BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:14 Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:10 Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
YanıtlaSil
yuksel6 Mart 2026 18:57 -1929-Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.
1939-Almanya'nın Polonya'ya saldırması Üzerine, II. Dunya Savaşı başlamış oldu.
1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.
EYLUL
01
PAZARTESİ
9 1447 R.EVVEL
RUMI: 19 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 119
tevekkül ettim
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.
Taberani
İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülāsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ekberde
bulunacaktır. Lem'alar
YanıtlaSil
yuksel17 Mart 2026 07:59 BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN GİZLİ VASİYETİ ACİKLANABİLSEYDİ TURKİYE DE Kİ TARİH DEGİSEBİLİRDİ
YanıtlaSil
yuksel19 Mart 2026 04:40 YUMUŞAK GÜÇ Joseph S. Nye, Jr.
Amerikan hükümetlerinde etkin görevler almış olan ünlü siyaset bilimci Joseph Nye, "yumuşak güç kavramını ilk kez 1980'lerin sonlarında kullanmıştır. Günümüzde tüm dünyada siyasî liderler, köşe yazarları ve akademisyenler tarafından sık sık ama çoğunlukla yanlış biçimde-kullanılmaktadır. Peki, yumuşak güç nedir? Yumuşak güç cezbetme ve ikna etme kabiliyetine dayalıdır. Zorlama kabiliyeti olan sert güç bir ülkenin askerî ve iktisadi gücünden kaynaklanırken yumuşak güç ülkenin kültürünün, siyasî fikirlerinin ve politikalarının cezbediciliğinden kaynaklanır.
Sert güç, devletlerin bağımsızlıklarını şiddete meyilli devlet dışı gruplardan da- korumaya çalıştığı bir dünyada elzemdir. Sert güç, Bush yönetiminin yeni ulusal güvenlik stratejisini oluşturmuştur. Nye'a göre ise başkana tavsiyelerde bulunan neo-muhafazakarlar çok yanlış bir hesaplama yapmışlardır: Diğer devletleri ABD'nin istediklerini yaptırmaya zorlamak için askerî güce çok fazla odaklanıp yumuşak güce çok az önem vermişlerdir. Teröristlerin ılımlı çoğunluk arasından destekçi bulmasını engellemek yumuşak güç sayesinde olacaktır. Yumuşak güç, aynı zamanda devletler arasında çok-uluslu işbirliği gerektirecek önemli küresel meselelerle uğraşırken gerekli olacaktır. Bu yüzden yumuşak gücü daha iyi anlamak ve uygulamak mutlak derecede önemlidir.
stanbul fatihi büyük padişah Fatih Sultan Mehmed bir sefere çıkıyordu.
Dersaadet'in (1) en kudretli ve en selahiyetli alimleri her zaman olduğu gibi yine hükümdarın çevresinde toplanmıştı. Davullar vuruluyor, kös-i Hakanîler(2) çalınıyordu. Fatih en zor zamanlarda bile ilmi sohbetleri pek sever, ona her zaman vakit ayırırdı. O gün âlimler sohbetlerini "Ya eyyühellezine amenu, âminu billahi ve rasulihi... " ayeti üzerinde derinleştirmişlerdi. Yüce Allah'ın zaten iman etmiş olan kullarına "iman ediniz" şeklinde hitap buyurmasındaki manayı çözmeye çalışıyor, fakat bu müşkili bir türlü açıklıyamıyorlardı. Hükümdar, Fahreddin Efendi'ye dönerek:
sualin cevabını bağırır dururken, bu meselenin çözülmemiş bir tarafı kalmamıştır hünkarımı
Bu cevap Sultan'ı hayrete düşürmüş, Ümm-Veled'in nüktesindeki inceliği bir anda kavrayamamıştı.
Poki tabiller ne derler Mevlâna?
Ümm-ü Veled cevabını biraz daha açarak:
Devletlü Hünkarım, dedi. Davullar ve kös-i Hakani'ler "düm düm " diyorlar. Bildiğiniz gibi "düm düm" Arapça'da "devam et, devam et!" manasındadır. Bu ayetteki "Aminu" dan murat da cemi sigasıyla "dûmů alel îman" yani îmanda devam ediniz. Allah'a ve peygamberine iman edenler, bu imanınızda devamlı ve sebatı olunuz! demektir.
Ümm-ü Veled'in bu buluşu Sultan Fatih'in hoşuna giderek gülümsedi. Bu tebessüm bir anda bütün alimlere sirayet etti. Padişahla birlikte, mecliste bulunan herkesin ona olan muhabbet ve hürmeti artmıştı.
İlk tahsilini İran'da yapan, tanınmış âlimlerden Seyyid Şerif el Cürcani'nin yanında yetişen Fahreddini Acemî, 1417 yılları başlarında 1. Sultan Mehmed (Çelebi Mehmed) zamanında Osmanlı ülkesine geldi. Bursa'da hadis okuyup icazet aldı. Molla Mehmed Şah'ın hizmetine girerek Sultaniye Medresi'nde onun muidi (asistanı) oldu. Bursa'da uzun yıllar müderrislikte bulunduktan sonra 1430'da, Sultan 2. Bayezid zamanında günlük 30 akçeden Başşehir Edirne'ye müftü tayin edildi. Devrinin tanınmış âlimlerinden olan Fahreddin-i Acemî Osmanlı Devleti'nin ikinci şeyhülislamıdır. İran asıllı olmasından dolayı kendisine "Acemî" mahlası verildi. Molla
Fenari'den sonra şeyhülislamlık görevine getirilen Acemi, bu görevini yıllarca sürdürdü. Fahreddin-i Acemi cariyesinden baba olduğu için kendisine "Umm-ü Veled" namı da verilir.
İhtiyaçtan fazlası haramdır
Umm-ü Veled bir gün Sultan Fatih'in huzuruna kabul edildiğinde, padişahın eli yerine avucunun içini öper. Padişah adete ve hürmet geleneğine münasip düşmeyen bu öpüş şekline itiraz etmez, yalnız kendisine şöyle sorar:
Türkçe'de "aya" avuç içi demektir. Bu, devletlümden rica ettiğim bir nimetin ilk parçasıdır. Yani " Ayasofya" kelimesinin ilk hecesidir. Hünkarımdan Ayasofya Müderrisliği'ni istirham ettiğim içindir ki aya'nızı öptüm.
Bu zarif nükte Sultan'ın hoşuna gitti. Kendisine Ayasofya Müderrisliği verildi. Sultan bir süre sonra Fahreddin - i Acemî'nin ücretini arttırmak da istemiş, fakat Molla buna razı olmayarak: -Beytü'l mal(3) helaldir. Amma hacet ve kifayetten fazlası helal değildir, diyerek maaş artışını kabul etmemiş, görevi sırasında kanaatkar bir hayat sürerek padişahın yevmiyesini arttırmak isteğine karşı çıkmıştır. Bu davranış büyük
hükümdar Fatih'in büyük takdirini kazanmıştır.
*
Fahreddin-i Acemî çok zengin bir kütüphaneye sahipti. Her kitabı baştan sona çok ince bir şekilde tetkik ve tashih ederdi. Şeriata olan bağlılığı ve aşırı hassasiyeti sebebiyle din-i mübin aleyhine söylenen en küçük sözü bile affetmez, suçluyu hemen ağır bir şekilde cezalandırırdı. Şeri meselelerle olan aşırı meşguliyeti sebebiyle çoğu zaman dalgın ve unutkandı. Medresedeki dershanesini bile ekseriyetle unutur, başka dersliklere girerdi. Talebeleri hocalarının bu dalgın halini bildiklerinden onu arayıp bulur, kollarına girerek kendi sınıflarına getirirlerdi. Sahih-i Buhari'yi nakil ve rivayete icazetliydi. Pek çok âlim kendisinden hadis dersleri almıştı. Gayet güzel konuşur, karşısındakileri kolayca ikna ederdi.
Fatih Sultan Mehmed, Eyüb Sultan Camii'ni ziyarete giderken, Fahreddin-i Acemî' evinin önünde hünkârı selamlar, ona eliyle şerbet ikram ederdi. Sultan çok sevdiği Acemî'nin sunduğu şerbeti alıp içer:
-Bu şerbeti gayrın elinden içmezem, yalnız senin elinden icerim, der kendisine iltifatta bulunurdu.
Mañolok görevine Fatih döneminde de devam eden Acemt'nin en böyük hizmeti, padişahı dahi etkisi altına alma istidadı gösteren Hurufilerin bertaraf edilmesidir. Osmanlı'da, Çelebi Sultan Mehmed ve oğlu Sultan 2. Murat zamanında başlayan Hurufi etkisi, Sultan Fatih döneminde saraya kadar ulaşmış, genç hönkär bile birara bu harekete meyletmişti. Hurufiler, yeniçeriler arasında taraftar bulmaya, Hurufiliği devletin reami mezhebi haline getirmeye ve iktidarı ellerine geçirmeye çalışıyorlardı. Durumun vehametini görerek, bunların saraya sızma düşüncesini zamanında değerlendiren veziriázam Mahmud Paşa, vaziyetten Fahreddin-i Acemi'yi haberdar ederek, onların fikirlerini çürütmesi için akıllıca bir plan hazırladı.
Bir gün Fazlullah-ı Hurufi taraftarlarını konağına davet etti. Ümmü'l Veled'i de salonun bir köşesine gizledi. Dini ilimlere derinlemesine vukufiyeti bulunan Şeyhülislam Efendi, ziyafet sırasında sapık düşüncelerini ortaya koyan Hurufileri saklandığı yerden dinledi. Yemeğin sonunda ortaya çıkarak onların fikirlerini birer birer çürüttü. Daha sonra Sultan'ın huzurunda, onları bir kere daha kesin bir şekilde ilzam etti. (mağlup edip susturdu susturdu) Edirne Üç Şerefeli Cami'de halk huzurunda Hurufilerle bir münazara tertip ederek bunların sapıklık ve dinsizliklerini ortaya koydu. Daha sonra veziriázam Mahmud Paşa ve Fahreddin-i Acemi, Hurufiler'in cezalandırılması konusunda padişahı ikna ettiler. Bunun üzerine yakalanan Hurufiler Edirne'de idama mahkum edildiler.
Fahreddin-i Acemi 1460'da Edirne'de vefat etti. Kabri Dârü'l hadis Camii mihrabı önündedir. Acemî'nin, camiin yanında Horozlu ve Şeceriye Medresesi denilen bir medresesi vardır. Allah (c.c.) rahmetini üzerinden eksik esirgemesin.
Dipnotlar: (1) Dersaadet: Saadet kapısı, Istanbul için kullanılır.
(2) Kös-i Hakanı: Yalnız padişah mehterlerinde bulunan büyük davul.
(3) Beytülmal: Devlet hazinesi.
(4) Hurufilik: Şifrecilik. İslam dünyasında, âyet ve hadisleri Arapça'daki 28 harf ve Farsçadaki 4 harf ile sayılar arasında çeşitli ilişkiler kurarak, bâtınídüşünceler ışığında yorumlayan batıl bir mezhep. Fazlulah Hurufi, bu sapık inancını 14. asırda Harizm bölgesinde başlattı. Bu fırkanın inancında ahiret ve dini sorumluluklar inkar edilir. Ölümden sonra hayat olmadığına inanılır. Cennet ve Cehennem tartışma
فرآنده مشکلات واردر دید کاری برجي شهوتك للبحر قسم خود اشکال بیکا رانی کے بك يوكسك و مختصر اوله معناتك موقه درین و سحر للندن اناری کار قرآن مشهد فيلدندر و با عباره ده فارسین و دو کو مالی نقطه الرن بولوغه سنده نشتن ایده قرار
مشكلاتهن مبرا و منز هدر
عدا جمهورك ذهنندن وزاق و يك درين حققتاری فوردی وقیعہ و صور تلہ عوام ناسی شهر يا قينها شدير من عين بلاغت دو مندر ؟ هم بلاغت مقتضای حالی مراعاندن عبارت دکار
هي حريف ! الله عني صلاح التنسين.
یا رادیل شده و مادیانت دار مشاه ارده قرآن مهم کشور دید کاری یا نجی شب را به هواده مشکور شجرة عالمده قبل الاستكمال وارد.. یعنی کائنات به آغاج کبی، بتونه ذراتی و اجرای کمال میل بار و کماله طوغری پور و مكده درلر او عمومي قبل الاستكمالدن آیری اولارق، انسانده ده مبل الترقي وارد بوصيل الشرقي چار دن کبیدر نشو و نمای به چومه تجربه لر واسطه هیله اولور وقوعه فکر کرن محصولی اولا نه نتیجه لوك اجتماعيله تشكل ايدر و توسع ایتماکه فنونی انتاج ایدر بوقونه ده مرتبه در یعنی هر انكنجى فن، برنجيتك نتيجه سيدر برنجیسی اولله ایکنجیسی اولامان بنينك اول
مقدمه و علوم متعارفه حکمنده اوله ی شر طور.
بولا بناء، بوند به اون عصر اول كله انساناده فور حاضره بي درس ويرمك و يا غريب مسئله الردن بحث ايمان او نارك ذهنا ريني تاثير تعقدن و او انسا نارى سقطه الره انتقدین باشقه به فائده ویر مردی.
مثلا قرآن کریم، (ای انسان را شمك سكوننه و ارضا حرکته و در قطره صوابخنده می کارجه حیوانات بولو ندیفه دقت ایدیگر که عظمت الهیه ی آنهلا یا سگر) دیه اولسه ایدی، او زما نارن بتون ان انارین
حاشیه تا خسته حالمده، نوم و یقظه آراسنده اخطار ایدیله بر نکته در شما، برنده مولوی داری با پدیغی سماوی حرکتی، قوه جاذبه ی تولید ایمان ایچوندر قوۀ جاذبه ده، منظومه شمسیه ایله اگیلانی کونشه با غلی بیه لیدیزلری دوشمان تھی کہ سندن فور تار معه ایچوندر دیمک شمال محورنده دائره واری جریان و حرکتی اولماسه،
بیلدیزار دو شرلی
سعيد النورسي
محترم مؤلف دیگر بر رساله سنده بی ام جه قبیلند نه دی شور که شمس سیال کنین به عمره لری دو شماری سیدار میمونه
"Kur'an'da muskilat vardır" dedikleri birinci şübhenin ikinci kasmuna cevabdır: İskäl dedikleri şey, ya uslübun pek yuksek ve muhtasar olmasıyla ma'nanın çok derin ve inceliğinden ileri gelir. Kur'an'ın müşkilatı bu kabildendir. Veva ibårede karısık ve düğümlü noktaların bulunmasından nes et eder. Kur'an-ı Kerim, bu kısım müşkilattan müberra ve münezzehtir.
Acaba cumhurun zihninden uzak ve pek derin hakikatleri.
yakınlaştırmak ayn-1 belägat değil midir? Hem belägat, kolay ve kısa bir suretle avâm-1 nâsın fehimlerine muktezá-vı hâli mürâättan ibaret değil midir?
Hey herif! Allah seni ıslah etsin.
"Yaradılışta ve maddiyata dair meselelerde Kur'an mübhem geçmiştir" dedikleri ikinci şübhelerine cevabdır: Şöyle ki:
Secere-i alemde mevlü'l-istikmål vardır. Yani käinât bir ağaç gibi, bütün zerrâtı ve eczâsı kemâle meylederler.
Ve kemâle doğru yürümektedirler. O umûmî meylü'l-istikmälden ayrı olarak, insanda da meylü't-terakki vardır. Bu meylü't-terakki çekirdek gibidir. Neşv ü nemâsı pek çok tecrübeler vâsıtasıyla olur. Ve çok fikirlerin mahsûlü olan neticelerin ictimâıyla teşekkül eder. Ve tevessü' etmekle fünûnu intâc eder. Bu fünün da mürettebedir. Yani her ikinci fen, birincisinin neticesidir. Birincisi olmasa, ikincisi olamaz. Birincisinin ona
mukaddeme ve ulûm-u müteârife
hükmünde olması şarttır.
Buna binâen, bundan on asır evvel gelen insanlara fünün-u hâzırayı ders vermek veya garib mes'elelerden bahsetmek, onların zihinlerini şaşırtmaktan ve o insanları safsatalara
atmaktan başka bir fäide vermezdi.
Meselâ Kur'ân-ı Kerim, "Ey insanlar! Şemsin sükûnuna ve arzın hareketine (Häuye) ve bir katre su içinde binlerce hayvanın bulunduğuna dikkat ediniz ki, azamet-i İlâhiyeyi anlayasınız"
demiş olsa idi, o zamanların bütün insanlarını
Hâşiye: Hasta hâlimde, nevm ve yakaza arasında ihtår edilen bir nüktedir. Şemsin, yerinde mevlevîvârî yaptığı
semâvî hareketi, kuvve-i câzibeyi tevlid etmek içindir. Kuvve-i câzibe de, manzûme-i şemsiye ile anılan güneşe bağlı yıldızları düşmek tehlikesinden kurtarmak içindir. Demek
şemsin mihverinde dâirevârî cereyân ve hareketi olmasa,
yıldızlar düşerler.
Saîdü'n-Nûrsi
Muhterem müellif diğer bir risâlesinde bilmece kabilinden demiştir ki: "Şems silkinirse semereleri düşmezler. Silkınmezse
- 1063 - Ilk Selçuklu devleti hükümdarı Tuğrul Bey öldü.
- 1933 - İstanbul Üniversitesi kuruldu.
1944 - Bediüzzaman Said Nursî Denizli'den Emirdağ'a sürgün edildi.
1950 - Türkiye, NATO'ya başvurdu.
7 1447 SAFER
RUMI: 19 TEMMUZ 1441
HIZIR: 88
AGUSTOS
01
CUMA
BİR AVET Allah'tan korkun ve billin ki Allah takva sahipleriyle beraberdir.
Bakara: 194
BİR HADİS
Allah bir topluluk hakkında bereket dilerse onlara cömertlik ve tok gözlülük nasip eder.
Taberani
Namazda ruhun ve kalbin büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mübah dünyevi amelleri, güzel bir nivet ile ibadet hükmünü alır.
BENÍ GASSANLARDAN MEDİNE'YE GELİP MÜSLÜMAN OLAN KİŞİLER
Beni Gassanların Soyları ve Yurdları:
Beni Gassanlar, Kahtan'ın soyundan gelen Ezd kabilesinden idi
ler (1).
Gassan, Yemen'in Me'rib seddinde (2), Zebid ve Rima' arasın-
da (3), bir su idi (4).
Rima', Yemen vadilerinden bir vadidir.
Gassan diye anılan su da, Rima'ın alt tarafında idi (5).
Zebid, Yemen'in Husayb şehrinin bir vadisidir. Şehir, vadi ismile anıla gelmiştir (6).
Zebid'in, Gassan, Cuhfe yakınındaki Müşellel'de bir su olduğu da, söylenir (7).
Mázin b. Esed, b. Gavs, b. Nebt, b. Malik, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Se-be, b. Yeşcüb, b. Ya'rüb, b. Kahtan'ın soyundan gelen kabileler, Gas-san suyundan içtikleri için kendilerine Gassan adı verilmiştir (8).
Gassanlar:
1. Beni Hârisler,
2. Cefneler,
3. Mälikler,
4. Ka'blar,
5. Beni Amr Müzeykıyalar-
dır (9).
Hemdani'ye göre: Gassanlardan bir kısmı, Belka'da, bir kısnu Hims'ta, pek çoğu da, Yermük'te toplanmışlardı (10).
(1)Kalkasandi-Nihayetülereb s. 388
İbn-i Ishak, İbn-i Hişam-Sire c. 1,9
(3) Kalkapandi-Nihayetülereb s. 333
(4) Ibn-i Ishak, İlm-i Higam-Sire c. 1, a. 10, Kalkagandi-Nihayetlere &. 389
Yakut-Mucemülbüldan 3,68 Yakut-Mucemülbüldan e. 3. a. 131
(7)- lahak, İbn-i Hişam-Sire c. L. & 10 10 that lahat, Ibn-i Higam-Sire c. 1. 9-10
-Ram-Cemhere s. 331 (40) Kalkupandi Nihayetlereb &. 389
Beni Gassanlardan Medine'ye Gelenlerin Sayısı, Geliş Tarihi ve
Müslüman Oluşları: Beni Gassaniaruan Medine'ye gelenler, hicretin onuncu yılında ra-
mazan ayında geldiler.
Remle bint-1 Häris'in konağına indirildiler.
Uç kişi idiler (11).
O zaman, Arap kabilelerinden gelen Elçilerin hepsi, Peygamberi-mize zekâtlarını getirip teslim etmekte idiler.
Gassandan gelenler, aralarında «Acebâ bizi, Araplardan kötü gör-
düğú kiniseler gibi mi görür?» diye konuştular (12).
Peygamberimizin yanına varıp Müslüman oldular (13).
Peygamberimizin, Allah'dan getirip tebliğ ettiği şeylerin hak ve
gerçek olduğuna şehadet ettiler (14). Kaymımız, bize uyar mı, yoksa, uymaz mı? Orasını, pek bilmi-
yoruz.
Çünki, onlar, saltanatlarının sürüp gitmesini ve Kayser'e yakın ol-mayı severler. dediler (15).
Gassanilerin Bahşişlerini Alıp Kavmlarının Yanına Dönmeleri:
Peygamberimiz, Gassanilere bahşişlerini verdi.
Gassaniler, yurdlarına dönüp kavmlarının yanına vardılar.
Gassanlar, onların Elçiliklerini kabul etmediler (16).
Müslüman olmadılar (17). Bunlar da, kavmlarının tutum ve davranışlarına bakarak Müslü-
manlıklarını gizli tuttular (18).
Gassanilerden ikisi Müslüman olarak vefat etti. Üçüncüsü ise, Hz. Ömer'in devrine yetişti.
Yermük savaşı sırasında Ebû Ubeyde b. Cerrah ile görüşüp Müs
(11) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, İbn-i Kayyum-Zadülmaad c. 3, s. 62, İbn-i Sey-( yid-Uyunüleser c, 2, s. 256, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55
12) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, a. 338 (13) İbn-i Sa'd-Tabakat e. 1, n. 333, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 62, İbn-1 Sey-
yid-Uyunüleser c. 2, a. 256, Ibn-1 Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55, Halebi-İnsanü-lüyun c. 3, s. 277
( 14) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338
(15) Ibn-i Kayyun-Zadülmaad c. 3, s. 62, Ibn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 256, Hale
bl-Insantúluyun e. 3, s. 277, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 162 (16 i Sey
) Ibn-i Sa'd-Tabakat c 1, s. 339, Ibn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 62, Ibn-yid-Uyunüleser c. 2, s. 256, Halebi-Insan, c. 3, s. 277, A. Z. Dahlan-Sire c. 2 1.162
(17) lan-i Haldun-Tarih c 2, ks. 2, s. 55
(18) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1. a. 333. İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 62, Ibn-i Sevvid-Uyun c. 2, x. 256, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55, Halebi-İnsan. c. 3, s. 277, A Z. Dahlan-Sire c. 2, 5. 162
Sarih eşhas isimlerinden mahrum bulunan hikâye, bunun muah-har zamanlarda Gassan neslinden biri tarafından kendi kabilesinin de, Peygambere bir heyet-i sefaret izam etmiş olduğunu isbat maksa-diyle uydurulmuş olduğu şüphesine hak veriyor.» (21) diyorsa da, yanlıştır.
Kaetani'nin, uydurma dediği Hadisi, İbn-i Sa'd, nakl etmektedir. Halbuki o, İbn-i Sa'd'in, her hangi bir Hadîs'i kitabına aynen al-mayışını, «İbn-i Sa'd, bunun mevcudiyetinden haberdardı. Fakat, mec-muasına girmeğe lâyık ad etmemiştir.» (22)
diyerek onun kitabına aldığı Hadis'e itimad eder göründüğünü ne ça-buk unutmuştur!
İsnad'ın, sonradan düzenlenip Hadislerin başlarına konulduklarını iddia etmiş bulunan Kaetani, burada, Hadis'in isnadının zaif olduğun-dan bahs etmeğe kalkmakla, tezâda ve çelişkiye düştüğünün de, far-kında değildir.
Medine'ye gelen şahısların Hadis'te isimlerinin açıklanmamış ol-masını bir kusur sayan ve Hadis'in, Gassan kabilesinden de, Peygam-berimize bir heyet gönderilmiş olduğunu isbat maksad ve gayretile son-radan, Gassanilerden biri tarafından uydurulmuş olabileceği iddiasına gelince: sanıldığı ve iddia edildiği gibi, bu Hadis, sonradan uydurul-muş olsaydı, Medine'ye gelenlere birer isim de, takılmasında ne güç-lük vardı?
Eğer, Raviler, Hadisleri oldukları gibi nakl etmemiş olsalardı, Kae-tani, bu gün, bu Hadis'in sarih eşhas isimlerinden mahrum bulunduğu-nu söyleyebilir miydi?
Sonra, bu Hadis, zan ve iddia edildiği gibi, Gassanilerden birisi ta-rafından kabile gayretile uydurulmuş olsaydı, kabile halkının, Medi-ne'ye gidip gelen Elcilere karşı İslâmiyeti kabul etmemis oldukları de-ğil, kabile için şeref teşkil edecek olan kabul keyfiyeti açıklanmaz muydı?
Kabile aleyhine olan bir gayretin veya uyduruculuğun mânâsını anlayabilen varsa, bize de, anlatsın!
(19) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 339, fon-1 Kayyım-Zad. c. 3, s. 62, İbn-1 Seyyid-Uyun. c. 2, a. 256, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55
(20) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1. 8. 333-339. Ibn-1 Kayyım-Zad. c. 3, 8.62, fba- Seyyid-Uyun, c. 2, 8. 256, 257
(21) Kastani-İslâm Tarihi e. 7, 8. 46 (2) Kastani-İslam Tarihi c. 7. 8. 25-26
تكذين سوف تمن اولوردی جوناه من ظاهری مخالفدر. مع هذا، اوسى عصره فن کو لحن انسانلرى شاشير عن وبالكرفنون جديده نك فهو صوكره مکن انساناری ممنون اتمان مقام ارشاده مخالف اول نفى لى روح بلاغتلا ده قابل تأليف دكور.
سوال ؟ ] تشفيرات فنيه و فنور حاضره اسکی ان انارہ مجھول وغير مألوف ولد يفندن اونارى او ناره درس وبرمك خطا در ديورسك بالخاصة آخر ته عائد حوال لى، مستقبلدہ کی نظریات دو بویله دگاری؟ او نارده بزه مجهول وغير مألوفدير. او ناردن بحث ايتمك نه ايجون
خطا او لما يور؟
الجواب ] مستقبلدہ کی نظریات، بالخاصه آخرته عائد احواله هیچ بر جهت له حس ظاهری تعلق ایتمزكر او حسك خلافتى سويله من شاشير تمن اولسون. بناء عليه، او كبي شيار دائره المهانده در لی. او بله ایسه، او ناری اعتقاد و او نار له اطمئنانه پیدا ایتما ممکندر. او یکه ایسه و کپی شیارن مع صریحی او ناری تصریح ایتمکدر. لكن تشفيات فنيه، اسکی انساناره کوره مقانه و احتمال داره سندن چیقوب، محال و اقتناع در جه سنه کیر مشدد. چون که او زامران کو زیردیله کورد کاری شیلی، او نارجه بداهت در جه سته کیر مطله او نارك خلافي او نارجه مالور او بیله ایسر او نارك حياتنه حرمتاً، أو كبي مسئله لرده بلاغتك اقتضای ابها مدر، اطلا قدر که او ناری شاشير تماسين. فقط قرآن كريم، إرشاديني نقصان بيرا قم شد. بوز مانده کی اهل فنی ده
استفاده دن محروم اینجه من ايجون، چومه قرینه و اماره لون وضعيهه حقيقتاده (ماشيه)
اشار تار با مشور
ای انصا فزا منى انصافه دعوت اليدييورم. بركره ( كَلِيمِ النَّاسَ عَلَى قَدَرِ عُقُوهُمْ ) اولان مشهور دستوری نظره المقامه، زما ناریله محيطار بنك مساعده سبزرگنی دوشونه رك تلاحقه اليدن بیدار که افطارك نتيجه الرندن طوغاله شو كشفيات فنيه بي، او زما نارده کی ان انارك قف الدينك معده لری آلوب هضم ايده من كرينه دقت ايدر سرك أهلا يا حفظه، قرآن كريمك اوكي
حاشیه تا رساله نورك معجزات قرآنية - الرسى بو حقيقتي تمامي له اثبات انه
tekzibe sevk etmiş olurdu. Çünki hiss-i zaluriye muhaliftir. Maaháza, onuncu asra kadar gelip geçen insanları şaşırtmak ve yalnız fünûn-u cedidenin zuhûrundan sonra gelen insanları memnun etmek, makam-1 irşaâda muhalif olduğu gibi, rûh-u belägatla da käbil-i te'lif değildir.
Sual: "Keşfiyât-ı fenniye ve fünûn-u hazıra, eski insanlara meçhûl ve gayr-i me'luf olduğundan, onları onlara ders vermek hatadır" diyorsun. Bilhassa ahirete ait ahval gibi, müstakbeldeki nazariyât da böyle değil mi? Onlar da bize mechûl ve gayr-i me'lûfturlar. Onlardan bahsetmek ne için hata olmuyor?
Elcevab: Müstakbeldeki nazariyât, bilhassa âhirete äit ahvâle hiçbir cihetle hiss-i záhirî taalluk etmez ki, o hissin hilâfını söylemek şaşırtmak olsun. Binâenaleyh, o gibi şeyler daire-i imkândadırlar. Öyle ise, onları i'tikād ve onlarla itmi'nân peydâ etmek mümkündür. Öyle ise, o gibi şeylerin hakk-ı sarîhi onları tasrih etmektir. Lakin keşfiyât-ı fenniye, eski insanlara göre imkân ve ihtimål dâiresinden çıkıp, muhâl ve imtina' derecesine girmiştir. Çünki onların gözleriyle gördükleri şeyler, onlarca bedâhet derecesine girmekle, onların hilafı onlarca muhâldir. Öyle ise, onların hissiyâtına hürmeten, o gibi mes'elelerde belágatin iktizâsı ibhâmdır, ıtlåktır ki, onları şaşırtmasın. Fakat Kur'ân-ı Kerîm, irşadını noksân bırakmamıştır. Bu zamandaki ehl-i fenni de istifadeden mahrum etmemek için, çok karîne ve emarelerin vaz'ıyla hakîkatlere (Hiuye) işaretler yapmıştır.
Ey insafsız! Seni insafa da'vet ediyorum. olan كَلِّمِ النَّاسَ عَلَى قَدرِ عقولية Bir kerre meşhur düstûru nazara almakla, zamanlarıyla muhîtlerinin müsaadesizliğini düşünerek telâhuk eden binlerle efkârın neticelerinden doğan şu keşfiyât-ı fenniyeyi, o zamanlardaki insanların kafalarının mideleri alıp hazmedemediklerine dikkat edersen anlayacaksın ki, Kur'ân-ı Kerim'in o gibi
Hâşiye: Risale-i Nûr'un Mucizât-ı Kur'aniye risâlesi bu hakikati tamamıyla isbat etmiştir.
konuşmayı yayımlayan Tasvir, Demokrasi, Demokrat İzmir, Yeni Asır gazetelerinin sahipleri ve yazı işleri müdürleri tutuklandılar.
TEMMUZ
30
ÇARŞAMBA
5 1447 SAFER
RUMI: 17 TEMMUZ 1441
HIZIR: 86
Her nefis ölümü tadıcıdır.
Sizi denemek için hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Sonunda ise Bize döndürüleceksiniz.
(Enbiya: 35)
BİR HADİS
Öfkesini tutanın, Allah kusurunu örter.
(C. Sağîr, No: 3747)
İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. Mesnevî-i Nuriye
1971-Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Molla Münevver vefat etti.
NİSAN
16
PERŞEMBE
28 1447 ŞEVVAL
RUMI: 3 NİSAN 1442 KASIM: 160
BİR AYET
Bütün işlerin sonu Allah'a varır.
Lokman Suresi: 22
BİR HADİS
Ben Hz. İbrahim'in duasıyım. Beni en son müjdeleyen Hz. İsa'dır.
Allah'ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir. Eğer gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehil olur. Mesnevî-i Nuriye
BENİ BECİLELERİN İKİ KAFILE HALİNDE MEDİNE'YE GELİP MÜSLÜMAN OLMALARI
Beni Becilelerin Soyları:
Beni Becileler, Kahtan'ın soyundan gelen kabilelerindendir (1), Beni Becilelerin Ata soyları şöyle sıralanır:
lan, b. Sebe' (2).
Enmar b. İras, b. Amr, b, Gavs, b. Nebt, b. Malik, b. Zeyd, b. Keh-
Enmar b. İraş'ın :
2. Gavs,
1. Akbar,
3. Suhye,
4. Eshel,
5. Şehl,
6. Tarif,
7. Süniyye,
8. Hâris,
9. Cedea
adlarındaki oğullarının hepsinin anası Becile bint-i Sa'b, b. Sa'd'ül'Aşı-re olduğu için, bunlardan türeyen kabileler, analarına nisbetle Becile diye anılmışlardır.
Abkar'ın soyundan gelen kabileye mensup Cerir b. Abdullah Kelb b. Veberelerle Becileler arasında Ficar'da vuku' bulan şiddetli çarpış ma, o zaman, Arap kabileleri arasına dağılmış bulunan Becileleri son-radan bir araya toplamıştır.
Gavs b. Enmar'ın oğlu Ahmes b. Gavs'in de, soyundan bir takım kabileler türemiştir (3).
Beni Becileler Medineye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldiler?
Beni Becilelerden yüz elli kişilik ilk kafile, Medine'ye hicretin onuncu yılında geldi (4).
(1) Ibn-i Hazm-Cembere s. 484, Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 171
(3) İbn-i Hazm-Cemhere s. 397-390 (2) İbn-i Hazm-Cemhere s. 481, Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 89
(4) İbn-i Said-Tabakat c. 1, s. 347, Pelâzüri-Ensabülesraf c. 1, s. 384, Zehebl-Siyerü Älaminnübelá c. 2, s. 381, İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 232
Bu kafilenin başında Cerir b. Abdullah bulunuyordu (6).
Cerir b. Abdullah:
101
Cerir b. Abdullah, kabilesinin başkanı (7), iri yapılı, güzel ve nur-
lu yüzlü bir zat idi (8).
Hz. Ömer Cerir b. Abdullah, bu ümmetin Yüsüfüdürl» derdi. Uzun boylu idi. Boyunun uzunluğu altı zira' idl (9).
Peygamberimizin Eshabına Cerir b. Abdullâhın Geleceğini Müjdelemesi:
Peygamberimiz, Müslümanlara irad buyurduğu hutbesinde «Sizin yanınıza şu kapıdan Yemenli, hayırlı bir kimse girecektir ki, onun yü-zünde Melek, Melik alåmeti vardır!» buyurdu.
O sırada, Cerir b. Abdullah, hayvanının üzerinde ve kavmı da, ya-nında bulunduğu halde, çıkageldi (10).
Cerir b. Abdullahın ve Arkadaşlarının Müslüman Oluşu:
Cerir b. Abdullah der ki «Medine'ye varınca, devemi ındırdım. Hey-
bemi açıp altlı üstlü elbisemi giydikten sonra Mescid'e girdim. O sırada, Resûlullâh Aleyhisselâm, hutbe irad buyuruyordu.
Kendisine selâm verdim.
Halk, beni göz ucuyla süzüyorlardı.
Yanımda oturan zata (Ey Abdullah! Resûlullâh Aleyhisselâm, be-ni andı mı?) diye sordum.
(Evet! Biraz önce, seni en güzel bir anışla andı; Hutbesinin ara-sında: Şu kapıdan, şu yoldan Yemenli, hayırlı bir zat girecektir! Onun yüzünde ancak Melek, Melik nişanı vardır! buyurdu.) dedi.
Yüce Allaha hamd ettim (11).
Resûlullah Aleyhisselâm (Ey Cerir! Ne için geldin?) diye sordu.
(Senin elinle Müslüman olayım, diye geldim! (12)
(5) Belâzüri-Ensabüleşraf c. 1, s. 384, İbn-i Esir-Kâmil c. 2, s. 304, Zehebi-Siyerü
Alamünnübelä c. 2, s. 381, İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 232
( 6) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347, Ebülferec İbnülcevzi-Vefíá c. 2, s. 753
(7) Ibn-i Abdulber-İstiab c, 1, s. 337, 338
(8) Ebüllida-Sire c. 4, s. 153
(9) İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 232 (10)
İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347, Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 4, s. 359-360 İbn-1 Abdulber-İstiab c. 1, 8, 337, Ebülfida-Sire c. 4, s. 149, Zehebl- Slyerü Alamin-
nübelä c. 2, 381 (1) Ahmed b. Hanbel-Mümed c. 4, s. 359-350, 364, Zehebi-Siyerü Alamünnübela
Ya Resülallah! (13) Getir uzat elini banal (14) Islamiyet üzerine
Sana bey'at edeceğim (15).
bulunmadığına Resûlullah (Ey Cerirl Seni, Allah'dan başka ilah bulun Sen, şartlarını biliyorsun. Bana, koşacağın şartları koş!) dedim (16), ve Kendimin de, Resûlullah olduğuma şehadete, Allaha, Ahiret günü-ne, hayır ve ser Kadere inanmağa, farz olan namazları kılmağa, farz
olan zekâtı da, vermeğe dåvet ediyorum! (17)
Farz olan namazı kılacaksın.
Sen, Allaha hiç bir şeyi şerik koşmaksızın ibadet edeceksin
Farz olan zekâtı vereceksin.
Her Müslüman için hayırhah olacaksın.
Kåfir ve müşriklerden uzak duracaksın (18).
Sen, Allâhdan başka ilah bulunmadığına ve benim de, Resûlullah olduğuna şehadet (19), Allah'a hiç bir şeyi şerik koşmaksızın İbådet etmek (20), namazı kılmak (21), ramazan orucunu tutmak (22), Müs lümanlara hayırhah olmak (23), Habeşi (Zenci) bir köle de olsa, Va-li'ye itaat etmek (24), müşriklerden ayrılmak üzre bey'at edeceksin!)
buyurdu (25).
(Olur!) dedim.
Resûlullah Aleyhisselâm, elini uzattı (26).
Ben de: namazı kılmak, zekâtı vermek (27), Habeşli (Zenci) bir köle bile olsa Vali'ye (28) itaat etmek (29) ve verilen emirleri dinle mek (30), bütün Müslümanlar İçin hayırhah olmak (31), müşrikler-den ayrılmak (32), üzre Resûlullah Aleyhisselama bey'at ettim (33).
(13) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 357, 358, 354 14) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 365
(15) Ahmed b. Hanbel-Mümed c. 4, s. 357
(15 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 304, 305
( 17) Beyhakiden naklen Ebülfida-Sire c. 4, s. 150-151
( 19) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347
(20) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 364, 365
( 18) Alumed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 357, 358
(21) (
22) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, д. 347
(23 )
Ibn-1 Sa'd-Tabakat e. 1, s. 347, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 361, 365
İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347
Ibn-1 Sa'd-Tabaltat e. 1, s. 317, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, 8. 364, 355
(21)
(25) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347
(25 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 364, 355
( 28) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347
( 27) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 358, 304
(30) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 354 (29) İbn-i Sa'd-Tabaknt c. 1, 8. 317, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, 8. 384
(32) Alined b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 353 (
2)Ahened b. Hanbel-Mümed c. 4, s. 358, 304, Buharf-Sahih e. 1, s. 20
Resûlullah Aleyhisselâm: (Islâmiyet, beş şey üzerine kurulmuştur:
1. Allah'dan başka llah bulunmadığına şehadet etmek,
2. Namazı kılmak,
3. Zekâtı vermek,
4. Beytullahı hace etmek,
5. Ramazan orucunu tutmak.)
buyurdu (34).
Cerir b. Abdullahın kavmından yanında bulunanlar da, Müslüman olup bey'at ettiler (35).
Peygamberimizin Cerir b. Abdullaha İkramda Bulunması ve Eshaba
Bu Husnstaki Tavsiyesi :
Cerir b. Abdullah der ki «Müslüman olduğumdanberi hiç bir vakit, Resûlullah Aleyhisselâm, yanına girmekten beni men etmemiş ve be-ni gördüğü zaman da, muhakkak, yüzüme gülmüş ve gülümsemiş-
tir. (36)
Peygamberimiz, Eshabile birlikte oturduğu sırada, Cerir b. Abdul-lah gelmişti. Nasılsa, oturanların hiç biri, ona yer açmadılar.
Peygamberimiz, üzerindeki pelerenini ona attı ve «Ey Ebû Amr! Yanındakini al, otur! buyurdu.
Cerir b. Abdullah, onun üzerine oturdu. Elini, göğsüne koyup Yâ Resûlallah! Senin, bana ikram ettiğin gibi, Allâh da, Sana ikram bu-yursun!» dedi (37).
Bunun zerine, Peygamberimiz «Size, bir kavmın kerem ve şeref sahibi Ulu'su geldiği zaman, ona ikram ve ihtiram ediniz!» buyur-du (38).
Cerir b. Abdullah der ki «Kendisine Arap heyetleri geldikçe, Re-sûlullah Aleyhisselâm, bana haber salardı. Ben de, elbisemi giydikten sonra yanına varırdım. Benimle iftihar ederdi (39).
Bana (Sen, Allâhın güzel yarattığı bir kimsesin. Öyle ise, sen de,
ahlakını güzelleştir.) buyurmuştur (40).
Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 358, 364, Buhari-Sahih c. 1, в. 20 (34) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 363
(35) İbn-1 Sa'd-Tabakat c, 1, s. 347, Zehebi-Siyerü Alamünnübelâ c. 2, s. 391
(37 ) Zehebl-Siyerű Alamünnübelá c. 2, s. 381
( 35) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 358, 350, Müslim-Sahih c. 4, s. 1925
(38 ) İbn-1 Mâce-Sünen c. 1, s. 16, Beyhatiden naklen Ebüllida-Sire c. 4, s. 151, Ze-hebl-Siyerű Alamünnübela c. 2, s. 381, Süyuti-Camiüssağır c. 1, s. 16
Cerir b. Abdullahın Şahid Olduğu İki Mühim Hadise:
Gündüzün ortalarında, Resûlullah Aleyhisselâmın yanında bulu-nuyorduk.
Derken, yalın ayak, kaplan postu rengindeki gömleklerini, abala-rını başlarına geçirmiş, kılıçlarını sıyırmış, çoğu ve hatta hepsi Mudar-lardan, çıplak bir takım kimseler çıkageldiler.
Resûlullah Aleyhisselâm, onların fakir ve yoksul hallerini görün-ce, yüzünün rengi değişti. Içeri girip çıktıktan sonra Bilal'a emr etti. Ezan, okudu, kamet getirdi.
Resûlullah Aleyhisselâm, öğle namazını kıldırdıktan sonra cemaa-ta bir hutbe irad etti (41).
Hutbesinde, Allåäha hamd-ü senâda bulundu.
(Bundan sonra, bilesiniz ki: yüce Allah, kitabında buyuruyor ki.)
diyerek (42)
(Ey insanlar! Sizi, bir tek candan yaratan, ondan da, yine onun eşini vücuda getiren ve ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar türeten Rabbınızdan korkunuz.
Kendisinin ismini öne sürmek suretile birbirinize dileklerde bu-lunduğunuz Allah'dan ve akrabalık bağlarını kırmaktan sakınınız.
Şüphe yok ki: Allâh, sizin üzerinizde gözcü bulunuyordur. (Nisa: 1)
Ey iman edenler! Allâhdan korkunuz. Herkes, yarın (Ahiret günü) İçin ne gönderdiğine bir baksın!
bir sa' buğdayından, bir sa' kuru hurmasından hatta yarım hurma bile oesa- sadaka vermelidir.) buyurdu.
Derken, Ensardan bir adam, hemen hemen elinin taşıyamayacağı kadar, hatta elinin taşımaktan âciz kaldığı bir kese getirdi.
Sonra, birbiri ardınca herkes, bir şeyler getirmeğe başladılar. Nihayet, yiyeceklerden ve elbiselerden iki küme meydana geldiğini
gördüm. Resûlullah Aleyhisselâmın yüzünün, altınla yaldızlanmış gümüş
gibi parıldadığını gördüm.
Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselâm (Her kim, İslâmda güzel bir çığır açarsa, o çığırın ecri ile kendisinden sonra o çığırla amel eden-lerin ecirlerinden hiç bir şey eksiltilmemek sartile sevapları kendine
aid olur.
(41) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 350, Müslim-Sahih c. 2, s. 704-706 (42) Müslim-Sahih c. 2, 8. 706
Her kim de, Islamda kötü bir çığır açarsa, o çığırın vebali ile ken-üzere ona aid olur!) buyurdu (43). disinden sonra onunla amel edenlerin vebalı, hiç bir eksikleri olmamak
Resûlullah Aleyhisselâmla birlikte gidiyorduk. Hayvan üzerinde bl-ze doğru gelen bir adamla karşılaştık.
Resûlullah Aleyhisselâm (Şu binitli, her halde, sizinle buluşmak is-
tiyordur.) buyurdu. Adam, gelip kavuşunca, bize selâm verdi.
Biz de, onun selâmına karşılık verdik.
Peygamber Aleyhisselâm, ona (Nereden geliyorsun?) diye sordu. Adam (Ailemin, oğlumun ve aşiretimin yanından geliyorum!) dedi. Peygamber Aleyhisselâm (Nereye gitmek istiyorsun?) diye sordu.
Adam (Resülullah Aleyhisselamla görüşmek istiyorum!) dedi.
Resûlullah Aleyhisselâm (Ona rastladın!) buyurdu.
Adam (Yå Resülallah! İmân, nedir? Bana öğret!) dedi.
Resûlullah
(Allah'dan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed'in de Resûlul-
lah olduğuna şehåder edersin.
Namazı kılarsın.
Zekâtı verirsin.
Ramazan orucunu tutarsın.
Beytullahı hac edersin!)
buyurdu.
Adam (Ikrar ettim!) dedi.
Sonra, devesinin ayağı bir fare tuzağına girince deve yıkıldı. Adam da tepesinin üzerine düşüp öldü.
Resûlullah Aleyhisselâm (Adamı, yanıma getiriniz!) buyurdu. Ammar b. Yasir ile Huzeyfe b. Yeman sıçrayıp adamın yanına var-dılar. Onu, oturttular. (Yå Resûlallah! Adam, ölmüş!) dediler.
Resûlullâh, onlardan yüzünü başka tarafa çevirip baktı. Sonra da Onlardan yüzümü çevirmemin sebebi: iki Melek gördüm ki bu ölen adamın ağzına Cennet meyvalarından sokuşturuyorlardı.
Bundan, kendisinin aç olarak öldüğünü anladım.
Bu, vallâhi, yüce Allâhın (İman edenler, bununla birlikte iman-larını haksızlıkla, şirkle bulaştırmayanlar, işte, ancak onlardır ki kor-kudan emin olmak hakkı elbet onlarındır.
larından ameli az, ecri çok kişilerdendir.
Onlar, doğru yolu bulmuş kimselerdir. En'am: 82) diyerek andık-
Kardeşinizi kaldırınız!) buyurdu.
Onu, hemen suyun yanına götürüp yıkadık, kokuladık, kefenledik,
kabre kadar götürdük.
(43) Alumed b. Hanbel-Müsned c. 4, s, 359, Müslim-Sahih c. 2, s. 705
(Yani kabrin kible tarafını kazarak altını cenaze girecek kadar oyu-nux) da, sakk yapmayınız. (Yani, kabrin dibini dere gibi oymayınız.) Resûlullah Aleyhisselâm gelip kabrin başına oturdu. Lahd yapınız, Çünki, Lahd, bizim içindir. Şakk ise, bizden başkaları içindirı buyurdu. (44)
Beni Becilelerden İkinci Kalilenin Medine'ye Gelişi ve Müslüman Oluşu:
Beni Bencilelerin Medine'ye gelip Müslüman olan ilk kafilesini. başlarında Kays b. Garbet'ül'Ahmesi bulunan Ahmesilerden iki yüz
elli kişilik İkinci kafile takip etti. Peygamberimiz, onlara «Siz, kimlersiniz?» diye sordu.
Biz, Ahmesullâhız!» dediler.
Cahiliye çağında onlara, böyle denirdi.
Peygamberimiz «Siz, bu gün, Allâhınsınız, Allâhın Müslüman kul-
larısınızdır! buyurdu (45).
Ahmesilerin Soyu:
Ahmesiler, Becilelerden Gavs b. Enmar'ın soyundan idiler (46).
Beni Becilelere Binitler Verilmesi:
Beni Becileler, yurdlarına dönecekleri zaman, Peygamberimiz, Bi-lål-1 Habeşiye «Becilelere binit hayvanları ver ve vermeğe Ahmesiler-den başla! buyurdu.
Bilal-ı Habeşi de, öyle yaptı (47).
Kays b. Garbe'nin Kavmını İslâmiyete Dâvet Etmesi:
te dåvet etti (48). Kays b. Garbe, yurduna dönünce, kavmı olan Ahmesileri, İslâmiye-
Hristiyanlar âlim olunca Hristiyanıda ala kaları kesilir.
«Müslümanlar da cahil olunca Islâmiyyetle alakaları kesilir.
«Hristiyanlığın zuhurundan lå-akal (en azın dan) 15 asır sonra teşekkül etmiş bir medeni-yet ( Avrupa medeniyeti) nasıl olur da o di ne izafe edilebilir?
«Bugüne kadar yer-yüzünde görülmüş en par-lak, en âlemşümül, en demokratik ve bin yılık bir medeniyetin başlıca ve yegâne âmili bir Kur'an esası olduktan sonra, bugünkü Müslü-man cemaatlerinin cehalet sebebi nasıl olur da İslâmiyete isnad edilebilir?» (137)
Charles Mismer (Soirées de Constantinople, Paris 1870, Sayfa. 220)
YEDİNCİ BÖLÜM
OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN GERİLEMESİNE İSLAMİYET MÍ SEBEP OLMUŞTUR?
Merhum Prof. Remzi Oğuz Arık, İdeal ve ideoloj adlı kıymetli eserinde, İngiliz Kültür Heyetinin açtığı b mimarlık sergisini gezerken, yanında bulunan mimar arkeolog dostunun, konuşma sırasında, «Eğer İslâm masaydık gerilemiyeceğimizi söylediğini yazar.
مال الرده اختیار اندیگی ابهام و اطلاقه بولی، عین بلاغت اولد نفی کی، لوک نے جواز بنی وہ انکار آشکاری دلیل ،اولد یعنی کوزن کوردی کوره هلك.
قرانده، دلائل عقليهيه و فنك كشفياتنه مخالف بعض انار وارد دید کاری اصحى شبه الكريم
جوابده:
حشر و عدالت الله عبادت اساسا بيه قرآن كريمده تعقيب البديلن مقصد اصلی، اثبات صانع، نبوت جمهورنای ارشاد و اتصال التحكدر بناءً عليه قرآن كرمن ماندن بايد فى بحث تصدر، قصدي دگار یعنی ( لغيره) در ( لذاته) دهلدر یعنی قرآن كريم، جناب حقك وجود وحدت و عظمته استدلال صورتياله ما ماندن بحث يتمشد . يوقه ل خانك بالذات كيفيتني ايضاح إيمان ایچونه بحث اینه شد. چون که قرآن کریم، جغرافیه و قوز موغرافيه كما قصداً لا ئناتك كيفي اننده معنای اسمیله بحث ایدن برفن و بر کتاب دگلدر. آنجه لكائنات صحیفه سنده يا زيلان صنعت الرهينك تقشيريني و يارا ديلان قدرتك معجزه لريني و فوز موغرافيه جيهاري حيرنده براقان نظام و انتظارما هم معنای حرفیها صانعه و نظام حقیقی به استدلال کیفینی او گر تملك ايچونه نازل اولان بر کتابدر. بناء عليه، صنعت، قصد نظام، لا شفاتك هر ذره سنده بولو نور مطلوب حاصل اولور تشکی
فاصل اولورسه اولون، بزم مطالبو عزه تعلقي يوقدر.
فبناء على ذلك، مادا مكه قرآنك كائناتدن بحثى استدلال ایجوندر. و دليلك ده مد عاده اول معلوم اولم ہی شر طور. و دليلك مخاطب ارجه وضوحی مستحسندر. بعض آيتون او نارك حياتنه و ادبي معلوما ت ارينه اماله اتمی و بارتمى، مقتضای بلاغت و ارشاد اولماز می؟ فقط بو آیت ارك حید نارینه اواله ایمنی مسئله سی، او حياته قصداً دلالت ایمن ایجون دگلدر آنجه کنایه قبیلندن او حياتي اوق أمن المجوندر. مع هذا، حقيقته اهل تحقيقي ايصال الحجون، قرينه و اماره لر
وضع ايديال مدر.
منده اگر قرآن کریم مقام استدلالده شویله به دیمه اول ایدیکه ای از انار کو نشان ظاهری وکیدار حقیقی کوند وارضه ای کونیای حقیقی راه و پیروزی رانده انه عمومی نان ینه وا گرنگه می دارند و من عند اراده حال اولا انتاجاته و به اوج خوانده
meselelerde ihtiyår ettiği ibhâm ve itlåk yolu, ayn-1 belägat olduğu gibi, yüksek i'câzını da isbata âşikâr bir delil olduğunu, gözün kör değilse göreceksin.
"Kur'an'da, deläil-i akliyeye ve fennin keşfiyatına muhalif bazı ayetler vardır" dedikleri üçüncü şübhelerine
cevabdır:
Kur'ân-ı Kerim'de ta'kib edilen maksad-1 asli, isbat-1 Sani', nübüvvet, hasir ve adalet ile ibadet esaslarına cumhûr-u nâsı irsad ve îsål etmektir. Binaenalevh Kur'ân-ı Kerim'in kainattan yaptığı bahis tebeidir, kasdi değildir. Yani 'ligavrihî'dir, 'lizâtihî' değildir. Yani Kur'ân-ı Kerîm, Cenâb-ı Hakk'ın vücûd, vahdet ve azametine istidlál suretiyle kâinattan bahsetmiştir.
Yoksa käinâtın bizzat keyfiyetini izah etmek için bahsetmemiştir. Çünki Kur'ân-ı Kerîm, coğrafya ve kozmoğrafya gibi kasden käinâtın keyfiyatından ma'nâ-yı ismiyle bahseden bir fen ve bir kitap değildir. Ancak kâinât sahîfesinde yazılan san'at-ı İlâhiyenin nakışlarını ve yaratılan kudretin mucizelerini ve kozmoğrafyacıları hayrette bırakan nizām ve intizamla, hem ma'nâ-yı harfiyle Sáni'e ve Nazzâm-ı Hakiki'ye istidlål keyfiyetini öğretmek için nâzil olan bir kitaptır. Binâenaleyh san'at, kasıd, nizâm, kâinâtın her zerresinde bulunur. Matlûb hâsıl olur. Teşekkülü nasıl olursa olsun, bizim
matlûbumuza taalluku yoktur.
Fe-binâen alâ zálik, mademki Kur'ân'ın kâinâttan bahsi istidlâl içindir. Ve delilin de müddeâdan evvel ma'lům olması şarttır. Ve delilin muhâtablarca
vuzûhu müstahsendir. Bazı âyetlerin onların hissiyâtına ve edebî ma'lûmâtlarına imâle etmesi ve benzetmesi, muktezâ-yı belâgat ve irşad olmaz mı? Fakat bu âyetlerin hissiyatlarına imâle etmesi mes'elesi, o hissiyâta kasden delâlet etmek için değildir. Ancak kinâye kabilinden o hissiyatı okşamak içindir. Maaházá, hakikate ehl-i tahkiki îsâl için, karîne ve emareler vaz' edilmiştir.
Meselâ, eğer Kur'ân-ı Kerîm makam-ı istidlålde
şöylece demiş olsa idi ki: "Ey insanlar! Güneşin zahiri hareketiyle hakiki sükûnuna; ve arzın zâhiri sükûnuyla hakîkî hareketine; ve yıldızlar arasında cazibe-i umůmiyenin garibelerine ve elektriğin acîbelerine; ve yetmiş unsur arasında hâsıl olan imtizâcâta; ve bir avuç su içinde
evk u cezbe içinde bir zikirhaneye İnkılab bak, onun neşrettiği nur ile, o matemhane-i umum
TARINTE BUGÜN
1356-Türklerin Rumeliye geçişi.
- 1812-Osmanlı-Rus Savaşı sona erdi.
1862-Sayıştay'ın kuruluşu.
1902 - Bilim adamı
Thomas Edison pili buldu.
1918 - Tiflis'te Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti ilan edildi.
Dünya Kıble Günü.
28
CUMARTESİ
SATURDAY
MAYIS
MAY
Allah duşmanlarınızı en iyi bilendir. Dost olarak Allah yeter. Yardımcı olarak yine
Allah yeter.
Nisa Suresi: 45
BİR HADİS
Allah yakınlarını, nâmahremlerden kıskanan kullarını sever.
Tam bir Müslüman olmak; yani yalnız suri değil belki hakikat-ı imânı ve hakikat-ı İslâm'ı kazanmak ve bir cihette kâinat mümessili olarak doğrudan doğruya kâinatın Hâlık-ı Zülcelâli'ne
CERİR B. ABDULLAH'IN ZULHALASA PUTHANESİNİ VE PUTUNU YIKMAĞA GÖNDERİLMESİ
Cerir b. Abdullah, Medine'ye geldikçe, Ferve b. Amr'ul'Beyazi'ye iner, Peygamberimiz de, ona, arkasındaki kavmını sorardı. Cerir b. Abdullah Yâ Resûlallah! Yüce Allah, İslâmiyeti âşıkâr ve
üstün kıldı.
Becilelerin mescidlerinde ve meydanlarında ezanlar okunuyor. Kabileler, tapa geldikleri putlarını yıktılar." dedi.
Peygamberimiz «Zülhalasa, ne yapıyor, ne oldu? diye sordu. Cerir b. Abdullah O, olduğu hal üzere duruyordur." dedi. Peygamberimiz «Vallâhı, inşaallah, ondan da, kurtulup rahatlaya-cağım! buyurdu (1).
Ey Cerir! (2) Sen, beni, Zülhalasa'dan kurtarmağa yetmez (3), beni, ondan rahatlandırmaz mısın?» diye sordu (4).
Cerir b. Abdullah «Evet! Rahatlandırırım!» dedi (5).
Zulhalasa, Devs (6), Has'am ve Becilelere aid olup (7) Yemende bir Ev, bir Tapınaktı (8).
Ona tapılmakta ve Yemen Kåbesi denilmekte idi (9).
Zülhalasanın içinde dikili bir taş ta, bulunuyordu (10).
Beyaz mermerdendi (11). Üzeri, tac gibi nakışlı idi.
Yemenle Mekke arasında, Mekke'ye yedi gecelik uzaklıktaki Teba-
(1) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347
( 2) Ebülmünzir Hişam'ül'Kelbi-Kitabülesnam s. 35-36, Müslim-Sahih c. 4, s. 1926
(3) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed'ül-Keibi-Kitabül'emam s. 25-35, Yakut-Muce-
mülbüldan e, 3, s. 383 (4) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 300, 362, 365, Buhari-Sahih c. 4, s. 232, с. 5, в. 112, Müslim-Sahih c. 4, s. 1926
(5) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed-Kitabulesnam s. 36, Buhari-Sahih c. 5, s. 112,
Yakut-Mucemülbüldan c. 2, s. 383
(7) İbn-i İshak, İbn-i Hişəm-Sire c. 1, s. 88, Ahmed b. Hanbel-Müsned c' 4, s. 365, Buhari-Sahih c. 5, s. 112
(6) İbn-i İshak, İbn-1 Hişam-Sire c. 1, s. 88
(8) Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 4, s. 305, Bulhari-Sahih e. 5, &. 112 b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 355, Buhart-Sahih c. 5, s. 112, c. 7, 8. 152
(9 ) Ahmad ( 10) Buhari-Sahih c. 5, s. 112
( 11) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed-Kitabülesnam s. 34, Belâzüri-Ensabülegraf с. 1, в. 384
le'de (12), Has'amların yurdu olan Abla'da dinin kapısının eşiğinde bulunuyordu (14).
(13), şimdiki Tebûle mescl-Zülhalasa'nın Bakıcısı Bâhile b. A'surlardan Beni
Umâmeler idi. Zülhalasa'ya tazim edilir, kurbanlar kesilirdi (15).
Babası öldürülen kimse, öc almak istediği zaman, önce Zülhala-sa'ya gider, onun yanında fal oku çektirir, çıkan ok, bundan men edi-
yorsa, geri dururdu (16). Devs kabilesi kadınları da, ona arkalarını dönüp irgalamak sureti-le taparlardı (17).
Zülhalasayı, Amr b. Luhay'ın veya Ebrehe'nin yaptırdığı söyle
nir (18).
Zülhalasa'ya, Devs, Becile ve Has'am'lardan başka Hâris b. Ka'blar, Cermler, Zübeydler, Gavs b. Mürrler ve Beni Hilal b. Amirler de, tapar ve bakarlardı (19).
Peygamberimizin Cerir b. Abdullah İçin Duası :
Cerir b. Abdullah, Ahmesilerden yüz elli (20), diğer rivayete göre yüz yetmiş (21) süvarinin başında oraya hareket etti (22). Ahmesiler, ata iyi binerlerdi.
Cerir b. Abdullah ise, at üzerinde pek duramazdı (23).
Hareket etmeden «Yâ Resûlallâh! Ben, at üzerinde pek duramaz bir adamım?» dedi (24).
Peygamberimiz, onun göğsüne elile hızlıca vurdu. Göğsünde par-maklarının izi çıktı (25).
(12) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed-Kitabülesnam s. 31, Yakut-Mucemülmüldan c. 2, s. 383 (
13) İbn-i Habib-Kitabülmuhabber s. 317, Yakut-Mucemülbüldan c. 2, s. 383 (14) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed-Kitabülesnam s. 36
(15) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed-Kitabülesnam s. 34-35, Yakut-Mucemülbül-dan c. 2, s. 383
(10) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 1, s. 89, Ebülmünzir Hişam b. Muhammed-Kitabülesnam s. 35, Yakut-Mucemülbüldan c, 2, s. 383 (
17) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed-Kitabülesnam s. 36, İbn-i Estr-Nihaye c. 2, s. 62, Yakut-Mucemülbüldan c. 2, s. 384
(18) Yakut-Mucemülbüldan c. 2, s. 383
İbn-i Habib-Kitalmuhabber s. 317, Yakut-Mucemülbüldan c. 2, s. 383
( Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 362, Buhari-Sahih c. 4, s. 232, c. 5, s. 112
21) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 360
(22 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 362, Buhari-Sahih c. 4, s. 232
( 23) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 4, 5. 362, Buhari-Sahih c. 5, s. 112, Müslim-Sahih c. 4, s. 1925, 1926
Buhari-Sahih c. 7, s. 152
( 25) Ahmed b. Hanbel-Müsmed c. 4, s. 362, Buhari-Sahih c. 5, s. 112
diyerek du etti (27). «Ey Allahım! Onu, at üstünde durdur! (26) Hadi ve Mehdi kill
Bundan sonra, Cerir b. Abdullah, attan hiç düşmez oldu! (28) Peygamberimiz, onu, böylece Zülhalasa'yı yıkmağa gönderdi (29).
Zülhalasa İçin Yapılan Çarpışma:
Cerir b. Abdullah, Becilelerin Ahmes süvarileri ile birlikte Zülhalasa-yi yakıp yıkmağa varınca, Has'amlar, Bâhileler ve daha başkaları, onunla çarpıştılar.
O zaman, Zülhalasa'nın Bakıcıları olan Bâhilelerden yüz kişi, Has'-am'ların çoğu ve Beni Kuhafe b. Amir b. Has'amlardan İki yüz kişi öl-dürüldü.
Cerir b. Abdullah ve süvari arkadaşları, onları yendiler ve bozguna uğrattılar (30).
Zülhalasa Tapınağında Falcılık Eden Bakıcının Müslüman Oluşu:
Kendisine «Haberin olsun ki: Resûlullah Aleyhisselâm, şuradadır. Eğer, senin fal attığını görürse, boynunu vurur!» denildi.
Adam, aldırış etmeyerek fal oklarını çekmeğe devam ettiği sırada Cerir b. Abdullah, üzerine çıka geldi.
Ona Şimdi, sen ya bu okları kırar ve Allâhdan başka ilah bulun-madığına şehadet edersin, ya da, senin boynunu vururum!» dedi. Adam, hemen okları kırdı ve şehadet getirdi (31).
Cerir b. Abdullah'ın Zülhalasa'yı Yıkıp Ateşe Vermesi:
(26) Buhari-Sahih c. 7, s. 152, Müslim-Sahih c. 4, s. 1925, 1926, İbn-i Mâce-Sünen
(27) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, a, 347, A. b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 362, Buhari-Sahih с. 5, а. 112, с. 7, 8. 152, Müslim-Sahih c. 4, s. 1925, 1926, İbn-i Mâce-Sünen c.
1, s. 56
(28) Buhari-Sahih c. 5, s. 112, Ebülfida-Sire c. 4, s. 152
( 29) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 1, s. 89
( 30) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed'ül'Kelbi-Kitabülesnam s. 36, Yakut-Muce-mülbüldan c. 2, s. 383-384
(31) Buhari-Sahih c. 5, s. 112 (32) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed-Kitabülesnam s. 36, İbn-1 Eslr-Nihaye c. 2, 8.62
(33) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 300, Buharl-Sahih c. 5, s. 112
Ebd Ertat'n Müjdeci Olarak Peygamberimize Gönderilmesi: Abdullah, Ahmeslerden Ebû Ertat (35) Husayn b.
Cerir b. olarak Peygamberimize gönderdi.
Rebla'-F1 (36) müjdeel Ebû Ertat, Peygamberimizin yanına gelip «YA Resûlallah! Seni. hak din ve Kitapla Peygamber gönderen Allâha yemin ederim ki
eli Ben, Zülhalasayı, uyuz deve gibi bakımsız bir halde bıraktım dedi Peygamberimiz, beş kerre «Ahmesilerin atları ve süvarileri müba-boş gelmedim.
rek olsun! diyerek təbrik ve dua etti (37).
Cerir b. Abdullah, kısa bir müddet içinde Medine'ye dönup geldi. Peygamberimiz «Yıktın mı onu?» diye sordu.
Cerlr b. Abdullah'ın Medine'ye Dönüşü :
Cerir b. Abdullah «Seni, hak din ve kitapla Peygamber gönderen Allaha yemin ederim ki: onun üzerinde olanları tutup (38) öldürdük.
Zülhalasa'yı ateşe verip yaktım.
Hiç kimse, onu yakıp yıkmaktan men edemedi!» dedi.
Peygamberimiz, o gün de, Ahmesîlerin atlarına ve süvarilerine be-reket duası yaptı (39).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, Beni Becileler hakkındaki 27. fıkrasında «Fakat, İbn-i Sa'd'in metninin pek doğru olmaması muhtemeldir.
Bir fikr-i mahsusa tebean sonra buna el karışmış olabilir.
Farazâ, şayân-ı dikkattır ki, Muhammed tarafından Becilelere vu-ku' bulan vasaya arasında mümessiline (vali) «Bir Habeş kölesi olsa dahi itaat edilmesi lüzumu vardır.
Bu kabil ilaveler, Muhammed'in vefatından bir çok sene sonra, Araplar ile gayr-ı Araplar arasında münaferet ve muhasede vücud bul-duğu, gayr-i Arap Sünni fırka Muhammed'in bütün Müslümanların mü-såvat-ı tammesini ve ırk farklarını kaldırdığını iddia ettiği zamanlarda icad edilmiş bir sürü Ehadis ile bir irtibat-ı samimiyi haizdir.
Farazi Buharide şu Hadisi görüyoruz:
«Size reis olarak tayin edilen bir Habeşî bile olsa, başı bir kuru üzüm salkımına benzese de, sözlerini dinleyiniz ve kendisine itaat edl-nizl...
(35) Buhari-Sahih e. 5, s. 112, Müslim-Sahih c. 4, s. 1926 (35)
Müslim-Sahih c. 4, s. 1925, İbn-i Abdulber-İstiab c. 4, s. 1595 (37) Ahmed b. Hanbel-Milsned c. 4
Sahih c. 4, s. 1020 , s. 360, 365, Buhari-Sahih c, 5, s. 112, Müslim-(38) İbni Milce-Sünen c, 1, s. 16, Beyhaiden naklen Ebülfida-Sire c. 4, 5, 151;
Zehebl-S Ålâm, c, 2, 8, 381, Süyuti-Camiüssagir c. 1, s. 16 (30) hon-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347-348
Habeşli idi ve bundan, gayr-i Arap hâlis Müslumanlar Araplarla gayr-1 İslamiyetin ilk müezzini ve Peygamberin gözde Eshabından Bilal, Arapiar arasında müsavat-1 tamme esasını teyid için delil çıkardılar. Bilal ile Arabistanın sair Müslümanları arasında musavat bulunduğu-na dair Peygamberin ağzından Hadisler uydurdular... (4) diyorsa da, iftiradır.
Kaetani, evvela, İbn-i Sa'd metni hakkında ileri sürdüğü ihtimalle, aynı zamanda İbn-i Sa'd'in metninin doğru ve ona sonradan el karış-
mamış olabileceğini de, kabul etmiş olduğuna göre, bu hususta hemen kesip attırmaktan sakınması gerekirdi.
Saniyen: İslâmda amire itaat, Hadislerden önce, Kur'ân'da yer alan bir konudur.
Kaetani, yüce Allahın, Kur'ân-ı Keriminde Ey iman edenler! Al-lah'a itaat ediniz! Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat ediniz. (Nisa: 59) »
buyurduğunu bilmiyor mudur?
Bizim en başlı menbaımız, Kur'ândır.» diyen bir kimsenin bunu bilmemesi de, bilmez görünmesi de, aleyhinedir.
Irk farklarını ortadan kaldırmak ve Araplarla Arap olmayanlar arasında tam bir müsavat sağlamak maksadile Hadisler uydurulduğu İddiasına gelince, bu da, Kaetani'nin uydurma ve yakıştırmasıdır.
Çünki, bu husus da, Hadislerden önce, Kur'ân-ı Kerimle mansustur.
Yüce Allah, Kur'ân-ı Keriminde şöyle buyurmuştur : Ey insanlar! Biz, sizi bir erkekle bir dişiden (Adem'le Havva'dan) yarattık.
Sizi, sırf birbirinizle tanışasınız diye büyük büyük cemiyetlere, kü-çük küçük kabilelere ayırdık.
Şüphe yok ki: Allah katında en şerefliniz, takvāca, en ileride ola-nınızdır.
Allah, her şeyi hakkıyle bilen, her şeyden haberdar olandır. (Hu-curât: 13)
Cebrail Aleyhisselâm, Peygamberimize Kur'ân'ı indirdiği gibi, Sün-net'i de indirmiştir (41). Kur'ân-ı Kerim'in bir tefsir ve izahı mahiyetinde bulunan Hadisle-
rin Kur'ân-ı Kerim'e uygun düşmesi kadar tabil ve mantıki ne olabilir? Kaetani, fıkrasının devamında «Cerir b. Abdullah Medine'de Fer-
Ve b. Amr'ul'Beyazi'nin nezdinde ikamet etti.» (42) diyorsa da, yanlıştır.
Çünki, Kaetani'nin dayandığı kaynakta: Cerir b. Abdullahın, Müs-
Jüman olmak için ilk gelişinde değil, Müslüman olduktan sonra Medi-ne'ye geldikçe, Ferve b. Amr'e indiği açıklanmıştır (43).
Kaetani, yine aynı fıkrasının devamında «Bu heyet, Ahmesüllatlar-dan... terekküp ediyordu. Muhammed, bunların isimlerini Ahmesullaha tebdil etmiştir. Welhausen'in notundaki ihtarat-ı müdakkıkanesine tev-
fıkı hareketle metni bu suretle tefsir ediyorum.» (44)
diyorsa da, yarılıyordur.
Bunu, Zeydüllat, Teymüllat isimlerinin değiştirilmesine benzet mek, büyük gaflettir.
Esåsen, dayanılan kaynakta Ahmesüllat değil, Ahmesullah» de-nilmiştir.
Peygamberimiz, Onlara «Siz kimlersiniz?» diye sorduğu zaman, on-lar «Biz, Ahmesullâhız!» demişlerdi.
Çünki, cahiliye çağında onlara böyle denirdi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz «Siz, bu gün, Allahınsınız (Allahın Müslüman kullarısınız) dır buyurmuştur (45). Ki, bunun:
Onlar, kendilerine bir belâ geldiği zaman İnna lillahi ve inna Ileyhi răciûn = Biz, Allâhın'ız ve Ona dönücüleriz! diyenlerdir. Baka-re: 156 âyetinden mülhem bulunduğu kesin ve açıktır.
Binaenaleyh, Kaetani'nin, Welhausen'in «İhtarat-ı mudakkıkane-sine! uyup metni değiştirerek tefsir etmesi ne kadar yanlışsa, Welhau-sen'in ihtarat-ı mudakkıkanesi de (!) o kadar yanlıştır.
Çünki, İçlerinde Ahmeslerin de, bulunduğu bütün Becile kabileleri Lât'a tapıyor değillerdi ki, kendilerini ona nisbet etsinler ve Peygam-berimiz de, Lât ismini Allâha çevirsin!
Onların putu, sadece Zülhalasa idi (46).
Kur'ân-ı Kerimden öğreniyoruz ki: başta Mekke müşrikleri olmak üzere bütün Araplar, puta tapmakla beraber, Allaha da, inanırlar ve putlarını, kendilerile Allâh arasında birer şefaatcı, kayırıcı sayarlar
*.. Bunlar, Allâh katında bizim şefaatcilerimizdir!» derlerdi (47).
(43) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347
(44) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 50
(45) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347
(46
) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed'ül Kelbl-Kitabülesnam s. 34-35, Ibn-1 Habib-
(47) Yünüs: 18 Kitabülmuhabber s. 317, Yakut-Mucemilbüldan c. 2, s. 383
Bediüzzaman Said Nursî, kendisinin de belirttiği gibi yaşadığı devirler ve yaptığı hizmet tarzı ve kullandığı metot itibarıyla hayat devresini üç döneme ayırmıştır. Bunlar; 1. Said/Eski Said, 2. Said/Yeni Said ve 3. Said dönemleridir.
Her devrenin birinci talebesi farklı. Peki, nedir bu talebelerin özellikleri. Üçüncü Said devresindeki hizmeti, iman ve Kur’an hizmetine devam ve siyasetçilere yol gösterme vazifesidir.
Bu devrenin birinci talebesi ise Zübeyir Gündüzalp’tir. Üstad; “Zübeyir bana merhum biraderzadem Abdurrahman yerine… verilmiş diye manevi ihtar aldım.” (14. Şua. Şua’lar.561) diyor.
Bu dönemin başka bir özelliğini de Isparta kahramanlarından Bayram Yüksel hatıralarında şu şekilde belirtiyor: “Üstadımız 1953 tarihinde yeni bir devreye giriyor, hiç değiştirmediği kaidesini değiştiriyordu. Akşamdan sonra yanına kimseyi almayan Üstad, Zübeyir Ağabey, Ceylan Ağabey ve beni yanına aldı. Üstadımızın odasına zil bağladık. Sabah erken abdest suyunu döker, yemeğini yapar, sobasını yakar, çayını pişirirdik. Üstadımızın tarz-ı hayatında değişen mühim bir hâdise oldu. İşte ‘Üçüncü Said’ devresi başlıyordu. Risale-i Nurların cemaatle okunmasına ve sabah derslerine başladık. Dersi evvelâ Üstadımız okur, sonra sırayla hepimiz okurduk” (N. Şahiner, Son Şahitler,3.cilt)
İşte Said Nursî’nin gazetelerle tekrar Eski Said devresindeki gibi ilgilenmeye başlaması, 1950’den sonra yani, Türkiye çok partili demokrasiye geçtikten sonra olmuştur. Bu dönemde bilhassa Risale-i Nur’u ilgilendiren haberleri, yakın talebesi Zübeyir Gündüzalp’e takip ettirir ve aleyhteki neşriyata karşı tekzip ve cevap hakkını kullanırken, müspet yayınlardan duyduğu memnuniyeti de tekrarla mektuplarında bahsederdi. Bunun örneklerinden biri şu ifadeler: “Bu sırada hem Ehl-i Sünnet gazetesi, hem buranın gazetesi, hem Zübeyir’in hararetli mukabelesi, Nur’larla iştigalleri güzel bir ilanat hükmüne geçti. Benim bedelime, benim hoşuma giden bize dair bahislerine bakınız, bana bildiriniz.” (Şualar: 454.)
Zübeyir Gündüzalp’in 3. Said devresi için gereken özellikleri çoktur. Üstad’ın sır kâtibidir. Aynı zamanda Üstad’ın “Kâinata değişmem” dediği bir muhabbet fedaisidir. Feragat ve fedakârlığın azamî mertebesidir.
Merhum Tahiri Mutlu Ağabey’e bir konu hakkında görüşüne başvurulmuş ve Tahir Ağabey şu cevabı vermiştir: ‘’Bunu Zübeyir Ağabey’e sorun. Bu meseleyi o bilir. Her büyük zatın bir Sır Kâtibi vardır. Üstad’ın da Sır Kâtibi Zübeyir Ağabey’dir.’’ (Son Şahitler.4.cilt)
ميليونارجه ميقروبك بولوند دفتر دقت اویگز کی لولی خارق شیار دن جناب حقك هر شید قادر اولامی اقلام اسکن) در اندی، دليل، قد عادن مطرقه در م داها خفى داها مشكل اولوردى. حالبوكه دا. مد عادن ففى اولمرسى، مقام استدلاله او عاز. مع هذا اونارك حسانن اماله بديله انار کا
قبر لندن اولوب، افاده ابتدقاری ظاهر مع الرى صدقه ودا كذبه مدار اولاواز.
اون کو مسور مسك ؟ ( قَالَ ) ده کی (الف)، ففتی افاده الدور اصلی (واو) اولسون (با) اولسون
نه اولورسه اولسون بره تعلق التميز.
خلاصه] مادامکه قرآن بتون زمان کرده کی ستون انساناده نازل اولمشدر شوشه دانند کاری امور ثلاثه، قرآنه نقیصه دگل، قرآن بوکسن اعجازین دلیل هم دلی اوت، قران مج البدان تعالیم ایند جناب حقه سم ایدر محکم، او بشیر و نذیر بصر و بصيرتي، حقیقتی خير الدين تريح ايده هم مكون من هند عالیدر، جلیلور، جليدر. هم انسانادری قانديرارقم مغلطه الره دو شور تمكون، مسالك علياري عنيد
عالیدر، تمیز دور، طاهر در.
