BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:14 Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:10 Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
YanıtlaSil
yuksel6 Mart 2026 18:57 -1929-Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.
1939-Almanya'nın Polonya'ya saldırması Üzerine, II. Dunya Savaşı başlamış oldu.
1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.
EYLUL
01
PAZARTESİ
9 1447 R.EVVEL
RUMI: 19 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 119
tevekkül ettim
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.
Taberani
İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülāsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ekberde
bulunacaktır. Lem'alar
YanıtlaSil
yuksel17 Mart 2026 07:59 BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN GİZLİ VASİYETİ ACİKLANABİLSEYDİ TURKİYE DE Kİ TARİH DEGİSEBİLİRDİ
YanıtlaSil
yuksel19 Mart 2026 04:40 YUMUŞAK GÜÇ Joseph S. Nye, Jr.
Amerikan hükümetlerinde etkin görevler almış olan ünlü siyaset bilimci Joseph Nye, "yumuşak güç kavramını ilk kez 1980'lerin sonlarında kullanmıştır. Günümüzde tüm dünyada siyasî liderler, köşe yazarları ve akademisyenler tarafından sık sık ama çoğunlukla yanlış biçimde-kullanılmaktadır. Peki, yumuşak güç nedir? Yumuşak güç cezbetme ve ikna etme kabiliyetine dayalıdır. Zorlama kabiliyeti olan sert güç bir ülkenin askerî ve iktisadi gücünden kaynaklanırken yumuşak güç ülkenin kültürünün, siyasî fikirlerinin ve politikalarının cezbediciliğinden kaynaklanır.
Sert güç, devletlerin bağımsızlıklarını şiddete meyilli devlet dışı gruplardan da- korumaya çalıştığı bir dünyada elzemdir. Sert güç, Bush yönetiminin yeni ulusal güvenlik stratejisini oluşturmuştur. Nye'a göre ise başkana tavsiyelerde bulunan neo-muhafazakarlar çok yanlış bir hesaplama yapmışlardır: Diğer devletleri ABD'nin istediklerini yaptırmaya zorlamak için askerî güce çok fazla odaklanıp yumuşak güce çok az önem vermişlerdir. Teröristlerin ılımlı çoğunluk arasından destekçi bulmasını engellemek yumuşak güç sayesinde olacaktır. Yumuşak güç, aynı zamanda devletler arasında çok-uluslu işbirliği gerektirecek önemli küresel meselelerle uğraşırken gerekli olacaktır. Bu yüzden yumuşak gücü daha iyi anlamak ve uygulamak mutlak derecede önemlidir.
lara çok comertlik etmiştir. Anlatılanlara ve yakınlara, hatta cümle Caresistere, fakirlere, dul kadınlara, yetimlere ve cümle muhtaç insanlara kerem ve seha sahibidir.
-Ahdlere vefa sahibidir.
Bilhassa yapılan vaadleri, verilen sözleri yerine getirmekte...
Rağbet sahibidir.
vararlı işlere ve Allah'ın rızasına uygun filllere.. hasılı Bütün bu anla tılanlara meyil ve mahabbet sahibidir. Yüce Hakka dalma ve her va Yani: Allah katında olan ecirlere ve sevaplara.. hayır ve hasenata man, tam huşu ve hudu ile, tasarru ve münacanta rağbet sahibidir.
Rağbet ettirmek sahibidir.
Resulüllah S.A. efendimiz ümmetini, Yüce Hakkın katında olan işlemeye teşvik eder. Kurtuluşun ve necatın, ancak onun rızasında ol ikramlara ve lütuflara rağbet ettirir. Onun rızasına uygun amellert duğunu anlatır.
Bundan başka, bütün ümmetini, Allah'ın zatından gayrı şeyler-den çekip almak ister. Kalbleri ve kalıpları ile, Yüce Hakka arz-1 hacat etmeleri için kendilerini teşvik eder.
Katır sahibidir.
Burada anlatılmak istenen, Resulüllah S.A. efendimizin beyaz ka
tırıdır.
RESULULLAH'IN S.A. EFENDİMİZİN KATIRI VE ATLARI
Resulüllah S.A. efendimize, İskenderiye Meliki Müfarkas hediye olarak yollamıştı. İsmine:
Düldür.
Derlerdi.
Fidda.
Dedikleri dahi vardı. En evvel binilen katır bu idi. Resulüllah S.A. efendimiz, ebedi âleme teşrif buyurduktan sonra da, çok yaşadı. Hatta, bütün dişleri döküldüğü için. arpayı döver yedirirlerdi. Taa. Muaviye'-nin r.a. zamanına kadar yaşadı.
Necib sahibidir.
Yahut, hecin deve sahibidir. Resulüllah S.A. efendimiz, kendisine ait olan şeye, isim verirlerdi. Bu cümleden olarak, yedi tane atı vardı. İsimleri şöyleydi: Sekeb, Mürtehil, Lezar, Tareb, Verda, Lahif, Müravih...
İmam-ı Dimyati, bu yedi tanede ihtilaf olduğunu anlattı. İhtilaf lı olanlar, on sekiz kadardır.
-Kadib sahibidir.
Yani: Kılıç. Düşmanla, bu kılıçla mukatele ederdi.
-Evvab peygamberdir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz.. Allah'ın zatından başka şeyler-den. kalbini tamamen temiz tutardı.
Resulüllah S.A. efendimizin mübarek kelamları hata ve galattan yana temizdir. Boş ve yersiz sözlerden beridir. Doğru ve adaletle ko nuşurdu. Nitekim, Yüce Hak onun bu vasfını şöyle anlattı:
Kendi hevasından söylemez; o, (konuştukları) kendisine ge len vahlyden başka bir şey değildir.» (53/3-4)
- Kitapta anlatılmıştır.
Semavi kitapların tümünde.. İşbu kitaplar şunlardır: Tevrat, In-cil, Zebur, Fürkan-ı Azimüşşan.. Bu kitaplarda, Resulüllah S.A. eten dimizin bütün güzel halleri ve fiilleri anlatılmıştır.
Allah'ın kenzi peygamberdir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, ibadette daim, Allah'a hizmete müdavim, şer'i hükümleri yerine getirmekte kaim olan şanı yüce bir peygamberdir.
Allah'ın peygamberidir.
Demek olur ki:
Resulüllah S.A. efendimiz, şanı büyük Allah'ın ilahi sırlarının kendi, âlemlere rahmet olarak, bütün insanlara peygamber gönderil-miştir.
Lügatta kenzin manası şudur:
İnsanın kendisi için güzel ve değerli, sevdiği şeyi gizleyip sakla-dığı yer..
Sübhan olan Yüce Hak. Resulüllah S.A. efendimizin münevver ru-hunu, mahlukunun tümünden üç yüz altmış bin sene evvel yaratmıştır. Yaratacağı mahlukundan da onu seçip kendisine habib eylemiştir. Za-tının terbiyesinde mahfuz kalmıştır. Bütün nebilerden ve resullerden sonra, kendisini; Nebilerin ve resullerin sonuncusu olarak meşrıktan mağribe kadar bütün insanlara peygamber göndermiştir.
Sonra, onu: İlâhî sırlarına, rahmani tecellilerine mazhar kılmak sureti ile de, Allah'ın kenzi sıfatı ile anlatıldı.
Allah'ın hücceti peygamberdir.
Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz halk üzerine gelen Yüce Al-lah'ın emirlerini ve yasaklarını, şer'i hükümlerini tebliğ etmiştir. İman ve İslâmı kabul ederek ilahi tevhidi tahkik ve iz'anla bulanlara veri-lecek sevabı beyan etmiştir. İman ve tevhidden iba ve imtina ederek, şirk, dalâlet ve azgınlıkta kalanlara olacak cezayı ve azabı beyan et-miştir. Bundan sonra, artık küffardan azaba uğrayacakların beyan edecek özürleri kalmayacaktır. Bu manadan, Resulüllah S.A. efendi-miz, Allah'ın hücceti peygamberdir.
Öyle bir peygamberdir ki, ona itaat eden Allah'a itaat eder: ona asi olan, Allah'a asi olur.
RESULÜLLAH'A İTAAT
İmam-ı Buhari Sahih'inde. Ebu Hüreyre'den r.a. naklen Resulül-lah S.A. efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı:
«Kendilerine Resul gönderildiğim kimselerin cümlesi cennete girer; ancak IBA edenler hariç...
Ashab sordu:
Ya Resulellah. IBA edenler kimlerdir.
Resulüllah S.A. efendimiz, onların bu sualine şu cevabı verip müş
killerini çözdu:
Her kim, benim nübüvvetimi tasdik edip risaletimi kabul ede-rek bana itaat ederse.. o kimse cennete girer. Ama, o kimse ki, bunla-rı yapmaktan IBA etti; o da cennete girmez; ebedi cehennemde kalır.
Bu cümlede geçen: Tehame tabiri, Mekke-i Mükerreme ve çev resine verilen isimlerdendir.
RESULULLAH'IN GÖZLERİ
Güzel yüz, sürmeli göz..
Resulüllah S.A. efendimizin gözleri, Allah'ın kudreti ile sürmelen-miştir. Kirpikleri siyah, sürme çekilmiş gibi idi. Göz kapaklarının ke. narları da daima siyahtı.
Düz uzun yanak, Kevser, Selsebil sahibidir.
Burada anlatılan Kevser, Resulüllah S.A. efendimizin Kevser
Yani: Müşriklerin ordularını ve kendilerini, yok etmeye çalışır.
GURR'il - HUHACCELİN olanları cennetlerin nimetlerine, Ke-rim'in civarına alıp götürür.
Bu cümlede geçen:
GURR'İL MUHACCELİN.
Tabiri, abdest azaları öbür âlemde parlayacak olan kimselerdir.
Cebrail'in arkadaşıdır.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz..
Cebrail Resulüllah S.A. efendimize bütün peygamberlerden daha
fazla gelmiştir.
CEBRAİL'İN PEYGAMBERLERE GELİŞİ
Resulüllah S.A. efendimize peygamberlik geldikten sonra, durum iktiza ettikçe, azar azar yirmi üç yılda Kur'an-ı Kerim'i getirmiştir. Daha başka ilahi vahiyleri ve rabbani sırları getirmiştir. Hatta, Resu-Jüllah S.A. efendimize, yirmi dört bin dört yüz kere gelmiştir. Sair pey-gamberler, yüzden az gelmiştir; onlara gelişi yüzü bulmamıştır.
Adem'e a.s. yirmi bir kere gelmiştir.
İdris'e a.s. dört kere gelmiştir.
Nuh'a a.s. yirmi üç kere gelmiştir.
İbrahim'e a.s. kırk sekiz kere gelmiştir.
Yakub'a a.s. ve oğlu Yusüf'e a.s. dörder kere gelmiştir.
Ve resuli Rabb'il-Alemine ve pe fiil-müznibine ve gayet'il-gammani ve misbah'iz-zalámi ve kamer'it-temami.
Sallallahü aleyhi ve alá alihil mustafeyne min athari cibilletin sala ten daimeten alel-ebedi gayre muzma-hilletin
Sallallahü aleyhi ve ala Alihi saláten yeteceddedü biha hüburuhu ve yüşerrefü biha fil-miadi ba'sühu ve nüşurühu.
Fesallallahü aleyhi ve alå Alihil encümit-tavalil salåten tecudü aleyhim ecved'el-guyusil-hevamii erselehu min ercah'il-arabi mizanen ve evzahiha beyanen ve efsahiha lisamen ve eşma hiha imamen ve a'laha makamen ve ahläha kelâmen ve evťaha zimamen ve asfaha rağamen feevzah'et-tarikate ve nesah'el-halikate ve şeher'el-islame.
Alemlerin Rabbının Resulü ve günahkarların şefaatçısıdır. Bulutun gayetl-dir. Karanlığın kandilidir. Tam kamerdir.
Allah-ü Taald, ona ve âline salát eylesin. Onlar, mahlukatın en påklerinden çıkarılmışlardır. Öyle bir salât olsun ki, ebed üzere devam etsin; hiç bozulmasın.
Allah- Taála, ona ve onun állne salát eylesin. Bu, onun, sürurunu yenileye cek bir salát olsun. Miad günü, onun çıkıp görünmesi için bir şeref vesilesi olsun.
Allah-ü Taálá, ona parlayan yıldız åline salât eylesin. Öyle bir salát olsun ki, üzerlerine pespeşe şiddetli yağan yağmur gibi insin.
Onu, Arab'ın en ağırlarından resul eyledi. Keza beyan itibarı ile en vanh-larımdan, lisan itibarı ile, en fasihlerinden, iman itibarı ile en yükseklerinden, makam tibarı ile en yücelerinden, kelâm itibarı ile en tatlılarından, ahde en çok vefallarından, rağam itibarı ile en saflarından
Yolu izah etti; halka nasihat etti; İslam'ı meşhur eyledi.
1480-Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı donanması, İtalya'nın Otranto limanını zapt etti.
1945-II. Dünya Savaşında Japonya kayıtsız şartsız teslim oldu.
1999 - Hanım Nur Talebelerinden Sıddıka Kartal vefat etti.
AGUSTOS
11
PAZARTESİ
yet etaresmeyeceğiniz şeyi
yüklemel
Bakara: 286
17 1447 SAFER
RUMI: 29 TEMMUZ 1441 HIZIR: 98
BİR HADİS
istediğinde önce Biriniz mülkünü satmak komşusuna teklif etsin.
Ebu Ya'la
Bu dünya ebedi kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenab-ı Hakkın ebedi ve sermedi olan Dârüsselâm menziline davetlisi olan mahlükatın içtimaları için bir han ve bir bekleme
1992-Bosna-Hersek hükümeti bağımsızlığını ilán etti.
NİSAN 05
PAZAR
171447 ŞEVVAL
RUMI: 23 MART 1442 KASIM: 149
BİR AYET
Onların sözü seni üzmesin. Kudret ve üstünlük bütünüy-
le Allah'ındır.
Yunus Suresi: 65
BİR HADİS
Borcun karşılığı teşekkür etmek ve söz verilen vakitte vermektir.
Tembellikle namazı terk eden veyahut kıymetini bilmeyen, ne kadar cahil, ne derece hasir, ne kadar zararlı olduğunu bilahare anlar, ama iş işten geçer. İşarat'ül İcaz
deniz otobüsleri işlemeye başladı. İlk seferler Bostancı-Kabataş arasında yapıldı.
1982 - Hattat Hamid Aytaç vefat etti.
18
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
MAYIS
MAY
Iman edip salih amellerde bulunanlar için nimetlerle donatılmış cennetler vardır.
Lokman Suresi: 8
BİR HADİS
Cehennem ateşinden yarım hurmayla da olsa korununuz.
Ya Rabbi, ben Senin isminin yardımıyla ve onun bereketiyle okuyacağım. Her şey senin kudretinle ve icadınla ve tevfikinle olduğu gibi, yalnız ve yalnız Senin İsminle başlıyorum.
Amr b. Hazm, Ne Zaman, Nereye, Niçin ve Nasıl Gönderildi?
İbn-i Hişam'ın, İbn-i İshak'tan nakline göre: Beni Haris b. Kâb ların Elçileri, hicretin onuncu yılında şevvalin son günlerinde veya zilkade ayının başında yurdlarına dönüp gittikten sonra Peygamberi-miz, onlara İslâm dinini iyice anlatmak, Sünneti ve İslâmın alâmet-lerini öğretmek, zekât ve sadakalarını da, teslim almak üzere Amr b.
Hazm'i gönderdi. Kendisine bir de, yazı yazıp ona söyleyeceğini, o yazının içinde söyledi, emr edeceğini, emr etti (1).
Yani, İslâm şeriatını, Feraizini, ceza hükümlerini Yemenlilere öğ-retmesini emr etti (2).
Beni Haris b. Ka'blar, Yemen'in Necran bölgesinde oturdukları İçin (3) Amr b. Hazm de, Necran'a gönderilmişti (4).
Rivayete göre: ilk gelip burayı imâr eden kişi, Necran b. Zeydan, h. Sebe', h. Yeşcüb, b. Ya'rub, b. Kahtan olduğu için, buraya, o'ndan dolayı, Necran ismi verilmiştir (5).
Amr b. Hazm'e Verilen Emirname:
İbn-i Hişam'ın «İbn-i İshak, dedi ki:» (6),
İmam Ebû Yüsüfün de «Muhammed b. İshak, bana rivayet etti ki: Peygamber Aleyhisselâm, Necran'a gönderdiği sırada, Amr b. Hazm İçin şöyle yazdı: diyerek nakl ettiği yazıda şöyle buyrulmaktadır:
«BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
(1) Îbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 241, Taberi-Tarih c. 3, s. 157, İbn-iHaldun Tarih c. 2, ks. 2, . 54
(2) İbn-i Sa'd-Tahakat c. 1, s. 267
(3) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 239
(4) Ebü Yüzüf-Kitabülharac a. 72 (5) Yakut-Mucemülbüldan c. 5, s. 266
(6) İbn-i lahak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, 8. 239, 241
Bu, Allah ve Allahın Resûlü tarafından (7) bir beyandır (8). Bir
Ey iman edenler! Akidleri yerine getiriniz! (10)
Bu (11), Allâhın Resûlü (12), Peygamber Muhammed tarafından, Yemen'e gönderdiği sırada Amr b. Hazm'e yazılan bir Ahd'dir. butün işlerinde Allah'dan
O, sakınmasını ona emr etti (13). Çünkü, Allah, hiç şüphesiz, sakınanların ve daima iyilik edenlerin
yanındadır (Nahl: 128) (14).
Onun yapacağı bir takım işler arasında ganimetlerden, Allahın ta-yin ettiği beşte biri ve meyvalardan zekât olarak Mü'minler üzerine farz kılınanları alma işini (15), Allâhın, Resülüne emr ettiği gibi hak-tutması, gözetmesi, halkı hayırla müjdelemesi ve onlara hayrı emr etmesi için emir verdi.
O, aynı zamanda, halka Kur'ân'ı öğretecek ve Kur'an'da olanları, onlara iyice anlatacaktır.
Abdestli olmadıkça, Kur'ân'a el sürmekten insanları men edecek, Insanlara, lehlerinde ve aleyhlerinde olanları bildirecek, doğru dürüst olan insanlara yumuşak, zalim ve haksız olanlara karşı da, sert ve katı davranacaktır.
eder. Çünkü, Allah, zulümden, haksızlıktan hoşlanmaz ve ondan men
(Haberiniz olsun ki: Allâhın lâneti, zalimlerin üzerindedir) (Hud: 18) buyurur.
Insanları, cennetle ve cennet amellerile müjdeleyecek, cehennemle ve cehennem amellerile de, korkutacaktır.
Dini İyice anlamalarına kadar halka yakınlık gösterecek, hac amellerini, haccın sünnet ve farzlarını, Allahın bu hususta emr ettiği şeyleri, Hacc-ı ekberi ve hacc-i asgarı ki bu, Umre'dir, öğretecek, hal-
(7) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 241, Ebû Yüsüf-Kitabulharac s. 72, Yahya b. Adem-Kitabülharac s. 116, Taberi-Tarih c. 3, 8. 157
(3) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 241, Yahya b. Adem-Kitabülharse s. 116, Taberi-Tarih c. 3, в. 157
(3)Ebü Yüsüf-Kitabülharae s. 72 (10) Máide Süresi: 1
(11) Ibn-i İshak, İbn-1 Higam-Sire c. 4, &. 241, Ebû Yüsüf-Kitabülharne s. 12, Yahya b. Adem-Kitabülharac a. 116, Taberi-Tarih e. 3, s. 157
(12) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 241, Yahya b. Adem-Kitabülharaca. 116, Taberi-Tarih c. 3, в. 157
(12) Ion-1 Lahak, İbn-1 Higam-Sire c. 4, a 241, Ebû Yüsüf-Kitabülharse a. 72
Yahya b. Adem-Kitabülharac a, 116, Taberl-Tarih e. 3, s. 157, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, a. 54
(14) Ibn-i Ishak, İbn-i Higam-Sire c. 4, s. 241, Taberl-Tarih e. 3, s. 157, İbn-i Hal-
dun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 54 (15) Ebû Yümüf-Kitabülharac s. 72, Yahya b. Adem-Kitabülharar 4. 118
ki, tek ve küçük örtü içinde namaz kılmaktan men edecek, iki ucu omuzlar üzerine atılabilecek genişlikte olan örtü içinde kılmak bun.
dan müstesnadır. Halkı, secdede avret mahalli yukarı doğru açılacak tek örtüye sa-
rınıp bürünmekten ve başının saçını toplayıp ensesinde bağlamaktan men edecek, insanlar arasında vuku bulacak harplerde kabile ve asi-retlere yapılacak dua yasaklanacak, onlar, bir olan, eşi ve ortağı bu-lunmayan yüce Allaha dua edecek, Allâha duâ etmeyen, kabilelere ve aşiretlere dua eden kişiler, bir olan, eşi, ortağı bulunmayan Allaha dua edinceye kadar kılıçla budanacaktır.
Abdest alırken, yüzlerini, dirseklerine kadar ellerini, bileklerine kadar ayaklarını güzelce yıkamayı ve Allâhın, kendilerine emr ettiği gibi başlarına mesh etmeyi,
Namazı vaktinde kılmayı, rüků, sücud ve huşuu tam yapmayı,
Gecenin sonu olunca, sabah namazını, gün ortalanıp güneş doğu-dan batıya doğru eğilmeye başladığı zaman, öğle namazını, öğle vakti çıkıp güneş, arkasını arza çevirdiği zaman, ikindi namazını, gece ge-lince, yıldızların gökte görünme zamanına kadar geciktirilmeksizin, ka emr edecek, akşam namazını, gecenin ilk kısmında da, yatsı namazını kılmayı hal-
Cuma için nida edildiği, ezan okunduğu zaman, cuma namazına koşmayı ve camiye gitmeden önce cuma için gusl etmeyi (16), Ganimetlerden, Allâhın tayin ettiği beşte biri,
Ürünlerden, Mü'minler üzerine zekât olarak farz kılınanları (17) Kaynakların suladığı ve gök'ün suladığı arazi ürünlerinden onda bir ve kova ile sulanan arazi ürünlerinden de, yirmide bir almayı emr etti.
Her on devede iki koyun, her yirmi devede dört koyun, Her kırk sığırda bir sığır ve her otuz sığırda bir yaşını tamamla-mış bir dana veya üç
yaşına girmiş erkek veya dişi bir sığır, Mer'ada yayılan koyunlardan, her kırk koyunda, bir koyun vermek gerekir.
Bu, Allâh tarafından, Mü'minlere farz kılınan zekâttır.
Kim, hayrını artırırsa, o hayrı, kendisi için artırmış olur. Yahudilerden veya Nasranilerden can-u gönülden Müslüman olup İslam dininin gereklerini yerine getiren kimse, Mü'minlerdendir.
Ihn-1 Haldun-Tarih c. 2, ka 2, s. 54 (16) Ibn-i labak, İbn-i Higam-Sire c. 4. 5. 241-242,
Taberi-Tarih e. 3. 157-158.
Yahya b. Adem-Kitabülharac 5. 116, Taberi-Tarih e. 3, s. 158, Jim-i Haldane (17) Ihn-1 Ishak, Ibn-i Hisam-Sire c. 4, s. 242, Ebû Yüsiüf-Kitabülhara 2. Tarik c. 2, ka 2, s. 54
45 mükellef bulundukları vazifelerle o da, mükellef olur. Mü'minlerin sahip oldukları haklara o da, aynen sahip, onların
Hıristiyanlığında veya Yahudiliğinde kalmak isteyen kirnae de, bundan men edilmeyecektir.
Erginlik çağına giren her gayr-i Müslim erkek veya kadın, hür ve-va köle tam bir dinar veya onun karşılığı bir elbise ödemekle mükel-
Kim bunu öderse, onun için, Allâhın ve Resülullahın himayesi vardır.
Kim de, bunu ödemekten kaçınırsa, o, Allâhın, Resûlünün ve bü-tün Mü'minlerin düşmanı olur.
Allâhın salāt ve selamları, rahmet ve bereketleri Muhammed'in üzerine olsun! (18)
Peygamberimizin Necranlılara Yazısı:
Peygamberimiz, Necran'a gönderirken Amr b. Hazm için yazı yaz-dığı gibi, Necranlılar için de, bir yazı yazmış (19), onu, Amr b. Hazm' le göndermişti (20).
Yazının içinde: farzlar, Sünnetler ve diyet hükümleri vardı (21). Bu, içinde bir çok hükümlerin yer aldığı büyük bir yazı idi (22).
İmam Ebû Yüsüf'ün «Peygamber Aleyhisselâmın, onlara (Necran-lılara) yazdığı yazının, onların ellerindeki nüshasıdır.» diyerek kayd
ettiği yazıda şöyle denilmektedir:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Bu, Allâhın Resülü Muhammed Peygamberin Necran halkına yaz-dığı yazıdır:
Her çeşit meyva, mahsul, altın, gümüş ve köle hakkında Allahın hükmü onlara tatbik edilecektir.
Bu hususta üzerlerine düşen vazifeleri onlara anlat. Bu sefer, bunlardan alınacak vergiler kendilerine bırakılmıştır.
Onlar, her yıl, bin tanesi recep ayında, bin tanesi de, safer ayın da olmak üzere iki bin Eväki elbisesi ve her elbise ile birlikte bir ukiye
de , gümüş ödemekle mükelleftirler. Bu elbiselerin tutarı hisaplanıp harac vergisinden eksik veya fazla olduğu takdirde, fazlası düşülür, eksiği tahsil edilir.
Onlardan alınacak zırhlar, atlar, binek hayvanları ve diğer e
lar da, hisapla alınacaktır. Elçilerimin yirmi günlük veya daha az müddet zarfındaki ikam ve sefer masrafları Necranlılara aiddir.
Elçilerim, bir aydan fazla tutulamaz, bekletilemezler.
Yemen'de bir harp çıktığı zaman, onlar, emânet olarak otuz zır otuz at, otuz deve vermekle de, mükelleftirler.
Elçilerimin emânet olarak aldıkları zırhlar veya atlar veya bine hayvanları, ya da, sair eşyalar kendilerine teslim ve bunlardan za olanları tazmin edilinceye kadar Elçilerimin kefaleti altında buluna caktır.
Necran ve çevresi, onların malları, canları, dinleri, hazır bulun mayanları, bulunanları, aşiretleri, kiliseleri, az veya çok ellerinde bu lunan her şeyleri Allâh ve Resûlünün himayesindedir.
Ne din adamının din adamlığı, ne papazın papazlığı, ne kâhinir kâhinliği değiştirilecektir.
Onların üzerinde ne bir faiz alacağı, ne de, cahiliyet devrinden kal-ma kan davası vardır.
Onlar, ne bir zarara, ne bir güçlüğe uğratılacaklar, ne de, yurdla-rına ordu ayak basacaktır.
Onlardan her kim, bir hak talebinde bulunursa ne zalim, ne de mazlum olmalarına meydan verilmeksizin aralarında adaletle hükm
olunacaktır.
ondan uzaktır. Şeref sahibi kişilerden her kim faiz alır, yerse, himaye teahhüdüm,
tutulmayacaktır. Onlardan biri, başka birinin yaptığı haksızlıktan dolayı sorumlu
Onlar, haksızlık edip akidlerini bozmadıkları, öğüt dinledikleri ve takdiri gelinceye zıda yazılı olduğu üzre temelli olarak Allahın himayesinde ve Resûlul lah Muhammed Peygamberin himayesindedirler. Ebû
Süfyan b. Harb, Gaylan b. Amr, Beni Nasrdan Malik b. Avf. Akra' b. Habis'ül'Hanzali ve Mugire b. Şübe şahid oldular. Bu yazıyı, Abdullah b. Ebi Bekr, onlar için yazdı.» (23)
Zekât Hakkındaki Yazılar ve Uygulanmaları:
Ömer b. Abdulaziz, Halife olduğu zaman, Medine'ye adam günde rip Peygamberimizin zekât hakkındaki yazısı ile Hz. Ömer'in bu husu takı yazısını arattırdı.
b Hazm ailesi nezdinde bulundu. Peygamberimizin, Amr b. Hazm'e zekât hakkında yazdığı yazı,
Amr Ailesi nezdinde bulunup Muhammed b. Abdurrahman, her iki yazının Peygamberimizin bu husustaki yazısı gibi bir yazı da, Hz. Ömer suretini çıkarması için arandı.
Q da, bu yazıdaki deve, sığır, davar, altın, gümüş, hurma veya meyva, hububat ve üzüm zekât mikdarlarını Amr b. Hazm için istinsah etti (24).
Esasen, Peygamberimizin, zekât mikdarları hakkında yazdırıp (25) kılıcına bağladığı ve tavsiye ettiği (26), ömrü sona erdiği için, bütün mekåt memurlarına tamim edemediği yazısı da, elde bulunuyordu.
Hz. Ebû Bekr ile Hz. Ömer, vefatlarına kadar bu yazıya göre amel ettiler (27).
Hz. Ebû Bekir'in, Enes b. Malik'i zekât tahsil memuru olarak Bah-reyn'e gönderirken, onun için yazdırıp (28), üzerini, Peygamberimizin mühüru ile mühürlemiş olduğu yazı da (29), Peygamberimizin, Hz. Ebů Bekir'in yanında bulunan yazısına göre yazılmıştı (30).
Peygamberimizin vefatından sonra Necranlılar, Hz. Ebû Bekir'e gelmişler, O da, içinde Peygamberimizin onlar hakkındakı yazısını anan ve özetleyen bir yazı yazıp ellerine verdiği gibi, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali de, yazdıkları yazıda, Peygamberimizin Necranlılar hakkın-daki yazısını anmışlardır (31).
Ömer b. Abdulaziz de, Peygamberimizin, Hz. Ömer ailesi nezdin-deki bu yazısının bir nüshasını Abdullah b. Abdullah b. Ömer ile Sa-lim b. Abdullah'dan alıp buna göre amel etmelerini zekât tahsil me-murlarına emr etmiş, bunu, Velid'e de, yazıp göndermişti.
O da, buna göre amel etmelerini zekât tahsil memurlarına emr et-miş, ondan sonra gelen Halifeler de, buna göre ameli emr etmekten geri durmamışlardır.
(24) Ebû Ubeyd-Kitabülemval s. 497-499, Hakim-Müstedrek c. 1, s. 394-335 (25) Ebü Yüsüf-Kitabülharac a. 76, Abdurrezzak-Musannef c. 4, s. 25, İbn-i Ebl
Şeybe-Musannef c. 3, s. 131, Tirmizi-Sünen c. 3, s. 17, Hakim-Müstedrek c. 1,
8.392
(25) Eaü Yüsüf-Kitabülharaca. 76, İbn-i Ebt Şeybe-Musannef c. 3, s. 131, Tir-mizi-Sünen c. 3, s. 17, Häkim-Müstedrek c. 1, s. 393 (27) Ebû Yüsüf-Kitabülha Hestureza-Musannef c. 3, & 25, İbn-i Ebl
Şeybe-Musannef c. 3, 131, Tirmizi-Sünen c. 3, a. 17, Hakim-Müstedrek e. 1, 302
(28) Buhari-Sahih c. 2, s. 123-124, Ebû Davud-Sunen c. 2, s. 96
Ebu Davud-Sünen c. 2, s. 96
Ibn-i Kayyım-Zadülmaad e. 1, s. 45 (1) Ebü Yüsüf-Kitabülharac s. 73-74
"Önceden tasarlanan bir işin umulduğu gibi sonuçlanma-yacağını ve düşünüldüğü gibi olmayacağını" anlatmak için "evdeki pazar veya hesap çarşıya uymaz" deriz. Bu atasözünü, planlarını kendi bilgi birikimine göre yapan ama uygulamada her şeyin düşündüğü gibi çıkmayacağını hesap edemeyen ki-şileri uyarmak ve onları doğru düşünmeye yönlendirmek için kullanırız.
Gerçekten de şu hayat, her şeyin tıkır tıkır işlediği bir saat gibi değildir, her karış toprağında tatlı ve acı sürprizler olan çetin bir yol gibi engebelerle doludur. O yüzden hayatın bu değişken yapısı göz önüne alınarak ciddi bir hazırlık yapıl-malıdır. En azından insanın yola çıkmadan önce bir (B) planı olmalıdır ve beklenmedik bir durumla karşılaştığında han-gi adımı atması gerektiğini öngörebilmelidir. Bu öngörüden yoksun olan, yani bir işin ilerisini kestiremeyen kişi başarının kokusunu dahi alamaz.
Orellikle düğun yapma hazırlığında olan çiftler iyi bir pi-saraştırması yapmalıdır. Tamam, Allah, evlenen kimse-Jerin yardımcısıdır. "Sevgili Peygamberimizin ifadesine göre, hakur Bize düşen görev, maddi ve manevi olarak buna ce Allah'ın, iffetini korumak için evlenene yardım etmesi eşimizle iyi geçinmektir. Gerek evlilik hayatında gerekse is hazırhıklı olmaktır ve kurduğumuz yuvanın düzenini sağlayıp sahasında olsun herkes payına düşeni yaparsa evdeki hesabı da çarşıya uydurmuş olur. Aksi halde mutluluğun Kaf dağın-da olduğu düşüncesine kapılıp kendi yuvamızda mutsuz bir hayat sürebiliriz.
Oysa mutluluk bizim içimizdedir.
Hesapsız kitapsız yaptığımız her iş de bu mutluluğu bal-talayan olumsuz bir etkendir. Hesap kitap derken, sadece bu dünyadaki kârımızı veya zararımızı düşünmeyelim lütfen! Çünkü esas kâr da zarar da öbür âlemde karşımıza çıkacaktır.
lyi de bu nasıl olmaktadır?
Aslında her şey canımız ölümün eline geçtikten sonra baş-layacaktır.
Nihayetinde ölümün eline geçmedik can kalmayacaktır.
Ölümden sonraki hayatta cennete girmeyi arzulayan bir kim-senin de hesaba katması gereken şey, Allah'ın rızasını elde et-mek olmalıdır. Bunda gevşeklik gösteren kimse, kendini kan-dırmış ve Allah'ın korumasından da uzaklaşmış olur.
Peki, bir Müslüman Allah'ın korumasına girmek için ne yapmalıdır?
Kesinlikle Allah'ın dini için çalışmalı ve O'nun kullarına
iyi muamelede bulunmalıdır. Dünyadayken bu hesabı yap-
mayan kişinin ahiret pazarındaki şaşkınlığı ve pişmanlığı çok
7
Hadislerle İslam IV Evlenmek / Hayatı Paylaşmak s. 37
-83-
YanıtlaSil
yuksel29 Mart 2026 06:06 büyük olacaktır. Kaldı ki orası pişmanlık yeri değildir, pişman olup hesabımızı düzgün yapmamız gereken yer burasıdır.
Burası, ahiretin tarlasıdır.
Bu tarladan ahirete götüreceğiniz hayır hasenatınız bol olsun.
Allah'ın hak elçilerinden Hz. İbrahim, diğer peygamberler gibi insanları tev-hide çağırdı. Ancak onun babası ve kavmi Allah'la birlikte yıldızları ilah edi-niyorlardı. Çok büyük bir yanılgı içindeydiler. Çünkü Allah'la birlikte başka ilahlara bağlanmak tevhid inancına aykırıdır. İbrahim (a.s), babası başta olmak üzere içinde yaşadığı toplumu bir olan Allah inancına çağırdı. Sonra da onlara ayetteki sözü söyledi.
MESAJ
Mümin, Allah'ın varlığına ve birliğine, yani tevhide gönülden inanır ve yalnız O'na bağlanır; şirkten uzak durur.
ان املوا ولم يلبسوا إيمانهم يطلع أولئك لهم الأمن ولية مهتدون وذلك حجلنا البناها ابراهيم على قومه رفع درجات من نشاء إلى ربك حكيم عليم روهينا التحق ويعقوب كلا هذينا ولوحا هدينا من قبل ومن ذريته فاودَ وَسُلَيْمَنَ وَأَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسَى وفرون وكذلك تُجْرِى الْمُحْسِنِينَ وَزَكَرِيَّا وَيَحْيَى رعیسی وَالْبَاسُ كُلُّ مِنَ الصَّالِحِينَ وَاسْمَعِيلَ وَالْبَسَعَ وتونس ولوطاً وَكُلًّا فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَمِينَ وَمِنْ آبَائِهِمْ وَذَرِّيَّانِهِمْ وَاخْوَانِهِمْ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ إِلَى صِرَاطٍ مستقيم ذلك هُدَى اللهِ يَهْدِي بِهِ مَنْ يَشَاءُ مِنْ عناده ولو أشركوا الحَبِطَ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ .
Müminler Allah'a, meleklere, kitaplarına, ahirete, peygamberlere, kaza ve kadere, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inanan kimselerdir. Onlar imanlarında şüp-heye yer vermezler; imanlarına, en büyük zulüm olan şirki de karıştırmazlar. Zulüm, bir şeyi kendi yerinden ayrı yere koymak olup en büyük haksızlıktır. Adaletin tersidir. Adalet ise her şeyi yerli yerine koymaktır. İşte imanın yeri olan kalbe şirk inancını yerleştirmek de bir zulümdür. Bizler Rabbimizin iste-diği ve razı olduğu gibi iman etmekle, salih, yararlı amelleri en güzel şekilde yerine getirmekle yükümlüyüz.
MESAJ
Yüce Allah'ın istediği şekilde inanan Müslümanlar dünyada ve ahirette huzur ve mutluluğa erişirler.
KELİME DAĞARCIĞI
Zulüm: Bir şeyi kendi yerine koymamak, şirk, hak yemek, eksik yapmak, haddi aşmak, söz ve fiilde aşırılık, işkence, haksızlık.
dr. Alemlerin Rabbt Allah'ın Resulü ve günahkarların şefaatçısı
RESULULLAH'A GÖLGELİK EDEN BULUT
Resulüliah S.A. efendimia, erkek ve kadın olan iman sahiplerinin büyük küçük günahları için şefaat edecektir. Böylece, seyylatları sili-necek. Günahları da bağışlanacaktır.
Bundan başka, hataları icabı cehenneme girenleri, oradan çıkar mak, dereceleri yukseltmek, hsapsız olarak cennete girmeleri için şe faat edecektir.
Bulutun gayetidir.
Yant: Resulullah S.A. efendimiz, güneş sıcaklığına bulutun göl-gelik ettiği sattır. Şöyleki:
Resulüllah S.A. efendimiz, dünyaya teşrif buyurduktan itibaren; taa, ebedi âleme göçünceye kadar, bir parça beyaz bulut, daima kendi-sine gölgelik edip güneşin hararetinden korumuştur. Cümlenin ifade ettiği bir mana budur. Bir başka mana ise, şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, ümmetini kıyamet günü, güneşin hara-retinden kurtarıp arşın gölgesinde rahata erdirecektir. Bir başka mana ise şöyledir:
Resulüllah S.A. efendimiz, kıyamet günü, ümmetini, cehennemin siddet ve zahmetlerinden kurtarıp sırf nimet olan cennatı âliyata ko-yacaktır.
Manası anlatılan bu cümle bazı nüshalarda:
Bulutun yağmuru.
Diye geçmiştir. Buna göre, tafsilli mana şu olur:
Resulüllah S.A. efendimiz, ümmetini çeşitli ibadet ve hayırlara, İyiliklere rağbet ettirdiği, âhirette dahi aynı rahmet olan cennetin haddi hesabı mümkün olmayan nimetlerine nail ettiğinden yağmur bu-lutlarıma benzetildi.
Böylece, faydası ve menfaatları, cümleye teşbih edilip:
Bütün ümmetlerini, dünya ve âhirette menfaat ve faydalara kavuşturan:
Manasına alındı..
Karanlığım kandilidir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, dünya âleminde küfür zulüma-tından, iman nuruna hidayet, cehalet ve masiyet karanlıklarından doğru yola, pek merhametli Rabbin ibadet ve taatına irşad eden ay-dınlık bir kandildir.
Tam kamerdir.
Resulüllah S.A. efendimiz; kabir, mahşer. sırat, cehennem karan-lıklarından ümmetlerini şefaatle kurtarıp cennete ulaştırmak sureti ile merama nail edici, aydınlığı tam olan bir ay gibidir.
Allah-ü Taálá, ona ve âline salât evlesin.
Yani: Buraya kadar vasıfları anlatılan Resulüllah S.A. efendimi ze.. Onun yüce şanına, izzetler ve ikramlar eylesin. Keza, onun çocuk
Jarına, kendisine tabi olan ümmetlerine.. Onlara da, tahiyyet ve salát ederek, Allah-ü Taálá, izzet ikram eylesin.
Onlar, mahlukatın en påklerinden çıkarılnışlardır.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz ve onun ålleri..
Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz; en büyük babası Ådem ve ana-sı Havva'dan itibaren; babası Abdüllah ve anası Amine'ye gelinceye kadar baba ve anaları tamamen fücurdan, zinadan påk ve tahirdirler.
Kendileri böyle olunca, påk neslinin de böyle olması gerekir.
Öyle bir salât olsun ki. ebed üzere devam etsin.
Yani: Ömrümüzün nihayeti olan ecelimiz, berzahın nihayeti olan kıyamet, kıyametin nihayeti olan cennete girmek, cennat i ållyatın da hi ebedi devamı üzere sabit olsun.
Bu ebediyeti hiç bozulmasın.
Allahım, böylece, onların şanlarını muazzez ve mükerrem eyle.
Allah-ü Taálá ona ve onun âline salât eylesin. Bu onun süru runu yenileyecek bir salât olsun, MİAD günü, onun çıkıp görünmesi için bir şeref vesilesi olsun.
Bu cümlede geçen, MİAD tabiri ile, vaadin ve vaidin yerine ge-leceği kıyamet günüdür. Yani: Hesapların görüleceği gün..
Burada özet olarak anlatılmak istenen mana şudur:
Allahım, Resulüllah S.A. efendimiz; kabrinin cümleden evvel yarıldığı, saadetle kalkıp tacını giymiş olarak, Bürak üzerinde mahşer yerine cümleden evvel geldiği zaman, kendisini şerefli ve keremli kıl.
Allah-ü Taâlâ onun. parlayan yıldız ALİNE salât eylesin.
Bu cümlede geçen: A L, tabiri ile, Resulüllah'ın S.A. ashabı anla-tılmaktadır.
Öyle hir salát olsun ki: Üzerlerine peş peşe şiddetli yağan
yağmur gibi insin.
Böylece, onlara lütfunu ihsanı, keremini inzal eyle.
Onu, Arab'ın en ağırlarından Resul eyledi. Keza: Beyan itibarı ile en vazıhlarından, lisan itibarı ile en fasihlerinden, iman itibarı ile en yükseklerinden, makam itibarı ile en yücelerinden, kelâm itibarı ile en tatlılarından, ahde en çok vefalılarından, RAGAM itibarı ile en saflarından..
Bu cümlede geçen: RAGAM toprak manasına olup:
Yaratılış.
Demeğe gelir.
Yolu izah etti.
Yani: Anlatılan vasıfların sahibi Resulüllah S.A. efendimiz geldi;
bu İslam yolunu izah edip anlattı.
Halka nasihat etti.
Yani: Bütün insanlara nasihat edip onları, fasit işlerden aldı. Dün-yada ve âhirette kendilerine yararlı olacak işlerine irşad eyledi.
Yani: Peygamber olarak gönderildiği kimselere, kıyamete kadar da gelecek olanlar arasında İslâm dinini yayıp izhar eyledi.
Putları kırdı.
Bilhassa, puta tapanları bu işten aldı: lslâm yoluna irşad eyledi Böylece, onların şefaatçı tuttukları putları iptal ederek kırdı.
KABEDE'Kİ PUTLAR
Mekke-i Mükerreme'nin fethi olduğu zaman, Beyt-i Mükerreme'nin içeri girdiği zaman, mübarek elinde tuttukları asası ile putlara işaret icinde üç yüz altmış tane put vardı. Resulüllah S.A. efendimiz, oradan edince, o putların cümlesi yüzüstü düşüp parça parça oldular.
Hükümleri izhar eyledi. Haram işlere engel oldu. İn'amı yaydı. Resulüllah S.A. efendimizin bu in'amı bütün insanlara şamildir Kendi asrında yaşayanlara ve sonra geleceklere.. Taa, kıyamete ka-
dar.. Şöyleki: Kendisine inananlara türlü nimetler vaad etmiştir; hatta bu ålem-de dahi onlara erdirmiştir.
Küffar, müşrik, münafıkları dahi korkutmuş, yaptıkları kötü iş ten çekindirmiş, kendilerine azap gelmesinden kurtarmıştır. Tan, ecel leri gelinceye kadar dünya nimetlerine dalmaları için mühlet vermiş tir..
Allah-ü Taâlâ, ona salât eylesin; keza âline de.. Her mahfilde. Yani: Meleklerin, insanın, cinnin, dönüp durdukları yerde..
Ve makamda..
Dünya ve âhiret makamlarının tümünde..
Salâtın ve selâmın en faziletlisi ile..
Böylece, onların faziletlerini artırsın.
Allah-ü Taâlâ, ona salât eylesin. Dönüşde ve başlangıçta..
Yani: Kabirden kalkıp ilk haline dönüşünde, ilk yaratılış halinde.. Öyle bir salåt olsun ki, bizim için ZAHİRE ola.
Bu cümlede geçen zahire şu manayadır:
Kabrimizde, mahşerde, cennat-ı aliyatta bize hazırlanmış üs tün, baki nimetler ve daimi lütuflar.
Bizim için vird olsun.
Yani: Gecelerimizde ve günlerimizde, her an ve her saatlerimizde daima birbirine muttasıl bir şekilde virdimiz olsun.
Allah-ü Taâlâ, ona ve onun âline salât eylesin; daimi tam ve påk bir salát olsun.
Yani: Büyümesi, faydası durmayan bir salât olsun. Böylece, Re-sulüllah S.A. efendimize ve onun âline, tam bir salât ederek, yüce şan-larını mübeccel ve pek faziletli eylesin.
Allah-ü Taâlâ, Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline öyle bir salât eylesin ki: Peşinden ferah ve koku gelsin.
Ve kesser'el-asname ve ashar'el ahkáme ve hazar'el-harame ve amthe bil-in'ami.
Sallallahü aleyhi ve ala Alihi fikülli mahfilin ve makamin efdal'es salâti ves selámi sallallahü aleyhi ve alâ alihi avden ve bed'en saláten te künü zahireten ve virden.
Sallallahü aleyhi ve ala Alihi salåten tammeten zakiyeten.
Ve sallallahü aleyhi ve alá alihi saláten yetbeuha revhun ve reyhanün ve ya kubüha mağfiretün ve indvanün.
Ve sallallahü alá efdali men ta be minhün-nicaru ve sema bihilfeharu vestenaret binuri cebinihil akmaru ve tedaelet inde cudi yeminli'il ğamaimü vel-biharu seyyidina ve nebiyyina Mu-hammedin'illezi bibahiri ayatihi eda et'il-encadů vel-ağvaru ve bimucizati âyatihi natakal-kitabü ve tevateret il ahbaru.
Putları kardı; hükümleri izhar eyledi; baram işlere engel oldu; in'amı yaydı.. Allah-ü Taálů, ona salát eylesin; keza åline de.. Her mabfilde ve her ma kamda.. Salâtın ve selamın en faziletlisi ile..
Allah-ü Taálá, ona ve âline salât eylesin; dönüşte ve başlangıçta.. Öyle bir salat olsun ki, bizim için zahire ola, vird ola..
olsun. Allah-ü Taála, ona ev onun áline salât eylesin: Daani, tam, påk bir salát
Allah-ü Tailà, ona ve onun åline öyle bir salát eylesin ki, peşinden ferak (rahmet) 've koku gelsin. Bunu da mağfiret takib etsin. Bir de ridvan..
Allah-ü Tańlà salát eylesin; kendisinden iyilik almanların en faziletlisine.. Övünülecek şeylerin değeri onunla daha da arttı. Onun alnındaki nurdan, kamerler nur aldı. Onun sağ cömertliği yanında, bulutlar ve denizler küçüldü.
Efendimiz ve Peygamberimiz Muhammed'dir. Öyle bir zattır ki, yüksekler ve alçaklar, onun açık ayetleri ile aydınlandı. Onun mucizelerini kitap söyledi; peşpeşe gelen haberler anlattı.
-7920-Istanbul Hukumeti Delf Devletleri arasında Fürk milletinin idam hukmü anlamına gelen Sevr Antlaşması imzalandı.
-1952-Milli Eğitim Bakanı Tevfik lleri Köy Enstitülerini kapattı.
10
PAZAR
A'raf: 31
BİR HADİS
16 1447 SAFER
Allah bir şeyi yaratmak istediğinde hiçbir şey ona mani olmaz.
Müslim, Nikâh: 132
RUMI: 28 TEMMUZ 1441
HIZIR: 97
Ölüm, idam değil, firak değil, belki hayat-ı ebediyenin mukaddemesidir, mebdeidir. Ve vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekandır.
Kur'an'dan bir şupheniz varsa, haydi bir suresine mukabeleye davet etti. kh mucizelerimin mohina e dosten tirin. (Bakara Su onun benzeri bir sure get Eğer kulumuz Muhamme
yildiz, Dunya ya yaklaştı.
-2008-Kapalı yerlerde sigara içme yasağının başlaması.
- Gençlik ve Spor Bayramı.
19 PERŞEMBE
THURSDAY
MAYIS
MAY
SIRATET
Salih) amellerde bulunanların ecri ne
güzeldir.
Ankebut Suresi: 58
BİR HADİS
Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, ağzı iyi läf yapan münafıktır.
Kimin için Allah var, ona herşey var; ve kimin için yoksa, herşey ona yoktur, hiçtir.
Daha sonra Hişam da, o yazıdan birer nüsha çıkarttırılıp büt zekât memurlarına gönderilmesini ve ona göre amel edilmesini emr tâmim etmiştir (32).
Peygamberimizin Zekât Hakkındaki Yazısı:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Bu, Allâhın, Resûlüne emir buyurmuş olduğu ve Resulullah Aley
hisselâmın da Müslümanlara farz kıldığı zekât farizası Nüshasıdır. Her hangi bir Müslümandan, bu kitapta bildirilen mikdarı vechile zekât istenilirse, o Müslüman, bu zekâtını versin.
Bundan fazlası istenilirse, ziyadeyi vermesin.
Deveden, her yirmi dördünde ve bundan aşağısında koyun olarak zekât, her beş devede bir koyundur.
dişi bir aded deve yavrusu, Develer yirmi beşi bulunca, otuz beşe kadar bir yaşını tamamlamış
yavrusu verilecektir. Böylesi bulunmazsa, bir yaşını tamamlamış erkek bir aded deve
mamlamış dişi bir aded deve yavrusu, Develerin sayısı otuz altıyı bulunca, kırk beşe kadar iki yaşını ta-
puğur basacak bir deve düvesi, Kırk altıyı buldukları zaman altmışa kadar üç yaşını tamamlamış
ve düvesi, Altmış bir olunca, yetmiş beşe kadar dört yaşını bitirmiş bir de-
iki aded deve yavrusu, Yetmiş altayı bulunca, doksana kadar iki aded iki yaşını bitirmiş
Doksan hire erişince, yüz yirmiye kadar üç yaşını bitirmiş puğur basacak iki deve verilecektir. hi
tirmiş bir dişi yavru, Develerin sayısı yüz yirmiyi geçince, her kırk devede iki yaşını
Her ellide üç yaşını bitirmiş bir yavru verilecektir. Sadece dört devesi olana, o dört deve için zekât yoktur.
Meğer ki deve sahibi kendiliğinden vermek istesin. Yılın bir çok günlerinde yaylakta güdülen koyunun zekâtı: Kırktan yüz yirmi koyuna kadar bir koyundur. Yüz yirmiden ziyade olursa, iki yüze kadar iki kovundur.
İki yüzden ziyade olursa, üç yüze kadar üç koyundur.
Ce yüzden ziyade olursa, her yüz koyunda bir koyundur Bir kimsenin yayılır koyunları, kırktan bir koyun noksan olursa o koyunlara zekât yoktur.
Meğer ki sahibi, kendiliğinden vermek istesin. Zekât endişesile, ayrı hayvanlar bir yere toplanmaz.
Toplu olanları da, ayrılmaz.
Malları, ortak olanlar, kendi aralarında farkı eşid olarak birbirle rinden alırlar.
Dişleri düşmüş yaşlı hayvan ile gözü sakat olandan ve tekeden ze kit olmaz..
Meğer ki zekât sahibi kendiliğinden vermek istesin.
Hális gümüşten zekât: iki yüz dirhemde onda birin dörtte biridir.
Gümüş, sadece yüz doksan dirhem olursa, ona zekât yoktur.
Meğer ki sahibi kendiliğinden vermek istesin.
Bir kimsenin develeri, dört yaşını tamamlamış bir deve düvesi ver-meyi gerektirecek sayıyı bulur da, kendisinin malları arasında öylesi bulunmaz ve üç yaşını tamamlayanı bulunursa, o, kabul edilir ve müm-künse, onunla birlikte iki koyun veya yirmi dirhem de, verir.
Bir kimsenin zekâtı, üç yaşında bir deve yavrusu vermeyi gerek-Lirecek kadar olur da, develeri arasında üç yaşında yavru bulunmayıp dört yaşında olanı bulunursa, zekât olarak dört yaşındakı kabul edilir ve zekât memuru, kendisine iki koyun veya yirmi dirhem lade eder.» (33)
Kaetani'nin Yanlışları
Õnce, Peygamberimizin, Amr b. Hazm'e verdiği yazıyı terceme ederken Kaetani'nin yaptığı bazı yanlışlıkları gösterecek, ondan sonra da,
iddialarının yersizliğini belirteceğiz. Kaetani, zulüm kelimesini, günah diye terceme ediyorsa da, yan-lıştır
Bunu, haksızlık diye terceme etmek doğru olur.
«Haberiniz olsun ki: Allahın låneti, zalimlerin üzerindedir. (Hud:
18) meälli ayeti, "Allah dedi ki: zâlimun lanet-i ilahiyeye duçar olmamışlar mıdır?» diye terceme etmek
, yanlıştır. Insanları, cennetle ve cennet amellerile müjdeleyecek, cehen-nemle ve cehennem amellerile de korkutacaktır diye terceme edilmesi gereken cümleyi «Nasa cenneti haber verecek ve bunun alamatını bil-direcek, nar-i cehennemden ve alaiminden onları ikaz eyleyeceka dive terceme etmek uygun değildir.
(20) Amed b. Hanbel-Memed 1 11-12, Buhari-Sahih c. 2. 123-124, b Davad-Sones 2.x. 96-97 Neamt-Sünen e. 5, s. 18-23, Vaksdl-Mognal. 3, a 1904-1085
Halki, tek ve küçük örtü içinde namaz kılmaktan men edecek, iki ucu omuzlar üzerine atılabilecek genişlikte olan örtu bundan mustes
nadır Halki, seedede avret mahalli (edep yeri) yukarı doğru açılacak tek ortuye sarimp bürünmekten men edecek, başının saçını toplayıp en-
sesinde bağlamaktan da men edecek meâlli cümleleri:
Baska birine aid bir elbise içinde, bunun iki ucunu omuzları üze rinde bağlayamazsa, namaz kılmalarımı ve aksamı mayubelerini sema-Fa arz edecek surette başka birinin elbisesini giymelerini nasa men edecektir. Saçlarını örgü halinde omuzlarına salıvermeyi taht-1 mem-
nuiyete alacaktır diye terceme etmek yanlıştır (34). Kaetani, 14. fıkrasında ve 1 numaralı notunda:
«Gariptir ki, sahih ise ilk zamanki İslâm tarihi için büyük bir ehemmiyeti haiz olan bu vesika tali bir surette Ibn-i Hişam tarafın-dan ortaya çıkarılıyor. (İbn-i İshak değil. Bu, mevsukiyeti aleyhinde bir delil teşkil ediyor.)
İbn-i Sa'd ise, buna ancak ehemmiyetsiz surette bir îmâda bulun-maktadır. Metnini zikr etmiyor. (35)
Not: 1- Bu vesikanın aynen sahih ve mevsuk olmadığı hakkın-daki en kuvvetli deliller şunlardır:
Evvela İbn-i Hişam, bir Hadis'i üstadının rivayetine istinaden zikr etmezse, bu daimâ pek kat'i ve müskit bir delil teşkil eder.
Saniyen, İbn-i Sa'd'in topladığı vesikalar arasında buna tesaduf edilmemesi.
Ibn-i Sa'd, bunun mevcudiyetinden haberdardı, fakat, mecmuası-
na girmeğe láyık add etmemiştir. cudiyeti. Sälisen, metinde âyine dair müşikâfane bir takım tafsilatın mev-
Bu, yukarıda bir çok fıkralarda tekrar ettiğimiz Peygamberin gåne bir şeydir. mevsuk, hakiki vesikalarının umumi ve geniş evsafına tamamiyle bi-
Rábla, Ebû Yüsüf Yakubi (vefatı 182) nin Kitabülharacında bu vesikadan İbn-i İshak (vefatı 151) a istinaden bahs edildiğini görüyo-tuz. Başka türlüdür: Ebû Yüsüf dedi ki bana Muhammed b. İshak hi-kâye eyledi ki Peygamber, Necrana gönderdiği zaman Amr b. Hazm için åtideki vesikayı yazmıştır:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Bu, Allah ve Resülü tarafından bahsedilmiş Emannåmedir.
(34) Kaetani-İslam Tarihi e. 7, s. 22-23 (35) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 21
Ey sizler ki Iman edersiniz ve uhûde riayet edeceksiniz. Bu, Muhammed'ün Nebi'nin, Necran'a gönderdiği zaman Amr b Hazm'e bir emridir.
(Kaffe-i efal ve harekâtında Allahdan korkmayı, şunu ve bunu yapmayı, ganaimden humusullahı almayı ve semeratın sadakası hak-kında Mu'minlere tahmil edilen şeyleri tahsil etmeyi ona emr etti.
Buna bakarak vesikaya İbn-i Hişam'ın (vefatı 213-218) mensup ol-duğu sonraki Muhaddisin nesilleri tarafından ne gibi ve ne kadar il-veler idhal edildiğini takdir edebiliriz.
Vesikanın tamamen mevsukiyeti aleyhinde bu, en büyük delildir.
(36) diyorsa da, Kaetani, yalnız yarılıyor değil, yalan da söylüyordur. Çünkü, bu vesika, kendisinin zan ve iddia ettiği gibi, ne İbn-i Hi-şam tarafından, ne de tåli bir surette ortaya çıkarılmıştır.
Ibn-i Hişam (Ibn-i İshak dedi ki:) diyerek Halld b. Velid'in, Be-ni Haris b. Ka'blara gönderilişini, Peygamberimizle yazışmalarını, Be-ni Haris b. Ka'b Temsilcilerinin Medine'ye gelişlerini ve Müslüman olup Medine'de şevval ayının sonlarına veya zilkadenin başına kadar kalarak yurdlarına dönüp gittiklerini naki ettikten sonra,
Resûlullah Aleyhisselâm, Beni Haris b. Käbların Elçileri döndük-ten sonra onlara İslâm dinini iyice anlatmak, Sünneti ve İslamın ala-metlerini öğretmek, zekât ve sadakalarını da, teslim almak üzre Amr b. Hazm'l gönderdi.
Kendisi için, bir de yazı yazıp ona söyleyeceğini o yazının içinde söyledi ve emr edeceğini de, emr etti. diye nakl etmektedir (37).
Kaetani, bunu, İbn-i Hişam'ın, İbn-i İshak'tan nakl etmesi halinde mevsuk ve muteber sayacağını ıkrar ettiğine ve İbn-i İshak'tan naki edildiği de, såbit bulunduğuna göre, Kaetaninin vesika aleyhinde en kuvvetli delil olarak ileri sürdüğü ilk iddia böylece suya düşmüş olu-yordur.
Kaetani, 14. fıkrasına başlarken «İbn-i Hişam diyecek yerde «İbn-i Ishaka itimad etmek lazım gelirse, Beni Haris b. Ka'bların sefirleri va-tanlarına (Necran) dönmek üzre Medine'yi terk ettikten sonra, Mu-hammed, Amr b. Hazm'ün Neccariyül'ensarî'yi bir nåme-i mahsus ile onların nezdine gönderdi. İlå ähirihi (38) diyerek bunun, İbn-i İs-hak'ın rivayeti olduğunu itiraf edip hemen arkasından Bu vesika tali bir surette İbn-i Hişam tarafından ortaya çıkarılıyor. İbn-i İshak de-
(36) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 25-20
(37) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 239-241
İmam-ı Kuşeyri (Rahimehilläh) şöyle demiştir: "Allâh-u Teâlâya dönüldü. ğü zaman bütün iddialar tükenir, zanlar (ve tahminler) yok olur, Allâh-u Te'álá'dan gayri her şeyden her yönüyle ümit kesme hâsıl olur.
Artık kul intizar vasfı içinde (kendisine ne yapılacağını bekleme hâlinde ve) ızdırâr sıfatıyla (çaresizlik içinde) kalakalır. Hakk Teâlâ ise ezelde geç-miş olan kısmetinden kaynaklanan türlü türlü kaderlerini onun hakkında icra eder." (el-Kuşeyri, Letäifül-işärät, 2/304)
"Te'vîlât-ı Necmiyye Tefsiri"nde zikredildiğine göre; bu âyet-i kerîme-nin mânâsı: "Ledünn ilmine ulaşmak istiyorsanız Allah'tan başkasına iba-det yapmayın; şeytana da, dünyaya da, hevâya da, mâsivallâha (Allah'tan başkasına) da kulluk etmeyin.
Eğer böyle yaparsanız gerçekten ben sizin için bir uyarıcıyım ki Allâh'tan gayrini severseniz, O'na ibâdet ve itâat ederseniz o takdirde sizi dünyâda Allâh'tan kati'a (kopukluk), âhirette ise cahîm içerisinde bu'd (ve rahmetten uzak kalma) azabıyla korkutuyorum.
Ama Allâh-u Teâlâ'yı severseniz ve sadece O'na ibâdet yapıp itâat eder-seniz o zaman da sizi vusûl (ve yüce Zâtına mânen ulaşma) ile ve dâr-ı celâlde visâl nîmeti ile müjdeleyiciyim!
Allâh'tan, Allâh'tan gayrini taleb etmeyin, ömrünüzün günlerinden han-gilerini Allah'ı terk ve O'ndan gayrini taleb etme, O'nunla aranıza perdeler sokma ve (Allâh-u Teâlâ'yı arayıp bulma husûsunda yaratılışınıza konulan kābiliyeti ve) fıtrî istidâdınızı iptal etme uğrunda geçirdiyseniz onlardan do-layı Rabbinizden mağfiret taleb edin ki o istiğfâr nefisleriniz için bir tezkiye (temizleme) ve kalbleriniz için bir tasfiye (arındırma) olabilsin!
Daha sonra (tasavvuf yoluna intisâb ederek) sülük kademiyle Allâh'a tev-be ederek O'na dönün ki, istiğfarla kazandığınız tezkiyeden (nefsi temizleme muâmelesinden) sonra bu tevbe (ve dönüş) sizin için bir )تخلية tahliye (ve kalbi süsleme) olsun!
İşte böyle yaparsanız Allâh sizi güzel bir metâ ile yaşatacaktır ki o da süflî (düşük) makamlardan ulvî (yüce) mertebelere terakkî etmeniz, yüce makam-lardan da 'Aliyyü'l-Kebîr'in mânevî huzûruna yükseltilmenizle olacaktır ve bu metâlandırma sülük makamlarının nihâyetine erme ve vuslat dereceleri-nin bidâyetine (başlangıcına) kavuşma eceline kadar sürecektir.
Üstelik Allâh-u Teâlâ yüce Zâť'ını taleb uğrunda sadâkat ve ziyâde gay-ret sahibi olan her fazîlet sahibine vusûl derecelerine ulaştırma hususunda fazl-u keremini verecektir.
"Te'vîlât-ı Necmiyye Tefsiri"nde zikredildiğine göre; bu âyet-i kerîme-nin mânâsı: "Ledünn ilmine ulaşmak istiyorsanız Allah'tan başkasına iba-det yapmayın; şeytana da, dünyaya da, hevâya da, mâsivallâha (Allah'tan başkasına) da kulluk etmeyin.
Bu mana icabıdır ki, hayatlarında salāvat-ı şerifeye devam eden-lerin, vefat ettikleri zaman, tenlerinden, miskten daha güzel kokula-rın geldiği müşahede edilmiştir. Bu, denenmiştir de..
Bunu da, mağfiret takib etsin.
Yani: Salavat-ı şerife okuyanların cümle hata. zelle, ayıplarını ve günahlarını şanı büyük Allah bağışlasın.
Seyyid'ül-mürselin Hatemennebiyyin Habib-i Rabb'il-Ålemin olan Resulüllah S.A. efendimiz ve onun âli üzerine salât eyleyip o salavat-1 şerife hürmetine rızkımıza genişlik hayırlara başarı, iki cihanın saa-detine ve rahatına bizleri nail eylesin.
Bu salāvat-ı şerifeyi, ashab-ı kiramdan on beş kadar kimse riva-yet etmiştir. Hatta İmam-ı Azam bu salavat-ı şerife üzerine, şöyle bu-yurmuştur.
Beyt-i Şerif'in duvarına kudret hattı ile yazılan (bu) salavat-1 şerifeden daha faziletli bir salavat-ı şerife bilmiyorum.
Buradan itibaren başlayan ve:
ça.. Şimşeksiz bulutlardan sik taneli yağmurlar dökülüp durduk-
Cümlesi ile biten (Bak: S. 1034) cümlenin sonuna kadar süren bu salavat-ı şerifeyi, büyük meşayihten Zekeriya b. Abdilvahid, büyük meşayihten Ebu Mutraf b. Umeyre vird ederek okuması için yazıp gön-derdiği salavat-ı şerifedir. Çok fazla ve bolca faydaları vardır.
Kendisinden iyilik alınanların en faziletlisine..
Kendilerinden iyilik alınanlar şu zatlardır: Nebiler, Resuller, ke-reme nail olan veliler, hayırlı zatlar, ebrar, salihler.. Bütün bunların en faziletlisi, Resulüllah S.A. efendimizdir. Hem de en keremlisi ve en şereflisi..
Övünülecek şeylerin değeri onunla daha da arttı. Onun alnın-daki nurdan KAMERLER nur aldı.
dir. Burada geçen KAMERLER tabiri ile, ay ve güneş kasdedilmekte-
Bunlardan murad, ayın ve güneşin nurunu beyan değildir; Resu-lüllah S.A. efendimizin alnındaki nurun azametini ve şerefini beyan-dır.
Çünkü, Resulüllah S.A. efendimizin alnındaki nur, asli bir nur-dur. Ayın ve güneşin nuru, onun nurundan iktisap ve iktibas edilmiş-tir. Buna misal olarak, ayın ve güneşin yerdeki nurunu verebiliriz. Nu-run aslı kendilerindedir; yerdeki aydınlık onlardan iktibas edilmiştir
Onun sağ cömertliği yanında bulutlar ve denizler küçüldü.
Vani: Yağmuru cok olan bulutlar ve ineller veren denialer. Resu tullah B.A. efendimizin comertligi, bunlardan çok çok fazladır. Efendimiz ve peygamberimis Muhammed'dir. Oyle bir sattır ki Yüksekler ve alcaklar onun acık Ayetleri ile aydınlandı. Onun mu cizelerini KITAB söyledi pespese gelen haberler anlattı
Bu cümlede geçen KITAB tabirinden murad, Kur'an-ı Kerim' dir. Haberler ise.. bütün ilim chil kimselerin ve ehl-i kitabın verdiği haberlerdir.
Resulüllah S.A. efendimizin yucuda geleceğinin yakınlığı, ana rahmine indiği, saadetle doğması, peygamberlikten önce, kendilerin den zuhur edecek irhasat, peygamber olduktan sonra da, zuhur ede cek mucizeleri hep tevatür halinde geien haberlerdir. Özellikle ehl-i kitap katında.
RESULULLAH S.A. EFENDİMİZİN AMCASI EBU TALİBLE ŞAM'A GİDİŞI
Resulüllah S.A. efendimiz bir rivayete göre dokuz yaşına, bir baş ka rivayete göre de on iki yaşına girdiği zaman amcası Ebu Talib tica ret için. Şam'a gitmeye niyet etmişti.
Resulüllah S.A. efendimiz de onunla beraber gitmek istedi; amcası kendisine şöyle dedi:
Sen daha küçüksün, o yolların hararetine, zahmet ve meşakka-tine dayanamazsın.
Böylece, Resulüllah S.A. efendimizin kendisi ile beraber gitmesine razı olmadı. Resulüllah S.A. efendimizi, kendi yerine bıraktığı kardeşi Abbas'a teslim etti. Şu tenbihi de yaptı:
-Ya Abbas, buna pek dikkat et. Sözünü dinle. Onun kırılması-na hiç bir şekilde rızam yoktur.
RESULULLAH'IN AĞLAMASI
Bundan sonra Ebu Talib'in devesini hazırladılar. Kavmi ile veda-laşıp binmek istediği zaman, Resulüllah S.A efendimizi göremedi: Acaba nerededir?.
Diyerek araştırdı; çünkü, onunla da vedalaşmak ve gönlünü hoş etmek istiyordu.
Sonra bakıp gördü ki: Uzak bir yerde oturmuş ağlıyor. Onun ağ-lamasını görünce, üzülüp şöyle dedi:
Gözümün nuru Muhammed, neden ağlarsın?. Resulüllah S.A. efendimiz şöyle dedi:
Ey amcam, ayrılığına üzgünüm; onun için ağlıyorum. Beni de beraberinde götür.
RESULÜLLAH'IN İLK SEFERİ
Resulüllah S.A. efendimizin bu sözü, Ebu Talib'e tesir etti. Dile-ğini ve sözünü reddetmeyip şöyle dedi:
Gönlünü hoş tut; vallahi, ben seni alıp götüreceğim.
Böyle diyerek teselli etti; gönlünü hoş etti. Onu da yanına alarak Şam yoluna revan oldu.
Bu, Resulüllah S.A. efendimizin ilk seferi idi. Hazret-i Ebu Bekir ve Bilål-i Habeşi de bu yolculukta kendileri ile beraberdi.
RAHİP BUHAYRA
Şam Karyelerinden, Busra nam mahalle geldiler. Orada bir kilise vardı. O kilisede dahi bir rahip vardı; adına:
Cercis.
Derlerdi. Ancak halk arasında onun adına:
- Buhaуга..
Denmekle meşhurdu. Bu rahip semadan inen kitapların cümlesi-ni bilirdi. O zaman, Nasara milleti arasında, bundan daha bilgini yok-tu.
Bu Rahip Buhayra, o kilisenin içinde, kendisine mahsus bir iba-det yeri yapmıştı. Orada, ibadet, taat, ilmi mutalaalarla meşgul olur-du: hiç dışarı çıkmazdı. Kitap ehli olanların hemen hepsi, kendisine tazim ederlerdi.
Resulüllah S.A. efendimizin, Şam'a doğru çıktığı sene gelince, o Buhayra ilim nuru ile bildi ki: Bu sene, âhir zaman peygamberi Şam tarafına doğru geliyor; buraya gelmesi de yakındır. Hizmetçilerine şöyle ısmarladı:
Ziyafet hazırlığı yapın. Şu birkaç gün içinde benim misafirle-rim gelecektir. Onlara bir ziyafet vereceğim. Çok hazırlıklı olun.
Böyle dedikten sonra, kendisi her gün, Mekke tarafına bakan pen-cerenin önüne oturup taa. akşama kadar Mekke yolunu gözlerdi.
Resulüllah S.A. efendimiz, amcası Ebu Talip o yere yakın akabe-den inerken o rahip Buhayra gördü ki: Bir kervan geliyor. Üzerlerin-de bir parça bulut dahi onlarla beraber geliyor; kendilerinden hiç ay-rılmıyor.
RESULULLAH'A SELAM VEREN TAŞLAR VE AĞAÇLAR
Bu durumu gördükten sonra, daha dikkatle bakmaya başladı. Gör-dü ki: O kervanın iki tarafındaki taşlar ve ağaçlar, kervan kendilerine yaklaştıkça secde ediyor:
-Selám sana ya Resulellah..
Diyorlar. Bunu da görünce, ayan olarak bildi ki: İlâhî kitaplarda påk naatı bulunan âhir zaman peygamberi o kervanın içindedir. Bu-nun üzerine; hizmetçileri çağırıp şu emri verdi:
--Ziyafeti hazırlayın. Çünkü, ziyafet vereceğim kervan zuhur eyledi. Ziyafeti tertip edin ve çokça yemek hazırlayın.
Böyle dedikten sonra, yine kervan yolunu gözlemeye başladı. Gör-dü ki: Kervan geldi; o ibadet yerinin önünde bulunan bir ağacın yanı-na kondu. Develerini de, orada ota saldılar. Kervan sahipleri de, o ağacın altında oturdu.
Resulüllah S.A. efendimiz, o ağacın dışında bir yere oturdu; o ağacın dallarından biri uzayıp geldi; Resulüllah S.A. efendirnize gölge-lik etti
Rahip Buhayra, bunu görünce, hemen ibadet yerinden dışarı çık tı. Geldi, oradakilere şöyle dedi: 1027
ibadethaneye teşrif edin. Sizin için ziyafet hazırladım; dinlenin. Tesri-finizle de, ibadet verimizi müşerref, bizleri de muazzez eyleyesin.
Böyle bir niyazla davet eyleyince, kervan ehlinden biri şöyle dedi: dar zamandır buraya gelir konarız; gideriz. Bizi davet edip hiç ziyafet Ya Buhayra, bugün, senin cömertlikte şanın yüksek. Bu ka verdiğin yoktur.
Bunun üzerine, Buhayra ona şöyle dedi:
safirimizsiniz. Sizleri, ben sevdim; diledim ki, sizi davet edip ikram Doğru söyledin; durum senin dediğin gibidir. Bugün, bizim mi-edeyim. Şimdi, hepiniz, bir ferd dışarıda kalmamak şartı ile, İbadet-haneye teşrif edin. Ziyafet taamını yiyin. O zaman. İşin sırrına ve hikmetine vakıf olup bilirsiniz.
O kervan ehlinin cümlesi ziyafete gideceği zaman, Resulüllah S.A. efendimiz, şöyle buyurdu:
Benim yaşım küçüktür. Ben, burada oturayım. Benim, sizinle gitmem uygun değildir.
Ve.. onlarla beraber gitmedi.
Onlar gelip oturdukları zaman, Rahip Buhayra baktı; o nübüvvet alametlerini içlerinde hiç kimsede görmedi. Dışarı çıktı; kervanın çadı-rıma doğru nazar eyledi. Gördü ki: O bulut, yine onların konduğu yer-de duruyor. Bunu görünce, bildi ki: O sessiz alâmet sahibi şanlı pey-gamber gelmiş; dışarıda duruyor.
Bundan sonra, Buhayra içeri girip şöyle dedi:
- Ey Kureyş topluluğu, lütuf ve kerem edin; dışarıda sizden kim-se kalmasın. Cümlesini toplayın. Eğer kaldıysa, lütuf edin, onu da ge-tirin.
Onun bu niyazı üzerine, şöyle dediler:
Ey Buhayra, hiç kimse kalmadı; hepsi geldi. Ancak, dokuz ya-şında bir masum var. O da, kendisinin gelmesini münasip görmedi; orada kaldı.
Buhayra şöyle dedi:
Ben, onun gelmemesine razı değilim. Lütuf edip adam yolla-yın, getirtin. O da sizinle yemeğe hazır olsun.
Buhayra'nın bu niyazı üzerine, Ebu Talib adam yolladı; davet ey-Jedi; Resulüllah S.A. efendimiz de saadetle teşrif buyurdu.
Rahip Buhayra, Resulüllah S.A. efendimizi gördükte, dikkatle na-zar eyledi. Gördü ki: İlâhî kitaplarda beyan edilen güzel vasıfların açıkta olanları onda.. Batınî vasıflara da vakıf olmak istedi. Kalktı; Resulüllah S.A. efendimizin yanına geldi; şöyle dedi:
Ya Muhammed, Lât ve Uzza'ya yeminle sana bir kaç sualim var; bu suallerime cevap ver.
Resulüllah S.A. efendimiz, onun bu yeminli sorusuna şu cevabı
verdi.
Bana, Lât ve Uzza'ya yemin vererek bir şey sorma. Allah adı-na yemin olsun; Lât ve Uzza'dan daha çok buğuz ettiğim bir şey yok-tur.
Rahip Buhayra şöyle dedi:
Şanı büyük Allah adına yemin veririm, sana soracaklarıma ce-
vap ver.
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle dedi:
Dilediklerinden sor..
Bundan sonra; Resulüllah S.A. efendimize: Uykusundan, bazı hal-lerinden, hey'etinden, işlerinden, nice nice şeyler sordu.
Resulüllah S.A. efendimiz de, onun bu sorduklarına cevap verdi. Verdiği bu haberlerin hepsi de, İlâhî kitapların içinde, nebilerin ver-dikleri habere uygundu. Bundan sonra, Buhayra bildi ki: O şanlı pey-gamber, ahir zaman resulü, peygamberlerin sonuncusu budur. Asla bir şek ve şüphesi kalmadı.
Bundan sonra, niyaz edip şöyle dedi:
Ya Muhammed, senin omuzunda, peygamberlerin sonuncusu olduğuna dair bir nişanın da vardır. Aç, onu da göreyim.
Resulüllah S.A. efendimiz arkasını açtı. İki omuzu arasındaki keklik yumurtası kadar olan nübüvvet mührünü görünce, yüzünü sü-rüp kemali ile tazim etti.
Bundan sonra, Ebu Talib'e şöyle sordu:
-Bu, senin neyindir?.
Ebu Talib şöyle dedi:
Oğlumdur.
Onun bu sözü üzerine. Buhayra şöyle dedi:
Siz, Arab'ın efendisi ve en şereflisisiniz. Yalan söylemek, şanı-nıza münasip değildir.
Ebu Talib şöyle dedi:
Kardeşimin oğludur. Ancak, yanımda kendi çocuklarımdan zi-yade sevgili olduğu için:
Oğlumdur.
Dedim. Rahip Buhayra tekrar sordu:
- Ya, bunun babası nice oldu?.
Ebu Talib şöyle dedi:
Kendisi, ana karnında iken, babası vefat etti.
Buhayra şöyle dedi:
Doğru söyledin. O ana karnında iken, yetimliği ilahi kitaplar İçinde yazılmıştır.
Bundan sonra Buhayra, kervan ehlinin cümlesine hitab edip şöy-le dedi:
Bu şanı yüksek mübarek zat, âlemlerin efendisi, cümle nebile-rin ve resullerin en faziletlisi, hatemennebiyyin âhir zaman peygam-beridir.
Onun böyle demesi üzerine, kervan ehli şöyle sordu:
Buhayra şöyle anlattı:
1029
Neden bildin?.
ki. kendisine selam vermeyen ne bir ağaç ne de bir tas kaldı. Cümle-si bu zata secde evledi. Halbuki bunlar, ancak peygambere secde eder-ler: iste bundan bildim. Sahid olun, onun peygamberliğini tasdik edip kendisine inandım. Onun ümmetliğini de kabul eyledim. Ya Muham-med, sen dahi, beni ümmetliğe kabul buyur.
Onun bu niyazı üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Kabul eyledim.
Bundan sonra, Buhayra Ebu Talib'e hitab ederek şöyle dedi: Siz bundan sonra, nereye gideceksiniz?.
Ebu Talib:
Şam'a gideceğiz.
Deyince. Buhayra şöyle dedi:
zünde bundan daha faziletli kimse olmayacağını, yer, gök, cennet, ce-Bu üstün sıfatlı zatın âhir zaman peygamberi olacağını, yeryü-hennem ve cümle mahlukat bunun hürmetine yaratılmış olduğunu bütün ehl-i kitab bilir. Şam'daki Yahudiler, bütün sıfatlarını ve vasıf-larını kitaplarında görüp bilmişlerdir. Eğer bunu görürlerse, benim bildiğim gibi, onlar da bilirler. Her nekadar, onlar bunu öldürmeye güç yetiremezlerse de, bir tehlike ve keder verecek şeyi İşleyebilirler. Şimdi lâyık olan odur ki, bunu Şam'a götürmeyesiniz. Siz, yine Mek-ke'ye döndüresiniz.
Ebu Talib onun bu görüşünü beğendi; bir kavle göre, Resulüllah S.A. efendimizi Mekke'ye gönderdi.
Bir başka rivayette Ebu Bekir'i beraberinde yolladı.
Bir başka rivayette ise, kendisi beraberine alıp geri döndü. Meşhur olan rivayet de bu son rivayettir.
BUHAYRA'YA GELEN RUMLARIN REİSLERİ
Şöyle bir rivayet var:
Rum taifesinin ileri gelenlerinden yedi kişi aveneleri uyanları ile Buhayra'ya geldiler. Buhayra, onları karşılayıp:
-Ne hizmete geldiniz?.
Diye sordu. Şöyle anlattılar:
Biz kitaplarımızda bulduğumuza göre: Åhir zaman peygam-beri bu ayda Mekke'den çıkıp Şam'a gidecektir. Mekke'den Şam'a uza-nan yolların cümlesine askerler gönderdik. Ta ki: Hangi yoldan gelir-se, onu bulup öldüreler. Biz, seninle bu işi görüşüp müşavere etmeye geldik.
Buhayra şöyle dedi:
Sizin görüşünüz nedir şu işte: Hak Taâlâ, bir işe hükmettiği zaman, hiç bir kimse, Yüce Allah'ın o hükmünü bozmaya güç yetire-bilir mi?.
Buhayra'nın bu sözü üzerine şöyle dediler:
Yüce Hakkın hükmünü bozmaya, hiç kimse güçlü değildir.
Acaba, sübhan olan Yüce Hak, onun nübüvvet ve risaletini in-zal buyurduğu cümle kitaplar içinde beyan; şanlı peygamberlerinin, büyük resullerinin dillerinde ayan eyleyince, siz onu bozmaya ne cür etle çalışırsınız?. Allah'ın hışmından korkmaz mısını?. Çünkü, onun koruyucusu, celâl sahibi olan Allah'tır. Siz, ona hiç bir zarar vermeye
güç yetiremezsiniz. Asıl zarara uğrayan siz olursunuz. Bu sözlerı ile, onları korkuttu; yapacakları işe engel oldu; geri çe-virdi.
İşte bunlar, tevatür halinde anlatılan Resulüllah S.A. efendimizin mucizeleridir.
Devam edelim:
Allah-ü Taâlâ, ona ve onun âline salât eylesin. Keza, ona yar-dııı için hicret eden ve hicret ettiği zaman kendisine yardım eden
ashabına da.. Onlar, nekadar iyi muhacir ve nekadar iyi ansardır.
MUHACİRİN VE ANSAR
Resulüllah'ın S.A. ashabından bir kısımları, kendisine yardım et-mek için, vatanlarını, mallarını ve rızıklarını terk edip Resulüllah'ın S.A. yanına gittiler. Sebebi: Kendisine ve dininin güçlenmesine yardım
idi. Bunların adına:
Muhacirler.
Tabir edilir. Bir de, Resulüllah S.A. efendimize, hicretinden son-ra yardım eden Medine'nin yerlileri var ki, bunlar da Ansardır.
Her iki zümre de. Resulüllah S.A. efendimize, her bakımdan mal-
la canla yardım etmişlerdir.
Onlar, ne büyük insanlardır. Allah onlardan razı olsun.
Devam edelim:
Daimî bir salât olsun; kuşlar sık ağaçlıklarda ötüp durdukça..
Demek olur ki:
Bütün kuş çeşitleri, halik ve razıkları olan şanı büyük kendi-sinden başka ilâh olmayan nimeti her şeye şamil Allah'ı zikir tesbih ve terennümleri ile seda edip öttüklerince..
KUŞ DİLİ VE HAZRET-İ SÜLEYMAN
Bilinmeli ki:
Kuş türlerinden her birinin kendi garazlarını ve birbirine anlattıran sesleri vardır. muradlarını
Nitekim, Hazret-i Süleymana, Yüce Allah'ın fazlı keremi ile, kuş-ların dillerini bildirdi. Bu mana, Kur'an-ı Kerim'de şöyle anlatıldı: «Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi.» (27/16)
Süleyman a.s. kuşlar öttükçe, onların ne demek istediklerini ve maksatlarını anlardı. Onlardan bazısını arkadaşlarına haber verirdi. Şöyle hikâye edildi:
Süleyman a.s. bir yerden geçiyordu. Orada bir bülbül ağaca konmuştu. Başını oynatıp kuyruğunu sallayarak ötüyordu. Süleyman a.s. arkadaşlarına şöyle sordu:
صلى اللَّهُ عَلَيْهِ وَعَلَى اللَّهُ وَأَصْحَابِهِ الَّذِينَ هَاجَرُوا النصرية وَتَنصَرُوهُ في الحرية في المهاجرون ونِعْمَ الْأَنْصَارُ صَلوةَ نَامِيَّة دَائِمَة مَا تَجَبْ في انيكها الأَطْيَارُ وَهَمَعَتَ بِوَيلها الديمة لدْرَارُ مَا عَفَ اللَّهُ عَلَيْهِ ذَا لَوْ صَلَوَاتُ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ الطَّيِّينَ الكرامِ صَلوةٌ مَوْصُولَةٌ دَائِمَة الاتصال بدوا ذِي الجلال والاكرام الله مل عَلَى عَمَّا الَّذِي هُوَ قُطْبُ الجَلَالَةِ وَشَمْسُ النَّبوة وَالرِّسَالَةِ وَالْهَادِي مِنَ الضَّلَالَةِ وَالمُنقِدُ من الجِهَالَةِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ صَاوَة دارة الاتصالِ وَالتَّوَا إِلَى مُتَعَاقَة بِتَعَاقِ الايام والليالي
Sallallahü aleyhi ve alâ âlihi ve ashabihillezine haceru linusretihi ve nasaruhü fihicretihi feni mel-mühaci rune ve ni'mel-ansaru saláten namiye-ten daimeten masecaat fieykihal-atyaru ve fermaat biveblihad-dimetül-midraru daafellahü aleyhi daime salavatihi.
Allahümme salli alâ sevyidina Muhammedin ve alâ âlihit-tayyibinel-kirami salåten mevsuleten daimetel ittisali bidevami zil-celáli vel-ikrami.
Allahümme salli alâ Muhamme-din'illezi hüve kutb'ül-celâleti ve şems-ün-nübüvveti ver-risaleti vel-hadi mi-ned-dalaleti vel-münkızü minel-cehale-ti.
Sallallahü aleyhi ve selleme sala-ten daimetel-ittisalli vet-tevali mütea-kıbeten biteakub'il-eyyami vel-leyali.
**
Allah-ü Taålá, ona ve onun âline salát eylesin; keza ona yardım için hicret eden ve hicret ettiği zaman kendisine yardım eden ashabına da.. Onlar, nekadar İyi muhacir ve nekadar iyi ansardır. Daimi, nema bulan bir salåt olsun. Kuşlar sık ağaçlıklarda ötüp durdukça. Şimşeksiz bulutlardan, sık taneli yağmurlar dökü-lüp durdukça.. Allah-ü Taâlâ, daimi səlâtını yaparak, onun ecrini kat kat eylesin.
Allahım, efendimiz Muhammed'e ve onun påk, keremli äline salát eyle. Oy le bir salâtla ki, birbirine ulansın; celâl ve ikram sahibi Yüce Zat'ın devamı ile devam etsin.
Allahım, Muhammed'e salât eyle. O, öyle bir zattır ki: Celaletin kutbu, nü büvvetin ve risaletin güreşidir. Hidayet eder ve kurtarır; dalaletten ve cehalet-ten.. Allah ona salât ve selâm eylesin. Öyle bir salât olsun ki, ittisali, birbirine ulanması, peşpeşe gelmesi, gecenin gündüzün birbirini takib ettiği gibi devam edip dursun.
Allah bir kulunun ruhunu bir yerde almak istediğinde onun için orada bir ihtiyaç meydana getirir.
Taberanî
Taklidî bir imân, hususan bu zamandaki dalâlet, sapkınlık fırtınaları karşısında çabuk söner. Tahkikî imânı kazanan bir kimseyi, en dinsiz feylesoflar dahi bir vesvese veya şüpheye düşürtemez.
ğil. Bu, mevsûkiyeti aleyhinde bir delil teşkil ediyor." demekle zâda ve çelişkiye düştüğünün farkında olmamıştır.
de, te-Faraza İbn-i Hişam, bu vesikayı İbn-i İshaktan nakl ettiğini açık-
lamamış olsaydı, sanki, bunun, İbn-i İshaktan rivayet edildiği başka kaynaklarla såbit değil miydi?
Sözü geçen Hadis'i, İbn-i İshak'dan yalnız İbn-i Hisam değil, Kae-tani'nin de itiraf ettiği gibi, İmam Ebû Yûsüf gibi yüksek ahlâkî fa-ziletlerile tanınmış bir ilim otoritesinin de «Bana İbn-i İshak söyledi
ki» diyerek İbn-i İshaktan nakl ettiği görülmüyor mu? Hatta Yahya b. Adem'ül'Kuraşi (vefatı 203) de, bunu «Bize, ZI-yad b. Abdullah, o da, Muhammed b. İshaktan rivayet ederek söyledi
kis diyerek Ziyad b. Abdullah'dan nakl eder (39).
Taberi'nin ise «Bize İbn-i Humeyd söyledi. Ona ve arkadaşlarına da Seleme, İbn-i İshaktan rivayet ederek söylemiştir. İbn-i İshak ta: Bana Abdullah b. Ebi Bekr söyledi ki» diyerek aynen nakl ettiği ve İbn-i İshakın da, bunu nereden aldığını gösterdiği görülür (40).
Kaetani'nin «Müdakkık ve müşikâf (kılı kırk yaran) bir Müverrih
olan İbn-i Haldun» (41) diyerek alkışlamaktan kendisini alamadığı büyük Munakkıd ve Mu-verrih İbn-i Haldun da, vesikayı aynen kabul ve nakl etmiş bulunmak-
tadır (42). İbn-i İshak'ın, bunu, kendisinden rivayet ettiği Abdullah b. Ebi Bekr ise, Amr b. Hazm'in, hem torunudur, hem de, büyük bir ilim ada-
mı ve hukukcudur. Babası Ebû Bekir de, büyük bir Muhaddis idi. Emevî Halifesi Ömer
b. Abdulaziz, ilim adamlarının ölüp gitmelerile ilimin kaybolmasından korkarak, onu, Peygamberimizin Hadîslerini, Sünnet-i mâziyeyi ve Amre'nin Hadislerini yazmağa memur etmişti (43).
Abdullah b. Ebi Bekr, böyle zengin bir ilim hazinesine vâris ol-
muştu.
Sonra, İmam Ebû Yûsüf ve Yahya b. Adem, Amr b. Hazm için ya-zılan yazıyı aynen değil, «Amr b. Hazm'in yapacağı bir takım işler ara-sında ganimetlerden Allâhın tayin ettiği beşte biri ve meyvalardan ze-özetlemişlerdir. kât olarak Mü'minler üzerine farz kılınanları alma işini..." diyerek
Bu özeti, İbn-i İshaktaki metinle karşılaştırarak ve aradaki tabii farkın sonradan vesikaya Muhaddisler tarafından katıldığına hükm
ifade etmez. etmeğe kalkışmak, kasden yapılmıyorsa, anlayışsızlıktan başka bir şey
53
Kaetani, neden Ebû Yûsüfün, bu özetlemeden sonra «Peygamber Aleyhisselâmın onlara Necranlılara yazdığı yazının, onların ellerinde-ki nüshasıdır diyerek nakl ettiği uzun metni (44), mesküt geçiyor, gör-mezden geliyordur?!
Kaetaniyi bu hususta red ve tekzib eden daha başka tarihi delil-ler de, gösterebiliriz:
Ömer b. Abdulaziz (vefatı 101), Halife olunca, Medine'ye adam gönderip Peygamberimizin zekât hakkındaki yazısı ile Hz. Ömer'in bu
husustaki yazısını arattırdı. Peygamberimizin, Amr b. Hazm'e zekât hakkında yazdığı yazı, Amr b. Hazm ailesi nezdinde bulundu.
Peygamberimizin bu husustaki yazısı gibi bir yazı da, Hz. Ömer Allesi nezdinde bulunup Muhammed b. Abdurrahman her iki yazının suretini çıkarması için arandı.
O da, bu yazıdaki deve, sığır, davar, altın, gümüş, hurma veya mey-va, hububat, üzüm zekât mikdarlarını Ömer b. Abdulaziz için istinsah etti (45).
Esåsen, Peygamberimizin, zekât mikdarları hakkında yazdırıp kı-lıcına bağladığı, tavsiye ettiği ve ömrü sona erdiği için bütün zekât memurlarına tamime imkân bulamadığı yazısı da bulunduğu biliniyor ve elde bulunuyordu.
Hz. Ebû Bekirle Hz. Ömer, vefatlarına kadar bu yazıya göre amel ettiler (45).
Hz. Ebû Bekir'in, Enes b. Malik'i, zekât tahsili için Bahreyn'e gön-derirken onun için yazdırıp (46), üzerini, Peygamberimizin Mühürü ile mühürlemiş olduğu yazı da (47), Peygamberimizin, Hz. Ebû Bekir'in yanında bulunan yazısına göre yazılmıştı (48).
Peygamberimizin vefatından sonra Necranlılar, Hz. Ebû Bekire gelmişler, o da, Içinde, Peygamberimizin onlar hakkındaki yazısı anı-lan ve özetlenen bir yazı yazıp ellerine verdiği gibi, Hz. Ömer, Hz. Os-man ve Hz. Ali de, yazdıkları yazıda Peygamberimizin Necranlılar hak-kındaki yazısını anmışlardır (49).
Ömer b. Abdulaziz de, Peygamberimizin, Hz. Ömer Ailesi nezdin-deki yazısının bir nüshasını Abdullah b. Abdullah b. Ömerle Salim b.
(44) Ebû Yüsüf-Kitabülharac s. 72-73
( 45) Ebû Ubeyd-Kitabülemval s. 497-499, Hakim-Müstedrek c. 1, s. 394-395
(47) Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 96
Buhari-Sahih c. 2, s. 123-124, Ebû Davud-Sünen c. 2, 8. 96
(48) İbn-iKayyım-Zadülmaad c. 1, s. 45 (49) Ebû Yürüf-Kitabülharac s. 73-74
Abdullah'dan alıp buna göre amel etmelerini zekât tahsil memurlarına 54 zekât
emr etmiş, bunu, Velid'e de yazıp göndermişti.
O da, buna göre amel etmelerini, tahsil memurlarına emr et-mis, ondan sonra gelen Halifeler de buna göre ameli emr etmekten ge-ri durmamışlardır.
Daha sonra, Hişam da, ondan, birer nüsha çıkarttırılıp bütün ze-kát memurlarına gönderilmesini ve ona göre amel edilmesini emr ve
tamim etmişti (50). İbn-i Sa'd, her ne kadar bu husustaki vesikayı kitabına aynen derc
etmemişse de, Peygamberimizin Amr b. Hazm'i Yemen'e gönderirken, yazdırdığı Ahidnamede İslâm şeriatının ve onun feraiz ve hududunun öğretildiğini ve yazının Übey b. Ka'b tarafından kaleme alındığını bil-dirmekle, onun muhteviyatını toptan ifade etmiş bulunmaktadır.
Bunu, ehemmiyetsiz bir îmâ ve işaret saymak ve bundan, İbn-i Sa'd'in, onu mûteber bir vesika telâkki etmediği mânâsını çıkarmak, gafletten ileri gelmiyorsa, ancak kasid ifade eder.
Biz, bir metni, özetleyerek zikr etmenin, o metnin sahih olmadığı-na delalet edeceği gibi akıl ve mantık dışı bir kaide bilmiyor ve böyle bir kaide'nin bulunabileceğini de, sanmıyoruz!
Kaetani'nin, kitabında bahis konusu ettiği mektupların hepsinin metni İbn-i Sa'd'in Tabakatında mevcud mudur? Kaetani'nin, bu vesikayı, Medine'ye gelip İslâmiyet hakkında biz-
zat Peygamberimizden izahat alarak yurdlarına dönen heyet ve şahıs-lara verilen yazılarla veya Asya hükümdarlarına gönderilen İslâmiyete dåvet yazılarile kıyasa kalkışması da, yersizdir.
tın ama hatlarını, Çünkü, birinci kısma giren yazılar, nihayet şifahen alınan izaha-
İkinci kısma girenler de, sadece İslamiyete daveti ihtiva etmekte
Idi.
Amr b. Hazm'e verilen yazının ise, Peygamberimizin, yeni Müslü-manlara İslâmiyet hakkında sifåhen veremediği bir takım izahat ve tafsilatı ihtiva etmesi ve bu izahat ve tafsilatın berikilerinde bulunma-ması kadar tabii ne olabilirdi?
vårid ve yerinde değildir. Görülüyor ki: Kaetani'nin delil diye sıraladığı seylerin hic biri
abdestsiz el sürülmemesi hakkındaki emrini ileri sürerek, birinci hicri Kaetani, iki numaralı notunda, Peygamberimizin. Kur'ân-ı Kerime
asır Muhaddislerinin Kur'ân-ı Kerim âvetlerini, kendi sözlerini ve mez-heplerini muhafaza icin Peygamberimizin yazı kullanılmasını yasakla-dığını yanlış olarak iddia ettiklerini (51) Iddia ediyorsa da, yanılıyordur.
(50) Häkim-Müstedrek (51) Kaetani-İslâm Tarihi Müstedrek c. 1, s. 5. 393
55 / mutalealarına da bakılmasını istediği için bu husustaki mutalen ve Kaetani, Kur'ân-ı Kerim'in on birinci hier! yılda tertibi bahsinde-Iddialarının muhakeme ve reddini oraya bırakıyoruz.
Kaetani'nin her ipe sapa gelmez iddia ve yanlışlarıyle oyalanmak
İstemediğimizden 5 numarah notuna geçiyoruz. Kaetani 5 numaralı notunda:
İslamiyetin bu ilk devresinde Mü'minini namaza çağırmak Adeti-nin ancak, cuma günü için mevcud olması şayan-ı dikkattır. Bu da, yalnız öğle namazı içindi.
Cuma namazı, Hıristiyanların pazar günkü ibadetleri tarzında bir şeydi. 1
Hıristiyanlar, bu ibådete çan seslerile dåvet edilirler... Maamafih vesikanın bu parçasının pek çok ilåve ve tashíh görmüş olmasından korkarım.
Filhakika, záhiren Peygamber zamanından kalmış gibi görünen ve namazların saatlerini ve mikdarını sarahatla irae eden yegâne vesika budur.
Vesikanın bu kısmı mevsuk olsaydı, Buhari, onu namazların va-kitleri hakkındaki ehådis arasına idhal ederdi.
Vesikanın mevsukiyetini temin hususunda bir İsnad'ın mefkudi-yeti, Buhariyi, bunu kendi mecmuasına kabulden men etmiş olabilir.» (52) diyorsa da, yanlıştır.
Cuma namazı, ancak camilerde ve cemaatla kılınan bir namaz ol-duğundan, Müslümanları, cuma namazına davet etmek zarureti vardır.
Bunu, camilerde veya camiler dışında, cemaatla veya yalnız başı-
na kılınan beş vakit namazla kıyaslamak doğru değildir. Ezan da, yalnız cuma namazı için değil, sair vakit namazları için
de teşri kılınmıştır. İslâm alâmetlerinden olan ve İslamiyetin inanç esasını ilan eden
ezanı, Hıristiyanların bir gürültüden ibaret çanlarına benzetmek doğ-ru olmadığı gibi, rükûlu, sücudlu dört başı mamur bir ibådet olan cu-ma namazını da, Hıristiyanların pazar günleri yaptıkları çalgılı otu-rum ve âyinlerine benzetmek te, yerinde değildir.
Amr b. Hazm'e verilen ve beş vakit namazın vakitlerini tarif eden yazı, Kaetani'nin zan ve iddia ettiği gibi ne İslâmda ilk vesikadır, ne de, İmam Buharinin bunu, Hadis mecmuasına almamış olması, gayr-1 mevsuk bulduğu içindir.
İmam Buharf, Sahih'ine namaz vakitleri hakkındaki her sahih olan Hadis'ı almış değildir ki bunu da, alsın.
Her halde, Kaetani'nin, İmam Buhari'nin «Cami' kitabıma sahih
Kitab, uzun olur korkusuyla bir çok sahihleri de, bıraktım.» (53) bir kaçı hazı edilerek kayd olunmuş muallak bir çok Hadisler bulundu-dediğinden ve Sahih-i Buhari'de Senede dahil Ravilerden hepsi veya
ğundan haberi yoktur. Daha önce İslam mahafil-i ülemâsında ve sonraki asırların Hadis mekteplerinde İsnad'ın ehemmiyeti, asıl Hadisin ehemmiyetine galebe
çaldı. İbtidai bir İbn-i İshak'ın serbesti-i harekâtı daha muahhar Hadis ülemasının bir takım değersiz incelikler ve yanlış fikirlerle kararmıs
dimağlarına bir hata, hatta bir tahrif eseri gibi göründü. Bizim nazarımızda ise, İbn-i İshak'ın bu hususiyeti metnin doğru-luğu ve eskiliği hakkında bir delil teşkil eder.
diyerek İsnad'ı inkâr için, sened'in yokluğunu, metnin doğruluğu ve eskiliği hakkında bir delil saymağa kalkmış bulunan Kaetani'nin, bu-rada, İmam Buhari'nin tevsik metodunu benimser görünerek iddiasını isbatlamağa kalkışması, iddiaları arasında tezad ve çelişkiye, gülünç duruma düşmekten başka neyi ifade eder?
Kaetani ve benzeri İslâm düşmanlarının, ilmî ve ahlâki yücelikle-rinden başları döndüğü için kötülemeğe ve tükürmeğe kalktıkları İs-lâm Muhaddislerinin, Râvileri, ne kadar ince süzgeçlerden geçirip Ha-disleri nasıl tevsika muvaffak olduklarını, İsnad ilminden hiç haberi olmadığı iddia edilen İbn-i İshakın da, Buhari tarzında yüz yetmişten fazla İsnad kullanmış olduğunu İbn-i Hişam'ın Sire'sinden tesbit ede-iğfale çalıştığını belgelemiştik. rek ortaya koyup Kaetani'nin, okuyucuları yalan ve iftiralarla nasıl
Merak edenler, Reddiye adlı kitabımızın 1-99 uncu sahifelerini göz-den geçirsinler. Geçirsinler de, İslâm Muhadislerinin mi, yoksa Hıristi-yanlık ve İslâm düşmanlığı taassubu ile mâlul Kaetani'nin mi gözleri-nin ve dimağının kararmış olduğunu görsünler!
gayetle matlup clan Hıristiyanlaştırılmasına karşı bir mânia ve Hıris-Daha kitabının başında, İslâmiyeti ve Müslümanları Dünyanın tiyanlığın tevessüü için daimi bir tehlike» (55)
sayan Kaelani'den, başka ne beklenir?
Bes vakit namazın vakitleri de, zan ve iddia edildiği gibi, en geniş şekilde yalnız Amr b. Hazm icin yazılmış olan yazıda yer almaz. Hatta daha açık ve geniş olarak Hadis mecmualarında da yer alır.
Bu husustaki Hadislerin de Eshab-1 kiramdan Hz. Ömer (56), Ab-
(53) Iraki-Fethulmugis c. 1, s. 31 Tarihi e. 1, s. 80-81
57 Jullah b. Amr (57), Ebû Mûsa'al'Es'ari (58), Ebû Said'ül'Hudri (59), Ca-End Berne (63), Ebû Hüreyre (64), Ebû Mes'ud'ül'Ensari (65), Enes b. bir b. Abdullah (60), Büreyde b. Husayb (61), Abdullah b. Ömer (62), Malik (66), Ibn-i Abbas (67), Amr b. Hazm (68)... tarafından rivayet edildikleri ve hatta Hz. Ömer'in namaz vakitlerini Ebû Mûsa'al'Es'ari'-ye, Amillerine (69), bütün şehirler halkına yazıp bildirdiği de görü-
tür (70). su veya bu tarihi vesikalarla değil, doğrudan doğruya Kur'ân-ı Kerim İslam dininin iman ve ibådet esasları, Kaetaninin zan ettiği gibi le ve Peygamberimizin onu açıklayan Sünneti ve fi'll ile såbittir.
İslamiyeti, Hıristiyanlık gibi meçhullere bürünmüş göstermeye ça-lışmanın, güneşi, balçıkla suvamağa kalkışmak kadar boş ve gülünç bir davranış olacağını, her halde Kaetani de, bilmez değildir.
Fakat, o, dünyayı Hıristiyanlaştırma özleminin gerçekleşmesine jegáne engel saydığı Müslümanlığı, İslâmî faziletleri ve kıymetleri de-vamlı yerme ve küçümsemelerle sarsabileceğini sanmakta, ummakta ve bunun için de, her türlü yalanı, İftirayı mübah saymaktadır.
masalar da!
Isterler ki Allah'ın nurunu ağızlarile söndürsünler. Allah ise, nu-runu, kendisi tamamlamaktan başkasına razı olmaz. Kâfirler hoşlan-
Resûlünü, hidayetle, hak dini ile, o dini, diğer her dine üstün kıl-mak için gönderen O'dur. Müşrikler hoşlanmasalar dal» (71)
(57) Müslim-Sahih c. 1, s. 426-428
(55) Müslim-Sahih c. 1, s. 429, Ebû Davud-Sünen c, 1, s. 108-109, Nesal-Sünen c. 1
200-202, Dare Kutni-Sünen c. 1, s. 263-264
(59 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 30
(0) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 330, Ebû Davud-Sünen e. 1, s. 109, Nesal-Sünen c. 1, s, 255-256, 263, Dare Kutni-Sünen c. 1, s. 256-257, Håkim-Müstedrel c. 1. s. 105-195
(31) Müslim-Sahih c. 1. s. 428-129, Tirmizi-Sünen c. 1, s. 286-287, Nesal-Sünen c. 1 258-259, İbn-i Máce-Sünen c. 1, s. 219, Dare Kutni-Siünen c. 1, s. 262-263 Ba-gavi-Mesabihüssünne c. 1, s. 30
(2) Bağavi-Mesabihüssünne c. 1, s. 30
() Ebû Davud-Sünen c. 1, s. 109-110
(54) Malik-Muvatta' c. 1, s. 8, Tirmizi-Sünen c. 1, s. 283-284, Nesal-Sünen c. 1, 5 249-250, Dare Kutni-Sünen e. 1, s. 262, Bağavl-Mesabihüssünne c. 1, s. 31
(55) Ebu Davud-Sünen c. 1, s. 107-108, Dare Kutul-Sünen c. 1, s. 250, Hakim Müstedrek c. 1, 5. 192-193
sünne c. 1, s. 30. Häkim-Müstedrek c. 1, s. 193
(66) Nesal-Sünen c. 1, s. 252-253 (57) Abdurrezzat-Musannef c. 1, s. 531-534, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, 3. 33 Ebû Davud-Sünen e. 1, s 107, Tirmizi-Sünen e. 1, s. 279-280, Bağavi-Mesabihüs
(68)
Abdurrezzak-Musannef c. 1, s. 534-535
(69 ) Malik-Muvatta' c. 1, s. 6-8, Abdurrezzak-Musannef c. 1, 8, 535-537
Kaab'el-Ahbar'ı, Hazret-i Ömer'in r.a. hilafeti zamanında gör. düm. Kaab r.a. Hazret-i Ömer'e r.a. şöyle dedi: Ya Ómer, sana peygamberlerin kitaplarından okuduğum en duyulmamış olanını haber vereyim mi?.
1033
Hazret-i Ómer r.a. ona:
Söyleyin.
Deyince, Kaab r.a. şöyle anlattı:
O kitapta şöyle anlatılır:
Bir gün, Hazret-i Süleyman'a bir baykuş geldi. Tam tazim ve edep-le, tekrimle selam verdi. Hazret-i Süleyman, onun selamını alıp şöyle dedi:
Ey baykuş, buğday, arpa ve sair hububattan neden yemezsin?.
Baykuş şöyle dedi:
Şunun için yemem: Ådem ve Havva, o hububatı yedikleri İçin cennetten kovuldular.
Hazret-i Süleyman şöyle dedi:
Ya, sudan neden içmezsin?.
Baykuş şöyle dedi:
Ey Allah'ın peygamberi, şunun için içmem: Nuh'un kavmi su-da boğuldu.
Neden mamur yerleri bırakıp harap yerleri seçersin?.
Baykuş şöyle dedi:
Harap yerler Allah'ın mirasıdır. Ben, hiç kimsenin alâkadar ol-madığı harap yerleri bunun için seçtim.
Hazret-i Süleyman ona tekrar şöyle sordu:
O harabat yerde öttüğüm zaman ne dersin?.
Şöyle anlattı:
Hani, dünya nimetlerine aldanıp:
Benim.
Diyenler.. Onun nimetlerine aldanıp mağrur olanlar nerede?.
Süleyman a.s. tekrar sordu:
- Ya, evlerin üzerinde uçtuğun zaman ne dersin?.
Baykuş şöyle dedi:
Ey Allah'ın peygamberi, veyl ve husran âdemoğullarına ki: Ön-lerinde bu kadar dert keder ve hevl şiddet varken, nasıl uyurlar. Ni-metlerle telezzüz ederler; derim.
Hazret-i Süleyman tekrar sordu:
Ey baykuş, neden gündüz uyuyup uçmazsın?.
Baykuş şöyle dedi:
- Ey Allah'ın peygamberi, âdemoğullarının, kendi nefislerine zu-lümlerinin çoğaldığı vakit olan gündüzleri, kendimi onlardan sakla-rım. Şunun için ki, onlarla karışıp durmayayım.
Ey gafiller, uykunuzu ve gafletinizi terk edin. Ahiret için teda-rik görup azık hazırlayın.
Sonra, beni yaratan Vacib'ül-vücud hazretlerini, noksan sıfatlar-dan, halka ait vasıflardan tenzih ederim, takdis ederim:
tir Şerik ve nazirden, zeval ve fenadan münezzeh ve mukaddes-
Diyerek, şanı büyük Allah'ı tesbih ederim.
Hazret-i Süleyman şöyle dedi:
Kuşlar arasında, âdemoğullarına nasihat ve şefkat yönü ile baykuştan daha şefkatlısı yokken, cahillerin kalbinde, ondan daha çok Lugzedilen yoktur.
Kaab ra. bunları Hazret-i Ömer'e haber verdi.
Hulasa: Her kuşun bir başka türlü tesbihi vardır. O kuşlar, orman-larda, bağ ve bahçelerde, ağaçların dalları üzerinde tesbih ederek, te-rennüm ettikleri zaman, daima Habib-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem S.A. efendimiz üzerine ve âline salåt eyle Allahım.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Şimşeksiz bulutlardan sık taneli yağmurlar dökülüp durdukça..
Yani: Bütün bu süre içinde, Allah-ü Taålå, bütün bu olanlar olup durdukça, Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline salât ederek yüce şanlarına rif'at ihsanı ile zatlarını muazzez ve mufahham eylesin.
Devam edelim:
Allah-ü Taâlâ, daimî salâtını yaparak, onun ecrini kat kat ey-lesin.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin ecrini..
Allahım, Muhammed'e salât eyle. Hüsnü cemal sahibidir.. (Bak: S. 1008)
Cümlesi ile başlayan ve burada tamam olan salavat-ı şerife, büyük ashaptan on beş kadar zat tarafından rivayet edilmiştir.
Hatta İmam-ı Azam Rh. bu salavat-ı şerife üzerine, şöyle anlattı:
Käoe-i Mükerreme'nin duvarına kudret yazısı ile yazılan salâ-vat-ı şerifeler dışında, bundan daha faziletli salāvat-ı şerife bilmiyorum.
Allah-ü Taâlá, oranın şerefini artırsın; bizlere de orayı ziyaret et-meyi nasib eylesin.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
Ey kendisinden başka ilâh olmayan, nimeti her şeye şamil şanı bü-yük Allahım.
Efendimiz Muhammed'e ve onun pâk, keremli âline salât eyle. Öyle bir salâtla ki: Birbirine ulansın.. Celâl ve ikram sahibi Yüce Zatın devamı ile devam etsin.
Ey zat ve sıfatında, şerik ve naziri olmayan şanı büyük Allahım.
Muhammed'e salat eyle.
Yani. Yaratılmışların en faziletlisi olan Resulüllah S.A. efendimiz
uzerine.. O öyle bir zattır ki; celăletin kutbu..
Yani: Dunyada ve ahirette, yaratılmışlara verilen nekadar şeref. vukseklik, ululuk varsa.. onun kutbu Resulüllah S.A. efendimizdir.
Burada geçen:
Kutup..
Lafzının, umumi olarak manası şudur: Daire çizen pergelin sabit durduğu nokta.. bağlı bulunduğu yer.. O dairenin düzgün ve yuvarlak oluşu, o verde pergelin sabit durmasına bağlıdır.
Ustte işaret edilen mana icabı olarak, şöyle izah edilebilir:
Cumie celălet ve şeref verilen insanların celâlet ve fahametleri, rif'atla-1. yuce mertebelerinin büyüklüğü, Resulüllah S.A. efendimizden isti-fade edilerek alınmıştır; hepsinin aslı ona bağlıdır.
İşte yukarıda anlatılan mana icabı olarak; Resulüllah S.A. efen-
dimiz:
Celaletin kutbu..
Diye sıfatlandırıldı.
Devam edelim:
Nübüvvetin ve risaletin güneşi..
Gerek nübüvvet, gerekse risalet, ilahi bir hibedir.
Sübhan olan Yüce Hakkın kulları arasından seçip ayırdığı nebile-rin, halkı hakkın yoluna irşadları; kendilerinde bulunan nübüvvet ve risalet nurları, Resulüllah S.A. efendimizin nurundan istifade edilerek aiınmıştır. İşbu mana icabıdır ki, Resulüllah S.A. efendimize:
- Nübüvvetin ve risaletin güneşi..
Sıfatı verildi. İmam-ı Busıri Rh. bu manada şöyle anlattı:
-O, fazilet güneşidir, başkaları da yıldızlar; nurlarını karanlık-
ta insanlara izhar edip parlarlar.
İmam-ı Busırì Rh. küfrü, gece karanlığına benzetti; nebileri ve re-sulleri de yıldızlara.. Resulüllah S.A. efendimizi de güneşe benzetti.
Nitekim, gece karanlığı içinde yıldızların ziya vermesi, güneşin nu-rundan alınan feyiz yolundan gelen bir parlamadır.
Burada, nebilerin ve resullerin insanları, küfür zulmetinden alıp iman ve hidayet nuruna irşad etmeleri, Resulüllah S.A. efendimizden feyiz yollu aldıkları nurla olmaktadır; işaret edilen mana budur.
Devam edelim:
Hidayet eder, kurtarır; dalâletten ve cehaletten..
Burada anlatılmak istenen kısaca şerhli mana şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, bütün insanları küfür dalâletinden alır; tevhid nuruna irşad eder. Kendilerini, doğru yola davet eder; şer'i hü-kümleri talim ederek onları cehalet azgınlığından kurtarır.
li, birbirine ulanması, peşpeşe gelmesi, gecenin gündüzün birbirini ta-Allah ona salat ve selâm eylesin. Öyle bir salât olsun ki: Ittisa-kib ettiği gibi, devam edip dursun..
Demek olur ki:
Resulüllah S.A. efendimize olacak bu salât, hiç bir kesintiye uğ ramadan sürüp dursun..
*
Meşhur kavle göre: YEDİNCİ HİZİB (BÖLÜM) burada tamam ol-muştur. Bundan sonra gelecek olan SEKİZİNCİ HİZİB'dir.
Ancak, bu sekizinci HİZB (BÖLÜM) diğerlerine nazaran, kısadır. Müellif merhumun bu sekizinci hizbi kısa etmesindeki sır ve hik-met en doğrusunu Yüce Allah bilir; şu olsa gerek:
BU DELAİL-İ HAYRAT kitabını haftada bir defa ahtmetmek mu. rad edenler, yedinci hizbi tamam ettikleri zaman hafta dahi tamam olur. Tekrar başlanıldığı gün geldiği zaman, hemen sekizinci hizbe başlar, sonuna kadar okuyup bitirirler. Bunu tezce bitirip yine Bİ-RİNCİ HİZİB'den başlayarak ikinci hizbe kadar gelirler. Böyle bir ha-tim, Kur'an hatmine benzer; dolayısı ile ona iktida edilmiş olur.
dır. Sonra.. böyle yapılmasında dahi, uğur ve bereket temennisi var.
SEKİZİNCİ BÖLÜM: Pazartesi günleri başlanır.
Allahım.
Ey zat ve sıfatında şerik ve naziri olmayan, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilâh olmayan şanı büyük Allah..
Muhammed NEBİ'ye salât eyle..
Bu cümlede geçen:
Nebi.
Lafzı, haber veren manasına olup su demeğe gelir:
Öyle bir zattır ki; Kur'an âyetlerinin cümlesini, rabbanî ilham-ları, Yüce Hakka dair itikad yollarını, şer'î hükümlerin bütün teferru-atını, emirleri ve yasakları ve tebliğe memur olduklarını haber verir.
Zahiddir.
Bu kelimenin manası: Kalbi Yüce Allah'tan başkası ile meşgul etmemektir. Buna göre, Resulüllah S.A. efendimiz hakkında ifade etti-ği mana şudur:
Resulüllah S.A. efendimizin kalbi, tam manası ile Yüce Allah'ın zatından başka her şeyden iraz eder.
Resulüllah S.A. efendimiz her nekadar zâhirde bazı şeylerle mes-gul bulunsa dahi, mübarek kalbi, daima Allah'ın zikrinde sabit ve da-im idi.
اللهُمَّ صَلِّ عَلَى محمد النبي الزَّاهِدِ رَسُولِ المَلاكِ الصمد الوَاحِدِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ صَلَوَة دائمة إلى منتهى الا بد بلا انقطاع ولا نقاد صلوة بنجا بِهَا مِنْ حَرَ جَهَنَّمَ وَبِئْسَ الْمِهَادُ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا عُمَّا الَّتِي الْأُمِّي وَعَلَى اللَّهِ وسلم صَلَوَة لَا يُحُ فَلَمَّا عَدَدُ وَلَا يُعد لحامدهُ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ صَلُّوهُ تَكْرَمُهَا مشويه وَتَبَلِّغُ بِهَا يَوْمَ القِيَمةِ مِنَ الشَّفَاعَةِ رضاءُ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى محمد النبي الاصيل السيد النبيل الذي جَاءَ بِالوحي والتنزيل واوضح بَيَانَ التَّأْوِيلِ وَجَاءَهُ الأمين جبريل
EL-HIZBÜS-SAMINO FİYEVM'İL-ISNEYNİ
Allahümme salli alâ Muhamme
din'in-nebiyy'iz-zahidi resul'il-melik'is-samed'il-vahidi sallallahü aleyhi ve selleme salåter. daimeten ila münte ve ha'l-ebi bila'nkıtain lAnefadin salâten tünciyna biha min harri ce henneme ve bi'sel-mihadü.
Allahümme salli alâ Muhamme-ve Muhammedin'in-nebiyy'il-ümmiyyi alâ âlihi ve sellim saláten läyuhsa leha adedün ve lâyuaddü leha mede-dün.
Allahümne salli alâ Muhamme-din salåten tükrimű biha mesvahü ve tübelliğu biha yevm'el-kıyameti mines-şefaati rızahü.
Allahümme salli alâ Muhamme-
din'in-nebiyy'il asil'is-seyyid'in-nebil'-il-lezi cae bil-vahyi vet-tenzili ve ev-zaha beyan'et-te'vili ve caehül-eminü Cibrilü
SEKİZİNCİ BÖLÜM: Pazartesi günleri başlanır.
Allahım, Muhammed Nebi'ye salât eyle. Zahiddir. