etsin.
butün enbiya ve evliya duğunu ispat ederek sen isani bütün hayatınd doğru ve resülullah o iyanın tasdikleri altında diğeri ek, ikisi beraber, biri alem i şehadet lisa az ile o satin bir mucizesi olup, onun
TARİHTE BUGUN
- 1277 - Karamanoğlu Mehmet Bey, Türkçeyi resmî dil ilan etti.
1953 - Bediüzzaman
Samsun mahkemesine gidemiyeceğine dair hey'et-i sıhhiyeden rapor aldı.
2009 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Ali İhsan Tola vefat etti.
13
CUMA
FRIDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET Ey Rabbimiz! Bize guç yetiremeyeceğimiz şeyi yükleme!
Bakara Suresi: 286
BİR HADİS
Alim, ilmiyle amel etmezse insanları aydınlatıp da kendini yakan lamba gibi olur.
Nasihat istersen ölüm yeter. Evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve ahiretine ciddi çalışır.
"Tekno-polar dünya"da güç, artık yalnızca tank sayısı veya nükleer başlık kapasitesiyle ölçül-memektedir; veri egemenliği, algoritmik özerklik ve siber altyapının direnci de güç denkle-mine dâhil edilmek mecburiyetindedir. Türkiye hem coğrafi konumu hem de tarihî birikimi gereği bu denklemin içinde gönüllü veya mecburi bir aktör olarak yer almaktadır. Bu haki-kati zamanında kavramak ve buna uygun kurumsal, teknolojik ve stratejik kapasiteyi inşa etmek, yalnızca bir milli güvenlik tercihi değil, varoluşsal bir mecburiyettir.
Aktif silahlı çatışma dönemlerinde yapay zekâ destekli dezenformas-yon, endüstriyel bir ölçek kazanmıştır. Mesela Mart 2026'da sosyal medyada hızla yayılan, Netanyahu'nun enkaz içinde yattığını ya da kefene sarılmış hålde göründüğünü iddia eden iki ya-pay zekâ görseli ortaya çıkmıştır. Gör-sellerin yanı sıra, bir TV sunucusunun Netanyahu'nun öldüğünü 'doğruladı-ğını' iddia eden deepfake bir video da yayılmıştır. Videoyu İskoçya bağım-sızlık taraftarı ve Latin Amerikalı kadın gibi kimlikler kullanan 62 sahte sosyal medya hesabının koordineli biçimde yaydığı belirlenmiştir.
TÜRKİYE'NİN KONUMU: STRATEJİK ÖZERKLİK VE SİBER SAVUNMA
Türkiye, ABD-İsrail ile İran arasında-ki bu derinleşen çatışmada kendine
TÜRKİYE'NİN KONUMU: STRATEJİK ÖZERKLİK VE SİBER SAVUNMA
כ-ור
Türkiye, ABD-İsrail ile İran arasında-ki bu derinleşen çatışmada kendine özgü bir stratejik konumda bulunmak-tadır. NATO üyeliği, Rusya ile S-400 meselesi, İran ile sınırlı ekonomik ilişkiler ve bölgesel büyük güç konu-muna yönelik; Ankara'nın hem tehdit algısı hem de fırsat kümesi açısından karmaşık bir denklem içinde bulunma-sına yol açmaktadır.
Kurumsal düzlemde Türkiye, Ocak 2025'te Cumhurbaşkanlığına bağlı bağımsız bir Siber Güvenlik Başkan-lığı kurmuş; ardından Mart 2025'te kapsamlı Siber Güvenlik Kanunu'nu yürürlüğe koymuştur.
Bu kurumsal adımlar, yalnızca teknik bir güvenlik önlemi olarak değil, aynı zamanda Türkiye'nin dijital egemen-liğini güçlendirmeye yönelik stratejik bir hamle olarak da değerlendirilebilir.
Özellikle enerji altyapıları, finans sis-temi, ulaşım ağları ve kamu yönetimi gibi kritik sektörlerin giderek daha fazla dijitalleşmesi, bu alanları muhtemel siber saldırılara karşı hassas hâle ge-tirmektedir. ABD-İsrail ile İran arasında tırmanan gerilimde tarafların yalnızca
İsrail'in Tahran'daki trafik kamera ağını ele geçirmesi de modern siber istihbaratın en çarpıcı vakalarından birini oluşturmaktadır. Finansal Times haberlerine göre aynı kamera altyapısı, İran'ın rejime karşı çıkan protestocuları izlemek için kullandığı bir araçken İsrail tarafından rejimin kendi liderlik kadro-suna karşı kullanılmak üzere ters mü-hendislikle dönüştürülmüştür. Pasteur Caddesi yakınındaki tek bir kamera açısı, Hamaney'in konutuna ulaşan vucut koruyucular ve araçlar hakkında kritik bir istihbarat akışı sağlamıştır.
Bu veriler, milyarlarca veri noktasını işleyen algoritmik sistemlerle beslen-miştir. Sistem; telefon ağı sinyalleri, uydu görüntüleri, insan istihbaratı ve dijital kanal verileri gibi çok sayıda kaynağı birleştirerek yaşam kalıbı' profillemesi yapmaktadır. Saldırı günü ise Pasteur Caddesi yakınındaki bir düzineden fazla baz istasyonu kasıtlı olarak devre dışı bırakılmış; böylece Hamaney'in korumaları uyarı almak için iletişim kurmaya çalıştığında yal-nızca meşgul sinyaliyle karşılaşmıştır.
STARLINK VE UYDU İSTİHBARATI: UZAYIN ÇİFT KESKİN KILIÇI
STARLINK VE UYDU ISTIHBA UZAYIN ÇİFT KESKIN KILIÇI
Elon Musk'ın SpaceX şirketi tarafın-dan geliştirilen Starlink uydu internet sistemi de İsrail-İran çatışmasında birden fazla ve çoğu zaman çelişkili rolle sahne almaktadır. Haziran 2025'te
İsrail'in 'Operation Rising Lion' ope-rasyonunu başlatmasıyla birlikte İran hükümeti internet altyapısını kapattı.
Musk, X platformunda yalnızca iki kelimeyle cevap verdi: "Işınlar açık." İran makamlarının iddiasına göre bu Starlink ışınları, İsrailli operatiflerin dro-ne operasyonlarını ve hava saldırılarını koordine etmesinde kullanılmıştır.
SpaceX'in ABD güvenlik kuruluş-larıyla ilişkisi köklüdür. Şirket, 2021 yılında Ulusal Keşif Ofisi (NRO) ile 1,8 milyar dolar değerinde casus uydu ağı kurulum sözleşmesi imzalamıştır.
CIA'nin risk sermayesi kolu In-Q-Tel ise SpaceX'in kuruluş sürecinde kilit bir destekçi olmuştur. Daha da ileri gidildi-ğinde, Starlink'in askerî versiyonu olan Starshield'ın Pentagon için yüzlerce düşük yörüngeli uydu içeren özel bir ağ oluşturduğu bilinmektedir.
Çatışmanın en ironik boyutlarından biri ise İran'ın resmî olarak yasakladı-ğı Starlink'in sonradan İran devletine bağlı Handala Hack grubu tarafından İsrail ve bölgesel hedeflere yönelik saldırılar için kullanıldığının tespit edilmesidir. İran'ın yasa dışı ilan ettiği teknoloji, devlet aktörlerinin operasyo-
nel ihtiyaçlarına zemin hazırlamıştır. Bu paradoks, global ölçekte birbirine bağlı altyapının jeopolitik sınır çiz-gilerini nasıl aştığını somut biçimde
stratejik caydırıcılığın bir parçası olarak değerlendirilmelidir..
Bununla birlikte modern çatışma or-tamı yalnızca teknik kapasite meselesi değildir, aynı zamanda algı yönetimi ve bilgi güvenliği meselesidir. De-epfake teknolojileri, manipüle edilmiş görüntüler ve sosyal medya üzerinden yürütülen dezenformasyon kampan-yaları, toplumların gerçeklik algısını aşındırabilmektedir. Bu yüzden ulusal güvenlik yaklaşımının içine med-ya okuryazarlığı, dijital doğrulama mekanizmaları ve hızlı kriz iletişimi kapasitesi de dâhil edilmelidir. Aksi hâlde savaşın psikolojik cephesi, as-kerî cepheden çok daha hızlı biçimde sonuç üretebilir.
Son olarak Türkiye'nin önünde duran en önemli stratejik görevlerden biri, teknoloji ile egemenlik arasın-daki ilişkiyi doğru kurabilmektir.
Yerli yazılım ekosistemlerinin güçlen-dirilmesi, siber güvenlik insan kayna-ğının artırılması, savunma sanayii ile yapay zekâ araştırmaları arasındaki entegrasyonun geliştirilmesi ve veri egemenliği konusunda güçlü hukuki çerçevelerin oluşturulması bu sürecin temel ayaklarını oluşturmaktadır. Küresel güç mücadelesinin giderek dijital altyapılar üzerinden yürütüldüğü bir çağda, teknolojiyi yalnızca tüketen değil aynı zamanda üreten ve yöne-ten bir ülke olmak, Türkiye açısından stratejik bir tercih değil, uzun vadeli jeopolitik dengeyi belirleyecek bir mecburiyet haline gelmiştir.
TÜRKİYE'NİN KONUMU: STRATEJİK ÖZERKLİK VE SİBER SAVUNMA
כ-ור
Türkiye, ABD-İsrail ile İran arasında-ki bu derinleşen çatışmada kendine özgü bir stratejik konumda bulunmak-tadır. NATO üyeliği, Rusya ile S-400 meselesi, İran ile sınırlı ekonomik ilişkiler ve bölgesel büyük güç konu-muna yönelik; Ankara'nın hem tehdit algısı hem de fırsat kümesi açısından karmaşık bir denklem içinde bulunma-sına yol açmaktadır.
Kurumsal düzlemde Türkiye, Ocak 2025'te Cumhurbaşkanlığına bağlı bağımsız bir Siber Güvenlik Başkan-lığı kurmuş; ardından Mart 2025'te kapsamlı Siber Güvenlik Kanunu'nu yürürlüğe koymuştur.
Bu kurumsal adımlar, yalnızca teknik bir güvenlik önlemi olarak değil, aynı zamanda Türkiye'nin dijital egemen-liğini güçlendirmeye yönelik stratejik bir hamle olarak da değerlendirilebilir.
Özellikle enerji altyapıları, finans sis-temi, ulaşım ağları ve kamu yönetimi gibi kritik sektörlerin giderek daha fazla dijitalleşmesi, bu alanları muhtemel siber saldırılara karşı hassas hâle ge-tirmektedir. ABD-İsrail ile İran arasında tırmanan gerilimde tarafların yalnızca
Yanıtla
yuksel22 Mart 2026 05:46 HAMILTON ÇERÇEVESI: KAMERALARDAN KİMLİĞE
İsrail'in Tahran'daki trafik kamera ağını ele geçirmesi de modern siber istihbaratın en çarpıcı vakalarından birini oluşturmaktadır. Finansal Times haberlerine göre aynı kamera altyapısı, İran'ın rejime karşı çıkan protestocuları izlemek için kullandığı bir araçken İsrail tarafından rejimin kendi liderlik kadro-suna karşı kullanılmak üzere ters mü-hendislikle dönüştürülmüştür. Pasteur Caddesi yakınındaki tek bir kamera açısı, Hamaney'in konutuna ulaşan vucut koruyucular ve araçlar hakkında kritik bir istihbarat akışı sağlamıştır.
Bu veriler, milyarlarca veri noktasını işleyen algoritmik sistemlerle beslen-miştir. Sistem; telefon ağı sinyalleri, uydu görüntüleri, insan istihbaratı ve dijital kanal verileri gibi çok sayıda kaynağı birleştirerek yaşam kalıbı' profillemesi yapmaktadır. Saldırı günü ise Pasteur Caddesi yakınındaki bir düzineden fazla baz istasyonu kasıtlı olarak devre dışı bırakılmış; böylece Hamaney'in korumaları uyarı almak için iletişim kurmaya çalıştığında yal-nızca meşgul sinyaliyle karşılaşmıştır.
STARLINK VE UYDU İSTİHBARATI: UZAYIN ÇİFT KESKİN KILIÇI
seyirci karşısına geçecek. Altay, düşmanın büyük terör planını engelledikten sonra Teşkilat, Şir-ket'in geride kalan güçlerini çökertmek için ha-rekete geçer. Ekip, hedefe ulaşmak adına zekice ve riskli bir plan kurar. Şirket'in diğer yapılan-masıyla mücadele etmek üzere Korkut'a sınır Ötesi bir görev verilir. Görevin süresi belirsizdir.
Ancak bu kez Korkut için asıl zorluk görev değil. geride bırakacaklarıdır. Çünkü artık Bahar var-dır. Rutkay kaçış planları yaparken, Julla şüphe-lerinin peşini bırakmaz. Teşkilat operasyonunda öldüğü söylenen kişinin babası olmadığını iddia eder. Altay ve ekip büyük bir operasyonun için-deyken, asıl düşmanın sandıklarından çok daha
TOT Aksakallilar Heyeti Başkanı Binali Yılde om, Turkiye'ye yönelen füzelerle ilgili yap tığı açıklamada "Sahte bayrak operasyonu yapıyorlar. Füzeyi başka yerden firiati yorlar. Böylece Iran'la takıştırmaya.
catıştırmaya çalışıyorlar. Biz 400 se nedir İran'la savaşmadık dedi, 8'de
955
NETANYAHU'NUN TESPİTİ DOĞRU AMA ÖNERMESİ YANLIŞ
RANSARTINI ACIKLADI
ADIM ADIM AYN CALUT'AL
İslam aleminin şu anki durumu Moğollar ile mu cadele dönemine cok benzivor. Ancak gidisat
Dünyada ve âhirette, bütün işlerimde yardımeımdır.
O ne güzel vekildir.
983
Bunun için, cümle işlerimde ona tevekkül eyledim; her işimi ona ismarladım.
Çünkü o: Tevekkül edenlere bol bol yeter. O nekadar güzel bir vekildir.
İBRAHİM ALEYHİSSELAMIN DUASI
Metinde geçen son iki cümleyi ilk defa okuyan İbrahim a.s. pey-gamberdir.
Nemrud'un ateşine atıldığı zaman, Cebrail kendisine geldi; şöyle
dedi:
Bir ihtiyaçın var mı?.
İbrahim a.s. şöyle dedi:
Sana yoktur.
Cebrail tekrar şöyle dedi:
- O halde Rabbına dua et.
Bunun üzerine İbrahim a.s. şöyle dedi:
Duâya ne hacet. O bana yeter; ne güzel vekildir.
Onun böyle demesi hürmetine, Yüce Hak, ateşi kendisine serin selâmet eyledi.
ve Bu cümlenin faziletleri gayet çoktur. Hepsi de hadis-i şeriflerle anlatılmıştır.
Bu cümleyi okuyanları, Yüce Hak: Cümle korkulardan elem ve şiddetlerden emin eder; gamlarını, kederlerini, sıkıntılarını açar.
Her kim bir günde yedi kere:
vekil.) Allah bana yeter; o ne güzel vekildir. (Hasbiyellahü ve ni'mel-
Diyerek okursa, Yüce Hak, cümle işlerinde kendisine yetişir. Bu-nu söyleyen ister sözünde doğru olsun; isterse olmasın.
Yani: İşlerini Yüce Hakka ısmarlayıp ona tevekkül etmekte ve ona sığınma işinde sözü ister kalbine uygun olsun; isterse, hali ve kalbi söylediğine uygun olmasın.
Her ne şekilde okursa okusun; sübhan olan Yüce Hak onun sırf bu sözü hürmetine, kendisini korur. Her işinde kendisine yetişir.
vekil.) Allah bize yeter; o ne güzel vekildir. (Hasbünallahü ve 'nimel-
Diye okusa dahi güzeldir.
Havl yoktur.
Yani: Kulda; kendisini kötülüklerden, masiyetlerden, kötü ve se-vimsiz işlerden almak kudreti yoktur; onlardan kendisini, kendi gü-cü ile çekip çeviremez.
Keza Kuvvet de yoktur.
Yani: Kulda; kendisini taat ve ibadete, hayırlara ve İyiliklere, ya-rarlı işler iyapmaya dair bir güç ve kuvvet yoktur.
Yani: Kulun taatta başarısı, masiyetten çekinmesi, Allah'ın yar dımı ile olur.
ஃ
Bazı nüshada, YEDİNCİ BÖLÜM burada tamam olmuştur. Ancak, meşhur olan daha sonra tamam olduğudur. İnşaallah yeri geldiği za-man anlatılır.
YÜZ ON DOKUZUNCU SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahını, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle..
Güvercinler ötüp durdukça..
Bu güvercin zümresine ehli ve vahşi olanlar dahildir. Yeter ki güçlü olsun ve ötsünler. Bunların ötüşleri sayısınca, salât eyle.
HAVAİM cevelan edip durdukça..
Bu cümlede geçen: HAVAIM.
Lafzı ile, susuz kuşlar ve hayvanlar anlatılmaktadır. Demek olur
ki:
Susuz kuşlar ve hayvanlar, suyun çevresinde, su için sesler çı-kararak dolanıp durdukça Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline salât eyle.
Devam edelim:
BEHAİM salınıp gezdikçe.
Bu cümlede geçen:
BEHAİM.
Tabiri ile, ayaklı hayvanlar ve canavarlar murad edilmektedir.
Demek olur ki:
Dağlarda, ovalarda, çöllerde; dört ayaklı canavarlar ve hay-vanlar, kendileri için takdir olunan rızıklarını tleb için yürüyüp git-tikçe, Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline salât eyle.
TAMAİM fayda verdikçe.
HAMAİL.
Bu cümlede geçen:
TAMAİM.
Tabiri ile anlatılan şudur: Masum çocuklara ve sair illet, maraz dolayısı ile taşınıp asılan hamaillerdir. Ki bunlarda, Allh-ü Taâlâ'nın güzel ismi, Kur'an âyetleri ve duâlar yazılmış bulunur.
O hamailler, menfaat ve fayda verip zarardan korur; bu bakım-dan, onları taşımakta bir sakınca yoktur. Ancak, onlara pislik ve kö-koku isabet etmemelidir; onları bu gibi şeylerden korumalıdır.
Bir de hamail taşıyan kimsenin, itikad sahibi olması gerekir Demek olur ki
983
Bunlar taşındıkça, Allah-ü Tadlá, Resulüllah B.A. efendimize ve onun Aline salat eylesin
Devam edelim
AMAIM sıkılaştırıldıkça.
Bu
cümlede geçen
AMAIM.
Tabirinden murad, insanların başlarına sardıkları sarıklardır Devam edelim:
NEVAIM nema buldukça
Bu cümlede geçen:
_ NEVAIM.
ki Tabirinden murad, an an terakki edip gelişenlerdir. Demek olur
-Bunlar, an an terakki edip geliştikleri süre, taa, bu hallerin de nihayet buluncaya kadar; nihayet bulduktan sonra da: Resulullah SA. efendimize ve onların ålleri üzerine şerefli salatlar, keremli ta-hlyyat inzal ederek, yüce şanlarını iki cihanda aziz eyle.
ஃ
YÜZ YİRMİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey Alemlerin İlâhı, yardım edenler hayırlısı şanı büyük Allah Muhanımed'e ve Muhammed'in aline salât eyle.
Resulüllah S.A. efendimizin ali, kendisine tabi olan ümmetleridir.
-Sabah yeri ağardıkça, rüzgârlar estikçe, canlılar yürüdükçe. gece gündüz birbirini takip edip durdukça, kılıçlar boyunlara asıldık ça, mızraklar bağlanıp kaldıkça..
Mızraklar için şu şerh vardır: Binek üzerinde iken, mızraklar. ayakları ile omuzları arasında sıkıca bağlanıp konuldukça...
Devam edelim:
Cesetler ve ruhlar sıhhat buldukça..
Yani: İllet ve marazlardan, záhiri ve batıni hastalıklardan sağ sa-lim oldukça..
Ruhlara gelince.. bunlar da: Azgınlıktan, cehaletten, fasit ve kay dırıcı akidelerden; kalb, aza ve beden afetlerinden sağ salim ol-dukça..
Bütün bu cümlelerden çıkan pekiştirici manadır, şu demeğe ge lir:
Habib-i Huda Şefi-i Ruz-ü Ceza Hazret-i Muhammed S.A. efen-dimize ve onun állerine taa, sonsuzların da sonsuzluğuna kadar namü
Ey Daim Baki ve bizeval olan şanı büyük Yüce Allah
Muhammed'e ve Muhamed'in âline salât eyle. Gökler dön-dükçe, gece karanlıkları yayıldıkça, melekler tesbih ettikçe..
Demek olur ki:
Bütün bu sayılanlar olup durdukça, daima ve her zaman, Re-sulüllah S.A. efendimize ve onun âline salât inzal ederek, yüce şanla-rını şerefli, azametli ve keremli eyle Allahım.
YÜZ YİRMİ İKİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ya Allah.. Şanı büyük, kendisinden başka ilâh olmayan, nimeti her şeye şamil..
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle..
Daha önceleri de anlatıldığı gibi, Resulüllah S.A. efendimizin âli: Kendisine tabi olup yolunca giden ümmetleridir.
İbrahim'e salât ettiğin gibi..
Burada zikri geçen İbrahim a.s. daha önce de anlatıldığı gibi, Re-sulüllah S.A. efendimizin ceddidir.
Bazı nüshalarda:
İbrahim'in âline de..
Lafzının, ziyadesi ile gelmiştir. (Bizim metinde bu cümle yoktur.)
Devam edelim:
Muhammed'e ve Muhammed'in âline bereket ihsan eyle. Ålem-lerde, İbrahim'e bereket ihsan eylediğin gibi..
Bazı nüshalarda:
- İbrahim'in âline de..
Ziyadesi ile gelmiştir. (Bizim metinde bu cümle yoktur.)
Çünkü sen: Hamid'sin; Mecid'sin.
Demek olur ki: Kullarına çeşitlin imetler ihsan eylediğin için, dal-ma övülmektesin. Kendilerine garazsız, ıvazsız ihsanlar etmekle de ulusun.
121. Allahümme salli alâ Mu-hammedin ve ala ali Muhammedin madaret'il-eflákü ve decet'il-ahlâkü ve sebbehat'il-emlákü.
122. Allahümme hammedin ve alâ âli Muhammedin ke-salli alâ Mu-ma salleyte ala İbrahime ve barik alâ Muhammedin ve alå äli Muham-medin kema barekte alå İbrahime fil-ålenine inneke Hamidün Mecidün.
123. Allahümme salli alâ Mu-hammedin ve alaâ âli Muhammedin matalaat'iş-şemsü ve masulliyet'il hamsü ve mateelleka berkun ve te deffeka vedkun ve masebbeha Ra'dün.
124. Allahümme salli alâ Mu-hammedin ve alâ âli Muhammedin mil'es-semavati vel-arzı ve mil'e ma-beynehüma ve mil'e maşi'te min şey'-in ba'du.
Alalhümme kema kame bila'ba-ir-risaleti vestenkazel-halka minel-ce-haleti ve cahede ehl'el-küfri ved-dala-leti ve deâ
**
121. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle: Gökler dön-dükçe, gece karanlıkları yayıldıkça, melekler tesbih ettikçe..
122. Allahım. Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle.. İbrahim'e salat ettiğin gibi.. Muhammed'e ve Muhammed'in åline bereket ihsan eyle; âlem-lerde İbrahim'e bereket ihsan eylediğin gibi..
Çünkü sen, Hamid'sin, Mecid'sin.
123. Allahım, Muhammd'e ve Muhammed'in âline salát eyle: Güneş doğ dukça, beş vakit namaz kılındıkça, şimşek çaktıkça, sık veya ince ince yağmurlar yağdıkça, Raad zatını tesbih ettikçe..
124. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in aline salát eyle: Yer, semalar ve bu ikisi arasındaki şeyler dolusunca; bundan sonra dilediğin şeylerin dolu-sanca..
Allahım, risalet yükünü aldığı, halkı cehaletten kurtardığı, küfür ve dalálet ehli ile mücahede ettiği, tevhidine davet ettiği, kulların İrşadında şiddetlere da-yandığı için..
BIR AVEY Eğer o zerre kadar amel bir İyilik olursa, onu kat kat arttırır ve Kendi katından pek büyük bir mükafat verir.
30
PAZARTESİ
Nisa Suresi: 40
11 1447
BİR HADİS
Ålim bildiğiyle amel edendir.
ŞEVVAL
RUMI: 17 MART 1442 KASIM: 143
Zerrelerden yıldızlara kadar her bir şeyde bir pencere-i tevhid var ve doğrudan doğruya Zat-ı Vahid-i Ehadi sıfatıyla bildiren âyetleri, yani delâletleri ve işaretleri var.
"Birinin başına gelen kötü bir durum senin de başına ge-lebilir" anlamında kullandığımız atasözüne "gülme komşuna gelir başına" deriz. Çoğunlukla bu atasözünü bir başkasının başına gelen üzücü olaylara gülen, kınayan veya alay eden kimseleri uyarmak için kullanırız. Alay ettiğimiz şeyin ölme-den önce bizim de başımıza gelme olasılığını düşünseydik, yine de başkasının başına gelen üzücü olaylara sevinir miydik acaba?
Bunu bir kez daha düşünelim...
İçimizde hâlâ "Olsun, ben yine de gülerdim!" diyenleri-miz varsa bakış açınızda bir problem var demektir. Hatta bu açıdan bakınca çok çirkin göründüğünüz bile söylenebilir. Eğer kimsenin gönül aynasında böylesine çirkin görünmek istemiyorsak, tercihimizi güzel olandan yana yapalım. Böyle-likle biz de güzelleşmiş olalım. Güzellik dediysek, sakın dış güzellik anlaşılmasın. Dışımızla beraber içimizin güzelliği de çok önemlidir.
Edebe bürünen kimsenin gözünden her yeni gün güzeldir. ketimizin taşı toprağı, dağı taşı, börtü böceği bile çok güzeldir. her batan guneş güzeldir, her atan kalp güzeldir ve şu memle-Asıl çirkin olan şey ise kötü düşüncelerimizdir.
Bir kere insanın bakış açısı kirlenmeye görsün her şeyde kusur aramaya veya başkasının başına gelen kötü durumlar ile alay etmeye başlar. O sebeple "açı" önemlidir diyoruz. Dün-yaya bakış açısını düzeltebilmek için de insanın iç âlemine dönüp bir muhasebe yapması gerekir.
Ama nasıl bir muhasebe yapması gerekir?
Elbette adam akıllı bir muhasebe yapıp nereden geldiğini ve nereye gideceğini iyi hesap etmesi gerekir. En azından ba-şımızı yastığa koyduğumuzda şunu diyebilmeliyiz:
"Ben bugün hangi kötü alışkanlığımdan vazgeçtim? Hangi komşumun veya arkadaşımın başına gelen kötü bir durumu düzeltmek için gayret ettim ya da bunun için zaman ayırdım?"
İşte bu şekilde düşünmeye başladığımız an, dünyaya ba-kan penceremizdeki kirlerden de kurtulmuş oluruz. Ayrıca etrafımızdaki güzelliklerin farkına varırız. Güzelliklerin farkına vardıkça da şükreden bir kul oluruz. Şükür ise bizi Allah'a severek ve isteyerek ibadet etmeye yönlendirir.
Bakınız, bir "açı" bizi nereden nereye getirdi. Buna rağmen hālā bir başkasının düştüğü kötü durumlara bakıp da "Olsun, ben yine de gülerim!" diyebilir misiniz?
Diyemezsiniz ya!
Çünkü bunca güzellik ve iyilik dururken kötülüğe meyil edemezsiniz. Bu şekilde yaparsanız gizli ve aşikâr düşmanla-rınız tarafından gafil avlanmış olursunuz. "Her fırsatta anne babaya, komşulara, bütün insanlara, hatta hayvanlara ve bit-kilere kısacası bütün mahlükata iyi davranmayı tavsiye eden
66 De ki: "Ne dersiniz, eğer Allah sizin kulağınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi de mühürlerse, Allah'tan başka onu size (geri) getirecek ilah kimmiş?" Bak, biz âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz, sonra onlar nasıl yüz çeviriyorlar?
(En'am, 6/46)
Mushaf sayfa no: 132
Hafızlık sayfa no: 7. Cúz/9. sayfa,
SAHİP OLDUĞUMUZ NİMETLERİ VEREN VE ALAN ALLAH'TIR.
BİLGİ
Allah'a birtakım putları, ilahları ortak koşan, bu sapkın inançlarında ısrar eden müşriklere seslenir ayet-i kerime: Size can, görme, işitme, tatma, kalp gibi nimetleri veren ancak Allah'tır. Bu becerilerinizi veren ve sizi var eden Allah olduğu hâlde O'nu nasıl yalanlarsınız ve başka ilahlara inanırsınız! O bu yeteneklerinizi geri alsa bunları size kim geri verebilir? Allah, gücü her şeye yetendir. O ayetlerini geniş olarak açıklar. Varlığınız, beceri ve yetenekleriniz ile size verilen diğer nimetler, O'nun varlığının delilidir. O hålde nasıl inkâr edip Hak'tan yüz çevirirsiniz!
MESAJ:
Her şeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allah'a şirk koşmaktan uzak durmak gerekir.
وكملك هنا بعضهم ببعض ليقولوا اهؤلاء من الله عليهم من بيننا اليس الله باعلم بالشاكرين . وإذا حافظة الدين يؤمنون بآياتنا فقل سلامُ عَلَيْكُمْ كتب الة على نفسه الرحمة اله من عمل منكم سوما عها لو ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ . وكذلك الفصل الْآيَاتِ وَلِتَسْتَبِينَ سَبِيلُ الْمُجْرِمِينَ .
66 Gaybın anahtarları yalnızca O'nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin
karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah'ın bilgisi dahilinde, Levh-i Mahfuz'da) olmasın.99
(En'am, 6/59)
Mushaf sayfa no: 133
Hafızlık sayfa no: 7. Cüz/8. sayfa
MUTLAK BİLGİ ANCAK ALLAH'INDIR, GAYBI DA ANCAK O BİLİR.
BİLGİ:
Allah'ın ilmi geçmiş ve geleceği; bütün zamanları kapsar. O olmuşu, olanı ve olacağı bilir. Geleceğin bilgisini ancak Allah bilir. Allah her an, her zaman dünyada, evrende ne olduğunu bilir. Bir ağaç yaprağının düşmesine varıncaya dek her şey Allah'ın bilgisi, gücü ve kudreti dâhilindedir. O, yeryüzünü, gökleri yaratmış; evrende mükemmel bir denge var etmiştir. Hayat ilahi programa göre devam eder. Bir tohumun çekirdeğinden filizlenip çıkması, ağaçların çiçek açması ve meyve vermesine varıncaya dek her şey ilahi program çerçevesinde yürür. MESAJ:
Gaybı bilenin ve ilahlık özelliklerine sahip olanın yalnızca Allah olduğuna inanırız.
Temsilcilerin Reis ve Seyyidleri Beni Nebhanlardan Zeydül'Hayl b. Mühelhel idi (16).
Temsilciler, Medine'ye geldikleri zaman, Peygamberimiz, Mescidde bulunuyordu.
Temsilciler, Mescidin önünde ve yanında hayvanlarının dizlerini bağladıktan sonra Mescide girdiler.
Peygamberimizin yanına vardılar (17).
Peygamberimiz, onlara bakıp «Ben, size hiç bir yararı bulunmayan Uzza'dan, Lat'tan ve Allahdan başka tapmakta olduğunuz siyah De-ve'den daha hayırlı olanı tavsiye ederim! buyurdu (18).
Zeyd'ül'Hayl «Yâ Resülallah! Ben, Sana dokuz konaklık yerden hayvanımı yorarak geldim.
Peygamberimiz «Seni, yamaçlardan ve düzlerden buraya kadar getiren, kalbini imana yaklaştıran Allâha hamd olsun!» buyurdu ve Zeyd'in elini avucunun içine alıp «Sen, kimsin? İsmin nedir?» diye sordu.
Zeyd Ben, Zeyd'ül'Hayl'ım. Şehådet ederim ki: Allah'dan başka flåh yoktur. Sen de, O'nun kulu ve Resûlüsündür!» dedi (20).
Peygamberimiz Sen, Zeyd'ül'Hayl değil, Zeyd'ül'Hayr'sın!» bu-yurdu.
Zeyd'in, Zeyd'ül'Hayl diye anılması, atlardan çok iyi anladığı ve onlarla çok uğraştığı içindi (21).
Peygamberimiz, Beni Tayyi' Temsilcilerine İslâmiyeti anlatıp Müs-lüman olmalarını teklif edince, onlar, Müslüman oldular (22).
(14) Ibn-i Sa'd-Tabakat e, 1, s. 321
(15) İbn-i Hacer-İsåbe c, 3, s, 222 (16)
İbn-i İshak, İbn-i Higam-Sire c. 4, s. 224, İbn-i Sa'd-Tabakat c.1, s. 321, Taberi-
Tarih c. 3, s. 166
17) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 321
( (18) Süheyli-Ravdul'ünf c. 7, s. 448
(19) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 3, s. 301 (
20) Süheyll-Ravdul'ünf c. 7, s. 449, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 250, Ahmed Zeyni
Dahlan-Sire c. 2, s. 152
(21) Ibn-1 Esir-Üsdülgabe c. 3, s. 301
Tarih c. 3, s. 166
(22) İbn-i İshak, İbn-1 Hişam-Sire c. 4, s. 224, İbn-i Sa'd-Tabakat c, 1, s, 321, Taberi-
Zeyd'ın Üstün Kişiliği ve Kendisine Arazi Verilmesi:
ri yoktur ki, yanıma gelince, onu, hakkında söylenilen faziletin dûnun-Peygamberimiz «Arap adamlarından, bana, fazileti anılan hiç bị. da görmüş olmayayım!
Ancak, Zeyd, bundan müstesnadır. Ondaki her fazilet , bana ulas-
tırılmış değildir. buyurdu ve kendisine Zeyd'ül'Hayr adını taktı. Zeyd'e, Feyd lle birlikte iki arazi verdi. Bu hususta bir de, Ferman yazısı yazdı (23).
dan kurtulmasa da, bu, kendisinin aleyhine değildir!» buyurdu. Zeyd, Necd ülkesindeki sulardan bir su başına ulaştığı (26), Fer-de diye anılan yerde bulunduğu sırada (27), hummaya tutuldu ve
orada vefat etti (28).
Zeyd, vefat edince, Kabisa b. Esved, Onun üzerine bir yıl ağıt ağ
lattıktan sonra Ona aid hayvanla eşyaları evine gönderdi.
(23) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 224, İbn-i Sa'd-Tabakat c, 1, 5, 321, Taberi-Tarih c. 3, s. 166, İbn-i Kayyum-Zadülmaad c. 3, s. 39
(24) Süheyli-Ravdulünf c. 7, s. 449
) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 321, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 257 (26 ) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire, c. 4, s. 224, Taberi-Tarih
c. 3, s. 166, Süheyll-Ravdul'ünf c. 7, s. 449. İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 39. Zürkani-Mevahibül-ledünniye Şerhi c. 4, s. 26
(25
(27) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 224, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, 3, 321, Taberf-Tarih c. 3, s. 166, İbn -i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 39 (28)
İbn-i İshak, İbn-i Hisam-Sire c, 4, 5, 224, Taberl-Tarih c. 3, 8, 166, İbn-i Kay yım-Zadülmaad c. 3, a. 39
Peygamberimizin, Feyd ve iki arazi hakkındaki Ferman yazısı da, eşya içinde bulunuyordu (29).
Zeyd'in Eşyasını Karısının Ateşe Verip Yakması:
Zeyd'in karısı, Zeyd'in eşyasını görünce (30), İçinde, Peygamberi-mizin Arazi hakkındaki Ferman yazısı da, bulunduğu halde, her şeyi-ni ateşe verip yaktı (31).
Bu, onun cehaletinden, aklının ve dininin kıtlığından ileri gel-
mişti (32).
Zeyd'in Şekl-ü Şemaili:
Zeyd'ül'Hayr, Ebû Mükniť künyesini taşırdı (33).
Şair, Hatip, babayiğit, cömerd (34), güzel yüzlü, güzel ahlaklı, uzun boylu idi.
İri ve uzun bir ata biner, merkebe binmiş gibi, ayakları yerde sü-rünürdü (35).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 35. fıkrasında «Bu sefirler develerile camiye girdiler, ca-miin avlusuna hayvanlarını bağladılar.» (36) diyorsa da, yanlıştır.
Çünki, Tayyi' Temsilcilerinin hayvanlarile ne Mescide girdikleri, ne de, hayvanlarını Mescidin avlusuna bağladıkları vardır.
Kaetani'nin dayandığı kaynakta «Mescidin önünde ve yanında hayvanlarının dizlerini bağladıktan sonra Mescid'e girdiler. Resûlul-
lah Aleyhisselâmın yanına vardılar.» denilmiştir (37).
(20) Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 257, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 153
(30) Ahmed Zeyni Dallan-Sire c. 2, s. 153
İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 224, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 321-322 Taberl-Tarih c. 3, s. 166, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c, 2, s. 237, Ebülfida-Sire c.4, 8.122
(32) Ebülfida-Sire c. 4, s. 122
(33) Süheyll-Radvul'ünf c. 7, s. 448
(34) İbn-i Abdulberr-İstlab c. 2, s. 559, Süheyll-Radvul'ünf c. 7, s. 448, İbn-i Esir-Us-dülgabe c. 2, s. 301
(36) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 71
(35) Süheyll-Radvul'ünf c. 7, s. 449, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, 8. 152
iste bu labe dar (iyilik ve güzellik şehridir). Bu da Uhud dur, öyle bir dağdır ki o bizi sever biz de onu severiz. (Buhart, Fedailul-Medine, 9)
UHUD GAZVESİ: KUMANDANA İTAATİN ÖNEMİ
Müsnkler. Bedir'de ağır bir yenilgi almışlardı. Ertesi yıla kadar yeniden hazırlık yapnuş ve iç hin kişilik bir ordu toplamışlardı. Savunmada kalmayı düşünen Progamberimiz ise istişare sonucuna uymuş ve bin kişilik ordusuyla yola çıkmıştı. Pryepinierimiz tarafından verilen kesin talimata rağmen Ayneyn geçidinin terk ellisest. Mallananların lehine olan savaşın seyrini değiştirmiş ve beklenme-ar sonuca neden olmuştur. Bu gazvede Hz. Hamza'nın da aralarında olduğu nis Mislimansett edilmiştir. Unad Savayı, Hz. Peygamber in savaş öncesin-Det samatinic Setintsezmemesinin ve savaştaki talimatlarına uyulmamasınun Annelarate Stonesmanların yaşadığı bir ibret tablosu olmuştur. Ote gauen Pit Pengunber onlara karya katı kalpli olmak yerine Allah'ın rahmetiyle Паставый Делчооk etrafından dağılıp gitmelerini engellemiştir. Midburnerforatamente tiddlers bo çetin imtihan, onları daha sonraki dermekten kurtaran bir ders olmuştur
Ey Vahid Ferd Samed olan şanı büyük nimeti her şeye şamil, ken-disinden başka ilah olmayan Allah...
Muhammed'e ve Muhanımed'in âline salât eyle: Güneş doğ. dukça, beş vakit namaz kılındıkça, şimşek çaktıkça, sık veya ince in. ce yağmurlar yağdıkça RAAD zatını lesbih ettikçe..
RAAD ALEYHİSSELAM
Bu cümlede geçen RAAD meleklerin resullerindendir; bulutlara müekkeldir. Bulutları, emrolundukları yerlere sevk eder. Bulutlardan çıkan seda, o meleğin, bulutlara zecri ile emrettiğinin sesidir.
Bir rivayet:
Gök gürlediği zaman bir kimse:
Raad, Allah'a hamdle tesbih eder. Melekler de onun korkusun-dan tesbih ederler. O, yıldırımlar gönderip onunla kimi dilerse çar-par. Halbuki onlar, Allah hakkında mücadele edip duruyorlar. O. kud-ret ve azabında çetindir. (13/13) (1)
Meâline gelen âyet kerimeyi okursa.. yıldırım isabetinden ko-runur. (Ama Arapça aslında olduğu gibi.) Buna göre, cümlenin ma-nası şudur:
Raad aleyhisselâm tesbih ettikçe, Seyyid'ül-enbiya vel-mürselin Habib-i Rabb'll-Alemin kıyamet günü günahkârların şefaatçısı Resu-lüllah S.A. efendimiz üzerine üstün salât, güzel selâm inzal ederek, mübarek şanlarını mübeccel ve mufaddal eyle Allahım.
YÜZ YİRMİ DÖRDÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ya Allah, şanı büyük nimeti her şeye şamil.
Muhammed'e ve Muhammed'in âline..
Kendisine tabi olan ümmetine..
Salât eyle: Yer, semalar ve bu ikisinin arasında dolu şeyler ve bundan sonra, dilediğin şeylerin dolusunca..
Ey ülühiyet ve rübublyetinde münferid, vahdaniyet ve samedani-yetinde müteferrid Hayy Kayyum celâl ve ikram sahibi, şanı yüce za-tı mukaddes Allahım. Resulüllah S.A. efendimiz:
(1) Bu âyetin Arapça okunuşu şöyle dlabilir:
Ve yüscbbih'ür-ra'dü bihamdihi vel-meläiketü min hifetihi ve yürsilüs-savaıke feyusibü biha men yeşaü min madihi ve yücadilune fillahi ve hüve-şedid'ül-mihal.>
au cumlenin daha açık gerhli mannat sudur: Habib-i Ekrem'in NBNY tham'm Real Agamin olan Hazret-i Muhammed'i BA batan sanlara Nebi ve Resul olarak gönderdin. O dabi, yüce emrine imtisal ederek, memur olduğu islerde istikamet sahibi olarak teblig ainde risaletin yükund ve agirginitamaya devam etti Halkı cehaletten kurtardığı, küfür ve dalålet ehli ile müca
hede ettiği Yant Halkı cehalletten kurtarıp iraad eylediği, kafirler, müna oklar, fuccar ve matlaşanlar
La lahe illallah. (Alah'tan başka ilah yoktur.)
Deyinceye kadar, onlarla kıtal ve cihad etti.
Tevhidine davet ettiği..
Yani: Cümle Insanları ve cinni senin bu yüce kellmene davet ve irsad ettiği
Kullarının İrşadında şiddetlere dayandığı için...
Demek olur ki:
Ey Alemlerin ilahı, kularını tevhide, doğru yola irjad ve teb lig işinde sıkıntılara bilhassa, Kureyş kafirlerinin küfür ve hasetle rinden dolayı kendisine isabet eden cefa ve zahmetlere sabır ve taham mül ettiği için..
Devam edelim:
Allahım, ona dilediğini ver.
Bu cumlenin daha açık şerhli manası şudur:
Ya Allah, sanı büyük, nimeti her şeye şamil, kibriyası yüce, kendisinden başka ilah olmayan..
Sırf kerem ve lütfunla Resul'üs-sakaleyn, Neblyy'll-Haremeyn Imam-ül-kıbleteyn Seyyid'ül-kevneyn Resulüllah S.A. efendimizi: Ri-salet meşakkatine tahammül ettiğinden, halkı cehaletten kurtardı ğından, küfür ve dalålet ehli ile kıtal ve cihad ettiğinden, halkı zatının tevhidine irşad ettiğinden, kulların ve tebliğin zahmet ve şiddetlerine tahammül ve sabrettiğinden ötürü, kendisine mükafat olarak fazl ve ihsanınla kerem eyle; zatından dilediğini ver.
Onu emeline ulaştır. Ona fazilet ve VESİLE yüksek derece ver. Daha önce de anlatıldığı gibi: VESILE, cennet derecelerinin en yüksek makamıdır.
Onu, kendisine vaad ettiğin ΜΑΚΑΜ-Ι ΜΛΗMUD'a çıkar.
Daha önce de anlatıldığı gibi, MAKAM-1 MAHMUD, öbür ålemde Resulüllah S.A. efendimize verilecek büyük şefaat makamıdır. Allah-ü Taâlâ, bunu Resulüllah S.A. efendimize şu Ayet-i kerime lle vand etti:
«Ümid edebilirsin; Rabbın seni MAKAM-I MAHMUD'a gönde-recektir.» (17/79)
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur: Habib-i Ekrem'in Nebiyy-i Efham'ın Resul-ü Azam'ın olan Hazret-i Muhammed'i S.A. bütün insanlara Nebi ve Resul olarak gönderdin. O dahi, yüce emrine imtisal ederek, memur olduğu işlerde istikamet sahibi olarak tebliğ işinde risaletin yükünü ve ağırlığını taşımaya devam etti.
Halkı cehaletten kurtardığı, küfür ve dalâlet ehli ile müca-hede ettiği.
Yani: Halkı cehalletten kurtarıp irşad eylediği; kâfirler, müna-fıklar, füccar ve inatlaşanlar:
Lâ ilahe illallah. (Alah'tan başka ilah yoktur.)
Deyinceye kadar, onlarla kıtal ve cihad etti.
Tevhidine davet ettiği..
Yani: Cümle insanları ve cinni senin bu yüce kelimene davet ve irşad ettiği.
Kullarının irşadında şiddetlere dayandığı için..
Demek olur ki:
- Ey álemlerin ilâhı, kularını tevhide, doğru yola irşad ve teb-liğ işinde sıkıntılara.. bilhassa, Kureyş kafirlerinin küfür ve hasetle-rinden dolayı kendisine isabet eden cefa ve zahmetlere sabır ve taham-mül ettiği için..
Devam edelim:
Allahım, ona dilediğini ver.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Ya Allah, şanı büyük, nimeti her şeye şamil, kibriyası yüceе, kendisinden başka ilâh olmayan..
Sırf kerem ve lütfunla Resul'üs-sakaleyn, Nebiyy'il-Haremeyn İmam-ül-kıbleteyn Seyyid'ül-kevneyn Resulüllah S.A. efendimizi: Rı-salet meşakkatine tahammül ettiğinden, halkı cehaletten kurtardı-ğından, küfür ve dalâlet ehli ile kıtal ve cihad ettiğinden, halkı zatının tevhidine irşad ettiğinden, kulların ve tebliğin zahmet ve şiddetlerine tahammül ve sabrettiğinden ötürü, kendisine mükâfat olarak fazl ve ihsanınla kerem eyle; zatından dilediğini ver.
Onu emeline ulaştır. Ona fazilet ve VESİLE yüksek derece ver.
Daha önce de anlatıldığı gibi: VESİLE, cennet derecelerinin en yüksek makamıdır.
Onu, kendisine vaad ettiğin MAKAM-I MAHMUD'a çıkar.
Daha önce de anlatıldığı gibi, MAKAM-I MAHMUD, öbür âlemde Resulüllah S.A. efendimize verilecek büyük şefaat makamıdır. Allah-ü Taâlâ, bunu Resulüllah S.A. efendimize şu âyet-i kerime ile vaad etti:
«Ümid edebilirsin; Rabbın seni MAKAM-I MAHMUD'a gönde-
Ey hacetleri bitiren, dualara icabet eden, vacib'ül-vücud hayrı ve cömertliği bol, şanı büyük, kendisinden başka ilah olmayan nimeti her
şeye şamil Allahum. Bizi, onun şeriatına tabi olanlardan eyle.
Yant: Sözde, itikadda, amelde Resulüllah S.A. efendimizin påk şe riatına, ustün yoluna sülük edip uyanı olarak gereği ile amel edenler-den eyle.
Keza, onun sevgisi ile sıfatlananlardan.
kil. Yani: Zahir, batın hallerde onun sevgisine bağlanıp kalanlardan
Onun hidayeti ile hidayet bulanlardan, onun yolunca giden-lerden eyle.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimizin siret-i celilesi, ahval-i cemilesi, tarikat-1 aliyyesi, ef'al-i hasenesi, hısal-ı müstahsanesi, ahlâk-ı keri mesi ile hidayete ermişlerden eyle.
Bizi, onun sünneti üzerine öldür.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Ömrümüz tamam olduğu, ecelimiz geldiği zaman; o keremli Habib'in, muhterem Resulünün üstün âdetleri ve påk påk milleti olan İs-lâm dini üzerine bizi öldür. Ki bu: Büyük saadet ve büyük kurtuluş-tur.
Bizleri, onun şefaatina erme faziletinden mahrum etme. Bizi, onun GURR'IL-MUHACCELİN tabileri, önde giden yakınları, AS-HAB-I YEMİN zümresi ile haşreyle.
Ey merhametliler merhametlisi.
Bu cümlede geçen:
GURR'İL-MUHACCELİN.
Tabiri ile, Resulüllah S.A. efendimizin şu vasıflı ümmeti anlatılır: Abdest aldıktan ötürü; yüzleri, kolları, ayakları pek nurlu parlak.
ASHAB-I YEMİN.
Ise, Kur'an-ı Kerim'in Vakıa suresinde şöyle anlatılır:
- «Asahb-1 yemine gelince, ashab-ı yemin nekadar iyidir. Diken-siz kiraz, meyveleri tıklım tıklım muz ağaçları, yayılmış gölgeler, dai-ma akan sular, hiç kesilip bitmeyen, yasak edilmeyen nice meyveler arasında yüksek sergilerdedirler.
Gerçekten biz, onları yepyeni bir yaratılışla yarattık. Bakire kız-lardır; zevclerine de sevgi ile düşkün.. Onları hep bir yaşıt yaptık. Bunların hepsi ashab-ı yemin için.» (56/27-38)
Bu duruma göre, salavat-ı şerifedeki mana şu olur:
Bizleri, bu âyet-i kerimelerle anlatılan zümre içinde haşreyle.
Bir başka manaya göre de, şu demeğe gelir:
Bizleri, kitapları sağ ellerine verilen zümre ile dirilt.
ila tevhidike ve kasa'ş şedaide fiiryadi abidike fea'tuhillahümme sü'lehu ve belliğhü me'mulehu ve atihil-vesilete vel- fazilete ved derecet'er-refiate veb-ashül-Makam'el-Mahmudellezi vaadte hu inneke lå tuhlifül-miade.
Allahümme vec'alna minel-müt
tabiine lişerriatihil-muttasıfine bima habbetihil-mühtedine bihedyihi ve sire-tihi ve teveffena alá sünnetihi ve lá tahrimna fazle şefaatihi vahşürna fi-etbaihil-gurr'il-muhacceline ve his-sabikune ve ashabil-yemini ya er-hamer-rahimine. eşyai
Allahümme salli alâ meläiketike vel-mukarrebine ve alå enbiyaike vel-mürseline ve alâ ehli taatike ecmaine vec'alna bis-salâti aleyhim minel-merhumine.
125. Allahümme salli alâ Mu-hammedin'il-meb'usi min Tihamete vel-âmiri bil-ma'rufi vel-istekameti
Allahım, ona dilediğini ver; onu emeline ulaştır.
Ona fazilet, vesile, yüksek derece ver; kendisine vaad ettiğin Makam-ı Mah-mud'a çıkar. Çünkü sen, vaadden dönmezsin.
Allahım, bizi onun şeriatına tabi olanlardan eyle. Onun sevgisi ile, muttasıf olanlardan eyle. Onun hidayeti ile hidayet bulanlardan, onun yolunca gidenlerden eyle.
Bizi, onun sünneti üzerine öldür. Bizleri, onun şefaatına erme faziletinden mahrum etme. Bizi, onun gurr-i muhaccelin tabileri, önde giden yakınları, ashab-ı yemin zünıresi ile haşreyle ey merhametliler merhametlisi..
Allahım, meleklerine ve mukarreblere salât eyle. Keza nebilerine ve resul-lere, sana taat edenlerin tümüne..
Onlara okuduğumuz bu salâvat sebebi ile bizleri rahmete nail olanlardan eyle. 125. Allahım, salât eyle: Tehame'den peygamber çıkarılan Muhammed'e... Ki o: İyiliği ve istikamete emreder.
Ogreten, ögrenen, dinleyen ya da ilmi seven/destekleyen ol:Beşincisi olma helak olursun. (Dorimi, Mukaddime, 26)
EBÛ DÂVÛD ES-SİCİSTANÎ
Kütüb-i Sitte'den biri olan es-Sünen'in müellifi Ebû Dâvûd, Sicistan'da doğ-du ve tahsiline orada başladı. Hadis bilgisini artırmak maksadıyla Bağdat'a, Basra'ya gitti. Buhârî ve Müslim'in de hocası olan birçok âlimden istifade etti. Bağdat'ta t'ta Ahmed b. Hanbel'in ilim meclislerinde uzunca bir süre fıkıh ve usûl-i fıkıh konularını öğrendi. Birçok hadis âliminin belirttiği gibi Ebû Dâvûd hadislerin zayıfını sağlamından ayırma, rivayetlerdeki ince kusurları tanıma ve hadis râvilerini tenkit etme hususlarında tanınmış bir âlimdir. Hayatı boyunca yazdığı 500.000 hadis arasından bu özelliklere sahip 4800 rivayeti seçerek es-Sünen'e almıştır. Bu eseri tasnif ettikten sonra İslam dünyasında şöhreti artan Ebû Dâvûd, hadis ilmindeki otoritesi yanında fıkıh bilgisiyle de dikkati çekmiştir. Sahihinden zayıfına kadar İslam hukukuyla ilgili 4800 hadisi topladığı, bunlardan ileri derecede zayıf olanları belirtmeye özen gösterdiği bir eser olan es-Sünen İslam dünyasında büyük rağbet görmüştür.
Oomach Imparatorluğundan Cumhuriyet dönemine geçiş sürecinde aydınlar, tarihin kubua noktalarında önemli roller üstlendiler Osmanlı'da aydınlar genellikle devletin Mimetinde olan, eğitimli ve entelektüel bireylerdi. Ancak 19. yüzyılın ikinci yarısında aydın lar arasinda Bath etkisi ve milliyetçilik akımlarının güçlenmesiyle birlikte, toplumsal değişim ve asosdernleşme talepleri artmaya başlah. Imparatorluğun çöküş döneminde aydınlar, modernleune ve form ihtiyacı konusunda fikir birliği sağlamaya çalışırken, bazıları da Banya ovenerek Osmanh toplumunu eleştirdiler ve değişim çağrısında bulundular. Bazı arshalar be yenileşmeyi savunurken Batı medeniyetine karşı Osmanlı'nın savunduğu büyük medeniyetin değerlerine bağlı kalarak değişim ve yenileşmenin gerçekleşmesini savun muslanhe. Bu site, avdınlarım toplumun sosyal ve siyasi yapısını yeniden şekillendirme cabalarını da beraberinde getirdi.
Cumhuriyet döneminde ise aydınlar modern Türkiye'nin kurulmasında önemli rol avaashlac Cumhuriyetin temel değerleri başta olmak üzere çağdaşlık, eğitim ve bilim gibi ilkelerm yayılmaunda aydınların etkisi büyük oldu. Aydınlar, toplumun eğitim seviyesini yükseltmek, bilimsel ve teknolojik ilerlemeyi desteklemek ve demokratik değerleri yaymak konusunda önemli gayretler sarf ettiler. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde aydınlar, tophmon değişim ve dönüşümünde önemli aktörler olarak karşımıza çıkmaktadır. İdealleri ve fikirleriyle topluma yön veren aydınlar, Türkiye'nin sosyal, kültürel ve siyasi gelişiminde beluleyici bir tol oynamışlarıdır
Cumhuriyetin 100 yıhna orel olarak, Türk düşünce tarihine damga vuran 100 önemli döşünür üzerine ever ortaya koymak, bu isimlere bir vefa göstergesidir. Bu düşünürler, fikirleri ve katkılarıyla Türkiye'nin siyasal, sosyal, iktisadi, kültürel, edebi ve bilimsel gelişimine önemli ölçude katkıda bulundular. Onların eserleri ve düşünceleri, sadece Turki veide değil ayu samanda uluslararası alanda da etkisini gösterdi. Birbirinden kıymetli bu düşünürlerin her biri kendi kitlesi üzerinde önemli olmakla birlikte, günümüze bıraktığı düşüncelert, hangt siyasal düşünceden olursa olsun toplum nezdinde bir karşılığı vardır. Sıradan günluk siyasal meşgalenin ötesinde yapılan analizler, onları kıymetli kılar. Düşünce leriyle Türkiye siyasi alanından, edebiyat akımlarına, iktisadi yansımalardan kültürel gelişmelere kadar suyun başında duran bu düşünürler, 100. yılında Cumhuriyet'in önemli saç ayaklarını oluşturdular.
Osmanlı İmparatorluğu'ndan Cumhuriyet dönemine geçiş sürecinde aydınlar, tarihin kırılma noktalarında önemli roller üstlendiler. Osmanlı'da aydınlar genellikle devletin hizmetinde olan, eğitimli ve entelektüel bireylerdi. Ancak 19. yüzyılın ikinci yarısında aydın-lar arasında Batı etkisi ve milliyetçilik akımlarının güçlenmesiyle birlikte, toplumsal değişim ve modernleşme talepleri artmaya başladı. İmparatorluğun çöküş döneminde aydınlar, modernleşme ve reform ihtiyacı konusunda fikir birliği sağlamaya çalışırken, bazıları da Batı'ya özenerek Osmanlı toplumunu eleştirdiler ve değişim çağrısında bulundular. Bazı aydınlar ise yenileşmeyi savunurken Batı medeniyetine karşı Osmanlı'nın savunduğu büyük medeniyetin değerlerine bağlı kalarak değişim ve yenileşmenin gerçekleşmesini savun-muşlardır. Bu süreç, aydınların toplumun sosyal ve siyasi yapısını yeniden şekillendirme çabalarını da beraberinde getirdi.
Cumhuriyet döneminde ise aydınlar modern Türkiye'nin kurulmasında önemli rol oynadılar. Cumhuriyetin temel değerleri başta olmak üzere çağdaşlık, eğitim ve bilim gibi ilkelerin yayılmasında aydınların etkisi büyük oldu. Aydınlar, toplumun eğitim seviyesini yükseltmek, bilimsel ve teknolojik ilerlemeyi desteklemek ve demokratik değerleri yaymak konusunda önemli gayretler sarf ettiler. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde aydınlar, toplumun değişim ve dönüşümünde önemli aktörler olarak karşımıza çıkmaktadır. İdealleri ve fikirleriyle topluma yön veren aydınlar, Türkiye'nin sosyal, kültürel ve siyasi gelişiminde belirleyici bir rol oynamışlardır.
Cumhuriyetin 100. yılına özel olarak, Türk düşünce tarihine damga vuran 100 önemli düşünür üzerine eser ortaya koymak, bu isimlere bir vefa göstergesidir. Bu düşünürler, fikirleri ve katkılarıyla Türkiye'nin siyasal, sosyal, iktisadi, kültürel, edebi ve bilimsel gelişimine önemli ölçüde katkıda bulundular. Onların eserleri ve düşünceleri, sadece Türki-ye'de değil aynı zamanda uluslararası alanda da etkisini gösterdi. Birbirinden kıymetli bu düşünürlerin her biri kendi kitlesi üzerinde önemli olmakla birlikte, günümüze bıraktığı düşünceleri, hangi siyasal düşünceden olursa olsun toplum nezdinde bir karşılığı vardır. Sıradan günlük siyasal meşgalenin ötesinde yapılan analizler, onları kıymetli kılar. Düşünce-leriyle Türkiye siyasi alanından, edebiyat akımlarına, iktisadi yansımalardan kültürel gelişmelere kadar suyun başında duran bu düşünürler, 100. yılında Cumhuriyet'in önemli saç ayaklarını oluşturdular.
Şüphesiz 6000 sayfa civarındaki Risale-i Nurları hakkıyla tasnif ederek bah. çok aşmaktadır. Bu yüzden Bediüzzaman'ın ve Risale-i Nurun yazılmasındaki te-settiği konuları ve açılımları okura aktarmak buradaki makalenin boyutunu çok mel amaçlarından bahsederek konuyu Risale-i Nur Külliyatındaki eserlerin adla Yeni Said döneminde yazılmış olanların daha çok ağırlıkta olduğu Risale-i Nur ri ve telif tarihlerini belirterek bitiriyoruz. Aşağıda sıraladığımız eserler genellikle Külliyatı adı altında yayınlanmaktadır.
Lemeat, Tuluat, Sünûhat, Nokta, Kızıl l'câz, Rumuz, İşârât, Hutuvat-1 Site, kaleme almıştır. Adı geçen eserlerle birlikte Münâzarat, İki Mekteb-i Musibetin Sehadetnamesi, Nutuklar. Makaleler ve Muhakemat adlı eserler de Eski Said'in Hakikat Çekirdekleri-1 ve 2 adlı eserler, Bediüzzaman Darü'l-Hikmet'te iken eserleri olarak Osmanlıca yazılmış olan Asar-1 Bedliyye adlı mecmuada toplan-miştir. Sonradan bu eserler Latin harfleriyle İçtima-i Dersler, İçtimai Reçeteler gibi adlarla yayınlanmıştır.
Ayrıca 1899-1906 yılları arasında yukarıda adı geçen "Kızıl İ'caz" adlı Arap-ça kitabının yanında, yine Arapça bir mantık kitabı olan "Tälikat" adlı eser ile matematik ve fizyonomi ile ilgili iki kitap daha telif ettiği, ancak bu son iki ki-tabın bir yangın sırasında yandığı şeklinde söylentilere olsada bu iki kitapta ya-yınlanmıştır. Risale-i Nurları Arapça'ya çeviren değerli ilim adamı İhsan Kasım Salihi'nin "Saykalü'l-İslâm" adı ile neşrettiği bir mecmuada, "Tälikat" isimli eser de neşredilmiş sonrasında da Türkçeye çevrilerek farklı yayınevlerince yayınlan-mıştır. Kızıl İcazda Prof.Dr Niyazi Beki ve Prof.Dr Ahmet Akgündüz gibi isimler tarafindan tercüme edilerek farklı yayınevlerince yayınlanmıştır.
Yeni Said dönemi eserleri 1926'dan 1949'a kadar yaklaşık yirmi iki-yirmi üç yılık bir zaman zarfında peyderpey yazıldığı gibi, peyderpey de neşredildi. Bu sebeple eserlerin ilk baskı yerlerini veremiyoruz. Ulaşabildiğimiz kadarıyla telif tarihlerini vermekle yetineceğiz.
Eserin Adı Telif Tarihi
et-Tefekkürü'l İmaniyyu'r-Refi'e (1918-1930) (29. Lema ile büyük oranda aynı olduğu söylenir)
riye adıyla yayınlanmıştır.) Eitan Farkhyayevlerinin Risale-i Nur Külliyatı içinde yayınladig bo ser Mesnevi Nariye (Eski said dönemine ait Arapça eserlerin topland Bediüzzaman in kardeşi Abdülmecid Nursi'nin yaptığı tercümesi bulmaktad kattam tercümesi Abdulkadir BADILLI tarafından yapılıp yine Mesnev腸
Talsumlar Mecmuası (Yukarıda sıraladığımız eserlerde yayınlanan bahis havi olup Tenv neşriyatin baskısında Maidetül Kuran risaleside derc edilmiga
içinden alman metinlerle oluşturulmuş. Asayı Musa, Zülfikar, Iman ve Kili Muvataneleri, Müdafaalar, Sikke-i Tasidk-i Gaybi, Hizmet rehberi gibi eserlert Ayrica Risale-i Nur Külliyatını basan yayınevleri yukarıda yer alan eserlerin daha belirtmemiz gerekirse yukarıda sıraladığımız kitapların içinde yer alan me de basmaktadırlar. Bediüzzaman'ın isimlendirdiği tinlere havi eserlerdir. ve tasnif ettiği bu eserler bir
Yine üstadın Arapça yazdığı İşaratül İcaz Turkçeye Bediüzzaman'ın kardeşi Abdülmecid Nursi tarafından tercüme edilmiş ve Bediüzzaman'ın onayında geçtiği için Risale-i Nur Külliyatını basan yayınevleri bu tercümeyi tercih etmiş tır. Fakat bu tercümenin dışında bir çok farklı isimde İşaratül İcaz'ı tercüme edip basmışlardır.
Son olarak bu meyanda Bediüzzaman'ın bir arzusu olan Risale-i Nurların Di yanet İşleri başkanlığı tarafından basılması gerçekleştirilmiş olup Diyanet Valch yayınları tarafından Sözler, Mektubat, Mesnevi-i Nuriye, Asayı Musa ve İşaratil Icat gibi eserleri de yayınlanmıştır.
Risale-i Nur Külliyatında yer alan eserlerin dünyada yaklaşık 60 civarında dile çevrildiği ve basıldığı söylenmektedir.
Risale-i Nurdan Seçme Metinler
Üçüncü Mesele
Gençlik Rehberi'nde izahı bulunan ibretli bir hadisenin hülåsası şudur:
Bir zaman, Eskişehir Hapishanesinin penceresinde bir Cumhuriyet Bayra mi'nda oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raks ediyorlardı.
Birden manevi bir sinema ile elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Ve gördüm ki o elli altmış kızlardan ve talebelerden kırk ellisi kabirde toprak oluyor
39 bmps://morularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyatinin-telif tarihleri-hakkinda-kronolojik bilgi verir misina 40bmp://www.kong//4075-risale+-nur-sirpcaya-tercume-edilmeye baslandı, Linke ulaşma turibi
yoğun bir şekilde çalışmalara başladı. Özellikle Doğu bölgelerinde bu fikirde Said Nursi, özgürluk düşüncesi ve meşrutiyet yönetiminin kabul edilmes sistemlerinin faydaları hakkında konuşmalar yapmaya ve İttihad Muhammed Cemiyeti'nin bir üyesi olduğu Volkan gibi gazetelerde yazılar yazmaya başladı henüz yaygın olmadığını düşünerek İstanbul'da özgürlük ve katılımcı yönetim Bu yazılarda toplumun birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğunu ve merkeziyet lik fikrinin bu birliği bozacağını savundu,
e'ye, oradan da h Ancak Otuzbir Mart Vakası ile ilişkilendirilerek 1 Mayıs 1909'da tutukland sonucu beraat etti. Bu olayın ardından İnebolu üzerinden Rize ye Ancak kısa bir süre sonra "Divan-1 Harb-i Örfi" adıyla yayımladığı savunmay tum ve Tiflis'e geçti. 1910 yılının başlarında Van'a ulaştı. Van'da, Kürt aşiretlerini ziyaret ederek onlara meşrutiyet, özgürlük, hükümetin keyfi yönetimi, danyma ve istişare gibi kavramların yanı sıra o dönemin Islami meseleleri hakkında ay dınlatıcı bilgiler vermeye çalıştı.
sorgulayan ve araştıran bireyler yetiştirmektir. Bu bağlamda eğitim, sorulara ikna edici cevaplar bulma sürecini içermelidir. Nursi'ye göre, aklı aydınlatan fen bi min amacı, bilinçli, farkındalığı yüksek, limleri ve kalbi ışıklandıran dini ilimler, birleşerek hakikati ortaya çıkarır. Dola yısıyla din eğitimi, fen bilimleriyle bir arada verilmeli ve aynı zamanda uzmanlar Bediüzzaman Said Nursi'ye göre eğitimin am tarafından dini tedrisat olarak sunulmalıdır.
reddetmiş ve kendi özgün eğitim modelini sunmuştur. Bu model, eğitim príko Said Nursi, son iki asrın insan fitratına aykırı dayatmacı eğitim modellerin lojisinin ilkeleri doğrultusunda değerlendirilebilir:
1. Nursi, dini ve akademik eğitimi iman merkezli bir bakış açısıyla birleyştir. miş ve özgürlükçü bir yaklaşımı benimsemiştir.
2. Eğitimde duygusal ve entelektüel zeka kullanımını teşvik etmiş, öğrenci lerin farklılıklarına saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
3. Eğitimde sorgulama, adalet, ve şefkat gibi değerleri ön plana çıkarmıştır.
4. Eğitimin amacının, niçin yaşadığını bilen ve bu doğrultuda şekillenen in sanları yetiştirmek olduğunu savunmuş ve kendi yaşam biçimiyle bu ide ali göstermiştir.
Bediüzzaman Said Nursi'nin eğitim anlayışı, hem dini hem de akademik bil-gilerin bütünleştirildiği, özgürlüğü ve farklılıkları kabul eden, adalet ve şefkat te melinde bir eğitim modelini yansıtmaktadır.
Bediüzzaman Said Nursi, Medresetü'z-Zehra aracılığıyla medrese, mektep ve tekke mensupları arasındaki fikir ayrılıklarının ve mezhep farklılıklarının sona
44 Bediüzzaman Said Nursi, Åsår-ı Bediyye, İstanbul: Envar Neşriyat, s. 453.
45 Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, s. 1920-1928.
Het zaman müzakere/müşavere/muhakeme alışverişine açık olmalıyız. Tevhidi gerekçeyle kendi yorumunu mutlaklaştırmamalı, bir başkasına dayatmamalı. leştirilmiş bir toplum oluşturmak demek değildir. e ümmeti seçmek demek, bir örnekleştirilmiş, basmakalıplaştırılmış, homojen
AGD: Son olarak, sizin gençlere bir çağrınız vardır, isterseniz bu röportajı bu çağ-uzla bitirelim.
1. Firak (1978): Bireyin ayrılık ve ayrılık anlamındaki zorlukları ele alan bir eser.
2. Vakti Kuşanmak (1982): İnsanın zamanı etkin bir şekilde kullanması ve kendini geliştirmesi üzerine bir çalışma.
3. Furkan Günleri (1985): Kur'an'ın ayetlerinin ışığında insanın yaşamı ve bu ayetlerin insan üzerindeki etkileri üzerinde odaklanan bir eser.
4. Tevhidi Gerçekliğin Işığında (1986): İslam'ın tevhid anlayışının önemini vurgulayan bir yapıt.
5. Rahmanın Ayetleri Karşısında (1988): Rahman sıfatının Kur'an ayetle-riyle ilişkisini açıklayan bir eser.
6. Vahyin Kılavuzluğu Altında (1988): İnsanın hayatını doğru bir şekilde yönlendirebilmesi için vahyin önemi üzerinde durulan bir çalışma.
7. Bunca Tuğyan, Bunca İssızlık (1989): İnsanın içinde bulunduğu tuğyan (isyan) durumu ve bu isyanın getirdiği yalnızlık üzerine düşüncelerin su-nulduğu bir eser.
8. Söyleşiler (1989): Müftüoğlu'nun çeşitli konularda gerçekleştirdiği söyle-şilerin derlendiği bir kitap.
9. Göklerin ve Yerin Dili (1990): Doğanın dilini ve doğadaki işaretleri anla-yarak Allah'ın varlığını algılayabilmenin önemine odaklanan bir eser.
10. Yeni Bir Tarih Şafağı (1992): Tarih anlayışında dönüşüm ile ilgili bir çalışma.
11. Bilinç Işıklarını Yakmak (1994): İnsanın bilincini, farkındalığını geliştire-bilmesi için nasıl bir çaba göstermesi gerektiği üzerinde durulan bir eser.
12. İlahi Şiarları Özgürleştirmek (1997): İslam'ın temel prensipleri olan İlahi şiarları anlamak ve özgürleştirmek üzerine bir kitap.
7 Röportaj: M. Selim Atlıhan, "Atasoy Müftüoğlu: "Türkiye kendisine dışarıdan dayatılan yabancı bir ger-çeklikle sınırlandırıldı...", Anadolu Gençlik, Sayı: 245 (http://www.anadolugenclik.com.tr/atasoy-muf-tuoglu-turkiye-kendisine-disaridan-dayatilan-yabanci-bir-gerceklikle-sinirlandirildi-257)
13. Ümmet Bilinci (1998); Müslüman toplumun birliği ve dayanışması üze rine odaklanan bir eser.
14. Evrensel Vicdanın Sesi Olmak (1998): Insanın evrensel vicdanını ve ada. leti önemseyen bir yaşam sürebilmesi üzerine bir çalışma.
15. Küresel Kuşatma ve Küresel İhtiraslar (2002): Küresel düzeyde gerçekle şen kuşatma ve ihtirasların etkilerini ele alan bir eser.
16. Barbarlığa Dönüş (2004): İnsanlığın barbarlığa doğru giderek dönüşmesi üzerine düşüncelerin yer aldığı bir kitap.
17. Düşsel Ufuklardan Gerçek Ufuklara (2005): Düşsel veya hayali ufuklar. dan gerçekçi hedeflere yönelmenin önemini vurgulayan bir eser.
18. Onurumuzla Yaşamak Elimizdedir (2007): Insanın onurunu koruyarak anlamlı bir şekilde yaşayabilmesi üzerinde duran bir çalışma.
19. Sözün Erimi (2008): Sözün değerinin ve etkisinin azaldığı çağımızda ile. tişim üzerine düşüncelerin sunulduğu bir kitap.
20. İnsansız Dünyalar, İnsansız Hayatlar (2008): Teknolojinin hızla gelişme-siyle birlikte insanın yıkıcı etkileri üzerinde durulan bir eser.
21. Yeni Bir Zamanı Başlatmak (2010): İnsanın kendi yaşamını ve dünyasını dönüştürebileceği yeni bir döneme adım atma çağrısı yapan bir kitap.
22. Zamanın Sınavından Geçmek (2010): Zamanın hızlı akışı ve değişimin getirdiği sınavlardan nasıl geçebileceğimiz üzerine bir çalışma.
23. Küresel Çağda Kaybolmak (2011): Küresel düzeyde ortaya çıkan karma-şıklıklar ve kaybolma hissi üzerine düşüncelerin yer aldığı bir kitap.
24. Küresel Çağda Varolmak (2012): Küresel düzeyde var olma mücadelesi-nin önemine odaklanan bir eser.
25. Teslimiyetçilik Kader Değildir (2013): Teslimiyetçiliğin sadece kader olma-dığını ve direnerek değişim yaratmanın mümkün olduğunu anlatan bir kitap.
26. Ağır Hasarlı Algılar (2014): Algılarımızın zarar görmesi ve etkilendiği du-rumlar üzerine düşüncelerin sunulduğu bir eser.
27. Varoluşsal Kaygılar (2014): İnsanın varoluşsal kaygıları ve bu kaygılarla başa çıkma yolları üzerinde durulan bir çalışma.
28. Varoluşsal Belirsizlikler (2015): İnsanın varoluşsal belirsizlikler ve güven-sizliklerle nasıl başa çıkabileceği üzerine bir kitap.
29. Sahte Mutlakların Hükümranlığı (2018): Sahte mutlaklar veya yanlış inançların toplum üzerindeki etkilerini ele alan bir eser.
UMMI SINAN IN SAKLI HAZINEST KASIF ESAD EFENDI HAYATI EDERI
ESLIŞEHIR
Qua daldırmakla onların gerçek anlamda dine girdiklerine inanırlar. Dibyaya ezet
Hristiyanlar çocularını sarımtırak renkteki vaftiz mek gerekirse: 'Biz Allah'ın doğuştan her insana va olan 'Allah'ın boyasıyla boyandık' demenin uygun old tedir 24, Tasavvufta da Allah'ın ahlakı ile ahlaklanmak, onun terdigi yolda ilerlemek ve yalnızca ona ibadet etmek olarak boyanmak tabiri kullanılmaktadır.
Münşabiğdür şıbģatu'llah ile cism ü cănumuz Rengimüz içre muväķıf yär olan ağlar bizi (G.529/4)
Vemä halaktü'l-cinne ve'l-inse illä liya'büdüne: "Ben cinleri ve in-sanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım"295.
Ayette insanın yaratılış gayesine işaret edilmetedir. Allah'a ibadet aynı zamanda kamil manası ile Allah'ın bilinmesi neticesinde olur. Kul ma-rifetullaha ibadet vasıtasıyla ulaşacak ve ibadetlerini de hakkıyla ancak marifetullah ile eda edecektir. Kulluk vurgusu, bu ayetin de temelinde tasavvufi şiirlerde işlenmektedir. Kâşif Divanı'nda dibace kısmında bu ayete yer verildiği görülür. Nitekim şair, kulluktan maksadın en başta marifetullahtan geçtiği kaydını düşmektedir.
"Hak sübhanehu ve te'ālā ļażretleri cemű cinn ü insi ve on sekiz biñ 'älemde nümayän olan cinsi kendüye 'ibädet içün yaratdı ki ma'rifetden 'ibaretdür niteki vema halaķtü'l-cinne ve'l-inse illä liya'büdüne liya'rifüne ma'nāsınadur pes ma'rifet-i Huda ma'rifet-i nefse menüțdur".
2.1.2. Hadisler ve Önemli Sözler
Kaşif Divanı'nda yirmi sekiz beyitte dokuz ayrı hadis kullanılmaktadır. Bunların içersinde bazı tasavvufi esasların oluşumunda temel alınan hadisler olduğu gibi sıhhati hususunda üzerinde tartışılan hadisler de bulunmaktadır. Çünkü, dini bilginin kaynağına ulaşma konusunda zahir ulemasından farklı bir yol takip eden mutasavvıflar, bazen hadis alim-lerince sahih sayılan bazı hadisleri sahih saymamışlar bazen de keşfi bilgiye dayanan sözleri hadis olarak kabul etmişlerdir. 296 Divanda kul-lanılan hadisler en çok kullanılandan en aza doğru şöyledir:
- Küntü kenzen mahfiyyen fe aḥbetü en 'urefa fe-halektü'l-halķa li-u'refe: "Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi diledim, bunun için (beni bilmeleri için) yaratıkları yarattım".
kaynağı kitabında geçememektedir. Bu sebeble uydurma olduğu y Mevzu hadistir, Hadis-i kudsi olarak sunulan bu hadis hiçbir hadi nünde ittifak bulunmaktadır. "Metin muhaddisler yanında geçerli olan nakil metodlarıyla rivayet olunmamıştır. Keşif yoluyla yapılan rivayet ca kaynaklar hadisi keşf yoluyla rivayet edenin kim olduğundan ve ne lere hadis denemez ve dini bir değeri yoktur, araştırma dışındadır. Ayn açıktır*298 Ancak tasavvuf cevrelerinde bahsedilen hadis naklen sahih zaman söylediğinden söz etmezler. Bu sebeple rivayetin hadis olmadığ olmasa da keşfen sahih sayılır ve birtakım tasavvufi meselelerin izahın-da kullanılır. İnsanın var olma sebebi olarak aşkın gösterilmesi, insanın dunyaya Rabb'ini tanıması için gönderildiği ve varlıkların arkasında bulunan gizli hazinenin kesti meselesi bu hadisten kaynaklanmaktadır Vahdet-i vücud felsefesinde de bu hadis çok önemli bir yere sahip-tir 299. Kaşif Divanı'nda hadis dokuz beyitte tekrarlanmaktadır.
Sensün ahbebtu en 'urefă sırrına vāşıl olan Sensün ol mermūz-ı ta'lim-i ledünnādan garaż (G.238/3)
Çünki abbebtu didi Hak sevdi evvel 'ilmini Ol sevile kıldı eşyayı kemāhī var-ı aşk (G.261/6)
- Men 'arefe nefsehü feķad 'arefe Rabbehü: "Kendini bilen Rabb'ini bilir".
Mevzu hadistir 301. Hadis kitaplarında bu söz bulunmamaktadır. Bazı alimler sözü Yahya b. Muaz'a ve Hz. Ali'ye nispet etmişlerdir. İbn Arabî, sözü naklen değil de keşfen sahih olarak kabul etmektedir. Her ne kadar manen doğru da olsa neticede söz Hz. Peygamber'e ait değil-dir. İnsan Allah'ın yarattığı en mükemmel varlıktır. Allah'ın halifesi olma liyakatini taşımaktadır. Dolayısıyla donanım itibariyle diğer var-lıklardan farklı ve üstündür. Nitekim Kur'an'da insanın en güzel bi-
297 Aclūni (2015), Keşfu'l-Hafa Dımaşk: El-Matbaatü'l-' Aliyye, c. II, 155.
290 Yıldırım, (2009), age., 110.
299 Türer, O. (2013). Ana Hatlarıyla Tasavvuf Tarihi (İkinci Baskı), İstanbul: Ataç Yayınları, 53. 300 Manzume no'ları şunlardır: G.42/2, G.109/3; G.142/7; G. 190/2; G.238/3, G.256/2, G.261/6
Hadis mevzudur 305. Hadis kitaplarında böyle bir hadisin varlığına denk gelinmemektedir. Bazı muhaddisler, hadisin lafzen değil de manen sa-hih olduğunu söyler. Ancak manayı teyid etmek için ileri sürülen hadis-ler ya şüpheli ya da mevzu olduğu kesin olan hadislerdir. Sonuç itiba-riyle Hz. Peygamber lafzen böyle bir söz söylememiştir 306.
Hadisin daha önce bahsettiğimiz “küntü kenzen mahfiyyen fe ahbetü en 'urefa fe-halektü'l-halķa li-u'refe" hadisi ile irtibatı söz konusudur. Çünkü gizli bir hazine olan Cenâb-ı Hak bilinmeyi murad etmiş ve ilk defa taayün-i hubbi şeklinde yani Hz. Peygamber'in nuru ve sevgisi olarak tecelli eder ardından diğer varlıkların hepsi bu nurdan yaratılır. Onun alemlere rahmet oluşunun anlamı budur. Buna göre evrenin var oluş sebebi Allah'ın Hz. Muhammed'e duyduğu sevgidir 307. Mutasav-vıflar Hz. Peygamber'e olan bağlılık ve hürmetlerinden dolayı bu hadi-si, özellikle naat türü şiirlerde sık sık kullanırlar. Kâşif Divanı'nda da dört beyitte hadise işaret edildiği görülmektedir.
Haķ le 'amruk tacını giydürdi levlā hil'atin Ve'dduha ve'lleylī alnuň ile zülf-i müstețāb (M.4.1/2)
- Iī ma'a'l-lahi vaķtün lā-yese'unī fihi melekün muķarrebün ve la-nebiyyün mürselün: "Benim Allah ile öyle anlarım olur ki, ne bir mukarreb melek, ne de gönderilmiş nebi öyle bir yakınlığı elde edebi-lir".
Hadis mevzudur. 308 Kuşeyri'ye 309 ve Hucvûrî'ye310 göre bu söz hadistir. Ancak ismi geçen mutasavvıflar iddiaları için herhangi bir sened veya kaynak göstermezler. Dolayısıyla söz aslı ve senedi olmayan bir sözdür. Dolayısıyla hadis olmadığı açıktır." Kâşif Divanı'nda gayb sırlarının keşfedilmesi ve tecellilerin aşikar olması bağlamında hadisin üç beyitte kullanıldığı görülür.
Lī me'a'l-lah sırrını 'älemde izhār eyledün Saña mahşüş mülk-i mürsel ne şıġr şeyh ü şäb
(M.4.1/8)
Bir tecellīden lī me'a'l-lāhı izhār eyledi Gün gibi kıldı münevver ķalbümi envär-ı 'aşk
(G.261/2)
Her lemhada rüşen görinür vaķt-i me'a'l-läh Ey Kaşif-i adem yine hāmüşlığum var
(G.166/5)
- Kellīmini ya hümeyra: "Ey Ayşe benimle konuş"
'Hz. Peygamber mana alemine yükselmek istediği zaman Hz. Bilal'e ezan oku ve bizi ferahlandır, mana aleminden bu aleme gelmek iste-diğinde de Hz. Ayşe'ye, ya Hümeyra benimle konuş derdi 312. Kâşif Divanı'nda hadis bir yerde perdelerin açılması ve hakikatin açığa çık-ması ile ilgili olarak kullanılmıştır.
DAIMI SINAN IN SAKLI HAZINESI KASIF ES'AD EFENDI HAYATI EDEBİ KİŞİLIOI-DIVANI
- Lamüke lahmi: "Etin etimdir".
olma ihtimali yüksektir 313 Kaşif Divanı'nda bir beyitte bu hadis kul-Kaynağı bulunamaktadır. Kaynağı belli olmadığı için de uydurma Ali için söylediği ima edilir. lanılır. Beyitte Hz. Ali'nin medhi yapılır ve efendimizin bu sözünü Hz.
- Lā fetā illä 'Alī lā seyfe illä zü'l-fīkār. "Ali'den başka genç Zülfikar'dan keskin kılıç yoktur".
Sözün hadis olmadığı ifade edilir.314 Zülfikar efendimizin Hz. Ali'ye armağan ettiği kılıcının adıdır. Kâşif Divanı'nda söz bir yerde geçmek-tedir.
La-fetādur vașf-ı pākün innemādur hil'atüň Mahż-ı zāt-ı în u ānsun yā 'Aliyye'l-murtażā
(G.20/3)
- el insänü sırrī hak ve enă sırrıhu: "Ben insanın sırrıyım, insan da be-nim sırrımdır".
Kaynağı bulunamamaktadır³¹s. Sır kalpte bulunan Rabbani bir emanet olan latifedir 316. Gönül ehlinden ve keşf sahiplerinden başkasının idrak edemediği hususlar, tasavvufi duygular ve bilgiler manalarına gelmek-tedir³17. Sırrın bu manalarından dolayı hadis, özellikle vahdet-i vucud ile ilgili şiirlerde alıntılanmaktadır. Kaşif Divanı'nda bir beyitte kullanılır.
105
Didi el-insānü sırrî haķ ve enä sırrıhu Ġayr şanma sırr-ı insan sırr-ı sübhāndan gelür
(G.107/4)
- Mā-'arafnake hakka ma'rifetike yā ma'rūfu: "Ey Allah, seni şanına yakışır şekilde bilemedik".
Bu sözün hadis olduğunu ve peygamberimizin masum bir istekle Allah'a yakardığını söyleyenlerin yanı sıra İmam Şafi'ye atfedilen ve sufilerce hadis kabul edildiğini ifade edenler de vardır³¹. Kâşif Divanı'nda sade-ce bir beyitte zikredilmektedir.
313 Yıldırım, (2009), a.g.e., 272.
314 Baş, M. Ş. (2014). Ömer Hulusi ve Divanı. (Birinci Baskı), İstanbul: Okur Akademi, 152. 315 Yılmaz, M. (2013). Kültürümüzde Ayet ve Hadisler. (Birinci Baskı), İstanbul: Kesit Yayınları,
Madisin kaynağı bulunamamıştır³¹9, Kaşif Divanı'nda bir beyitte hadise temas edilmektedir.
Anunda cümleden a'lası ey dost Hudā'ya ta'at itmekdür kemä-kän (G.424/14)
- Mã vesi'anī semāī ve lā-arżī ve läkin vesi'anī ķalbu 'abdi'l-mü'mini: "Ben göğüme ve yerime sığmam, ama mümin kulumun gönlüne sığa-rım".
Mevzu hadistir 320, Hadisin aslı hadis kitaplarında yoktur. Gazzali ve Iraki aslını bulamaz. İbn Teymiye sözü İsrailiyat olarak değerlendirir. Dolayısıyla hadis senedsizdir. Mutasavvıfların kalbin mahiyetinden bahsederken hadise atıfta bulundukları görülür. Kalp tanımları da bu hadis çerçevesinde şekillenir. Nitekim kalp Allah'ın evi, yere ve göğe sığmayan Allah'ın içine sığdığı yerdir³22. Kalpte öyle bir yer vardır ki Allah'ın tecellisi ve ilahi esrarın mahalidir. İlahi genişlik yeridir Kâşif Divanı'nda hadis bir beyitte geçmektedir.
106
Mā-vesi'anī hükmini gönlümde izhār eyledüň Dilde bir küşe ķanı ol āşiyānun olmaya (G.455/3)
Netice mā-'arefnādan haķīķat bilmemek olsa Dimezdüm Hak budur bi'llah Hak-ı ma'rifet-i ihlās (G.230/3)
- El'än ke-mā (alā mā) kān: "(Allah, evreni yaratmadan önce nasılsa) hala öyledir".
Hadisin kaynağı bulunamamıştır. Kaşif Divanı'nda bir beyitte hadise temas edilmektedir.
Anunda cümleden a'läsı ey dost Huda'ya ta'at itmekdür kemä-kän (G.424/14)
- Mã vesi'anī semāī ve lā-arżī ve lākin vesi'anī ķalbu 'abdi'l-mü'mini "Ben göğüme ve yerime sığmam, ama mümin kulumun gönlüne sığa-rım".
Mevzu hadistir320, Hadisin aslı hadis kitaplarında yoktur. Gazzali ve Iraki aslını bulamaz. İbn Teymiye sözü İsrailiyat olarak değerlendirir. Dolayısıyla hadis senedsizdir21. Mutasavvıfların kalbin mahiyetinden bahsederken hadise atıfta bulundukları görülür. Kalp tanımları da bu hadis çerçevesinde şekillenir. Nitekim kalp Allah'ın evi, yere ve göğe sığmayan Allah'ın içine sığdığı yerdir. Kalpte öyle bir yer vardır ki Allah'ın tecellisi ve ilahi esrarın mahalidir¹23. İlahi genişlik yeridir 324 Kaşif Divanı'nda hadis bir beyitte geçmektedir.
Mā-vesi 'anī hükmini gönlümde izhār eyledün Dilde bir küşe ķanı ol āşiyānuň olmaya (G.455/3)
EMME SINAN IN SAKLI HAZINESİ KASIF ESTAD EFENDİ HAYATI EDEBİ KİSİLIGI DIVANI
Söz Hz. İsa'ya aittir. Hz. İsa, yanına gelen ve mucizelerine inandığını ifade eden Nikodim adlı bir Yahudi önderine, bu sözü söyleyerek haki-kate ancak ikinci doğumla ulaşılabileceğini ifade eder. Hakiki bilgiye ancak beden kaydından ve dünya bağlarından kurtularak ulaşılabilir. Kaşif Divanı'nda bu ilgi ile bir beyitte söze işaret edilmiştir.
Budur hadīş-i enbiyā men lem yüled merrateyn Zahir olup mir'at-ı dil bulmaz haķāyıķdan nevāl (G.296/6)
2.2. Divanda Adı Geçen Şahıslar
Kâşif Divanı'nda peygamberlerden, tarihi ve efsanevi şahsiyetlerden, mesnevi kahramanlarından ve sahabilerden pek çok şahsın adı geçmek-tedir. Şiirlerde adı geçen bu şahıslar, bazen anlatılan konuyu örneklen-dirmeye bazen sembolik anlatımı güçlendirmeye bazen de birtakım kar-şılaştırmalarla çıkarımlarda bulunmaya yönelik şiire dahil edilmektedir. Divan ve tekke şiirinde, şiir içi şahıs adı kullanımları genel bir temayül-dür. Özellikle Kâşif gibi tekke şairlerinin divanlarında daha çok sahabi ve peygamber adlarının geçtiği görülmektedir. Bu kullanımlar, hem şai-rimizin bilgi seviyesini ve kültür düzeyini göstermekte hem de şiirlerin-de, şairin bireysel tasarruflarını ve orijinaliltesini ortaya çıkarmaktadır.
2.2.1. Peygambeler
Kâşif Divanı'nda Hz. Adem, Hz. Süleyman, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Muhammed, Hz. Nuh, Hz. Eyyub, Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. Yahya, Hz. Yusuf, Hz. İdris ve Hz. Yakub ismi geçen peygamberlerdir. Pey-gamberler beyitlerde, öne çıkan ve bilinen yönleriyle ele alınmıştır. Divanda, en çok kullanılandan en aza doğru ismi geçen peygamberler şunlardır:
-Hz. Adem: Hz. Adem ilk peygamber ve ilk insandır. Kur'anda 25 farklı surede Hz. Adem'le ilgili malumatlara denk gelinmektedir327. Hz. Adem yaratıldığı zaman Allah tüm meleklere ona secde etmeleri emrini verir, ancak şeytan secde etmez ve bu yüzden Allah'ın lane-tine uğrar (Bakara, 34; A'raf, 11; Hicr, 30; İsra, 61; Kehf, 50; Taha, 116; Sa'd, 73). Allah Hz. Adem'e eşyanın isimlerini öğretir (Bakara, 31). Cennette iken şeytanın telkinleri ile yasak ağaca yaklaşmaları se-bebiyle dünyaya gönderilir. Dünyada iken uzun yıllar tövbe eder ve sonunda tövbesi kabul görür. Kâşif Divanı'nda Hz. Adem, eşyanın
326 Kutsal Kitap, İstanbul : Yeni Yaşam Yayınları, Yuhanna, 3. bab, 1127.
BENİ AMİR B. SA'SAA TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ
Beni Amir b. Sa'saaların Soyları:
Adnan'ın soyundan gelen (1) Beni Amir b. Sa'saaların Ata soyları
şöyle sıralanır:
Amir b. Sa'san, b. Muaviye, b. Bekr, b. Hevăzin, b. Mansur, b. İk-rime, b. Hasafa, b. Kays-i Aylan, b. Mudar.
Amir b. Sa'saa'nın Rebia, Hilal, Nümeyr ve Süvået adlarında dört oğlu vardı (2).
Peygamberimizin amucası Haris b. Abdulmuttalib'in annesi Sa-fiyye, Beni Amir b. Sa'saalardandı (3).
Beni Amirlerden Medine'ye Kimler, Ne Zaman ve Niçin Geldiler?
Beni Amirlerden Temsilci olarak Medine'ye ilk gelenler arasında lerin Reisleri ve cin fikirlileri idiler. bulunan Amir b. Tufeyl, Erbed b. Kays ve Cebbar b. Sülma, Beni Amir-
Beni Amir halkı, Amir b. Tufeyl'e «Ey Amir! Herkes, Müslüman ol-muştur. Sen de, Müslüman ol! dedikleri zaman, Amir Vallahi, Arap-lar, ardıma düşünceye kadar uğraşmağa kendimce ahd etmişimdir.
aina geçer, onu lafa tutarım.
Artık, ben, Kureyş'ın şu gencinin ardına düşebilir miyim hiç?!» dedikten sonra, Erbed'e «Şu Adamın yanına vardığımızda, ben, karşı-
dürl (4) Ben, böyle yaptığım zaman, sen, onu, arkasından kılıçla vurup öl-
Muhammed, öldürüldüğü zaman, halk, savaşmak istemezler, diyet-ten faziamna rıza göstermezler.
Biz de, onlara diyeti öderiz!» demişti.
Erbed Ben de, bu işi yaparım!» diye söz vermişti (5).
the-lens-Conbere s. 273 (1) Kalkagan-haystülereba. 208
11.
Ibn-i Higam-e4213-214, Tabert-Tarih 3.. 165. Ibn-1 Kapyon-Zadilmand 3. 31. lim- Seyyid-Uyeniler c. 2. A. 232 thuys-Deilib. 103. Ebulfida-Sire c. 4, 8, 115
BENİ AMİR B. SA'SAA TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ
11
Beni Amir Temsilcileri, Hicretin onuncu yılında Medine'ye gel-di (6).
Ebû Mutarrif Abdullah b. Şıhhir der ki «Peygamber Aleyhisselä-ma gelen Beni Amir Heyeti içinde varıp Kendisine selâm verdik (7). (Ya Resûlallah! (8) Sen, bizim Velimizsin! (9)
Sen, bizim Seyyidimizsin! (10) Sen, bizim Babamızsın! (11)
Sen, bizim üzerimize en uzananımızsın! (12) Sen, bizim fazilette en üstünümüzsün!
Sen, içi et, yağ dolu ak çanaksın! (13)
Sen, şusun,
Resûlullah (Yeter! Yeter! (15) Siz, söylemeniz gerekeni, layık ola-
Sen, busun!) dedik (14).
nı söyleyiniz. (Bana, Resül ve Peygamber diye hitab ediniz de) Şeytan, sizi ko-layca aldatmasın! (16)
Vallahi, bu günden sonra, hiç bir zaman senden korkar değilim!
dedi. Erbed «Hakkımda hüküm vermekte acele etme!
tirmeğe kaç defa davrandımsa, her defasında ya O'nunla arama sen Vallahi, O'nun hakkında bana emr etmiş olduğun şeyi yerine ge-
girdin. Arada senden başkasını göremedim! Kılıçla sana mı vuraydım? (37)
Yahut, Onunla arama demir bir sur gerildiğini gördüm! Veya kılıcımın kınına el attığımda, sanki, elim kuruyup kaldı. Ell. kımıldatamadım!
mi Ya da, kılıcımı sıyırmak istediğim zaman, puğur bir devenin önümde ağzını açıp bana doğru yöneldiğini gördüm! Vallâhi, O'na ko-heımı sıyıraydım, başımı yutar diye korktum!» dedi (38).
Üseyd b. Hudayr'ın Amir'le Erbed'i Kovması:
Ansardan Üseyd b. Hudayr, Amir b. Tufeyl ile Erbed'in başlarına dürterek Hemen buradan çıkıp gidiniz ey tilkinin, maymunun dölle ri! dedi.
Amir b. Tufeyl «Sen kimsin?» diye sordu.
Üseyd b. Hudayr «Üseyd b. Hudayr'ım!» dedi.
Amir b. Tufeyl Hudayr b. Simak'in oğlu musun?» diye sordu.
Üseyd b. Hudayr «Evet!» dedi.
Amir b. Tufeyl Baban, senden daha hayırlı ve iyi idi!» dedi.
Üseyd b. Hudayr «Hayır! Ben, senden de, babamdan da, hayırlı-
yımdır.
Çünkü, babam, müşrikti. Sen de, müşriksin!» dedi (39).
Amir'le Erbed'in Başlarına Gelenler:
Amir b. Tufeyl ile Erbed, yurdlarına doğru çıkıp gittiler (40). Åmir b. Tufeyl, yolda rastladığı kavmından Selûliye'nin çadırına Indi. Yatıp uyudu (41).
(37) Ibn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 214, Taberi-Tarih c. 3, s. 165-166, Ibn-l Kayyım-Zad. c. 3, s. 35, Ebülfida-Sire c. 4, s. 109-110, Süyuti-Hasaisülkübra
c. 2, s. 151
(38) Halebl-İnsanüluyun c. 3, s. 247, A.Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 148 (39) Süheyll-Ravdl'ünf c. 7, s. 438 , 5, 246
, Halebi-İnsanüluyun c (40) İbn-i İshak. İbn-i Hisam-Sire c. 4, s. 214, Taberi-Tarih c. 3, s. 5. 166, İbn-i Ka yim-Zad. c. 3, s. 35, Ebülfida-Sire c. 4, s. 112, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2 232
. 3
(41) Ebüllida-Sire c. 4, 8. 110, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 248
BENİ AMİR B. SA'SAA TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ
Allah, onun boynunda bir Täun peyda etti (42). Dili, koyun memesi gibi dışarı sarktı (43).
15
ceği sırada:
Amir b. Tufeyl, boynunda çıkan ve hıyarcığa benzeyen şişten öle-
Ey Amir oğulları! Demek, benim gibi bir adam, hem deve taunu-na benzeyen bir kabarcığa tutulacak, hem de, Selüllerden bir kadının çadırında ölecek ha?! Olamaz böyle şey! (44) Getiriniz bana atımıl dedi (45).
Amir, atanın sırtına atladı. Mızrağını eline aldı (46).
Hem deve taununa benzeyen bir kabarcığa yakalanmak, hem de, Selüliyenin çadırında ölmek ha; (47)
Ey ölüm Meleğil Ey ölüm! Çık karşıma da, çarpışalım!» diyerek Azrail'e ve ölüme meydan okuya okuya (48) atını koşturdu durdu.
En sonunda, atından, ölü olarak yere düştü! (49)
Beni Amirlerin yurduna vardığı zaman, Erbed'e, kavmı Ey Er-bed! Arkanda ne haber var? diye sordular.
Erbed Vallahi, bir şey yok! O, bizi, öyle bir şeye davet etmiştir ki O'nun, şimdi yanımda bulunmasını ve kendisini okla vurup öldürme-mi ne kadar isterdim!» dedi.
Erbed, bu sözü söyledikten bir veya iki gün sonra satın aldığı de-
vesile çıkıp gitti. Allâh da, bir såika (yıldırım) salıp onu ve devesini yaktı, yok et
ti (50).
(42) İbn-i İshak, İbni Higam-Siro e. 4, s. 214, Taberl-Tarih c. 3, s. 166
(43) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 311 (44 ) Ibn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 214, Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, a. 311, Tabe-
ri-Tarih e, 3, s. 166 ( 45) Buhari-Sahih c. 5, a. 42, Ebülfida-Sire c. 4, s. 112
Ebülfida-Sire c. 4, s. 110, Halebi-İnsan. c. 3, s. 247, 248, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, 148
(47) Ebülfida-Sire c. 4, s. 110, Halebl-İnsanüluyun c. 3, 8. 248
( 48) Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 247-248
(49) Ebülfida-Sire c. 4, s. 110, Halebi-İnsan. c. 3, s. 247-248, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, 8.148
(50) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 215, Taberi-Tarih e. 3, s. 166, İbn-i Kay-yım-Zadülmaad c. 3, s. 35, Ebülfida-Sire c. 4, a. 112, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, 3. 232
BÂTIN İLMİ Gizli hakikatleri konu alan ve bu yolla insanı mânevî kurtuluşa ulaştırdığına inanılan ilim. İlişkili Maddeler İLİM İslâm kültüründe ilâhî ve beşerî bilgi yanında bilim için de kullanılan kapsamlı bir terim. KEŞF Aklın ve duyuların yetersiz kaldığı ilâhiyyât konularında doğrudan bilgi edinme yolu anlamında bir tasavvuf terimi.
Müellif: SÜLEYMAN ULUDAĞ İslâm’da zâhir ve bâtın olmak üzere iki bilgi türünün bulunduğu görüşü ilk defa Şiîler tarafından ortaya atılmıştır. Hz. Ali henüz hayatta iken çevresinde toplanan bazı kişiler ondan başka hiç kimsenin bilmediği bir bâtın ilminin varlığından söz etmişlerdi. Fakat Hz. Ali bu iddiaları reddederek Allah’ın kendisine lutfettiği zekâ ile naslardan çıkardığı bazı mânalar dışında herkesin bildiğinden farklı bir ilme sahip olmadığını belirtmişti (bk. Buhârî, “Cihâd”, 171; Tirmizî, “Diyât”, 16). Buna rağmen Şiîler Hz. Peygamber’den sonra yegâne meşrû halife tanıdıkları Hz. Ali’nin başka insanların bilmediği bâtın ilmine sahip bulunduğu, onun “ilim şehrinin kapısı” olduğu inancını sürdürmüşler ve kendisine ait olduğunu iddia ettikleri bazı sözler rivayet etmişlerdir. Bir kısmı Sünnî kaynaklara da girmiş olan bu sözlerden birinde Hz. Ali göğsünü göstererek, “Burası ilimle dolu”, başka bir sözünde de “Aranızdan ayrılmadan bilmediklerinizi bana sorun” demişti.
Aşırı Şiîler’den Ebû Mansûr el-İclî Allah’ın Hz. Muhammed’e tenzili, kendisine ise te’vili indirdiğini ileri sürmüş, tenzili zâhirî ilim, te’vili de bâtınî ilim şeklinde açıklamıştı. Ca‘fer es-Sâdık’ın öğrencilerinden sayılan ve bâtın ilmini bildiği öne sürülen Câbir b. Hayyân bu ilmi, “kanunların konuluş sebeplerini ve ilâhî akıllara uygun olan özel gayeleri bilmektir” şeklinde tarif etmiş ve bu açıklamasıyla felsefî bilgilere işaret etmiştir.
Hz. Ali’den sonra Muhammed Bâkır ve Ca‘fer es-Sâdık gibi imamlara intikal ettiğine inanılan bâtın ilminin, bu ilmi anlama ve kavrama seviyesinde olmadığından halka açıklanması uygun görülmemiştir. Zira halk bâtınî anlamları kavrayamayacağından bu konuda söylenenleri reddedecek ve bu yüzden günaha girecektir. Hz. Ali’ye nisbet edilen bir söze göre Hz. Peygamber kendisine yetmiş çeşit ilim öğretmiş, ancak o halkın kendisini yalancılıkla suçlamasından çekindiği için bunları açıklamamıştı. Zeynelâbidîn ve Ca‘fer es-Sâdık gibi imamların da sahip oldukları bâtınî bilgileri, putperestlikle suçlanıp idam edilmelerinden endişe ettikleri için açıklayamadıkları rivayet edilir. Ca‘fer es-Sâdık’ın bildiği iddia edilen cefr ilminin de bâtın ilmi olduğuna inanılır (Küleynî, I, 240-241).
Bu tür rivayetler Şiî inancında önemli bir yer tutar. Şiîler bu ilmin mâsum imamlar yoluyla kendilerine intikal ettiğine inanırlar. Aralarında benzerlikler bulunmakla beraber Ca‘feriyye’deki bâtın ilmi ile İsmâiliyye’deki arasında büyük fark vardır. Ca‘feriyye ve Zeydiyye mezheplerindeki bâtın ilmi anlayışı İsmâiliyye mezhebinde olduğu gibi hiçbir zaman dinî mükellefiyetleri geçersiz sayma noktasına varmamıştır.
Şîa’nın bâtınî ilim anlayışı şer‘î hükümlerden çok imâmet ve siyaset konusuyla sınırlı kalmasına karşılık tasavvuf düşüncesinde konu bu iki alanın dışında tamamıyla farklı bir bağlamda ele alınmıştır.
Mutasavvıflar dinî ilimleri biri zâhir, diğeri bâtın olmak üzere ikiye ayırır; hadis, fıkıh ve kelâm gibi ilimlere zâhir ilimleri, tasavvufa da bâtın ilmi adını verirler. Zâhirî ilimlerle meşgul olanlara zâhir ulemâsı, rüsûm ulemâsı ve ehl-i zâhir, kendilerine de bâtın ulemâsı ve ehl-i bâtın derler. Mutasavvıflara göre naslardaki gizli mânaları, ibadetlerin mânevî ve ahlâkî özünü, varlık ve olayların arkasındaki sırları açıklığa kavuşturan bâtın ilmi gizlidir ve onu halka açıklamak câiz değildir. Çünkü halk bu yüksek ilmi ve ondaki ince mânaları ya anlayamaz veya yanlış anlar. Bu yüzden bâtın ilmi ancak zeki, yetenekli, istekli ve kalp gözü açık kimselere öğretilir. Başlangıçta bâtın ilminden sadece işaret yolu ile bahsedilir, bu ilim açık şekilde ifade edilmezdi. Bâtın ilmini işaretle değil sözle anlatan ilk sûfî Zünnûn el-Mısrî’dir (ö. 245/859). Fakat o bu ilmi sadece kendisine inananlara anlatmaktaydı. Cüneyd-i Bağdâdî bu ilmi mahzenlerde ve kapalı kapılar ardında öğretiyordu. Tasavvuf tarihinde bâtın ilminden kürsülerde açıkça bahseden ilk sûfînin Şiblî olduğu söylenir (Câmî, s. 33). Bununla beraber bâtın ilmi geniş ölçüde her zaman gizli öğretilmiş, bu anlayış tarikatlarda da devam ettirilmiştir.
Mutasavvıflara göre bâtın ilmi İslâm’dan ayrı ve onun dışında bir ilim değildir. Bu ilim esasen nasların derin ve ince mânalarından ibaret olup Hz. Peygamber tarafından bazı sahâbîlere öğretilmiştir. Nitekim onun, sırdaşı (sâhibü sırri’n-nebî) Huzeyfe b. Yemân’a bazı sırlar tevdi ettiği, ayrıca Ebû Hüreyre’nin, “Hz. Peygamber’den iki ilim öğrendim; birini yaydım, öbürünü saklı tuttum, onu da yaysaydım başımı keserlerdi” dediği rivayet edilir (Buhârî, “ʿİlim”, 42). Hz. Peygamber’in dinde fakih olması için dua ettiği İbn Abbas’ın ilminin de bâtın ilmi olduğu söylenir.
Cüneyd-i Bağdâdî, Hz. Mûsâ’nın Hızır’dan öğrendiği “ledün ilmi” (bk. el-Kehf 18/65) ile Hz. Ali’nin bildiği bâtın ilminin aynı şey olduğunu söyler. Serrâc’a göre Kur’an’ın, hadisin ve İslâm’ın da zâhir ve bâtını vardır. Geniş anlamıyla şeriat ilmi bu ikisini de ihtiva eder. Nitekim sûfîlere göre, “Allah size zâhir ve bâtın nimetlerini bol bol vermiştir” (Lokmân 31/20) meâlindeki âyette bu hususa işaret edilmektedir. Cibrîl hadisinde söz konusu edilen “İslâm” zâhir, “iman” bâtındır; “ihsan” ise zâhir ve bâtın hakikatlerinin birliğidir (Serrâc, s. 22).
Sûfîler, ehl-i zâhir arasında işaret ve remizlerle anlattıkları, fakat kendi aralarında bazan açıkça konuştukları bâtın ilminin önem ve değeri konusunda görüş birliği içindedirler. Bâtın ilminin üstünlüğü ilk tasavvufî eserlerde de önemle vurgulanmıştır. Gazzâlî zâhir ilmine kabuk (kışr), bâtın ilmine öz (lüb) nazarıyla bakar. Zâhir ilmi yola, bâtın ilmi menzile ait bilgilerdir. Sûfîler metot olarak zâhir ilminin eğitim ve öğretimle, bâtın ilminin ise mistik sezgi (keşf) ile elde edildiğini söylerler. Bu şekilde belli bir silsile ile Hz. Peygamber’den gelen veya özel bir yolla naslardan çıkarılan bilgiler gibi ilham ve keşf yoluyla vasıtasız olarak Allah’tan alınan bilgilere bâtın ilmi denir. Nitekim İbnü’l-Arabî, “Velîler bilgileri peygambere vahyi getiren meleğin aldığı kaynaktan alırlar” (Fuṣûṣ, s. 54) derken bu hususu belirtmiştir. O Fuṣûṣü’l-ḥikem’de her bölümün başına getirdiği “hikmet” sözü ile bâtın ilmini kasteder. Gazzâlî bâtın ilmini biri muamele, diğeri mükâşefe ilmi olmak üzere ikiye ayırır. Birincisini eserlerinde geniş olarak açıkladığı halde ikincisinin kitaplara yazılmasının ve ifşa edilmesinin câiz olmadığını ifade eder (İḥyâʾ, I, 20-23).
Serrâc’ın el-Lümaʿ ve Ebû Tâlib el-Mekkî’nin Ḳūtü’l-ḳulûb adlı eserleri bâtın ilmi hakkındaki önemli kaynaklardandır. Fakat bâtın ilmiyle ilgili en başarılı açıklamalara Gazzâlî’nin İḥyâʾü ʿulûmi’d-dîn’inde rastlanır. Gazzâlî namaz, oruç, zekât, hac ve Kur’an tilâveti gibi bütün ibadetlerin bir zâhirî, bir de bâtınî yönü bulunduğunu ifade ederek zâhirî amel-bâtınî amel, zâhirî hüküm - bâtınî hüküm, zâhirî edep-bâtınî edep, zâhirî temizlik - bâtınî temizlik gibi ikili ayırımlar yapar. Meselâ ona göre rükûun zâhirî mânası eğilmek, bâtınî mânası saygı göstermektir. Zâhirî mâna beden, bâtınî mâna ruh gibi olduğundan bâtınî yönü gerçekleşmeyen ibadetler cansız sayılır.
Kur’an’ın, hadislerin ve ilmin zâhir ve bâtınından bahseden mutasavvıflar Hz. Peygamber’in de zâhirî ve bâtınî yönü bulunduğunu, zâhirini kâfir-mümin herkesin bildiğini, bâtınını ise ancak müminlerin ve velîlerin anlayabileceğini belirtirler. “Sana bakıyorlar ama görmüyorlar” (el-A‘râf 7/198) meâlindeki âyette işaret edildiği gibi inkârcıların baktıkları halde görememeleri onun bu bâtınî yönüdür.
Zâhir ile bâtın arasında bir çelişkinin bulunup bulunmadığı konusu önemle tartışılmıştır. Gizli ve bâtınî bir ilmin meşruiyeti kabul edildikten sonra bu konuda farklı kanaatlere sahip kimseler, zaman zaman “şathiyyât” türünden taşkınlıklara kadar varan sözlerle ifade ettikleri kendi inanç ve düşüncelerini bâtın ilmi olarak takdim etme yolunu tutmuşlardır. Ancak bu tür taşkınlıklar bütün zâhir âlimleriyle birçok mutasavvıf tarafından İslâm’ın zâhirî hükümlerine ve temel esaslarına aykırı bulunarak reddedilmiştir. Nitekim Ebû Saîd el-Harrâz, Hücvîrî, Gazzâlî, Sühreverdî gibi birçok sûfî, “zâhire aykırı düşen her bâtın bâtıldır” kaidesini benimsemişlerdir. Ancak Hz. Mûsâ ile Hızır’ın bilgilerinde olduğu gibi (bk. el-Kehf 18/65) görünüş itibariyle de olsa bu iki ilim arasında bir çelişki bulunabileceğini kabul eden Gazzâlî’ye göre bu bilgilerin hakikatini ve halka açıklanmayan kader ve ruhla ilgili bazı sırları ancak velîler ve ârifler bilebilir. Nasların mecazi mânaları da bâtınî mâna sayılır. Bir şeyi bilmekle o şeyi yaşayarak öğrenmek arasında fark bulunduğu gibi zâhir ile bâtın arasında da bir fark olabilir. Hal diliyle söyleneni söz diliyle anlatmak da bir kapalılığa yol açar.
Zâhir ilmi ile bâtın ilmi arasındaki uyum ve tutarlılığın her zaman yeteri kadar açık biçimde ortaya konulamaması, bir taraftan Sülemî, Gazzâlî ve İbnü’l-Arabî gibi mutasavvıfların Bâtınîlik’le suçlanmasına, diğer taraftan çeşitli dış kaynaklardan, özellikle Bâtınîlik’ten, Şiîlik’ten, İhvân-ı Safâ ve Yeni Eflâtunculuk’tan gelen tesirlerin “bâtın ilmi” ve “nasların bâtınî mânası” adı altında İslâm muhitinde kolaylıkla tutunmasına yol açmıştır.
İsmâiliyye ve Ta‘lîmiyye’nin bâtın anlayışı ile tasavvuftaki bâtınî mâna arasındaki fark şudur: İsmâiliyye’ye göre de nasların zâhirî ve bâtınî mânaları vardır; ancak asıl geçerli olan bâtınî mânadır; zâhir sadece avam ve ehl-i zâhir içindir. İsmâilîler kendilerini zâhirî mânalar ve bunlara dayanan şer‘î hükümlerle yükümlü ve sorumlu saymazlar. Buna karşılık mutasavvıflar nasların hem zâhirî hem bâtınî mânalarını geçerli kabul ederler. Onlara göre zâhirî mâna “hak”, bâtınî mâna “hakikat”tir. Bu sebeple her iki mânaya göre hareket etme mecburiyeti vardır.
Bâtın ilminin varlığı daha çok Gazzâlî’den sonra ve onun etkisiyle zâhir ulemâsı tarafından da benimsenmiştir. Ancak kelâmcılar bilgi kaynağı olarak akıl ve beş duyu ile haber-i sâdık içinde düşündükleri peygamberlere gelen vahiy ve ilhamı kabul ederler. Gazzâlî, Râzî, Âmidî gibi müteahhir devir kelâmcıları mutasavvıfların keşf, ilham, bâtın ilmi gibi deyimlerle ifade ettikleri bilgileri de bilgi kaynağı olarak kabul etmekle birlikte, bu tür sübjektif bilgileri vehim ve kuruntulardan ayırabilmek için bunların Kitap ve Sünnet’e uygunluğunu esas almışlardır. Kelâmcıların bu görüşü aslında yukarıda da belirtildiği gibi sûfîlerin, “zâhire aykırı düşen her şey bâtıldır” ilkesinin değişik bir şekilde ifade edilmesinden başka bir şey değildir. Teftâzânî’nin, “İlhamla ilim hâsıl olursa da bu ilim herkes için bir delil teşkil etmez” sözü bu konuda kelâmcıların ortak görüşlerinin özeti sayılabilir.
Bâtın ilmi Allah’ın sırlarından bir sır ve O’nun hükümlerinden bir hükümdür. Allah bu ilmi velîlerinden dilediği kişilerin kalplerine atar” anlamındaki bir hadisi zikrederek bunun uydurma olduğunu söyleyen İbnü’l-Cevzî bâtın ilmiyle ilgili daha başka rivayetleri de tenkit etmekle birlikte sonuç olarak ilhamın mümkün olduğunu kabul eder. İbn Teymiyye bâtın ilminin “imanın gizli hakikatlerini bilmek” anlamına geldiğini söyler. Bâtın ilminin doğrudan doğruya Allah’tan aldıkları bilgiler olduğunu öne süren İbnü’l-Arabî gibi bazı mutasavvıflar için “mülhid” kelimesini (bk. Mecmûʿu fetâvâ, XI, 221-227) kullanan aynı müellif, Gazzâlî’yi de Mişkâtü’l-envâr’daki görüşlerini delil göstererek sûfîlerin gizli bilgilerini vahye denk tutmakla suçlamıştır.
Hâris el-Muhâsibî, Kelâbâzî, Kuşeyrî, Hücvîrî ve Gazzâlî gibi Sünnî mutasavvıflar Kur’an ve hadis çerçevesinde kalan bâtın ilmini kabul etmişler, bunu da nasların mânalarını derinleştirmek olarak anlamışlardır.
Yani: Umum meleklerden başka, iclerindeki Mukarrebin, Kerru-biyyin üzerine özel olarak salât eyle.
Bazı nüshalarda, arada (VE) edatı olmadan:
- Mukarreb meleklerine..
Manasında gelmiştir.
Devam edelim:
Keza, nebilerine ve resullere, sana taat edenlerin tümüne.
Bu cümlede geçen resullere: İnsan ve meleklerin resulleri
dahildir.
Taat edenler, zümresine ise.. semaların, yerin, insin, cinnin, bu ümmet ve geçmiş ümmetlerin taat ve ibadet edenleri dahildir.
Devam edelim:
Onlara okuduğumuz bu salâvat sebebi ile, bizleri rahmete nail olanlardan eyle.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Burada anlatılan zatlara salâvat okumamız sebebi, bereketi ile, bizleri sağlam din, doğru yolda devamlı, yüce emirlerine itaata müda-vemet. âhirette azaptan, kötü hesaptan kurtulup selâmet bulan, umu-mi rahmetine vasıl olmuşlardan eyle.
**
YÜZ YİRMİ BEŞİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ya Vaid Ferd Samed doğmayan, doğurmayan, hiç bir benzeri ol-mayan sıfatları ile sıfatlanan Allahım.
Salât eyle..
Yüce zatına lâyık, üstün kibriyana muvafık fazl kerem ve ihsanın-la tazim ve tekrim salâtı eyle.
TEHAME'den peygamber çıkarılan Muhammed'e..
Bu salât, onun habibliğine lâyık, yüce makamına münasip olsun; kadrini yüce eyle. Yüksekliğini artır.
Bu cumlede geçen:
TEHAME.
Lafzından murad: Mekke-i Mükerreme ve onun çevresindeki bel-delerdir.
Allahmüme ebliğ anna nebiyyena ve şefiana ve habibena efdal'es-salâtı vet-teslimi veb'ash'ül-Makam'el-Mah-mus'el-Kerime ve atihil-fazilete vel-ve-silete vedderecet'er-refiatelleti vaadte-hu fil-mevkif'il-azimi.
Ve sallillahümme aleyhi salåten daimeten muttasileten tetevali ve te dumü.
Allahümme salli aleyhi ve alá alihi malâhe barikun ve zerre şerikun ve vekabe ğasikun venhemere vadikun.
Ve salli aleyhi ve alâ âlihi mil'-el-levhi vel-fezai ve misle nücum'is-semai ve aded'el-katri vel-hasa.
Ve salli aleyhi ve alâ âlihi salå-ten lâtuaddü ve lâtuhsa.
Allahümme salli aleyhi zinete ar-şıke ve meblağa rızake ve midade ke-limetike ve münteha rahmetike.
Allahümme
Kıyamet arsalarında günahkarlara şefaatçıdır.
Allahım, bizden yana peygamberimize, gefaatçımıza, habibimize salátın ve selámın en afziletlisini ulaştır.. Onu, keremli Makam-ı Mah.aud'a çıkar. Kendisi-ne fazilet, vesile ihsan eyle. Büyük durakta, kendisine vaad ettiğin yüksek dere ceyi ver.
Salât eyle Allahım ona; şöyle bir salåt olsun: Daimi, muttasıl, birbirine ulanarak sürüp giden..
Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in åline salát eyle: Şimşek parladık ça, güneş doğdukça, gece karanığı kapladıkça, yağmur bulutlarından damlalar yere düştükçe..
Ona ve onun âline salât eyle: Levhün ve fezanın dolusunca.. Semanın yıl-dızları misali.. Yağmur tanelerinin ve çakıl taşlarının sayısınca..
Ona ve onun âline salât eyle; öyle bir salatla ki: Sayılamasın, hesabı ya-pılamasın.
Yani: İlahi şeriatta, rabbani emirlerle meşru ve maruf olan taat ve ibadeti emreder.
-Keza istikameti de.
Yani: Kötülüklerden alır; doğru yola girmeyi emreder.
Kıyamet arsalarında günahkârlara şefaatçıdır.
Yani: Kadın erkek bütün müminlere şefaat edecektir. Şöyleki: Kıyamet günü. mahşer halkı bir yere toplanır. İyilikleri ve amel-leri tartılır. Cümle haklar, tam olarak ödetilir. Böyle bir kaza faslı ol-duğu günde, Resulüllah S.A. efendimiz, günahkarlara şefaat edecek-tir. Kendisine salât, selâm ve tahiyye ikram eyle.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allalum.
Ey Vacib'ül-vücud hayrı ve cömertliği bol, celâl ve ikram sahibi şanı büyük, nimeti her şeye şamil Allahım.
Bizden vana peygamberimize, şefaatçımıza, habibimize salâtın ve selâmın en faziletlisini ulaştır. Onu keremli Makam-ı Mahmud'a çı
kar. Kendisine fazilet, vesile ihsan eyle. Büyük durakta, kendisine vaad ettiğin yüksek dereceyi ver.
Yani: Resulüllah S.A. efendimize cümle nebilerden, resullerden, mukarreb meleklerden, sıddıklardan, şehidlerden, salihlerden daha yüksek fazilet ihsan eyle. Cennet makamlarının en üstünü vesileyi ver.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Salât eyle Allahım ona..
Ey keremliler keremlisi, şanı büyük Allahım, fazlınla kereminle Resulüllah S.A. efendimize salât eyle..
Şöyle bir salât olsun: Daimi, müttasıl, birbirine ulanarak sü-
rüp giden...
Yani: Ardı arası kesilmeyen bir salât olsun.
Salavat-ı şerifeye devam edelim
- Allahım.
Ey hakiki nimet ihsan eden şanı büyük Allah.
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle: Şimşek parla-dıkça, güneş doğdukça, gece karanlığı kapladıkça, yağmur bulutla-rından damlalar yere düştükçe..
Resulüllah S.A. efendimze ve onun âline salât inzal ederek, yüce şanına izzet ikram eyle.
Devam edelim:
Ona ve onun âline salât eyle.
Yani: Resulüllah S.A. efendimize ve onun ål, ashab ve ümmetine..
Bazı nüshalarda, bu cümlenin başına.
Allahım.
Lafzı gelmiştir.
Levh'ün ve fezanın dolusunca..
Burada anlatılan Levh Levh-ü Mahfuz'dur. Feza ise, geniş çöl-ler, ovalar ve derelerdir.
Kullarına olan rahmet çeşitlerinin nihayeti yoktur. Bu niha-yetsiz rahmetin sabit olup kaldıkça; Resulüllah S.A. efendimize tahiy-yet salâtını daim, tükenmez eyle.
Bir başka manaya göre de şu demeğe gelir:
Her şeyden geniş olan rahmetinin genişliği mikdarınca, Re-sulüllah S.A. efendidimize salât ederek, onun şanını pek faziletli ve üstün kıl.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
Ey şanı büyük, nimeti her şeye şamil Allahım.
Ona ve âline..
Yani: Resulüllah S.A. efendimize ve kendisine tabi olan şanlı üm-metine..
Zevcelerine ve zürriyetine salât eyle...
Yani: Kıyamete kadar gelecek olan soyuna.. Çocuklarına, çocuk-larının çocuklarına.. Bütün bunlara Resulüllah S.A. efendimiz başta olmak üzere, tazim salâtı. İkram tahiyyesi eyle..
Devam edelim:
Ona, âline, zevcelerine ve zürriyetine bereket ihsan eyle.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz başta olmak üzere, tüm anlatılan-
lara, bütün bereket çeşitlerini kendilerine Indirmek sureti ile, ikram-lar eyle.
Ibrahim'e ve İbrahim'in âline salat ve bereket ihsan eyledi.
in gibi.
Çünkü sen: Hamid'sin.
Yüce zatınla bütün kemalât çeşitleri ile övülmektesin.
-Mecid'sin.
Cümle kullarına, türlü türlú in'am ve ihsan edensin. Onu bizden yana mükafatlandır.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizi..
Hem de, bir peygamberi ümmetinden yana mükafatlandıraca-ğın şeylerin en faziletlisi ile..
Böyle bir faziletle, Resulüllah S.A. efendimize sevaplar ihsan eyle..
Devam edelim:
Onun açık yolunda bizi hidayete erenlerden eyle.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin påk şerlatı üzerine.. Onun hidayet yolunda gitmekle bizi hidayete erdir.
Resulüllah S.A. efendimizin hidayet yolu: Onun güzel sünnətidir, hal ve gidişatıdır.
Bizi onun milleti üzerine öldür.
Bu cümlede geçen millet, İslâm dini ve onun şeriatıdır.
En korkulu günde, eminlerden olarak, onun zümresi arasında
hasreyle. Burada şu manaya işaret edilmektedir:
Kıyamet koptuktan sonra. ikinci defa sura üflenir; ölüler, kabir-lerinden kalkarlar. Herkes, günahları sebebi ile, o gün, türlü kıyafette çıkar. Herkesin gizli günahı da açığa çıkar. Daha sonra, hesap görü lür.
Hesaptan sonra, insanlar iki bölük olur. Bunların bir bölüğüne, cennetler ikram olunur. Bir bölüğü de, cehennem azabı çekmek sureti fle türlü mihnetlere giriftar olur.
İşte o zaman, akrabalar birbirlerinden; atalar çocuklarından, kar-deş kardeşten ayrılır. Bunların kimi cennete gider; kimi de cehenne-me..
Allahım, böyle bir günde, Resulüllah S.A. efendimizin zümresi ile, bizleri diriltip anlatılan bütün sıkıntılardan emin eyle. Devam edelim:
Bizi, onun sevgisi, âlinin, ashabının, zürriyetinin sevgisi üzeri-me öldür.
Çünkü, insan kıyamet günü, sevdiği ile haşrolunacaktır. Bunu, bizzat Resulüllah S.A. efendimiz bize haber vermiştir. Bunun için, Allahım, biz asi ümmetlerini, onların sevgisi üzerine öldür; kıyamet günü de, onlarla haşredip biraraya getir.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
Ey zat ve sıfatında şerik ve naziri olmaktan yana münezzeh olan şanı büyük Allahım.
ili aleyhi ve alá alihi ve ezvacihi ve ürriyyetihi ve barik aleyhi ve alá ali hi ve ezvacihi ve zürriyyetihi kena salleyte ve barekte alå Ibrahime ve alh Ali Ibrahime Inneke Hamidüm Mecidün.
Ve cazihi anna efdale macazeste nebiyyen an ümmetihi vec'alna minel mühtedine biminhaci şeriatihi vehdina bihedyihi ve teveffena alå milletihi vahşürna yevm'el-fezeil-ekberi minel aminine fizümretihi ve emitna ala hubbihi ve hubbi alihi ve ashablu ve zürriyyetihi.
Allahümme salli alâ Muhamme din efdali enbiyaike ve ekremi asfiya-ike ve imami evliyaike ve hatemi en-biyaike ve habibi Rabb'il-ålemine ve şehid'il-mürseline ve şefiil-müznibine ve seyyidi veledi Ademe ecmaine.
Allahım, ona ve âline, zevcelerine, zürriyetine salát eyle. Ona, áline, zevce-lerine ve zürriyetine bereket ihsan eyle. İbrahim'e, İbrahim'in äline salât ve be reket ihsan eylediğin gibi..
Çünkü sen, Hamid'sin, Mecid'sin.
Onu bizden yana mükafatlandır; hem de bir peygamberi ümmetinden yana mükafatlandıracağın şeylerin en faziletlisi ile..
Onun açık yolunda, bizi hidayete erenlerden eyle. Onun hidayet yolunda git-mekle bizi hidayete erdir. Bizi, onun milleti üzerine öldür. En korkulu günde, eminlerden olarak, onun zümresi arasında haşreyle. Bizi, onun sevgisi, alinin, as-hahının, zürriyetinin sevgisi üzerine öldür.
Allahın. Muhammed'e salât cyle. Cümle peygamberlerin en faziletlisidir. Asfiya kullarının en keremlisidir. Senin veli kulların imamıdır. Peygamberlerinin sonuncusudur. Alemlerin Rabbı Allah'ın habibidir. Resullerin şahididir. Günahkar-ların şefaatçısıdır. O: Adem'in tüm çocuklarının efendisidir. Onun zikri, mukarreb melekler arasında merfu olmuştur. Beşirdir, nezirdir.
1950-BM, Kudüs'ün ikiye bölünmesi planını kabul etti.
1979 - Humeyni, İran İslâm Cumhuriyeti'ni ilân etti.
1992 - Bosna Savaşı başladı.
NİSAN
01
ÇARŞAMBA
13 1447 ŞEVVAL
RUMI: 19 MART 1442 KASIM: 145
BİR AYET "Eğer Sen bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz elbette hüsrana düşenlerden oluruz."
A'raf Suresi: 23
BİR HADİS
Biri diğeri ile dostluk kurduğunda ismini, kimlerden olduğunu sorsun.
Çendan, şeytan yüzünden ekser insanlar dalâlete girerler. Fakat ehemmiyet ve kıymet, ekseriyetle keyfiyete bakar; kemiyete az bakar veya bakmaz. Lem'alar
selamin butun hayatinda vahdaniyetten la ahiretin ne ve sidkına delalet eden bütün muciz sonra en daimi davası ve müddeasi ve esasi Madem Muhammed Aleyhissalatu Vesse ahirettir; elbette o
TARİHTE BUGÜN
1926 - Vahideddin (VI. Mehmet) İtalya'nın San Remo kentinde kalp yetmezliği sebebi ile öldü.
1953 - Bediüzzaman'ın rahatsızlık sebebiyle iştirak edemediği ve neticede beraet de ettiği Samsun Mahkemesi duruşması.
15
PAZAR
SUNDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET
Tartıyı adaletle tutup doğrultun ve tartıyı noksan
tutmayın.
Rahman Suresi: 9
BİR HADİS
Allah beni yanlış konuşan kılmadı. Benim için en hayırlı kelâm olan kitabı, Kur'ân'ı verdi.
Hadiste vardır ki, "Bir tek adam seninle İmana gelse, sahra dolusu kırmızı koyundan daha hayırlıdır." Asa-yı Musa
tihab edip, gayet büyük bir makam Madem, nasıl ki Käinatın Sahibi, kainatt es ttan zemini ve zem bir
TARİHTE BUGUN
- 1957-IBMin, yeni geliştirdiği bilgisayarın ağırlığı 21 tondu.
1993 - DYP Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel, Türkiye'nin dokuzuncu Cumhurbaşkanı seçildi.
2016 - Nur Talebelerinden Said Gecegezen vefat etti.
16
PAZARTESİ
MONDAY
MAYIS
MAY
C
Bu kâinatta görünen bütün güzellikler öyle bir güzelden geliyorki, bu mütemadiyen değişen ve tazelenen kâinat, bütün mevcudatıyla ayinedarlık dilleriyle, o güzelin cemalini tavsif ve tarif eder.
Şualar
BIR AYEY Sabret. Senin sabrın da ancak Allah'ın yardımıyladır.
Nahl Suresi: 127
BİR HADİS
Allah'ın takdir ettiği rızka razı ol ki, zengin olasın.
Hicretin sekizinci yılı zilhicce ayında Peygamberimizin, Hz. Mi-riyeden doğmuş olan oğlu Hz. İbrahim (1), hicretin onuncu yılında
rebiülevvel ayının onunda salı günü vefat etti (2). Hz. İbrahim, vefat ettiği zaman, on altı aylıktı (3).
Kendisinin, on sekiz aylık olduğu da, rivayet edilir (4). Hz. İbrahim, Beni Mâzinlerden süt annesi Ümmü Bürde'nin evin-
de, yanında bulunuyordu (5).
Peygamberimizin Hz. İbrahim İçin Ağlaması:
Peygamberimiz, Abdurrahman b. Avf'ın elinden tutarak Hz. İbra-him'in bulunduğu hurma bahçesine (6), demirci Ebû Seyfin evine
gitti (7).
Hz İbrahim'i, kucağına aldı (8).
O sırada, Hz. İbrahim, can veriyordu.
Peygamberimizin gözlerinden yaş dökülmeğe başladı (9). Abdurrahman b. Avf «Sen de mi ağlıyorsun yâ Resûlallah? (10)
(1) Belâzüri-Ensabüleşraf c. 1, s. 450, Yakubl-Tarih c. 2, 8. 87, İbn-i Hacer-İsabe c. 1, 8. 93
(2) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, a. 143-144, Belâzüri-Ensab c. 1, s. 450, 451, İhn-1 Hacer-İsabe c. 1, s. 93, Kastalant-Mevahibülledünniye c. 1, 8. 259, Diyar Bekri-Hamis
c. 2, s. 146
(3) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 140, 141, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 283, Ве läzürl-Ensab c. 1, s. 450, Yakubl-Tarih c. 2, s. 87
(4) Beläzürl-Ensabülegraf c. 1, s. 450, 451
( 5) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 144, Belâzürl-Ensabulegraf c. 1, в. 449, 450
(6) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 138, Belázürl-Ensab, c. 1, s. 451, İbn-1 Abdulber-İstiab
с. 1, s. 57
(8) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 138, Belâzürl-Ensab c. 1, 8. 451, İbn-i Abdulber-Istlab
(7) Buharl-Sahih c. 2, a. 85
c. 1, s. 57 (9) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 138, Buharl-Sahih c. 2, 8. 85 Müslim-Sahih c. 4, s. 1808,
Belâzürl-Ensab c. 1, a. 451
(10) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, & 138, Buharl-Sahih e, 2, a. 85
Hz. İbrahim'in kabrinin başına bir taş getirilmesini de, emir edip getirilen taşı kabrin başına dikti (38).
Hz. İbrahim'in kabri, bir alametle belirlendi.
Kabrinin üzerine ilk defa su serpilen de, o, oldu (39).
Hz. İbrahim'in Vefatı Günü Güneş Tutuluşu ve Peygamberimizin Müslümanları Uyarışı:
Hz. İbrahim'in vefat ettiği gün, güneş tutulmuştu.
Halk İbrahim'in ölümü İçin güneş tutuldu!» dediler.
Peygamberimiz, bunu işitince, Mescide gidip Allaha hamd-ü sena-dan sonra Ey insanlar! Şüphe yok ki: güneş ve ay, Allâhın âyetlerin-den iki âyettir ki bunlar, hiç bir kimsenin ne hayatı, ne de, vefatı için tutulmazlar.
Bunları, tutulmuş gördüğünüzde, hemen mescidlere sığınınız. 40 Küsuf açılıncaya kadar Allâha duâ ediniz ve namaz kılınız! buyur-
du (41).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani'nin 1. fıkrasına eklediği 1 numaralı notundaki onuncu yıl rebiülevvelinin onuncu günü hakkındaki kaynak elimizde bulunmadı-
ğından bunu mesküt geçiyoruz.
(36) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 142 (37) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 141
(38) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 144, Belâzüri-Ensab, c. 1, s. 451
(39) İbn-i Abdulberr-İstiab c. 1, s. 59, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 1, s. 51, Kastalani-Me-vahibülledünniye c. 1, s. 259
(40) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 142, Yakubi-Tarih c. 2, s. 87, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. c. 1, s. 50
(41) Buhari-Sahih c. 2, s. 30, Muslim-Sahih c. 2, s. 630
Her ne kadar, Eshabdan bazılarından, Hz. İbrahim'in yaşasaydı ve Peygamberimizden sonra Peygamber gelecek olsaydı, onun da, Pey-gamber olabileceği hakkında sözler rivayet edilmiş ise de, bunlar, mu-hali farz ederek hüküm vermek kabllinden şahsi görüşleri olup ilim otoriteleri tarafından red edilmişlerdir.
Peygamberimizden sonra Peygamber gelmeyeceği, Peygamberimi-zin, Peygamberlerin sonuncusu olduğu, her şeyden evvel Kur'ân-ı Ke-rimle såbit bir gerçektir (48).
Bunun, Hadis ile gerçekleştirilmek istendiğini sanmak, büyük gaflettir.
Kaetani, notunun sonunda yine İbn-i Hacer'e dayanarak «Beyha-ki'ye göre İbrahim ancak sekiz ay muammer olmuştur.» (49)
diyorsa da, yanlıştır. Çünkü, İbn-i Hacer, böyle demiş değil, şöyle demiştir: «Beyhaki, İbrahim yetmiş gün yaşadı diye bir kavı hikâye etmiştir.
Böyle olduğu takdirde, kendisi, sekizinci yılda vefat etmiş olur. Doğrusunu, Allah, bilir.» (50).
Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz, kıyamet günü, diğer resuller, ümmetlerine risaletlerini tebliğ ettiklerine dair şehadet edecektir.
Nitekim, Kur'an-ı Kerim'de bu mana anlatıldı:
Seni onların üzerine bir şahid olarak getirdiğimiz zaman...
(441)
Günahkarların şefaatçısıdır.
Resulüllah SA. efendimiz, küfürden başka bütün günahlara şe faat edecektir. Bu günahlar ister büyük olsun; isterse küçük..
O: Adem'in tüm çocuklarının efendisidir.
Nitekim, bu manayı bizzat Resulüllah S.A. efendimiz şöyle dile
getirmiştir:
Ben Ademoğularının efendisiyim.»
Onun zikri, mukarreb melekler arasında merfu' olmuştur.
Bazı nüshada:
Melekler.
Yerine:
-Mele'.
Gelmiştir. Yani: Hakka yakınlık bulan cemaat arasında..
Beşir'dir. Nezir'dir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz.. Şöyleki: Resulüllah S.A. efendi-miz, kendisini tasdik edip påk şeriatına, hidayet sünnetine, emir ve fermaniarına itaat edip boyun eğenlere cennet ve çeşitli nimetlerin, ikramların müjdesini vermektedir.
Kendisini inkar eden inatçı kâfirleri de cehennem ateşi ve elim
azapla korkutmaktadır.
Aydın bir kandildir.
Yani: Kulları Hak yoluna İrşad, küfür ve zulmet karanlığını aç-makta nurlu ve ziyalı bir kandildir.
Bu yolda, bütün nurlar, onun nurundan gelmektedir.
Doğru sözlüdür; emindir.
Cümle söz, hal, fiil ve vaadlerinde.. O kadar ki, Resulüllah S.A. efendimiz: Nübüvvetten evvel ve nübüvvetten sonra, Kureyş arasın-da; doğru sözlülüğü ve emin oluşu ile meşhurdu. Hatta düşmanları dahl onun için:
السراج المنير الصادق الأمين الحي المين الرؤف الرحية الهاد ع الى الصراط المستقيم الدعاتَيْتَهُ سَبْعًا مِنَ الثاني والقرآن العظيم بي الرحمةِ وَهَادِي الْأُمَّةِ أَوَّلِ مَنْ تَنْشَق عَنْهُ الْأَرْضُ وَيَدْخُلُ الْجَنَّةَ الْمُؤَيَدِ جبريل وَمِنكَائِلَ المشرية فِي التَّوْرية والانجيل المصطَى الْمُحبى المُنتبَ البِي القَاسِمِ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بن عبد المُطَّلِبِ بْنِ هَا شِم ١٢٦ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَلَكَيكَ وَالْمُقَرَّبِينَ الَّذِينَ يُسَبِّحُونَ اليْلِ وَالنَّهَارَ لا يَفْتَرُونَ وَلَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ اللَّهُمَّ وَكَمَا اصْطَفَيْتَهُمْ سُفَراءَ إلى رُسُلِكَ وَأَمَنَاءَ عَلَى وَحْكَ وَشُهَدَاءَ عَلَى خَلْقِكَ وَخَرَقْتَ لَهُمْ كُنفَ جُيكَ
is sirac'il münir'is sadık'il - emin'il-hakk'il-mübin ir-rauf'ir-rahim'il hadi iles-sırat'il-müstakimillezi ateytehu seb an minel-mesani vel-kur'an'el-azime.
Nebiyy'ir-rahmeti ve hadil-ümme-ti evveli men tenşakku anh'ülarzu ve yedhulül cennet'el-müeyyedi bicibrile ve Mikäilel-mübeşşiri bihi fit-Tevrati vel-İncilil-Mustafa'l-mücteba'l münta-habi Ebil-Kasimi Muhammed'ibni Ab-dillah ibni Abdilmuttalib'ibni Haşimin.
126. Allahümme salli alâ melai-ketike vel-mukarrebinellezine yüseb-bihunelleyle ven-nehare läyeftürune ve laya'sunellahe maemerahüm ve yef'alu-ne mayü'merune.
Allahümme ve kema'stafeytehüm süferae ilå rüsülike ve ümenae alå vahyike ve şühedae ala halkıke ve ha-rakte lehüm künüfe hücübike.......
Aydın bir kandildir. Doğru sözlü emindir. Hak mübindir. Rauf Rahimdir. Doğru yola hidayet edendir.
O, öyle bir zattır ki, kendisine seb'ü mesan! verdin; Kur'an-ı Azim verdin.
Rahmet peygamberidir. Bu ümmetin hidayetçisidir.
Yerin, kendisine ilk yarılacağı kimsedir; keza cennete ilk giren..
Cebrail ve Mikail'le teyid edilmiştir.
Tevrat'ta ve İncil'de onun müjdesi verilmiştir.
Seçilen, beğenilen, çıkarılan Ebülkasım Muhamined b. Abdillah b. Abdil-muttalib b. Haşim'dir.
126. Allahım, meleklerine ve mukarrebine salåt eyle.
Öyledirler ki: Gece gündüz hiç ara vermeden tesbih okurlar. Allah'ın onla-ra verdiği emre asi olmazlar. Emrolundukları her şeyi yerine getirirler.
Allahım, onları resullerine sefir kıldığın, vahyine emin eylediğin, yarattık-zatının hicabını onlara açtığın larının üzerine şahidler eylediğin,
«Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.» (21/107)
Bu ümmetin hidayetçisidir.
Bu cümle içinde geçen: Ümmet, tabirinin (Arapça) başındaki harf-i tarif (Arap dili nahiv kaidesine göre) ahd-i harici olur da, ica-bet ümmeti murad edilirse.. şu demeğe gelir:
Kendisini tasdik eden ümmetlerini, fevze, felâha irşad ve hi-dayet eder..
Bundan başka, o harf-i tarif istiğrak için olursa.. o zaman. bütün davet ümmeti murad edilmiş olur. Ancak, Yüce Hak, onların bazısına, hak yola hidayet verir; bazısına da vermez; böylelerinin geçmişinde hizlan ve şekavet vardır. Sonra, Resulüllah S.A. efendimiz:
Yerin, kendisine ilk yarılacağı kimsedir. Keza cennat-ı âliyata da ilk giren o olacaktır.
Sonra Resulüllah S.A. efendimiz:
Cebrail ve Mikâil'le teyid edilmiştir.
Yani: Bunlarla güçlendirilmiştir. Ayrıca Resulüllah S.A. efendi-miz, bazı gazalarında bin, bazı gazalarında üç bin, bazı gazalarında dahi beş bin melekle teyid edilmiştir. Bu mana âyetlerle de sabittir.
Tevrat'ta, İncil'de onun müjdesi verilmiştir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvet, risalet ve geleceği
müjdesi..
- Seçilen beğenilen çıkarılan Ebülkasım'dır.
Yani: Cümle yaratılmışlar arasından..
RESULÜLLAH'IN EBULKASIM KÜNYESİ
Ebülkasım, Resulüllah S.A. efendimizin künyesidir. En bü-yük oğlu Kasım olduğu için,, onun adı ile künyelenmiştir. Şu mana-dan ötürü de kendisine bu lakab verilmiş olabilir:
İlimleri, ilâhî marifetleri, rümuz, esrar, ledünni hakikatları; her kesin istidadına göre talim, tevzi, taksim eden olduğundan..
Bir de şu mana için bu künye kendisine verilmiş olabilir:
Ganimet mallarını, müslüman gaziler arasında adaletli bir sevi-yede taksim eder olduğundan..
İşbu sıfatların sahibi:
Muhammed b. Abdillah b. Abdilmuttalib b. Haşim'dir..
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin babası Abdüllah, onun babas: Abdülmuttalib, onun babası dahi Haşim'dir.
YÜZ YİRMİ ALTINCI SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey Vacib'ül-vücud, hayrı ve cömertliği bol, Hayy Kayyum Daim Baki olan şanı büyük, nimetleri her şeye şamil. kendisinden başka ilah olmayan Allahım.
Ancak, bazı nüshalarda, Mukarrebin, ayrıca anlatılmamış, meleklere sıfat olarak gelmiştir. O zaman mana şu olur:
Onlr öyle meleklerdir ki; cümlesi emrinle amel eder, fermanına mutidir. Çeşitli ibadet taat ederler.
Öyledirler ki, gece gündüz hiç ara vermeden tesbih okurlar. Allah'ın emrine asi olmazlar. Emrolundukları şeyleri yerine getirirler.
Devam edelim:
Allahım, onları Resullerine sefir kıldığın, vahyine emin eyle-
diğin.. Bu cümlede geçen:
Sefir.
Tabiri, bir kavme haber getirip götürendir. Bunun gibi, Allah-ü Taala'nın da meleklerden. bu gibi sefirleri vardır. Beşerden olan Re-sullere zatından haber getirirler. Meselà: Cebrail aleyhisselâm. Ki bu Peygamberlere vahiy getirir.
RESULÜLLAH EFENDİMİZE VAHİY GETİREN MELEKLER
Resulüllah S.A. efendimize, Cebrail vahiy getirdiği gibi, Mikail de vahiy getirmiştir. İsrafil dahi, Kur'an'dan başka vahiyleri getirmiştir. Kur'an vahyini yalnız Cebrail getirmiştir.
İsrafil'in vahiy getirmesi ancak. Resulüllah S.A. efendimizin özel-likleri arasında sayılır.
Bunlar, her bakımdan, Yüce Hakkın vahyini getirmek için emin-dirler.
Yarattıklarının üzerine şahidler eylediğin..
Yani: Onları, kulların amellerini koruyup ona şahid olmaları için seçtin.
Zatmın hicabını onlar açtığım.
Demek olur ki: Cisim ve. cismaniyetten, mekân ve zamandan, şe kil ve azadan münezzeh ve mukaddes olan yüce zatının hicaplarını onlara açtın.
MELEKLERE AÇILAN HİCAP
Burada anlatılan mana icabı olarak: Yüce Hakkın zatının kühnü-nü bilmiş olmaları lazım gelmez. Zira, Yüce Hakkın zatının kühnünü kendisinden başkası bilmez. Onun ilmini, hiç kimse kavrayamaz. Böy-le olunca, o meleklere hâsıl olan mana: Ancak, bir peygamberden baş-kasının vâsıl olamayacağı marifet. halet ve derece yakınlığı olur. Onların gaybine muttali ettiğin..
Yani: Hiç kimsenin muttali olamayacağı gayb sırlarına onları
muttali ettiğin için..
Onlardan cennetine koruyucular seçtiğin..
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Peygamberlere, velilere, sıddıklara, şehidlere, salihlere, cümle er-kek kadın iman edenlere göre yaratıp hazırladığın cennat-ı aliyat için
ve atla'tehüm alâ meknuni ğaybike vahterte minhüm hazeneten licennetike ve hameleten liarşike ve cealtehüm min ekseri cünudike ve faddaltehüm alelvera ve eskentehüm'üs-semavat'il-ulâ ve nezzehtehüm anil-maasi ved-de-naatı ve kaddestehüm anin-nakaisi vel. afati fasalli aleyhim salâten daimeten tezidühüm biha fazlen ve tec'alūna li istiğfarihim biha ehlen
127. Allahümme ve salli alâ cemii enbiyaike ve rüsülikellezi şerahte sudurehüm ve evda'tehüm hikmeteke ve tavvaktehüm nübüvveteke ve enzelte aleyhim kütübeke ve hedeyte bihim halkake ve deav ilå tevhidike ve şev-veku ilā va'dike ve havveľu min vaiy-dike ve erşedu ilå sebilike.............
**
onları gaybına muttali ettiğin, onlardan cennetine koruyucular seçtiğin, arşına ta-şıyıcı aldığın, ordunun pek çoğunu onlardan kıldığın, halka nazaran onları daha faziletli eylediğin, onları yüce semalarına iskân eylediğin, masiyetten ve denaet-lerden kendilerini temizlediğin, noksanlardan ve afetlerden yana mukaddes eyle-diğin için kendilerine salât eyle; daimi ve kendilerinin faziletini artırıcı bir salât olsun. Bizleri dahi, onların istiğfarına lâyık eyleyesin.
127. Allahım, bütün nebilerine ve resullerine salât eyle. Öyle zatlardır ki, sadırlarını genişlettin. Onlara hikmetini doldurdun. Onlara peygamberlik zincirini taktın. Onlara kitaplarını inzal eyledin. Halkına onlar vasıtası ile hidayet eyledin; zatını tevhide davet ettiler. Vaadın için şevka getirdiler. Vaidinden de korkuttu-lar. Senin yoluna irşad ettiler.
1947 - Birleşik Krallık, Hindistan'a bağımsızlık verdi.
1974 - İkinci Kıbrıs Barış Harekâtı başladı.
1974 - Edebiyat
araştırmacısı ve tarihçisi Nihat Sami Banarlı öldü.
AĞUSTOS
14
PERŞEMBE
20 1447 SAFER
RUMI: 1 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 101
BIR AYET Sabret. Senin sabrin da ancak Allah'ın yardımıyladır.
Nahl: 127
BİR HADİS
Bir işi yapmak istediğinde teennî ile hareket et ki, Allah o işte sana bir çıkış yolu göstersin.
Beyhaki
Sen bir memursun, asker gibi muvazzafsın. Öyleyse, onun namıyla çalış, onun hesabıyla sa'yet. Muhtaç olduğun bütün şeyleri sana bahşeden ve rızkını veren, muktedir olmadığın şeylerden seni
çocukların, beyaz çocuklarla aynı okula gitmelerini önleyen yasa yürürlükten kaldırıldı.
1967 - İmam Hatip Okulu mezunlarına, üniversitelere girme hakkı tanındı.
17
SALI
TUESDAY
MAYIS
MAY
BİR AYET
Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi yazarız.
Yasin Suresi: 12
BİR HADİS
Allah Kıyamet Günü mü'minlerin arasını adaletiyle düzeltecektir.
Hakiki bir Müslüman, samimi bir mü'min hiçbir zaman anarşiye ve bozgunculuğa taraftar olmaz. Dinin şiddetle menettiği şey, fitne ve anarşidir. Tarihçe-i Hayat
HALID B. VELİD'İN BENİ HARİS B. KA'BLARA GÖNDERİLİSİ
Beni Haris b. Ka'bların Soyları ve Yurdları:
Beni Harislerin Ata soyları şöyle sıralanır:
Amr b. Yezid, b. Katan, b. Ziyad, b. Haris, b. Malik, b. Ka'b, b. HA. ris, b. Ka'b, b. Amr, b. Ule, b. Celd, b. Målik, b. Üded (1) Beni Harisler, Beni Abdulmedân diye de anılırlar.
Medan, sanem ismi olup bu kabile, o puta nisbet edilmiştir. Beni Harisler, Yemen'de Necran bölgesinde otururlardı (2). Necran, Yemen'in Mekke tarafındaki bölgelerindendir.
Rivayete göre: ilk gelip burayı İmår eden kişi, Necran b. Zeydan, b. Sebe', b. Yeşcüb, b. Ya'rub, b. Kahtan olduğu için, buraya, ondan do-layı, Necran ismi verilmiştir.
Necran halkını, Hıristiyanlığa ilk sokan da, Hz. İsa'nın dininde Feymiyun adındaki kimse idi (3).
Halid b. Velid'in Beni Hárislere Ne Zaman, Niçin ve Nasıl Gönderildiği?
Peygamberimiz, Halid b. Velid'i, hicretin onuncu yılında rebiülev-vel ayında (4), Necranda Beni Haris b. Ka'blara gönderdi ve onlarla çarpışmadan önce, kendilerini üç gün İslâmiyete dåvet etmesini, ka-bul etmedikleri takdirde, çarpışmasını emr etti (5).
Halid b. Velid'in, rebiülahir veya cümadel'ûlâ ayında gönderildiği de, rivayet edilir (6).
Peygamberimiz, Halid b. Velid'in maiyyetine dört yüz mücahid Müslüman verdi (7).
(1) İbn-i Hazm-Cemhere s. 416-417
( 2) Ahmed Zeyni Dahlan-Sire c. 2, s. 142
(3) Yakut-Mucemülbüldan c. 5, s. 266
(4) Vakıdl-Megazi c. 1, s. 7, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 339, c. 2, s. 160, Taberl-
Tarih c. 3, s. 156
(5) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 239, Vakıdi'den naklen İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1. a. 339, Taberi-Tarih c. 3, s. 156. Ibn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3. 5. 41. İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 244
(6) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 239, Taberî-Tarih c. 3, s. 156. İbn-i Kayym-Zadülmaad c. 3, 8. 41. Ibn- Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 244, Ebülfida-Sire c. 4. 8. 188
(7) Vaksdide, naklen İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 339, Taberi-Tarih c. 3, s. 156. Ibn-i Haldun-Tarih c. 2, ka. 2, s. 53
HALİD B, VELİD'İN BENİ HARİS B. KABLARA GÖNDERİLİŞİ
Beni Harislerin İslâmlyete Dâvet Ediligt:
23
Halld b. Velid, gidip Beni Hârislerin üzerlerine vardı. Her tarafa süvariler saldı.
Süvariler Ey insanlar! Müslüman olunuz da, selâmete eriniz!» di-yerek herkesi İslamiyete davet ettiler (8).
Beni Hárislerin Müslüman Oluşu ve Müslümanlığı Öğrenişi:
Necranda bulunan Belháris b. Ka'blar, yapılan davete hemen ica-bet ettiler (9). Müslüman oldular. Halid b. Velid, bir müddet onların yanında oturdu. İslâm şeriatı-ni, Allahın Kitabını ve Allâhın Peygamberinin Sünnetini onlara öğ
Halid b. Velid de, bunları, onların fakirlerine dağıttı.
Ayaklanan Mezhıcların Mağlubiyete Uğratılışı:
Halid b. Velid, Mezhic kabilesinden ayaklanan bir cemaatla çarpı-şarak onları mağlubiyete uğrattı. Bazılarını esir ve hayvanlarını iğti-nam edip ganimet mallarının beşte birini Peygamberimize ayırdıktan sonra beşte dördünü mücahidler arasında bölüştürdü (11).
Halld b. Velid'in Peygamberimize Yazısı:
Halid b. Velid, Peygamberimize bir yazı yazıp Bilal b. Haris'ül'Mü-zeni ile gönderdi.
Yazısında, Beni Hârislerin, İslâmiyeti hemen kabul ettiklerini bil-dirdi (12).
Yazısında şöyle dedi:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Allâhın Resûlü Muhammed Peygamber Aleyhisselâma Halid b. Ve-lid tarafından:
(8) İbn-i İshak, İbn-i Hişam- Sire e, 4, s. 239, Taberi-Tarih c. 3, s. 156 İbn-iKayyım-Zagillmaad c. 3, s. 41, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 244-245, Ebülfida-Sire c. 4, s. 188
(9) Vakididen naklen İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 339
(10) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 239, Vakıdiden naklen İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 330, Taberî-Tarih c. 3, s. 156, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 41 İbn-i Seyyid-
(11)
Uyun. c. 2, s. 245, Ebülfida-Sire c. 4, s. 188 Belüzüri-Ensabülegraf c. 1, s. 384
(12) Vakıdiden naklen İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, в, 339
34 Esselamü aleyke yn Resûlallah! ve rahmetullahi ve berekâtüh Ben, Senden dolayı O Allah'a hamd ederim ki, O'ndan başka
ilah Bundan sonra arz ederim ki ya Resûlallah! Allahın selamı, Senin yoktur.
Sen, beni, Beni Haris b. Ka'blara gönderdin. üzerine olsun! üç gün kendilerile
ve kendilerini İslamiyete dâvet etmemi, Müslüman olurlarsa, yanların-Onların yanına vardığım zaman, çarpışmamamı da oturup kendilerine İslâm alâmetlerini, Allahın Kitabını ve Allâhın Peygamberi Aleyhisselâmın Sünnetini öğretmemi, Müslüman olmazlar-sa, çarpışmamı bana emr etmiştin.
Ben, onların üzerlerine vardım. Resûlullah Aleyhisselâmin bana emr ettiği gibi, üç gün, kendilerini İslamiyete davet ettim. İçlerine sü-
variler gönderdim. Onlara (Ey Beni Harisier! Müsitiman olunuz da, selamete eriniz!) dediler.
Onlar da, hemen müslüman oldular ve çarpışmadılar. Ben, aralarında oturup onlara Allahın əmr etmiş olduğu şeylerle
emr, Allahın nehy etmiş olduğu şeylerden de, kendilerini nehy ettim.
Kendilerine İslâmın alametlerini ve Peygamber Aleyhisselâmın Sünnetini öğrettim.
Restûlullah Aleyhisselâm, bu hususta ne yapacağımı bana yazınca-ya kadar burada kalacağım.
Selam olsun Sana ya Resûlallah ve rahmetullâhi ve berekâtüh!»
Peygamberimizin Halid b. Velid'e Cevabı:
Peygamberimiz, Halid b. Velid'in yazısına şöyle karşılık yazdı: BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Allahın Resülü Muhammed Peygamberden Halid b. Velid'e! Selam olsun sana!
Ben, senden dolayı O Allaha hamd ederim ki, O'ndan başka ilah yoktur.
Bundan sonra derim ki: Beni Haris b. Ka'bların kendilerile çarpış manıza hacet kalmadan Müslüman olduklarını, İslâmiyetten kabûle davet edildikleri şeyleri kabul ve Allâhdan başka ilah bulunmadığına ve Muhammedin, Allâhın kulu ve Resûlü olduğuna şehadet ettiklerini, Allahın, onlara doğru yolu gösterdiğini haber veren Elçinle birlikte mektubun bana geldi.
Onları, Allahın ve Resûlünün emirlerine göre hareket ettikleri takdirde, âhiret nimetlerile müjdele.
Artık, dönüp gel! Aykırı hareket ettikleri takdirde, âhiret azabiyle korkut!
HALİD B. VELİD'İN BENİ HARİS B, KA'BLARA GÖNDERİLİŞİ
Vesselimü aleyke ve rahmetullahi ve berekâtüh." (13)
Halid b. Velid'in Beni Haris Elçilerile Birlikte Medine'ye Gelişi:
25
dönüp geldi. Beni Haris b. Ka'bların Elçileri de, onunla birlikte geldiler.
1. Kays b. Husayn Zülkussa, 2. Yezid b. Abdulmedân,
3. Yezid b. Muhaccel,
4. Abdullah b. Kurad'üz'Ziyadi,
5. Şeddad b. Abdullah'ül'kanani,
6. Amr b. Abdullah'üddıbâbi (14), 7. Abdullah b. Abdulmedân..
gelen Beni Haris Elçileri arasında bulunuyordu. Halid b. Velid, bunları kendi evine indirdi.
Sonra, yanına düşürüp Peygamberimize götürdü (15).
Beni Háris Elçileri Peygamberimizin Huzurunda:
Peygamberimiz, Beni Hâris Elçilerini gördüğü zaman «Kimdir bunlar, Hindli adamlara benziyorlar?» diye sordu.
«Yâ Resûlallah! Bunlar, Beni Haris b. Kå'bların ileri gelen Adam-larıdır.» denildi.
Beni Haris Elçileri, Peygamberimizin yanına gelince, Peygamberi-mize selâm verdiler (16).
«Senin, Resûlullah olduğuna ve Allâhdan başka ilâh bulunmadığı-na şehadet ederiz!» dediler.
Peygamberimiz «Ben de, Allahdan başka ilâh bulunmadığına ve kendimin de, Resûlullah olduğuma şehadet ederim.» buyurdu (17).
«Sizler ki İslamiyete dåvet olunduğunuz zaman, karşı koymak için halka õnayak olmak mı istediniz?» diye sordu.
Hepsi, sustular. Onlardan hiç biri cevap vermedi.
(13) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 239-240, Taberi-Tarih c. 3, s. 156, Ebülfi-
da-Sire c. 4, 5. 188-189, Diyar Bekri-Hamis c. 2, 5. 144 (14) İbn-i İshak, İbn-i Hişam- Sire c. 4, s. 240, Vakıdiden naklen İbn-i Sa'd-Tabakat
c. 1, s 339, Taberi-Tarih c. 3, s. 156, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 418, Ebül-
fida-Sire c, 4, s. 189, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 53 (15) Vakıdîden naklen İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 339, İbn-i Hacer-İsabe c. 3, s. 245
( 16) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 240, Vakıdiden naklen İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 339-340, Taberi-Tarih c. 3, s. 156, İbn-i Esîr-Üsdülgabe c. 4, s. 419,
Diyar Bekri-Hamis c. 2, s. 144 (17) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 240, Taberi-Tarih c. 3, 5.156-157, İbn-1 Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 418, Ebülfida-Sire c. 4, s. 189
Peygamberimiz, sorusunu dördüncü kerre tekrarlayınca, Yezid b. Abdulmedan «Evet! Ya Resûlallah! Bizler, Islamiyete dâvet olununca, karşı koymak için halka önayak olmak istemiştik!» dedi ve bunu, dört
kerre söyledi. Peygamberimiz "Eğer, Halld, bana, sizin çarpışmağa hacet kalma-dan Müslüman olduğunuzu yazmasaydı, muhakkak, başlarınızı, ayak-
larınızın altına atardım!» buyurdu. Yezid b. Abdulmedân «Vallâhı, biz, ne Sana şükr ederiz, ne de, Ha-
lid'e şükr ederiz!» dedi.
Peygamberimiz «Ya kime şükr edersiniz?» diye sordu.
«Ya Resûlallah! Biz, yüce Allaha şükr ederiz ki Senin yüzünden bizi hidayete erdirdi.» dediler.
Peygamberimiz «Doğru söylediniz!» buyurduktan sonra «Siz, ca-hillye çağında çarpıştığınız kimselere ne ile galip gelirdiniz?» diye sor-du.
«Biz, kimseye mağlup olmuş değiliz!» dediler.
Peygamberimiz «Evet! Siz, çarpıştığınız kimselere hep galip gelir-diniz!» buyurdu.
Çünkü, fazla konuşmaz, tezellül ve savurganlık etmez, birbirimize karşı kıskançlık göstermez, yardımı kesmez, savaş ve güçlük zamanla-rında güçlüklere katlanırdık (19).
Dâima toplu bulunur, dağılmazdık.
dık. dediler. Hiç kimseye karşı da, zulüm ve haksızlığa ilk başlayan biz olmaz-
Peygamberimiz «Doğru söylediniz!>> buyurdu (20).
Kays b. Husayn'ın Beni Hârislere Vali ve Kumandan Tayin Edilişi:
Haris b. Ka'blara Vali ve Kumandan tayin etti. Peygamberimiz, Elçiler arasında bulunan Kays b. Husayn'ı, Benî
Sire c. 4, s. 190 (18) Ibn-i İshak, İbn-i Hisam- Sire c. 4, 5. 240-41, Taberi-Tarih c. 3, s. 157, Ebülfi-(19) Ibn-1 Hacer-Isabe c. 3, s. 245 (20
) İbn-i Ishak, İbn-i Hisam- Sire c. 4, s. 241, Taberi-Tarih c. 3, s. 157. Ebülfida-Sire c. 4, a. 190, Ibn-1 Hacer-İsabe c. 3, s. 245
HALID B. VELİD'İN BENİ HARİS B. KA'BLARA GÖNDERİLİŞİ
Beni Haris Elcilerinin Yurdlarına Dönüşü:
2T
Beni Hâris b. Ka'b Elçileri, şevval ayının son günlerine kadar Me-dine'de kaldıktan sonra yurdlarına döndüler (21).
Kendilerinin, zilkade ayının başlarında döndükleri de, rivayet edi-
lir (22). Peygamberimiz, Elçilerin her birine bahşiş olarak onar ukiye ve Kays b. Husayn'a ise, on iki buçuk ukıye gümüş verdi (23).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, Abde b. Müshir'i, Halid b. Velid'in Medine'ye getirdiği Be-ni Haris b. Ka'b Elçileri arasında gösterirse de (24), yanlıştır.
Çünkü, Abde b. Müshir, ayrıca gelip Müslüman olmuştur (25). Kaetani, 3. fıkrasında «Burada Halid b. Velid tarafından Muham-
med'e yazılmış mektubun ve Peygamberin kendi kumandanına cevabı-nın metinlerini görüyoruz Buraya onları nakl etmedim. Çünkü, hiç bir kıymet-i tarihlyeyi haiz değildirler. Ağlab-i ihtimale göre sonradan uy-durulmuş şeylerdir.
İbn-i İshak tarafından nakl edilen bütün Hadis'e de, pek çok el dokunmuştur. Sonradan ilåvelerle doludur.» (26) diyorsa da, yalan ve yanlıştır.
Çünkü, her hangi tarihî bir vesikanın veya Hadis'in, tarihi hiç bir kıymet taşımadığı veya uydurma olduğu, usûlüne göre incelenip delil-lerile ortaya konulmadıkça, sabit olamayacağını, Kaetani gibi, kendi-sini Dev aynasında gören bir tarihcinin håla öğrenememiş bulunması, ne hazindir!
İbn-i Hişam'ın, İbn-i İshak'tan nakl ettiği Hadis'e pek çok eller dokunduğunu, ilåveler yapıldığını iddia eden Kaetani daha önce «... Ke-mal-i memnuniyetle görüyoruz ki İbn-i Hişam, Üstad-ı âzam İbn-i İs-hak tarafından toplanan malzemeye, neşr edilen efkâra pek sådık ka-lacak surette bir eser bırakmıştır. (27) diyerek itirafta bulunmuş ol-duğunun da farkına varamayacak kadar gaflet ve çelişki içindedir.
(21) Ibn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, s. 241, Vakıdiden naklen İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 340, Taberi-Tarih c. 3, s. 157, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 42, İbn-i Seyyid-Uyun, c, 2, 5, 245, Ebülfida-Sire c, 4, 5, 190
(22) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 241, Taberi-Tarih c. 3, s. 157, İbn-i Kay-yum-Zad. c. 3, s. 42, İbn-i Seyyid-Uyun. c. 2, s. 245, Ebülfida-Sire c. 4, s. 190,
İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks, 2, s. 54
( 23) Vakıdiden naklen İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 340
28 Kaetani, 3. fıkrasında «Yalnız, Peygamberin kim olduklarını bil-mediği sefirleri görür görmez (Hindlilere benzeyen bu adamlar kim.
lerdir?) demesi şayan-ı dikkattir... Adi bez parçalarile telebbüs eden Müslümanlar üzerinde cenubun zengin Araplarının zinet ve haşmetleri büyük bir tesir yapmak ican ederdi.» (28) diyorsa da, yanılıyordur.
Biz, ne Peygamberimizin «Kim bu adamlar?» diye sormasında, ne de Beni Haris Elçilerinin Hindlilere benzetilmesinde dikkata değer bir şey görmüyoruz.
Bilakis, Kaetani'nin, hiç bir münasebet yok iken «Münbit ve me-deni bir memleket olan Cenubi Arabistanda, vasatî ve şimali Arabis-tanda çölde hemen hemen vahşet halinde yaşayan kabilelere nisbetle oldukça müterakki bir hars ve ziyade refah vardı..» diyerek Hıristiyan Necranlıların Muslüman oluşlarına kızıp Müslümanlara hakarete kal-kışmasındaki koyu Hıristiyanlık taassubunu dikkata değer görüyoruz.
Canlarının ve mallarının âhiret mutluluğu ve Cennet karşılığında Allah tarafından satın alınmış olduğu Kur'ân-ı Kerîmde açıklanan (29) Müslümanları, dünyanın hangi ziynet ve haşmeti imrendirebilecek, sarsabilecekti?
Kitabının başında «Yeni din, bu innîn akvamı elektirikledi, onları yeniden canlandırdı. Eski uzviyetlere yeni bir hayat nefh etti. Muhte-şem bir medeniyet yarattı. (30)
İslâmiyet hiç zuhur etmemiş olsaydı, bu mürteci ruhlu Ortodoks-luk o tarihden bu zamana kadar hükümran kalıp ta kurunu vustanın en fena asırlarında bütün dünyayı tenvir etmiş olan o muhteşem Arap ve Acem medeniyetinin tevellüdüne meydan vermeseydi, Asyanın garp kimde tayin edemez. (31) taraflarile kurunu vusta Avrupası aceba ne halde bulunurdu? Burasını
diyen de, Kaetani değil miydi?!
Bu, ne feci çelişkidir!
Vakıdinin Megazisinde Halid b. Velid'in, bir Allâha imana dâvet etmek üzere Necrandaki Belhåris b. Ka'blara gönderildiği bildirilmekle iktifa edildiği (32), doğru ise de, İbn-i Sa'd'in Vakıdi'den rivayet etmiş olduğu metinle bu boşluk doldurulmuş (33) olduğuna göre, üzülmeğe
HALID B. VELİD'İN BENİ HARİS B. KA'BLARA GÖNDERİLİSİ
Kaetani, 1 numaralı notunda «Binaenaleyh, İslâmiyet Peygambe-rin vefatından evvel kabail arasında intisara vakit bulamamıştır.
dat-1 kadimeye sadık ve merbut bulunduğuna hükm etmek mantiki-Muharebat-1 dahiliye zuhur ettiği vakit ekseriyetin henüz itika-
dir (34) diyorsa da, yanlıştır.
Çünkü, hicretin dokuzuncu yılında Peygamberimiz Tebükten dön-dükten sonra her taraftan Arap kabilelerinden akın akın Elciler ve Temsilciler gelip Müslüman olmuş ve bu yıla Senetül vufud = Elçiler yılı denilmiştir (35).
Kabileleri adına Medine'ye akın akın gelip Müslüman olan bu he-yetlere kitabında yüzlerce sahife tahsis etmek zorunda kalan Kaetani değil midir?
«Bizim en başlı kaynağımız Kur'ân'dır.» (36) diyen ve İbn-i İshak'a da Kaynakların başında yer veren Kaetani'nin, Kur'ân-ı Kerimde:
«Allahın nusratı ve fetih gelince, sen de insanların fevc feve Alla-hın dinine gireceklerini görünce, hemen Rabbını hamd ile tesbih et..» (37) buyrulduğunu ve İbn-i İshak tarafından da, bunun böylece açıklandı-ğını (38) görmemesi mümkün müdür?
Bu vakıaları ve gerçekleri görmezden gelerek, Peygamberimizin sağlığında İslâmiyetin kabileler arasında yayılmağa vakit bulamamış olduğunu söylemek, garazkârlıktan ve İslâm düşmanlığından başka bir şey ifade etmez,
ve onlarda bulunan nimet, lütuf, kerem, güzellik, şenlik, huri, ceva-hir, köşkler ve bunlardan başka sayıya gelmeyen nimetlerine o me-leklerden koruyucu seçtiğin için..
ğın.. Arşına taşıyıcı aldığın; ordunun pek çoğunu onlardan kıldı-
Yani: Zatına has orduyu, insan ve cin ordusuna nazaran çoğunu meleklerden eylediğin için..
Halka nazaran, onları daha faziletli eylediğin..
FAZİLET CİHETİNDEN MELEKLER VE İNSANLAR
Bu manada, ehl-i sünnet vel-cemaat olan Hanefi mezhebinden Matüridiyenin şu rivayeti meşhurdur:
Yani: İnsan peygamberleri, meleklerin peygamberlerinden daha fa-ziletlidir.
Meleklerin hasları da, avam beşerden faziletlidir.
Yani: Meleklerin peygamberleri, insanların peygamber olmayan-larından daha faziletlidir.
Mümin, müslüman ve salih olanlar, meleklerin peygamber olma-yanlarından daha faziletlidir.
Avam melâike ise.. beşerin fasık ve cahillerinden daha faziletlidir.
Yani: Meleklerin peygamber olmayanları, insanların fasıkların-dan ve cahillerden daha faziletlidir.
Bunlardan başka rivayetler vardır. Onların cümlesine göre: In-sanın, meleklerden daha faziletli olmaları gerekir.
Onları yüce semalarına iskân eylediğin, masiyetten ve denaet-ten kendilerini temizlediğin, noksanlardan ve afetlerden yana mukad-des eylediğin için kendilerine salât eyle.
Daimî ve kendilerinin faziletini artırıcı bir salât olsun. Bizleri da-hi onların istiğfarına lâyık eyleyesin.
Yani: Bu meleklere ettiğimiz salât dolayısı ile; biz asileri, onların istiğfarlarına ehil ve mahal eyleyesin.
YÜZ YİRMİ YEDİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey ülûhiyet ve rübubiyetinde mutevahhid, ey ehadiyet ve same-daniyetinde münferid olan şanı büyük. zatı mukaddes kibriyası vüce Allahım.
- Bütün nebilerine ve resullerine salât eyle. Öyle zatlardır ki: SADR'larını genişlettin.
SİNELERİN GENİŞLEMESİ
Bu cümlede geçen SADR, laſzından murad: Kalb'dir. Bir şeyin yeri anlatılırken, onun durumu murad edilir. Bu dahi o kabilden bir manadır.
SADR, nefis hallerinin mahalli ve huyların da mahzenidir. Yüce Hakkın, nebiler ve resullerin sinelerini şerh eylemesi şu ma-
laşan sertleşen, kabul etmeyip karşılığında eza eden, onların şanlarına naya dayanır: Risaleti tebliğ, vahdaniyete davet ettikleri zaman; inat JAyık olmayan cehaleti ettiklerinden ötürü, onlardan gelecek ezaya ta hammül, cefalarına sabır, memur oldukları şeyi yerine getirmek..
- Onlara hikmetini doldurdun. Yani: Onların kalblerine..
Onlara peygamberlik zincirini taktın.
Yani: Onları, nübüvvet ve risaletle şereflendirip süsledin; kerem-ler eyledin. Cümleden daha muazzez ve mükerrem eyledin.
Bu cümlede şu manaya işaret vardır.
Nübüvvet ve risalet, çalışma ile elde dilmez, Ancak, ilahi bir hi-be, rabbani bir inayettir. Allah-ü Taâlâ, dilediği kullara fazlı ve ihsa-m ile verir.
Onlara, kitaplarını inzal eyledin.
Yani: Şer'i hükümlerini, yüce emirlerini, yasaklarını.. Bunları be-yan eden kitaplarını.
PEYGAMBERLERE GELEN KİTAPLAR VE SAHİFELER
Ebu Zer'in r.a. rivayet ettiği bir hadis-i şerife göre şöyle anlatıldı: Enbiya-i Izam ve rüsül-ü kiram üzerine nazil olan kitaplar yüz dört kitaptır.
Bunlardan yüz tanesi suhuftur; şöyleki:
ELLİ SUHUF, Şit a.s. peygambere gelmiştir.
OTUZ SUHUF, Idris a.s. peygambere gelmiştir.
YİRMİ SUHUF, İbrahim a.s. peygambere gelmiştir.
TEVRAT kitabı, Musa'ya a.s. gelmiştir.
İNCİL kitabı, İsa'ya a.s. gelmiştir.
ZEBUR Davud'a a.s. gelmiştir.
KUR'AN kitabı ise.. peygamberimiz Hazret-i Muhammed aleyhis-salâtü vesselâma gelmiştir.
Devam edelim:
- Halkına onlar vasıtası ile hidayet eyledin.
Yani: Göndermiş olduğun peygamberler vasıtası ile, Kullarına hi-dayet eyledin. Özellikle geçmişinde hidayet olan kullarına..
Bu cümlede şu manaya işaret vardır: Ålemlerin Rabbı Allah'ın hi-dayeti, sırf zatından gelen fazilet ihsanı ile olmaktadır. Peygamberler ise, ancak bu hidayete sebeb olmaktadırlar.
- Zatını tevhide davet ettiler.
Yani: Gönderilmiş oldukları cemaatı, zatının tevhidi olan doğru
Ecir, sevap, cennetlerdeki nimetler, üstün derecelerdir. Demek
olur ki:
Gönderdiğin peygamberler, kendilerine iman edenlere, ustte anlatılan vaadleri söylediler. Bunu kazanmaları için, onları heveslen-dirip teşvik ettiler.
VAI D'inden de korkuttular.
Bu cümlede geçen:
VAID.
Lafzından murad, kâfirler için hazırlanan cehennem ile, müna-fıklar için hazırlanan cehennemin en alt tabakasıdır; asiler için de,
elinı azaptır. Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Onlar, seni tevhid etmeyip küfürde israr edenleri, tevhidden son-ra da şeriatın gereği ile amel etmeyip muhalefet ve isyan edenleri korkutular. Yaptıkları yanlış hareketten vazgeçmedikleri takdirde, üstte anlatılan cezalara çarpılacaklarını anlattılr.
Senin yoluna irşad ettiler.
Yani: Zatını tevhide, fermanına itaata, İslâm dininin emirlerini yerine getirmeye..
Hüccetinle, delilinle bu yolda kaim olup kaldılar.
Yani: Vahdaniyetini, üstün sıfatlarını, vaad ve vaidini ayan be-yan delilleri getirmekte kaim durdular.
Vahdaniyetini; kulların eda etmeleri vacip olan hakları; sahip ol-makta, yaratmakta ve icadda, ayrıca yarattıklarının cümlesinde etti-ğin tasarruf işinde ortağın olmadığına dair delilleri anlatmakta se-batla durdular.
Bu salavat-ı şerifedeki manayı şöyle toplayabiliriz:
Ya İlâhel-Ålemin, bu büyük resullerin saygıdeğer peygamber-lerin halkı davette, kulları irşadda çektikleri meşakkat ve zorluklara zahmetlere bol ecir ve güzel sevap ihsan ederek, yüksek derece ve ma-kamla kendilerine ikramlar eyle.
Allahım, onlara tam manası ile selâm eyle.
Yani: Dünyada ve âhirette bütün kötülüklerden, mübarek tabiat-larına ağırlık veren şeylerden selâmet ihsan eyle.
le.
Onlara olan bu salât dolayısı ile, bize de büyük ecir ihsan eyle. Yani: Lütfunla bizlere büyük ihsan ederek, cümlemizi mesrur ey-
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle. Da-imi makbul bir salât olsun. Bu salât dolayısı ile, onun üzerimizdeki büyük hakkını karşılamış olasın.
Resulüllah S.A. efendimizin, üzerimizdeki hakkı gayet çoktur. On-ları dille anlatıp beyan ederek saymak mümkün değildir. Böyle bir şeye gücümüz yetmez.
ve kamu bihüccetike ve delilike ve sel limillahümme aleyhim teslimen ve heb lena bis-salāti aleyhim ecren azimen.
Allahümme salli alâ Muhamme din ve alâ âli Muhammedin salâten daimeten makbuleten tüeddi biha an-na hakkahul-azime.
128. (1) Allahümme salli alá Muhammedin sahib'il-hüsni vel-cemali vel-behceti vel-kemali vel-behai ven-nuri vel-vildani vel-huri vel-gurefi el-kusuri vel-lisan'iş-şekûri vel-kalb'il-meşkûri vel-ilm'il-meşhuri vel-ceyş'il-mansuri vel-benine vel-benati vel-ezva'-cit-tahirati vel-ulüvvi aled-derecati vez-zemzerni vel-makami vel-meş'ar'il-ha-rami vectinab'il-asami ve terbiyet'il ey-tami vel-hacci ve tilåvet'il-kur'ani ve tesbih'ir rahmani.........
**
Hüccetinle, delilinle bu yolda kaim olup kaldılar.
Allahım, onlara tam manası ile selâm eyle.
Onlara olan bu salât dolayısı ile, bize de büyük ecir ihsan eyle.
Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salát eyle. Daimi makbul bir salât olsun. Bu salât dolayısı ile, onun, üzerimizdeki büyük hakkını karşılamış olasın.
-1480-Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı donanması, İtalya'nın Otranto limanını zapt etti.
1945 - II. Dünya Savaşında Japonya kayıtsız şartsız teslim oldu.
1999 - Hanım Nur Talebelerinden Sıddıka Kartal vefat etti.
AĞUSTOS
11
PAZARTESİ
17 1447
RUMI: 29 TEMMUZ 1441
HIZIR: 98
BİR AYET Ey Rabbimiz! Bize güç yetiremeyeceğimiz şeyi yükleme!
Bakara: 286
BİR HADİS
Biriniz mülkünü satmak istediğinde önce komşusuna teklif etsin.
Ebu Ya'lâ
Bu dünya ebedî kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenab-ı Hakkın ebedî ve sermedi olan Dârüsselâm menziline dâvetlisi olan mahlûkatın içtimaları için bir han ve bir bekleme
«Resûlullah Aleyhisselâm, Kays b. Husayn Zülkussa'ya, babasının oğulları Beni Hârislerle bunların Müttefıkları olan Beni Nehdler için: (Onlar, namaz kıldıkları, zekât verdikleri, müşriklerden ayrıldık. ları, Müslüman olduklarına şehadet ve malları içinde Müslümanların bir hakkı bulunduğunu ikrar ettikleri müddetçe, Allâhın himayesi ve
Resûlünün himayesi altındadırlar. Kendileri, ne uşr'le, ne de savaş için toplanmakla mükelleftirler.) diye yazı yazdı. (1)
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, bu fıkraya eklediği 1 numaralı notunda «Son fıkranın mânâsı ne olduğu vâzıh değildir.
Çünkü, Benilhårislerin ve müttefıkları Beni Nehdlerin emvali üze-rinde Müslümanların mevzu-i bahs olan hukuku neden ibaret olduğu tasrih ve tahsis edilmemiştir.» (2)
diyorsa da, kabahat, yazıda değil, kendisinde, kendisinin Kur'ân-ı Ke-rimde "Onların mallarında dilenenin ve yoksulun da, belli bir hakkı vardır.» (3) buyrulmuş olduğunun farkında olmamasındadır.
Kaetani'nin, mektuptaki «Müslüman olduklarına ıkrar ve şehadet-te bulundukları» mânâsına olan cümleyi «İslâmiyetlerine şahid irae edebildikleri diye terceme etmesi de, yanlıştır.
PEYGAMBERİMİZİN BENİ DIBAB'LAR HAKKINDAKİ YAZISI
Beni Dıbablar için:
Resûlullah Aleyhisselâm, Beni Haris b. Ka'bların bir dalı olan
(Namaz kıldıkları, zekât verdikleri, Allaha ve Resûlüne itaat et-tikleri ve müşriklerden ayrı durdukları müddetçe, Sâribe ile Râfi' on-larındır.
PEYGAMBERİMİZİN BENİ HARİS VE B, NEHDLER H. YAZISI
31
cektir.) diye yazı yazdı.
Bunlar üzerinde hiç kimse kendilerine karşı hak iddia edemeye-
Yazıyı, Mugire kaleme aldı. (4)
PEYGAMBERİMİZİN YEZİD B. TUFEYL'APHARİSİ
HAKKINDAKİ YAZISI
Resûlullah Aleyhisselâm, Yezid b. Tufeyl için:
(Namazı kıldığı, zekâtı verdiği ve müşriklerle savaştığı müddetçe, bütün Madda, onundur.
tir.) diye yazı yazdı.
Bunun üzerinde kendisine karşı hiç kimse hak iddia edemeyecek-
Yazıyı, Cüheym b. Salt, kaleme aldı (5).
PEYGAMBERİMİZİN BENİ KANAN B. SÅLEBELER
HAKKINDAKİ YAZISI
Resûlullah Aleyhisselâm, Beni Hârislerin bir dalı olan Beni Ka-
nan b. Sålebeler için:
(Mecsa, onlarındır.
Onlar, canları ve malları hakkında emniyet ve selâmettedirler.) diye yazı yazdı.
Yazıyı, Mugire kaleme aldı. (6)
PEYGAMBERİMİZİN ABD-İ YAĞUS B. VA'LET'ÜL'HARİSİ
HAKKINDAKİ YAZISI
Resûlullah Aleyhisselâm, Abd-i Yağus b. Vå'letül'Hârisi için:
(Namazı kıldığı, zekâtı verdiği, gazalarda elde edilen ganimetlerin beşte birini ayırıp verdiği müddetçe, Müslüman olduğu sıradaki top-rağı ve eşyası, hurma bahçeleri yine kendisinindir.
toplanmakla mükelleftirler.)
Kendisi de, kendisine tabi olanlar da, ne Uşr'le, ne de, savaş için
diye yazı yazdı.
Yazıyı, Erkam b. Ebil'Erkam'ül'Mahzûmi kaleme aldı.» (7)
PEYGAMBERİMİZİN BENİ HARİS VE B. NEHDLER H. YAZISI
33
(Onlar, namazı kıldıkları, zekâtı verdikleri ve müşriklerden ayrı durdukları, yol emniyetini sağladıkları ve Müslüman olduklarına ikrar ve şehadette bulundukları müddetce, Mizved ve Mizved'e aid su ark ve dolapları kendilerinindir.)
diye yazı yazdı. (11) Mirved, içinde hurma ağaçları bulunan mâmur bir yerdir (12).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani'nin, mektuptaki «Müslüman olduklarına ikrar ve şehadet te bulundukları... mânâsına gelen cümleyi «İslâmiyetlerinin samimi olduğunu isbat edecek şahidler gösterebildikleri.» (13) diye terceme etmesi yanlıştır.
PEYGAMBERİMİZİN ASIM B. HARİS'ÜL'HARİSİ
HAKKINDAKİ YAZISI
«Resûlullah Aleyhisselâm, Āsım b. Hâris'ül'Harisi İçin: (Rakis'in bir parçası olan Necme ona aiddir.
Hiç kimse bu hususta ona karşı bir hak iddia edemez.) diye yazı yazdı.
Onlar saymaya gücümuz yetmeyince, onların hakkım eda etmek, şükrünü yerine getirmek bizim için nasıl mümkün olur?.
Ancak, umumi fazin, lütuf, kerem ve inayetinle bu olur. Durum, böyle olunca, kereminie Resulüllah SA. etendimizin üzerimizdeki hak kim eda ve kaza buyur.
YÜZ YİRMİ SEKİZİNCI SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ev şanı buyük, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah ol mayan Yuce Allah..
RESULULLAH SA. EFENDİMİZİN GÜZELLİĞİ
Muhammed'e salât eyle; HÜSNÜ CEMAL sahibidir.
Bu cümlede geçen:
HÚSN Ú CEMAL.
Sıfatları, görüldüğü gibi iki tanedir ve ikisi de bir manayadır. Ya-ratılışa ve huya şümüllü olan tabirlerdir.
Anlatılan manaya göre şu demeğe gelir:
Yaratılışta, cismani surette ve beğenilen huylarda tam güzel.
liğe sahiptir.
Bazıları şöyle anlattı:
Cemal, güzelliğin tamamı için kullanılan bir tabirdir.
Bu son tabire göre, mana şöyle olur:
Resulüllah S.A. efendimiz, cismaniyette, şekil ve surette. leta-
if-i cesediyede, azalarının birbirine uygunluğunda, iyi huylarda, gü zel sıfatlarda, üstün ahlâkta güzellik sahibidir. Bu sıfatlardaki güzel. liği tamam olup hiç bir kimsede, onun güzelliğinin benzeri, dengi
beğenilen huylarının ve güzel hasletlerinin mümasili yoktur.,
İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Lüdünniye ismi ile müsemma kita
bında şöyle anlattı:
Güzelliğin hakikatı; ister yaratılşta azalar, isterse huyda ah lák-ı hamide olsun.. hemen hepsi, Resulüllah S.A. efendimizde kemali ile tamdır. Bu güzellikler. kendisi ile başkaları arasında taksim edil-memiştir. Şayet, böyle bir taksim olsaydı; bir kısmı kendisinde kalırdı.
Halbuki, güzellik, bütünüyle kendisinde olmakla tamam olur.
Burada bir soru akla gelebilir:
Güzelliğin yarısı Yusüf'e a.s. verilmiştir. Buna göre, Resulül-lah'a da yarısı verilmiştir. Böyle olunca, bir taksim olması gerekmez mi?.
Bunun cevabı şöyledir:
Resulüllah S.A. efendimizin güzelliği taksim edilerek bölün-memiştir. Resulüllah S.A. efendimizden başka nekadar insan varsa, on-ların güzelliği yarıya bölünüp yarısı Yusüf'e verilmiştir; yarısı da di-ğerlerine..
efendimiz müstesna. Adem ve Havva'da olan güzellik ve cemal, çocukları arasında taksim edilmiştir. Yarısı Yusüf'e a.s. verilmiştir: kalan yarısı da kiya-mete kadar gelecek çocuklarına verilmiştir. Haliyle,
Resulüllah S.A. Çünkü: Resulüllah S.A. efendimizin güzelliği, Adem'den ve Hav-va'dan daha kemalli ve daha tamdır.
İbn-i Sebi' ise, Şifa nam kitabında şöyle dedi:
gücümüz yetmez. Resulüllah S.A. efendimizdeki güzelliğin tamamını yazmağa
Mesela, Resulüllah S.A. efendimizin aklını ele alalım. Eğer, Resu-lülah S.A. efendimiz, kendi aklına göre, bir hadis-i şerif buyurmuş ol saydı; biz, onu anlamaktan yana aciz bir duruma düşerdik. Nitekim, bu manada, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur:
Ben, sizin aklınızın erdiği kadarını söylerim.»
Resulüllah S.A. efendimizde, HÜSN Ü CEMAL o mertebe ile-ridir ki: Savet Yüce Hak onu bu dünya âleminde heybet ve vakarı ile örtmemiş olsaydı; hiç bir kimse, bu fani gözü ile ona bakmaya güçlü olamazdı. Nitekim, güneşe bakmaya göz takat getiremez. Güneşten, nice bin kere daha üstün ve daha cemalli olan Resulüllah'ın S.A. güzel suretine bakmaya nasıl takat getirebilir?.
O kadar ki, cennat-ı aliyatta olan nimetler arasında; teşbihsiz ve temsilsiz olarak, Yüce Hakkın cemalinden sonra. Resulüllah S.A. efendimizin cemalini görmek kalanların cümlesinden daha leziz ve daha azizdir.
Devam edelim:
Behçet sahibidir.
Yani: Dünyada ve âhirette, türlü nimetlerle sürur sahibidir.
Kemål sahibidir.
Resulüllah S.A. efendimiz mübarek zatında, latif sıfatında, ah-lak-ı hamidesinde, güzel hasletlerinde, hoş fiillerinde, iyi amellerinde, güzel gidişatında ve zâhir batın bütün hallerinde tam bir kemale sa-hiptir.
Beha ve nur sahibidir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, risalet ve nübüvvet nurunun sa-hibidir. Mübarek vücutları, saadetle ebedî âleme teşrif buyurduktan sonra, o nübüvvet ve risalet nurları kıyamete kadar burada kalacak-tır. ümmeti o nurla nurlanır. Keza ümmeti, o nurla iman hidayetine nail olur.
Şöyle bir mana da verilebilir:
Hüsn ü cemalde, behçet, kemal ve behada nur sahibidir.
Tam, kâmil bir nur sahibidir. Cümle nur sahiplerinin nuru, onun nurundan istifade edilerek alınmıştır.
Şöyle bir mana da verilebilir:
Resulüllah S.A. efendimiz, mübarek yüzünde bulunan bir nurun sahibidir; karanlık bir oda onun nuru ile aydınlanır.
Şöyle anlatıldı:
Hazret-i Aişe r.a. hane-i saatinde elbisesini yamıyordu. Orada aydınlık yoktu. Bu işi, Resulüllah S.A. efendimizin yüzündeki nurun ışığında yapıyordu.. Resulülah S.A. efendimiz, yatsı namazına çıkar-ken, kendisi bu işle meşguldu. Resulüllah S.A. efendimiz, gittikten son-ra karanlıkta kaldı. Elinden iğneği sıçrayıp düştü; kayboldu. Nekadar çaba harcadıysa, bulamadı. Hatta mübarek yüzünü de yere sürüp araştırdı:
Belki yerde yüzüme dokunur; bulurum.
Diyerek.. Ama bulmak mümkün olmadı. Ancak, Resulüllah S.A. efendimiz, yatsı namazını eda edip hane-i saadete teşrif buyurdukla-rı zaman. yüzünün nurundan iğnesini görüp buldu..
VILDAN sahibidir.
Bu cümlede geçen:
Vildan.
Cennat-1 aliyatta bulunan küçük hizmetçi çocuklardır. Bunlar, bu küçük halleri ile daim sabit kalırlar. Büyüyüp erkekler bölüğüne giremezler.
Tabiri, şu sıfatlı cennet kızları için kullanılır: Gözlerinin karası gayet kara, beyazı gayet beyaz olan cariye ve hatunlar.. Yüce Hak, bunları cennetlere girecek olan erkeklere zevcelik için yaratmıştır.
Aslında, vildan, hurî, konaklar ve köşkler yalnız Resulüllah S.A. efendimize mahsus değildir. Sübhan olan Yüce Hak cennat-ı aliyatı ih-san buyurduğu kulların cümlesine bunları da verir. Burada, bunların çokça ve bolca verilmesi murad edilmektedir. Buna göre, mana şu olur:
Cennat-1 aliyatta, cümleden ziyade vildan, hurî, cümleden yük-sek konak, cümleden büyük ve yüksek köşk ve saraylar sahibi..
Resulüllah S.A. efendimiz, şanı büyük, kendisinden başka ilah olmayan nimeti her şeye şamil Yüce Allah'ın sayısız in'amat ve niha-yetsiz ihsanına dalma hamd ve şükür, sena eder. O, bu halinde sa-bittir. Her halinde çokça hamd eden bir dile sahiptir.
O kadar ki, Resulüllah S.A. efendimiz, çokça hamd ettiğinden ötü rü: Semada Ahmed, yerde Muhammed isimleri ile meşhur olmuştur. Resulüllah S.A. efendimiz. Yüce Hakkın nimetlerine dalma şük reden olduğundan başka, o üstün nimetlerin vasıtalarına dahi şük-retmiştir.
Aslında böyle olması gerekir ki: Onların haklarına riayet, layıkı üzere şükürleri eda olunmuş ola.
RESULULLAH'IN S.A. İNSANLARA TEŞEKKÜRÜ
Bu mana icabıdır ki, Hazret-i Ebu Bekir r.a. nefsi ile, malı ile ken-disine hizmet ettiği Resulüllah'ın insanları kendisine davet sırasında ve mirac haberini Kureyş kafirleri tekzib ettiklerinde kendisini derhal tasdik ettiği için; Hazret-1 Hatice'yi r.a. dahi iyi geçiminden dolayı; Hazret-i Osman'ı r.a. dahi müslüman gazileri darlık ve sıkıntılı za-manlarında yedirip içirdiğinden dolayı sena etmişti, övmüştür. Bun-lardan başka, Resulüllah S.A. efendimizin övüp sena ettiği kimseler vardır.
Şükre dalan kalbin sahibidir.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, sübhan olan Yüce Hakkın cümle üstün nimetlerini, güzel lütuflarını pek ziyade müdriktir. Bu manada irfan sahibi olduğundan şükreden bir kalbe sahiptir.
Bir başka mana dahi şöyledir:
Resulüllah S.A. efendimizin mübarek kalbi yarılmış ve içindeki şeytan hazzı atılmıştır. Yıkandıktan sonra, onun içi tevhid nuru,
iman, ilim, hikmet, irfan. rahmet ve iman sahiplerine şefkatla doldu-rulmuştur. Bir de, en güzel huylarla.. Bundandır ki, şeytanın vesvese-lerinden korunmuş ve ŞÜKRE DALAN KALB sahibi oldu.
Şu âyet-i kerimeler, Resulüllah S.A. efendimizin anlatılan durum-
ları üzerine gelmiştir:
«Göğsünü senin için genişletmedik mi?» (94/1)
«Hiç şüphe yok, büyük bir ahlâk üzeresin.» (68/4)
«Onun gördüğünü kalb yalana çıkarmadı.» (53/11)
Resulüllah S.A. efendimiz, bu âyetlerle övülmüştür.
RESULÜLLAH'IN S.A. KALBİ
İbn-i Mes'ud r.a. şöyle anlattı:
Allah-ü Taâlâ, bütün kullarının kalblerine nazar eyledi; onlar arasından Resulüllah S.A. efendimizin kalbini seçti. Onu yüce zatı için seçip aldıktan sonra, bütün insanlara Resul olarak yolladı.
Ebülhasan Nuri Rh. şöyle anlattı:
Sübhan olan Yüce Hak, bütün kalbleri müşahede eyledi. Re-sulüllah S.A. efendimizin kalbini, kendi cemalini müşahedeye, cümle-
den aşık gördü. Bundan ötürü onu Mirac gecesi, baş gözü ile müşa hede-i cemal, vasıtasız kelâm ve münacaat nimetine has ve mashar eyledi.
Ilm-i meşhur sahibi... Bu cümlenin açık manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, bütün nebilerin ve resullerin dillerinde, bütün geçmiş ümmetler ve ehl-i kitap katında cümleden ziyade ilim sahibi olarak, evvellerin ve âhirlerin ilmine karşı marifet sahibi olmak-la meşhurdur. Hiç kimseye verilmeyen ilim sahibidir.
Nitekim, üstteki mana üzerine, bir hadis-i şerifinde, Resulüllah
B.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Celâl ve ikram sahibi Yüce Allah'ın sıfatlarını bilmekte, cüm-lenizden bilgillyim. Celâl sahibi, Yüce Allah'tan korkmak cihetinden cümlenizin şiddetlisiyim.»
Böylece, Ilim durumunu, ashabına anlatmıştır. Bir başka hadis-i şerifinde ise, Resulüllah S.A. efendimiz, şöyle buyurmuştur:
«Ben. ilmin şehriyim; All de, onun kapısıdır.»
Bu cümlede geçen:
111m.
Lafzı bazı nüshada ALEM olarak gelmiştir. Buna göre mana şu
olur:
Fetih ve galebe ile meşhur ilim sahibidir.
Mansur ordu sahibidir.
Yani: Yardıma nail olan askerlerin sahibi..
RESULÜLLAH'IN S.A. ORDUSU
Resulüllah S.A. efendimiz, bu manada, meleklerle güçlendirilmiş-
tir..
Hatta, kendileri ile düşman arasında bir aylık yol varken, düşman-larının kalblerine korku düşürülmek sureti ile, yardıma nail olan bir asker ordusunun sahibidir.
Nitekim:
Ya Muhamed, dilediğin düşmana ve dilediğin tarafa yönel. Gerçekten sen hangi tarafa yönelecek olsan, mansur olacaksın.
Yüce hitabı ile kereme ermiştir.
Oğlan çocukları sahibidir.
RESULÜLLAH'IN S.A. KIZLARI VE OĞULLARI
Resulüllah S.A. efendimizin erkek çocuklarının sayısında ayrı gö-rüşler vardır. Bazıları onların üç tane ve şunlar olduğunu söylediler: Kasım, Abdüllah (buna Tayyib Tahir, dahi derler).. Bu ikisi Hazret-i Hatice'den r.a. dünyaya gelmiştir. Diğer üçüncü oğul ise, İbrahim olup Mariye isimli cariyeden dünyaya gelmiştir. Bazıları da dediler ki:
Tayyib Tahir başka çocuğudur.
Buna göre, Resulüllah S.A. efendimizin Hatice'den doğma üç oğlu olur. Böylece, erkek çocuklarının sayısı dörde çıkar.
lerdir. 1013 Ancak bu oğlan çocukları büluğ çağına gelmeden vefat etmiy Kız çocuklarının sahibidir.
Resulüllah S.A. efendimizin kız çocukları ittifakla dört tanedir: Rukiye, Zeynep. Ümmügülsüm, Fatıma.. Allah onlardan razı olsun. Bunların dördü de, Hazret-i Hatice'den dünyaya
gelmiştir. Ancak, Resulüllah S.A. efendimizin zürriyeti, Hazret-i Fatıma'nın çocukları Hasan ve Hüseyin efendilerimizden gelmiştir.
Resulüllah S.A. efendimizin çocuklarının tafsilatı, daha önce zür-riyeti anlatılırken geçmiştir.
Påk zevcelerin sahibidir.
Bu cümlenin daha geniş manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, bütün ayıplardan ve hatalardan, türlü denaetlerden påk hatunların sahibidir. Ahirette dahi, hayızdan, tab'an İyi olmayan şeylerin cümlesinden temiz hurilerin ve zevcelerin sahi-bidir.
Resulüllah S.A. efendimizin zevceleri daha önce tafsilatı ile anla-tılmıştır. (Bak: 393. Sayfa)
Yüksek derecelerin sahibidir.
Hem dünyada, hem de âhirette. Bunlar, İlâhi yakınlık ve rabbant ikramlardır.
ZEMZEM sahibidir.
ZEMZEM, bilindiği gibi, Mekke-1 Mükerreme'de malum bir ku-yunun ismidir. Onun suyu ne niyete içilirse.. o ihsan olunur.
ZEMZEM SUYU
Bu cümlede, ZEMZEM kelimesinin başına harf-i tarif gelmesi, (Arapça aslına göre), aşağıda gelecek kelimelere benzemesi içindir. Yani: Şekil yönü ile..
Resulüllah S.A. efendimiz, o şehirden olduğu için; ceddi İsmail'e ihsan olunan bir su olduğu için; dedesi Abdülmuttalib'in zamanında o kuyu yıkıldığı ve Abdülmuttalib yeniden yaptığı için; böylece, Re-sulüllah S.A. efendimize iki ceddinden kaldığından kendisine:
ZEMZEM sahibi.
Denildi.
Makam sahibidir.
Burada anlatılan makam, Makam-ı İbrahim'dir.
Resulüllh S.A. efendimiz Mekke'de doğduğu, orada büyüdüğü, nũ-büvvet ve risalete erme fazl ve faziletine orada erdiği, bu Makam büyük dedesi İbrahim'in makamı olup kendisine ondan kaldığı için:
- Makam sahibi.
Diye anlatıldı.
- Meş'ar-ı Haram sahibidir.
Yani: Hac erkânından sayılan Müzdelife'nin sahibi..
tazimatına riayet etmekte, onların faziletlerini ümmetine beyan et Resulüllah S.A. efendimiz, Zemzem'in, Makam'ın, Müzdelife'nin mekte; ayrıca, bunların her biri, hac erkânından sayıldığı, Resulüllah S.A. efendimiz de, bunları yapmak için teşvik ettiği için onların sahibi olarak anlatıldı.
Günahlardan çekinme duygusu sahibidir.
Resulüllah S.A. efendimiz, nübüvvetten evvel ve nübüvvetten son-ra, cümle büyük küçük günahlardan yana temizdir. Şanına lâyık ol-mayan bütün işlerin cümlesinden, Yüce Hakkın fazlı ile korunma ke-remine nail olmuştur.
Bu cümle bazı nüshada yoktur. (Bizim metinde vardır.)
Yetimleri terbiye sahibidir.
Resulüllah S.A. efendimiz, yetimlere, dul kadınlara, zaiflere dal-ma sahip çıkmış, onları yedirmiş, içirmiş ve giydirmiştir. -Hacc sahibidir.
Resulüllah S.A. efendimiz Veda haccı sahibidir, manasına dahi gelir.
Bu hac. Resulüllah S.A. efendimizin ömrünün sonunda yaptığı bir hacdır. Bunda, insanlara hac usüllerini öğretmiş; kimlere vacib oldu-ğunu açıklamış; onları hac etmeye teşvik etmiştir. Ayrıca, üzerlerine hac vacib olduğu halde hac vazifesini yerine getirmeyenlerin cezaları-nı açıklamıştır.
Bundan başka hacda yapılacak vazifeleri, onda yapılmaması ge-rekli işleri açıkça anlatmıştır.
İşte, Resulüllah S.A. efendimizin hac sahibi oluşu, bu manalarda-dır.
Kur'an okumak sahibidir.
Yani: Kur'an-ı Kerim, kendisine nasıl nazil olmuşsa, öyle oku-yuş sahibidir.
RESULÜLLAH'IN S.A. KUR'AN OKUYUŞU
Resulüllah S.A. efendimiz, Kur'an okuduğu zaman, insan ve cin toplanır, onu dinlerdi.
Bundan başka, Resulüllah S.A. efendimiz, Kur'an'ı okuyup imana davet etmiş; helâl ve hararnı açıkça anlatmıştır. Bu şekilde, ayrıca şeriat sahibidir.
Rahman Allah'ı tesbih sahibidir.
Yani: Yüce Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih etmeye devamlıdır.
Ramazan orucu sahibidir.
Ramazan ayının orucu, Resulüllah S.A. efendimize vahiy yolu ile bildirildiği için onun sahibi olmuştur. Onu oruç tutmakla da, sahibi olmuştur.
- Akd olunmuş sancak sahibidir.
Resulüllah S.A. efendimiz, gazalarında ve gönderdiği askeri bir-liklerde sancak sahibi olmuştur. Ayrıca, âhirette, bütün nebiler, resul-ler, ümmetler onun Liva-i Hamd sancağı altında toplanacaklardır.
ve siyami ramazane vel livaii ina kúdı vel-keremi vel-cudi vel vefai bil-uhudi sahib'ir-rağbeti vel terğiybi vel-beğleti ven-necibi vel havzi vel-kadibi en-ne biyyil-evvabi en-natıkı bis-savabi el-men'uti fil-kitabi en-nebiyyi abdillahi en-nebiyyi kenzillahi en-nebiyyi huccetil lahi en nebiyyi men etaahu fekad eta allahe ve men asahü fekad asallahe en-nebiyy'il-arabiyy'il-kureşiyy'iz-zem-zemiyyi'il-mekkiyy'it-tihamiyyi.
Kahir'ilmuzaddine mübid'il-käfi rine ve katil'il-müşrikine kaid'il-gurril-muhacceline ilà cennat'in-naimi ve ci-var'il-kerimi sahibi Cibrile aleyhisselä-mü.
Ramazan orucu, akd'olunmuş sancak, kerem ve cömertlik, ahdlere veľa, rağbet, rağbet ettirmek sahibidir.
Katır, necib, Havz, kadib sahibidir.
Evvab. doğru konuşan peygamberdir. Kitabda anlatılmıştır.
- 1920-İstanbul Hükümeti ile İtilaf Devletleri arasında Türk milletinin idam hükmü anlamına gelen Sevr Antlaşması imzalandı.
1952 - Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri Köy Enstitülerini kapattı.
AĞUSTOS
10
PAZAR
Ey Adem oğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin.
A'raf: 31
BİR HADİS
16 1447 SAFER
Allah bir şeyi yaratmak istediğinde hiçbir şey ona mani olmaz.
Müslim, Nikâh: 132
RUMI: 28 TEMMUZ 1441 HIZIR: 97
Ölüm, idam değil, firak değil, belki hayat-ı ebediyenin mukaddemesidir, mebdeidir. Ve vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekândır.
ABDE B. MÜSHİR'İN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
yapmak istiyorum. Fakat, sana danışmadıkça, onu yapmayacağım: Hi Sa'bi'nin bildirdiğine göre Cerir, Abde b. Müshir'e «Ben, bir is car'da bir Peygamber zuhur etmiş, kendisine, gökten vahly geliyormuş halkı, Allaha imana davet ediyormuş!» dedi.
Kalkıp Medine'ye geldiler.
Abde b. Müshir, Peygamberimizin yanına yaklaşıp «Eğer, sen, ger-çekten Peygambersen, sana neleri sormak için geldiğimi bana haber
ver?» dedi.
Peygamberimiz Kılıcın, oğlun ve atın alındı.
Atını bulacaksın.
Oğluna gelince, onu, Malik b. Necde öldürdü.
Kılıcın ise, İbn-i Mes'ade'nin yanındadır.
Atını, Allah yolunda cihad için besle, bağla.
Eğer, irtidad hådiselerine yetişirsen, sakın, ne Kindelere uy, ne de, misakı boz! buyurdu (1).
Ey Abde! Yurdun nerededir?» diye sordu.
Abde Necran Käbesindedir!» dedi (2).
Necran Kâbesi, Beni Abdulmedân b. Deyyan'ül Harisilerin yaptırıp tazim ettikleri bir kilise idi.
Kilisenin kubbesi, üç yüz deri ile kaplanmıştı.
Necran nehri üzerinde bulunuyor, nehirden on bin altınluk bir ge-sağlanıyordu (3).
lir Peygamberimiz, Abde b. Müshir'e Yurdunda atlar edinmeni sana tavsiye ederim.
Çünkü, çetin hådiseler hazırlanmış bulunuyordur.
Atların alınlarında ise, hayır vardır.» buyurdu (4). Abde b. Müshir'ül'Harisi, yolculuk sırasında gördüğü şeyler hak-kında da, sorular sordu.
Peygamberimiz, onların cevaplarını da, verdikten sonra «Ey İbn-i Müshir! Müslüman ol! Dinini, dunyana satma!» buyurunca, Abde b.
Müshir, Müslüman oldu (5).
(1) Ibn-i Hacer-İsabe c. 2, s. 435
(2) Ibn-i Eair-Usdülgabe c. 3, s. 519, İbn-i Hacer-İsabe c. 2, s. 435
Ey Muhacirlerle Ensar cemaatı! Hanginiz Yemen'e hazırlanıp gi
der ? diye tekrar sordu. Hz. Ömer kalkıp «Ben giderim yå Resûlallah!» dedi.
Peygamberimiz, sustu. Ona da, cevap vermedi.
Sonra Ey Muhacirlerle Ensar cemaatıl Hanginiz hazırlanıp Ye-men'e gider?» diyerek üçüncü kez sordu.
Muaz b. Cebel kalkıp Ben giderim ya Resûlallâh!» dedi.
Peygamberimiz «Ey Muaz! Bu vazife, senindir.
Ey Bilal! Bana sarığımı getir!» buyurdu. Sarık getirilince, onu, Muaz b. Cebel'in başına sardı (6).
Muaz b. Cebel'in Görev Mahalli ve Görevi:
İslâmiyette Yemen, üç valiliğe ayrılmıştı.
Birincisi Sadaka bölgesile birlikte Cened valiliği olup valiliklerin en büyüğü idi.
İkincisi: Sadaka bölgesile birlikte San'a valiliği olup valiliklerin ortancası idi.
Üçüncüsü: Sadaka bölgesile birlikte Hadramevt valiliği olup vali-liklerin en küçüğü idi.
Cened'e, Cened ismi, Maafirlerden Cened b. Şehran'dan dolayı ve-rilmişti (7).
Cened, Yemen'in yukarı tarafında Aden'e doğru idi (8).
Muaz b. Cebel, Cened'de Kadılık, Hakimlik yapacak, Cened halkı-na İslâmiyeti, İslâm şeriatını, Kur'ân okumayı öğretecek, Yemen ül-caktı (9). kesinde tahsil edilen zekât ve sadakaları da vazifelilerinden teslim ala-
Peygamberimiz, Muaz b. Cebel'e «Sana bir dava getirilip arz edil-
diği zaman (10), nasıl ve neye göre hüküm verirsin?» diye sordu. Muaz b. Cebel «Allâhın Kitabındaki hükümlere göre hüküm veri-rimls dedi.
Peygamberimiz «Eğer Allâhın Kitabında dayanacağın bir hüküm olmazsa? (Neye göre hüküm verirsin?) diye sordu (11).
(5) Diyar Bekri-Hamis e. 2, s. 142
(7) Yakut-Mücemülbüldan c. 2, s. 169
Ibn-1 Hacer-Fethulbari e. 8, s. 49, Kastalani-Mevahibülledünniye c. 1, s. 230, Diyar Bekri-Hamis e. 2, s. 142
(8)
(9 ) Belâzüri-Ensabüleşraf e. 1, s. 529, İbn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. 1403
(10) Ion-i Sa'd-Tabakat e. 3, s. 584, c. 2, a. 347, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5. 230, Tirmizi-Sünen e. 5, s. 616, İbn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. 1404, Ebülfida-Sire e 4, s. 199, Zehebi-Siyerü Alamünnübelă e 1, s. 321 (
11) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 3. a. 584, c. 2, s. 347, Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 5 s. 230, Tirmizi Sunen c. 5, s. 616, Ibn-i Abdulber-Istiah c. 3, s. 1404. Ebülfida-Sire e. 4, 199, Zehebi-Siyerü Alamünnübelá c. 1, s. 321
Muaz b. Cebel Resûlullahın o husustaki hükümlerine (12), Sün-netine gore (13) hüküm veririm! dedi.
Peygamberimiz Eğer, Resûlullahın hükümlerinde (14), Sünnetin-de de dayanacak bir hüküm bulunmazsa, ne yaparsın?» diye sordu (15). Muaz b. Cebel O zaman, ben de tereddüd etmeden kendi göruşü-me göre ictihad eder, hüküm veririm!» dedi (16).
Bunun üzerine, Peygamberimiz, elini Muaz b. Cebel'in göğsüne vu-rarak (17) «Hamd olsun O Allah'a ki, Resûlullâhın Elçisini (18), Re-sülullahın hoşnud olacağı şeye (19) muvaffak kıldı. buyurdu (20).
Peygamberimizin Muaz b. Cebel'i Uğurlaması:
Peygamberimiz, yanında Muhacirlerden ve Ensardan bazı kişilerle Kureyş ve Kureyş dışındaki gençlerden bazıları bulunduğu halde, Mu-ar b. Cebel'i uğurlamağa çıktı (21).
Muaz b. Cebel, hayvan üzerinde gidiyor, Peygamberimiz ise, yanı sıra yaya yürüyor (22) ve kendisine bazı tavsiyelerde bulunuyordu (23).
(U) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 3, s. 584, c. 2, s. 347, Zehebi-Siyerü Älamünnübeläå c. 2, 3.321
(13) Ahmed b. Hanbel-Müaned e. 5, s. 230, Tirmizi-Sünen e. 5, s. 616, İbn-i Ab-dulber-Istiab e. 3, s. 1404, Ebülfida-Sire c. 4, s. 199
(14) Ihn-i Sa'd-Tabakat c. 3, s. 584, c. 2, s. 347, Zehehi-Siyerü Alamünnübelá c. 1, 6.321
(15) Ahmed b. Hanbel-Müsmed c. 5, s. 230, Tirmizi-Sünen c, 5, s. 616, İbn-i Ab-dulber-İstiab c. 3, s. 1404, Ebülfida-Sire c. 4, s. 150
(16) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 3, s. 581, c. 2, s. 347-348, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, 2. 233, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 616, İbn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. 1404, Zehebi-Siyerü Alam. c. 1, s. 121, Ebülfida-Sire c. 4, s. 199
(17) Ibn-i Sa'd-Tabakat e. 3, s. 581, c. 2, s. 348, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, 230, Ebülfida-Sire c. 4, s. 199
(18) Ibn-i Sa'd-Tabakat e 3, s. 584, c. 2, s. 348, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, 230, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 616, İbn-i Abdulber-İstiah c. 3, s. 1404, Ebülfida. Siré č. 4, s. 100
(19) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 3, s. 581, c. 2, s. 348, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, 230, Ihn-1 Abdulber- fstiab e. 3, s. 1404, Ebülfida-Sire e. 4, s. 199, Zehebi-
Siyerü Älämünnübela e, 1, s. 321 (20) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 3, s. 584, c, 2. s. 318, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5,
, 230, Tirmizi-Sünen c, 5, 3, 616, İbn-i Abdulber-İstiah c. 3, s. 1404, Ebülfida-Sire e. 4, s. 199, Zehebi-Siyeriü Alamünnübeli c. 1, s. 321 (21) Diyar Bekri-Hamis c. 2, s. 142
(22) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 235, Zehebl-Siyerü Älamlünnübelä c. 1, a. 321, Ebülfida-Sire c. 4, s. 192-193 (2)
Ibn-i İshak, İbn-i Higam-Sire c. 4, s. 237, Ahmed b. Hanbel-Müsmed c. 5, s. 235, Ebülfida-Sire c. 4, s. 192-193, Zehebl-Siyerü Älamünnübelä e. 1, s. 321
20 Muaz b. Cebel YA Resûlallah! Ben, binitliyim. Sen ise, yaya yörä.
yorsun! Ben de inip Seninle ve Senin Eshabınla birlikte yürüsem of. maz mı?» dedi.
Peygamberimiz Ey Muaz!» dedi, Allah yolunda attığım şu adım-larım için sevab umuyorum.» (24)
Peygamberimizin Muaz b. Cebel'e Emir ve Tavsiyeleri:
Sen, Kitap Ehli olan bir kavme gidiyorsun.
İmdi, onları, Allahdan başka ilah bulunmadığına, benim de, Re
sûlullah olduğuma şehadet getirmeğe dåvet et! Eğer, bu hususta sana itåat ederlerse, kendilerine bildir ki: Allah onlara, her gün ve gecede, beş vakit namaz farz kılmıştır.
Eğer, sana bu hususta da, Itåat ederlerse, onlara bildir ki: Allah, kendilerine, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek bir zekât farz
kılmıştır.
Eğer, sana bu hususta da, itaat ederlerse, sakın, mallarının en kıy-metlilerini alma!
Mazlumun duasından sakın!
Çünkü, bu dua ile yüce Allah arasında perde yoktur!>> buyur-du (25).
Muaz b. Cebel'in bildirdiğine göre: Peygamberimiz, ona: Her otuz sığırda, bir yaşında erkek veya dişi bir dana,
Her kırkta, iki yaşında bir dana... Her bülüğ çağındaki gayr-i Müslimden de, bir dinar veya onun
dengi Yemen kumaşı (26),
Semânın suladığı her şeyden, uşr (onda bir),
Kovaların suladığı şeylerden de, yarım uşr (yirmide bir) alınma-sını emr etti (27).
Alınacak Zekât ve Sadakaların Cins ve Mikdarlarının Yazılı Olduğu:
Músa b. Talha, b. Ubeydullah, Peygamberimizin, Muaz b. Cebel'l Yemen'e göndereceği sırada yazdığı yazıda: Buğday, arpa, hurma,
(24) Diyar Bekrl-Hamis e. 2, s. 142
(25) Ahmed b. Hanbel-Müaned e. 1, s. 233, Ebû Ubeyd-Kitabillemval & 551-552, Ibn-i Ebi Şeybe-Musannef c. 3, s. 114, Buhari-Sahih c. 5, s. 109, Müslim-Sahih e. 1, s. 50, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 104-105, Tirmizi-Sünen c. 3, s. 21, İbn-i Mäce-Sünen c. 1, s. 508, Daremi-Sünen c. 1, 8. 318, Nesal-Sünen c. 5, 8.55
üzüm ve darıdan sadaka alınması yazılı olduğunu okuduğunu söy-
ler (28). bel için yazdırmış olduğu yazı, Emevi Halifesi Ömer b. Abdulaziz'in Peygamberimizin, hayvan zekât mikdarları hakkında Muaz b. Ce-
eline geçmişti. Gerektikçe, getirilip okunmakta idi (29).
Peygamberimizin Muaz b. Cebel'e Son Öğüt ve Tavsiyeleri:
Muaz b. Cebel «Yâ Resûlallah! Bana, tavsiyelerde bulun!» dedi. Peygamberimiz «Her ne halde veya nerede olursan, ol, Allah'dan
kork! buyurdu. Muaz b. Cebel Bana, tavsiyeni artır!» dedi.
Peygamberimiz Günahın arkasından hemen hasene'yi (sevabı) yetiştir ki, onu, yok etsin! buyurdu.
Muaz b. Cebel «Bana tavsiyenį biraz daha artır!» dedi.
Peygamberimiz İnsanlara, güzel ahlâkla muamele et! (30) Ey Muaz! Sen ki Kitap Ehli bir kavmın üzerine gidiyorsun.
Onlar, senden, Cennetin anahtarı ne olduğunu soracaklardır.
Onlara (Cennetin anahtarı, La ilahe illallahü vahdehû là şerike
leh) de! buyurdu (31).
Muaz b. Cebel Bana, Kitapta bulunmayan ve Senden de, işitme-diğim bir şey sorulur ve hall için bana getirilirse, ne buyurursun?» di-ye sordu.
Peygamberimiz «Allah için tevazu göster. Allah, seni yükseltir. Sakın, iyice bilmedikçe, hüküm verme!
Sana, müşkil, karmaşık gelen işi ehline sor, danış, utanma! En sonra ictihad et!
Muhakkak ki, Allah, doğruluğuna göre seni muvaffak kılar. İşler, sana karma karışık gelirse, gerçek, sence belli oluncaya ka-dar bekle, yahut, bana yaz!
O hususta keyfine göre hareket etmekten sakın!
(26) Ahmed b. Hanbel-Müsmed c. 5, s. 230, 233, Abdurrezzak-Musannef c. 4, s. 21-22. İbn-i Ebi Şeybe-Musannef c. 3, s. 127, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 101, Tir-
mizi-Sünen c. 5, s. 20 (27) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 233, Yahya b. Adem'ül'Kuraşi-Kitabülharne 112-113
(28) Yahya b. Adem-Kitabülharaç s. 116, Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 5, s. 228, Be-lüzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 87
(29) İbn-i Ebi Şeybe-Musannef c. 1, s. 128
( 30) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 236, Ebülfida-Sire e. 4, s. 194-195
(31) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 237, Diyar Bekri-Hamis c. 2, s. 143
Peygamberimizin Muaz b. Cebel'e Kendisile Bir Daha Görüşemeyeceğini ve Bazı Hadiseleri Haber Vermesi:
yacak, belki de, şu Mescidime ve kabrime uğrayacaksın!» buyurdu. Ey Muaz! Hiç şüphesiz, sen, bu yılımdan sonra benimle buluşama-Muaz b. Cebel, Peygamberimizden ayrı duşeceğine son derece üzü-
lerek ağlamağa başladı. Peygamberimiz «Ey Muaz! Ağlama! Feryad ile ağlamak, Şeytan-
dandır (33). Ben, seni, yürekleri yufka olan bir kavme gönderiyorum. Onlar, hak üzerinde iki kerre savaşacaklar.
Onlardan, sana itaat edenler, sana asi olanlarla çarpışacaklar; hatta kadın, kocasına, oğlu, babasına, kardeş, kardeşine öfkelenecek, sonra da, İslâmiyete tekrar döneceklerdir!» buyurdu (34).
Peygamberimiz, Muaz b. Cebel ile bir mil yürüdü (35).
Ebû Músa'l'Es'ari'nin Görevi ve Görev Mahalli:
Ebù Mûsa'l'Eş'ari'nin görevi de, Muaz b. Cebel gibi, halka dini iş lerini öğretmek (36), Kadılık yapmak ve zekât toplamaktı (37). Ebû Mūsa'l'Eş'ari «Yå Resûlallah! Bizim Yemen toprağımızda ar-padan yapılan Mizr ve baldan yapılan Bit' denilen içkiler var.
Bunlar hakkında ne buyrulur?» diye sordu.
Peygamberimiz «Her sekir, sarhoşluk veren şey, haramdır!» bu yurdu (38).
Peygamberimizin Ebû Músa İle Muaz b. Cebel'e Tavsiyesi:
«Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız!
Peygamberimiz, Ebû Mûså ile Muaz b. Cebel'e:
Müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz!
Birbirinizle uyuşunuz.
(32) Diyar Bekri-Hamis c. 2, s. 143
Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 235, Ebülfida-Sire c. 4, s. 193, Zehebi-Siyerli Álâmünnübelä c, 1, s. 321
(35) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 235, Ebülfida-Sire c. 4, s. 193 İbn-i Asakirden naklen A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 141
Häkim-Müstedrek c. 1, s. 401
Kettani-Teratib. c. 1, s. 259
Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 410, Buhari-Sahih c. 5, s. 108
düşmeyiniz. diye terceme edilmesi gerekirdi. Ksetani, bu husustaki Hadiste geçen «Ahdese bihi ahden (42) sö-sünü de hiç anlamamıştır.
Bu, kendisinin zan ettiği gibi «Fena değil, iyi yenilikler yapınız.>>> demek değil, vazife yerleri birbirlerine yakın bulunan Muaz b. Cebel le Ebû Mūsa'l'Eş'ari'nin gidip birbirlerini ziyaret ederek aralarındaki ahidlerini yenilemeleri demektir (43).
Kaetani, aynı fıkrasında «Muaz b. Cebel'in Yemen'e izamı hakkın-da bir çok Hadis mevcuttur.
Çünkü, sonraki nesillere mensup Fukaha kendi hukuk sistemlerini Peygamber tarafından verilen (yahut bu münasebetle kendisine atf olunan) tålimata istinad ettirmişlerdir.
Binaenaleyh, bunların mevsukıyetleri mesele-i müşkilesine temas etmeden burada metnini kayd etmek münasip olur.» (44)
diyerek bu husustaki iddialarını geri bıraktığından, biz de, inşaallah onların muhákemesini orada yapacak, Kaetani'nin ipliğini pazara dö-keceğiz
(1)Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, 8. 417, 412, Buhari-Sahih e. 5, s. 108
(41) Kaetani-İslam Tarihi e. 7, s. 19
( 40) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 235
Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 417, Buhari-Sahih c. 5, s. 108
( 44) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 19 ( 4
) Bedrüddin Ayni-Umdetülkarl c, 18, s. 3, İbn-i Hacer-Fethulbari e, 8, 8. 48
"Bilgili kimselerin bulunmadığı (bir) yerde cahil kişile-rin bilgiçlik taslayacağını" belirtmek için "Alçak yerde tepecik kendini dağ sanır." deriz. Gerçekten de yetenekli kişilerin ol-madığı ya da pek az bulunduğu bir yerde, az becerikli olan bazı insanlar kendilerini üstün yetenekliymiş gibi göstermeye çalışırlar ve üstelik bunu bir övünç meselesi haline getirirler. İşte bu atasözünü onların böbürlenmesinin yersiz olduğunu dile getirirken kullanırız.
Gerçekten de böbürlenmek yersiz bir şeydir. Önemli olan teva-zu sahibi olabilmektir. Şunu da aklımızdan çıkarmayalım ki bugün "eşeğe binip hava atanlar" yarın "ata binince aklını kaybedebilir."
Sizin anlayacağınız, kibre kapılmak akıllı bir kimsenin yapacağı iş değildir. Hem kibirlenmek şeytana ve onun gibi düşünenlere ait bir yol olup, Peygamberlerin ve onları takip eden iyi huylu insanların izlediği yol, güzel ahlaktır. Bu iki yol arasında ince bir çizgi vardır ki bu çizginin adına "haddini bilmek" deriz. Her kim haddini bilmezse veya haddini aşarsa çizginin öbür tarafına geçmiş olur. Çizginin öbür tarafı kendini dağ gibi gören tepecikler ile doludur. En iyisi mi biz çizginin
diğer tarafındaki yerimizi muhafaza etmeye bakalım. Bunun için de güzel ahlakın merkezine inmeye çalışalım. Sahi, güzel ahlakın merkezinde ne vardır?
Tabii ki "Allah'ın rızası" vardır.
O'nun rızasını elde eden kimseye Yüce Allah'ın dostluğu ikram edilir.
"Bilesiniz ki Allah dostlarına asla korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler. Onlar ki iman etmişler ve takva-ya ermişlerdir, işte onlara hem bu dünya hayatında hem de âhirette müjdeler olsun! Allah'ın sözlerinde değişme olmaz; (öyleyse) en büyük kazanç budur."8
O hâlde bütün yeteneğimizi bu kazancı elde etmek için kul-lanmaya ne dersiniz? Nihayetinde hepimiz şu dünya konağından uçup gideceğiz. Henüz elli iki yaşındayken bu konaktan giden ve kanser hastasıyken duygularını dile getiren bir şairin de dediği gibi:
"Hala yaşım genç ama vücudum ölgün gibi, Bütün acı günlerim aklımda, bugün gibi. İçim hayata küskün, dış yüzüm düğün gibi,
Elli iki yıl geçti; elli iki gün gibi..."9
Bizim de sayılı günlerimiz geçmekte olup, açık bir yerde tepecik kurmaya veya çizginin diğer tarafında bilgiçlik tasla-maya ayıracak vaktimiz yoktur.
sun. Dünya ve ahiret hayatında alacağımız müjdeler kesintisiz o
8 Yûnus Suresi 62-64. Ayet Tefsiri
9 Sahir Erozan, Celal, "Sevgisiz Sevgiliye", Siyah Kitap/Muhtar Halit Kütap-hahenesi Külliyatı: 1912 Orijinal kaynağı: California Üniversitesi Dijital ortama aktarılmış, 2012, s.155
وهو الذي راوليكة باليل ويعلم ما در حاله الله السعيد فيه القضى أجل مسمى اكم الله مرجعك امه بالعلب تعملون وهو القاهر فوق عباده ويزيل عليك من على إذا جاء أحدكم الموت توقلة الملك ومرة مين . ثم ردوا إلى الله موليهم الحق إلا له الحكم و المناسبين كل من ينجيكم من ظلمات البر والمراسي الضرعا والحفية لين الحينا من هذه التكويل من المالي . قل الله ينجيكم منها ومن كل كتب لم انكم التركي . کل هو القادر على أن يبعث عليكم عنانا من مربع أو من تحت أَرْجُلِكُمْ أَوْ يَلْيكُم شيعا وتذيل بعض بأس بعض أنظر كيف لصرف الآيات لغاهم يعلم . وكذب به قَوْمُكَ وَهُوَ الحل قل انت عليكم بود . الكل لنا مستقر وسوف تَعْلَمُونَ وَإِذا رأيت النبيل يعوض في أياتِنا فأعرض علهم على يَخُوضُوا في حديث غيره و ينسيتك الشيطان فلا تقعد بعد الذكرى مع القوم الطالب.
"Ayetlerimiz hakkında dedikoduya dalanları gördüğün vakit başka bir söze dalıncaya kadar onlardan yüz çevir, uzaklaş. Şayet şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra (kalk), o zalimler grubu ile beraber oturma.99
(En'am, 6/68)
hal sayfa no: 134
ak sayfa no: 7. Cuz/7. sayfa
AYETLERİ YALANLAYAN ZALİMLERE KARŞI TAVIR ALI
BILGI
Allah Teâlâ'nın sözleri olan ayet-i kerimelere saygı duymak, Allah'a saygı ve itaatin gereğidir. Müslümanlar Allah'ın ayetlerine saygı duyarlar ve kulak verirler, itaat ederler. Müşrikler ve kâfirler ise Allah'ın ayetlerini alaya alır, eleştirir ve yalanlarlardı. Yüce Allah, Peygamberimize seslenerek müşrikler bu tutumlarını bırakıncaya dek onlara tepki göstermesini ve onlardan yüz çevir-mesini emretmektedir. Peygambere; kâfir, müşrik, zalim ve fasık kimselerle bir arada bulunmaması emredilmiştir.
MESAJ
Kur'an ayetlerini yalanlama ve alaya alma gibi çirkinlikler sergileyenlere karşı tavır geliştirmek ve makul tepki göstermek gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Hadis: Soz; Peygamberimizin söz, fiil ve onaylarını aktaran rivayet.
66 Bir de, bize, "Namazı dosdoğru kılın ve Allah'a karşı gelmekten sakının" diye emrolundu. O, huzurunda toplanacağınız Allah'tır. 99
(En'am, 6/72)
ام في الدين يتلون من حسابهم من شئ ولكن كرى العلهم يتكون ودر الدين الحدوا دينهم لعم والهوا وعرفهم الحيوة الدنيا وذكر به أن تبسل نفس ما كسبت ليس لها من دون الله ولى ولا شفيع ون العمل كُلِّ عَدْلٍ لَا يُؤْخَذُ مِنْهَا أُولَئِكَ الَّذِينَ لوا بنا كنبُوا لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌ ما كانوا يَكْفُرُونَ . قُلْ أَنَدْعُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ مالا يتلنَا وَلَا يَطْرُّنَا وَنُرَدُّ عَلَى أَعْقَابِنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْنَا كالذي استهوتُهُ الشَّيَاطِينُ فِي الْأَرْضِ حَيْرَانَ اصحاب يدعونَهُ إِلَى الْهُدَى اثْتِنَا قُلْ إِنَّ هُدَى اللهِ
Allah'a imandan sonra en önemli ibadetlerimizin başında namaz gelir. Müslü-manlar günlük olarak beş vakit namaz kılmakla sorumludurlar. Yüce Rabbimiz, onlarca ayetinde namazın önem ve değerinden söz eder. Namazı, nasıl kılınması emredildi ise o şekilde kılmak gerekir. Hz. Peygamber, namazlarını nasıl derin saygı içinde ve Allah'ı görüyor gibi kıldı ise biz de öyle kılmalıyız. Allah (c.c.). namazın kılınmasını emrettiği gibi kendisine itaati, saygıyı ve haramlardan sakınmayı da emreder.
MESAJ
Namaz ve takva, hesap günü bizi toplayacak olan Allah'a kulluğumuzun bir gereğidir.
KELİME DAĞARCIĞI
Salât: Namaz; tekbirle başlayıp selamla biten ve belirli hareketler ile sözlerden oluşan bedeni ibadet.
Haşir: Bir yerden çıkarmak, toplamak; kıyamet günü insanların hesaba çekil-mek üzere bir araya toplanması.
Ruhun Mahiyeti. Ruhun mahiyeti konusunda âlimler arasında farklı görüşler ortaya çıkmıştır. 1. Ruhun mahiyetini bilmek mümkün değildir, çünkü ruh rabbin emrinden olması itibariyle gaybî bir konudur. Bu görüşü benimseyen Ali el-Kārî, Ehl-i sünnet âlimlerinin ekserisinin aynı kanaatte olduğunu belirtir. Şa‘rânî ise bu anlayışı Sûfiyye çoğunluğu ile bazı kelâmcılara atfeder (Eş‘arî, s. 334; Bedreddin el-Aynî, XIV, 112; Şa‘rânî, II, 122). 2. Ruh bedenin şekline bürünen ve duyularla algılanamayan madde dışı bir varlıktır. Muhammed Abduh, Mâlik b. Enes’e nisbet edilen bu görüşle ruhun bedenin şeklini almış “esîr” denilen maddeden ibaret olduğunu savunan XX. yüzyıl ruh bilimcilerinin görüşleri arasında benzerlik bulunduğunu ileri sürer (Reşîd Rızâ, II, 39). 3. Ruh soyut, kutsal ve basit bir cevher olup bedenin bütününe yayılmıştır. Madde türünden bir cisim, cevher veya araz değil tek bir cevherdir, başlı başına vardır, zaman ve mekânla sınırlı değildir, duyularla algılanamaz. Allah’ın “ol” emriyle bedende yaratılmıştır, ruh bedenden alınınca insan ölür. Muammer b. Abbâd, Nazzâm, Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, İbn Sînâ, Râgıb el-İsfahânî, Ebû Zeyd ed-Debûsî, Gazzâlî gibi farklı ekollere mensup kelâmcı ve filozofların yanı sıra bir grup Sûfiyye bu görüştedir (Eş‘arî, s. 329, 333-334; Kādî Abdülcebbâr, XI, 310; İbn Hazm, V, 202). 4. Ruh latif, nûrânî ve semavî bir cisimdir, gül suyunun gülün maddesine yayıldığı gibi bedene yayılmıştır. Ruh bedene ait bir araz olamaz, çünkü araz sürekli yok olup yeniden yaratılır. Eğer ruh araz olsaydı insanın her an farklı bir ruha, kimlik ve kişiliğe sahip olması gerekirdi. Naslarda ruhun ölümden sonra azap veya nimeti algılayacağının bildirilmesi de onun cisim olduğunu kanıtlar, ayrıca araz için böyle bir durumdan söz edilemez. Latif cisim olması duyularla algılanmasını gerektirmez, sadece maddî cisimlere benzemeyen bir cisim olmasını zorunlu kılar. İnsanın düşünen, akıl yürüten ve bilen bir varlık olması da ruhun araz niteliği taşımasını imkânsız kılar. Latif cisim olan ruh ile insandaki “biyolojik canlılık” anlamına gelen ruh aynı şey değildir. Ebû Ali el-Cübbâî, Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî, İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî, İbn Hazm, Fahreddin er-Râzî, İbn Kayyim el-Cevziyye gibi âlimlerle bir grup Sûfiyye bu görüşü benimsemiştir (Eş‘arî, s. 333-334; İbn Fûrek, s. 257, 281; Cüveynî, s. 377; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, XXI, 43-45; XXX, 177; İbn Kayyim el-Cevziyye, s. 177-186). 5. Ruh bedenin canlı olmasını sağlayan bir arazdır. Onun yansımaları konumunda bulunan ilim,
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
YanıtlaSilELHAMDÜLİLLAH
ALLAHUEKBER
SUBHANALLAH
ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED
ESTAGFİRULLAH
SALLAAHUALEYHİVESELLEM
BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:14
Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:10
Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
YanıtlaSil
yuksel6 Mart 2026 18:57
-1929-Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.
1939-Almanya'nın Polonya'ya saldırması Üzerine, II. Dunya Savaşı başlamış oldu.
1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.
EYLUL
01
PAZARTESİ
9 1447 R.EVVEL
RUMI: 19 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 119
tevekkül ettim
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.
Taberani
İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülāsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ekberde
bulunacaktır. Lem'alar
YanıtlaSil
yuksel17 Mart 2026 07:59
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN GİZLİ VASİYETİ ACİKLANABİLSEYDİ TURKİYE DE Kİ TARİH DEGİSEBİLİRDİ
YanıtlaSil
yuksel19 Mart 2026 04:40
YUMUŞAK GÜÇ Joseph S. Nye, Jr.
Amerikan hükümetlerinde etkin görevler almış olan ünlü siyaset bilimci Joseph Nye, "yumuşak güç kavramını ilk kez 1980'lerin sonlarında kullanmıştır. Günümüzde tüm dünyada siyasî liderler, köşe yazarları ve akademisyenler tarafından sık sık ama çoğunlukla yanlış biçimde-kullanılmaktadır. Peki, yumuşak güç nedir? Yumuşak güç cezbetme ve ikna etme kabiliyetine dayalıdır. Zorlama kabiliyeti olan sert güç bir ülkenin askerî ve iktisadi gücünden kaynaklanırken yumuşak güç ülkenin kültürünün, siyasî fikirlerinin ve politikalarının cezbediciliğinden kaynaklanır.
Sert güç, devletlerin bağımsızlıklarını şiddete meyilli devlet dışı gruplardan da- korumaya çalıştığı bir dünyada elzemdir. Sert güç, Bush yönetiminin yeni ulusal güvenlik stratejisini oluşturmuştur. Nye'a göre ise başkana tavsiyelerde bulunan neo-muhafazakarlar çok yanlış bir hesaplama yapmışlardır: Diğer devletleri ABD'nin istediklerini yaptırmaya zorlamak için askerî güce çok fazla odaklanıp yumuşak güce çok az önem vermişlerdir. Teröristlerin ılımlı çoğunluk arasından destekçi bulmasını engellemek yumuşak güç sayesinde olacaktır. Yumuşak güç, aynı zamanda devletler arasında çok-uluslu işbirliği gerektirecek önemli küresel meselelerle uğraşırken gerekli olacaktır. Bu yüzden yumuşak gücü daha iyi anlamak ve uygulamak mutlak derecede önemlidir.
VIRDI OLMAYANIN ALLAH C. C GELEN İLHAMI OLMAZ.
YanıtlaSilTasavvuf, nihâyeti olmayan bir ummandır. Bütün kâinatı içine alan, ilm-i ilâhidir. Bu, tarif edilemez, ancak herkes nasibine, anlayışına, derecesine göre söz eder.
YanıtlaSilTasavvuf ehli, güzel ahlâk, sehâvet, merhamet, nezaket, tevâzû gibi güzel sıfatlarla muttasıfdırlar. Herkesle geçimli olub, basîret ve teenni ile ileriyi görürler, her hatt-ı hareketleri Kur'an-ı Kerim ahkâmına ve Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin ahlâk, âdâb ve ef'aline uygundur.
Bunlar Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretlerini ve Habib-i edibini can-larından, mal, mülk ve evlådlarından daha fazla severler.Tasavvuf, nihâyeti olmayan bir ummandır. Bütün kâinatı içine alan, ilm-i ilâhidir. Bu, tarif edilemez, ancak herkes nasibine, anlayışına, derecesine göre söz eder.
Tasavvuf ehli, güzel ahlâk, sehâvet, merhamet, nezaket, tevâzû gibi güzel sıfatlarla muttasıfdırlar. Herkesle geçimli olub, basîret ve teenni ile ileriyi görürler, her hatt-ı hareketleri Kur'an-ı Kerim ahkâmına ve Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin ahlâk, âdâb ve ef'aline uygundur.
Bunlar Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretlerini ve Habib-i edibini can-larından, mal, mülk ve evlådlarından daha fazla severler.Tasavvuf, nihâyeti olmayan bir ummandır. Bütün kâinatı içine alan, ilm-i ilâhidir. Bu, tarif edilemez, ancak herkes nasibine, anlayışına, derecesine göre söz eder.
Tasavvuf ehli, güzel ahlâk, sehâvet, merhamet, nezaket, tevâzû gibi güzel sıfatlarla muttasıfdırlar. Herkesle geçimli olub, basîret ve teenni ile ileriyi görürler, her hatt-ı hareketleri Kur'an-ı Kerim ahkâmına ve Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin ahlâk, âdâb ve ef'aline uygundur.
Bunlar Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretlerini ve Habib-i edibini can-larından, mal, mülk ve evlådlarından daha fazla severler.
Evlilik hayatında karı-koca bağış-layıcı huyu, kendilerine düstur edin-melidirler. Beşer olmak itibariyle insan, her zaman bir olmaz. Neşesiz zamanı da vardır. Böyle bir anda öfke ile bir söz söylenilebilir. Bunu huccet tutup da işi kinciliğe götürmemelidir. Hoşgörülü ve afvedici olmak, hatta unutuvermek ne güzel huydur. Bu ahlâkda olanlar hem kendileri rahat ederler hem de muha-tablarına güzel bir ders vermiş olurlar.
YanıtlaSilErkek ailesine karşı samimi, lütufkâr, nâzik ve merhametli olmalıdır. İşin dozunu kaçırıp da hop bebek cici bebek muamelesi yapmamalıdır. Kadın kocasına karşı ifâ edeceği vazifeleri ifâ etmelidir, ihmal ederse kocası buna fırsat vermemeli.
Tasavvuf; aşk ile yaşanan îman, vecd ile îfâ edilen ibadet ve şevk ile tatbik edilen davranış güzellikleridir. Yani nefsin ihtiraslarını bertaraf ederek, dîni, rûhâniyetine uygun bir sürette yaşayabilme gayretidir.
YanıtlaSilTasavvuf; Kur'ân ve Sünnet'i duygu derinliği içinde, sır ve hikmetlerden nasib alarak yaşamaktır. Kur'ân ve Sünnet'in dışına taşan her hål, kāl ve davranış bâtıldır. Bu hakikati ifade etmek için de; "Pergelin sabit ayağı şerîattir." denilmiştir.
Tasavvuf; mârifetullah ikliminde mesafe katetme yolu-dur. Yoksa sadece dünyadan el-etek çekmek, sarık ve cübbe-ye bürünüp muayyen bir evråd ve ezkârla iktifâ etmek değildir.
Yūnus Emre Hazretleri, tasavvuf yoluna girip de onun usül ve erkânına riayet etmeyen ve hakikat yolculuğunu yan-lış telâkkî edenlerin durumlarına son derecede üzülmüş ve onları, yani müteşeyyihleri ve mukallit müridleri şöyle îkaz etmiştir:
Dervişlik dedikleri hırka ile taç değil, Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil!
Dervişlik olaydı tâc ile hırka, Biz dahi alırdık otuza kırka...
DHL
Büyük mutasavvıflar buyururlar ki: "Tasavvuf bir hâldir, ancak tadan bilir!.."
www.kumpanyakitaplarn.com
Mâhir bir dalgıç, derin sularda korku-suzca yüzerek muhteşem manzaralar sey-redebilir. Seviyeli bir mü'minin, pergelin sâbit ayağı şerîatte olduğu müddetçe, diğer ayağıyla 72 milletin kültürünü dolaşmasında hiçbir mahzur yoktur. Mahzurlu olan, yüz-me bilmeyenin derin sulara dalmasıdır. Yani Kur'ân ve Sünnet kültürünü lâyıkıyla haz-medememiş birinin; güçlü diyalektik teknik-leriyle (mantık oyunlarıyla) süslenmiş bâtıl fikirlere muhatap olduğunda, onları hakikat zannetmesi veya en azından bâtıla hayranlık duymasıdır.
YanıtlaSilCPB
DHL
Felsefeyle iştigalde mahzurlu olan diğer bir husus da, Batı'ya körü körüne hayranlığın getirdiği bir hastalık olan; İslâm tefekkürünü felsefi bir zemine oturtmaya çalışmaktır. Kas-ten veya câhilce bir taklit hırsıyla aklı esas alıp nakli tahfif etmek, yani geri plâna atmaktır.
İslâm'ın ne beşerî sistemlerle, ne zamâne akımlarıyla, ne de kendinden başka dinler-le bir senteze ihtiyacı yoktur. Buna ihtiyaç görmek, İslâm'ın ihtişamını lâyıkıyla tanı-mamaktır. Zira İslâm, yeryüzündeki yegâne hak dîndir ve en mükemmel dünya görüşüne sahiptir.
Her bakımdan asil ve kusursuz bir bül-bülün, bed sesli bir kargayı emsal alarak şakı-yabildiğini ve o olmadan bu özellik ve güzel-liğini koruyamayacağını iddia etmek, sadece tuhaf bir cehâlet lâkırdısıdır.
ELBETTE ALLAHUEKBER!
YanıtlaSilBu kitapla;
İslam'ın en büyük haykırışı olan,
kula kulluğun zincirlerini kıran,
doğduğumuz andan itibaren kulağımızda çınlayan,
Bilal'in ezanlarıyla her asırda dalgalanan,
cihadın parolası olan,
mü'minin reflekslerinde dahi kendisine yer bulan tek gerçek:
"Allahuekber"
hayatlarımıza nakış nakış işlenecek
ve
kalplerimiz heyecanla
"Elbette Allahuekber!" diyecek.
9786055 271084
0877900 TOU
tahillyayinlari.com
Kur'an-ı Kerim
YanıtlaSilve Sünnetin Ümmete Hitabı
Hıtab'ül-Kur'an ve's-Sünneh Alel-İnsan ve'l Ümmeh
Aziz Müslüman! Kuran'ı Kerim insanın eşref-i mahlük ve "Halifet'ül Arz" -yeryüzünün efendisi olarak yaratıldığından bahseder. İnsana hayatta kaldığı müddetçe, pek çok meselede dünya ahiret huzuru için İlahi emir ve yasakları bildirir. İnsana kul ve aciz olduğunu hatırlatır.
Kur'an-ı Kerim: Zerreden küreye kadar, käinattaki bütün varlıkların insanın hizmetine tahsis edildiğinden bahseder. Bu kadar sayısız nimetlerin karşılığında Allah'u Teâlâ insandan, şükür etmesini, vereni tanımasını ve O'na kulluk etmesini ister.
Yani Allah ve Resulüne itaati, emir ve yasaklara uyarak yaşamayı ister. Asi olanları cehennem ateşiyle korkutarak uyarır. İtaat edenleri ebedi saadet yurdu olan, cennet ve nimetleriyle müjdeler.
Kuran'ı Kerim baştan sona insanı, dünya ve ahirette saadet ve huzur için iman, ibadet ve itaat esaslarına uymaya davet eder. Kişilere, ferdi, ailevi ve toplumla ilgili emir ve yasaklara teslim olup uymayı tavsiye eder. Gaflette olan Müslümanları uyarır ve ikaz eder.
Saygılarımızla,
9786056 704512Kur'an-ı Kerim
ve Sünnetin Ümmete Hitabı
Hıtab'ül-Kur'an ve's-Sünneh Alel-İnsan ve'l Ümmeh
Aziz Müslüman! Kuran'ı Kerim insanın eşref-i mahlük ve "Halifet'ül Arz" -yeryüzünün efendisi olarak yaratıldığından bahseder. İnsana hayatta kaldığı müddetçe, pek çok meselede dünya ahiret huzuru için İlahi emir ve yasakları bildirir. İnsana kul ve aciz olduğunu hatırlatır.
Kur'an-ı Kerim: Zerreden küreye kadar, käinattaki bütün varlıkların insanın hizmetine tahsis edildiğinden bahseder. Bu kadar sayısız nimetlerin karşılığında Allah'u Teâlâ insandan, şükür etmesini, vereni tanımasını ve O'na kulluk etmesini ister.
Yani Allah ve Resulüne itaati, emir ve yasaklara uyarak yaşamayı ister. Asi olanları cehennem ateşiyle korkutarak uyarır. İtaat edenleri ebedi saadet yurdu olan, cennet ve nimetleriyle müjdeler.
Kuran'ı Kerim baştan sona insanı, dünya ve ahirette saadet ve huzur için iman, ibadet ve itaat esaslarına uymaya davet eder. Kişilere, ferdi, ailevi ve toplumla ilgili emir ve yasaklara teslim olup uymayı tavsiye eder. Gaflette olan Müslümanları uyarır ve ikaz eder.
Saygılarımızla,
9786056 704512Kur'an-ı Kerim
ve Sünnetin Ümmete Hitabı
Hıtab'ül-Kur'an ve's-Sünneh Alel-İnsan ve'l Ümmeh
Aziz Müslüman! Kuran'ı Kerim insanın eşref-i mahlük ve "Halifet'ül Arz" -yeryüzünün efendisi olarak yaratıldığından bahseder. İnsana hayatta kaldığı müddetçe, pek çok meselede dünya ahiret huzuru için İlahi emir ve yasakları bildirir. İnsana kul ve aciz olduğunu hatırlatır.
Kur'an-ı Kerim: Zerreden küreye kadar, käinattaki bütün varlıkların insanın hizmetine tahsis edildiğinden bahseder. Bu kadar sayısız nimetlerin karşılığında Allah'u Teâlâ insandan, şükür etmesini, vereni tanımasını ve O'na kulluk etmesini ister.
Yani Allah ve Resulüne itaati, emir ve yasaklara uyarak yaşamayı ister. Asi olanları cehennem ateşiyle korkutarak uyarır. İtaat edenleri ebedi saadet yurdu olan, cennet ve nimetleriyle müjdeler.
Kuran'ı Kerim baştan sona insanı, dünya ve ahirette saadet ve huzur için iman, ibadet ve itaat esaslarına uymaya davet eder. Kişilere, ferdi, ailevi ve toplumla ilgili emir ve yasaklara teslim olup uymayı tavsiye eder. Gaflette olan Müslümanları uyarır ve ikaz eder.
Saygılarımızla,
9786056 704512
SU
YanıtlaSilIMAM HATİPLERİN İBRET DOLU HİKAYESİ
imam hatipler
Bu kitapta neler okuyacaksınız?
YUSUF
*Imam Hatipler Ne Zaman Açıldı? 1951'de mi, 1924'de mi, 1913'de mi? Ilk Öğrenciler, Nereden Geldiler, Nasıl Kaydoldular, Nasıl Okudular?
*k Hocalar, Nerede Yetiştiler, Neler Yaptılar?
*Imam Hatip Okullan Hangi Şartlarda Açıldı?
*Okul Binalan Nasıl Yapıldı ? Kimler, Nasıl Yardım Etti?
* İmam Hatiplerin Açılışına Öncülük Eden Hocaefendiler, *Imam Hatiplere Farklı Toplum Kesimlerinden Farklı Tepkiler,
*Imam Hatiplilerin Ziyaretinde Ağlayan Menderes,
*Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin İmam Hatiplere Bakışı, *Imam Hatipler ve Tarikatlar, Cemaatler, Aleviler,
*Hangi Hükümet Döneminde Ne Kadar Imam Hatip Açıldı?
Darbe Dönemlerinde İmam Hatip Açıldı mı? Askerlerin İmam Hatiplere Bakışı,
*Imam Hatipleri Engellemeye Çalışan Kesimler ve Engelleme Çabaları,
İmam Hatiplilerin Yaşamlarından Kesitler,
28 Şubat Kararlarıyla İmam Hatiplere İndirilen Darbe, * 8 Yıllık Kesintisiz Eğitim Karan Alınırken Meclis'te Yaşananlar,
İmam Hatiplerde Başörtüsü Zulmü ve Başörtüsü Mağduru Öğrencilerin
Duygularından Yansımalar,
*Başörtüsü Yasağına Dava Açan İmam Hatipli Savcı,
* İmam Hatiplerin Çoğalmasını İstemeyen Din Öğretimi Genel Müdürü,
*Alevi Köyünde Bir İmam Hatipli,
Imam Hatipli Olmayan İmam Hatip Dostları,
*Terör Kurbanı İmam Hatipler,
*Imam Hatipli Öğrencilerin Kaleminden Imam Hatipler,
*Imam Hatiplerle İlgili Kim, Ne Zaman, Ne Söyledi?
*Yabancılann Imam Hatiplere İlgisi ve İmam
Hatipleri Araştıran Yabancılar,
Onlarca olay, belge ve tanıkların dilinden
mam hatipler...
AKCAG
www.akcag.co
Sâdık DÂNÂ
YanıtlaSilTASAVVUF VE MARİFETULLAH
ERKAM YAYINLARI
REHBER KİTAPLAR-3
MÜSLÜMANIN KENDİSİYLE İMTİHANINDA
YanıtlaSilTASAVVUF
Osman Nûri Topbaş
KAMPANY
Sadık DÂNA
YanıtlaSilAİLE SEADETİ
ERKAM YAYINLARI
REHBER KİTAPLAR-4
Elbette Allahuekber
YanıtlaSilالكم
NUREDDİN YILDIZ
TAHLIL
10
İSLÂM NAZARINDA
YanıtlaSilAkil ve Felsefe
Osman Nûri Topbaş
KAMPANY
PLARI
iSRAF
YanıtlaSilDENGEYİ VE ÖLÇÜYÜ KAYBETMEK
Kur'an-ı Kerim ve Sünnetin Ümmete Hitabı
YanıtlaSilHıtab'ül-Kur'an ve's-Sünneh Alel-İnsan ve'l Ümmeh
Ali Rıza Öztürk
YUSUF GÜNEY
YanıtlaSilİMAM HATİPLERİN İBRET DOLU HİKAYESİ
Su imam hatipler
olaylar - belgeler - tanıklar
AKÇAĞ
Bediüzzaman'ın Sadik ve Kahraman
YanıtlaSilTalebesi
Zübeyir Gündüzalp
Hayatı-Mefkûre
İbrahim KAYGUSUZ
YENİASYA 40.17/
YA NE
NENI
Zübeyir Gündüzalp
YanıtlaSilOnu unutulmazlığa yükselten, hiç şüphesiz en zor şartlarda İslâma, iman ve Kur'ân haki-katlarına gönül vermiş olması, bu hakikatlerde billúrlaşıp İslâma ayna olması, hayatını feda eder tarzda kendini bu kutsi hizmetin karasevdalısı haline getirmesidir.
9
486
YanıtlaSilZübeyir Gündüzalp
zamanlar Türkiye'de konferansları ile gündem oluşturan Şule Yüksel Şenler'in ağabeyidir.
Prof. Zekeriya Kitapçı: Isparta'nın Yalvaç ilçesinde
1937 yılında doğan, Prof. Kitapçı, Pakistan Karaçi Üniver-sitesinde doktora çalışmasını yaptı. Devlet Planlama Teşki-lâtında bir süre çalışan Kitapçı, Erzurum Atatürk Üniversi-tesi, Nijerya Jos Üniversitesi, Elâzığ Fırat Üniversitesi ve Konya Selçuk Üniversitesinde hocalık yaptı. Isparta İmam-Hatip Lisesinde öğrenci iken kısa bir süre Bediüzzaman Sa-id Nursî Hazretlerinin derslerine katılıp hizmetinde bulunan Kitapçı, Zübeyir Gündüzalp ile de o dönemlerde tanıştı. Ki-tapçı'nın Türk tarihi üzerinde araştırmaları mevcuttur.
Rüştü Tafral: Belli bir dönem Kirazlımescid'de kalan Rüştü Tafral, "Filozof Rüştü" olarak bilinir. Felsefî kaynak-lara ilgi duyup çok uğraştığı için bu isimle bilinirdi. Zübeyir Gündüzalp'in İstanbul'da bulunduğu yıllarda daha çok Ri-sale-i Nur'un tashih hizmetleri ile uğraştı.
Salih Özcan: 1949 yılında Bediüzzaman'ı Emirdağ'da ziyaret ederek elini öpen Salih Özcan (Bediüzzaman kendi-sine Seyyid Salih diye hitap ediyordu) Urfa'nın Akçakale il-çesindendir. 1929 yılında doğan Salih Özcan, Urfa'dan sonra Ankara'da Tıp Fakültesinde eğitimine devam etti. Uzun süre Ankara'da kalan Özcan 1960'lı yıllarda Anka-ra'da Hilal mecmuasını çıkarıyordu. 1977 seçimlerinde Ur-fa milletvekili seçilen Özcan'ın, Gündüzalp ile de hukukla-rı olmuştur. Bediüzzaman bir ziyaretinde Salih Özcan'a "Annem Hüseynî, babam da Hasenî'dir" diyerek tebessüm-le "Ben de seyyid sayılır mıyım?" diye sorar! 1
1. Bkz. Necmeddin Şahiner. Son Şahitler. Cilt III, s. 238.
410 Zübeyin Gündüzslp
YanıtlaSilRisale-i Nur Neşriyatı
Bediüzzaman Said Nurst Hazretleri hayatta kum Rade Narların tamamera maibaalarda basmış, gözden geçirmi son şeklini vermişti.
Suanlar dryrulaki eserlerin tamams, o dönem Ankara'da bul resh Sualar ise İstanbul'da basılmıştı.
Zilbeyir Gündüralp, Bediüzzaman in vefatından sonra, o k ömrünü Risale-i Nur Külliyatının ikinci ve eksiksiz basmi geçirmişti
En son basalan eser olan Sikke-i Tasdik-1 Gaybi den sonra hunu teslim etmişti
Bediüzzaman Hazretlerinin son sekiz-on yıllık hayatında parta, Emirdağ, Eskişehir yazdığı lähika mektuplarının birçoğu bularrarrush Bediüzzaman basılacak lähikaların tanaman tek tek işaret koymuştu.
Emirdağ II. Afyon Hapishanesi Mektupları ve Müdafaalan neşredilememişti.
Gündüzalp, yeni düzenleme ile bunları da ilgili yerlere dahil etmişti
Bu arada, Yazıcılık ve din adına yapılan siyasi hareketler Gün düzalp'e iki yeni derleme hazırlatmıştı: Hizmet Rehberi, Beyanat ve Tenvirler. Bu iki eser de Gündüzalp hayatta iken basılmıştı
Bunun yanında küçüklü büyüklü birçok eser titizlikle tanzim edüerek basıldı.
Gündüzalp, on yıl boyunca Cenab-ı Hakkın Müdebbir ismine ve "sarren tenevveret" düsturuna riayet ederek, Risale-i Nurlan basruştı
Risale-i Nur'lar yıllarca, Sinan Umur'un, Sinan Matbaasında basaimaş ve gizlice depolarda saklanmıştı. Aynı eserler, yıllarca Nur Talebelerinin sırtından Anadolu'ya sevk edilmişti.
440 Zübeyir Gündüzalp
YanıtlaSilZübeyir Ağabey neşriyatın üzerinde çok dururdu. İlk yayınevi miz Mihrap Yayınevidir. Mihrap Yayınevini Zübeyir Ağabey kur-durmuştu. Bunun sebebini Zübeyir Ağabey şöyle izah ederdi:
"Gazetede çıkan yazılar heder olmasın. Çıkan güzel tefrikala n, makaleleri toplayıp kitap yapın. Gazeteler para kazanmaz. Gazeteler geçmişte hep zarar ederek gelmiştir. Yayınevi de o za-ran kapatacak bir gelir kaynağı olur. Bu vesile ile o güzel yazı-lar da kitaplaşmış olur."
6. 1969, DİN ADINA SİYASİ HAREKETLER
27 Mayıs İhtilāli, demokrasi kahramanlarını Yassıada'da da-rağacına götürürken, Demokrat Partiyi de tarih sahnesinden sil-meye çalışmışlardı. Milli Şef İnönü, silah zoru ile ve idamın göl-gesinde iktidara gelmişti.
Sindirilen geniş kitleler, çıkış yolu için bekliyordu. Demokrat Parti'yi destekleyen halkın tabanı, 11 Şubat 1961'da kurulan Adalet Partisine doğru kaymış ve kısa zamanda bu partiyi ezici çoğunlukla iktidar yapmıştı.
AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala'nın ölümü üzerine yapı-lan AP Kongresinde Süleyman Demirel Genel Başkanlığa geti-rilmiş ve 12 Eylül İhtiläline kadar bu partinin başında kalmıştı.
Gizli güçler, Süleyman Demirel ve Nur Talebelerinin arasında-ki ilişkiyi yıllarca malzeme olarak kullanmış, bu durum, Demirel'e, "Said Nursî'nin halifesi" (1966 basın) demeye kadar götürülmüş-tü. Adalet Partisi ezici çoğunlukla iktidara gelince İnönü, meydan-ları dolaşarak, "AP Nurcuların yardımı ile oy topluyor" demişti.
Gündüzalp, Said Nursî'nin hareket tarzını benimseyerek, si-yasîleri ikaz etmeyi ihmal etmemişti. Gerektiğinde mektup gön-dermiş, gerektiğinde ise hey'etler oluşturarak ilgili mercilerin ya-nına göndermişti.
Zübeyir Gündüzalp, içinde Bekir Berk, Mehmet Kutlular ve Mehmet Fırıncı'nın sürekli olarak bulunduğu bir hey'eti, ihtiyaç
araştırılma süresi
YanıtlaSilSuresi;
. müddetce srece zaman süresince, za-man içinde, zamanda
müddetçik ka süre, kısa zaman
müddeten zamanca, zaman bakımından
müddetince مدتتجه : süresince
müddetle مدتله : süreyle, süresince, boyunca
müddetsiz مدتسز : zamansız zaman geçme-den, zamana yer vermeden; zaman yaratıl-madan
Müdebbir 1 : مدير.tedbirli, ileriyi görerek ön-ceden tedbirini alan, gözetilen gayenin ger-çekleşmesi için gerekenleri önceden plânla-yıp yapan 2.işleri yapıp yürüten, yönetici
debbir 1 : مدبر.)Allah'ın c.c. kutlu ve güzel isimlerinden) sonsuz ilmiyle her şeyi ön-ceden bilerek gerekli tedbirleri (önlemleri) alan, her şeyde gözettiği gayelerin gerçek-leşmesi için gerekenleri önceden bilip yapan 2.yaratıp yöneten Allah (c.c.)
müdebbir-i galib مدبّر غالب : tedbir (önlem(
almada önde gelen, yönetip yönlendirmede üstün(galib) olan
Müdebbir-i Hakim مدبر حکیم : )Allah'ın c.c. kut-
lu ve güzel isimlerinden) Hakim ve Müdeb-bir; her şeyi birçok gayeler ve faydalar göze-terek en uygun şekilde yapan (Hakim) ve her şeyi önceden bilip gerekli tedbirleri (önlem-leri) alan, gerekenleri yapan ve her şeyi idare eden (Müdebbir)
Müdebbir-i Rahîm-i Zülcemal مدير رحيم ذو الجمال : (Allah'ın c.c. kutlu ve güzel isimlerinden) Müdebbir, Rahîm ve Zülcemal; sonsuz güzel-
sirren tenevveret"
YanıtlaSilSırren tenevveret" ne demektir? Bu düstur ile Uluslararası Sempozyumların vechi tevfikini izah eder misiniz?
YanıtlaSilTarih: 29.09.2010 - 00:00 | Güncelleme: 19.07.2024 - 09:35
Okuma süresi: 2 dk
Cevap
Değerli Kardeşimiz;
Risale-i Nurlar, bilindiği üzere büyük baskıların ve sıkı takiplerin olduğu bir dönemde yazılmıştır. Din ve diyanetin yasaklandığı, dini eserlerin yazdırılmadığı, din adamlarının idam ve baskılar ile susturulduğu veya susturulmaya çalışıldığı bir ortamda meydana çıkmıştır.
Nur Cemaati, müsbet hareket ederek ve asayişe de zarar vermeden hizmet etmeyi prensip kabul eden bir hareket olduğu için, hizmetlerini perde arkasında ve gürültüsüz yapmıştır.
Sırren tenevveret, kelime olarak, gizli aydınlanma ve nurlanma demektir. Risale-i Nur'da sırren tenevveretin manası, müsbet hareket, asayişe zarar vermeden, gürültü patırtı çıkartmadan, gösteriş ve nümayişten uzak, devlet ve resmî müesseselerle mümkün mertebe karşı karşıya gelmemek olarak anlayabiliriz.
Aslında kanunlar ve devlet açısından hiçbir mahzuru olmayan, millete ve devlete faydalı bu hareket, birtakım zındıka ve mason komitelerinin, devletin kurumlarını kışkırtması ve tahrik etmesi neticesinde, büyük tazyik ve kanunsuz takibatlar altında hizmet etmek zorunda kalmıştır.
Bu millet, Nur hareketini benimseyip bağrına basmıştır. O zamanın ağır şartlarında Anadolu köylüsü tarladan yorgun geldikten sonra el yazısı ile gece mum ışığında, baskı altında, altı yüz bin nüsha yazarak o zamanın komitelerine meydan okumuştur.
Nur hareketi, fırtına gibi eserek, etrafı dağıtarak, ortalığı karıştırarak değil; Nur gibi, Güneş'in ışığı gibi, fark ettirmeden, okşayarak, kalpleri ve gönülleri ısındırarak ve sevdirerek yayılma istidadı gösteren bir sevgi ve tamir hizmetidir.
Günümüzde şartlar değişti, eski baskı ve zulümler kalmadı, hukukun üstünlüğü, insan hakları, hürriyetler gibi temel haklar içtimaî hayatta ve devlette büyük bir ölçüde yerleşti ve yerleşiyor.
Sempozyum ve benzer faaliyetler menfi bir tavır ihtiva etmedikleri için, Nur hizmetine ters ya da zıt bir şey değildirler. Her mefhumu tarihî şartları göz önünde bulundurarak değerlendirmek ve anlamak gerekir. Bugünün kafası ile geçmişi, geçmişin şartları ile bugünü değerlendirmek sağlıklı bir yaklaşım olmaz.
YanıtlaSilSelam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
فهو ما عليا عنه ات غريب والبغوى هـ طب لا فى ض عن سلمان وقالت وقفه (صح)
YanıtlaSil2427- Helal, Allah'ın kitabında helal kıldığı şeydir. Ha. ram, Allah'ın kitabında haram kıldığı şeydir. Sükut edip hakkında hüküm beyan etmediği şey ise, o affettiği şeylerdendir.
٢٤٢٨ - الحياء عشرة أجزاء فتسعة في النِّسَاءِ وَوَاحِدٌ فِي الرِّجَالِ وَلَوْ لا ذلِكَ مَا قَوَى الرِّجَالُ عَلَى النِّسَاء" (الديلمي عن ابن عمر)
2428- Haya ona bölünmüştür. Dokuzu kadınlardadır, bi-ri de erkeklerde. Eğer bu böyle olmasaydı, erkeklerin kadınlara gücü yetmezdi.
٢٤٢٩ - الحَيَاءُ مِنَ الإيمان (خ) م ت عن ابن عمر ع عن عبد الله بن سلام كر وابن النجار عن ابي بكرة م عن ابي هريرة
2429- Haya imandandır.
٢٤٣٠ - الحَيَاءُ وَالإِيمَانُ مَقْرُونَانِ فِي قَرْنِ وَاحِدٍ فَإِذَا سُلِبَ أَحَدُهُمَا تَبِعَهُ الآخَرُ (طس عن ابن عباس كر عن انس)
2430- Haya ile iman, birbirinden ayrılmayan iki arkadaş gibidir. Biri yok edilince öteki de ona tabi olup yok olur.
٢٤٣١ - الحَيَاءُ زِينَةٌ وَالتَّقَى كَرَمٌ وَخَيْرُ الْمَرْكَبِ الصَّبْرُ وَانْتِظَارُ الْفَرَجِ مِنَ اللَّهِ عِبَادَةٌ" (الحكيم عن جابر)
2431- Haya ziynettir. Takva ise kerem, cömertlikten iba-rettir. En iyi binek sabırdır. Hastalıktan sonra iyileşmeyi yalnız Al-lah'tan beklemek bir ibadettir.
٢٤٣٢ - الْحَيَاءُ مِنَ الإِيمَانِ وَالإِيمَانُ فِي الْجَنَّةِ وَالْبَدَاءُ مِنَ الْجَفَاءِ وَالْجَفَاءُ فِي
النَّارِ" (طب هب عن عمران حمت حسن صحيح حب ك هب عن ابي هريرة خ فى الادب هـ طب ك هب عن ابى بكرة الشيرازي طس عن عمران وابى بكرة معا)
606
2432- Haya imandandır, iman ise cennettedir. Hayasızlık ise cefadandır, cefa ise ateştedir.
YanıtlaSil٢٤٣٣ - اَلْحَيَّةُ وَالْعَقْرَبُ وَالْفُوَيْسَقَةُ وَيَرْمِنَ الْغُرَابَ وَلاَ يَقْتُلُهُ وَالْكَلْبُ الْعَقُورُ وَالحَدَاةَ وَالسَّبْعَ العادى (د) عن ابى سعيد ان النبي ء م سئل عما يقتل المحرم قال فذكره
2433- (İhramdaki bir kimse) yılanı, akrebi ve fareyi öldü-rür, kargayı atar, öldürmez. Kuduz köpeği öldürür, yırtıcı hayvan-ları da öldürmez, yanından uzaklaştırır.
٢٤٣٤ - اَلْحَيَّاتُ مُسْخُ الْجِنُّ كَمَا مَسِخَتِ الْقِرْدَةُ وَالْخَنَازِيرُ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ طب وابو الشيخ في العظمة عن ابن عباس)
2434- Yılanların aslı cindendir. Tıpkı maymun ve hınzır-ların Ben-i İsrail'den dönme oldukları gibi.
٢٤٣٥ - اَلْحَيَّاتُ مَا سَالَمْنَاهُنَّ مُنْذُ حَارَبْنَاهُنَّ فَمَنْ تَرَكَ شَيْئًا فَلْيَقْتُلُهُ فَإِنَّهُ لا يَبْدُو لَكُمْ مُسْلِمُوهُمْ وَمَنْ تَرَكَ شَيْئًا خِيفَتُهُنَّ فَلَيْسَ مِنَّا (حم عن ابي هريرة)
2435- Yılanlarla harp yaptığımızdan beri kendileri ile ba-rış imzalamadık. Kim onlardan birini görürse onu öldürsün. Çün-kü size onların müslümanları görünmez. Kim onlardan korkusun-dan bir şeyi bırakırsa öldürmezse o bizden değildir.
٢٤٣٦ - اَلْحَيَّةُ فَاسِقَةٌ وَالْعَقْرَبُ فَاسِقَةٌ وَالْفَارَةُ فَاسِقَةٌ وَالْغُرَابُ فَاسِقٌ (هـ ق
عن عائشة
2436- Yılan tabiatı itibarı ile fasıktır, akrep fasıktır, fare fasıktır, karga fasıktır (hepsi öldürülür).
٢٤٣٧ - الخُبْثُ سَبْعُونَ جَزَاءً لِلْبَرْبَرِ تِسْعَةٌ وَسِتُونَ جُزْاً وَلِلْجِنِّ وَالْإِنْسِ جُزْءٌ وَاحِدٌ (طب عن عقبة بن عامر)
607
2437- Pislik yetmiş parçadır. Altmış dokuzu berberilerin (Berberiler peygamberleri katleden kabiledir). Diğer kalan bir parça da insan ve cin arasında paylaşılmıştır.
YanıtlaSil-٢٤٣٨ - الختَانُ سُنَةٌ للرجال ومكرمة للنساء (حم ق عن ابى المليح عن ابيه طب كر عن ابى المليح عن ابيه شداد طبق عن ابى ايوب وابن (عباس)
2438- Sünnet olmak erkekler için sünnettir. Kadınlar için de asalettir.
-٢٤٣٩ - الخراج بالضمان عب حم دست حسن غرب ن هـ ك ق عن عائشة
2439- Harac (teminat verme) karşılığıdır.
٢٤٤٠ - الخرق شومٌ وَالرفق يمن ابن الى الدنيا في ذم الغضب عن ابن شهاب مرسلا)
2440- Hırçınlık kötüdür, rıfk ise yümn ve berekettir.
٢٤٤١ - اَلْخُضْرَةُ فِي النَّوْمِ الْجَنَّةُ وَالتَّمْرُ رِزْقٌ وَاللَّبَنُ فِطْرَةٌ وَالسَّفِينَةُ نَجَاةٌ وَالْحَمْلُ حُزْنٌ وَالْمَرْئَةُ خَيْرٌ وَالْقَيْدُ ثَبَاتٌ فِي الدِّينِ وَأَكْرَهُ الْغُلَّ (الحسن بن سفيان عن رجل من الصحابة
2441- Uykuda yeşillik cennet ve mutluluğa, süt fıtrata, gemi kurtuluşa, yük taşıma hüzüne, kadın görme hayra, ip görme dinde sebata delalet eder. Boynundan kelepçeli görmeyi ise iyi saymam.
٢٤٤٢ - اَلْخَطُّ الْحَسَنُ يَزِيدُ الْحَقَّ وَضْحًا" (الديلمي عن سلمة وكانت له صحبة) 2442- Güzel yazı gerçeğe fazlasıyla açıklık kazandırır.
٢٤٤٣ - الْخَطِيئَةُ إِذَا خَفِيَتْ لَمْ تَضُرُّ إِلَّا صَاحِبَهَا وَإِذَا أُظْهِرَتْ فَلَمْ تُغَيَّرُ
ضَرَّتِ الْعَامَّةَ (الديلمي عن ابي هريرة)
2443- Günah gizli olduğu zaman ancak sahibine zarar
608
verir. Açıklandığında düzeltilmezse (emri bil ma'ruf nehyi anil münker terk edildiğinden) âmmeye zararı dokunur.
YanıtlaSil٢٤٤٤ - الخَلْقُ كُلُّهُمْ عِبَالُ اللهِ وَتَحْتَ كَنَفِهِ فَأَحَبُّ الخَلْق إلى اللهِ مَنْ أَحْسَنُ عِبَالِهِ وَأَبْغَضُ الخلق إلى اللهِ مَنْ ضَنَّ عَلى عياله الديلمى عن ابى هريرة
إلَى 2444- Mahlukatın tümü, Allah'ın yaratıklarıdır ve onun himayesindedir. Allah'ın en çok sevdiği insan, çoluk çocuğuna ihsan eden kimsedir. En nefret ettiği kisi de çocuğuna sert davra-nip onları darda bırakandır.
-٢٤٤٥ - اَلخَلْقُ كُلُّهُمْ عِبَالُ الله تَعَالَى فَأَحَبُّهُمْ إِلَى اللهِ اَنْفَعُهُمْ لِعِياله (ع) والحاكم والشيرازي والعسكرى وابن ابى الدنيا هب طب عن انس وابن مسعود)
2445- Mahlukatın tümü Allah'ın yaratıklarıdır. Allah'ın en çok sevdiği kişi O'nun yaratıklarına en faydalı olandır.
٢٤٤٦ - الْخُلُقُ الْحَسَنُ يُذِيبُ الْخَطَايَا كَمَا يُذِيبُ الْمَاءُ الْجَلِيدَ وَالْخُلُقُ السُّوءُ يُفْسِدُ الْعَمَلَ كَمَا يُفْسِدُ الْخَلُّ الْعَسَلَ (طب عن ابن عباس)
2446- Güzel ahlak, hataları, suyun buzu erittiği gibi eri-tir. Kötü ahlak ise, ameli sirkenin balı ifsat ettiği gibi ifsat eder.
٢٤٤٧ - الْخُلُقُ الْحَسَنُ لَا يُنْزَعُ إِلا مِنْ وَلَدِ حَيْضَةٍ أَوْ وَلَدَ زَنِيَّةٍ (الديلمي عن
ابي هريرة
2447- Güzel ahlâk ancak hayız veya zina mahsulü olan-
dan soyulup alınır.
٢٤٤٨ - اَلْخَمْرُ أَمُّ الْخَبَائِثِ وَمَنْ شَرِبَهَا لَمْ يَقْبَلِ اللَّهُ مِنْهُ صَلَوةَ أَرْبَعِينَ يَوْمًا وَإِنْ مَاتَ وَهِيَ فِي بَطْنِهِ مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً (ابن النجار عن ابن عمرو)
2448- Şarap çirkinliklerin annesidir. Her kim onu içerse, kırk gün namazı kabul edilmez. Eğer o midesindeyken ölürse ca-hiliyet ölümü ile ölmüş olur.
609-
٢٤٤٩ - اَلْخَمْرُ أَمُّ الْفَوَاحِشِ وَأَكْبَرُ الْكَبَائِرِ مَنْ شَرِبَهَا وَقَعَ عَلَى أُمِّهِ وَخَالَتِهِ وَعَمَّتِهِ (طب عن ابن عباس)
YanıtlaSil2449- Şarap çirkinlik ve hayasızlıkların anası ve büyük günahların en büyüğüdür. Onu içen kimse annesinin, teyzesinin, halasının da üstüne düşmüş gibi olur.
٢٤٥٠ - الْخَوَارِجُ كِلابُ النَّارِ (ط) ش حمد والحكيم وابن جرير طب ك عن عبد
الله ابن ابي اوفى حم طب ك ض عن ابي امامة)
2450- Hariciler cehennem köpekleridir.
٢٤٥١ - الْخِلافَةُ فِي قُرَيْشٍ وَالْحُكْمُ فِي الْأَنْصَارِ وَالدَّعْوَةُ فِي الْحَبَشَةِ وَالْجِهَادُ وَالْهِجْرَةُ فِي الْمُسْلِمِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ بَعْدُ (حم وابن جرير طب كر عن عتبة بن عبد السلمي)
2451- Hilafet Kureyş'de, hüküm Ensar'da, davet (ezan)
Habeş'de, cihat ve hicret müslümanlarda ve sonradan hicret e-denlerdedir.
٢٤٥٢ - الْخِلافَةُ بِالْمَدِينَةِ وَالْمُلْكُ بِالشَّامِ (خ في تاريخه ك وتعقب كر عن ابى هريرة نعيم في الفتن موقوفا عنه)
2452- Hilafet Medine'de, saltanat ise Şam'dadır.
٢٤٥٣ - الْخِلافَةُ بَعْدِى فِي أُمَّتِي ثَلاثُونَ سَنَةً ثُمَّ مُلْكٌ بَعْدَ ذَلِكَ (ط حم ونعيم
ع والبغوى حب ت طب عن سفينة)
2453- Benden sonra ümmetimde hilafet otuz sene süre-
cektir. Ondan sonra saltanat devri gelecektir.
٢٤٥٤ - اَلْخَيْرُ عَشَرَةُ أَعْشَارٍ تِسْعَةٌ بِالشَّامِ وَوَاحِدٌ فِي سَائِرِ الْبُلْدَانِ وَالشَّرُّ
عَشَرَةُ أَعْشَارٍ وَاحِدٌ بِالشَّامِ وَتِسْعَةٌ فِي سَائِرِ الْبُلْدَانِ فَإِذَا فَسَدَ أَهْلُ الشَّامِ فَلَا خَيْرَ فِيكُمْ (الخطيب عن ابن عمرو وفيه ابو خليد قال احمد لا بأس به)
610
2454- Hayır ona bölünmüştür. Dokuzu Şam'da, geride kalanı diğer ülkelerdedir. Şer de ona bölünmüştür. Biri Şam'da, geri kalan dokuzu diğer ülkelerdedir. Şam ehli de bozuldu mu, artık sizde hayır kalmadı demektir.
YanıtlaSil-٢٤٥٥ - اَلْخَيْرُ مَعْقُودٌ في نَوَاصِي الخيل إلى يَوْمِ القِيمَة وَمَثَلُ الْمُنْفق على الْخَيْلِ كَالْمُتَكَفِّفِ بِالصَّدَقَةِ" (ق عن ابى هريرة)
2455- Hayır, kıyamete kadar atın perçemlerine bağlan-mıştır. Çünkü at, cihat vasıtasıdır.) Ata harcama yapan, insanla-τα ανυς ανυς sadaka dağıtan gibidir.
٢٤٥٦ - الْخَيْرُ أَسْرَعُ إِلَى بَيْتِ الَّذِي يُطْعَمُ فِيهِ الطَّعَامُ مِنَ السُّفْرَةِ إِلَى سِنَامِ الْبَعِيرِ" (ابن ابى الدنيا في كتاب الاخوان عن الحسن مرسلا)
2456- Hayır, içinde yemek yenen eve, bıçağın devenin hörgücüne gelişinden daha süratli gelir.
٢٤٥٧ - الْخَيْرُ عَادَةٌ وَالشَّرُّ لَجَاجَةٌ وَمَنْ يُرِدِ اللَّهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ ه طب هب كر عن معوية
2457- Hayır adettir (tabiidir), şer ise ihtiyaç anında mec-bur kaldıkça olur. Allah bir kimseye hayır murat ettiğinde onu dinde fakih (ilim sahibi) kılar.
٢٤٥٨ - الخَيْلُ ثَلَاثَةٌ فَفَرَسٌ لِلرَّحْمَنِ وَفَرَسٌ لِلشَّيْطَانِ وَفَرَسٌ لِلإِنْسَانِ فَأَمَّا فَرَسُ الرَّحْمَنِ فَالَّذِي يُرْتَبَطُ فِي سَبِيلِ اللهِ فَعَلَفُهُ وَرَوْثُهُ وَبَوْلُهُ فِي مِيزَانِهِ وَأَمَّا فَرَسُ الشَّيْطَانِ فَالَّذِي يُقَامِرُ أَوْ يُرَاهِنُ عَلَيْهِ وَأَمَّا فَرَسُ الْإِنْسَانِ فَالْفَرَسُ يَرْتَبِطُهَا الْإِنْسَانُ يَلْتَمِسُ بَطْنَهَا فَهِيَ سِتْرٌ مِنْ فَقْرٍ (حم ق عن ابن مسعود) *
2458- At üçtür: Rahman için olan at, şeytan için olan at,
insan için olan at. Rahman için olan at, Allah yoluna adanan attır ki, onun alafı, tersi ve bevli mizana konup tartılacaktır. Şey-tanın atı ise üzerine kumar oynanan ve rehin aleti olan attır. İn-
611-
٦٠٥٠- لا يَدْخُلُ الْمَدِينَةَ رُعْبُ المسيح الدجال لها تأمل كلمة الوات
YanıtlaSilعلى كل باب مَلَكًا (ن) ش خ عن ابى بكرة
6050. Medine've Deccal korkusu giremez. O gün onun Jedi kapisi olacak. Her kapının üstünde iki melek bulunup (Dec-celin girmesini önleyecekler).
٦٠٥١ - لا يَدْخُلُ الدَّجَّالُ مَكَّةَ وَلَا الْمَدِينَةَ (حم عن عائشة)
8051- Ne Mekke'ye ne de Medine'ye Deccal katiyyen gi-
remer
٦٠٥٢ - لا يَدْخُلُ النَّارَ مَنْ تَزَوَّجَ إِلَى أَوْ تَزَوَّجُتُ إِلَيْهِ (كر والديلمي وابن النجار عن الحرث عن على)
6052- Benimle evlenen ya da kendisi ile evlendiğim ka-din cehenneme girmeyecektir.
٦٠٥٣ - لا يَدْخُلُ النَّارَ مُسْلِمٌ رَأَنِي وَلا رَأَى مَنْ رَآنِي وَلا مَنْ رَأى من راني طب عن عبد الرحمن بن عقبة عن ابيه)
6053- Beni gören müslüman, beni göreni gören de, beni göreni göreni gören de cehenneme girmeyecektir.
٦٠٥٤ - لا يَدَعُ أَحَدُكُمْ طَلَبَ الْوَلَدِ فَإِنَّ الرَّجُلَ إِذَا مَاتَ وَلَيْسَ لَهُ وَلَدٌ انْقَطَعَ اسْمُهُ (طب عن حفصة)
6054- Biriniz çocuk istemekten vazgeçmesin. Çünkü ço-cuğu olmadan ölen kişinin ismi soyu ve nesli kesilir.
٦٠٥٥ - لا يَرِثُ الْكَافِرُ الْمُسْلِمَ وَلاَ الْمُسْلِمُ الْكَافِرَ ط م ع حم صدات .
ن عن اسامة بن زيد ك ق عن عمرو ش عن على وعمر موقوفا
6055- Köfir, müslümana, müslüman da kafire varis ola-
maz
-1402-
-٦٠٥٦- لا يرث المُسْلِمُ النصراني الا أن يكون عبده او امته (قط لك في من
YanıtlaSilجابر ش عنه وعن على موقوفا 6056- Müslüman nasraniye varis olamaz. Kölesi veya cariyesi olursa başka.
-٦٠٥٧- لا يَرُدُّ الْقَدَرَ الا الدُّعَاءُ وَلا يَزِيدُ فى العُمر الأ البر وان الرجل لَيُحْرَمُ الرِّزْقَ بِالذَّنْبِ يُصِيبُهُ (ش) طب ك عن لوبان)
6057- Kaderi ancak dua önleyebilir. Ömrü ancak iyilik ve hayır çoğaltabilir (artırabilir). Kişi bazen işlediği günah sebe-biyle rızıktan mahrum edilir.
٦٠٥٨ - لا يَرْكَبُ الْبَحْرَ إِلا حَاجٌ أَوْ مُعْتَمِرٌ أَوْ غَازِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَإِنَّ تَحْتَ الْبَحْرِ نَارًا وَتَحْتَ النَّارِ بَحْرًا" (د ق عن ابن عمرو)
6058- Denize, ancak hac veya umre yapan kişi ya da Al-lah yolunda gazaya çıkan insan açılabilir. Çünkü denizin altında ateş, ateşin altında de deniz vardır.
٦٠٥٩ - لا يَزَالُ أَهْلُ الْغَرْبِ ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ تَقُومُ السَّاعَةُ (م عن سعد بن ابي وقاص
6059- Kıyamet kopuncaya kadar ehl-i garb (Şamlı ve mücahitler) hak üzerinde (İslam düşmanlarına) karşı galip ola-caklar.
٦٠٦٠ - لا يَزَالُ اللهُ تَعَالَى فِي حَاجَّةِ الْعَبْدِ مَا دَامَ الْعَبْدُ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ (طب عن ابي هريرة وسمويه طب عن زيد بن ثابت
6060- Kul din kardeşinin ihtiyacını karşıladıkça Allah da onun ihtiyacını gidermekte daim olacak.
٦٠٦١ - لاَ يَزَالُ قَوْلُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ يَدْفَعُ سَخَطَ اللَّهِ عَنِ الْعِبَادِ حَتَّى إِذَا نَزَلُوا بِالْمَنْزِلِ الَّذِى لا يُبَالُونَ مَا نَقَصَ مِنْ دِينِهِمْ إِذَا سَلِمَتْ لَهُمْ دُنْيَاهُمْ
1403
فَقَالُوا عِنْدَ ذَلِكَ قَالَ اللهُ لَهُمْ كَذِبتُم الحكيم عن انس)
YanıtlaSil6061- "Lâ ilahe illellâh" kelimesi Allah'ın kullara karşı o-lan gazabını devamlı olarak önleyecektir. Nihayet dünya hayatla.
Bu haldeyken onlar bu kelimeyi söylediklerinde Allah onlara: rini garantiye aldıkları zaman dini hususlan önemsemeyecekler. "Yalan söylüyorsunuz." diyecek.
٦٠٦٢- لا تزال النَّاسُ بخير ما لم يَتَحَاسَدُوا طب عن ضمرة بن ثعلبة
6062- İnsanlar birbirlerini kıskanmadıkları sürece hayır ve selamet içinde olacaklardır.
٦٠٦٣ - لاَ يَزَالُ الْبَلاءُ بِالْمُؤْمِن وَالْمُؤْمِنَةِ فِي جَسَدِهِ وَمَالِهِ وَوَلَدِهِ حَتَّى يَلْقَى اللهَ وَمَا عَلَيْهِ خَطِيئَةٌ (حم حب حل ك ق هناد عن ابي هريرة)
6063- Kadın olsun erkek olsun, herhangi bir müslüma-nın cesedinde, malında, çocuğunda bela devam eder durur. Öy. le ki, o kişi öldüğü zaman üzerinde hiçbir günah kalmadığı halde Allah'a kavuşmuş olur.
٦٠٦٤ - لاَ يَزَالُ الدِّينُ قَائِمًا حَتَّى يَكُونَ اِثْنَا عَشَرَ خَلِيفَةً مِنْ قُرَيْشٍ ثُمَّ يَخْرُجُ كَذَّابُونَ بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ (طب عن جابر بن سمرة)
6064- Kureyş'ten on iki halife söz sahibi oluncaya kadar din kâim olacak. Sonra kıyamete yakın bir zamanda yalancı dec-caller çıkacak.
٦٠٦٥ - لا يَزَالُ هَذَا الدِّينُ قَائِمًا حَتَّى يَكُونَ عَلَيْكُمْ اِثْنَيْ عَشَرَ خَلِيفَةً كُلُّهُمْ تَجْتَمِعُ عَلَيْهِ الأُمَّةُ كُلُّهُمْ مِنْ قُرَيْشٍ ثُمَّ يَكُونُ الْهَرَجُ (ط حم خ م د وهو
لفظه ت حسن صحيح عنه جابر بن سمرة)
6065- Bu din hiçbir zaafa uğramadan başınıza on iki halife geçinceye kadar ayakta duracak. Millet toplu halde onların hepsinin etrafında yek vücut olacak ve hepsi de Kureyş'ten ola-caktır. Ondan sonra herc (cinayetler) başgösterecektir.
1404
-٦٠٦٦- لا يَزَالُ الْمُؤْمِنُ في فَسْحَة من دينه ما محص أخاهُ النصيحة فاذا
YanıtlaSilحَادَ عَنْ ذَلِكَ سُلِبَ التَّوْفِيقُ (قط والديلمي عن على)
6066- Mü'min, din kardeşine hayırhahlık ettikçe, dininde genişlik bulmakta devam eder. Bundan vazgeçtiği an bu hayır kendisinden alınacaktır.
-٦٠٦٧ - لا يَزَالُ هَذَا الأَمْرُ ظَاهِرًا عَلَى مَنْ نَاوَاهُ لا يَضُرُّهُ مُخالف ولا مُفارق حَتَّى يَمْضِيَ اِثْنَى عَشَرَ خَلِيفَةً مِنْ قُرَيْشٍ (طب عن جابر)
6067- Bu iş (cihat) muhalifine karşı devamlı olarak mu-zaffer olacaktır. Ona muhalif olan da, İslam topluluğundan ayrı-lan da ona hiçbir zarar veremeyecektir. Bu, Kureyş'ten on iki ha-life gelip geçinceye dek böyle devam edecektir.
٦٠٦٨ - لا يَزَالُ الْمَسْرُوقُ مِنْهُ فِي تُهْمَةٍ مِمَّنْ بَرِئَ مِنْهُ حَتَّى يَكُونَ أَعْظَمُ جُرْمًا مِنَ السَّارِقِ الديلمي عن عائشة)
6068- Hırsızlıktan beri olup malı çalınan kişi töhmet al-tında olacak. Hatta bu kimse hırsızdan daha suçlu sayılacaktır. (Kıyametin bir alametidir.)
٦٠٦٩ - لا يَزَالُ الْمُصَلُّونَ مِنْ أُمَّتِي قَبْلَ الْعَصْرِ أَرْبَعًا حَتَّى يَغْفِرَ اللَّهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً حَتْمًا (ابو الشيخ عن ابن عمر)
6069- Ümmetimden ikindinin farzından evvel dört rekât namaz kılanlara mutlaka Allah mağfiret eder.
٦٠٧٠ - لا يَزَالُ أَحَدُكُمْ فِي صَلَوَةٍ مَا دَامَ يَنْتَظِرُهَا وَلَا تَزَالُ الْمَلَائِكَةُ تُصَلَّى عَلَى أَحَدِكُمْ مَا كَانَ فِي الْمَسْجِدِ تَقُولُ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لَهُ اللَّهُمَّ ارْحَمْهُ مَا لَمْ يُحَدِّثُ (عب عن ابي هريرة)
6070- Biriniz mescidde namazı bekledikçe namaz içinde sayılır. Melekler de onun için şöyle niyazda bulunurlar: "Allah'ım! Onu bağışla, onu esirge." Meleklerin bu duası, o kimse için ca-mide dünya kelamı konuşmadıkça devam eder.
1405
-٦٠٧١- لاَ يَزْدَادُ الأَمْرُ إِلا شدَّةً وَلا الدُّنْيَا إِلا اَدْبَارًا وَلاَ النَّاسُ الأُشُحًا وَلاَ تَقُومُ السَّاعَةُ إِلا عَلَى شِرَارِ النَّاسِ وَلاَ مُهْتَدِى إِلا عِيسَى بْنُ مَرْيم (هـ ك حل عن انس قال ك يعد فى افراد الشافعي
YanıtlaSil6071- İş günden güne şiddetini artırır, dünya daha da sırt çevirecek, insanların cimriliği daha da artacak. Kıyamet ise ancak kötüler üstüne kopacak. O zaman Meryemoğlu İsa'dan başka doğru yolu gösterecek kimse bulunmayacak.
٦٠٧٢ - لا يَزْنِي الزَّانِي حِينَ يَزْنِي وَهُوَ مُؤْمِنٌ وَلَا يَشْرَبُ الْخَمْرَ حِينَ يَشْرَبُهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ وَلَا يَسْرِقُ السَّارِقُ حِينَ يَسْرِقُ وَهُوَ مُؤْمِنٌ وَلَا يَنْتَهِبُ نُهْبَةً ذَاتُ شَرَفٍ يَرْفَعُ النَّاسُ إِلَيْهِ فِيهَا أَبْصَارَهُمْ حِينَ يَنْتَهِبُهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ" (عب ط حم طب هب عن عبد الله بن اوفى طب عن عبد الله بن مغفل ط ص عن على حم م خ ن هـ عن ابي هريرة زاد عب حم م ولا يغل احدكم حين يغل وهو مؤمن فاياكم اياكم)
6072- Zina yapan kişi bunu mü'minken yapmaz. İçki i-çen mü'minken içmez. Hırsız, mü'minken çalmaz. Herkesin gözü önünde kapkaççılık eden kimse, mü'minken bu işi yapmaz. (Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayet ettiği hadiste şu ibare de yer alır: "Sizden hiçbiriniz ganimetten bir şey çaldığında mü'min değildir.")
٦٠٧٣ - لا يُسْبِغُ الْعَبْدُ الْوُضُوءَ إِلا غَفَرَ اللهُ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ ن وابو بكر المروزى في تأليفه الاحاديث المتضمنة غفران ما تقدم وما تأخر قال رجال
اسناده ثقات عن عثمان
6073- Kul abdesti güzel aldığı zaman, Allah mutlaka o-nun geçmiş ve gelecek günahlarını affeder.
٦٠٧٤ - لاَ يَسْتَقِيمُ إِيمَانُ عَبْدٍ حَتَّى يَسْتَقِيمَ قَلْبُهُ وَلَا يَسْتَقِيمُ قَلْبُهُ حَتَّى يَسْتَقِيمَ لِسَانُهُ وَلَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ حَتَّى يَأْمَنَ جَارُهُ بِوَائِقِهِ (حم هب عن انس)
6074- Kulun kalbi düzelmedikçe imanı düzelmez. Lisanı müstakim olmadıkça kalbi müstakim olmaz. Komşusu zulmünden emin olmadıkça da cennete giremez.
1406
ولا
YanıtlaSilحل
٦٠٧٥ - لا يُسْتَعْمَلُ رَجُلٌ عَلى عَشْرَة فَمَا فَوْقَهُمْ الاَ جَاءَ يَوْمَ القسمة مَغْلُولَةً يَدَاهُ إِلَى عُنُقِهِ فَإِنْ كَانَ مُحْسنًا فُكَ عَنْهُ وَإِنْ كَانَ مُسِيئًا زيد غلاً إلى غله (ن عن عبد الله بن بريدة عن ابيه)
6075- On veya daha fazlasına lider olan, kıyamet gü nünde elleri boynunda bağlı olduğu halde gelecektir. Eğer ihsan edici ise elleri çözülecek, kötü davranmışsa elleri boynuna daha da sıkı bağlanacak.
٦٠٧٦ - لا يَسْتَلْقِي الإِنْسَانُ عَلَى قَفَاءٍ وَيَضَعُ إِحْدَى رِجْلَيْهِ عَلَى الْأُخْرَى م حب عن جابر)
6076- Kişi ayak ayak üstüne atıp da sırt üstü kafası üze-rine yatmasın.
٦٠٧٧ - لا يَسْتَلْقِيَنَّ أَحَدُكُمْ عَلَى ظَهْرِهِ وَيَضَعُ إِحْدَى رِجْلَيْهِ عَلَى الْأُخْرَى الشيرازي عن عائشة)
masın. 6077- Biriniz ayak ayak üzerine atıp da sırtı üzerine yat-
٦٠٧٨ - لاَ يَسْمَعُ النِّدَاءَ فِي مَسْجِدِى هَذَا أَحَدٌ ثُمَّ يَخْرُجُ مِنْهُ إِلَّا لِحَاجَةٍ ثُمَّ لا يَرْجِعُ إِلَيْهِ إِلَّا مُنَافِقٌ (طس وابو الشيخ عن ابي هريرة)
6078- Bu mescidimde ezanı duyup, bir işi için dışarı çık-tığında bir daha dönmezse işte o kişi münafıktır.
٦٠٧٩ - لا يُسْمَعُ الْقُرْآنُ مِنْ رَجُلٍ أَشْهَى مِنْهُ مِمَّنْ يَخْشَى اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ (ابن
المبارك عن طاوس مرسلا وابو نصر السجزى عن ابي هريرة
6079- Allah Azze ve Celle'den korkan kişiden daha zevkli hiç kimseden Kur'an dinlenmez.
٦٠٨٠ - لا يَشْهَدُهُمَا مُنَافِقٌ يَعْنِي الْعَشَاءُ وَالصُّبْحُ (حم والحاكم عن عبد الله بن انس عن عمومة له من الصحابة
-1407
978
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT SERHI
Hatem'ül-enblya Hazret-i Muhammed Mustafa SA. üzerine ve onun Aline sonsuz salât, bitmez tahlyyat inzal etmek sureti ile şanlarını muazzez ve mükerrem eylemeni niyaz ederek isterim.
Devam edelim
Salåt eyleyesin; ona ve onun âline..
Yani Resulüllah S.A. efendimize ve âline..
larda.. Gece karanlığı bürüdüğü, gündüzün aydınlığı açtığı zaman-
Bu cümlelerle anlatılan mana ile: Gece lle gündüzlerin birleşme-leri ve aralarında hiç boş vaktin bulunmaması şartı ile, Resulüllah S. A efendimize salavat okunması murad edilmektedir. Keza onun âline de
Daima ve her zaman..
Devam edelim:
Ona ve onun áline salåt eyleyesin.
Demek olur ki:
Allahım, bizzat sen, fazl, kerem ve inayetinle Resulüllah S.A. efendimize ve onun åline salåt eylemeni dilerim.
Ahirette ve dünyada..
Bu cümlede görüldüğü gibi, â hiret daha önce anlatılmış; dün-y a sonraya bırakılmıştır. Sebebi: Ahiret nimetlerinin, dünya nimetle-rinden üstün olduğur. Bir de (Arapça aslına göre) salât kafiyesine uydurmak içindir.
Devam edelim:
Ona ve onun âline salât eyleyesin.
Yani: Resulüllah S.A. efendimize ve ona tabi olan ümmetine..
Beşikte sabavet halinden taa, MEHDI oluncaya kadar.. Bu halinde, KEHL haline gelinceye ve onun ruhunu zatına alıncaya kadar.. Adil ve kendisinden razı olmuş olarak.
Bu cümlede geçen:
KEHL..
Tabiri şu manayadır: Otuzunu aşmış; sakalına ak düşmüş.
MEHDI..
Tabiri ile de anlatılmak istenen mana şudur: Halkı doğru yola-İrşad eden.. Yani: Zatının verdiği başarı ve inayetle..
Kısaca bu cümlenin, buraya kadar kısmının özet manası şudur: Beşikte çocukluğundan itibaren, yaşlı ihtiyar olarak, halkı irşada de-vam ederken, ruhunu adaletle rızanla zatına alıncaya kadar geçen zamanlarda Resulüllah S.A. efendimize salât eyle; keza onun âline de.
Hatta onu şefaatçı olarak, çıkarıncaya kadar.
Bu cümlenin, biraz daha açık şerhli manası şudur:
Bütün bu uzayıp giden zamanlar içinde; Habib-i Ekrem'in Resul-ü Mufahham'ın Hazret-i Muhammed S.A. üzerine ve onun Alleri üzerine iclalat-ı azime, in'amat-1 fahime ile daima mübarek zatlarını mu-fahham ve muazzam eylemeni dilerim.
KARA DAVUD
YanıtlaSil979
Devam edelim:
Ona ve onun âline salât eyleyesin.
Yani: Fazlınia, ihsanınla Resulüllah S.A. efendimize ve onun all üzerine..
Yarattıklarının adedi.
Evvelden, taa kıyamete kadar halk ettiğin ve edeceğin cümle mahlukatının sayısınca..
Nefsinden rızan, arşının ağırlığı..
Yani: Çoklukta, bollukta, azamette, fehamette büyük arşın ağır-lığına denk..
Kelimelerinin adedi kadar.
Yüce Allah'ın kelimelerinin adedi için bir son yoktur.
Buna göre cümlenin daha açık manası şudur:
Allahım, nihayeti olmayan kelimelerin adedince, Habib-i Ekrem Neblyy-1 Muhterem Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline salât eyle.
Hem de, sonsuz salát, nihayetsiz üstün tahiyyet olsun. Bu şekilde onların şanlarını yükselt. Zatından dileğim, onları böylece muazzez ve muhterem eylemendir.
Ey merhametliler merhametlisi, lütuf ve kereminle:
Ona vesile ihsan eyleyesin; fazilet ve yüksek derece ihsan ey-
leyesin.
Bu cümlede geçen:
Vesile.
Cennat-1 allyat derecelerinin en yücesidir. Keza ona:
Havz-ı mevrud.
Bu, mahşer günü: Mümin olan erkeklerin ve kadınların varacak-ları ve ondan içecekleri Kevser havzıdır. Demek olur ki:
lerim. Allahım, bunu, Resullülah S.A. efendimize ihsan eylemeni di-
Devam edelim:
Makam-ı Mahmud..
Bu makam, evvellerin ve âhirlerin Resulüllah S.A. efendimize me-dih ve sena edeceği ulu bir makamdır. Yani: Ebedi âlemde..
Tüknmez izzet ihsan eyleyesin.
Allahım, Resulüllah S.A. efendimiz ve onun âli için bütün bunlar Yüce zatından dileğimdir.
Devam edelim:
Onun, bürhanını muazzam eyleyesin.
Ey keremliler keremlisi, Yüce Zatının avn ve inayetinden niyaz edip isterim ki: Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvet ve risaletine de-lålet eden açık mucizelerini, beyyinat ve kerametlerini büyük ve mu-azzam eyleyesin.
980
YanıtlaSilDELAIL 1 HAYRAT SERHI
Onun BUNYAN'ını şerefli kılasın.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin binasını. Onun, binası şeriatu dır. Bu dahi, İslâm dinidir. Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimizin bu İslâm binasını müebbed, onun pik şeriatını ebedi, millet-i hanifesini şerefli, merhum ümmetini din dug manları üzerine muzaffer, İslâm padişahını cümle muvahhid asker lerle beraber bütün din düşmanlarına daima galip, mansur ve mu zaffer eyle. Böylece: Din-i Ahmedi'nin şevketini, Burhan-1 Muham medi'yi muazzam ve müşerref eyle. Zatından tazarru ve niyazım budur,
Onun mekânını yüce eyleyesin.
Dünyada, âhirette ve cennat-ı allyatta.
Ya Mevlâna.
Ey bizi yoktan var eden, dünya ve âhirette yardımcımız ve mui-nimiz olan Yüce Zat.
Bizi, onun sünnetinde kullanasın.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin sünnetine göre, amel etmeyi bize nasib eyle. Biz kullarını, daima Resulüllah S.A. efendimizin sün-netini işlemekte kullan. Bütün ömrümüz boyunca, daima ve her za man..
Bizi, onun milleti üzerine öldüresin.
Ey İlâh'el-âlemin.. Ömrümüz tamam olduğu zaman, yardımınla ve inayetinle, sırf lütfunla ve kereminle bizleri İslâm dini üzerine öl-dür.
Bizi onun zümresi arasında haşreyleyesin; sancağı altında top-layasın.
Yani: Kıyamet günü, Resulüllah S.A. efendimizin sancağı altın-da toplayasın, zatından niyazım budur.
Devam edelim:
- Bizi, onun refikleri arasında eyleyesin.
Yani: Cennat-ı aliyatta..
sin.. - Bizi, onun Havz'ına vardırasın. Onun kadehleri ile bize içire
Yani: Onun Kevser Havz'ına.. Burada şu iki mana çıkar:
Ey merhametliler merhametlisi, bizlere Resulüllah S.A. efendi-mizin özel kadehleri ile içir.
Bizleri, Kevser Havz'ının kadehleri ile içirip doyur.
Devam edelim:
Onun sevgisi ile bizlere faydalar ihsan eyleyesin.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
- Ey Nafi Ey Vedud, bizleri, Resulüllah S.A. efendimizin sevgisi, mahabeti ve dostluğu ile faydalandır. Zatından dileğim budur.
Devam edelim:
Bize tevbeyi nasib eyleyesin.
Ey Afüvv Ey Tevvab olan Yüce Zat; bize tevbe-1 nasuh ile tevbe etme başarısı ihsan eyle. Günahlarımızı iyiliğe çevir.
KARA DAVUD
YanıtlaSilوَانْ تَوبَ عَلَيْنَا وَأَنْ تَعَافِينَا مِنْ جَمِيعُ البَلاءِ والبُلْوَاءِ وَالفِتَنِ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَانْ تَرْجَمَنَا وَانْ تَعْلُوعَنَا وَتَغْفِرْ لَنَا وَتَجميع الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُسْلِمِينَ وَالْمُسْلِمَاتِ الاحياءِ مِنْهُمْ وَالْأَمْوَاتِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ العالَمينَ وَهُوَ حَبِي وَنِعْمَ الْوَكِيل وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ العَلي العَظِيمِ المَ صَلِّ عَلَى مُحمدٍ وَ عَلَى آلِ محمد ما تَجَتِ الحَمام وَهَتَ الحَوَائِمُ وَتَرَجَتِ الهَائِمُ وَنَفَعَتِ الْمَائِمُ وَدَتِ القَائِهُ وَنَا النَّوَائِم ١٢٠ اللهُ مَل على مُحَمَّد وَ عَلَى الِ حَمدِ مَا أَعْلَى الإِصْبَاحُ وَهَبْتَ الرِّيَاحُ وَدَبَتِ الْأَسْبَاحُ وَتَعَاقَبَ الغُدُو وَالرَّوَاحُ وَتُلِدَتِ الصِّفَاحُ وَاعْتَقِلَتِ
981
ve entetube aleyna ve entuafiyena min cemiil-belai vel belvai vel-fiteni maza-hare minha ve mabatane ve enterha mena ve enta füve anna ve tağfire le na ve licemiil-mü'minine vel-mü'mina-ti vel-müslimine vel-müslimatil-ahyai minhüm vel-emvati.
Vel-hamdü lillahi Rabb'il-ålemine ve hüve hasbi ve nimel-vekilü ve lå havle ve låkuvvete illa billah'il-aliyy'il-azimi.
119. Allahümme salli alâ Mu hammedin ve alá âli Muhammedin maseceat'il-hamaimü ve hamet'il-hava-imü ve serahat'il-behaimü ve nefaat'it-temaimü ve şüddet'il-amaimü ve ne-met'in-nevaimü.
120. Allahümme salli alá Mu-hammedin ve alå ali Muhammedin maeblecel-isbahu ve hebbet'ir-riyahu ve debbet'il-eşbahu ve taakab'el- gu-düvvű ver-revahu ve tukallidet'is-sıfa-hu va'tükilet
**
Bize, tevbeyi nasib eyleyesin. Bize afiyet ihsan eyleyesin; bütün belådan ve belvadan. Keza, zahir ve batın fitnelerden de..
Bize, merhamet eyleyesin. Bizi, affedesin. Bizi, iman eden kadınları, iman eden erkekleri, müslüman kadınları ve müslüman erkekleri bunların hem ölüleri-ni, hem de dirilerini bağışlayasın. Hamd, ålemlerin Rabbı Allah'a mahsustur.
O bana yeter; ne güzel vekildir. Güç ve kuvvet yüce ve azim olan Allah'a mahsustur.
119. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in åline salât eyle: Güvercinler ötüp durdukça, havaim cevelan edip durdukça, behalm salınıp gezdikçe, tamaim fayda verdikçe, amaim sıkıştırıldıkça, nevaim nema buldukça..
120. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salåt eyle. Sabah yeri ağardıkça, rüzgârlar estikçe, canlılar yürüdükçe, gece gündüz birbirini takib edip durdukça, kılıçlar boyunlara asıldıkça, mızraklar bağlanıp kaldıkça, cesetler ve ruhlar sıhhat buldukça.
*
**
(Devamı: 987. Sayfada)
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1908-Türk Basın Birliği kuruldu.
- 1947 - Birleşik Krallık, Hindistan'a bağımsızlık verdi.
- 1974 - İkinci Kıbrıs Barış Harekâtı başladı.
1974 - Edebiyat araştırmacısı ve tarihçisi Nihat Sami Banarlı öldü.
AĞUSTOS
14
PERŞEMBE
20 1447
RUMI: 1 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 101
BIR AYET
Sabret. Senin sabrin
da ancak Allah'ın
yardımıyladır.
Nahl: 127
BİR HADİS
Bir işi yapmak istediğinde teennî ile hareket et ki, Allah o işte sana bir çıkış yolu göstersin.
Beyhaki
Sen bir memursun, asker gibi muvazzafsın. Öyleyse, onun namıyla çalış, onun hesabıyla sa'yet. Muhtaç olduğun bütün şeyleri sana bahşeden ve rızkını veren, muktedir olmadığın şeylerden seni
Imsak
Günes
Öğle
İkindi Aksam Yatsı
hifzeden Odur. Mesnevî-i Nuriye
Imsak
Günes
Öğle
İkindi
Aksam
Yatsı
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSilAMAN TAKVIMI
- 1430-Osmanlı orduları Selanik ve İyonya'yı fethetti.
1968 - Türkiye'de ilk
böbrek nakli, İstanbul'da Doktor Atıf Taykurt ve ekibi tarafından gerçekleştirildi.
MART
29 PAZAR
10 1447 ŞEVVAL
RUMI: 16 MART 1442 KASIM: 142
BİR AYET Allah düşmanlarınızı en iyi bilendir. Dost olarak Allah yeter. Yardımcı olarak yine
Allah yeter.
Nisa Suresi: 45
BİR HADİS
Biriniz su içtiği zaman, bardağın içinde nefes almasın.
Hakikat-ı İslâmiye bütün siyasâtın fevkindedir. Bütün siyasetler ona hizmetkâr olabilir. Hiçbir siyasetin haddi değil ki, İslâmiyeti kendine âlet etsin.
butün enbiya ve evliya duğunu ispat ederek sen isani bütün hayatınd doğru ve resülullah o iyanın tasdikleri altında diğeri ek, ikisi beraber, biri alem i şehadet lisa az ile o satin bir mucizesi olup, onun
YanıtlaSilTARİHTE BUGUN
- 1277 - Karamanoğlu Mehmet Bey, Türkçeyi resmî dil ilan etti.
1953 - Bediüzzaman
Samsun mahkemesine gidemiyeceğine dair hey'et-i sıhhiyeden rapor aldı.
2009 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Ali İhsan Tola vefat etti.
13
CUMA
FRIDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET Ey Rabbimiz! Bize guç yetiremeyeceğimiz şeyi yükleme!
Bakara Suresi: 286
BİR HADİS
Alim, ilmiyle amel etmezse insanları aydınlatıp da kendini yakan lamba gibi olur.
Nasihat istersen ölüm yeter. Evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve ahiretine ciddi çalışır.
Mektubat
ika-İsrail-İran savaşında y zekâ ve dijital cephe
YanıtlaSil"Tekno-polar dünya"da güç, artık yalnızca tank sayısı veya nükleer başlık kapasitesiyle ölçül-memektedir; veri egemenliği, algoritmik özerklik ve siber altyapının direnci de güç denkle-mine dâhil edilmek mecburiyetindedir. Türkiye hem coğrafi konumu hem de tarihî birikimi gereği bu denklemin içinde gönüllü veya mecburi bir aktör olarak yer almaktadır. Bu haki-kati zamanında kavramak ve buna uygun kurumsal, teknolojik ve stratejik kapasiteyi inşa etmek, yalnızca bir milli güvenlik tercihi değil, varoluşsal bir mecburiyettir.
OF. DR. ALİ RAT KIRIK
dönüşü-tle yüzleşti: koordineli roketlerle
Günümüzde bir savaşın ilk aşaması çoğu zaman sınırda değil, veri merkez-lerinde, uydu ağla-rında ve algoritmik karar sistemlerinde başlamaktadır.
YanıtlaSilM)
YanıtlaSilio
laki
i'nde
viv
NE OLDU SANA BÖYLE?
TAVUK HESAPLI DİYE YİYE YİYE TÜY ÇIKARDIK
N
ra
VENIASIA
YanıtlaSilwww.yeniasya.com.tr
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI, MEŞVERET VE ŞÚRADIR
Say: 20.152- Fiyat: 20 TL - 18 Şubat 2026 Çarşamba
9771301774006
ONBIR AYIN SULTANI RAMAZAN YARIN BAŞLIYOR
ortaya koymaktadır.
YanıtlaSilIran, Rusya'nın Krasukha-4 ve Mur-mansk-BN sistemlerini edinerek Star-link sinyallerini etkili biçimde bozmayı başarmıştır.
YAPAY ZEKA DEZENFORMASYONUNUN ANATOMİSİ: NETANYAHU VAKASI
Aktif silahlı çatışma dönemlerinde yapay zekâ destekli dezenformas-yon, endüstriyel bir ölçek kazanmıştır. Mesela Mart 2026'da sosyal medyada hızla yayılan, Netanyahu'nun enkaz içinde yattığını ya da kefene sarılmış hålde göründüğünü iddia eden iki ya-pay zekâ görseli ortaya çıkmıştır. Gör-sellerin yanı sıra, bir TV sunucusunun Netanyahu'nun öldüğünü 'doğruladı-ğını' iddia eden deepfake bir video da yayılmıştır. Videoyu İskoçya bağım-sızlık taraftarı ve Latin Amerikalı kadın gibi kimlikler kullanan 62 sahte sosyal medya hesabının koordineli biçimde yaydığı belirlenmiştir.
TÜRKİYE'NİN KONUMU: STRATEJİK ÖZERKLİK VE SİBER SAVUNMA
Türkiye, ABD-İsrail ile İran arasında-ki bu derinleşen çatışmada kendine
yayangi belir
YanıtlaSilTÜRKİYE'NİN KONUMU: STRATEJİK ÖZERKLİK VE SİBER SAVUNMA
כ-ור
Türkiye, ABD-İsrail ile İran arasında-ki bu derinleşen çatışmada kendine özgü bir stratejik konumda bulunmak-tadır. NATO üyeliği, Rusya ile S-400 meselesi, İran ile sınırlı ekonomik ilişkiler ve bölgesel büyük güç konu-muna yönelik; Ankara'nın hem tehdit algısı hem de fırsat kümesi açısından karmaşık bir denklem içinde bulunma-sına yol açmaktadır.
Kurumsal düzlemde Türkiye, Ocak 2025'te Cumhurbaşkanlığına bağlı bağımsız bir Siber Güvenlik Başkan-lığı kurmuş; ardından Mart 2025'te kapsamlı Siber Güvenlik Kanunu'nu yürürlüğe koymuştur.
Bu kurumsal adımlar, yalnızca teknik bir güvenlik önlemi olarak değil, aynı zamanda Türkiye'nin dijital egemen-liğini güçlendirmeye yönelik stratejik bir hamle olarak da değerlendirilebilir.
Özellikle enerji altyapıları, finans sis-temi, ulaşım ağları ve kamu yönetimi gibi kritik sektörlerin giderek daha fazla dijitalleşmesi, bu alanları muhtemel siber saldırılara karşı hassas hâle ge-tirmektedir. ABD-İsrail ile İran arasında tırmanan gerilimde tarafların yalnızca
HAMILTON ÇERÇEVESI: KAMERALARDAN KİMLİĞE
YanıtlaSilİsrail'in Tahran'daki trafik kamera ağını ele geçirmesi de modern siber istihbaratın en çarpıcı vakalarından birini oluşturmaktadır. Finansal Times haberlerine göre aynı kamera altyapısı, İran'ın rejime karşı çıkan protestocuları izlemek için kullandığı bir araçken İsrail tarafından rejimin kendi liderlik kadro-suna karşı kullanılmak üzere ters mü-hendislikle dönüştürülmüştür. Pasteur Caddesi yakınındaki tek bir kamera açısı, Hamaney'in konutuna ulaşan vucut koruyucular ve araçlar hakkında kritik bir istihbarat akışı sağlamıştır.
Bu veriler, milyarlarca veri noktasını işleyen algoritmik sistemlerle beslen-miştir. Sistem; telefon ağı sinyalleri, uydu görüntüleri, insan istihbaratı ve dijital kanal verileri gibi çok sayıda kaynağı birleştirerek yaşam kalıbı' profillemesi yapmaktadır. Saldırı günü ise Pasteur Caddesi yakınındaki bir düzineden fazla baz istasyonu kasıtlı olarak devre dışı bırakılmış; böylece Hamaney'in korumaları uyarı almak için iletişim kurmaya çalıştığında yal-nızca meşgul sinyaliyle karşılaşmıştır.
STARLINK VE UYDU İSTİHBARATI: UZAYIN ÇİFT KESKİN KILIÇI
Elon Musk'ın SpaceX şirketi tarafın-
dan gelis
STARLINK VE UYDU ISTIHBA UZAYIN ÇİFT KESKIN KILIÇI
YanıtlaSilElon Musk'ın SpaceX şirketi tarafın-dan geliştirilen Starlink uydu internet sistemi de İsrail-İran çatışmasında birden fazla ve çoğu zaman çelişkili rolle sahne almaktadır. Haziran 2025'te
İsrail'in 'Operation Rising Lion' ope-rasyonunu başlatmasıyla birlikte İran hükümeti internet altyapısını kapattı.
Musk, X platformunda yalnızca iki kelimeyle cevap verdi: "Işınlar açık." İran makamlarının iddiasına göre bu Starlink ışınları, İsrailli operatiflerin dro-ne operasyonlarını ve hava saldırılarını koordine etmesinde kullanılmıştır.
SpaceX'in ABD güvenlik kuruluş-larıyla ilişkisi köklüdür. Şirket, 2021 yılında Ulusal Keşif Ofisi (NRO) ile 1,8 milyar dolar değerinde casus uydu ağı kurulum sözleşmesi imzalamıştır.
CIA'nin risk sermayesi kolu In-Q-Tel ise SpaceX'in kuruluş sürecinde kilit bir destekçi olmuştur. Daha da ileri gidildi-ğinde, Starlink'in askerî versiyonu olan Starshield'ın Pentagon için yüzlerce düşük yörüngeli uydu içeren özel bir ağ oluşturduğu bilinmektedir.
Çatışmanın en ironik boyutlarından biri ise İran'ın resmî olarak yasakladı-ğı Starlink'in sonradan İran devletine bağlı Handala Hack grubu tarafından İsrail ve bölgesel hedeflere yönelik saldırılar için kullanıldığının tespit edilmesidir. İran'ın yasa dışı ilan ettiği teknoloji, devlet aktörlerinin operasyo-
nel ihtiyaçlarına zemin hazırlamıştır. Bu paradoks, global ölçekte birbirine bağlı altyapının jeopolitik sınır çiz-gilerini nasıl aştığını somut biçimde
stratejik caydırıcılığın bir parçası olarak değerlendirilmelidir..
YanıtlaSilBununla birlikte modern çatışma or-tamı yalnızca teknik kapasite meselesi değildir, aynı zamanda algı yönetimi ve bilgi güvenliği meselesidir. De-epfake teknolojileri, manipüle edilmiş görüntüler ve sosyal medya üzerinden yürütülen dezenformasyon kampan-yaları, toplumların gerçeklik algısını aşındırabilmektedir. Bu yüzden ulusal güvenlik yaklaşımının içine med-ya okuryazarlığı, dijital doğrulama mekanizmaları ve hızlı kriz iletişimi kapasitesi de dâhil edilmelidir. Aksi hâlde savaşın psikolojik cephesi, as-kerî cepheden çok daha hızlı biçimde sonuç üretebilir.
Son olarak Türkiye'nin önünde duran en önemli stratejik görevlerden biri, teknoloji ile egemenlik arasın-daki ilişkiyi doğru kurabilmektir.
Yerli yazılım ekosistemlerinin güçlen-dirilmesi, siber güvenlik insan kayna-ğının artırılması, savunma sanayii ile yapay zekâ araştırmaları arasındaki entegrasyonun geliştirilmesi ve veri egemenliği konusunda güçlü hukuki çerçevelerin oluşturulması bu sürecin temel ayaklarını oluşturmaktadır. Küresel güç mücadelesinin giderek dijital altyapılar üzerinden yürütüldüğü bir çağda, teknolojiyi yalnızca tüketen değil aynı zamanda üreten ve yöne-ten bir ülke olmak, Türkiye açısından stratejik bir tercih değil, uzun vadeli jeopolitik dengeyi belirleyecek bir mecburiyet haline gelmiştir.
PROF. DR. ALİ MURAT KIRIK
YanıtlaSilgeniş açık
YanıtlaSilve
22 Mart 2026 Pazar
6
Amerika-İsrail-İran savaşında yapay zekâ ve dijital cephe
"Tekno-polar dünya"da güç, artık yalnızca tank sayısı veya nükleer baslık kapasitesiyle ölçül memektedir yeri agemonli
eniş açıkişma
YanıtlaSilFikir ve
www.turkiyegazetesi.com.tr
Gürkiye
22 MART 2026 PAZAR
YanıtlaSilFİYATI: 20 TL
yayangi belir
YanıtlaSilTÜRKİYE'NİN KONUMU: STRATEJİK ÖZERKLİK VE SİBER SAVUNMA
כ-ור
Türkiye, ABD-İsrail ile İran arasında-ki bu derinleşen çatışmada kendine özgü bir stratejik konumda bulunmak-tadır. NATO üyeliği, Rusya ile S-400 meselesi, İran ile sınırlı ekonomik ilişkiler ve bölgesel büyük güç konu-muna yönelik; Ankara'nın hem tehdit algısı hem de fırsat kümesi açısından karmaşık bir denklem içinde bulunma-sına yol açmaktadır.
Kurumsal düzlemde Türkiye, Ocak 2025'te Cumhurbaşkanlığına bağlı bağımsız bir Siber Güvenlik Başkan-lığı kurmuş; ardından Mart 2025'te kapsamlı Siber Güvenlik Kanunu'nu yürürlüğe koymuştur.
Bu kurumsal adımlar, yalnızca teknik bir güvenlik önlemi olarak değil, aynı zamanda Türkiye'nin dijital egemen-liğini güçlendirmeye yönelik stratejik bir hamle olarak da değerlendirilebilir.
Özellikle enerji altyapıları, finans sis-temi, ulaşım ağları ve kamu yönetimi gibi kritik sektörlerin giderek daha fazla dijitalleşmesi, bu alanları muhtemel siber saldırılara karşı hassas hâle ge-tirmektedir. ABD-İsrail ile İran arasında tırmanan gerilimde tarafların yalnızca
Yanıtla
yuksel22 Mart 2026 05:46
HAMILTON ÇERÇEVESI: KAMERALARDAN KİMLİĞE
İsrail'in Tahran'daki trafik kamera ağını ele geçirmesi de modern siber istihbaratın en çarpıcı vakalarından birini oluşturmaktadır. Finansal Times haberlerine göre aynı kamera altyapısı, İran'ın rejime karşı çıkan protestocuları izlemek için kullandığı bir araçken İsrail tarafından rejimin kendi liderlik kadro-suna karşı kullanılmak üzere ters mü-hendislikle dönüştürülmüştür. Pasteur Caddesi yakınındaki tek bir kamera açısı, Hamaney'in konutuna ulaşan vucut koruyucular ve araçlar hakkında kritik bir istihbarat akışı sağlamıştır.
Bu veriler, milyarlarca veri noktasını işleyen algoritmik sistemlerle beslen-miştir. Sistem; telefon ağı sinyalleri, uydu görüntüleri, insan istihbaratı ve dijital kanal verileri gibi çok sayıda kaynağı birleştirerek yaşam kalıbı' profillemesi yapmaktadır. Saldırı günü ise Pasteur Caddesi yakınındaki bir düzineden fazla baz istasyonu kasıtlı olarak devre dışı bırakılmış; böylece Hamaney'in korumaları uyarı almak için iletişim kurmaya çalıştığında yal-nızca meşgul sinyaliyle karşılaşmıştır.
STARLINK VE UYDU İSTİHBARATI: UZAYIN ÇİFT KESKİN KILIÇI
Elon Musk'ın SpaceX şirketi tarafın-
dan gelis
MILAT
YanıtlaSilTV & SİNEMA 14
22 MART 2026 PAZAR
TEŞKİLAT
Altay ve Korkut görev başında
TEŞKİLAT dizisi bu akşam 174. Bölümüyle
seyirci karşısına geçecek. Altay, düşmanın büyük terör planını engelledikten sonra Teşkilat, Şir-ket'in geride kalan güçlerini çökertmek için ha-rekete geçer. Ekip, hedefe ulaşmak adına zekice ve riskli bir plan kurar. Şirket'in diğer yapılan-masıyla mücadele etmek üzere Korkut'a sınır Ötesi bir görev verilir. Görevin süresi belirsizdir.
Ancak bu kez Korkut için asıl zorluk görev değil. geride bırakacaklarıdır. Çünkü artık Bahar var-dır. Rutkay kaçış planları yaparken, Julla şüphe-lerinin peşini bırakmaz. Teşkilat operasyonunda öldüğü söylenen kişinin babası olmadığını iddia eder. Altay ve ekip büyük bir operasyonun için-deyken, asıl düşmanın sandıklarından çok daha
yakın olduğu ortaya çıkacaktır. TRT1 20.00
YENİ TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ
YanıtlaSil200
20-1
203
MILATOR
22 MART 2026 PAZAR
www.milatgazetesi.com
204
Fiyatı: 20 TL
KKTC: 30 TL
FÜZELERİ İRAN
20:2
20-4
TOT Aksakallilar Heyeti Başkanı Binali Yılde om, Turkiye'ye yönelen füzelerle ilgili yap tığı açıklamada "Sahte bayrak operasyonu yapıyorlar. Füzeyi başka yerden firiati yorlar. Böylece Iran'la takıştırmaya.
catıştırmaya çalışıyorlar. Biz 400 se nedir İran'la savaşmadık dedi, 8'de
955
NETANYAHU'NUN TESPİTİ DOĞRU AMA ÖNERMESİ YANLIŞ
RANSARTINI ACIKLADI
ADIM ADIM AYN CALUT'AL
İslam aleminin şu anki durumu Moğollar ile mu cadele dönemine cok benzivor. Ancak gidisat
DELAIL-I HAYRAT SERHI
YanıtlaSil982
Bu cümlenin bir başka manası da şudur:
Bizleri günahlarımızla tutma; azar edip azap etme. Bu babda zatında af ve mağfiret etmeni dilerim.
BELA FITNE
Devam edelim:
- Bize afiyet ihsan eyleyesin: Bütün beladan ve belvadan.
Bu cümlede geçen:
Belá ve belva.
Lafızları aynı manayadır. İkisi birden şu demeğe gelir:
Hissi ve manevi, suri ve batini ola ntüm mihnet, musibet ve şiddetlerden bizi kurtar.
Devam edelim:
Keza zahir ve batın fitnelerden de..
Burada anlatılan fitne; Bid'atlar ve kötü âyinlerdir. Ki bunlar:
Zahiri sayılan fitnelerdir.
Gizli fitnelere gelince: Zahiren insana güzel gelen fakat, hakikat-
ta kötu olan şevlerdir. Meselâ: Ehl-i sünnet vel-cemaat itikadına aykı-ri hareketler.. bunların sonucu olarak zuhur eden istidrac halleri
.. Allahım, bu fitnelerin cümlesini bizlerden gidermek sureti ile, afiyet ihsan eylemeni dilerim.
Bize merhamet eyleyesin; bizi affedesin; bizi bağışlayasın.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Ya Alim Ya Rahim, vardımınla inayetinle dünyada ve âhirette sırf kereminle bizlere merhamet eyle.
Ey Afüvv Ey Gafur, lütuf ve kereminle bizden sadir olan yanlış İşlerimizi ve cürümlerimizi, ayıplarımızı ve günahlarımızı, sakat hal-lerimizi affet.
Bizleri muahaze etmeden bağışla. Zatından tazarru ve niyaz ede-rek istediğimiz budur.
Aynı niyazı şunlar için de tekrarlarız:
Ve iman eden kadınları, erkekleri de; bunların hem ölülerini
hem de dirilerini..
Demek olur ki:
Sen Afüvv Gafur Kerim Rahim Mevlâdan niyazımız: Bunla-rın cümlesinin ayıplarını, kusurlarını affedésin. Cürüm ve günahları-nı bağışlayasın. Sırf fazlınla kerfdilerine merhamet eyle.
Yüce dergâhında anlatılan isimlerin hürmet ve kasemi ile zatın-dan bu dileklerimizin yerine gelmesini tazarru ve niyaz edip isteriz.
Hamd, âlemlerin Rabbı Allah'a mahsustur.
Bütün hamd edenlerin hamdi, sena ve çokça ettikleri şükürler şanı büyük Allah'a mahsustur.
O öyle bir zattır ki, cümle âlemleri yoktan var edip terbiye il kemale eriştirir.
Allah, bana yeter.
KARA DAVUD
YanıtlaSilDünyada ve âhirette, bütün işlerimde yardımeımdır.
O ne güzel vekildir.
983
Bunun için, cümle işlerimde ona tevekkül eyledim; her işimi ona ismarladım.
Çünkü o: Tevekkül edenlere bol bol yeter. O nekadar güzel bir vekildir.
İBRAHİM ALEYHİSSELAMIN DUASI
Metinde geçen son iki cümleyi ilk defa okuyan İbrahim a.s. pey-gamberdir.
Nemrud'un ateşine atıldığı zaman, Cebrail kendisine geldi; şöyle
dedi:
Bir ihtiyaçın var mı?.
İbrahim a.s. şöyle dedi:
Sana yoktur.
Cebrail tekrar şöyle dedi:
- O halde Rabbına dua et.
Bunun üzerine İbrahim a.s. şöyle dedi:
Duâya ne hacet. O bana yeter; ne güzel vekildir.
Onun böyle demesi hürmetine, Yüce Hak, ateşi kendisine serin selâmet eyledi.
ve Bu cümlenin faziletleri gayet çoktur. Hepsi de hadis-i şeriflerle anlatılmıştır.
Bu cümleyi okuyanları, Yüce Hak: Cümle korkulardan elem ve şiddetlerden emin eder; gamlarını, kederlerini, sıkıntılarını açar.
Her kim bir günde yedi kere:
vekil.) Allah bana yeter; o ne güzel vekildir. (Hasbiyellahü ve ni'mel-
Diyerek okursa, Yüce Hak, cümle işlerinde kendisine yetişir. Bu-nu söyleyen ister sözünde doğru olsun; isterse olmasın.
Yani: İşlerini Yüce Hakka ısmarlayıp ona tevekkül etmekte ve ona sığınma işinde sözü ister kalbine uygun olsun; isterse, hali ve kalbi söylediğine uygun olmasın.
Her ne şekilde okursa okusun; sübhan olan Yüce Hak onun sırf bu sözü hürmetine, kendisini korur. Her işinde kendisine yetişir.
vekil.) Allah bize yeter; o ne güzel vekildir. (Hasbünallahü ve 'nimel-
Diye okusa dahi güzeldir.
Havl yoktur.
Yani: Kulda; kendisini kötülüklerden, masiyetlerden, kötü ve se-vimsiz işlerden almak kudreti yoktur; onlardan kendisini, kendi gü-cü ile çekip çeviremez.
Keza Kuvvet de yoktur.
Yani: Kulda; kendisini taat ve ibadete, hayırlara ve İyiliklere, ya-rarlı işler iyapmaya dair bir güç ve kuvvet yoktur.
904
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT SERHI
Ancak, Yüce ve Azim olan Allah'ındır.
Yani: Kulun taatta başarısı, masiyetten çekinmesi, Allah'ın yar dımı ile olur.
ஃ
Bazı nüshada, YEDİNCİ BÖLÜM burada tamam olmuştur. Ancak, meşhur olan daha sonra tamam olduğudur. İnşaallah yeri geldiği za-man anlatılır.
YÜZ ON DOKUZUNCU SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahını, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle..
Güvercinler ötüp durdukça..
Bu güvercin zümresine ehli ve vahşi olanlar dahildir. Yeter ki güçlü olsun ve ötsünler. Bunların ötüşleri sayısınca, salât eyle.
HAVAİM cevelan edip durdukça..
Bu cümlede geçen: HAVAIM.
Lafzı ile, susuz kuşlar ve hayvanlar anlatılmaktadır. Demek olur
ki:
Susuz kuşlar ve hayvanlar, suyun çevresinde, su için sesler çı-kararak dolanıp durdukça Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline salât eyle.
Devam edelim:
BEHAİM salınıp gezdikçe.
Bu cümlede geçen:
BEHAİM.
Tabiri ile, ayaklı hayvanlar ve canavarlar murad edilmektedir.
Demek olur ki:
Dağlarda, ovalarda, çöllerde; dört ayaklı canavarlar ve hay-vanlar, kendileri için takdir olunan rızıklarını tleb için yürüyüp git-tikçe, Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline salât eyle.
TAMAİM fayda verdikçe.
HAMAİL.
Bu cümlede geçen:
TAMAİM.
Tabiri ile anlatılan şudur: Masum çocuklara ve sair illet, maraz dolayısı ile taşınıp asılan hamaillerdir. Ki bunlarda, Allh-ü Taâlâ'nın güzel ismi, Kur'an âyetleri ve duâlar yazılmış bulunur.
O hamailler, menfaat ve fayda verip zarardan korur; bu bakım-dan, onları taşımakta bir sakınca yoktur. Ancak, onlara pislik ve kö-koku isabet etmemelidir; onları bu gibi şeylerden korumalıdır.
KARA DAVUD
YanıtlaSilBir de hamail taşıyan kimsenin, itikad sahibi olması gerekir Demek olur ki
983
Bunlar taşındıkça, Allah-ü Tadlá, Resulüllah B.A. efendimize ve onun Aline salat eylesin
Devam edelim
AMAIM sıkılaştırıldıkça.
Bu
cümlede geçen
AMAIM.
Tabirinden murad, insanların başlarına sardıkları sarıklardır Devam edelim:
NEVAIM nema buldukça
Bu cümlede geçen:
_ NEVAIM.
ki Tabirinden murad, an an terakki edip gelişenlerdir. Demek olur
-Bunlar, an an terakki edip geliştikleri süre, taa, bu hallerin de nihayet buluncaya kadar; nihayet bulduktan sonra da: Resulullah SA. efendimize ve onların ålleri üzerine şerefli salatlar, keremli ta-hlyyat inzal ederek, yüce şanlarını iki cihanda aziz eyle.
ஃ
YÜZ YİRMİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey Alemlerin İlâhı, yardım edenler hayırlısı şanı büyük Allah Muhanımed'e ve Muhammed'in aline salât eyle.
Resulüllah S.A. efendimizin ali, kendisine tabi olan ümmetleridir.
-Sabah yeri ağardıkça, rüzgârlar estikçe, canlılar yürüdükçe. gece gündüz birbirini takip edip durdukça, kılıçlar boyunlara asıldık ça, mızraklar bağlanıp kaldıkça..
Mızraklar için şu şerh vardır: Binek üzerinde iken, mızraklar. ayakları ile omuzları arasında sıkıca bağlanıp konuldukça...
Devam edelim:
Cesetler ve ruhlar sıhhat buldukça..
Yani: İllet ve marazlardan, záhiri ve batıni hastalıklardan sağ sa-lim oldukça..
Ruhlara gelince.. bunlar da: Azgınlıktan, cehaletten, fasit ve kay dırıcı akidelerden; kalb, aza ve beden afetlerinden sağ salim ol-dukça..
Bütün bu cümlelerden çıkan pekiştirici manadır, şu demeğe ge lir:
Habib-i Huda Şefi-i Ruz-ü Ceza Hazret-i Muhammed S.A. efen-dimize ve onun állerine taa, sonsuzların da sonsuzluğuna kadar namü
986
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHI
tenahi salât, sonsuz selam eyle. Böylece, yüce şanlarını muazzez ve muhterem kıl.
YÜZ YİRMİ BİRİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey Daim Baki ve bizeval olan şanı büyük Yüce Allah
Muhammed'e ve Muhamed'in âline salât eyle. Gökler dön-dükçe, gece karanlıkları yayıldıkça, melekler tesbih ettikçe..
Demek olur ki:
Bütün bu sayılanlar olup durdukça, daima ve her zaman, Re-sulüllah S.A. efendimize ve onun âline salât inzal ederek, yüce şanla-rını şerefli, azametli ve keremli eyle Allahım.
YÜZ YİRMİ İKİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ya Allah.. Şanı büyük, kendisinden başka ilâh olmayan, nimeti her şeye şamil..
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle..
Daha önceleri de anlatıldığı gibi, Resulüllah S.A. efendimizin âli: Kendisine tabi olup yolunca giden ümmetleridir.
İbrahim'e salât ettiğin gibi..
Burada zikri geçen İbrahim a.s. daha önce de anlatıldığı gibi, Re-sulüllah S.A. efendimizin ceddidir.
Bazı nüshalarda:
İbrahim'in âline de..
Lafzının, ziyadesi ile gelmiştir. (Bizim metinde bu cümle yoktur.)
Devam edelim:
Muhammed'e ve Muhammed'in âline bereket ihsan eyle. Ålem-lerde, İbrahim'e bereket ihsan eylediğin gibi..
Bazı nüshalarda:
- İbrahim'in âline de..
Ziyadesi ile gelmiştir. (Bizim metinde bu cümle yoktur.)
Çünkü sen: Hamid'sin; Mecid'sin.
Demek olur ki: Kullarına çeşitlin imetler ihsan eylediğin için, dal-ma övülmektesin. Kendilerine garazsız, ıvazsız ihsanlar etmekle de ulusun.
KARA DAVUD
YanıtlaSilارتاحُ وَمَ الأَخْتَادُ وَ الأَرواح .... اللهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَ عَلَى الحَمدِ مَا دَارَتِ الْأَفادَ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ محمدٍ كَمَا صَلَّيْتُ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَبَارِكْ عَلَى محمدٍ وَ عَلَى الِ عمد كما بارك عَلَى إِبْرَاهِيمَ فِي العَالَمِينَ إِنَّكَ حَميدٌ يَجدَ الله صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ مَا طَلِعَتِ الشَّمْسُ وَمَا صُلِيتَ الْخَمْسُ وَمَا تَا لَقَ بَرْقَ وَتَدَى وَدى وَمَا تَبَحَ رَعْدٌ ، اللهُمَّ صَلِّ عَلَى د وَعَلَى آلِ محمدٍ مِنْ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمِلا ما بينهما وَمِلْ مَا شِئْتَ مِن شَيْ بَعْدُ اللهُم ما مَقَامَ يَا عِبَاءِ الرَّسَالَةِ وَاسْتَنْقَدَ الْخَلْقَ مِنَ الجهالَةِ وَجَاهَدَاهْلَ الكُفْرُ وَالضَّلَالَةِ وَدَعَا
987
ir-rimahu ve sahhat'il-ecsadü vel-er-vahu.
121. Allahümme salli alâ Mu-hammedin ve ala ali Muhammedin madaret'il-eflákü ve decet'il-ahlâkü ve sebbehat'il-emlákü.
122. Allahümme hammedin ve alâ âli Muhammedin ke-salli alâ Mu-ma salleyte ala İbrahime ve barik alâ Muhammedin ve alå äli Muham-medin kema barekte alå İbrahime fil-ålenine inneke Hamidün Mecidün.
123. Allahümme salli alâ Mu-hammedin ve alaâ âli Muhammedin matalaat'iş-şemsü ve masulliyet'il hamsü ve mateelleka berkun ve te deffeka vedkun ve masebbeha Ra'dün.
124. Allahümme salli alâ Mu-hammedin ve alâ âli Muhammedin mil'es-semavati vel-arzı ve mil'e ma-beynehüma ve mil'e maşi'te min şey'-in ba'du.
Alalhümme kema kame bila'ba-ir-risaleti vestenkazel-halka minel-ce-haleti ve cahede ehl'el-küfri ved-dala-leti ve deâ
**
121. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle: Gökler dön-dükçe, gece karanlıkları yayıldıkça, melekler tesbih ettikçe..
122. Allahım. Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle.. İbrahim'e salat ettiğin gibi.. Muhammed'e ve Muhammed'in åline bereket ihsan eyle; âlem-lerde İbrahim'e bereket ihsan eylediğin gibi..
Çünkü sen, Hamid'sin, Mecid'sin.
123. Allahım, Muhammd'e ve Muhammed'in âline salát eyle: Güneş doğ dukça, beş vakit namaz kılındıkça, şimşek çaktıkça, sık veya ince ince yağmurlar yağdıkça, Raad zatını tesbih ettikçe..
124. Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in aline salát eyle: Yer, semalar ve bu ikisi arasındaki şeyler dolusunca; bundan sonra dilediğin şeylerin dolu-sanca..
Allahım, risalet yükünü aldığı, halkı cehaletten kurtardığı, küfür ve dalálet ehli ile mücahede ettiği, tevhidine davet ettiği, kulların İrşadında şiddetlere da-yandığı için..
**
(Devamı: 991. Sayfada)
233
YanıtlaSilDEYİMLER
tepe külah olmak: esk. Ordudan veya resmî görevden çıkarılmak. ecesini sudan çıkarmak: Güç olan bir işi, durumu yoluna koyarak rahatlamak.
keceyi suya atmak: Ar ve namusu hice saymak.
tecileri kaçırmak: Delirmek veya bir bunalım içinde bulunmak.
keçiye can kaygısı, kasaba et (veya yağ) kaygısı: Başkasının bü-yük zararı karşısında kendi küçük yararını düşünenler için sitem ola-rak söylenir.
kedi (veya eti) ne, budu ne? 1) Yaşı küçük. 2) İmkânları, gücü sınırlı, parası az.
kedi ciğere bakar gibi bakmak (veya süzmek, seyretmek): İmre-nerek bakmak.
kedi gibi dört ayak üzerine düşmek: En güç durumdan zarar gör-meden kurtulmak.
kedi ile harara girmek: Geçimsiz biri ile iş birliği yapmak.
kedi ile köpek gibi: Birbirleriyle geçinemeyen, anlaşamayan kimse-ler için söylenir.
kedi yavrusunu yerken sıçana benzetir: Yolsuz olduğunu bildiği bir işi yaparken kendini mazur göstermek için bahane uydurur.
kediye peynir (veya ciğer) ısmarlamak: Güvenilmeyecek birine sak-laması için bir şey bırakmak.
kefeki tutmak: Küflenmek.
kefekiye dönmek: Delik deşik olmak.
kehribar gibi: Sapsarı, koyu sarı.
kel kâhya: İlgisi olsun olmasın her şeye karışan.
kelbaşa şimşir tarak: Birçok ihtiyaç varken gereksiz özenti ve gös-terişi belirtir.
kell görünmek: tkz. Kusuru ortaya çıkmak.
keli kızmak (seyrek öfkelenenler için): Öfkelenmek.
DEYİMLER
YanıtlaSil232
kaşık sallamak: Yemek yemek.
kaşıkla yedirip sapıyla (gözünü) çıkartmak: Yaptığı bir iyiliği hiçe indirecek kötülükte bulunmak.
katır gibi: İnatçı (kimse).
katır kuyruğu gibi kalmak: Bir işte ilerlemeden kalmak.
katır tepmişe dönmek: Çok hırpalanmak, perişan duruma düşmek felaketin nereden geldiğini anlayamamak.
katmerli katmerli gülmek: Üst üste ve ara vermeden aşırı derecede gülmek.
kavonoz dipli dünya: "Boş dünya, yalan dünya, fâni dünya" anlamın-da üzülmemeyi, biraz boş vermeyi, acınmamayı anlatan söz.
kavga bizim yorganın başına imiş: Başkaları yüzünden zarar gören kimsenin söylediği söz.
kavgada yumruk sayılmamak: Kavga sırasında dayak da yenir, da-yak da atılır.
kayık yanaştırmak: mec. Bir konuya veya soruna yavaş yavaş gir-mek.
kayıplara karışmak: Bulunduğu yerden ayrılıp gitmek, gittiği yeri bil-dirmemek, görünmez olmak.
kayışa çekmek (birinin): argo. Aldatmak, kandırmak.
kaymağını almak: Bir şeyin en büyük payını, kârını ele geçirmek.
kazı koz anlamak: Söylenen şeyi çok yanlış anlamak.
kazın ayağı öyle değil: Bir sorun, bir durum sanıldığı gibi değildir.
kazık dikmek: Devamlı kalmak, ebediyen yaşamak.
kazık kakmak (dünyaya): tkz. Umulduğundan pek çok yaşamak.
kazık yutmuş gibi: bk. Baston yutmuş gibi.
kazdığı çukura (veya kuyuya) kendisi düşmək: Başkası için hazır ladığı kötülüğe kendi uğramak.
keçe külâh etmek: Aldatmak, kandırmak.
263
YanıtlaSilTERAKIB ترکیب تراکیب_Ter kib. C.) Terkibler. Tam-lamalar.
TERAKKI ترقی : ilerleme. Yukarı çıkma, yükselme. * Artma, çoğalma.* Bilgi ve medeniyetçe yükseliş.
Terakkiyat ترقی ترقیات Te rakki. C.) Terakkiler. Yükselişler. İlerlemeler.
TERAKÜM تراكم : Birikme yığılma. Birbiri üzerine sıkışma.
TERANE ترانه : Terennüm Nağme, âhenk, makam.
TERAVIH تراويح : Ramazan gecelerinde kılınan ve sünnet olan yirmi rek'atlık namaz.
TERBİYE تربیه : Eğitim öğretim. Ruhen ve bede-nen yükselme.
TERCEMAN ترجمان : Ter ceme eden. Bir dilden başka bir dile çeviren. * Bir şeyi ifadeye etmeye çalışan.
TERCEME ترجمه : Bir sözü bir dilden başka dile çevirmek.
Terceme-i hal ترجمهء حال : Bi yografi. Bir kimsenin hay-ratını anlatma.
TERCİH ترجيح : Üstün tutmak. Bir şeyi beğenmek, Seçme.
TERDAD ترداد : Tekrar
TERECCUH ترجح : Üstün ol mak. Bir tarała meyletme.
TEREDDİ تردی : Gerilemek Soysuzlaşmak. Aşağı düşmek. Şal ve örtü örtünmek.
TEREDÜD تردد : Kararsızlık Karar veremiyerek şüphede kalmak.
TEREKE تركه : Ölen bir kim-senin bıraktığı malların hepsi.
TEREKKÜB تركب Birleşmek. Karışmak. İmtizac etmek. Bir şeyin birkaç parçadan meydana gelmesi.
TERENNÜM ترنم : Güzel güzel anlatma. * Yavaş ve güzel sesle şarkı söyleme. * Ötmek.
TERES ترس : t. Pezevenk manâsına gelen bir haka-ret sözüdür. hakaret için kullanılır.
TERESSÜM ترسم : Resme dilme, resimlenme. * Bir şeyin geriye kalan nişâne ve eserlerine bakma.
TEREŞŞUH ترشح : Terlemek sızmak. Sızıntı. Sızıntı mey-dana çıkmak.
TERETTÜB ترتب Sıralanmak. Gerekmek. Lâzım gelmek. Netice ola-rak çıkmak. Zuhura gel-mek. *
262
YanıtlaSilTENEVVÜ' : تنوع Çeşitlenmek, çeşit çeşit ol-mak.
TENEVVÜM تنوم : Uyuklama pinekleme.
TENEVVÜR تنور : Parlama ışıldama. Aydın olmak. Nur-lanmak.
TENEZZÜH تنزه : Uzak laşmak. Gezinti. * Kusur, pislik ve ayıptan uzak ol-mak.
TENEZZÜL تنزل : inme düşme. aşağılama. * Gönül alçaklığı. Yavaş yavaş inmek.
TENFİR تنفير Ürkütme, kor-kutma. Nefret ettirme.
TENFİZ تنفيذ : İnfaz etmek. Hükmünü yürütmek.
TENHA تنها : . Boş yer. Kim-sesiz yer. Yalnız, tek.
TE'NİS تأنيس : Ürkekliğini gi-dermek. Alıştırmak.
TENKID تنقید : Eleştirme. İyi veya kötü tarafları bulup söylemek.
Tenkisat تنقيص : تنقيصات Ten-kis. C.) Tenkisler, eksilt-meler, indirmeler, azaltma-lar.
TENMİYE تنميه : Büyütmek Yetiştirmek. Artırmak. Ber-eketlenmek.
TENPERVER تنپرور : Ra hatına düşkün. Tembel.
Vücudunu beslemeye çok önem veren.
TENSİB تنسيب : Uygun görmek. Münasib kılmak.
TENVIM تنويم : Uyutmak. Hip-notize etmek. Birisini uyur bulmak.
TENVIR تنویر : Aydınlatma. * Bir şey hakkında bilgi verme. Bir şeyi münevver kılma.
TENZİH تنزيه : Suç ve nok-sanlıktan uzak saymak. Al-lah'ı her çeşit kusur, nok-san sıfatlardan uzak bilip söylemek.
TENZİL تنزيل: indirmek, indi-rilmek, indirilen. Aşağı in-dirmek.
TEOKRAT ته او قرات : Fr. Dini İlâhi. Teokrasi taraftarı olan.
TEOKRATİK ته او قراتيك : Fr Teokrasi sistemi.
TEOLOJİ ته اولوژی : İlahiyat Allh'ın varlığını, birliğini, sıfat ve isimleriri araştıran ilim. İlâhiyât.
TERAHHUM ترحم : Merham et etme, acıma. Şefkatte bulunma.
TERAHI نرخی : Gevşeklik Ge-ihmâl. Uzaklaşma. cikme. Geri durma, geri çekilme.
artaokuliara din deri konuldu.
YanıtlaSil1966-Çin'de Mao "Kültür Devrimi ni ilan etti.
1999-Uluslararası tahkim
yolunu açan Anayasa değişikliği kabul edildi.
AĞUSTOS
13
ÇARŞAMBA
191447
RUMI: 31 TEMMUZ 1441 HIZIR: 100
Rahman: 9
doğrultun ve tartiy noksan tutmayın.
BİR HADİS
Sen bir iş yapmak istediğinde o işin neticesini iyi düşün. Hayır ise yap, şer ise vazgeç.
İbni Mübarek
Ahireti inkâr etmek, dünya ve mafihayı inkâr etmek demektir.
Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.
Sözler
2026 BEDIUZZ
YanıtlaSilTARINTE BUGÜN
1842 Ilk kez bir ameliyatta anestezi uygulandı.
MART
BIR AVEY Eğer o zerre kadar amel bir İyilik olursa, onu kat kat arttırır ve Kendi katından pek büyük bir mükafat verir.
30
PAZARTESİ
Nisa Suresi: 40
11 1447
BİR HADİS
Ålim bildiğiyle amel edendir.
ŞEVVAL
RUMI: 17 MART 1442 KASIM: 143
Zerrelerden yıldızlara kadar her bir şeyde bir pencere-i tevhid var ve doğrudan doğruya Zat-ı Vahid-i Ehadi sıfatıyla bildiren âyetleri, yani delâletleri ve işaretleri var.
Emirdağ Lâhikası
TARİHTE BUGON
YanıtlaSilsaadet ebedi Onun (asm) kelamları, saadet-i mbaridir. Evet, o Zatin (asm) sozleri saabi Al
enbi
1950-27 yıllık
Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı son buldu.
Demokrat Parti yüzde 53 oyla tek başına iktidara geldi. Türkiye'de tek parti dönemi sona erdi.
Dünya Çiftçiler Günü
Dünya Eczacılık Günü
14
CUMARTESİ
SATURDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET
Sakınılmaya layık olan da Odur, mağfiret sahibi de Odur.
Müddessir Suresi: 56
BİR HADİS
Zenginlerle oturup kalkmaktan sakın.
Yamamadıkça bir elbiseyi eski diye bırakma.
Çok kıymettar nimetlerin makbul fiyatları, başta "Bismillahirrahmanirrahim"
ve âhirinde "elhamdülillah" demektir.
Şualar
HİCRÎ: 13 ŞEVVAL 1443 - RUMI: 1 MAYIS 1438
KASIM: 9 - GÜN: 134 KALAN; 231 - GÜN IZA-2 DK
un zel
YanıtlaSilGülme Komşuna Gelir Başına
"Birinin başına gelen kötü bir durum senin de başına ge-lebilir" anlamında kullandığımız atasözüne "gülme komşuna gelir başına" deriz. Çoğunlukla bu atasözünü bir başkasının başına gelen üzücü olaylara gülen, kınayan veya alay eden kimseleri uyarmak için kullanırız. Alay ettiğimiz şeyin ölme-den önce bizim de başımıza gelme olasılığını düşünseydik, yine de başkasının başına gelen üzücü olaylara sevinir miydik acaba?
Bunu bir kez daha düşünelim...
İçimizde hâlâ "Olsun, ben yine de gülerdim!" diyenleri-miz varsa bakış açınızda bir problem var demektir. Hatta bu açıdan bakınca çok çirkin göründüğünüz bile söylenebilir. Eğer kimsenin gönül aynasında böylesine çirkin görünmek istemiyorsak, tercihimizi güzel olandan yana yapalım. Böyle-likle biz de güzelleşmiş olalım. Güzellik dediysek, sakın dış güzellik anlaşılmasın. Dışımızla beraber içimizin güzelliği de çok önemlidir.
-87-
Edebe bürünen kimsenin gözünden her yeni gün güzeldir. ketimizin taşı toprağı, dağı taşı, börtü böceği bile çok güzeldir. her batan guneş güzeldir, her atan kalp güzeldir ve şu memle-Asıl çirkin olan şey ise kötü düşüncelerimizdir.
YanıtlaSilBir kere insanın bakış açısı kirlenmeye görsün her şeyde kusur aramaya veya başkasının başına gelen kötü durumlar ile alay etmeye başlar. O sebeple "açı" önemlidir diyoruz. Dün-yaya bakış açısını düzeltebilmek için de insanın iç âlemine dönüp bir muhasebe yapması gerekir.
Ama nasıl bir muhasebe yapması gerekir?
Elbette adam akıllı bir muhasebe yapıp nereden geldiğini ve nereye gideceğini iyi hesap etmesi gerekir. En azından ba-şımızı yastığa koyduğumuzda şunu diyebilmeliyiz:
"Ben bugün hangi kötü alışkanlığımdan vazgeçtim? Hangi komşumun veya arkadaşımın başına gelen kötü bir durumu düzeltmek için gayret ettim ya da bunun için zaman ayırdım?"
İşte bu şekilde düşünmeye başladığımız an, dünyaya ba-kan penceremizdeki kirlerden de kurtulmuş oluruz. Ayrıca etrafımızdaki güzelliklerin farkına varırız. Güzelliklerin farkına vardıkça da şükreden bir kul oluruz. Şükür ise bizi Allah'a severek ve isteyerek ibadet etmeye yönlendirir.
Bakınız, bir "açı" bizi nereden nereye getirdi. Buna rağmen hālā bir başkasının düştüğü kötü durumlara bakıp da "Olsun, ben yine de gülerim!" diyebilir misiniz?
Diyemezsiniz ya!
Çünkü bunca güzellik ve iyilik dururken kötülüğe meyil edemezsiniz. Bu şekilde yaparsanız gizli ve aşikâr düşmanla-rınız tarafından gafil avlanmış olursunuz. "Her fırsatta anne babaya, komşulara, bütün insanlara, hatta hayvanlara ve bit-kilere kısacası bütün mahlükata iyi davranmayı tavsiye eden
-88-
ir,
YanıtlaSilPeygamber Efendimiz, Yüce Allah'ın müminlere her işte iyiliği emrettiğini bildirmiştir."10
e-
r.
O hâlde en büyük iyiliği kendimize yapıp, dünyaya bakan penceremizi temiz tutalım.
Yaşar KOCA
YanıtlaSilHAFIE LAFRIN HAMILI MANANIN AMILI
لقطع دابر القوم الذين ظلموا والحمة العربة العالية مل أرائكم أن أخذ الله تقطم والصاركم و على قلوبكم من اله غير الله يأتيكم به الطرية الصرف الآيَاتِ ثُمَّ لم يضيفون ال از اينكم الى العام عذاب اللهِ بَغْلَهُ أَوْ جَهْرَةً هَلْ يُهْلَكَ إِلَّا الْقَوْمُ الظَّالِمُونَ . وَمَا يُرْسِلُ الْمُرْسَلِينَ إِلَّا مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ فَمَنْ أَمَن والسلام فلا خوف عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ يَحْزَنُونَ وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَات يَسُهُمُ الْعَذَابُ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ قُلْ لا اقول العالم عندي احزائِنُ اللهِ وَلَا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَا القول لكم إلى مَلَكُ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَى إِلَى قُلْ هَلْ يَسْتَوَى الْأَعْمَى وَالْبَصِير افلا تتفكرون وَالذِرْ بِهِ الَّذِينَ يَخَافُونَ أَن يُحشروا إلى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُمْ مِنْ دُونِهِ وَلِيٌّ وَلَا شَفِيعُ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ . وَلَا تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغُدُوةِ وَالْعَشِيَ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِمْ مِنْ شَيْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِمْ مِنْ شَيْ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِمِينَ .
قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَخَذَ اللَّهُ سَمْعَكُمْ وَأَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلَى قُلُوبِكُمْ مَنْ الهُ غَيْرُ اللهِ يَأْتِيكُمْ بِهِ أَنْظُرْ كَيْفَ نُصَرِفُ الْآيَاتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ
66 De ki: "Ne dersiniz, eğer Allah sizin kulağınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi de mühürlerse, Allah'tan başka onu size (geri) getirecek ilah kimmiş?" Bak, biz âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz, sonra onlar nasıl yüz çeviriyorlar?
(En'am, 6/46)
Mushaf sayfa no: 132
Hafızlık sayfa no: 7. Cúz/9. sayfa,
SAHİP OLDUĞUMUZ NİMETLERİ VEREN VE ALAN ALLAH'TIR.
BİLGİ
Allah'a birtakım putları, ilahları ortak koşan, bu sapkın inançlarında ısrar eden müşriklere seslenir ayet-i kerime: Size can, görme, işitme, tatma, kalp gibi nimetleri veren ancak Allah'tır. Bu becerilerinizi veren ve sizi var eden Allah olduğu hâlde O'nu nasıl yalanlarsınız ve başka ilahlara inanırsınız! O bu yeteneklerinizi geri alsa bunları size kim geri verebilir? Allah, gücü her şeye yetendir. O ayetlerini geniş olarak açıklar. Varlığınız, beceri ve yetenekleriniz ile size verilen diğer nimetler, O'nun varlığının delilidir. O hålde nasıl inkâr edip Hak'tan yüz çevirirsiniz!
MESAJ:
Her şeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allah'a şirk koşmaktan uzak durmak gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Sem': Duyma, duyma yeteneği, kulak.
İlâh: Tanrı, tapılmaya layık görülen varlık.
132
Darb- Mesel
YanıtlaSilالقرية الشارع
وكملك هنا بعضهم ببعض ليقولوا اهؤلاء من الله عليهم من بيننا اليس الله باعلم بالشاكرين . وإذا حافظة الدين يؤمنون بآياتنا فقل سلامُ عَلَيْكُمْ كتب الة على نفسه الرحمة اله من عمل منكم سوما عها لو ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ . وكذلك الفصل الْآيَاتِ وَلِتَسْتَبِينَ سَبِيلُ الْمُجْرِمِينَ .
قل إلى تهيتُ أَنْ أَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهَ قُلْ لا أَتَّبِعُ أَهْوَاءَكُمْ قَدْ ضَلَلْتُ إِذَا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُهْتَدِينَ . قل إلى على بَينَةٍ مِنْ رَبِّي وَكَذَّبْتُمْ بِهِ مَا عِنْدِي مستعجلون به إن الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ يَقْصُ الحَقِّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلِينَ قُلْ لَوْ أَنَّ عِنْدِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ لَقُضِيَ الأَمْرُ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِالظَّالِمِينَ وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا إِلَّا هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ إِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الْأَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ .
وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا إِلَّا هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ إِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الْأَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ
66 Gaybın anahtarları yalnızca O'nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin
karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah'ın bilgisi dahilinde, Levh-i Mahfuz'da) olmasın.99
(En'am, 6/59)
Mushaf sayfa no: 133
Hafızlık sayfa no: 7. Cüz/8. sayfa
MUTLAK BİLGİ ANCAK ALLAH'INDIR, GAYBI DA ANCAK O BİLİR.
BİLGİ:
Allah'ın ilmi geçmiş ve geleceği; bütün zamanları kapsar. O olmuşu, olanı ve olacağı bilir. Geleceğin bilgisini ancak Allah bilir. Allah her an, her zaman dünyada, evrende ne olduğunu bilir. Bir ağaç yaprağının düşmesine varıncaya dek her şey Allah'ın bilgisi, gücü ve kudreti dâhilindedir. O, yeryüzünü, gökleri yaratmış; evrende mükemmel bir denge var etmiştir. Hayat ilahi programa göre devam eder. Bir tohumun çekirdeğinden filizlenip çıkması, ağaçların çiçek açması ve meyve vermesine varıncaya dek her şey ilahi program çerçevesinde yürür. MESAJ:
Gaybı bilenin ve ilahlık özelliklerine sahip olanın yalnızca Allah olduğuna inanırız.
KELİME DAĞARCIĞI:
Mefâtih: Anahtarlar, açmaya yarayan aletler.
Mübîn: Açık, açıklayıcı, anlaşılır.
13
b بسم الله الرحمن الرحيم
YanıtlaSilHz. MUHAMMED (A.S.)
ve
İSLÂMİYET
MUHAMMED (A.s.)
YanıtlaSilve İSLÂMİYET
M. ASIM KÖKSAL
MISVÄK
NEŞRİYAT ve DAĞITIM
İŞLETMESİ
İSLÂM TARİHİ
YanıtlaSilHz. MUHAMMED (A.S.)
ve
İSLÂMİYET
MEDİNE DEVRİ
10
Yazan:
M. ASIM KÖKSAL
(Diyanet İşleri Başkanlığı Müşavere ve Dinf Eserleri İnceleme Kurulu Âza Muavinliğinden emekli)
MISVÄK
Neşriyat ve Dağıtım
İşletmesi
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSil2. Ma'n b. Atud, b. Uneyn, b. Selaman, b. Süal, 3.
Beni Sinbis b. Muaviye, b. Süal, 4. Beni Ahzem b. Rebia, b. Cervel, b. Süal,
5. Necd b. Ebl Ahzem, b. Rebia, b. Cervel, b. Süal
kabileleridir.
Nebhan b. Sa'd'lerden Gelen Kabileler:
1. Sa'd b. Nebhan,
2. Nåbil b. Nebhan.
kabileleridir. (4).
Tayyi'lerin yurdları, Yemen'de idi.
muşlar, Eca' ve Selmå dağlarını ele geçirmişlerdi. Tayyi'ler, Ezdilerin ardından Hicaz'a gelip Sümeyr ve Feyd'e kon-
Hicaz'da, Şamda, Irak'ta ovaları, dağları dolduran cemaatlar ha line gelmişlerdi (5).
Sümeyr, bir dağ (6), Feyd de, Mekke yolunda bir yerdir. Eca ve Selma dağlarına yakındır.
Feyd lle vådilkurâ arası altı geceliktir (7).
Beni Tayyl' Temsilcileri Medine'ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldiler? Nasıl Müslüman Oldular?
Beni Tayyi' Temsilcilerinin Medine'ye gelişi, Hicretin onuncu yı lında (8), bazı kaynaklara göre ise: Hicretin dokuzuncu yılında idi (9).
Beni Tayyi' Temsilcileri on beş kişi idiler (10).
1. Zeyd'ül'Hayl (11),
2. Vüzer b. Câbir, b. Sedus, b. Asma'un'Nebhâni,
3. Kabisa b. Esved, b. Amir, b. Cerm,
4. Beni Ma'nlerden Målik b. Abdullah, b. Hayberi (12),
5. Kuayn b. Huleyf (Halid), b. Cedile (13),
(4) İbn-i Hazm-Cemhere s. 476
(5) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 326
(6) Yakut-Mücemülbüldan c. 3, s. 257
( 7) Yakut-Mücemülbüldan c, 4, s. 282
Taberi-Tarih e, 3, 5, 166, İbn-i Esir-Kamil c. 2, s. 299, İbn-i Haldun Tarih c ks. 2, 3, 58
10) İbn-1 Sa'd-Tabakat c, 1, 5, 321, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks, 2, 5, 58
(12) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, 5. 321, İbn-1 Fair-Usdülgabe c. 5, s. 418, fon-1 Hacer İsabe c. 3, s. 222
(9) İbn-i Abd'lberr-İstiab c, 2, 5, 559, İbn-i Estr-Üsdülgabe c. 2, s, 301, İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 572
( (11) İbn-i İshak. İbn-i Hisam-Sire c. 4, s. 224, Ibn-i Sa'd-Tabakat c, 1, 8, 321, Taberl Tarih c. 3, s. 166
(13) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 321, İbn-i Hacer-İsabo c 3, s. 240
TAYYİ TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil6. Beni Bevlanlardan bir adam (14),
7. Kays b. Kesefel'üt Tarifi,
8. Kays b. Huleyf'üt Tarifl,
7
de, Temsilciler arasında bulunuyordu (15).
Temsilcilerin Reis ve Seyyidleri Beni Nebhanlardan Zeydül'Hayl b. Mühelhel idi (16).
Temsilciler, Medine'ye geldikleri zaman, Peygamberimiz, Mescidde bulunuyordu.
Temsilciler, Mescidin önünde ve yanında hayvanlarının dizlerini bağladıktan sonra Mescide girdiler.
Peygamberimizin yanına vardılar (17).
Peygamberimiz, onlara bakıp «Ben, size hiç bir yararı bulunmayan Uzza'dan, Lat'tan ve Allahdan başka tapmakta olduğunuz siyah De-ve'den daha hayırlı olanı tavsiye ederim! buyurdu (18).
Zeyd'ül'Hayl «Yâ Resülallah! Ben, Sana dokuz konaklık yerden hayvanımı yorarak geldim.
Gecelerimi uykusuz, gündüzlerimi susuz geçirdim... dedi (19).
Peygamberimiz «Seni, yamaçlardan ve düzlerden buraya kadar getiren, kalbini imana yaklaştıran Allâha hamd olsun!» buyurdu ve Zeyd'in elini avucunun içine alıp «Sen, kimsin? İsmin nedir?» diye sordu.
Zeyd Ben, Zeyd'ül'Hayl'ım. Şehådet ederim ki: Allah'dan başka flåh yoktur. Sen de, O'nun kulu ve Resûlüsündür!» dedi (20).
Peygamberimiz Sen, Zeyd'ül'Hayl değil, Zeyd'ül'Hayr'sın!» bu-yurdu.
Zeyd'in, Zeyd'ül'Hayl diye anılması, atlardan çok iyi anladığı ve onlarla çok uğraştığı içindi (21).
Peygamberimiz, Beni Tayyi' Temsilcilerine İslâmiyeti anlatıp Müs-lüman olmalarını teklif edince, onlar, Müslüman oldular (22).
(14) Ibn-i Sa'd-Tabakat e, 1, s. 321
(15) İbn-i Hacer-İsåbe c, 3, s, 222 (16)
İbn-i İshak, İbn-i Higam-Sire c. 4, s. 224, İbn-i Sa'd-Tabakat c.1, s. 321, Taberi-
Tarih c. 3, s. 166
17) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 321
( (18) Süheyli-Ravdul'ünf c. 7, s. 448
(19) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 3, s. 301 (
20) Süheyll-Ravdul'ünf c. 7, s. 449, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 250, Ahmed Zeyni
Dahlan-Sire c. 2, s. 152
(21) Ibn-1 Esir-Üsdülgabe c. 3, s. 301
Tarih c. 3, s. 166
(22) İbn-i İshak, İbn-1 Hişam-Sire c. 4, s. 224, İbn-i Sa'd-Tabakat c, 1, s, 321, Taberi-
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSilZeyd'ın Üstün Kişiliği ve Kendisine Arazi Verilmesi:
ri yoktur ki, yanıma gelince, onu, hakkında söylenilen faziletin dûnun-Peygamberimiz «Arap adamlarından, bana, fazileti anılan hiç bị. da görmüş olmayayım!
Ancak, Zeyd, bundan müstesnadır. Ondaki her fazilet , bana ulas-
tırılmış değildir. buyurdu ve kendisine Zeyd'ül'Hayr adını taktı. Zeyd'e, Feyd lle birlikte iki arazi verdi. Bu hususta bir de, Ferman yazısı yazdı (23).
Peygamberimizin Temsilciler İçin Yazılar Yazdırması:
Peygamberimiz, Vüzer veya Vezer'den başka Temsilcilerden her birisi için de, kavmlarına yazılar yazdırdı.
kazıttı (24).
Vüzer, buna sinirlenerek Şam'a gitti. Hıristiyanlığa girdi ve başını
Temsilcilere Bahşişler Verilmesi:
Temsilcilerin her birine bahşiş olarak beşer ukıye, Zeyd'e ise, on İki buçuk ukıye gümüş verildi (25).
Zeyd'in Yolda Hastalanıp Vefat Etmesi:
Zeyd'ül'Hayr, kavmının yanına dönmek üzre Peygamberimizin yanından ayrılıp giderken, Peygamberimiz «Zeyd, Medine hummasın-
dan kurtulmasa da, bu, kendisinin aleyhine değildir!» buyurdu. Zeyd, Necd ülkesindeki sulardan bir su başına ulaştığı (26), Fer-de diye anılan yerde bulunduğu sırada (27), hummaya tutuldu ve
orada vefat etti (28).
Zeyd, vefat edince, Kabisa b. Esved, Onun üzerine bir yıl ağıt ağ
lattıktan sonra Ona aid hayvanla eşyaları evine gönderdi.
(23) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 224, İbn-i Sa'd-Tabakat c, 1, 5, 321, Taberi-Tarih c. 3, s. 166, İbn-i Kayyum-Zadülmaad c. 3, s. 39
(24) Süheyli-Ravdulünf c. 7, s. 449
) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 321, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 257 (26 ) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire, c. 4, s. 224, Taberi-Tarih
c. 3, s. 166, Süheyll-Ravdul'ünf c. 7, s. 449. İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 39. Zürkani-Mevahibül-ledünniye Şerhi c. 4, s. 26
(25
(27) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 224, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, 3, 321, Taberf-Tarih c. 3, s. 166, İbn -i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 39 (28)
İbn-i İshak, İbn-i Hisam-Sire c, 4, 5, 224, Taberl-Tarih c. 3, 8, 166, İbn-i Kay yım-Zadülmaad c. 3, a. 39
TAYYİ TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilD
Peygamberimizin, Feyd ve iki arazi hakkındaki Ferman yazısı da, eşya içinde bulunuyordu (29).
Zeyd'in Eşyasını Karısının Ateşe Verip Yakması:
Zeyd'in karısı, Zeyd'in eşyasını görünce (30), İçinde, Peygamberi-mizin Arazi hakkındaki Ferman yazısı da, bulunduğu halde, her şeyi-ni ateşe verip yaktı (31).
Bu, onun cehaletinden, aklının ve dininin kıtlığından ileri gel-
mişti (32).
Zeyd'in Şekl-ü Şemaili:
Zeyd'ül'Hayr, Ebû Mükniť künyesini taşırdı (33).
Şair, Hatip, babayiğit, cömerd (34), güzel yüzlü, güzel ahlaklı, uzun boylu idi.
İri ve uzun bir ata biner, merkebe binmiş gibi, ayakları yerde sü-rünürdü (35).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 35. fıkrasında «Bu sefirler develerile camiye girdiler, ca-miin avlusuna hayvanlarını bağladılar.» (36) diyorsa da, yanlıştır.
Çünki, Tayyi' Temsilcilerinin hayvanlarile ne Mescide girdikleri, ne de, hayvanlarını Mescidin avlusuna bağladıkları vardır.
Kaetani'nin dayandığı kaynakta «Mescidin önünde ve yanında hayvanlarının dizlerini bağladıktan sonra Mescid'e girdiler. Resûlul-
lah Aleyhisselâmın yanına vardılar.» denilmiştir (37).
(20) Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 257, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 153
(30) Ahmed Zeyni Dallan-Sire c. 2, s. 153
İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 224, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 321-322 Taberl-Tarih c. 3, s. 166, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c, 2, s. 237, Ebülfida-Sire c.4, 8.122
(32) Ebülfida-Sire c. 4, s. 122
(33) Süheyll-Radvul'ünf c. 7, s. 448
(34) İbn-i Abdulberr-İstlab c. 2, s. 559, Süheyll-Radvul'ünf c. 7, s. 448, İbn-i Esir-Us-dülgabe c. 2, s. 301
(36) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 71
(35) Süheyll-Radvul'ünf c. 7, s. 449, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, 8. 152
(37) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 321
iste bu labe dar (iyilik ve güzellik şehridir). Bu da Uhud dur, öyle bir dağdır ki o bizi sever biz de onu severiz. (Buhart, Fedailul-Medine, 9)
YanıtlaSilUHUD GAZVESİ: KUMANDANA İTAATİN ÖNEMİ
Müsnkler. Bedir'de ağır bir yenilgi almışlardı. Ertesi yıla kadar yeniden hazırlık yapnuş ve iç hin kişilik bir ordu toplamışlardı. Savunmada kalmayı düşünen Progamberimiz ise istişare sonucuna uymuş ve bin kişilik ordusuyla yola çıkmıştı. Pryepinierimiz tarafından verilen kesin talimata rağmen Ayneyn geçidinin terk ellisest. Mallananların lehine olan savaşın seyrini değiştirmiş ve beklenme-ar sonuca neden olmuştur. Bu gazvede Hz. Hamza'nın da aralarında olduğu nis Mislimansett edilmiştir. Unad Savayı, Hz. Peygamber in savaş öncesin-Det samatinic Setintsezmemesinin ve savaştaki talimatlarına uyulmamasınun Annelarate Stonesmanların yaşadığı bir ibret tablosu olmuştur. Ote gauen Pit Pengunber onlara karya katı kalpli olmak yerine Allah'ın rahmetiyle Паставый Делчооk etrafından dağılıp gitmelerini engellemiştir. Midburnerforatamente tiddlers bo çetin imtihan, onları daha sonraki dermekten kurtaran bir ders olmuştur
988
YanıtlaSilDELAIL 1 HAYRAT SERHI
YÜZ YİRMİ ÜÇÜNCÜ BALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey Vahid Ferd Samed olan şanı büyük nimeti her şeye şamil, ken-disinden başka ilah olmayan Allah...
Muhammed'e ve Muhanımed'in âline salât eyle: Güneş doğ. dukça, beş vakit namaz kılındıkça, şimşek çaktıkça, sık veya ince in. ce yağmurlar yağdıkça RAAD zatını lesbih ettikçe..
RAAD ALEYHİSSELAM
Bu cümlede geçen RAAD meleklerin resullerindendir; bulutlara müekkeldir. Bulutları, emrolundukları yerlere sevk eder. Bulutlardan çıkan seda, o meleğin, bulutlara zecri ile emrettiğinin sesidir.
Bir rivayet:
Gök gürlediği zaman bir kimse:
Raad, Allah'a hamdle tesbih eder. Melekler de onun korkusun-dan tesbih ederler. O, yıldırımlar gönderip onunla kimi dilerse çar-par. Halbuki onlar, Allah hakkında mücadele edip duruyorlar. O. kud-ret ve azabında çetindir. (13/13) (1)
Meâline gelen âyet kerimeyi okursa.. yıldırım isabetinden ko-runur. (Ama Arapça aslında olduğu gibi.) Buna göre, cümlenin ma-nası şudur:
Raad aleyhisselâm tesbih ettikçe, Seyyid'ül-enbiya vel-mürselin Habib-i Rabb'll-Alemin kıyamet günü günahkârların şefaatçısı Resu-lüllah S.A. efendimiz üzerine üstün salât, güzel selâm inzal ederek, mübarek şanlarını mübeccel ve mufaddal eyle Allahım.
YÜZ YİRMİ DÖRDÜNCÜ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ya Allah, şanı büyük nimeti her şeye şamil.
Muhammed'e ve Muhammed'in âline..
Kendisine tabi olan ümmetine..
Salât eyle: Yer, semalar ve bu ikisinin arasında dolu şeyler ve bundan sonra, dilediğin şeylerin dolusunca..
Böylece, Resulüllah S.A. efendimizin yüce şanını yükseltip fazi-letli kıl.
Devam edelim:
Allahım.
Ey ülühiyet ve rübublyetinde münferid, vahdaniyet ve samedani-yetinde müteferrid Hayy Kayyum celâl ve ikram sahibi, şanı yüce za-tı mukaddes Allahım. Resulüllah S.A. efendimiz:
(1) Bu âyetin Arapça okunuşu şöyle dlabilir:
Ve yüscbbih'ür-ra'dü bihamdihi vel-meläiketü min hifetihi ve yürsilüs-savaıke feyusibü biha men yeşaü min madihi ve yücadilune fillahi ve hüve-şedid'ül-mihal.>
KARA DAVUD
YanıtlaSilRisalet yükünü ahhga
980
au cumlenin daha açık gerhli mannat sudur: Habib-i Ekrem'in NBNY tham'm Real Agamin olan Hazret-i Muhammed'i BA batan sanlara Nebi ve Resul olarak gönderdin. O dabi, yüce emrine imtisal ederek, memur olduğu islerde istikamet sahibi olarak teblig ainde risaletin yükund ve agirginitamaya devam etti Halkı cehaletten kurtardığı, küfür ve dalålet ehli ile müca
hede ettiği Yant Halkı cehalletten kurtarıp iraad eylediği, kafirler, müna oklar, fuccar ve matlaşanlar
La lahe illallah. (Alah'tan başka ilah yoktur.)
Deyinceye kadar, onlarla kıtal ve cihad etti.
Tevhidine davet ettiği..
Yani: Cümle Insanları ve cinni senin bu yüce kellmene davet ve irsad ettiği
Kullarının İrşadında şiddetlere dayandığı için...
Demek olur ki:
Ey Alemlerin ilahı, kularını tevhide, doğru yola irjad ve teb lig işinde sıkıntılara bilhassa, Kureyş kafirlerinin küfür ve hasetle rinden dolayı kendisine isabet eden cefa ve zahmetlere sabır ve taham mül ettiği için..
Devam edelim:
Allahım, ona dilediğini ver.
Bu cumlenin daha açık şerhli manası şudur:
Ya Allah, sanı büyük, nimeti her şeye şamil, kibriyası yüce, kendisinden başka ilah olmayan..
Sırf kerem ve lütfunla Resul'üs-sakaleyn, Neblyy'll-Haremeyn Imam-ül-kıbleteyn Seyyid'ül-kevneyn Resulüllah S.A. efendimizi: Ri-salet meşakkatine tahammül ettiğinden, halkı cehaletten kurtardı ğından, küfür ve dalålet ehli ile kıtal ve cihad ettiğinden, halkı zatının tevhidine irşad ettiğinden, kulların ve tebliğin zahmet ve şiddetlerine tahammül ve sabrettiğinden ötürü, kendisine mükafat olarak fazl ve ihsanınla kerem eyle; zatından dilediğini ver.
Onu emeline ulaştır. Ona fazilet ve VESİLE yüksek derece ver. Daha önce de anlatıldığı gibi: VESILE, cennet derecelerinin en yüksek makamıdır.
Onu, kendisine vaad ettiğin ΜΑΚΑΜ-Ι ΜΛΗMUD'a çıkar.
Daha önce de anlatıldığı gibi, MAKAM-1 MAHMUD, öbür ålemde Resulüllah S.A. efendimize verilecek büyük şefaat makamıdır. Allah-ü Taâlâ, bunu Resulüllah S.A. efendimize şu Ayet-i kerime lle vand etti:
«Ümid edebilirsin; Rabbın seni MAKAM-I MAHMUD'a gönde-recektir.» (17/79)
Çünkü sen, vaadden dönmezsin.
Devam edelim:
Allahım.
KARA DAVUD
YanıtlaSilRisalet yükünü aldığı.
989
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur: Habib-i Ekrem'in Nebiyy-i Efham'ın Resul-ü Azam'ın olan Hazret-i Muhammed'i S.A. bütün insanlara Nebi ve Resul olarak gönderdin. O dahi, yüce emrine imtisal ederek, memur olduğu işlerde istikamet sahibi olarak tebliğ işinde risaletin yükünü ve ağırlığını taşımaya devam etti.
Halkı cehaletten kurtardığı, küfür ve dalâlet ehli ile müca-hede ettiği.
Yani: Halkı cehalletten kurtarıp irşad eylediği; kâfirler, müna-fıklar, füccar ve inatlaşanlar:
Lâ ilahe illallah. (Alah'tan başka ilah yoktur.)
Deyinceye kadar, onlarla kıtal ve cihad etti.
Tevhidine davet ettiği..
Yani: Cümle insanları ve cinni senin bu yüce kelimene davet ve irşad ettiği.
Kullarının irşadında şiddetlere dayandığı için..
Demek olur ki:
- Ey álemlerin ilâhı, kularını tevhide, doğru yola irşad ve teb-liğ işinde sıkıntılara.. bilhassa, Kureyş kafirlerinin küfür ve hasetle-rinden dolayı kendisine isabet eden cefa ve zahmetlere sabır ve taham-mül ettiği için..
Devam edelim:
Allahım, ona dilediğini ver.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Ya Allah, şanı büyük, nimeti her şeye şamil, kibriyası yüceе, kendisinden başka ilâh olmayan..
Sırf kerem ve lütfunla Resul'üs-sakaleyn, Nebiyy'il-Haremeyn İmam-ül-kıbleteyn Seyyid'ül-kevneyn Resulüllah S.A. efendimizi: Rı-salet meşakkatine tahammül ettiğinden, halkı cehaletten kurtardı-ğından, küfür ve dalâlet ehli ile kıtal ve cihad ettiğinden, halkı zatının tevhidine irşad ettiğinden, kulların ve tebliğin zahmet ve şiddetlerine tahammül ve sabrettiğinden ötürü, kendisine mükâfat olarak fazl ve ihsanınla kerem eyle; zatından dilediğini ver.
Onu emeline ulaştır. Ona fazilet ve VESİLE yüksek derece ver.
Daha önce de anlatıldığı gibi: VESİLE, cennet derecelerinin en yüksek makamıdır.
Onu, kendisine vaad ettiğin MAKAM-I MAHMUD'a çıkar.
Daha önce de anlatıldığı gibi, MAKAM-I MAHMUD, öbür âlemde Resulüllah S.A. efendimize verilecek büyük şefaat makamıdır. Allah-ü Taâlâ, bunu Resulüllah S.A. efendimize şu âyet-i kerime ile vaad etti:
«Ümid edebilirsin; Rabbın seni MAKAM-I MAHMUD'a gönde-
recektir.» (17/79)
Çünkü sen, vaadden dönmezsin.
vam edelim:
Allahım.
900
YanıtlaSilDELAIL 1 HAYRAT ŞERHİ
Ey hacetleri bitiren, dualara icabet eden, vacib'ül-vücud hayrı ve cömertliği bol, şanı büyük, kendisinden başka ilah olmayan nimeti her
şeye şamil Allahum. Bizi, onun şeriatına tabi olanlardan eyle.
Yant: Sözde, itikadda, amelde Resulüllah S.A. efendimizin påk şe riatına, ustün yoluna sülük edip uyanı olarak gereği ile amel edenler-den eyle.
Keza, onun sevgisi ile sıfatlananlardan.
kil. Yani: Zahir, batın hallerde onun sevgisine bağlanıp kalanlardan
Onun hidayeti ile hidayet bulanlardan, onun yolunca giden-lerden eyle.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimizin siret-i celilesi, ahval-i cemilesi, tarikat-1 aliyyesi, ef'al-i hasenesi, hısal-ı müstahsanesi, ahlâk-ı keri mesi ile hidayete ermişlerden eyle.
Bizi, onun sünneti üzerine öldür.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Ömrümüz tamam olduğu, ecelimiz geldiği zaman; o keremli Habib'in, muhterem Resulünün üstün âdetleri ve påk påk milleti olan İs-lâm dini üzerine bizi öldür. Ki bu: Büyük saadet ve büyük kurtuluş-tur.
Bizleri, onun şefaatina erme faziletinden mahrum etme. Bizi, onun GURR'IL-MUHACCELİN tabileri, önde giden yakınları, AS-HAB-I YEMİN zümresi ile haşreyle.
Ey merhametliler merhametlisi.
Bu cümlede geçen:
GURR'İL-MUHACCELİN.
Tabiri ile, Resulüllah S.A. efendimizin şu vasıflı ümmeti anlatılır: Abdest aldıktan ötürü; yüzleri, kolları, ayakları pek nurlu parlak.
ASHAB-I YEMİN.
Ise, Kur'an-ı Kerim'in Vakıa suresinde şöyle anlatılır:
- «Asahb-1 yemine gelince, ashab-ı yemin nekadar iyidir. Diken-siz kiraz, meyveleri tıklım tıklım muz ağaçları, yayılmış gölgeler, dai-ma akan sular, hiç kesilip bitmeyen, yasak edilmeyen nice meyveler arasında yüksek sergilerdedirler.
Gerçekten biz, onları yepyeni bir yaratılışla yarattık. Bakire kız-lardır; zevclerine de sevgi ile düşkün.. Onları hep bir yaşıt yaptık. Bunların hepsi ashab-ı yemin için.» (56/27-38)
Bu duruma göre, salavat-ı şerifedeki mana şu olur:
Bizleri, bu âyet-i kerimelerle anlatılan zümre içinde haşreyle.
Bir başka manaya göre de, şu demeğe gelir:
Bizleri, kitapları sağ ellerine verilen zümre ile dirilt.
Şu manalara da gelir:
Arşın sağ tarafında olanlarla haşreyle.
KARA DAVUD
YanıtlaSil991
إلى وَحْدَكَ وَقَاسَى الشَّقَائِدَ فِي ارْشَاءِ عَبَيْدِكَ فَاعَمِلُهُ اللَّهُمَّ سُؤْلَهُ وَبَلِغْهُ مَا مُولَهُ وَان الوسيلَةَ وَالفَضْلَةَ وَالدَّرَجَةَ الرَّفِيعَةَ وَالعَهُ المقام الحمدَ الَّذِي وَعَدْتَهُ إِنَّكَ لَا تُخْلِفُ المَعَادَ اللهُمَّ وَاجْعَلْنَا مِنَ الْمُتَّعِينَ لِلشَّرِيعَتِهِ الْمُتَّصِفِينَ جَدُ الْمُنْدِينَ بِهَدِيهِ وَسَيَرَتِهِ وَتَوَفَّنَا عَلَى هُ ، وَلَا تَخِرْمْنَا فَضْلَ شَفَاعَتِهِ وَاجْنَا في اتباعة الغر المحجلينَ وَاشْيَاعِهِ السَّابِقِينَ وانهَا بِالْيَمِينَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ الفَصل علَى مَا كَكَ وَالْمُقَرَّبِينَ وَعَلَى انْبِيَائِكَ وَالْمُسْلِينَ وَعَلى هَل طَاعَتِكَ أَجْمَعِينَ وَاجْعَلْنَا بِالصَّلَو عَلَيْهِمْ مِنَ الْمَرَّحُومِينَ ١٢٠ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى حَمدِ المبعوث مِن تِهَامَةَ وَالْأَمْرِ بِالْمَعْرُوفِ وَالإِسْقَا
ila tevhidike ve kasa'ş şedaide fiiryadi abidike fea'tuhillahümme sü'lehu ve belliğhü me'mulehu ve atihil-vesilete vel- fazilete ved derecet'er-refiate veb-ashül-Makam'el-Mahmudellezi vaadte hu inneke lå tuhlifül-miade.
Allahümme vec'alna minel-müt
tabiine lişerriatihil-muttasıfine bima habbetihil-mühtedine bihedyihi ve sire-tihi ve teveffena alá sünnetihi ve lá tahrimna fazle şefaatihi vahşürna fi-etbaihil-gurr'il-muhacceline ve his-sabikune ve ashabil-yemini ya er-hamer-rahimine. eşyai
Allahümme salli alâ meläiketike vel-mukarrebine ve alå enbiyaike vel-mürseline ve alâ ehli taatike ecmaine vec'alna bis-salâti aleyhim minel-merhumine.
125. Allahümme salli alâ Mu-hammedin'il-meb'usi min Tihamete vel-âmiri bil-ma'rufi vel-istekameti
Allahım, ona dilediğini ver; onu emeline ulaştır.
Ona fazilet, vesile, yüksek derece ver; kendisine vaad ettiğin Makam-ı Mah-mud'a çıkar. Çünkü sen, vaadden dönmezsin.
Allahım, bizi onun şeriatına tabi olanlardan eyle. Onun sevgisi ile, muttasıf olanlardan eyle. Onun hidayeti ile hidayet bulanlardan, onun yolunca gidenlerden eyle.
Bizi, onun sünneti üzerine öldür. Bizleri, onun şefaatına erme faziletinden mahrum etme. Bizi, onun gurr-i muhaccelin tabileri, önde giden yakınları, ashab-ı yemin zünıresi ile haşreyle ey merhametliler merhametlisi..
Allahım, meleklerine ve mukarreblere salât eyle. Keza nebilerine ve resul-lere, sana taat edenlerin tümüne..
Onlara okuduğumuz bu salâvat sebebi ile bizleri rahmete nail olanlardan eyle. 125. Allahım, salât eyle: Tehame'den peygamber çıkarılan Muhammed'e... Ki o: İyiliği ve istikamete emreder.
*
(Devamı: 993. Sayfada)
HADIS
YanıtlaSilOgreten, ögrenen, dinleyen ya da ilmi seven/destekleyen ol:Beşincisi olma helak olursun. (Dorimi, Mukaddime, 26)
EBÛ DÂVÛD ES-SİCİSTANÎ
Kütüb-i Sitte'den biri olan es-Sünen'in müellifi Ebû Dâvûd, Sicistan'da doğ-du ve tahsiline orada başladı. Hadis bilgisini artırmak maksadıyla Bağdat'a, Basra'ya gitti. Buhârî ve Müslim'in de hocası olan birçok âlimden istifade etti. Bağdat'ta t'ta Ahmed b. Hanbel'in ilim meclislerinde uzunca bir süre fıkıh ve usûl-i fıkıh konularını öğrendi. Birçok hadis âliminin belirttiği gibi Ebû Dâvûd hadislerin zayıfını sağlamından ayırma, rivayetlerdeki ince kusurları tanıma ve hadis râvilerini tenkit etme hususlarında tanınmış bir âlimdir. Hayatı boyunca yazdığı 500.000 hadis arasından bu özelliklere sahip 4800 rivayeti seçerek es-Sünen'e almıştır. Bu eseri tasnif ettikten sonra İslam dünyasında şöhreti artan Ebû Dâvûd, hadis ilmindeki otoritesi yanında fıkıh bilgisiyle de dikkati çekmiştir. Sahihinden zayıfına kadar İslam hukukuyla ilgili 4800 hadisi topladığı, bunlardan ileri derecede zayıf olanları belirtmeye özen gösterdiği bir eser olan es-Sünen İslam dünyasında büyük rağbet görmüştür.
The kive nin
YanıtlaSilYUZ
Modern Türkiye'nin
YÜZ
DÜŞÜNÜRÜ
LYUP BEYHAN
Oomach Imparatorluğundan Cumhuriyet dönemine geçiş sürecinde aydınlar, tarihin kubua noktalarında önemli roller üstlendiler Osmanlı'da aydınlar genellikle devletin Mimetinde olan, eğitimli ve entelektüel bireylerdi. Ancak 19. yüzyılın ikinci yarısında aydın lar arasinda Bath etkisi ve milliyetçilik akımlarının güçlenmesiyle birlikte, toplumsal değişim ve asosdernleşme talepleri artmaya başlah. Imparatorluğun çöküş döneminde aydınlar, modernleune ve form ihtiyacı konusunda fikir birliği sağlamaya çalışırken, bazıları da Banya ovenerek Osmanh toplumunu eleştirdiler ve değişim çağrısında bulundular. Bazı arshalar be yenileşmeyi savunurken Batı medeniyetine karşı Osmanlı'nın savunduğu büyük medeniyetin değerlerine bağlı kalarak değişim ve yenileşmenin gerçekleşmesini savun muslanhe. Bu site, avdınlarım toplumun sosyal ve siyasi yapısını yeniden şekillendirme cabalarını da beraberinde getirdi.
Cumhuriyet döneminde ise aydınlar modern Türkiye'nin kurulmasında önemli rol avaashlac Cumhuriyetin temel değerleri başta olmak üzere çağdaşlık, eğitim ve bilim gibi ilkelerm yayılmaunda aydınların etkisi büyük oldu. Aydınlar, toplumun eğitim seviyesini yükseltmek, bilimsel ve teknolojik ilerlemeyi desteklemek ve demokratik değerleri yaymak konusunda önemli gayretler sarf ettiler. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde aydınlar, tophmon değişim ve dönüşümünde önemli aktörler olarak karşımıza çıkmaktadır. İdealleri ve fikirleriyle topluma yön veren aydınlar, Türkiye'nin sosyal, kültürel ve siyasi gelişiminde beluleyici bir tol oynamışlarıdır
Cumhuriyetin 100 yıhna orel olarak, Türk düşünce tarihine damga vuran 100 önemli döşünür üzerine ever ortaya koymak, bu isimlere bir vefa göstergesidir. Bu düşünürler, fikirleri ve katkılarıyla Türkiye'nin siyasal, sosyal, iktisadi, kültürel, edebi ve bilimsel gelişimine önemli ölçude katkıda bulundular. Onların eserleri ve düşünceleri, sadece Turki veide değil ayu samanda uluslararası alanda da etkisini gösterdi. Birbirinden kıymetli bu düşünürlerin her biri kendi kitlesi üzerinde önemli olmakla birlikte, günümüze bıraktığı düşüncelert, hangt siyasal düşünceden olursa olsun toplum nezdinde bir karşılığı vardır. Sıradan günluk siyasal meşgalenin ötesinde yapılan analizler, onları kıymetli kılar. Düşünce leriyle Türkiye siyasi alanından, edebiyat akımlarına, iktisadi yansımalardan kültürel gelişmelere kadar suyun başında duran bu düşünürler, 100. yılında Cumhuriyet'in önemli saç ayaklarını oluşturdular.
VO
YanıtlaSilModern Türkiye'nin
YÜZ DÜŞÜNÜRÜ
Modern Türkiye'nin
YÜZ DÜŞÜNÜRÜ
EYÜP BEYHAN
Osmanlı İmparatorluğu'ndan Cumhuriyet dönemine geçiş sürecinde aydınlar, tarihin kırılma noktalarında önemli roller üstlendiler. Osmanlı'da aydınlar genellikle devletin hizmetinde olan, eğitimli ve entelektüel bireylerdi. Ancak 19. yüzyılın ikinci yarısında aydın-lar arasında Batı etkisi ve milliyetçilik akımlarının güçlenmesiyle birlikte, toplumsal değişim ve modernleşme talepleri artmaya başladı. İmparatorluğun çöküş döneminde aydınlar, modernleşme ve reform ihtiyacı konusunda fikir birliği sağlamaya çalışırken, bazıları da Batı'ya özenerek Osmanlı toplumunu eleştirdiler ve değişim çağrısında bulundular. Bazı aydınlar ise yenileşmeyi savunurken Batı medeniyetine karşı Osmanlı'nın savunduğu büyük medeniyetin değerlerine bağlı kalarak değişim ve yenileşmenin gerçekleşmesini savun-muşlardır. Bu süreç, aydınların toplumun sosyal ve siyasi yapısını yeniden şekillendirme çabalarını da beraberinde getirdi.
Cumhuriyet döneminde ise aydınlar modern Türkiye'nin kurulmasında önemli rol oynadılar. Cumhuriyetin temel değerleri başta olmak üzere çağdaşlık, eğitim ve bilim gibi ilkelerin yayılmasında aydınların etkisi büyük oldu. Aydınlar, toplumun eğitim seviyesini yükseltmek, bilimsel ve teknolojik ilerlemeyi desteklemek ve demokratik değerleri yaymak konusunda önemli gayretler sarf ettiler. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde aydınlar, toplumun değişim ve dönüşümünde önemli aktörler olarak karşımıza çıkmaktadır. İdealleri ve fikirleriyle topluma yön veren aydınlar, Türkiye'nin sosyal, kültürel ve siyasi gelişiminde belirleyici bir rol oynamışlardır.
Cumhuriyetin 100. yılına özel olarak, Türk düşünce tarihine damga vuran 100 önemli düşünür üzerine eser ortaya koymak, bu isimlere bir vefa göstergesidir. Bu düşünürler, fikirleri ve katkılarıyla Türkiye'nin siyasal, sosyal, iktisadi, kültürel, edebi ve bilimsel gelişimine önemli ölçüde katkıda bulundular. Onların eserleri ve düşünceleri, sadece Türki-ye'de değil aynı zamanda uluslararası alanda da etkisini gösterdi. Birbirinden kıymetli bu düşünürlerin her biri kendi kitlesi üzerinde önemli olmakla birlikte, günümüze bıraktığı düşünceleri, hangi siyasal düşünceden olursa olsun toplum nezdinde bir karşılığı vardır. Sıradan günlük siyasal meşgalenin ötesinde yapılan analizler, onları kıymetli kılar. Düşünce-leriyle Türkiye siyasi alanından, edebiyat akımlarına, iktisadi yansımalardan kültürel gelişmelere kadar suyun başında duran bu düşünürler, 100. yılında Cumhuriyet'in önemli saç ayaklarını oluşturdular.
VNA
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSI
YanıtlaSilŞüphesiz 6000 sayfa civarındaki Risale-i Nurları hakkıyla tasnif ederek bah. çok aşmaktadır. Bu yüzden Bediüzzaman'ın ve Risale-i Nurun yazılmasındaki te-settiği konuları ve açılımları okura aktarmak buradaki makalenin boyutunu çok mel amaçlarından bahsederek konuyu Risale-i Nur Külliyatındaki eserlerin adla Yeni Said döneminde yazılmış olanların daha çok ağırlıkta olduğu Risale-i Nur ri ve telif tarihlerini belirterek bitiriyoruz. Aşağıda sıraladığımız eserler genellikle Külliyatı adı altında yayınlanmaktadır.
Eserin Adı Telif Tarihi / İlk Baskı Tarihi
Divan-1 Harb-i Örfi (1909/1911)
Hutbe-i Şamiye (1911/1911 Ar.)
Devåü'l-Ye's (1911/1911)
Münazarat (1911/1911)
Muhakemåt (1911/1911)
Reçetetü'l-Avâm (1911/1912 Ar.)
Reçetetü'l-Havass (Saykalü'l-İslâm) (1911/1912 Ar.)
Nutuk-1 (1908-1909/1912)
Teşhisü'l-İllet (1911/1912)
İşărâtü'l-İ'câz fî Mazanni'l-Îcâz (1914-1916/1918)
Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (1919/1919)
Noktatun min Nuri Marifetillah (Nokta) (1919/1919)
Hakikat Çekirdekleri-1 Seçme Vecizeler (1920/1920)
Sünûhat (1920/1920)
Hutuvât-ı Site (1920/1920)
Hakikat Çekirdekleri-2 (1921/1921)
Kızıl İcaz (1899/1921)
Lemeât (1921/1921)
Şuaat (1921/1921)
Rümüz (1921/1921)
Tulûat (1921/1921)
İşârât (1921/1921)
Katre (1922/1922 Ar.)
Zeylü'l-Katre (1922/1922 Ar.)
Habbe (1922/1922 Ar.)
Zeylü'l-Habbe (1922/1922 Ar.)
Zerre (1922/1922 Ar.)
502
MODERN TURKİYE'NİN YÜZ DÜŞÜNURO
YanıtlaSilSemme (1922/1922 Ar.)
Zeyl (1922/1922 Ar.)
Zuhre (1923/1923 Ar.)
Zahre'nin Zeyli (1923/1923 Аг.)
Hubab (1923/1923 Ar.)
Zeylü'l-Hubab (1923/1923 Ar.)
Lemeat, Tuluat, Sünûhat, Nokta, Kızıl l'câz, Rumuz, İşârât, Hutuvat-1 Site, kaleme almıştır. Adı geçen eserlerle birlikte Münâzarat, İki Mekteb-i Musibetin Sehadetnamesi, Nutuklar. Makaleler ve Muhakemat adlı eserler de Eski Said'in Hakikat Çekirdekleri-1 ve 2 adlı eserler, Bediüzzaman Darü'l-Hikmet'te iken eserleri olarak Osmanlıca yazılmış olan Asar-1 Bedliyye adlı mecmuada toplan-miştir. Sonradan bu eserler Latin harfleriyle İçtima-i Dersler, İçtimai Reçeteler gibi adlarla yayınlanmıştır.
Ayrıca 1899-1906 yılları arasında yukarıda adı geçen "Kızıl İ'caz" adlı Arap-ça kitabının yanında, yine Arapça bir mantık kitabı olan "Tälikat" adlı eser ile matematik ve fizyonomi ile ilgili iki kitap daha telif ettiği, ancak bu son iki ki-tabın bir yangın sırasında yandığı şeklinde söylentilere olsada bu iki kitapta ya-yınlanmıştır. Risale-i Nurları Arapça'ya çeviren değerli ilim adamı İhsan Kasım Salihi'nin "Saykalü'l-İslâm" adı ile neşrettiği bir mecmuada, "Tälikat" isimli eser de neşredilmiş sonrasında da Türkçeye çevrilerek farklı yayınevlerince yayınlan-mıştır. Kızıl İcazda Prof.Dr Niyazi Beki ve Prof.Dr Ahmet Akgündüz gibi isimler tarafindan tercüme edilerek farklı yayınevlerince yayınlanmıştır.
Yeni Said dönemi eserleri 1926'dan 1949'a kadar yaklaşık yirmi iki-yirmi üç yılık bir zaman zarfında peyderpey yazıldığı gibi, peyderpey de neşredildi. Bu sebeple eserlerin ilk baskı yerlerini veremiyoruz. Ulaşabildiğimiz kadarıyla telif tarihlerini vermekle yetineceğiz.
Eserin Adı Telif Tarihi
et-Tefekkürü'l İmaniyyu'r-Refi'e (1918-1930) (29. Lema ile büyük oranda aynı olduğu söylenir)
Nur'un İlk Kapısı (1925)
Sözler (1926-1930)
Mektubat (1929-1934)
Barla Lahikası (1926-1935)
Lem'alar (1932-1936)
Şualar (1936-1949)
Kastamonu Lahikası (1936-1943)
Emirdağ Lahikası-I (1944-1947)
BEDIUZZAMAN SAID NURSI
YanıtlaSilEmirdağ Lahikase-II (1949-1960)
Nur Aleminin Bir Anahtarı (1953)
riye adıyla yayınlanmıştır.) Eitan Farkhyayevlerinin Risale-i Nur Külliyatı içinde yayınladig bo ser Mesnevi Nariye (Eski said dönemine ait Arapça eserlerin topland Bediüzzaman in kardeşi Abdülmecid Nursi'nin yaptığı tercümesi bulmaktad kattam tercümesi Abdulkadir BADILLI tarafından yapılıp yine Mesnev腸
Talsumlar Mecmuası (Yukarıda sıraladığımız eserlerde yayınlanan bahis havi olup Tenv neşriyatin baskısında Maidetül Kuran risaleside derc edilmiga
içinden alman metinlerle oluşturulmuş. Asayı Musa, Zülfikar, Iman ve Kili Muvataneleri, Müdafaalar, Sikke-i Tasidk-i Gaybi, Hizmet rehberi gibi eserlert Ayrica Risale-i Nur Külliyatını basan yayınevleri yukarıda yer alan eserlerin daha belirtmemiz gerekirse yukarıda sıraladığımız kitapların içinde yer alan me de basmaktadırlar. Bediüzzaman'ın isimlendirdiği tinlere havi eserlerdir. ve tasnif ettiği bu eserler bir
Yine üstadın Arapça yazdığı İşaratül İcaz Turkçeye Bediüzzaman'ın kardeşi Abdülmecid Nursi tarafından tercüme edilmiş ve Bediüzzaman'ın onayında geçtiği için Risale-i Nur Külliyatını basan yayınevleri bu tercümeyi tercih etmiş tır. Fakat bu tercümenin dışında bir çok farklı isimde İşaratül İcaz'ı tercüme edip basmışlardır.
Son olarak bu meyanda Bediüzzaman'ın bir arzusu olan Risale-i Nurların Di yanet İşleri başkanlığı tarafından basılması gerçekleştirilmiş olup Diyanet Valch yayınları tarafından Sözler, Mektubat, Mesnevi-i Nuriye, Asayı Musa ve İşaratil Icat gibi eserleri de yayınlanmıştır.
Risale-i Nur Külliyatında yer alan eserlerin dünyada yaklaşık 60 civarında dile çevrildiği ve basıldığı söylenmektedir.
Risale-i Nurdan Seçme Metinler
Üçüncü Mesele
Gençlik Rehberi'nde izahı bulunan ibretli bir hadisenin hülåsası şudur:
Bir zaman, Eskişehir Hapishanesinin penceresinde bir Cumhuriyet Bayra mi'nda oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raks ediyorlardı.
Birden manevi bir sinema ile elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Ve gördüm ki o elli altmış kızlardan ve talebelerden kırk ellisi kabirde toprak oluyor
39 bmps://morularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyatinin-telif tarihleri-hakkinda-kronolojik bilgi verir misina 40bmp://www.kong//4075-risale+-nur-sirpcaya-tercume-edilmeye baslandı, Linke ulaşma turibi
504
BEDİÜZZAMAN SAID NURSI
YanıtlaSilyoğun bir şekilde çalışmalara başladı. Özellikle Doğu bölgelerinde bu fikirde Said Nursi, özgürluk düşüncesi ve meşrutiyet yönetiminin kabul edilmes sistemlerinin faydaları hakkında konuşmalar yapmaya ve İttihad Muhammed Cemiyeti'nin bir üyesi olduğu Volkan gibi gazetelerde yazılar yazmaya başladı henüz yaygın olmadığını düşünerek İstanbul'da özgürlük ve katılımcı yönetim Bu yazılarda toplumun birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğunu ve merkeziyet lik fikrinin bu birliği bozacağını savundu,
e'ye, oradan da h Ancak Otuzbir Mart Vakası ile ilişkilendirilerek 1 Mayıs 1909'da tutukland sonucu beraat etti. Bu olayın ardından İnebolu üzerinden Rize ye Ancak kısa bir süre sonra "Divan-1 Harb-i Örfi" adıyla yayımladığı savunmay tum ve Tiflis'e geçti. 1910 yılının başlarında Van'a ulaştı. Van'da, Kürt aşiretlerini ziyaret ederek onlara meşrutiyet, özgürlük, hükümetin keyfi yönetimi, danyma ve istişare gibi kavramların yanı sıra o dönemin Islami meseleleri hakkında ay dınlatıcı bilgiler vermeye çalıştı.
sorgulayan ve araştıran bireyler yetiştirmektir. Bu bağlamda eğitim, sorulara ikna edici cevaplar bulma sürecini içermelidir. Nursi'ye göre, aklı aydınlatan fen bi min amacı, bilinçli, farkındalığı yüksek, limleri ve kalbi ışıklandıran dini ilimler, birleşerek hakikati ortaya çıkarır. Dola yısıyla din eğitimi, fen bilimleriyle bir arada verilmeli ve aynı zamanda uzmanlar Bediüzzaman Said Nursi'ye göre eğitimin am tarafından dini tedrisat olarak sunulmalıdır.
reddetmiş ve kendi özgün eğitim modelini sunmuştur. Bu model, eğitim príko Said Nursi, son iki asrın insan fitratına aykırı dayatmacı eğitim modellerin lojisinin ilkeleri doğrultusunda değerlendirilebilir:
1. Nursi, dini ve akademik eğitimi iman merkezli bir bakış açısıyla birleyştir. miş ve özgürlükçü bir yaklaşımı benimsemiştir.
2. Eğitimde duygusal ve entelektüel zeka kullanımını teşvik etmiş, öğrenci lerin farklılıklarına saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
3. Eğitimde sorgulama, adalet, ve şefkat gibi değerleri ön plana çıkarmıştır.
4. Eğitimin amacının, niçin yaşadığını bilen ve bu doğrultuda şekillenen in sanları yetiştirmek olduğunu savunmuş ve kendi yaşam biçimiyle bu ide ali göstermiştir.
Bediüzzaman Said Nursi'nin eğitim anlayışı, hem dini hem de akademik bil-gilerin bütünleştirildiği, özgürlüğü ve farklılıkları kabul eden, adalet ve şefkat te melinde bir eğitim modelini yansıtmaktadır.
Bediüzzaman Said Nursi, Medresetü'z-Zehra aracılığıyla medrese, mektep ve tekke mensupları arasındaki fikir ayrılıklarının ve mezhep farklılıklarının sona
44 Bediüzzaman Said Nursi, Åsår-ı Bediyye, İstanbul: Envar Neşriyat, s. 453.
45 Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, s. 1920-1928.
512
MODERN TÜRKİYE'NİN YÜZ DÜŞÜNÜRÜ
YanıtlaSilHet zaman müzakere/müşavere/muhakeme alışverişine açık olmalıyız. Tevhidi gerekçeyle kendi yorumunu mutlaklaştırmamalı, bir başkasına dayatmamalı. leştirilmiş bir toplum oluşturmak demek değildir. e ümmeti seçmek demek, bir örnekleştirilmiş, basmakalıplaştırılmış, homojen
AGD: Son olarak, sizin gençlere bir çağrınız vardır, isterseniz bu röportajı bu çağ-uzla bitirelim.
Atasoy Müftüoğlu: BİZE GELMEYİN KENDİNİZE GELİN!
Düşünmeye, kendiniz olmaya, içerik üretmeye cesaret edin.7
Atasoy Müftüoğlu'nun Eserleri
1. Firak (1978): Bireyin ayrılık ve ayrılık anlamındaki zorlukları ele alan bir eser.
2. Vakti Kuşanmak (1982): İnsanın zamanı etkin bir şekilde kullanması ve kendini geliştirmesi üzerine bir çalışma.
3. Furkan Günleri (1985): Kur'an'ın ayetlerinin ışığında insanın yaşamı ve bu ayetlerin insan üzerindeki etkileri üzerinde odaklanan bir eser.
4. Tevhidi Gerçekliğin Işığında (1986): İslam'ın tevhid anlayışının önemini vurgulayan bir yapıt.
5. Rahmanın Ayetleri Karşısında (1988): Rahman sıfatının Kur'an ayetle-riyle ilişkisini açıklayan bir eser.
6. Vahyin Kılavuzluğu Altında (1988): İnsanın hayatını doğru bir şekilde yönlendirebilmesi için vahyin önemi üzerinde durulan bir çalışma.
7. Bunca Tuğyan, Bunca İssızlık (1989): İnsanın içinde bulunduğu tuğyan (isyan) durumu ve bu isyanın getirdiği yalnızlık üzerine düşüncelerin su-nulduğu bir eser.
8. Söyleşiler (1989): Müftüoğlu'nun çeşitli konularda gerçekleştirdiği söyle-şilerin derlendiği bir kitap.
9. Göklerin ve Yerin Dili (1990): Doğanın dilini ve doğadaki işaretleri anla-yarak Allah'ın varlığını algılayabilmenin önemine odaklanan bir eser.
10. Yeni Bir Tarih Şafağı (1992): Tarih anlayışında dönüşüm ile ilgili bir çalışma.
11. Bilinç Işıklarını Yakmak (1994): İnsanın bilincini, farkındalığını geliştire-bilmesi için nasıl bir çaba göstermesi gerektiği üzerinde durulan bir eser.
12. İlahi Şiarları Özgürleştirmek (1997): İslam'ın temel prensipleri olan İlahi şiarları anlamak ve özgürleştirmek üzerine bir kitap.
7 Röportaj: M. Selim Atlıhan, "Atasoy Müftüoğlu: "Türkiye kendisine dışarıdan dayatılan yabancı bir ger-çeklikle sınırlandırıldı...", Anadolu Gençlik, Sayı: 245 (http://www.anadolugenclik.com.tr/atasoy-muf-tuoglu-turkiye-kendisine-disaridan-dayatilan-yabanci-bir-gerceklikle-sinirlandirildi-257)
377
ATASOY MUFTUOĞLU
YanıtlaSil13. Ümmet Bilinci (1998); Müslüman toplumun birliği ve dayanışması üze rine odaklanan bir eser.
14. Evrensel Vicdanın Sesi Olmak (1998): Insanın evrensel vicdanını ve ada. leti önemseyen bir yaşam sürebilmesi üzerine bir çalışma.
15. Küresel Kuşatma ve Küresel İhtiraslar (2002): Küresel düzeyde gerçekle şen kuşatma ve ihtirasların etkilerini ele alan bir eser.
16. Barbarlığa Dönüş (2004): İnsanlığın barbarlığa doğru giderek dönüşmesi üzerine düşüncelerin yer aldığı bir kitap.
17. Düşsel Ufuklardan Gerçek Ufuklara (2005): Düşsel veya hayali ufuklar. dan gerçekçi hedeflere yönelmenin önemini vurgulayan bir eser.
18. Onurumuzla Yaşamak Elimizdedir (2007): Insanın onurunu koruyarak anlamlı bir şekilde yaşayabilmesi üzerinde duran bir çalışma.
19. Sözün Erimi (2008): Sözün değerinin ve etkisinin azaldığı çağımızda ile. tişim üzerine düşüncelerin sunulduğu bir kitap.
20. İnsansız Dünyalar, İnsansız Hayatlar (2008): Teknolojinin hızla gelişme-siyle birlikte insanın yıkıcı etkileri üzerinde durulan bir eser.
21. Yeni Bir Zamanı Başlatmak (2010): İnsanın kendi yaşamını ve dünyasını dönüştürebileceği yeni bir döneme adım atma çağrısı yapan bir kitap.
22. Zamanın Sınavından Geçmek (2010): Zamanın hızlı akışı ve değişimin getirdiği sınavlardan nasıl geçebileceğimiz üzerine bir çalışma.
23. Küresel Çağda Kaybolmak (2011): Küresel düzeyde ortaya çıkan karma-şıklıklar ve kaybolma hissi üzerine düşüncelerin yer aldığı bir kitap.
24. Küresel Çağda Varolmak (2012): Küresel düzeyde var olma mücadelesi-nin önemine odaklanan bir eser.
25. Teslimiyetçilik Kader Değildir (2013): Teslimiyetçiliğin sadece kader olma-dığını ve direnerek değişim yaratmanın mümkün olduğunu anlatan bir kitap.
26. Ağır Hasarlı Algılar (2014): Algılarımızın zarar görmesi ve etkilendiği du-rumlar üzerine düşüncelerin sunulduğu bir eser.
27. Varoluşsal Kaygılar (2014): İnsanın varoluşsal kaygıları ve bu kaygılarla başa çıkma yolları üzerinde durulan bir çalışma.
28. Varoluşsal Belirsizlikler (2015): İnsanın varoluşsal belirsizlikler ve güven-sizliklerle nasıl başa çıkabileceği üzerine bir kitap.
29. Sahte Mutlakların Hükümranlığı (2018): Sahte mutlaklar veya yanlış inançların toplum üzerindeki etkilerini ele alan bir eser.
378
ÜMMİ SİNAN'IN SAKLI HAZİNESİ:
YanıtlaSilKAŞİF Es'ad Efendi
HAYATI - EDEBİ KİŞİLİĞİ - DÎVÂNI
Enes İlhan
UMMI SINAN IN SAKLI HAZINEST KASIF ESAD EFENDI HAYATI EDERI
YanıtlaSilESLIŞEHIR
Qua daldırmakla onların gerçek anlamda dine girdiklerine inanırlar. Dibyaya ezet
Hristiyanlar çocularını sarımtırak renkteki vaftiz mek gerekirse: 'Biz Allah'ın doğuştan her insana va olan 'Allah'ın boyasıyla boyandık' demenin uygun old tedir 24, Tasavvufta da Allah'ın ahlakı ile ahlaklanmak, onun terdigi yolda ilerlemek ve yalnızca ona ibadet etmek olarak boyanmak tabiri kullanılmaktadır.
Münşabiğdür şıbģatu'llah ile cism ü cănumuz Rengimüz içre muväķıf yär olan ağlar bizi (G.529/4)
Vemä halaktü'l-cinne ve'l-inse illä liya'büdüne: "Ben cinleri ve in-sanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım"295.
Ayette insanın yaratılış gayesine işaret edilmetedir. Allah'a ibadet aynı zamanda kamil manası ile Allah'ın bilinmesi neticesinde olur. Kul ma-rifetullaha ibadet vasıtasıyla ulaşacak ve ibadetlerini de hakkıyla ancak marifetullah ile eda edecektir. Kulluk vurgusu, bu ayetin de temelinde tasavvufi şiirlerde işlenmektedir. Kâşif Divanı'nda dibace kısmında bu ayete yer verildiği görülür. Nitekim şair, kulluktan maksadın en başta marifetullahtan geçtiği kaydını düşmektedir.
"Hak sübhanehu ve te'ālā ļażretleri cemű cinn ü insi ve on sekiz biñ 'älemde nümayän olan cinsi kendüye 'ibädet içün yaratdı ki ma'rifetden 'ibaretdür niteki vema halaķtü'l-cinne ve'l-inse illä liya'büdüne liya'rifüne ma'nāsınadur pes ma'rifet-i Huda ma'rifet-i nefse menüțdur".
2.1.2. Hadisler ve Önemli Sözler
Kaşif Divanı'nda yirmi sekiz beyitte dokuz ayrı hadis kullanılmaktadır. Bunların içersinde bazı tasavvufi esasların oluşumunda temel alınan hadisler olduğu gibi sıhhati hususunda üzerinde tartışılan hadisler de bulunmaktadır. Çünkü, dini bilginin kaynağına ulaşma konusunda zahir ulemasından farklı bir yol takip eden mutasavvıflar, bazen hadis alim-lerince sahih sayılan bazı hadisleri sahih saymamışlar bazen de keşfi bilgiye dayanan sözleri hadis olarak kabul etmişlerdir. 296 Divanda kul-lanılan hadisler en çok kullanılandan en aza doğru şöyledir:
- Küntü kenzen mahfiyyen fe aḥbetü en 'urefa fe-halektü'l-halķa li-u'refe: "Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi diledim, bunun için (beni bilmeleri için) yaratıkları yarattım".
294 Yıldırım, (2013), a.g.e, 20.
295 Zariyât suresi, 56. ayet.
296 Uludağ, S. (2005). Muhammed, DİA. Ankara: TDV Yayınları, XXX, 450.
EVES ILBAN
YanıtlaSilkaynağı kitabında geçememektedir. Bu sebeble uydurma olduğu y Mevzu hadistir, Hadis-i kudsi olarak sunulan bu hadis hiçbir hadi nünde ittifak bulunmaktadır. "Metin muhaddisler yanında geçerli olan nakil metodlarıyla rivayet olunmamıştır. Keşif yoluyla yapılan rivayet ca kaynaklar hadisi keşf yoluyla rivayet edenin kim olduğundan ve ne lere hadis denemez ve dini bir değeri yoktur, araştırma dışındadır. Ayn açıktır*298 Ancak tasavvuf cevrelerinde bahsedilen hadis naklen sahih zaman söylediğinden söz etmezler. Bu sebeple rivayetin hadis olmadığ olmasa da keşfen sahih sayılır ve birtakım tasavvufi meselelerin izahın-da kullanılır. İnsanın var olma sebebi olarak aşkın gösterilmesi, insanın dunyaya Rabb'ini tanıması için gönderildiği ve varlıkların arkasında bulunan gizli hazinenin kesti meselesi bu hadisten kaynaklanmaktadır Vahdet-i vücud felsefesinde de bu hadis çok önemli bir yere sahip-tir 299. Kaşif Divanı'nda hadis dokuz beyitte tekrarlanmaktadır.
Cümle-i eşyāda zāhir küntü kenzüň varısun Ärif-i väşıllara 'irfan olan tevhīd-i zāt (G.42/2)
Ben küntü kenzün hamrını uşşāķa nüş itdürmişem Mestāne şanmaň Kāşif'i cānāne cānum bundadur (G.142/7)
Sensün ahbebtu en 'urefă sırrına vāşıl olan Sensün ol mermūz-ı ta'lim-i ledünnādan garaż (G.238/3)
Çünki abbebtu didi Hak sevdi evvel 'ilmini Ol sevile kıldı eşyayı kemāhī var-ı aşk (G.261/6)
- Men 'arefe nefsehü feķad 'arefe Rabbehü: "Kendini bilen Rabb'ini bilir".
Mevzu hadistir 301. Hadis kitaplarında bu söz bulunmamaktadır. Bazı alimler sözü Yahya b. Muaz'a ve Hz. Ali'ye nispet etmişlerdir. İbn Arabî, sözü naklen değil de keşfen sahih olarak kabul etmektedir. Her ne kadar manen doğru da olsa neticede söz Hz. Peygamber'e ait değil-dir. İnsan Allah'ın yarattığı en mükemmel varlıktır. Allah'ın halifesi olma liyakatini taşımaktadır. Dolayısıyla donanım itibariyle diğer var-lıklardan farklı ve üstündür. Nitekim Kur'an'da insanın en güzel bi-
297 Aclūni (2015), Keşfu'l-Hafa Dımaşk: El-Matbaatü'l-' Aliyye, c. II, 155.
290 Yıldırım, (2009), age., 110.
299 Türer, O. (2013). Ana Hatlarıyla Tasavvuf Tarihi (İkinci Baskı), İstanbul: Ataç Yayınları, 53. 300 Manzume no'ları şunlardır: G.42/2, G.109/3; G.142/7; G. 190/2; G.238/3, G.256/2, G.261/6
G.261/7; G.508/1.
301 Aclúni, age, c. II, 309.
302 Yıldırım, (2009), age, 242.
102
EMMI SINAN IN SAKLI HAZINESI KASIF ESAD EFENDI HAYATIEDERI KISILIĞI DIVANI
YanıtlaSilçimde yaratıldığı ifade edilmektedir. 103 Kaşif Divanı'nda hadis benzeri ilgilerle altı beyitte304 kullanılır.
Mahzen-i dür-dāne-i esrar olan añlar bizi Men 'aref nur ile pür-envär olan añlar bizi (G.529/1)
Huşūsā men 'aref sırrına irüp Ayan ola aña hem 'ilm-i Rahman (G.424/5)
Men 'aref esrarınun āgāhısın hakka'l-yakın
Căn içinde seyr idüp dīdār-ı cānānı gönül (G.321/4)
- Lev-lake lev-lāk le-mā balaķtu'l-eflāk : "Sen olmasaydın felekleri ya-ratmazdım".
Hadis mevzudur 305. Hadis kitaplarında böyle bir hadisin varlığına denk gelinmemektedir. Bazı muhaddisler, hadisin lafzen değil de manen sa-hih olduğunu söyler. Ancak manayı teyid etmek için ileri sürülen hadis-ler ya şüpheli ya da mevzu olduğu kesin olan hadislerdir. Sonuç itiba-riyle Hz. Peygamber lafzen böyle bir söz söylememiştir 306.
Hadisin daha önce bahsettiğimiz “küntü kenzen mahfiyyen fe ahbetü en 'urefa fe-halektü'l-halķa li-u'refe" hadisi ile irtibatı söz konusudur. Çünkü gizli bir hazine olan Cenâb-ı Hak bilinmeyi murad etmiş ve ilk defa taayün-i hubbi şeklinde yani Hz. Peygamber'in nuru ve sevgisi olarak tecelli eder ardından diğer varlıkların hepsi bu nurdan yaratılır. Onun alemlere rahmet oluşunun anlamı budur. Buna göre evrenin var oluş sebebi Allah'ın Hz. Muhammed'e duyduğu sevgidir 307. Mutasav-vıflar Hz. Peygamber'e olan bağlılık ve hürmetlerinden dolayı bu hadi-si, özellikle naat türü şiirlerde sık sık kullanırlar. Kâşif Divanı'nda da dört beyitte hadise işaret edildiği görülmektedir.
Haķ le 'amruk tacını giydürdi levlā hil'atin Ve'dduha ve'lleylī alnuň ile zülf-i müstețāb (M.4.1/2)
Meftün ideli bendesini şāhid-i levlāk
Aldı beni sevdā
Kıldı ser-i pür-dūdumı āvīze-i fītrāk
Bir ķākül-i ra'nā
(G.2/1)
303 a.g.e.,
30 Karaman vd., (2014), age, 5969; G.529/1; G.424/5; G.321/4; G.259/5, G.234/7.
305 Aclūni, a.g.e., c. IП, 191.
306 Yıldırım, (2009), a.g.e., 132.
307 Uludağ, a.g.m., 449.
ENES ILHAN
YanıtlaSilKāşifi sırr-ı levlāk ķıldı yanında fiträk Şüret-i efsün ile şimdi fesänedür sözüm (G.346/9)
Süre-i inna fetahnā geldi vechüň bābına Şānuña levlāk geldi Haķ'dan ey rūķu'l-emin
(G.412/2)
- Iī ma'a'l-lahi vaķtün lā-yese'unī fihi melekün muķarrebün ve la-nebiyyün mürselün: "Benim Allah ile öyle anlarım olur ki, ne bir mukarreb melek, ne de gönderilmiş nebi öyle bir yakınlığı elde edebi-lir".
Hadis mevzudur. 308 Kuşeyri'ye 309 ve Hucvûrî'ye310 göre bu söz hadistir. Ancak ismi geçen mutasavvıflar iddiaları için herhangi bir sened veya kaynak göstermezler. Dolayısıyla söz aslı ve senedi olmayan bir sözdür. Dolayısıyla hadis olmadığı açıktır." Kâşif Divanı'nda gayb sırlarının keşfedilmesi ve tecellilerin aşikar olması bağlamında hadisin üç beyitte kullanıldığı görülür.
Lī me'a'l-lah sırrını 'älemde izhār eyledün Saña mahşüş mülk-i mürsel ne şıġr şeyh ü şäb
(M.4.1/8)
Bir tecellīden lī me'a'l-lāhı izhār eyledi Gün gibi kıldı münevver ķalbümi envär-ı 'aşk
(G.261/2)
Her lemhada rüşen görinür vaķt-i me'a'l-läh Ey Kaşif-i adem yine hāmüşlığum var
(G.166/5)
- Kellīmini ya hümeyra: "Ey Ayşe benimle konuş"
'Hz. Peygamber mana alemine yükselmek istediği zaman Hz. Bilal'e ezan oku ve bizi ferahlandır, mana aleminden bu aleme gelmek iste-diğinde de Hz. Ayşe'ye, ya Hümeyra benimle konuş derdi 312. Kâşif Divanı'nda hadis bir yerde perdelerin açılması ve hakikatin açığa çık-ması ile ilgili olarak kullanılmıştır.
Kellīmini yā hümeyrā mesned-i irşād idi Dīn-i İslām'un yüzinden ref içün cümle hicab
(M.4.1/9)
308 Aclûnî, a.g.e., c. II, 202.
309 Abdülkerim Kuşeyrî (2014). Tasavvuf İlmine Dair Kuşeyri Risalesi. (Yedinci Baskı). S. Ulu-dağ (Hazırlayan). İstanbul: Dergah Yayınları, 212.
310 Hucvûri (2014). Hakikat Bilgisi. (Dördüncü Baskı). S. Uludağ (Hazırlayan). İstanbul: Dergah Yayınları, 348.
311 Yıldırım, (2009), a.g.e., 90.
312 Uludağ, S. (2005). Tasavvuf Terimleri Sözlüğü. (İkinci Baskı). İstanbul: Kabalcı Yayınları, 176.
DAIMI SINAN IN SAKLI HAZINESI KASIF ES'AD EFENDI HAYATI EDEBİ KİŞİLIOI-DIVANI
YanıtlaSil- Lamüke lahmi: "Etin etimdir".
olma ihtimali yüksektir 313 Kaşif Divanı'nda bir beyitte bu hadis kul-Kaynağı bulunamaktadır. Kaynağı belli olmadığı için de uydurma Ali için söylediği ima edilir. lanılır. Beyitte Hz. Ali'nin medhi yapılır ve efendimizin bu sözünü Hz.
Lahmike lahmi dimişdür Muşțafā vü müctebā 'Ayn-ı 'ilm-i bī-nişänsun yā 'Aliyye'l-murtażă
(G.20/2)
- Lā fetā illä 'Alī lā seyfe illä zü'l-fīkār. "Ali'den başka genç Zülfikar'dan keskin kılıç yoktur".
Sözün hadis olmadığı ifade edilir.314 Zülfikar efendimizin Hz. Ali'ye armağan ettiği kılıcının adıdır. Kâşif Divanı'nda söz bir yerde geçmek-tedir.
La-fetādur vașf-ı pākün innemādur hil'atüň Mahż-ı zāt-ı în u ānsun yā 'Aliyye'l-murtażā
(G.20/3)
- el insänü sırrī hak ve enă sırrıhu: "Ben insanın sırrıyım, insan da be-nim sırrımdır".
Kaynağı bulunamamaktadır³¹s. Sır kalpte bulunan Rabbani bir emanet olan latifedir 316. Gönül ehlinden ve keşf sahiplerinden başkasının idrak edemediği hususlar, tasavvufi duygular ve bilgiler manalarına gelmek-tedir³17. Sırrın bu manalarından dolayı hadis, özellikle vahdet-i vucud ile ilgili şiirlerde alıntılanmaktadır. Kaşif Divanı'nda bir beyitte kullanılır.
105
Didi el-insānü sırrî haķ ve enä sırrıhu Ġayr şanma sırr-ı insan sırr-ı sübhāndan gelür
(G.107/4)
- Mā-'arafnake hakka ma'rifetike yā ma'rūfu: "Ey Allah, seni şanına yakışır şekilde bilemedik".
Bu sözün hadis olduğunu ve peygamberimizin masum bir istekle Allah'a yakardığını söyleyenlerin yanı sıra İmam Şafi'ye atfedilen ve sufilerce hadis kabul edildiğini ifade edenler de vardır³¹. Kâşif Divanı'nda sade-ce bir beyitte zikredilmektedir.
313 Yıldırım, (2009), a.g.e., 272.
314 Baş, M. Ş. (2014). Ömer Hulusi ve Divanı. (Birinci Baskı), İstanbul: Okur Akademi, 152. 315 Yılmaz, M. (2013). Kültürümüzde Ayet ve Hadisler. (Birinci Baskı), İstanbul: Kesit Yayınları,
321.
316 Seyyid Şerif Cürcânî (2014). Ta'rifat. A. Acer (Hazırlayan), İstanbul: Litera Yayıncılık, 99. 317 Uludağ, S. (2005). Tasavvuf Terimleri Sözlüğü. (İkinci Baskı). İstanbul: Kabaleı Yayımları, 317. 318 Yılmaz, (2013), a.g.e., 474.
ENES ILHAN
YanıtlaSilNetice ma-'arefnādan haķīķat bilmemek olsa Dimezdüm Hak budur bi'llah Hak-ı ma'rifet-i ihlās (G.230/3)
El'an ke-mā (alā mā) kan: "(Allah, evreni yaratmadan önce nasılsa) nala öyledir".
Madisin kaynağı bulunamamıştır³¹9, Kaşif Divanı'nda bir beyitte hadise temas edilmektedir.
Anunda cümleden a'lası ey dost Hudā'ya ta'at itmekdür kemä-kän (G.424/14)
- Mã vesi'anī semāī ve lā-arżī ve läkin vesi'anī ķalbu 'abdi'l-mü'mini: "Ben göğüme ve yerime sığmam, ama mümin kulumun gönlüne sığa-rım".
Mevzu hadistir 320, Hadisin aslı hadis kitaplarında yoktur. Gazzali ve Iraki aslını bulamaz. İbn Teymiye sözü İsrailiyat olarak değerlendirir. Dolayısıyla hadis senedsizdir. Mutasavvıfların kalbin mahiyetinden bahsederken hadise atıfta bulundukları görülür. Kalp tanımları da bu hadis çerçevesinde şekillenir. Nitekim kalp Allah'ın evi, yere ve göğe sığmayan Allah'ın içine sığdığı yerdir³22. Kalpte öyle bir yer vardır ki Allah'ın tecellisi ve ilahi esrarın mahalidir. İlahi genişlik yeridir Kâşif Divanı'nda hadis bir beyitte geçmektedir.
106
Mā-vesi'anī hükmini gönlümde izhār eyledüň Dilde bir küşe ķanı ol āşiyānun olmaya (G.455/3)
- en-nāsü niyāmün fe-izā mātu inebehü: "İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar".
Söz Hz. Ali'ye aittir³25. Kâşif Divanı'nda bir beyitte insanın kendisini bilmesi gereği ile ilgili olarak kullanılmaktadır.
Bu dirligün içinde varun yoğun bilmege Āyīne ister iseň baķ en-nāsu niyāma (G.473/12)
- Men lem yüled merrateyn Len yelice meleküte's-semāvāti: "Bir kim-se yeniden doğmadıkça Tanrı'nın Egemenliği'ni göremez".
319 Yılmaz, (2013), a.g.e., 117.
320 Aclůní, a.g.e., с. II, 229,
321 Yıldırım, (2009), a.g.e., 252.
322 Uludağ, (2005), a.g.e. , 205.
323 Safer el-Muhibbi el-Cerrahi (2013). Istilahat-ı Sofiyye Fi Vatan-ı Asliyye. (İkinci Baskı) İs tanbul: Kırk Kandil Yayınları, 214.
324 Suad El-Hakim, (2005), a.g.e., 401.
325 Yılmaz, (2013), a.g.e., 564.
6
YanıtlaSilENES ILHAN
Netice mā-'arefnādan haķīķat bilmemek olsa Dimezdüm Hak budur bi'llah Hak-ı ma'rifet-i ihlās (G.230/3)
- El'än ke-mā (alā mā) kān: "(Allah, evreni yaratmadan önce nasılsa) hala öyledir".
Hadisin kaynağı bulunamamıştır. Kaşif Divanı'nda bir beyitte hadise temas edilmektedir.
Anunda cümleden a'läsı ey dost Huda'ya ta'at itmekdür kemä-kän (G.424/14)
- Mã vesi'anī semāī ve lā-arżī ve lākin vesi'anī ķalbu 'abdi'l-mü'mini "Ben göğüme ve yerime sığmam, ama mümin kulumun gönlüne sığa-rım".
Mevzu hadistir320, Hadisin aslı hadis kitaplarında yoktur. Gazzali ve Iraki aslını bulamaz. İbn Teymiye sözü İsrailiyat olarak değerlendirir. Dolayısıyla hadis senedsizdir21. Mutasavvıfların kalbin mahiyetinden bahsederken hadise atıfta bulundukları görülür. Kalp tanımları da bu hadis çerçevesinde şekillenir. Nitekim kalp Allah'ın evi, yere ve göğe sığmayan Allah'ın içine sığdığı yerdir. Kalpte öyle bir yer vardır ki Allah'ın tecellisi ve ilahi esrarın mahalidir¹23. İlahi genişlik yeridir 324 Kaşif Divanı'nda hadis bir beyitte geçmektedir.
Mā-vesi 'anī hükmini gönlümde izhār eyledün Dilde bir küşe ķanı ol āşiyānuň olmaya (G.455/3)
- en-nāsü niyāmün fe-izā mātu inebehū : "İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar".
Söz Hz. Ali'ye aittir³25. Kâşif Divanı'nda bir beyitte insanın kendisini bilmesi gereği ile ilgili olarak kullanılmaktadır.
Bu dirligün içinde varun yoğun bilmege Äyīne ister iseň baķ en-nāsu niyāma (G.473/12)
- Men lem yüled merrateyn Len yelice melekūte's-semāvāti: "Bir kim-se yeniden doğmadıkça Tanrı'nın Egemenliği'ni göremez".
319 Yılmaz, (2013), a.g.e., 117.
320 Aclûnî, a.g.e., с. II, 229.
321 Yıldırım, (2009), a.g.e., 252.
322 Uludağ, (2005), a.g.e., 205.
323 Safer el-Muhibbi el-Cerrahi (2013). Istulahat-1 Sofiyye Fi Vatan-ı Asliyye. (İkinci Baskı). İs tanbul: Kırk Kandil Yayınları, 214.
324 Suad El-Hakim, (2005), a.g.e., 401.
325 Yılmaz, (2013), a.g.e., 564.
EMME SINAN IN SAKLI HAZINESİ KASIF ESTAD EFENDİ HAYATI EDEBİ KİSİLIGI DIVANI
YanıtlaSilSöz Hz. İsa'ya aittir. Hz. İsa, yanına gelen ve mucizelerine inandığını ifade eden Nikodim adlı bir Yahudi önderine, bu sözü söyleyerek haki-kate ancak ikinci doğumla ulaşılabileceğini ifade eder. Hakiki bilgiye ancak beden kaydından ve dünya bağlarından kurtularak ulaşılabilir. Kaşif Divanı'nda bu ilgi ile bir beyitte söze işaret edilmiştir.
Budur hadīş-i enbiyā men lem yüled merrateyn Zahir olup mir'at-ı dil bulmaz haķāyıķdan nevāl (G.296/6)
2.2. Divanda Adı Geçen Şahıslar
Kâşif Divanı'nda peygamberlerden, tarihi ve efsanevi şahsiyetlerden, mesnevi kahramanlarından ve sahabilerden pek çok şahsın adı geçmek-tedir. Şiirlerde adı geçen bu şahıslar, bazen anlatılan konuyu örneklen-dirmeye bazen sembolik anlatımı güçlendirmeye bazen de birtakım kar-şılaştırmalarla çıkarımlarda bulunmaya yönelik şiire dahil edilmektedir. Divan ve tekke şiirinde, şiir içi şahıs adı kullanımları genel bir temayül-dür. Özellikle Kâşif gibi tekke şairlerinin divanlarında daha çok sahabi ve peygamber adlarının geçtiği görülmektedir. Bu kullanımlar, hem şai-rimizin bilgi seviyesini ve kültür düzeyini göstermekte hem de şiirlerin-de, şairin bireysel tasarruflarını ve orijinaliltesini ortaya çıkarmaktadır.
2.2.1. Peygambeler
Kâşif Divanı'nda Hz. Adem, Hz. Süleyman, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Muhammed, Hz. Nuh, Hz. Eyyub, Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. Yahya, Hz. Yusuf, Hz. İdris ve Hz. Yakub ismi geçen peygamberlerdir. Pey-gamberler beyitlerde, öne çıkan ve bilinen yönleriyle ele alınmıştır. Divanda, en çok kullanılandan en aza doğru ismi geçen peygamberler şunlardır:
-Hz. Adem: Hz. Adem ilk peygamber ve ilk insandır. Kur'anda 25 farklı surede Hz. Adem'le ilgili malumatlara denk gelinmektedir327. Hz. Adem yaratıldığı zaman Allah tüm meleklere ona secde etmeleri emrini verir, ancak şeytan secde etmez ve bu yüzden Allah'ın lane-tine uğrar (Bakara, 34; A'raf, 11; Hicr, 30; İsra, 61; Kehf, 50; Taha, 116; Sa'd, 73). Allah Hz. Adem'e eşyanın isimlerini öğretir (Bakara, 31). Cennette iken şeytanın telkinleri ile yasak ağaca yaklaşmaları se-bebiyle dünyaya gönderilir. Dünyada iken uzun yıllar tövbe eder ve sonunda tövbesi kabul görür. Kâşif Divanı'nda Hz. Adem, eşyanın
326 Kutsal Kitap, İstanbul : Yeni Yaşam Yayınları, Yuhanna, 3. bab, 1127.
327 And, M. (2012). Minyatürlerle Osmanlı-İslam Mitologyası. (Dördüncü Baskı). İstanbul: YKY, 91.
1908 Ford marka ilk araba uretildi.
YanıtlaSil- 1918-Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye'nin kuruluşu.
1930-Serbest
Cumhuriyet Fırkası kuruldu.
1950 - Bulgaristan, Türkleri sınır dışı etti.
2012 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Ahmet Gümüş vefat etti.
AGUSTOS
12
SALI
18 1447 SAFER
RUMI: 30 TEMMUZ 1441
HIZIR: 99
11-143
Sakınılmaya layik lan da Odur, mağfiret
sahibi de Odur.
Müddessir: 56
BİR HADİS
Biriniz yolculuğa çıkmak İstediğinde Müslüman kardeşlerine uğrayıp selâm versin.
Taberanî
Ey insan! İbret alınız. Kurt, aslan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı tanıyor, itaat ediyorlar. Sizlerin hayvandan, kurttan aşağı düşmemeye çalışmanız iktiza eder.
2026 BEDIUZZAMAN TAKVIMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
-1727-Isaac Newton'un olumu.
1909-Bediüzzaman'ın "Reddül Evham" isimli makalesi Volkan gazetesinde yayınlandı.
MART
31
SALI
BİR AYET
O sizi oldurecek, sonra tekrar diriltecektir.
Sonunda Onun huzuruna döndürüleceksiniz.
Bakara Suresi: 28
12 1447 ŞEVVAL
RUMI: 18 MART 1442 KASIM: 144
BİR HADİS
Kız çocuklarını hakir görmeyiniz. Onlar, cana yakın ve kıymetlidirler.
Zekâtı vermeyenin herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak; ya lüzumsuz yerlere verecektir, ya bir musibet gelip alacaktır.
Mektubat
BENİ AMİR B. SA'SAA TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ
YanıtlaSilBeni Amir b. Sa'saaların Soyları:
Adnan'ın soyundan gelen (1) Beni Amir b. Sa'saaların Ata soyları
şöyle sıralanır:
Amir b. Sa'san, b. Muaviye, b. Bekr, b. Hevăzin, b. Mansur, b. İk-rime, b. Hasafa, b. Kays-i Aylan, b. Mudar.
Amir b. Sa'saa'nın Rebia, Hilal, Nümeyr ve Süvået adlarında dört oğlu vardı (2).
Peygamberimizin amucası Haris b. Abdulmuttalib'in annesi Sa-fiyye, Beni Amir b. Sa'saalardandı (3).
Beni Amirlerden Medine'ye Kimler, Ne Zaman ve Niçin Geldiler?
Beni Amirlerden Temsilci olarak Medine'ye ilk gelenler arasında lerin Reisleri ve cin fikirlileri idiler. bulunan Amir b. Tufeyl, Erbed b. Kays ve Cebbar b. Sülma, Beni Amir-
Beni Amir halkı, Amir b. Tufeyl'e «Ey Amir! Herkes, Müslüman ol-muştur. Sen de, Müslüman ol! dedikleri zaman, Amir Vallahi, Arap-lar, ardıma düşünceye kadar uğraşmağa kendimce ahd etmişimdir.
aina geçer, onu lafa tutarım.
Artık, ben, Kureyş'ın şu gencinin ardına düşebilir miyim hiç?!» dedikten sonra, Erbed'e «Şu Adamın yanına vardığımızda, ben, karşı-
dürl (4) Ben, böyle yaptığım zaman, sen, onu, arkasından kılıçla vurup öl-
Muhammed, öldürüldüğü zaman, halk, savaşmak istemezler, diyet-ten faziamna rıza göstermezler.
Biz de, onlara diyeti öderiz!» demişti.
Erbed Ben de, bu işi yaparım!» diye söz vermişti (5).
the-lens-Conbere s. 273 (1) Kalkagan-haystülereba. 208
11.
Ibn-i Higam-e4213-214, Tabert-Tarih 3.. 165. Ibn-1 Kapyon-Zadilmand 3. 31. lim- Seyyid-Uyeniler c. 2. A. 232 thuys-Deilib. 103. Ebulfida-Sire c. 4, 8, 115
BENİ AMİR B. SA'SAA TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ
YanıtlaSil11
Beni Amir Temsilcileri, Hicretin onuncu yılında Medine'ye gel-di (6).
Ebû Mutarrif Abdullah b. Şıhhir der ki «Peygamber Aleyhisselä-ma gelen Beni Amir Heyeti içinde varıp Kendisine selâm verdik (7). (Ya Resûlallah! (8) Sen, bizim Velimizsin! (9)
Sen, bizim Seyyidimizsin! (10) Sen, bizim Babamızsın! (11)
Sen, bizim üzerimize en uzananımızsın! (12) Sen, bizim fazilette en üstünümüzsün!
Sen, içi et, yağ dolu ak çanaksın! (13)
Sen, şusun,
Resûlullah (Yeter! Yeter! (15) Siz, söylemeniz gerekeni, layık ola-
Sen, busun!) dedik (14).
nı söyleyiniz. (Bana, Resül ve Peygamber diye hitab ediniz de) Şeytan, sizi ko-layca aldatmasın! (16)
du. (17)
Seyyid, Allah'dır! Seyyid, Allah'dır! Seyyid, Allah'dır!) buyur-
Amir'le Erbed'in Peygamberimize Sa-i Kaste Yeltenmeleri:
Peygamberimiz oturduğu sırada, Amir b. Tufeyl ile Erbed varıp Peygamberimizin önüne oturdular (18).
Peygamberimiz, Amir'in oturması için bir döşek, minder getirt-ti (19).
Ey Amir! Müslüman ol! buyurdu (20).
Taberi-Tarih e. 3, s. 165, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 57
Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 4, s. 25
(5) Ibn-j Sa'd-Tabakat e. 1, s. 311, с. 7, s. 34
(9)Ahmed b. Hanbel-Mürned c. 4, s. 25
( 10) İbn-1 Sa'd-Tabakat e. 1, a. 311, c. 7, a. 34, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, 8. 25,
İbn-i Eair-Usdülgabe e. 3, s. 275
(11) İbn-i Eair-Üsdülgabe c. 3, n. 275 (12
) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 311, e, 7, s. 34, Ahmed b. Hanbel-Mümed c. 4, s. 25,
İbn-i Esir-Üsdülgabe e. 3, s. 275
(13) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, 3, 25, İbn-i Eslr-Üsdülgabe c. 3, s. 275
(14) Ilm-i Esir-Üsdülgabe e. 3, s. 275
(15) İbn-i Sa'd-Tabukat c. 7, s. 31
( 16) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 311, c. 7, s. 34, Ahmed b. Hanbel-Mümed c. 4, a 25,
İbn-i Eair-Usdülgabe c. 3, 8. 275
(17) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 7, 34
(18) Ebû Nuaym-Deläilünni büvveh s. 163, Ebülfida-Sire c. 4, s. 114 (19) Halebl-İnsanüluyun c. 3, 3. 246, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 148
(20) Ebülfida-Sire c. 4, s. 110, Süyuil-Hasaisülkübra e, 2, s. 152, Halebi-İnsanül-
14
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ ME
Vallahi, bu günden sonra, hiç bir zaman senden korkar değilim!
dedi. Erbed «Hakkımda hüküm vermekte acele etme!
tirmeğe kaç defa davrandımsa, her defasında ya O'nunla arama sen Vallahi, O'nun hakkında bana emr etmiş olduğun şeyi yerine ge-
girdin. Arada senden başkasını göremedim! Kılıçla sana mı vuraydım? (37)
Yahut, Onunla arama demir bir sur gerildiğini gördüm! Veya kılıcımın kınına el attığımda, sanki, elim kuruyup kaldı. Ell. kımıldatamadım!
mi Ya da, kılıcımı sıyırmak istediğim zaman, puğur bir devenin önümde ağzını açıp bana doğru yöneldiğini gördüm! Vallâhi, O'na ko-heımı sıyıraydım, başımı yutar diye korktum!» dedi (38).
Üseyd b. Hudayr'ın Amir'le Erbed'i Kovması:
Ansardan Üseyd b. Hudayr, Amir b. Tufeyl ile Erbed'in başlarına dürterek Hemen buradan çıkıp gidiniz ey tilkinin, maymunun dölle ri! dedi.
Amir b. Tufeyl «Sen kimsin?» diye sordu.
Üseyd b. Hudayr «Üseyd b. Hudayr'ım!» dedi.
Amir b. Tufeyl Hudayr b. Simak'in oğlu musun?» diye sordu.
Üseyd b. Hudayr «Evet!» dedi.
Amir b. Tufeyl Baban, senden daha hayırlı ve iyi idi!» dedi.
Üseyd b. Hudayr «Hayır! Ben, senden de, babamdan da, hayırlı-
yımdır.
Çünkü, babam, müşrikti. Sen de, müşriksin!» dedi (39).
Amir'le Erbed'in Başlarına Gelenler:
Amir b. Tufeyl ile Erbed, yurdlarına doğru çıkıp gittiler (40). Åmir b. Tufeyl, yolda rastladığı kavmından Selûliye'nin çadırına Indi. Yatıp uyudu (41).
(37) Ibn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 214, Taberi-Tarih c. 3, s. 165-166, Ibn-l Kayyım-Zad. c. 3, s. 35, Ebülfida-Sire c. 4, s. 109-110, Süyuti-Hasaisülkübra
c. 2, s. 151
(38) Halebl-İnsanüluyun c. 3, s. 247, A.Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 148 (39) Süheyll-Ravdl'ünf c. 7, s. 438 , 5, 246
, Halebi-İnsanüluyun c (40) İbn-i İshak. İbn-i Hisam-Sire c. 4, s. 214, Taberi-Tarih c. 3, s. 5. 166, İbn-i Ka yim-Zad. c. 3, s. 35, Ebülfida-Sire c. 4, s. 112, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2 232
. 3
(41) Ebüllida-Sire c. 4, 8. 110, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 248
BENİ AMİR B. SA'SAA TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ
YanıtlaSilAllah, onun boynunda bir Täun peyda etti (42). Dili, koyun memesi gibi dışarı sarktı (43).
15
ceği sırada:
Amir b. Tufeyl, boynunda çıkan ve hıyarcığa benzeyen şişten öle-
Ey Amir oğulları! Demek, benim gibi bir adam, hem deve taunu-na benzeyen bir kabarcığa tutulacak, hem de, Selüllerden bir kadının çadırında ölecek ha?! Olamaz böyle şey! (44) Getiriniz bana atımıl dedi (45).
Amir, atanın sırtına atladı. Mızrağını eline aldı (46).
Hem deve taununa benzeyen bir kabarcığa yakalanmak, hem de, Selüliyenin çadırında ölmek ha; (47)
Ey ölüm Meleğil Ey ölüm! Çık karşıma da, çarpışalım!» diyerek Azrail'e ve ölüme meydan okuya okuya (48) atını koşturdu durdu.
En sonunda, atından, ölü olarak yere düştü! (49)
Beni Amirlerin yurduna vardığı zaman, Erbed'e, kavmı Ey Er-bed! Arkanda ne haber var? diye sordular.
Erbed Vallahi, bir şey yok! O, bizi, öyle bir şeye davet etmiştir ki O'nun, şimdi yanımda bulunmasını ve kendisini okla vurup öldürme-mi ne kadar isterdim!» dedi.
Erbed, bu sözü söyledikten bir veya iki gün sonra satın aldığı de-
vesile çıkıp gitti. Allâh da, bir såika (yıldırım) salıp onu ve devesini yaktı, yok et
ti (50).
(42) İbn-i İshak, İbni Higam-Siro e. 4, s. 214, Taberl-Tarih c. 3, s. 166
(43) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 311 (44 ) Ibn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 214, Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, a. 311, Tabe-
ri-Tarih e, 3, s. 166 ( 45) Buhari-Sahih c. 5, a. 42, Ebülfida-Sire c. 4, s. 112
Ebülfida-Sire c. 4, s. 110, Halebi-İnsan. c. 3, s. 247, 248, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, 148
(47) Ebülfida-Sire c. 4, s. 110, Halebl-İnsanüluyun c. 3, 8. 248
( 48) Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 247-248
(49) Ebülfida-Sire c. 4, s. 110, Halebi-İnsan. c. 3, s. 247-248, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, 8.148
(50) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 215, Taberi-Tarih e. 3, s. 166, İbn-i Kay-yım-Zadülmaad c. 3, s. 35, Ebülfida-Sire c. 4, a. 112, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, 3. 232
BÂTIN İLMİ
YanıtlaSilGizli hakikatleri konu alan ve bu yolla insanı mânevî kurtuluşa ulaştırdığına inanılan ilim.
İlişkili Maddeler
İLİM
İslâm kültüründe ilâhî ve beşerî bilgi yanında bilim için de kullanılan kapsamlı bir terim.
KEŞF
Aklın ve duyuların yetersiz kaldığı ilâhiyyât konularında doğrudan bilgi edinme yolu anlamında bir tasavvuf terimi.
Müellif: SÜLEYMAN ULUDAĞ
İslâm’da zâhir ve bâtın olmak üzere iki bilgi türünün bulunduğu görüşü ilk defa Şiîler tarafından ortaya atılmıştır. Hz. Ali henüz hayatta iken çevresinde toplanan bazı kişiler ondan başka hiç kimsenin bilmediği bir bâtın ilminin varlığından söz etmişlerdi. Fakat Hz. Ali bu iddiaları reddederek Allah’ın kendisine lutfettiği zekâ ile naslardan çıkardığı bazı mânalar dışında herkesin bildiğinden farklı bir ilme sahip olmadığını belirtmişti (bk. Buhârî, “Cihâd”, 171; Tirmizî, “Diyât”, 16). Buna rağmen Şiîler Hz. Peygamber’den sonra yegâne meşrû halife tanıdıkları Hz. Ali’nin başka insanların bilmediği bâtın ilmine sahip bulunduğu, onun “ilim şehrinin kapısı” olduğu inancını sürdürmüşler ve kendisine ait olduğunu iddia ettikleri bazı sözler rivayet etmişlerdir. Bir kısmı Sünnî kaynaklara da girmiş olan bu sözlerden birinde Hz. Ali göğsünü göstererek, “Burası ilimle dolu”, başka bir sözünde de “Aranızdan ayrılmadan bilmediklerinizi bana sorun” demişti.
Aşırı Şiîler’den Ebû Mansûr el-İclî Allah’ın Hz. Muhammed’e tenzili, kendisine ise te’vili indirdiğini ileri sürmüş, tenzili zâhirî ilim, te’vili de bâtınî ilim şeklinde açıklamıştı. Ca‘fer es-Sâdık’ın öğrencilerinden sayılan ve bâtın ilmini bildiği öne sürülen Câbir b. Hayyân bu ilmi, “kanunların konuluş sebeplerini ve ilâhî akıllara uygun olan özel gayeleri bilmektir” şeklinde tarif etmiş ve bu açıklamasıyla felsefî bilgilere işaret etmiştir.
Hz. Ali’den sonra Muhammed Bâkır ve Ca‘fer es-Sâdık gibi imamlara intikal ettiğine inanılan bâtın ilminin, bu ilmi anlama ve kavrama seviyesinde olmadığından halka açıklanması uygun görülmemiştir. Zira halk bâtınî anlamları kavrayamayacağından bu konuda söylenenleri reddedecek ve bu yüzden günaha girecektir. Hz. Ali’ye nisbet edilen bir söze göre Hz. Peygamber kendisine yetmiş çeşit ilim öğretmiş, ancak o halkın kendisini yalancılıkla suçlamasından çekindiği için bunları açıklamamıştı. Zeynelâbidîn ve Ca‘fer es-Sâdık gibi imamların da sahip oldukları bâtınî bilgileri, putperestlikle suçlanıp idam edilmelerinden endişe ettikleri için açıklayamadıkları rivayet edilir. Ca‘fer es-Sâdık’ın bildiği iddia edilen cefr ilminin de bâtın ilmi olduğuna inanılır (Küleynî, I, 240-241).
YanıtlaSilBu tür rivayetler Şiî inancında önemli bir yer tutar. Şiîler bu ilmin mâsum imamlar yoluyla kendilerine intikal ettiğine inanırlar. Aralarında benzerlikler bulunmakla beraber Ca‘feriyye’deki bâtın ilmi ile İsmâiliyye’deki arasında büyük fark vardır. Ca‘feriyye ve Zeydiyye mezheplerindeki bâtın ilmi anlayışı İsmâiliyye mezhebinde olduğu gibi hiçbir zaman dinî mükellefiyetleri geçersiz sayma noktasına varmamıştır.
Şîa’nın bâtınî ilim anlayışı şer‘î hükümlerden çok imâmet ve siyaset konusuyla sınırlı kalmasına karşılık tasavvuf düşüncesinde konu bu iki alanın dışında tamamıyla farklı bir bağlamda ele alınmıştır.
Mutasavvıflar dinî ilimleri biri zâhir, diğeri bâtın olmak üzere ikiye ayırır; hadis, fıkıh ve kelâm gibi ilimlere zâhir ilimleri, tasavvufa da bâtın ilmi adını verirler. Zâhirî ilimlerle meşgul olanlara zâhir ulemâsı, rüsûm ulemâsı ve ehl-i zâhir, kendilerine de bâtın ulemâsı ve ehl-i bâtın derler. Mutasavvıflara göre naslardaki gizli mânaları, ibadetlerin mânevî ve ahlâkî özünü, varlık ve olayların arkasındaki sırları açıklığa kavuşturan bâtın ilmi gizlidir ve onu halka açıklamak câiz değildir. Çünkü halk bu yüksek ilmi ve ondaki ince mânaları ya anlayamaz veya yanlış anlar. Bu yüzden bâtın ilmi ancak zeki, yetenekli, istekli ve kalp gözü açık kimselere öğretilir. Başlangıçta bâtın ilminden sadece işaret yolu ile bahsedilir, bu ilim açık şekilde ifade edilmezdi. Bâtın ilmini işaretle değil sözle anlatan ilk sûfî Zünnûn el-Mısrî’dir (ö. 245/859). Fakat o bu ilmi sadece kendisine inananlara anlatmaktaydı. Cüneyd-i Bağdâdî bu ilmi mahzenlerde ve kapalı kapılar ardında öğretiyordu. Tasavvuf tarihinde bâtın ilminden kürsülerde açıkça bahseden ilk sûfînin Şiblî olduğu söylenir (Câmî, s. 33). Bununla beraber bâtın ilmi geniş ölçüde her zaman gizli öğretilmiş, bu anlayış tarikatlarda da devam ettirilmiştir.
Mutasavvıflara göre bâtın ilmi İslâm’dan ayrı ve onun dışında bir ilim değildir. Bu ilim esasen nasların derin ve ince mânalarından ibaret olup Hz. Peygamber tarafından bazı sahâbîlere öğretilmiştir. Nitekim onun, sırdaşı (sâhibü sırri’n-nebî) Huzeyfe b. Yemân’a bazı sırlar tevdi ettiği, ayrıca Ebû Hüreyre’nin, “Hz. Peygamber’den iki ilim öğrendim; birini yaydım, öbürünü saklı tuttum, onu da yaysaydım başımı keserlerdi” dediği rivayet edilir (Buhârî, “ʿİlim”, 42). Hz. Peygamber’in dinde fakih olması için dua ettiği İbn Abbas’ın ilminin de bâtın ilmi olduğu söylenir.
YanıtlaSilCüneyd-i Bağdâdî, Hz. Mûsâ’nın Hızır’dan öğrendiği “ledün ilmi” (bk. el-Kehf 18/65) ile Hz. Ali’nin bildiği bâtın ilminin aynı şey olduğunu söyler. Serrâc’a göre Kur’an’ın, hadisin ve İslâm’ın da zâhir ve bâtını vardır. Geniş anlamıyla şeriat ilmi bu ikisini de ihtiva eder. Nitekim sûfîlere göre, “Allah size zâhir ve bâtın nimetlerini bol bol vermiştir” (Lokmân 31/20) meâlindeki âyette bu hususa işaret edilmektedir. Cibrîl hadisinde söz konusu edilen “İslâm” zâhir, “iman” bâtındır; “ihsan” ise zâhir ve bâtın hakikatlerinin birliğidir (Serrâc, s. 22).
Sûfîler, ehl-i zâhir arasında işaret ve remizlerle anlattıkları, fakat kendi aralarında bazan açıkça konuştukları bâtın ilminin önem ve değeri konusunda görüş birliği içindedirler. Bâtın ilminin üstünlüğü ilk tasavvufî eserlerde de önemle vurgulanmıştır. Gazzâlî zâhir ilmine kabuk (kışr), bâtın ilmine öz (lüb) nazarıyla bakar. Zâhir ilmi yola, bâtın ilmi menzile ait bilgilerdir. Sûfîler metot olarak zâhir ilminin eğitim ve öğretimle, bâtın ilminin ise mistik sezgi (keşf) ile elde edildiğini söylerler. Bu şekilde belli bir silsile ile Hz. Peygamber’den gelen veya özel bir yolla naslardan çıkarılan bilgiler gibi ilham ve keşf yoluyla vasıtasız olarak Allah’tan alınan bilgilere bâtın ilmi denir. Nitekim İbnü’l-Arabî, “Velîler bilgileri peygambere vahyi getiren meleğin aldığı kaynaktan alırlar” (Fuṣûṣ, s. 54) derken bu hususu belirtmiştir. O Fuṣûṣü’l-ḥikem’de her bölümün başına getirdiği “hikmet” sözü ile bâtın ilmini kasteder. Gazzâlî bâtın ilmini biri muamele, diğeri mükâşefe ilmi olmak üzere ikiye ayırır. Birincisini eserlerinde geniş olarak açıkladığı halde ikincisinin kitaplara yazılmasının ve ifşa edilmesinin câiz olmadığını ifade eder (İḥyâʾ, I, 20-23).
Serrâc’ın el-Lümaʿ ve Ebû Tâlib el-Mekkî’nin Ḳūtü’l-ḳulûb adlı eserleri bâtın ilmi hakkındaki önemli kaynaklardandır. Fakat bâtın ilmiyle ilgili en başarılı açıklamalara Gazzâlî’nin İḥyâʾü ʿulûmi’d-dîn’inde rastlanır. Gazzâlî namaz, oruç, zekât, hac ve Kur’an tilâveti gibi bütün ibadetlerin bir zâhirî, bir de bâtınî yönü bulunduğunu ifade ederek zâhirî amel-bâtınî amel, zâhirî hüküm - bâtınî hüküm, zâhirî edep-bâtınî edep, zâhirî temizlik - bâtınî temizlik gibi ikili ayırımlar yapar. Meselâ ona göre rükûun zâhirî mânası eğilmek, bâtınî mânası saygı göstermektir. Zâhirî mâna beden, bâtınî mâna ruh gibi olduğundan bâtınî yönü gerçekleşmeyen ibadetler cansız sayılır.
YanıtlaSilKur’an’ın, hadislerin ve ilmin zâhir ve bâtınından bahseden mutasavvıflar Hz. Peygamber’in de zâhirî ve bâtınî yönü bulunduğunu, zâhirini kâfir-mümin herkesin bildiğini, bâtınını ise ancak müminlerin ve velîlerin anlayabileceğini belirtirler. “Sana bakıyorlar ama görmüyorlar” (el-A‘râf 7/198) meâlindeki âyette işaret edildiği gibi inkârcıların baktıkları halde görememeleri onun bu bâtınî yönüdür.
Zâhir ile bâtın arasında bir çelişkinin bulunup bulunmadığı konusu önemle tartışılmıştır. Gizli ve bâtınî bir ilmin meşruiyeti kabul edildikten sonra bu konuda farklı kanaatlere sahip kimseler, zaman zaman “şathiyyât” türünden taşkınlıklara kadar varan sözlerle ifade ettikleri kendi inanç ve düşüncelerini bâtın ilmi olarak takdim etme yolunu tutmuşlardır. Ancak bu tür taşkınlıklar bütün zâhir âlimleriyle birçok mutasavvıf tarafından İslâm’ın zâhirî hükümlerine ve temel esaslarına aykırı bulunarak reddedilmiştir. Nitekim Ebû Saîd el-Harrâz, Hücvîrî, Gazzâlî, Sühreverdî gibi birçok sûfî, “zâhire aykırı düşen her bâtın bâtıldır” kaidesini benimsemişlerdir. Ancak Hz. Mûsâ ile Hızır’ın bilgilerinde olduğu gibi (bk. el-Kehf 18/65) görünüş itibariyle de olsa bu iki ilim arasında bir çelişki bulunabileceğini kabul eden Gazzâlî’ye göre bu bilgilerin hakikatini ve halka açıklanmayan kader ve ruhla ilgili bazı sırları ancak velîler ve ârifler bilebilir. Nasların mecazi mânaları da bâtınî mâna sayılır. Bir şeyi bilmekle o şeyi yaşayarak öğrenmek arasında fark bulunduğu gibi zâhir ile bâtın arasında da bir fark olabilir. Hal diliyle söyleneni söz diliyle anlatmak da bir kapalılığa yol açar.
Zâhir ilmi ile bâtın ilmi arasındaki uyum ve tutarlılığın her zaman yeteri kadar açık biçimde ortaya konulamaması, bir taraftan Sülemî, Gazzâlî ve İbnü’l-Arabî gibi mutasavvıfların Bâtınîlik’le suçlanmasına, diğer taraftan çeşitli dış kaynaklardan, özellikle Bâtınîlik’ten, Şiîlik’ten, İhvân-ı Safâ ve Yeni Eflâtunculuk’tan gelen tesirlerin “bâtın ilmi” ve “nasların bâtınî mânası” adı altında İslâm muhitinde kolaylıkla tutunmasına yol açmıştır.
YanıtlaSilİsmâiliyye ve Ta‘lîmiyye’nin bâtın anlayışı ile tasavvuftaki bâtınî mâna arasındaki fark şudur: İsmâiliyye’ye göre de nasların zâhirî ve bâtınî mânaları vardır; ancak asıl geçerli olan bâtınî mânadır; zâhir sadece avam ve ehl-i zâhir içindir. İsmâilîler kendilerini zâhirî mânalar ve bunlara dayanan şer‘î hükümlerle yükümlü ve sorumlu saymazlar. Buna karşılık mutasavvıflar nasların hem zâhirî hem bâtınî mânalarını geçerli kabul ederler. Onlara göre zâhirî mâna “hak”, bâtınî mâna “hakikat”tir. Bu sebeple her iki mânaya göre hareket etme mecburiyeti vardır.
Bâtın ilminin varlığı daha çok Gazzâlî’den sonra ve onun etkisiyle zâhir ulemâsı tarafından da benimsenmiştir. Ancak kelâmcılar bilgi kaynağı olarak akıl ve beş duyu ile haber-i sâdık içinde düşündükleri peygamberlere gelen vahiy ve ilhamı kabul ederler. Gazzâlî, Râzî, Âmidî gibi müteahhir devir kelâmcıları mutasavvıfların keşf, ilham, bâtın ilmi gibi deyimlerle ifade ettikleri bilgileri de bilgi kaynağı olarak kabul etmekle birlikte, bu tür sübjektif bilgileri vehim ve kuruntulardan ayırabilmek için bunların Kitap ve Sünnet’e uygunluğunu esas almışlardır. Kelâmcıların bu görüşü aslında yukarıda da belirtildiği gibi sûfîlerin, “zâhire aykırı düşen her şey bâtıldır” ilkesinin değişik bir şekilde ifade edilmesinden başka bir şey değildir. Teftâzânî’nin, “İlhamla ilim hâsıl olursa da bu ilim herkes için bir delil teşkil etmez” sözü bu konuda kelâmcıların ortak görüşlerinin özeti sayılabilir.
Bâtın ilmi Allah’ın sırlarından bir sır ve O’nun hükümlerinden bir hükümdür. Allah bu ilmi velîlerinden dilediği kişilerin kalplerine atar” anlamındaki bir hadisi zikrederek bunun uydurma olduğunu söyleyen İbnü’l-Cevzî bâtın ilmiyle ilgili daha başka rivayetleri de tenkit etmekle birlikte sonuç olarak ilhamın mümkün olduğunu kabul eder. İbn Teymiyye bâtın ilminin “imanın gizli hakikatlerini bilmek” anlamına geldiğini söyler. Bâtın ilminin doğrudan doğruya Allah’tan aldıkları bilgiler olduğunu öne süren İbnü’l-Arabî gibi bazı mutasavvıflar için “mülhid” kelimesini (bk. Mecmûʿu fetâvâ, XI, 221-227) kullanan aynı müellif, Gazzâlî’yi de Mişkâtü’l-envâr’daki görüşlerini delil göstererek sûfîlerin gizli bilgilerini vahye denk tutmakla suçlamıştır.
YanıtlaSilHâris el-Muhâsibî, Kelâbâzî, Kuşeyrî, Hücvîrî ve Gazzâlî gibi Sünnî mutasavvıflar Kur’an ve hadis çerçevesinde kalan bâtın ilmini kabul etmişler, bunu da nasların mânalarını derinleştirmek olarak anlamışlardır.
BİBLİYOGRAFYA
el-Muʿcemü’ṣ-ṣûfî, “ẓâhir, bâṭın” md.leri.
Buhârî, “Cihâd”, 171, “ʿİlim”, 42.
Tirmizî, “Diyât”, 16.
Câbir b. Hayyân, Muḫtâru resâʾil (nşr. P. Kraus), Kahire 1354/1935, s. 105.
Hakîm et-Tirmizî, Ḫatmü’l-evliyâʾ (nşr. Osman İsmâil Yahyâ), Beyrut 1965, s. 253, 263.
a.mlf., Kitâbü ʿİlmi’l-evliyâʾ, Bursa Eski Yazma ve Basma Eserler Ktp., Haraççıoğlu, nr. 806, tür.yer.
Küleynî, el-Uṣûl mine’l-Kâfî, I, 240-241.
Serrâc, el-Lümaʿ, s. 22, 43-44.
Kelâbâzî, et-Taʿarruf, s. 87.
Ebû Tâlib el-Mekkî, Ḳūtü’l-ḳulûb, Kahire 1381/1961, I, 283.
YanıtlaSilSülemî, Ṭabaḳāt, s. 231.
Gazzâlî, İḥyâʾ, I, 20-23, 26, 43, 106, 296; III, 23, 219.
a.mlf., er-Risâletü’l-ledünniyye, Kahire 1964.
a.mlf., Cevâhirü’l-Ḳurʾân, Kahire 1933.
a.mlf., Mişkâtü’l-envâr (nşr. Ebü’l-Alâ Afîfî), Kahire 1383/1964, s. 69-70, 77.
Aynülkudât el-Hemedânî, Temhîdât (nşr. Afîf Useyrân), Tahran 1962, s. 2, 3.
Ebû Mansûr el-Abbâdî, Ṣûfînâme (nşr. Gulâm Hüseyn-i Yûsufî), Tahran 1347 hş., s. 160-179.
Ebü’n-Necîb es-Sühreverdî, Âdâbü’l-mürîdîn, Kahire, ts. (Dârü’l-Vatani’l-Arabî), s. 51.
Attâr, Teẕkiretü’l-evliyâʾ, s. 491.
Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, İstanbul 1308, VIII, 120.
Sühreverdî, ʿAvârifü’l-maʿârif, Beyrut 1966, s. 25.
İbnü’l-Arabî, el-Fütûḥât, I, 723; II, 179.
a.mlf., Fuṣûṣ (Afîfî), s. 54.
Azîz Nesefî, Kitâbü’l-İnsâni’l-kâmil (nşr. Marijan Molé), Tahran 1403/1983, s. 468.
Takıyyüddin İbn Teymiyye, Derʾü teʿârużi’l-ʿaḳl ve’n-naḳl, Riyad 1399/1979, I, 10; X, 204-205.
a.mlf., Mecmûʿu fetâvâ, Riyad 1381, XI, 221-227; XII, 23.
a.mlf., Risâle fî ʿilmi’l-bâṭın ve’ẓ-ẓâhir (Mecmûʿatü’r-resâʾili’l-münîriyye içinde), Kahire 1343, I, 229-252.
Zehebî, Mîzânü’l-iʿtidâl, I, 430.
Zerkeşî, el-Burhân, I, 170; II, 171.
Süyûtî, el-İtḳān, II, 178-184.
Câmî, Nefeḥât, s. 33, 35.
Erzurumlu İbrâhim Hakkı, Mârifetnâme, İstanbul 1310, s. 430.
Zebîdî, İtḥâfü’s-sâde, V, 526.
Kāsım Ganî, Târîḫ-i Taṣavvuf, Tahran 1340 hş., s. 169.
İzmirli, Yeni İlm-i Kelâm, İstanbul 1339-1341, I, 50-60.
Ebü’l-Alâ Afîfî, et-Taṣavvuf: es̱-S̱evretü’r-rûḥiyye fi’l-İslâm, Kahire 1963, s. 125.
Şeybî, eṣ-Ṣıla, s. 380, 413.
Muhammed b. Kāsım, Mevḳıfü İbni’l-ʿArabî min ehli’ẓ-ẓâhir, Kahire 1969.
Abdülmuhsin el-Hüseynî, el-Maʿrife ʿinde’l-Ḥakîm et-Tirmiẕî, Kahire 1983, s. 115, 127, 135.
Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, Telbîsü İblîs (nşr. M. Münîr ed-Dımaşkī), Kahire 1368, s. 320-330.
Teftâzânî, Kelâm İlmi ve İslâm Akâidi: Şerhu’l-akâid (trc. Süleyman Uludağ), İstanbul 1982, s. 121.
Nitekim Ebû Saîd el-Harrâz, Hücvîrî, Gazzâlî, Sühreverdî gibi birçok sûfî, “zâhire aykırı düşen her bâtın bâtıldır” kaidesini benimsemişlerdir.
YanıtlaSil231
YanıtlaSilDEYİMLER
bulmak (bir şeyde): Kararlı bir durum almak, yatışmak.
all çalmak: Çok acıkmış olmak.
mndan konuşmak (veya söylemek): 1) İşitilmeyecek kadar alçak söylemek. 2) Uydurarak söylemek
lok sirti pek: Geçimi iyi, para sıkıntısı olmayan kimseler için wlanılır.
unca duası gibi: Cok küçük, sık ve okunaksız (yazı).
jannca yuvası gibi kaynamak (bir yer): Çok kalabalık ve hareketli mak
janncayı bile ezmemek (veya incitmemek): Çok merhametli, ince duygulu olmak.
tunşanı görüşeni olmamak (birinin): İşine kimse karışmamak, öz-gür olmak.
karşısına almak (birini): Birinin düşünce ve tutumuna katılmadığını belli etmek.
karşısına geçmek (birinin): 1) Karşı düşünceye katılmak. 2) Karşı partiye, guruba gitmek.
kaş çatmak: Kızmak, öfkelenmek.
kaş göz etmek: Kaş, göz işaretiyle bir şey anlatmaya çalışmak.
kaş ile göz, gerisi söz: Yüz güzelliğinde kaş ile gözün önemini be-lirtir.
kaş yapayım derken göz çıkartmak: İşi düzelteyim derken büsbütün bozmak temugé hot Noi
kaş yıkamak: Kaş çatmak.
kaşının altında gözün var dememek: bk. Gözün üstünde kaşın var dememek.
kaşla göz arası: Kimsenin sezmesine imkân vermeyecek kadar kısa bir zaman içinde, çok çabuk.
kaşık atmak (veya çalmak); İştahla veya çabuk yemek.
231
YanıtlaSilDEYİMLER
karar bulmak (bir şeyde): Kararlı bir durum almak; yatışmak. zil çalmak: Çok acıkmış olmak.
kami kamından konuşmak (veya söylemek): 1) İşitilmeyecek kadar alçak sesle söylemek. 2) Uydurarak söylemek
karni tok sırtı pek: Geçimi iyi, para sıkıntısı olmayan kimseler için
kullanılır.
karinca duası gibi: Çok küçük, sık ve okunaksız (yazı).
kannca yuvası gibi kaynamak (bir yer): Çok kalabalık ve hareketli olmak.
karıncayı bile ezmemek (veya incitmemek): Çok merhametli, ince duygulu olmak.
karışanı görüşeni olmamak (birinin): İşine kimse karışmamak, öz-gür olmak.
karşısına almak (birini): Birinin düşünce ve tutumuna katılmadığını belli etmek.
karşısına geçmek (birinin): 1) Karşı düşünceye katılmak. 2) Karşı
partiye, guruba gitmek.
kaş göz etmek: Kaş, göz işaretiyle bir şey anlatmaya çalışmak.
kaş çatmak: Kızmak, öfkelenmek.
kaş ile göz, gerisi söz: Yüz güzelliğinde kaş ile gözün önemini be-lirtir.
kaş yapayım derken göz çıkartmak: İşi düzelteyim derken büsbütün
bozmak
kaş yıkamak: Kaş çatmak.
kaşının altında gözün var dememek: bk. Gözün üstünde kaşın var
dememek.
kaşla göz arası: Kimsenin sezmesine imkân vermeyecek kadar kısa
bir zaman içinde, çok çabuk.
kaşık atmak (veya çalmak): İştahla veya çabuk yemek.
DEVİMLER
YanıtlaSil230
kapilan kapamak: Bütün ilişkileri kesmek veya anlaşma tadan kaldırmak.
kapının ipini çekmek: bk. Kırk kapının ipini çekmek
kapısı açık: Konuksever.
kapısını aşındırmak: Yanına çok sık gitmek.
kapısını çalmak: Birine başvurmak.
kaprya dayanmak: 1) Gelip çatmak. 2) Bir şey elde etmek in
yeri, bir kimseyi zorlamak, göz korkutmak.
kapıyı büyük açmak: Çok masraflı bir işe girişmek veya hesape harcamak.
kapıyı göstermek: Kovmak uzaklaştırmak,
kapanın elinde kalmak: 1) Çok istenir ve aranır olmak. 2) Bir şeyde
ancak çabuk davranabilenler yararlanmak.
kar gibt: Temiz, beyaz.
kar yağmak. Kar yere düşmek.
karda yürüyüp (gezip) izini belli etmemek: Kimsenin sezemeyes biçimde gizli iş çevirmek.
karada ölüm yok: Bundan sonra herhangi bir sıkıntı ile karşılaşma Ihtimali yok.
karaya ayak basmak: 1) deniz, göl vb. den karaya çıkmak. 2) Deniz taşıbından karaya çıkmak
karaya oturmak (gemi): Denizin sığ bölümüne saplanıp kalmak.
kara kadi geçmak (aralarından): Birbirinden soğumak, aralarında soğukluk girmek.
kara sürmek, bk. Kara çalmak
karatar bağlamak veya glymek) Yas tutmak.
Karada oynamak mec. Komik bir durum yaratmak.
kakta gör korpnak: Bir oyi anlatmak isterken karşısındakinin anayamayacağı bir işarette bulunmak veya bir söz söylemek
261
YanıtlaSilTeminat تأمين: تأمينات Temin C.) Kapure. Güvence.
TEMKİN تمكين : Ağır başlılık, usluluk. Ölçülü hareket etmek. Tedbir, ihtiyat.
TEMLİK تمليك : Mülkedin dirme. Mülk kazandırmak, sahib etmek. Mülk olarak vermek.
TEMME : Tamam oldu, bitti
TEMRIN تمرین : İdman ettirme. Tekrarlatarak çalıştırma. Egzersiz.
TEMSİL تمثيل : Bir şeyin misli-ni yapmak. Benzetmek. Örnek, nümune söz.
Temsili: Temsile dair ve müteâllik. Bir şeyi göz önünde canlandıran.
TEMYİZ تمييز : Ayırmak. Seçmek. İyiyi kötüden ayırmak. Yargıtay.
TEMZİC تمزيج : Karıştırmak. Katmak. Mezcetmek.
TENAFÜR تنافر : Biribirinden kaçmak. Ürkmek. Uzağa çekilmek. Nefret etmek.
TENAHI تناهی : Son bulma, bitme, tükenme. Yasağı kabul ile geri durmak.
TENAKUS تناقص : Noksan laşmak. Azalmak. Eksil-mek.
TENAKUZ تناقض : Celişki Sözün birbirini tutmaması.
TENASİ Unutmal Kendini unutmuş gib göstermek.
TENASÜB تناسب : Uygunluk uyma, tutma. Yakınlaşma.
TENASH تناسخ : Ruhun be denden bedene geçmesi, batıl bir inanç.
TENASÜL تناسل : Türemek Nesil yetiştirmek. Üremek. Birbirinden doğup türemek.
TENA'UM نعم : Nimetlenme bolluk içinde yaşama.
TENAVÜL تناول : Bir şeyi alma. Yemek yeme.
TENAZU تنازع : Kavga laşmak, çekişmek. Birbirine husumet etmek.
TENAZUR تناظر : Simetrik Bakışmak. Birbirine bak-mak.
TENBİH تنبيه : Göz açtırmak. İkaz etmek. Faaliyetini arttırmak. Sıkı emir ver-mek.
TENEBBÜH تنبه : Uyanmak kendine gelmek. Aklını başına getirmek.
TENEBBÜT تنبت : Büyümek Yerden çıkıp biten nebat gibi yetişmek.
TENEFFÜS تنفس : Nefes, so luk alma. Dinlenme. Üfürmek. Dinlenme za-manı.
260
YanıtlaSilseyredilecek yer. Eğlence mahalli.
Temasager 1 : تماشاگر. Seyirci İbretle etrafı temaşaya çıkmış olan.
TEMAYÜL تمایل : Meyletmek. Bir cihete iltifat etmek. Bir tarafa eğilmek.
TEMAYÜZ تمایز : Farklı ve yüksek vasfı olmak. Üstün olmak.
TEMCID تمجید : Allhin büyüklüğünü bildirmek. Tâzim ve sena etmek." Ağırlamak. Sabah na-mazından önce minärelerde söylenen ilahi, niyaz.
TEMDİD تمديد : Devam ettir mek. Uzatmak. Sürdürmek. Çekip uzatmak.
TEMEDDÜH تمدح : Kendi kendini övmek. Kendini beğendirmeğe çalışmak. Böbürlenmek.
TEMEDDÜN تمدن : Mede nileşmek. Sehirlileşmek. Medeni olmak.
TEMEKKÜN Mekânlanmak. Yerleşmek. Yer tutmak.
ve TEMELLUK تملق : Yaltakla mak." Tevâzu yumuşaklık. Dalkavukluk.
TEMELLÜK تملك : Mülk edin-mek. Sahip olmak. Muktedir olmak.
TEMENNA تمنی : Eli alnına götürerek selamlama işareti yapma. Minnettar olma.
TEMENNİ تمنى : Dilek. İstek Duâ. Rica etmek.
TEMERKÜZ تمرکز : Merkez tutma, merkezleşme. Yığılma. Birikme.
TEMERRUD تمرد : inaddi renme. İsyan.
TEMESSÜK تمسك : Tutunma Sarılma. Sıkıca tutma. Borç senedi.
TEMESSÜL تمثل : Benzeşmek. Cisimlenmek. * Belli bir suretin başka bir yerde aksetmesi.
TEMEVVÜCتموج : Dalgalan mak. Çalkanıp dalga dalga olmak.
TEMEYY : Erime, sıvı hale gelme. Akma. Cıvıklaşma.
TEMEYYÜZ تمیز : Benzerle rinden farklı ve üstün olma. Diğerleri arasından kendini gösterme.
TEMHID تمهيد : Döşeme, yay-ma, düzeltme. İskân etme. izah etme, arz etme. Sunma. Hazırlama.
TEMHIR تمهير : Mühürleme.
TEMİN تأمين : Güvenlik, em-niyet. Sağlamlaştırma, şüphe bırakmama. Sağlamak. Elde etme.
229
YanıtlaSilDEYİMLER
kanadı altına almak (veya birinin üstüne) kanat germek: Korumak, Nimayesine almak.
kandilin yağı tükenmek: Hayat sona ermek, ölmek.
kanlı yaş(lar) dökmek: Büyük üzüntüyle ağlamak.
kanlısı olmak (birinin): Birinin katili olmak.
kantarı belinde: Gözü açık, aldatılmaz.
kantarın topunu kaçırmak: Ölçüyü kaçırıp aşırı davranmak.
kabına sığmamak: Duygularına engel olmayıp taşkın davranışlarda bulunmak.
kapağı atmak: Sıkıntısız, rahat bir yere sığınmak, kaçıp kurtulmak.
kapak atmak (bir şey): Aşırı, tıka basa dolmuş olmak.
kapana düşmek (girmek, kısılmak, kaymak, tutulmak veya yaka-lanmak): mec. İçinden çıkılmaz bir duruma düşmek, ele geçmek.
kapana düşürmek (veya kıstırmak): 1) Birini zor durumda bırakmak. 2) Birini düzenle ele geçirmek.
kapı açmak: 1) Bir şeyin sözünü etmek veya bir işe başlamak. 2) Pa-zarlığa çok yüksek bir fiyatla başlamak.
kapı aralamak: Bir konuya giriş yapmak, karşısındakini hazırlamak.
kapı baca açık (veya kilitli): Korunmasız veya korunmuş (yer).
kapı gibi: İri vücutlu (kimse).
kapı kapı aramak: Her yeri aramak.
kapı kapı dolaşmak (veya gezmek): Ev ev gezmek.
kapıdan kovsan bacadan düşer: Yüzsüz, arsız kimseler için söy-lenir.
kapılar yüzüne (üzerine, üstüne) kapanmak: İstenilen şeye ulaşma imkânı verilmemek.
kapıları açık tutmak: Herhangi bir konuda ilişkiyi kesmeden anlaşma ortamını sürdürmeye çalıs
DEYİMLER
YanıtlaSil228
kana susamak: Öldürme hırsı duymak.
kanı başına çıkmak (veya sıçramak veya toplanmak): Çok öfke lenmek.
kanı donmak: Donakalmak, şaşırmak.
kanı içine akmak: Derdini dışa vurmamak.
kanı ısınmak (birine karşı); Yakınlık duymak.
kanı kaynamak: Coşkun ve kıpırdak olmak.
kanı kaynamak (birine): Çabucak sevgi duymak.
kanı kurumak: Çok usanmak, çok bıkmak.
kanı pahasına: Yaralanmayı veya ölümü göze alarak.
kanı temizlenmek: Öldürülenin arkasından, öldüren kişi veya yakın
larından birini öldürerek öç almak.
kanına dokunmak: Çok sinirlendirmek.
kanına ekmek doğramak: 1) Birinin ölümüne yol açarak sevinmek.
kanına girmek: Birini öldürmek veya öldürtmek.
kanına susamak: Belasını aramak.
kanını emmek: Insafsızca sömürmek.
kanını içine akıtmak: Sıkıntısını belli etmemek.
kanını kaynatmak: Heyacanlandırmak, coşturmak.
kanını kurutmak: Canından bezdirmek.
kanını yerde koymak: Birini öldüreni ölümle cezalandırmamak.
kanıyla ödemek; Yaptığının cezasını hayatıyla ödemek.
kanayan yara olmak: Sürekli sıkıntı, üzüntü ve zarar veren bir du rumda olmak.
kanadı kolu: 1) Akrabası, en yakınları. 2) Koruyucusu, desteği.
kanat açmak: Birini korumak, himaye etmek.
kanal alıştırmak: Bir işe alışmaya çalışmak.
992
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHI
Cennat-ı âliyatın sağında olanlarla haşreyle.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
Ey evvellerin ve âhirlerin yaratıcısı Allahım.
Meleklerine ve mukarreblere salât eyle.
Yani: Umum meleklerden başka, iclerindeki Mukarrebin, Kerru-biyyin üzerine özel olarak salât eyle.
Bazı nüshalarda, arada (VE) edatı olmadan:
- Mukarreb meleklerine..
Manasında gelmiştir.
Devam edelim:
Keza, nebilerine ve resullere, sana taat edenlerin tümüne.
Bu cümlede geçen resullere: İnsan ve meleklerin resulleri
dahildir.
Taat edenler, zümresine ise.. semaların, yerin, insin, cinnin, bu ümmet ve geçmiş ümmetlerin taat ve ibadet edenleri dahildir.
Devam edelim:
Onlara okuduğumuz bu salâvat sebebi ile, bizleri rahmete nail olanlardan eyle.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Burada anlatılan zatlara salâvat okumamız sebebi, bereketi ile, bizleri sağlam din, doğru yolda devamlı, yüce emirlerine itaata müda-vemet. âhirette azaptan, kötü hesaptan kurtulup selâmet bulan, umu-mi rahmetine vasıl olmuşlardan eyle.
**
YÜZ YİRMİ BEŞİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ya Vaid Ferd Samed doğmayan, doğurmayan, hiç bir benzeri ol-mayan sıfatları ile sıfatlanan Allahım.
Salât eyle..
Yüce zatına lâyık, üstün kibriyana muvafık fazl kerem ve ihsanın-la tazim ve tekrim salâtı eyle.
TEHAME'den peygamber çıkarılan Muhammed'e..
Bu salât, onun habibliğine lâyık, yüce makamına münasip olsun; kadrini yüce eyle. Yüksekliğini artır.
Bu cumlede geçen:
TEHAME.
Lafzından murad: Mekke-i Mükerreme ve onun çevresindeki bel-delerdir.
Devam edelim; Resulüllah S.A. efendimiz:
İyiliği emreder.
KARA DAVUD
YanıtlaSil993
وَالشَّفِيعِ لِاهْلِ الذُّنُوبِ فِي عَصَاتِ القِيمَةِ القلم ابلِغْ عَنَانِنَا وَشَفِيعَنَا وَحَيْنَا أَفَضْلَ الصَّلوةَ والتسليم وابعثه المقام المحمود الكريم وايه الفضيلة والوسيلة والدرجة الرفيعة التي وعدته فِي الْمَوْقِفِ العَظِيمِ وَصَلِّ اللَّهُمَّ عَلَيْهِ صلوةٌ دَامَةٌ مُتَّصِلَةٌ تَتَوَالِي وَتَدُومُ اللهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ مَا لَاحَ بَارِقٌ وَذَرَ شَارَقُ وَوَقَبَ غَائِقُ وَانْتَمَرَ وَادِقُ وَصَل عَلَيْهِ وَعَلَى الِهِ مِلْءَ النُّوحُ وَالفَضَاءِ وَمِثْلَ نجُومِ السَّمَاءِ وَعَدَدَ القَطِر وَالْحَصَى وَ صَلِّ عَلَيْهِ وَعَلَى الِهِ صَلوةٌ لَا تُعَدُّ وَلَا تَحْصى اللهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ زِنَةَ عَرْشِكَ وَمَبْلَغَ رِضَائِكَ ومداد كلماتِكَ وَمُنْتَهَى رَحْمَتِكَ اللهُمَّ
veş-şefii liehl-iz-zünubi fiarasat il-kiya-meti.
Allahmüme ebliğ anna nebiyyena ve şefiana ve habibena efdal'es-salâtı vet-teslimi veb'ash'ül-Makam'el-Mah-mus'el-Kerime ve atihil-fazilete vel-ve-silete vedderecet'er-refiatelleti vaadte-hu fil-mevkif'il-azimi.
Ve sallillahümme aleyhi salåten daimeten muttasileten tetevali ve te dumü.
Allahümme salli aleyhi ve alá alihi malâhe barikun ve zerre şerikun ve vekabe ğasikun venhemere vadikun.
Ve salli aleyhi ve alâ âlihi mil'-el-levhi vel-fezai ve misle nücum'is-semai ve aded'el-katri vel-hasa.
Ve salli aleyhi ve alâ âlihi salå-ten lâtuaddü ve lâtuhsa.
Allahümme salli aleyhi zinete ar-şıke ve meblağa rızake ve midade ke-limetike ve münteha rahmetike.
Allahümme
Kıyamet arsalarında günahkarlara şefaatçıdır.
Allahım, bizden yana peygamberimize, gefaatçımıza, habibimize salátın ve selámın en afziletlisini ulaştır.. Onu, keremli Makam-ı Mah.aud'a çıkar. Kendisi-ne fazilet, vesile ihsan eyle. Büyük durakta, kendisine vaad ettiğin yüksek dere ceyi ver.
Salât eyle Allahım ona; şöyle bir salåt olsun: Daimi, muttasıl, birbirine ulanarak sürüp giden..
Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in åline salát eyle: Şimşek parladık ça, güneş doğdukça, gece karanığı kapladıkça, yağmur bulutlarından damlalar yere düştükçe..
Ona ve onun âline salât eyle: Levhün ve fezanın dolusunca.. Semanın yıl-dızları misali.. Yağmur tanelerinin ve çakıl taşlarının sayısınca..
Ona ve onun âline salât eyle; öyle bir salatla ki: Sayılamasın, hesabı ya-pılamasın.
Allahım, ona salát eyle: Arşın ağırlığı, rızanın ulaştığı, kelimelerinin adedi, rahmetinin müutehasına kadar..
* **
(Devamı: 997. Sayfada)
F
994
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHI
Yani: İlahi şeriatta, rabbani emirlerle meşru ve maruf olan taat ve ibadeti emreder.
-Keza istikameti de.
Yani: Kötülüklerden alır; doğru yola girmeyi emreder.
Kıyamet arsalarında günahkârlara şefaatçıdır.
Yani: Kadın erkek bütün müminlere şefaat edecektir. Şöyleki: Kıyamet günü. mahşer halkı bir yere toplanır. İyilikleri ve amel-leri tartılır. Cümle haklar, tam olarak ödetilir. Böyle bir kaza faslı ol-duğu günde, Resulüllah S.A. efendimiz, günahkarlara şefaat edecek-tir. Kendisine salât, selâm ve tahiyye ikram eyle.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allalum.
Ey Vacib'ül-vücud hayrı ve cömertliği bol, celâl ve ikram sahibi şanı büyük, nimeti her şeye şamil Allahım.
Bizden vana peygamberimize, şefaatçımıza, habibimize salâtın ve selâmın en faziletlisini ulaştır. Onu keremli Makam-ı Mahmud'a çı
kar. Kendisine fazilet, vesile ihsan eyle. Büyük durakta, kendisine vaad ettiğin yüksek dereceyi ver.
Yani: Resulüllah S.A. efendimize cümle nebilerden, resullerden, mukarreb meleklerden, sıddıklardan, şehidlerden, salihlerden daha yüksek fazilet ihsan eyle. Cennet makamlarının en üstünü vesileyi ver.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Salât eyle Allahım ona..
Ey keremliler keremlisi, şanı büyük Allahım, fazlınla kereminle Resulüllah S.A. efendimize salât eyle..
Şöyle bir salât olsun: Daimi, müttasıl, birbirine ulanarak sü-
rüp giden...
Yani: Ardı arası kesilmeyen bir salât olsun.
Salavat-ı şerifeye devam edelim
- Allahım.
Ey hakiki nimet ihsan eden şanı büyük Allah.
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle: Şimşek parla-dıkça, güneş doğdukça, gece karanlığı kapladıkça, yağmur bulutla-rından damlalar yere düştükçe..
Resulüllah S.A. efendimze ve onun âline salât inzal ederek, yüce şanına izzet ikram eyle.
Devam edelim:
Ona ve onun âline salât eyle.
Yani: Resulüllah S.A. efendimize ve onun ål, ashab ve ümmetine..
Bazı nüshalarda, bu cümlenin başına.
Allahım.
Lafzı gelmiştir.
Levh'ün ve fezanın dolusunca..
Burada anlatılan Levh Levh-ü Mahfuz'dur. Feza ise, geniş çöl-ler, ovalar ve derelerdir.
KARA DAVUD
YanıtlaSil905
rının sayısınca. Semanin yıldızları misali.. Yağmur tanelerinin ve çakıl taşla-Hatta, yağmurlardan başka, deryaların, akarsuların , sabahları ya-
gan çiğin ve cümle su damlalarının sayısı kadar. Isbu çoklukta ve bollukta, Resulüllah S.A. efendimizin ve âlinin yüce eyle.
sanını Salavat-i şerifeye devam edelim:
Ona ve onun âline salât eyle.
Yani: Resulüllah S.A. efendimize ve ona tabi olan ümmetine..
Öyle bir salâtla ki: Sayılamasın; hesabı yapılamasın.
Demek olur ki:
Allahım, Resulüllah S.A. efendimize bu kadar çok salåt etmek sureti ile, onların şanlarını yüce eyle.
Salavat-ı şerifeye devam edelim: Allalum, ona salât eyle.
Yani: Resulüllah S.A. efendimize..
Bazı pek itimada şayan olmayan nüshalarda, Resulüllah S.A. efen-dimizin âli de anlatılmıştır; onlara da salavat okunmuştur.
Arşının ağırlığı, rızanın ulaştığı..
Yani: Bizleri de mübarek rızana ulaştıran salât olsun.
Kelimelerinin adedi, rahmetinin müntehasına kadar..
Demek olur ki:
Kullarına olan rahmet çeşitlerinin nihayeti yoktur. Bu niha-yetsiz rahmetin sabit olup kaldıkça; Resulüllah S.A. efendimize tahiy-yet salâtını daim, tükenmez eyle.
Bir başka manaya göre de şu demeğe gelir:
Her şeyden geniş olan rahmetinin genişliği mikdarınca, Re-sulüllah S.A. efendidimize salât ederek, onun şanını pek faziletli ve üstün kıl.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
Ey şanı büyük, nimeti her şeye şamil Allahım.
Ona ve âline..
Yani: Resulüllah S.A. efendimize ve kendisine tabi olan şanlı üm-metine..
Zevcelerine ve zürriyetine salât eyle...
Yani: Kıyamete kadar gelecek olan soyuna.. Çocuklarına, çocuk-larının çocuklarına.. Bütün bunlara Resulüllah S.A. efendimiz başta olmak üzere, tazim salâtı. İkram tahiyyesi eyle..
Devam edelim:
Ona, âline, zevcelerine ve zürriyetine bereket ihsan eyle.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz başta olmak üzere, tüm anlatılan-
lara, bütün bereket çeşitlerini kendilerine Indirmek sureti ile, ikram-lar eyle.
996
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT SERHI
Ibrahim'e ve İbrahim'in âline salat ve bereket ihsan eyledi.
in gibi.
Çünkü sen: Hamid'sin.
Yüce zatınla bütün kemalât çeşitleri ile övülmektesin.
-Mecid'sin.
Cümle kullarına, türlü türlú in'am ve ihsan edensin. Onu bizden yana mükafatlandır.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizi..
Hem de, bir peygamberi ümmetinden yana mükafatlandıraca-ğın şeylerin en faziletlisi ile..
Böyle bir faziletle, Resulüllah S.A. efendimize sevaplar ihsan eyle..
Devam edelim:
Onun açık yolunda bizi hidayete erenlerden eyle.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin påk şerlatı üzerine.. Onun hidayet yolunda gitmekle bizi hidayete erdir.
Resulüllah S.A. efendimizin hidayet yolu: Onun güzel sünnətidir, hal ve gidişatıdır.
Bizi onun milleti üzerine öldür.
Bu cümlede geçen millet, İslâm dini ve onun şeriatıdır.
En korkulu günde, eminlerden olarak, onun zümresi arasında
hasreyle. Burada şu manaya işaret edilmektedir:
Kıyamet koptuktan sonra. ikinci defa sura üflenir; ölüler, kabir-lerinden kalkarlar. Herkes, günahları sebebi ile, o gün, türlü kıyafette çıkar. Herkesin gizli günahı da açığa çıkar. Daha sonra, hesap görü lür.
Hesaptan sonra, insanlar iki bölük olur. Bunların bir bölüğüne, cennetler ikram olunur. Bir bölüğü de, cehennem azabı çekmek sureti fle türlü mihnetlere giriftar olur.
İşte o zaman, akrabalar birbirlerinden; atalar çocuklarından, kar-deş kardeşten ayrılır. Bunların kimi cennete gider; kimi de cehenne-me..
Allahım, böyle bir günde, Resulüllah S.A. efendimizin zümresi ile, bizleri diriltip anlatılan bütün sıkıntılardan emin eyle. Devam edelim:
Bizi, onun sevgisi, âlinin, ashabının, zürriyetinin sevgisi üzeri-me öldür.
Çünkü, insan kıyamet günü, sevdiği ile haşrolunacaktır. Bunu, bizzat Resulüllah S.A. efendimiz bize haber vermiştir. Bunun için, Allahım, biz asi ümmetlerini, onların sevgisi üzerine öldür; kıyamet günü de, onlarla haşredip biraraya getir.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
Ey zat ve sıfatında şerik ve naziri olmaktan yana münezzeh olan şanı büyük Allahım.
KARA DAVUD
YanıtlaSilمَلِ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ وَازْوَاجِهِ وَذُرِّيَّتِهِ وَبَارِكْ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ وَازْوَاجِهِ وَذُرِّيَّتِهِ كَمَا صَلَّيْتَ وَبَارَكْ عَلى إِبْرَاهِيمَ وَ عَلى الابراهيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ محمدٌ وَجَاءَهُ عَنَّا أَفْضَلَ مَا جَازَيْتَ بَيَا عَنْ هُ وَاجْعَلْنَا مِنَ الْمُهْتَدِينَ بِمِنْهَا شَريعَتِهِ وَاهْدِنَا يَهْدِيهِ وَتَوَفَّنَا عَلَى مِلَيْهِ وَاحْشُرْنَا وم الفرع الأكبر من الامنين في دمي وانا ل عَلَى عَدَ أَفْضَلِ إِبْيَاتِكَ وَأَكْرَمَ اصْفَاتِكَ وَالِيَامِ أَوْلِيَائِكَ وَخَاتَهِ انْبِيَاتِكَ وَجَيب رب العَالَمِينَ وَشَهيدِ الْمُرْسَلِينَ وَشَفِيع المُذنِينَ وَسَيِّدِ وَلَدَادَمَ أَجْمَعِينَ الْمُرفوع الذكري في الملائكة المقربين البشير النذير
997
ili aleyhi ve alá alihi ve ezvacihi ve ürriyyetihi ve barik aleyhi ve alá ali hi ve ezvacihi ve zürriyyetihi kena salleyte ve barekte alå Ibrahime ve alh Ali Ibrahime Inneke Hamidüm Mecidün.
Ve cazihi anna efdale macazeste nebiyyen an ümmetihi vec'alna minel mühtedine biminhaci şeriatihi vehdina bihedyihi ve teveffena alå milletihi vahşürna yevm'el-fezeil-ekberi minel aminine fizümretihi ve emitna ala hubbihi ve hubbi alihi ve ashablu ve zürriyyetihi.
Allahümme salli alâ Muhamme din efdali enbiyaike ve ekremi asfiya-ike ve imami evliyaike ve hatemi en-biyaike ve habibi Rabb'il-ålemine ve şehid'il-mürseline ve şefiil-müznibine ve seyyidi veledi Ademe ecmaine.
El-merfuiz-zikri fil-meläiketil-mukarrebinel beşir'innezir
**
Allahım, ona ve âline, zevcelerine, zürriyetine salát eyle. Ona, áline, zevce-lerine ve zürriyetine bereket ihsan eyle. İbrahim'e, İbrahim'in äline salât ve be reket ihsan eylediğin gibi..
Çünkü sen, Hamid'sin, Mecid'sin.
Onu bizden yana mükafatlandır; hem de bir peygamberi ümmetinden yana mükafatlandıracağın şeylerin en faziletlisi ile..
Onun açık yolunda, bizi hidayete erenlerden eyle. Onun hidayet yolunda git-mekle bizi hidayete erdir. Bizi, onun milleti üzerine öldür. En korkulu günde, eminlerden olarak, onun zümresi arasında haşreyle. Bizi, onun sevgisi, alinin, as-hahının, zürriyetinin sevgisi üzerine öldür.
Allahın. Muhammed'e salât cyle. Cümle peygamberlerin en faziletlisidir. Asfiya kullarının en keremlisidir. Senin veli kulların imamıdır. Peygamberlerinin sonuncusudur. Alemlerin Rabbı Allah'ın habibidir. Resullerin şahididir. Günahkar-ların şefaatçısıdır. O: Adem'in tüm çocuklarının efendisidir. Onun zikri, mukarreb melekler arasında merfu olmuştur. Beşirdir, nezirdir.
**
(Devamı: 999. Sayfada)
- 1956 - Türkiye'de ortaokullara din dersi konuldu.
YanıtlaSil1966 - Çin'de Mao "Kültür Devrimi"ni ilân etti.
1999 - Uluslararası tahkim yolunu açan Anayasa değişikliği kabul edildi.
AĞUSTOS
13 ÇARŞAMBA
19 1447
RUMĪ: 31 TEMMUZ 1441
HIZIR: 100
Ahireti inkâr etmek, dünya ve mafihayı inkâr etmek demektir.
Imsak Günes Öğle İkindi Akram Yatm
BIR AYET
Tartıyı adaletle tutup doğrultun ve tartıyı noksan tutmayın.
Rahman: 9
BİR HADİS
Sen bir iş yapmak istediğinde o işin neticesini iyi düşün. Hayır ise yap, şer ise vazgeç.
İbni Mübarek
Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor.
Sözler
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1949 - Türkiye İnsan Hakları Evrensel
Beyannamesine katıldı.
1950-BM, Kudüs'ün ikiye bölünmesi planını kabul etti.
1979 - Humeyni, İran İslâm Cumhuriyeti'ni ilân etti.
1992 - Bosna Savaşı başladı.
NİSAN
01
ÇARŞAMBA
13 1447 ŞEVVAL
RUMI: 19 MART 1442 KASIM: 145
BİR AYET "Eğer Sen bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz elbette hüsrana düşenlerden oluruz."
A'raf Suresi: 23
BİR HADİS
Biri diğeri ile dostluk kurduğunda ismini, kimlerden olduğunu sorsun.
Çendan, şeytan yüzünden ekser insanlar dalâlete girerler. Fakat ehemmiyet ve kıymet, ekseriyetle keyfiyete bakar; kemiyete az bakar veya bakmaz. Lem'alar
İmeak Güne Öğle İleindi cam Vateri
selamin butun hayatinda vahdaniyetten la ahiretin ne ve sidkına delalet eden bütün muciz sonra en daimi davası ve müddeasi ve esasi Madem Muhammed Aleyhissalatu Vesse ahirettir; elbette o
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1926 - Vahideddin (VI. Mehmet) İtalya'nın San Remo kentinde kalp yetmezliği sebebi ile öldü.
1953 - Bediüzzaman'ın rahatsızlık sebebiyle iştirak edemediği ve neticede beraet de ettiği Samsun Mahkemesi duruşması.
15
PAZAR
SUNDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET
Tartıyı adaletle tutup doğrultun ve tartıyı noksan
tutmayın.
Rahman Suresi: 9
BİR HADİS
Allah beni yanlış konuşan kılmadı. Benim için en hayırlı kelâm olan kitabı, Kur'ân'ı verdi.
Hadiste vardır ki, "Bir tek adam seninle İmana gelse, sahra dolusu kırmızı koyundan daha hayırlıdır." Asa-yı Musa
HİCRI: 14 SEVVAL 1443 - RUMI: 2 MAYIS 1438
KASIM 10 GÜN 125 KALAN, 220 сÜאת דו
tihab edip, gayet büyük bir makam Madem, nasıl ki Käinatın Sahibi, kainatt es ttan zemini ve zem bir
YanıtlaSilTARİHTE BUGUN
- 1957-IBMin, yeni geliştirdiği bilgisayarın ağırlığı 21 tondu.
1993 - DYP Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel, Türkiye'nin dokuzuncu Cumhurbaşkanı seçildi.
2016 - Nur Talebelerinden Said Gecegezen vefat etti.
16
PAZARTESİ
MONDAY
MAYIS
MAY
C
Bu kâinatta görünen bütün güzellikler öyle bir güzelden geliyorki, bu mütemadiyen değişen ve tazelenen kâinat, bütün mevcudatıyla ayinedarlık dilleriyle, o güzelin cemalini tavsif ve tarif eder.
Şualar
BIR AYEY Sabret. Senin sabrın da ancak Allah'ın yardımıyladır.
Nahl Suresi: 127
BİR HADİS
Allah'ın takdir ettiği rızka razı ol ki, zengin olasın.
HZ. İBRAHİM'İN VEFATI
YanıtlaSilHz. İbrahim'in Doğum ve Vefat Tarihi:
Hicretin sekizinci yılı zilhicce ayında Peygamberimizin, Hz. Mi-riyeden doğmuş olan oğlu Hz. İbrahim (1), hicretin onuncu yılında
rebiülevvel ayının onunda salı günü vefat etti (2). Hz. İbrahim, vefat ettiği zaman, on altı aylıktı (3).
Kendisinin, on sekiz aylık olduğu da, rivayet edilir (4). Hz. İbrahim, Beni Mâzinlerden süt annesi Ümmü Bürde'nin evin-
de, yanında bulunuyordu (5).
Peygamberimizin Hz. İbrahim İçin Ağlaması:
Peygamberimiz, Abdurrahman b. Avf'ın elinden tutarak Hz. İbra-him'in bulunduğu hurma bahçesine (6), demirci Ebû Seyfin evine
gitti (7).
Hz İbrahim'i, kucağına aldı (8).
O sırada, Hz. İbrahim, can veriyordu.
Peygamberimizin gözlerinden yaş dökülmeğe başladı (9). Abdurrahman b. Avf «Sen de mi ağlıyorsun yâ Resûlallah? (10)
(1) Belâzüri-Ensabüleşraf c. 1, s. 450, Yakubl-Tarih c. 2, 8. 87, İbn-i Hacer-İsabe c. 1, 8. 93
(2) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, a. 143-144, Belâzüri-Ensab c. 1, s. 450, 451, İhn-1 Hacer-İsabe c. 1, s. 93, Kastalant-Mevahibülledünniye c. 1, 8. 259, Diyar Bekri-Hamis
c. 2, s. 146
(3) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 140, 141, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 283, Ве läzürl-Ensab c. 1, s. 450, Yakubl-Tarih c. 2, s. 87
(4) Beläzürl-Ensabülegraf c. 1, s. 450, 451
( 5) Ibn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 144, Belâzürl-Ensabulegraf c. 1, в. 449, 450
(6) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 138, Belázürl-Ensab, c. 1, s. 451, İbn-1 Abdulber-İstiab
с. 1, s. 57
(8) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 138, Belâzürl-Ensab c. 1, 8. 451, İbn-i Abdulber-Istlab
(7) Buharl-Sahih c. 2, a. 85
c. 1, s. 57 (9) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 138, Buharl-Sahih c. 2, 8. 85 Müslim-Sahih c. 4, s. 1808,
Belâzürl-Ensab c. 1, a. 451
(10) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, & 138, Buharl-Sahih e, 2, a. 85
15
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Hz. İbrahim'in Yıkanması:
Hz. İbrahim'in teyzesinin bildirdiğine göre Hz. Ibrahim'l, Fadl b.
Abbas, yıkadı (22).
Süt annesi Ümmü Bürde'nin yıkadığı da, rivayet edilir (23
). Sanıldığına göre: ikisi birlikte yıkamışlardır (24). İbrahim yıkanırken, Peygamberimizle Hz. Abbas , orada otur.
Hz. dular (25).
Ibrahim'in cenazesi Ümmü Bürde'nin evinden küçük bir serir üzerinde taşındı (26).
Hz. İbrahim'in Cenaze Namazının Kılınması ve Gömülmesi :
Peygamberimiz, Baki' kabristanında Hz. İbrahim'in cenaze nama-zını kıldırdı (27).
Cenaze namazını kıldırırken dört tekbir aldı (28).
Peygamberimize «Yå Resûlallah! İbrahim'i, nereye gömelim?» di-
ye soruldu (29).
Peygamberimiz «Onu, Baki'a (30), sålih selefimiz Osman b. Maz'-un'un yanına gömünüz!» buyurdu (31).
Hz. İbrahim, Baki' kabristanında Osman b. Maz'un'un yanına gö-müldü (32).
Hz. İbrahim'in kabri, yola ve Akil'in evine çok yakındı (33). Fadl b. Abbas ile Üsâme b. Zeyd, kabrin içine indiler.
Peygamberimiz, kabrin kıyısında, Hz. Abbas ta, yanına oturdu (34).
lık görüp kapatılmasını emr etti (35). Kerpici, oraya kendi elile koydu ve açığı kapatıp düzeltti.
Peygamberimiz, kabrin yan tarafındaki kerpiçler arasında bir açık-
(22) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 143, Belâzüri-Ensab c. 1, s. 451, İbn-i Abdulber-İstiab (
23)
c. 1, s. 59, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 1, s. 50
Beläzüri-Ensabüleşraf c. 1, s. 451, İbn-i Abdulber-İstiab c. 1, s. 56
( 24 ) Kastalani-Mevahibülledünniye c. 1, s. 259 (25) fon-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 143
(
25) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 144, Belâzüri-Ensab, c, 1, s. 451, İbn-i Abdulberr-İstiab c. 1, s. 56, Kastalani-Mevahibülledünniye c. 1, s. 259
( 27) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 144, Belâzüri-Ensab c. 1, s. 450, Diyar Bekri-Hamis
(29) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 144
dülgabe c. 1, s. 50, İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 94
c. 2, s. 140 (28) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 140, İbn-i Abdulber-İstiab c. 1, s. 58, İbn-i Esir-Us-
(30) İbn-i Hacer-İsabe c, 1, s. 94
(31) Ibn-i Sa'd-Tabakat e. 1, s. 144, Belâzüri-Ensabüleşraf c. 1, s. 451
(33) İbni Sa'd-Tabakat c. 1, a. 141
(32) Belâzüri-Ensabüleşraf c. 1, s. 451
(34) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 143,
Belâzüri-Ensab, c, 1, s. 451
(35) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 142, Belâzüri-Ensab. c. 1, s. 451
HZ. İBRAHİM'İN VEFATI
YanıtlaSil10
Sizden biriniz, bir iş yaptığınız zaman, onu, içe sinecek biçimde yapsın.
Çünkü, böyle yapmak, musibete uğrayanın İçini yatıştırır. Gerçi, bunun, ölüye ne zararı, ne de yararı olur.
Fakat, bu, dirinin gözünü aydınlatır.» buyurdu (36).
Hz. İbrahim, gömüldüğü zaman, Peygamberimiz Bir kırba su ge-tirecek kimse var mi? diye sordu.
Ensardan bir zat, hemen bir kırba su getirdi.
Peygamberimiz «Saç onu, İbrahim'in kabrinin üzerinel buyur-
du (37).
Hz. İbrahim'in kabrinin başına bir taş getirilmesini de, emir edip getirilen taşı kabrin başına dikti (38).
Hz. İbrahim'in kabri, bir alametle belirlendi.
Kabrinin üzerine ilk defa su serpilen de, o, oldu (39).
Hz. İbrahim'in Vefatı Günü Güneş Tutuluşu ve Peygamberimizin Müslümanları Uyarışı:
Hz. İbrahim'in vefat ettiği gün, güneş tutulmuştu.
Halk İbrahim'in ölümü İçin güneş tutuldu!» dediler.
Peygamberimiz, bunu işitince, Mescide gidip Allaha hamd-ü sena-dan sonra Ey insanlar! Şüphe yok ki: güneş ve ay, Allâhın âyetlerin-den iki âyettir ki bunlar, hiç bir kimsenin ne hayatı, ne de, vefatı için tutulmazlar.
Bunları, tutulmuş gördüğünüzde, hemen mescidlere sığınınız. 40 Küsuf açılıncaya kadar Allâha duâ ediniz ve namaz kılınız! buyur-
du (41).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani'nin 1. fıkrasına eklediği 1 numaralı notundaki onuncu yıl rebiülevvelinin onuncu günü hakkındaki kaynak elimizde bulunmadı-
ğından bunu mesküt geçiyoruz.
(36) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 142 (37) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 141
(38) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 144, Belâzüri-Ensab, c. 1, s. 451
(39) İbn-i Abdulberr-İstiab c. 1, s. 59, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 1, s. 51, Kastalani-Me-vahibülledünniye c. 1, s. 259
(40) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 142, Yakubi-Tarih c. 2, s. 87, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. c. 1, s. 50
(41) Buhari-Sahih c. 2, s. 30, Muslim-Sahih c. 2, s. 630
HALİD B, VELİD'İN BENİ HARİS B, KABLARA GÖNDERİLİŞİ
YanıtlaSil21
Her ne kadar, Eshabdan bazılarından, Hz. İbrahim'in yaşasaydı ve Peygamberimizden sonra Peygamber gelecek olsaydı, onun da, Pey-gamber olabileceği hakkında sözler rivayet edilmiş ise de, bunlar, mu-hali farz ederek hüküm vermek kabllinden şahsi görüşleri olup ilim otoriteleri tarafından red edilmişlerdir.
Peygamberimizden sonra Peygamber gelmeyeceği, Peygamberimi-zin, Peygamberlerin sonuncusu olduğu, her şeyden evvel Kur'ân-ı Ke-rimle såbit bir gerçektir (48).
Bunun, Hadis ile gerçekleştirilmek istendiğini sanmak, büyük gaflettir.
Kaetani, notunun sonunda yine İbn-i Hacer'e dayanarak «Beyha-ki'ye göre İbrahim ancak sekiz ay muammer olmuştur.» (49)
diyorsa da, yanlıştır. Çünkü, İbn-i Hacer, böyle demiş değil, şöyle demiştir: «Beyhaki, İbrahim yetmiş gün yaşadı diye bir kavı hikâye etmiştir.
Böyle olduğu takdirde, kendisi, sekizinci yılda vefat etmiş olur. Doğrusunu, Allah, bilir.» (50).
3) Ahzab Sûresi: 40
Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, 5. 9
Ibn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 95
DELAIL I HAYRAT ŞERHI
YanıtlaSilMuhammed'e salat eyle.
Su manadan ötürü ki
Cümle peygamberlerinin en faziletlisidir; asfıya kullarının en Aeremlisidir.
Yani: Orenle seçip çıkardığın saf, keremli kullarının en keremlisi-dit
Senin veli kulların imamıdır. Peygamberlerinin sonuncusudur. Alemlerin Rabbi Allah'ın Habibidir. Resullerin şahididir.
Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz, kıyamet günü, diğer resuller, ümmetlerine risaletlerini tebliğ ettiklerine dair şehadet edecektir.
Nitekim, Kur'an-ı Kerim'de bu mana anlatıldı:
Seni onların üzerine bir şahid olarak getirdiğimiz zaman...
(441)
Günahkarların şefaatçısıdır.
Resulüllah SA. efendimiz, küfürden başka bütün günahlara şe faat edecektir. Bu günahlar ister büyük olsun; isterse küçük..
O: Adem'in tüm çocuklarının efendisidir.
Nitekim, bu manayı bizzat Resulüllah S.A. efendimiz şöyle dile
getirmiştir:
Ben Ademoğularının efendisiyim.»
Onun zikri, mukarreb melekler arasında merfu' olmuştur.
Bazı nüshada:
Melekler.
Yerine:
-Mele'.
Gelmiştir. Yani: Hakka yakınlık bulan cemaat arasında..
Beşir'dir. Nezir'dir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz.. Şöyleki: Resulüllah S.A. efendi-miz, kendisini tasdik edip påk şeriatına, hidayet sünnetine, emir ve fermaniarına itaat edip boyun eğenlere cennet ve çeşitli nimetlerin, ikramların müjdesini vermektedir.
Kendisini inkar eden inatçı kâfirleri de cehennem ateşi ve elim
azapla korkutmaktadır.
Aydın bir kandildir.
Yani: Kulları Hak yoluna İrşad, küfür ve zulmet karanlığını aç-makta nurlu ve ziyalı bir kandildir.
Bu yolda, bütün nurlar, onun nurundan gelmektedir.
Doğru sözlüdür; emindir.
Cümle söz, hal, fiil ve vaadlerinde.. O kadar ki, Resulüllah S.A. efendimiz: Nübüvvetten evvel ve nübüvvetten sonra, Kureyş arasın-da; doğru sözlülüğü ve emin oluşu ile meşhurdu. Hatta düşmanları dahl onun için:
Muhammed'ül-Emin. (Emin Muhammed.)
Derlerdi.
KARA DAVUD
YanıtlaSil999
السراج المنير الصادق الأمين الحي المين الرؤف الرحية الهاد ع الى الصراط المستقيم الدعاتَيْتَهُ سَبْعًا مِنَ الثاني والقرآن العظيم بي الرحمةِ وَهَادِي الْأُمَّةِ أَوَّلِ مَنْ تَنْشَق عَنْهُ الْأَرْضُ وَيَدْخُلُ الْجَنَّةَ الْمُؤَيَدِ جبريل وَمِنكَائِلَ المشرية فِي التَّوْرية والانجيل المصطَى الْمُحبى المُنتبَ البِي القَاسِمِ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بن عبد المُطَّلِبِ بْنِ هَا شِم ١٢٦ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَلَكَيكَ وَالْمُقَرَّبِينَ الَّذِينَ يُسَبِّحُونَ اليْلِ وَالنَّهَارَ لا يَفْتَرُونَ وَلَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ اللَّهُمَّ وَكَمَا اصْطَفَيْتَهُمْ سُفَراءَ إلى رُسُلِكَ وَأَمَنَاءَ عَلَى وَحْكَ وَشُهَدَاءَ عَلَى خَلْقِكَ وَخَرَقْتَ لَهُمْ كُنفَ جُيكَ
is sirac'il münir'is sadık'il - emin'il-hakk'il-mübin ir-rauf'ir-rahim'il hadi iles-sırat'il-müstakimillezi ateytehu seb an minel-mesani vel-kur'an'el-azime.
Nebiyy'ir-rahmeti ve hadil-ümme-ti evveli men tenşakku anh'ülarzu ve yedhulül cennet'el-müeyyedi bicibrile ve Mikäilel-mübeşşiri bihi fit-Tevrati vel-İncilil-Mustafa'l-mücteba'l münta-habi Ebil-Kasimi Muhammed'ibni Ab-dillah ibni Abdilmuttalib'ibni Haşimin.
126. Allahümme salli alâ melai-ketike vel-mukarrebinellezine yüseb-bihunelleyle ven-nehare läyeftürune ve laya'sunellahe maemerahüm ve yef'alu-ne mayü'merune.
Allahümme ve kema'stafeytehüm süferae ilå rüsülike ve ümenae alå vahyike ve şühedae ala halkıke ve ha-rakte lehüm künüfe hücübike.......
Aydın bir kandildir. Doğru sözlü emindir. Hak mübindir. Rauf Rahimdir. Doğru yola hidayet edendir.
O, öyle bir zattır ki, kendisine seb'ü mesan! verdin; Kur'an-ı Azim verdin.
Rahmet peygamberidir. Bu ümmetin hidayetçisidir.
Yerin, kendisine ilk yarılacağı kimsedir; keza cennete ilk giren..
Cebrail ve Mikail'le teyid edilmiştir.
Tevrat'ta ve İncil'de onun müjdesi verilmiştir.
Seçilen, beğenilen, çıkarılan Ebülkasım Muhamined b. Abdillah b. Abdil-muttalib b. Haşim'dir.
126. Allahım, meleklerine ve mukarrebine salåt eyle.
Öyledirler ki: Gece gündüz hiç ara vermeden tesbih okurlar. Allah'ın onla-ra verdiği emre asi olmazlar. Emrolundukları her şeyi yerine getirirler.
Allahım, onları resullerine sefir kıldığın, vahyine emin eylediğin, yarattık-zatının hicabını onlara açtığın larının üzerine şahidler eylediğin,
*
**
(Devamı: 1003. Sayfada)
1000
YanıtlaSilDELAIL 1 HAYRAT ŞERHI
Hak Mübin'dir.
Yani: Dini, şeriatı, cümle söz, amel, fill, tavır ve halleri; hasınlar arasında verdiği hükmü gerçek açık ve belli idi.
-Rauf'tur, Rahim'dir.
Yani: Pek merhametli ve şefkatlıdır. Sübhan olan Yüce Hak, onun İçin Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurdu:
«Müminlere pek merhametli ve şefkatlıdır.» (9/128)
Bu cümleden olarak; fakirlere, zaiflere, dul kadınlara, yetimlere ve bütün mümin kadınlara ve erkeklere tam manası ile şefkatlı ve merhametlidir.
Doğru yola hidayet edndir.
Yani: Doğru dine hidayet eder; cennet nimetlerinin yoluna irşad eder. Nitekim, Kur'an-ı erim'de Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
Sen, doğru yola hidayet edersin.» (42/52)
Devam edelim:
O, öyle bir zattır ki: endisine SEB'Ü MESANİ verdin.
Ey merhametliler merhametlisi, sırf lütfunla ve kereminle..
FATIHA SURESİ
Burada anlatılan:
- SEB'Ü MESANİ.
Tabirinden murad: Fatiha suresidir. Çünkü, o şanlı sure yedi åyettir. Bundandır ki, o sureye:
SEB'U.
Tabir edildi. Bu mübarek sure, iki defa nazil olduğundan ötürü:
- MESANÍ.
Tabir edildi. Rivayet olunduğuna göre; bu sure iki kere nazil ol-
muştur:
a) Mekke-i Mükerreme'de namaz farz olduğu zaman..
b) Medine-i Münevvere'de. kıble değiştirildiği zaman..
Bir başka manaya göre de, namazın her rikâtında okunduğu için,
bu sureye:
MESANİ.
Denildi. Bir başka manaya göre de, bu mübarek sure, Allah ile kul arasında ikiye taksim olduğu için:
MESANİ.
Denildi. Şöyleki: Surenin başından:
«Din gününün sahibi.»
Ayetinin sonuna kadar Yüce Hakkın senasıdır. Bundan sonrası da, kuldan Allah'a senadır.
Devam edelim:
Keza Kur'an-ı Azim verdin.
Yani: Baştan sona Kur'an-ı Hakim'in tümünü..
Devam edelim:
Rahmet peygamberidir.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1001
Bu manada, Allah-ü Taâlâ şöyle buyurdu:
«Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.» (21/107)
Bu ümmetin hidayetçisidir.
Bu cümle içinde geçen: Ümmet, tabirinin (Arapça) başındaki harf-i tarif (Arap dili nahiv kaidesine göre) ahd-i harici olur da, ica-bet ümmeti murad edilirse.. şu demeğe gelir:
Kendisini tasdik eden ümmetlerini, fevze, felâha irşad ve hi-dayet eder..
Bundan başka, o harf-i tarif istiğrak için olursa.. o zaman. bütün davet ümmeti murad edilmiş olur. Ancak, Yüce Hak, onların bazısına, hak yola hidayet verir; bazısına da vermez; böylelerinin geçmişinde hizlan ve şekavet vardır. Sonra, Resulüllah S.A. efendimiz:
Yerin, kendisine ilk yarılacağı kimsedir. Keza cennat-ı âliyata da ilk giren o olacaktır.
Sonra Resulüllah S.A. efendimiz:
Cebrail ve Mikâil'le teyid edilmiştir.
Yani: Bunlarla güçlendirilmiştir. Ayrıca Resulüllah S.A. efendi-miz, bazı gazalarında bin, bazı gazalarında üç bin, bazı gazalarında dahi beş bin melekle teyid edilmiştir. Bu mana âyetlerle de sabittir.
Tevrat'ta, İncil'de onun müjdesi verilmiştir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin nübüvvet, risalet ve geleceği
müjdesi..
- Seçilen beğenilen çıkarılan Ebülkasım'dır.
Yani: Cümle yaratılmışlar arasından..
RESULÜLLAH'IN EBULKASIM KÜNYESİ
Ebülkasım, Resulüllah S.A. efendimizin künyesidir. En bü-yük oğlu Kasım olduğu için,, onun adı ile künyelenmiştir. Şu mana-dan ötürü de kendisine bu lakab verilmiş olabilir:
İlimleri, ilâhî marifetleri, rümuz, esrar, ledünni hakikatları; her kesin istidadına göre talim, tevzi, taksim eden olduğundan..
Bir de şu mana için bu künye kendisine verilmiş olabilir:
Ganimet mallarını, müslüman gaziler arasında adaletli bir sevi-yede taksim eder olduğundan..
İşbu sıfatların sahibi:
Muhammed b. Abdillah b. Abdilmuttalib b. Haşim'dir..
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin babası Abdüllah, onun babas: Abdülmuttalib, onun babası dahi Haşim'dir.
YÜZ YİRMİ ALTINCI SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey Vacib'ül-vücud, hayrı ve cömertliği bol, Hayy Kayyum Daim Baki olan şanı büyük, nimetleri her şeye şamil. kendisinden başka ilah olmayan Allahım.
1002
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Meleklerine salåt eyle. Ve mukarrebine de..
Yeni. Kerrubiyyin, ruhaniyyin, nuraniyyin meleklere..
Ancak, bazı nüshalarda, Mukarrebin, ayrıca anlatılmamış, meleklere sıfat olarak gelmiştir. O zaman mana şu olur:
Onlr öyle meleklerdir ki; cümlesi emrinle amel eder, fermanına mutidir. Çeşitli ibadet taat ederler.
Öyledirler ki, gece gündüz hiç ara vermeden tesbih okurlar. Allah'ın emrine asi olmazlar. Emrolundukları şeyleri yerine getirirler.
Devam edelim:
Allahım, onları Resullerine sefir kıldığın, vahyine emin eyle-
diğin.. Bu cümlede geçen:
Sefir.
Tabiri, bir kavme haber getirip götürendir. Bunun gibi, Allah-ü Taala'nın da meleklerden. bu gibi sefirleri vardır. Beşerden olan Re-sullere zatından haber getirirler. Meselà: Cebrail aleyhisselâm. Ki bu Peygamberlere vahiy getirir.
RESULÜLLAH EFENDİMİZE VAHİY GETİREN MELEKLER
Resulüllah S.A. efendimize, Cebrail vahiy getirdiği gibi, Mikail de vahiy getirmiştir. İsrafil dahi, Kur'an'dan başka vahiyleri getirmiştir. Kur'an vahyini yalnız Cebrail getirmiştir.
İsrafil'in vahiy getirmesi ancak. Resulüllah S.A. efendimizin özel-likleri arasında sayılır.
Bunlar, her bakımdan, Yüce Hakkın vahyini getirmek için emin-dirler.
Yarattıklarının üzerine şahidler eylediğin..
Yani: Onları, kulların amellerini koruyup ona şahid olmaları için seçtin.
Zatmın hicabını onlar açtığım.
Demek olur ki: Cisim ve. cismaniyetten, mekân ve zamandan, şe kil ve azadan münezzeh ve mukaddes olan yüce zatının hicaplarını onlara açtın.
MELEKLERE AÇILAN HİCAP
Burada anlatılan mana icabı olarak: Yüce Hakkın zatının kühnü-nü bilmiş olmaları lazım gelmez. Zira, Yüce Hakkın zatının kühnünü kendisinden başkası bilmez. Onun ilmini, hiç kimse kavrayamaz. Böy-le olunca, o meleklere hâsıl olan mana: Ancak, bir peygamberden baş-kasının vâsıl olamayacağı marifet. halet ve derece yakınlığı olur. Onların gaybine muttali ettiğin..
Yani: Hiç kimsenin muttali olamayacağı gayb sırlarına onları
muttali ettiğin için..
Onlardan cennetine koruyucular seçtiğin..
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Peygamberlere, velilere, sıddıklara, şehidlere, salihlere, cümle er-kek kadın iman edenlere göre yaratıp hazırladığın cennat-ı aliyat için
KARA DAVUD
YanıtlaSil1003
وَاطْلَعْتَهُمْ عَلَى مَكْنُونِ غَيْبِكَ وَاخْتَرَتَيْنِهُمْ حزنَةٌ لَمَتَكَ وَجَمَلَةٌ لِعَرْشِكَ وَجَعَلْتَهُمْ مِنَ اكْتَ جُنُودِكَ وَفَضَّلْتَهُمْ عَلَى الْوَرى وَاسْكَنتَهُمُ السَّمَوَاتِ العُلى وَنَزَّهْتَهُمْ عَن المعاصى وَالدَّنَا آتِ وَقَدَّسْتَهُمْ عَنِ النَّقَا والْافَاتِ فَصَلِّ عَلَيْهِمْ صَلُوهُ دَائِمَةٌ بَرَيْكُمْ مَا فَضْلًا وَتَجْعَلُ الاسْتِغْفَارِهِمْهَا أهْلاً ١٠٠ اللَّهُمَّ وَصَلِّ عَلَى جَمِيعِ انْبِيَائِكَ وَرُسُلِكَ الَّذِينَ شَرَحْتَ صُدُورَهُمْ وَأَوْدَ عَم حِكْمَتَكَ وَطَوَّقْتَهُمْ نُبُوَّنَكَ وَانْزَلْتَ عَلَيْهِمْ كُتُبَكَ وَهَدَيْتَ بِهِمْ خَلْقَكَ وَدَعَوْا إِلَى تَوَجْدِكَ وَشَوَّقُوا إِلَى وَعْدِكَ وَحَقَ وَا مِنْ وَعِيدِكَ وَارْ شَدُوا إِلَى سَيْلِكَ
ve atla'tehüm alâ meknuni ğaybike vahterte minhüm hazeneten licennetike ve hameleten liarşike ve cealtehüm min ekseri cünudike ve faddaltehüm alelvera ve eskentehüm'üs-semavat'il-ulâ ve nezzehtehüm anil-maasi ved-de-naatı ve kaddestehüm anin-nakaisi vel. afati fasalli aleyhim salâten daimeten tezidühüm biha fazlen ve tec'alūna li istiğfarihim biha ehlen
127. Allahümme ve salli alâ cemii enbiyaike ve rüsülikellezi şerahte sudurehüm ve evda'tehüm hikmeteke ve tavvaktehüm nübüvveteke ve enzelte aleyhim kütübeke ve hedeyte bihim halkake ve deav ilå tevhidike ve şev-veku ilā va'dike ve havveľu min vaiy-dike ve erşedu ilå sebilike.............
**
onları gaybına muttali ettiğin, onlardan cennetine koruyucular seçtiğin, arşına ta-şıyıcı aldığın, ordunun pek çoğunu onlardan kıldığın, halka nazaran onları daha faziletli eylediğin, onları yüce semalarına iskân eylediğin, masiyetten ve denaet-lerden kendilerini temizlediğin, noksanlardan ve afetlerden yana mukaddes eyle-diğin için kendilerine salât eyle; daimi ve kendilerinin faziletini artırıcı bir salât olsun. Bizleri dahi, onların istiğfarına lâyık eyleyesin.
127. Allahım, bütün nebilerine ve resullerine salât eyle. Öyle zatlardır ki, sadırlarını genişlettin. Onlara hikmetini doldurdun. Onlara peygamberlik zincirini taktın. Onlara kitaplarını inzal eyledin. Halkına onlar vasıtası ile hidayet eyledin; zatını tevhide davet ettiler. Vaadın için şevka getirdiler. Vaidinden de korkuttu-lar. Senin yoluna irşad ettiler.
**
(Devamı: 1007. Sayfada)
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil- 1908-Türk Basın Birliği kuruldu.
1947 - Birleşik Krallık, Hindistan'a bağımsızlık verdi.
1974 - İkinci Kıbrıs Barış Harekâtı başladı.
1974 - Edebiyat
araştırmacısı ve tarihçisi Nihat Sami Banarlı öldü.
AĞUSTOS
14
PERŞEMBE
20 1447 SAFER
RUMI: 1 AĞUSTOS 1441 HIZIR: 101
BIR AYET Sabret. Senin sabrin da ancak Allah'ın yardımıyladır.
Nahl: 127
BİR HADİS
Bir işi yapmak istediğinde teennî ile hareket et ki, Allah o işte sana bir çıkış yolu göstersin.
Beyhaki
Sen bir memursun, asker gibi muvazzafsın. Öyleyse, onun namıyla çalış, onun hesabıyla sa'yet. Muhtaç olduğun bütün şeyleri sana bahşeden ve rızkını veren, muktedir olmadığın şeylerden seni
hifzeden Odur. Mesnevî-i Nuriye
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1453-Fatih Sultan
Mehmet, İstanbul'u kuşatma harekâtına başladı.
1918 - Van, Rus ve Ermeni işgalinden kurtuldu.
1971-Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Zübeyir Gündüzalp vefat etti.
NİSAN
02 PERŞEMBE
BİR AYET
Birbirinizle hayırda yarışın.
Nerede olursanız olun Allah hepinizi huzuruna
toplayacaktır.
Bakara Suresi: 148
BİR HADİS
14 1447
Allah'a en yakın (hayırlısı) olan kişi en başta selâm verendir.
ŞEVVAL
RUMI: 20 MART 1442
KASIM: 146
Allah'ın hesabına kâinata bakan adam, her ne müşâhede ederse, ilimdir, eğer, gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehil olur.
Mesnevî-i Nûriye
1908 Ford marka ilk araba üretildi.
YanıtlaSil- 1918-Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye'nin kuruluşu.
- 1930 - Serbest
Cumhuriyet Fırkası kuruldu.
1950 - Bulgaristan, Türkleri sınır dışı etti.
2012 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Ahmet
Gümüş vefat etti.
AGUSTOS
12
Sakınılmaya layık olan da
BIR AYET
Odur, mağfiret sahibi de Odur.
Müddessir: 56
SALI
18 1447
RUMI: 30 TEMMUZ 1441
HIZIR: 99
BİR HADİS
Biriniz yolculuğa çıkmak istediğinde Müslüman kardeşlerine uğrayıp
selâm versin.
Taberanî
Ey insan! İbret alınız. Kurt, aslan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı tanıyor, itaat ediyorlar. Sizlerin hayvandan, kurttan aşağı düşmemeye çalışmanız iktiza eder.
Mektubat
İSTANBUL
04.25
İmsak
Güneş
06.04
Öğle
13.14
İkindi
17.05
Akşam
Yatsı
20.15
21.46
KARABÜK
İmsak
Güneş
Öğle
06.04
13.08
İkindi
Akşam
Yatsı
04.32
21.27
04.14
12.59
19.57
21.26
04.10
05.49
13.00
16.50
16.54
20.02
20.00
21.33
ANKARA
ISPARTA
05.50
16.48
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil-804-Imam Muhammed'in vefatı.
1639 - Kasr-ı Şirin Antlaşması.
1954 - ABD'de siyah
çocukların, beyaz çocuklarla aynı okula gitmelerini önleyen yasa yürürlükten kaldırıldı.
1967 - İmam Hatip Okulu mezunlarına, üniversitelere girme hakkı tanındı.
17
SALI
TUESDAY
MAYIS
MAY
BİR AYET
Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi yazarız.
Yasin Suresi: 12
BİR HADİS
Allah Kıyamet Günü mü'minlerin arasını adaletiyle düzeltecektir.
Hakiki bir Müslüman, samimi bir mü'min hiçbir zaman anarşiye ve bozgunculuğa taraftar olmaz. Dinin şiddetle menettiği şey, fitne ve anarşidir. Tarihçe-i Hayat
HIGRI 14 SEVAL 1443 RUMI 4 MAYIS 1438
KASIM 12-GÜN 137 KALAN 228 - GÜN UZA.: 3 DK
HALID B. VELİD'İN BENİ HARİS B. KA'BLARA GÖNDERİLİSİ
YanıtlaSilBeni Haris b. Ka'bların Soyları ve Yurdları:
Beni Harislerin Ata soyları şöyle sıralanır:
Amr b. Yezid, b. Katan, b. Ziyad, b. Haris, b. Malik, b. Ka'b, b. HA. ris, b. Ka'b, b. Amr, b. Ule, b. Celd, b. Målik, b. Üded (1) Beni Harisler, Beni Abdulmedân diye de anılırlar.
Medan, sanem ismi olup bu kabile, o puta nisbet edilmiştir. Beni Harisler, Yemen'de Necran bölgesinde otururlardı (2). Necran, Yemen'in Mekke tarafındaki bölgelerindendir.
Rivayete göre: ilk gelip burayı İmår eden kişi, Necran b. Zeydan, b. Sebe', b. Yeşcüb, b. Ya'rub, b. Kahtan olduğu için, buraya, ondan do-layı, Necran ismi verilmiştir.
Necran halkını, Hıristiyanlığa ilk sokan da, Hz. İsa'nın dininde Feymiyun adındaki kimse idi (3).
Halid b. Velid'in Beni Hárislere Ne Zaman, Niçin ve Nasıl Gönderildiği?
Peygamberimiz, Halid b. Velid'i, hicretin onuncu yılında rebiülev-vel ayında (4), Necranda Beni Haris b. Ka'blara gönderdi ve onlarla çarpışmadan önce, kendilerini üç gün İslâmiyete dåvet etmesini, ka-bul etmedikleri takdirde, çarpışmasını emr etti (5).
Halid b. Velid'in, rebiülahir veya cümadel'ûlâ ayında gönderildiği de, rivayet edilir (6).
Peygamberimiz, Halid b. Velid'in maiyyetine dört yüz mücahid Müslüman verdi (7).
(1) İbn-i Hazm-Cemhere s. 416-417
( 2) Ahmed Zeyni Dahlan-Sire c. 2, s. 142
(3) Yakut-Mucemülbüldan c. 5, s. 266
(4) Vakıdl-Megazi c. 1, s. 7, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 339, c. 2, s. 160, Taberl-
Tarih c. 3, s. 156
(5) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 239, Vakıdi'den naklen İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1. a. 339, Taberi-Tarih c. 3, s. 156. Ibn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3. 5. 41. İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 244
(6) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 239, Taberî-Tarih c. 3, s. 156. İbn-i Kayym-Zadülmaad c. 3, 8. 41. Ibn- Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 244, Ebülfida-Sire c. 4. 8. 188
(7) Vaksdide, naklen İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 339, Taberi-Tarih c. 3, s. 156. Ibn-i Haldun-Tarih c. 2, ka. 2, s. 53
HALİD B, VELİD'İN BENİ HARİS B. KABLARA GÖNDERİLİŞİ
YanıtlaSilBeni Harislerin İslâmlyete Dâvet Ediligt:
23
Halld b. Velid, gidip Beni Hârislerin üzerlerine vardı. Her tarafa süvariler saldı.
Süvariler Ey insanlar! Müslüman olunuz da, selâmete eriniz!» di-yerek herkesi İslamiyete davet ettiler (8).
Beni Hárislerin Müslüman Oluşu ve Müslümanlığı Öğrenişi:
Necranda bulunan Belháris b. Ka'blar, yapılan davete hemen ica-bet ettiler (9). Müslüman oldular. Halid b. Velid, bir müddet onların yanında oturdu. İslâm şeriatı-ni, Allahın Kitabını ve Allâhın Peygamberinin Sünnetini onlara öğ
retti (10).
Beni Harislerin Zekâtlarının Fakirlerine Dağıtılışı:
Beni Harisler, mallarının zekâtlarını verdiler.
Halid b. Velid de, bunları, onların fakirlerine dağıttı.
Ayaklanan Mezhıcların Mağlubiyete Uğratılışı:
Halid b. Velid, Mezhic kabilesinden ayaklanan bir cemaatla çarpı-şarak onları mağlubiyete uğrattı. Bazılarını esir ve hayvanlarını iğti-nam edip ganimet mallarının beşte birini Peygamberimize ayırdıktan sonra beşte dördünü mücahidler arasında bölüştürdü (11).
Halld b. Velid'in Peygamberimize Yazısı:
Halid b. Velid, Peygamberimize bir yazı yazıp Bilal b. Haris'ül'Mü-zeni ile gönderdi.
Yazısında, Beni Hârislerin, İslâmiyeti hemen kabul ettiklerini bil-dirdi (12).
Yazısında şöyle dedi:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Allâhın Resûlü Muhammed Peygamber Aleyhisselâma Halid b. Ve-lid tarafından:
(8) İbn-i İshak, İbn-i Hişam- Sire e, 4, s. 239, Taberi-Tarih c. 3, s. 156 İbn-iKayyım-Zagillmaad c. 3, s. 41, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 244-245, Ebülfida-Sire c. 4, s. 188
(9) Vakididen naklen İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 339
(10) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 239, Vakıdiden naklen İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 330, Taberî-Tarih c. 3, s. 156, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 41 İbn-i Seyyid-
(11)
Uyun. c. 2, s. 245, Ebülfida-Sire c. 4, s. 188 Belüzüri-Ensabülegraf c. 1, s. 384
(12) Vakıdiden naklen İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, в, 339
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSil34 Esselamü aleyke yn Resûlallah! ve rahmetullahi ve berekâtüh Ben, Senden dolayı O Allah'a hamd ederim ki, O'ndan başka
ilah Bundan sonra arz ederim ki ya Resûlallah! Allahın selamı, Senin yoktur.
Sen, beni, Beni Haris b. Ka'blara gönderdin. üzerine olsun! üç gün kendilerile
ve kendilerini İslamiyete dâvet etmemi, Müslüman olurlarsa, yanların-Onların yanına vardığım zaman, çarpışmamamı da oturup kendilerine İslâm alâmetlerini, Allahın Kitabını ve Allâhın Peygamberi Aleyhisselâmın Sünnetini öğretmemi, Müslüman olmazlar-sa, çarpışmamı bana emr etmiştin.
Ben, onların üzerlerine vardım. Resûlullah Aleyhisselâmin bana emr ettiği gibi, üç gün, kendilerini İslamiyete davet ettim. İçlerine sü-
variler gönderdim. Onlara (Ey Beni Harisier! Müsitiman olunuz da, selamete eriniz!) dediler.
Onlar da, hemen müslüman oldular ve çarpışmadılar. Ben, aralarında oturup onlara Allahın əmr etmiş olduğu şeylerle
emr, Allahın nehy etmiş olduğu şeylerden de, kendilerini nehy ettim.
Kendilerine İslâmın alametlerini ve Peygamber Aleyhisselâmın Sünnetini öğrettim.
Restûlullah Aleyhisselâm, bu hususta ne yapacağımı bana yazınca-ya kadar burada kalacağım.
Selam olsun Sana ya Resûlallah ve rahmetullâhi ve berekâtüh!»
Peygamberimizin Halid b. Velid'e Cevabı:
Peygamberimiz, Halid b. Velid'in yazısına şöyle karşılık yazdı: BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Allahın Resülü Muhammed Peygamberden Halid b. Velid'e! Selam olsun sana!
Ben, senden dolayı O Allaha hamd ederim ki, O'ndan başka ilah yoktur.
Bundan sonra derim ki: Beni Haris b. Ka'bların kendilerile çarpış manıza hacet kalmadan Müslüman olduklarını, İslâmiyetten kabûle davet edildikleri şeyleri kabul ve Allâhdan başka ilah bulunmadığına ve Muhammedin, Allâhın kulu ve Resûlü olduğuna şehadet ettiklerini, Allahın, onlara doğru yolu gösterdiğini haber veren Elçinle birlikte mektubun bana geldi.
Onları, Allahın ve Resûlünün emirlerine göre hareket ettikleri takdirde, âhiret nimetlerile müjdele.
Artık, dönüp gel! Aykırı hareket ettikleri takdirde, âhiret azabiyle korkut!
Onların Elçileri de, seninle birlikte gelsin.
HALİD B. VELİD'İN BENİ HARİS B, KA'BLARA GÖNDERİLİŞİ
YanıtlaSilVesselimü aleyke ve rahmetullahi ve berekâtüh." (13)
Halid b. Velid'in Beni Haris Elçilerile Birlikte Medine'ye Gelişi:
25
dönüp geldi. Beni Haris b. Ka'bların Elçileri de, onunla birlikte geldiler.
1. Kays b. Husayn Zülkussa, 2. Yezid b. Abdulmedân,
3. Yezid b. Muhaccel,
4. Abdullah b. Kurad'üz'Ziyadi,
5. Şeddad b. Abdullah'ül'kanani,
6. Amr b. Abdullah'üddıbâbi (14), 7. Abdullah b. Abdulmedân..
gelen Beni Haris Elçileri arasında bulunuyordu. Halid b. Velid, bunları kendi evine indirdi.
Sonra, yanına düşürüp Peygamberimize götürdü (15).
Beni Háris Elçileri Peygamberimizin Huzurunda:
Peygamberimiz, Beni Hâris Elçilerini gördüğü zaman «Kimdir bunlar, Hindli adamlara benziyorlar?» diye sordu.
«Yâ Resûlallah! Bunlar, Beni Haris b. Kå'bların ileri gelen Adam-larıdır.» denildi.
Beni Haris Elçileri, Peygamberimizin yanına gelince, Peygamberi-mize selâm verdiler (16).
«Senin, Resûlullah olduğuna ve Allâhdan başka ilâh bulunmadığı-na şehadet ederiz!» dediler.
Peygamberimiz «Ben de, Allahdan başka ilâh bulunmadığına ve kendimin de, Resûlullah olduğuma şehadet ederim.» buyurdu (17).
«Sizler ki İslamiyete dåvet olunduğunuz zaman, karşı koymak için halka õnayak olmak mı istediniz?» diye sordu.
Hepsi, sustular. Onlardan hiç biri cevap vermedi.
(13) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 239-240, Taberi-Tarih c. 3, s. 156, Ebülfi-
da-Sire c. 4, 5. 188-189, Diyar Bekri-Hamis c. 2, 5. 144 (14) İbn-i İshak, İbn-i Hişam- Sire c. 4, s. 240, Vakıdiden naklen İbn-i Sa'd-Tabakat
c. 1, s 339, Taberi-Tarih c. 3, s. 156, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 418, Ebül-
fida-Sire c, 4, s. 189, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 53 (15) Vakıdîden naklen İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 339, İbn-i Hacer-İsabe c. 3, s. 245
( 16) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 240, Vakıdiden naklen İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 339-340, Taberi-Tarih c. 3, s. 156, İbn-i Esîr-Üsdülgabe c. 4, s. 419,
Diyar Bekri-Hamis c. 2, s. 144 (17) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 240, Taberi-Tarih c. 3, 5.156-157, İbn-1 Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 418, Ebülfida-Sire c. 4, s. 189
25
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Peygamberimiz, sorusunu tekrarladı.
Yine, onlardan hiç biri cevap vermedi.
Peygamberimiz, sorusunu üçüncü kerre tekrarladı.
Yine, onlardan hiç biri cevap vermedi.
Peygamberimiz, sorusunu dördüncü kerre tekrarlayınca, Yezid b. Abdulmedan «Evet! Ya Resûlallah! Bizler, Islamiyete dâvet olununca, karşı koymak için halka önayak olmak istemiştik!» dedi ve bunu, dört
kerre söyledi. Peygamberimiz "Eğer, Halld, bana, sizin çarpışmağa hacet kalma-dan Müslüman olduğunuzu yazmasaydı, muhakkak, başlarınızı, ayak-
larınızın altına atardım!» buyurdu. Yezid b. Abdulmedân «Vallâhı, biz, ne Sana şükr ederiz, ne de, Ha-
lid'e şükr ederiz!» dedi.
Peygamberimiz «Ya kime şükr edersiniz?» diye sordu.
«Ya Resûlallah! Biz, yüce Allaha şükr ederiz ki Senin yüzünden bizi hidayete erdirdi.» dediler.
Peygamberimiz «Doğru söylediniz!» buyurduktan sonra «Siz, ca-hillye çağında çarpıştığınız kimselere ne ile galip gelirdiniz?» diye sor-du.
«Biz, kimseye mağlup olmuş değiliz!» dediler.
Peygamberimiz «Evet! Siz, çarpıştığınız kimselere hep galip gelir-diniz!» buyurdu.
*Yâ Resûlallah!. Biz, kiminle çarpışsak, galip gelirdik (18).
Çünkü, fazla konuşmaz, tezellül ve savurganlık etmez, birbirimize karşı kıskançlık göstermez, yardımı kesmez, savaş ve güçlük zamanla-rında güçlüklere katlanırdık (19).
Dâima toplu bulunur, dağılmazdık.
dık. dediler. Hiç kimseye karşı da, zulüm ve haksızlığa ilk başlayan biz olmaz-
Peygamberimiz «Doğru söylediniz!>> buyurdu (20).
Kays b. Husayn'ın Beni Hârislere Vali ve Kumandan Tayin Edilişi:
Haris b. Ka'blara Vali ve Kumandan tayin etti. Peygamberimiz, Elçiler arasında bulunan Kays b. Husayn'ı, Benî
Sire c. 4, s. 190 (18) Ibn-i İshak, İbn-i Hisam- Sire c. 4, 5. 240-41, Taberi-Tarih c. 3, s. 157, Ebülfi-(19) Ibn-1 Hacer-Isabe c. 3, s. 245 (20
) İbn-i Ishak, İbn-i Hisam- Sire c. 4, s. 241, Taberi-Tarih c. 3, s. 157. Ebülfida-Sire c. 4, a. 190, Ibn-1 Hacer-İsabe c. 3, s. 245
HALID B. VELİD'İN BENİ HARİS B. KA'BLARA GÖNDERİLİŞİ
YanıtlaSilBeni Haris Elcilerinin Yurdlarına Dönüşü:
2T
Beni Hâris b. Ka'b Elçileri, şevval ayının son günlerine kadar Me-dine'de kaldıktan sonra yurdlarına döndüler (21).
Kendilerinin, zilkade ayının başlarında döndükleri de, rivayet edi-
lir (22). Peygamberimiz, Elçilerin her birine bahşiş olarak onar ukiye ve Kays b. Husayn'a ise, on iki buçuk ukıye gümüş verdi (23).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, Abde b. Müshir'i, Halid b. Velid'in Medine'ye getirdiği Be-ni Haris b. Ka'b Elçileri arasında gösterirse de (24), yanlıştır.
Çünkü, Abde b. Müshir, ayrıca gelip Müslüman olmuştur (25). Kaetani, 3. fıkrasında «Burada Halid b. Velid tarafından Muham-
med'e yazılmış mektubun ve Peygamberin kendi kumandanına cevabı-nın metinlerini görüyoruz Buraya onları nakl etmedim. Çünkü, hiç bir kıymet-i tarihlyeyi haiz değildirler. Ağlab-i ihtimale göre sonradan uy-durulmuş şeylerdir.
İbn-i İshak tarafından nakl edilen bütün Hadis'e de, pek çok el dokunmuştur. Sonradan ilåvelerle doludur.» (26) diyorsa da, yalan ve yanlıştır.
Çünkü, her hangi tarihî bir vesikanın veya Hadis'in, tarihi hiç bir kıymet taşımadığı veya uydurma olduğu, usûlüne göre incelenip delil-lerile ortaya konulmadıkça, sabit olamayacağını, Kaetani gibi, kendi-sini Dev aynasında gören bir tarihcinin håla öğrenememiş bulunması, ne hazindir!
İbn-i Hişam'ın, İbn-i İshak'tan nakl ettiği Hadis'e pek çok eller dokunduğunu, ilåveler yapıldığını iddia eden Kaetani daha önce «... Ke-mal-i memnuniyetle görüyoruz ki İbn-i Hişam, Üstad-ı âzam İbn-i İs-hak tarafından toplanan malzemeye, neşr edilen efkâra pek sådık ka-lacak surette bir eser bırakmıştır. (27) diyerek itirafta bulunmuş ol-duğunun da farkına varamayacak kadar gaflet ve çelişki içindedir.
(21) Ibn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, s. 241, Vakıdiden naklen İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 340, Taberi-Tarih c. 3, s. 157, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 42, İbn-i Seyyid-Uyun, c, 2, 5, 245, Ebülfida-Sire c, 4, 5, 190
(22) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 241, Taberi-Tarih c. 3, s. 157, İbn-i Kay-yum-Zad. c. 3, s. 42, İbn-i Seyyid-Uyun. c. 2, s. 245, Ebülfida-Sire c. 4, s. 190,
İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks, 2, s. 54
( 23) Vakıdiden naklen İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 340
(25) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 340
(24) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 11
(26) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 12
(27) Kaetani-İslâm Tarihi c. 1, s. 76
İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSil28 Kaetani, 3. fıkrasında «Yalnız, Peygamberin kim olduklarını bil-mediği sefirleri görür görmez (Hindlilere benzeyen bu adamlar kim.
lerdir?) demesi şayan-ı dikkattir... Adi bez parçalarile telebbüs eden Müslümanlar üzerinde cenubun zengin Araplarının zinet ve haşmetleri büyük bir tesir yapmak ican ederdi.» (28) diyorsa da, yanılıyordur.
Biz, ne Peygamberimizin «Kim bu adamlar?» diye sormasında, ne de Beni Haris Elçilerinin Hindlilere benzetilmesinde dikkata değer bir şey görmüyoruz.
Bilakis, Kaetani'nin, hiç bir münasebet yok iken «Münbit ve me-deni bir memleket olan Cenubi Arabistanda, vasatî ve şimali Arabis-tanda çölde hemen hemen vahşet halinde yaşayan kabilelere nisbetle oldukça müterakki bir hars ve ziyade refah vardı..» diyerek Hıristiyan Necranlıların Muslüman oluşlarına kızıp Müslümanlara hakarete kal-kışmasındaki koyu Hıristiyanlık taassubunu dikkata değer görüyoruz.
Canlarının ve mallarının âhiret mutluluğu ve Cennet karşılığında Allah tarafından satın alınmış olduğu Kur'ân-ı Kerîmde açıklanan (29) Müslümanları, dünyanın hangi ziynet ve haşmeti imrendirebilecek, sarsabilecekti?
Kitabının başında «Yeni din, bu innîn akvamı elektirikledi, onları yeniden canlandırdı. Eski uzviyetlere yeni bir hayat nefh etti. Muhte-şem bir medeniyet yarattı. (30)
İslâmiyet hiç zuhur etmemiş olsaydı, bu mürteci ruhlu Ortodoks-luk o tarihden bu zamana kadar hükümran kalıp ta kurunu vustanın en fena asırlarında bütün dünyayı tenvir etmiş olan o muhteşem Arap ve Acem medeniyetinin tevellüdüne meydan vermeseydi, Asyanın garp kimde tayin edemez. (31) taraflarile kurunu vusta Avrupası aceba ne halde bulunurdu? Burasını
diyen de, Kaetani değil miydi?!
Bu, ne feci çelişkidir!
Vakıdinin Megazisinde Halid b. Velid'in, bir Allâha imana dâvet etmek üzere Necrandaki Belhåris b. Ka'blara gönderildiği bildirilmekle iktifa edildiği (32), doğru ise de, İbn-i Sa'd'in Vakıdi'den rivayet etmiş olduğu metinle bu boşluk doldurulmuş (33) olduğuna göre, üzülmeğe
mahal yoktur.
(28) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 12
(20) Tevbe Süresi, 111
(30) Kaetani-İslâm Tarihi c. 1, s. 19
(31) Kaetani-İslâm Torihi c. 1, s. 18
(32) Vakudi-Megazi c. 3, в. 883-884
(33) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 339-340
29
YanıtlaSilHALID B. VELİD'İN BENİ HARİS B. KA'BLARA GÖNDERİLİSİ
Kaetani, 1 numaralı notunda «Binaenaleyh, İslâmiyet Peygambe-rin vefatından evvel kabail arasında intisara vakit bulamamıştır.
dat-1 kadimeye sadık ve merbut bulunduğuna hükm etmek mantiki-Muharebat-1 dahiliye zuhur ettiği vakit ekseriyetin henüz itika-
dir (34) diyorsa da, yanlıştır.
Çünkü, hicretin dokuzuncu yılında Peygamberimiz Tebükten dön-dükten sonra her taraftan Arap kabilelerinden akın akın Elciler ve Temsilciler gelip Müslüman olmuş ve bu yıla Senetül vufud = Elçiler yılı denilmiştir (35).
Kabileleri adına Medine'ye akın akın gelip Müslüman olan bu he-yetlere kitabında yüzlerce sahife tahsis etmek zorunda kalan Kaetani değil midir?
«Bizim en başlı kaynağımız Kur'ân'dır.» (36) diyen ve İbn-i İshak'a da Kaynakların başında yer veren Kaetani'nin, Kur'ân-ı Kerimde:
«Allahın nusratı ve fetih gelince, sen de insanların fevc feve Alla-hın dinine gireceklerini görünce, hemen Rabbını hamd ile tesbih et..» (37) buyrulduğunu ve İbn-i İshak tarafından da, bunun böylece açıklandı-ğını (38) görmemesi mümkün müdür?
Bu vakıaları ve gerçekleri görmezden gelerek, Peygamberimizin sağlığında İslâmiyetin kabileler arasında yayılmağa vakit bulamamış olduğunu söylemek, garazkârlıktan ve İslâm düşmanlığından başka bir şey ifade etmez,
Kastani-İslâm Tarihi c. 7, s. 13
İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 205
Kaetani-İslâm Tarihi c. s.
Nasr Süresi: 1-3
İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 205
1004
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHİ
ve onlarda bulunan nimet, lütuf, kerem, güzellik, şenlik, huri, ceva-hir, köşkler ve bunlardan başka sayıya gelmeyen nimetlerine o me-leklerden koruyucu seçtiğin için..
ğın.. Arşına taşıyıcı aldığın; ordunun pek çoğunu onlardan kıldı-
Yani: Zatına has orduyu, insan ve cin ordusuna nazaran çoğunu meleklerden eylediğin için..
Halka nazaran, onları daha faziletli eylediğin..
FAZİLET CİHETİNDEN MELEKLER VE İNSANLAR
Bu manada, ehl-i sünnet vel-cemaat olan Hanefi mezhebinden Matüridiyenin şu rivayeti meşhurdur:
Beşerin hasları, meleklerin haslarından faziletlidir.
Yani: İnsan peygamberleri, meleklerin peygamberlerinden daha fa-ziletlidir.
Meleklerin hasları da, avam beşerden faziletlidir.
Yani: Meleklerin peygamberleri, insanların peygamber olmayan-larından daha faziletlidir.
Mümin, müslüman ve salih olanlar, meleklerin peygamber olma-yanlarından daha faziletlidir.
Avam melâike ise.. beşerin fasık ve cahillerinden daha faziletlidir.
Yani: Meleklerin peygamber olmayanları, insanların fasıkların-dan ve cahillerden daha faziletlidir.
Bunlardan başka rivayetler vardır. Onların cümlesine göre: In-sanın, meleklerden daha faziletli olmaları gerekir.
Onları yüce semalarına iskân eylediğin, masiyetten ve denaet-ten kendilerini temizlediğin, noksanlardan ve afetlerden yana mukad-des eylediğin için kendilerine salât eyle.
Daimî ve kendilerinin faziletini artırıcı bir salât olsun. Bizleri da-hi onların istiğfarına lâyık eyleyesin.
Yani: Bu meleklere ettiğimiz salât dolayısı ile; biz asileri, onların istiğfarlarına ehil ve mahal eyleyesin.
YÜZ YİRMİ YEDİNCİ SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ey ülûhiyet ve rübubiyetinde mutevahhid, ey ehadiyet ve same-daniyetinde münferid olan şanı büyük. zatı mukaddes kibriyası vüce Allahım.
- Bütün nebilerine ve resullerine salât eyle. Öyle zatlardır ki: SADR'larını genişlettin.
SİNELERİN GENİŞLEMESİ
Bu cümlede geçen SADR, laſzından murad: Kalb'dir. Bir şeyin yeri anlatılırken, onun durumu murad edilir. Bu dahi o kabilden bir manadır.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1005
SADR, nefis hallerinin mahalli ve huyların da mahzenidir. Yüce Hakkın, nebiler ve resullerin sinelerini şerh eylemesi şu ma-
laşan sertleşen, kabul etmeyip karşılığında eza eden, onların şanlarına naya dayanır: Risaleti tebliğ, vahdaniyete davet ettikleri zaman; inat JAyık olmayan cehaleti ettiklerinden ötürü, onlardan gelecek ezaya ta hammül, cefalarına sabır, memur oldukları şeyi yerine getirmek..
- Onlara hikmetini doldurdun. Yani: Onların kalblerine..
Onlara peygamberlik zincirini taktın.
Yani: Onları, nübüvvet ve risaletle şereflendirip süsledin; kerem-ler eyledin. Cümleden daha muazzez ve mükerrem eyledin.
Bu cümlede şu manaya işaret vardır.
Nübüvvet ve risalet, çalışma ile elde dilmez, Ancak, ilahi bir hi-be, rabbani bir inayettir. Allah-ü Taâlâ, dilediği kullara fazlı ve ihsa-m ile verir.
Onlara, kitaplarını inzal eyledin.
Yani: Şer'i hükümlerini, yüce emirlerini, yasaklarını.. Bunları be-yan eden kitaplarını.
PEYGAMBERLERE GELEN KİTAPLAR VE SAHİFELER
Ebu Zer'in r.a. rivayet ettiği bir hadis-i şerife göre şöyle anlatıldı: Enbiya-i Izam ve rüsül-ü kiram üzerine nazil olan kitaplar yüz dört kitaptır.
Bunlardan yüz tanesi suhuftur; şöyleki:
ELLİ SUHUF, Şit a.s. peygambere gelmiştir.
OTUZ SUHUF, Idris a.s. peygambere gelmiştir.
YİRMİ SUHUF, İbrahim a.s. peygambere gelmiştir.
TEVRAT kitabı, Musa'ya a.s. gelmiştir.
İNCİL kitabı, İsa'ya a.s. gelmiştir.
ZEBUR Davud'a a.s. gelmiştir.
KUR'AN kitabı ise.. peygamberimiz Hazret-i Muhammed aleyhis-salâtü vesselâma gelmiştir.
Devam edelim:
- Halkına onlar vasıtası ile hidayet eyledin.
Yani: Göndermiş olduğun peygamberler vasıtası ile, Kullarına hi-dayet eyledin. Özellikle geçmişinde hidayet olan kullarına..
Bu cümlede şu manaya işaret vardır: Ålemlerin Rabbı Allah'ın hi-dayeti, sırf zatından gelen fazilet ihsanı ile olmaktadır. Peygamberler ise, ancak bu hidayete sebeb olmaktadırlar.
- Zatını tevhide davet ettiler.
Yani: Gönderilmiş oldukları cemaatı, zatının tevhidi olan doğru
yola çağırdılar.
VAAD'ın için şevka getirdiler.
Bu cümlede geçen:
Vaad.
1006
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Ecir, sevap, cennetlerdeki nimetler, üstün derecelerdir. Demek
olur ki:
Gönderdiğin peygamberler, kendilerine iman edenlere, ustte anlatılan vaadleri söylediler. Bunu kazanmaları için, onları heveslen-dirip teşvik ettiler.
VAI D'inden de korkuttular.
Bu cümlede geçen:
VAID.
Lafzından murad, kâfirler için hazırlanan cehennem ile, müna-fıklar için hazırlanan cehennemin en alt tabakasıdır; asiler için de,
elinı azaptır. Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Onlar, seni tevhid etmeyip küfürde israr edenleri, tevhidden son-ra da şeriatın gereği ile amel etmeyip muhalefet ve isyan edenleri korkutular. Yaptıkları yanlış hareketten vazgeçmedikleri takdirde, üstte anlatılan cezalara çarpılacaklarını anlattılr.
Senin yoluna irşad ettiler.
Yani: Zatını tevhide, fermanına itaata, İslâm dininin emirlerini yerine getirmeye..
Hüccetinle, delilinle bu yolda kaim olup kaldılar.
Yani: Vahdaniyetini, üstün sıfatlarını, vaad ve vaidini ayan be-yan delilleri getirmekte kaim durdular.
Vahdaniyetini; kulların eda etmeleri vacip olan hakları; sahip ol-makta, yaratmakta ve icadda, ayrıca yarattıklarının cümlesinde etti-ğin tasarruf işinde ortağın olmadığına dair delilleri anlatmakta se-batla durdular.
Bu salavat-ı şerifedeki manayı şöyle toplayabiliriz:
Ya İlâhel-Ålemin, bu büyük resullerin saygıdeğer peygamber-lerin halkı davette, kulları irşadda çektikleri meşakkat ve zorluklara zahmetlere bol ecir ve güzel sevap ihsan ederek, yüksek derece ve ma-kamla kendilerine ikramlar eyle.
Allahım, onlara tam manası ile selâm eyle.
Yani: Dünyada ve âhirette bütün kötülüklerden, mübarek tabiat-larına ağırlık veren şeylerden selâmet ihsan eyle.
le.
Onlara olan bu salât dolayısı ile, bize de büyük ecir ihsan eyle. Yani: Lütfunla bizlere büyük ihsan ederek, cümlemizi mesrur ey-
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle. Da-imi makbul bir salât olsun. Bu salât dolayısı ile, onun üzerimizdeki büyük hakkını karşılamış olasın.
Resulüllah S.A. efendimizin, üzerimizdeki hakkı gayet çoktur. On-ları dille anlatıp beyan ederek saymak mümkün değildir. Böyle bir şeye gücümüz yetmez.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1007
وقا مُوا يُجَتِكَ وَدَليْلِكَ وَسَلَّمَ اللهُمَّ عَلَيْهِم تسليما وَهَبْ لَنَا بِالصَّلوةَ عَلَيْهِمْ أَجْرًا عَظِيم اللهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ صَلوةَ دَائِمَةٌ مقبولَةٌ تُوَدَى بِهَا عَنَا حَقَّهُ الْعَظِيمَ ١١٨ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمد صَاحِبِ الْحُسْنِ والجمال وَالبَهْجَةِ وَالكَمَالِ وَالنَّهَاءِ وَالنُّورِ وَ الولدَانِ وَالْحُورِ وَالْغَرَفِ وَالقُصُورِ وَ اللسانِ الشَّكُورِ وَالقَلْبِ المَشكور والعلم المشهورِ وَالْجَيْشِ المَنصُورِ وَالبَنينَ وَالنَّنَاتِ وَالأَزْواجِ الطَّاهِرَاتِ وَالعُلُو علَى الدَّرَجَاتِ وَالزَّمْزَمِ وَالْمَقَامِ وَالمَشعر الحرام وَاجْتَنَاب الأَنَامِ وَتَربية الايتام وَالحَج وَتِلاوَتِالْقُرْآنِ وَتَسبيح الرَّحْمنِ
ve kamu bihüccetike ve delilike ve sel limillahümme aleyhim teslimen ve heb lena bis-salāti aleyhim ecren azimen.
Allahümme salli alâ Muhamme din ve alâ âli Muhammedin salâten daimeten makbuleten tüeddi biha an-na hakkahul-azime.
128. (1) Allahümme salli alá Muhammedin sahib'il-hüsni vel-cemali vel-behceti vel-kemali vel-behai ven-nuri vel-vildani vel-huri vel-gurefi el-kusuri vel-lisan'iş-şekûri vel-kalb'il-meşkûri vel-ilm'il-meşhuri vel-ceyş'il-mansuri vel-benine vel-benati vel-ezva'-cit-tahirati vel-ulüvvi aled-derecati vez-zemzerni vel-makami vel-meş'ar'il-ha-rami vectinab'il-asami ve terbiyet'il ey-tami vel-hacci ve tilåvet'il-kur'ani ve tesbih'ir rahmani.........
**
Hüccetinle, delilinle bu yolda kaim olup kaldılar.
Allahım, onlara tam manası ile selâm eyle.
Onlara olan bu salât dolayısı ile, bize de büyük ecir ihsan eyle.
Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salát eyle. Daimi makbul bir salât olsun. Bu salât dolayısı ile, onun, üzerimizdeki büyük hakkını karşılamış olasın.
128. (1) Muhammed'e salât eyle; hüsnü cemal, behcet, kemål, beha, nur, vildan, huri, gurf, kasr, şükreden dil, şükre dalan kalb, meşhur ilim, mansur ordu, oğlan, kız, pâk zevceler, yüksek dereceler, Zemzem, Makam, Meş'ar-i Ha-ram, günahlardan çekinme duygusu, yetimleri terbiye, hac, Kur'an okumak, Rahman Allah'ı tesbih sahibidir.
(1) Buradaki rakam, Arapça metin klişede 148 olarak gözükmektedir; yan-lıştır.
**
*
(Devamı: 1015 Sayfada)
TARINTE BUGÜN
YanıtlaSil-1480-Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı donanması, İtalya'nın Otranto limanını zapt etti.
1945 - II. Dünya Savaşında Japonya kayıtsız şartsız teslim oldu.
1999 - Hanım Nur Talebelerinden Sıddıka Kartal vefat etti.
AĞUSTOS
11
PAZARTESİ
17 1447
RUMI: 29 TEMMUZ 1441
HIZIR: 98
BİR AYET Ey Rabbimiz! Bize güç yetiremeyeceğimiz şeyi yükleme!
Bakara: 286
BİR HADİS
Biriniz mülkünü satmak istediğinde önce komşusuna teklif etsin.
Ebu Ya'lâ
Bu dünya ebedî kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenab-ı Hakkın ebedî ve sermedi olan Dârüsselâm menziline dâvetlisi olan mahlûkatın içtimaları için bir han ve bir bekleme
salonudur. Mesnevî-i Nuriye
Imrak Günes
Öğle
İkindi Aksam Yatsı
İmsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam
Yatsı
ZONOSIN 20
YanıtlaSil2026 BEDIOZZA AN
TARİHTE BUGÜN
1909-Bediüzzaman Said Nursi, Ayasofya Mevlidinde heyecanlı kalabalığı yatıştırdı.
- 1977-Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Tahiri Mutlu vefat etti.
2007- Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden M. Emin Birinci vefat etti.
NİSAN
03
CUMA
151447
ŞEVVAL
RUMI: 21 MART 1442
KASIM: 147
BİR AYET Onlar, hak ve adaletle hükmedici Mevlâları olan Allah'ın huzuruna gönde-rilirler.
En'am Suresi: 62
BİR HADİS
Şüphe yok ki, Allah zevkine çok düşkün erkek ve kadınları sevmez.
Güya insanlar gibi dünyalar dahi, birer misafirdir. Her mevsimde Zat-ı Zülcelal'in emriyle âlem dolar, boşalır.
Öğle
İkindi
Aksam
Yatsı
Sözler
Imsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam Yatsı
PEYGAMBERİMİZİN BENİ HARİS VE BENÍ NEHD'LER
YanıtlaSilHAKKINDAKİ YAZISI
«Resûlullah Aleyhisselâm, Kays b. Husayn Zülkussa'ya, babasının oğulları Beni Hârislerle bunların Müttefıkları olan Beni Nehdler için: (Onlar, namaz kıldıkları, zekât verdikleri, müşriklerden ayrıldık. ları, Müslüman olduklarına şehadet ve malları içinde Müslümanların bir hakkı bulunduğunu ikrar ettikleri müddetçe, Allâhın himayesi ve
Resûlünün himayesi altındadırlar. Kendileri, ne uşr'le, ne de savaş için toplanmakla mükelleftirler.) diye yazı yazdı. (1)
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, bu fıkraya eklediği 1 numaralı notunda «Son fıkranın mânâsı ne olduğu vâzıh değildir.
Çünkü, Benilhårislerin ve müttefıkları Beni Nehdlerin emvali üze-rinde Müslümanların mevzu-i bahs olan hukuku neden ibaret olduğu tasrih ve tahsis edilmemiştir.» (2)
diyorsa da, kabahat, yazıda değil, kendisinde, kendisinin Kur'ân-ı Ke-rimde "Onların mallarında dilenenin ve yoksulun da, belli bir hakkı vardır.» (3) buyrulmuş olduğunun farkında olmamasındadır.
Kaetani'nin, mektuptaki «Müslüman olduklarına ıkrar ve şehadet-te bulundukları» mânâsına olan cümleyi «İslâmiyetlerine şahid irae edebildikleri diye terceme etmesi de, yanlıştır.
PEYGAMBERİMİZİN BENİ DIBAB'LAR HAKKINDAKİ YAZISI
Beni Dıbablar için:
Resûlullah Aleyhisselâm, Beni Haris b. Ka'bların bir dalı olan
(Namaz kıldıkları, zekât verdikleri, Allaha ve Resûlüne itaat et-tikleri ve müşriklerden ayrı durdukları müddetçe, Sâribe ile Râfi' on-larındır.
(1) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 268
(3) Zariyat Süresi: 19
(2) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, a. 17
PEYGAMBERİMİZİN BENİ HARİS VE B, NEHDLER H. YAZISI
YanıtlaSil31
cektir.) diye yazı yazdı.
Bunlar üzerinde hiç kimse kendilerine karşı hak iddia edemeye-
Yazıyı, Mugire kaleme aldı. (4)
PEYGAMBERİMİZİN YEZİD B. TUFEYL'APHARİSİ
HAKKINDAKİ YAZISI
Resûlullah Aleyhisselâm, Yezid b. Tufeyl için:
(Namazı kıldığı, zekâtı verdiği ve müşriklerle savaştığı müddetçe, bütün Madda, onundur.
tir.) diye yazı yazdı.
Bunun üzerinde kendisine karşı hiç kimse hak iddia edemeyecek-
Yazıyı, Cüheym b. Salt, kaleme aldı (5).
PEYGAMBERİMİZİN BENİ KANAN B. SÅLEBELER
HAKKINDAKİ YAZISI
Resûlullah Aleyhisselâm, Beni Hârislerin bir dalı olan Beni Ka-
nan b. Sålebeler için:
(Mecsa, onlarındır.
Onlar, canları ve malları hakkında emniyet ve selâmettedirler.) diye yazı yazdı.
Yazıyı, Mugire kaleme aldı. (6)
PEYGAMBERİMİZİN ABD-İ YAĞUS B. VA'LET'ÜL'HARİSİ
HAKKINDAKİ YAZISI
Resûlullah Aleyhisselâm, Abd-i Yağus b. Vå'letül'Hârisi için:
(Namazı kıldığı, zekâtı verdiği, gazalarda elde edilen ganimetlerin beşte birini ayırıp verdiği müddetçe, Müslüman olduğu sıradaki top-rağı ve eşyası, hurma bahçeleri yine kendisinindir.
toplanmakla mükelleftirler.)
Kendisi de, kendisine tabi olanlar da, ne Uşr'le, ne de, savaş için
diye yazı yazdı.
Yazıyı, Erkam b. Ebil'Erkam'ül'Mahzûmi kaleme aldı.» (7)
(4) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 267-268
(5) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 208
(6) İbni Sa'd-Tabakat c. 1, s. 268
(7) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 268
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSilKaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 7. fıkrasına eklediği 1 numaralı notunda:
Ban kabilelere Muhammed bir müsaade-i mahsusa eseri olarak uşrünü bağışlanmış olacaktır.» (8)
mevaşı diyorsa da, yanlıştır.
Evvela, mevaşinin uşrü olmaz.
Eğer, mevaşinin zekâtı için haştı (toplanması) demek istiyorsa, yandaki hasr'dan maksad, bu değil, savaş için halkın toplanmasıdır.
PEYGAMBERİMİZİN BENİ ZİYADLAR HAKKINDAKİ YAZISI
te ol
«Resûlullah Aleyhisselâm, Beni Hârislerin bir dalı olan Beni Zi
yadlar için:
(Onlar, namazı kıldıkları, zekâtı verdikleri ve müşriklerle savaş-tıkları müddetçe, emniyet ve selâmettedirler. Cemma ile Enzibe ken-
dilerinindir.)
Yazıyı, All kaleme aldı. (9)
diye yazı yazdı.
PEYGAMBERİMİZİN YEZİD B. MUHACCEL HAKKINDAKİ YAZISI
Resûlullah Aleyhisselâm, Yezid b. Muhaccel'ül'Harisi için: (Nemire arazisi ile Nemire su åletleri ve orman arasındaki Rah-
man vadisi Hârisilere aiddir.
Yezid ve zürriyeti, kavmı olan Beni Mâlikler üzerinde åmirdir. Ne onlara karşı savaş açılacak, ne de, kendilerį savaş için toplana-
caklardır.)
diye yazı yazdı.
Yanyı, Mugire b. Şube kaleme aldı (10).
PEYGAMBERİMİZİN BENİ KANAN B. YEZİDLER HAKKINDAKİ YAZISI
Yezidler için: Resûlullah Aleyhisselâm Hâristlerin bir dalı olan Beni Kanan b.
(9) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, u. 268
(5) Knetani-lalim Tarihi e. 7, a. 15
(210) hm-1 Sa'd-Tabakat c. 1, a. 268
dur ve dol diy
PEYGAMBERİMİZİN BENİ HARİS VE B. NEHDLER H. YAZISI
YanıtlaSil33
(Onlar, namazı kıldıkları, zekâtı verdikleri ve müşriklerden ayrı durdukları, yol emniyetini sağladıkları ve Müslüman olduklarına ikrar ve şehadette bulundukları müddetce, Mizved ve Mizved'e aid su ark ve dolapları kendilerinindir.)
diye yazı yazdı. (11) Mirved, içinde hurma ağaçları bulunan mâmur bir yerdir (12).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani'nin, mektuptaki «Müslüman olduklarına ikrar ve şehadet te bulundukları... mânâsına gelen cümleyi «İslâmiyetlerinin samimi olduğunu isbat edecek şahidler gösterebildikleri.» (13) diye terceme etmesi yanlıştır.
PEYGAMBERİMİZİN ASIM B. HARİS'ÜL'HARİSİ
HAKKINDAKİ YAZISI
«Resûlullah Aleyhisselâm, Āsım b. Hâris'ül'Harisi İçin: (Rakis'in bir parçası olan Necme ona aiddir.
Hiç kimse bu hususta ona karşı bir hak iddia edemez.) diye yazı yazdı.
Yazıyı, Erkam kaleme aldı.» (14)
Râkis, bir vådidir (15).
İbn-i Sa'd-Tabakat c, 1, s. 268-269
Yakut-Mucemülbüldan c. 5, s. 90
Kaetani-İslâm Tarihi c, 7, s. 18
Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 269
Yakut-Mucemülbüldan c. 3, s. 16
1. T. Medine Devri X/F: 3
1008
YanıtlaSilDELAL I HAYRAT SERHI
Onlar saymaya gücümuz yetmeyince, onların hakkım eda etmek, şükrünü yerine getirmek bizim için nasıl mümkün olur?.
Ancak, umumi fazin, lütuf, kerem ve inayetinle bu olur. Durum, böyle olunca, kereminie Resulüllah SA. etendimizin üzerimizdeki hak kim eda ve kaza buyur.
YÜZ YİRMİ SEKİZİNCI SALAVAT-I ŞERİFE:
Allahım.
Ev şanı buyük, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilah ol mayan Yuce Allah..
RESULULLAH SA. EFENDİMİZİN GÜZELLİĞİ
Muhammed'e salât eyle; HÜSNÜ CEMAL sahibidir.
Bu cümlede geçen:
HÚSN Ú CEMAL.
Sıfatları, görüldüğü gibi iki tanedir ve ikisi de bir manayadır. Ya-ratılışa ve huya şümüllü olan tabirlerdir.
Anlatılan manaya göre şu demeğe gelir:
Yaratılışta, cismani surette ve beğenilen huylarda tam güzel.
liğe sahiptir.
Bazıları şöyle anlattı:
Cemal, güzelliğin tamamı için kullanılan bir tabirdir.
Bu son tabire göre, mana şöyle olur:
Resulüllah S.A. efendimiz, cismaniyette, şekil ve surette. leta-
if-i cesediyede, azalarının birbirine uygunluğunda, iyi huylarda, gü zel sıfatlarda, üstün ahlâkta güzellik sahibidir. Bu sıfatlardaki güzel. liği tamam olup hiç bir kimsede, onun güzelliğinin benzeri, dengi
beğenilen huylarının ve güzel hasletlerinin mümasili yoktur.,
İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Lüdünniye ismi ile müsemma kita
bında şöyle anlattı:
Güzelliğin hakikatı; ister yaratılşta azalar, isterse huyda ah lák-ı hamide olsun.. hemen hepsi, Resulüllah S.A. efendimizde kemali ile tamdır. Bu güzellikler. kendisi ile başkaları arasında taksim edil-memiştir. Şayet, böyle bir taksim olsaydı; bir kısmı kendisinde kalırdı.
Halbuki, güzellik, bütünüyle kendisinde olmakla tamam olur.
Burada bir soru akla gelebilir:
Güzelliğin yarısı Yusüf'e a.s. verilmiştir. Buna göre, Resulül-lah'a da yarısı verilmiştir. Böyle olunca, bir taksim olması gerekmez mi?.
Bunun cevabı şöyledir:
Resulüllah S.A. efendimizin güzelliği taksim edilerek bölün-memiştir. Resulüllah S.A. efendimizden başka nekadar insan varsa, on-ların güzelliği yarıya bölünüp yarısı Yusüf'e verilmiştir; yarısı da di-ğerlerine..
KARA DAVUD
YanıtlaSil1009
Bir başka cevap dahi şöyle olabilir:
efendimiz müstesna. Adem ve Havva'da olan güzellik ve cemal, çocukları arasında taksim edilmiştir. Yarısı Yusüf'e a.s. verilmiştir: kalan yarısı da kiya-mete kadar gelecek çocuklarına verilmiştir. Haliyle,
Resulüllah S.A. Çünkü: Resulüllah S.A. efendimizin güzelliği, Adem'den ve Hav-va'dan daha kemalli ve daha tamdır.
İbn-i Sebi' ise, Şifa nam kitabında şöyle dedi:
gücümüz yetmez. Resulüllah S.A. efendimizdeki güzelliğin tamamını yazmağa
Mesela, Resulüllah S.A. efendimizin aklını ele alalım. Eğer, Resu-lülah S.A. efendimiz, kendi aklına göre, bir hadis-i şerif buyurmuş ol saydı; biz, onu anlamaktan yana aciz bir duruma düşerdik. Nitekim, bu manada, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur:
Ben, sizin aklınızın erdiği kadarını söylerim.»
Resulüllah S.A. efendimizde, HÜSN Ü CEMAL o mertebe ile-ridir ki: Savet Yüce Hak onu bu dünya âleminde heybet ve vakarı ile örtmemiş olsaydı; hiç bir kimse, bu fani gözü ile ona bakmaya güçlü olamazdı. Nitekim, güneşe bakmaya göz takat getiremez. Güneşten, nice bin kere daha üstün ve daha cemalli olan Resulüllah'ın S.A. güzel suretine bakmaya nasıl takat getirebilir?.
Ancak, Allah-ü Taâlâ, Resulüllah S.A. efendimizin güzelliğini ahi-rette izhar edecek; baki gözle Resulüllah'ın S.A. cemali görülecektir.
O kadar ki, cennat-ı aliyatta olan nimetler arasında; teşbihsiz ve temsilsiz olarak, Yüce Hakkın cemalinden sonra. Resulüllah S.A. efendimizin cemalini görmek kalanların cümlesinden daha leziz ve daha azizdir.
Devam edelim:
Behçet sahibidir.
Yani: Dünyada ve âhirette, türlü nimetlerle sürur sahibidir.
Kemål sahibidir.
Resulüllah S.A. efendimiz mübarek zatında, latif sıfatında, ah-lak-ı hamidesinde, güzel hasletlerinde, hoş fiillerinde, iyi amellerinde, güzel gidişatında ve zâhir batın bütün hallerinde tam bir kemale sa-hiptir.
Beha ve nur sahibidir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, risalet ve nübüvvet nurunun sa-hibidir. Mübarek vücutları, saadetle ebedî âleme teşrif buyurduktan sonra, o nübüvvet ve risalet nurları kıyamete kadar burada kalacak-tır. ümmeti o nurla nurlanır. Keza ümmeti, o nurla iman hidayetine nail olur.
Şöyle bir mana da verilebilir:
Hüsn ü cemalde, behçet, kemal ve behada nur sahibidir.
F. 64
1010
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT SERHI
RESULÜLLAH S.A. EFENDİMİZİN NURU
Şöyle bir mana dahi verilebilir:
Tam, kâmil bir nur sahibidir. Cümle nur sahiplerinin nuru, onun nurundan istifade edilerek alınmıştır.
Şöyle bir mana da verilebilir:
Resulüllah S.A. efendimiz, mübarek yüzünde bulunan bir nurun sahibidir; karanlık bir oda onun nuru ile aydınlanır.
Şöyle anlatıldı:
Hazret-i Aişe r.a. hane-i saatinde elbisesini yamıyordu. Orada aydınlık yoktu. Bu işi, Resulüllah S.A. efendimizin yüzündeki nurun ışığında yapıyordu.. Resulülah S.A. efendimiz, yatsı namazına çıkar-ken, kendisi bu işle meşguldu. Resulüllah S.A. efendimiz, gittikten son-ra karanlıkta kaldı. Elinden iğneği sıçrayıp düştü; kayboldu. Nekadar çaba harcadıysa, bulamadı. Hatta mübarek yüzünü de yere sürüp araştırdı:
Belki yerde yüzüme dokunur; bulurum.
Diyerek.. Ama bulmak mümkün olmadı. Ancak, Resulüllah S.A. efendimiz, yatsı namazını eda edip hane-i saadete teşrif buyurdukla-rı zaman. yüzünün nurundan iğnesini görüp buldu..
VILDAN sahibidir.
Bu cümlede geçen:
Vildan.
Cennat-1 aliyatta bulunan küçük hizmetçi çocuklardır. Bunlar, bu küçük halleri ile daim sabit kalırlar. Büyüyüp erkekler bölüğüne giremezler.
Hur sahibidir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, hurilerin sahibidir.
Huri.
Tabiri, şu sıfatlı cennet kızları için kullanılır: Gözlerinin karası gayet kara, beyazı gayet beyaz olan cariye ve hatunlar.. Yüce Hak, bunları cennetlere girecek olan erkeklere zevcelik için yaratmıştır.
Guraf sahibidir.
Yani: Cnnetteki konakların.. makamların.
Kasırlar sahibidir.
Yani: Köşklerin.. Cennat-ı aliyatta, Resulüllah S.A. efendimiz, köşkler ve saraylar sahibidir.
Aslında, vildan, hurî, konaklar ve köşkler yalnız Resulüllah S.A. efendimize mahsus değildir. Sübhan olan Yüce Hak cennat-ı aliyatı ih-san buyurduğu kulların cümlesine bunları da verir. Burada, bunların çokça ve bolca verilmesi murad edilmektedir. Buna göre, mana şu olur:
Cennat-1 aliyatta, cümleden ziyade vildan, hurî, cümleden yük-sek konak, cümleden büyük ve yüksek köşk ve saraylar sahibi..
Çok şükreden dil sahibidir.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1011
Bu cümlenin daha geniş manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, şanı büyük, kendisinden başka ilah olmayan nimeti her şeye şamil Yüce Allah'ın sayısız in'amat ve niha-yetsiz ihsanına dalma hamd ve şükür, sena eder. O, bu halinde sa-bittir. Her halinde çokça hamd eden bir dile sahiptir.
O kadar ki, Resulüllah S.A. efendimiz, çokça hamd ettiğinden ötü rü: Semada Ahmed, yerde Muhammed isimleri ile meşhur olmuştur. Resulüllah S.A. efendimiz. Yüce Hakkın nimetlerine dalma şük reden olduğundan başka, o üstün nimetlerin vasıtalarına dahi şük-retmiştir.
Aslında böyle olması gerekir ki: Onların haklarına riayet, layıkı üzere şükürleri eda olunmuş ola.
RESULULLAH'IN S.A. İNSANLARA TEŞEKKÜRÜ
Bu mana icabıdır ki, Hazret-i Ebu Bekir r.a. nefsi ile, malı ile ken-disine hizmet ettiği Resulüllah'ın insanları kendisine davet sırasında ve mirac haberini Kureyş kafirleri tekzib ettiklerinde kendisini derhal tasdik ettiği için; Hazret-1 Hatice'yi r.a. dahi iyi geçiminden dolayı; Hazret-i Osman'ı r.a. dahi müslüman gazileri darlık ve sıkıntılı za-manlarında yedirip içirdiğinden dolayı sena etmişti, övmüştür. Bun-lardan başka, Resulüllah S.A. efendimizin övüp sena ettiği kimseler vardır.
Şükre dalan kalbin sahibidir.
Bu cümlenin daha açık manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, sübhan olan Yüce Hakkın cümle üstün nimetlerini, güzel lütuflarını pek ziyade müdriktir. Bu manada irfan sahibi olduğundan şükreden bir kalbe sahiptir.
Bir başka mana dahi şöyledir:
Resulüllah S.A. efendimizin mübarek kalbi yarılmış ve içindeki şeytan hazzı atılmıştır. Yıkandıktan sonra, onun içi tevhid nuru,
iman, ilim, hikmet, irfan. rahmet ve iman sahiplerine şefkatla doldu-rulmuştur. Bir de, en güzel huylarla.. Bundandır ki, şeytanın vesvese-lerinden korunmuş ve ŞÜKRE DALAN KALB sahibi oldu.
Şu âyet-i kerimeler, Resulüllah S.A. efendimizin anlatılan durum-
ları üzerine gelmiştir:
«Göğsünü senin için genişletmedik mi?» (94/1)
«Hiç şüphe yok, büyük bir ahlâk üzeresin.» (68/4)
«Onun gördüğünü kalb yalana çıkarmadı.» (53/11)
Resulüllah S.A. efendimiz, bu âyetlerle övülmüştür.
RESULÜLLAH'IN S.A. KALBİ
İbn-i Mes'ud r.a. şöyle anlattı:
Allah-ü Taâlâ, bütün kullarının kalblerine nazar eyledi; onlar arasından Resulüllah S.A. efendimizin kalbini seçti. Onu yüce zatı için seçip aldıktan sonra, bütün insanlara Resul olarak yolladı.
Ebülhasan Nuri Rh. şöyle anlattı:
Sübhan olan Yüce Hak, bütün kalbleri müşahede eyledi. Re-sulüllah S.A. efendimizin kalbini, kendi cemalini müşahedeye, cümle-
1012
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT BERHI
den aşık gördü. Bundan ötürü onu Mirac gecesi, baş gözü ile müşa hede-i cemal, vasıtasız kelâm ve münacaat nimetine has ve mashar eyledi.
Ilm-i meşhur sahibi... Bu cümlenin açık manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, bütün nebilerin ve resullerin dillerinde, bütün geçmiş ümmetler ve ehl-i kitap katında cümleden ziyade ilim sahibi olarak, evvellerin ve âhirlerin ilmine karşı marifet sahibi olmak-la meşhurdur. Hiç kimseye verilmeyen ilim sahibidir.
Nitekim, üstteki mana üzerine, bir hadis-i şerifinde, Resulüllah
B.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Celâl ve ikram sahibi Yüce Allah'ın sıfatlarını bilmekte, cüm-lenizden bilgillyim. Celâl sahibi, Yüce Allah'tan korkmak cihetinden cümlenizin şiddetlisiyim.»
Böylece, Ilim durumunu, ashabına anlatmıştır. Bir başka hadis-i şerifinde ise, Resulüllah S.A. efendimiz, şöyle buyurmuştur:
«Ben. ilmin şehriyim; All de, onun kapısıdır.»
Bu cümlede geçen:
111m.
Lafzı bazı nüshada ALEM olarak gelmiştir. Buna göre mana şu
olur:
Fetih ve galebe ile meşhur ilim sahibidir.
Mansur ordu sahibidir.
Yani: Yardıma nail olan askerlerin sahibi..
RESULÜLLAH'IN S.A. ORDUSU
Resulüllah S.A. efendimiz, bu manada, meleklerle güçlendirilmiş-
tir..
Hatta, kendileri ile düşman arasında bir aylık yol varken, düşman-larının kalblerine korku düşürülmek sureti ile, yardıma nail olan bir asker ordusunun sahibidir.
Nitekim:
Ya Muhamed, dilediğin düşmana ve dilediğin tarafa yönel. Gerçekten sen hangi tarafa yönelecek olsan, mansur olacaksın.
Yüce hitabı ile kereme ermiştir.
Oğlan çocukları sahibidir.
RESULÜLLAH'IN S.A. KIZLARI VE OĞULLARI
Resulüllah S.A. efendimizin erkek çocuklarının sayısında ayrı gö-rüşler vardır. Bazıları onların üç tane ve şunlar olduğunu söylediler: Kasım, Abdüllah (buna Tayyib Tahir, dahi derler).. Bu ikisi Hazret-i Hatice'den r.a. dünyaya gelmiştir. Diğer üçüncü oğul ise, İbrahim olup Mariye isimli cariyeden dünyaya gelmiştir. Bazıları da dediler ki:
Tayyib Tahir başka çocuğudur.
Buna göre, Resulüllah S.A. efendimizin Hatice'den doğma üç oğlu olur. Böylece, erkek çocuklarının sayısı dörde çıkar.
Allah onlardan razı olsun.
KARA DAVUD
YanıtlaSillerdir. 1013 Ancak bu oğlan çocukları büluğ çağına gelmeden vefat etmiy Kız çocuklarının sahibidir.
Resulüllah S.A. efendimizin kız çocukları ittifakla dört tanedir: Rukiye, Zeynep. Ümmügülsüm, Fatıma.. Allah onlardan razı olsun. Bunların dördü de, Hazret-i Hatice'den dünyaya
gelmiştir. Ancak, Resulüllah S.A. efendimizin zürriyeti, Hazret-i Fatıma'nın çocukları Hasan ve Hüseyin efendilerimizden gelmiştir.
Resulüllah S.A. efendimizin çocuklarının tafsilatı, daha önce zür-riyeti anlatılırken geçmiştir.
Påk zevcelerin sahibidir.
Bu cümlenin daha geniş manası şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, bütün ayıplardan ve hatalardan, türlü denaetlerden påk hatunların sahibidir. Ahirette dahi, hayızdan, tab'an İyi olmayan şeylerin cümlesinden temiz hurilerin ve zevcelerin sahi-bidir.
Resulüllah S.A. efendimizin zevceleri daha önce tafsilatı ile anla-tılmıştır. (Bak: 393. Sayfa)
Yüksek derecelerin sahibidir.
Hem dünyada, hem de âhirette. Bunlar, İlâhi yakınlık ve rabbant ikramlardır.
ZEMZEM sahibidir.
ZEMZEM, bilindiği gibi, Mekke-1 Mükerreme'de malum bir ku-yunun ismidir. Onun suyu ne niyete içilirse.. o ihsan olunur.
ZEMZEM SUYU
Bu cümlede, ZEMZEM kelimesinin başına harf-i tarif gelmesi, (Arapça aslına göre), aşağıda gelecek kelimelere benzemesi içindir. Yani: Şekil yönü ile..
Resulüllah S.A. efendimiz, o şehirden olduğu için; ceddi İsmail'e ihsan olunan bir su olduğu için; dedesi Abdülmuttalib'in zamanında o kuyu yıkıldığı ve Abdülmuttalib yeniden yaptığı için; böylece, Re-sulüllah S.A. efendimize iki ceddinden kaldığından kendisine:
ZEMZEM sahibi.
Denildi.
Makam sahibidir.
Burada anlatılan makam, Makam-ı İbrahim'dir.
Resulüllh S.A. efendimiz Mekke'de doğduğu, orada büyüdüğü, nũ-büvvet ve risalete erme fazl ve faziletine orada erdiği, bu Makam büyük dedesi İbrahim'in makamı olup kendisine ondan kaldığı için:
- Makam sahibi.
Diye anlatıldı.
- Meş'ar-ı Haram sahibidir.
Yani: Hac erkânından sayılan Müzdelife'nin sahibi..
1014
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
tazimatına riayet etmekte, onların faziletlerini ümmetine beyan et Resulüllah S.A. efendimiz, Zemzem'in, Makam'ın, Müzdelife'nin mekte; ayrıca, bunların her biri, hac erkânından sayıldığı, Resulüllah S.A. efendimiz de, bunları yapmak için teşvik ettiği için onların sahibi olarak anlatıldı.
Günahlardan çekinme duygusu sahibidir.
Resulüllah S.A. efendimiz, nübüvvetten evvel ve nübüvvetten son-ra, cümle büyük küçük günahlardan yana temizdir. Şanına lâyık ol-mayan bütün işlerin cümlesinden, Yüce Hakkın fazlı ile korunma ke-remine nail olmuştur.
Bu cümle bazı nüshada yoktur. (Bizim metinde vardır.)
Yetimleri terbiye sahibidir.
Resulüllah S.A. efendimiz, yetimlere, dul kadınlara, zaiflere dal-ma sahip çıkmış, onları yedirmiş, içirmiş ve giydirmiştir. -Hacc sahibidir.
Resulüllah S.A. efendimiz Veda haccı sahibidir, manasına dahi gelir.
Bu hac. Resulüllah S.A. efendimizin ömrünün sonunda yaptığı bir hacdır. Bunda, insanlara hac usüllerini öğretmiş; kimlere vacib oldu-ğunu açıklamış; onları hac etmeye teşvik etmiştir. Ayrıca, üzerlerine hac vacib olduğu halde hac vazifesini yerine getirmeyenlerin cezaları-nı açıklamıştır.
Bundan başka hacda yapılacak vazifeleri, onda yapılmaması ge-rekli işleri açıkça anlatmıştır.
İşte, Resulüllah S.A. efendimizin hac sahibi oluşu, bu manalarda-dır.
Kur'an okumak sahibidir.
Yani: Kur'an-ı Kerim, kendisine nasıl nazil olmuşsa, öyle oku-yuş sahibidir.
RESULÜLLAH'IN S.A. KUR'AN OKUYUŞU
Resulüllah S.A. efendimiz, Kur'an okuduğu zaman, insan ve cin toplanır, onu dinlerdi.
Bundan başka, Resulüllah S.A. efendimiz, Kur'an'ı okuyup imana davet etmiş; helâl ve hararnı açıkça anlatmıştır. Bu şekilde, ayrıca şeriat sahibidir.
Rahman Allah'ı tesbih sahibidir.
Yani: Yüce Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih etmeye devamlıdır.
Ramazan orucu sahibidir.
Ramazan ayının orucu, Resulüllah S.A. efendimize vahiy yolu ile bildirildiği için onun sahibi olmuştur. Onu oruç tutmakla da, sahibi olmuştur.
- Akd olunmuş sancak sahibidir.
Resulüllah S.A. efendimiz, gazalarında ve gönderdiği askeri bir-liklerde sancak sahibi olmuştur. Ayrıca, âhirette, bütün nebiler, resul-ler, ümmetler onun Liva-i Hamd sancağı altında toplanacaklardır.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1015
ومياهِ رَمَضَانَ وَاللُّوْاءِ الْمَعْقُودِ والكرم والجود وَالوَفَاءِ بِالعُهُودِ صَاحِ الرعية والترغيب وَالْبَغْلَةِ وَالنَّبِ وَالحَوضِ والعَضَبِ النَّتِي لَا قَابِ النَّاطِقِ بِالصَّوابِ المنعُوتِ فِي الكِتَابِ النَّي عَبدِ اللَّهِ النَّي كير الله النَّبِيِّ جَةِ اللَّهِ النَّبِيِّ مَنْ أَطَاعَ فَقَدْ أطاعَ اللَّهَ وَمَنْ عَصَاهُ فَقَدْ عَصَى اللَّهَ النَّي العربية القرشي الزمزمي المكي التهامي صاحب الوجه الجميل والطرف الجميل و الحد الاسيلِ وَالكَوثَر وَالسَّلْسَبِيلِ قَاهِي المضادينَ مُبيد الكَافِرِينِ وَقَاتِلِ الْمُشْرِكِينَ قائد الغر المحمينَ إِلَى جَنَّاتِ النَّعِيمِ وجوار الكريم صَاحِب جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السَّلَامُ
ve siyami ramazane vel livaii ina kúdı vel-keremi vel-cudi vel vefai bil-uhudi sahib'ir-rağbeti vel terğiybi vel-beğleti ven-necibi vel havzi vel-kadibi en-ne biyyil-evvabi en-natıkı bis-savabi el-men'uti fil-kitabi en-nebiyyi abdillahi en-nebiyyi kenzillahi en-nebiyyi huccetil lahi en nebiyyi men etaahu fekad eta allahe ve men asahü fekad asallahe en-nebiyy'il-arabiyy'il-kureşiyy'iz-zem-zemiyyi'il-mekkiyy'it-tihamiyyi.
Sahib'il-vech'il-cemili vet-tarf'il kehili vel-hadd'il-esili vel-kevseri ves-selsebili.
Kahir'ilmuzaddine mübid'il-käfi rine ve katil'il-müşrikine kaid'il-gurril-muhacceline ilà cennat'in-naimi ve ci-var'il-kerimi sahibi Cibrile aleyhisselä-mü.
Ramazan orucu, akd'olunmuş sancak, kerem ve cömertlik, ahdlere veľa, rağbet, rağbet ettirmek sahibidir.
Katır, necib, Havz, kadib sahibidir.
Evvab. doğru konuşan peygamberdir. Kitabda anlatılmıştır.
Allah'ın kulu peygamberdir. Allah'ın kenzi peygamberdir. Allah'ın hücceti
peygamberdir.
Öyle bir peygamberdir ki, ona itaat eden Allah'a itaat eder. Ona asi olan Allah'a asi olur.
Arab'a, Kureyş'e, Zemzem'e, Mekke'ye, Tehame'ye mensup peygamberdir.
Güzel yüz, sürmeli göz, düz uzun yanak, Kevser, Selsebil sahibidir.
Zıdlaşanları kahreder, kafirleri helák eder; müşrikleri katleder.
Gurr'il-muhaccelin olanları cennetlerin nimetlerine, Kerim'in civarına alıp götürür.
Cebrail'in a.s. arkadaşıdır.
* **
(Devamı: 1019. Sayfada)
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1804 - Kayıtlara geçen ilk meteor, İskoçya'ya düştü - 1968-Martin Luther King Jr. Memphis'te öldürüldü.
NİSAN
04
CUMARTESİ
16 1447
ŞEVVAL
RUMI: 22 MART 1442
KASIM: 148
BİR AYET
Herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla bilen de Odur.
Yunus Suresi: 65
BİR HADİS
Evine girerken selâm veren kişi, Allah'ın himaye ve garantisi altındadır.
Eserleriyle azameti anlaşılan şu muhteşem, zevalsiz saltanat; böyle geçici, devamsız, bikarar, ehemmiyetsiz, mütegayyir, umurlar üzerinde kurulmaz, durulmaz...
Sözler
-1543-Osmanlı Orduları Estergon Kalesi'ni fethetti.
YanıtlaSil- 1920-İstanbul Hükümeti ile İtilaf Devletleri arasında Türk milletinin idam hükmü anlamına gelen Sevr Antlaşması imzalandı.
1952 - Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri Köy Enstitülerini kapattı.
AĞUSTOS
10
PAZAR
Ey Adem oğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin.
A'raf: 31
BİR HADİS
16 1447 SAFER
Allah bir şeyi yaratmak istediğinde hiçbir şey ona mani olmaz.
Müslim, Nikâh: 132
RUMI: 28 TEMMUZ 1441 HIZIR: 97
Ölüm, idam değil, firak değil, belki hayat-ı ebediyenin mukaddemesidir, mebdeidir. Ve vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekândır.
Sözler
ABDE B. MÜSHİR'İN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilyapmak istiyorum. Fakat, sana danışmadıkça, onu yapmayacağım: Hi Sa'bi'nin bildirdiğine göre Cerir, Abde b. Müshir'e «Ben, bir is car'da bir Peygamber zuhur etmiş, kendisine, gökten vahly geliyormuş halkı, Allaha imana davet ediyormuş!» dedi.
Kalkıp Medine'ye geldiler.
Abde b. Müshir, Peygamberimizin yanına yaklaşıp «Eğer, sen, ger-çekten Peygambersen, sana neleri sormak için geldiğimi bana haber
ver?» dedi.
Peygamberimiz Kılıcın, oğlun ve atın alındı.
Atını bulacaksın.
Oğluna gelince, onu, Malik b. Necde öldürdü.
Kılıcın ise, İbn-i Mes'ade'nin yanındadır.
Atını, Allah yolunda cihad için besle, bağla.
Eğer, irtidad hådiselerine yetişirsen, sakın, ne Kindelere uy, ne de, misakı boz! buyurdu (1).
Ey Abde! Yurdun nerededir?» diye sordu.
Abde Necran Käbesindedir!» dedi (2).
Necran Kâbesi, Beni Abdulmedân b. Deyyan'ül Harisilerin yaptırıp tazim ettikleri bir kilise idi.
Kilisenin kubbesi, üç yüz deri ile kaplanmıştı.
Necran nehri üzerinde bulunuyor, nehirden on bin altınluk bir ge-sağlanıyordu (3).
lir Peygamberimiz, Abde b. Müshir'e Yurdunda atlar edinmeni sana tavsiye ederim.
Çünkü, çetin hådiseler hazırlanmış bulunuyordur.
Atların alınlarında ise, hayır vardır.» buyurdu (4). Abde b. Müshir'ül'Harisi, yolculuk sırasında gördüğü şeyler hak-kında da, sorular sordu.
Peygamberimiz, onların cevaplarını da, verdikten sonra «Ey İbn-i Müshir! Müslüman ol! Dinini, dunyana satma!» buyurunca, Abde b.
Müshir, Müslüman oldu (5).
(1) Ibn-i Hacer-İsabe c. 2, s. 435
(2) Ibn-i Eair-Usdülgabe c. 3, s. 519, İbn-i Hacer-İsabe c. 2, s. 435
(3) Yakut-Mucemülbüldan c. 5, s. 268
(4) Ibn-i Hacer-Isabe c. 2, s. 435
(5) Ion-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 340
PEYGAMBERİMİZİN ESHABDAN BAZILARINI İSLAMİYETİN YAYILDIĞI YERLERDE GÖREVLENDİRMESİ
YanıtlaSilKimler, Nerelere ve Ne Zaman Gönderildiler?
Peygamberimiz, Veda Haccından önce (1), onuncu yılda (2), Isla-miyetin yayıldığı bütün beldelere Valiler ve zekât, sadaka tahsil me-
murları gönderdi (3). 1. Ensardan Amr b. Hazm'i, Necran'da,
2. Ensardan Beni Beyazalardan Ziyad b. Lebid'l, Hadramevt'te, 3. Halid b. Said b. Asi b. Ümeyye'yi, San'a'da,
4. Muhacir b. Ebi Ümeyyet'ül'mahzumi'yi, Kinde ve Sadif'te, 5. Ebû Müsal Eş'ari Abdullah b. Kays'ı, Yemen, Zebid, Rima', Aden ve Sahil'de,
6. Ensardan Muaz b. Cebel'l, Yemen Cened'de (4),
7. Adiyy b. Hatim'l, Tayyi'lerle Beni Esedlerde,
9. Zibrikan b. Bedr'i, Beni Sa'dlerde,
8. Målik b. Nüveyre'yi, Beni Hanzalarda,
10. Kays b. Asım'ı, Beni Sa'dlerde, 11. Alá' b. Hadrami'yi, Bahreynde,
12. Hz. All'yi, Necranda,
görevlendirdi (5).
Muaz b. Cebel'in Göreve Seçilişi:
Ibn-1 Ömer'in bildirdiğine göre: Peygamberimiz, sabah namazını kaldırdıktan sonra cemâata yüzünü döndürüp «Ey Muhacirlerle Ensar
cemaatı! Hanginiz Yemen'e hazırlanıp gider? diye sordu. Hz. Ebû Bekir Ben giderim yå Resûlallah!» dedi.
Peygamberimiz, sustu. Ona cevap vermedi.
(1) Buhari-Sahih c. 5, a. 107, Taberl-Tarih c. 3, s. 167, Ebülfida-Sire c. 4, s. 101,
Kastalani-Mevahibülledünniye e. 1, п. 230
Taberi-Tarih c. 3, s. 167, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, a. 141
(3)Ibn-i Lahak, Ilm-i Higam-Sire c. 4, a. 246, Taberi-Tarih e. 3, a. 167 (4)
The-i Habib-Kitabülmuhabber a. 126, Beläzüri-Ensabülegraf c. 1, s. 529, Fütu-hulbüldan e. 1, a 83, İbn-i Abdulber-İstiab c. 3, 1403, İbn-i Hazm-
Cevamiilasire s. 23
(3) thu-i İshak, Tho-1 Higam-Sire c. 4, s. 246, 247, Taberi-Tarih c. 3, в. 167
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSil30
Ey Muhacirlerle Ensar cemaatı! Hanginiz Yemen'e hazırlanıp gi
der ? diye tekrar sordu. Hz. Ömer kalkıp «Ben giderim yå Resûlallah!» dedi.
Peygamberimiz, sustu. Ona da, cevap vermedi.
Sonra Ey Muhacirlerle Ensar cemaatıl Hanginiz hazırlanıp Ye-men'e gider?» diyerek üçüncü kez sordu.
Muaz b. Cebel kalkıp Ben giderim ya Resûlallâh!» dedi.
Peygamberimiz «Ey Muaz! Bu vazife, senindir.
Ey Bilal! Bana sarığımı getir!» buyurdu. Sarık getirilince, onu, Muaz b. Cebel'in başına sardı (6).
Muaz b. Cebel'in Görev Mahalli ve Görevi:
İslâmiyette Yemen, üç valiliğe ayrılmıştı.
Birincisi Sadaka bölgesile birlikte Cened valiliği olup valiliklerin en büyüğü idi.
İkincisi: Sadaka bölgesile birlikte San'a valiliği olup valiliklerin ortancası idi.
Üçüncüsü: Sadaka bölgesile birlikte Hadramevt valiliği olup vali-liklerin en küçüğü idi.
Cened'e, Cened ismi, Maafirlerden Cened b. Şehran'dan dolayı ve-rilmişti (7).
Cened, Yemen'in yukarı tarafında Aden'e doğru idi (8).
Muaz b. Cebel, Cened'de Kadılık, Hakimlik yapacak, Cened halkı-na İslâmiyeti, İslâm şeriatını, Kur'ân okumayı öğretecek, Yemen ül-caktı (9). kesinde tahsil edilen zekât ve sadakaları da vazifelilerinden teslim ala-
Peygamberimiz, Muaz b. Cebel'e «Sana bir dava getirilip arz edil-
diği zaman (10), nasıl ve neye göre hüküm verirsin?» diye sordu. Muaz b. Cebel «Allâhın Kitabındaki hükümlere göre hüküm veri-rimls dedi.
Peygamberimiz «Eğer Allâhın Kitabında dayanacağın bir hüküm olmazsa? (Neye göre hüküm verirsin?) diye sordu (11).
(5) Diyar Bekri-Hamis e. 2, s. 142
(7) Yakut-Mücemülbüldan c. 2, s. 169
Ibn-1 Hacer-Fethulbari e. 8, s. 49, Kastalani-Mevahibülledünniye c. 1, s. 230, Diyar Bekri-Hamis e. 2, s. 142
(8)
(9 ) Belâzüri-Ensabüleşraf e. 1, s. 529, İbn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. 1403
(10) Ion-i Sa'd-Tabakat e. 3, s. 584, c. 2, a. 347, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5. 230, Tirmizi-Sünen e. 5, s. 616, İbn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. 1404, Ebülfida-Sire e 4, s. 199, Zehebi-Siyerü Alamünnübelă e 1, s. 321 (
11) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 3. a. 584, c. 2, s. 347, Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 5 s. 230, Tirmizi Sunen c. 5, s. 616, Ibn-i Abdulber-Istiah c. 3, s. 1404. Ebülfida-Sire e. 4, 199, Zehebi-Siyerü Alamünnübelá c. 1, s. 321
PEYGAMBERİMİZİN ESHABDAN BAZILARINI GÖREVLENDİRMESİ
YanıtlaSil37
Muaz b. Cebel Resûlullahın o husustaki hükümlerine (12), Sün-netine gore (13) hüküm veririm! dedi.
Peygamberimiz Eğer, Resûlullahın hükümlerinde (14), Sünnetin-de de dayanacak bir hüküm bulunmazsa, ne yaparsın?» diye sordu (15). Muaz b. Cebel O zaman, ben de tereddüd etmeden kendi göruşü-me göre ictihad eder, hüküm veririm!» dedi (16).
Bunun üzerine, Peygamberimiz, elini Muaz b. Cebel'in göğsüne vu-rarak (17) «Hamd olsun O Allah'a ki, Resûlullâhın Elçisini (18), Re-sülullahın hoşnud olacağı şeye (19) muvaffak kıldı. buyurdu (20).
Peygamberimizin Muaz b. Cebel'i Uğurlaması:
Peygamberimiz, yanında Muhacirlerden ve Ensardan bazı kişilerle Kureyş ve Kureyş dışındaki gençlerden bazıları bulunduğu halde, Mu-ar b. Cebel'i uğurlamağa çıktı (21).
Muaz b. Cebel, hayvan üzerinde gidiyor, Peygamberimiz ise, yanı sıra yaya yürüyor (22) ve kendisine bazı tavsiyelerde bulunuyordu (23).
(U) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 3, s. 584, c. 2, s. 347, Zehebi-Siyerü Älamünnübeläå c. 2, 3.321
(13) Ahmed b. Hanbel-Müaned e. 5, s. 230, Tirmizi-Sünen e. 5, s. 616, İbn-i Ab-dulber-Istiab e. 3, s. 1404, Ebülfida-Sire c. 4, s. 199
(14) Ihn-i Sa'd-Tabakat c. 3, s. 584, c. 2, s. 347, Zehehi-Siyerü Alamünnübelá c. 1, 6.321
(15) Ahmed b. Hanbel-Müsmed c. 5, s. 230, Tirmizi-Sünen c, 5, s. 616, İbn-i Ab-dulber-İstiab c. 3, s. 1404, Ebülfida-Sire c. 4, s. 150
(16) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 3, s. 581, c. 2, s. 347-348, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, 2. 233, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 616, İbn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. 1404, Zehebi-Siyerü Alam. c. 1, s. 121, Ebülfida-Sire c. 4, s. 199
(17) Ibn-i Sa'd-Tabakat e. 3, s. 581, c. 2, s. 348, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, 230, Ebülfida-Sire c. 4, s. 199
(18) Ibn-i Sa'd-Tabakat e 3, s. 584, c. 2, s. 348, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, 230, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 616, İbn-i Abdulber-İstiah c. 3, s. 1404, Ebülfida. Siré č. 4, s. 100
(19) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 3, s. 581, c. 2, s. 348, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, 230, Ihn-1 Abdulber- fstiab e. 3, s. 1404, Ebülfida-Sire e. 4, s. 199, Zehebi-
Siyerü Älämünnübela e, 1, s. 321 (20) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 3, s. 584, c, 2. s. 318, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5,
, 230, Tirmizi-Sünen c, 5, 3, 616, İbn-i Abdulber-İstiah c. 3, s. 1404, Ebülfida-Sire e. 4, s. 199, Zehebi-Siyeriü Alamünnübeli c. 1, s. 321 (21) Diyar Bekri-Hamis c. 2, s. 142
(22) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 235, Zehebl-Siyerü Älamlünnübelä c. 1, a. 321, Ebülfida-Sire c. 4, s. 192-193 (2)
Ibn-i İshak, İbn-i Higam-Sire c. 4, s. 237, Ahmed b. Hanbel-Müsmed c. 5, s. 235, Ebülfida-Sire c. 4, s. 192-193, Zehebl-Siyerü Älamünnübelä e. 1, s. 321
ISLAM TARİHİ MEDINE DE
YanıtlaSil20 Muaz b. Cebel YA Resûlallah! Ben, binitliyim. Sen ise, yaya yörä.
yorsun! Ben de inip Seninle ve Senin Eshabınla birlikte yürüsem of. maz mı?» dedi.
Peygamberimiz Ey Muaz!» dedi, Allah yolunda attığım şu adım-larım için sevab umuyorum.» (24)
Peygamberimizin Muaz b. Cebel'e Emir ve Tavsiyeleri:
Sen, Kitap Ehli olan bir kavme gidiyorsun.
İmdi, onları, Allahdan başka ilah bulunmadığına, benim de, Re
sûlullah olduğuma şehadet getirmeğe dåvet et! Eğer, bu hususta sana itåat ederlerse, kendilerine bildir ki: Allah onlara, her gün ve gecede, beş vakit namaz farz kılmıştır.
Eğer, sana bu hususta da, Itåat ederlerse, onlara bildir ki: Allah, kendilerine, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek bir zekât farz
kılmıştır.
Eğer, sana bu hususta da, itaat ederlerse, sakın, mallarının en kıy-metlilerini alma!
Mazlumun duasından sakın!
Çünkü, bu dua ile yüce Allah arasında perde yoktur!>> buyur-du (25).
Muaz b. Cebel'in bildirdiğine göre: Peygamberimiz, ona: Her otuz sığırda, bir yaşında erkek veya dişi bir dana,
Her kırkta, iki yaşında bir dana... Her bülüğ çağındaki gayr-i Müslimden de, bir dinar veya onun
dengi Yemen kumaşı (26),
Semânın suladığı her şeyden, uşr (onda bir),
Kovaların suladığı şeylerden de, yarım uşr (yirmide bir) alınma-sını emr etti (27).
Alınacak Zekât ve Sadakaların Cins ve Mikdarlarının Yazılı Olduğu:
Músa b. Talha, b. Ubeydullah, Peygamberimizin, Muaz b. Cebel'l Yemen'e göndereceği sırada yazdığı yazıda: Buğday, arpa, hurma,
(24) Diyar Bekrl-Hamis e. 2, s. 142
(25) Ahmed b. Hanbel-Müaned e. 1, s. 233, Ebû Ubeyd-Kitabillemval & 551-552, Ibn-i Ebi Şeybe-Musannef c. 3, s. 114, Buhari-Sahih c. 5, s. 109, Müslim-Sahih e. 1, s. 50, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 104-105, Tirmizi-Sünen c. 3, s. 21, İbn-i Mäce-Sünen c. 1, s. 508, Daremi-Sünen c. 1, 8. 318, Nesal-Sünen c. 5, 8.55
PEYGAMBERİMİZİN ESHABDAN BAZILARINI GÖREVLENDİRMESİ
YanıtlaSil39
üzüm ve darıdan sadaka alınması yazılı olduğunu okuduğunu söy-
ler (28). bel için yazdırmış olduğu yazı, Emevi Halifesi Ömer b. Abdulaziz'in Peygamberimizin, hayvan zekât mikdarları hakkında Muaz b. Ce-
eline geçmişti. Gerektikçe, getirilip okunmakta idi (29).
Peygamberimizin Muaz b. Cebel'e Son Öğüt ve Tavsiyeleri:
Muaz b. Cebel «Yâ Resûlallah! Bana, tavsiyelerde bulun!» dedi. Peygamberimiz «Her ne halde veya nerede olursan, ol, Allah'dan
kork! buyurdu. Muaz b. Cebel Bana, tavsiyeni artır!» dedi.
Peygamberimiz Günahın arkasından hemen hasene'yi (sevabı) yetiştir ki, onu, yok etsin! buyurdu.
Muaz b. Cebel «Bana tavsiyenį biraz daha artır!» dedi.
Peygamberimiz İnsanlara, güzel ahlâkla muamele et! (30) Ey Muaz! Sen ki Kitap Ehli bir kavmın üzerine gidiyorsun.
Onlar, senden, Cennetin anahtarı ne olduğunu soracaklardır.
Onlara (Cennetin anahtarı, La ilahe illallahü vahdehû là şerike
leh) de! buyurdu (31).
Muaz b. Cebel Bana, Kitapta bulunmayan ve Senden de, işitme-diğim bir şey sorulur ve hall için bana getirilirse, ne buyurursun?» di-ye sordu.
Peygamberimiz «Allah için tevazu göster. Allah, seni yükseltir. Sakın, iyice bilmedikçe, hüküm verme!
Sana, müşkil, karmaşık gelen işi ehline sor, danış, utanma! En sonra ictihad et!
Muhakkak ki, Allah, doğruluğuna göre seni muvaffak kılar. İşler, sana karma karışık gelirse, gerçek, sence belli oluncaya ka-dar bekle, yahut, bana yaz!
O hususta keyfine göre hareket etmekten sakın!
(26) Ahmed b. Hanbel-Müsmed c. 5, s. 230, 233, Abdurrezzak-Musannef c. 4, s. 21-22. İbn-i Ebi Şeybe-Musannef c. 3, s. 127, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 101, Tir-
mizi-Sünen c. 5, s. 20 (27) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 233, Yahya b. Adem'ül'Kuraşi-Kitabülharne 112-113
(28) Yahya b. Adem-Kitabülharaç s. 116, Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 5, s. 228, Be-lüzüri-Fütuhulbüldan c. 1, s. 87
(29) İbn-i Ebi Şeybe-Musannef c. 1, s. 128
( 30) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 236, Ebülfida-Sire e. 4, s. 194-195
(31) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 237, Diyar Bekri-Hamis c. 2, s. 143
40
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDINI
Yumuşak davranmanı sana tavsiye ederim! (32)
Peygamberimizin Muaz b. Cebel'e Kendisile Bir Daha Görüşemeyeceğini ve Bazı Hadiseleri Haber Vermesi:
yacak, belki de, şu Mescidime ve kabrime uğrayacaksın!» buyurdu. Ey Muaz! Hiç şüphesiz, sen, bu yılımdan sonra benimle buluşama-Muaz b. Cebel, Peygamberimizden ayrı duşeceğine son derece üzü-
lerek ağlamağa başladı. Peygamberimiz «Ey Muaz! Ağlama! Feryad ile ağlamak, Şeytan-
dandır (33). Ben, seni, yürekleri yufka olan bir kavme gönderiyorum. Onlar, hak üzerinde iki kerre savaşacaklar.
Onlardan, sana itaat edenler, sana asi olanlarla çarpışacaklar; hatta kadın, kocasına, oğlu, babasına, kardeş, kardeşine öfkelenecek, sonra da, İslâmiyete tekrar döneceklerdir!» buyurdu (34).
Peygamberimiz, Muaz b. Cebel ile bir mil yürüdü (35).
Ebû Músa'l'Es'ari'nin Görevi ve Görev Mahalli:
Ebù Mûsa'l'Eş'ari'nin görevi de, Muaz b. Cebel gibi, halka dini iş lerini öğretmek (36), Kadılık yapmak ve zekât toplamaktı (37). Ebû Mūsa'l'Eş'ari «Yå Resûlallah! Bizim Yemen toprağımızda ar-padan yapılan Mizr ve baldan yapılan Bit' denilen içkiler var.
Bunlar hakkında ne buyrulur?» diye sordu.
Peygamberimiz «Her sekir, sarhoşluk veren şey, haramdır!» bu yurdu (38).
Peygamberimizin Ebû Músa İle Muaz b. Cebel'e Tavsiyesi:
«Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız!
Peygamberimiz, Ebû Mûså ile Muaz b. Cebel'e:
Müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz!
Birbirinizle uyuşunuz.
(32) Diyar Bekri-Hamis c. 2, s. 143
Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 235, Ebülfida-Sire c. 4, s. 193, Zehebi-Siyerli Álâmünnübelä c, 1, s. 321
(35) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 235, Ebülfida-Sire c. 4, s. 193 İbn-i Asakirden naklen A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 141
Häkim-Müstedrek c. 1, s. 401
Kettani-Teratib. c. 1, s. 259
Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 410, Buhari-Sahih c. 5, s. 108
PEYGAMBERİMİZİN ESHABDAN HAZILARINI GÖREVLENDİRMESİ
YanıtlaSil41
Anlaşmazlığa düşmeyiniz! buyurdu (39).
Peygamberimiz, yüzünü Medine'ye çevirip gelirken:
Kendileri, nerede ve ne halde olurlarsa olsunlar, halkın, bana en yakın olanları, müttaki, Allahdan korkar olanlarıdır! buyurdu (40).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 13. fıkrasında, Peygamberimizin, Muaz b. Cebel ile Ebû Misiya öğütünü «Fena değil, iyi yenilikler yapınız.
Ehaliye karşı hasmâne değil, dostane hissiyat besleyiniz!» (41) diye terceme etmişse de, yanlıştır.
Müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz. Birbirinizle uyuşunuz. Anlaşmazlığa
düşmeyiniz. diye terceme edilmesi gerekirdi. Ksetani, bu husustaki Hadiste geçen «Ahdese bihi ahden (42) sö-sünü de hiç anlamamıştır.
Bu, kendisinin zan ettiği gibi «Fena değil, iyi yenilikler yapınız.>>> demek değil, vazife yerleri birbirlerine yakın bulunan Muaz b. Cebel le Ebû Mūsa'l'Eş'ari'nin gidip birbirlerini ziyaret ederek aralarındaki ahidlerini yenilemeleri demektir (43).
Kaetani, aynı fıkrasında «Muaz b. Cebel'in Yemen'e izamı hakkın-da bir çok Hadis mevcuttur.
Çünkü, sonraki nesillere mensup Fukaha kendi hukuk sistemlerini Peygamber tarafından verilen (yahut bu münasebetle kendisine atf olunan) tålimata istinad ettirmişlerdir.
Binaenaleyh, bunların mevsukıyetleri mesele-i müşkilesine temas etmeden burada metnini kayd etmek münasip olur.» (44)
diyerek bu husustaki iddialarını geri bıraktığından, biz de, inşaallah onların muhákemesini orada yapacak, Kaetani'nin ipliğini pazara dö-keceğiz
(1)Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, 8. 417, 412, Buhari-Sahih e. 5, s. 108
(41) Kaetani-İslam Tarihi e. 7, s. 19
( 40) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 235
Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 417, Buhari-Sahih c. 5, s. 108
( 44) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 19 ( 4
) Bedrüddin Ayni-Umdetülkarl c, 18, s. 3, İbn-i Hacer-Fethulbari e, 8, 8. 48
227
YanıtlaSilDEYİMLER
kamburu çıkmak: 1) mec. (eğilerek yapılan işler için) Çok çalışmış olmak. 2) Ihtiyarlamak,
kamiş atmak veya koymak): argo. Birine oyun etmek, arabozanlık etmek.
kan ağlamak: Büyük bir üzüntü içinde bulunmak.
kan akıtmak: Kurban kesmek.
kan alacak damarı bilmek: Nereden veya kimden çıkar sağlanabi-leceğini bilmek.
kan başına sıçramak (veya beynine çıkmak): Çok sinirlenip öfke-lenmek.
kan beynine çıkmak: Çok sinirlenmek, hiddetlenmek, kontrolü yitir-mek.
kan çıkmak: Kan dökülmek, cinayet işlenmek.
kan dökmek: Ölüme yol açmak, cana kıymak.
kan gövdeyi götürmek: Çok kan dökülmüş olmak.
kan gütmek: Kan dökerek öç almak istemek.
kan istemek: Öldürülen bir kimsenin öcünün alınmasını istemek.
kan kusturmak: Çok eziyet çektirmek.
kan kusup kızılcık şerbeti içtim demek: Çok eziyet çektiği halde durumunu iyi göstermek.
kan olmak: İnsan öldürülmek.
kan olmak (aralarında): Aralarında kan davası bulunmak.
kan oturmak (vücudun bir yerine): Bir damarın çatlamasıyla, doku-lar arasına kan sızmak.
kan revan İçinde: Her yanı kana bulanmış.
kan ter içinde (kalmak): Çok terli, yorgun ve perişan bir durumda (kalmak).
kan tere bakmak: Kan ter içinde kalmak.
kana boyamak (veya bulamak): Kan içinde bırakmak.
DEYİMLER
YanıtlaSil226
kalıp kesilmek: Olduğu gibi kalmak.
kalıptan kalıba girmek: Çıkar sağlamak için her duruma uymak.
kalkıp kalkıp oturmak: Öfkesini vücut kımıldanışlarıyla belli etmek,
kalır yeri yok (şundan veya bundan): Ayrımsız, farksız.
kalp kırmak: Gönül kırmak, incitmek.
kalp kazanmak (veya fethetmek): İnce bir davranış veya güzel bir
sözle birinin sevgisini kazanmak; ilgisini çekmek.
kalp olmamak: Acıma duygusu olmamak.
kalbe dokunmak: Acı veya üzüntü vermek.
kalbi ağzına gelmek: 1) Çok heyacanlanmak, korkmak, endişelen mek.
kalbi parçalanmak: Çok üzülmek, yüreği parçalanmak.
kalbi sızlamak: Üzüntü duymak, acımak, yüreği sızlanmak.
kalbi yerinden oynamak: Heyacanlanmak, yüreği yerinden oyna-mak.
kalbine girmek: Sevgisini kazanmak.
kalbine göre: Başkaları için beslediği duygulara göre.
kalbini açmak: Duygularını, düşüncelerini açık açık birine söylemek, içini dökmek.
kalbini çalmak: Sevgisini kazanmak, kendine âşık etmek.
kalbini eritmek: Merhametini çekmek, yumuşatmak.
kalbini kırmak: Üzmek, incitmek, kalp kırmak.
kalbini okumak: Birinin duygu ve düşüncelerini, niyetini anlamak.
kalbiyle konuşmak: Düşüncelerini, duygu ağırlıklı bir biçimde anlat mak.
kama basmak: hlk. Oyunda yenmek.
kambersiz düğün olmaz: Her toplumda veya her işin içinde bulunan-lar için alay yollu söylenir.
kambur üstünde kambur (veya kambur üstüne): Sıkıntı ve terslik lerin üst üste geldiğini anlatır.
261
YanıtlaSilTeminat تأمين : تأمينات Temin. C.) Kapure. Güvence.
TEMKİN تمكين : Ağır başlılık, usluluk Ölçülü hareket etmek. Tedbir, ihtiyat.
TEMLİK تمليك : Mülkedin dirme. Mülk kazandırmak, sahib etmek. Mülk olarak vermek.
TEMME: Tamam oldu, bitti
TEMRİN تمرين : Idman ettirme. Tekrarlatarak çalıştırma. Egzersiz.
TEMSİL تمثل : Bir şeyin misli-ni yapmak. Benzetmek. Örnek, nümune söz.
Temsil Temsile dair ve müteallik. Bir şeyi göz önünde canlandıran.
TEMYİZ تمييز : Ayırmak Seçmek. İyiyi kötüden ayırmak. Yargıtay.
TEMZİC تمزيج : Karıştırmak. Katmak. Mezcetmek.
TENAFÜR تناثر : Biribirinden kaçmak. Ürkmek. Uzağa çekilmek. Nefret etmek.
TENAHI تناهی : Son bulma bitme, tükenme. Yasağı kabul ile geri durmak.
TENAKUS تناقص : Noksan laşmak. Azalmak. Eksil-mek
TENAKUZ تناقض : Celişki Sözün birbirini tutmaması.
Kendini unutmuş gibi göstermek. TENASI Unutmak.
TENASUB : Uygunluk, uyma, tutma. Yakınlaşma.
TENASH تناسخ : Ruhun be denden bedene geçmesi, batıl bir inanç.
TENASUL کاسل : Türemek Nesil yetiştirmek. Üremek. Birbirinden doğup türemek.
TENA'UM تنعم : Nimetlenme bolluk içinde yaşama.
TENAVUL تناول : Bir şeyi alma. Yemek yeme.
TENAZUتنازع : Kavga laşmak, çekişmek. Birbirine husumet etmek.
TENAZUR تناظر : Simetrik Bakışmak. Birbirine bak-mak
TENBİH ته : Göz açtırmak. İkaz etmek. Faaliyetini arttırmak. Sıkı emir ver-mek.
TENEBBUH تبه : Uyanmak kendine gelmek. Aklını başına getirmek.
TENEBBUT تثبت : Büyümek Yerden çıkıp biten nebat gibi yetişmek.
TENEFFÜS تنفس : Nefesso luk alma. Dinlenme. Üfürmek. Dinlenme za-mani.
260
YanıtlaSilseyredilecek yer. Eğlence mahalli
Temasager 1 : تماشاگر. Seyirci İbretle etrafı temaşaya çıkmış olan.
TEMAYÜL : Meyletmek. Bir cihete iltifat etmek. Bir tarafa eğilmek.
TEMAYÜZ تمايز : Farklı ve yüksek vasfı olmak. Üstün olmak.
TEMCİD تمجيد : Allhin büyüklüğünü bildirmek. Tâzim ve sena etmek. Ağırlamak. Sabah na-mazından Önce minârelerde söylenen ilahi, niyaz.
TEMDID تمديد : Devam ettir mek. Uzatmak. Sürdürmek. Çekip uzatmak.
TEMEDDÜH تمدح : Kendi kendini övmek. Kendini beğendirmeğe çalışmak. Böbürlenmek.
TEMEDDÜN تمدن : Mede nileşmek. Sehirlileşmek. Medeni olmak.
TEMEKKÜN نمک Mekânlanmak. Yerleşmek. Yer tutmak.
TEMELLUK تملق : Yaltakla-mak.* Tevazu ve yumuşaklık. Dalkavukluk.
TEMELLÜK تملك : Mülkedin mek. Sahip olmak. Muktedir olmak.
TEMENNA نمی : Eli alnına götürerek selamlama İşareti yapma. Minnettar olma.
TEMENNI تمنى : Dilek. İstek. Duâ. Rica etmek.
TEMERKÜZ تركز : Merkez tutma, merkezleşme. Yığılma. Birikme.
TEMERRÜD مرد : inadi renme. İsyan.
TEMESSÜK تمسك : Tutunma Sarılma. Sıkıca tutma. Borç senedi.
TEMESSÜL ل تم Benzeşmek. Cisimlenmek. * Belli bir suretin başka bir yerde aksetmesi.
TEMEVVUC : Dalgalan mak. Çalkanıp dalga dalga olmak.
hâle gelme. Akma. Cıvıklaşma.
TEMEYYÜZ تميز : Benzerle rinden farklı ve üstün olma. Diğerleri arasından kendini gösterme.
TEMHİD تمهيد : Döşeme, yay-ma, düzeltme. Iskan etme. izah etme, arz etme. Sunma. Hazırlama.
TEMHIR تمهير : Mühürleme.
TEMİN تأمين : Güvenlik, em-niyet. Sağlamlaştırma, şüphe bırakmama. Sağlamak.Fme.
Alçak Yerde Tepecik Kendini Dağ Sanır
YanıtlaSil"Bilgili kimselerin bulunmadığı (bir) yerde cahil kişile-rin bilgiçlik taslayacağını" belirtmek için "Alçak yerde tepecik kendini dağ sanır." deriz. Gerçekten de yetenekli kişilerin ol-madığı ya da pek az bulunduğu bir yerde, az becerikli olan bazı insanlar kendilerini üstün yetenekliymiş gibi göstermeye çalışırlar ve üstelik bunu bir övünç meselesi haline getirirler. İşte bu atasözünü onların böbürlenmesinin yersiz olduğunu dile getirirken kullanırız.
Gerçekten de böbürlenmek yersiz bir şeydir. Önemli olan teva-zu sahibi olabilmektir. Şunu da aklımızdan çıkarmayalım ki bugün "eşeğe binip hava atanlar" yarın "ata binince aklını kaybedebilir."
Sizin anlayacağınız, kibre kapılmak akıllı bir kimsenin yapacağı iş değildir. Hem kibirlenmek şeytana ve onun gibi düşünenlere ait bir yol olup, Peygamberlerin ve onları takip eden iyi huylu insanların izlediği yol, güzel ahlaktır. Bu iki yol arasında ince bir çizgi vardır ki bu çizginin adına "haddini bilmek" deriz. Her kim haddini bilmezse veya haddini aşarsa çizginin öbür tarafına geçmiş olur. Çizginin öbür tarafı kendini dağ gibi gören tepecikler ile doludur. En iyisi mi biz çizginin
-85-
diğer tarafındaki yerimizi muhafaza etmeye bakalım. Bunun için de güzel ahlakın merkezine inmeye çalışalım. Sahi, güzel ahlakın merkezinde ne vardır?
YanıtlaSilTabii ki "Allah'ın rızası" vardır.
O'nun rızasını elde eden kimseye Yüce Allah'ın dostluğu ikram edilir.
"Bilesiniz ki Allah dostlarına asla korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler. Onlar ki iman etmişler ve takva-ya ermişlerdir, işte onlara hem bu dünya hayatında hem de âhirette müjdeler olsun! Allah'ın sözlerinde değişme olmaz; (öyleyse) en büyük kazanç budur."8
O hâlde bütün yeteneğimizi bu kazancı elde etmek için kul-lanmaya ne dersiniz? Nihayetinde hepimiz şu dünya konağından uçup gideceğiz. Henüz elli iki yaşındayken bu konaktan giden ve kanser hastasıyken duygularını dile getiren bir şairin de dediği gibi:
"Hala yaşım genç ama vücudum ölgün gibi, Bütün acı günlerim aklımda, bugün gibi. İçim hayata küskün, dış yüzüm düğün gibi,
Elli iki yıl geçti; elli iki gün gibi..."9
Bizim de sayılı günlerimiz geçmekte olup, açık bir yerde tepecik kurmaya veya çizginin diğer tarafında bilgiçlik tasla-maya ayıracak vaktimiz yoktur.
sun. Dünya ve ahiret hayatında alacağımız müjdeler kesintisiz o
8 Yûnus Suresi 62-64. Ayet Tefsiri
9 Sahir Erozan, Celal, "Sevgisiz Sevgiliye", Siyah Kitap/Muhtar Halit Kütap-hahenesi Külliyatı: 1912 Orijinal kaynağı: California Üniversitesi Dijital ortama aktarılmış, 2012, s.155
-86-
HAFIZ LAPZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilوهو الذي راوليكة باليل ويعلم ما در حاله الله السعيد فيه القضى أجل مسمى اكم الله مرجعك امه بالعلب تعملون وهو القاهر فوق عباده ويزيل عليك من على إذا جاء أحدكم الموت توقلة الملك ومرة مين . ثم ردوا إلى الله موليهم الحق إلا له الحكم و المناسبين كل من ينجيكم من ظلمات البر والمراسي الضرعا والحفية لين الحينا من هذه التكويل من المالي . قل الله ينجيكم منها ومن كل كتب لم انكم التركي . کل هو القادر على أن يبعث عليكم عنانا من مربع أو من تحت أَرْجُلِكُمْ أَوْ يَلْيكُم شيعا وتذيل بعض بأس بعض أنظر كيف لصرف الآيات لغاهم يعلم . وكذب به قَوْمُكَ وَهُوَ الحل قل انت عليكم بود . الكل لنا مستقر وسوف تَعْلَمُونَ وَإِذا رأيت النبيل يعوض في أياتِنا فأعرض علهم على يَخُوضُوا في حديث غيره و ينسيتك الشيطان فلا تقعد بعد الذكرى مع القوم الطالب.
وَإِذَا رَأَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِي آيَاتِنَا فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتَّى يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ وَإِمَّا يُنْسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلَا تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرَى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
"Ayetlerimiz hakkında dedikoduya dalanları gördüğün vakit başka bir söze dalıncaya kadar onlardan yüz çevir, uzaklaş. Şayet şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra (kalk), o zalimler grubu ile beraber oturma.99
(En'am, 6/68)
hal sayfa no: 134
ak sayfa no: 7. Cuz/7. sayfa
AYETLERİ YALANLAYAN ZALİMLERE KARŞI TAVIR ALI
BILGI
Allah Teâlâ'nın sözleri olan ayet-i kerimelere saygı duymak, Allah'a saygı ve itaatin gereğidir. Müslümanlar Allah'ın ayetlerine saygı duyarlar ve kulak verirler, itaat ederler. Müşrikler ve kâfirler ise Allah'ın ayetlerini alaya alır, eleştirir ve yalanlarlardı. Yüce Allah, Peygamberimize seslenerek müşrikler bu tutumlarını bırakıncaya dek onlara tepki göstermesini ve onlardan yüz çevir-mesini emretmektedir. Peygambere; kâfir, müşrik, zalim ve fasık kimselerle bir arada bulunmaması emredilmiştir.
MESAJ
Kur'an ayetlerini yalanlama ve alaya alma gibi çirkinlikler sergileyenlere karşı tavır geliştirmek ve makul tepki göstermek gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Hadis: Soz; Peygamberimizin söz, fiil ve onaylarını aktaran rivayet.
134
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilوَأَنْ أَقِيمُوا الصَّلُوةَ وَاتَّقُوهُ وَهُوَ الَّذِي إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
66 Bir de, bize, "Namazı dosdoğru kılın ve Allah'a karşı gelmekten sakının" diye emrolundu. O, huzurunda toplanacağınız Allah'tır. 99
(En'am, 6/72)
ام في الدين يتلون من حسابهم من شئ ولكن كرى العلهم يتكون ودر الدين الحدوا دينهم لعم والهوا وعرفهم الحيوة الدنيا وذكر به أن تبسل نفس ما كسبت ليس لها من دون الله ولى ولا شفيع ون العمل كُلِّ عَدْلٍ لَا يُؤْخَذُ مِنْهَا أُولَئِكَ الَّذِينَ لوا بنا كنبُوا لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌ ما كانوا يَكْفُرُونَ . قُلْ أَنَدْعُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ مالا يتلنَا وَلَا يَطْرُّنَا وَنُرَدُّ عَلَى أَعْقَابِنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْنَا كالذي استهوتُهُ الشَّيَاطِينُ فِي الْأَرْضِ حَيْرَانَ اصحاب يدعونَهُ إِلَى الْهُدَى اثْتِنَا قُلْ إِنَّ هُدَى اللهِ
هُوَ الهُدَى وَأُمِرْنَا لِمُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ وَأَنْ أَقِيمُوا الصلوة والقوة وَهُوَ الَّذِي إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ وَهُوَ الَّذِي خلق السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ وَيَوْمَ يَقُولُ كُن ميكون قوله الحق وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّور عالم الغيب والشَّهَادَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الخَبِيرُ .
Mushaf sayfa no: 135
Hafızlık sayfa no. 7. Cüz/6. sayfa
NAMAZI ALLAH'I GÖRÜR GİBİ KILI
BİLGİ
Allah'a imandan sonra en önemli ibadetlerimizin başında namaz gelir. Müslü-manlar günlük olarak beş vakit namaz kılmakla sorumludurlar. Yüce Rabbimiz, onlarca ayetinde namazın önem ve değerinden söz eder. Namazı, nasıl kılınması emredildi ise o şekilde kılmak gerekir. Hz. Peygamber, namazlarını nasıl derin saygı içinde ve Allah'ı görüyor gibi kıldı ise biz de öyle kılmalıyız. Allah (c.c.). namazın kılınmasını emrettiği gibi kendisine itaati, saygıyı ve haramlardan sakınmayı da emreder.
MESAJ
Namaz ve takva, hesap günü bizi toplayacak olan Allah'a kulluğumuzun bir gereğidir.
KELİME DAĞARCIĞI
Salât: Namaz; tekbirle başlayıp selamla biten ve belirli hareketler ile sözlerden oluşan bedeni ibadet.
Haşir: Bir yerden çıkarmak, toplamak; kıyamet günü insanların hesaba çekil-mek üzere bir araya toplanması.
135
Ruhun Mahiyeti. Ruhun mahiyeti konusunda âlimler arasında farklı görüşler ortaya çıkmıştır. 1. Ruhun mahiyetini bilmek mümkün değildir, çünkü ruh rabbin emrinden olması itibariyle gaybî bir konudur. Bu görüşü benimseyen Ali el-Kārî, Ehl-i sünnet âlimlerinin ekserisinin aynı kanaatte olduğunu belirtir. Şa‘rânî ise bu anlayışı Sûfiyye çoğunluğu ile bazı kelâmcılara atfeder (Eş‘arî, s. 334; Bedreddin el-Aynî, XIV, 112; Şa‘rânî, II, 122). 2. Ruh bedenin şekline bürünen ve duyularla algılanamayan madde dışı bir varlıktır. Muhammed Abduh, Mâlik b. Enes’e nisbet edilen bu görüşle ruhun bedenin şeklini almış “esîr” denilen maddeden ibaret olduğunu savunan XX. yüzyıl ruh bilimcilerinin görüşleri arasında benzerlik bulunduğunu ileri sürer (Reşîd Rızâ, II, 39). 3. Ruh soyut, kutsal ve basit bir cevher olup bedenin bütününe yayılmıştır. Madde türünden bir cisim, cevher veya araz değil tek bir cevherdir, başlı başına vardır, zaman ve mekânla sınırlı değildir, duyularla algılanamaz. Allah’ın “ol” emriyle bedende yaratılmıştır, ruh bedenden alınınca insan ölür. Muammer b. Abbâd, Nazzâm, Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, İbn Sînâ, Râgıb el-İsfahânî, Ebû Zeyd ed-Debûsî, Gazzâlî gibi farklı ekollere mensup kelâmcı ve filozofların yanı sıra bir grup Sûfiyye bu görüştedir (Eş‘arî, s. 329, 333-334; Kādî Abdülcebbâr, XI, 310; İbn Hazm, V, 202). 4. Ruh latif, nûrânî ve semavî bir cisimdir, gül suyunun gülün maddesine yayıldığı gibi bedene yayılmıştır. Ruh bedene ait bir araz olamaz, çünkü araz sürekli yok olup yeniden yaratılır. Eğer ruh araz olsaydı insanın her an farklı bir ruha, kimlik ve kişiliğe sahip olması gerekirdi. Naslarda ruhun ölümden sonra azap veya nimeti algılayacağının bildirilmesi de onun cisim olduğunu kanıtlar, ayrıca araz için böyle bir durumdan söz edilemez. Latif cisim olması duyularla algılanmasını gerektirmez, sadece maddî cisimlere benzemeyen bir cisim olmasını zorunlu kılar. İnsanın düşünen, akıl yürüten ve bilen bir varlık olması da ruhun araz niteliği taşımasını imkânsız kılar. Latif cisim olan ruh ile insandaki “biyolojik canlılık” anlamına gelen ruh aynı şey değildir. Ebû Ali el-Cübbâî, Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî, İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî, İbn Hazm, Fahreddin er-Râzî, İbn Kayyim el-Cevziyye gibi âlimlerle bir grup Sûfiyye bu görüşü benimsemiştir (Eş‘arî, s. 333-334; İbn Fûrek, s. 257, 281; Cüveynî, s. 377; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, XXI, 43-45; XXX, 177; İbn Kayyim el-Cevziyye, s. 177-186). 5. Ruh bedenin canlı olmasını sağlayan bir arazdır. Onun yansımaları konumunda bulunan ilim,
YanıtlaSil