(برنجی مسلم ) حضرت محمد عليه الصلاة والسلامك اظهار ایتدیگی محسوس و ظاهری و از انارجه مشهور و معلوم اولان خارق الريان و معجزه لدينان اکثریسی، تاریخ و سیر کتا بارنده مذکور در و عین زمانده محققین علما طرفندن ايضاح وبيان ايديا مهر در. بناء عليه تفصيلا تني او كتاباره حواله ايدرك، بالگر او خارقة لون نو عاريني اجمالاً ايضاح ايده جگر
اوت، پیغمبر زیشان عليه الصلاة والسلامك ظاهرى خارق الرينك هر بریسی آحادی اولوب متواتر دیارده او آماد بارك هيئت مجموعه سی و چون نو عاری، متواتر بالمعنادر یعنی لفظ و عباره لری متواتر دیارده
فارقه لرن نو عادی او چدر
معنا لری چومه انسانلی طرفندن نقل ايديال مدر. او
(برنجی ) ارهاصات ایله آگرا معقده در که حضرت محمد عليه الصلاة والسلامك نيوتند ن أول ظهور ايدن خارقه لر در محوی ملتنا طا پدیغی آنشان سوغه ی، صداوه دكزين صولر ينك چكيدا له سی كير اس انتك يقلمه ی و غائبدن يا بيلان تبشیر برکی شیار در صدا نکه او حضرتك زمان ولادتي حساس و كرامت صراحی این کبی! ع صم او راته قد و منی و کاتم نی بو بی حادثه لوله تبشیر انده بولو نشد.
milyonlarca mikrobun bulunduğuna dikkat ediniz ki, bu gib harika sevlerden Cenab-ı Hakkın her şeye kadir olduğunu anlayasimz" dese idi, delil, müddeådan binlerce derece
daha hafi, daha müşkil olurdu. Halbuki delilin müddeådan hafi olması, makam-1 istidlale uymaz.
Maaháza, onların hissiyatına imale edilen åyetler, kinaye kabilinden olup, ifade ettikleri zahiri ma'naları sıdk veya kizbe medár olamaz.
Evet, görmüyor musun? (JG)'deki elif, huffeti ifade ediyor. Aslı 'vav' olsun, 'ya' olsun ne olursa olsun bize taalluk etmez.
Hulása: Madem ki Kur'ân, bütün zamanlardaki
bütün insanlara nazil olmuştur. Su sübhe addettikleri
umûr-u seläse. Kur'ân'a nakisa değil, Kur'ân'ın yüksek i'ci zina delillerdirler. Evet, Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyan'ı ta'lim eden Cenab-ı Hakk'a kasem ederim ki, o Besirm) ve Nezir'in basar ve basireti, hakikati hayâlden tefrik edememekten münezzehtir alidir, celildir, celidir. Hem insanları kandırarak mağlatalara düşürtmekten, meslek-i âlileri ganîdir, ålidir, temizdir, tâhirdir.
Yedinci Mes'ele: Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü
Vesselâm'ın ızhâr ettiği mahsûs ve zâhirî ve insanlarca meşhur ve ma'lûm olan hârikalarının ve mucizelerinin
ekserisi, tarih ve siyer kitaplarında mezkûrdur. Ve aynı zamanda muhakkikîn-i ulemâ tarafından îzâh ve beyân edilmişlerdir. Binâenaleyh tafsilâtını o kitaplara
hârikalarının her birisi âhâdî olup mütevâtir değilse de, o âhâdîlerin hey'et-i mecmûası ve çok nevleri, mütevâtir-i bilma'nâdır. Yani lafız ve ibâreleri mütevâtir değilse de, ma'nâları çok insanlar tarafından nakledilmiştir.
O hârikaların nev'leri üçtür.
Birincisi: İrhâsât ile anılmaktadır ki, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın nübüvvetinden evvel zuhûr eden hârikalardır. Mecûsî milletinin taptığı ateşin
sönmesi, Sava Denizi'nin sularının çekilmesi,
Kisrå Sarayı'nın yıkılması ve gäibden yapılan tebşîrler gibi şeylerdir. Sanki o Hazret'in (asm) zaman-ı velâdeti, hassâs ve kerâmet sahibi imiş gibi, o zâtın (asm) kudûmünü ve gelmesini bu gibi hâdiselerle tebşîrâtta bulunmuştur.
امام ماهناك فتحی امانجی نوع) اخبارات عمله دركه، بالآخره وقوعه كله مك بك جومه غریب شبارون بحث نمد از جمله كرا و قصرك دفينه الرينك السلام النرلمم، رووارك مقلوب اندامی، کا قطنطينيه نك النمسى كى حادثاتين في ورمشدر مانكه او ذاتك جسدندن بجر وايدن روحی زمان ومكانك قيد الدينى بارارق استقد الك هر طرفنه اولو الزمن و کوردیگی وقوعاتی سویله قدر سویله دیگی کی ده وقوعہ کا مشور.
)
وضحتی نوع ) حتی خارق لر در که معارفه زمان رنده کندیسندن طلب الديوان معجز المرور طاشله قونوشهری، آغا جان یوروم هی، آیا ایک بار به ع حرم بولوغه سی، پا یا ق کرند نه صولون آقحمه می کنید که تفسیر کشافان مؤلفی زمخشترین دید یگنه کوره، او حضرتك بو نوع خطر فراری بی که بالغ اولمشدر. و به سمی ده متواتر بالمعداد . حتی قرآنی انکار اید ناردن بر قسمی، انشقاق قمر معنا سنده تعرف
حاشيه ]
اینمه مشار در
سوال ؟ ] انشقاق قمی، بتونه از انارجه کسب شهرت ایتمی لازم به معجزه اینکه، عالمجد او قدر
شهرت بولما مشدر. اسیرابی نه در؟
١٣٢١ هـ ٥ مارت ١٩١٦ -
حاشیه ) دیار بکرده، وان واليسى جودت بگل آونده ۱۹ شباط ۱۳۳۱ تاریخنده، جمعه کیجه می بو تفسیرن ايلك عربی نسخه سنی تبییض ايد كه شو شكل غريب، تعدادفاً واقع اولمشدر. واو كيجه وقوعه كان بتليك سقوطيله، مؤلفي بديع الزمانك اسارتنه راست كلير. حدانكه شو شكل غريبك، شو معجزه پر و خارقه لر بخشنده او کیجه حصوله قمی، مؤلفه روساره أسير دو شد یگند و برابرنده بولونان بعض طلبه لدينك شهيد اولارق قانلرينك دو کول د یگنه فارقه بر اشار تدر.
سعيدك کوچک قرداشی و یگر می سنه لك طلبرسي
عبد المجيد
و كذا بو نقش، باشى كيا من بريلانك، قوير وغنى مؤلف بديع الزمان صارمن اولديغنه.. ومؤلفك ياره لى اولارق تولوم منتظراً اوتوز ساعت مو فرقتك ايجنده قالدیفی بره بگره یور. و او وضعیتی
İkinci Nevi': İhbarât-ı gaybiyedir ki, bil'ähire vuküa gelecek pek çok garib şeylerden bahsetmiştir.
Ezcümle, Kisrå ve Kayser'in definelerinin İslâm eline
Kostantiniye'nin alınması gibi hadisâtdan haber vermiştir. geçmesi, Rumların mağlûb edilmesi, Mekke'nin fethi. Sanki o zâtin Gum) cesedinden tecerrüd eden ruhu, zaman ve mekânın kavıdlarını yararak istikbalin her tarafına uçup gezmiş ve gördüğü vukūâtı söylemiştir. Söylediği gibi de vukūa gelmiştir.
Üçüncü Nevi': Hissi harikalardır ki, muâraza zamanlarında kendisinden taleb edilen mucizelerdir.
Taşın konuşması, ağacın yürümesi, ay'ın iki parçaya bölünmesi, parmaklarından suların akması gibi ki, Tefsir-i Keşşâf'ın müellifi Zemahşerî'nin dediğine göre, o hazretin (asm) bu nevi hârikaları bine båliğ olmuştur. Ve bir kısmı da mütevâtir-i bilma'nådır. Hatta Kur'ân'ı inkâr edenlerden bir kısmı, inşikāk-1 kamer ma'nâsında tasarruf etmemişlerdir.
(Haşiye)
Suâl: İnşikāk-ı kamer, bütün insanlarca kesb-i şöhret etmesi lâzım bir mucize iken, âlemce o kadar şöhret bulmamıştır. Esbâbı nedir?
Hâşiye: Diyarbekir'de, Van Vâlisi Cevdet Bey'in evinde, 19/Şubat/1331 ( 1331, m. 5 Mart 1916) tarihinde, Cum'a gecesi bu tefsirin ilk Arabî nüshasını tebyîz ederken, şu şekl-i garib, tesâ-
düfen vâki olmuştur. Ve o gece vuküa gelen Bitlis'in sukūtuyla, müellifi Bedîüzzaman'ın esâretine rast gelir. Sanki şu şekl-i garîbin, şu mucizeler ve hârikalar bahsinde o gece husûle gelmesi, müellifin Ruslara esîr düştüğüne ve beraberinde bulunan bazı talebelerinin şehîd olarak kanlarının döküldüğüne hârika bir işarettir. Saîd'in küçük kardeşi ve yirmi senelik talebesi
Abdülmecid
Ve kezâ bu nakış, başı kesilmiş bir yılanın, kuyruğunu müellif Bediüzzaman'a sarmış olduğuna; ve müellifin yaralı olarak ölüme muntazıran otuz saat su
harkının içinde kaldığı yere benziyor. Ve o vaziyeti andırıyor.
Risalett Abmediye (asm) nasiz-niye, birer sahife-i âvât liktan ve abesiyetten ve tesaduf oyuncaklığından çıkıp birta ktm onu ile kainattaki harekat, tenevvuat, tebeddülát, tagayyürat, mana
TARINTE BOGON
-1453-Fatih'in İstanbul'u Fethi ve Ortaçağ'ın sona ermesi.
- 1453-Ayasofya'nın cami olması.
1953 - Bediüzzaman, İstanbul Fethinin 500. yılı münasebetiyle düzenlenen merasimlere katıldı.
1985 - Fatih Sultan
Mehmet Köprüsü'nün temeli atıldı.
29
PAZAR
SUNDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET Eğer o zerre kadar amel bir İyilik olursa, onu kat kat arttırır ve Kendi katından
pek büyük bir mükafat verir.
Nisa Suresi: 40
BİR HADİS
Kocana hizmetin, sadakadır.
Masnûâttaki kemâlât, Cenâb-ı Hakk'ın kemâlinden in'ikâs eden bir gölge olduğuna nazaran, masnûât, sıfat-ı İlâhiye ile muvâzene hakkına malik değildir. Mesnevî-i Nûriye
EZD TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
Ezdlerin Soyları:
Ezdlerin Ata soyları şöyle sıralanır:
Ezd b. Gavs, b. Nebt, b. Malik, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe', b. Yes-, b. Ya'rub, b. Kahtan.
cüb 1. Beni Hazrec b. Harise, b. Sålebe, b. Amr Müzeykıya, b. Amir Mâüs'semå, b. Härisetülgıtrif, b. İmrülkays, b. Sålebe, b. Måzin, b. Ezd,
b. Gavs.
2. Beni Evs b. Hârise, b. Sålebe, b. Amr Müzeykıya, b. Amir Ma-üs'semå, b. Härisetülgıtrif, b. İmriülkays, b. Sålebe, b. Mâzin, b. Ezd, b. Gavs.
3. Bârık Sa'd b. Adiy, b. Hârise, b. Sålebe, b. Amr Müzeykıya. 4. Beni Hacr b. İmran, b. Amr Müzeykıya.
semâ, b. Härisetülgıtrif (1). 5. Benî Atik b. Ezd, b. İmran, b. Amr Müzeykıya, b. Amir Måüs'-
6. Beni Henv b. Ezd, b. Gavs, b. Nebt, b. Målik, b. Ezd, b. Kehlan, b. Sebe'.
7. Beni Adenan (Udsan) b. Abdullah, b. Ezd, b. Gavs. 8. Beni Karn b. Abdullah, b. Ezd, b. Gavs.
9. Beni Masiha b. Hâris, b. Ka'b, b. Abdullah, b. Mâlik, b. Nasr,
b. Ezd, b. Gavs, b. Nebt. Målik, b. Nasr, b. Ezd, b. Gavs. 10. Beni Lihb b. Ahcen, b. Ka'b, b. Hâris, b. Ka'b, b. Abdullah, b
11. Beni Gamid Amr b. Abdullah, b. Ka'b, b. Hâris, b, Ka'b, b. Ab-dullah, b. Malik, b. Nasr, b. Ezd, b. Gavs,
12. Beni Devs b. Udsan, b. Abdullah, b. Zehran, b. Ka'b, b. Haris, b. Ka'b, b. Abdullâh, b. Mâlik, b. Nasr, b. Ezd, b. Gavs.
13. Beni'n'Nemir b. Usman, b. Nasr, b. Ezd, b. Zehran, b. Ka'b, b. Hâris, b. Ka'b, b. Abdullah, b. Mâlik, b. Nasr, b. Ezd, b. Gavs.
14. Beni Amr b. Galip, b. Usman, b. Nasr, b. Zehran, b. Ka'b, b. 15. Benî Måvele b. Şems. Hâris, b. Ka'b, b. Abdullah, b. Malik, b. Nasr, b. Ezd, b. Gavs.
16. Beni Bürsan b. Amr, b. Ka'b, b. Gitrif, b. Bekr, b. Yeşkür, b
Muksir, b. Sa'b, b. Dühman, b. Nasr, b. Zehran, b. Ka'b, b. Haris, b. KA'b, b. Abdullah, b. Malik, b. Nasr, b. Ezd, b. Gavs.
ris, b. Ka'b, b. Abdullah, b. Malik, b. Nasr, b. Ezd, b. Gavs. 17. Beni Selaman b. Müfric, b. Malik, b. Zehran, b. Ka'b, ь. на-18. Beni Rasib b. Malik, b. Meydean, b. Malik, b. Nasr, b. Ezd, b.
Gays (2).
Ezd Temsilcileri Medine'ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldiler?
Ezd Temsilcileri, Medine'ye hicretin onuncu yılında geldiler (3). Başlarında Sured b. Abdullah'ül'Ezdi olmak üzre on kişi kadardı-lar (4).
Ferve b. Amr'ın evine indiler (5). Orada selamlandılar ve ağırlandılar.
Orada oturdular (6).
Peygamberimizin Ezd Temsilcilerine Soruları ve Tavsiyeleri:
Ezd Temsilcileri, Peygamberimizin yanına girip konuştular. Onla-rın şekilleri, ağır başlılıkları ve konuşımaları, Peygamberimizin hoşuna gitti.
Peygamberimiz «Siz, nesiniz?» diye sordu.
Onlar Mü'minleriz! dediler.
Peygamberimiz, gülümsedi ve «Her sözün bir hakikatı vardır. Si-zin sözünüzün ve imanınızın hakikatı nedir? diye sordu.
Onlar On beş haslet (huy) tir. Onlardan beşi; imán etmemizi, beşi de: İşlememizi, Elçilerinle emr ettiğin şeylerdir.
Geri kalan beşi ise cahiliye çağından şu ana kadar benimseyip ådet edine geldiğimiz Sen istemezsen bırakacaklarımızın dışındaki-şeylerdir yâ Resûlallah!» dediler.
Peygamberimiz İnanmanızı, Elçilerimle size emr ettiğim beş şey nelerdir? diye sordu. Onlar «Sen, Allaha, Allâhın Meleklerine, Kitaplarına, Peygamber-
(2) İbn-i Hazm-Cemhere s. 473-474 (3
) Taberi-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Abdulber-İstiab c. 2, s. 737, İbn-i Fair-Usdülgabe c. 3, s, 17, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55
(4) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 337, c. 5, s. 526, Taberi-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Haldun-
Tarih c. 2, ks, 2, s. 55 (5) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 338, c. 5, s. 526, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55
116 lerine ve öldükten sonra dirilmeye inanmamızı Elçilerinle emr etmis-
tin. dediler. Peygamberimiz İşlemenizi, size emr ettiğim beş şey nelerdir?» di-
Onlar «Sen, là ilahe illallah Muhammedürresûlullah dememizi, na-na güç yetince, Beytullahu hac etmemizi bize Elçilerinle emr etmistin.u mazı kılmanızı, zekâtı vermemizi, ramazan orucunu tutmamızı, yolu-ye sordu.
Peygamberimiz «Cahiliye çağında benimseyip ådet ve huy edinmis dediler.
olduğunuz beş şey nelerdir?» diye sordu. Onlar «Bolluk zamanlarında nimete, hakkını yerine getirmek su-
retile şükr, belâ ve musibet zamanlarında sabr ve tehammül etmek, uğranılan kazaya rıza, savaş meydanlarında düşmanla karşılaşınca, se bat göstermek ve savaşa gerçekten girişip savaşın hakkını yerine getir mek, düşmanın üzülmesine, sevinmeyi veya düşmanın sevinmesine üzül-
meyi terk etmektir.» dediler. Peygamberimiz İlim ve hikmet sahibi imişler. Derin anlayışlılık-larile az kalsın Peygamber oluvereceklermiş! buyurdu. Sonra da:
Ben, size beş haslet daha artırayım da, söylemiş olduğunuz has-letleriniz yirmiyi bulup tamamlansın:
3. Kendisinden yarın ayrılacağınız şeyler üzerine uşuşup birbiri, nizle uğraşmağa kalkışmayınız.
4. Amellerinize göre mükafatlandırılmak veya cezalandırılmak üzre kendisine döndüruleceğiniz ve huzuruna çıkarılacağınız Allâhın emirlerine aykırı davranmaktan sakınınız!
5. Sie, Ahirete sunacağınız hayırlı amelleri çoğaltıp mâsiyetleri bırakmak ve içinde temelli kalacağınız Cenneti elde etmek hususunda yarışmağa rağbet gösteriniz!» buyurdu.
ca hareket ettiler (7). Ezd Temsilcileri, Peygamberimizin öğütlerini ezberleyip uyarların-
Tayin Olunuşu: Sured b Abdullah'ın Ulu Kişiliği ve Kavmına Vali ve Kumandan
Sured b. Abdullah, Müslümanlığını İslâm amellerile güzelleştir-
di (8).
(7) Ebû Nuaym-Hilyetiülevliya c. 9, s. 279, İbn-i Kayyım, Zadülmaad c. 3, s. 63, Kastalani-Mevahibülledünniye c. 1, a. 322, Zürkânt-Meyahibülledünniye Şerhi
c. 4, s. 64-65, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 166 ( 8) İbn-1 İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 233, Taberf-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Abdul-
İbn-i Kayyın-Zadilmaad c. 3, s. 41, İbn-i Hacer-Isabe c. 2, a. 182 ber-İstiab c. 2, 9. 737, İbn-1 Estr-Üsdülgabe c. 3, s. 16, Ebülfida-Sire c. 4, 5, 144,
Kendisi, Ezdlerin en üstün kisisi (9) ve en iyi hüküm vereni idi.
Medine'de kaldığı müddetçe, Peygamberimizin meclisine devam
eder ve Peygamberimizin hoşuna giderdi (10). Peygamberimiz, onu, kavmından Müslüman olanların başına Vall ve Kumandan yaptı.
Sured b. Abdullahın Cüres Halkıyla Savaşması:
Peygamberimiz, Sured b. Abdullaha, Müslümanları yanına alarak Yemen taraflarında, yakınlarında bulunan müşriklerle savaşmasını emr
(11) ve yanındakilere iyi davranmasını tavsiye buyurdu (12). Sured b. Abdullah, Peygamberimizin emrile gidip Cüreşe' Indi. Cüreş ve Güreş Halkıyla Savaş:
Cüreş, o zaman, sapa sağlam, kale gibi bir şehirdi (13). Yemenin birinci iklimde tülen 6 derece ve arzan 17 derecede bulu-nan büyük ve geniş vilayetlerindendi.
Cüreş ismi, buraya, Cüreş b. Abdullah, b. Uleym, b. Cenab, b. Hü-bel, b. Abdullah, b. Kinane, b. Bekr, b. Avf, b. Uzre, b. Zeydüllat, b. Rü-feyde, b. Sevr, b. Kelb, b. Vebereden dolayı verilmişti.
Cüreş'in ortasından bir ırmak akardı (14).
Yemen kabilelerinden bir takım kabileler Cüreş'e gelip sığınmış, kapanmış bulunuyordu (15). Yemen kabileleri, Müslümanların, üzerlerine yürüdüklerini işitin-
ce, orada toplanmışlardı (16). Has'amlar da, Müslümanların kendilerine doğru geldiğini işitince, Yemen kabilelerile birlikte Cüreş'e girmiş ve onlara sığınmıştı (17).
(9) Halebl-İnsanüluyun c. 3, s. 261, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 155 (10) İbn-1 Sa'd-Tabakat e. 5, s. 526
(11) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 233-234, Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, c. 5, s. 526, Taberi-Tarih c, 3, 5, 158, İbn-i Abdulber-İstiab c. 2, s. 737, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zadülmand c. 3, s. 41, Ibn-1 Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 242
(12) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 5, s. 526
(13) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, İbn-i Sa'd-Tabakat e. 1, s. 338, с. 5 5. 526, Taberi-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 11, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 242, Ebülfida-Sire c. 4, 5. 144
(14) Yakut-Mucemülbüldan c. 2, s. 126, 127
( 15) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1. s. 338, Ta-beri-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Estr-Üsdülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 41, Ibn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 242
( 16) İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, 3, 55
(17) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, Taberl-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Eslr-Üsdülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 41, İbn- Seyyid-Uyun. c. 2, s. 242
Sured, Cureş halkını İslamiyete davet etti. Onlar, yanaşmadılar.
Müslüman olmaktan kaçındılar (18). Sured de, onları bir ay kadar kuşattı (19).
Fakat, onlar, Sured'e karşı, Cüreş'in içinde kendilerini savundu-
Sured, kuşatma sırasında yaylum hayvanlarının üzerine de, baskin-lar (20). yapıp onları ele geçirmeyi başardı (21).
lar Sonra, Cüreş halkını kuşatmayı bırakarak katar halinde Cüreşin Şeker dağına kadar geri çekildi (22). Orada gizlendi (23).
Cüreş halkı, Müslümanların, kendilerine, yenilerek dönüp gittikle rini sandılar ve onları yakalamağa çıktılar (24). Onlara yetiştiler (25). Sured, malyyetindeki mücahidleri hemen saf haline getirdi ve Cü-
reş takipçilerine saldırdılar (26).
Onlara, istedikleri gibi kılıç vurdular (27).
Onları, son derecede öldürdüler (28).
Onların atlarından yirmi at tuttular. Bu atların üzerinde bütün bir gündüz Cüreş takipçilerile çarpıştılar (29).
(18) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338
(19) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1. 5. 338, Ta-berl-Tarih c. 3, 158, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, 5. 41, İbn-i Seyyid-Uyun. c. 2, s. 242, Ebülfida-Sire c. 4, 5. 144, İbn-i Haldun-Ta-rih c. 2, ks. 2, s. 55
(20) İbn-i İshak, Ibn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, Taberi-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Esir-Us-dülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 41, İbn-i İbn-i Seyyid-Uyu-nüleser c. 2, s. 242, Ebülfida-Sire c. 4, s. 144
(21) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338
(22) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, Taberi-Tarih c. 3, s. 153, İbn-i Esir-Us-dülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 41, İbn-i İbn-i Seyyid-Uyun.
(23) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 238 c. 2, 3, 242, Ebülfida-Sire c, 4, 5, 144, İbn-1 Haldun-Tarih c. 2, ks, 2, 5, 55 (24) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, Tabe-
ri-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Eslr-Üsdülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 41, İbn-i Seyyid- Uyunüleser c. 2, s. 242, Ebülfida-Sire c. 4, s. 144, İbn-i Hal-
dun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55 ( 25) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, Taberi-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Esir-Üs-
dülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c, 3, s. 41, İbn-i İbn-i Seyyid-Uyun. c. 2, 242
( 27) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, 5. 338 (26) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55
(28) İbn-i İshak. İbn-i Hisam-Sire c. 4, s. 234, Taberi-Tarih c. 3. 5. 158. İbn-i Esir-Us-
( 20) İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338
dülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 41, İbn-i İbn-i Seyyid-Uyun-c. 2, s. 242, Ebülfida-Sire c. 4, s. 144
Sured b. Abdullah, onlardan Müslüman olanı serbest bıraktı. Müs-lüman olmaktan kaçınanın boynunu vurdu (30).
Haber Vermesi:
Peygamberimizin Cüreş Halkının Şekr'de Öldürülmekte Olduklarımı
Cüreş halkı, otlak bakmak üzre Peygamberimize iki kişi gönder-mişlerdi (31).
Bunlar, ikindi namazından sonra, Peygamberimizin yanında bu-lundukları sırada, Peygamberimiz «Şekr, Allâhın ülkelerinden hangi-sindedir?» diye sordu.
Otlak bakıcı Cüreşliler, ayağa kalkıp «Yå Resûlallah! O, bizim ül-kemizde bir dağdır. Ona, Keşr denir. Cüreş halkı, ona böyle ad vermiş-lerdir. dediler.
Peygamberimiz «O, Keşr değil, fakat Şekr'dir. buyurdu.
Otlak bakıcı Cüreşliler «Ya Resûlallah! Onun başında ne hal var?» diye sordular.
Peygamberimiz Vallahi, şu anda onun yanında develer boğazlanı-yordur! buyurdu.
Adamlar, hemen Hz. Ebů Bekir'e veya Hz. Osmanın yanına varıp oturdular ve Peygamberimizin söylediği sözü anlattılar.
Hz. Ebû Bekir veya Hz. Osman, onlara «Yazıklar olsun size! De-mek, Resûlullah Aleyhisselâm, şimdi, size kavmınızın kara haberini vermiş!
Kalkınız hemen Resûlullâh Aleyhisselâmın yanına varınız. Kavmı-nızdan bu felâketin kaldırılması için Allaha duâ etmesini Kendisinden isteyiniz!» dedi.
Cüreşliler, kalkıp Peygamberimizin yanına vardılar. Bu hususta duâ etmesini dilediler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz «Ey Allâhım! Onlardan bu felaketi kaldır!» diyerek Allâha duâ etti.
Cüreşli adamlar, Peygamberimizin yanından çıkıp kavmlarının ya-nına döndüler. Onların, öldürüldüklerini Peygamberimizin haber verdi-ği gün ve saatte Sured b. Abdullâh tarafından öldürülmüş bulundukla--rını öğrendiler.
(30) İbn-i Sa'd-Tabakat c, 5, 5, 526
(31 ) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s, 234, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, Tabe rl-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Esir-Üsd. c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 41, İbn-Seyyid-Uyun. c. 2, s. 242, Ebülfida-Sire c. 4, s. 144, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, 55
Cüreşlilerin Peygamberimize Temsilciler Gönderip Müslüman olmaları: Peygamberimizin yanına Cüreş halkından Temsilciler gelip Müslü-
man oldular (32). Peygamberimiz, onlara İnsanların en güzel yüzlüleri, en doğru, tatı sözlüleri, emaneti en çok gözetenleri! Sizler, hoş geldinizi Siz-ler, bendensiniz, ben de, sizlerden im!" diyerek son derecede iltifatta
Kendilerine (Mebrur) sözünü savaş parolası yaptı (33). bulundu.
Cüreşlilere Koruluk Tahsil Edilmesi:
Isaretlerle gösterilen bir koruluğu da (34), atları, develeri, ekin öküzleri Peygamberimiz, Cüreşlilere, kariyelerinin çevresinde hududu belli İçin (35) koru olarak tahsis etti (36).
Cüreş halkından herkes, orada hayvanını yayacak, men edilmeye-cekti (37).
Cüreşlilerin Müslümanlıklarını Güzelleştirmeleri ve Sağlamlaştırmaları:
Kaetani, 21. fıkrasında «Cenupta bu vakayi cereyan ettiği sırada Cüreş'te sakin olan Yemeni kabilelerin iki sefiri şehir sekenesi hisabı-na Muhammed'le müzakereye gitmişlerdi. Sefirler..» (39)
diyorsa da, yanlıştır. Cüreşliler, bu iki kişiyi Peygamberimize Elçi olarak değil, otlak bakmak için göndermişlerdi.
Kaetani, aynı fıkrasının devamında «İnkıyadlarını ve ihtidalarını tebliğ etmek üzre iki sefiri derhal Medine'ye tekrar gönderdiler.) (40) diyorsa da, yanlıştır.
(32) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, Tabe-ri-Tarih c. 3, s. 158-159, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 41, İbn-i Seyyid-Uyu-niüleser c. 2, s. 242-243, Ebülfida-Sire c. 4, s. 144
(33) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 262
(34) Im-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, Tube-ri-Tarih c. 3, s. 159
(35) Ibn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, Taberi-Tarih c. 3, s. 159 (
36) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, Tabe-ri-Tarih c. 3, s. 150, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 41, İbn-i Seyyid-Uyun c. 2, s. 243, Ebülfida-Sire c. 4, s. 144
(37) Ibn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, Taberî-Tarih c. 3, s. 159 (38) Ebülfida-Sire c. 4, s. 144
(39) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 40-41 (40) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 41
sayıda bir heyeti göndermişlerdir (41). Cüreşliler, Peygamberimize gelip giden iki kişiyi değil, ayrı ve faz-
la Kaetani, kaynakların metinlerinde tesniye (ikilik) zamiri kullanıl-mayip cemi sigası kullanıldığının da farkında değildir.
Kaetani, 2 numaralı notunda «Bütün bu uzun hikâye İslamiyetin intişarile hiç münasebeti olmayan mahalli bir vak'a hakkında Müslü-manların uydurduğu tafsilata benziyor.» (42) diyorsa da, yanılıyordur.
Medine'ye gelip Müslüman olan Ezdiler Cüreşteki kabile topluluk-larını, Peygamberimizin emrile yola getirmek üzere Sured b. Abdullahın kumandası altında harekete geçmiş ve Müslümanlığı kabule yanaşma-maları üzerine de, yapılan savaş neticesinde bir hayli zayiat verdikten ve akılları başlarına geldikten sonra Cüreşten Medine'ye bir heyet gön-dererek Müslüman olmuşlarsa, bunu, mahalli bir vak'a sayan ve bu-nun, İslamiyetin intişarile hiç bir münasebeti bulunmadığını ve Müs-lümanlar tarafından uydurulmuş bir tafsilat olabileceğini sanan akıl ve mantıktan şüphe edilmez mi?
Eğer, karşımızdakilerin ellerindekileri tevsik ettirmeğe kalkacak clursak, bundan, Müslümanlar değil, en çok Kaetani zararlı çıkar.
Hz. İsa'dan yüzlerce yıl sonra, yüzlerce İncil arasından seçilen ve birbirini tutmayan dört İncillerini bile gayb eder, kitapsız kalır!
Kaetani'nin; Tebâle ve Cüreş halkının çarpışmasız Müslüman ol-dukları hakkında Belázüri'de gördüğü bir haberi ileri sürmesi (43) de, yerinde değildir.
Bu, İbn-i İshak gibi eski ve son derecede itimad ettiğini söyleyerek bütün kaynakların başına geçirdiği bir kaynağın verdiği ve bir çok kaynakların da, teyid ettiği habere itimadsızlık ifade eder ve kendisi-nin çelişkiye düştüğünü gösterir.
(41) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, Tabe-ri-Tarih c. 3, s. 158-159, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 41, Ibn-1 Seyyid-Uyunüleser
с. 2, R. 242-243, Ebülfida-Sire c. 4, s. 144 ( 42) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 41-42
Peygamberimiz, Ezdilerden Halid b. Dimad'a bir yazı yazdı ve ya-zısında şöyle buyurdu:
Allaha hiç bir şeyi şerik koşmaksızın imân ve Muhammed'in, Al-lahın kulu ve Resûlü olduğuna şehadet etmek, namazı kılmak, zekâtı yapanı ve kötülükte direneni barındırmamak, Allah ve Resûlüne kar-vermek, ramazan orucunu tutmak, Beytullahı hacc etmek ve kötü is şı hayırhah olmak, Allâhın sevdiklerini sevmek ve Allâh düşmanlarar. sevmemek, kendi canını, malını ve ev halkını koruduğu şeylerden Muu hammed Peygamberi de, korumak üzre Müslüman olduğu zaman, yur-
dundan sahip bulunduğu şeyler yine kendisinindir. Ahdini yerine getirirse, Halid'ül'Ezdi, Allahın himayesinde ve Mu-hammed Peygamberin himayesindedir.
diyorsa da, yanlıştır. Yazıdaki cümle, Kaetani'nin yazdığı gibi değil, «Canını, malını ve ev halkını koruduğu şeylerden, Muhammed Peygamberi de, korumak üzre demektir ve bu mükellefiyet, Peygamberimize değil, Halid b. Di-mad'a aiddir.
PEYGAMBERİMİZİN CÜNADET'ÜL'EZDİ VE KAVMI İLE KENDİSİNE BAĞLI OLANLAR HAKKINDAKİ YAZISI
Peygamberimiz, Cünadetül'Ezdi ile kavmı ve kendisine bağlı olan-lar hakkında bir yazı yazdı ve yazısında şöyle buyurdu:
«Namazı kıldıkları, zekâtı verdikleri, Allâha ve Allâhın Resûlüne itaat ettikleri, ganimetlerden Allâhın hakkı olan beşte biri ve Peygam-ber Aleyhisselâmın payını verdikleri ve müşriklerden ayrıldıkları müd-mayesi vardır. detçe, kendileri için Allâhın himayesi ve Muhammed b. Abdullahın hi-
SAVAŞLAR, KANLI İHTİLALLER, BÜYÜK EKONOMİK KRİZLER VE BİTMEK BİLMEYEN BİR KAOS...
Hayat gözlerinizle gördüklerinizden, kulaklarınızla duyduk-larınızdan ya da elinizle hissettiklerinizden ibaret değildir. Esas gerçekler saklı ve gizli olanlardır. Bu gizli gerçeklere ses vermek kolay olmadığı için her ne kadar hayatımızı belirlese de bilin-meyen olarak kalır.
İşte bu kitap, 20. yüzyıldan başlayarak günümüze kadar uzanan süreç içinde dünyanın kaderini değiştiren gizli örgütlere ilişkin konularda sağlam tarihi kanıtlar sunmakta ve bilinmeyen ger-çekleri gün yüzüne çıkartmaktadır.
-Birinci Dünya Savaşı Nasıl Çıkarıldı?
-İngiliz Masonluğunun Dünya Politikası?
-Ermeni İsyanlarındaki İngiliz Mason Parmağı?
-ABD'deki Siyonist Örgütler?
-Türkiye'yi Parçalamak İçin Yapılan Gizli Planlar Neler?
-Birinci Dünya Savaşı Sırasında Siyonist Faaliyetler?
[ الجواب ] مطلغلوك اختلافى. وهو انك بلوطلى اولمرسنك احتمالي و اوز مانده رصدهان برای مولوی ووقتك وتقولي غفلت زمانى اولى وانشقاقك ان اولی کی اساندن طولانی هر سه او کو روغه سی و معلوم اولى لازم کامن. مع هذا، حجاز مطلعله ملغلری اولان برگرده اول بول کرده بولونان كروان و قافله الردن نقلاً، انشقاقك وقوعه كلريكي حقنده جوجه روانی دروار
و هیچی نوع معجزه برن رئیسی و ان ہوگی قرآن عظم الساندرله، بدى وجهله معجزه اول هفته مدار
اشارت ايد بالمدر.
ای اقدام شو مشاهداری از حومه همه انندن. شمدى توانتك ما قبلیده اولان جهت ارتباطه بازار ابن عبدالله ( يا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا ) آینده کی عبادتی، توحیده تفسیر ایتدیگه نظراً، او کی زیر اثبات توحید حقنده در بو آیت ده اثبات نبوت حقنده در نبوت محمدیه ایسه، توحیده ان بیون دلی لیدر. دیمن بو ای کی آیت آراسنده کی جهت ارتباط، آر الزندہ کی دالیت و مدلولیت علاقہ میدار یعنی بری دلیل، دیگری مدلولور . نبوتك اثباتی انجم معجزه لر ايله اولور نبوتك ان بيون معجزه ی ابه قرآن کریمدر. اوت، قرآنك معجزه اولدیفی، عالم اسلامجه قبول و تصديق ايديا من به حقیقتدر.
اما محققين علما طرفندن، قرآنك وجوه اعجازی حقنده اختلاف واقع اولمشدر. یعنی قرآن اعجازني انتاج ايدن جهتدار چو قدر هر محقق بر جهتی ترجیح و اختیار ایتمشدر آرالرنده مخالفت و مصدادم
يوقدر.
اعجازك و جهاري ايمه: (برنجيم) غائبدن و استقبد الدن خبر ورمی (ایکنجیسی) این رنده تناقض و تخالف و خطا بولو نما می او چنجیبی) نظم ایله نثر آراسنده ادیبارجه غیر معلوم بر اسلوبی اختیار ایمی (در د نجیبی) او قور بازار اولمایان به زاندن صدور ایتمی (تشنجيی) طاقت بشریه فوقنده علوم و
حقائقی احاطه ایمن او لمسی کی یک حومه شیار در.
لكن اعجا زينك ان یوکان و جھی، نظمندہ کی بلاغتدن طوغدر اوت، قرآنك بونوع اعجازی، بشرك طاقتندن خارج به درجه ده .در بو حقیقتی تفصیلا تیل آنلایوب قناعت حاصل ايتمك ايسته ينهار
Elcevab: Matla'ların ihtiläfı; ve havanın bulutlu olmasının ve vaktin uyku gibi gaflet zamanı olması; ve inşikäkın ihtimali ve o zamanda rasadhánelerin bulunmaması; ani olması gibi esbabdan dolayı, herkesçe o vak'anın görünmesi ve ma'lûm olması lazım gelmez. Maaházá, Hicaz matlaıyla matla'ları bir olan yerlerde, o gece yollarda bulunan kervan ve kafilelerden naklen, insikákın vukūa geldiği hakkında çok rivayetler vardır.
Üçüncü Nevi: Mu'cizelerin reisi ve en büyüğü Kur'ân-ı Azi müşşan'dır ki, yedi vecihle mucize olduğuna mezkûr âyetle işaret edilmiştir.
Ey arkadaş! Şu mes'eleleri az çok fehmettin. Şimdi bu ayetin makabliyle olan cihet-i irtibatına bakalım: İbn-i Abbas'ın )5( يا أيها الناس العبدُوا ayetindeki
ibådeti, tevhîde tefsîr ettiğine nazaran, evvelki âyet isbat- tevhid hakkındadır. Bu âyet de isbât-ı nübüvvet hakkın-dadır. Nübüvvet-i Muhammediye faum) ise, tevhidin en büyük bir delilidir. Demek bu iki âyet arasındaki cihet-i irtibåt, aralarındaki dâlliyet ve medlûliyet alâkasıdır.
Yani biri delil, diğeri medlüldür. Nübüvvetin isbatı ancak mu'cizeler ile olur. Nübüvvetin en büyük mucizesi ise Kur'ân-ı Kerîm'dir. Evet, Kur'ân'ın mucize olduğu, âlem-i İslâmca kabul ve tasdik edilmiş bir hakikattir.
Ama muhakkikin-i ulemâ tarafından, Kur'ân'ın vücûh-u i'câzı hakkında ihtilaf vâki olmuştur. Yani Kur'ân'ın i câzını intâc eden cihetler çoktur. Her bir muhakkik, bir ciheti tercih ve ihtiyâr etmiştir. Aralarında muhalefet ve müsâdeme yoktur.
İ'câzın vecihleri ise: Birincisi: Gaibden ve istikbâlden
haber vermesi; İkincisi: Ayetlerinde tenâkuz ve ve tehâlüf ve hata bulunmaması; Üçüncüsü: Nazım ile nesir arasında edîblerce gayr-i ma'lûm bir üslûbu ihtiyår etmesi,
Dördüncüsü: Okur-yazar olmayan bir zâttan sudúr etmesi; Beşincisi: Tâkat-i beşeriye fevkınde ulûm ve hakāiki ihâta etmiş olması gibi pek çok şeylerdir.
Lâkin i'câzının en yüksek vechi, nazmındaki belâgatten doğmuştur. Evet, Kur'ân'ın bu nevi' i'câzı, beşerin tâkatinden hâriç bir derecededir. Bu hakikati tafsîlatıyla anlayıp kanâat hâsıl etmek isteyenler,
Koyunhisar Savaşı, Osman Gazi'nin zaferiyle sonuçlandı.
1953 - Kore Savaşı sona erdi.
TEMMUZ
27
PAZAR
21447 SAFER
RUMI: 14 TEMMUZ 1441
HIZIR: 83
BİR AYET
Kibirlenerek insanlardan yü-zünü çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, kibirle kasılan, kendini beğenmiş, çokca övünüp duran kimseyi sevmez.
(Lokman: 18)
BİR HADİS
Allah, affeden kulunun saygınlığını artırır. Bir kimse Allah için tevazu gösterirse Allah ancak onun şerefini
yüceltir. Müslim, Birr: 69
Senin vazifen fahr değil, şükürdür. Sana lâyık olan şöhret değil, tevazudur, hacalettir.
pinihaye-ubudiyeti cihetiyle, onu bir misal-i muhabbet, bir timsal-i rahmet, bir şer künuz-u esma-i llâhiyenin keşşafı, göstericisi olduğundan, böyle baksar nin kaşifi ve İlancısı ve saltanat-i rububiyetin mehasininin dellalı, seyir nüjdecisi, bir rahmet-i bin ri, m Iste o zat bir saadeti ebediyenin muhbir eref-i in-san, yani
TARINTE BUGÜN 1236-Alaaddin Keykubat'ın vefatı.
- 1908 - İstanbul'da
bulunan Bediüzzaman'ın genel ve sağlık durumu hakkında bilgi almak üzere Van Valiliği'ne soruşturma yazısı yazıldı.
1952 - Bediüzzaman Said Nursî Afyon Mahkemesi duruşmasına katıldı.
30
PAZARTESİ
MONDAY
MAYIS
MAY
etmektedir. İşaratül-İcaz
HİCRÎ: 29 ŞEVVAL 1443 - RUMÎ: 17 MAYIS 1438
BİR AYET
O sizi öldürecek, sonra tekrar diriltecektir.
Sonunda Onun huzuruna
döndürüleceksiniz.
Bakara Suresi: 28
BİR HADİS
Dedikoduyu ve malı boşu boşuna harcamayı terk et.
Beşerin san'atı olan birşey bidâyette çirkin ve gayr-ı muntazam olur, sonra yavaş yavaş intizama sokulur. Kur'ân ise, ilk zuhurunda gösterdiği halâveti, güzelliği, gençliği şimdi de muhafaza
HASTAM TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
Has'amların Soyları ve Yurdları:
Kahtan'ın soyundan gelen Beni Has'amların Ata soyları şöyle sı-
ralanır:
Has'am Akyel b. Enmar, b. İraş, b. Amr, b. Gavs, b. Nebt, b. Mâlik,
b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe' (1).
Has'amlardan:
1. Beni Nâhis,
2. Beni Şehran b. İfris, b. Halif veya (Hulf), b. Has'am,
kabileleri;
Beni Nahislerden:
1. Beni Rüşdler,
2. Hamlar;
Beni Şehranlardan:
1. Beni Kuhâfe b. Amir, b. Rebía b. Amirler
türemiştir (2).
Has'amların yurdları, kardeşleri Becilelerle birlikte Yemen yolla-rile Tebåle'ye kadar uzanan Hicaz ülkesinde idi.
Sonradan, etrafa dağılmışlar, onlardan pek azı yurdlarında kal-mıştır (3).
Has'am Temsilcileri Medine'ye Ne Zaman ve Kimlerle Geldiler?
Nasıl Müslüman Oldular?
Cerir b. Abdullah gidip Zülhalasa tapınağını ve putunu yıktıktan, Has'amlardan öldürülenler öldürüldükten sonra, Peygamberimizin ya-nina Has'amlardan içlerinde As'as b. Zahr ve Enes b. Müdrik te bulu-nan bir heyet geldi.
«Bizler, Allâha ve Allâhın Resûlüne, Allâhdan gelen şeylere inandık. Bize, bir yazı yaz. O yazının içindekilere tabi olalım dediler.
Bu, Allahın Resûlü Muhammed tarafından Has'amların Bişe'de ve Bişe'nin kırlarında bulunanları için yazılmıştır.
Cahiliye çağında dökmüş olduğunuz kan (in suçu), sizden düşü-rülmüş, silinmiştir. Sizlerden isteyerek veya istemeyerek, gönüllü gönülsüz
Müslüman olan kimsenin elindeki, gökten yağmurla sulanan veya düşen çiğle 18-lanan yumuşak veya berk toprakta, kuraklık ve kıtlık olmayan yıllarda. sürüp ekerek geliştirdiği, yetiştirdiği mahsuller, kuruyup sonradan yağmurla yeşerenleri de dahil kendisinindir.
Onları, vergi vermeksizin yer.
Onlar, her akar su ile sulanan toprakta yetiştirdikleri mahsuller İçin Uşr (onda bir) ve her kuyu suyu ile (kuyudan çekilirken dökülen sularla) sulanan toprakta yetiştirdikleri mahsuller için de Uşrün (onda
birin) yarısını ödemekle mükelleftirler. Cerir b. Abdullah ve hazır bulunan kimseler şahid oldular.» (5)
Bişe:
Bişe, halkı kalabalık Yemen vadilerindendir.
Bişe ile Tebåle arası yirmi dört mildir.
Bişe, Yemen tarafındadır. Beni Selullerin diyarı idi.
Suları, Taif hicazından dökülen ve Has'amlarla, Hilallar, Süvae b.
Amir b. Sa'saalar vesair kabilelerden bir çok halkın toplandığı bir vadi Idi (6).
Kactani'nin Yanlışları:
Kaetani, 28. fıkrasında ... Has'amlar kabilesi Muhammed ile mü-zakeratta bulunmak üzre İki sefir gönderdi.» (7) diyorsa da, yanlıştır.
Kaetani'nin dayandığı kaynakta, Has'amlardan, Peygamberimize iki kişi değil, içlerinde As'as b. Zahr ve Enes b. Müdrikin de bulundu-ğu
adamlardan mürekkep bir heyet geldiği açıklanmıştır (8).
Kaetani, Peygamberimizin yazısının tercemesinde «Bu, Muham-med Resûlullâhın Has'amlara, gerek Bişe'de daimi surette ikamet eden-diyorsa da, yanlıştır. lere, gerek çölde bedevi surette yaşayanlara bir kitabıdır.» (9)
Bunun «Bu, Allahın Resulü Muhammed tarafından, Has'amların Bise'de ve Bişe'nin kırlarında bulunanları için yazılmıştır." diye terce-
me edilmesi gerekirdi. lam, Hasanlar için yazdı." diyerek açıkça ifade etmiştir Çünki, Ibn-i Sa'd, yazımın başlığında bunu «Resûlullah Aleyhisse-
. den, ya cebren Islamiyeti kabul eder ve bunun nerkis ve kavun ekili Yine, Kaetani, yazının tercemesinde "İçinizden kim ya kendiliğin-yalnız yağmur suyu ile yahut sebnem ile irva edilen arazisi bulunur ve ruat kurak olmayan senelerde bile kolayca bozulursa, vergi ver-meksizin nerkislerin kokusundan istifade edebilir ve kavunları yiyebi-Ir. (10)
diyorsa da, yanlıştır.
Bunu, hiç değilse, şöyle terceme etmeli idi:
Sizlerden, isteyerek veya istemeyerek, gönüllü veya gönülsüz Müs-lüman olan kimsenin, elindeki, gökten yağmurla sulanan veya düşen çiğle ıslanan yumuşak veya berk toprakta, kuraklık ve kıtlık olmayan yıllarda sürüp ekerek geliştirdiği, yetiştirdiği mahsuller-kuruyup son-radan yağımurla yeşerenleri de dahil kendisinindir.
Onları, vergi vermeksizin yer.
Onlar, her akar su ile sulanan toprakta yetiştirdikleri mahsuller için onda bir ve her kuyu suyu ile sulanan toprakta yetiştirdikleri mah-suller için de, Uşrün nısını (onda birin yarısını) ödemekle mükellef tirler.
Kaetani'nin, Nerkis sözünü, haydi, kuruduktan sonra yeşerme, gö-verme mânasına gelen Neşr sözünün güzel koku mânasından aldığını farz edelim.
Fakat, Kavun'u çarşıdan almadığına görel nereden aldığını anla-mak kolay değildir!
duğun) her şeydir. Günah, insanlar sana fetva verse de bir türlü soruyorsun. Sevap gönlünün açıldığı (rahatlık ve itmi'nan duy. tatmin olmayıp ruhunu kazıyan şeydir.
-٦٢٣٥ - يَا وَابصَةُ اسْتَفْتِ قَلْبَكَ اسْتَفْتِ نَفْسَكَ البَرُّ مَا اطْمَأَنَّ إِلَيْه الْقَلْبُ وَاطْمَأَنَتْ إِلَيْهِ النَّفْسُ وَالإِثْمُ مَا حَاكَ في النَّفْسِ وَتَرَدَّدَ في الصَّدْر وَإِنْ اَفْتَاكَ النَّاسُ وَافْتَوْك (حم) طب ق فى الدلائل عن وابصة الأسدى
6235- Ey Vâbisa! Kalbine sor, kendine sor. Sevap kalbin kendisine mutmain olduğu, ruhun yatıştığı şeydir. Günah da her-kes sana fetva verse bile ruhunu kazıyan ve gönlünde tereddüde sebep olan şeydir.
6236- Ey yahudi! İnsan hepsinden yaratılır. Erkeğin me-nisinden, kadının menisinden. Erkeğin menisine gelince, o kalın-dır. Kemikler ve damarlar ondandır. Kadının menisine gelince, incedir, et ve kan ondandır.
6240- İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, yüzleri (suretleri) insan sureti gibi, fakat kalpleri şeytan kalbi olacaktır. Kan akıtacaklar, çirkin hareketlerden çekinmeyecekler. Onlara tâbi olursan sana oyun yapacaklar, onlara güvendiğin takdirde sana hiyanette bulunacaklar. Çocukları yüzsüz, gençleri arsız ola-cak. Yaşlıları ise iyiyi emretmeyecek, münkerden alıkoymayacak-lar. Onlarca sünnet bidat, bidat ise sünnet sayılacak. Onlarda emir boş ve bozuk olacak. İşte o zaman Allah onlara aralarından en kötü olanları musallat kılacak. İyileri şerlerinden kurtulmak için dua edecekler, ama duaları kabul edilmeyecek.
6242- Insanlara öyle bir zaman gelecek ki, kişi umuma dua edecek, Allah: "Sen yalnız kendine dua et de duanı kabul edeyim. Umum halka gelince ben onlara gazap edeceğim." bu-yuracak.
6244- İnsanlara öyle bir zaman gelip çatacak ki, ce-maat, mescitlerde halka olup oturacak, fakat bütün gayeleri dün-ya menfaatı olacak. İşte bu gibilere Allah'ın ihtiyacı yoktur. Bing-enaleyh siz onlarla oturmayın.
6245- "İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda en üstün kişi hafifül haz olan kişidir." "Hafîfül haz ne demektir, ey Allah'ın Rasulü?" diye sordular. "Çocukları az olan kişi demek-tir." buyurdu.
6248- İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, üm-metimin zenginleri seyahat için, orta hallileri ticaret için, okuyucu-lan gösteriş yapmak ve fakirleri de dilenmek için hac yapacaklar.
٦٢٤٩ - يَأْتِي عَلَى أُمَّتِي زَمَانٌ يَحْسُدُ الْفُقَهَاءُ بَعْضُهُمْ بَعْضًا وَيَغَارُ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ كَتَغَائِرِ التَّيُوسِ بَعْضِهَا عَلَى بَعْضٍ (ك خط عن ابن عمر)
6249- Ümmetime bir zaman gelecek, fukaha (âlimler) birbirlerini kıskanacak, tekelerin birbirlerine hücum ettikleri gibi hücum edecekler (birbirlerini kıskanacaklar.)
6250- Üzerinize öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda kişi acizlik ile günah işleme arasında muhayyer olacak. Kim bu zamana erişirse aczi, masiyet üzerine tercih etsin.
٦٢٥١ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يُسْلَبُ الرَّجُلُ إِيمَانُهُ وَمَا يَشْعُرُ يُسَلُّ مِنْهُ كَمَا يُسَلُ الْقَمِيصُ الديلمي عن أبي الدرداء)
6251- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, kişinin imanı yok edilecek de bunun farkına varmayacak. Ondan o aynen gömlek çıkarılır gibi çıkarılacak.
6252- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, âlimler, köpekler gibi öldürülecekler. Keşke (ihtilafta değil) birlik halinde olsalardı. o zamanda o zamanın âlimleri
6253- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, bir mü'min o zaman da (açık olarak ibadet yapamayacak ve) içini dışa vu ramayacak, tıpkı bugünkü münafık gibi.
6254- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, kişi bir güruh insanın yanında oturacak, (o meclisten) kalkmasını, ancak aley-hinde konuşmaları korkusu önleyecektir.
الإسمعيلي والديلمي عن ابن مسعود قال في اللسان هذا اخبر منكر)
6255- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, avam (halk)
Kur'an okuyacak, ibadete kendini verecek, fakat bidat ehlinin iş-leri ile meşgul olacaklar. Hissetmedikleri yerden şirke sapacaklar. Söz ve ilimleri vasıtasıyla rızık elde edecekler. Dini alet ederek dünyalık edinecekler. İşte bir gözü kör Deccal'ın avanesi bunlar-dır.
6256- "İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, şeytanlar evlatlarında onlara ortak olacaklar." "Bu olacak mı, ey Allah'ın fark edeceğiz?" "Haya ve merhametin azlığı ile." buyurdu. Rasulu?" "Evet." "Peki kendi çocuklarımızı onlarınkinden nasıl
عن ابيه عن جده) 6257- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, uleması da hükeması da fitne olacak. Mescitler ve ilim öğrenenler çoğala-cak. Fakat gerçek âlim parmakla gösterilecek kadar az olacak.
6258- "İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, hayat artık masiyetle kazanılacak. Ticaretlerinde yalan ve yemin öylesine yaygın hal alacak ki, böyle bir zamana rastlarsanız kaçın." "Ne-reye kaçalım ey Allah'ın Rasulü?" "Allah'a, Kitabı'na ve Peygam-berin sünnetine." buyurdu.
6259- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, bütün ga-yeleri mideleri olacak. Şerefleri malları, kıbleleri kadınları, dinleri de dirhem ve dinarları (yani servetleri) olacaktır. İşte mahlukatın en kötüleri bunlardır ki, Allah katında hiçbir nasipleri yoktur.
6261- Vali getirilip Sırat üzerinde durduralacak. Her uzvu birbirinden ayrılıncaya kadar sallanacak. Eğer adil ise köprüyü geçecek. Zalim ise yetmiş mevsim kadar bir süre için cehenneme yuvarlanacak.
6263- Kıyamet günü kişi huzura çıkarılacak. Mizan da getirilecek. Sonra her biri, gözün görebildiği kadar günah ve ha-ta ile dolu olan doksan dokuz defter getirilecek ve terazinin bir kefesine konacak. Sonra ona bir kağıt çıkarıldığında içinde: "Eş-hedü en lâ ilâhe illellâh, ve enne muhammeden abdühû ve rasû-lüh" kelimesi bulunacak. Onu iki parmakla tutup terazinin öbür kefesine koyacak ve bütün hata ve günahlarına o şehadet keli-mesi ağır basacak.
6264- Kıyamette ümmetimden bir adam getirilecek. Fa-bulunmayacak. Allah Teala: "Haydi bunu cennete koyun. Çünkü kat cennete girmesi için kendisine ümit verecek hiçbir sevabı o çocuklarına merhamet ediyordu." buyuracak.
-٦٢٦٥ - يُؤْتَى بأقوام مِنْ وُلد آدَمَ يَوْمَ القِيَمَة مَعَهُمْ حَسَنَاتٌ كَالجبال اذا دَنَوْا وَاشْرَفُوا عَلَى الجَنَّةِ نُودُوا لا نَصيب لكم فيها ابن قانع عن سالم مولى الى حذيفة)
6265- Kıyamet gününde âdemoğullarından, dağlar gibi sevapları bulunan kavimler huzura çıkarılacaklar. Cennete yakla-şıp tam girecekleri sırada kendilerine: "Onda sizin hiçbir nasibiniz yoktur." diye (Allah tarafından) seslenilecek.
6266- Kıyamet günü kötü âlimler getirilip doğru cehen-neme atılacaklar. Merkebin dolabı döndürmek için döndüğü gi-bi, onlardan biri bağırsağını tutmuş halde dönüp duracak. Ken-disine: "Vah haline! Biz senin sayende doğru yolu bulduk. Ne bu halin?" denildiğinde, şu cevabı verecek: "Sizi nehyettiğim şeyi ben işliyordum."
6267- Kıyamet günü nimetler, sevaplar ve günahlar bir araya getirilecek. Allah nimetlerinden birine: "Haydi kulumun se-vaplarından hakkını al." emrini verdiğinde, o da hakkını alacak. Fakat kulda hiçbir şey bırakmayacak.
"Düşünüp taşınmadan ivedi olarak yapılan işten iyi sonuç alınmayacağını" belirtmek için "acele işe şeytan karışır" deriz. Genellikle bu atasözünü plansız programsız iş yapan ya da öfkeli anında ani kararlar vermeye yatkın olan kimselerin hata yapmasını önlemek için kullanırız. Gerçekten de öfke vb. du-rumlarda aldığımız her karar, bizim veya sevdiklerimizin daha fazla üzülmesine sebep olabilir.
Örneğin, herhangi bir sebepten dolayı evlatlarına kızgın olan bir baba, almış olduğu ani bir kararla bütün malını mül-künü satışa çıkartabilir. Hatta aynı baba evlatlarına dönüp şöyle de diyebilir:
"Size bir kuruş bile bırakmayacağım!
Oldu mu şimdi?
Tabii ki olmadı. Aceleyle verilmiş her karar gibi bunda da hata payı oldukça yüksektir. Oysa acelecilikten sakinan ve sebatkâr kimseler hata payını en minimum yumuşak huylu seviyeye indirmesini bilir. İste, şeytan bizi tam da bu noktadan
avlamaktadır, yani aceleci davranışlarımız ve sebatsızlığımız onun işine gelmektedir.
Halbuki bu şekilde davranan birinin hedefine varmadan nefesi tükenir.
"Teenniyle, yani ilerisini düşünerek hareket eden bir (kimse ise) hedefine erken(den) varır. Aceleci kimse bilme-den konuşur, anlamadan cevap verir; birini denemeden över, ardından övdüğünü yermek zorunda kalır; düşünmeden karar verdiği için de pişman olur."5
Ne yazık ki biz de zaman zaman düşünmeden hareket ettiğimiz için bu benzer hatalar işleyebiliyoruz. Nihayetinde insanız ve ani çıkışlar yaparak birilerinin kalbini de kırabiliyo-ruz. Aynı şekilde başkaları da kalbimizdeki fay hattını harekete geçirip bizi derinden sarsabiliyor. Allah'tan tevbe kapısı açık da yeniden insani ayarlarımıza dönebiliyoruz. Hazır bu kapı-dan girmişken, salih amel işleme noktasında acele etmeye ne dersiniz?
Evet evet illaki bir şeyde acele etmemiz gerekiyorsa bu alternatifi iyi değerlendirelim. Çünkü bizi dermansız veya ne-fessiz bırakacak olan bir hastalığın ya da ölümün kapımızı ne zaman çalacağı belli değildir.
Sahi, salih amel nasıl bir alternatiftir?
"Kur'an'da salih amelin, kötülüklerin ve günahların karşı-sında bir alternatif olarak sunulduğu görülür." Yani bizim için çok güzel bir alternatiftir. "Bu alternatif, kulun hem kendisine vaptığı kötülükler hem de başkalarının kendine yaptığı kötű-ükler için geçerlidir..."6
5 TDV İslam Ansiklopedisi - Teenni
6 Hadislerle İslam III Salih Amel / İvi Is. Doğru Davranış s. 39
Bir iş yapmaya niyet ederken teenniyle, yani acele etmeden karar verelim ki işimize şeytan karışmasın. Hem böylelikle hedefimize selametle varmış oluruz.
hayırlara vesile olsun. Alacağınız her karar ve ulaştığınız her sonuç, hakkınızda
الحكم الله والسادة لا إله إلا هو خالق كل من الندي وهو على كل شيء وكيل لا لشركة الأنصار وهو يدي الأنصار وهو اللطيف الخبير قد جاءكم يمار من ربحكم قتل أبصر للتقسيم ومن على فعليها وما أنا عَلَيْكُمْ تحليل . وكذلك الصرف الأيان ولِيَقُولُوا دَريْتَ وَلِبَيْنَهُ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ التَّبِعْ مَا أُري إليك من رنك لا إله إلا هو وأعرض عن المشركين . وَلَوْ شَاءَ اللهُ مَا أَشْرَكُوا وَمَا جَعَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيفًا وما أنت عليهم بوكيل . ولا تسبوا الذين يدعون مِنْ دُونِ اللهِ فَيَسُبُّوا اللهَ عَدْرًا بِغَيْرِ عِلْمٍ كَذلِكَ رَبَّنَا لِكُلِّ أُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ مَرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ وَأَقْسَمُوا بِالله جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَين . لَيُؤْمِنُنَّ بِهَا قُلْ إِنَّمَا الْآيَاتُ عِنْدَ اللَّهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْ الها إِذَا جَاءَتْ لَا يُؤْمِنُونَ وَنُقَلِّبُ أَفْئِدَتَهُمْ وَأَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُوا بِهِ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ .
66 Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim.99 (En'am, 6/104)
ولون
Mushaf sayfa no: 140
Hafızlık sayfa no: 7. Cüz/1. sayfa
DİLEYEN İMAN ETSİN, DİLEYEN İNKÂR...
BİLGİ
Çevremizdeki her şey bizlere Yüce Rabbimizin varlığını hatırlatır. Canlılar, etrafımızdaki hava, dağlar, denizler, nehirler, bitkiler, güneş, ay ve yıldızlar hep Allah'ın varlık ve gücünü gösterir. Kendi varlığımız, nefes alıp vermemiz ve ölümümüz de Allah'ın varlığına delildir. Kur'an da Allah'ın sözüdür ve en yüce bir delildir. O, kılavuzumuz, hidayet kaynağımızdır. Bu delilleri düşünen, doğru yolu bulur. Bir elçi olarak peygamber ancak bir uyarıcıdır, insanları imana zorlayıcı değildir. Gerekli rehberlik yapıldıktan sonra herkes yaptığının sonucuna katlanacaktır.
MESAJ:
Başta Kur'an olmak üzere pek çok delil üzerinde düşünerek Yüce Allah'ın birliğinin ve gücünün farkında olmak ve bu inanca göre yaşamak gerekir.
66 'Size Kitab'ı (Kur'an'ı) hak olarak indiren O iken ben Allah'tan başka bir hakem mi arayacağım?" (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun, Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O hâlde sakın şüphecilerden olma.99
(En'am, 6/114)
الكرة الثامن
ولا انا وانا اليهم المليكة وكلمهم المولى وحشرنا عليهم كل من قبلا ما كانوا يؤمنوا إلا أن يشاء الله العمل الفارهم يجهلون . وكذلك جَعَلْنا لكل نبي علوا الشياطين الألمبي والحين يُوحى بَعْضُهُمْ إلى بَعْضٍ المراف القول غُرُورًا ولو شاء ربك ما فعلوه قدرهم وما يمازون وانضمى الله المبدا الذين لا يُؤْمِنُون بالأجزا والرضوهُ وَإِنقَارِقُوا مَا هُمْ مُقْتَرِفُونَ الغَيْرَ الله العالمي حكمًا وَهُوَ الَّذِي الزَّلَ الْبُكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلاً والدين الهنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزِّلُ مِنْ رَبِّكَ بالحل فلا لكونَنَّ مِنَ الْمُسْتَرِينَ وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صدها وعَدْلاً لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ .
نال لطبع أكثَرُ مَنْ فِي الْأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَنْ سَبِيلِ الله إن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ اعْلَمُ مَنْ يَضِلُّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ . لكلوا مما ذكر اسم اللهِ عَلَيْهِ إِنْ كُنتُمْ بِآيَاتِهِ مُؤْمِنِينَ .
Mushaf sayfa no: 141
Hafızlık sayfa no: 8. Cüz/20. sayfa
ŞÜPHESİZ Kİ KUR'AN HAKTIR.
BİLGİ:
Kur'an apaçık bir mucizedir. O, gerçeğin ne olduğunu bildirir. O varken inan-mak için başka bir delile ihtiyaç yoktur. Kur'an'ın muhatabı bütün insanlardır. Rabbimiz bu ayet-i kerime ile Peygamberimizin ehl-i kitaba; "Kur'an hakkı, batılı ortaya koydu; doğru yolu, yanlış yolu açıkladı. Durum böyle iken ben sizinle benim aramda Rabbimden başka bir hüküm verici hakem mi araya-yım?" diye seslenmesini istemektedir. Aslında Yahudi ve Hristiyan bilginleri Kur'an'ın Allah tarafından indirildiğini kesin olarak bilirler. Fakat onların bir kısmı inanmamakta ısrar ederler.
MESAJ:
Müminler, Kur'an'ın hak oluşundan şüpheye düşmezler ve inanmak için başka delil aramazlar.
KELİME DAĞARCIĞI:
Hakem: Kişiler arasındaki anlaşmazlıkları hükme bağlayan kişi.
هم بو تفسيري وامثالى اثراري، هم يكن نگر می شیخی سوزى وذي الهرينى مطالعه این فقط اجمالی رمضان الده اتملك ايته ينامرده، بلاغتك الما مارى بولونان عبد القاهر جرمانی، بخشری کے کی، جام بوم اعجاز مقنده اوج طریقہ ) الله بيان ايندكارى معلوما تدن، مقدارها فى معلومات
الده ايده بيليرلي
رنخی طریق ( عرب قومی معارف، بدوى؟ ولندی محتطارى ده او نار کی بدوی بر محیط مالی دیواناری شعر دی. یعنی مدار افتخار لری اولان الارنى، شعر الله قيد و محافظه ایدر لردى عالماری بلاغت لدى ما افتخاری فصاحت اندى سائر قوماردن فضله، ذهن مالك الدواء
ان اناره نسبتاً جوال فکر لری واردي.
ایشته عرب قومی بویله به وضعیتده اینکه و ذهنهایی ده بهار چیچکاری کی یکی یکی جامعه باشید که بر دیره قرآن عظیم الشان، يوكك بلاغتياله، خارقه فصد احتيله علي اعلا من ير يوزينه اندی عر بالرك او زوانکی مدار افتخار لری و تمثال بلاغتاری اولان و بالخاصه كعبه نك ديوارينه تعليق ايديله وك تشهير ايديان والتون صوبي ايله يا زي من ( معلقات سبعه ) عنوانيله اليلان ان ظهور
اديباء بينك ان بليغ وان فصيح اثر لريني افتخار ليسته سندن سيلديرتدى .
بون که برای حضرت محمد عليه الصلاة والسّلام او نارى قرآن ایاله معارضه یه و قرآنه بر نظیره یا بدا مه سند شد تام دعوت ايتمكن كرى طور میبوردى. طمار لرينه يك فضله طوقوند پر بیوردی. تجهیل و تردیل
اید یوردی.
ع صم حضرتك با پدیغی بویله شد تلی هجوماره قایشو، او اجرای بلاغت و او حظهم فصاحت اولان عرب بیداری، قرآنان کوچان به سوره سنده اولور نظرینی یا بامداد هالوکه کر و عظمت تاری، انا نتداری حیثیت قومی گری و غرور ملیاری اقتضا سنجه، کیچه کوندوز چالبشارمه قرآنه به نظره پایوب طه رسوای او مقدم فور توطعه کبی قولدی به چاره دوارکن، بوسته له ذلك عهده سندن حاله مديار. قرآنك بربكزريني يا عقدن عاجز قالديلر. سكونه مجبور اولديلي. ايشته او زارك بو اضطراری
کوتاری، عجز لرینی میدانه چیقاردی و بونارك عجز ارندن ده اعجاز قرآنك كونشى
bu tefsiri ve emsali eserleri, hem Yirmi Beşinci Söz'ü ve zevillerini mütalaa etsin. Fakat icmali bir ma'lumât elde etmek isteyenler de, belägatin imamları bulunan Abdülkahir-i Cürcani, Zemahşeri, Sekkâkî, Câhız'in bu kısım i'caz hakkında üç tarîk ile beyan ettikleri ma'lumâttan, mikdar-ı kafi ma'lumât elde edebilirler.
る
Birinci Tarîk: Arab kavmi maârifsiz, bedevi bir milletti. Muhitleri de onlar gibi bedevi bir muhit idi. Yani medar-1 iftihârları olan hallerini.
Divânları siirdi. şiir ile kayıd ve muhafaza ederlerdi. İlimleri belågat idi. Medâr-ı iftihârları fesâhat idi. Säir kavimlerden fazla bir zekâya mâlik idiler. Başka insanlara nisbeten cevvål fikirleri vardı.
İşte Arab kavmi böyle bir vaziyette iken ve zihinleri de bahar çiçekleri gibi yeni yeni açılmaya başlarken, birdenbire Kur'ân-ı Azîmüşşân, yüksek belågatiyle, hârika fesâhatiyle mele-i aʻlâdan yeryüzüne indi.
Arabların o zamanki medâr-ı iftihârları ve timsål-i belågatları olan ve bilhassa Ka'be'nin duvarına ta'lik edilerek teşhir edilen ve altın suyu ile yazılmış 'Muallakāt-ı Seb'a' ünvanıyla anılan en meşhur ediblerinin en beliğ ve en fasih eserlerini iftihâr listesinden sildirtti.
Bununla beraber, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm onları Kur'ân ile muârazaya ve Kur'ân'a bir nazîre yapılmasına şiddetle da'vet etmekten geri durmuyordu. Damarlarına pek fazla dokunduruyordu. Techîl ve terzîl ediyordu.
O Hazret'in (asm) yaptığı böyle şiddetli hücumlara karşı, o ümerâ-yı belâgat ve o hükkâm-1 fesâhat olan Arab edîbleri, Kur'ân'ın küçük bir süresinin olsun nazirini yapamadılar. Halbuki kibir ve azametleri, enâniyetleri, asabiyet-i kavmiyeleri ve gurûr-u millileri iktizâsınca, gece gündüz çalışarak Kur'ân'a bir nazîre yapıp
âleme rüsvây olmaktan kurtulmak gibi kolay bir çare varken, bu mes'elenin uhdesinden gelemediler. Yani Kur'ân'ın bir benzerini yapmaktan âciz kaldılar.
Sükûta mecbûr oldular. İşte onların bu ızdırâri sükûtları, aczlerini meydana çıkardı. Ve bunların aczlerinden de i'câz-ı Kur'ânın güneşi tulû etti.
- 1908-Bediüzzaman Meşrutiyetin 3. günü "Hürriyete Hitap"nutkunu irad etti.
TEMMUZ
26
CUMARTESİ
1 1447 SAFER
RUMI: 13 TEMMUZ 1441 HIZIR: 82
BIR ATET
Kulunu bir gece, Mescad Haramdan kendisine bazı
ayetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız
Mescid-i Aksa'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfat-lardan münezzehtir. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilen, hakkıyla görendir.
(İsra: 1)
BİR HADİS
Namaz, kıyamet günü kulun ilk hesaba çekileceği ameldir.
Nesai, Muharebe: 2
Şu mevcudat-ı seyyale vücudlarıyla Vâcibü'l-Vücud'un vücub-u vücuduna şehadet ettikleri gibi; zevalleriyle ezeliyetine, sermediyetine ve ehadiyetine şehadet ederler. Nurun İlk Kapısı
1944 - Bediüzzaman Denizli Mahkemesinde müdafaada bulundu.
1946 - Seçimlerde açık oy gizli tasnifın kaldırılışı.
Dünya Sigara İçmeme Günü.
31
SALI
TUESDAY
MAYIS MAY
BİR AYET
O gün öyle yüzler vardır ki, engin bir mutluluk
içindedirler.
Gaşiye Suresi: 8
BİR HADİS
Rüya bir âlimden veya hayırhahtan başkasına anlatılmaz.
O Sâniin bütün makasıd-ı sanat-perverânesine hizmet eden o daire reisinin ne derece o Sâni ile münasebettar ve onun nazarında ne kadar mahbûb ve makbul olduğu bilbedâhe anlaşılır.
BENÍ SELAMAN TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
Beni Selamanların Soyları ve Yurdları:
Ben' Selamanlar, Kahtan'ın soyundan gelen Kudân kabilelerin-
den idiler (1). Beni Selamanların Ata soyları şöyle sıralanır:
Beni Selaman b. Sa'd, b. Zeyd, b. Leys, b. Süd, b. Eslem, b. İlhafi,
b. Kudia (2),
Beni Selamanlar, Cinab'da otururlardı (3).
Cinab; Hayber, Selah ve Vådilkura taraflarında bir yerdir.
nir (4).
Cinab'ın, Beni Mazinlerin konak yerlerinden olduğu da, söyle-
Beni Selaman Temsilcileri Medine'ye Ne Zaman Geldiler? Kaç Kışı İdiler? Nasıl Müslüman Oldular?
Beni Selaman Temsilcileri, Medine'ye hicretin onuncu yılında şev-val ayında geldiler.
Yedi kişi idiler (5).
Temsilcilerin başında Habib b. Amr'üs'Selamâni bulunuyordu (6). Habib b. Amr der ki Biz, Beni Selâman Temsilcileri olarak Resû-lullah Aleyhisselâmın yanına vardık. Yedi kişi idik.
giderken rastladık.
Resûlullah Aleyhisselâma, Mescidin dışında çağırıldığı cenazeye
(Esselâmü aleyke yå Resûlallah!) dedik.
Selamımıza (Ve Aleykümı) diyerek karşılık verdi ve (Siz, kimsi-niz?) diye sordu.
(Biz, Selamanlardarız. İslamiyet üzerine Sana bey'at edelim diye geldik!
(1) Kalkagandi-Nihayetülereb a. 300
(2) Ibn-i Lazm-Censhere s. 486, Ibn-1 Hacer-İsabe c. 1, a. 307 ( 3) fon-i Eair-Usdülgabe e. 1, n. 445, İbn-i Hacer-Isabe c. 1, s. 307
( 4) Yakut-Mucemülbüldan e. 2, s. 164 (3
) Vaksdiden naklen Ilm-i Sa'd-Tabakat c. 1, 8. 332, 333, Taberi-Tarih c. 3, a. 158, The-i Zadülmaad c. 3, s. 62
(6) Ion-1 Abdulber-Istiah c. 1, п. 324. fan-1 Esir-Usdülgabe c. 1, s. 445, Ibn-1 Haldun-Tarih c. 2, kx. 2, n. 55
Beni Selaman Temsilcilerinin Yurdlarına Dönmeleri ve Yurdlarını Yağmura Kavuşmuş Bulmaları:
Beni Selaman Temsilcileri Medine'de üç gün kaldıktan ve ağırlan. dıktan sonra Peygamberimizle vedalaştılar.
Peygamberimiz, onlara bahşişlerinin verilmesini emr etti (13). sldi
Her birine beşer ukıye gümüş verildi (14).
Bilal-1 Habesi Bu gün, yanımızda mal yoktur!>> diyerek özür di-
ledi. Temsilciler «Malın, bundan daha çoğu ve daha güzeli olmaz!» de
diler (15).
Temsilciler, yurdlarına döndüler (16).
Döndükleri zaman, yurdlarını, Peygamberimizin duâ ettiği gün ve saatte yağmura kavuşmuş buldular (17).
(13) İbn-i Kayyını- Zadülmaad c. 3, s. 62, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, 8. 257 Halebl-İnsanüluyun c. 3, s. 278, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, 8. 162
(14) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 333, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 62, bn-i Seyyid-Uyuniüleser c. 2, s. 257, Halebl-İnsanüluyun c. 3, s. 278, A. Z. Dahlan-Sire c. 2,
8. 162
(15) İbn-i Kayyım-Zadülmand c. 3, s. 62, Ibn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 257, Halebi-Insanüluyun c. 3, s. 278, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 162 ( 62. İbn-i Seyyid-
16) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 333, İbn-i Kayyum-Zadülmaad c. 3, s. Uvunüleser c. 2, s. 257, Halebi-Insanüluvun c. 3, s. 278, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, 4. 162
bi-Insantiluyun c. 3, s. 278, A. Z. Dahlan-Sire 2, 162 ( 17) Ibn-1 Kayyım-Zadülmaad v. 3, 5, 62, Ibn-i Seyyid- Uyunüleser c. 2, s. 257. Hale-
106. Biz, bir âyetin hükmünü yürürlükten kal-anır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka Jaha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir.
(Sonra gelen bir âyetin, daha önceki âyetin hükmü-nü yürürlükten kaldırmasına «nesh» denir. Allah Teâlâ, insanlığın medenî ve kültürel gelişmesine ve bu gelişmenin doğurduğu ihtiyaçlara uygun olarak, ge-rektikçe yeni peygamber ve kitaplar göndermiş, önce-kilere ait bazı hükümleri yürürlükten kaldırmıştır. Naslarının hükmü ebedi olan Kur'an-ı Kerim nâzil olurken, bu döneme mahsus olmak üzere bazı âyetler, diğerlerini neshetmiştir, ancak bunların sayısı olduk-ça azdır ve ilk İslâm neslinin terbiye ve intibakını te-min maksadına yöneliktir.)
107. (Yine) bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır?
(ایلخی طریق ) كلا ملوك مصاريني، فيمتريني، فزيناريني بان و آلتون أولا ناريني با خبر اولوا تفریق بدن تو اهل تحقيق واهل تدقیق و اهل تنقید دوست اولسون، دوشمان اولسون هير قرآن كرعى بتون عصر لر بویونجه سوره سوره انت انت كلمه كلمه بك ان تحقيقه انار با در تدقيق التحلى قرآن كرمك كلماتنده کی انتظام و معافنده کی کو ز للگہ مران او المشهر وبوفيه 12 انحه تحقیقات و تدقيقاتدن مولده قرآن عظيم الشانك حتوا انتد على مزايا سنك ولطائفتك . نهم برنده بولودیغنه شهادت بشار در او نارك بو صدقه و شهاد ناری حقائقتك بشر كلا منك
an
t
شویله جه اثبات ايديالير:
قرآنك ان اناعه المنده يا ديفي بون انقلا بابری و تبد لاری و شرق وغربی ایجنه الان تأسيس بندیگی دینی و ديانتي و زمانك الحمد سالم کنجالانی و شرافنی و تکررا نند کی کو لگنی و حلاوتی
محافظه ایمی کی خارقه حالارى ( إِنْ هُوَ إِلَّا وَتَى يُوحَى ) آيتني او قو يجب
اعلان ايديورلي.
ا نجی طریقه ) بلاغت امامان ندن مشهور جاحظك تحقيقاته كوره، عرب ادیبا مینا و بلیغام میدان حضرت محمد عليه الصلاة والسلامك دعواني قلم ايله ابطال اینکه تعریف ایدیالمه به جان در جوده احتیا جاری واردی و او حضرته قارشو اولان كين و عدا وتاری و عناد لريله برای ان قولای ان ياقين وان سليم اولان قلمه و بازی ايله معارضه لي ترك ابتديلي ان اوزون وان مشكل وان تهلكه لى وان شبه لى اولان سيف وحرب ايله مقابله به مجبوراً التجا ابتديلي. ايشته صورت قطعیه ده بوندن اخلاش البيور كه قرآنك بكزريني يا يقدن عاجز والمشهر در زيرا، أو نالي هر انكي
يولك آراسنده کی فرقی بیام بناکر دن دیگریلی.
بناء عليه، برنجی بول ابطال دعوا ليجون داها مساعد ايكه أو في ترك ايد حب، هم واللريني، هم جانا ديني تھلی که یه آقامه و باشقه بریوله سالون اليدن، یا سفیهدر - والبو که مسلم ان اولد قدن صو كره سیاست عالمني العمرين الافاده سفيه دينياله من و یا برنجی بوله لوكون كند يالي بني عاجز کور مشاهر در.
meziyetlerini bilen ve altın olanlarını bakır olanlarından İkinci Tarik: Kelamların hasiyetlerini, kıymetlerini, tefrik eden bütün ehl-i tahkik ve ehl-i tedkik ve
Kur'an-ı Kerim'i bütün asırlar boyunca sûre sûre, âyet ehl-i tenkid, dost olsun, düşman olsun, hepsi, ayet, kelime kelime pek ince tahkik etmişler, Pek derin tedkik etmisler. Kur'ân-ı Kerim'in kelimatındaki intizáma ve maânîsindeki güzelliğe hayran olmuşlar. Ve bu kadar Azimüşşan'ın ihtiva ettiği mezayasının ve letâifinin ve ince tahkikät ve tedkikättan sonra, Kur'ân-hakäikinin beşer kelâmının hiçbirinde bulunmadığına sehådet etmişlerdir. Onların bu sıdk ve şehadetleri, şöylece isbat edilir:
Kur'ân'ın insanlık âleminde yaptığı büyük inkılâbları ve tebeddülleri; ve sark ve garbı içine alan te'sis ettiği dini ve diyâneti; ve zamanın geçmesiyle gençliğini ve şebâbetini ve tekerrür ettikçe güzelliğini ve halâvetini muhafaza etmesi gibi hârika hålleri إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى âyetini okuyup i'lân ediyorlar.
Üçüncü Tarîk: Belâgat imamlarından meşhur Câhız'ın tahkikātına göre, Arab edîblerinin ve beliğlerinin
Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın da'vâsını kalem ile ibtâl etmeye ta'rîf edilmeyecek derecede ihtiyaçları vardı. Ve o Hazrete (asm) karşı olan kin ve adâvetleri ve inâdlarıyla beraber, en kolay, en yakın ve en selîm olan kalemle ve yazı ile muârazayı terk ettiler. En uzun ve en müşkil
ve en tehlikeli ve en şübheli olan seyf ve harb ile mukābeleye mecbûren ilticâ ettiler. İşte sûret-i kat'iyede bundan anlaşılıyor ki, Kur'ân'ın benzerini yapmaktan âciz kalmışlardır. Zîrâ, onlar her iki yolun arasındaki farkı bilmeyenlerden değildiler.
Binâenaleyh, birinci yol ibtâl-i da'vâ için daha müsaid iken onu terk edip, hem mallarını, hem canlarını
tehlikeye atan ve başka bir yola sülük eden, ya sefihtir -halbuki müslüman olduktan sonra siyaset âlemini ellerine alanlara sefîh denilemez- veya birinci yola sülûkten kendilerini aciz görmüşlerdir. Onun için kalem yerine seyfe müracaat etmişlerdir.
-711-Tarık Bin Ziyad'ın ordusunun İspanya'yı fethi.
- 1950- Kore'de komünistlere karşı savaşmak üzere 4500 kişilik bir Türk Tugayı BM'nin emrine verildi. Gidenler arasında Bediüzzaman'ın talebesi Bayram Yüksel de vardı.
1986 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Hulusi Yahyagil vefat etti.
TEMMUZ
25
CUMA
30 1447 MUHARREM
RUMI: 12 TEMMUZ 1441 HIZIR: 81
BIR AYET
Ey kavmim! Eğer siz gerçekten Allah'a iman etmişseniz, eğer Ona teslim olmuş kimseler iseniz, artık sadece Ona
tevekkül edin.
(Yunus: 84)
BİR HADİS
Eğer siz gereği gibi Allah'a tevekkül etmiş olsaydınız, tıpkı sabahleyin kursakları boş olarak çıkıp, akşam doymuş bir şekilde dönen kuşların rızıklandırıldığı gibi sizler de rızıklandırılırsınız. Tirmizî
- 1928 - Pakistanlı İslâm Şairi Muhammed Ikbal'in vefatı.
1983 - Yazar Kemal Tahir'in ölümü.
NİSAN
21
SALI
BİR AYET Hüküm ve hükümranlık yalnız Onundur, siz de Ona döndürüleceksiniz.
Kasas Suresi: 70
4 1447 ZİLKA'DE
BİR HADİS
Denkleri çıktığında kızlarınızı evlendirin. Musibet ve engellerin gelmesini beklemeyin.
RUMI: 8 NİSAN 1442
KASIM: 165
Bu dünya eğer daimi olsaydı ve yolumuzda ölüm olmasaydı ve firak ve zevalin rüzgârları esmeseydi ve musibetli, fırtınalı istikbalde manevî kış mevsimleri olmasaydı, ben de seninle
1453 - Ayasofya'da ilk Cuma namazı Akşemseddin tarafından kıldırıldı.
1911-Türk Hava
Kuvvetleri'nin kuruluşu.
1929 - Türkiye'de resmî işlem ve kayıtlarda tamamen Latin harfleri kullanılmaya başlandı.
1994 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Mehmet Kayalar vefat etti.
1
ÇARŞAMBA WEDNESDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET
Allah, tevbeleri çok kabul
edendir.
Nasr Suresi: 3
BİR HADİS
İnsanların en hayırlısı, en çok faydası dokunandır.
Ey mağrur nefis! Sen öyle bir zaafiyet, acz, fakirlik; miskinlik gibi hallere mahalsin ki, ciğerlerine yapışan ve çok defa büyülttükten sonra ancak görülebilen bir mikroba mukavemet edemezsin.
Ferve b. Müseyk Medine'ye Ne Zaman ve Niçin Geldi? Nasıl Müslüman Oldu?
Beni Muradlardan Ferve b. Müseyk'in Medine'ye gelişi, hicretin onuncu yılında, Benî Zübeyd Temsilcisi Amr b. Madikerib'in gelişinden önce idi (6).
Ferve b. Müseyk, Kinde kırallarından ve onlara bağlılıktan yüz çe virerek Peygamberimize täbi ve Müslüman olmağa geldi (7).
Sa'd b. Ubåde'nin evine indi (8).
Müslüman oldu (9).
Sa'd b. Ubåde, ona Kur'ân'ı Kerimi, İslâmiyetin farzlarını ve Şeri-
atlarını öğretti (10).
Peygamberimizin Ferve'ye Redm, Rezm Günü Hakkındaki Sorusu:
Peygamberimiz, Ferve b. Müseyk'e «O gününüzü, Hemdanların gü-nünu hatırlıyor musun?» diye sordu.
Ferve «Evet!» dedi (11).
Bunun uzerine, Peygamberimiz «Ey Ferve! Redm, Rezm günü kav-mının uğradığı felaketin sana da bir kötülüğü, bir zararı dokundu mu?» diye sordu.
Ferve Yâ Resûlallah! Kavmı, benim kavmım gibi Rezm günü fe-låketine uğramış ta, bundan, kendisine bir kötülük, bir zarar dokun-mamış kim var? (12) Ev halkını ve kabileyi yok ettil» dedi (13).
(5) İbn-i Hazm-Cemhere s. 476-477
(6) Taberi-Tarih c. 3, s. 160, İbn-i Esir-Kâmil c. 2, s. 298, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55
(7) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 229, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 327, Tabe-ri-Tarih c. 3, s. 161
(8) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 327
(9) Ibn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. 1261, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 360, İbn-i Haldun Tarih c. 2, ks. 2, 5, 55
(10) İbn-i Sa'd-Tabakat e 1, s. 327
(11) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 361
(
Esir-KA-12) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 29, Taberi-Tarih c. 3, s 161, İbn-i Esir (13) Ibn-1 Estr-Üsdülgabe c. 4, s. 361 mil c. 2, s. 296, Ibn-1 Seyyid-Uvunüleser c. 2, s. 240. Ebülfida-Sire c. 4, s. 137
Peygamberimiz Fakat, bu, İslamiyette kavmına hayırdan başka bir şey eklemeyecektir (14).
Bu, sağ kalanlar için hayırlıdır!» buyurdu (15).
Rezm, Redm Günü :
İslâmiyetten biraz önceki günlerin birinde Hemdanlar, Ecda' b. Malik'in kumandası altında Beni Muradların üzerine yürüyüp onlar-dan pek çoklarını istedikleri gibi öldürmüşler ve yaralamışların
Bu hezimet günü, Rezm, Redm günü diye anılmıştır (16). Rezm, Beni Muradların yurdunda bir yerdir (17).
Ferve'nin Muradlar, Zübeydler ve Mezhicler Üzerine Umumi Vali Tayin Edilmesi:
Peygamberimiz, Ferve b. Müseyk'i, Muradlar, Zübeydler ve Mez-hiclerin bütününe Vali tayin etti.
Halid b. Said b. As'ı da, Sadaka ve Zekât Tahsil memuru olarak yanına kattı (18).
Halid b. Sald için, içinde Sadaka ve zekât mikdar ve nisbetleri açık-lanan bir de, yazı yazdı (19).
Halid b. Said, Peygamberimizin vefatına kadar Ferve'nin ülkesin-de ve yanında bulundu (20).
Ferve b. Müseyk «Yâ Resûlallah! Kavmımın, Müslümanlığa yöne-lenlerini yanıma alarak, Müslümanlıktan yüz çevirenlerle çarpışayım mi?» diye sordu.
Peygamberimiz, Ferve'nin, onlarla çarpışmasına izin verdi (21).
dirdi. Giyinmek üzere Uman dokuması bir elbise de verdi (22).
( 14) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire e. 4, s. 229, Taberi-Tarih c. 3, s. 161, İbn-i Esir-Ka-
Kendisine on iki ukıye gümüş ihsan etti. Onu, soy bir deveye bin-
mil c. 2, s. 203, 297, İbn-i Seyyid-Uyunüleser e. 2, s. 240, Ebülfida-Sire c. 4, s. 137 (15) Ibn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 361
(16) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 228, Taberi-Tarih c. 3, s. 160-161, İbn-1 ( Esir-Kamil c. 2, 8. 295-296, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 239
17) Yakut-Mucemülbüldan c. 3, s. 42 ) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 229, ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, 327, Taberi-
( 18 Tarih c, 3, s. 161, İbn-i Esîr-Kâmil c. 2, s. 297, İbn-i Seyyid-Uyunüleser e 2, s.
240, Ebülfida-Sire c. 4, s. 137
(19) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 327
Uyunüleser c. 2, s. 240, Ebülfida-Sire c. 4, s. 137-138
(20 ) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 229, Taberi-Tarih c. 3, s. 161, İbn-i Seyyid-
(22 ) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 327
( 21) Tirmizi-Sünen c. 5, s. 361, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 361
Ferve, çıkıp gittikten sonra «Gutayfi, ne yapıyor?>> diye sordu. Yola çıktığı haber verilince, arkasından adam gönderip geri
virtti. çe-Eshabindan bazılarile birlikte bulunduğu sırada Ferve geldi Peygamberimiz «Sen, o kavmı, İslamiyete davet et. Müslüman
olan-ların Müslümanlığını kabul et! Kim Müslüman olmazsa, sana, yeni bir emir verinceye kadar , on-
larla çarpışmakta acele etmel buyurdu (23). Ferve #Yâ Resülallah! Bizim yurdumuzun yanında Ebyen toprağı anılan bir toprak olup orası, bizim elverişli yeyinti yerimizdir. Fa-
diye kat, vebalı, hastalıklı bir yerdir.» dedi. Peygamberimiz «Orayı bırak, oradan uzak dur!
Çünki, hastalığa yakın olmak, ölmek demektir!>>>
buyurdu (24).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 32. fıkrasında «Ferve b. Müseyk'in Medine'de ikameti es-nasında Sa'd b. Ubåde ile birlikte Kur'ân'ı tedkik ve tetebbu' ettiğini, İslamın feraizini ve şeraitini Sa'd'den öğrendiğini hikâye eder.» (25) diyorsa da, yanlıştır.
İbn-1 Sa'd, Ferve b. Müseyk'in, Kur'ân-ı Kerîmi Sa'd b. Ubåde ile birlikte tedkik ve tetebbu ettiğini değil, Sa'd b. Ubåde'nin, ona Kur-ân-ı Kerimi, İslâmiyetin farzlarını ve Şeriatlarını öğrettiğini bildirmiş-tir (26).
Geri tarafı, Kaetani'nin uydurmasıdır.
Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 451 (23) Tirmizi-Sünen c. 5, s. 361, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 361
273) Hadis-i şerifteki temsili anlatım-la, iyiliği emredip, kötülükten alıkoy-ma konusunda toplumsal duyarlılığın önemi vurgulanmıştır. (A.G.)
EMSÂLÜ'L-KUR'ÂN
Kur'ân'ın meselleri anlamına gelir. Tâbirde geçen "emsal" "mesel" keli-mesinin çoğuludur. "Mesel"; benzer ve delil demektir. "Atasözüne" de mesel denir.
Kur'ân'da meseller (örnekler) var-dır. Varlığının sebebi; düşündürme, hatırlatma, öğüt verme, duygulandırma, ibret verme ve böylece insanları iyiye, güzele ve doğruya yönlendirmedir.
"Andolsun biz bu Kur'ân'da insan-lara öğüt almaları için her misali anlattık" (Zümer, 39/27), "Biz bu misal-leri insanlara anlatıyoruz ama onla-rı âlimlerden başkası düşünüp anla-maz" (Ankebût, 29/43) âyetleri ile Allah Kur'ân'da misaller anlattığını bildir-mektedir. Meseller, Tahrim sûresinin 11-12. âyetlerinde olduğu gibi sarih ve zahir; A'râf sûresinin 58. âyetinde oldu-ğu gibi gizli, remizli ve imalı olabilir. (Ι.Κ.)
SORU - Müslümanın içinde bulunduğu şartlara göre değişken sınırların varlığından söz edilebilir mi? Özellik-le günümüzde uluorta her yerde konuşulmak eğiliminde olunan «Daru'l İslâm>> ve «Daru'l Harp» kavramları var. <<Daru'l İslâm'da» ve «Daru'l Harp'te» müslümanlar için sözkonusu olabilecek değişiklikler konusunda bizi aydın-latır mısınız?
CEVAP
- Elbette... Fıkhî hükümler, mü'minlerin
içinde bulundukları şartlara göre değişir. Umumi kaide-ler va'zetmek değil, münferit meselelerin fetvası ve kaza-sı önemlidir. Bu, fıkhın donup kalmasını önlemiş ve üm-metin maslahatını esas almıştır. Bu, küllî kaideler yoktur anlamına alınmamalıdır. Meseleyi daha da net olarak or-taya koyabilmek için bazı müşahhas misaller verelim. İs-lâm dini, yalan söylemeyi kesinlikle haram kılmıştır. Bir mü'minin asla yalancı olamıyacağı hususu kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Kâfirlerin eline esir düşen mü'min için durum değişir, yalan söylemesi şart olur. Çünkü doğ-ru söylediği takdirde Ümmet-i Muhammed'in hayatını teh-likeye atmış olur. Bu durumda «Hayır efendim, ben müs-lümanım asla yalan söylemem» demek, dindarlık filân de-ğildir. Aksine Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in bu husustaki izni-ni ve emrini dikkate almamış olur ki, bu büyük bir teh-likedir. Daru'l İslâm'da kesinlikle haram olan Akd-i fasit, Daru'l Harp'te, mü'minin kâfirle yapması halinde caiz olur. Ayrıca ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kalan bir mü'-min için, «Haram li Aynihi» olan bir madde, zaruret mik-tarı mübah olur. «İkrah-ı Mülci» ile karşı karşıya gelen bir mü'min dili ile kelime-i küfrü söyliyerek, hayatını kur-tarabilir. O anda kelime-i küfrün günahı kaldırılmış olur.
Bütün bu hususlar kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Şart-ların değişmesi ile hükmün değişmesi, genellikle <>> ve «Ruhsat» bablarında yer almıştır.
Dikkat ederseniz, İslâm toplumunda «yazılı hukuk>>> diyebileceğimiz donuk kaidelere itibar olunmamıştır. Bu-nun en güzel örneği «Ta'zir> cezasında görülür. Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in «İyi huylu, şahsiyet sahibi insanların haddler hariç, ufak tefek kusurlarını affediniz.» (Sü-nen-i Ebû Davûd, K. Hudud, c. II, sh. 446) emrini esas alan ulema, ta'zir cezasının insanın durumuna göre deği-şeceğini belirtmişlerdir.
<> ve «Daru'l Harp» kavramlarını gün-demde tutan mü'minlerden Allah (c.c.) razı olsun. Tağuti iktidarları ve çağdaş Bel'amları en çok rahatsız eden konu; bu ıstılâhlardır. Ancak şunu belirtelim ki, «Daru'l İslâm>> ve «Daru'l Harp> ıstılâhları, bizzat Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in Hadis-i Şeriflerinden alınmıştır, yeni bir me-sele değildir. Müçtehid imamlar, edille-i şer'iyyeyi esas alarak «Daru'l İslâm» ve «Daru'l Harp>'in mahiyetlerini ortaya koymuşlardır. Hanefî fukahası; İslâm fıkhının yü-rürlükte olmadığı bütün beldeleri «Daru'l Harp» ilân et-miştir. Nüfûs hiç önemli değildir. Bir beldenin sakinleri-nin % 99'u müslüman olsa, fakat orada İslâm fıkhı ile hükmedilmese, orası Daru'l Harp olur. Nüfusun %'l'i müslüman olsa, geri kalanı zimmet akdi ile Emiri'l - mü'-minine bağlansa, o belde Daru'l İslâm'dır. Türkiye'nin fık-hî durumuna gelince. Bu hususta ûlemanın hükmüne mü-racaat gerekir. Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi: «Ka-nun bakımından dünya ikiye ayrılır. Daru'l İslâm ve Da-ru'l Harb. Birincisinde (Daru'l İslâm'da) İslâm fıkhı ha-yata hakimdir. Bütün işler Allah (c.c.)'ın indirdiği hü-kümlere göre tanzim edilir. Orada mü'minler hakim du-
rumdadırlar ve emniyet içerisindedirler. İkincisinde ise, İslâm fıkhı açıktan red olunur ve müslümanlar güvenlik-lerini yitirirler. Türkiye'de medeni hukuk'un kabulü ile İslâm fıkhı yürürlükten kaldırılmıştır ve diğer hususlar da Avrupa'dan getirilen kanunlarla tanzime başlanmıştır. Bu sebeble ikinci kısma dahil olmuştur.» (M. Sabri Efen-di, Kitab El İlm El Akl ve'l Makûl, sh: 8) hükmünü zik-reder. Bunun aksini iddia edenler yok mudur? diye bir sual sorulabilir. Muhakkak ki vardır. Ancak Türkiye'de din ile devlet işleri birbirinden ayrıldığı ve «Lâiklik» te-mel ilke olarak ortaya konulduğu için, «Efendim, Türki-ye'de Şer'i bir devletten söz edilemez, yani Daru'l İslâm değildir, ancak Daru'l Harp de denemez gibi yuvarlak laflar edilmektedir. Bunlar genellikle batı kültürü ile zi-hinlerini meşgul eden isanlardır. Bu sebeble Prof. Jo-seph Schacht'ın «İslâm Hukukuna Giriş isimli eserinden bir nakil yapalım. Bu ünlü Profesör, «Modernizm hare-ketlerinin mahiyetini izah ederken şunları kaydediyor: << hududları aynen bakidir. Ancak haddlerin icra edilmesi ve sadaka-ların emir tarafından toplanması hususu ihtilaflıdır. Asıl
değişiklik, müslümanlarla, gayr-i müslimler arasındaki ilişkide meydana çıkar. Daru'l İslâm'da gayr-i müslimler <> oldukları için, can, mal, nesil, akıl ve din emniyetine haizdirler. Daru'l Harp'te bu zimmet or-tadan kalkar ve ilişkilerde farklılaşma olur.
* Meseleyi şu şekilde ortaya koymak mümkündür. Tür-kiye Cumhuriyeti Demokratik - Lâik bir devlettir. Dolayı-sıyla Daru'l Harp hükmündedir. Aksini iddia edenler, heva ve heveslerine tabi olup, «Farz-ı Ayn» haline ge-len cihadı terketmeye gayret eden tiplerdir.
ر سؤال ؟ ] قرآن بر نظيره با یقه ممکن اندن ايمن. فقط فاصل ايه با پیام امن؟
الجواب ) قرآنه نظيره امن ممکن اندن اولمن اوله یدی، به حال مرارالدین طوقون دير الان معارضار معارضه فى ارز و الدر الردى و معارفه از وسنده بولوغ اول اند على معارضه با با مقار دی چونکہ لین و عداوته قرآن تفحود ابن معارضارك ابطال دعوا يكون معارضه به احتدا جاری يك شد تا ابدى معارف اتمن اوله العلى، نزلى فالمازدى، تظاهر الدردى. چونکه بویله بر معارفه نك تظاهرين رغبت يك فضله اولدیفی کبی، اسباب دخی چوقری تظاهر این ایدی عالمده شهرت بولوردی شهرت بوطنه اوله ایدی، میرا مرنك هديا ناری کسی بهر حال تاریخده بولو نا قدی. مادامکه تاریخده بولو نما شدر، ديمك با پیام شود. مادام با پیام مشدر
ديمك قرآن معجزه در.
سؤال ؟ ) مسلم فصحاى عربدن اولديفي حالده، سوزلری به ایچونه عالمه مسخره او الشور؟
الجواب ) چونکه مسیلمه نك سوزلری، بین درجه فوقنده بولونان قرآنك سوزلرینه قارشو مقابله به چی قدیمی ایجون چرکین و کولونج اولمشدر . ات، كوزل بر آدم، حضرت يوسف عليه العاملة برابر وزلان امتحاننه كيرسه، البته چرکین اولور، کولونج اولور.
سؤال ؟ ) قرآن كريم حقنده شك و شبه لری اولانای، قرآنك بعض ترکیب و قطاع المدینه ده، گویا نحو علمنك قاعده لدينه مخالف ايمن كبى شبه ايقاع انتشار ؟
لينك دیدیگی کبی، افصح الفصحا اولان حضرت محمد عليه الصلاة والسلام، قرآن کریمي اوزون اوزونه زمانی ده تکرار تکرار او قود يفى والده و خط الرك فرقنده او لما من ده بو جاهل حريف له می فرقنده او لمشار؟ بوهانكى عقله كرر؟ وهانكي قضايه صيغار ؟ کی، مفتا منك مو كنده
بوكبي جاهلاري غايت كوزل طائلا قدر.
اوت، بر شاعرن دیدیگی کی تو مل كلب عَلَى الْقَمْتَهُ تَجَاهُ لَم بَيقَ فِي هَذِهِ الْكُرَةِ أَعْجَارُ) يعنى
هر تورن كليك آغزینه بر طاسه آتا جمعه اول ك ، دنیاده طاسه قالماز
Elcevab: Kur'ân'a nazire yapmak mümkináttan olmuş olsaydı, behemehål damarlarına dokundurulan muårızlar muarazayı arzu ederlerdi. Ve muâraza arzusunda bulunmuş olsa idiler, muȧraza yapacaklardı.
Çünki kin ve adavetle Kur'ân'a hücum eden muarızların ibtal-i da'vå için muárazaya ihtiyaçları pek siddetli idi. Muâraza etmiş olsa idiler, gizli kalmazdı, tezahür ederdi. Çünki böyle bir muarazanın tezahürüne rağbet pek fazla olduğu gibi, esbab dahi çoktu. Tezahür etse idi, ålemde şöhret bulurdu. Şöhret bulmuş olsa idi, Müseylime'nin hezeyanları gibi behemehål tarihte bulunacaktı. Madem ki tarihte bulunmamıştır, demek yapılmamıştır. Madem yapılmamıştır, demek Kur'ân mu'cizedir.
Suâl: Müseylime füsahâ-yı Arabdan olduğu halde, sözleri ne için âleme maskara olmuştur?
Elcevab: Çünki Müseylime'nin sözleri, bin derece fevkınde bulunan Kur'ân'ın sözlerine karşı mukābeleye çıktığı için çirkin ve gülünç olmuştur. Evet, güzel bir adam, Hazret-i Yûsuf aleyhisselâmla beraber güzellik imtihanına girse, elbette çirkin olur, gülünç olur.
Suâl: Kur'ân-ı Kerîm hakkında şekk ve şübheleri olanlar, Kur'ân'ın bazı terkîb ve kelimelerine de, güya nahiv ilminin kaidelerine muhalif
imiş gibi şübhe îka' etmişler?
Elcevab: Bu gibi heriflerin ilm-i
nahvin kaidelerinden haberleri yoktur.
Sekkâkî'nin dediği gibi, efsahu'l-füsehâ olan Hazret-i
Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, Kur'ân-ı Kerim'i uzun uzun zamanlarda tekrar tekrar okuduğu halde o hataların farkında olmamış da, bu câhil herifler mi farkında olmuşlar? Bu hangi akla girer? Ve hangi kafaya sığar? Sekkâkî, Miftah'ının sonunda, bu gibi câhilleri gayet güzel taşlamıştır.
Evet, bir şairin dediği gibi, Yani لَوْ كُلُّ كَلْبٍ عَلَى الْقَمْتَهُ عَجَرًا * لَمْ يَبْقَ فِي هَذِهِ الْكُرَةِ أَحْجَارُ
"Her üren kelbin ağzına bir taş atacak olsan, dünyada taş kalmaz."
-1935-Turkiye'de ilk kez Pazar günü resmi tatil uygulamasına başlandı.
- 1941-Türk Ceza
Kanunu'nda yapılan değişiklikle, Arapça ezan ve kamet okuyanlara ceza öngörüldü.
1961 - Yurtdışında
öğrenim görmek serbest bırakıldı.
2
PERŞEMBE
THURSDAY
HAZİRAN
JUNE
BIR AYET
De ki: "Ona hiç kimseyi (ve hiçbir şeyi) ortak koşmuyorum."
Cin Suresi: 20
BİR HADİS
Aşırı mal sevgisi âlimlerin kalbinden hikmeti alıp götürür.
Ey vesveseli arkadaş! Gel, bu azîm sarayın nakışlarına dikkat et ve bütün bu şehrin zînetlerine bak ve bütün bu memleketin tanzîmâtını gör ve bütün bu âlemin sanatlarını tefekkür et.
134 kişi oldukları halde (4), hicretin onuncu yılında Medine'ye geldiler (5) Amr b. Ma'd-i Kerib, Medine'ye gelmeden önce, Peygamberimizin İslamiyeti yayma işi, kendilerine gelip eriştiği zaman, Kays b. Mek. suh'ul'Muradi've (*) «Ey Kays! Sen, kavmının Ulu'susun! Bize bildi. rilmektedir ki: Kureyş'ten Muhammed diye anılan bir zat, Hicazda or-taya çıkmış. Kendisinin, bir Peygamber olduğunu söylüyormuş. Gel, ona bizimle git te, onun bilgisini öğrenelim?
Eğer, dediği gibi, kendisi, gerçekten Peygamberse, bunu, sana giz-Bunun aksi olursa, biz de, onun bilgisinin iç yüzünü öğrenmiş olu-lemez. Görüşelim. Kendisine tâbi olalım.
mek, sen, bana aykırı davrandın, benim görüşümü bıraktın ha?!» di-krarda bulunduğunu haber alınca, onu, ölümle tehdide kalktı ve «De-
Amr b. Ma'd-i Kerib de, söylediği uzunca bir siirle Kays'e karşılık yerek çattı. verdi (10).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 31. fıkrasında «Hişam 951-952, Ma'd-i Kerib'in Medine'-den memleketine dönünce İslâmivetin intisarına karşı kuvvetli bir mu-halefete tesaduf ettiğini ve bu hareketi de, muhalifi ve rakibi Kays b. Mekşuh'ul'Muradi'nin idare eylediğini ilave ediyor.» (11) diyorsa da, yanlıştır.
Bu hususta verilen bilgiler, Kaetani'nin zan ettiği gibi İbn-i Hişam tarafından değil, İbn-i İshak'tan naklen verilen bilgilerin devamıdır. Sonra, İbn-i İshak'ın, ne Amr b. Ma'd-i Kerib'in yurduna dönün-ce, İslâmiyetin intişarına karşı kuvvetli bir muhalefetle karşılaştığın-dan, ne de, bu hareketi Kays'ın idare eylediğinden bahs ettiği vardır. Bunlar, sadece Kaetani'nin uydurmaları ve yakıştırmalarıdır.
İbn-i İshak'ın bu hususta verdiği bilgi, Amr b. Ma'd-i Kerib'in Müs-lüman olduğunu haber alınca, Kays'ın, onu tehdide kalmış, Amr b. Ma'd-i Kerib'in de, söylediği bir şiirle ona mukabelede bulunmuş olma-sından ibarettir.
Kaetani, 1 numaralı notunda da «Bu Hadis'in muhteviyatından
anlaşılıyor ki: kabile, İslâmiyete girmemiştir. Yukarıki iki fıkrada isimleri geçen kabileler hakkında da, aynı şey
söylenebilir.
Ağleb ihtimale göre aşağıki fıkradaki kabile de böyledir.» (12)
diyorsa da, yanlıştır.
Çünki, İbn-i Sa'd gibi güvenilir eski bir kaynak, Amr b. Ma'd-i Ke-rib'in, yurduna dönerek kavmile birlikte Peygamberimizin vefatına ka-dar İslâmiyete bağlı kaldığını açıklamıştır (13).
Bu şehadet karşısında, Kaetani'nín, hiç bir tarihi bilgi ve belgeye dayanmayan iddiasına kulak asılmayacağı tabiidir.
Kaetani'nin, sözünü ettiği fıkralardaki kabile ihtidaları, güvenilir kaynaklarda yer alan vakıalardır.
Biliyoruz: İslâmiyetin kabileler arasında yayılması, onu, son de-rece tedirgin ediyordur.
Kaetani, hoşlanmasa da, bu, böyle sürüp gidecektir.
(10) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 230, Taberi-Tarih c. 3, s. 150, Ebülfida-Sire
SORU: Fakültede bir solcu ile konuşurken konu «Kölelik» bahsine geldi. Ben Prof. Muhammed Hamidul-lah'ın «İslâm Peygamberi isimli eserinin ikinci cildi-nin 28'nci sahifesindeki «Köleliği müslümanlar icad etme-miştir. İlk müslümanlar, dünyada yaygın olan bu eski müesseseyi sadece almışlardır» hükmünü zikrettim. Tam ikna ettiğimi zannediyordum ki, o solcu acaip bir sual sordu: «Kölelik Kur'ân-ı Kerîm'de ve Hz. Muhammed'in tatbikatında yok mu?>> dedi. Ben de: «Elbette var>> diye cevap verdim. İş ilginç bir noktaya geldi: «O zaman siz yalan söylüyorsunuz, Kur'an'da hüküm varsa niçin baş-kalarından almış olsunlar?» deyince şaşırıp kaldım. Bu hususta bilgi verir misiniz?
CEVAP: Mektubunuzu kısaca özetledim. Ayrıca
şahsınıza «Hanefî fıkhında köle hukuku» başlıklı bir in-celeme gönderiyorum. Meseleye «Mal Nedir?>> sualine ce-vap arayarak girelim. İslâm ûleması malı şöyle tarif et miştir: «İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak için Allahü Teâlâ (c.c.) tarafından yaratılmış ve istenildiği zaman (meşru «Şer'i>> hududlar içerisinde) elde edilip kullanıla-bilen insandan maada «gayri» şeylere Mal denir.» (İbn-i Nüceym-i Mısrî, El Bahr'ur Raik, Kahire, 1333, c. V, sh. 277 vd.). «İnsandan gayri şeyler» ibaresi kölenin mal kabul edilmediğinin bir delili. Peki kölelik nedir? Usûl-i Fıkıh'ta «Ehliyet Arızaları» izah olunurken kölelik üze-rinde durulmuştur. (Molla Hüsrev, Mir'at El Usûl, İst., 1307, c. I, sh. 611-19). Galû Bela'daki «Zimmet» akdi sebeb ile bütün insanlar hür olarak doğarlar. Akil - Baliğ olduktan sonra «Emanet'e» ihanet eder ve İslâm'a karşı savaşırlarsa, durumları değişir. «Köle» müslüman olsa
dahi ehliyet arızası devam eder. Ta ki; arızayı giderince-ye kadar. Bu arızanın nasıl giderileceği de; müctehid imam-ların edille-i şer'iyyeyi esas alarak ortaya koydukları hü-kümlerde bellidir. Kölelik «ehliyet arızasına dayandığına göre şu suali sorabiliriz Bugün yeryüzünde yaşıyan in-sanların ehliyet durumu nedir?
Bu suale verilecek cevap «Köleliğin kalkıp - kalkma-dığının bir delili olacaktır... «Köle» kelimesi kaldırılmış, ancak yeryüzünde fiilî kölelik yaygınlaşmıştır. İdeolojile-rin insanları esir aldığı gerçeği ortada iken «Köleliğin>>> kalktığını iddia etmek mümkün değildir. Hatta tartıştı-ğınız insan da; bir ideolojinin «Kölesi» hükmündedir, fa-kat bunun şuurunda değil... Çünkü o ideoloji «Zimmet>>> akdini inkâr etmeyi beraberinde getirir. Zimmet akdini (Galû Bela'yı) inkâr eden, hürriyetini kaybeder, «Ehliyet Arızası başlar. Tartıştığınız solcu çocuk; Prof. M. Ha-midullah'a (Sizin şahsınızda) öyle güzel bir cevap vermiş ki; mektubunuzu okuyunca Allahü Teâlâ (c.c.) 'dan hida-yet vermesini temenni etmekten kendimi alamadım. Müt-hiş bir cevap...
MÜSİKİ'NİN HÜKMÜ
SORU: Şarkı ve Türkü dinlemek İslâm dininde caiz midir, caiz değil midir? Bazıları diyorlar ki, müzik ru-hun gıdasıdır. Bazı ilim adamları da, «türkü ve şarkı şeh-vetleri celbettiği ve insanı münkere meylettirdiği için ha-ramdır.» hükmünü zikrediyorlar. Bu konuda bilgi verir. seniz memnun oluruz.
CEVAP: Müzik, insanların ses ve alet ile icra et-tikleri malûm sanatın bütün şubelerine verilen isimdir.
İslâmî hüküm bakımından, müziğin bütün şube ve şekil-leri aynı noktada değildir. Savaşta vurulan kös ve dü-ğünlerde çalınan def, şer'an caizdir. Bunun dışında mûsi-kî icrası ve bunun dinlenilmesi caiz değildir, haramdır. (El Merginanî, El Hidaye, Kerahiyye babı). İmam-ı Se-rahsî'ye göre, başkalarına dinletmek ve bununla rızkını temin etmek için değil de, sadece yalnızlığını defetmek için yapılırsa caizdir. (İbn-i Hümam, Fethu'l Kadir, c. VI, sh. 35 vd.). Merginanî, bunun da câiz olmadığı görü-şündedir. Hanefi fûkahasının müzik hakkındaki içtihad-ları, genel hatları ile bunlardır.
Diğer mezheplere gelince. Şafiî Fûkahası'na göre; müzik, harama alet edilmediği müddetçe câizdir. İmam-ı Gazzali, «İhya» isimli eserinde, müziğin tek bir hükme bağlanamıyacağı, durumuna göre haram, mekruh, mübah ve müstehab olabileceğini zikretmektedir. Dünya arzusu ve şehvet hisleri tahrik için yapılırsa, haramdır. Vakit-lerinin çoğunu buna veren ve müzikle iştiğali adet hali-ne getirenler için mekruhtur. Allah (c.c.) rızasını kazan-mak ve O'nun sevgisi ile dolup taşan insan için mübah ve müstehaptır.
Bu genel hükümlerden sonra, şunu zikretmemiz za-ruridir. Hem Hanefî, hem Şafiî fûkahasına göre, müzik icra eden kadın olur, dinleyen de bu sesten tahrik olur-sa, bu hal haramdır. Ayrıca şarkı ve türkünün güftesi bozuk, İslâm inancına ve ahlâkına aykırı ise, bunun mü-zikli veya müziksiz söylenmesi haramdır.
<<<<Müzik ruhun gıdasıdır» hükmü, mü'minlerle alâkalı değildir. Günümüzde, haramın işlendiği meclislerde, ha-rama alet edilen mûsikînin durumu bellidir. Güftesi ve ic-
rası; insanları münkere sürükleyen ve şehvetleri tahrik eden mûsikînin haramlığı hususunda ihtilaf yoktur.
NEZR-I MUALLAK
SORU: Çocuğum hastalandı ve iki gözü görmez oldu. O sırada «Eğer çocuğumun gözleri tekrar açılırsa bir kurban keseceğim,>> dedim. Allah Teâlâ (c.c.)'ya hamd ü senalar olsun, beş ay sonra çocuğumun gözleri yeniden sıhhat buldu. Şimdi, benim zikrettiğim sözler ile adak tahakuk eder mi? Ederse ne zaman kesmem gerekir?
CEVAP: Nezir (Adak) mübah olan bir şeyi Allah
(c.c.) rızası için kendi nefsine vacip kılmaktır. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) 'in «Her kim Allah (c.c.)'a itaati nezreder-se itaat etsin. (Nezrini yerine getirsin.) Her kim de Al-lah (c.c.)'a karşı ma'siyeti nezrederse, Allah (c.c.)'a asi olmasın (Nezrini yerine getirmesin).> buyurduğu bilin-mektedir. (Sahih-i Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, Ank., 1975, c. XII, sh. 237-238, Hadis No: 2073). Fû-kaha neziri (Adağı) ikiye ayırmıştır. Birincisi Nezr-i Mut-lak'tır. Bir mükellef «Bana muharrem ayında oruç tut-mak vacip olsun» dese, nezr-i mutlak tahakkuk eder. İkin-cisi Nezr-i Muallak'tır. Herhangi bir şarta bağlı olarak yapılan nezirler buna dahildir. Meselâ; «Çocuğum sıhhat bulursa, bir kurban keseyim» demek gibi... Melikûl Üle-ma İmam-ı Kasanî, «El Bedaiû's Sanaî» isimli eserinde: << hük-münü zikretmektedir. Sizin durumunuza gelince... Nezr-i Muallak'ta bulunmuşsunuz ve şartınız da tahakkuk et-miş... Mektbunuzda «Udhiye» niyeti olmadığı için «Na-hir> günlerini beklemeniz gerekmez, derhal nezrinizi (Ada-ğınızı) yerine getiriniz.
6274- Her sabah Cebrail'e nurdan bir denize girmesi ve yüzmesi emredilir. Oraya dalıp çıktıktan sonra bir silkinir ki, vücu dundan yetmiş bin damla damlar. Allah her damlasından bir me lek yaratır. Hepsine Beyt-i Ma'mur'a gidip namaz kılmaları emre. dilir. Giderler, namaz kılarlar. Sonra diledikleri yere gitmeleri için emredilir. Ve kıyamete kadar tesbihe devam ederler.
6275- Allah bu Buk'a'dan ve bu Harem'den yetmiş bin kişiyi diriltecek ve hepsi hesapsız cennete girecek. Onlardan her biri yetmiş bin kişiye şefaat edecek. Yüzleri dolunay gibi olacak.
6276- Alim ile abid diriltilecek. Abide: "Haydi gir cenne-te." denilecek. Alime de: "Dur, insanları yetiştirdiğin gibi onlara şefaat et." diye hitap edilecek.
٦٢٧٧ - يَبْقَى مِنَ الْجَنَّةِ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ يَبْقِيَ ثُمَّ يُنْشِئُ اللَّهُ لَهَا خَلْقًا مِمَّا -يَشَاءُ" (عبد بن حميد م ع حب عن انس)
6277- Cennetten Allah'ın dilediği kadar bazı yerleri boş kalacak. Sonra tekrar dilediği kadar mahluk yaratacak ve onu dolduracaktır.
٦٢٧٨ - يَتْبَعُ الْمَيِّتَ ثَلاَثَةٌ اَهْلُهُ وَمَالُهُ وَعَمَلُهُ فَيَرْجِعُ اثْنَانِ وَيَبْقَى وَاحِدٌ يَرْجِعُ أَهْلُهُ وَمَالُهُ وَيَبْقَى عَمَلُهُ (ن حم خ م ت صحيح عن انس)
6278- Ölünün ardından üç şey gider: Ehli, malı, ameli. İkisi döner, biri yanında kalır. Ehli ile malı döner, ameli yanında kalır.
6282- Cehennem, kıyamet gününde getirilecektir. Öyle ki, yetmiş bin zincirle bağlı olduğu halde, her bir zincirden yetmiş bin zebani tutup onu sürükleyecekler.
6283- Kıyamet günü müslümanlar, üzerlerinde dağlar gibi günahlarla gelecekler. Allah onlardan bunların tümünü ba-ğışlayacak, yahudilerin sırtına yükleyecektir.
تو اتنی ما قبليه ربط ايدن ايلغى و جه است: اولكى انت عبادتى فرايندي فقط عبادتك كيفني ناصلي ا معك ذهنته سؤال كلدى. قرآنك تعليم ابتدیلی بی دینه جواب و بر بالدی تکرار (قرآنك الله كلامى اولد يفنى ناصل ساله های دینه بلخی سوال داها وارد اولدی بوسو جوانا ( وَإِنْ كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَلْنَا ) الخره آتله جواب ويبلدى. دعك هر ايكي آنتنك راسند که جهت ارتباط، بر سؤال جواب و بر آلیس و پر شور.
ای اقدام ! لوانتك احتوا القديكي حمله لمن اراسته كره لم، با قالم، أو الرنده نوكى من استداری و ارود؟
(وَإِن كُنتم في ريب مما نزلنا ) حمله ی مقدر بر سوال خواندر چونکہ قرآن اولکی آینده عبادی فرایندیگی وقت، (عبها عبادته اولان بوارك الجهل مرى اولوب او لما يعني فاصل أصلا مغز که انتقال ایده هم دیده به سوال امعان خاطر نه کمدی بود جوابا دینیل دیکه: اگر قرآن و قرآنك بو لم يناك النهار کلامی و الله امرى اولدیفنده شبه گز وارسی کند یگری تجربه ایدیگی و شبه رزی از ال ایدیگی و ايضا، وقتها كه قرآن ، سوره نك أو لنده (لا ريبَ فِيهِ هُدًى المتقين ) جمله ی الر كنديني ثنا ابتدى موكره مؤمن ارك مدحنه، صوكره ما فرلوك و منا فقلرك ذقنه انتقال ایتدی. صوكره عبادت و توحیدی امرایتدی صوكره سوره نك باشنه دو نورك ( لا ريب فيه ) جمله من تأكيداً ( وإن كنه في ريب ) الخمره، جمله نما ذكر ابتدى. يعني قرآن، شان و شبه لده محل دیگلور سوزن شبه ام دیگری آنجه قلبا يكون خسته لفندن و خراجگزن سقامتندن اياری کالیپور اوت، گوزلری خسته اولانای كونك ضيا نما انظار ايد ولى آغیز لری آجی اولانار، طائلي صويه آجیدر دیرلر.
( فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مثله ) یعنی قرآنك مثلندن بر سوره كتير يكي.
ایشته ار قداس بو جمله بي ( وَإِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ ) جمله سیاه با غلاياته (ان) قلعه می ادات شر طور. شرط ادانتلری، دائما - حرار تاله آتن کی بری سبب، دیگری مسبب ایکی جمله به داخل اولولی. علم توجه بدينه فعل الشرط ايكنجينه جزاء الشرط دینیاید. بو ایکی جمله آراسنده، حرار تاله آتنه آراسنده اولدیغی کی لزوم لازمدر حالبو که بو ایکی جمله آراسنده، لزوم كور و غميور. بناء عليه آيتك اختصاری طولا بسیار، اور ته دبه خالدير بالان جمال الده مراجعت ايتماك لازمدر. مقدر جمله الرايسه تَشَبَّثُوا وَجَبَ التَّشَبُّتُ تَعَلَّمُوا جَرِّبوا ) امرلم يدر بونار حيره اليله، ایکنجیسی بر نجينه لازمدر.
Bu dyeri makabliyle rabteden ikinci vecih ise Evvelki Ayet ibadeti emretti, "Fakat ibadetin keyfiyeti nasıldır" diye samiin zihnine bir sual geldi. "Kur'ân'm ta'lim ettiği gibi" diye cevab verildi.
Tekrar, "Kur'an'm Allah'ın kelamı olduğunu naul bileceğiz" diye ikinci bir sual daha vårid oldu. Bu suale cevaben و كلتة فريب منا ولا ila ahirihi-âyetiyle cevab verildi. Demek her iki âyetin arasındaki cihet-i irtibat, bir sual-cevab ve bir alışveriştir.
Ey arkadaş! Bu ayetin ihtiva ettiği cümlelerin arasına girelim, bakalım, aralarında ne gibi münasebetler vardu? وإذته فى رئب مقالال cümlesi, mukadder bir suale cevabdır. Çünki Kur'ân, evvelki âyette ibâdeti emrettiği vakit. "Acaba ibadete olan bu emrin Allah'in emri olup olmadığını nasıl anlayacağız ki imtisål edelim" diye bir sual sâmiin hatırına geldi. Buna cevåben denildi ki: "Eğer Kur'ân'ın ve Kur'ân'ın bu emrinin Allah'ın kelåmı ve Allah'ın emri olduğunda şübheniz varsa, kendinizi tecrübe ediniz. Ve şübhenizi izâle ediniz."
Ve eydan, vaktå ki Kur'ân, sûrenin evvelinde لا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ cümlesi ile kendisini senå etti.
Sonra mü'minlerin medhine, sonra kâfirlerin ve münafıkların zemmine intikal etti. Sonra ibâdet ve tevhidi emretti. Sonra sürenin başına dönerek لآرب بيه cümlesini te'kiden وَإِنْ تُة
في ريب ila ahirihi - cümlesini zikretti. Yani "Kur'ân, şekk ve şübhelere mahal değildir. Sizin şübheleriniz,
ancak kalblerinizin hastalığından ve mizācınızın sekāmetinden ileri geliyor." Evet, gözleri hasta olanlar, güneşin ziyasını inkâr ederler. Ağızları acı olanlar, tatlı suya acıdır derler.
Yani فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِن مثله
"Kur'ân'ın mislinden bir sûre getiriniz." İşte arkadaş! Bu cümleyi وَإِذْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ
cümlesiyle bağlayan (3) kelimesi edât-ı şarttır. Şart edâtları, dâimâ -harâretle ateş gibi- biri sebeb, diğeri müsebbeb iki cümleye dâhil olurlar. İlm-i nahivce birisine 'fi'lü'ş-şart' ikincisine 'cezâü'ş-şart' denilir. Bu iki cümle arasında, harâretle ateş arasında olduğu gibi lüzûm lâzımdır. Halbuki bu iki
cümle arasında, lüzüm görünmüyor. Binâenaleyh âyetin ihtisârı dolayısıyla, ortadan kaldırılan cümlelere müracaat etmek lazımdır. Mukadder cümleler ise
.emirleridir تَشيلُوا وَجَبَ التَّشَبَثُ تَعَلَّمُوا جَزِبُوا Bunlar sıra ile, ikincisi birincisine lâzımdır.
seferi: 8 ay süren kuşatma sonunda Antakya Haçlıların eline geçti.
1277 - Türkçenin resmî dil olarak kabulü.
1889 - İttihat ve Terakki Cemiyeti kuruldu.
1925 - Terakkiperver
Cumhuriyet Fırkası, Bakanlar Kurulu kararıyla kapatıldı.
2006 - Karadağ kuruldu.
3
CUMA
FRIDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET
(Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!
İbrahim Suresi: 41
BİR HADİS
Özür dileyeceğin her şeyden
sakın.
Namazda ruhun ve kalbin büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır.
BENİ KİNDE TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
Beni Kimdelerin Soyları ve Yurdları:
Beni Kindelerin Ata soyları şöyledir:
Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe' (1). Beni Kinde (Sevr) b. Ufeyr, b. Adiy, b. Haris, b. Mürre, b. Uded, b.
Kinde (Sevr) b. Ufeyr'in, Remle bint-i Esed'den doğma Muaviye ve Eşres adında iki oğlu vardı (2).
Kinde'den şu kabileler türemiştir:
1. Beni Muaviye,
2. Vehb,
3. Bedda',
4. Râiş b. Hâris, b. Muaviye, b. Sevr, b. Mürti', b. Muaviye, b. Kinde,
5. Beni Sekasik b. Eşres, b. Kinde,
6. Beni Sekûn b. Eşres, b. Kinde,
7-8. Tücibler:
Beni Adiy b. Eşres, b. Şebib, b. Sekûn,
Beni Sa'd b. Eşres, b. Şebib, b. Sekûn (3).
Kindelerin yurdları, Yemende olup kendileri Hicazda ve Yemende kıral idiler (4).
Haris b. Amr'ul'Maksur, b. Huer Akilülmurar, b. Amr, b. Muaviye, b. Hâris ve Şair İmriülkays'ın babası Hucr b. Hâris, Beni Kinane ve Be-ni Esedlerin kıralı idiler.
Surahbil b. Hâris. Beni Temimlerle Rebabların, Seleme b. Hâris, Bekr b. Vail ve Tağlib b. Vâillerin, Ma'd-i Kerib de, Kays-i Aylanların kıralı idi (5).
Kinde Temsilcileri Medine'ye Ne Zaman Geldiler? Kaç Kişi İdiler ve Nasıl Müslüman Oldular?
137
Kinde Temsilcileri, hicretin onuncu yılında (6). Kinde kıralların-
dan ve Hadramcvt Mirba' Sahibi (ganimetin dörtte birini alma yetki-(isi) (7) Es'as b. Kays'ın başkanlığı altında seksen (8) veya altmiş (9) binitli olarak gelip Mescidde bulunduğu sırada Peygamberimizin yanı-na girdiler.
Alınlarındaki uzun saçlarını iki yandan salmışlar, gözlerini sür-melemişlerdi.
Üzerlerinde yollu Yemen kumaşından yapılmış, yakaları, etekleri, kolları ve cep ağızları ipekle, altın sırma ile işlenmiş cübbeler vardı.
Kinde Temsilcileri, Peygamberimizin yanına girdikleri zaman (10)
Senin menzilin burası mı?!» diye sordular Peygamberimiz «Ben, hükümdar değil, Muhammed b. Abdullah-im! buyurdu.
Temsilciler, Peygamberimiz için tere yağının içine bir çekirge gö-zü saklamışlardı.
Ey Ebülkasım! Biz, Senin için gizlenecek bir şey gizlemiş bulu-nuyoruz. Nedir o?» diye sordular.
Peygamberimiz «Sübhanallah! Bu, ancak kahinin yapacağı bir şeydir.
Kâhín, kâhinliğe özenmek ise, ateştedir, Cehennemdedir!>> buyurdu. Temsilciler Öyle ise, Senin Resûlullah olduğunu nasıl anlayaca-
ğız?» dediler.
Peygamberimiz, yerden bir avuç çakıl taşı alıp «Bunlar, benim Re-sûlullah olduğuma şehådet ederler!» buyurunca, taşlar, Peygamberimi-zin elinde tesbih etmeğe başladılar.
Bunun üzerine, Kinde Temsilcileri «Biz de, şehadet ederiz ki: Sen,
hiç şüphesiz Resûlullahsın!» dediler.
(6) İbn-i Sa'd'den naklen İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 51, Taberi-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Abdulber-İstiab c. 1, 8, 133, İbn-i Esir-Üsdülgabe c, 1, s. 118
(7) İbn-i Sa'd'den naklen İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 51 (8) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 232, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 40,
İbn-i Seyyid-Uyuniüleser c. 2, 5. 241, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 56
(9) Taberl-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Abdulber-İstiab c. 1, s. 133, İbn-i Esir-Kamil c. 2, 8. 298, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 40, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55
( 10) İbn-i İshak, İbn-1 Hişam-Sire c. 4, s. 232, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 328, Taberi-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 40, İbn-1 Seyyid-Uyunüleser c. 2, 8. 241-242
di ve bana bir de, Kitap indirdi ki ona, batil, ne önunden, ne de ardın. Peygamberimiz «Allah, beni, hak dinle Peygamber olarak gönder dan gelip erişemez!» buyurdu.
Temsilciler «Bize, ondan biraz okuyup dinletsen a?» dediler. Peygamberimiz de, Saffât sûresinin başından beş ayet okudu.
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Saflar bağlayıp duranlara, sevk ve idare ve men ve zecr edenlere zikr okuyanlara yemin ederim ki: sizin İlâhınız birdir. O, göklerin, yerin ve bunlar arasında ne varsa, hepsinin Rabbıdır. Rabbıdır O! (Saffat: 1-5) >>
Doğuların da Peygamberimiz, susmuştu. Kımıldamadan duruyordu. Gözleri ya-şarmış ve göz yaşları, sakalına doğru akmağa başlamıştı. Temsilciler «Biz, Senin ağladığını görüyoruz.
Yoksa, Sen, Seni gönderenden korktuğun için mi ağlıyorsun?» de-diler.
Peygamberimiz «Beni korkutan, ağlatan: Allâhın, beni kılıcın ağzı gibi ince ve keskin olan dosdoğru bir yol üzere göndermiş olmasıdır ki ondan azıcık eğrilsem, helâk olurum!» buyurduktan sonra:
<<And olsun ki, Sana vahy ettiğimizi de, dilersek, gideriveririz. Son-ra da, Sen, bize karşı, onu geri çevirmek için hiç bir Vekil de, bulamaz-sın! (İsrå: 86) meâlli âyeti okudu (11).
Sonra da Kinde Temsilcilerine «Siz, Müslüman oldunuz mu?» di-ye sordu.
Onlar da «Evet! Müslüman olduk!» dediler (12).
Müslüman oldular (13).
Peygamberimiz «Öyle ise, şu üzerinizdeki, boyunlarınızdaki ipek-ler, sırmalar ne diye duruyor?!» buyurdu.
ları söküp attılar (14). Bunun üzerine, Kinde Temsilcileri, elbiselerindeki ipekleri, sırma-
Dahlan-Sire c. 2, s. 154 (11) Ebû Nusym-Delailünnübüvve s. 190-191, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 260, A. Z
( 12) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 232, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 328, Taberi-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 40, İbn-i Seyyid-Uyunüleser с. 2, в. 241-242
(13) İbn-i Eslr-Üsdülgabe c. 1, s. 118 (14
) İbn-i İshak. İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 232. İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 328, Taberi-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 40, İbn-i Seyyid-Uyunülese c. 2, s. 241-242
Es'as b. Kays "Ya Resulallah! Bizler, Åkilülmürar oğullarıyız.
Biz, sanıyoruz ki, Siz de, bizdensiniz? (16) Yoksa, bizden değil misiniz?» dedi (17).
Peygamberimiz, gülümsedi, güldü (18).
130
Bu soya, kendilerini, Abbas b. Abdulmuttalib ile Rebla b. Háris nisbet ettiler, bağladılar.
Abbas ve Rebia, iki ticaret adamıydı. Araplar arasında gezip dola-
sırlarken kendilerine (Siz, kimlerdensiniz?) diye soruldukça, onlar (Biz, Akilülmürar oğullarıyız!) derler ve kendilerini, bununla şerefli göster-mek (19) ve canlarını korumak isterlerdi (20).
Onlarla, ana tarafından (*) bir doğum münasebeti bulunmakla be-raber (22), hayır! Biz, Akilülmürar oğulları değiliz (23).
Biz, Nadr b. Kinane oğullarıyızdır.
Biz, ne babamızın soyunu inkâr ederiz, ne de, anamızın soyuna bağlanırız! buyurdu (24).
Bunun üzerine, Eş'as b. Kays «Ey Kinde cemaatı! Vallâhi, bir da-ha Kureyşilerden kimin böyle (Åkilülmürar Oğullarıyız) dediğini işi-tirsem, ona, seksen kamçı vururum!» dedi (25).
(15) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 232, Taberi-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Abdul-ber-İstiab e. 1, s. 134, İbn-i Esir-Kâmil c. 2, s. 299, İbn-i Kayyım-Zadülmand e. 3, s. 40, Ibn-i Seyyid- Uyunüleser c. 2, s. 242
(16) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 211
( 17) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, 5. 40
(18) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 232, Taberi-Tarih c. 3, s. 162-163 İbn-i Ab-dulber-İstiab e, 1, 5, 134, İbn-i Kayyım-Zad, c, 3, 5, 40, İbn-i Seyyid-Uyun,
c. 2, s. 242, İbn-i Haldun-Tarih e, 2, ks, 2, 5, 56 ( 19) İbn-i İshak, İbn-i Hisam-Sire c. 4, s. 232, Taberi-Tarih c. 3, s. 163, İbn-i Kay-
yım-Zad. c. 3, s. 40, İbn-i Seyyid-Uyun. c. 2, s. 242, İbn Haldun-Tarih c. 2, ks.
25. 50 20) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 40
( ( 21) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 232, Taberi-Tarih e. 3, 8 163, İbn-i Kay-yım-Zadülmaad c. 3, s. 40
(*) Peygamberimizin Atalarından Kilap b. Mürrenin annesi Kindelerdendi. (İbn-1 Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 40, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 242)
(22) İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55 (23) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 232, İbn-i Haldun-Tarih e. 2, ks. 2, s. 56,
Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 261 (24) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 232, Taberl-Tarih c. 3, s. 163, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 211, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 40, İbn-i Seyyid-Uyun. c.
2, s. 242, İbn-i Abdulber-İstiab c. 1, s. 134, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 56
(25) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, s. 232, Taberi-Tarih c. 3, s. 163
Eş'as b. Kays, cahiliye çağında Kindelerin boyun eğdikleri Reisleri.
İslâmiyet devrinde de Ulu kişileri idi.
dullah için "Eğer bu İslamdan dönmezse, ben, dönerim!» demiş (27) Es'as b. Kays, Peygamberimizin vefatı üzerine (26), Cerir b. Ab-irtidad etmişti (28).
İmriülkavs b. Abis, b. Münzir, b. İmriülkays idi (29). Kendisi, şairdi (30). Kinde Temsilcileri arasında gelip Müslüman olanlardan birisi de İyi halli bir zat idi.
Peygamberimizin vefatı üzerine irtidad hådiselerinin vuku' buldu-ğu günlerde İslâmiyette sebat etmiş, irtidad edenlere karşı savaş-mış (31), Eş'as b. Kays'e karşı koymuş, söylediği şiirlerle kavmını İs lamiyette sebata teşvik etmişti (32).
İrtidad eden amcasını öldürmek için üzerine yürüdüğünü ve am-cası onu kılıçlı görünce (33) «Yazıklar olsun sana ey İmriülkays! (34) Ben, senin amcanım! (35) Yoksa, amcanı da, öldürecek misin?!» dedi-ği zaman, İmriülkays «Sen, amcamsın, yüce Allah ise, Rabbımdır!» di-ve karşılık vermiş (36), vurup onu öldürmüştür (37).
Kinde Temsilcilerinin Yurdlarına Dönmeleri :
Kinde Temsilcileri yurdlarına dönmek istedikleri zaman, Peygam-berimiz, onlardan her birine bahşiş olarak onar, Eş'as b. Kays'e ise, on iki ukiye gümüş verdi (38).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 34. fıkrasında «Kinde Araplarının saçları kemal-i itina ile taranmıştı... daha üstlerinde de altın pul işlenmiş kumaşlar bulunu-
yordu...
26) İbn-i Abdulber-İstiab c. 1, s. 133, İbn-i Seyyid-Uyun. c. 2, s. 242
( (27) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 1, s. 118-119
28) İbn-i Abdulber-İstiab c. 1, s. 133, İbn-i Seyyid-Uyun. c. 2, s. 242
(29) İbn-i Estr-Üsdülgabe c. 1, s. 137 (
( 30) İbn-i Abdulber-İstiab c. 1, s. 104, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 1, s. 137 31) İbn-i Hazm-Cemhere s. 428-429
( (32) İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 64
(33) İbn-i Hazm-Cemhere s. 428-429
(35) İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 64 (34) İbn-1 Abdulber-İstiab c. 1, s. 104, İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 64
) İbn-i Hazm-Cemhere s. 429, İbn-i Hacer-İsabe r. 1, s. 64
( 38) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 328
(36 ) İbn-i Abdulber-İstiab c. 1, s. 104, İbn-i Hazm-Cemhere s. 429 (37
Peygamberin emrile bu mükellef esvapları üzerlerinden çıkarmağa
mecbur oldular.» (39)
diyorsa da, yanlıştır.
nin kemal-i itina ile taranmış olduğu değil, iki yana salınmış olduğu, Kaetani'nin dayandığı kaynaklarda Kinde Temsilcilerinin saçları-
elbiselerinin en üstünde altın pul işlenmiş kumaşlar değil, üzerlerinde-ki vollu Yemen kumaşından yapılmış, yakaları, etekleri, kolları ve cep ağızları ipekle, altın sırma ile işlenmiş cübbeler bulunduğu ve Peygam-berimizin emrile bu elbiseleri üzerlerinden çıkardıkları değil, elbiseleri-ne işlenmiş sırma ve ipekleri söküp attıkları
açıklanmıştır (40). Kaetani, 1 numaralı notunda «Bu, bütün Kindelerin ihtida etmiş olduğuna bir delil teşkil etmez.
Hadisin ihtiva ettiği malumatın azlığı siyasi bir i'tilaf akdi mevzu-i bahs olduğu zannını veriyor.
Bu i'tilafın esası da, bütün kabilenin aksamından biri tarafından senevi bir vergi tesviyesinden ibarettir.» (41)
diyorsa da, yanlıştır. Çünki, Kindelerin İslâmiyeti hakkında Hadislerde verilen maluma-tın hiçte az olmadığını ve Kaetani'yi yalanlamağa bol bol yetecek de-recede olduğunu okuyucular görmüş bulunuyorlardır.
Bu hususta sta verilmiş olan mâlumat az olmadığına göre, Kaetani'-nin, hiç bir tarihi ve ilmi bilgi ve belgeye dayanmadan zan ve tahmin ettiği anlaşma iddiası, kendi uydurma ve yakıştırmasından ibaret ka-lır.
(39) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, в. 69
( 40) İbn-i İshak, İbn-i Higam-Sire c. 4, s. 232, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 328, Taberi-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 40, İbn-i Seyyid-Uyunüleser
PEYGAMBERİMİZİN HADRAMEVT KAYLLARINA VE ULULARINA YAZILAR GÖNDERMESİ
Hadramevtlerin Soyları ve Yurdları:
Tevrat'a göre: Hadramevt, Kahtan'ın oğlu idi (1).
lenir (2).
Hadramevt'in, Kahtan'ın kardeşi Yaktan'ın oğlu olduğu da, söy-
Hadramevt, Yemen'de, Aden'in şarkında deniz yakınında geniş bir nahiye olup Ahkaf diye tanınan bir çok kum tepelerile çevrilmiştir. Peygamber Hüd Aleyhisselâmın kabri de, oradadır.
Hadramevt ile San'a arası yetmiş iki fersah veya on bir günlük yoldur.
Hadramevt'in Aden ile arası ise, bir aylık yoldur.
Hadramevt b. Kahtan, gelip burada konakladığı için, hem buraya, hem burada oturan kabilelere Hadramevt ismi verilmiştir (3).
Hadramevt Kayl ve Ulu'larının İslâmiyete Davet Edilmesi:
Peygamberimiz;
1. Zür'a,
2. Kahd,
3. Besiyy,
4. Buhayra,
5. Abd-i Külal,
6. Rebia,
7. Hucr..
gibi Hadramevt Kayllerine ve Ulu'larına yazılar yazdırıp kendilerini İs-lâmiyete dåvet etti.
Haklarında söylenen şiirlere göre; bunlar, Müslüman oldular (4).
Büyük kıraldan aşağı olan Hımyer kıralına Kayl denir (5).
Dârı İslâm = İslâm memleketi: İslâm hükümlerinin uygulan-¿n memlekete denir.
Dar- harb = Yabancı ve düşman memleket: İslam ahkamı uy-gulanmıyan yerdir.
malla-Jarina hürri-etme-
Fetavă-i Hindiyye» adı ile şöhret bulan ve Hindistan'da ilim adamlarından ibaret bir heyet tarafından hazırlanan altı cildlik merin Siyer bölümünde dar-ı harb ile ilgili şu ifade mevcuddur:
daril harbi lá yetehallelü beynehümä beledün min biladil is lámi. Vessâlisü: En lå yebka fiyhä mü'minün ve là zimmüyyün äminen biemânihil evveli ellezi kåne sábiten kabl eistiyläil küf fari lil müslimi biislâmihi ve lizzimmiyi biakdizzimmeti.
Ve sûretül mes'eleti alâ selåseti evcühin:
Imma en yeğlibe ehlül harbi alá dârin min dûrini evir tedde ehlü misrin ve ğalebů ve ecrev ahkâmel küfri ev neka-za ehlüz zimmetil ahde ve teğallebů alá dârihim feft küllin min hazihil suveri la tesıyrü dâre harbin illâ biseläseti şürütın. Ve kale ebû yûsüf ve mühammed rahımehümallahü teâlâ bişar tın vâhidin là gayrü ve hüve izharü ahkâmil küfri ve hüvel kı yas.
Bil ki, dar-ı harb bir şartla darı İslâm olur. Bu şart da o yer de İslâm hükmünü izhar etmektir. İmam Muhammed (Yüce Allah ona rahmet etsin) Ziyâdät kitabında şöyle demiştir:
Imam Ebu Hanife'ye göre, (Yüce Allah ona rahmet etsin) dår İslâm, üç şartla darı harb olur:
Birincisi, açıklıkla küfür ahkämını icra etmek ve o yerde Islam hükmü ile hüküm vermemek.
İkincisi, aralarına İslâm ülkelerinden bir ülke girmeyecek şe kilde o yer bir dar-ı harbe bitişik bulunmak.
Üçüncüsü, o yerde ne bir mü'min, ne de bir zimmi ilk doku-nulmazlık güvenliği üzere kalmamış olmak, o güven ki, kafirlerin istílásından önce, müslümanın islam oluşu ve zimminin de zimmet akdi ile sabitti.
Bu mesele üç şekilde özetlenir:
1) Ya ehl-i harb bizim ülkelerimizden bir ülkeye galip gelir.
2) Yahut bir yerin halkı dinden çıkarlar ve galip gelerek kü-für ahkamını icra ederler.
Bu üç şeklin her birinde üç şartla dârı harb meydana gelir. Allahü Teâlâ her ikisine rahmet etsin, Imam Ebû Yûsuf ve Imam Muhammed demişlerdir ki, yalnız bir şart ile dár-ı harb olur. O da küfür ahkamını izhar etmektir. Kıyas da budur (80).
يعنى اتقانه، تحرين لازمدر. تحرى تعلم تعليم وجوب تشبيه وجوب نسبت ده نشنید تشاده دينه لازمدر. ديمك بوقدر لزومارك تقديري لازمدركي ( قرآنك به مثاني لبريالى الله ) قرآنده شهر الزوارس) اسنده لزوم الظاهراتين.
( وَادْعُوا شُهَدَاءَ كم من دُونِ الله ) بو حمل انك ) اوج وجها ) ما قبل ارتباطی و ارور
يرنجى وجه ) ( قرآن معارضه اتمكده في هر اولان تخزين تون ان اخلدك عجزني استلزام تمر 스 ا اماده اما با شاه را با یاری دیده ندارین کلیه وسوسه في دفع المال اور قرآن کریم بو أيتك لسانيله، (بيو ريگزي، رئي امريكزى چاغیر یگی سره یاردیم ای سینه ای) دیمه او داری
الزام ايتمشور.
( ایلنجی وجه) (اگر بز معارفه تشبتنده بولونه وه، برای دسته کهرین، مدافعه ایدن بوقدر) دبیر ایلری مورد قهری زغملر بنی ده روایت شد که هر هانكي بر مسالك اولورسه اولسون، متعصباری چوقدر معارضه ایتدیگر گز تقدیرده سری مدافعه اید نه چومه اولور) دیه او ناری
اسكات التمشور.
او چنجی وجه ) قرآن کریم، صدا که او ناره استهزاء دیوركه: محمد عليه الصلاة والسلام، بتون ان اناره نبوتني تصديقه التدير من اليجون المهندن ياردیم ایستردی. اللهی در قرآننه سکه اعجازی با صدامه به چومه از اداره تصدیق ایتدیردی . الته لری زدن به فائده گز وارسد، سزده او داری چاغی دیگر
سره یاردیم ایتسین الی
( فَإِنْ لم تَفْعَلُوا) یعنی تجربه در موکره با قید گز معارفه به قادر او لما دیف از تقدیر ده، عجز یاگر ظاهر اولور. و معارفه لي ده يا عن اولماز سكن.
( وَلَنْ تَفْعَلُوا ) یعنی ما ضیده یا با مدیف گز کی بوند به صوکره ده قطعیت له یا پاما یا جس کی مناء عليه ( بزم ما ضيده يا با مد يغني بشرك استقبالده یا با ما یا جفنی است اعزام التمن دیه) اظهار مد کاری او بهانه یی ده (لَنْ تَفْعَلُوا ) ایله دفع ايتمشدر. و عین زمانده (اوج و جهله) اعجازه اشارت التمشدر.
Yani ityân, tecrübeye lazımdır. Tecrübe taallüme, taallüm vücüb-u teşebbüse, vücüb-u teşebbüs de teşebbüse, tesebbüs de raybe lazımdır. Demek bu kadar lüzûmlann "Kur'an'da sübheniz varsa" arasında lüzüm tezahür etsin, takdiri lazımdır ki, "Kur'ân'ın bir mislini getiriniz" ile
Bu caimlenin وَادْعُوا شعاكُمْ مِنْ دُونِ الله üç vecihle makabliyle irtibatı vardır.
Birinci Vecih: "Kur'ân'a muâraza etmekte zahir olan aczimiz, bütün insanların aczini istilzám etmez. Biz yapamadık ama, başkalar yapabilirler" diye zihinlerine gelen vesveseyi def' etmek için, Kur'ân-ı Kerim bu âyetin lisanıyla, "Büyüklerinizi, reislerinizi çağırınız. Size yardım etsinler" diye onları ilzâm etmiştir.
İkinci Vecih: "Eğer biz muâraza teşebbüsünde bulunsak, bizi destekleyen, müdafaa eden yoktur" diye ileri sürdükleri zu'mlarını da reddetmiştir ki, "Herhangi bir meslek olursa olsun, mutaassıbları çoktur. Muâraza ettiğiniz takdirde, sizi müdafaa eden çok olur" diye onları iskât etmiştir.
Üçüncü Vecih: Kur'ân-ı Kerîm, sanki onlara istihzäen di-yor ki: "Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, bütün insanlara nübüvvetini tasdîk ettirmek için Allah'ından yardım istedi. Allah'ı da Kur'ân'ına sikke-i i'câzı basarak pek çok insanlara tasdîk ettirdi. Alihelerinizden bir fâideniz varsa, siz de onları çağırınız. Size yardım etsinler."
فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا Yani "Tecrübeden sonra bakınız. Muârazaya kādir olmadığınız takdirde, acziniz zâhir olur. Ve muârazayı da yapmış olmazsınız."
وَلَنْ تَفْعَلُوا Yani “Mazîde yapamadığınız gibi, bundan sonra da kat'iyetle yapamayacaksınız." Binâenaleyh "Bizim mâzîde yapamadığımız, beşerin istikbâlde yapamayacağını istilzâm etmez diye" izhar ettikleri o bahaneyi de لَنْ تَفْعَلُوا ile def etmiştir. Ve aynı zamanda üç vecihle i'câza işaret etmiştir.
Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah'tan yardım isteyin. Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir.
(Bakara: 153)
27 1447
BİR HADİS
MUHARREM
RUMI: 9 TEMMUZ 1441
HIZIR: 78
Kim sabrederse, Allah ona dayanma gücü verir. Kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir ikram verilmemiştir.
Müslim.
Biz sabır ve şükür ve kazaya rıza ve kadere teslim ile mukabele ederek ta inayet-i İlâhiye imdadımıza gelinceye kadar, az zamanda ve az amelde pel çok sevap ve hayrat kazanmaya
M.Ö. 781-Tarihte ilk kez bir güneş tutulması Çin'de kayıtlara geçti.
- 1876 - Sultan Abdülaziz'in şehit edilmesi.
1889 - Cihan pehlivanı Koca Yusuf'un vefatı.
4
CUMARTESİ
SATURDAY
HAZİRAN
JUNE
κολπικος
BIR AYET
O (Allah) ki, göklerin ve yeryüzünün mülkü, O'nundur. Ve O, çocuk edinmemiştir.
Mülkte, O'nun şeriki (ortağı) olmamıştır. Ve herşeyi, O yarattı sonra da onların kaderini takdir etti.
Furkân Suresi: 2
BİR HADİS
Ben size ihsan edilmiş bir rahmetim.
Hem peder ve valideyi şefkatle teçhiz eden ve seni onların merhametli elleriyle terbiye ettiren hikmet ve rahmet hesabına onlara hürmet ve muhabbet, Cenâb-ı Hakk'ın muhabbetine aittir.
Hadramevt Kırallarından Kimler, Ne Zaman Geldiler? Nasıl Müslüman Oldular?
Hadra nevt kırallarından :
1. Cemd,
2. Mihves,
3 Mişrah,
4. Veb'daa
Kinde Temsilcilerile birlikte Peygamberimize geldiler ve Müslüman ol-dalar (1).
Bunlar, Kindelerden Beni Huer'ül'Karid dört kıral idiler (2).
b. Hárisül'vellådelerden
Kinde Temsilcilerinin Medine'ye gelişi, hicretin onuncu yılında idi (3).
Mihves Yâ Resûlallah! Allaha duâ et te dilimden şu tutukluğu gi-dersin?" dedi.
Peygamberimiz, ona dua ve Hadramevt zekâtından geçimlik te tah-sis etti (4).
Mihves b. Ma'd-i Kerib, b. Velia arkadaşlarıyla birlikte Peygambe-rimizin yanından ayrıldıkları zaman yüz, göz felcine uğradı.
İçlerinden bazıları geri döndüler «Yå Resülallah! Arapların Ulu'su felce uğradı. Bize, bunun devâsını göster!» dediler.
Peygamberimiz: «Büyük bir iğne alınız. Onu, ateşte kızdırınız. Son-
1) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 349, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 56
(2) İbn-i Hazm-Cemhere s. 428
(3) İbn-i Sa'd'den naklen İbn-i Hacer-Isabe c. 1, s. 51, Taberi-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Abdulber-İstiab c. 1, s. 133, İbn-i Estr-Üsdülgabe c. 1, s. 118
برنجى وجه) غائيدن خير وبر مشور و اخبار اندیکی کی ده معارضه واقع ولما قدر ان وسون مؤلفی دوست اول شهدی به قدر بازيل من ميليونار له عربى كتابار میدانده طور سور و سه دوشمان اولون في انك السلومي تقليد التحكم فوق العاده مشتاق اولد قارى حالده، هم صحیح به مولد هيم بر كتابنده قرآن كرمك اللونى تقليد اتمام موفق اولا ما قدر صانكه قرآن معجز اله (نوع مُحْفِرٌ في الشخص ( یعنی، بتخصره انحصار يمن به نوعدد بناء عليه، قرآن كريم، باني كتابارك آلتنده در بویله ديمك لولوج برسوز در و با فوق الكل ، نادره در یعنی بتونه کندانداران
فوقنده بره نادره در. در.
ایک نجی وجه) بویله بیون به دعواده، مشکل به مقوامده، اونارك عهد العريني تحريك اليد مب عزت نفراري قیرمن صور تهاله (یا با ما یا فکر) دیه قطعیت له ویردیگی حکم، اونك امنیتهای مطمئن و اغماره
اولدیفنه به دلیلدر.
و هیجی وجه) دا که قرآن کریم دیور که مزلی، فصد احتان افراسی اولدیفانی و هر کدن زیاده خصدافه حتاج اولدی ان والده معارفه به قادر اول مدین ای کی بوده هیچ به زمانه قرآنان معارضه نه
قادر اولامات
وكذا قرآنك نتیجه ی اولان اسلاميته به نظيره فك يا بعلمه منه زمان ماضي قادر اولا ما ديفي کي استقبال زمانی ده اونك من لندن عاجز ق الاجفنه به اشار تدر.
( فَاتَّقُوا النَّارَ لَتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ ) يعنى، لا فراره حاضر لانان أنشدن افی گاز که او نشان اردو ، ان انا له اسلم در. (فَاتَّقُوا جمله ی ( إن لم تفعلوا ) جمله نه جزاء الشرط اولد يغي جهتله، آرا رنده لزوون بولوغي لازمدر. والبوكه معارضه نك يا بي امامي آتشدن صدا قیمه بى استلزام تمز بناءً على اختصار يكون اور ته دن قالدير بلان جمله الره مراجعت
Birinci Vecih: Gäibden haber vermiştir. Ve ihbar şimdiye kadar yazılmış milyonlarla Arabi kitaplar ettiği gibi de muåraza väki olmamıştır. Bakınız, meydanda duruyor. Ve bütün müellifler, dost olsun, düşman olsun, Kur'an'ın üslübunu taklid etmeye fevkalade müşták oldukları halde, hiçbir müellif, hiçbir kitabında Kur'ân-ı Kerim'in üslübunu taklid etmeye muvaffak olamamıştır. Sanki Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyan منحصر فى الشخص yani bir sahısta inhisar etmiş bir nev'dir. Binåenaleyh, Kur'ân-ı Kerim, ya bütün kitapların altındadır böyle demek gülünç bir sözdür. veya fevka'l-küll bir nadiredir. Yani bütün kitapların fevkinde bir nådiredir.
İkinci Vecih: Böyle büyük bir da'våda, müşkil bir makamda, onların a'sablarını tahrik edip izzet-i nefislerini kırmak suretiyle "Yapamayacaksınız" diye kat'iyetle verdiği hüküm, onun emniyetli, mutmain ve i'timâdlı olduğuna bir delildir.
Üçüncü Vecih: Sanki Kur'ân-ı Kerîm diyor ki: "Sizler, fesähatin ümerâsı olduğunuz ve herkesten ziyâde fesâhate muhtaç olduğunuz halde, muârazaya kādir olamadığınız gibi, beşer de hiçbir zaman Kur'ân'ın muȧrazasına kādir olamaz."
Ve kezâ, Kur'ân'ın neticesi olan İslâmiyet'e bir nazirenin yapılmasına zaman-ı mâzî kādir olamadığı gibi, istikbal zamanı da onun mislinden âciz kalacağına bir işarettir.
فَاتَّقُوا النار التي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ
Yani, "Kâfirlere hazırlanan ateşten
sakınınız ki, o ateşin odunu, insanlarla taşlardır."
فاتقوا cümlesi إن لن تفعلوا cümlesine
cezâü'ş-şart olduğu cihetle, aralarında lüzûmun bulunması lazımdır. Halbuki muârazanın yapılmaması,
ateşten sakınmayı istilzâm etmez. Binâenaleyh, ihtisâr için ortadan kaldırılan cümlelere müracaat
etmekle, bu lüzûmu arayıp bulacağız.
Şöyle ki:
Birincisi: Muârazanın yapılmamasından Kur'ân'ın
i'câzı lazım gelir. İkincisi: Kur'ân'ın i'câzından Allah'ın kelâmı olduğu lâzım gelir. Üçüncüsü: Allah'ın kelânı olduğundan emirlerine imtisâl lâzım gelir.
Sonra bu kurşun levhayı ud ve anber ile tüt-süleyip başının ön tarafında taşısın. İşte o zaman bütün malûkatın dilleri kendisi hakkında kötü söz konuşmaktan bağlanır ve o kişiyi ancak ha-yırla yâd ederler. Bu, defalarca tecrübe edilmiş ve Allâh-u Teâlâya hamdolsun ki sahih bulun-muştur. ».نِيَّتُكَ مَطِيَّتُكَ "Niyetin senin merkebin-dir" buyrulur. Yani her zaman iyi niyet üzere ol ki, murâdın hâsıl olsun.
2) Her kim bu ism-i şerîfi çokça zikreder-se işleri kolaylaşır ve kendisini gören herkes Allâh-u Teâlâ'nın izniyle ondan çekinir ve kendisine saygı gösterir.
3) Her kim halvet-i kebîre (büyük halvet) ile yedi gün halvete girer de bu ism-i şerîfi her gün yedi bin (7000) kere okursa, yedinci gününde halvete girdiği mekanın kıble tarafındaki duvar yarılarak içinden (mânevî) bir şahıs çıkar ve o kişiyle anlaşma yapar sonra ona üzerinde kudret kalemiyle bu ism-i şerîfın yazılı olduğu yumurta gibi bir mühür verir.
Artık o mührü hayızlıların, cünüplerin, fâsık ve fâcir kimselerin gözlerinden koruması gerekir.
1911-Bediüzzaman Said Nursî'nin İstanbul'a gelerek Sultan Reşad'ın Rumeli seyahatine katılması.
1954 - Risale-i Nur
hakkında olumlu bilirkişi raporu veren Yusuf Ziya Yörükhan vefat etti.
5
PAZAR
SUNDAY
HAZİRAN
JUNE
Suphesiz Allah, oluden diy çıkaran, diriden de oluyu
çıkarandır.
En'am Suresi: 95
BİR HADİS
Benden sonra halifelik otuz senedir. Ondan sonrası saltanattır.
Her şey her şeyle bağlıdır. Bir şey her şeysiz yapılmaz. Bir şeyi halk eden, her şeyi halk etmiştir. Öyleyse, bir şeyi yapan Vâhid, Ehad, Ferd, Samed olmak zaruridir.
VAIL B. HUCR'UN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
Vail b. Hucr'un Soyu:
Vall b. Hucr'un babası, Yemen kırallarındandı (1).
Vail b. Hucr'un, Kahtan'a kadar Atalarının soyu şöyle sıralanır: Vail b. Hucr, b. Said, b. Mesruk, b. Vâil, b. Nüman, b. Rebia, b. Ha-ris, b. Avf, b. Sa'd, b. Avf, b. Adiyy, b. Malik, b. Şurahbil, b. Haris, b. Malik, b. Mürre, b. Himyeri, b. Zeyd, b. Hadrami, b. Amr, b. Abdullah, b. Hàní, b. Avf, b. Cürhüm, b. Abd-1 Şems, b. Zeyd, b. Le'y, b. Kah-
tan (2).
Vail b. Huer'un Gelmekte Olduğuun Peygamberimizin Eshabına
Haber Vermesi:
Vail b. Hucr, gelmeden önce, Peygamberimiz, onun gelmekte oldu-ğunu Eshabına müjdelemiş «Size, Vail b. Huer, uzak bir yerden, Had-ramevt'ten Allaha ve Resülüne itaat ve rağbet ederek geliyordur.
O, kıral oğullarının bakıyyısidir! buyurdu (3).
Vail b. Hucr'a Doğru Yolu Gösteren Ses:
Vail b. Hucr'un, Müslüman olmadan önce, taptığı, secde ettiği Akık-dan bir putu vardı.
Vail, bir gün, onun yanında yatıp uyurken korkunç bir ses İşitir. Hemen putun yanına varıp secdeye kapanır.
Nereden geldiğini bilemediği bir ses, kendisini uyarır. Insana, hiç bir yararı veya zararı dokunmayan taş parçasına ta-
pınmayı bırakmasını ve hemen Medine'ye giderek oruç tutanların, na-maz kılanların dinine, Peygamberlerin hayırlısı olan Muhammed Re-sülullahın dinine girmesini ona tavsiye eder.
(1) Non-i Esir-Üsdulgabe c. 5, s. 435, İbn-i Hacer-İsabe c. 3, s. 628
(3) İbn-i Abdulber-İstiab c. 4. s. 1562, İbn-i Bir-Usdülgabe c. 5, s. 435
Vail de, gidip onu kırar, parçalar. Medine yolunu tutar (4)
Vail b. Huer'un Medine'ye Gelişi ve Müslüman Oluşu:
Vail b. Hucr der ki «Medine'ye gelince, Resûlullah ile buluşmadan önce, Eshabile buluştum.
(Sen, yanımıza gelmeden üç gün önce, Resûlullah Aleyhisselâm, seni, bize müjdeledi: Vail b. Hucr, size geliyordur! buyurdu, dediler.» (5)
Bundan sonra, Vail b. Huer, Peygamberimizin yanına geldi (6). Peygamberimizi selamladı.
Peygamberimiz de, onun selâmına karşılık verdi (7).
di (8).
Vail b. Hucr «Ben, İslamiyeti ve hicreti özleyerek geldim! de-Peygamberimiz «Merhaba = Hoş geldin, safå geldin! buyurdu.
Hemen, üzerindeki ridasını, onun için yere serip üzerine onunla birlikte oturdu (9).
Peygamberimiz, Vail b. Hucr'un gelişine sevinerek Müslümanların toplanmaları için nida ettirdi (10).
Müslümanlar, toplanınca, Minber'e çıktı. Vail b. Hucr'u da, Min-ber'e çıkarıp yarında durdurdu.
Allaha hamd-ü senåda bulunduktan sonra (11) Ey insanlar! Bu, Vail b. Hucr'dur! Size, uzak beldelerden, Hadramevt beldelerinden, hiç zorlanmadan (12), İslamiyeti özleyerek (13) ve boyun eğerek gelmiştir. Kendisi, kıral oğullarının bakıyyesidir.
bårek kılsın! buyurdu (14). Ey İbn-i Huer! Allah, senin hakkında ve senin oğlun hakkında mü-
Vail b. Huer «Ya Resülallah! Senin zuhurunu haber aldım. O za-tim! dedi. man, ben, büyük bir kıraldım. Onu, terk ve Allahın dinini tercih et-
(4) Ahmed Zeyni Dahlan-Sire c. 2, s. 183-184
(5) Heysemi-Mecmauzzevaid c. 9, s. 374
(6) İbn-i Sa'd-Tabakat e. 1, s. 319
(7) Heysemi-Mecmauzzevaid c. 9, s. 373
( 8) fbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 349
mauzzevaid e 9, s. 374, Ebülfida-Sire c 4, s. 154 (9) Ibn-i Abdulber-Istials c. 4, s. 1562, İbn-i Esir-Üsdülgabe e 5. s 435 Heysemi-Mec-
(11) Heysanl-Mecmauzzevaid c. 9, s. 374 (10) Doo-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 349, İbn-i Haldun-Tarih e. 2, ks. 2, s. 50
(13
(12) Heyseral-Meemauzzevaid e 8. a. 374, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, 3 181 ) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 351, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, 8. 184
By Allahım! Vail, väil'in oğlu ve oğlunun oğlu hakkında müba
rek ve hayırlı kıl! diverek dua etti (16) Vail'in başını elile siğadı (17). Minberden Indi
Medine'nin uzakca bir yerindeki (18) Harre mevkiindeki bir eve (19) indirillp orada ağırlanmasını Muaviye b. Ebi Süfyan'a emr etti
Muaviye b. Ebi Suryan, yaya, Vail b. Hucr da, devesine binmiş ola-rak oraya (20) veya Peygamberimizin verdiği araziyi ona göstermeğe giderken (21), Muaviye b. Ebi Süfyan, kızgın yol üzerinde yürümekten Vail b. Hucr'a şikayetlendi (22). «Ey Vail! Kızgın yol üzerinde yalın ayak yürümek, ayağımın altını yakıp kavurdu (23). Ayakkabını bana at (24) ta, güneşin sıcağından, onunla korunayım! dedi (25).
Vail b. Huer Hayır! Benim glydiğim ayakkabıyı, sen, giyemez-sin! (26)
Sen, kıralların giydiklerini, giyebilecek kişilerden değüsin! Onu, sana emaneten vermeyi hoşlanmam (27).
Yemenliler, bir kıralın ayakkabısını, yedicisinin giydiğini işitme mişlerdir! (28)
Fakat, Istersen, senin için devemi kısar, yavaşlatabilirim. Sen de, Jevemin şu iki yanında (29), gölgesinde yürürsün! (30)
(13) Ahmed Zeyni Dahlan-Sire c. 2, 184
(10) Ibn-1 Abdulber-İstiah c. 4, 1562, İbn-i Eair-Usdülgabe c. 5, s. 435. Ebülfida-Si-4. 154, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 184
(18) Heysemi-Mecmauzzevaid c. 9, a. 374
(19) Ton-i Sa'd-Tabakat c. 1. s. 351, Ibn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 56
(17) Ihm-i Sud-Tabakai c. 1, s. 340, Ibn-i Haldun-Tarih c. 2, kz 2, 3. 56
(30) Ibn-i Sa'd-Tabakat e. 1, a. 340, Heysemi-Mecmauzzevaid c. 8. a. 374 Ibo- Hal-
dun-Tarih c. 2, ks 2, 56 (21) Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 6, 399, İbn-i Abdulber-latiah c. 4, 1562-1562
Ibn-i Esir-Usdülgabe c. 5. 435, Ebülfida-Sire e 4s 154 (22) İbn-i Abdulber-Istiab c. 4, n. 1563, Ihm-i Esir-Usdülgabe c. 5, 435. Ebülfida-Si-
re e. 4, s. 154 (23) Ilm- Sa'd-Tabakat e. 1, s. 340, Heysemi-Mecomsuzzevaid e. D. a. 374, Ibn-i Hal-dun-Tarih c. 2, ka. 2, 56
(21) Ilm-i Sa'd-Tabakat e. 1. a. 349, Heysemi-Mecmaurzevaid c. 9, s. 374 (25) bn-i Sa'd-Tahnkat c. 1, s. 351, Heysemi-Mecmauzzevaid c. 9. s. 374. İbn-i Hal-
dun-Tarih e 2, ka. 2, s. 56
(26) Ubn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 349, Ibn-i Haidun-Tarih e 2, ks. 2. s. 36
(27) Heysemi-Mecranurzevaid c. 9, к. 374
Ibn-i Sa d-Tabakat c. 1, s. 351 (29) Heysemi-Mecmauzzevaid c. 9. a. 374
(30) Ibn-i Sa' I-Tobakat c. 1, s. 310, Ibn-i Haldan-Tarih e. 2, ks 2, a. 56
Ayağın için devenin gölgesinden yararlanırsın (31). Bu, sana şeref olarak yeter!» dedi (32).
Muaviye b. Ebi Süfyan Öyle ise, beni terkine all dedi (33) Vail b. Huer «Sus! (34) Sen, kiralların terkisine binecek kimse
olamazsın! (35) Sen, kıralların terkisine binebilecek bir kimse değilsin! (36)
Kıral oğullarından değilsinl dedi (37).
Vail b. Huer İçin Yazılar Yazılıması:
Vail b. Hucr, ülkesine gitmek istediği zaman (38), «Yâ Resûlallah! Benim için, kavmıma bir yazı yaz!» dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz «Yaz! Ey Muaviye! Onun hakkın-da Abähile kırallarına! buyurdu (39).
Şöyle yazdırdı:
BİSMİLLAHİRRAHMİNİRRAHİM
Allahın Resûlü Muhammed tarafından Hadramevt'teki Väll b.
Hucr'a ve Abahile kırallarınal (40)
Onlar, namazı kılacaklar ve zekâtı vereceklerdir.
Sadaka ve zekât, yılın çoğunda yabanda yayılan ve sayıları kırı bulup aşan davarlardan alınacaktır.
Zekât endişesile, ayrı hayvanlar, bir yere toplanmayacak, toplu olanları da, ayırılmayacaktır.
Zekât ve sadakaları teslim almak için, hayvanları, bir yerden baş-ka bir yere sürdürüp götürtmek ve iki nisab arasındakine de, zekât yoktur.
nacaktır.
Zekât ve sadakalar, ancak, mal sahiplerinin yurdlarında teslim alı-
(31) Ahmed b. Haubel-Müned e. 6, a. 399, İbn-i Abdulber-latiub c. 4, a. 1563, In-1 Esir-Usdülgabe c. 5, s. 435, Ebülfida-Sire c. 4, s. 154 (32 ) ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, a. 349, İbn-i Haldun-Tarih e. 2, ks. 2, 8. 56
(33) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 349, Ahmed b. Hanbel-Müaned ç. 6, dulber-İsilab c. 4, a. 1563, İbn-1 Eair-Usdülgabe c. 5, s. 435 309, İbn-i Ab-
(35) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 6, s. 399
(34) Ibn-i Abdulber-İstiab a. 4, s. 1563, İbn-i Esir-Usdülgabe c. 5, s. 415, Ebalfida-Si с. 4. 4. 154
dülgabe c. 5, s. 435, Ebülfida-Sire c. 4, s. 154
( 36) Ion-i Sa'd-Tabakat c. 1, a. 351, Ion-i Abdulber-istiab . 4, s. 1563, Ibu-i Balr-
(37) Heysemi-Mecmauzzevaid c. 9, s. 374
(38) Ibn-i Sa'd-Tabakat e. 1, s. 287, 319, Heysemi-Mecesursevaid o 9 s 374
yalın ayak yürümesinden, ayağının kavrulup yanmasından dolayı... Ayaklarına kum battığından dolayı değil, kızgın yol üzerinde demek gerekirdi.
Kaetani, fıkrasının devamında «Bunun da Vail b. Hucr'a verildiği iddia olunmaktadır.
Fakat metin çok bozuktur. Månası muzlimdir. Bazı mali teshilata müteallik olduğu anlaşılıyor.
Vesika, o haldedir ki burada onu kayd etmeğe layık değil gibi gö
rünüyor.» (48)
diyorsa da, iftiradır, yanlıştır.
İftiradır.
Çünki, Peygamberimizin yazısının metninde bozukluk yok, mâna-sında derinlik vardır.
Yanlıştır dedik. Çünki, Peygamberimizin yazısı, sadece bazı máli kolaylıklara mü-teallik değildir.
Bahis konusu edilen yazının tercemesini yukarıda sunmuş bulu-nuyoruz 7
Yazının metninde geçen Tey'a, Hilat, Virat, Celeb, Ceneb, Şınak, Şığar gibi kısa ve fakat cümlelerle ifade edilebilecek kadar geniş mânalı ze-kåt vesaire ile ilgili terimlerdir ki Kaetani gibi acemiler, bundan bir şey anlayamamışlarsa, kabahat, yazıda değil, kendi bilgisizliklerinde-dir.
Halbuki, Kaetani'nin burada, vesikanın şikâyet ettiği muzlimliği-ni, başka bir vesika hakkında «Vesikanın gerek vazıh, gerek muzlim cl-hetlerinde gayr-i kabil-i inkâr bir hakikilik nümayan oluyor.» (49)
Welhausen diyor ki: Yalnız muhteviyat değil, şekli de mevsukiyet lehinde bir delil teşkil ediyor, cümlelerin kısalığı ve az vázıh olmaları, îmåları anlayabilecek muâsırın için kaleme alınmış olduklarını isbat eder.
Biz ise, o devre-i tarihiyenin bir çok şeylerini bilmeden o vakayı arasına atılmış bulunuyoruz. (50)
diyerek memnuniyetle lehde kullanmağa çalıştığı ve tezáda düştüğü de gözümuzden kaçmış değildir.
Welhausen'in dediği ve Kaetani'nin de, farkında olmadan itiraf et
tiği pek çok şeyleri hiç anlamadan vak'alar ara-sina atılan bu kimselere, anlayamadıkları şeyleri kötülemeğe veya In-kira kalkışmak değil, anlamağa çalışmak düşerdi
Işık tutacak pek çok yardımcı eserler de , bırakmış bulunuyorlardır. Halbuki, İslâm ilim adamları, bu yolda, kendilerinden sonrakilere
Allahın kullarının en fasih ve düzgün dillisi olan Peygamberimizin fadesinde bozukluk bulunmadığını, bulunamayacağını bir vak'a ile de belirtelim.
Beni Süleymlerden bir adam gelip Peygamberimize Yâ Resûlal-(th! (51) Erkek, kadının mehrini uzatabilir, erteleyebilir mi?» diye sorar.
Peygamberimiz de «Naam Iza kane mülfecen Evet! mülfec ol-duğu zaman! buyurur (52).
Bununla, erkeğin, fakir olduğu zaman, kadının mehrini uzatıp er-teleyebileceğini anlatır (53).
Hz. Ebû Bekir, Arap dil ve edebiyatını çok iyi bilmesine rağmen
bu kısa soruyu ve cevabı birden kavrayamaz. Peygamberimize «Adam, Sana ne dedi? Sen, ona ne söyledin?» di-
ye sorar. Peygamberimiz, adamın sorusunu ve Kendisinin ona verdiği cevabı anlatınca Hz. Ebû Bekir «Ben, Araplar içinde gezip dolaşmış ve onların en fasih dillilerini dinlemişimdir.
Fakat, Senden daha fasih dillisini dinlemedim! der. Peygamberimiz de Beni, Rabb'im terbiye etti.
Ben, Beni Sa'd içinde yetiştim! buyurur (54).
Hz. Ebû Bekir gibj Arap olan ve Arap dil ve edebiyatına hakkıyle våkıť bulunan bir Zatın, Peygamberimizin üstün fesåhatı hakkındaki bu şehådeti mi, yoksa, Kaetani gibi Arap dil ve edebiyatına tamamiyle bigåne bir aceminin gülünç iddiası mı kabul edilir?
Hükmü, okuyucular versin!
KÜLEYB B. ESED'İN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
Amr b. Muhacir'ül'Kindi'nin bildirdiğine göre: Hadramevt halkın-dan Küleyb b. Esed, b. Küyeyb'in annesi Tehnat bint-1 Küleyb, Pey-
185
(51) Ibn-1 Asakirden naklen A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 185 (32) Ibn-i Ealr-Nihaye e. 4, s 250, İbn-i Asakirden naklen A. Z. Dahlan-Sire c 2,
(53) Ibn-i Eair-Nihaye c. 4, s. 260 (34) İbn-i Asakir'den naklen Ahmed Zeyni Dahlan-Sire c. 2, s. 185
gamberimize bir elbise yaparak oğlu Küleyb'e vermiş ve «Bu elbise
Peygamber Aleyhisselama götür! demişti. Küleyb. Peygamberimizin yanına geldiği zaman söylediği bir
rinde: hudi bilginleri (Ibn-i Sa'd'e göre: Tevrat) ve gelen Peygamberler müj Sen, geleceğini haber aldığımız Peygambersindir ki, Seni, bize Ya-delemişti. dedi. Getirdiği elbiseyi, Peygamberimize verip Müslüman olunca, Peygamberimiz, onun başını sığadı ve kendisine dua etti (55) Külerb'in oğullarından birisi, kavmından, kendisine çatanlara kar-
51, bununla övünmüş Resûlullah, bizim babamızın başırı sığamıştır. Beni Becirlerin ileri gelenlerinin bile başını sığamamıştır.
Onların gençleri de, yaşlıları da, kınamakta eşek dişleri gibi birbir-lerine eşiddirler! demiştir (56).
(36) Ihn-i Sa'd-Tabakat e. 1. s. 150
(35) Ibn-1 Sud-Tabakat e. 1, s. 250, Ibn-i Hacer-hahe c. 3, s. 200
Vasiyet gereğince, cenazesini zevcesi Esmá gasi ve techiz etti. Bu iş biter bitmez de bir mesele çıktı:
Nereye gömeceğiz?
Fikirler, fikirler...
Nihayet en doğrusu bulundu:
- Allah Resülü'nün yanı başına gömülmeli...
Mübarek naaşını, Sonsuzluk Nebisinin irtihallerinde yaptır mış oldukları liften örme, tahta ayaklı sedye listüne koydular, ce-naze namazını Hz. Ömer kıldırdı ve Allah Resülü'nün nurlan-dırdığı noktanın sağ yanına, başı Kainatın Efendisinin göğüsleri hizasına gelmek üzere defnettiler... Dünyanın en içli, en hisli ve en büyük insanı sevgilisiyle bayram etmeye gitti...
Kabre, oğlu Abdurrahman, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman ve Hazret-i Talha indiler. Defn işini bu muhteşem büyükler gördü ve insanoğlunun, nebiler müstesna en büyüğü, rikkat ve merha-met madeni Ebû Bekir'in (r.a.) başı, toprak altında kayboldu...
Bütün sahabiler onun arkasından inci gibi yaşlar döktü, bütün dünya onun gibi bir büyüğü bir daha görmedi...
Allah bizi şefaatine nâil etsin ve yolunda daim kılsın...
ŞU SÖZLER ONUN
- Hevây-ı nefse uymaktan sakınınız. Hevây-ı nefisten, aç göz-lülük ve gazaptan muhafaza olunan insan saadete erir...
- Kibir ve gururdan sakınınız. Topraktan yaratılan, sonra top-rağa dönüp kurtların yiyeceği, bugün canlı, yarın ölü insanın gu-ruru nedendir?
- Hayret! Azaptan korkup da kendine sahip olmayana... Hay-ret! Sevap ümit edip de amel işlemeyen!..
Kızı Hz. Hafsa koştu, gözyaşları içinde yaralı babasına sa-rıldı... Sahabiler de dalgın dalgın gelip ziyaret etmekteler.
Sordular:
- Ey Mü'minlerin Emîri! Allah göstermesin, size bir hâl olursa yerine kimi tavsiye edersin?
O tane tane konuştu:
Ben bu işi, Allah Resûlü'nün kendilerinden hoşnut ol-duğu insanlara havale ediyorum. Toplanıp karar versinler...
Peki, oğlun Abdullah için ne dersin?
Bir haneden bir kurban yetişir derim!
Ve sonra oğluna hitap ediyor:
Ve dudaklarında çiçek çiçek tebessümler, dilinde Allah ismi, son nefesini verdi...
Gaslini, oğlu Abdullah (r.a.) yerine getirdi. Namazını Suheyb-i Rûmî kıldırdı. Mübarek naaşı, Sonsuzluk Nebisini ve Cihan Sıddîkını taşımış olan ile nur ravzasına getirilerek Hz. Ebû Bekir'in yanına gömüldü...
Ve insanlık âlemi, cihanın en büyük adalet ve hakkaniyet sul-tanını kaybetmiş oldu...
Yüzüğünde şu yazı vardı:
Vaaz olarak sana ölüm kâfidir!
Ey Rabbi Rahîmimiz! Bizi o büyük sultanın şefaatine lâyık kıl!..
Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras, tevfik gibi rehber, ilim gibi şeref bulunmaz...
Haşiye: Dört halife hakkında geniş bilgiyi daha önce neşret-miş olduğum Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali isimli eserlerden öğrenebilirsiniz. (M. N. Bursalı)
Gözlerinden ilahi yaşlar boşanırdı, gece gündüz Allah'ın zikriyle ömür nefeslerini tüketirdi. Sonsuzluk Nebisinin ona "Havari-i Resûlüllah" demesi elbette boşuna değildi... Alemde bundan üs-tün saadet olur muydu?..
Resûller Serveri tarafından cennetle müjdelenen Cenâb-ı Zü-beyr (r.a.) ticaretle meşgul olarak maişetini kazandıktan başka onun hissesine düşen ganimet malları da onu zengin edecek dere-ceye varmıştı. Kendisi menkul ve gayri menkul malları itibarıyla Medine'nin zenginlerinden sayılıyordu. O'nun Medine çevresin-deki arazisinden başka Basra, Küfe ve Mısır'da da emlâki vardı... Bütün bu serveti din-i mübîni İslâm'ın uğrunda sebil ediyordu... İslâm mücahitlerini Allah rızâsı için donatıyordu. Allah'ın ona lütfettiği bu serveti o da Allah rızâsı için avuç avuç saçıyordu...
Hac mevsimi geldiğinde sokaklarda münâdi çağırtıyordu:
- Her kimin Zübeyr'de bir emaneti varsa gelip alsın!..
Cenâb-ı Zübeyr (r.a.), yukarıda da izah olunduğu gibi, servet ve sâmân sahibiydi. Böyle olmasına rağmen son derece sade ya-şardı. Giyinişi pek basitti. Dünya zinetine gönül vermezdi, iman ve takvâ elbisesine bürünmüştü. Yemekleri de sadeydi. Önüne ne getirirlerse onu hamd ve senâ kaşığı ile yerdi... Esasen onun hayat yolunu Allah'ın Sevgilisi çizmişti. Nebiyyi Muhterem nasıl sade yaşamışsa o da öyle yaşamaya gayret ediyordu. Kevser ha-vuzunun sahibi ve nihayetsiz mülkün Efendisi Cenâb-ı Ahmed (s.a.v.)'in aydın bakışlarının ışığı altında büyümek ne yüce bir dev-letti. İşte bu devlete Hz. Zübeyr (r.a.) ermişti.
İrfan denizine gark olmuş din büyüğü Cenâb-ı Talha (r.a.), çok zengin olmasına rağmen yiyip içmesi son derece sade idi. Gi-yinmesi de öyleydi. Bununla beraber onun bazen zengin elbiseler giydiği de görülürdü. Fakat bunlarda da zerre kadar israf ve sefa-het temayülü yoktu. O öyle bir gönül eriydi ki, şu kâinat dediği-miz varlık âleminin billûr çeşmesi hâline gelmişti... Elinde avu-cunda ne varsa durmadan saçıyordu... Yüce Rabbin rızâsını tahsil için her şeyini sebil etmişti... Bu elmas renkli Peygamber incisi orta boylu zât, çok yakışıklı bir zât idi. Rengi kırmızı beyazdı. Göğsü genişti. Yalnız o müthiş günde, Uhud cenginde Âlemlerin Efendisini müdafaa ve muhafaza ederken bir eli sakatlanmıştı...
Allah'in Resûlü! Secdeye kapandınız, vücudunuz, o ka-due uzadı ki size bir hal olmasından korktum!..
-Cibril-i Emin geldi, şunu müjdeledi: Kim ki sana ya Mu-hammed, salat ve selâm getirirse Cenâb-ı Hakk'ın mağfiret ve mana nail olur...
Muazzez sahabi Hz. Abdurrahman (r.a.), cihanın fazilet direği, divanetin billûr çeşmesiydi. Namazlarını son derece hudu' ve huşû de eda eder, bilhassa öyle namazının farzını kıldıktan sonra na-file namazlara devam ederdi... Günlerinin çoğunu oruçlu olarak geçirirdi. Her sene Allah'ın mukaddes beytini ziyarete giderdi... Ömür nefeslerini hep Allah'ı zikrederek tüketirdi... Başı kesik bir mum gibi sabahlara kadar Allah'ın huzurunda gözyaşı dökerdi... O öyle yüce gönüllü bir din eriydi ki, Allah'ın Sevgilisi onun pe-şinde namaz kılmıştı.
Rivâyet ediyorlar ki:
Allah'ın Resûlü ile bir seferde idik. İnsanlığın Efendisi bir iş için gitmişti, namaz vakti geldi. Hz. Abdurrahman (r.a.) sahabi-lerin önüne geçti ve namazı kıldırdı. Namaz kılınırken Nebiyyi Muhterem geldi, cemaatle birlikte Hz. Abdurrahman'ın arkasında namazını kıldı. Namaz bittikten sonra şöyle buyurdular:
- İyi ettiniz, isabet ettiniz!
Cenâb-ı Abdurrahman (r.a.) uzun boylu, beyaz kırmızı renkli, güzel çehreli ve çok sevimli bir mübarek insandı... Bütün öm-rünü mukaddes bildiği dâvâsı uğrunda harcamıştı. Her insan gibi o da ömür nefeslerini bitirip ebediyetin gerçekler sabahına geçti... Allah bizi şefaatine nâil etsin...
ırmağını İslâm dinine akıttı ve bu nur deryasında yüze yüze sa-adet rızasına vardı.
Hz. Saad (r.a.) tabii eceliyle, 83 yaşında hicretin 55. yılında, Medine'den 10 mil mesafedeki Akik denilen yerde ve yatağında vefat etti. Vefâtından evvel Bedir gazâsında giydiği cübbesiyle gömülmek istediğini vasiyet ederek:
- Ben bu cübbe ile müşriklerle karşılaştım, onu bu günüm için saklıyordum demişti. Vasiyet aynen yerine getirildi. Akik'den alınarak Peygamber şehri Medine'ye, Allah Resûlü'nün nurlan-dırdığı hane-i saadetin önüne getirildi. Medine valisi namazını kıldırdı ve gözyaşları arasında Cennetül Bâkî'ye defnolundu...
İslâm tarihinde ebedî bir şöhret sahibi olan ulu sahabi, bir ömür boyu hizmetinde bulunduğu ve aşkıyla tutuştuğu sevgili-sine kavuştu...
Şânı yüce Rabbim ondan râzı olsun, bizi de şefaatına nâil et-sin...
Yine bir gün Muğire bin Şu'be' Kûfe'de bir nutuk irad ede-rek (içtihadı sebebiyle) Hz. Ali (k.v.) aleyhinde bazı sözler söyle-misti. Hz. Said (r.a.) buna itiraz ederek hemen câmiden çıktı ve şöyle dedi:
- Ne acayip adam bu? Hz. Ali hakkında neler söylüyor... Ben şehadet ederim ki bir gün Hirâ veya Uhud dağı üzerinde idik, dağ sarsılmıştı. Allah'ın Resûlü dağa hitap ettiler: "Hira (veya) Uhud! Yerinde dur! Senin üzerindekiler ya bir sıddîk veya bir şehiddir."
Bunu müteakip Allah'ın Sevgilisi cennetle müjdelenen sa-habilerini saymış, Ebû Bekir, Osman, Talha, Zübeyr, Saad ve Abdurrahman'ı zikretmiş, sonra da ben Said'i yâd eylemişti.
ÖLÜMÜ
79 yaşında hicretin 51. senesinde Medine bucaklarından Akik isimli yerde ebedî saadet âlemine göçtü...
Tabii eceliyle vefât eden bu büyük sahabinin ölümünü haber alan Hz. Abdullah bin Ömer hemen onun ikâmetgâhına koştu. Göz-lerinden inci taneleri gibi yaşlar akıttı. Hz. Saad bin Ebî Vakkas (r.a.), onu elleriyle yıkadı. Namazını yine Hz. Abdullah bin Ömer kıldırdı ve Medine'ye getirilerek ebediyetin kucağına verildi...
Ömür ırmağını kevserleştirip cennet gölüne akıtan bu büyük sahabiden Allah râzı olsun...
Allah'ın Sevgilisi onun hakkında şöyle buyurdular:
Her ümmetin bir emini vardır; bizim eminimiz de Ebû Ubeyde bin Cerrah'tır!
Hak ve adalet güneşi Hz. Ömer (r.a.)'in oğlu Abdullah (r.a.) demiştir ki:
Kureyş içinde üç kişi vardır ki yüzleri en güzel yüz, kiya-setleri en yüksek kiyaset, kalpleri en metin kalptir. Bunlar: Ebû Bekir, Osman bin Affan ve Ebû Ubeyde bin Cerrah'tır.
Bu yazı dizimizde "Hayatlarında Cennetle Müjdelenmiş" on sahabiyi çerçevelemiş bulunuyoruz. Bu yüce gönüllü sahabiler, topyekûn kâinata bedel sahabilik nimetinden en büyük payı al-mış olanlardır...
Böylece, sahabilerin en büyüklerine ve en üstünlerine ait hal-kayı, nurlarından birer ışık yudumlayarak en özlü ve mânâlı çiz-giler içinde göstermeye gayret ettik...
Artık sıra, en çarpıcı ışık verenleri, birer nur demeti hâlinde sunmaya geldi. Ömür ağacım, böyle bir meyveyi verecek mev-simi yakalarsa elbette açılan tomurcuklar, okuyucularımın irfan sepetine dolacaktır. Allah'tan o güne erdirmesini niyaz ederim...
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
YanıtlaSilELHAMDÜLİLLAH
ALLAHUEKBER
SUBHANALLAH
ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED
ESTAGFİRULLAH
SALLAAHUALEYHİVESELLEM
BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:14
Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:10
Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
YanıtlaSil
yuksel6 Mart 2026 18:57
-1929-Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.
1939-Almanya'nın Polonya'ya saldırması Üzerine, II. Dunya Savaşı başlamış oldu.
1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.
EYLUL
01
PAZARTESİ
9 1447 R.EVVEL
RUMI: 19 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 119
tevekkül ettim
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.
Taberani
İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülāsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ekberde
bulunacaktır. Lem'alar
YanıtlaSil
yuksel17 Mart 2026 07:59
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN GİZLİ VASİYETİ ACİKLANABİLSEYDİ TURKİYE DE Kİ TARİH DEGİSEBİLİRDİ
YanıtlaSil
yuksel19 Mart 2026 04:40
YUMUŞAK GÜÇ Joseph S. Nye, Jr.
Amerikan hükümetlerinde etkin görevler almış olan ünlü siyaset bilimci Joseph Nye, "yumuşak güç kavramını ilk kez 1980'lerin sonlarında kullanmıştır. Günümüzde tüm dünyada siyasî liderler, köşe yazarları ve akademisyenler tarafından sık sık ama çoğunlukla yanlış biçimde-kullanılmaktadır. Peki, yumuşak güç nedir? Yumuşak güç cezbetme ve ikna etme kabiliyetine dayalıdır. Zorlama kabiliyeti olan sert güç bir ülkenin askerî ve iktisadi gücünden kaynaklanırken yumuşak güç ülkenin kültürünün, siyasî fikirlerinin ve politikalarının cezbediciliğinden kaynaklanır.
Sert güç, devletlerin bağımsızlıklarını şiddete meyilli devlet dışı gruplardan da- korumaya çalıştığı bir dünyada elzemdir. Sert güç, Bush yönetiminin yeni ulusal güvenlik stratejisini oluşturmuştur. Nye'a göre ise başkana tavsiyelerde bulunan neo-muhafazakarlar çok yanlış bir hesaplama yapmışlardır: Diğer devletleri ABD'nin istediklerini yaptırmaya zorlamak için askerî güce çok fazla odaklanıp yumuşak güce çok az önem vermişlerdir. Teröristlerin ılımlı çoğunluk arasından destekçi bulmasını engellemek yumuşak güç sayesinde olacaktır. Yumuşak güç, aynı zamanda devletler arasında çok-uluslu işbirliği gerektirecek önemli küresel meselelerle uğraşırken gerekli olacaktır. Bu yüzden yumuşak gücü daha iyi anlamak ve uygulamak mutlak derecede önemlidir.
Osmanlı Adaletinin Köşetaşl
YanıtlaSilHurufiliğin Osmanlı Toplumuna Y
Fahreddin
stanbul fatihi büyük padişah Fatih Sultan Mehmed bir sefere çıkıyordu.
Dersaadet'in (1) en kudretli ve en selahiyetli alimleri her zaman olduğu gibi yine hükümdarın çevresinde toplanmıştı. Davullar vuruluyor, kös-i Hakanîler(2) çalınıyordu. Fatih en zor zamanlarda bile ilmi sohbetleri pek sever, ona her zaman vakit ayırırdı. O gün âlimler sohbetlerini "Ya eyyühellezine amenu, âminu billahi ve rasulihi... " ayeti üzerinde derinleştirmişlerdi. Yüce Allah'ın zaten iman etmiş olan kullarına "iman ediniz" şeklinde hitap buyurmasındaki manayı çözmeye çalışıyor, fakat bu müşkili bir türlü açıklıyamıyorlardı. Hükümdar, Fahreddin Efendi'ye dönerek:
-Siz ne buyurursunuz Mevlânâ? dedi.
Fahreddin-i Acemî şu cevabı verdi:
-Ordunuzun tabilleri (davul ve kös sesleri) bu
Yayılmasını Önleyen Şeyhülislam:
YanıtlaSiln-i Acemi
sualin cevabını bağırır dururken, bu meselenin çözülmemiş bir tarafı kalmamıştır hünkarımı
Bu cevap Sultan'ı hayrete düşürmüş, Ümm-Veled'in nüktesindeki inceliği bir anda kavrayamamıştı.
Poki tabiller ne derler Mevlâna?
Ümm-ü Veled cevabını biraz daha açarak:
Devletlü Hünkarım, dedi. Davullar ve kös-i Hakani'ler "düm düm " diyorlar. Bildiğiniz gibi "düm düm" Arapça'da "devam et, devam et!" manasındadır. Bu ayetteki "Aminu" dan murat da cemi sigasıyla "dûmů alel îman" yani îmanda devam ediniz. Allah'a ve peygamberine iman edenler, bu imanınızda devamlı ve sebatı olunuz! demektir.
Ümm-ü Veled'in bu buluşu Sultan Fatih'in hoşuna giderek gülümsedi. Bu tebessüm bir anda bütün alimlere sirayet etti. Padişahla birlikte, mecliste bulunan herkesin ona olan muhabbet ve hürmeti artmıştı.
İlk tahsilini İran'da yapan, tanınmış âlimlerden Seyyid Şerif el Cürcani'nin yanında yetişen Fahreddini Acemî, 1417 yılları başlarında 1. Sultan Mehmed (Çelebi Mehmed) zamanında Osmanlı ülkesine geldi. Bursa'da hadis okuyup icazet aldı. Molla Mehmed Şah'ın hizmetine girerek Sultaniye Medresi'nde onun muidi (asistanı) oldu. Bursa'da uzun yıllar müderrislikte bulunduktan sonra 1430'da, Sultan 2. Bayezid zamanında günlük 30 akçeden Başşehir Edirne'ye müftü tayin edildi. Devrinin tanınmış âlimlerinden olan Fahreddin-i Acemî Osmanlı Devleti'nin ikinci şeyhülislamıdır. İran asıllı olmasından dolayı kendisine "Acemî" mahlası verildi. Molla
Selimiye Dârülhadisi'nin Selimiye Camil
minaresinden görünüşü...
Bu darülhadis Osmanlı medrese teşkilatında bir
dönüm noktasıdır.
Bugün binasından hiçbir iz kalmayan därülhadisin
Ilk müderrisi Fahreddin-i Acemi dir.
Fenari'den sonra şeyhülislamlık görevine getirilen Acemi, bu görevini yıllarca sürdürdü. Fahreddin-i Acemi cariyesinden baba olduğu için kendisine "Umm-ü Veled" namı da verilir.
YanıtlaSilİhtiyaçtan fazlası haramdır
Umm-ü Veled bir gün Sultan Fatih'in huzuruna kabul edildiğinde, padişahın eli yerine avucunun içini öper. Padişah adete ve hürmet geleneğine münasip düşmeyen bu öpüş şekline itiraz etmez, yalnız kendisine şöyle sorar:
-Hocam niçin avucumuz içini öptünüz? Ümm -ü Veled yumuşak bir sesle:
Türkçe'de "aya" avuç içi demektir. Bu, devletlümden rica ettiğim bir nimetin ilk parçasıdır. Yani " Ayasofya" kelimesinin ilk hecesidir. Hünkarımdan Ayasofya Müderrisliği'ni istirham ettiğim içindir ki aya'nızı öptüm.
Bu zarif nükte Sultan'ın hoşuna gitti. Kendisine Ayasofya Müderrisliği verildi. Sultan bir süre sonra Fahreddin - i Acemî'nin ücretini arttırmak da istemiş, fakat Molla buna razı olmayarak: -Beytü'l mal(3) helaldir. Amma hacet ve kifayetten fazlası helal değildir, diyerek maaş artışını kabul etmemiş, görevi sırasında kanaatkar bir hayat sürerek padişahın yevmiyesini arttırmak isteğine karşı çıkmıştır. Bu davranış büyük
hükümdar Fatih'in büyük takdirini kazanmıştır.
*
Fahreddin-i Acemî çok zengin bir kütüphaneye sahipti. Her kitabı baştan sona çok ince bir şekilde tetkik ve tashih ederdi. Şeriata olan bağlılığı ve aşırı hassasiyeti sebebiyle din-i mübin aleyhine söylenen en küçük sözü bile affetmez, suçluyu hemen ağır bir şekilde cezalandırırdı. Şeri meselelerle olan aşırı meşguliyeti sebebiyle çoğu zaman dalgın ve unutkandı. Medresedeki dershanesini bile ekseriyetle unutur, başka dersliklere girerdi. Talebeleri hocalarının bu dalgın halini bildiklerinden onu arayıp bulur, kollarına girerek kendi sınıflarına getirirlerdi. Sahih-i Buhari'yi nakil ve rivayete icazetliydi. Pek çok âlim kendisinden hadis dersleri almıştı. Gayet güzel konuşur, karşısındakileri kolayca ikna ederdi.
Fatih Sultan Mehmed, Eyüb Sultan Camii'ni ziyarete giderken, Fahreddin-i Acemî' evinin önünde hünkârı selamlar, ona eliyle şerbet ikram ederdi. Sultan çok sevdiği Acemî'nin sunduğu şerbeti alıp içer:
-Bu şerbeti gayrın elinden içmezem, yalnız senin elinden icerim, der kendisine iltifatta bulunurdu.
Hurufiler'in idamına hükmetti
YanıtlaSilMañolok görevine Fatih döneminde de devam eden Acemt'nin en böyük hizmeti, padişahı dahi etkisi altına alma istidadı gösteren Hurufilerin bertaraf edilmesidir. Osmanlı'da, Çelebi Sultan Mehmed ve oğlu Sultan 2. Murat zamanında başlayan Hurufi etkisi, Sultan Fatih döneminde saraya kadar ulaşmış, genç hönkär bile birara bu harekete meyletmişti. Hurufiler, yeniçeriler arasında taraftar bulmaya, Hurufiliği devletin reami mezhebi haline getirmeye ve iktidarı ellerine geçirmeye çalışıyorlardı. Durumun vehametini görerek, bunların saraya sızma düşüncesini zamanında değerlendiren veziriázam Mahmud Paşa, vaziyetten Fahreddin-i Acemi'yi haberdar ederek, onların fikirlerini çürütmesi için akıllıca bir plan hazırladı.
Bir gün Fazlullah-ı Hurufi taraftarlarını konağına davet etti. Ümmü'l Veled'i de salonun bir köşesine gizledi. Dini ilimlere derinlemesine vukufiyeti bulunan Şeyhülislam Efendi, ziyafet sırasında sapık düşüncelerini ortaya koyan Hurufileri saklandığı yerden dinledi. Yemeğin sonunda ortaya çıkarak onların fikirlerini birer birer çürüttü. Daha sonra Sultan'ın huzurunda, onları bir kere daha kesin bir şekilde ilzam etti. (mağlup edip susturdu susturdu) Edirne Üç Şerefeli Cami'de halk huzurunda Hurufilerle bir münazara tertip ederek bunların sapıklık ve dinsizliklerini ortaya koydu. Daha sonra veziriázam Mahmud Paşa ve Fahreddin-i Acemi, Hurufiler'in cezalandırılması konusunda padişahı ikna ettiler. Bunun üzerine yakalanan Hurufiler Edirne'de idama mahkum edildiler.
Fahreddin-i Acemi 1460'da Edirne'de vefat etti. Kabri Dârü'l hadis Camii mihrabı önündedir. Acemî'nin, camiin yanında Horozlu ve Şeceriye Medresesi denilen bir medresesi vardır. Allah (c.c.) rahmetini üzerinden eksik esirgemesin.
Dipnotlar: (1) Dersaadet: Saadet kapısı, Istanbul için kullanılır.
(2) Kös-i Hakanı: Yalnız padişah mehterlerinde bulunan büyük davul.
(3) Beytülmal: Devlet hazinesi.
(4) Hurufilik: Şifrecilik. İslam dünyasında, âyet ve hadisleri Arapça'daki 28 harf ve Farsçadaki 4 harf ile sayılar arasında çeşitli ilişkiler kurarak, bâtınídüşünceler ışığında yorumlayan batıl bir mezhep. Fazlulah Hurufi, bu sapık inancını 14. asırda Harizm bölgesinde başlattı. Bu fırkanın inancında ahiret ve dini sorumluluklar inkar edilir. Ölümden sonra hayat olmadığına inanılır. Cennet ve Cehennem tartışma
konusudur.
ALTINOLUK NİSAN 2003 47
Nisan 2003 Sayı: 206 Safer 1424-3.500.000 TLKDV
YanıtlaSilALTINOLUK
aylık mecmua
İNSAN
ALLAH'I
UNUTURSA...
سورة البقرة (٢٢-٢١)
YanıtlaSilفرآنده مشکلات واردر دید کاری برجي شهوتك للبحر قسم خود اشکال بیکا رانی کے بك يوكسك و مختصر اوله معناتك موقه درین و سحر للندن اناری کار قرآن مشهد فيلدندر و با عباره ده فارسین و دو کو مالی نقطه الرن بولوغه سنده نشتن ایده قرار
مشكلاتهن مبرا و منز هدر
عدا جمهورك ذهنندن وزاق و يك درين حققتاری فوردی وقیعہ و صور تلہ عوام ناسی شهر يا قينها شدير من عين بلاغت دو مندر ؟ هم بلاغت مقتضای حالی مراعاندن عبارت دکار
هي حريف ! الله عني صلاح التنسين.
یا رادیل شده و مادیانت دار مشاه ارده قرآن مهم کشور دید کاری یا نجی شب را به هواده مشکور شجرة عالمده قبل الاستكمال وارد.. یعنی کائنات به آغاج کبی، بتونه ذراتی و اجرای کمال میل بار و کماله طوغری پور و مكده درلر او عمومي قبل الاستكمالدن آیری اولارق، انسانده ده مبل الترقي وارد بوصيل الشرقي چار دن کبیدر نشو و نمای به چومه تجربه لر واسطه هیله اولور وقوعه فکر کرن محصولی اولا نه نتیجه لوك اجتماعيله تشكل ايدر و توسع ایتماکه فنونی انتاج ایدر بوقونه ده مرتبه در یعنی هر انكنجى فن، برنجيتك نتيجه سيدر برنجیسی اولله ایکنجیسی اولامان بنينك اول
مقدمه و علوم متعارفه حکمنده اوله ی شر طور.
بولا بناء، بوند به اون عصر اول كله انساناده فور حاضره بي درس ويرمك و يا غريب مسئله الردن بحث ايمان او نارك ذهنا ريني تاثير تعقدن و او انسا نارى سقطه الره انتقدین باشقه به فائده ویر مردی.
مثلا قرآن کریم، (ای انسان را شمك سكوننه و ارضا حرکته و در قطره صوابخنده می کارجه حیوانات بولو ندیفه دقت ایدیگر که عظمت الهیه ی آنهلا یا سگر) دیه اولسه ایدی، او زما نارن بتون ان انارین
حاشیه تا خسته حالمده، نوم و یقظه آراسنده اخطار ایدیله بر نکته در شما، برنده مولوی داری با پدیغی سماوی حرکتی، قوه جاذبه ی تولید ایمان ایچوندر قوۀ جاذبه ده، منظومه شمسیه ایله اگیلانی کونشه با غلی بیه لیدیزلری دوشمان تھی کہ سندن فور تار معه ایچوندر دیمک شمال محورنده دائره واری جریان و حرکتی اولماسه،
بیلدیزار دو شرلی
سعيد النورسي
محترم مؤلف دیگر بر رساله سنده بی ام جه قبیلند نه دی شور که شمس سیال کنین به عمره لری دو شماری سیدار میمونه
دو شرلی
موراش
YanıtlaSilArt Sinadan insanlar
الجماع
ة ћанина
الحلال
eanatاسة الطرق
Ma Nemit Mukommellik
6 Kuree-iedzibe: Cokme
مارية
Maddit: Madde ile ilgili şeyler
مطوقة
Manzsime-i semsiye: Gunes
کنیه
sistemi
ميل
Meyla l-istikmat: Makem
الاستقبال
mellestirne meyli
قبل القرقي
Meyli tenikki: Yükselme meya
خوز
Mihver: Eksen
مختصر
Muhtasar Kısa
ذمه
Mukaddeme: One ahnan, takdim edilen
مقتضاي حال
Mukteza-yı hát: Hälin gereği
Müberna: (Kusurdan) uzak olan
Mübhem: Belirsiz
نشوونما
Nesvu nema: Ortaya çıkma ve büyüme
نوم
Nevm: Uyku
شكون
Sükun: Durma, hareketsizlik
شجرة عالة
Secere-i alem: Álem ağacı
شنی
Şems: Günes
تشكل
Teşekkül: Şekillenme, oluşma
توشع
Tevessi: Genişleme
توليد
Terlid: Doğurma
علوم متعارفة
Uhim-u mütearife: Herkesin bildiği tanınmış ilimler
يقظه
Yakaza: Uyanıklık
ذرا
Zerrât: Zerreler, en küçük parçalar
عوام ناش
YanıtlaSilAvam - nas: Sıradan insanlar
الجماع
İctima: Toplamna
انتاج
Intac: Netice venne
اشكال
İskal: Zorlaştırma
كمال
Kemal: Mukemmellik
قوة جاذبه
Kuvve-i cazibe: Çekme kuvveti
ماديات
Maddiyat: Madde ile ilgili şeyler
منظومة
Manzume-i şemsiye: Güneş
كنسية
sistemi
ميل
Meylü'l-istikmäl: Mükem-
الإستكمال
melleştirme meyli
ميل الترقي
Meylü't-terakki: Yükselme meyli
مخوز
Mihver: Eksen
مختصر
Muhtasar Kısa
مقدمه
Mukaddeme: Öne alınan, takdim edilen
مقتضاي حال
Muktezâ-yı hâl: Hâlin gereği
مير
Miüberra: (Kusurdan) uzak olan
مبهم
Mübhem: Belirsiz
نَشْرُونَمَا
Nesv ü nemâ: Ortaya çıkma ve büyüme
نَوْمٌ
Nevm: Uyku
مكون
Sükun: Durma, hareketsizlik
شجرة عاله
Secere-i alem: Alem ağacı
شن
Şems: Güneş
تَشَكُرْ
Teşekkül: Şekillenme, oluşma
توسع
Tevessi : Genişleme
توليد
Tevlid: Doğurma
عُلُومٌ مُتَعَارِفَة
Ulum-u mütearife: Herkesin bildiği tanınmış ilimler
يقطه
Yakaza: Uyanıklık
ذرات
Zerrat: Zerreler, en küçük parçalar
"Kur'an'da muskilat vardır" dedikleri birinci şübhenin ikinci kasmuna cevabdır: İskäl dedikleri şey, ya uslübun pek yuksek ve muhtasar olmasıyla ma'nanın çok derin ve inceliğinden ileri gelir. Kur'an'ın müşkilatı bu kabildendir. Veva ibårede karısık ve düğümlü noktaların bulunmasından nes et eder. Kur'an-ı Kerim, bu kısım müşkilattan müberra ve münezzehtir.
YanıtlaSilAcaba cumhurun zihninden uzak ve pek derin hakikatleri.
yakınlaştırmak ayn-1 belägat değil midir? Hem belägat, kolay ve kısa bir suretle avâm-1 nâsın fehimlerine muktezá-vı hâli mürâättan ibaret değil midir?
Hey herif! Allah seni ıslah etsin.
"Yaradılışta ve maddiyata dair meselelerde Kur'an mübhem geçmiştir" dedikleri ikinci şübhelerine cevabdır: Şöyle ki:
Secere-i alemde mevlü'l-istikmål vardır. Yani käinât bir ağaç gibi, bütün zerrâtı ve eczâsı kemâle meylederler.
Ve kemâle doğru yürümektedirler. O umûmî meylü'l-istikmälden ayrı olarak, insanda da meylü't-terakki vardır. Bu meylü't-terakki çekirdek gibidir. Neşv ü nemâsı pek çok tecrübeler vâsıtasıyla olur. Ve çok fikirlerin mahsûlü olan neticelerin ictimâıyla teşekkül eder. Ve tevessü' etmekle fünûnu intâc eder. Bu fünün da mürettebedir. Yani her ikinci fen, birincisinin neticesidir. Birincisi olmasa, ikincisi olamaz. Birincisinin ona
mukaddeme ve ulûm-u müteârife
hükmünde olması şarttır.
Buna binâen, bundan on asır evvel gelen insanlara fünün-u hâzırayı ders vermek veya garib mes'elelerden bahsetmek, onların zihinlerini şaşırtmaktan ve o insanları safsatalara
atmaktan başka bir fäide vermezdi.
Meselâ Kur'ân-ı Kerim, "Ey insanlar! Şemsin sükûnuna ve arzın hareketine (Häuye) ve bir katre su içinde binlerce hayvanın bulunduğuna dikkat ediniz ki, azamet-i İlâhiyeyi anlayasınız"
demiş olsa idi, o zamanların bütün insanlarını
Hâşiye: Hasta hâlimde, nevm ve yakaza arasında ihtår edilen bir nüktedir. Şemsin, yerinde mevlevîvârî yaptığı
semâvî hareketi, kuvve-i câzibeyi tevlid etmek içindir. Kuvve-i câzibe de, manzûme-i şemsiye ile anılan güneşe bağlı yıldızları düşmek tehlikesinden kurtarmak içindir. Demek
şemsin mihverinde dâirevârî cereyân ve hareketi olmasa,
yıldızlar düşerler.
Saîdü'n-Nûrsi
Muhterem müellif diğer bir risâlesinde bilmece kabilinden demiştir ki: "Şems silkinirse semereleri düşmezler. Silkınmezse
düşerler."
Mütercim
nin iki
YanıtlaSilBEDI AR TAKVIMI
TARİHTE BUGÜN
- 1063 - Ilk Selçuklu devleti hükümdarı Tuğrul Bey öldü.
- 1933 - İstanbul Üniversitesi kuruldu.
1944 - Bediüzzaman Said Nursî Denizli'den Emirdağ'a sürgün edildi.
1950 - Türkiye, NATO'ya başvurdu.
7 1447 SAFER
RUMI: 19 TEMMUZ 1441
HIZIR: 88
AGUSTOS
01
CUMA
BİR AVET Allah'tan korkun ve billin ki Allah takva sahipleriyle beraberdir.
Bakara: 194
BİR HADİS
Allah bir topluluk hakkında bereket dilerse onlara cömertlik ve tok gözlülük nasip eder.
Taberani
Namazda ruhun ve kalbin büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mübah dünyevi amelleri, güzel bir nivet ile ibadet hükmünü alır.
TARINTE BUGON
YanıtlaSil-855-Hanbell Mezhebi nin kurucusu Ahmed bin Hanbel'in (ra) vefatı.
-1944-Bediüzzaman'ın Emirdağ'a sürgün emri verildi.
- 1964 - MİT'in kuruluşu.
1980-ASELSAN, ilk Türk telsizini üretti.
TEMMUZ
31
PERŞEMBE
BIR AYET Başörtülerini, yakalarının üzerine kadar örtsünler.
(Nur: 22)
BİR HADİS
Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kimse bir Müslümanı kesinlikle korkutmasın.
(C. Sağîr, No: 3742)
SAFER
RUMI: 18 TEMMUZ 1441 HIZIR: 87
Kanaatsizlik, çalışmanın şevkini kırar, tembelliğe atar, hayatından şekvā kapısını açar, mütemadiyen şekvå ettirir. Hem ihlası kırar, riyā kapısını açar. Hem izzetini kırar, dilencilik
yolunu gösterir. Lem'alar
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1909-Bediüzzaman
Mizan gazetesinde
"Kahraman Askerlerimize" isimli makale neşretti.
- 1925-Şeyh Said yakalandı.
NİSAN
15
ÇARŞAMBA
BİR AYET
Şüphesiz ki Allah takvaya sarılanlarla, iyilik yapan ve İyi kullukta bulunanlarla
beraberdir.
Nahl Suresi: 127
BİR HADİS
27 1447
RUMI: 2 NİSAN 1442
ŞEVVAL
Bir genç bir yaşlıya saygı gösterirse, Allah da yaşlandığında kendisine saygı gösterenleri yaratır.
KASIM: 159
Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi 'mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler de, pencerelerden seyret, içlerine girme. Mektubat
TARIHTE BUGUN
YanıtlaSil1935-Hafta tatili Cuma'dan Pazar'a alındı.
- 1942-Elmalılı Hamdi Yazır'ın vefatı.
1960 - 27 Mayıs İhtiläli (Askerî darbe).
27
CUMA
FRIDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET
Allah'tan başka sızı koruyacak bir dostunuz da, yardımcınız da yoktur.
Ankebut Suresi: 22
BİR HADİS
Gönlünden Müslüman kardeşine faydalı bir nasihat geçiyorsa, söyle.
Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur'ân kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidayetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Sözler
BENÍ GASSANLARDAN MEDİNE'YE GELİP MÜSLÜMAN OLAN KİŞİLER
YanıtlaSilBeni Gassanların Soyları ve Yurdları:
Beni Gassanlar, Kahtan'ın soyundan gelen Ezd kabilesinden idi
ler (1).
Gassan, Yemen'in Me'rib seddinde (2), Zebid ve Rima' arasın-
da (3), bir su idi (4).
Rima', Yemen vadilerinden bir vadidir.
Gassan diye anılan su da, Rima'ın alt tarafında idi (5).
Zebid, Yemen'in Husayb şehrinin bir vadisidir. Şehir, vadi ismile anıla gelmiştir (6).
Zebid'in, Gassan, Cuhfe yakınındaki Müşellel'de bir su olduğu da, söylenir (7).
Mázin b. Esed, b. Gavs, b. Nebt, b. Malik, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Se-be, b. Yeşcüb, b. Ya'rüb, b. Kahtan'ın soyundan gelen kabileler, Gas-san suyundan içtikleri için kendilerine Gassan adı verilmiştir (8).
Gassanlar:
1. Beni Hârisler,
2. Cefneler,
3. Mälikler,
4. Ka'blar,
5. Beni Amr Müzeykıyalar-
dır (9).
Hemdani'ye göre: Gassanlardan bir kısmı, Belka'da, bir kısnu Hims'ta, pek çoğu da, Yermük'te toplanmışlardı (10).
(1)Kalkasandi-Nihayetülereb s. 388
İbn-i Ishak, İbn-i Hişam-Sire c. 1,9
(3) Kalkapandi-Nihayetülereb s. 333
(4) Ibn-i Ishak, İlm-i Higam-Sire c. 1, a. 10, Kalkagandi-Nihayetlere &. 389
Yakut-Mucemülbüldan 3,68 Yakut-Mucemülbüldan e. 3. a. 131
(7)- lahak, İbn-i Hişam-Sire c. L. & 10 10 that lahat, Ibn-i Higam-Sire c. 1. 9-10
-Ram-Cemhere s. 331 (40) Kalkupandi Nihayetlereb &. 389
LT. Modne Devi XF
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSilBeni Gassanlardan Medine'ye Gelenlerin Sayısı, Geliş Tarihi ve
Müslüman Oluşları: Beni Gassaniaruan Medine'ye gelenler, hicretin onuncu yılında ra-
mazan ayında geldiler.
Remle bint-1 Häris'in konağına indirildiler.
Uç kişi idiler (11).
O zaman, Arap kabilelerinden gelen Elçilerin hepsi, Peygamberi-mize zekâtlarını getirip teslim etmekte idiler.
Gassandan gelenler, aralarında «Acebâ bizi, Araplardan kötü gör-
düğú kiniseler gibi mi görür?» diye konuştular (12).
Peygamberimizin yanına varıp Müslüman oldular (13).
Peygamberimizin, Allah'dan getirip tebliğ ettiği şeylerin hak ve
gerçek olduğuna şehadet ettiler (14). Kaymımız, bize uyar mı, yoksa, uymaz mı? Orasını, pek bilmi-
yoruz.
Çünki, onlar, saltanatlarının sürüp gitmesini ve Kayser'e yakın ol-mayı severler. dediler (15).
Gassanilerin Bahşişlerini Alıp Kavmlarının Yanına Dönmeleri:
Peygamberimiz, Gassanilere bahşişlerini verdi.
Gassaniler, yurdlarına dönüp kavmlarının yanına vardılar.
Gassanlar, onların Elçiliklerini kabul etmediler (16).
Müslüman olmadılar (17). Bunlar da, kavmlarının tutum ve davranışlarına bakarak Müslü-
manlıklarını gizli tuttular (18).
Gassanilerden ikisi Müslüman olarak vefat etti. Üçüncüsü ise, Hz. Ömer'in devrine yetişti.
Yermük savaşı sırasında Ebû Ubeyde b. Cerrah ile görüşüp Müs
(11) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, İbn-i Kayyum-Zadülmaad c. 3, s. 62, İbn-i Sey-( yid-Uyunüleser c, 2, s. 256, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55
12) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, a. 338 (13) İbn-i Sa'd-Tabakat e. 1, n. 333, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 62, İbn-1 Sey-
yid-Uyunüleser c. 2, a. 256, Ibn-1 Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55, Halebi-İnsanü-lüyun c. 3, s. 277
( 14) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338
(15) Ibn-i Kayyun-Zadülmaad c. 3, s. 62, Ibn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 256, Hale
bl-Insantúluyun e. 3, s. 277, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 162 (16 i Sey
) Ibn-i Sa'd-Tabakat c 1, s. 339, Ibn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 62, Ibn-yid-Uyunüleser c. 2, s. 256, Halebi-Insan, c. 3, s. 277, A. Z. Dahlan-Sire c. 2 1.162
(17) lan-i Haldun-Tarih c 2, ks. 2, s. 55
(18) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1. a. 333. İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 62, Ibn-i Sevvid-Uyun c. 2, x. 256, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55, Halebi-İnsan. c. 3, s. 277, A Z. Dahlan-Sire c. 2, 5. 162
BENI GASSANLARDAN MÜSLÜMAN OLAN KİŞİLER
YanıtlaSil09 üman olduğunu ona haber verdi (19). Hürmete ve ikrama nail ol-
du (20).
Kaetani'nin Yanlışları :
Kaetani, 26. fıkrasında «Hadis, Vakıdî'nin rivayetine istinad et-mektedir. Fakat, isnadı gayet zaiftir.
Sarih eşhas isimlerinden mahrum bulunan hikâye, bunun muah-har zamanlarda Gassan neslinden biri tarafından kendi kabilesinin de, Peygambere bir heyet-i sefaret izam etmiş olduğunu isbat maksa-diyle uydurulmuş olduğu şüphesine hak veriyor.» (21) diyorsa da, yanlıştır.
Kaetani'nin, uydurma dediği Hadisi, İbn-i Sa'd, nakl etmektedir. Halbuki o, İbn-i Sa'd'in, her hangi bir Hadîs'i kitabına aynen al-mayışını, «İbn-i Sa'd, bunun mevcudiyetinden haberdardı. Fakat, mec-muasına girmeğe lâyık ad etmemiştir.» (22)
diyerek onun kitabına aldığı Hadis'e itimad eder göründüğünü ne ça-buk unutmuştur!
İsnad'ın, sonradan düzenlenip Hadislerin başlarına konulduklarını iddia etmiş bulunan Kaetani, burada, Hadis'in isnadının zaif olduğun-dan bahs etmeğe kalkmakla, tezâda ve çelişkiye düştüğünün de, far-kında değildir.
Medine'ye gelen şahısların Hadis'te isimlerinin açıklanmamış ol-masını bir kusur sayan ve Hadis'in, Gassan kabilesinden de, Peygam-berimize bir heyet gönderilmiş olduğunu isbat maksad ve gayretile son-radan, Gassanilerden biri tarafından uydurulmuş olabileceği iddiasına gelince: sanıldığı ve iddia edildiği gibi, bu Hadis, sonradan uydurul-muş olsaydı, Medine'ye gelenlere birer isim de, takılmasında ne güç-lük vardı?
Eğer, Raviler, Hadisleri oldukları gibi nakl etmemiş olsalardı, Kae-tani, bu gün, bu Hadis'in sarih eşhas isimlerinden mahrum bulunduğu-nu söyleyebilir miydi?
Sonra, bu Hadis, zan ve iddia edildiği gibi, Gassanilerden birisi ta-rafından kabile gayretile uydurulmuş olsaydı, kabile halkının, Medi-ne'ye gidip gelen Elcilere karşı İslâmiyeti kabul etmemis oldukları de-ğil, kabile için şeref teşkil edecek olan kabul keyfiyeti açıklanmaz muydı?
Kabile aleyhine olan bir gayretin veya uyduruculuğun mânâsını anlayabilen varsa, bize de, anlatsın!
(19) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 339, fon-1 Kayyım-Zad. c. 3, s. 62, İbn-1 Seyyid-Uyun. c. 2, a. 256, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55
(20) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1. 8. 333-339. Ibn-1 Kayyım-Zad. c. 3, 8.62, fba- Seyyid-Uyun, c. 2, 8. 256, 257
(21) Kastani-İslâm Tarihi e. 7, 8. 46 (2) Kastani-İslam Tarihi c. 7. 8. 25-26
سوره بقره (٢٢-٢٤)
YanıtlaSilتكذين سوف تمن اولوردی جوناه من ظاهری مخالفدر. مع هذا، اوسى عصره فن کو لحن انسانلرى شاشير عن وبالكرفنون جديده نك فهو صوكره مکن انساناری ممنون اتمان مقام ارشاده مخالف اول نفى لى روح بلاغتلا ده قابل تأليف دكور.
سوال ؟ ] تشفيرات فنيه و فنور حاضره اسکی ان انارہ مجھول وغير مألوف ولد يفندن اونارى او ناره درس وبرمك خطا در ديورسك بالخاصة آخر ته عائد حوال لى، مستقبلدہ کی نظریات دو بویله دگاری؟ او نارده بزه مجهول وغير مألوفدير. او ناردن بحث ايتمك نه ايجون
خطا او لما يور؟
الجواب ] مستقبلدہ کی نظریات، بالخاصه آخرته عائد احواله هیچ بر جهت له حس ظاهری تعلق ایتمزكر او حسك خلافتى سويله من شاشير تمن اولسون. بناء عليه، او كبي شيار دائره المهانده در لی. او بله ایسه، او ناری اعتقاد و او نار له اطمئنانه پیدا ایتما ممکندر. او یکه ایسه و کپی شیارن مع صریحی او ناری تصریح ایتمکدر. لكن تشفيات فنيه، اسکی انساناره کوره مقانه و احتمال داره سندن چیقوب، محال و اقتناع در جه سنه کیر مشدد. چون که او زامران کو زیردیله کورد کاری شیلی، او نارجه بداهت در جه سته کیر مطله او نارك خلافي او نارجه مالور او بیله ایسر او نارك حياتنه حرمتاً، أو كبي مسئله لرده بلاغتك اقتضای ابها مدر، اطلا قدر که او ناری شاشير تماسين. فقط قرآن كريم، إرشاديني نقصان بيرا قم شد. بوز مانده کی اهل فنی ده
استفاده دن محروم اینجه من ايجون، چومه قرینه و اماره لون وضعيهه حقيقتاده (ماشيه)
اشار تار با مشور
ای انصا فزا منى انصافه دعوت اليدييورم. بركره ( كَلِيمِ النَّاسَ عَلَى قَدَرِ عُقُوهُمْ ) اولان مشهور دستوری نظره المقامه، زما ناریله محيطار بنك مساعده سبزرگنی دوشونه رك تلاحقه اليدن بیدار که افطارك نتيجه الرندن طوغاله شو كشفيات فنيه بي، او زما نارده کی ان انارك قف الدينك معده لری آلوب هضم ايده من كرينه دقت ايدر سرك أهلا يا حفظه، قرآن كريمك اوكي
حاشیه تا رساله نورك معجزات قرآنية - الرسى بو حقيقتي تمامي له اثبات انه
احوال بداهت
YanıtlaSilAhval: Haller
دائرة إنكان
Bedahet: Apaçık olma
Daire-i imkân: Varlığı ve yokluğu eşit olanların dairesi, kainât
آنکار
Efkar: Fikirler
قُنُونَ جَدِيده
Finan-u cedîde: Yeni fenler, ilimler
غَيْرِ مَألوف
Gayr-i melaf: Alışılmamış
حق صرخ
Hakk-sarih: Açık hak
خلاف
Hilaf: Zad
حين ظاهرى
Hiss-i zahiri: Dış duyular
الملا Itlak: Serbest ve sınırsız kılma
ابهام İbham: Kapalı bırakma
انتناغ
İmtina: İmkansız olma, çekinme
الميثان
İtminân: Tatmin olma
قابل تأليف
Kabili telif: Uzlaştırılabilir
كَشْفِيَاتِ فَنْيَهِ
Kesfiyât-ı fenniye: Fennin keşifleri, buluşlar
مع هذا
Maahaza: Bununla beraber
مَقَامِ إِرْشان
Makam-ı irşâd: Doğru yolu gösterme makamı
مجهول
Mechul: Bilinmeyen
مخالف
Muhalif: Zid
محيط
Muhit: Çevre
مستقبل نَظَرِيَاتْ
Mistakbel: Gelecek
Nazariyat: Düşünceler, fikirler
تعلق
Taalluk: Alakalı olma
تصرخ
Tasrih: Açıkça ifade etme
تَكْذِيب
Tekzib : Yalanlama
تلاحق
Telahuk: Birbirine eklenme
ظهور
Zuhur: Meydana çıkma
23-
YanıtlaSiltekzibe sevk etmiş olurdu. Çünki hiss-i zaluriye muhaliftir. Maaháza, onuncu asra kadar gelip geçen insanları şaşırtmak ve yalnız fünûn-u cedidenin zuhûrundan sonra gelen insanları memnun etmek, makam-1 irşaâda muhalif olduğu gibi, rûh-u belägatla da käbil-i te'lif değildir.
Sual: "Keşfiyât-ı fenniye ve fünûn-u hazıra, eski insanlara meçhûl ve gayr-i me'luf olduğundan, onları onlara ders vermek hatadır" diyorsun. Bilhassa ahirete ait ahval gibi, müstakbeldeki nazariyât da böyle değil mi? Onlar da bize mechûl ve gayr-i me'lûfturlar. Onlardan bahsetmek ne için hata olmuyor?
Elcevab: Müstakbeldeki nazariyât, bilhassa âhirete äit ahvâle hiçbir cihetle hiss-i záhirî taalluk etmez ki, o hissin hilâfını söylemek şaşırtmak olsun. Binâenaleyh, o gibi şeyler daire-i imkândadırlar. Öyle ise, onları i'tikād ve onlarla itmi'nân peydâ etmek mümkündür. Öyle ise, o gibi şeylerin hakk-ı sarîhi onları tasrih etmektir. Lakin keşfiyât-ı fenniye, eski insanlara göre imkân ve ihtimål dâiresinden çıkıp, muhâl ve imtina' derecesine girmiştir. Çünki onların gözleriyle gördükleri şeyler, onlarca bedâhet derecesine girmekle, onların hilafı onlarca muhâldir. Öyle ise, onların hissiyâtına hürmeten, o gibi mes'elelerde belágatin iktizâsı ibhâmdır, ıtlåktır ki, onları şaşırtmasın. Fakat Kur'ân-ı Kerîm, irşadını noksân bırakmamıştır. Bu zamandaki ehl-i fenni de istifadeden mahrum etmemek için, çok karîne ve emarelerin vaz'ıyla hakîkatlere (Hiuye) işaretler yapmıştır.
Ey insafsız! Seni insafa da'vet ediyorum. olan كَلِّمِ النَّاسَ عَلَى قَدرِ عقولية Bir kerre meşhur düstûru nazara almakla, zamanlarıyla muhîtlerinin müsaadesizliğini düşünerek telâhuk eden binlerle efkârın neticelerinden doğan şu keşfiyât-ı fenniyeyi, o zamanlardaki insanların kafalarının mideleri alıp hazmedemediklerine dikkat edersen anlayacaksın ki, Kur'ân-ı Kerim'in o gibi
Hâşiye: Risale-i Nûr'un Mucizât-ı Kur'aniye risâlesi bu hakikati tamamıyla isbat etmiştir.
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1947-Adnan Menderesin
TBMM'de yaptığı
konuşmayı yayımlayan Tasvir, Demokrasi, Demokrat İzmir, Yeni Asır gazetelerinin sahipleri ve yazı işleri müdürleri tutuklandılar.
TEMMUZ
30
ÇARŞAMBA
5 1447 SAFER
RUMI: 17 TEMMUZ 1441
HIZIR: 86
Her nefis ölümü tadıcıdır.
Sizi denemek için hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Sonunda ise Bize döndürüleceksiniz.
(Enbiya: 35)
BİR HADİS
Öfkesini tutanın, Allah kusurunu örter.
(C. Sağîr, No: 3747)
İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. Mesnevî-i Nuriye
Imsak Güner Öğle
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1489 - Mimar Sinan'ın doğumu. (ö. 1588)
1971-Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Molla Münevver vefat etti.
NİSAN
16
PERŞEMBE
28 1447 ŞEVVAL
RUMI: 3 NİSAN 1442 KASIM: 160
BİR AYET
Bütün işlerin sonu Allah'a varır.
Lokman Suresi: 22
BİR HADİS
Ben Hz. İbrahim'in duasıyım. Beni en son müjdeleyen Hz. İsa'dır.
Allah'ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir. Eğer gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehil olur. Mesnevî-i Nuriye
BENİ BECİLELERİN İKİ KAFILE HALİNDE MEDİNE'YE GELİP MÜSLÜMAN OLMALARI
YanıtlaSilBeni Becilelerin Soyları:
Beni Becileler, Kahtan'ın soyundan gelen kabilelerindendir (1), Beni Becilelerin Ata soyları şöyle sıralanır:
lan, b. Sebe' (2).
Enmar b. İras, b. Amr, b, Gavs, b. Nebt, b. Malik, b. Zeyd, b. Keh-
Enmar b. İraş'ın :
2. Gavs,
1. Akbar,
3. Suhye,
4. Eshel,
5. Şehl,
6. Tarif,
7. Süniyye,
8. Hâris,
9. Cedea
adlarındaki oğullarının hepsinin anası Becile bint-i Sa'b, b. Sa'd'ül'Aşı-re olduğu için, bunlardan türeyen kabileler, analarına nisbetle Becile diye anılmışlardır.
Abkar'ın soyundan gelen kabileye mensup Cerir b. Abdullah Kelb b. Veberelerle Becileler arasında Ficar'da vuku' bulan şiddetli çarpış ma, o zaman, Arap kabileleri arasına dağılmış bulunan Becileleri son-radan bir araya toplamıştır.
Gavs b. Enmar'ın oğlu Ahmes b. Gavs'in de, soyundan bir takım kabileler türemiştir (3).
Beni Becileler Medineye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldiler?
Beni Becilelerden yüz elli kişilik ilk kafile, Medine'ye hicretin onuncu yılında geldi (4).
(1) Ibn-i Hazm-Cembere s. 484, Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 171
(3) İbn-i Hazm-Cemhere s. 397-390 (2) İbn-i Hazm-Cemhere s. 481, Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 89
(4) İbn-i Said-Tabakat c. 1, s. 347, Pelâzüri-Ensabülesraf c. 1, s. 384, Zehebl-Siyerü Älaminnübelá c. 2, s. 381, İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 232
BENİ BECİLELERİN MÜSLÜMAN OLMALARI
YanıtlaSilRamazan ayında idi (5).
Bu kafilenin başında Cerir b. Abdullah bulunuyordu (6).
Cerir b. Abdullah:
101
Cerir b. Abdullah, kabilesinin başkanı (7), iri yapılı, güzel ve nur-
lu yüzlü bir zat idi (8).
Hz. Ömer Cerir b. Abdullah, bu ümmetin Yüsüfüdürl» derdi. Uzun boylu idi. Boyunun uzunluğu altı zira' idl (9).
Peygamberimizin Eshabına Cerir b. Abdullâhın Geleceğini Müjdelemesi:
Peygamberimiz, Müslümanlara irad buyurduğu hutbesinde «Sizin yanınıza şu kapıdan Yemenli, hayırlı bir kimse girecektir ki, onun yü-zünde Melek, Melik alåmeti vardır!» buyurdu.
O sırada, Cerir b. Abdullah, hayvanının üzerinde ve kavmı da, ya-nında bulunduğu halde, çıkageldi (10).
Cerir b. Abdullahın ve Arkadaşlarının Müslüman Oluşu:
Cerir b. Abdullah der ki «Medine'ye varınca, devemi ındırdım. Hey-
bemi açıp altlı üstlü elbisemi giydikten sonra Mescid'e girdim. O sırada, Resûlullâh Aleyhisselâm, hutbe irad buyuruyordu.
Kendisine selâm verdim.
Halk, beni göz ucuyla süzüyorlardı.
Yanımda oturan zata (Ey Abdullah! Resûlullâh Aleyhisselâm, be-ni andı mı?) diye sordum.
(Evet! Biraz önce, seni en güzel bir anışla andı; Hutbesinin ara-sında: Şu kapıdan, şu yoldan Yemenli, hayırlı bir zat girecektir! Onun yüzünde ancak Melek, Melik nişanı vardır! buyurdu.) dedi.
Yüce Allaha hamd ettim (11).
Resûlullah Aleyhisselâm (Ey Cerir! Ne için geldin?) diye sordu.
(Senin elinle Müslüman olayım, diye geldim! (12)
(5) Belâzüri-Ensabüleşraf c. 1, s. 384, İbn-i Esir-Kâmil c. 2, s. 304, Zehebi-Siyerü
Alamünnübelä c. 2, s. 381, İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 232
( 6) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347, Ebülferec İbnülcevzi-Vefíá c. 2, s. 753
(7) Ibn-i Abdulber-İstiab c, 1, s. 337, 338
(8) Ebüllida-Sire c. 4, s. 153
(9) İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 232 (10)
İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347, Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 4, s. 359-360 İbn-1 Abdulber-İstiab c. 1, 8, 337, Ebülfida-Sire c. 4, s. 149, Zehebl- Slyerü Alamin-
nübelä c. 2, 381 (1) Ahmed b. Hanbel-Mümed c. 4, s. 359-350, 364, Zehebi-Siyerü Alamünnübela
c. 2, 380-381
(12) Beyhakiden naklen Ebülfida-Sire c. 4, s. 151
102
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Ya Resülallah! (13) Getir uzat elini banal (14) Islamiyet üzerine
Sana bey'at edeceğim (15).
bulunmadığına Resûlullah (Ey Cerirl Seni, Allah'dan başka ilah bulun Sen, şartlarını biliyorsun. Bana, koşacağın şartları koş!) dedim (16), ve Kendimin de, Resûlullah olduğuma şehadete, Allaha, Ahiret günü-ne, hayır ve ser Kadere inanmağa, farz olan namazları kılmağa, farz
olan zekâtı da, vermeğe dåvet ediyorum! (17)
Farz olan namazı kılacaksın.
Sen, Allaha hiç bir şeyi şerik koşmaksızın ibadet edeceksin
Farz olan zekâtı vereceksin.
Her Müslüman için hayırhah olacaksın.
Kåfir ve müşriklerden uzak duracaksın (18).
Sen, Allâhdan başka ilah bulunmadığına ve benim de, Resûlullah olduğuna şehadet (19), Allah'a hiç bir şeyi şerik koşmaksızın İbådet etmek (20), namazı kılmak (21), ramazan orucunu tutmak (22), Müs lümanlara hayırhah olmak (23), Habeşi (Zenci) bir köle de olsa, Va-li'ye itaat etmek (24), müşriklerden ayrılmak üzre bey'at edeceksin!)
buyurdu (25).
(Olur!) dedim.
Resûlullah Aleyhisselâm, elini uzattı (26).
Ben de: namazı kılmak, zekâtı vermek (27), Habeşli (Zenci) bir köle bile olsa Vali'ye (28) itaat etmek (29) ve verilen emirleri dinle mek (30), bütün Müslümanlar İçin hayırhah olmak (31), müşrikler-den ayrılmak (32), üzre Resûlullah Aleyhisselama bey'at ettim (33).
(13) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 357, 358, 354 14) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 365
(15) Ahmed b. Hanbel-Mümed c. 4, s. 357
(15 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 304, 305
( 17) Beyhakiden naklen Ebülfida-Sire c. 4, s. 150-151
( 19) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347
(20) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 364, 365
( 18) Alumed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 357, 358
(21) (
22) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, д. 347
(23 )
Ibn-1 Sa'd-Tabakat e. 1, s. 347, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 361, 365
İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347
Ibn-1 Sa'd-Tabaltat e. 1, s. 317, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, 8. 364, 355
(21)
(25) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347
(25 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 364, 355
( 28) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347
( 27) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 358, 304
(30) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 354 (29) İbn-i Sa'd-Tabaknt c. 1, 8. 317, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, 8. 384
(32) Alined b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 353 (
2)Ahened b. Hanbel-Mümed c. 4, s. 358, 304, Buharf-Sahih e. 1, s. 20
BENİ BECİLELERİN MÜSLÜMAN OLMALARI
YanıtlaSil103
Resûlullah Aleyhisselâm: (Islâmiyet, beş şey üzerine kurulmuştur:
1. Allah'dan başka llah bulunmadığına şehadet etmek,
2. Namazı kılmak,
3. Zekâtı vermek,
4. Beytullahı hace etmek,
5. Ramazan orucunu tutmak.)
buyurdu (34).
Cerir b. Abdullahın kavmından yanında bulunanlar da, Müslüman olup bey'at ettiler (35).
Peygamberimizin Cerir b. Abdullaha İkramda Bulunması ve Eshaba
Bu Husnstaki Tavsiyesi :
Cerir b. Abdullah der ki «Müslüman olduğumdanberi hiç bir vakit, Resûlullah Aleyhisselâm, yanına girmekten beni men etmemiş ve be-ni gördüğü zaman da, muhakkak, yüzüme gülmüş ve gülümsemiş-
tir. (36)
Peygamberimiz, Eshabile birlikte oturduğu sırada, Cerir b. Abdul-lah gelmişti. Nasılsa, oturanların hiç biri, ona yer açmadılar.
Peygamberimiz, üzerindeki pelerenini ona attı ve «Ey Ebû Amr! Yanındakini al, otur! buyurdu.
Cerir b. Abdullah, onun üzerine oturdu. Elini, göğsüne koyup Yâ Resûlallah! Senin, bana ikram ettiğin gibi, Allâh da, Sana ikram bu-yursun!» dedi (37).
Bunun zerine, Peygamberimiz «Size, bir kavmın kerem ve şeref sahibi Ulu'su geldiği zaman, ona ikram ve ihtiram ediniz!» buyur-du (38).
Cerir b. Abdullah der ki «Kendisine Arap heyetleri geldikçe, Re-sûlullah Aleyhisselâm, bana haber salardı. Ben de, elbisemi giydikten sonra yanına varırdım. Benimle iftihar ederdi (39).
Bana (Sen, Allâhın güzel yarattığı bir kimsesin. Öyle ise, sen de,
ahlakını güzelleştir.) buyurmuştur (40).
Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 358, 364, Buhari-Sahih c. 1, в. 20 (34) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 363
(35) İbn-1 Sa'd-Tabakat c, 1, s. 347, Zehebi-Siyerü Alamünnübelâ c. 2, s. 391
(37 ) Zehebl-Siyerű Alamünnübelá c. 2, s. 381
( 35) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 358, 350, Müslim-Sahih c. 4, s. 1925
(38 ) İbn-1 Mâce-Sünen c. 1, s. 16, Beyhatiden naklen Ebüllida-Sire c. 4, s. 151, Ze-hebl-Siyerű Alamünnübela c. 2, s. 381, Süyuti-Camiüssağır c. 1, s. 16
(30) Zehebl-Siyerü Alamünnübelâ c. 2, s. 382
( 40) Zehebi-Siyerü Alamünnübelâ c. 2, s. 383
104
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Cerir b. Abdullahın Şahid Olduğu İki Mühim Hadise:
Gündüzün ortalarında, Resûlullah Aleyhisselâmın yanında bulu-nuyorduk.
Derken, yalın ayak, kaplan postu rengindeki gömleklerini, abala-rını başlarına geçirmiş, kılıçlarını sıyırmış, çoğu ve hatta hepsi Mudar-lardan, çıplak bir takım kimseler çıkageldiler.
Resûlullah Aleyhisselâm, onların fakir ve yoksul hallerini görün-ce, yüzünün rengi değişti. Içeri girip çıktıktan sonra Bilal'a emr etti. Ezan, okudu, kamet getirdi.
Resûlullah Aleyhisselâm, öğle namazını kıldırdıktan sonra cemaa-ta bir hutbe irad etti (41).
Hutbesinde, Allåäha hamd-ü senâda bulundu.
(Bundan sonra, bilesiniz ki: yüce Allah, kitabında buyuruyor ki.)
diyerek (42)
(Ey insanlar! Sizi, bir tek candan yaratan, ondan da, yine onun eşini vücuda getiren ve ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar türeten Rabbınızdan korkunuz.
Kendisinin ismini öne sürmek suretile birbirinize dileklerde bu-lunduğunuz Allah'dan ve akrabalık bağlarını kırmaktan sakınınız.
Şüphe yok ki: Allâh, sizin üzerinizde gözcü bulunuyordur. (Nisa: 1)
Ey iman edenler! Allâhdan korkunuz. Herkes, yarın (Ahiret günü) İçin ne gönderdiğine bir baksın!
Allah'dan korkunuz! Çünki, Allâh, ne yaparsanız, hakkıyle haber-dârdır. (Haşr: 18) meâlli âyetleri okudu.
Sözüne devamla (İnsan, dinarından, dirheminden, elbisesinden,
bir sa' buğdayından, bir sa' kuru hurmasından hatta yarım hurma bile oesa- sadaka vermelidir.) buyurdu.
Derken, Ensardan bir adam, hemen hemen elinin taşıyamayacağı kadar, hatta elinin taşımaktan âciz kaldığı bir kese getirdi.
Sonra, birbiri ardınca herkes, bir şeyler getirmeğe başladılar. Nihayet, yiyeceklerden ve elbiselerden iki küme meydana geldiğini
gördüm. Resûlullah Aleyhisselâmın yüzünün, altınla yaldızlanmış gümüş
gibi parıldadığını gördüm.
Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselâm (Her kim, İslâmda güzel bir çığır açarsa, o çığırın ecri ile kendisinden sonra o çığırla amel eden-lerin ecirlerinden hiç bir şey eksiltilmemek sartile sevapları kendine
aid olur.
(41) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 350, Müslim-Sahih c. 2, s. 704-706 (42) Müslim-Sahih c. 2, 8. 706
BENİ BECİLELERİN MÜSLÜMAN OLMALARI
YanıtlaSil105
Her kim de, Islamda kötü bir çığır açarsa, o çığırın vebali ile ken-üzere ona aid olur!) buyurdu (43). disinden sonra onunla amel edenlerin vebalı, hiç bir eksikleri olmamak
Resûlullah Aleyhisselâmla birlikte gidiyorduk. Hayvan üzerinde bl-ze doğru gelen bir adamla karşılaştık.
Resûlullah Aleyhisselâm (Şu binitli, her halde, sizinle buluşmak is-
tiyordur.) buyurdu. Adam, gelip kavuşunca, bize selâm verdi.
Biz de, onun selâmına karşılık verdik.
Peygamber Aleyhisselâm, ona (Nereden geliyorsun?) diye sordu. Adam (Ailemin, oğlumun ve aşiretimin yanından geliyorum!) dedi. Peygamber Aleyhisselâm (Nereye gitmek istiyorsun?) diye sordu.
Adam (Resülullah Aleyhisselamla görüşmek istiyorum!) dedi.
Resûlullah Aleyhisselâm (Ona rastladın!) buyurdu.
Adam (Yå Resülallah! İmân, nedir? Bana öğret!) dedi.
Resûlullah
(Allah'dan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed'in de Resûlul-
lah olduğuna şehåder edersin.
Namazı kılarsın.
Zekâtı verirsin.
Ramazan orucunu tutarsın.
Beytullahı hac edersin!)
buyurdu.
Adam (Ikrar ettim!) dedi.
Sonra, devesinin ayağı bir fare tuzağına girince deve yıkıldı. Adam da tepesinin üzerine düşüp öldü.
Resûlullah Aleyhisselâm (Adamı, yanıma getiriniz!) buyurdu. Ammar b. Yasir ile Huzeyfe b. Yeman sıçrayıp adamın yanına var-dılar. Onu, oturttular. (Yå Resûlallah! Adam, ölmüş!) dediler.
Resûlullâh, onlardan yüzünü başka tarafa çevirip baktı. Sonra da Onlardan yüzümü çevirmemin sebebi: iki Melek gördüm ki bu ölen adamın ağzına Cennet meyvalarından sokuşturuyorlardı.
Bundan, kendisinin aç olarak öldüğünü anladım.
Bu, vallâhi, yüce Allâhın (İman edenler, bununla birlikte iman-larını haksızlıkla, şirkle bulaştırmayanlar, işte, ancak onlardır ki kor-kudan emin olmak hakkı elbet onlarındır.
larından ameli az, ecri çok kişilerdendir.
Onlar, doğru yolu bulmuş kimselerdir. En'am: 82) diyerek andık-
Kardeşinizi kaldırınız!) buyurdu.
Onu, hemen suyun yanına götürüp yıkadık, kokuladık, kefenledik,
kabre kadar götürdük.
(43) Alumed b. Hanbel-Müsned c. 4, s, 359, Müslim-Sahih c. 2, s. 705
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSil105
(Yani kabrin kible tarafını kazarak altını cenaze girecek kadar oyu-nux) da, sakk yapmayınız. (Yani, kabrin dibini dere gibi oymayınız.) Resûlullah Aleyhisselâm gelip kabrin başına oturdu. Lahd yapınız, Çünki, Lahd, bizim içindir. Şakk ise, bizden başkaları içindirı buyurdu. (44)
Beni Becilelerden İkinci Kalilenin Medine'ye Gelişi ve Müslüman Oluşu:
Beni Bencilelerin Medine'ye gelip Müslüman olan ilk kafilesini. başlarında Kays b. Garbet'ül'Ahmesi bulunan Ahmesilerden iki yüz
elli kişilik İkinci kafile takip etti. Peygamberimiz, onlara «Siz, kimlersiniz?» diye sordu.
Biz, Ahmesullâhız!» dediler.
Cahiliye çağında onlara, böyle denirdi.
Peygamberimiz «Siz, bu gün, Allâhınsınız, Allâhın Müslüman kul-
larısınızdır! buyurdu (45).
Ahmesilerin Soyu:
Ahmesiler, Becilelerden Gavs b. Enmar'ın soyundan idiler (46).
Beni Becilelere Binitler Verilmesi:
Beni Becileler, yurdlarına dönecekleri zaman, Peygamberimiz, Bi-lål-1 Habeşiye «Becilelere binit hayvanları ver ve vermeğe Ahmesiler-den başla! buyurdu.
Bilal-ı Habeşi de, öyle yaptı (47).
Kays b. Garbe'nin Kavmını İslâmiyete Dâvet Etmesi:
te dåvet etti (48). Kays b. Garbe, yurduna dönünce, kavmı olan Ahmesileri, İslâmiye-
(44 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 359
( 15) ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347
46) İbn-i Hazan-Cemhere s. 387
( (47) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 317
( 48) İbn-i Esir-Üsdülgabe
Hristiyanlar âlim olunca Hristiyanıda ala kaları kesilir.
YanıtlaSil«Müslümanlar da cahil olunca Islâmiyyetle alakaları kesilir.
«Hristiyanlığın zuhurundan lå-akal (en azın dan) 15 asır sonra teşekkül etmiş bir medeni-yet ( Avrupa medeniyeti) nasıl olur da o di ne izafe edilebilir?
«Bugüne kadar yer-yüzünde görülmüş en par-lak, en âlemşümül, en demokratik ve bin yılık bir medeniyetin başlıca ve yegâne âmili bir Kur'an esası olduktan sonra, bugünkü Müslü-man cemaatlerinin cehalet sebebi nasıl olur da İslâmiyete isnad edilebilir?» (137)
Charles Mismer (Soirées de Constantinople, Paris 1870, Sayfa. 220)
YEDİNCİ BÖLÜM
OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN GERİLEMESİNE İSLAMİYET MÍ SEBEP OLMUŞTUR?
Merhum Prof. Remzi Oğuz Arık, İdeal ve ideoloj adlı kıymetli eserinde, İngiliz Kültür Heyetinin açtığı b mimarlık sergisini gezerken, yanında bulunan mimar arkeolog dostunun, konuşma sırasında, «Eğer İslâm masaydık gerilemiyeceğimizi söylediğini yazar.
1
Dost ve Düşman Gözü ile
YanıtlaSilTÜRK İSLÂM SENTEZİ
Yılmaz Boyunaga
YAĞMUR YATIMIAU
سورة البقره (٢٧-٢٤)
YanıtlaSilاشارات الاعمار
مال الرده اختیار اندیگی ابهام و اطلاقه بولی، عین بلاغت اولد نفی کی، لوک نے جواز بنی وہ انکار آشکاری دلیل ،اولد یعنی کوزن کوردی کوره هلك.
قرانده، دلائل عقليهيه و فنك كشفياتنه مخالف بعض انار وارد دید کاری اصحى شبه الكريم
جوابده:
حشر و عدالت الله عبادت اساسا بيه قرآن كريمده تعقيب البديلن مقصد اصلی، اثبات صانع، نبوت جمهورنای ارشاد و اتصال التحكدر بناءً عليه قرآن كرمن ماندن بايد فى بحث تصدر، قصدي دگار یعنی ( لغيره) در ( لذاته) دهلدر یعنی قرآن كريم، جناب حقك وجود وحدت و عظمته استدلال صورتياله ما ماندن بحث يتمشد . يوقه ل خانك بالذات كيفيتني ايضاح إيمان ایچونه بحث اینه شد. چون که قرآن کریم، جغرافیه و قوز موغرافيه كما قصداً لا ئناتك كيفي اننده معنای اسمیله بحث ایدن برفن و بر کتاب دگلدر. آنجه لكائنات صحیفه سنده يا زيلان صنعت الرهينك تقشيريني و يارا ديلان قدرتك معجزه لريني و فوز موغرافيه جيهاري حيرنده براقان نظام و انتظارما هم معنای حرفیها صانعه و نظام حقیقی به استدلال کیفینی او گر تملك ايچونه نازل اولان بر کتابدر. بناء عليه، صنعت، قصد نظام، لا شفاتك هر ذره سنده بولو نور مطلوب حاصل اولور تشکی
فاصل اولورسه اولون، بزم مطالبو عزه تعلقي يوقدر.
فبناء على ذلك، مادا مكه قرآنك كائناتدن بحثى استدلال ایجوندر. و دليلك ده مد عاده اول معلوم اولم ہی شر طور. و دليلك مخاطب ارجه وضوحی مستحسندر. بعض آيتون او نارك حياتنه و ادبي معلوما ت ارينه اماله اتمی و بارتمى، مقتضای بلاغت و ارشاد اولماز می؟ فقط بو آیت ارك حید نارینه اواله ایمنی مسئله سی، او حياته قصداً دلالت ایمن ایجون دگلدر آنجه کنایه قبیلندن او حياتي اوق أمن المجوندر. مع هذا، حقيقته اهل تحقيقي ايصال الحجون، قرينه و اماره لر
وضع ايديال مدر.
منده اگر قرآن کریم مقام استدلالده شویله به دیمه اول ایدیکه ای از انار کو نشان ظاهری وکیدار حقیقی کوند وارضه ای کونیای حقیقی راه و پیروزی رانده انه عمومی نان ینه وا گرنگه می دارند و من عند اراده حال اولا انتاجاته و به اوج خوانده
جازية عنوبية
YanıtlaSilCazibe-i umamiye: Umimi çekim kuvveti
جنهوز تک
Cumhuru nás: İnsanların çoğunluğu
دَلأَيْلِ عَقْلِيهِ
Delail-i akliye: Akli deliller
آهل تحقيق
Ehl-i tahkik: Araştırmacı alimler
فَبِنَاءٌ عَلَى ذَلِكَ
Febinden alâ zālik: Öyleyse bunun üzerine
حشر
Hasir: Ölüleri dirilterek toplama
اعجاز
İcaz: Mucize olma, herkesi áciz bırakma
اماله
İmale: Meylettirme
امتزاجات
İmtizācat: Kaynaşmalar
إيصال
isal: Ulaştırma
إثبات صانع
isbat - Sani: San'atla yara-tanı isbat etme
استدلال
İstidlal: Delil getirme
فوز موغرافيه
Kozmoğrafya: Astronomi
معلوم
Malum: Bilinen
مَعْنَا حَرْفي
Mana-yı harfi: Başkasını gösteren ve başkasına delil olan ma'na
معناي اِسْى
Mana-yı ismî: Kendisini gösteren ve kendisine delil olan ma'na
مقتضي
Muktezayı belağat ve irşad:
بَلَاغَتْ وَإِرْشَادٌ
Belağat ve irşadın gereği
مدعا
Müddea: İddia edilen
مُسْتَحْسَنُ
Müstahsen: Beğenilen
نظام
Nizam: Düzen
بُوتْ
Nübüvvet: Peygamberlik
تبعی
Tebei: Tabi olarak, dolayı-sıyla
وَحْدَتْ
Vahdet: Bir olma
وضوح
Vuzuh: Açık lık
171 Saree Bakanı, 23-24
YanıtlaSilmeselelerde ihtiyår ettiği ibhâm ve itlåk yolu, ayn-1 belägat olduğu gibi, yüksek i'câzını da isbata âşikâr bir delil olduğunu, gözün kör değilse göreceksin.
"Kur'an'da, deläil-i akliyeye ve fennin keşfiyatına muhalif bazı ayetler vardır" dedikleri üçüncü şübhelerine
cevabdır:
Kur'ân-ı Kerim'de ta'kib edilen maksad-1 asli, isbat-1 Sani', nübüvvet, hasir ve adalet ile ibadet esaslarına cumhûr-u nâsı irsad ve îsål etmektir. Binaenalevh Kur'ân-ı Kerim'in kainattan yaptığı bahis tebeidir, kasdi değildir. Yani 'ligavrihî'dir, 'lizâtihî' değildir. Yani Kur'ân-ı Kerîm, Cenâb-ı Hakk'ın vücûd, vahdet ve azametine istidlál suretiyle kâinattan bahsetmiştir.
Yoksa käinâtın bizzat keyfiyetini izah etmek için bahsetmemiştir. Çünki Kur'ân-ı Kerîm, coğrafya ve kozmoğrafya gibi kasden käinâtın keyfiyatından ma'nâ-yı ismiyle bahseden bir fen ve bir kitap değildir. Ancak kâinât sahîfesinde yazılan san'at-ı İlâhiyenin nakışlarını ve yaratılan kudretin mucizelerini ve kozmoğrafyacıları hayrette bırakan nizām ve intizamla, hem ma'nâ-yı harfiyle Sáni'e ve Nazzâm-ı Hakiki'ye istidlål keyfiyetini öğretmek için nâzil olan bir kitaptır. Binâenaleyh san'at, kasıd, nizâm, kâinâtın her zerresinde bulunur. Matlûb hâsıl olur. Teşekkülü nasıl olursa olsun, bizim
matlûbumuza taalluku yoktur.
Fe-binâen alâ zálik, mademki Kur'ân'ın kâinâttan bahsi istidlâl içindir. Ve delilin de müddeâdan evvel ma'lům olması şarttır. Ve delilin muhâtablarca
vuzûhu müstahsendir. Bazı âyetlerin onların hissiyâtına ve edebî ma'lûmâtlarına imâle etmesi ve benzetmesi, muktezâ-yı belâgat ve irşad olmaz mı? Fakat bu âyetlerin hissiyatlarına imâle etmesi mes'elesi, o hissiyâta kasden delâlet etmek için değildir. Ancak kinâye kabilinden o hissiyatı okşamak içindir. Maaházá, hakikate ehl-i tahkiki îsâl için, karîne ve emareler vaz' edilmiştir.
Meselâ, eğer Kur'ân-ı Kerîm makam-ı istidlålde
şöylece demiş olsa idi ki: "Ey insanlar! Güneşin zahiri hareketiyle hakiki sükûnuna; ve arzın zâhiri sükûnuyla hakîkî hareketine; ve yıldızlar arasında cazibe-i umůmiyenin garibelerine ve elektriğin acîbelerine; ve yetmiş unsur arasında hâsıl olan imtizâcâta; ve bir avuç su içinde
TARINTE BUGÜN
YanıtlaSil1832-Ibrahim Paşa komutasındaki Mısır
ordusu, Osmanlı ordusunu yenilgiye uğrattı.
1927 - Osmanlı'nın son Şeyhülislamı Mehmed Nuri Efendi vefat etti.
1958- NASA kuruldu.
TEMMUZ
29
SALI
4 1447 SAFER
RUMI: 16 TEMMUZ 1441
HIZIR: 85
BIR AYET
Allah dilediğinin rızkını genişletir, dilediğinin rızkını daraltır.
(Ra'd: 26)
BİR HADİS
Allah'ın rahmet esintileri vardır. Onları dilediği kullarına isabet ettirir.
Beyhaki
Âlem-i süflinin manevi tezgahları ve külli kanunları, avâlim-i ulviyededir.
Sözler
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil2026 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI
1909-Volkan ve Serbesti gazeteleri, Bediüzzaman'ın
"Kahraman askerlerimize" makalesini ve Mizan gazetesi de "Asakire Hitap," "Cemiyetlere İhtar-1 Mühim" ve "Seda-i Vicdan" isimli makalelerini neşretti.
NİSAN
17
CUMA
29 1447 ŞEVVAL
RUMI: 4 NİSAN 1442 KASIM: 161
BIR AYET
Mu'minler ancak o kimselerdir ki... kendilerine Onun ayetleri okunduğunda
imanları ziyadeleşir...
Enfal Suresi: 2
BİR HADİS
Ben ilmin şehriyim. Ali ise ilmin kapısıdır. Kim ilim öğrenmek istiyorsa ilmin kapısına gelsin.
Ben ihtiyar oluyorum; bundan sonra kaç sene yaşayacağımı bilmiyorum. Öyleyse bana en mühim iş, hayat-ı ebediyeye çalışmak lazım geliyor. Mektubat
mi İşeklinde görülen
YanıtlaSilevk u cezbe içinde bir zikirhaneye İnkılab bak, onun neşrettiği nur ile, o matemhane-i umum
TARINTE BUGÜN
1356-Türklerin Rumeliye geçişi.
- 1812-Osmanlı-Rus Savaşı sona erdi.
1862-Sayıştay'ın kuruluşu.
1902 - Bilim adamı
Thomas Edison pili buldu.
1918 - Tiflis'te Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti ilan edildi.
Dünya Kıble Günü.
28
CUMARTESİ
SATURDAY
MAYIS
MAY
Allah duşmanlarınızı en iyi bilendir. Dost olarak Allah yeter. Yardımcı olarak yine
Allah yeter.
Nisa Suresi: 45
BİR HADİS
Allah yakınlarını, nâmahremlerden kıskanan kullarını sever.
Tam bir Müslüman olmak; yani yalnız suri değil belki hakikat-ı imânı ve hakikat-ı İslâm'ı kazanmak ve bir cihette kâinat mümessili olarak doğrudan doğruya kâinatın Hâlık-ı Zülcelâli'ne
abd olmaktır. Mektûbât
CERİR B. ABDULLAH'IN ZULHALASA PUTHANESİNİ VE PUTUNU YIKMAĞA GÖNDERİLMESİ
YanıtlaSilCerir b. Abdullah, Medine'ye geldikçe, Ferve b. Amr'ul'Beyazi'ye iner, Peygamberimiz de, ona, arkasındaki kavmını sorardı. Cerir b. Abdullah Yâ Resûlallah! Yüce Allah, İslâmiyeti âşıkâr ve
üstün kıldı.
Becilelerin mescidlerinde ve meydanlarında ezanlar okunuyor. Kabileler, tapa geldikleri putlarını yıktılar." dedi.
Peygamberimiz «Zülhalasa, ne yapıyor, ne oldu? diye sordu. Cerir b. Abdullah O, olduğu hal üzere duruyordur." dedi. Peygamberimiz «Vallâhı, inşaallah, ondan da, kurtulup rahatlaya-cağım! buyurdu (1).
Ey Cerir! (2) Sen, beni, Zülhalasa'dan kurtarmağa yetmez (3), beni, ondan rahatlandırmaz mısın?» diye sordu (4).
Cerir b. Abdullah «Evet! Rahatlandırırım!» dedi (5).
Zulhalasa, Devs (6), Has'am ve Becilelere aid olup (7) Yemende bir Ev, bir Tapınaktı (8).
Ona tapılmakta ve Yemen Kåbesi denilmekte idi (9).
Zülhalasanın içinde dikili bir taş ta, bulunuyordu (10).
Beyaz mermerdendi (11). Üzeri, tac gibi nakışlı idi.
Yemenle Mekke arasında, Mekke'ye yedi gecelik uzaklıktaki Teba-
(1) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347
( 2) Ebülmünzir Hişam'ül'Kelbi-Kitabülesnam s. 35-36, Müslim-Sahih c. 4, s. 1926
(3) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed'ül-Keibi-Kitabül'emam s. 25-35, Yakut-Muce-
mülbüldan e, 3, s. 383 (4) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 300, 362, 365, Buhari-Sahih c. 4, s. 232, с. 5, в. 112, Müslim-Sahih c. 4, s. 1926
(5) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed-Kitabulesnam s. 36, Buhari-Sahih c. 5, s. 112,
Yakut-Mucemülbüldan c. 2, s. 383
(7) İbn-i İshak, İbn-i Hişəm-Sire c. 1, s. 88, Ahmed b. Hanbel-Müsned c' 4, s. 365, Buhari-Sahih c. 5, s. 112
(6) İbn-i İshak, İbn-1 Hişam-Sire c. 1, s. 88
(8) Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 4, s. 305, Bulhari-Sahih e. 5, &. 112 b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 355, Buhart-Sahih c. 5, s. 112, c. 7, 8. 152
(9 ) Ahmad ( 10) Buhari-Sahih c. 5, s. 112
( 11) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed-Kitabülesnam s. 34, Belâzüri-Ensabülegraf с. 1, в. 384
108
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
le'de (12), Has'amların yurdu olan Abla'da dinin kapısının eşiğinde bulunuyordu (14).
(13), şimdiki Tebûle mescl-Zülhalasa'nın Bakıcısı Bâhile b. A'surlardan Beni
Umâmeler idi. Zülhalasa'ya tazim edilir, kurbanlar kesilirdi (15).
Babası öldürülen kimse, öc almak istediği zaman, önce Zülhala-sa'ya gider, onun yanında fal oku çektirir, çıkan ok, bundan men edi-
yorsa, geri dururdu (16). Devs kabilesi kadınları da, ona arkalarını dönüp irgalamak sureti-le taparlardı (17).
Zülhalasayı, Amr b. Luhay'ın veya Ebrehe'nin yaptırdığı söyle
nir (18).
Zülhalasa'ya, Devs, Becile ve Has'am'lardan başka Hâris b. Ka'blar, Cermler, Zübeydler, Gavs b. Mürrler ve Beni Hilal b. Amirler de, tapar ve bakarlardı (19).
Peygamberimizin Cerir b. Abdullah İçin Duası :
Cerir b. Abdullah, Ahmesilerden yüz elli (20), diğer rivayete göre yüz yetmiş (21) süvarinin başında oraya hareket etti (22). Ahmesiler, ata iyi binerlerdi.
Cerir b. Abdullah ise, at üzerinde pek duramazdı (23).
Hareket etmeden «Yâ Resûlallâh! Ben, at üzerinde pek duramaz bir adamım?» dedi (24).
Peygamberimiz, onun göğsüne elile hızlıca vurdu. Göğsünde par-maklarının izi çıktı (25).
(12) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed-Kitabülesnam s. 31, Yakut-Mucemülmüldan c. 2, s. 383 (
13) İbn-i Habib-Kitabülmuhabber s. 317, Yakut-Mucemülbüldan c. 2, s. 383 (14) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed-Kitabülesnam s. 36
(15) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed-Kitabülesnam s. 34-35, Yakut-Mucemülbül-dan c. 2, s. 383
(10) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 1, s. 89, Ebülmünzir Hişam b. Muhammed-Kitabülesnam s. 35, Yakut-Mucemülbüldan c, 2, s. 383 (
17) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed-Kitabülesnam s. 36, İbn-i Estr-Nihaye c. 2, s. 62, Yakut-Mucemülbüldan c. 2, s. 384
(18) Yakut-Mucemülbüldan c. 2, s. 383
İbn-i Habib-Kitalmuhabber s. 317, Yakut-Mucemülbüldan c. 2, s. 383
( Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 362, Buhari-Sahih c. 4, s. 232, c. 5, s. 112
21) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 360
(22 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 362, Buhari-Sahih c. 4, s. 232
( 23) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 4, 5. 362, Buhari-Sahih c. 5, s. 112, Müslim-Sahih c. 4, s. 1925, 1926
Buhari-Sahih c. 7, s. 152
( 25) Ahmed b. Hanbel-Müsmed c. 4, s. 362, Buhari-Sahih c. 5, s. 112
CERİR B, ABDULLAHIN ZÜLHALASA'YA GÖNDERİLMESİ
YanıtlaSil109
diyerek du etti (27). «Ey Allahım! Onu, at üstünde durdur! (26) Hadi ve Mehdi kill
Bundan sonra, Cerir b. Abdullah, attan hiç düşmez oldu! (28) Peygamberimiz, onu, böylece Zülhalasa'yı yıkmağa gönderdi (29).
Zülhalasa İçin Yapılan Çarpışma:
Cerir b. Abdullah, Becilelerin Ahmes süvarileri ile birlikte Zülhalasa-yi yakıp yıkmağa varınca, Has'amlar, Bâhileler ve daha başkaları, onunla çarpıştılar.
O zaman, Zülhalasa'nın Bakıcıları olan Bâhilelerden yüz kişi, Has'-am'ların çoğu ve Beni Kuhafe b. Amir b. Has'amlardan İki yüz kişi öl-dürüldü.
Cerir b. Abdullah ve süvari arkadaşları, onları yendiler ve bozguna uğrattılar (30).
Zülhalasa Tapınağında Falcılık Eden Bakıcının Müslüman Oluşu:
Cerir b. Abdullah, Yemen'e vardığı zaman, Zülhalasa'nın Bakıcısı sdam, oklarla kısmet arayor, fal çekiyordu.
Kendisine «Haberin olsun ki: Resûlullah Aleyhisselâm, şuradadır. Eğer, senin fal attığını görürse, boynunu vurur!» denildi.
Adam, aldırış etmeyerek fal oklarını çekmeğe devam ettiği sırada Cerir b. Abdullah, üzerine çıka geldi.
Ona Şimdi, sen ya bu okları kırar ve Allâhdan başka ilah bulun-madığına şehadet edersin, ya da, senin boynunu vururum!» dedi. Adam, hemen okları kırdı ve şehadet getirdi (31).
Cerir b. Abdullah'ın Zülhalasa'yı Yıkıp Ateşe Vermesi:
Cerir b. Abdullah, Zülhalasa binasını yıktı (32). Kırdı. Ateşe ve-rip yaktı (33). Harabeye çevirdi (34).
c 1, s. 56
(26) Buhari-Sahih c. 7, s. 152, Müslim-Sahih c. 4, s. 1925, 1926, İbn-i Mâce-Sünen
(27) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, a, 347, A. b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 362, Buhari-Sahih с. 5, а. 112, с. 7, 8. 152, Müslim-Sahih c. 4, s. 1925, 1926, İbn-i Mâce-Sünen c.
1, s. 56
(28) Buhari-Sahih c. 5, s. 112, Ebülfida-Sire c. 4, s. 152
( 29) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 1, s. 89
( 30) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed'ül'Kelbi-Kitabülesnam s. 36, Yakut-Muce-mülbüldan c. 2, s. 383-384
(31) Buhari-Sahih c. 5, s. 112 (32) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed-Kitabülesnam s. 36, İbn-1 Eslr-Nihaye c. 2, 8.62
(33) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 300, Buharl-Sahih c. 5, s. 112
(34 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 365
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSil110
Ebd Ertat'n Müjdeci Olarak Peygamberimize Gönderilmesi: Abdullah, Ahmeslerden Ebû Ertat (35) Husayn b.
Cerir b. olarak Peygamberimize gönderdi.
Rebla'-F1 (36) müjdeel Ebû Ertat, Peygamberimizin yanına gelip «YA Resûlallah! Seni. hak din ve Kitapla Peygamber gönderen Allâha yemin ederim ki
eli Ben, Zülhalasayı, uyuz deve gibi bakımsız bir halde bıraktım dedi Peygamberimiz, beş kerre «Ahmesilerin atları ve süvarileri müba-boş gelmedim.
rek olsun! diyerek təbrik ve dua etti (37).
Cerir b. Abdullah, kısa bir müddet içinde Medine'ye dönup geldi. Peygamberimiz «Yıktın mı onu?» diye sordu.
Cerlr b. Abdullah'ın Medine'ye Dönüşü :
Cerir b. Abdullah «Seni, hak din ve kitapla Peygamber gönderen Allaha yemin ederim ki: onun üzerinde olanları tutup (38) öldürdük.
Zülhalasa'yı ateşe verip yaktım.
Hiç kimse, onu yakıp yıkmaktan men edemedi!» dedi.
Peygamberimiz, o gün de, Ahmesîlerin atlarına ve süvarilerine be-reket duası yaptı (39).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, Beni Becileler hakkındaki 27. fıkrasında «Fakat, İbn-i Sa'd'in metninin pek doğru olmaması muhtemeldir.
Bir fikr-i mahsusa tebean sonra buna el karışmış olabilir.
Farazâ, şayân-ı dikkattır ki, Muhammed tarafından Becilelere vu-ku' bulan vasaya arasında mümessiline (vali) «Bir Habeş kölesi olsa dahi itaat edilmesi lüzumu vardır.
Bu kabil ilaveler, Muhammed'in vefatından bir çok sene sonra, Araplar ile gayr-ı Araplar arasında münaferet ve muhasede vücud bul-duğu, gayr-i Arap Sünni fırka Muhammed'in bütün Müslümanların mü-såvat-ı tammesini ve ırk farklarını kaldırdığını iddia ettiği zamanlarda icad edilmiş bir sürü Ehadis ile bir irtibat-ı samimiyi haizdir.
Farazi Buharide şu Hadisi görüyoruz:
«Size reis olarak tayin edilen bir Habeşî bile olsa, başı bir kuru üzüm salkımına benzese de, sözlerini dinleyiniz ve kendisine itaat edl-nizl...
(35) Buhari-Sahih e. 5, s. 112, Müslim-Sahih c. 4, s. 1926 (35)
Müslim-Sahih c. 4, s. 1925, İbn-i Abdulber-İstiab c. 4, s. 1595 (37) Ahmed b. Hanbel-Milsned c. 4
Sahih c. 4, s. 1020 , s. 360, 365, Buhari-Sahih c, 5, s. 112, Müslim-(38) İbni Milce-Sünen c, 1, s. 16, Beyhaiden naklen Ebülfida-Sire c. 4, 5, 151;
Zehebl-S Ålâm, c, 2, 8, 381, Süyuti-Camiüssagir c. 1, s. 16 (30) hon-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347-348
CERİR B, ABDULLAH'IN ZÜLHALASA'YA GÖNDERİLMESİ
YanıtlaSil111
Habeşli idi ve bundan, gayr-i Arap hâlis Müslumanlar Araplarla gayr-1 İslamiyetin ilk müezzini ve Peygamberin gözde Eshabından Bilal, Arapiar arasında müsavat-1 tamme esasını teyid için delil çıkardılar. Bilal ile Arabistanın sair Müslümanları arasında musavat bulunduğu-na dair Peygamberin ağzından Hadisler uydurdular... (4) diyorsa da, iftiradır.
Kaetani, evvela, İbn-i Sa'd metni hakkında ileri sürdüğü ihtimalle, aynı zamanda İbn-i Sa'd'in metninin doğru ve ona sonradan el karış-
mamış olabileceğini de, kabul etmiş olduğuna göre, bu hususta hemen kesip attırmaktan sakınması gerekirdi.
Saniyen: İslâmda amire itaat, Hadislerden önce, Kur'ân'da yer alan bir konudur.
Kaetani, yüce Allahın, Kur'ân-ı Keriminde Ey iman edenler! Al-lah'a itaat ediniz! Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat ediniz. (Nisa: 59) »
buyurduğunu bilmiyor mudur?
Bizim en başlı menbaımız, Kur'ândır.» diyen bir kimsenin bunu bilmemesi de, bilmez görünmesi de, aleyhinedir.
Irk farklarını ortadan kaldırmak ve Araplarla Arap olmayanlar arasında tam bir müsavat sağlamak maksadile Hadisler uydurulduğu İddiasına gelince, bu da, Kaetani'nin uydurma ve yakıştırmasıdır.
Çünki, bu husus da, Hadislerden önce, Kur'ân-ı Kerimle mansustur.
Yüce Allah, Kur'ân-ı Keriminde şöyle buyurmuştur : Ey insanlar! Biz, sizi bir erkekle bir dişiden (Adem'le Havva'dan) yarattık.
Sizi, sırf birbirinizle tanışasınız diye büyük büyük cemiyetlere, kü-çük küçük kabilelere ayırdık.
Şüphe yok ki: Allah katında en şerefliniz, takvāca, en ileride ola-nınızdır.
Allah, her şeyi hakkıyle bilen, her şeyden haberdar olandır. (Hu-curât: 13)
Cebrail Aleyhisselâm, Peygamberimize Kur'ân'ı indirdiği gibi, Sün-net'i de indirmiştir (41). Kur'ân-ı Kerim'in bir tefsir ve izahı mahiyetinde bulunan Hadisle-
rin Kur'ân-ı Kerim'e uygun düşmesi kadar tabil ve mantıki ne olabilir? Kaetani, fıkrasının devamında «Cerir b. Abdullah Medine'de Fer-
Ve b. Amr'ul'Beyazi'nin nezdinde ikamet etti.» (42) diyorsa da, yanlıştır.
Çünki, Kaetani'nin dayandığı kaynakta: Cerir b. Abdullahın, Müs-
( (41) Däremi-Sünen e, 1, s. 117
40) Kaetani-İslam Tarihi c. 7, s. 48-49
( 42) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 49
112
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Jüman olmak için ilk gelişinde değil, Müslüman olduktan sonra Medi-ne'ye geldikçe, Ferve b. Amr'e indiği açıklanmıştır (43).
Kaetani, yine aynı fıkrasının devamında «Bu heyet, Ahmesüllatlar-dan... terekküp ediyordu. Muhammed, bunların isimlerini Ahmesullaha tebdil etmiştir. Welhausen'in notundaki ihtarat-ı müdakkıkanesine tev-
fıkı hareketle metni bu suretle tefsir ediyorum.» (44)
diyorsa da, yarılıyordur.
Bunu, Zeydüllat, Teymüllat isimlerinin değiştirilmesine benzet mek, büyük gaflettir.
Esåsen, dayanılan kaynakta Ahmesüllat değil, Ahmesullah» de-nilmiştir.
Peygamberimiz, Onlara «Siz kimlersiniz?» diye sorduğu zaman, on-lar «Biz, Ahmesullâhız!» demişlerdi.
Çünki, cahiliye çağında onlara böyle denirdi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz «Siz, bu gün, Allahınsınız (Allahın Müslüman kullarısınız) dır buyurmuştur (45). Ki, bunun:
Onlar, kendilerine bir belâ geldiği zaman İnna lillahi ve inna Ileyhi răciûn = Biz, Allâhın'ız ve Ona dönücüleriz! diyenlerdir. Baka-re: 156 âyetinden mülhem bulunduğu kesin ve açıktır.
Binaenaleyh, Kaetani'nin, Welhausen'in «İhtarat-ı mudakkıkane-sine! uyup metni değiştirerek tefsir etmesi ne kadar yanlışsa, Welhau-sen'in ihtarat-ı mudakkıkanesi de (!) o kadar yanlıştır.
Çünki, İçlerinde Ahmeslerin de, bulunduğu bütün Becile kabileleri Lât'a tapıyor değillerdi ki, kendilerini ona nisbet etsinler ve Peygam-berimiz de, Lât ismini Allâha çevirsin!
Onların putu, sadece Zülhalasa idi (46).
Kur'ân-ı Kerimden öğreniyoruz ki: başta Mekke müşrikleri olmak üzere bütün Araplar, puta tapmakla beraber, Allaha da, inanırlar ve putlarını, kendilerile Allâh arasında birer şefaatcı, kayırıcı sayarlar
*.. Bunlar, Allâh katında bizim şefaatcilerimizdir!» derlerdi (47).
(43) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347
(44) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 50
(45) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 347
(46
) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed'ül Kelbl-Kitabülesnam s. 34-35, Ibn-1 Habib-
(47) Yünüs: 18 Kitabülmuhabber s. 317, Yakut-Mucemilbüldan c. 2, s. 383
CERİR B. ABDULLAH'IN ZÜLHALASA'YA GÖNDERİLMESİ
YanıtlaSil113
Kaetani, aynı fıkrasında: «Yakut.. Arap kadınlarından garip bir
Adetlerinden bahs ediyor.
Jak arkalarını sanemin taşına sürerlerdi.» (48) Bunlar, sanemi ziyaret ettikleri sırada, eteklerini kaldırarak çıp-
diyorsa da, yanlıştır.
yazdığı gibi değil, şöyle açıklarlar: Yalnız Yakut değil, daha başka kaynaklar da bunu, Kaetani'nin
Devs kabilesi kadınları, ona (Zülhalasa'ya) arkalarını dönüp ır-
galamak suretile taparlardı. (49)
(49) Ebülmünzir Hişam b. Muhammed'ül'Kelbl-Kitabülesnam s. 38, İbn-i Esfr-Ni-
(48) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 50
haye c. 2, s, 62, Yakut-Mucemülbüldan c. 2, s. 384
1. T. Medine Devri X/F: 8
Bediüzzaman Said Nursî, kendisinin de belirttiği gibi yaşadığı devirler ve yaptığı hizmet tarzı ve kullandığı metot itibarıyla hayat devresini üç döneme ayırmıştır.
YanıtlaSilBunlar; 1. Said/Eski Said, 2. Said/Yeni Said ve 3. Said dönemleridir.
Her devrenin birinci talebesi farklı. Peki, nedir bu talebelerin özellikleri. Üçüncü Said devresindeki hizmeti, iman ve Kur’an hizmetine devam ve siyasetçilere yol gösterme vazifesidir.
Bu devrenin birinci talebesi ise Zübeyir Gündüzalp’tir. Üstad; “Zübeyir bana merhum biraderzadem Abdurrahman yerine… verilmiş diye manevi ihtar aldım.” (14. Şua. Şua’lar.561) diyor.
Bu dönemin başka bir özelliğini de Isparta kahramanlarından Bayram Yüksel hatıralarında şu şekilde belirtiyor: “Üstadımız 1953 tarihinde yeni bir devreye giriyor, hiç değiştirmediği kaidesini değiştiriyordu. Akşamdan sonra yanına kimseyi almayan Üstad, Zübeyir Ağabey, Ceylan Ağabey ve beni yanına aldı. Üstadımızın odasına zil bağladık. Sabah erken abdest suyunu döker, yemeğini yapar, sobasını yakar, çayını pişirirdik. Üstadımızın tarz-ı hayatında değişen mühim bir hâdise oldu. İşte ‘Üçüncü Said’ devresi başlıyordu. Risale-i Nurların cemaatle okunmasına ve sabah derslerine başladık. Dersi evvelâ Üstadımız okur, sonra sırayla hepimiz okurduk” (N. Şahiner, Son Şahitler,3.cilt)
İşte Said Nursî’nin gazetelerle tekrar Eski Said devresindeki gibi ilgilenmeye başlaması, 1950’den sonra yani, Türkiye çok partili demokrasiye geçtikten sonra olmuştur. Bu dönemde bilhassa Risale-i Nur’u ilgilendiren haberleri, yakın talebesi Zübeyir Gündüzalp’e takip ettirir ve aleyhteki neşriyata karşı tekzip ve cevap hakkını kullanırken, müspet yayınlardan duyduğu memnuniyeti de tekrarla mektuplarında bahsederdi. Bunun örneklerinden biri şu ifadeler: “Bu sırada hem Ehl-i Sünnet gazetesi, hem buranın gazetesi, hem Zübeyir’in hararetli mukabelesi, Nur’larla iştigalleri güzel bir ilanat hükmüne geçti. Benim bedelime, benim hoşuma giden bize dair bahislerine bakınız, bana bildiriniz.” (Şualar: 454.)
Zübeyir Gündüzalp’in 3. Said devresi için gereken özellikleri çoktur. Üstad’ın sır kâtibidir. Aynı zamanda Üstad’ın “Kâinata değişmem” dediği bir muhabbet fedaisidir. Feragat ve fedakârlığın azamî mertebesidir.
Merhum Tahiri Mutlu Ağabey’e bir konu hakkında görüşüne başvurulmuş ve Tahir Ağabey şu cevabı vermiştir: ‘’Bunu Zübeyir Ağabey’e sorun. Bu meseleyi o bilir. Her büyük zatın bir Sır Kâtibi vardır. Üstad’ın da Sır Kâtibi Zübeyir Ağabey’dir.’’ (Son Şahitler.4.cilt)
سورة البقره (٢٢-٢٤)
YanıtlaSilاشارات گونی
ميليونارجه ميقروبك بولوند دفتر دقت اویگز کی لولی خارق شیار دن جناب حقك هر شید قادر اولامی اقلام اسکن) در اندی، دليل، قد عادن مطرقه در م داها خفى داها مشكل اولوردى. حالبوكه دا. مد عادن ففى اولمرسى، مقام استدلاله او عاز. مع هذا اونارك حسانن اماله بديله انار کا
قبر لندن اولوب، افاده ابتدقاری ظاهر مع الرى صدقه ودا كذبه مدار اولاواز.
اون کو مسور مسك ؟ ( قَالَ ) ده کی (الف)، ففتی افاده الدور اصلی (واو) اولسون (با) اولسون
نه اولورسه اولسون بره تعلق التميز.
خلاصه] مادامکه قرآن بتون زمان کرده کی ستون انساناده نازل اولمشدر شوشه دانند کاری امور ثلاثه، قرآنه نقیصه دگل، قرآن بوکسن اعجازین دلیل هم دلی اوت، قران مج البدان تعالیم ایند جناب حقه سم ایدر محکم، او بشیر و نذیر بصر و بصيرتي، حقیقتی خير الدين تريح ايده هم مكون من هند عالیدر، جلیلور، جليدر. هم انسانادری قانديرارقم مغلطه الره دو شور تمكون، مسالك علياري عنيد
عالیدر، تمیز دور، طاهر در.
(برنجی مسلم ) حضرت محمد عليه الصلاة والسلامك اظهار ایتدیگی محسوس و ظاهری و از انارجه مشهور و معلوم اولان خارق الريان و معجزه لدينان اکثریسی، تاریخ و سیر کتا بارنده مذکور در و عین زمانده محققین علما طرفندن ايضاح وبيان ايديا مهر در. بناء عليه تفصيلا تني او كتاباره حواله ايدرك، بالگر او خارقة لون نو عاريني اجمالاً ايضاح ايده جگر
اوت، پیغمبر زیشان عليه الصلاة والسلامك ظاهرى خارق الرينك هر بریسی آحادی اولوب متواتر دیارده او آماد بارك هيئت مجموعه سی و چون نو عاری، متواتر بالمعنادر یعنی لفظ و عباره لری متواتر دیارده
فارقه لرن نو عادی او چدر
معنا لری چومه انسانلی طرفندن نقل ايديال مدر. او
(برنجی ) ارهاصات ایله آگرا معقده در که حضرت محمد عليه الصلاة والسلامك نيوتند ن أول ظهور ايدن خارقه لر در محوی ملتنا طا پدیغی آنشان سوغه ی، صداوه دكزين صولر ينك چكيدا له سی كير اس انتك يقلمه ی و غائبدن يا بيلان تبشیر برکی شیار در صدا نکه او حضرتك زمان ولادتي حساس و كرامت صراحی این کبی! ع صم او راته قد و منی و کاتم نی بو بی حادثه لوله تبشیر انده بولو نشد.
۱۷۲
العادي
YanıtlaSilAhadi: Mitevátir derecesine yükselmeyen hadis
بصر
Basar: Gonne
بصيرت
Basiret: Kalb gözüyle görme, sezme
بشير
Bestr: Müjdeleyen
جلى
Celi: Apk, parlak
Hafi: Gizli
هَيْئَتِ تَجْمُوعه
Heyet-i тестûa: Topyekün görünüş
قت
Hiffet: Hafiflik
حشيات
Hissiyat: Hisler
كذب
Kizb: Yalan
قدوم
Kudum: Gelme
مَغْلَطه
Mağlata: Yarıltıcı saçma kıyas
خوش
Mahsus: Hissolunan
مَقَامِ أَسْتِدْلَالُ
Makam-ı istidlal: Delil getirme makamı
مدار
Medar: Sebeb
محققين علمًا
Muhakkikîn-i ulema: Araş-tırıcı derin âlimler
متواتر
Mütevatir: Yalan üzerine birleşmesi imkânsız olan bir topluluğun verdiği sağlam haber
نقیصه
Nakisa: Noksanlık
نذير
Nezir: Allah'ın azabıyla korkutan
صدق
Sıdk: Doğruluk
تعليم
Ta'lim: Öğretme
تنشير
Tebsir: Müjdeleme
تفريق
Tefrik: Ayırma
أُمُورُ ثَلَاثَه
Umur-u selase: Üç iş (şey(
ظاهری
Zahiri: Görünürdeki
زَمَانِ وَلَادَتْ
Zaman-ı velâdet: Doğum zamanı
21-24
YanıtlaSilmilyonlarca mikrobun bulunduğuna dikkat ediniz ki, bu gib harika sevlerden Cenab-ı Hakkın her şeye kadir olduğunu anlayasimz" dese idi, delil, müddeådan binlerce derece
daha hafi, daha müşkil olurdu. Halbuki delilin müddeådan hafi olması, makam-1 istidlale uymaz.
Maaháza, onların hissiyatına imale edilen åyetler, kinaye kabilinden olup, ifade ettikleri zahiri ma'naları sıdk veya kizbe medár olamaz.
Evet, görmüyor musun? (JG)'deki elif, huffeti ifade ediyor. Aslı 'vav' olsun, 'ya' olsun ne olursa olsun bize taalluk etmez.
Hulása: Madem ki Kur'ân, bütün zamanlardaki
bütün insanlara nazil olmuştur. Su sübhe addettikleri
umûr-u seläse. Kur'ân'a nakisa değil, Kur'ân'ın yüksek i'ci zina delillerdirler. Evet, Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyan'ı ta'lim eden Cenab-ı Hakk'a kasem ederim ki, o Besirm) ve Nezir'in basar ve basireti, hakikati hayâlden tefrik edememekten münezzehtir alidir, celildir, celidir. Hem insanları kandırarak mağlatalara düşürtmekten, meslek-i âlileri ganîdir, ålidir, temizdir, tâhirdir.
Yedinci Mes'ele: Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü
Vesselâm'ın ızhâr ettiği mahsûs ve zâhirî ve insanlarca meşhur ve ma'lûm olan hârikalarının ve mucizelerinin
ekserisi, tarih ve siyer kitaplarında mezkûrdur. Ve aynı zamanda muhakkikîn-i ulemâ tarafından îzâh ve beyân edilmişlerdir. Binâenaleyh tafsilâtını o kitaplara
havâle ederek, yalnız o hârikaların
nev'lerini icmâlen îzâh edeceğiz.
Evet, Peygamber-i Zîşân Aleyhissalâtü Vesselâm'ın zâhiri
hârikalarının her birisi âhâdî olup mütevâtir değilse de, o âhâdîlerin hey'et-i mecmûası ve çok nevleri, mütevâtir-i bilma'nâdır. Yani lafız ve ibâreleri mütevâtir değilse de, ma'nâları çok insanlar tarafından nakledilmiştir.
O hârikaların nev'leri üçtür.
Birincisi: İrhâsât ile anılmaktadır ki, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın nübüvvetinden evvel zuhûr eden hârikalardır. Mecûsî milletinin taptığı ateşin
sönmesi, Sava Denizi'nin sularının çekilmesi,
Kisrå Sarayı'nın yıkılması ve gäibden yapılan tebşîrler gibi şeylerdir. Sanki o Hazret'in (asm) zaman-ı velâdeti, hassâs ve kerâmet sahibi imiş gibi, o zâtın (asm) kudûmünü ve gelmesini bu gibi hâdiselerle tebşîrâtta bulunmuştur.
الشارات الدمية
YanıtlaSilسوره نقره (۲۲-۲۱)
امام ماهناك فتحی امانجی نوع) اخبارات عمله دركه، بالآخره وقوعه كله مك بك جومه غریب شبارون بحث نمد از جمله كرا و قصرك دفينه الرينك السلام النرلمم، رووارك مقلوب اندامی، کا قطنطينيه نك النمسى كى حادثاتين في ورمشدر مانكه او ذاتك جسدندن بجر وايدن روحی زمان ومكانك قيد الدينى بارارق استقد الك هر طرفنه اولو الزمن و کوردیگی وقوعاتی سویله قدر سویله دیگی کی ده وقوعہ کا مشور.
)
وضحتی نوع ) حتی خارق لر در که معارفه زمان رنده کندیسندن طلب الديوان معجز المرور طاشله قونوشهری، آغا جان یوروم هی، آیا ایک بار به ع حرم بولوغه سی، پا یا ق کرند نه صولون آقحمه می کنید که تفسیر کشافان مؤلفی زمخشترین دید یگنه کوره، او حضرتك بو نوع خطر فراری بی که بالغ اولمشدر. و به سمی ده متواتر بالمعداد . حتی قرآنی انکار اید ناردن بر قسمی، انشقاق قمر معنا سنده تعرف
حاشيه ]
اینمه مشار در
سوال ؟ ] انشقاق قمی، بتونه از انارجه کسب شهرت ایتمی لازم به معجزه اینکه، عالمجد او قدر
شهرت بولما مشدر. اسیرابی نه در؟
١٣٢١ هـ ٥ مارت ١٩١٦ -
حاشیه ) دیار بکرده، وان واليسى جودت بگل آونده ۱۹ شباط ۱۳۳۱ تاریخنده، جمعه کیجه می بو تفسیرن ايلك عربی نسخه سنی تبییض ايد كه شو شكل غريب، تعدادفاً واقع اولمشدر. واو كيجه وقوعه كان بتليك سقوطيله، مؤلفي بديع الزمانك اسارتنه راست كلير. حدانكه شو شكل غريبك، شو معجزه پر و خارقه لر بخشنده او کیجه حصوله قمی، مؤلفه روساره أسير دو شد یگند و برابرنده بولونان بعض طلبه لدينك شهيد اولارق قانلرينك دو کول د یگنه فارقه بر اشار تدر.
سعيدك کوچک قرداشی و یگر می سنه لك طلبرسي
عبد المجيد
و كذا بو نقش، باشى كيا من بريلانك، قوير وغنى مؤلف بديع الزمان صارمن اولديغنه.. ومؤلفك ياره لى اولارق تولوم منتظراً اوتوز ساعت مو فرقتك ايجنده قالدیفی بره بگره یور. و او وضعیتی
الديربيور.
اسکی سعيدك اهميتهاى طلبه حمزه
بالغ
YanıtlaSilBalig: Erisen
بَدِيعُ الرَّمان
Bediüzzaman: Zamanın eşsizi
بالآخره
Bil'ahire: Sonradan
آمار Esaret: Esirlik
اسباب
Esbab: Sebebler
از جمله
Ezcümle: Örnek olarak
حادثات
Hadisat: Hadiseler
حصول
Husûl: Meydana gelme
إِخْبَارَاتِ غَيْبِيَهِ
İhbarat-ı gaybiye: Gaybdan haber vermeler
إِنْشِقَاقِ قَمَرْ
İnşikāk-ı kamer: Ayın yarıl-ması, bölünmesi
استقبال
İstikbal: Gelecek
قيد
Kayıd: Bağ sınırlama
كَسْبٍ شُهْرَتْ
Kesb-i şöhret: Şöhret kazan-ma
كذا
Keza: Bunun gibi
معارضة
Muaraza: Karşı çıkma
منتظراً
Muntaziran: Gözeterek, bekleyerek
مُؤلّف
Müellif: Yazar
مُتَوَاتِرِ بِالْمَعْنَا
Mütevatir-i bi'l-ma'na: Lafzı değilse de maʻnâsı mütevâtir derecesine ulaşan haber
سقوط
Sukūt: Düşme
تَصَرُّف
Tasarruf : İdâre etme
تبييض
Tebriz: Temize çekme
قجرد
Tecerrüd: Sıyrılma, soyut-lanma
واقع
Vakı: Meydana gelen
وقوع
Vuku : Meydana gelme
Bakara, 23-2
YanıtlaSilİkinci Nevi': İhbarât-ı gaybiyedir ki, bil'ähire vuküa gelecek pek çok garib şeylerden bahsetmiştir.
Ezcümle, Kisrå ve Kayser'in definelerinin İslâm eline
Kostantiniye'nin alınması gibi hadisâtdan haber vermiştir. geçmesi, Rumların mağlûb edilmesi, Mekke'nin fethi. Sanki o zâtin Gum) cesedinden tecerrüd eden ruhu, zaman ve mekânın kavıdlarını yararak istikbalin her tarafına uçup gezmiş ve gördüğü vukūâtı söylemiştir. Söylediği gibi de vukūa gelmiştir.
Üçüncü Nevi': Hissi harikalardır ki, muâraza zamanlarında kendisinden taleb edilen mucizelerdir.
Taşın konuşması, ağacın yürümesi, ay'ın iki parçaya bölünmesi, parmaklarından suların akması gibi ki, Tefsir-i Keşşâf'ın müellifi Zemahşerî'nin dediğine göre, o hazretin (asm) bu nevi hârikaları bine båliğ olmuştur. Ve bir kısmı da mütevâtir-i bilma'nådır. Hatta Kur'ân'ı inkâr edenlerden bir kısmı, inşikāk-1 kamer ma'nâsında tasarruf etmemişlerdir.
(Haşiye)
Suâl: İnşikāk-ı kamer, bütün insanlarca kesb-i şöhret etmesi lâzım bir mucize iken, âlemce o kadar şöhret bulmamıştır. Esbâbı nedir?
Hâşiye: Diyarbekir'de, Van Vâlisi Cevdet Bey'in evinde, 19/Şubat/1331 ( 1331, m. 5 Mart 1916) tarihinde, Cum'a gecesi bu tefsirin ilk Arabî nüshasını tebyîz ederken, şu şekl-i garib, tesâ-
düfen vâki olmuştur. Ve o gece vuküa gelen Bitlis'in sukūtuyla, müellifi Bedîüzzaman'ın esâretine rast gelir. Sanki şu şekl-i garîbin, şu mucizeler ve hârikalar bahsinde o gece husûle gelmesi, müellifin Ruslara esîr düştüğüne ve beraberinde bulunan bazı talebelerinin şehîd olarak kanlarının döküldüğüne hârika bir işarettir. Saîd'in küçük kardeşi ve yirmi senelik talebesi
Abdülmecid
Ve kezâ bu nakış, başı kesilmiş bir yılanın, kuyruğunu müellif Bediüzzaman'a sarmış olduğuna; ve müellifin yaralı olarak ölüme muntazıran otuz saat su
harkının içinde kaldığı yere benziyor. Ve o vaziyeti andırıyor.
Eski Saîd'in ehemmiyetli talebesi
Hamza
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1402-Osmanlı devletinde "Fetret Devri" başladı.
- 1808-II. Mahmut tahta
çıktı.
1914 - I. Dünya Savaşı başladı.
TEMMUZ
28
PAZARTESİ
BİR AYET
En yüce ve en büyük olan da ancak Odur.
(Bakara: 255)
BİR HADİS Komşuna iyilik et ki, olgun mü'min olasın.
(Tirmizî, Zühd)
3 1447 SAFER
RUMI: 15 TEMMUZ 1441 HIZIR: 84
Umumî ve en mühim bir ihtiyaç ancak ahirettir.
Mesnevî-i Nuriye
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1909 - Bediüzzaman'ın Mizan'da neşrettiği "Asakire Hitap" makalesini Serbesti gazetesi de yayınladı.
1955 - Einstein'in ölümü.
2021 - Hüsnü Bayramoğlu vefat etti.
NİSAN
18
CUMARTESİ
BİR AYET
"Kendi elinizle yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Sizi de, sizin yaptıklarınızı da yaratan Allah'tır."
Saffat Suresi: 95-96
1 1447 ZİLKA'DE
BİR HADİS
Allah ya konuşup hayır kazanan ya susup selâmette olan kişiye merhamet etsin.
RUMI: 5 NİSAN 1442
KASIM: 162
Musibet şerr-i mahz olmadığı için bazen saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar. Tarihçe-i Hayat
Risalett Abmediye (asm) nasiz-niye, birer sahife-i âvât liktan ve abesiyetten ve tesaduf oyuncaklığından çıkıp birta ktm onu ile kainattaki harekat, tenevvuat, tebeddülát, tagayyürat, mana
YanıtlaSilTARINTE BOGON
-1453-Fatih'in İstanbul'u Fethi ve Ortaçağ'ın sona ermesi.
- 1453-Ayasofya'nın cami olması.
1953 - Bediüzzaman, İstanbul Fethinin 500. yılı münasebetiyle düzenlenen merasimlere katıldı.
1985 - Fatih Sultan
Mehmet Köprüsü'nün temeli atıldı.
29
PAZAR
SUNDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET Eğer o zerre kadar amel bir İyilik olursa, onu kat kat arttırır ve Kendi katından
pek büyük bir mükafat verir.
Nisa Suresi: 40
BİR HADİS
Kocana hizmetin, sadakadır.
Masnûâttaki kemâlât, Cenâb-ı Hakk'ın kemâlinden in'ikâs eden bir gölge olduğuna nazaran, masnûât, sıfat-ı İlâhiye ile muvâzene hakkına malik değildir. Mesnevî-i Nûriye
HİCRİ: 28 ŞEVVAL 1443 - RUMI: 16 MAYIS 1438
KASIM: 24 - GÜN: 149 KALAN: 216 - GÜN UZA.: 1 DK
EZD TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilEzdlerin Soyları:
Ezdlerin Ata soyları şöyle sıralanır:
Ezd b. Gavs, b. Nebt, b. Malik, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe', b. Yes-, b. Ya'rub, b. Kahtan.
cüb 1. Beni Hazrec b. Harise, b. Sålebe, b. Amr Müzeykıya, b. Amir Mâüs'semå, b. Härisetülgıtrif, b. İmrülkays, b. Sålebe, b. Måzin, b. Ezd,
b. Gavs.
2. Beni Evs b. Hârise, b. Sålebe, b. Amr Müzeykıya, b. Amir Ma-üs'semå, b. Härisetülgıtrif, b. İmriülkays, b. Sålebe, b. Mâzin, b. Ezd, b. Gavs.
3. Bârık Sa'd b. Adiy, b. Hârise, b. Sålebe, b. Amr Müzeykıya. 4. Beni Hacr b. İmran, b. Amr Müzeykıya.
semâ, b. Härisetülgıtrif (1). 5. Benî Atik b. Ezd, b. İmran, b. Amr Müzeykıya, b. Amir Måüs'-
6. Beni Henv b. Ezd, b. Gavs, b. Nebt, b. Målik, b. Ezd, b. Kehlan, b. Sebe'.
7. Beni Adenan (Udsan) b. Abdullah, b. Ezd, b. Gavs. 8. Beni Karn b. Abdullah, b. Ezd, b. Gavs.
9. Beni Masiha b. Hâris, b. Ka'b, b. Abdullah, b. Mâlik, b. Nasr,
b. Ezd, b. Gavs, b. Nebt. Målik, b. Nasr, b. Ezd, b. Gavs. 10. Beni Lihb b. Ahcen, b. Ka'b, b. Hâris, b. Ka'b, b. Abdullah, b
11. Beni Gamid Amr b. Abdullah, b. Ka'b, b. Hâris, b, Ka'b, b. Ab-dullah, b. Malik, b. Nasr, b. Ezd, b. Gavs,
12. Beni Devs b. Udsan, b. Abdullah, b. Zehran, b. Ka'b, b. Haris, b. Ka'b, b. Abdullâh, b. Mâlik, b. Nasr, b. Ezd, b. Gavs.
13. Beni'n'Nemir b. Usman, b. Nasr, b. Ezd, b. Zehran, b. Ka'b, b. Hâris, b. Ka'b, b. Abdullah, b. Mâlik, b. Nasr, b. Ezd, b. Gavs.
14. Beni Amr b. Galip, b. Usman, b. Nasr, b. Zehran, b. Ka'b, b. 15. Benî Måvele b. Şems. Hâris, b. Ka'b, b. Abdullah, b. Malik, b. Nasr, b. Ezd, b. Gavs.
16. Beni Bürsan b. Amr, b. Ka'b, b. Gitrif, b. Bekr, b. Yeşkür, b
(1) İbn-i Hazm-Cemhere s. 484
EZD TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil116
Muksir, b. Sa'b, b. Dühman, b. Nasr, b. Zehran, b. Ka'b, b. Haris, b. KA'b, b. Abdullah, b. Malik, b. Nasr, b. Ezd, b. Gavs.
ris, b. Ka'b, b. Abdullah, b. Malik, b. Nasr, b. Ezd, b. Gavs. 17. Beni Selaman b. Müfric, b. Malik, b. Zehran, b. Ka'b, ь. на-18. Beni Rasib b. Malik, b. Meydean, b. Malik, b. Nasr, b. Ezd, b.
Gays (2).
Ezd Temsilcileri Medine'ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldiler?
Ezd Temsilcileri, Medine'ye hicretin onuncu yılında geldiler (3). Başlarında Sured b. Abdullah'ül'Ezdi olmak üzre on kişi kadardı-lar (4).
Ferve b. Amr'ın evine indiler (5). Orada selamlandılar ve ağırlandılar.
Orada oturdular (6).
Peygamberimizin Ezd Temsilcilerine Soruları ve Tavsiyeleri:
Ezd Temsilcileri, Peygamberimizin yanına girip konuştular. Onla-rın şekilleri, ağır başlılıkları ve konuşımaları, Peygamberimizin hoşuna gitti.
Peygamberimiz «Siz, nesiniz?» diye sordu.
Onlar Mü'minleriz! dediler.
Peygamberimiz, gülümsedi ve «Her sözün bir hakikatı vardır. Si-zin sözünüzün ve imanınızın hakikatı nedir? diye sordu.
Onlar On beş haslet (huy) tir. Onlardan beşi; imán etmemizi, beşi de: İşlememizi, Elçilerinle emr ettiğin şeylerdir.
Geri kalan beşi ise cahiliye çağından şu ana kadar benimseyip ådet edine geldiğimiz Sen istemezsen bırakacaklarımızın dışındaki-şeylerdir yâ Resûlallah!» dediler.
Peygamberimiz İnanmanızı, Elçilerimle size emr ettiğim beş şey nelerdir? diye sordu. Onlar «Sen, Allaha, Allâhın Meleklerine, Kitaplarına, Peygamber-
(2) İbn-i Hazm-Cemhere s. 473-474 (3
) Taberi-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Abdulber-İstiab c. 2, s. 737, İbn-i Fair-Usdülgabe c. 3, s, 17, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55
(4) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 337, c. 5, s. 526, Taberi-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Haldun-
Tarih c. 2, ks, 2, s. 55 (5) İbn-i Sa'd Tabakat c. 1, s. 338, c. 5, s. 526, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55
(6) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, c. 5, s. 520
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSil116 lerine ve öldükten sonra dirilmeye inanmamızı Elçilerinle emr etmis-
tin. dediler. Peygamberimiz İşlemenizi, size emr ettiğim beş şey nelerdir?» di-
Onlar «Sen, là ilahe illallah Muhammedürresûlullah dememizi, na-na güç yetince, Beytullahu hac etmemizi bize Elçilerinle emr etmistin.u mazı kılmanızı, zekâtı vermemizi, ramazan orucunu tutmamızı, yolu-ye sordu.
Peygamberimiz «Cahiliye çağında benimseyip ådet ve huy edinmis dediler.
olduğunuz beş şey nelerdir?» diye sordu. Onlar «Bolluk zamanlarında nimete, hakkını yerine getirmek su-
retile şükr, belâ ve musibet zamanlarında sabr ve tehammül etmek, uğranılan kazaya rıza, savaş meydanlarında düşmanla karşılaşınca, se bat göstermek ve savaşa gerçekten girişip savaşın hakkını yerine getir mek, düşmanın üzülmesine, sevinmeyi veya düşmanın sevinmesine üzül-
meyi terk etmektir.» dediler. Peygamberimiz İlim ve hikmet sahibi imişler. Derin anlayışlılık-larile az kalsın Peygamber oluvereceklermiş! buyurdu. Sonra da:
Ben, size beş haslet daha artırayım da, söylemiş olduğunuz has-letleriniz yirmiyi bulup tamamlansın:
1. Siz, yemeyeceğiniz şeyleri, toplayıp biriktirmeyiniz!
2. Oturmayacağınız binayı yapmayınız.
3. Kendisinden yarın ayrılacağınız şeyler üzerine uşuşup birbiri, nizle uğraşmağa kalkışmayınız.
4. Amellerinize göre mükafatlandırılmak veya cezalandırılmak üzre kendisine döndüruleceğiniz ve huzuruna çıkarılacağınız Allâhın emirlerine aykırı davranmaktan sakınınız!
5. Sie, Ahirete sunacağınız hayırlı amelleri çoğaltıp mâsiyetleri bırakmak ve içinde temelli kalacağınız Cenneti elde etmek hususunda yarışmağa rağbet gösteriniz!» buyurdu.
ca hareket ettiler (7). Ezd Temsilcileri, Peygamberimizin öğütlerini ezberleyip uyarların-
Tayin Olunuşu: Sured b Abdullah'ın Ulu Kişiliği ve Kavmına Vali ve Kumandan
Sured b. Abdullah, Müslümanlığını İslâm amellerile güzelleştir-
di (8).
(7) Ebû Nuaym-Hilyetiülevliya c. 9, s. 279, İbn-i Kayyım, Zadülmaad c. 3, s. 63, Kastalani-Mevahibülledünniye c. 1, a. 322, Zürkânt-Meyahibülledünniye Şerhi
c. 4, s. 64-65, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 166 ( 8) İbn-1 İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 233, Taberf-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Abdul-
İbn-i Kayyın-Zadilmaad c. 3, s. 41, İbn-i Hacer-Isabe c. 2, a. 182 ber-İstiab c. 2, 9. 737, İbn-1 Estr-Üsdülgabe c. 3, s. 16, Ebülfida-Sire c. 4, 5, 144,
EZD TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil117
Kendisi, Ezdlerin en üstün kisisi (9) ve en iyi hüküm vereni idi.
Medine'de kaldığı müddetçe, Peygamberimizin meclisine devam
eder ve Peygamberimizin hoşuna giderdi (10). Peygamberimiz, onu, kavmından Müslüman olanların başına Vall ve Kumandan yaptı.
Sured b. Abdullahın Cüres Halkıyla Savaşması:
Peygamberimiz, Sured b. Abdullaha, Müslümanları yanına alarak Yemen taraflarında, yakınlarında bulunan müşriklerle savaşmasını emr
(11) ve yanındakilere iyi davranmasını tavsiye buyurdu (12). Sured b. Abdullah, Peygamberimizin emrile gidip Cüreşe' Indi. Cüreş ve Güreş Halkıyla Savaş:
Cüreş, o zaman, sapa sağlam, kale gibi bir şehirdi (13). Yemenin birinci iklimde tülen 6 derece ve arzan 17 derecede bulu-nan büyük ve geniş vilayetlerindendi.
Cüreş ismi, buraya, Cüreş b. Abdullah, b. Uleym, b. Cenab, b. Hü-bel, b. Abdullah, b. Kinane, b. Bekr, b. Avf, b. Uzre, b. Zeydüllat, b. Rü-feyde, b. Sevr, b. Kelb, b. Vebereden dolayı verilmişti.
Cüreş'in ortasından bir ırmak akardı (14).
Yemen kabilelerinden bir takım kabileler Cüreş'e gelip sığınmış, kapanmış bulunuyordu (15). Yemen kabileleri, Müslümanların, üzerlerine yürüdüklerini işitin-
ce, orada toplanmışlardı (16). Has'amlar da, Müslümanların kendilerine doğru geldiğini işitince, Yemen kabilelerile birlikte Cüreş'e girmiş ve onlara sığınmıştı (17).
(9) Halebl-İnsanüluyun c. 3, s. 261, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 155 (10) İbn-1 Sa'd-Tabakat e. 5, s. 526
(11) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 233-234, Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, c. 5, s. 526, Taberi-Tarih c, 3, 5, 158, İbn-i Abdulber-İstiab c. 2, s. 737, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zadülmand c. 3, s. 41, Ibn-1 Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 242
(12) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 5, s. 526
(13) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, İbn-i Sa'd-Tabakat e. 1, s. 338, с. 5 5. 526, Taberi-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 11, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 242, Ebülfida-Sire c. 4, 5. 144
(14) Yakut-Mucemülbüldan c. 2, s. 126, 127
( 15) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1. s. 338, Ta-beri-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Estr-Üsdülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 41, Ibn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 242
( 16) İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, 3, 55
(17) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, Taberl-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Eslr-Üsdülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 41, İbn- Seyyid-Uyun. c. 2, s. 242
119
YanıtlaSilİSLÂN TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Sured, Cureş halkını İslamiyete davet etti. Onlar, yanaşmadılar.
Müslüman olmaktan kaçındılar (18). Sured de, onları bir ay kadar kuşattı (19).
Fakat, onlar, Sured'e karşı, Cüreş'in içinde kendilerini savundu-
Sured, kuşatma sırasında yaylum hayvanlarının üzerine de, baskin-lar (20). yapıp onları ele geçirmeyi başardı (21).
lar Sonra, Cüreş halkını kuşatmayı bırakarak katar halinde Cüreşin Şeker dağına kadar geri çekildi (22). Orada gizlendi (23).
Cüreş halkı, Müslümanların, kendilerine, yenilerek dönüp gittikle rini sandılar ve onları yakalamağa çıktılar (24). Onlara yetiştiler (25). Sured, malyyetindeki mücahidleri hemen saf haline getirdi ve Cü-
reş takipçilerine saldırdılar (26).
Onlara, istedikleri gibi kılıç vurdular (27).
Onları, son derecede öldürdüler (28).
Onların atlarından yirmi at tuttular. Bu atların üzerinde bütün bir gündüz Cüreş takipçilerile çarpıştılar (29).
(18) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338
(19) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1. 5. 338, Ta-berl-Tarih c. 3, 158, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, 5. 41, İbn-i Seyyid-Uyun. c. 2, s. 242, Ebülfida-Sire c. 4, 5. 144, İbn-i Haldun-Ta-rih c. 2, ks. 2, s. 55
(20) İbn-i İshak, Ibn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, Taberi-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Esir-Us-dülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 41, İbn-i İbn-i Seyyid-Uyu-nüleser c. 2, s. 242, Ebülfida-Sire c. 4, s. 144
(21) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338
(22) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, Taberi-Tarih c. 3, s. 153, İbn-i Esir-Us-dülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 41, İbn-i İbn-i Seyyid-Uyun.
(23) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 238 c. 2, 3, 242, Ebülfida-Sire c, 4, 5, 144, İbn-1 Haldun-Tarih c. 2, ks, 2, 5, 55 (24) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, Tabe-
ri-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Eslr-Üsdülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 41, İbn-i Seyyid- Uyunüleser c. 2, s. 242, Ebülfida-Sire c. 4, s. 144, İbn-i Hal-
dun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55 ( 25) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, Taberi-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Esir-Üs-
dülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c, 3, s. 41, İbn-i İbn-i Seyyid-Uyun. c. 2, 242
( 27) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, 5. 338 (26) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55
(28) İbn-i İshak. İbn-i Hisam-Sire c. 4, s. 234, Taberi-Tarih c. 3. 5. 158. İbn-i Esir-Us-
( 20) İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338
dülgabe c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 41, İbn-i İbn-i Seyyid-Uyun-c. 2, s. 242, Ebülfida-Sire c. 4, s. 144
EZD TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil119
Sured b. Abdullah, onlardan Müslüman olanı serbest bıraktı. Müs-lüman olmaktan kaçınanın boynunu vurdu (30).
Haber Vermesi:
Peygamberimizin Cüreş Halkının Şekr'de Öldürülmekte Olduklarımı
Cüreş halkı, otlak bakmak üzre Peygamberimize iki kişi gönder-mişlerdi (31).
Bunlar, ikindi namazından sonra, Peygamberimizin yanında bu-lundukları sırada, Peygamberimiz «Şekr, Allâhın ülkelerinden hangi-sindedir?» diye sordu.
Otlak bakıcı Cüreşliler, ayağa kalkıp «Yå Resûlallah! O, bizim ül-kemizde bir dağdır. Ona, Keşr denir. Cüreş halkı, ona böyle ad vermiş-lerdir. dediler.
Peygamberimiz «O, Keşr değil, fakat Şekr'dir. buyurdu.
Otlak bakıcı Cüreşliler «Ya Resûlallah! Onun başında ne hal var?» diye sordular.
Peygamberimiz Vallahi, şu anda onun yanında develer boğazlanı-yordur! buyurdu.
Adamlar, hemen Hz. Ebů Bekir'e veya Hz. Osmanın yanına varıp oturdular ve Peygamberimizin söylediği sözü anlattılar.
Hz. Ebû Bekir veya Hz. Osman, onlara «Yazıklar olsun size! De-mek, Resûlullah Aleyhisselâm, şimdi, size kavmınızın kara haberini vermiş!
Kalkınız hemen Resûlullâh Aleyhisselâmın yanına varınız. Kavmı-nızdan bu felâketin kaldırılması için Allaha duâ etmesini Kendisinden isteyiniz!» dedi.
Cüreşliler, kalkıp Peygamberimizin yanına vardılar. Bu hususta duâ etmesini dilediler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz «Ey Allâhım! Onlardan bu felaketi kaldır!» diyerek Allâha duâ etti.
Cüreşli adamlar, Peygamberimizin yanından çıkıp kavmlarının ya-nına döndüler. Onların, öldürüldüklerini Peygamberimizin haber verdi-ği gün ve saatte Sured b. Abdullâh tarafından öldürülmüş bulundukla--rını öğrendiler.
(30) İbn-i Sa'd-Tabakat c, 5, 5, 526
(31 ) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s, 234, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, Tabe rl-Tarih c. 3, s. 158, İbn-i Esir-Üsd. c. 3, s. 17, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 41, İbn-Seyyid-Uyun. c. 2, s. 242, Ebülfida-Sire c. 4, s. 144, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, 55
120
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Cüreşlilerin Peygamberimize Temsilciler Gönderip Müslüman olmaları: Peygamberimizin yanına Cüreş halkından Temsilciler gelip Müslü-
man oldular (32). Peygamberimiz, onlara İnsanların en güzel yüzlüleri, en doğru, tatı sözlüleri, emaneti en çok gözetenleri! Sizler, hoş geldinizi Siz-ler, bendensiniz, ben de, sizlerden im!" diyerek son derecede iltifatta
Kendilerine (Mebrur) sözünü savaş parolası yaptı (33). bulundu.
Cüreşlilere Koruluk Tahsil Edilmesi:
Isaretlerle gösterilen bir koruluğu da (34), atları, develeri, ekin öküzleri Peygamberimiz, Cüreşlilere, kariyelerinin çevresinde hududu belli İçin (35) koru olarak tahsis etti (36).
Cüreş halkından herkes, orada hayvanını yayacak, men edilmeye-cekti (37).
Cüreşlilerin Müslümanlıklarını Güzelleştirmeleri ve Sağlamlaştırmaları:
Cüreşliler, Müslümanlıklarını, İslâm amellerife güzelleştirdiler (38).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 21. fıkrasında «Cenupta bu vakayi cereyan ettiği sırada Cüreş'te sakin olan Yemeni kabilelerin iki sefiri şehir sekenesi hisabı-na Muhammed'le müzakereye gitmişlerdi. Sefirler..» (39)
diyorsa da, yanlıştır. Cüreşliler, bu iki kişiyi Peygamberimize Elçi olarak değil, otlak bakmak için göndermişlerdi.
Kaetani, aynı fıkrasının devamında «İnkıyadlarını ve ihtidalarını tebliğ etmek üzre iki sefiri derhal Medine'ye tekrar gönderdiler.) (40) diyorsa da, yanlıştır.
(32) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, Tabe-ri-Tarih c. 3, s. 158-159, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 41, İbn-i Seyyid-Uyu-niüleser c. 2, s. 242-243, Ebülfida-Sire c. 4, s. 144
(33) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 262
(34) Im-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, Tube-ri-Tarih c. 3, s. 159
(35) Ibn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, Taberi-Tarih c. 3, s. 159 (
36) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, Tabe-ri-Tarih c. 3, s. 150, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 41, İbn-i Seyyid-Uyun c. 2, s. 243, Ebülfida-Sire c. 4, s. 144
(37) Ibn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, Taberî-Tarih c. 3, s. 159 (38) Ebülfida-Sire c. 4, s. 144
(39) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 40-41 (40) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 41
EZD TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil121
sayıda bir heyeti göndermişlerdir (41). Cüreşliler, Peygamberimize gelip giden iki kişiyi değil, ayrı ve faz-
la Kaetani, kaynakların metinlerinde tesniye (ikilik) zamiri kullanıl-mayip cemi sigası kullanıldığının da farkında değildir.
Kaetani, 2 numaralı notunda «Bütün bu uzun hikâye İslamiyetin intişarile hiç münasebeti olmayan mahalli bir vak'a hakkında Müslü-manların uydurduğu tafsilata benziyor.» (42) diyorsa da, yanılıyordur.
Medine'ye gelip Müslüman olan Ezdiler Cüreşteki kabile topluluk-larını, Peygamberimizin emrile yola getirmek üzere Sured b. Abdullahın kumandası altında harekete geçmiş ve Müslümanlığı kabule yanaşma-maları üzerine de, yapılan savaş neticesinde bir hayli zayiat verdikten ve akılları başlarına geldikten sonra Cüreşten Medine'ye bir heyet gön-dererek Müslüman olmuşlarsa, bunu, mahalli bir vak'a sayan ve bu-nun, İslamiyetin intişarile hiç bir münasebeti bulunmadığını ve Müs-lümanlar tarafından uydurulmuş bir tafsilat olabileceğini sanan akıl ve mantıktan şüphe edilmez mi?
Eğer, karşımızdakilerin ellerindekileri tevsik ettirmeğe kalkacak clursak, bundan, Müslümanlar değil, en çok Kaetani zararlı çıkar.
Hz. İsa'dan yüzlerce yıl sonra, yüzlerce İncil arasından seçilen ve birbirini tutmayan dört İncillerini bile gayb eder, kitapsız kalır!
Kaetani'nin; Tebâle ve Cüreş halkının çarpışmasız Müslüman ol-dukları hakkında Belázüri'de gördüğü bir haberi ileri sürmesi (43) de, yerinde değildir.
Bu, İbn-i İshak gibi eski ve son derecede itimad ettiğini söyleyerek bütün kaynakların başına geçirdiği bir kaynağın verdiği ve bir çok kaynakların da, teyid ettiği habere itimadsızlık ifade eder ve kendisi-nin çelişkiye düştüğünü gösterir.
(41) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 234, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 338, Tabe-ri-Tarih c. 3, s. 158-159, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 41, Ibn-1 Seyyid-Uyunüleser
с. 2, R. 242-243, Ebülfida-Sire c. 4, s. 144 ( 42) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 41-42
(43) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 42
PEYGAMBERİMİZİN DIMAD'UL'EZDİ HAKKINDAKİ YAZISIT
YanıtlaSilPeygamberimiz, Ezdilerden Halid b. Dimad'a bir yazı yazdı ve ya-zısında şöyle buyurdu:
Allaha hiç bir şeyi şerik koşmaksızın imân ve Muhammed'in, Al-lahın kulu ve Resûlü olduğuna şehadet etmek, namazı kılmak, zekâtı yapanı ve kötülükte direneni barındırmamak, Allah ve Resûlüne kar-vermek, ramazan orucunu tutmak, Beytullahı hacc etmek ve kötü is şı hayırhah olmak, Allâhın sevdiklerini sevmek ve Allâh düşmanlarar. sevmemek, kendi canını, malını ve ev halkını koruduğu şeylerden Muu hammed Peygamberi de, korumak üzre Müslüman olduğu zaman, yur-
dundan sahip bulunduğu şeyler yine kendisinindir. Ahdini yerine getirirse, Halid'ül'Ezdi, Allahın himayesinde ve Mu-hammed Peygamberin himayesindedir.
Bunu, Übey (b. Ka'b) kaleme aldı.» (1)
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 24. fıkrasında «Bu vazaifin harfi harfine icrasına mükâfa-tan hayatın, emvalin, âilenin himayesini va'd ediyor.» (2)
diyorsa da, yanlıştır. Yazıdaki cümle, Kaetani'nin yazdığı gibi değil, «Canını, malını ve ev halkını koruduğu şeylerden, Muhammed Peygamberi de, korumak üzre demektir ve bu mükellefiyet, Peygamberimize değil, Halid b. Di-mad'a aiddir.
PEYGAMBERİMİZİN CÜNADET'ÜL'EZDİ VE KAVMI İLE KENDİSİNE BAĞLI OLANLAR HAKKINDAKİ YAZISI
Peygamberimiz, Cünadetül'Ezdi ile kavmı ve kendisine bağlı olan-lar hakkında bir yazı yazdı ve yazısında şöyle buyurdu:
«Namazı kıldıkları, zekâtı verdikleri, Allâha ve Allâhın Resûlüne itaat ettikleri, ganimetlerden Allâhın hakkı olan beşte biri ve Peygam-ber Aleyhisselâmın payını verdikleri ve müşriklerden ayrıldıkları müd-mayesi vardır. detçe, kendileri için Allâhın himayesi ve Muhammed b. Abdullahın hi-
Yazıyı, Übeyy (b. Ka'b) kaleme aldı.» (3)
(1) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 267
(2) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 45
(3) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 270
ANNUTT
YanıtlaSilüntüze
Dunin Gizli Jarihi 2
Turgut Gürsan
SAVAŞLAR, KANLI İHTİLALLER, BÜYÜK EKONOMİK KRİZLER VE BİTMEK BİLMEYEN BİR KAOS...
Hayat gözlerinizle gördüklerinizden, kulaklarınızla duyduk-larınızdan ya da elinizle hissettiklerinizden ibaret değildir. Esas gerçekler saklı ve gizli olanlardır. Bu gizli gerçeklere ses vermek kolay olmadığı için her ne kadar hayatımızı belirlese de bilin-meyen olarak kalır.
İşte bu kitap, 20. yüzyıldan başlayarak günümüze kadar uzanan süreç içinde dünyanın kaderini değiştiren gizli örgütlere ilişkin konularda sağlam tarihi kanıtlar sunmakta ve bilinmeyen ger-çekleri gün yüzüne çıkartmaktadır.
-Birinci Dünya Savaşı Nasıl Çıkarıldı?
-İngiliz Masonluğunun Dünya Politikası?
-Ermeni İsyanlarındaki İngiliz Mason Parmağı?
-ABD'deki Siyonist Örgütler?
-Türkiye'yi Parçalamak İçin Yapılan Gizli Planlar Neler?
-Birinci Dünya Savaşı Sırasında Siyonist Faaliyetler?
Ve kanınızı donduracak birçok gizli plan...
KAYITSIZ
AMAYACAĞINIZ TEHLİKELİ GERÇEKLER
KOLTO
www.pegasusyayinlari.com
178-605-4263-08-0
054 263080
Pegasus Yayınlar: 176
YanıtlaSilStrateji Analiz: 46
DÜNYANIN GİZLİ TARİHİ -2
TURGUT GÜRSAN
Yayın Yönetmeni: Oukan Oudem
Son Okuma: Fahrettin Levent
Bilgisayar Uygulama: Meral Gök
Kapak Tasarım: Yunus Bora Ülke
Film-Grafik: Mat Grafik
Baska-Cilt: Kilim Matbaası
Maltepe Mah. Litros Yolu Fatih Sanayi Sit.
No:12/204-232 Topkapı/İstanbul
Tel: 0212 612 95 59
1. Baskı: Şubat 2009 - CEP BOY
ISBN: 978-605-4263-08-0
PEGASUS YAYINLARI TURGUT GÜRSAN
Yayınevinden yazılı izin alınmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz.
Yayıncı Sertifika No: 12177
PEGASUS YAYINLARI
Gümüşsuyu Mah. Osmanlı Sk. Alara Han
No: 27/9 Taksim/ISTANBUL
Tel: 0212 244 2350 (pbx) Faks: 0212 244 23 46
www.pegasusyayinlari.com/info@pegasusyayinlari.com
١٧٤
YanıtlaSilسورة الفره (٢٢-٢٤)
[ الجواب ] مطلغلوك اختلافى. وهو انك بلوطلى اولمرسنك احتمالي و اوز مانده رصدهان برای مولوی ووقتك وتقولي غفلت زمانى اولى وانشقاقك ان اولی کی اساندن طولانی هر سه او کو روغه سی و معلوم اولى لازم کامن. مع هذا، حجاز مطلعله ملغلری اولان برگرده اول بول کرده بولونان كروان و قافله الردن نقلاً، انشقاقك وقوعه كلريكي حقنده جوجه روانی دروار
و هیچی نوع معجزه برن رئیسی و ان ہوگی قرآن عظم الساندرله، بدى وجهله معجزه اول هفته مدار
اشارت ايد بالمدر.
ای اقدام شو مشاهداری از حومه همه انندن. شمدى توانتك ما قبلیده اولان جهت ارتباطه بازار ابن عبدالله ( يا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا ) آینده کی عبادتی، توحیده تفسیر ایتدیگه نظراً، او کی زیر اثبات توحید حقنده در بو آیت ده اثبات نبوت حقنده در نبوت محمدیه ایسه، توحیده ان بیون دلی لیدر. دیمن بو ای کی آیت آراسنده کی جهت ارتباط، آر الزندہ کی دالیت و مدلولیت علاقہ میدار یعنی بری دلیل، دیگری مدلولور . نبوتك اثباتی انجم معجزه لر ايله اولور نبوتك ان بيون معجزه ی ابه قرآن کریمدر. اوت، قرآنك معجزه اولدیفی، عالم اسلامجه قبول و تصديق ايديا من به حقیقتدر.
اما محققين علما طرفندن، قرآنك وجوه اعجازی حقنده اختلاف واقع اولمشدر. یعنی قرآن اعجازني انتاج ايدن جهتدار چو قدر هر محقق بر جهتی ترجیح و اختیار ایتمشدر آرالرنده مخالفت و مصدادم
يوقدر.
اعجازك و جهاري ايمه: (برنجيم) غائبدن و استقبد الدن خبر ورمی (ایکنجیسی) این رنده تناقض و تخالف و خطا بولو نما می او چنجیبی) نظم ایله نثر آراسنده ادیبارجه غیر معلوم بر اسلوبی اختیار ایمی (در د نجیبی) او قور بازار اولمایان به زاندن صدور ایتمی (تشنجيی) طاقت بشریه فوقنده علوم و
حقائقی احاطه ایمن او لمسی کی یک حومه شیار در.
لكن اعجا زينك ان یوکان و جھی، نظمندہ کی بلاغتدن طوغدر اوت، قرآنك بونوع اعجازی، بشرك طاقتندن خارج به درجه ده .در بو حقیقتی تفصیلا تیل آنلایوب قناعت حاصل ايتمك ايسته ينهار
جهت ارتباط
YanıtlaSilCihet-i irtibat: Bağlantı, aláka yönü
دالية Dalliyet: Delil olma
فيه
Fehim: Anlama, anlayış
غَائِب
Gaib: Görünmeyen
غَيْرِ مَعْلُومٌ
Gayr-i ma'lüm: Bilinmeyen
حقائق
Hakaik: Hakikatler
امامه
İhata: Kuşatma
اختلاف
İhtilaf: Farklı olma, anlaşa-mama
إِنْبَاتِ نُبُوَّتْ
İsbat-ı nübüvvet: Peygamber-liği isbat etme
انْبَاتِ تَوْجِيدٌ
isbat - tevhid: Allah'ın birli-ğini isbat etme
مع هذا
Maahaza: Bununla beraber
مَا قَبْلُ
Makabl: Öndeki, geçmiş
مطلع
Matla: Doğuş yeri
مدلول
Medial: Delil getirilen
مذكور
Mezkar: Bahsi geçen
مصادمة
Müsademe: Çarpışıma
نظراً
Nazaran: Nisbetle
نظم
Nazım: Tertib, ölçülü ve kafiyeli söz
نير
Nesir: Düz yazı
رَصَدْنَانَه
Rasadhane: Gözlem evi
تفصيلات
Tafsilat: Aklamalar
تصديق
Tasdik: Doğrulama
مخالف
Tehalif: Birbirine zid olma
تناقض
Tenakuz: Celişme, zıdlık
علوم
Ulum: İlimler
وُجُوهُ اعْجَاز
Vich-u câz: Mucizelik yönleri
, 21-24
YanıtlaSilElcevab: Matla'ların ihtiläfı; ve havanın bulutlu olmasının ve vaktin uyku gibi gaflet zamanı olması; ve inşikäkın ihtimali ve o zamanda rasadhánelerin bulunmaması; ani olması gibi esbabdan dolayı, herkesçe o vak'anın görünmesi ve ma'lûm olması lazım gelmez. Maaházá, Hicaz matlaıyla matla'ları bir olan yerlerde, o gece yollarda bulunan kervan ve kafilelerden naklen, insikákın vukūa geldiği hakkında çok rivayetler vardır.
Üçüncü Nevi: Mu'cizelerin reisi ve en büyüğü Kur'ân-ı Azi müşşan'dır ki, yedi vecihle mucize olduğuna mezkûr âyetle işaret edilmiştir.
Ey arkadaş! Şu mes'eleleri az çok fehmettin. Şimdi bu ayetin makabliyle olan cihet-i irtibatına bakalım: İbn-i Abbas'ın )5( يا أيها الناس العبدُوا ayetindeki
ibådeti, tevhîde tefsîr ettiğine nazaran, evvelki âyet isbat- tevhid hakkındadır. Bu âyet de isbât-ı nübüvvet hakkın-dadır. Nübüvvet-i Muhammediye faum) ise, tevhidin en büyük bir delilidir. Demek bu iki âyet arasındaki cihet-i irtibåt, aralarındaki dâlliyet ve medlûliyet alâkasıdır.
Yani biri delil, diğeri medlüldür. Nübüvvetin isbatı ancak mu'cizeler ile olur. Nübüvvetin en büyük mucizesi ise Kur'ân-ı Kerîm'dir. Evet, Kur'ân'ın mucize olduğu, âlem-i İslâmca kabul ve tasdik edilmiş bir hakikattir.
Ama muhakkikin-i ulemâ tarafından, Kur'ân'ın vücûh-u i'câzı hakkında ihtilaf vâki olmuştur. Yani Kur'ân'ın i câzını intâc eden cihetler çoktur. Her bir muhakkik, bir ciheti tercih ve ihtiyâr etmiştir. Aralarında muhalefet ve müsâdeme yoktur.
İ'câzın vecihleri ise: Birincisi: Gaibden ve istikbâlden
haber vermesi; İkincisi: Ayetlerinde tenâkuz ve ve tehâlüf ve hata bulunmaması; Üçüncüsü: Nazım ile nesir arasında edîblerce gayr-i ma'lûm bir üslûbu ihtiyår etmesi,
Dördüncüsü: Okur-yazar olmayan bir zâttan sudúr etmesi; Beşincisi: Tâkat-i beşeriye fevkınde ulûm ve hakāiki ihâta etmiş olması gibi pek çok şeylerdir.
Lâkin i'câzının en yüksek vechi, nazmındaki belâgatten doğmuştur. Evet, Kur'ân'ın bu nevi' i'câzı, beşerin tâkatinden hâriç bir derecededir. Bu hakikati tafsîlatıyla anlayıp kanâat hâsıl etmek isteyenler,
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil- 1302 - Osmanlı Beyliği ile Bizans arasındaki
Koyunhisar Savaşı, Osman Gazi'nin zaferiyle sonuçlandı.
1953 - Kore Savaşı sona erdi.
TEMMUZ
27
PAZAR
21447 SAFER
RUMI: 14 TEMMUZ 1441
HIZIR: 83
BİR AYET
Kibirlenerek insanlardan yü-zünü çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, kibirle kasılan, kendini beğenmiş, çokca övünüp duran kimseyi sevmez.
(Lokman: 18)
BİR HADİS
Allah, affeden kulunun saygınlığını artırır. Bir kimse Allah için tevazu gösterirse Allah ancak onun şerefini
yüceltir. Müslim, Birr: 69
Senin vazifen fahr değil, şükürdür. Sana lâyık olan şöhret değil, tevazudur, hacalettir.
Sözler
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
-1919-Kars'in Ermenilerce işgali. - 1936-İzmit Käğıt Fabrikası'nda ilk kağıt imali.
NİSAN
19
PAZAR
BIR AYET Dünyada da, ahirette de hamd ve sena, medih ve minnet Ona mahsustur
Kasas Suresi: 70
BİR HADİS
2 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 6 NİSAN 1442 KASIM: 163
Bana salavat getirin. Çünkü bana getirdiğiniz salavatlar sizin için berekettir.
Gençlik nimetine bir şükür olarak, o tatlı nimeti iffetle, istikamette sarf etmek lâzım ve elzemdir.
Şualar
pinihaye-ubudiyeti cihetiyle, onu bir misal-i muhabbet, bir timsal-i rahmet, bir şer künuz-u esma-i llâhiyenin keşşafı, göstericisi olduğundan, böyle baksar nin kaşifi ve İlancısı ve saltanat-i rububiyetin mehasininin dellalı, seyir nüjdecisi, bir rahmet-i bin ri, m Iste o zat bir saadeti ebediyenin muhbir eref-i in-san, yani
YanıtlaSilTARINTE BUGÜN 1236-Alaaddin Keykubat'ın vefatı.
- 1908 - İstanbul'da
bulunan Bediüzzaman'ın genel ve sağlık durumu hakkında bilgi almak üzere Van Valiliği'ne soruşturma yazısı yazıldı.
1952 - Bediüzzaman Said Nursî Afyon Mahkemesi duruşmasına katıldı.
30
PAZARTESİ
MONDAY
MAYIS
MAY
etmektedir. İşaratül-İcaz
HİCRÎ: 29 ŞEVVAL 1443 - RUMÎ: 17 MAYIS 1438
BİR AYET
O sizi öldürecek, sonra tekrar diriltecektir.
Sonunda Onun huzuruna
döndürüleceksiniz.
Bakara Suresi: 28
BİR HADİS
Dedikoduyu ve malı boşu boşuna harcamayı terk et.
Beşerin san'atı olan birşey bidâyette çirkin ve gayr-ı muntazam olur, sonra yavaş yavaş intizama sokulur. Kur'ân ise, ilk zuhurunda gösterdiği halâveti, güzelliği, gençliği şimdi de muhafaza
KASIM: 25 - GÜN: 150 KALAN: 215 - GÜN UZA.: 2 DK
HASTAM TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilHas'amların Soyları ve Yurdları:
Kahtan'ın soyundan gelen Beni Has'amların Ata soyları şöyle sı-
ralanır:
Has'am Akyel b. Enmar, b. İraş, b. Amr, b. Gavs, b. Nebt, b. Mâlik,
b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe' (1).
Has'amlardan:
1. Beni Nâhis,
2. Beni Şehran b. İfris, b. Halif veya (Hulf), b. Has'am,
kabileleri;
Beni Nahislerden:
1. Beni Rüşdler,
2. Hamlar;
Beni Şehranlardan:
1. Beni Kuhâfe b. Amir, b. Rebía b. Amirler
türemiştir (2).
Has'amların yurdları, kardeşleri Becilelerle birlikte Yemen yolla-rile Tebåle'ye kadar uzanan Hicaz ülkesinde idi.
Sonradan, etrafa dağılmışlar, onlardan pek azı yurdlarında kal-mıştır (3).
Has'am Temsilcileri Medine'ye Ne Zaman ve Kimlerle Geldiler?
Nasıl Müslüman Oldular?
Cerir b. Abdullah gidip Zülhalasa tapınağını ve putunu yıktıktan, Has'amlardan öldürülenler öldürüldükten sonra, Peygamberimizin ya-nina Has'amlardan içlerinde As'as b. Zahr ve Enes b. Müdrik te bulu-nan bir heyet geldi.
«Bizler, Allâha ve Allâhın Resûlüne, Allâhdan gelen şeylere inandık. Bize, bir yazı yaz. O yazının içindekilere tabi olalım dediler.
Peygamberimiz, onlar için bir yazı yazdı (4).
(1) İbn-i Hazm-Cemhere s. 484
(2) İbn-i Hazm-Cemhere s. 475
( 3) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 243
(4) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 348
124
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Yazdığı yazıda şöyle buyurdu:
Bu, Allahın Resûlü Muhammed tarafından Has'amların Bişe'de ve Bişe'nin kırlarında bulunanları için yazılmıştır.
Cahiliye çağında dökmüş olduğunuz kan (in suçu), sizden düşü-rülmüş, silinmiştir. Sizlerden isteyerek veya istemeyerek, gönüllü gönülsüz
Müslüman olan kimsenin elindeki, gökten yağmurla sulanan veya düşen çiğle 18-lanan yumuşak veya berk toprakta, kuraklık ve kıtlık olmayan yıllarda. sürüp ekerek geliştirdiği, yetiştirdiği mahsuller, kuruyup sonradan yağmurla yeşerenleri de dahil kendisinindir.
Onları, vergi vermeksizin yer.
Onlar, her akar su ile sulanan toprakta yetiştirdikleri mahsuller İçin Uşr (onda bir) ve her kuyu suyu ile (kuyudan çekilirken dökülen sularla) sulanan toprakta yetiştirdikleri mahsuller için de Uşrün (onda
birin) yarısını ödemekle mükelleftirler. Cerir b. Abdullah ve hazır bulunan kimseler şahid oldular.» (5)
Bişe:
Bişe, halkı kalabalık Yemen vadilerindendir.
Bişe ile Tebåle arası yirmi dört mildir.
Bişe, Yemen tarafındadır. Beni Selullerin diyarı idi.
Suları, Taif hicazından dökülen ve Has'amlarla, Hilallar, Süvae b.
Amir b. Sa'saalar vesair kabilelerden bir çok halkın toplandığı bir vadi Idi (6).
Kactani'nin Yanlışları:
Kaetani, 28. fıkrasında ... Has'amlar kabilesi Muhammed ile mü-zakeratta bulunmak üzre İki sefir gönderdi.» (7) diyorsa da, yanlıştır.
Kaetani'nin dayandığı kaynakta, Has'amlardan, Peygamberimize iki kişi değil, içlerinde As'as b. Zahr ve Enes b. Müdrikin de bulundu-ğu
adamlardan mürekkep bir heyet geldiği açıklanmıştır (8).
Kaetani, Peygamberimizin yazısının tercemesinde «Bu, Muham-med Resûlullâhın Has'amlara, gerek Bişe'de daimi surette ikamet eden-diyorsa da, yanlıştır. lere, gerek çölde bedevi surette yaşayanlara bir kitabıdır.» (9)
(5) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 286
(6) Yakut-Mucemülbüldan c. 1, s. 529
(7) Kaetani-İslâm Tarihi c, 7, s. 50
(8) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 348
(9) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 51
HASAM TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil125
Bunun «Bu, Allahın Resulü Muhammed tarafından, Has'amların Bise'de ve Bişe'nin kırlarında bulunanları için yazılmıştır." diye terce-
me edilmesi gerekirdi. lam, Hasanlar için yazdı." diyerek açıkça ifade etmiştir Çünki, Ibn-i Sa'd, yazımın başlığında bunu «Resûlullah Aleyhisse-
. den, ya cebren Islamiyeti kabul eder ve bunun nerkis ve kavun ekili Yine, Kaetani, yazının tercemesinde "İçinizden kim ya kendiliğin-yalnız yağmur suyu ile yahut sebnem ile irva edilen arazisi bulunur ve ruat kurak olmayan senelerde bile kolayca bozulursa, vergi ver-meksizin nerkislerin kokusundan istifade edebilir ve kavunları yiyebi-Ir. (10)
diyorsa da, yanlıştır.
Bunu, hiç değilse, şöyle terceme etmeli idi:
Sizlerden, isteyerek veya istemeyerek, gönüllü veya gönülsüz Müs-lüman olan kimsenin, elindeki, gökten yağmurla sulanan veya düşen çiğle ıslanan yumuşak veya berk toprakta, kuraklık ve kıtlık olmayan yıllarda sürüp ekerek geliştirdiği, yetiştirdiği mahsuller-kuruyup son-radan yağımurla yeşerenleri de dahil kendisinindir.
Onları, vergi vermeksizin yer.
Onlar, her akar su ile sulanan toprakta yetiştirdikleri mahsuller için onda bir ve her kuyu suyu ile sulanan toprakta yetiştirdikleri mah-suller için de, Uşrün nısını (onda birin yarısını) ödemekle mükellef tirler.
Kaetani'nin, Nerkis sözünü, haydi, kuruduktan sonra yeşerme, gö-verme mânasına gelen Neşr sözünün güzel koku mânasından aldığını farz edelim.
Fakat, Kavun'u çarşıdan almadığına görel nereden aldığını anla-mak kolay değildir!
(10) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 51
duğun) her şeydir. Günah, insanlar sana fetva verse de bir türlü soruyorsun. Sevap gönlünün açıldığı (rahatlık ve itmi'nan duy. tatmin olmayıp ruhunu kazıyan şeydir.
YanıtlaSil-٦٢٣٥ - يَا وَابصَةُ اسْتَفْتِ قَلْبَكَ اسْتَفْتِ نَفْسَكَ البَرُّ مَا اطْمَأَنَّ إِلَيْه الْقَلْبُ وَاطْمَأَنَتْ إِلَيْهِ النَّفْسُ وَالإِثْمُ مَا حَاكَ في النَّفْسِ وَتَرَدَّدَ في الصَّدْر وَإِنْ اَفْتَاكَ النَّاسُ وَافْتَوْك (حم) طب ق فى الدلائل عن وابصة الأسدى
6235- Ey Vâbisa! Kalbine sor, kendine sor. Sevap kalbin kendisine mutmain olduğu, ruhun yatıştığı şeydir. Günah da her-kes sana fetva verse bile ruhunu kazıyan ve gönlünde tereddüde sebep olan şeydir.
٦٢٣٦ - يَا يَهُودِيُّ مِنْ كُلِّ يُخْلَقُ الإِنْسَانُ مِنْ نُطْفَةِ الرَّجُلِ وَمِنْ نُطْفَةِ الْمَرْأَةِ فَأَمَّا نُطْفَةُ الرَّجُلِ فَنُطْفَةٌ غَلِيظَةٌ فَمِنْهَا الْعَظْمُ وَالْعَصَبُ وَأَمَّا نُطْفَةُ الْمَرْأَةِ فَنُطْفَةٌ رَقِيقَةٌ فَمِنْهَا اللَّحْمُ وَالدَّمُ (حم وابو الشيخ عن ابن مسعود)
6236- Ey yahudi! İnsan hepsinden yaratılır. Erkeğin me-nisinden, kadının menisinden. Erkeğin menisine gelince, o kalın-dır. Kemikler ve damarlar ondandır. Kadının menisine gelince, incedir, et ve kan ondandır.
٦٢٣٧ - يَا لَيْتَهُ مَاتَ فِي غَيْرِ مَوْلِدِهِ إِنَّ الرَّجُلَ إِذَا مَاتَ فِي غَيْرِ مَوْلِدِهِ قِيسَ لَهُ مِنْ مَوْلِدِهِ إِلَى مُنْقَطِعِ إِثْرِهِ فِي الْجَنَّةِ (طب عن ابن عمرو)
6237- Keşki doğduğu yerin dışında ölseydi. Kişi doğdu-
ğu yerin dışında ölürse, doğduğu yerden bulunduğu yere kadar olan mesafe kadar cennetten ona bir yer verilir.
٦٢٣٨ - يَأْتِي عَلَى النَّاسُ زَمَانٌ مَا يُبَالِي الرَّجُلُ مِنْ أَيْنَ أَصَابَ الْمَالَ مِنْ خلالٍ أَوْ حَرَامٍ (ن) عن ابي هريرة)
6238- İnsanlara öyle bir zaman gelip çatacak ki, kişi el-de ettiği malın haramdan mı yoksa helalden mi olduğuna dikkat etmeyecek.
1442
-٦٢٣٩ يأتي عَلَى النَّاسُ زَمَانٌ اَلْمُتَمَّسَكُ بِسُنَّتى عِنْدَ اختلاف التى كَالْقَابِضِ عَلَى الْجُمْرِ" (الحكيم عن ابن مسعود)
YanıtlaSil6239- Insanlara bir zaman gelecek ki, ümmetimin o za-mandaki ihtilafında sünnetime sarılan, kıvılcımları avuçlayan gibi olacak.
٦٢٤٠ - يأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ وُجُوهُهُمْ وُجُوهُ الآدَمِيِّينَ وَقُلُوبُهُمْ قُلُون الشَّيَاطِين سَفَاكِينَ لِلدِّمَاءِ لا يَرعُونَ عَنْ قَبيح اَنْ تَابَعْتَهُمْ وَآرَبُوكَ وَان انْتَمَنْتَهُمْ خَانُوكَ صَيُّهُمْ عَارِمٌ وَشَابُّهُمْ شَاطِرٌ وَشَيْخُهُمْ لَا يَأْمُرُ بِالْمَعْرُوفِ وَلَا يَنْهَى عَنْ مُنْكَرِ السُّنَّةُ فِيهِمْ بِدْعَةٌ وَالْبِدْعَةُ فِيهِمْ سُنَّةٌ وَذُو الْأَمْرِ فِيهِمْ غَارِ فَعِنْدَ ذَلِكَ يُسَلِّطُ اللَّهُ عَلَيْهِمْ شَرَارَهُمْ فَيَدْعُو خِيَارُهُمْ فَلَا يُسْتَجَابُ لَهُمْ (ع)
عن ابن عباس
6240- İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, yüzleri (suretleri) insan sureti gibi, fakat kalpleri şeytan kalbi olacaktır. Kan akıtacaklar, çirkin hareketlerden çekinmeyecekler. Onlara tâbi olursan sana oyun yapacaklar, onlara güvendiğin takdirde sana hiyanette bulunacaklar. Çocukları yüzsüz, gençleri arsız ola-cak. Yaşlıları ise iyiyi emretmeyecek, münkerden alıkoymayacak-lar. Onlarca sünnet bidat, bidat ise sünnet sayılacak. Onlarda emir boş ve bozuk olacak. İşte o zaman Allah onlara aralarından en kötü olanları musallat kılacak. İyileri şerlerinden kurtulmak için dua edecekler, ama duaları kabul edilmeyecek.
GG
٦٢٤١ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ مَنْ لَمْ يَكُنْ مَعَهُ أَصْفَرُ وَلَا أَبْيَضُ لَمْ يَتَهَنَّ بالعيش (طب طس ط ض حل عن المقدام)
6241- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, o zaman da
kimin sarısı (altını), beyazı (gümüşü) yoksa yaşama hakkı olmaya-cak.
٦٢٤٢ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَدْعُو فِيهِ الْمُؤْمِنُ لِلْعَامَّةِ فَيَقُولُ اللَّهُ ادْعُ لِخَاصَّةِ نَفْسِكَ اَسْتَجِبْ لَكَ فَأَمَّا الْعَامَّةُ فَإِنِّي عَلَيْهِمْ سَاخِطٌ (حل عن انس)
1443
6242- Insanlara öyle bir zaman gelecek ki, kişi umuma dua edecek, Allah: "Sen yalnız kendine dua et de duanı kabul edeyim. Umum halka gelince ben onlara gazap edeceğim." bu-yuracak.
YanıtlaSil٦٢٤٣ - يأْتي عَلَيْكُمْ زَمَانٌ لاَ يَنْجُو فِيه إِلا مَنْ دَعَا دُعَاءَ الغريق هب عن
حذيفة ونعيم بن حماد عنه)
6243- Size öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda içiniz. den ancak boğulmak üzere olan kişinin duası gibi dua eden kim. se kurtulur.
٦٢٤٤ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَتَحَلَّقُونَ فِي مَسَاجِدِهِمْ وَلَيْسَ هَمُهُمْ إِلَّا الدُّنْيَا لَيْسَ اللَّهِ فِيهِمْ حَاجَةٌ فَلَا تُجَالِسُوهُمْ (ك عن انس)
6244- İnsanlara öyle bir zaman gelip çatacak ki, ce-maat, mescitlerde halka olup oturacak, fakat bütün gayeleri dün-ya menfaatı olacak. İşte bu gibilere Allah'ın ihtiyacı yoktur. Bing-enaleyh siz onlarla oturmayın.
٦٢٤٥ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ أَفْضَلُ أَهْلِ ذَلِكَ الزَّمَانِ كُلُّ خَفِيفِ الْحَاذِ قِيلَ يَا رَسُولَ اللهِ مَا خَفِيفُ الْحَاذِ قَالَ قَلِيلُ الْعِيَالِ (كر عن حذيفة)
6245- "İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda en üstün kişi hafifül haz olan kişidir." "Hafîfül haz ne demektir, ey Allah'ın Rasulü?" diye sordular. "Çocukları az olan kişi demek-tir." buyurdu.
٦٢٤٦ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَقُومُونَ سَاعَةً لَا يَجِدُونَ إِمَامًا يُصَلَّى بِهِمْ
ه حم طب وابن سعد عن سلامة بنت الحر)
6246- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, bir saat du-racaklar da kendilerine namaz kıldıracak bir imam bulamaya-caklar.
٦٢٤٧ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَأْكُلُونَ فِيهِ الرِّبَا فَمَنْ لَمْ يَأْكُلْهُ مِنْهُمْ نَالَهُ مِنْ عبارة (حم) وابن النجار عن ابى هريرة
1444-
6247- Insanlara öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda bol faiz yiyecekler, içlerinden faiz yemeyenlere bile mutlaka onun tozundan bulaşacak.
YanıtlaSil٦٢٤٨ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَحُجُ اَغْنِيَاءُ اُمَّتى لِلنُّزْهَةِ وَأَوْسَطُهُم للتجارة وَقُرَّاؤُهُمْ لِلرِّيَاءِ وَالسُّمْعَةِ وَفُقَرَاؤُهُمْ لِلْمَسْئَلَةِ" (خط والديلمي عن انس)
6248- İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, üm-metimin zenginleri seyahat için, orta hallileri ticaret için, okuyucu-lan gösteriş yapmak ve fakirleri de dilenmek için hac yapacaklar.
٦٢٤٩ - يَأْتِي عَلَى أُمَّتِي زَمَانٌ يَحْسُدُ الْفُقَهَاءُ بَعْضُهُمْ بَعْضًا وَيَغَارُ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ كَتَغَائِرِ التَّيُوسِ بَعْضِهَا عَلَى بَعْضٍ (ك خط عن ابن عمر)
6249- Ümmetime bir zaman gelecek, fukaha (âlimler) birbirlerini kıskanacak, tekelerin birbirlerine hücum ettikleri gibi hücum edecekler (birbirlerini kıskanacaklar.)
٦٢٥٠ - يَأْتِي عَلَيْكُمْ زَمَانٌ يُخَيَّرُ فِيهِ الرَّجُلُ بَيْنَ الْعَجْزِ وَالْفُجُورِ فَمَنْ أَدْرَكَ ذَلِكَ الزَّمَانَ فَلْيَخْتَرْ الْعَجْزَ عَلَى الْفُجُورِ (حم ونعيم عن ابي هريرة)
6250- Üzerinize öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda kişi acizlik ile günah işleme arasında muhayyer olacak. Kim bu zamana erişirse aczi, masiyet üzerine tercih etsin.
٦٢٥١ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يُسْلَبُ الرَّجُلُ إِيمَانُهُ وَمَا يَشْعُرُ يُسَلُّ مِنْهُ كَمَا يُسَلُ الْقَمِيصُ الديلمي عن أبي الدرداء)
6251- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, kişinin imanı yok edilecek de bunun farkına varmayacak. Ondan o aynen gömlek çıkarılır gibi çıkarılacak.
٦٢٥٢ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ تُقْتَلُ فِيهِ الْعُلَمَاءُ كَمَا تُقْتَلُ الْكِلابُ فَيَا لَيْتَ الْعُلَمَاءَ فِي ذَلِكَ الزَّمَانِ تُجَامِعُوا الديلمي عن ابن عباس)
-1445
6252- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, âlimler, köpekler gibi öldürülecekler. Keşke (ihtilafta değil) birlik halinde olsalardı. o zamanda o zamanın âlimleri
YanıtlaSil-٦٢٥٣- يأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَسْتَخْفِى فِيهِمْ الْمُؤْمِنُ كَمَا يَسْتَخْفِى الْمُنَافِقُ فِيكُمْ الْيَوْمَ (ابن السنى عن جابر)
6253- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, bir mü'min o zaman da (açık olarak ibadet yapamayacak ve) içini dışa vu ramayacak, tıpkı bugünkü münafık gibi.
٦٢٥٤ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَقْعُدُ الرَّجُلُ إِلَى قَوْمٍ فَمَا يَمْنَعُهُ أَنْ يَقُومَ إِلا مَخَافَةَ أَنْ يَقَعُوا فِيهِ الديلمي عن ابي هريرة)
6254- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, kişi bir güruh insanın yanında oturacak, (o meclisten) kalkmasını, ancak aley-hinde konuşmaları korkusu önleyecektir.
٦٢٥٥ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَكُونُ عَامَّتُهُمْ يَقْرَؤُنَ الْقُرْآنَ وَيَجْتَهِدُونَ فِي الْعِبَادَةِ وَيَشْتَغِلُوا بِأَهْلِ الْبِدَعِ يُشْرِكُونَ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْمَلُونَ وَيَأْخُذُونَ عَلَى قَوْلِهِمْ وَعِلْمِهِمْ اَلرِّزْقَ يَأْكُلُونَ الدُّنْيَا بِالدِّينِ هُمْ أَتْبَاعُ الدَّجَّالِ الْأَعْوَرِ
الإسمعيلي والديلمي عن ابن مسعود قال في اللسان هذا اخبر منكر)
6255- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, avam (halk)
Kur'an okuyacak, ibadete kendini verecek, fakat bidat ehlinin iş-leri ile meşgul olacaklar. Hissetmedikleri yerden şirke sapacaklar. Söz ve ilimleri vasıtasıyla rızık elde edecekler. Dini alet ederek dünyalık edinecekler. İşte bir gözü kör Deccal'ın avanesi bunlar-dır.
٦٢٥٦ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يُشَارِكُهُمُ الشَّيَاطِينُ فِي أَوْلَادِهِمْ قِيلَ أَوْ كَائِنٌ ذَلِكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ نَعَمْ قَالُوا وَكَيْفَ نَعْرِفُ أَوْلَادَنَا مِنْ أَوْلَادِهِمْ قَالَ بِقِلَّةِ الحَيَاءِ وَقِلَّةِ الرَّحْمَةِ (ابو الشيخ عن ابي هريرة)
-1446
6256- "İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, şeytanlar evlatlarında onlara ortak olacaklar." "Bu olacak mı, ey Allah'ın fark edeceğiz?" "Haya ve merhametin azlığı ile." buyurdu. Rasulu?" "Evet." "Peki kendi çocuklarımızı onlarınkinden nasıl
YanıtlaSil-٦٢٥٧- يأتي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ عُلَمَاؤُهَا فِتْنَةٌ وَحُكَمَاؤُهَا فِتْنَةٌ تكثر الْمَسَاجِدُ وَالْقُرَّاءُ حَتَّى لاَ يَجِدُونَ عَالِمًا إِلا الرَّجُلَ بَعْدَ الرَّجُل (ابو نعيم عن قبر
عن ابيه عن جده) 6257- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, uleması da hükeması da fitne olacak. Mescitler ve ilim öğrenenler çoğala-cak. Fakat gerçek âlim parmakla gösterilecek kadar az olacak.
٦٢٥٨- يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ لَا تُطَاقُ الْمَعِيشَةُ فِيهِمْ إِلَّا بِالْمَعْصِيَةِ حَتَّى يَكْذِبَ الرَّجُلُ وَيَخْلِفَ فَإِذَا كَانَ ذَلِكَ الزَّمَانُ فَعَلَيْكُمْ بِالْهَرْبِ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَإِلَى أَيْنَ الْمَهْرَبُ قَالَ إِلَى اللهِ وَإِلَى كِتَابِهِ وَإِلَى سُنَّةِ نَبِيِّهِ الديلمي عن انس)
6258- "İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, hayat artık masiyetle kazanılacak. Ticaretlerinde yalan ve yemin öylesine yaygın hal alacak ki, böyle bir zamana rastlarsanız kaçın." "Ne-reye kaçalım ey Allah'ın Rasulü?" "Allah'a, Kitabı'na ve Peygam-berin sünnetine." buyurdu.
٦٢٥٩ - يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ هَمُهُمْ بُطُونُهُمْ وَشَرَفُهُمْ مَتَاعَهُمْ وَقِبْلَتُهُمْ نِسَاؤُهُمْ وَدِينُهُمْ دَرَاهِمُهُمْ وَدَنَانِيرُهُمْ أُولَئِكَ شَرُّ الْخَلْقِ لَا خَلَاقَ لَهُمْ عِنْدَ اللَّهِ السلمي عن على)
6259- İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, bütün ga-yeleri mideleri olacak. Şerefleri malları, kıbleleri kadınları, dinleri de dirhem ve dinarları (yani servetleri) olacaktır. İşte mahlukatın en kötüleri bunlardır ki, Allah katında hiçbir nasipleri yoktur.
٦٢٦٠ - يُؤْتَى بِعِدَادِ طَالِبِ الْعِلْمِ يَوْمَ الْقِيَمَةِ وَدَمِ الشُّهَدَاءِ فَيُوزَنَانِ فَلَا يَفْضُلُ هَذَا عَلَى هَذَا وَلَا هَذَا عَلَى هَذَا (الرافعي عن عقبة بن عامر)
6260- Kıyamet gününde, talebenin mürekkebi ile şehit-
1447-
lerin kanları getirilecek ve her ikisi tartılacak. Ne bu onun üze-rine, ne de o bunun üzerine ağır basmayacak.
YanıtlaSil٦٢٦١- يُؤْتَى بِالْوَالى فَيُوقَفُ عَلى الصِّرَاطِ فَيُهز به حَتَّى يَزُولَ كُلُّ عُضو مِنْهُ عَنْ مَكَانِهِ فَإِنْ كَانَ عَادِلاً مَضَى وَإِنْ كَانَ جَائِرًا هَوَى فِي النَّارِ سَبْعِينَ
خريفًا" (عبد بن حميد وابن منيع عن بشر بن عاصم)
6261- Vali getirilip Sırat üzerinde durduralacak. Her uzvu birbirinden ayrılıncaya kadar sallanacak. Eğer adil ise köprüyü geçecek. Zalim ise yetmiş mevsim kadar bir süre için cehenneme yuvarlanacak.
٦٢٦٢ - يُؤْتَى بِالْقَاضِي الْعَدْلَ يَوْمَ الْقِيَمَةِ فَيَلْقَى مِنْ شِدَّةِ الْحِسَابِ مَا يَتَمَنَّى أَنَّهُ لَمْ يَقْضِ بَيْنَ اثْنَيْنِ فِي تَمْرَةٍ (قط ط ق عن عائشة)
6262- Kıyamet günü adalet sahibi olan kadı huzura çı-
karılacak ve öyle çetin bir hesap görecek ki, keşki tek hurma da-vasında bile iki kişi arasında hükmetmeseydim temennisinde bu-lunacak.
٦٢٦٣ - يُؤْتَى بِرَجُلٍ يَوْمَ الْقِيَمَةِ ثُمَّ يُؤْتَى بِالْمِيزَانِ ثُمَّ يُؤْتَى بِتِسْعَةِ وَتِسْعِينَ سِجِلاً كُلُّ سِجِلٍ مِنْهَا مَدُّ الْبَصَرِ فِيهَا خَطَايَاهُ وَذُنُوبُهُ فَتُوضَعُ فِي كَفَّ الْمِيزَانِ ثُمَّ يُخْرَجُ لَهُ قِرْطَاسٌ مِثْلُ هَذَا وَأَمْسَكَ بِأَبْهَامِهِ عَلَى نِصْفِ أَصْبَعِهِ فِيهَا أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ فَتُوضَعُ فِي كَفَةٍ أُخْرَى فَتُرَبَّحُ بِخَطَايَاهُ وَذُنُوبُهُ (عبد بن حميد عن ابن عمرو)
6263- Kıyamet günü kişi huzura çıkarılacak. Mizan da getirilecek. Sonra her biri, gözün görebildiği kadar günah ve ha-ta ile dolu olan doksan dokuz defter getirilecek ve terazinin bir kefesine konacak. Sonra ona bir kağıt çıkarıldığında içinde: "Eş-hedü en lâ ilâhe illellâh, ve enne muhammeden abdühû ve rasû-lüh" kelimesi bulunacak. Onu iki parmakla tutup terazinin öbür kefesine koyacak ve bütün hata ve günahlarına o şehadet keli-mesi ağır basacak.
1448
٦٢٦٤ - يُؤْتَى بِالرَّجُل مِنْ أُمَّتى يَوْمَ الْقِيَمَة وَمَا لَهُ مِنْ حَسَنَةٍ تُرْجَى لَهُ الجند فَيَقُولُ الرَّبُّ تَعَالَى أَدْخِلُوهُ الْجَنَّةَ فَإِنَّهُ يَرْحَمُ عِيَالَهُ خط) كر عن ابن مسعود)
YanıtlaSil6264- Kıyamette ümmetimden bir adam getirilecek. Fa-bulunmayacak. Allah Teala: "Haydi bunu cennete koyun. Çünkü kat cennete girmesi için kendisine ümit verecek hiçbir sevabı o çocuklarına merhamet ediyordu." buyuracak.
-٦٢٦٥ - يُؤْتَى بأقوام مِنْ وُلد آدَمَ يَوْمَ القِيَمَة مَعَهُمْ حَسَنَاتٌ كَالجبال اذا دَنَوْا وَاشْرَفُوا عَلَى الجَنَّةِ نُودُوا لا نَصيب لكم فيها ابن قانع عن سالم مولى الى حذيفة)
6265- Kıyamet gününde âdemoğullarından, dağlar gibi sevapları bulunan kavimler huzura çıkarılacaklar. Cennete yakla-şıp tam girecekleri sırada kendilerine: "Onda sizin hiçbir nasibiniz yoktur." diye (Allah tarafından) seslenilecek.
٦٢٦٦- يُؤْتَى بِعُلَمَاءِ السُّوءِ يَوْمَ الْقِيَمَةِ فَيُقْذَفُونَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَيَدُورُ أَحَدُهُمْ فِي جَهَنَّمَ بِقُضْبِهِ كَمَا يَدُورُ الْحِمَارُ بِالرَّحَى فَيُقَالُ لَهُ يَا وَيْلَكَ بِكَ اهْتَدَيْنَا فَمَا بَالَكَ قَالَ إِنِّي كُنْتُ أَخَالِفُ مَا كُنْتُ أَنْهَاكُمْ (ابن النجار عن ابي امامة)
6266- Kıyamet günü kötü âlimler getirilip doğru cehen-neme atılacaklar. Merkebin dolabı döndürmek için döndüğü gi-bi, onlardan biri bağırsağını tutmuş halde dönüp duracak. Ken-disine: "Vah haline! Biz senin sayende doğru yolu bulduk. Ne bu halin?" denildiğinde, şu cevabı verecek: "Sizi nehyettiğim şeyi ben işliyordum."
G
٦٢٦٧ - يُؤْتَى بِالنِّعَمِ يَوْمَ الْقِيَمَةِ وَالْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّئَاتِ وَيَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى لِنِعْمَةٍ مِنْ نِعَمِهِ خُذِى حَقَّكِ مِنْ حَسَنَاتِ عَبْدِي فَمَا تُتْرَكْ لَهُ حَسَنَةً إِلَّا ذَهَبَتْ بِهَا (ابو الشيخ عن انس)
6267- Kıyamet günü nimetler, sevaplar ve günahlar bir araya getirilecek. Allah nimetlerinden birine: "Haydi kulumun se-vaplarından hakkını al." emrini verdiğinde, o da hakkını alacak. Fakat kulda hiçbir şey bırakmayacak.
1449
HALIME GURBUZ
YanıtlaSilDosdoğru...
N
eyi nerede aradığımıza dikkat etmek gerek.
Ahırda misk kokusu bulun-
maz...
Zaten olmaz!
Hakikat satan, pazarda tezgah aç
maz mirim...
Hem hakikat satılmaz, dağıtılır!
Ne demiş irfan ehli;
"Yalan gürültü çıkarır, hakikat ise daima sessizdir!"
***
Unutma, her şeyin müşterisi kendi ka-litesine göredir!
Hakikatin, gürültüye patırtıya ihtiyacı yoktur.
Pazarcı bağırır, sarrafın bağırdığı ne-rede görülmüş?
Ki hakikatin sesi sükûtta gizlidir!
Ama onu duyan 'hakiki sağırlar' işite-mez!
★★★
Doğrulardan ayrılıp doğruluktan şaş-ma!
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovar-larmış.
Bunu, gözü köyde olanlar düşünsün!
Hakikati söyleyenin, dobranın, doğru-cunun dostu azdır!
Çünkü o, ne insanların keyfine göre konuşur,
Ne de nabza göre şerbet verir!
Ne demiş şair;
"İkna edilmişlerle yola çıkılmaz!
Yola, inanmışlarla çıkılır!"
Demem o ki;
Kimseyi ikna etmeye çalışma:
Bugün senin ikna ettiklerini yarın baş-aları ikna edebilir!
Başkasına ihanet eden, er geç ana da ihanet eder!
Her ikna edilmişin bir fiyatı vardır ama anmışı kimsə satın alamaz!
Yolunuza nimetleri için değil, külfetleri-e rağmen talip olanlarla yola çıkın...
★★★
Nemrut ne kadar büyük ateş yakarsa aksın,
Karıncanın su taşı-
dığı taraf galip gele-
cektir!..
Yolun sonu gelecek zaten be mirim...
Biz geçtiğimiz yer-leri güzelleştirelim yeter...
NINEM DİYOR Kİ;
Eğri bakandan, doğru iş beklen-mez.
12 NİSAN 2026 PAZAR
Hürkive
Acele İşe Şeytan Karışır
YanıtlaSil"Düşünüp taşınmadan ivedi olarak yapılan işten iyi sonuç alınmayacağını" belirtmek için "acele işe şeytan karışır" deriz. Genellikle bu atasözünü plansız programsız iş yapan ya da öfkeli anında ani kararlar vermeye yatkın olan kimselerin hata yapmasını önlemek için kullanırız. Gerçekten de öfke vb. du-rumlarda aldığımız her karar, bizim veya sevdiklerimizin daha fazla üzülmesine sebep olabilir.
Örneğin, herhangi bir sebepten dolayı evlatlarına kızgın olan bir baba, almış olduğu ani bir kararla bütün malını mül-künü satışa çıkartabilir. Hatta aynı baba evlatlarına dönüp şöyle de diyebilir:
"Size bir kuruş bile bırakmayacağım!
Oldu mu şimdi?
Tabii ki olmadı. Aceleyle verilmiş her karar gibi bunda da hata payı oldukça yüksektir. Oysa acelecilikten sakinan ve sebatkâr kimseler hata payını en minimum yumuşak huylu seviyeye indirmesini bilir. İste, şeytan bizi tam da bu noktadan
-76-
avlamaktadır, yani aceleci davranışlarımız ve sebatsızlığımız onun işine gelmektedir.
YanıtlaSilHalbuki bu şekilde davranan birinin hedefine varmadan nefesi tükenir.
"Teenniyle, yani ilerisini düşünerek hareket eden bir (kimse ise) hedefine erken(den) varır. Aceleci kimse bilme-den konuşur, anlamadan cevap verir; birini denemeden över, ardından övdüğünü yermek zorunda kalır; düşünmeden karar verdiği için de pişman olur."5
Ne yazık ki biz de zaman zaman düşünmeden hareket ettiğimiz için bu benzer hatalar işleyebiliyoruz. Nihayetinde insanız ve ani çıkışlar yaparak birilerinin kalbini de kırabiliyo-ruz. Aynı şekilde başkaları da kalbimizdeki fay hattını harekete geçirip bizi derinden sarsabiliyor. Allah'tan tevbe kapısı açık da yeniden insani ayarlarımıza dönebiliyoruz. Hazır bu kapı-dan girmişken, salih amel işleme noktasında acele etmeye ne dersiniz?
Evet evet illaki bir şeyde acele etmemiz gerekiyorsa bu alternatifi iyi değerlendirelim. Çünkü bizi dermansız veya ne-fessiz bırakacak olan bir hastalığın ya da ölümün kapımızı ne zaman çalacağı belli değildir.
Sahi, salih amel nasıl bir alternatiftir?
"Kur'an'da salih amelin, kötülüklerin ve günahların karşı-sında bir alternatif olarak sunulduğu görülür." Yani bizim için çok güzel bir alternatiftir. "Bu alternatif, kulun hem kendisine vaptığı kötülükler hem de başkalarının kendine yaptığı kötű-ükler için geçerlidir..."6
5 TDV İslam Ansiklopedisi - Teenni
6 Hadislerle İslam III Salih Amel / İvi Is. Doğru Davranış s. 39
-77-
Bir iş yapmaya niyet ederken teenniyle, yani acele etmeden karar verelim ki işimize şeytan karışmasın. Hem böylelikle hedefimize selametle varmış oluruz.
YanıtlaSilhayırlara vesile olsun. Alacağınız her karar ve ulaştığınız her sonuç, hakkınızda
الحكم الله والسادة لا إله إلا هو خالق كل من الندي وهو على كل شيء وكيل لا لشركة الأنصار وهو يدي الأنصار وهو اللطيف الخبير قد جاءكم يمار من ربحكم قتل أبصر للتقسيم ومن على فعليها وما أنا عَلَيْكُمْ تحليل . وكذلك الصرف الأيان ولِيَقُولُوا دَريْتَ وَلِبَيْنَهُ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ التَّبِعْ مَا أُري إليك من رنك لا إله إلا هو وأعرض عن المشركين . وَلَوْ شَاءَ اللهُ مَا أَشْرَكُوا وَمَا جَعَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيفًا وما أنت عليهم بوكيل . ولا تسبوا الذين يدعون مِنْ دُونِ اللهِ فَيَسُبُّوا اللهَ عَدْرًا بِغَيْرِ عِلْمٍ كَذلِكَ رَبَّنَا لِكُلِّ أُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ مَرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ وَأَقْسَمُوا بِالله جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَين . لَيُؤْمِنُنَّ بِهَا قُلْ إِنَّمَا الْآيَاتُ عِنْدَ اللَّهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْ الها إِذَا جَاءَتْ لَا يُؤْمِنُونَ وَنُقَلِّبُ أَفْئِدَتَهُمْ وَأَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُوا بِهِ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ .
YanıtlaSilقَدْ جَاءَكُمْ بَصَائِرُ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ أَبْصَرَ فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ عَمِيَ فَعَلَيْهَا وَمَا أَنَا عَلَيْكُمْ بِحَفيظ
66 Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim.99 (En'am, 6/104)
ولون
Mushaf sayfa no: 140
Hafızlık sayfa no: 7. Cüz/1. sayfa
DİLEYEN İMAN ETSİN, DİLEYEN İNKÂR...
BİLGİ
Çevremizdeki her şey bizlere Yüce Rabbimizin varlığını hatırlatır. Canlılar, etrafımızdaki hava, dağlar, denizler, nehirler, bitkiler, güneş, ay ve yıldızlar hep Allah'ın varlık ve gücünü gösterir. Kendi varlığımız, nefes alıp vermemiz ve ölümümüz de Allah'ın varlığına delildir. Kur'an da Allah'ın sözüdür ve en yüce bir delildir. O, kılavuzumuz, hidayet kaynağımızdır. Bu delilleri düşünen, doğru yolu bulur. Bir elçi olarak peygamber ancak bir uyarıcıdır, insanları imana zorlayıcı değildir. Gerekli rehberlik yapıldıktan sonra herkes yaptığının sonucuna katlanacaktır.
MESAJ:
Başta Kur'an olmak üzere pek çok delil üzerinde düşünerek Yüce Allah'ın birliğinin ve gücünün farkında olmak ve bu inanca göre yaşamak gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Besair: Basiretler. kalbin hakikatleri görme yetenekleri, akıl ve zihin meleke-leriyle algılanan deliller.
140
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilافَغَيْرَ اللَّهِ ابْتَغِي حَكَمًا وَهُوَ الَّذِي أَنْزَلَ إِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلاً وَالَّذِينَ أَتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِنْ رَبِّكَ بالْحَقِّ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ
66 'Size Kitab'ı (Kur'an'ı) hak olarak indiren O iken ben Allah'tan başka bir hakem mi arayacağım?" (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun, Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O hâlde sakın şüphecilerden olma.99
(En'am, 6/114)
الكرة الثامن
ولا انا وانا اليهم المليكة وكلمهم المولى وحشرنا عليهم كل من قبلا ما كانوا يؤمنوا إلا أن يشاء الله العمل الفارهم يجهلون . وكذلك جَعَلْنا لكل نبي علوا الشياطين الألمبي والحين يُوحى بَعْضُهُمْ إلى بَعْضٍ المراف القول غُرُورًا ولو شاء ربك ما فعلوه قدرهم وما يمازون وانضمى الله المبدا الذين لا يُؤْمِنُون بالأجزا والرضوهُ وَإِنقَارِقُوا مَا هُمْ مُقْتَرِفُونَ الغَيْرَ الله العالمي حكمًا وَهُوَ الَّذِي الزَّلَ الْبُكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلاً والدين الهنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزِّلُ مِنْ رَبِّكَ بالحل فلا لكونَنَّ مِنَ الْمُسْتَرِينَ وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صدها وعَدْلاً لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ .
نال لطبع أكثَرُ مَنْ فِي الْأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَنْ سَبِيلِ الله إن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ اعْلَمُ مَنْ يَضِلُّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ . لكلوا مما ذكر اسم اللهِ عَلَيْهِ إِنْ كُنتُمْ بِآيَاتِهِ مُؤْمِنِينَ .
Mushaf sayfa no: 141
Hafızlık sayfa no: 8. Cüz/20. sayfa
ŞÜPHESİZ Kİ KUR'AN HAKTIR.
BİLGİ:
Kur'an apaçık bir mucizedir. O, gerçeğin ne olduğunu bildirir. O varken inan-mak için başka bir delile ihtiyaç yoktur. Kur'an'ın muhatabı bütün insanlardır. Rabbimiz bu ayet-i kerime ile Peygamberimizin ehl-i kitaba; "Kur'an hakkı, batılı ortaya koydu; doğru yolu, yanlış yolu açıkladı. Durum böyle iken ben sizinle benim aramda Rabbimden başka bir hüküm verici hakem mi araya-yım?" diye seslenmesini istemektedir. Aslında Yahudi ve Hristiyan bilginleri Kur'an'ın Allah tarafından indirildiğini kesin olarak bilirler. Fakat onların bir kısmı inanmamakta ısrar ederler.
MESAJ:
Müminler, Kur'an'ın hak oluşundan şüpheye düşmezler ve inanmak için başka delil aramazlar.
KELİME DAĞARCIĞI:
Hakem: Kişiler arasındaki anlaşmazlıkları hükme bağlayan kişi.
Münezzel: İndirilmiş.
Mümterîn: Şüphe duyan.
141
سوره بقره (٢٢-٢٤)
YanıtlaSilهم بو تفسيري وامثالى اثراري، هم يكن نگر می شیخی سوزى وذي الهرينى مطالعه این فقط اجمالی رمضان الده اتملك ايته ينامرده، بلاغتك الما مارى بولونان عبد القاهر جرمانی، بخشری کے کی، جام بوم اعجاز مقنده اوج طریقہ ) الله بيان ايندكارى معلوما تدن، مقدارها فى معلومات
الده ايده بيليرلي
رنخی طریق ( عرب قومی معارف، بدوى؟ ولندی محتطارى ده او نار کی بدوی بر محیط مالی دیواناری شعر دی. یعنی مدار افتخار لری اولان الارنى، شعر الله قيد و محافظه ایدر لردى عالماری بلاغت لدى ما افتخاری فصاحت اندى سائر قوماردن فضله، ذهن مالك الدواء
ان اناره نسبتاً جوال فکر لری واردي.
ایشته عرب قومی بویله به وضعیتده اینکه و ذهنهایی ده بهار چیچکاری کی یکی یکی جامعه باشید که بر دیره قرآن عظیم الشان، يوكك بلاغتياله، خارقه فصد احتيله علي اعلا من ير يوزينه اندی عر بالرك او زوانکی مدار افتخار لری و تمثال بلاغتاری اولان و بالخاصه كعبه نك ديوارينه تعليق ايديله وك تشهير ايديان والتون صوبي ايله يا زي من ( معلقات سبعه ) عنوانيله اليلان ان ظهور
اديباء بينك ان بليغ وان فصيح اثر لريني افتخار ليسته سندن سيلديرتدى .
بون که برای حضرت محمد عليه الصلاة والسّلام او نارى قرآن ایاله معارضه یه و قرآنه بر نظیره یا بدا مه سند شد تام دعوت ايتمكن كرى طور میبوردى. طمار لرينه يك فضله طوقوند پر بیوردی. تجهیل و تردیل
اید یوردی.
ع صم حضرتك با پدیغی بویله شد تلی هجوماره قایشو، او اجرای بلاغت و او حظهم فصاحت اولان عرب بیداری، قرآنان کوچان به سوره سنده اولور نظرینی یا بامداد هالوکه کر و عظمت تاری، انا نتداری حیثیت قومی گری و غرور ملیاری اقتضا سنجه، کیچه کوندوز چالبشارمه قرآنه به نظره پایوب طه رسوای او مقدم فور توطعه کبی قولدی به چاره دوارکن، بوسته له ذلك عهده سندن حاله مديار. قرآنك بربكزريني يا عقدن عاجز قالديلر. سكونه مجبور اولديلي. ايشته او زارك بو اضطراری
کوتاری، عجز لرینی میدانه چیقاردی و بونارك عجز ارندن ده اعجاز قرآنك كونشى
طلوع ابتدى .
عَصَبِيَتِ قَوْمِيهِ
YanıtlaSilAsabiyet-i kavmiye: Kendi kavmine aşın tarafdarlık
بَلانَتْ
Belagat: Hále uygun söz söyleme
بليغ
Belig: Güzel, belágatli söz
فصيح
Fasih: Açık ve güzel konu-san
فَصَاحَتْ
Fesahat: Sözün açık ve hata-sız olması
حُكَامِ فَصَاحَتْ
Hiikkâm-ı fesahat: Fesâhat hakimleri, uzmanları
إضطراز
Izdırar: Çaresiz kalma
اعجاز قرآن
İcaz-ı Kur'ân: Kur'ân'ın mucize olması, herkesi áciz bırakması
اجمالي
İcmali: Özetlenmiş
معلومات
Malumat: Bilgiler
معارف
Maarif: Eğitim öğretim
ملا على
Mele-i ala: Büyük melekler topluluğu
مقدار كافي
Mikdar-ı kâfi: Yeterli mikdar
مُعَلَّقَاتِ سَبْعَهُ
Muallakat-ı seb'a: Yedi askı (câhiliye devrinde kabeye asılan yedi şiir)
محيط
Muhit: Çevre
مطالعه
Mütalaa: Dikkatle okuma
نظيره
Nazîre: Benzerini yapma maksadlı örnek
سكوت
Sükut: Susma
تعليق
Talik: Asma
تجميل
Techil: Cahil sayma
ترذيل
Terzil: Rezil etme
تشهير
Teşhir: Sergileme
عهده
Unde: Üstlenme
أمراي بَلاغَتْ
Ümera-yı belagat: Belágat önderleri
bu tefsiri ve emsali eserleri, hem Yirmi Beşinci Söz'ü ve zevillerini mütalaa etsin. Fakat icmali bir ma'lumât elde etmek isteyenler de, belägatin imamları bulunan Abdülkahir-i Cürcani, Zemahşeri, Sekkâkî, Câhız'in bu kısım i'caz hakkında üç tarîk ile beyan ettikleri ma'lumâttan, mikdar-ı kafi ma'lumât elde edebilirler.
YanıtlaSilる
Birinci Tarîk: Arab kavmi maârifsiz, bedevi bir milletti. Muhitleri de onlar gibi bedevi bir muhit idi. Yani medar-1 iftihârları olan hallerini.
Divânları siirdi. şiir ile kayıd ve muhafaza ederlerdi. İlimleri belågat idi. Medâr-ı iftihârları fesâhat idi. Säir kavimlerden fazla bir zekâya mâlik idiler. Başka insanlara nisbeten cevvål fikirleri vardı.
İşte Arab kavmi böyle bir vaziyette iken ve zihinleri de bahar çiçekleri gibi yeni yeni açılmaya başlarken, birdenbire Kur'ân-ı Azîmüşşân, yüksek belågatiyle, hârika fesâhatiyle mele-i aʻlâdan yeryüzüne indi.
Arabların o zamanki medâr-ı iftihârları ve timsål-i belågatları olan ve bilhassa Ka'be'nin duvarına ta'lik edilerek teşhir edilen ve altın suyu ile yazılmış 'Muallakāt-ı Seb'a' ünvanıyla anılan en meşhur ediblerinin en beliğ ve en fasih eserlerini iftihâr listesinden sildirtti.
Bununla beraber, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm onları Kur'ân ile muârazaya ve Kur'ân'a bir nazîre yapılmasına şiddetle da'vet etmekten geri durmuyordu. Damarlarına pek fazla dokunduruyordu. Techîl ve terzîl ediyordu.
O Hazret'in (asm) yaptığı böyle şiddetli hücumlara karşı, o ümerâ-yı belâgat ve o hükkâm-1 fesâhat olan Arab edîbleri, Kur'ân'ın küçük bir süresinin olsun nazirini yapamadılar. Halbuki kibir ve azametleri, enâniyetleri, asabiyet-i kavmiyeleri ve gurûr-u millileri iktizâsınca, gece gündüz çalışarak Kur'ân'a bir nazîre yapıp
âleme rüsvây olmaktan kurtulmak gibi kolay bir çare varken, bu mes'elenin uhdesinden gelemediler. Yani Kur'ân'ın bir benzerini yapmaktan âciz kaldılar.
Sükûta mecbûr oldular. İşte onların bu ızdırâri sükûtları, aczlerini meydana çıkardı. Ve bunların aczlerinden de i'câz-ı Kur'ânın güneşi tulû etti.
1476 Fatih Sultan
YanıtlaSilMehmed in Bogdan zaferi.
- 1908-Bediüzzaman Meşrutiyetin 3. günü "Hürriyete Hitap"nutkunu irad etti.
TEMMUZ
26
CUMARTESİ
1 1447 SAFER
RUMI: 13 TEMMUZ 1441 HIZIR: 82
BIR ATET
Kulunu bir gece, Mescad Haramdan kendisine bazı
ayetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız
Mescid-i Aksa'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfat-lardan münezzehtir. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilen, hakkıyla görendir.
(İsra: 1)
BİR HADİS
Namaz, kıyamet günü kulun ilk hesaba çekileceği ameldir.
Nesai, Muharebe: 2
Şu mevcudat-ı seyyale vücudlarıyla Vâcibü'l-Vücud'un vücub-u vücuduna şehadet ettikleri gibi; zevalleriyle ezeliyetine, sermediyetine ve ehadiyetine şehadet ederler. Nurun İlk Kapısı
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1924-1924 Anayasası
yürürlüğe girdi.
1935 - Bediüzzaman
Isparta'da tutuklanarak talebeleriyle birlikte Eskişehir cezaevine gönderildi.
NİSAN
20
PAZARTESİ
3 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 7 NİSAN 1442
KASIM: 164
BİR AYET
Her şeyi O yaratmıştır, her şeyi hakkıyla bilen de Odur.
En'am Suresi: 101
BİR HADİS
Birbirinizle musafaha yapınız ki, kalplerinizden kin duyguları yok olsun.
Ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bâkîde göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fânî ömürde sa'y ve çalışmalarına bağlıdır. Mesnevî-i Nuriye
napean isyen epeisen al
YanıtlaSilMAN TAKVIMY
TARİHTE BUGÜN
- 1664 - Kanije Zaferi.
1944 - Bediüzzaman Denizli Mahkemesinde müdafaada bulundu.
1946 - Seçimlerde açık oy gizli tasnifın kaldırılışı.
Dünya Sigara İçmeme Günü.
31
SALI
TUESDAY
MAYIS MAY
BİR AYET
O gün öyle yüzler vardır ki, engin bir mutluluk
içindedirler.
Gaşiye Suresi: 8
BİR HADİS
Rüya bir âlimden veya hayırhahtan başkasına anlatılmaz.
O Sâniin bütün makasıd-ı sanat-perverânesine hizmet eden o daire reisinin ne derece o Sâni ile münasebettar ve onun nazarında ne kadar mahbûb ve makbul olduğu bilbedâhe anlaşılır.
Sözler
HICRÎ-1 ZİLKA'DE 1443 - RUMI: 18 MAYIS 1438
KASIM: 26-GÜN 151 KALAN-214-GÜN UZA: 2 DK
BENÍ SELAMAN TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilBeni Selamanların Soyları ve Yurdları:
Ben' Selamanlar, Kahtan'ın soyundan gelen Kudân kabilelerin-
den idiler (1). Beni Selamanların Ata soyları şöyle sıralanır:
Beni Selaman b. Sa'd, b. Zeyd, b. Leys, b. Süd, b. Eslem, b. İlhafi,
b. Kudia (2),
Beni Selamanlar, Cinab'da otururlardı (3).
Cinab; Hayber, Selah ve Vådilkura taraflarında bir yerdir.
nir (4).
Cinab'ın, Beni Mazinlerin konak yerlerinden olduğu da, söyle-
Beni Selaman Temsilcileri Medine'ye Ne Zaman Geldiler? Kaç Kışı İdiler? Nasıl Müslüman Oldular?
Beni Selaman Temsilcileri, Medine'ye hicretin onuncu yılında şev-val ayında geldiler.
Yedi kişi idiler (5).
Temsilcilerin başında Habib b. Amr'üs'Selamâni bulunuyordu (6). Habib b. Amr der ki Biz, Beni Selâman Temsilcileri olarak Resû-lullah Aleyhisselâmın yanına vardık. Yedi kişi idik.
giderken rastladık.
Resûlullah Aleyhisselâma, Mescidin dışında çağırıldığı cenazeye
(Esselâmü aleyke yå Resûlallah!) dedik.
Selamımıza (Ve Aleykümı) diyerek karşılık verdi ve (Siz, kimsi-niz?) diye sordu.
(Biz, Selamanlardarız. İslamiyet üzerine Sana bey'at edelim diye geldik!
(1) Kalkagandi-Nihayetülereb a. 300
(2) Ibn-i Lazm-Censhere s. 486, Ibn-1 Hacer-İsabe c. 1, a. 307 ( 3) fon-i Eair-Usdülgabe e. 1, n. 445, İbn-i Hacer-Isabe c. 1, s. 307
( 4) Yakut-Mucemülbüldan e. 2, s. 164 (3
) Vaksdiden naklen Ilm-i Sa'd-Tabakat c. 1, 8. 332, 333, Taberi-Tarih c. 3, a. 158, The-i Zadülmaad c. 3, s. 62
(6) Ion-1 Abdulber-Istiah c. 1, п. 324. fan-1 Esir-Usdülgabe c. 1, s. 445, Ibn-1 Haldun-Tarih c. 2, kx. 2, n. 55
BENİ SELAMAN TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil137
Biz, arkamızda kavımımızdan olanların da, Temsilcisiyiz!) dedik..
Resûlullah, uşağı Sevbân'a dönerek (Bu Elçileri, Elçilerin indiril-mekte olduğu yere indir!) buyurdu (7)
Müslüman olduk.» (8)
Beni Selaman Temsilcilerinin Peygamberimize Soruları ve Yağmursuzluktan Şikâyetlenmeleri :
Beni Selaman Temsilcileri Remle bint-1 Hâris'in konağına indiril-
diler. Öğle namazının ezanını işitince, Mescide gidip Peygamberimizle birlikte öğle namazını kıldılar (9).
Peygamberimiz öğle namazını kıldırınca, Minberle evinin arasın-da oturdu.
Beni Selaman Temsilcileri, Peygamberimizin yanına vardılar (10). Habib b. Amr «Ey Allâhın Resülü! Amellerin efdal ve üstünü ne-dir? diye sordu.
Peygamberimiz «Vaktinde kılınan namazdır! buyurdu (11).
Namaz hakkında, İslâm şeriatları hakkında, göz değmemesi için okuyup üflemenin caiz olup olmadığı hakkında bir takun sorular sor-dular (12).
İkindi namazını da, Peygamberimizle birlikte kıldıktan sonra ül-
kelerinin kuraklığa uğramasından şikâyetlendiler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz, tek elile «Ey Allahım! Onları, yurd-larında yağmurunla sula! diyerek duâ etti.
Habib b. Amr Yâ Resûlallah! Elinin ikisini de, kaldır! Çünki, böyle yapmak, daha çokluk taşır ve daha güzeldir." dedi.
Peygamberimiz, gülümsedi ve iki elini, koltuğunun altları görü-nünceye kadar kaldırdı.
(7) Rom-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 332, Halebt-İnsanüluyun c. 3, s. 278, A. Z. Dahlan-Stre c. 2, s. 162
(8) İbn-i Sa'd-Tabakat c, 1, s. 333
(9) Ibn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 308
(10) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 332-333
(11) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 62, İbn-1 Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 257,
(12) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 333
İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 308, Halebl-İnsanüluyun c. 3, s. 278, A. Z. Dahlan-Sire с. 2, в. 162
129
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Beni Selaman Temsilcilerinin Yurdlarına Dönmeleri ve Yurdlarını Yağmura Kavuşmuş Bulmaları:
Beni Selaman Temsilcileri Medine'de üç gün kaldıktan ve ağırlan. dıktan sonra Peygamberimizle vedalaştılar.
Peygamberimiz, onlara bahşişlerinin verilmesini emr etti (13). sldi
Her birine beşer ukıye gümüş verildi (14).
Bilal-1 Habesi Bu gün, yanımızda mal yoktur!>> diyerek özür di-
ledi. Temsilciler «Malın, bundan daha çoğu ve daha güzeli olmaz!» de
diler (15).
Temsilciler, yurdlarına döndüler (16).
Döndükleri zaman, yurdlarını, Peygamberimizin duâ ettiği gün ve saatte yağmura kavuşmuş buldular (17).
(13) İbn-i Kayyını- Zadülmaad c. 3, s. 62, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, 8. 257 Halebl-İnsanüluyun c. 3, s. 278, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, 8. 162
(14) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 333, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 62, bn-i Seyyid-Uyuniüleser c. 2, s. 257, Halebl-İnsanüluyun c. 3, s. 278, A. Z. Dahlan-Sire c. 2,
8. 162
(15) İbn-i Kayyım-Zadülmand c. 3, s. 62, Ibn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 257, Halebi-Insanüluyun c. 3, s. 278, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 162 ( 62. İbn-i Seyyid-
16) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 333, İbn-i Kayyum-Zadülmaad c. 3, s. Uvunüleser c. 2, s. 257, Halebi-Insanüluvun c. 3, s. 278, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, 4. 162
bi-Insantiluyun c. 3, s. 278, A. Z. Dahlan-Sire 2, 162 ( 17) Ibn-1 Kayyım-Zadülmaad v. 3, 5, 62, Ibn-i Seyyid- Uyunüleser c. 2, s. 257. Hale-
Birer yıldız olur da, Kırpışırlar havada, Kupkuru bir kafada, Apaçık giden gözler...
YanıtlaSilVI
KIVRIM KIVRIM
Vehim kadehinde zehirli tütsü... Kıvrım kıvrım, Beyin törpüsü...
Durulan sonsuzluk, yemyeşil gece... Dalga dalga, Büyük düşünce...
Tek ölçü, her şeyin her şeyden farkı... Ahenk ahenk, Bir yakan şarkı...
VII
GEÇEN DAKİKALARIM
Kimbilir nerdesiniz, Geçen dakikalarım? Kimbilir nerdesiniz?
Yıldızların, korkarım, Düştüğü yerdesiniz, Geçen dakikalarım?
Acaba tütsü yaksam, Görünür mü yüzünüz? Acaba tütsü yaksam?
Siz benim yüzümsünüz; Eğilip suya baksam, Görünür mü yüzünüz?
Gitti bütün güzeller; Sararmış biri kaldı. Gitti bütün güzeller.
Gün geldi, saat çaldı, Aranızda verin yer; Sararmış biri kaldı!..
- VIII SAYIKLAMA
Kedim, ayak ucuma büzülmüş, uyumakta; İplik iplik sarıyor sükûtu bir yumakta, Hırıl hırıl, Hırıl hırıl...
352
Bir göz gibi süzüyor beni camlardan gece, Dönüyor etrafımda bir sürü kambur cice,
YanıtlaSilFırıl fırıl,
Fırıl firu...
Söndürün lâmbaları, uzaklara gideyim; Nurdan bir şehir gibi ruhumu seyredeyim, Pırıl pırıl,
Pırıl pırıl,...
Sussun, sussun, uzakta ölümüme ağlayan; Gencim, ölmem, arzular kanımda bir çağlayan,
Şırıl şırıl, Sırıl şırıl...
Bahsetse yaşamanın tadından başucumda, Ne olurdu, bir kadın, elleri avucumda,
Mırıl mırıl,
Mırıl mırıl...
IX
BU YAĞMUR
Bu yağmur, bu yağmur, bu kıldan nice, Nefesten yumuşak, yağan bu yağmur. Bu yağmur, bu yağmur, bir gün dinince, Aynalar yüzümu tanımaz olur.
Bu yağmur kanımı boğan bir iplik, Tenimde acısız yatan bir bıçak. Bu yağmur, yerde taş ve bende kemik Dayandıkça çisil çisil yağacak.
Bu yağmur, delilik vehminden üstün, Karanlık, kovulmaz düşüncelerden. Cinlerin beynimde yaptığı düğün, Sulardan, seslerden ve gecelerden...
-X-
YUNUS EMRE
Kaç mevsim bekleyim daha kapımda, Ayağımda zincir, boynumda kement? Beni de, piştiğin bela kabında, O kadar kaynat ki, buhara benzet!
Bekletme Yunusum, bozuldu bağlar, Düşüyor yapraklar, geçiyor çağlar; Veriyor, ayrılık dolu semalar, İçime bayıltan, acı bir lezzet.
353
Virmi hes yıl gibi uzun bir arkadaşlığın armağanı olarak esim Feyziye'ye sevgilerimlets
YanıtlaSilYUNUS'TAN BUGÜNE TÜRK ŞİİRİ
H. FETHİ GÖZLER
Ankara-Atatürk Ortaokulu Müdürü
Şenyuva Matbaası
Ankara-1967
106. Biz, bir âyetin hükmünü yürürlükten kal-anır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka Jaha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir.
YanıtlaSil(Sonra gelen bir âyetin, daha önceki âyetin hükmü-nü yürürlükten kaldırmasına «nesh» denir. Allah Teâlâ, insanlığın medenî ve kültürel gelişmesine ve bu gelişmenin doğurduğu ihtiyaçlara uygun olarak, ge-rektikçe yeni peygamber ve kitaplar göndermiş, önce-kilere ait bazı hükümleri yürürlükten kaldırmıştır. Naslarının hükmü ebedi olan Kur'an-ı Kerim nâzil olurken, bu döneme mahsus olmak üzere bazı âyetler, diğerlerini neshetmiştir, ancak bunların sayısı olduk-ça azdır ve ilk İslâm neslinin terbiye ve intibakını te-min maksadına yöneliktir.)
107. (Yine) bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır?
KISALTMALAR Kitap isimleri
YanıtlaSil(A. Mů.): Asay-ı Müsa
(B.L.): Barla Lahikası
(D.H.O.): Divan-1 Harb-i Örfi
(D.H.O. Iç. R.): Divân-ı Harb-i Örfi (İçtimai Reçeteler'den)
(E.L.): Emirdağ Lahikası
(H.SL.): Hutuvat-1 Sitte
(H.Ş.): Hutbe-i Samiye
(1.1.): İşârâtü'l-lcaz
(K.L.): Kastamonu Lahikası
(L.): Lem'alar
(L.N.): Latif Nükteler
(M.): Mektubat
(M.N.): Mesnevî-i Nûriye
(Mh.): Muhakemat
Reçeteler'den) (Mk. Iç. R.): Makaleler (İçtimaî
(Mn.): Münazarất
teler'den) (Nt. Iç. R.): Nutuk (İçtimâî Reçe-
(S.): Sözler
(S.T.): Sikke-i Tasdik-i Gaybî
(S.T.Ten): Sikke-i Tasdik-i Gay-bi. Tenvir Neşriyat
(Sn.): Sünûhat
($.): Şualar
(Rm.): Rumuz (İçtimãî Reçete ler'den)
(T.H.): Tarihçe-i Hayat
(T.H. Iç. R.): Tarihçe-i Hayat (İçtimaî Reçeteler'den)
(Tils.): Tılsımlar Mecmuası
çeteler'den) (Tl. Iç. R.): Tuluat. (İçtimai Re-
Diğer kısaltmalar
as. hit: Asakire hitap
as:asıl
Bar:Barla
bas:basamak
bür:bürhan
cil:cilve
Denz: Denizli
des:desise
düs:düstur
düs:düstur
Emir. Çiç: Emirdağ çiçeği
estesas
Far. mün:Farisi münacât
Eski:Eskişehir
fık:fıkra
Hak. Çek:Hakikat Çekirdekleri
hak:hakikat
haşhaşiye
hat:hâtime
hay:hayau
hik:hikmet
Isp:Isparta
işă:işaret
kel:kelime
kıs:kısım
Konf:Konferans
lev:levha
mak:makam
maka:makale
maks:maksat
meb:mebhas
mes:mesele
mer. nur:mertebe-i nûriya
mesl:meslek
mev:mevkif
mey:meyve
muk:mukaddime
nok:nokta
not:nota
nük:nükte
par.parçası
pen:pencere
rem:remiz
res:resha
tel:telvih
siy. dut:Siyah dutun bir meyvesi
tetim:tetimme
vec:vecih
veh:vehim
NESH
YanıtlaSilZamanın hükmü nesh etmesi. (Mn.) 117.
NEVRUZ
Nevruz gününün açık olması. (S.T.) 22.
Nevruz-u Sultânî. (S.) 58:10. Söz, 10. sûret
Nevruza tefekkür gözlüğüyle bakmak. (S.) 78:10. Söz, 9. sûret
Ölüm Nevruz Bayramı günümüzdür. (Mn.) 101
FİHRIST/501
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
YanıtlaSilELHAMDÜLİLLAH
ALLAHUEKBER
SUBHANALLAH
ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED
ESTAGFİRULLAH
SALLAAHUALEYHİVESELLEM
BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
Bir Hazinenin Anahtarı RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI FİHRİST VE İNDEKSİ
YanıtlaSilİSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
TÜRKİYE DİYANET VAKFI YAYINLARI/86-A
YanıtlaSilKUR'ÂN-I KERİM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Hazırlayanlar
Prof. Dr. Hayrettin KARAMAN
Prof. Dr. Ali ÖZEK
Prof. Dr. İbrahim Kâfi DÖNMEZ
Prof. Dr. Mustafa ÇAĞRICI
Prof. Dr. Sadrettin GÜMÜŞ
Doç. Dr. Ali TURGUT
١٧٦
YanıtlaSilسوره بقره (٢٢-٢٤)
(ایلخی طریق ) كلا ملوك مصاريني، فيمتريني، فزيناريني بان و آلتون أولا ناريني با خبر اولوا تفریق بدن تو اهل تحقيق واهل تدقیق و اهل تنقید دوست اولسون، دوشمان اولسون هير قرآن كرعى بتون عصر لر بویونجه سوره سوره انت انت كلمه كلمه بك ان تحقيقه انار با در تدقيق التحلى قرآن كرمك كلماتنده کی انتظام و معافنده کی کو ز للگہ مران او المشهر وبوفيه 12 انحه تحقیقات و تدقيقاتدن مولده قرآن عظيم الشانك حتوا انتد على مزايا سنك ولطائفتك . نهم برنده بولودیغنه شهادت بشار در او نارك بو صدقه و شهاد ناری حقائقتك بشر كلا منك
an
t
شویله جه اثبات ايديالير:
قرآنك ان اناعه المنده يا ديفي بون انقلا بابری و تبد لاری و شرق وغربی ایجنه الان تأسيس بندیگی دینی و ديانتي و زمانك الحمد سالم کنجالانی و شرافنی و تکررا نند کی کو لگنی و حلاوتی
محافظه ایمی کی خارقه حالارى ( إِنْ هُوَ إِلَّا وَتَى يُوحَى ) آيتني او قو يجب
اعلان ايديورلي.
ا نجی طریقه ) بلاغت امامان ندن مشهور جاحظك تحقيقاته كوره، عرب ادیبا مینا و بلیغام میدان حضرت محمد عليه الصلاة والسلامك دعواني قلم ايله ابطال اینکه تعریف ایدیالمه به جان در جوده احتیا جاری واردی و او حضرته قارشو اولان كين و عدا وتاری و عناد لريله برای ان قولای ان ياقين وان سليم اولان قلمه و بازی ايله معارضه لي ترك ابتديلي ان اوزون وان مشكل وان تهلكه لى وان شبه لى اولان سيف وحرب ايله مقابله به مجبوراً التجا ابتديلي. ايشته صورت قطعیه ده بوندن اخلاش البيور كه قرآنك بكزريني يا يقدن عاجز والمشهر در زيرا، أو نالي هر انكي
يولك آراسنده کی فرقی بیام بناکر دن دیگریلی.
بناء عليه، برنجی بول ابطال دعوا ليجون داها مساعد ايكه أو في ترك ايد حب، هم واللريني، هم جانا ديني تھلی که یه آقامه و باشقه بریوله سالون اليدن، یا سفیهدر - والبو که مسلم ان اولد قدن صو كره سیاست عالمني العمرين الافاده سفيه دينياله من و یا برنجی بوله لوكون كند يالي بني عاجز کور مشاهر در.
ونك الجون قلم پرینه سیفه مراجعت انتشار در.
عداوت
YanıtlaSilAdavet: Düşmanlık
أهل حقيق
Ehl-i tahkik: Araştırmacı Alimler
آهل تدقيق
Ehl-i tedkik: Dikkatle ince-leyenler
آهل تنفيذ
Ehl-i tenkid: Eleştirenler
غَرْبٌ
Garb: Batt
حقائق
Hakaik: Hakikatler
حلاوت
Halavet: Tatlılık
حاميت
Hasiyet: Bir şeye mahsûs hál ve faide, özellik
احتوا
İhtiva: İçine alma
انقلاب
İnkılab: Dönüşme
انتظام İntizam: Düzen, düzgünlük
كلام
Kelam: Söz
كلمات
Kelimat: Kelimeler
لَطَائِف
Letaif: Güzellikler, incelikler
معاني
Maani: Manalar
مرايا
Mezaya: Meziyetler
مزيت
Meziyet: Üstün vasıf
معارضة
Mudraza: Karşı çıkma
مشكل
Müşkil: Zor
سفية
Sefih: Akılsız
سيف
Seyf: Kılıç
صدق
Sidk: Doğruluk
سلوك
Sülak: Bir yola girme
شبابت
Sebabet: Gençlik
تحقيقات
Tahkikat: Etraflıca araştır-malar
تبدل
Tebeddül: Değişme
تدقيقات
Tedkikat: Dikkatle incele-meler
, 23-24
YanıtlaSilmeziyetlerini bilen ve altın olanlarını bakır olanlarından İkinci Tarik: Kelamların hasiyetlerini, kıymetlerini, tefrik eden bütün ehl-i tahkik ve ehl-i tedkik ve
Kur'an-ı Kerim'i bütün asırlar boyunca sûre sûre, âyet ehl-i tenkid, dost olsun, düşman olsun, hepsi, ayet, kelime kelime pek ince tahkik etmişler, Pek derin tedkik etmisler. Kur'ân-ı Kerim'in kelimatındaki intizáma ve maânîsindeki güzelliğe hayran olmuşlar. Ve bu kadar Azimüşşan'ın ihtiva ettiği mezayasının ve letâifinin ve ince tahkikät ve tedkikättan sonra, Kur'ân-hakäikinin beşer kelâmının hiçbirinde bulunmadığına sehådet etmişlerdir. Onların bu sıdk ve şehadetleri, şöylece isbat edilir:
Kur'ân'ın insanlık âleminde yaptığı büyük inkılâbları ve tebeddülleri; ve sark ve garbı içine alan te'sis ettiği dini ve diyâneti; ve zamanın geçmesiyle gençliğini ve şebâbetini ve tekerrür ettikçe güzelliğini ve halâvetini muhafaza etmesi gibi hârika hålleri إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى âyetini okuyup i'lân ediyorlar.
Üçüncü Tarîk: Belâgat imamlarından meşhur Câhız'ın tahkikātına göre, Arab edîblerinin ve beliğlerinin
Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın da'vâsını kalem ile ibtâl etmeye ta'rîf edilmeyecek derecede ihtiyaçları vardı. Ve o Hazrete (asm) karşı olan kin ve adâvetleri ve inâdlarıyla beraber, en kolay, en yakın ve en selîm olan kalemle ve yazı ile muârazayı terk ettiler. En uzun ve en müşkil
ve en tehlikeli ve en şübheli olan seyf ve harb ile mukābeleye mecbûren ilticâ ettiler. İşte sûret-i kat'iyede bundan anlaşılıyor ki, Kur'ân'ın benzerini yapmaktan âciz kalmışlardır. Zîrâ, onlar her iki yolun arasındaki farkı bilmeyenlerden değildiler.
Binâenaleyh, birinci yol ibtâl-i da'vâ için daha müsaid iken onu terk edip, hem mallarını, hem canlarını
tehlikeye atan ve başka bir yola sülük eden, ya sefihtir -halbuki müslüman olduktan sonra siyaset âlemini ellerine alanlara sefîh denilemez- veya birinci yola sülûkten kendilerini aciz görmüşlerdir. Onun için kalem yerine seyfe müracaat etmişlerdir.
(use) әбірәшү 1-N
YanıtlaSilON
-711-Tarık Bin Ziyad'ın ordusunun İspanya'yı fethi.
- 1950- Kore'de komünistlere karşı savaşmak üzere 4500 kişilik bir Türk Tugayı BM'nin emrine verildi. Gidenler arasında Bediüzzaman'ın talebesi Bayram Yüksel de vardı.
1986 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Hulusi Yahyagil vefat etti.
TEMMUZ
25
CUMA
30 1447 MUHARREM
RUMI: 12 TEMMUZ 1441 HIZIR: 81
BIR AYET
Ey kavmim! Eğer siz gerçekten Allah'a iman etmişseniz, eğer Ona teslim olmuş kimseler iseniz, artık sadece Ona
tevekkül edin.
(Yunus: 84)
BİR HADİS
Eğer siz gereği gibi Allah'a tevekkül etmiş olsaydınız, tıpkı sabahleyin kursakları boş olarak çıkıp, akşam doymuş bir şekilde dönen kuşların rızıklandırıldığı gibi sizler de rızıklandırılırsınız. Tirmizî
Ecel birdir, tagayyür etmez.
Emirdağ Lahikası
CÕğla İkindi Aksam Yatsı
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
- 1928 - Pakistanlı İslâm Şairi Muhammed Ikbal'in vefatı.
1983 - Yazar Kemal Tahir'in ölümü.
NİSAN
21
SALI
BİR AYET Hüküm ve hükümranlık yalnız Onundur, siz de Ona döndürüleceksiniz.
Kasas Suresi: 70
4 1447 ZİLKA'DE
BİR HADİS
Denkleri çıktığında kızlarınızı evlendirin. Musibet ve engellerin gelmesini beklemeyin.
RUMI: 8 NİSAN 1442
KASIM: 165
Bu dünya eğer daimi olsaydı ve yolumuzda ölüm olmasaydı ve firak ve zevalin rüzgârları esmeseydi ve musibetli, fırtınalı istikbalde manevî kış mevsimleri olmasaydı, ben de seninle
Imeak
Güne
Öğle
İkindi
Mecam Vater
beraber senin haline acıyacaktım. Lem'alar
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1453 - Ayasofya'da ilk Cuma namazı Akşemseddin tarafından kıldırıldı.
1911-Türk Hava
Kuvvetleri'nin kuruluşu.
1929 - Türkiye'de resmî işlem ve kayıtlarda tamamen Latin harfleri kullanılmaya başlandı.
1994 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Mehmet Kayalar vefat etti.
1
ÇARŞAMBA WEDNESDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET
Allah, tevbeleri çok kabul
edendir.
Nasr Suresi: 3
BİR HADİS
İnsanların en hayırlısı, en çok faydası dokunandır.
Ey mağrur nefis! Sen öyle bir zaafiyet, acz, fakirlik; miskinlik gibi hallere mahalsin ki, ciğerlerine yapışan ve çok defa büyülttükten sonra ancak görülebilen bir mikroba mukavemet edemezsin.
Mesnevî-i Nûriye
HIGRI 2 ZİLKA'DE 1443. BUMI: 19 MAYIS 1438
HIZIR: 27 - GÜN: 152 KALAN: 213 - GÜN UZA.: 1 DK
n-
YanıtlaSil11-
e-
ve
FERVE B. MÜSEYKİN MEDİNE'YE GELİSİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
Beni Muradların ve Ferve b. Müseyk'in Soyu:
Beni Muradlar, Kahtan'ın soyundan gelen Kehlan kabilesinden
Idiler (1).
Beni Muradların Ata soyları şöyle sıralanır:
Beni Murad (Yuhabir) b. Målik (Mezhic), b. Üded, b. Zeyd, b. Yeş-
cüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe' (2).
Murad (Yuhabir) b. Malik (Mezhic) in:
1. Naciye,
2. Zahir
adında iki,
Naciye'nin :
1. Abdullah,
2. Umeyr,
3. Müfric,
4. Kinâne,
5. Malik,
6. Yeşkür,
7. Nemire,
8. Redman
adlarında sekiz oğlu vardı.
Abdullah b. Naciye'nin Gutayf adında bir oğlu olup
Ferve b. Müseyk, b. Hâris, b. Seleme, b. Haris, b. Züeyb (Küreyb), b. Mâlik, b. Münebbih, b. Gutayf, b. Abdullah, b. Naciye de onların so-
yundan gelmiştir (3).
Ferve, Beni Muradların ileri gelenlerindendi. İyi bir şairdi (4).
Beni Muradlardan:
1. Karen b. Redman, b. Naciye, b. Murad,
(1) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 417 (2) fon-1 Hazm-Comhere s. 405, Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 417
(3) İbn-i Hazm-Cemhere s. 406
(4) İbn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. 1261-1262
İ, T. Medine Devri X/F: 9
130
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
3. Rabaz b. Zehran, b. Murad,
2. Beni Cemel b. Kinâne, b. Nâciye, b. Murad,
4. Sunabih b. Zehran, b. Murad,
kabileleri türemiştir (5).
Ferve b. Müseyk Medine'ye Ne Zaman ve Niçin Geldi? Nasıl Müslüman Oldu?
Beni Muradlardan Ferve b. Müseyk'in Medine'ye gelişi, hicretin onuncu yılında, Benî Zübeyd Temsilcisi Amr b. Madikerib'in gelişinden önce idi (6).
Ferve b. Müseyk, Kinde kırallarından ve onlara bağlılıktan yüz çe virerek Peygamberimize täbi ve Müslüman olmağa geldi (7).
Sa'd b. Ubåde'nin evine indi (8).
Müslüman oldu (9).
Sa'd b. Ubåde, ona Kur'ân'ı Kerimi, İslâmiyetin farzlarını ve Şeri-
atlarını öğretti (10).
Peygamberimizin Ferve'ye Redm, Rezm Günü Hakkındaki Sorusu:
Peygamberimiz, Ferve b. Müseyk'e «O gününüzü, Hemdanların gü-nünu hatırlıyor musun?» diye sordu.
Ferve «Evet!» dedi (11).
Bunun uzerine, Peygamberimiz «Ey Ferve! Redm, Rezm günü kav-mının uğradığı felaketin sana da bir kötülüğü, bir zararı dokundu mu?» diye sordu.
Ferve Yâ Resûlallah! Kavmı, benim kavmım gibi Rezm günü fe-låketine uğramış ta, bundan, kendisine bir kötülük, bir zarar dokun-mamış kim var? (12) Ev halkını ve kabileyi yok ettil» dedi (13).
(5) İbn-i Hazm-Cemhere s. 476-477
(6) Taberi-Tarih c. 3, s. 160, İbn-i Esir-Kâmil c. 2, s. 298, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55
(7) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 229, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 327, Tabe-ri-Tarih c. 3, s. 161
(8) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 327
(9) Ibn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. 1261, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 360, İbn-i Haldun Tarih c. 2, ks. 2, 5, 55
(10) İbn-i Sa'd-Tabakat e 1, s. 327
(11) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 361
(
Esir-KA-12) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 29, Taberi-Tarih c. 3, s 161, İbn-i Esir (13) Ibn-1 Estr-Üsdülgabe c. 4, s. 361 mil c. 2, s. 296, Ibn-1 Seyyid-Uvunüleser c. 2, s. 240. Ebülfida-Sire c. 4, s. 137
FERVE B. MÜSEYK'İN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil131
Peygamberimiz Fakat, bu, İslamiyette kavmına hayırdan başka bir şey eklemeyecektir (14).
Bu, sağ kalanlar için hayırlıdır!» buyurdu (15).
Rezm, Redm Günü :
İslâmiyetten biraz önceki günlerin birinde Hemdanlar, Ecda' b. Malik'in kumandası altında Beni Muradların üzerine yürüyüp onlar-dan pek çoklarını istedikleri gibi öldürmüşler ve yaralamışların
Bu hezimet günü, Rezm, Redm günü diye anılmıştır (16). Rezm, Beni Muradların yurdunda bir yerdir (17).
Ferve'nin Muradlar, Zübeydler ve Mezhicler Üzerine Umumi Vali Tayin Edilmesi:
Peygamberimiz, Ferve b. Müseyk'i, Muradlar, Zübeydler ve Mez-hiclerin bütününe Vali tayin etti.
Halid b. Said b. As'ı da, Sadaka ve Zekât Tahsil memuru olarak yanına kattı (18).
Halid b. Sald için, içinde Sadaka ve zekât mikdar ve nisbetleri açık-lanan bir de, yazı yazdı (19).
Halid b. Said, Peygamberimizin vefatına kadar Ferve'nin ülkesin-de ve yanında bulundu (20).
Ferve'nin, Kavminin Münkirlerile Savaşmasına İzin Verilmesi:
Ferve b. Müseyk «Yâ Resûlallah! Kavmımın, Müslümanlığa yöne-lenlerini yanıma alarak, Müslümanlıktan yüz çevirenlerle çarpışayım mi?» diye sordu.
Peygamberimiz, Ferve'nin, onlarla çarpışmasına izin verdi (21).
dirdi. Giyinmek üzere Uman dokuması bir elbise de verdi (22).
( 14) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire e. 4, s. 229, Taberi-Tarih c. 3, s. 161, İbn-i Esir-Ka-
Kendisine on iki ukıye gümüş ihsan etti. Onu, soy bir deveye bin-
mil c. 2, s. 203, 297, İbn-i Seyyid-Uyunüleser e. 2, s. 240, Ebülfida-Sire c. 4, s. 137 (15) Ibn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 361
(16) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 228, Taberi-Tarih c. 3, s. 160-161, İbn-1 ( Esir-Kamil c. 2, 8. 295-296, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 239
17) Yakut-Mucemülbüldan c. 3, s. 42 ) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 229, ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, 327, Taberi-
( 18 Tarih c, 3, s. 161, İbn-i Esîr-Kâmil c. 2, s. 297, İbn-i Seyyid-Uyunüleser e 2, s.
240, Ebülfida-Sire c. 4, s. 137
(19) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 327
Uyunüleser c. 2, s. 240, Ebülfida-Sire c. 4, s. 137-138
(20 ) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 229, Taberi-Tarih c. 3, s. 161, İbn-i Seyyid-
(22 ) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 327
( 21) Tirmizi-Sünen c. 5, s. 361, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 361
132
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Ferve, çıkıp gittikten sonra «Gutayfi, ne yapıyor?>> diye sordu. Yola çıktığı haber verilince, arkasından adam gönderip geri
virtti. çe-Eshabindan bazılarile birlikte bulunduğu sırada Ferve geldi Peygamberimiz «Sen, o kavmı, İslamiyete davet et. Müslüman
olan-ların Müslümanlığını kabul et! Kim Müslüman olmazsa, sana, yeni bir emir verinceye kadar , on-
larla çarpışmakta acele etmel buyurdu (23). Ferve #Yâ Resülallah! Bizim yurdumuzun yanında Ebyen toprağı anılan bir toprak olup orası, bizim elverişli yeyinti yerimizdir. Fa-
diye kat, vebalı, hastalıklı bir yerdir.» dedi. Peygamberimiz «Orayı bırak, oradan uzak dur!
Çünki, hastalığa yakın olmak, ölmek demektir!>>>
buyurdu (24).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 32. fıkrasında «Ferve b. Müseyk'in Medine'de ikameti es-nasında Sa'd b. Ubåde ile birlikte Kur'ân'ı tedkik ve tetebbu' ettiğini, İslamın feraizini ve şeraitini Sa'd'den öğrendiğini hikâye eder.» (25) diyorsa da, yanlıştır.
İbn-1 Sa'd, Ferve b. Müseyk'in, Kur'ân-ı Kerîmi Sa'd b. Ubåde ile birlikte tedkik ve tetebbu ettiğini değil, Sa'd b. Ubåde'nin, ona Kur-ân-ı Kerimi, İslâmiyetin farzlarını ve Şeriatlarını öğrettiğini bildirmiş-tir (26).
Geri tarafı, Kaetani'nin uydurmasıdır.
Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 451 (23) Tirmizi-Sünen c. 5, s. 361, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 361
(24) (25) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 56
(26) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 327
273) Hadis-i şerifteki temsili anlatım-la, iyiliği emredip, kötülükten alıkoy-ma konusunda toplumsal duyarlılığın önemi vurgulanmıştır. (A.G.)
YanıtlaSilEMSÂLÜ'L-KUR'ÂN
Kur'ân'ın meselleri anlamına gelir. Tâbirde geçen "emsal" "mesel" keli-mesinin çoğuludur. "Mesel"; benzer ve delil demektir. "Atasözüne" de mesel denir.
Kur'ân'da meseller (örnekler) var-dır. Varlığının sebebi; düşündürme, hatırlatma, öğüt verme, duygulandırma, ibret verme ve böylece insanları iyiye, güzele ve doğruya yönlendirmedir.
"Andolsun biz bu Kur'ân'da insan-lara öğüt almaları için her misali anlattık" (Zümer, 39/27), "Biz bu misal-leri insanlara anlatıyoruz ama onla-rı âlimlerden başkası düşünüp anla-maz" (Ankebût, 29/43) âyetleri ile Allah Kur'ân'da misaller anlattığını bildir-mektedir. Meseller, Tahrim sûresinin 11-12. âyetlerinde olduğu gibi sarih ve zahir; A'râf sûresinin 58. âyetinde oldu-ğu gibi gizli, remizli ve imalı olabilir. (Ι.Κ.)
EMVÂL ŞİRKETİ (Şirket-i Emval)
Ortakland
DİNÎ KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ
YanıtlaSilYayına Hazırlayan
Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ
Madde Yazarları
Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ
Doç. Dr. Fikret KARAMAN
Dr. İbrahim PAÇACI
Dr. Mehmet CANBULAT
Dr. Ahmet GELİŞGEN
İbrahim URAL
ANKARA-2017
DİB
YAYINLARI
48/Fıkhi Meseleler
YanıtlaSilDARU'L İSLÂM - DARU'L HARB
SORU - Müslümanın içinde bulunduğu şartlara göre değişken sınırların varlığından söz edilebilir mi? Özellik-le günümüzde uluorta her yerde konuşulmak eğiliminde olunan «Daru'l İslâm>> ve «Daru'l Harp» kavramları var. <<Daru'l İslâm'da» ve «Daru'l Harp'te» müslümanlar için sözkonusu olabilecek değişiklikler konusunda bizi aydın-latır mısınız?
CEVAP
- Elbette... Fıkhî hükümler, mü'minlerin
içinde bulundukları şartlara göre değişir. Umumi kaide-ler va'zetmek değil, münferit meselelerin fetvası ve kaza-sı önemlidir. Bu, fıkhın donup kalmasını önlemiş ve üm-metin maslahatını esas almıştır. Bu, küllî kaideler yoktur anlamına alınmamalıdır. Meseleyi daha da net olarak or-taya koyabilmek için bazı müşahhas misaller verelim. İs-lâm dini, yalan söylemeyi kesinlikle haram kılmıştır. Bir mü'minin asla yalancı olamıyacağı hususu kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Kâfirlerin eline esir düşen mü'min için durum değişir, yalan söylemesi şart olur. Çünkü doğ-ru söylediği takdirde Ümmet-i Muhammed'in hayatını teh-likeye atmış olur. Bu durumda «Hayır efendim, ben müs-lümanım asla yalan söylemem» demek, dindarlık filân de-ğildir. Aksine Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in bu husustaki izni-ni ve emrini dikkate almamış olur ki, bu büyük bir teh-likedir. Daru'l İslâm'da kesinlikle haram olan Akd-i fasit, Daru'l Harp'te, mü'minin kâfirle yapması halinde caiz olur. Ayrıca ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kalan bir mü'-min için, «Haram li Aynihi» olan bir madde, zaruret mik-tarı mübah olur. «İkrah-ı Mülci» ile karşı karşıya gelen bir mü'min dili ile kelime-i küfrü söyliyerek, hayatını kur-tarabilir. O anda kelime-i küfrün günahı kaldırılmış olur.
Daru'l İslâm Daru'l Harb / 49
YanıtlaSilBütün bu hususlar kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Şart-ların değişmesi ile hükmün değişmesi, genellikle <>> ve «Ruhsat» bablarında yer almıştır.
Dikkat ederseniz, İslâm toplumunda «yazılı hukuk>>> diyebileceğimiz donuk kaidelere itibar olunmamıştır. Bu-nun en güzel örneği «Ta'zir> cezasında görülür. Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in «İyi huylu, şahsiyet sahibi insanların haddler hariç, ufak tefek kusurlarını affediniz.» (Sü-nen-i Ebû Davûd, K. Hudud, c. II, sh. 446) emrini esas alan ulema, ta'zir cezasının insanın durumuna göre deği-şeceğini belirtmişlerdir.
<> ve «Daru'l Harp» kavramlarını gün-demde tutan mü'minlerden Allah (c.c.) razı olsun. Tağuti iktidarları ve çağdaş Bel'amları en çok rahatsız eden konu; bu ıstılâhlardır. Ancak şunu belirtelim ki, «Daru'l İslâm>> ve «Daru'l Harp> ıstılâhları, bizzat Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in Hadis-i Şeriflerinden alınmıştır, yeni bir me-sele değildir. Müçtehid imamlar, edille-i şer'iyyeyi esas alarak «Daru'l İslâm» ve «Daru'l Harp>'in mahiyetlerini ortaya koymuşlardır. Hanefî fukahası; İslâm fıkhının yü-rürlükte olmadığı bütün beldeleri «Daru'l Harp» ilân et-miştir. Nüfûs hiç önemli değildir. Bir beldenin sakinleri-nin % 99'u müslüman olsa, fakat orada İslâm fıkhı ile hükmedilmese, orası Daru'l Harp olur. Nüfusun %'l'i müslüman olsa, geri kalanı zimmet akdi ile Emiri'l - mü'-minine bağlansa, o belde Daru'l İslâm'dır. Türkiye'nin fık-hî durumuna gelince. Bu hususta ûlemanın hükmüne mü-racaat gerekir. Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi: «Ka-nun bakımından dünya ikiye ayrılır. Daru'l İslâm ve Da-ru'l Harb. Birincisinde (Daru'l İslâm'da) İslâm fıkhı ha-yata hakimdir. Bütün işler Allah (c.c.)'ın indirdiği hü-kümlere göre tanzim edilir. Orada mü'minler hakim du-
Fıkhî Meseleler, F.: 4
50/Fıkhi Meseleler
YanıtlaSilrumdadırlar ve emniyet içerisindedirler. İkincisinde ise, İslâm fıkhı açıktan red olunur ve müslümanlar güvenlik-lerini yitirirler. Türkiye'de medeni hukuk'un kabulü ile İslâm fıkhı yürürlükten kaldırılmıştır ve diğer hususlar da Avrupa'dan getirilen kanunlarla tanzime başlanmıştır. Bu sebeble ikinci kısma dahil olmuştur.» (M. Sabri Efen-di, Kitab El İlm El Akl ve'l Makûl, sh: 8) hükmünü zik-reder. Bunun aksini iddia edenler yok mudur? diye bir sual sorulabilir. Muhakkak ki vardır. Ancak Türkiye'de din ile devlet işleri birbirinden ayrıldığı ve «Lâiklik» te-mel ilke olarak ortaya konulduğu için, «Efendim, Türki-ye'de Şer'i bir devletten söz edilemez, yani Daru'l İslâm değildir, ancak Daru'l Harp de denemez gibi yuvarlak laflar edilmektedir. Bunlar genellikle batı kültürü ile zi-hinlerini meşgul eden isanlardır. Bu sebeble Prof. Jo-seph Schacht'ın «İslâm Hukukuna Giriş isimli eserinden bir nakil yapalım. Bu ünlü Profesör, «Modernizm hare-ketlerinin mahiyetini izah ederken şunları kaydediyor: << hududları aynen bakidir. Ancak haddlerin icra edilmesi ve sadaka-ların emir tarafından toplanması hususu ihtilaflıdır. Asıl
Daru'l İslâm - Daru'l Harb / 51
YanıtlaSilse,
k-
le
ar
değişiklik, müslümanlarla, gayr-i müslimler arasındaki ilişkide meydana çıkar. Daru'l İslâm'da gayr-i müslimler <> oldukları için, can, mal, nesil, akıl ve din emniyetine haizdirler. Daru'l Harp'te bu zimmet or-tadan kalkar ve ilişkilerde farklılaşma olur.
* Meseleyi şu şekilde ortaya koymak mümkündür. Tür-kiye Cumhuriyeti Demokratik - Lâik bir devlettir. Dolayı-sıyla Daru'l Harp hükmündedir. Aksini iddia edenler, heva ve heveslerine tabi olup, «Farz-ı Ayn» haline ge-len cihadı terketmeye gayret eden tiplerdir.
YUSUF KERİMOĞLU
YanıtlaSilFIKHI MESELELER
FURKAN
سوره نقره (٢٧-٢٤)
YanıtlaSilالشارات الاحجار
ر سؤال ؟ ] قرآن بر نظيره با یقه ممکن اندن ايمن. فقط فاصل ايه با پیام امن؟
الجواب ) قرآنه نظيره امن ممکن اندن اولمن اوله یدی، به حال مرارالدین طوقون دير الان معارضار معارضه فى ارز و الدر الردى و معارفه از وسنده بولوغ اول اند على معارضه با با مقار دی چونکہ لین و عداوته قرآن تفحود ابن معارضارك ابطال دعوا يكون معارضه به احتدا جاری يك شد تا ابدى معارف اتمن اوله العلى، نزلى فالمازدى، تظاهر الدردى. چونکه بویله بر معارفه نك تظاهرين رغبت يك فضله اولدیفی کبی، اسباب دخی چوقری تظاهر این ایدی عالمده شهرت بولوردی شهرت بوطنه اوله ایدی، میرا مرنك هديا ناری کسی بهر حال تاریخده بولو نا قدی. مادامکه تاریخده بولو نما شدر، ديمك با پیام شود. مادام با پیام مشدر
ديمك قرآن معجزه در.
سؤال ؟ ) مسلم فصحاى عربدن اولديفي حالده، سوزلری به ایچونه عالمه مسخره او الشور؟
الجواب ) چونکه مسیلمه نك سوزلری، بین درجه فوقنده بولونان قرآنك سوزلرینه قارشو مقابله به چی قدیمی ایجون چرکین و کولونج اولمشدر . ات، كوزل بر آدم، حضرت يوسف عليه العاملة برابر وزلان امتحاننه كيرسه، البته چرکین اولور، کولونج اولور.
سؤال ؟ ) قرآن كريم حقنده شك و شبه لری اولانای، قرآنك بعض ترکیب و قطاع المدینه ده، گویا نحو علمنك قاعده لدينه مخالف ايمن كبى شبه ايقاع انتشار ؟
[ الجواب ] بوكي حريفلوك علم نكون قاعده لرندن خبر لري يوقدر.
لينك دیدیگی کبی، افصح الفصحا اولان حضرت محمد عليه الصلاة والسلام، قرآن کریمي اوزون اوزونه زمانی ده تکرار تکرار او قود يفى والده و خط الرك فرقنده او لما من ده بو جاهل حريف له می فرقنده او لمشار؟ بوهانكى عقله كرر؟ وهانكي قضايه صيغار ؟ کی، مفتا منك مو كنده
بوكبي جاهلاري غايت كوزل طائلا قدر.
اوت، بر شاعرن دیدیگی کی تو مل كلب عَلَى الْقَمْتَهُ تَجَاهُ لَم بَيقَ فِي هَذِهِ الْكُرَةِ أَعْجَارُ) يعنى
هر تورن كليك آغزینه بر طاسه آتا جمعه اول ك ، دنیاده طاسه قالماز
۱۷۷
بهمه كال
YanıtlaSilBehemehal: Her halde, mutlakā
افصح الفصح
Efsahul-fisha : Fasihlerin en fasihi
اَسْبَاب
Esbab: Sebebler
فوق
Fevk: Üst
فَصَحَا عَرَبْ
Füscha-yı Arab: Arab fesá-hatçıları
هَذَانْ
Hezeyân: Saçmalama
إِبْطَالِ دَعْوَا
ibtal-i da'vâ: Da'vâlarının bâtıl olduğunu gösterip çürütme
إيقاع
ika: Meydana getirme
كَلْبُ
Kelb: Köpek
مُعَارِضْ
Muarız: Karşı çıkan
مخالف
Muhalif: Zid
مقابله
Mukābele: Karşılık verme
نحو
Nahiv: Cümle bilgisi
نظيره
Nazire: Benzerini yapma maksadlı örnek
شَكْ
Şekk: Şübhe
تركيب
Terkib: Birleştirme
تَظَاهر
Tezahür : Görünme
21-24
YanıtlaSilSual: Kur'ân'a bir nazire yapmak müm.
kináttan imiş. Fakat nasıl ise yapılmamış?
Elcevab: Kur'ân'a nazire yapmak mümkináttan olmuş olsaydı, behemehål damarlarına dokundurulan muårızlar muarazayı arzu ederlerdi. Ve muâraza arzusunda bulunmuş olsa idiler, muȧraza yapacaklardı.
Çünki kin ve adavetle Kur'ân'a hücum eden muarızların ibtal-i da'vå için muárazaya ihtiyaçları pek siddetli idi. Muâraza etmiş olsa idiler, gizli kalmazdı, tezahür ederdi. Çünki böyle bir muarazanın tezahürüne rağbet pek fazla olduğu gibi, esbab dahi çoktu. Tezahür etse idi, ålemde şöhret bulurdu. Şöhret bulmuş olsa idi, Müseylime'nin hezeyanları gibi behemehål tarihte bulunacaktı. Madem ki tarihte bulunmamıştır, demek yapılmamıştır. Madem yapılmamıştır, demek Kur'ân mu'cizedir.
Suâl: Müseylime füsahâ-yı Arabdan olduğu halde, sözleri ne için âleme maskara olmuştur?
Elcevab: Çünki Müseylime'nin sözleri, bin derece fevkınde bulunan Kur'ân'ın sözlerine karşı mukābeleye çıktığı için çirkin ve gülünç olmuştur. Evet, güzel bir adam, Hazret-i Yûsuf aleyhisselâmla beraber güzellik imtihanına girse, elbette çirkin olur, gülünç olur.
Suâl: Kur'ân-ı Kerîm hakkında şekk ve şübheleri olanlar, Kur'ân'ın bazı terkîb ve kelimelerine de, güya nahiv ilminin kaidelerine muhalif
imiş gibi şübhe îka' etmişler?
Elcevab: Bu gibi heriflerin ilm-i
nahvin kaidelerinden haberleri yoktur.
Sekkâkî'nin dediği gibi, efsahu'l-füsehâ olan Hazret-i
Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, Kur'ân-ı Kerim'i uzun uzun zamanlarda tekrar tekrar okuduğu halde o hataların farkında olmamış da, bu câhil herifler mi farkında olmuşlar? Bu hangi akla girer? Ve hangi kafaya sığar? Sekkâkî, Miftah'ının sonunda, bu gibi câhilleri gayet güzel taşlamıştır.
Evet, bir şairin dediği gibi, Yani لَوْ كُلُّ كَلْبٍ عَلَى الْقَمْتَهُ عَجَرًا * لَمْ يَبْقَ فِي هَذِهِ الْكُرَةِ أَحْجَارُ
"Her üren kelbin ağzına bir taş atacak olsan, dünyada taş kalmaz."
TOOR 1 Meritryet in Ham
YanıtlaSil-1923-Lozan Barış Antlaşması imzalandı.
1934-Bediüzzaman
Barla'dan Isparta'ya getirildi.
1974 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Süleyman Rüştü Çakın vefat etti.
- 2020 - Ayasofya 86 yıl sonra tekrar cami olarak ibadete açıldı.
TEMMUZ
24
PERŞEMBE
29 1447 MUHARREM
RUMI: 11 TEMMUZ 1441
HIZIR: 80
SIR AVET
Vakti gelince de artik hiçbir toplum ne ecelini bir an öne alabilir, ne de onu bir an geciktirebilir. (Hicr: 5)
BİR HADİS
Sizden hiç kimse, maruz kaldığı bir zarar sebebiyle, ölümü temenni etmesin.
Mutlaka onu yapmak mec-buriyeti hissederse, bari şöyle desin: Rabbim! Hakkımda hayat hayırlı ise yaşat, ölüm hayırlı ise canımı al. Buhârî
(Insan,) eğer Kadir-i Zülcelal'e dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdanı daim azab içinde kalır. Sözler
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil2020 BEDIUZZAMAN
- 1453 - Fatih'in gemileri karadan yürüterek Haliç'e indirmesi.
1940 - Raman Dağında petrol bulundu.
NİSAN
22
ÇARŞAMBA
51447
ZİLKA'DE
RUMI: 9 NİSAN 1442
KASIM: 166
BIR AYET
Yaratan bilmez olur mu hiç? Onun ilmi en gizli işlerin bütün inceliğine nüfuz eder; O herşeyden hakkıyla haberdardır
Mülk Suresi: 14
BİR HADİS
Allah bid'atçının amelini bid'atından vaz geçinceye kadar kabul etmez.
Hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür teyyaresi şimşek gibi geçiyor.
Mesnevî-i Nuriye
wning a pa
YanıtlaSil(urse) axuροσην
FARINTE BUGUN
1711-Sair Nabi'nin vefatı.
-1935-Turkiye'de ilk kez Pazar günü resmi tatil uygulamasına başlandı.
- 1941-Türk Ceza
Kanunu'nda yapılan değişiklikle, Arapça ezan ve kamet okuyanlara ceza öngörüldü.
1961 - Yurtdışında
öğrenim görmek serbest bırakıldı.
2
PERŞEMBE
THURSDAY
HAZİRAN
JUNE
BIR AYET
De ki: "Ona hiç kimseyi (ve hiçbir şeyi) ortak koşmuyorum."
Cin Suresi: 20
BİR HADİS
Aşırı mal sevgisi âlimlerin kalbinden hikmeti alıp götürür.
Ey vesveseli arkadaş! Gel, bu azîm sarayın nakışlarına dikkat et ve bütün bu şehrin zînetlerine bak ve bütün bu memleketin tanzîmâtını gör ve bütün bu âlemin sanatlarını tefekkür et.
Sözler
HICRÎ- 3 ZİLKA'DE 1443 - RUMI: 20 MAYIS 1438
HIZIR: 28 - GÜN: 153 KALAN: 212 - GÜN UZA.: 2 DK
BENİ ZÜBEYD TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilBeni Zübeydlerin Soyu:
Kahtan'ın soyundan gelen (1) Beni Zübeydlerin Ata soyları şöyle-
حملة Benl Zübeyd (Münebbih) b. Sa'b, b. Sa'd'ül'Aşire, b. Målik (Mez-hie), b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşciüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe' (2).
Zübeyd b. Sa'b'ın :
1. Rebia b. Zübeyd,
2. Haris b. Zübeyd
adında iki,
Rebla b. Zübeyd'in de:
1. Mazin,
2. Haris (Kutay'a)
adında iki oğlu vardı.
Bunların her ikisinden de, kabileler türemiştir.
Amr b. Måd-i Kerib ve Mahmiyye b. Cez':
Amr b. Ma'd-i Kerib, b. Abdullah, b. Amr, b. Usm, b. Amr, b. Zü-beyd'ül'Asgar (Münebbih), b. Rebia, b. Seleme, b. Mâzin, b. Rebia, b.
Zübeyd, b. Sa'b,
bu kabilelere mensup bulunduğu gibi,
Beni Cümahların müttefiki olan Mahmiyye b. Cez', b. Abd-i Yagus, b. Uveyc, b. Amr, b. Zübeyd'ül'Asgar, b. Rebia, b. Zübeyd de, onlardan Idi.
Peygamberimiz, Mahmiye'yi Bedir ganimetinin beşte bir hissesini muhafazaya memur etmişti (3).
Beni Zübeyd Temsilcileri Medine'ye Kimin Başkanlığı Altında Kaç Kişi Olarak Ne Zaman Geldiler ve Nasıl Müslüman Oldular?
Benl Zübeyd Temsilcileri, Amr b. Ma'd-i Kerib'in maiyyetinde on
(1) Kalkışandi-Nihayetülereb s. 268
(2) İbn-i Hazm-Cemhere s. 405
(3) fon-1 Hazm-Cemhere s. 411-412
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSil134 kişi oldukları halde (4), hicretin onuncu yılında Medine'ye geldiler (5) Amr b. Ma'd-i Kerib, Medine'ye gelmeden önce, Peygamberimizin İslamiyeti yayma işi, kendilerine gelip eriştiği zaman, Kays b. Mek. suh'ul'Muradi've (*) «Ey Kays! Sen, kavmının Ulu'susun! Bize bildi. rilmektedir ki: Kureyş'ten Muhammed diye anılan bir zat, Hicazda or-taya çıkmış. Kendisinin, bir Peygamber olduğunu söylüyormuş. Gel, ona bizimle git te, onun bilgisini öğrenelim?
Eğer, dediği gibi, kendisi, gerçekten Peygamberse, bunu, sana giz-Bunun aksi olursa, biz de, onun bilgisinin iç yüzünü öğrenmiş olu-lemez. Görüşelim. Kendisine tâbi olalım.
Fakat, Kays, Amr'ın bu husustaki teklifini kabule yanaşmamış. ruz! demişti. anun görüşünü beyinsizlik saymıştı.
Amr b. Ma'd-i Kerib ise, onun lafına bakmayarak hayvanına binip
Peygamberimizin yanına gelmişti (6). Amr b. Ma'd-i Kerib, Arapların, cesaretile tanınmış süvarilerinden ).
di (7). İyi bir şairdi (8 Amr b. Ma'd-1 Kerib, Medine'ye gelince, «Bu memleket halkının Beni Amr b. Amirlerden Seyyid'i, Ulu'su kimdir?» diye sordu.
Sa'd b. Ubåde'dir!» denildi.
Bunun üzerine, devesini çekerek Sa'd b. Ubâde'nin kapısına kadar vardı. Orada, devesini ındırdı.
Sa'd b. Ubåde, dışarı çıktı. Ona «Merhaba Hoş geldin!» dedi.
Hayvanının bağlanmasını ve kendisinin de, ağırlanmasını uşağı-na emr etti.
Sonra, onu ve yanındaki arkadaşlarını alıp Peygamberimizin ya-nına götürdü.
Amr b. Ma'd-i Kerib ve arkadaşları hemen Müslüman oldular.
Medine'de bir kaç gün oturduktan sonra Peygamberimiz, bahşişle-rini
verdirdi. Yurdlarına döndüler (9).
Kays b. Mekşuh'un Amr b. Ma'd-i Kerib'i Tehdid Etmesi:
Kays b. Mekşuh, Amr b. Ma'd-i Kerib'in, Peygamberimize imån ve
(4) Vaksdiden naklen İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 328
(5) Vakıdiden naklen İbn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. 1202, İbn-i Esir-Üsdülgabe e. 4,
5.273, Ebülfida-Sire c. 4, s. 139, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks 2, s. 55 (*) Kays b. Meksuh, Amr'ın kız kardeşinin oğlu idi. (İbn-i Seyyid-Uyunüleser c
2, 8. 240) (6) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 230, Taberi-Tarih c. 3, s. 159-160, İbn-i Sey-
yid-Uyumüleser c. 2, s. 240, Ebülfida-Sire c. 4, s. 138 Ibn-i Abdulber-i stiah c. 3.5. 1202, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 241
(8) İbn-i Esir-Usdülgabe c. 4, s. 274, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2. 5. 241. Ebülfida-Sire c. 4, s. 139
(9) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 328
BENİ ZÜBEYD TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil135
mek, sen, bana aykırı davrandın, benim görüşümü bıraktın ha?!» di-krarda bulunduğunu haber alınca, onu, ölümle tehdide kalktı ve «De-
Amr b. Ma'd-i Kerib de, söylediği uzunca bir siirle Kays'e karşılık yerek çattı. verdi (10).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 31. fıkrasında «Hişam 951-952, Ma'd-i Kerib'in Medine'-den memleketine dönünce İslâmivetin intisarına karşı kuvvetli bir mu-halefete tesaduf ettiğini ve bu hareketi de, muhalifi ve rakibi Kays b. Mekşuh'ul'Muradi'nin idare eylediğini ilave ediyor.» (11) diyorsa da, yanlıştır.
Bu hususta verilen bilgiler, Kaetani'nin zan ettiği gibi İbn-i Hişam tarafından değil, İbn-i İshak'tan naklen verilen bilgilerin devamıdır. Sonra, İbn-i İshak'ın, ne Amr b. Ma'd-i Kerib'in yurduna dönün-ce, İslâmiyetin intişarına karşı kuvvetli bir muhalefetle karşılaştığın-dan, ne de, bu hareketi Kays'ın idare eylediğinden bahs ettiği vardır. Bunlar, sadece Kaetani'nin uydurmaları ve yakıştırmalarıdır.
İbn-i İshak'ın bu hususta verdiği bilgi, Amr b. Ma'd-i Kerib'in Müs-lüman olduğunu haber alınca, Kays'ın, onu tehdide kalmış, Amr b. Ma'd-i Kerib'in de, söylediği bir şiirle ona mukabelede bulunmuş olma-sından ibarettir.
Kaetani, 1 numaralı notunda da «Bu Hadis'in muhteviyatından
anlaşılıyor ki: kabile, İslâmiyete girmemiştir. Yukarıki iki fıkrada isimleri geçen kabileler hakkında da, aynı şey
söylenebilir.
Ağleb ihtimale göre aşağıki fıkradaki kabile de böyledir.» (12)
diyorsa da, yanlıştır.
Çünki, İbn-i Sa'd gibi güvenilir eski bir kaynak, Amr b. Ma'd-i Ke-rib'in, yurduna dönerek kavmile birlikte Peygamberimizin vefatına ka-dar İslâmiyete bağlı kaldığını açıklamıştır (13).
Bu şehadet karşısında, Kaetani'nín, hiç bir tarihi bilgi ve belgeye dayanmayan iddiasına kulak asılmayacağı tabiidir.
Kaetani'nin, sözünü ettiği fıkralardaki kabile ihtidaları, güvenilir kaynaklarda yer alan vakıalardır.
Biliyoruz: İslâmiyetin kabileler arasında yayılması, onu, son de-rece tedirgin ediyordur.
Kaetani, hoşlanmasa da, bu, böyle sürüp gidecektir.
(10) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 230, Taberi-Tarih c. 3, s. 150, Ebülfida-Sire
c. 4, 138-139, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 259
Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 54-55
12) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 55
İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 328
GRE (
Çeşitli Meseleler / 271
YanıtlaSilKÖLE HUKUKU
SORU: Fakültede bir solcu ile konuşurken konu «Kölelik» bahsine geldi. Ben Prof. Muhammed Hamidul-lah'ın «İslâm Peygamberi isimli eserinin ikinci cildi-nin 28'nci sahifesindeki «Köleliği müslümanlar icad etme-miştir. İlk müslümanlar, dünyada yaygın olan bu eski müesseseyi sadece almışlardır» hükmünü zikrettim. Tam ikna ettiğimi zannediyordum ki, o solcu acaip bir sual sordu: «Kölelik Kur'ân-ı Kerîm'de ve Hz. Muhammed'in tatbikatında yok mu?>> dedi. Ben de: «Elbette var>> diye cevap verdim. İş ilginç bir noktaya geldi: «O zaman siz yalan söylüyorsunuz, Kur'an'da hüküm varsa niçin baş-kalarından almış olsunlar?» deyince şaşırıp kaldım. Bu hususta bilgi verir misiniz?
CEVAP: Mektubunuzu kısaca özetledim. Ayrıca
şahsınıza «Hanefî fıkhında köle hukuku» başlıklı bir in-celeme gönderiyorum. Meseleye «Mal Nedir?>> sualine ce-vap arayarak girelim. İslâm ûleması malı şöyle tarif et miştir: «İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak için Allahü Teâlâ (c.c.) tarafından yaratılmış ve istenildiği zaman (meşru «Şer'i>> hududlar içerisinde) elde edilip kullanıla-bilen insandan maada «gayri» şeylere Mal denir.» (İbn-i Nüceym-i Mısrî, El Bahr'ur Raik, Kahire, 1333, c. V, sh. 277 vd.). «İnsandan gayri şeyler» ibaresi kölenin mal kabul edilmediğinin bir delili. Peki kölelik nedir? Usûl-i Fıkıh'ta «Ehliyet Arızaları» izah olunurken kölelik üze-rinde durulmuştur. (Molla Hüsrev, Mir'at El Usûl, İst., 1307, c. I, sh. 611-19). Galû Bela'daki «Zimmet» akdi sebeb ile bütün insanlar hür olarak doğarlar. Akil - Baliğ olduktan sonra «Emanet'e» ihanet eder ve İslâm'a karşı savaşırlarsa, durumları değişir. «Köle» müslüman olsa
272/Fıkhi Meseleler
YanıtlaSildahi ehliyet arızası devam eder. Ta ki; arızayı giderince-ye kadar. Bu arızanın nasıl giderileceği de; müctehid imam-ların edille-i şer'iyyeyi esas alarak ortaya koydukları hü-kümlerde bellidir. Kölelik «ehliyet arızasına dayandığına göre şu suali sorabiliriz Bugün yeryüzünde yaşıyan in-sanların ehliyet durumu nedir?
Bu suale verilecek cevap «Köleliğin kalkıp - kalkma-dığının bir delili olacaktır... «Köle» kelimesi kaldırılmış, ancak yeryüzünde fiilî kölelik yaygınlaşmıştır. İdeolojile-rin insanları esir aldığı gerçeği ortada iken «Köleliğin>>> kalktığını iddia etmek mümkün değildir. Hatta tartıştı-ğınız insan da; bir ideolojinin «Kölesi» hükmündedir, fa-kat bunun şuurunda değil... Çünkü o ideoloji «Zimmet>>> akdini inkâr etmeyi beraberinde getirir. Zimmet akdini (Galû Bela'yı) inkâr eden, hürriyetini kaybeder, «Ehliyet Arızası başlar. Tartıştığınız solcu çocuk; Prof. M. Ha-midullah'a (Sizin şahsınızda) öyle güzel bir cevap vermiş ki; mektubunuzu okuyunca Allahü Teâlâ (c.c.) 'dan hida-yet vermesini temenni etmekten kendimi alamadım. Müt-hiş bir cevap...
MÜSİKİ'NİN HÜKMÜ
SORU: Şarkı ve Türkü dinlemek İslâm dininde caiz midir, caiz değil midir? Bazıları diyorlar ki, müzik ru-hun gıdasıdır. Bazı ilim adamları da, «türkü ve şarkı şeh-vetleri celbettiği ve insanı münkere meylettirdiği için ha-ramdır.» hükmünü zikrediyorlar. Bu konuda bilgi verir. seniz memnun oluruz.
CEVAP: Müzik, insanların ses ve alet ile icra et-tikleri malûm sanatın bütün şubelerine verilen isimdir.
Çeşitli Meseleler /
YanıtlaSil273
İslâmî hüküm bakımından, müziğin bütün şube ve şekil-leri aynı noktada değildir. Savaşta vurulan kös ve dü-ğünlerde çalınan def, şer'an caizdir. Bunun dışında mûsi-kî icrası ve bunun dinlenilmesi caiz değildir, haramdır. (El Merginanî, El Hidaye, Kerahiyye babı). İmam-ı Se-rahsî'ye göre, başkalarına dinletmek ve bununla rızkını temin etmek için değil de, sadece yalnızlığını defetmek için yapılırsa caizdir. (İbn-i Hümam, Fethu'l Kadir, c. VI, sh. 35 vd.). Merginanî, bunun da câiz olmadığı görü-şündedir. Hanefi fûkahasının müzik hakkındaki içtihad-ları, genel hatları ile bunlardır.
Diğer mezheplere gelince. Şafiî Fûkahası'na göre; müzik, harama alet edilmediği müddetçe câizdir. İmam-ı Gazzali, «İhya» isimli eserinde, müziğin tek bir hükme bağlanamıyacağı, durumuna göre haram, mekruh, mübah ve müstehab olabileceğini zikretmektedir. Dünya arzusu ve şehvet hisleri tahrik için yapılırsa, haramdır. Vakit-lerinin çoğunu buna veren ve müzikle iştiğali adet hali-ne getirenler için mekruhtur. Allah (c.c.) rızasını kazan-mak ve O'nun sevgisi ile dolup taşan insan için mübah ve müstehaptır.
Bu genel hükümlerden sonra, şunu zikretmemiz za-ruridir. Hem Hanefî, hem Şafiî fûkahasına göre, müzik icra eden kadın olur, dinleyen de bu sesten tahrik olur-sa, bu hal haramdır. Ayrıca şarkı ve türkünün güftesi bozuk, İslâm inancına ve ahlâkına aykırı ise, bunun mü-zikli veya müziksiz söylenmesi haramdır.
<<<<Müzik ruhun gıdasıdır» hükmü, mü'minlerle alâkalı değildir. Günümüzde, haramın işlendiği meclislerde, ha-rama alet edilen mûsikînin durumu bellidir. Güftesi ve ic-
Fıkhî Meseleler, F.: 18
1
274/Fıkhi Meseleler
YanıtlaSilrası; insanları münkere sürükleyen ve şehvetleri tahrik eden mûsikînin haramlığı hususunda ihtilaf yoktur.
NEZR-I MUALLAK
SORU: Çocuğum hastalandı ve iki gözü görmez oldu. O sırada «Eğer çocuğumun gözleri tekrar açılırsa bir kurban keseceğim,>> dedim. Allah Teâlâ (c.c.)'ya hamd ü senalar olsun, beş ay sonra çocuğumun gözleri yeniden sıhhat buldu. Şimdi, benim zikrettiğim sözler ile adak tahakuk eder mi? Ederse ne zaman kesmem gerekir?
CEVAP: Nezir (Adak) mübah olan bir şeyi Allah
(c.c.) rızası için kendi nefsine vacip kılmaktır. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) 'in «Her kim Allah (c.c.)'a itaati nezreder-se itaat etsin. (Nezrini yerine getirsin.) Her kim de Al-lah (c.c.)'a karşı ma'siyeti nezrederse, Allah (c.c.)'a asi olmasın (Nezrini yerine getirmesin).> buyurduğu bilin-mektedir. (Sahih-i Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, Ank., 1975, c. XII, sh. 237-238, Hadis No: 2073). Fû-kaha neziri (Adağı) ikiye ayırmıştır. Birincisi Nezr-i Mut-lak'tır. Bir mükellef «Bana muharrem ayında oruç tut-mak vacip olsun» dese, nezr-i mutlak tahakkuk eder. İkin-cisi Nezr-i Muallak'tır. Herhangi bir şarta bağlı olarak yapılan nezirler buna dahildir. Meselâ; «Çocuğum sıhhat bulursa, bir kurban keseyim» demek gibi... Melikûl Üle-ma İmam-ı Kasanî, «El Bedaiû's Sanaî» isimli eserinde: << hük-münü zikretmektedir. Sizin durumunuza gelince... Nezr-i Muallak'ta bulunmuşsunuz ve şartınız da tahakkuk et-miş... Mektbunuzda «Udhiye» niyeti olmadığı için «Na-hir> günlerini beklemeniz gerekmez, derhal nezrinizi (Ada-ğınızı) yerine getiriniz.
6274- Her sabah Cebrail'e nurdan bir denize girmesi ve yüzmesi emredilir. Oraya dalıp çıktıktan sonra bir silkinir ki, vücu dundan yetmiş bin damla damlar. Allah her damlasından bir me lek yaratır. Hepsine Beyt-i Ma'mur'a gidip namaz kılmaları emre. dilir. Giderler, namaz kılarlar. Sonra diledikleri yere gitmeleri için emredilir. Ve kıyamete kadar tesbihe devam ederler.
YanıtlaSil٦٢٧٥ - يَبْعَثُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ مِنْ هَذِهِ الْبُقْعَةِ وَمِنْ هَذَا الْحَرَمِ سَبْعِينَ أَلْفًا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ بِغَيْرِ حِسَابٍ يَشْفَعُ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمْ فِي سَبْعِينَ أَلْفًا وُجُوهُهُمْ كَالْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ" (الديلمي عن ابن مسعود)
6275- Allah bu Buk'a'dan ve bu Harem'den yetmiş bin kişiyi diriltecek ve hepsi hesapsız cennete girecek. Onlardan her biri yetmiş bin kişiye şefaat edecek. Yüzleri dolunay gibi olacak.
٦٢٧٦ - يُبْعَثُ الْعَالِمُ وَالْعَابِدُ فَيُقَالُ لِلْعَابِدِ ادْخُلِ الْجَنَّةَ وَيُقَالُ لِلْعَالِمِ اثْبُتْ حَتَّى تَشْفَعَ لِلنَّاسِ بِمَا أَحْسَنْتَ أَدَبَهُمْ (عد هب عن جابر)
6276- Alim ile abid diriltilecek. Abide: "Haydi gir cenne-te." denilecek. Alime de: "Dur, insanları yetiştirdiğin gibi onlara şefaat et." diye hitap edilecek.
٦٢٧٧ - يَبْقَى مِنَ الْجَنَّةِ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ يَبْقِيَ ثُمَّ يُنْشِئُ اللَّهُ لَهَا خَلْقًا مِمَّا -يَشَاءُ" (عبد بن حميد م ع حب عن انس)
6277- Cennetten Allah'ın dilediği kadar bazı yerleri boş kalacak. Sonra tekrar dilediği kadar mahluk yaratacak ve onu dolduracaktır.
٦٢٧٨ - يَتْبَعُ الْمَيِّتَ ثَلاَثَةٌ اَهْلُهُ وَمَالُهُ وَعَمَلُهُ فَيَرْجِعُ اثْنَانِ وَيَبْقَى وَاحِدٌ يَرْجِعُ أَهْلُهُ وَمَالُهُ وَيَبْقَى عَمَلُهُ (ن حم خ م ت صحيح عن انس)
6278- Ölünün ardından üç şey gider: Ehli, malı, ameli. İkisi döner, biri yanında kalır. Ehli ile malı döner, ameli yanında kalır.
1452-
٦۲۷۹ - يَتْبَعُ الدَّجَّالُ مِنْ يَهُودِ اِصْبهَانَ سَبْعُونَ الْفَا عَلَيْهِمْ الطبالة رحم
YanıtlaSilم حب وابو عوانة عن الس)
6279- Üstlerinde şal bulunan İsfahan yahudilerinden tam yetmiş bin kisi Deccal'a iltihak edecektir.
٦۲۸۰ - يَتَقَارَبُ الزَّمَانُ وَيُقْبَضُ العِلْمُ وَيُلْقَى الشُّحُ وَتَظْهَرُ الْفِتَنُ وَيَكْثُرُ المرجُ قِيلَ وَمَا الْخَرَجُ يَا رَسُولَ اللهِ قَالَ الْقَتْلُ (ش حم خ م د عن ابي هريرة)
6280- "Zaman kısalacak, ilim kaldırılacak, aşırı cimrilik ve fitneler başgösterecek. Herc çoğalacak." "Ey Allah'ın Rasulül Herc nedir?" diye sordular. "Herc, öldürmek demektir." buyurdu.
٦٢٨١ - يَتَلاعَبُ بِكُمْ الشَّيْطَانُ فِي صَلَوتِكُمْ مَنْ صَلَّى فَلَمْ يَدْرِ أَشَفَعُ أَمْ وتْرٌ فَلْيَسْجُدْ سَجْدَتَيْنِ فَإِنَّهُمَا تَمَامُ صَلَوته (خ طس كر عن عثمان)
6281- Namazlarınızda şeytan size sataşır. Kim namaz kı-larken çift mi, ya da tek mi kıldığını kestiremezse, iki secde yap-sın. Bu namazını tamamlar.
٦٢٨٢ - يُجَاءُ بِجَهَنَّمَ تُقَادُ بِسَبْعِينَ أَلْفَ زَمَامٍ مَعَ كُلِّ زِمَامٍ مَعَ كُلِّ زَمَامٍ سَبْعُونَ أَلْفَ مَلَكِ يَجُرُّونَهَا (طب عن ابن مسعود)
6282- Cehennem, kıyamet gününde getirilecektir. Öyle ki, yetmiş bin zincirle bağlı olduğu halde, her bir zincirden yetmiş bin zebani tutup onu sürükleyecekler.
٦٢٨٣ - يَجِينُ يَوْمَ الْقِيَمَةِ نَاسٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ بِذُنُوبِ أَمْثَالِ الْجِبَالِ يَغْفِرُهَا اللهُ لَهُمْ وَيَضَعُهَا عَلَى الْيَهُودِ" (م عن ابي موسى)
6283- Kıyamet günü müslümanlar, üzerlerinde dağlar gibi günahlarla gelecekler. Allah onlardan bunların tümünü ba-ğışlayacak, yahudilerin sırtına yükleyecektir.
٦٢٨٤ - يَجِينُ قَوْمٌ يُمِيتُونَ السُّنَّةَ وَيُوغِلُونَ فِي الدِّينِ فَعَلى أُولَئِكَ لَعْنَةُ اللَّهِ
1453-
۱۷۸
YanıtlaSilسورة نفره (٢٧-٢٤)
تو اتنی ما قبليه ربط ايدن ايلغى و جه است: اولكى انت عبادتى فرايندي فقط عبادتك كيفني ناصلي ا معك ذهنته سؤال كلدى. قرآنك تعليم ابتدیلی بی دینه جواب و بر بالدی تکرار (قرآنك الله كلامى اولد يفنى ناصل ساله های دینه بلخی سوال داها وارد اولدی بوسو جوانا ( وَإِنْ كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَلْنَا ) الخره آتله جواب ويبلدى. دعك هر ايكي آنتنك راسند که جهت ارتباط، بر سؤال جواب و بر آلیس و پر شور.
ای اقدام ! لوانتك احتوا القديكي حمله لمن اراسته كره لم، با قالم، أو الرنده نوكى من استداری و ارود؟
(وَإِن كُنتم في ريب مما نزلنا ) حمله ی مقدر بر سوال خواندر چونکہ قرآن اولکی آینده عبادی فرایندیگی وقت، (عبها عبادته اولان بوارك الجهل مرى اولوب او لما يعني فاصل أصلا مغز که انتقال ایده هم دیده به سوال امعان خاطر نه کمدی بود جوابا دینیل دیکه: اگر قرآن و قرآنك بو لم يناك النهار کلامی و الله امرى اولدیفنده شبه گز وارسی کند یگری تجربه ایدیگی و شبه رزی از ال ایدیگی و ايضا، وقتها كه قرآن ، سوره نك أو لنده (لا ريبَ فِيهِ هُدًى المتقين ) جمله ی الر كنديني ثنا ابتدى موكره مؤمن ارك مدحنه، صوكره ما فرلوك و منا فقلرك ذقنه انتقال ایتدی. صوكره عبادت و توحیدی امرایتدی صوكره سوره نك باشنه دو نورك ( لا ريب فيه ) جمله من تأكيداً ( وإن كنه في ريب ) الخمره، جمله نما ذكر ابتدى. يعني قرآن، شان و شبه لده محل دیگلور سوزن شبه ام دیگری آنجه قلبا يكون خسته لفندن و خراجگزن سقامتندن اياری کالیپور اوت، گوزلری خسته اولانای كونك ضيا نما انظار ايد ولى آغیز لری آجی اولانار، طائلي صويه آجیدر دیرلر.
( فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مثله ) یعنی قرآنك مثلندن بر سوره كتير يكي.
ایشته ار قداس بو جمله بي ( وَإِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ ) جمله سیاه با غلاياته (ان) قلعه می ادات شر طور. شرط ادانتلری، دائما - حرار تاله آتن کی بری سبب، دیگری مسبب ایکی جمله به داخل اولولی. علم توجه بدينه فعل الشرط ايكنجينه جزاء الشرط دینیاید. بو ایکی جمله آراسنده، حرار تاله آتنه آراسنده اولدیغی کی لزوم لازمدر حالبو که بو ایکی جمله آراسنده، لزوم كور و غميور. بناء عليه آيتك اختصاری طولا بسیار، اور ته دبه خالدير بالان جمال الده مراجعت ايتماك لازمدر. مقدر جمله الرايسه تَشَبَّثُوا وَجَبَ التَّشَبُّتُ تَعَلَّمُوا جَرِّبوا ) امرلم يدر بونار حيره اليله، ایکنجیسی بر نجينه لازمدر.
جَزَاءُ الشَّرْط
YanıtlaSilCezau's-sart: Şayet gibi bir edâtla başlayan şart cümlesi-nin ikinci kısmı
جِهَتِ ارتباط
Cihet-i irtibat: Bağlantı, alaka yönü
أيضاً
Eyzan: Öyle bunun gibi
فِعْلُ الشَّرْط
Filii's-sart: Şart edatından sonra gelen fiil
حرارت Hararet: Sıcaklık
اختصار İhtisar: Kısa tutma
امتثال İmtisal: Uyma
انتقال İntikal: Geome
ازاله
İzale: Giderme
كيفيت Keyfiyet: Bir şeyin nasıl olduğu
محل Mahal: Yer
ماقبل
Makabl: Ondeki, geçmiş
ميخ Medih: Ome
مزاج Mizac: Huy, yaradılış
مقدر Mukadder: Zikredilmedi-ği halde sözün gelişinden anlaşılan
مُسَبَّب
Müsebbeb: Sebeble meydana gelen
ربط
Rabt: Bağlama
سكيغ سَقَامَتْ
Sami: İşiten
Sekamet: Yanlışlık, bozukluk
Sena: Övme
تعليم
Ta'lim: Öğretme
تأكيداً
Tekiden: Destekleyerek
توجيد
Tevhid: Allah'ı birleme
Zem: Kötüleme
ضيا
Ziya: Işık
ban, 21-24
YanıtlaSilBu dyeri makabliyle rabteden ikinci vecih ise Evvelki Ayet ibadeti emretti, "Fakat ibadetin keyfiyeti nasıldır" diye samiin zihnine bir sual geldi. "Kur'ân'm ta'lim ettiği gibi" diye cevab verildi.
Tekrar, "Kur'an'm Allah'ın kelamı olduğunu naul bileceğiz" diye ikinci bir sual daha vårid oldu. Bu suale cevaben و كلتة فريب منا ولا ila ahirihi-âyetiyle cevab verildi. Demek her iki âyetin arasındaki cihet-i irtibat, bir sual-cevab ve bir alışveriştir.
Ey arkadaş! Bu ayetin ihtiva ettiği cümlelerin arasına girelim, bakalım, aralarında ne gibi münasebetler vardu? وإذته فى رئب مقالال cümlesi, mukadder bir suale cevabdır. Çünki Kur'ân, evvelki âyette ibâdeti emrettiği vakit. "Acaba ibadete olan bu emrin Allah'in emri olup olmadığını nasıl anlayacağız ki imtisål edelim" diye bir sual sâmiin hatırına geldi. Buna cevåben denildi ki: "Eğer Kur'ân'ın ve Kur'ân'ın bu emrinin Allah'ın kelåmı ve Allah'ın emri olduğunda şübheniz varsa, kendinizi tecrübe ediniz. Ve şübhenizi izâle ediniz."
Ve eydan, vaktå ki Kur'ân, sûrenin evvelinde لا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ cümlesi ile kendisini senå etti.
Sonra mü'minlerin medhine, sonra kâfirlerin ve münafıkların zemmine intikal etti. Sonra ibâdet ve tevhidi emretti. Sonra sürenin başına dönerek لآرب بيه cümlesini te'kiden وَإِنْ تُة
في ريب ila ahirihi - cümlesini zikretti. Yani "Kur'ân, şekk ve şübhelere mahal değildir. Sizin şübheleriniz,
ancak kalblerinizin hastalığından ve mizācınızın sekāmetinden ileri geliyor." Evet, gözleri hasta olanlar, güneşin ziyasını inkâr ederler. Ağızları acı olanlar, tatlı suya acıdır derler.
Yani فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِن مثله
"Kur'ân'ın mislinden bir sûre getiriniz." İşte arkadaş! Bu cümleyi وَإِذْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ
cümlesiyle bağlayan (3) kelimesi edât-ı şarttır. Şart edâtları, dâimâ -harâretle ateş gibi- biri sebeb, diğeri müsebbeb iki cümleye dâhil olurlar. İlm-i nahivce birisine 'fi'lü'ş-şart' ikincisine 'cezâü'ş-şart' denilir. Bu iki cümle arasında, harâretle ateş arasında olduğu gibi lüzûm lâzımdır. Halbuki bu iki
cümle arasında, lüzüm görünmüyor. Binâenaleyh âyetin ihtisârı dolayısıyla, ortadan kaldırılan cümlelere müracaat etmek lazımdır. Mukadder cümleler ise
.emirleridir تَشيلُوا وَجَبَ التَّشَبَثُ تَعَلَّمُوا جَزِبُوا Bunlar sıra ile, ikincisi birincisine lâzımdır.
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil- 1908-II. Meşrutiyetin ilánıyla Osmanlı İmparatorluğu anayasal yönetime döndü.
BİR AYET
1916 - Bediüzzaman, Rus esir kampına getirildi.
1821 - Mora İsyanı sırasında Yunanlılar 3.000 Türk'ü katlettiler.
TEMMUZ
23
ÇARŞAMBA
28 1447 MUHARREM
RUMI: 10 TEMMUZ 1441 HIZIR: 79
Rahman'ın has kulları onlar-dır ki, yeryüzünde tevazu ve vakar ile yürürler; kendini bilmez kimseler onlara laf attığında incitmeksizin
"Selametle" derler, geçerler.
(Furkan: 63)
BİR HADİS İnsanların Allah katında en makbulü ve Ona en yakın olanı, önce selâm verendir.
Ebu Davud
Demek selâmet ve emniyet, yalnız İslamiyette ve imandadır.
Sözler
İmsak
Günes
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
İmsak Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
TARINTE BOGON
YanıtlaSil1920-Türkiye Büyük Millet Meclisi ilk kez toplandi.
Dünya Çocuk Günü
NİSAN
23
PERŞEMBE
SIR AVET Sonunda herkes Onun huzu runa döndürülecektir.
Al-i Imran Suresi: 83
BİR HADİS
Allah için ilim öğrenen kişi Allah katında fisebilillah cihad eden
kimseden daha üstündür.
1447
ZİLKA'DE
RUMI: 10 NİSAN 1442 KASIM: 167
Eğer namaz kılmazsan, senin o günkü âlemin zulümatlı ve perişan bir halde gider.
Sözler
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1098 - Birinci Haçlı
seferi: 8 ay süren kuşatma sonunda Antakya Haçlıların eline geçti.
1277 - Türkçenin resmî dil olarak kabulü.
1889 - İttihat ve Terakki Cemiyeti kuruldu.
1925 - Terakkiperver
Cumhuriyet Fırkası, Bakanlar Kurulu kararıyla kapatıldı.
2006 - Karadağ kuruldu.
3
CUMA
FRIDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET
(Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!
İbrahim Suresi: 41
BİR HADİS
Özür dileyeceğin her şeyden
sakın.
Namazda ruhun ve kalbin büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır.
Sözler
HİCRİ: A ZİLKAYDE 1443 ί ου μας 1400
BENİ KİNDE TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilBeni Kimdelerin Soyları ve Yurdları:
Beni Kindelerin Ata soyları şöyledir:
Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe' (1). Beni Kinde (Sevr) b. Ufeyr, b. Adiy, b. Haris, b. Mürre, b. Uded, b.
Kinde (Sevr) b. Ufeyr'in, Remle bint-i Esed'den doğma Muaviye ve Eşres adında iki oğlu vardı (2).
Kinde'den şu kabileler türemiştir:
1. Beni Muaviye,
2. Vehb,
3. Bedda',
4. Râiş b. Hâris, b. Muaviye, b. Sevr, b. Mürti', b. Muaviye, b. Kinde,
5. Beni Sekasik b. Eşres, b. Kinde,
6. Beni Sekûn b. Eşres, b. Kinde,
7-8. Tücibler:
Beni Adiy b. Eşres, b. Şebib, b. Sekûn,
Beni Sa'd b. Eşres, b. Şebib, b. Sekûn (3).
Kindelerin yurdları, Yemende olup kendileri Hicazda ve Yemende kıral idiler (4).
Haris b. Amr'ul'Maksur, b. Huer Akilülmurar, b. Amr, b. Muaviye, b. Hâris ve Şair İmriülkays'ın babası Hucr b. Hâris, Beni Kinane ve Be-ni Esedlerin kıralı idiler.
Surahbil b. Hâris. Beni Temimlerle Rebabların, Seleme b. Hâris, Bekr b. Vail ve Tağlib b. Vâillerin, Ma'd-i Kerib de, Kays-i Aylanların kıralı idi (5).
(1) İbn-i Hazm-Cemhere s. 485
(2) İbn-i Hazm-Cemhere s. 425
(3) İbn-i Hazm-Cemhere s. 477
( 4) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 409
(5) İbn-i Hazm-Cemhere s. 427
BENİ KİNDE TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilKinde Temsilcileri Medine'ye Ne Zaman Geldiler? Kaç Kişi İdiler ve Nasıl Müslüman Oldular?
137
Kinde Temsilcileri, hicretin onuncu yılında (6). Kinde kıralların-
dan ve Hadramcvt Mirba' Sahibi (ganimetin dörtte birini alma yetki-(isi) (7) Es'as b. Kays'ın başkanlığı altında seksen (8) veya altmiş (9) binitli olarak gelip Mescidde bulunduğu sırada Peygamberimizin yanı-na girdiler.
Alınlarındaki uzun saçlarını iki yandan salmışlar, gözlerini sür-melemişlerdi.
Üzerlerinde yollu Yemen kumaşından yapılmış, yakaları, etekleri, kolları ve cep ağızları ipekle, altın sırma ile işlenmiş cübbeler vardı.
Kinde Temsilcileri, Peygamberimizin yanına girdikleri zaman (10)
Senin menzilin burası mı?!» diye sordular Peygamberimiz «Ben, hükümdar değil, Muhammed b. Abdullah-im! buyurdu.
Kinde Temsilcileri «Biz, Sana, isminle hitap etmeyiz!» dediler. Peygamberimiz «Ben, Ebülkasım'ım!» buyurdu.
Temsilciler, Peygamberimiz için tere yağının içine bir çekirge gö-zü saklamışlardı.
Ey Ebülkasım! Biz, Senin için gizlenecek bir şey gizlemiş bulu-nuyoruz. Nedir o?» diye sordular.
Peygamberimiz «Sübhanallah! Bu, ancak kahinin yapacağı bir şeydir.
Kâhín, kâhinliğe özenmek ise, ateştedir, Cehennemdedir!>> buyurdu. Temsilciler Öyle ise, Senin Resûlullah olduğunu nasıl anlayaca-
ğız?» dediler.
Peygamberimiz, yerden bir avuç çakıl taşı alıp «Bunlar, benim Re-sûlullah olduğuma şehådet ederler!» buyurunca, taşlar, Peygamberimi-zin elinde tesbih etmeğe başladılar.
Bunun üzerine, Kinde Temsilcileri «Biz de, şehadet ederiz ki: Sen,
hiç şüphesiz Resûlullahsın!» dediler.
(6) İbn-i Sa'd'den naklen İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 51, Taberi-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Abdulber-İstiab c. 1, 8, 133, İbn-i Esir-Üsdülgabe c, 1, s. 118
(7) İbn-i Sa'd'den naklen İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 51 (8) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 232, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 40,
İbn-i Seyyid-Uyuniüleser c. 2, 5. 241, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 56
(9) Taberl-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Abdulber-İstiab c. 1, s. 133, İbn-i Esir-Kamil c. 2, 8. 298, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 40, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55
( 10) İbn-i İshak, İbn-1 Hişam-Sire c. 4, s. 232, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 328, Taberi-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 40, İbn-1 Seyyid-Uyunüleser c. 2, 8. 241-242
PET
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
di ve bana bir de, Kitap indirdi ki ona, batil, ne önunden, ne de ardın. Peygamberimiz «Allah, beni, hak dinle Peygamber olarak gönder dan gelip erişemez!» buyurdu.
Temsilciler «Bize, ondan biraz okuyup dinletsen a?» dediler. Peygamberimiz de, Saffât sûresinin başından beş ayet okudu.
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Saflar bağlayıp duranlara, sevk ve idare ve men ve zecr edenlere zikr okuyanlara yemin ederim ki: sizin İlâhınız birdir. O, göklerin, yerin ve bunlar arasında ne varsa, hepsinin Rabbıdır. Rabbıdır O! (Saffat: 1-5) >>
Doğuların da Peygamberimiz, susmuştu. Kımıldamadan duruyordu. Gözleri ya-şarmış ve göz yaşları, sakalına doğru akmağa başlamıştı. Temsilciler «Biz, Senin ağladığını görüyoruz.
Yoksa, Sen, Seni gönderenden korktuğun için mi ağlıyorsun?» de-diler.
Peygamberimiz «Beni korkutan, ağlatan: Allâhın, beni kılıcın ağzı gibi ince ve keskin olan dosdoğru bir yol üzere göndermiş olmasıdır ki ondan azıcık eğrilsem, helâk olurum!» buyurduktan sonra:
<<And olsun ki, Sana vahy ettiğimizi de, dilersek, gideriveririz. Son-ra da, Sen, bize karşı, onu geri çevirmek için hiç bir Vekil de, bulamaz-sın! (İsrå: 86) meâlli âyeti okudu (11).
Sonra da Kinde Temsilcilerine «Siz, Müslüman oldunuz mu?» di-ye sordu.
Onlar da «Evet! Müslüman olduk!» dediler (12).
Müslüman oldular (13).
Peygamberimiz «Öyle ise, şu üzerinizdeki, boyunlarınızdaki ipek-ler, sırmalar ne diye duruyor?!» buyurdu.
ları söküp attılar (14). Bunun üzerine, Kinde Temsilcileri, elbiselerindeki ipekleri, sırma-
Dahlan-Sire c. 2, s. 154 (11) Ebû Nusym-Delailünnübüvve s. 190-191, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 260, A. Z
( 12) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 232, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 328, Taberi-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 40, İbn-i Seyyid-Uyunüleser с. 2, в. 241-242
(13) İbn-i Eslr-Üsdülgabe c. 1, s. 118 (14
) İbn-i İshak. İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 232. İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 328, Taberi-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 40, İbn-i Seyyid-Uyunülese c. 2, s. 241-242
BENİ KİNDE TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilSen de, Äkilülmürar oğlusun! (15)
Es'as b. Kays "Ya Resulallah! Bizler, Åkilülmürar oğullarıyız.
Biz, sanıyoruz ki, Siz de, bizdensiniz? (16) Yoksa, bizden değil misiniz?» dedi (17).
Peygamberimiz, gülümsedi, güldü (18).
130
Bu soya, kendilerini, Abbas b. Abdulmuttalib ile Rebla b. Háris nisbet ettiler, bağladılar.
Abbas ve Rebia, iki ticaret adamıydı. Araplar arasında gezip dola-
sırlarken kendilerine (Siz, kimlerdensiniz?) diye soruldukça, onlar (Biz, Akilülmürar oğullarıyız!) derler ve kendilerini, bununla şerefli göster-mek (19) ve canlarını korumak isterlerdi (20).
Çünki, Akilülmürar oğulları, Kinde kıralları idiler (21)
Onlarla, ana tarafından (*) bir doğum münasebeti bulunmakla be-raber (22), hayır! Biz, Akilülmürar oğulları değiliz (23).
Biz, Nadr b. Kinane oğullarıyızdır.
Biz, ne babamızın soyunu inkâr ederiz, ne de, anamızın soyuna bağlanırız! buyurdu (24).
Bunun üzerine, Eş'as b. Kays «Ey Kinde cemaatı! Vallâhi, bir da-ha Kureyşilerden kimin böyle (Åkilülmürar Oğullarıyız) dediğini işi-tirsem, ona, seksen kamçı vururum!» dedi (25).
(15) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 232, Taberi-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Abdul-ber-İstiab e. 1, s. 134, İbn-i Esir-Kâmil c. 2, s. 299, İbn-i Kayyım-Zadülmand e. 3, s. 40, Ibn-i Seyyid- Uyunüleser c. 2, s. 242
(16) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 211
( 17) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, 5. 40
(18) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 232, Taberi-Tarih c. 3, s. 162-163 İbn-i Ab-dulber-İstiab e, 1, 5, 134, İbn-i Kayyım-Zad, c, 3, 5, 40, İbn-i Seyyid-Uyun,
c. 2, s. 242, İbn-i Haldun-Tarih e, 2, ks, 2, 5, 56 ( 19) İbn-i İshak, İbn-i Hisam-Sire c. 4, s. 232, Taberi-Tarih c. 3, s. 163, İbn-i Kay-
yım-Zad. c. 3, s. 40, İbn-i Seyyid-Uyun. c. 2, s. 242, İbn Haldun-Tarih c. 2, ks.
25. 50 20) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 40
( ( 21) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 232, Taberi-Tarih e. 3, 8 163, İbn-i Kay-yım-Zadülmaad c. 3, s. 40
(*) Peygamberimizin Atalarından Kilap b. Mürrenin annesi Kindelerdendi. (İbn-1 Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 40, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 242)
(22) İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55 (23) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 232, İbn-i Haldun-Tarih e. 2, ks. 2, s. 56,
Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 261 (24) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 232, Taberl-Tarih c. 3, s. 163, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 211, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 40, İbn-i Seyyid-Uyun. c.
2, s. 242, İbn-i Abdulber-İstiab c. 1, s. 134, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 56
(25) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, s. 232, Taberi-Tarih c. 3, s. 163
140
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Eş'as b. Kays ve İmriülkays:
Eş'as b. Kays, cahiliye çağında Kindelerin boyun eğdikleri Reisleri.
İslâmiyet devrinde de Ulu kişileri idi.
dullah için "Eğer bu İslamdan dönmezse, ben, dönerim!» demiş (27) Es'as b. Kays, Peygamberimizin vefatı üzerine (26), Cerir b. Ab-irtidad etmişti (28).
İmriülkavs b. Abis, b. Münzir, b. İmriülkays idi (29). Kendisi, şairdi (30). Kinde Temsilcileri arasında gelip Müslüman olanlardan birisi de İyi halli bir zat idi.
Peygamberimizin vefatı üzerine irtidad hådiselerinin vuku' buldu-ğu günlerde İslâmiyette sebat etmiş, irtidad edenlere karşı savaş-mış (31), Eş'as b. Kays'e karşı koymuş, söylediği şiirlerle kavmını İs lamiyette sebata teşvik etmişti (32).
İrtidad eden amcasını öldürmek için üzerine yürüdüğünü ve am-cası onu kılıçlı görünce (33) «Yazıklar olsun sana ey İmriülkays! (34) Ben, senin amcanım! (35) Yoksa, amcanı da, öldürecek misin?!» dedi-ği zaman, İmriülkays «Sen, amcamsın, yüce Allah ise, Rabbımdır!» di-ve karşılık vermiş (36), vurup onu öldürmüştür (37).
Kinde Temsilcilerinin Yurdlarına Dönmeleri :
Kinde Temsilcileri yurdlarına dönmek istedikleri zaman, Peygam-berimiz, onlardan her birine bahşiş olarak onar, Eş'as b. Kays'e ise, on iki ukiye gümüş verdi (38).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 34. fıkrasında «Kinde Araplarının saçları kemal-i itina ile taranmıştı... daha üstlerinde de altın pul işlenmiş kumaşlar bulunu-
yordu...
26) İbn-i Abdulber-İstiab c. 1, s. 133, İbn-i Seyyid-Uyun. c. 2, s. 242
( (27) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 1, s. 118-119
28) İbn-i Abdulber-İstiab c. 1, s. 133, İbn-i Seyyid-Uyun. c. 2, s. 242
(29) İbn-i Estr-Üsdülgabe c. 1, s. 137 (
( 30) İbn-i Abdulber-İstiab c. 1, s. 104, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 1, s. 137 31) İbn-i Hazm-Cemhere s. 428-429
( (32) İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 64
(33) İbn-i Hazm-Cemhere s. 428-429
(35) İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 64 (34) İbn-1 Abdulber-İstiab c. 1, s. 104, İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 64
) İbn-i Hazm-Cemhere s. 429, İbn-i Hacer-İsabe r. 1, s. 64
( 38) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 328
(36 ) İbn-i Abdulber-İstiab c. 1, s. 104, İbn-i Hazm-Cemhere s. 429 (37
BENİ KİNDE TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil141
Peygamberin emrile bu mükellef esvapları üzerlerinden çıkarmağa
mecbur oldular.» (39)
diyorsa da, yanlıştır.
nin kemal-i itina ile taranmış olduğu değil, iki yana salınmış olduğu, Kaetani'nin dayandığı kaynaklarda Kinde Temsilcilerinin saçları-
elbiselerinin en üstünde altın pul işlenmiş kumaşlar değil, üzerlerinde-ki vollu Yemen kumaşından yapılmış, yakaları, etekleri, kolları ve cep ağızları ipekle, altın sırma ile işlenmiş cübbeler bulunduğu ve Peygam-berimizin emrile bu elbiseleri üzerlerinden çıkardıkları değil, elbiseleri-ne işlenmiş sırma ve ipekleri söküp attıkları
açıklanmıştır (40). Kaetani, 1 numaralı notunda «Bu, bütün Kindelerin ihtida etmiş olduğuna bir delil teşkil etmez.
Hadisin ihtiva ettiği malumatın azlığı siyasi bir i'tilaf akdi mevzu-i bahs olduğu zannını veriyor.
Bu i'tilafın esası da, bütün kabilenin aksamından biri tarafından senevi bir vergi tesviyesinden ibarettir.» (41)
diyorsa da, yanlıştır. Çünki, Kindelerin İslâmiyeti hakkında Hadislerde verilen maluma-tın hiçte az olmadığını ve Kaetani'yi yalanlamağa bol bol yetecek de-recede olduğunu okuyucular görmüş bulunuyorlardır.
Bu hususta sta verilmiş olan mâlumat az olmadığına göre, Kaetani'-nin, hiç bir tarihi ve ilmi bilgi ve belgeye dayanmadan zan ve tahmin ettiği anlaşma iddiası, kendi uydurma ve yakıştırmasından ibaret ka-lır.
(39) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, в. 69
( 40) İbn-i İshak, İbn-i Higam-Sire c. 4, s. 232, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 328, Taberi-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 40, İbn-i Seyyid-Uyunüleser
c. 2, s. 241-242
(41) Kactani-İslâm Tarihi c. 7, s. 70
PEYGAMBERİMİZİN HADRAMEVT KAYLLARINA VE ULULARINA YAZILAR GÖNDERMESİ
YanıtlaSilHadramevtlerin Soyları ve Yurdları:
Tevrat'a göre: Hadramevt, Kahtan'ın oğlu idi (1).
lenir (2).
Hadramevt'in, Kahtan'ın kardeşi Yaktan'ın oğlu olduğu da, söy-
Hadramevt, Yemen'de, Aden'in şarkında deniz yakınında geniş bir nahiye olup Ahkaf diye tanınan bir çok kum tepelerile çevrilmiştir. Peygamber Hüd Aleyhisselâmın kabri de, oradadır.
Hadramevt ile San'a arası yetmiş iki fersah veya on bir günlük yoldur.
Hadramevt'in Aden ile arası ise, bir aylık yoldur.
Hadramevt b. Kahtan, gelip burada konakladığı için, hem buraya, hem burada oturan kabilelere Hadramevt ismi verilmiştir (3).
Hadramevt Kayl ve Ulu'larının İslâmiyete Davet Edilmesi:
Peygamberimiz;
1. Zür'a,
2. Kahd,
3. Besiyy,
4. Buhayra,
5. Abd-i Külal,
6. Rebia,
7. Hucr..
gibi Hadramevt Kayllerine ve Ulu'larına yazılar yazdırıp kendilerini İs-lâmiyete dåvet etti.
Haklarında söylenen şiirlere göre; bunlar, Müslüman oldular (4).
Büyük kıraldan aşağı olan Hımyer kıralına Kayl denir (5).
(1) İbn-i Hazm-Cemhere s. 463
(2) İbn-i Hazm-Cemhere s. 460
(3) Yakut-Mucemülbüldan c. 2, s. 270.
(4) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 283
(5) İbn-i Esir-Nihaye c. 4, s. 133
nimet olur.
YanıtlaSilda onu ini ve k kıy
Dârı İslâm = İslâm memleketi: İslâm hükümlerinin uygulan-¿n memlekete denir.
Dar- harb = Yabancı ve düşman memleket: İslam ahkamı uy-gulanmıyan yerdir.
malla-Jarina hürri-etme-
Fetavă-i Hindiyye» adı ile şöhret bulan ve Hindistan'da ilim adamlarından ibaret bir heyet tarafından hazırlanan altı cildlik merin Siyer bölümünde dar-ı harb ile ilgili şu ifade mevcuddur:
ISLAM İLMİHALİ - F.: 25
386
YanıtlaSilISLAM ILMIHALI
اعْلَمْ أَنَّ دَارَ الْحَرْبِ تَصِيرُ دَارَ الْإِسْلَامِ بِشَرْطِ وَاحِدٍ وَهُوَ إِظْهَارُ حُكْمِ الْإِسْلَام فِيهَا . قَالَ مُحَمَّدٌ رَحِمَهُ اللهُ تَعَالَى في الزِيَادَاتِ إِنَّمَا تَصِيرُ دَارُ الْإِسْلَامِ دَارَ الْخَوَّبِ عِنْدَ أَبِي حَنِيفَةَ رَحِمَهُ اللهُ تَعَالَى بِشُرُوطٍ ثَلَاثَةِ : إِجْرَاءُ أَحْكَامِ الْكُفَّارِ عَلَى سَبِيلِ الْإِسْتِهَارِ وَأَنْ لَا يُحْكَمَ فِيهَا بِحُكُمُ الْإِسْلَام وَالثَّانِي أَنْ تَكُونَ مُتَّصِلَةً بِدَارِ الْحَرْبِ لَا يَتَخَلَّلُ بَيْنَهُمَا بَلَدٌ مِنْ بِلَادِ الْإِسْلَام وَالثَّالِثُ أَنْ لَا يَبْقَى فِيهَا مُؤْمِنٌ وَلَادِي آمِنًا بِأَمَانِهِ الْأَوَّلِ الَّذِي كَانَ ثَابِتًا قَبْلَ اسْتِلَاءِ الْكُفَّارِ الْمُسْلِمِ بِإِسْلَامِهِ وَلِلدِّمِّي بِعَقْدِ الدِّمَةِ.
وَصُورَةُ الْمَسْئَلَةِ عَلَى ثَلَاثَةِ أَوْجُهِ :
إِمَّا يَغْلِبُ أَهْلُ الْحَرَبِ عَلَى دَارٍ مِنْ دُورِنَا أَوَارْتَدَّ أَهْلُ مِصْرٍ وَغَلَبُوا وَاجْرَوْا أَحْكَامَ الْكُفْرِ أَوْ نَقَضَ أَهْلُ الدِّمَةِ الْعَهْدَ وَتَغَلَّبُوا عَلَى دَارِهِمْ فَفِي كُلِّ مِنْ هَذِهِ الصُّورِ لَا تَصِيرُ دَارَ حَرْبِ إِلَّا بِثَلَاثَةِ شُرُوطٍ . وَقَالَ أَبُو يُوسُفَ وَمُحَمَّدٌ رَحِمَهُمَا اللَّهُ تَعَالَى بِشَرْطٍ وَاحِدٍ لَا غَيْرُ وَهُوَ إِظْهَارُ أَحْكَامِ الْكُفْرِ وَهُوَ الْقِيَاسُ .
İ'lem enne dârel harbi tasîru dârel islâmi bişartın vâhıdin ve
hüve izhâru hukmil islâmi fiyhâ. Kale mühammed rahimehül-lahü teâlâ fizziyâdâti innema tesıyrü dârül islâmi dârel har-bi inde ebî haniyfe rahımehüllahü teâlâ bişürûtın selâsetin:
İcrâü ahkâmil küffâri alâ sebiylil iştihâri ve en lå yühke-me fiyha bihukmil islâmi. Vessânî: En teküne müttesileten bi-
DAR-I HARB VE DAR-1 ISLAM
YanıtlaSildaril harbi lá yetehallelü beynehümä beledün min biladil is lámi. Vessâlisü: En lå yebka fiyhä mü'minün ve là zimmüyyün äminen biemânihil evveli ellezi kåne sábiten kabl eistiyläil küf fari lil müslimi biislâmihi ve lizzimmiyi biakdizzimmeti.
Ve sûretül mes'eleti alâ selåseti evcühin:
Imma en yeğlibe ehlül harbi alá dârin min dûrini evir tedde ehlü misrin ve ğalebů ve ecrev ahkâmel küfri ev neka-za ehlüz zimmetil ahde ve teğallebů alá dârihim feft küllin min hazihil suveri la tesıyrü dâre harbin illâ biseläseti şürütın. Ve kale ebû yûsüf ve mühammed rahımehümallahü teâlâ bişar tın vâhidin là gayrü ve hüve izharü ahkâmil küfri ve hüvel kı yas.
Bil ki, dar-ı harb bir şartla darı İslâm olur. Bu şart da o yer de İslâm hükmünü izhar etmektir. İmam Muhammed (Yüce Allah ona rahmet etsin) Ziyâdät kitabında şöyle demiştir:
Imam Ebu Hanife'ye göre, (Yüce Allah ona rahmet etsin) dår İslâm, üç şartla darı harb olur:
Birincisi, açıklıkla küfür ahkämını icra etmek ve o yerde Islam hükmü ile hüküm vermemek.
İkincisi, aralarına İslâm ülkelerinden bir ülke girmeyecek şe kilde o yer bir dar-ı harbe bitişik bulunmak.
Üçüncüsü, o yerde ne bir mü'min, ne de bir zimmi ilk doku-nulmazlık güvenliği üzere kalmamış olmak, o güven ki, kafirlerin istílásından önce, müslümanın islam oluşu ve zimminin de zimmet akdi ile sabitti.
Bu mesele üç şekilde özetlenir:
1) Ya ehl-i harb bizim ülkelerimizden bir ülkeye galip gelir.
2) Yahut bir yerin halkı dinden çıkarlar ve galip gelerek kü-für ahkamını icra ederler.
3) Yahut zimmet ehli sözleşmeyi bozarak memleketlerinde üs tünlük kazanırlar.
Bu üç şeklin her birinde üç şartla dârı harb meydana gelir. Allahü Teâlâ her ikisine rahmet etsin, Imam Ebû Yûsuf ve Imam Muhammed demişlerdir ki, yalnız bir şart ile dár-ı harb olur. O da küfür ahkamını izhar etmektir. Kıyas da budur (80).
(80) Hindiyye: C. II. S. 181, 1276, Kahire bak
A. FİKRİ YAVUZ
YanıtlaSilEbert Kontrol Rapor (1)
Ahmed DAVUDOĞLU
(AÇIKLAMALI MUAMELATLI)
İSLÂM İLMİHALİ
ISLAM FIKHI ve HUKUKU
Eseri Tedkik - Takdim - Ropor (2)
Mehmed EMRE
Bilecik Mar)
ÇILE YAYINEVİ
(Beyazsoray No. 14)
Beyazıt Istanbul
(TH: 220094)
H. 1300-M. 1970
سوره بقره (٢٧-٢٤)
YanıtlaSilاشارات الربي
يعنى اتقانه، تحرين لازمدر. تحرى تعلم تعليم وجوب تشبيه وجوب نسبت ده نشنید تشاده دينه لازمدر. ديمك بوقدر لزومارك تقديري لازمدركي ( قرآنك به مثاني لبريالى الله ) قرآنده شهر الزوارس) اسنده لزوم الظاهراتين.
( وَادْعُوا شُهَدَاءَ كم من دُونِ الله ) بو حمل انك ) اوج وجها ) ما قبل ارتباطی و ارور
يرنجى وجه ) ( قرآن معارضه اتمكده في هر اولان تخزين تون ان اخلدك عجزني استلزام تمر 스 ا اماده اما با شاه را با یاری دیده ندارین کلیه وسوسه في دفع المال اور قرآن کریم بو أيتك لسانيله، (بيو ريگزي، رئي امريكزى چاغیر یگی سره یاردیم ای سینه ای) دیمه او داری
الزام ايتمشور.
( ایلنجی وجه) (اگر بز معارفه تشبتنده بولونه وه، برای دسته کهرین، مدافعه ایدن بوقدر) دبیر ایلری مورد قهری زغملر بنی ده روایت شد که هر هانكي بر مسالك اولورسه اولسون، متعصباری چوقدر معارضه ایتدیگر گز تقدیرده سری مدافعه اید نه چومه اولور) دیه او ناری
اسكات التمشور.
او چنجی وجه ) قرآن کریم، صدا که او ناره استهزاء دیوركه: محمد عليه الصلاة والسلام، بتون ان اناره نبوتني تصديقه التدير من اليجون المهندن ياردیم ایستردی. اللهی در قرآننه سکه اعجازی با صدامه به چومه از اداره تصدیق ایتدیردی . الته لری زدن به فائده گز وارسد، سزده او داری چاغی دیگر
سره یاردیم ایتسین الی
( فَإِنْ لم تَفْعَلُوا) یعنی تجربه در موکره با قید گز معارفه به قادر او لما دیف از تقدیر ده، عجز یاگر ظاهر اولور. و معارفه لي ده يا عن اولماز سكن.
( وَلَنْ تَفْعَلُوا ) یعنی ما ضیده یا با مدیف گز کی بوند به صوکره ده قطعیت له یا پاما یا جس کی مناء عليه ( بزم ما ضيده يا با مد يغني بشرك استقبالده یا با ما یا جفنی است اعزام التمن دیه) اظهار مد کاری او بهانه یی ده (لَنْ تَفْعَلُوا ) ایله دفع ايتمشدر. و عین زمانده (اوج و جهله) اعجازه اشارت التمشدر.
۱۷۹
عجز
YanıtlaSilAcz: Güçsüzlük
المه
Alihe: (Batıl) ilâhlar
بِنَاءٌ عَلَيْة
Bindenaleyh : Bunun üzerine
الراز
İtzam: Delille cevab veremez hale getirme
انكان
İskat: Susturma
استهزاء
İstihzaen: Alay ederek
استقبال
İstikbal: Gelecek
استلزام
İstilzam: Gerektirme
إثيان
ityan: (Benzer sûre) getirme
إظهار
Izhar: Gösterme, ortaya çıkarma
قادر
Kadir: Güç kudret sahibi
ماضی
Mazi: Geçmiş
مثل
Misil: Benzer, denk
معارضة
Muaraza: Karşı çıkma
مُتَعَصِبْ
Mutaassıb: Aşırı tarafdârlık gösteren
نبوت
Nübüvvet: Peygamberlik
ريب
Rayb: Şübhe
سكة اعجاز
Sikke-i i'câz: Mucizelik mührü
تَعَلَّمْ
Taallüm: Öğrenme
تقدير
Takdir: Zikredilmediği halde sözün gelişinden anlaşılan ma'na
تصديق
Tasdik: Doğrulama
تَظَاهُرْ
Tezahür : Görünme
وُجُوبُ تَشَبَّكْ
Vücûb-u teşebbüs: Bir işe girişmenin gerekliliği
ظاهر
Zahir: Açık görünür olan
زعة
Zu'm: Bâtıl zan, boş inanç
23-24
YanıtlaSilYani ityân, tecrübeye lazımdır. Tecrübe taallüme, taallüm vücüb-u teşebbüse, vücüb-u teşebbüs de teşebbüse, tesebbüs de raybe lazımdır. Demek bu kadar lüzûmlann "Kur'an'da sübheniz varsa" arasında lüzüm tezahür etsin, takdiri lazımdır ki, "Kur'ân'ın bir mislini getiriniz" ile
Bu caimlenin وَادْعُوا شعاكُمْ مِنْ دُونِ الله üç vecihle makabliyle irtibatı vardır.
Birinci Vecih: "Kur'ân'a muâraza etmekte zahir olan aczimiz, bütün insanların aczini istilzám etmez. Biz yapamadık ama, başkalar yapabilirler" diye zihinlerine gelen vesveseyi def' etmek için, Kur'ân-ı Kerim bu âyetin lisanıyla, "Büyüklerinizi, reislerinizi çağırınız. Size yardım etsinler" diye onları ilzâm etmiştir.
İkinci Vecih: "Eğer biz muâraza teşebbüsünde bulunsak, bizi destekleyen, müdafaa eden yoktur" diye ileri sürdükleri zu'mlarını da reddetmiştir ki, "Herhangi bir meslek olursa olsun, mutaassıbları çoktur. Muâraza ettiğiniz takdirde, sizi müdafaa eden çok olur" diye onları iskât etmiştir.
Üçüncü Vecih: Kur'ân-ı Kerîm, sanki onlara istihzäen di-yor ki: "Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, bütün insanlara nübüvvetini tasdîk ettirmek için Allah'ından yardım istedi. Allah'ı da Kur'ân'ına sikke-i i'câzı basarak pek çok insanlara tasdîk ettirdi. Alihelerinizden bir fâideniz varsa, siz de onları çağırınız. Size yardım etsinler."
فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا Yani "Tecrübeden sonra bakınız. Muârazaya kādir olmadığınız takdirde, acziniz zâhir olur. Ve muârazayı da yapmış olmazsınız."
وَلَنْ تَفْعَلُوا Yani “Mazîde yapamadığınız gibi, bundan sonra da kat'iyetle yapamayacaksınız." Binâenaleyh "Bizim mâzîde yapamadığımız, beşerin istikbâlde yapamayacağını istilzâm etmez diye" izhar ettikleri o bahaneyi de لَنْ تَفْعَلُوا ile def etmiştir. Ve aynı zamanda üç vecihle i'câza işaret etmiştir.
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil-1913-Edirne'nin Bulgar işgalinden kurtuluşu.
1961 - Kuzey Irak'tan 1500 Türkmen Türkiye'ye sığındı.
- 1975-Risale-i Nur'un beraet kararında imzası bulunan Denizli Mahkemesi azası Hesna Şener'in vefatı.
TEMMUZ
22
SALI
BIR AYET
Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah'tan yardım isteyin. Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir.
(Bakara: 153)
27 1447
BİR HADİS
MUHARREM
RUMI: 9 TEMMUZ 1441
HIZIR: 78
Kim sabrederse, Allah ona dayanma gücü verir. Kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir ikram verilmemiştir.
Müslim.
Biz sabır ve şükür ve kazaya rıza ve kadere teslim ile mukabele ederek ta inayet-i İlâhiye imdadımıza gelinceye kadar, az zamanda ve az amelde pel çok sevap ve hayrat kazanmaya
çalışmalıyız. Şualar
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil- 1830 - Osmanlı hükümeti, Yunan devletinin varlığını resmen kabul etti.
1877-Osmanlı-Rus (93) Harbi.
MAN TAKVİMİ
NİSAN
24 CUMA
BİR AYET
Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızı hakkıyla görür.
Bakara Suresi: 110
71447DE
BİR HADİS
Allah yolunda bana sıkıntı verildiği kadar hiç kimseye verilmemiştir.
ZİLKA'DE
RUMI: 11 NİSAN 1442 KASIM: 168
Bir şeyde mehasin ve şeref hasıl oldukça, havassa peşkeş ederler; seyyiat olsa, avama taksim ederler. Hutbe-i Şamiye
İmsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam
Yatsı
İmsak Güneş
Öğle
İkindi
Akşam Yatsı
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSilM.Ö. 781-Tarihte ilk kez bir güneş tutulması Çin'de kayıtlara geçti.
- 1876 - Sultan Abdülaziz'in şehit edilmesi.
1889 - Cihan pehlivanı Koca Yusuf'un vefatı.
4
CUMARTESİ
SATURDAY
HAZİRAN
JUNE
κολπικος
BIR AYET
O (Allah) ki, göklerin ve yeryüzünün mülkü, O'nundur. Ve O, çocuk edinmemiştir.
Mülkte, O'nun şeriki (ortağı) olmamıştır. Ve herşeyi, O yarattı sonra da onların kaderini takdir etti.
Furkân Suresi: 2
BİR HADİS
Ben size ihsan edilmiş bir rahmetim.
Hem peder ve valideyi şefkatle teçhiz eden ve seni onların merhametli elleriyle terbiye ettiren hikmet ve rahmet hesabına onlara hürmet ve muhabbet, Cenâb-ı Hakk'ın muhabbetine aittir.
Sözler
HADRAMEVT KIRALLARINDAN BAZILARININ MEDİNE'YE GELİP
YanıtlaSilMÜSLÜMAN OLUŞU
Hadramevt Kırallarından Kimler, Ne Zaman Geldiler? Nasıl Müslüman Oldular?
Hadra nevt kırallarından :
1. Cemd,
2. Mihves,
3 Mişrah,
4. Veb'daa
Kinde Temsilcilerile birlikte Peygamberimize geldiler ve Müslüman ol-dalar (1).
Bunlar, Kindelerden Beni Huer'ül'Karid dört kıral idiler (2).
b. Hárisül'vellådelerden
Kinde Temsilcilerinin Medine'ye gelişi, hicretin onuncu yılında idi (3).
Mihves Yâ Resûlallah! Allaha duâ et te dilimden şu tutukluğu gi-dersin?" dedi.
Peygamberimiz, ona dua ve Hadramevt zekâtından geçimlik te tah-sis etti (4).
Mihves b. Ma'd-i Kerib, b. Velia arkadaşlarıyla birlikte Peygambe-rimizin yanından ayrıldıkları zaman yüz, göz felcine uğradı.
İçlerinden bazıları geri döndüler «Yå Resülallah! Arapların Ulu'su felce uğradı. Bize, bunun devâsını göster!» dediler.
Peygamberimiz: «Büyük bir iğne alınız. Onu, ateşte kızdırınız. Son-
1) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 349, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 56
(2) İbn-i Hazm-Cemhere s. 428
(3) İbn-i Sa'd'den naklen İbn-i Hacer-Isabe c. 1, s. 51, Taberi-Tarih c. 3, s. 162, İbn-i Abdulber-İstiab c. 1, s. 133, İbn-i Estr-Üsdülgabe c. 1, s. 118
(4) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 349
İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSil144
ra da, gözünün kapağını tersine çeviriniz. Iğneyi, onun üzerine bastı-
rınız. İyileşir, eski haline döner. Vallahi, sizin yanımdan çıkıp gittiğiniz zaman, ne söylediğinizi
bi-Peygamberimizin tarif ettiğini yaptılar. Mihves iyileşti (5). liyorum! buyurdu.
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 47. fıkrasında «Muhammed, Mihves'in dilinde kekeleme-den söz söylemesine mani olan bir ağrıyı...» (6)
diyorsa da, yanlıştır.
Mihves'in dilinden giderilen ağrı değil, tutukluktur (7).
(5) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 350
(6) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 83
(7) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 349
سورة نفره (٢٢-٢٤)
YanıtlaSilبرنجى وجه) غائيدن خير وبر مشور و اخبار اندیکی کی ده معارضه واقع ولما قدر ان وسون مؤلفی دوست اول شهدی به قدر بازيل من ميليونار له عربى كتابار میدانده طور سور و سه دوشمان اولون في انك السلومي تقليد التحكم فوق العاده مشتاق اولد قارى حالده، هم صحیح به مولد هيم بر كتابنده قرآن كرمك اللونى تقليد اتمام موفق اولا ما قدر صانكه قرآن معجز اله (نوع مُحْفِرٌ في الشخص ( یعنی، بتخصره انحصار يمن به نوعدد بناء عليه، قرآن كريم، باني كتابارك آلتنده در بویله ديمك لولوج برسوز در و با فوق الكل ، نادره در یعنی بتونه کندانداران
فوقنده بره نادره در. در.
ایک نجی وجه) بویله بیون به دعواده، مشکل به مقوامده، اونارك عهد العريني تحريك اليد مب عزت نفراري قیرمن صور تهاله (یا با ما یا فکر) دیه قطعیت له ویردیگی حکم، اونك امنیتهای مطمئن و اغماره
اولدیفنه به دلیلدر.
و هیجی وجه) دا که قرآن کریم دیور که مزلی، فصد احتان افراسی اولدیفانی و هر کدن زیاده خصدافه حتاج اولدی ان والده معارفه به قادر اول مدین ای کی بوده هیچ به زمانه قرآنان معارضه نه
قادر اولامات
وكذا قرآنك نتیجه ی اولان اسلاميته به نظيره فك يا بعلمه منه زمان ماضي قادر اولا ما ديفي کي استقبال زمانی ده اونك من لندن عاجز ق الاجفنه به اشار تدر.
( فَاتَّقُوا النَّارَ لَتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ ) يعنى، لا فراره حاضر لانان أنشدن افی گاز که او نشان اردو ، ان انا له اسلم در. (فَاتَّقُوا جمله ی ( إن لم تفعلوا ) جمله نه جزاء الشرط اولد يغي جهتله، آرا رنده لزوون بولوغي لازمدر. والبوكه معارضه نك يا بي امامي آتشدن صدا قیمه بى استلزام تمز بناءً على اختصار يكون اور ته دن قالدير بلان جمله الره مراجعت
ایماله بولز و می آرایوب بولا جغز شویله که:
(پنجیسی ) معارضه نان با پد اما مسندن قرآن اعجازی لازم کلیر (ایکنجیسی) قرآن اعجاز ندنه اللهاك كلامي اولديفى لازم قلير. (او هنجيبي ) اللهك كلامي اولد يفند من امر يرينه احتمال لازم قالير.
آنسان
YanıtlaSilA'sab: Sinirler
عرب
Arabi: Arabca
جراء الشريط
Cezdil's-sart: Şayet gibi bir edâtla başlayan şart cümlesi-nin ikinci kısm
آميين
Emniyet: Güvenilirlik, güvenlik
قصات
Fesahat: Sözün açık ve hata-sız olması
انجاز
İcaz: Mucize olma, herkesi aciz bırakma
الخباز
İhbar: Haber verme
امتثال
Imtisal: Uyma
الحصان
inhisar: Sınırlanma
عِزَّتِ نَفْسٌ
İzzet-i nefis: Haysiyetini koruma
كلام
Kelam: Söz
كذا
Keza: Bunun gibi
قرآن مغير
Kur'an-ı Mucizü'l-Beyân: Ifadesi, (benzerini getirmede( herkesi aciz bırakan Kur'ân
التكان
Mutmain: Tatmin olan
مطمين
Müellif: Yazar
مُؤلف
Müşkil: Zor
مُشْكِل
Müstak: Cok arzulu
مشتاق
Nazire: Benzerini yapma maksadlı örnek
نظيره
Tahrik: Hareket ettirme
تحريك
Ümera: Önderler
اترا
واقع
Vakı: Meydana gelen
, 23-20
YanıtlaSilBirinci Vecih: Gäibden haber vermiştir. Ve ihbar şimdiye kadar yazılmış milyonlarla Arabi kitaplar ettiği gibi de muåraza väki olmamıştır. Bakınız, meydanda duruyor. Ve bütün müellifler, dost olsun, düşman olsun, Kur'an'ın üslübunu taklid etmeye fevkalade müşták oldukları halde, hiçbir müellif, hiçbir kitabında Kur'ân-ı Kerim'in üslübunu taklid etmeye muvaffak olamamıştır. Sanki Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyan منحصر فى الشخص yani bir sahısta inhisar etmiş bir nev'dir. Binåenaleyh, Kur'ân-ı Kerim, ya bütün kitapların altındadır böyle demek gülünç bir sözdür. veya fevka'l-küll bir nadiredir. Yani bütün kitapların fevkinde bir nådiredir.
İkinci Vecih: Böyle büyük bir da'våda, müşkil bir makamda, onların a'sablarını tahrik edip izzet-i nefislerini kırmak suretiyle "Yapamayacaksınız" diye kat'iyetle verdiği hüküm, onun emniyetli, mutmain ve i'timâdlı olduğuna bir delildir.
Üçüncü Vecih: Sanki Kur'ân-ı Kerîm diyor ki: "Sizler, fesähatin ümerâsı olduğunuz ve herkesten ziyâde fesâhate muhtaç olduğunuz halde, muârazaya kādir olamadığınız gibi, beşer de hiçbir zaman Kur'ân'ın muȧrazasına kādir olamaz."
Ve kezâ, Kur'ân'ın neticesi olan İslâmiyet'e bir nazirenin yapılmasına zaman-ı mâzî kādir olamadığı gibi, istikbal zamanı da onun mislinden âciz kalacağına bir işarettir.
فَاتَّقُوا النار التي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ
Yani, "Kâfirlere hazırlanan ateşten
sakınınız ki, o ateşin odunu, insanlarla taşlardır."
فاتقوا cümlesi إن لن تفعلوا cümlesine
cezâü'ş-şart olduğu cihetle, aralarında lüzûmun bulunması lazımdır. Halbuki muârazanın yapılmaması,
ateşten sakınmayı istilzâm etmez. Binâenaleyh, ihtisâr için ortadan kaldırılan cümlelere müracaat
etmekle, bu lüzûmu arayıp bulacağız.
Şöyle ki:
Birincisi: Muârazanın yapılmamasından Kur'ân'ın
i'câzı lazım gelir. İkincisi: Kur'ân'ın i'câzından Allah'ın kelâmı olduğu lâzım gelir. Üçüncüsü: Allah'ın kelânı olduğundan emirlerine imtisâl lâzım gelir.
ON ÜÇÜNCÜ İSM-İ ŞERİF
YanıtlaSilSonra bu kurşun levhayı ud ve anber ile tüt-süleyip başının ön tarafında taşısın. İşte o zaman bütün malûkatın dilleri kendisi hakkında kötü söz konuşmaktan bağlanır ve o kişiyi ancak ha-yırla yâd ederler. Bu, defalarca tecrübe edilmiş ve Allâh-u Teâlâya hamdolsun ki sahih bulun-muştur. ».نِيَّتُكَ مَطِيَّتُكَ "Niyetin senin merkebin-dir" buyrulur. Yani her zaman iyi niyet üzere ol ki, murâdın hâsıl olsun.
2) Her kim bu ism-i şerîfi çokça zikreder-se işleri kolaylaşır ve kendisini gören herkes Allâh-u Teâlâ'nın izniyle ondan çekinir ve kendisine saygı gösterir.
3) Her kim halvet-i kebîre (büyük halvet) ile yedi gün halvete girer de bu ism-i şerîfi her gün yedi bin (7000) kere okursa, yedinci gününde halvete girdiği mekanın kıble tarafındaki duvar yarılarak içinden (mânevî) bir şahıs çıkar ve o kişiyle anlaşma yapar sonra ona üzerinde kudret kalemiyle bu ism-i şerîfın yazılı olduğu yumurta gibi bir mühür verir.
Artık o mührü hayızlıların, cünüplerin, fâsık ve fâcir kimselerin gözlerinden koruması gerekir.
117-
2025 BEDIUZZAMAN TAKVIMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1717- Osmanlı Devleti
ile Rusya arasında Pasarofça Antlaşması'nın imzalanması.
1946 - Türkiye'de ilk defa çok partili seçim yapıldı.
TEMMUZ
21
PAZARTESİ
26 1447
MUHARREM
RUMÍ: 8 TEMMUZ 1441
HIZIR: 77
BİR AYET
Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle beraber siz de rükû edin.
(Bakara: 43)
BİR HADİS
Her kim sabah akşam mescide giderse, her sabah ve akşam gidişinde Allah ona Cennette bir yer hazırlar.
Buhârî
Hem namaz kılanın diğer mübah dünyevi amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır.
Sözler
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1532 - Kanuninin
Almanya seferi.
1935 - Bediüzzaman'ın Eskişehir Hapishanesine gönderilişi.
NİSAN
25
CUMARTESİ
BİR AYET Allah vaadinden dönmez.
Bakara Suresi: 80
8 1447 ZİLKA'DE
BİR HADİS Haramlardan sakın ki, insanların en çok ibadet edeni olasın.
RUMI: 12 NİSAN 1442
KASIM: 169
Elbette en bahtiyar odur ki: dünya için ahireti unutmasın, ahiretini dünyaya feda etmesin.
Mektubat
Imcak Güne
Öğle
İkindi
Akram
Yatri
(use) arра
YanıtlaSilTARINTE BUGÜN
1086 Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın vefatı.
1878- Kıbrıs'ın Anavatandan ayrılması.
1911-Bediüzzaman Said Nursî'nin İstanbul'a gelerek Sultan Reşad'ın Rumeli seyahatine katılması.
1954 - Risale-i Nur
hakkında olumlu bilirkişi raporu veren Yusuf Ziya Yörükhan vefat etti.
5
PAZAR
SUNDAY
HAZİRAN
JUNE
Suphesiz Allah, oluden diy çıkaran, diriden de oluyu
çıkarandır.
En'am Suresi: 95
BİR HADİS
Benden sonra halifelik otuz senedir. Ondan sonrası saltanattır.
Her şey her şeyle bağlıdır. Bir şey her şeysiz yapılmaz. Bir şeyi halk eden, her şeyi halk etmiştir. Öyleyse, bir şeyi yapan Vâhid, Ehad, Ferd, Samed olmak zaruridir.
Mesnevî-i Nuriye
HİCRÎ: 6 ZİLKA'DE 1443 - RUMI: 23 MAYIS 1438
HIZIR: 31-GÜN-156 KALAN-208 C
VAIL B. HUCR'UN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilVail b. Hucr'un Soyu:
Vall b. Hucr'un babası, Yemen kırallarındandı (1).
Vail b. Hucr'un, Kahtan'a kadar Atalarının soyu şöyle sıralanır: Vail b. Hucr, b. Said, b. Mesruk, b. Vâil, b. Nüman, b. Rebia, b. Ha-ris, b. Avf, b. Sa'd, b. Avf, b. Adiyy, b. Malik, b. Şurahbil, b. Haris, b. Malik, b. Mürre, b. Himyeri, b. Zeyd, b. Hadrami, b. Amr, b. Abdullah, b. Hàní, b. Avf, b. Cürhüm, b. Abd-1 Şems, b. Zeyd, b. Le'y, b. Kah-
tan (2).
Vail b. Huer'un Gelmekte Olduğuun Peygamberimizin Eshabına
Haber Vermesi:
Vail b. Hucr, gelmeden önce, Peygamberimiz, onun gelmekte oldu-ğunu Eshabına müjdelemiş «Size, Vail b. Huer, uzak bir yerden, Had-ramevt'ten Allaha ve Resülüne itaat ve rağbet ederek geliyordur.
O, kıral oğullarının bakıyyısidir! buyurdu (3).
Vail b. Hucr'a Doğru Yolu Gösteren Ses:
Vail b. Hucr'un, Müslüman olmadan önce, taptığı, secde ettiği Akık-dan bir putu vardı.
Vail, bir gün, onun yanında yatıp uyurken korkunç bir ses İşitir. Hemen putun yanına varıp secdeye kapanır.
Nereden geldiğini bilemediği bir ses, kendisini uyarır. Insana, hiç bir yararı veya zararı dokunmayan taş parçasına ta-
pınmayı bırakmasını ve hemen Medine'ye giderek oruç tutanların, na-maz kılanların dinine, Peygamberlerin hayırlısı olan Muhammed Re-sülullahın dinine girmesini ona tavsiye eder.
(1) Non-i Esir-Üsdulgabe c. 5, s. 435, İbn-i Hacer-İsabe c. 3, s. 628
(3) İbn-i Abdulber-İstiab c. 4. s. 1562, İbn-i Bir-Usdülgabe c. 5, s. 435
(2) İbn-i Hazm-Cemhere s. 460
1. T. Medine Devri X/F: 10
146
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Put, yüzünün üzerine düşer.
Vail de, gidip onu kırar, parçalar. Medine yolunu tutar (4)
Vail b. Huer'un Medine'ye Gelişi ve Müslüman Oluşu:
Vail b. Hucr der ki «Medine'ye gelince, Resûlullah ile buluşmadan önce, Eshabile buluştum.
(Sen, yanımıza gelmeden üç gün önce, Resûlullah Aleyhisselâm, seni, bize müjdeledi: Vail b. Hucr, size geliyordur! buyurdu, dediler.» (5)
Bundan sonra, Vail b. Huer, Peygamberimizin yanına geldi (6). Peygamberimizi selamladı.
Peygamberimiz de, onun selâmına karşılık verdi (7).
di (8).
Vail b. Hucr «Ben, İslamiyeti ve hicreti özleyerek geldim! de-Peygamberimiz «Merhaba = Hoş geldin, safå geldin! buyurdu.
Hemen, üzerindeki ridasını, onun için yere serip üzerine onunla birlikte oturdu (9).
Peygamberimiz, Vail b. Hucr'un gelişine sevinerek Müslümanların toplanmaları için nida ettirdi (10).
Müslümanlar, toplanınca, Minber'e çıktı. Vail b. Hucr'u da, Min-ber'e çıkarıp yarında durdurdu.
Allaha hamd-ü senåda bulunduktan sonra (11) Ey insanlar! Bu, Vail b. Hucr'dur! Size, uzak beldelerden, Hadramevt beldelerinden, hiç zorlanmadan (12), İslamiyeti özleyerek (13) ve boyun eğerek gelmiştir. Kendisi, kıral oğullarının bakıyyesidir.
bårek kılsın! buyurdu (14). Ey İbn-i Huer! Allah, senin hakkında ve senin oğlun hakkında mü-
Vail b. Huer «Ya Resülallah! Senin zuhurunu haber aldım. O za-tim! dedi. man, ben, büyük bir kıraldım. Onu, terk ve Allahın dinini tercih et-
(4) Ahmed Zeyni Dahlan-Sire c. 2, s. 183-184
(5) Heysemi-Mecmauzzevaid c. 9, s. 374
(6) İbn-i Sa'd-Tabakat e. 1, s. 319
(7) Heysemi-Mecmauzzevaid c. 9, s. 373
( 8) fbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 349
mauzzevaid e 9, s. 374, Ebülfida-Sire c 4, s. 154 (9) Ibn-i Abdulber-Istials c. 4, s. 1562, İbn-i Esir-Üsdülgabe e 5. s 435 Heysemi-Mec-
(11) Heysanl-Mecmauzzevaid c. 9, s. 374 (10) Doo-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 349, İbn-i Haldun-Tarih e. 2, ks. 2, s. 50
(13
(12) Heyseral-Meemauzzevaid e 8. a. 374, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, 3 181 ) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 351, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, 8. 184
(14) Heysemi-Mecmauzzevaid e 9, s. 374
VAIL B HUCR'UN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil147
Peygamberimiz Doğru söylüyorsuni buyurdu (15).
By Allahım! Vail, väil'in oğlu ve oğlunun oğlu hakkında müba
rek ve hayırlı kıl! diverek dua etti (16) Vail'in başını elile siğadı (17). Minberden Indi
Medine'nin uzakca bir yerindeki (18) Harre mevkiindeki bir eve (19) indirillp orada ağırlanmasını Muaviye b. Ebi Süfyan'a emr etti
Muaviye b. Ebi Suryan, yaya, Vail b. Hucr da, devesine binmiş ola-rak oraya (20) veya Peygamberimizin verdiği araziyi ona göstermeğe giderken (21), Muaviye b. Ebi Süfyan, kızgın yol üzerinde yürümekten Vail b. Hucr'a şikayetlendi (22). «Ey Vail! Kızgın yol üzerinde yalın ayak yürümek, ayağımın altını yakıp kavurdu (23). Ayakkabını bana at (24) ta, güneşin sıcağından, onunla korunayım! dedi (25).
Vail b. Huer Hayır! Benim glydiğim ayakkabıyı, sen, giyemez-sin! (26)
Sen, kıralların giydiklerini, giyebilecek kişilerden değüsin! Onu, sana emaneten vermeyi hoşlanmam (27).
Yemenliler, bir kıralın ayakkabısını, yedicisinin giydiğini işitme mişlerdir! (28)
Fakat, Istersen, senin için devemi kısar, yavaşlatabilirim. Sen de, Jevemin şu iki yanında (29), gölgesinde yürürsün! (30)
(13) Ahmed Zeyni Dahlan-Sire c. 2, 184
(10) Ibn-1 Abdulber-İstiah c. 4, 1562, İbn-i Eair-Usdülgabe c. 5, s. 435. Ebülfida-Si-4. 154, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 184
(18) Heysemi-Mecmauzzevaid c. 9, a. 374
(19) Ton-i Sa'd-Tabakat c. 1. s. 351, Ibn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 56
(17) Ihm-i Sud-Tabakai c. 1, s. 340, Ibn-i Haldun-Tarih c. 2, kz 2, 3. 56
(30) Ibn-i Sa'd-Tabakat e. 1, a. 340, Heysemi-Mecmauzzevaid c. 8. a. 374 Ibo- Hal-
dun-Tarih c. 2, ks 2, 56 (21) Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 6, 399, İbn-i Abdulber-latiah c. 4, 1562-1562
Ibn-i Esir-Usdülgabe c. 5. 435, Ebülfida-Sire e 4s 154 (22) İbn-i Abdulber-Istiab c. 4, n. 1563, Ihm-i Esir-Usdülgabe c. 5, 435. Ebülfida-Si-
re e. 4, s. 154 (23) Ilm- Sa'd-Tabakat e. 1, s. 340, Heysemi-Mecomsuzzevaid e. D. a. 374, Ibn-i Hal-dun-Tarih c. 2, ka. 2, 56
(21) Ilm-i Sa'd-Tabakat e. 1. a. 349, Heysemi-Mecmaurzevaid c. 9, s. 374 (25) bn-i Sa'd-Tahnkat c. 1, s. 351, Heysemi-Mecmauzzevaid c. 9. s. 374. İbn-i Hal-
dun-Tarih e 2, ka. 2, s. 56
(26) Ubn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 349, Ibn-i Haidun-Tarih e 2, ks. 2. s. 36
(27) Heysemi-Mecranurzevaid c. 9, к. 374
Ibn-i Sa d-Tabakat c. 1, s. 351 (29) Heysemi-Mecmauzzevaid c. 9. a. 374
(30) Ibn-i Sa' I-Tobakat c. 1, s. 310, Ibn-i Haldan-Tarih e. 2, ks 2, a. 56
148
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Ayağın için devenin gölgesinden yararlanırsın (31). Bu, sana şeref olarak yeter!» dedi (32).
Muaviye b. Ebi Süfyan Öyle ise, beni terkine all dedi (33) Vail b. Huer «Sus! (34) Sen, kiralların terkisine binecek kimse
olamazsın! (35) Sen, kıralların terkisine binebilecek bir kimse değilsin! (36)
Kıral oğullarından değilsinl dedi (37).
Vail b. Huer İçin Yazılar Yazılıması:
Vail b. Hucr, ülkesine gitmek istediği zaman (38), «Yâ Resûlallah! Benim için, kavmıma bir yazı yaz!» dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz «Yaz! Ey Muaviye! Onun hakkın-da Abähile kırallarına! buyurdu (39).
Şöyle yazdırdı:
BİSMİLLAHİRRAHMİNİRRAHİM
Allahın Resûlü Muhammed tarafından Hadramevt'teki Väll b.
Hucr'a ve Abahile kırallarınal (40)
Onlar, namazı kılacaklar ve zekâtı vereceklerdir.
Sadaka ve zekât, yılın çoğunda yabanda yayılan ve sayıları kırı bulup aşan davarlardan alınacaktır.
Zekât endişesile, ayrı hayvanlar, bir yere toplanmayacak, toplu olanları da, ayırılmayacaktır.
Zekât ve sadakaları teslim almak için, hayvanları, bir yerden baş-ka bir yere sürdürüp götürtmek ve iki nisab arasındakine de, zekât yoktur.
nacaktır.
Zekât ve sadakalar, ancak, mal sahiplerinin yurdlarında teslim alı-
(31) Ahmed b. Haubel-Müned e. 6, a. 399, İbn-i Abdulber-latiub c. 4, a. 1563, In-1 Esir-Usdülgabe c. 5, s. 435, Ebülfida-Sire c. 4, s. 154 (32 ) ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, a. 349, İbn-i Haldun-Tarih e. 2, ks. 2, 8. 56
(33) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 349, Ahmed b. Hanbel-Müaned ç. 6, dulber-İsilab c. 4, a. 1563, İbn-1 Eair-Usdülgabe c. 5, s. 435 309, İbn-i Ab-
(35) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 6, s. 399
(34) Ibn-i Abdulber-İstiab a. 4, s. 1563, İbn-i Esir-Usdülgabe c. 5, s. 415, Ebalfida-Si с. 4. 4. 154
dülgabe c. 5, s. 435, Ebülfida-Sire c. 4, s. 154
( 36) Ion-i Sa'd-Tabakat c. 1, a. 351, Ion-i Abdulber-istiab . 4, s. 1563, Ibu-i Balr-
(37) Heysemi-Mecmauzzevaid c. 9, s. 374
(38) Ibn-i Sa'd-Tabakat e. 1, s. 287, 319, Heysemi-Mecesursevaid o 9 s 374
(39) Ihn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 287
(40) Heysenal-Mecmauzzevaid c. 9, s. 375
VAIL B. HUCKUN MEDINE'VE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilokuş yoluyla mehirsiz evlendirme yoktur. Değiş tokuş Onjar. Müslümanların askeri birliklerine yardım etmek ve her on
140
kisi için bir dağarcık hurma yüklemekle mükelleftirler. Ekini yetişmeden satan kişi, faiz yemiş olur (41).
Väll b. Huer Yâ Resülallah! Cahiliye çağında málik bulunduğum, Himyer ve Hadramevt kırallarının da, şahid oldukları arazim hakkın-
da da, benim için bir yazı yaz!» dedi. Peygamberimiz de şöyle yazdı (42):
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM (43)
Bu. Muhammed Peygamberin Hadramevt kıralı Vail b. Hucr'a ya-zısıdır.
İşte sen, Müslüman oldun. Målik bulunduğum araziyi ve hısarları yine sana temlik ettim.
Senden, mahsulünün her onda biri vergi olarak alınacaktır. Bu işe, adalet sahibi bir iki kimse bakacaktır.
ederim. Peygamber ve Mü'minler bu işde yardımcıdırlar.» (44)
Din durdukça, bu hususta haksızlık yapılmayacağını sana temin
Vail b. Hucr'un Hadramevt Başkırallığına Tayin Edilmesi:
Peygamberimiz, Vâil b. Hucr'u, Hadramevt kıralları üzerinde Başkı-ral olarak vazifelendirdi (45).
yurdu:
Bu hususta Muhacir b. Ebi Ümeyye'ye yazdığı yazıda şöyle bu-
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Vail, Hadramevt'in neresinde olurlarsa olsunlar, bütün kırallar üzerine Amir ve Reis olacaktır. (46)
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 48. fıkrasında «Ayaklarına kum battığından dolayı..» (47)
didiyorsa da, yanlıştır.
(41) Ibn-i Sa'd-Tabakat e. 1, s. 287, Heysemi-Mecmatuzzevaid c. 9, s. 375
(42) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 287
(43 ) Ihn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 56
(44 ) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 287, 340, İbn-i Haldun-Tarih e. 2, ks. 2, 8. 56
( 45) thn-i Abdulber-İstiab c. 4, s. 1562, İbn-i Exir-Üsdülgabe c. 5, s. 435, Ebülfida-Si-
rec. 4, s. 154, İbn-i Haldun-Tarih e. 2, ka 2, s. 57
(40) Heyseml-Mecmauzzevaid c. 9, s. 374
(47) Kastani-İslâm Tarihi c. 7, 8. 84
150
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
yalın ayak yürümesinden, ayağının kavrulup yanmasından dolayı... Ayaklarına kum battığından dolayı değil, kızgın yol üzerinde demek gerekirdi.
Kaetani, fıkrasının devamında «Bunun da Vail b. Hucr'a verildiği iddia olunmaktadır.
Fakat metin çok bozuktur. Månası muzlimdir. Bazı mali teshilata müteallik olduğu anlaşılıyor.
Vesika, o haldedir ki burada onu kayd etmeğe layık değil gibi gö
rünüyor.» (48)
diyorsa da, iftiradır, yanlıştır.
İftiradır.
Çünki, Peygamberimizin yazısının metninde bozukluk yok, mâna-sında derinlik vardır.
Yanlıştır dedik. Çünki, Peygamberimizin yazısı, sadece bazı máli kolaylıklara mü-teallik değildir.
Bahis konusu edilen yazının tercemesini yukarıda sunmuş bulu-nuyoruz 7
Yazının metninde geçen Tey'a, Hilat, Virat, Celeb, Ceneb, Şınak, Şığar gibi kısa ve fakat cümlelerle ifade edilebilecek kadar geniş mânalı ze-kåt vesaire ile ilgili terimlerdir ki Kaetani gibi acemiler, bundan bir şey anlayamamışlarsa, kabahat, yazıda değil, kendi bilgisizliklerinde-dir.
Halbuki, Kaetani'nin burada, vesikanın şikâyet ettiği muzlimliği-ni, başka bir vesika hakkında «Vesikanın gerek vazıh, gerek muzlim cl-hetlerinde gayr-i kabil-i inkâr bir hakikilik nümayan oluyor.» (49)
Welhausen diyor ki: Yalnız muhteviyat değil, şekli de mevsukiyet lehinde bir delil teşkil ediyor, cümlelerin kısalığı ve az vázıh olmaları, îmåları anlayabilecek muâsırın için kaleme alınmış olduklarını isbat eder.
Biz ise, o devre-i tarihiyenin bir çok şeylerini bilmeden o vakayı arasına atılmış bulunuyoruz. (50)
diyerek memnuniyetle lehde kullanmağa çalıştığı ve tezáda düştüğü de gözümuzden kaçmış değildir.
Welhausen'in dediği ve Kaetani'nin de, farkında olmadan itiraf et
(48) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 85
(49) Kaetani-İslâm Tarihi c. 3, s. 119
(50) Kattani-İslâm Tarihi c. 3, s. 147
VAIL B. HUCHUN MEDINE VE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUJU
YanıtlaSil151
gibi, Islam tarihindeki
tiği pek çok şeyleri hiç anlamadan vak'alar ara-sina atılan bu kimselere, anlayamadıkları şeyleri kötülemeğe veya In-kira kalkışmak değil, anlamağa çalışmak düşerdi
Işık tutacak pek çok yardımcı eserler de , bırakmış bulunuyorlardır. Halbuki, İslâm ilim adamları, bu yolda, kendilerinden sonrakilere
Allahın kullarının en fasih ve düzgün dillisi olan Peygamberimizin fadesinde bozukluk bulunmadığını, bulunamayacağını bir vak'a ile de belirtelim.
Beni Süleymlerden bir adam gelip Peygamberimize Yâ Resûlal-(th! (51) Erkek, kadının mehrini uzatabilir, erteleyebilir mi?» diye sorar.
Peygamberimiz de «Naam Iza kane mülfecen Evet! mülfec ol-duğu zaman! buyurur (52).
Bununla, erkeğin, fakir olduğu zaman, kadının mehrini uzatıp er-teleyebileceğini anlatır (53).
Hz. Ebû Bekir, Arap dil ve edebiyatını çok iyi bilmesine rağmen
bu kısa soruyu ve cevabı birden kavrayamaz. Peygamberimize «Adam, Sana ne dedi? Sen, ona ne söyledin?» di-
ye sorar. Peygamberimiz, adamın sorusunu ve Kendisinin ona verdiği cevabı anlatınca Hz. Ebû Bekir «Ben, Araplar içinde gezip dolaşmış ve onların en fasih dillilerini dinlemişimdir.
Fakat, Senden daha fasih dillisini dinlemedim! der. Peygamberimiz de Beni, Rabb'im terbiye etti.
Ben, Beni Sa'd içinde yetiştim! buyurur (54).
Hz. Ebû Bekir gibj Arap olan ve Arap dil ve edebiyatına hakkıyle våkıť bulunan bir Zatın, Peygamberimizin üstün fesåhatı hakkındaki bu şehådeti mi, yoksa, Kaetani gibi Arap dil ve edebiyatına tamamiyle bigåne bir aceminin gülünç iddiası mı kabul edilir?
Hükmü, okuyucular versin!
KÜLEYB B. ESED'İN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
Amr b. Muhacir'ül'Kindi'nin bildirdiğine göre: Hadramevt halkın-dan Küleyb b. Esed, b. Küyeyb'in annesi Tehnat bint-1 Küleyb, Pey-
185
(51) Ibn-1 Asakirden naklen A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 185 (32) Ibn-i Ealr-Nihaye e. 4, s 250, İbn-i Asakirden naklen A. Z. Dahlan-Sire c 2,
(53) Ibn-i Eair-Nihaye c. 4, s. 260 (34) İbn-i Asakir'den naklen Ahmed Zeyni Dahlan-Sire c. 2, s. 185
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSilgamberimize bir elbise yaparak oğlu Küleyb'e vermiş ve «Bu elbise
Peygamber Aleyhisselama götür! demişti. Küleyb. Peygamberimizin yanına geldiği zaman söylediği bir
rinde: hudi bilginleri (Ibn-i Sa'd'e göre: Tevrat) ve gelen Peygamberler müj Sen, geleceğini haber aldığımız Peygambersindir ki, Seni, bize Ya-delemişti. dedi. Getirdiği elbiseyi, Peygamberimize verip Müslüman olunca, Peygamberimiz, onun başını sığadı ve kendisine dua etti (55) Külerb'in oğullarından birisi, kavmından, kendisine çatanlara kar-
51, bununla övünmüş Resûlullah, bizim babamızın başırı sığamıştır. Beni Becirlerin ileri gelenlerinin bile başını sığamamıştır.
Onların gençleri de, yaşlıları da, kınamakta eşek dişleri gibi birbir-lerine eşiddirler! demiştir (56).
(36) Ihn-i Sa'd-Tabakat e. 1. s. 150
(35) Ibn-1 Sud-Tabakat e. 1, s. 250, Ibn-i Hacer-hahe c. 3, s. 200
4
YanıtlaSilCennetle Muidelenen On Sahabe
KABRİ
Vasiyet gereğince, cenazesini zevcesi Esmá gasi ve techiz etti. Bu iş biter bitmez de bir mesele çıktı:
Nereye gömeceğiz?
Fikirler, fikirler...
Nihayet en doğrusu bulundu:
- Allah Resülü'nün yanı başına gömülmeli...
Mübarek naaşını, Sonsuzluk Nebisinin irtihallerinde yaptır mış oldukları liften örme, tahta ayaklı sedye listüne koydular, ce-naze namazını Hz. Ömer kıldırdı ve Allah Resülü'nün nurlan-dırdığı noktanın sağ yanına, başı Kainatın Efendisinin göğüsleri hizasına gelmek üzere defnettiler... Dünyanın en içli, en hisli ve en büyük insanı sevgilisiyle bayram etmeye gitti...
Kabre, oğlu Abdurrahman, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman ve Hazret-i Talha indiler. Defn işini bu muhteşem büyükler gördü ve insanoğlunun, nebiler müstesna en büyüğü, rikkat ve merha-met madeni Ebû Bekir'in (r.a.) başı, toprak altında kayboldu...
Bütün sahabiler onun arkasından inci gibi yaşlar döktü, bütün dünya onun gibi bir büyüğü bir daha görmedi...
Allah bizi şefaatine nâil etsin ve yolunda daim kılsın...
ŞU SÖZLER ONUN
- Hevây-ı nefse uymaktan sakınınız. Hevây-ı nefisten, aç göz-lülük ve gazaptan muhafaza olunan insan saadete erir...
- Kibir ve gururdan sakınınız. Topraktan yaratılan, sonra top-rağa dönüp kurtların yiyeceği, bugün canlı, yarın ölü insanın gu-ruru nedendir?
- Hayret! Azaptan korkup da kendine sahip olmayana... Hay-ret! Sevap ümit edip de amel işlemeyen!..
Adalet yeryüzünde Allah'ın terazisidir!
54
YanıtlaSilMustafa Necati Bursalı
Kızı Hz. Hafsa koştu, gözyaşları içinde yaralı babasına sa-rıldı... Sahabiler de dalgın dalgın gelip ziyaret etmekteler.
Sordular:
- Ey Mü'minlerin Emîri! Allah göstermesin, size bir hâl olursa yerine kimi tavsiye edersin?
O tane tane konuştu:
Ben bu işi, Allah Resûlü'nün kendilerinden hoşnut ol-duğu insanlara havale ediyorum. Toplanıp karar versinler...
Peki, oğlun Abdullah için ne dersin?
Bir haneden bir kurban yetişir derim!
Ve sonra oğluna hitap ediyor:
Ve dudaklarında çiçek çiçek tebessümler, dilinde Allah ismi, son nefesini verdi...
Gaslini, oğlu Abdullah (r.a.) yerine getirdi. Namazını Suheyb-i Rûmî kıldırdı. Mübarek naaşı, Sonsuzluk Nebisini ve Cihan Sıddîkını taşımış olan ile nur ravzasına getirilerek Hz. Ebû Bekir'in yanına gömüldü...
Ve insanlık âlemi, cihanın en büyük adalet ve hakkaniyet sul-tanını kaybetmiş oldu...
Yüzüğünde şu yazı vardı:
Vaaz olarak sana ölüm kâfidir!
Ey Rabbi Rahîmimiz! Bizi o büyük sultanın şefaatine lâyık kıl!..
Mustafa Necati Bursalı
YanıtlaSil68
- Allah sana kâfidir!
Nâile Hatun feryadı koparıyor...
Hz. Osman'ın vücudunda bir sürü hançer...
Şehit... Hem nasıl şehit...
Cenazesi iki gün evinde kaldı. Sonra, mübarek naaşını Bâkî mezarlığına gömdüler...
Şu fânî hayatı terkedip, ebediyetlerin gerçekler sahasına eriyor...
Cenâb-ı Osman'ın sözlerinden:
- Cehalet öyle bir binektir ki üzerine binen zelil olur, onunla arkadaşlık yapan yolunu kaybeder...
Sultanların tadına bakmak dudakları yakar!
Sultanla dost olan, aslan üzerine binen insan gibidir; insanlar ondan korkar ama, o, binmiş olduğu aslandan daha fazla korkar...
- Edep döküntüleri, altın döküntülerinden daha hayırlıdır...
86
YanıtlaSilMustafa Necati Bursalı
Câhiller ilim ehline düşmandır;
Zira onlar ölü, âlimlerse diri...
Sözü:
İlim, mirasın hayırlısıdır. Edep, sanatın hayırlısıdır. Takvâ, azığın hayırlısıdır. İbâdet, sermayenin hayırlısıdır. İyi amel, öncü-nün hayırlısıdır. İyi ahlâk, yakın dostun hayırlısıdır. Hilm (yumu-şak huy), yardımcının hayırlısıdır. Kanaat, zenginliğin hayırlısıdır. Tevfik, yardımın hayırlısıdır. Ölüm, uslandırıcının hayırlısıdır...
Sözü:
Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras, tevfik gibi rehber, ilim gibi şeref bulunmaz...
Haşiye: Dört halife hakkında geniş bilgiyi daha önce neşret-miş olduğum Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali isimli eserlerden öğrenebilirsiniz. (M. N. Bursalı)
Cennetle Mujdelenen On Sahabe
YanıtlaSil123
Gözlerinden ilahi yaşlar boşanırdı, gece gündüz Allah'ın zikriyle ömür nefeslerini tüketirdi. Sonsuzluk Nebisinin ona "Havari-i Resûlüllah" demesi elbette boşuna değildi... Alemde bundan üs-tün saadet olur muydu?..
Resûller Serveri tarafından cennetle müjdelenen Cenâb-ı Zü-beyr (r.a.) ticaretle meşgul olarak maişetini kazandıktan başka onun hissesine düşen ganimet malları da onu zengin edecek dere-ceye varmıştı. Kendisi menkul ve gayri menkul malları itibarıyla Medine'nin zenginlerinden sayılıyordu. O'nun Medine çevresin-deki arazisinden başka Basra, Küfe ve Mısır'da da emlâki vardı... Bütün bu serveti din-i mübîni İslâm'ın uğrunda sebil ediyordu... İslâm mücahitlerini Allah rızâsı için donatıyordu. Allah'ın ona lütfettiği bu serveti o da Allah rızâsı için avuç avuç saçıyordu...
Hac mevsimi geldiğinde sokaklarda münâdi çağırtıyordu:
- Her kimin Zübeyr'de bir emaneti varsa gelip alsın!..
Cenâb-ı Zübeyr (r.a.), yukarıda da izah olunduğu gibi, servet ve sâmân sahibiydi. Böyle olmasına rağmen son derece sade ya-şardı. Giyinişi pek basitti. Dünya zinetine gönül vermezdi, iman ve takvâ elbisesine bürünmüştü. Yemekleri de sadeydi. Önüne ne getirirlerse onu hamd ve senâ kaşığı ile yerdi... Esasen onun hayat yolunu Allah'ın Sevgilisi çizmişti. Nebiyyi Muhterem nasıl sade yaşamışsa o da öyle yaşamaya gayret ediyordu. Kevser ha-vuzunun sahibi ve nihayetsiz mülkün Efendisi Cenâb-ı Ahmed (s.a.v.)'in aydın bakışlarının ışığı altında büyümek ne yüce bir dev-letti. İşte bu devlete Hz. Zübeyr (r.a.) ermişti.
144
YanıtlaSilMustafa Necati Bursalı
HZ. TALHA'NIN SADE YAŞAYIŞI
İrfan denizine gark olmuş din büyüğü Cenâb-ı Talha (r.a.), çok zengin olmasına rağmen yiyip içmesi son derece sade idi. Gi-yinmesi de öyleydi. Bununla beraber onun bazen zengin elbiseler giydiği de görülürdü. Fakat bunlarda da zerre kadar israf ve sefa-het temayülü yoktu. O öyle bir gönül eriydi ki, şu kâinat dediği-miz varlık âleminin billûr çeşmesi hâline gelmişti... Elinde avu-cunda ne varsa durmadan saçıyordu... Yüce Rabbin rızâsını tahsil için her şeyini sebil etmişti... Bu elmas renkli Peygamber incisi orta boylu zât, çok yakışıklı bir zât idi. Rengi kırmızı beyazdı. Göğsü genişti. Yalnız o müthiş günde, Uhud cenginde Âlemlerin Efendisini müdafaa ve muhafaza ederken bir eli sakatlanmıştı...
Evlâtları: On erkek ve dört kız...
Erkekler: Muhammed, İmran, İsa, Yahya, İsmail, İshak, Ze-keriyya, Yakub, Musa, Yusuf...
Kızlar: Ümmü İshak, Aişe, Sa'be, Meryem... Oğullarından İmran, babasının aksine, hasisliğiyle meşhurdu.
Kendisine bu hâli ihtar edenler şu cevabı almışlardı:
Ben hakka karşı avucumu yummam; bâtıl işlerde de aç-
mam!..
Bir başka oğlu Yahya, muazzez sahabilerden Ebû Musa'l Eş'ari'nin kızını aldı ve ondan meşhur fıkıh âlimi İshak doğdu...
Kızlarından Ümmü İshak, Peygamber torunu Hz. Hasan (r.a.) ile evlendi...
İşte on bir yaşından altmış yaşına kadar Peygamber aşkıyla yanan ve yeryüzünde yürür şehit gibi gezen büyük sahabi Hz. Talha (r.a.)...
Allahımız bizi şefaatine nâil etsin...
161
YanıtlaSilнеидерneo De Salabe
Ya niçin buradasınız?
Allah'in Resûlü! Secdeye kapandınız, vücudunuz, o ka-due uzadı ki size bir hal olmasından korktum!..
-Cibril-i Emin geldi, şunu müjdeledi: Kim ki sana ya Mu-hammed, salat ve selâm getirirse Cenâb-ı Hakk'ın mağfiret ve mana nail olur...
Muazzez sahabi Hz. Abdurrahman (r.a.), cihanın fazilet direği, divanetin billûr çeşmesiydi. Namazlarını son derece hudu' ve huşû de eda eder, bilhassa öyle namazının farzını kıldıktan sonra na-file namazlara devam ederdi... Günlerinin çoğunu oruçlu olarak geçirirdi. Her sene Allah'ın mukaddes beytini ziyarete giderdi... Ömür nefeslerini hep Allah'ı zikrederek tüketirdi... Başı kesik bir mum gibi sabahlara kadar Allah'ın huzurunda gözyaşı dökerdi... O öyle yüce gönüllü bir din eriydi ki, Allah'ın Sevgilisi onun pe-şinde namaz kılmıştı.
Rivâyet ediyorlar ki:
Allah'ın Resûlü ile bir seferde idik. İnsanlığın Efendisi bir iş için gitmişti, namaz vakti geldi. Hz. Abdurrahman (r.a.) sahabi-lerin önüne geçti ve namazı kıldırdı. Namaz kılınırken Nebiyyi Muhterem geldi, cemaatle birlikte Hz. Abdurrahman'ın arkasında namazını kıldı. Namaz bittikten sonra şöyle buyurdular:
- İyi ettiniz, isabet ettiniz!
Cenâb-ı Abdurrahman (r.a.) uzun boylu, beyaz kırmızı renkli, güzel çehreli ve çok sevimli bir mübarek insandı... Bütün öm-rünü mukaddes bildiği dâvâsı uğrunda harcamıştı. Her insan gibi o da ömür nefeslerini bitirip ebediyetin gerçekler sabahına geçti... Allah bizi şefaatine nâil etsin...
180
YanıtlaSilMustafa Necati Bursalı
ırmağını İslâm dinine akıttı ve bu nur deryasında yüze yüze sa-adet rızasına vardı.
Hz. Saad (r.a.) tabii eceliyle, 83 yaşında hicretin 55. yılında, Medine'den 10 mil mesafedeki Akik denilen yerde ve yatağında vefat etti. Vefâtından evvel Bedir gazâsında giydiği cübbesiyle gömülmek istediğini vasiyet ederek:
- Ben bu cübbe ile müşriklerle karşılaştım, onu bu günüm için saklıyordum demişti. Vasiyet aynen yerine getirildi. Akik'den alınarak Peygamber şehri Medine'ye, Allah Resûlü'nün nurlan-dırdığı hane-i saadetin önüne getirildi. Medine valisi namazını kıldırdı ve gözyaşları arasında Cennetül Bâkî'ye defnolundu...
İslâm tarihinde ebedî bir şöhret sahibi olan ulu sahabi, bir ömür boyu hizmetinde bulunduğu ve aşkıyla tutuştuğu sevgili-sine kavuştu...
Şânı yüce Rabbim ondan râzı olsun, bizi de şefaatına nâil et-sin...
Mustafa Necati Bursalı
YanıtlaSil192
Yine bir gün Muğire bin Şu'be' Kûfe'de bir nutuk irad ede-rek (içtihadı sebebiyle) Hz. Ali (k.v.) aleyhinde bazı sözler söyle-misti. Hz. Said (r.a.) buna itiraz ederek hemen câmiden çıktı ve şöyle dedi:
- Ne acayip adam bu? Hz. Ali hakkında neler söylüyor... Ben şehadet ederim ki bir gün Hirâ veya Uhud dağı üzerinde idik, dağ sarsılmıştı. Allah'ın Resûlü dağa hitap ettiler: "Hira (veya) Uhud! Yerinde dur! Senin üzerindekiler ya bir sıddîk veya bir şehiddir."
Bunu müteakip Allah'ın Sevgilisi cennetle müjdelenen sa-habilerini saymış, Ebû Bekir, Osman, Talha, Zübeyr, Saad ve Abdurrahman'ı zikretmiş, sonra da ben Said'i yâd eylemişti.
ÖLÜMÜ
79 yaşında hicretin 51. senesinde Medine bucaklarından Akik isimli yerde ebedî saadet âlemine göçtü...
Tabii eceliyle vefât eden bu büyük sahabinin ölümünü haber alan Hz. Abdullah bin Ömer hemen onun ikâmetgâhına koştu. Göz-lerinden inci taneleri gibi yaşlar akıttı. Hz. Saad bin Ebî Vakkas (r.a.), onu elleriyle yıkadı. Namazını yine Hz. Abdullah bin Ömer kıldırdı ve Medine'ye getirilerek ebediyetin kucağına verildi...
Ömür ırmağını kevserleştirip cennet gölüne akıtan bu büyük sahabiden Allah râzı olsun...
224
YanıtlaSilMustafa Necati Bursalı
Allah'ın Sevgilisi onun hakkında şöyle buyurdular:
Her ümmetin bir emini vardır; bizim eminimiz de Ebû Ubeyde bin Cerrah'tır!
Hak ve adalet güneşi Hz. Ömer (r.a.)'in oğlu Abdullah (r.a.) demiştir ki:
Kureyş içinde üç kişi vardır ki yüzleri en güzel yüz, kiya-setleri en yüksek kiyaset, kalpleri en metin kalptir. Bunlar: Ebû Bekir, Osman bin Affan ve Ebû Ubeyde bin Cerrah'tır.
Bu yazı dizimizde "Hayatlarında Cennetle Müjdelenmiş" on sahabiyi çerçevelemiş bulunuyoruz. Bu yüce gönüllü sahabiler, topyekûn kâinata bedel sahabilik nimetinden en büyük payı al-mış olanlardır...
Böylece, sahabilerin en büyüklerine ve en üstünlerine ait hal-kayı, nurlarından birer ışık yudumlayarak en özlü ve mânâlı çiz-giler içinde göstermeye gayret ettik...
Artık sıra, en çarpıcı ışık verenleri, birer nur demeti hâlinde sunmaya geldi. Ömür ağacım, böyle bir meyveyi verecek mev-simi yakalarsa elbette açılan tomurcuklar, okuyucularımın irfan sepetine dolacaktır. Allah'tan o güne erdirmesini niyaz ederim...
AŞERE-İ MÜBEŞŞERE
YanıtlaSilCENNETLE
MÜJDELENEN ON SAHABE
MUSTAFA NECATİ BURSALI
Celik
YAYINEVİ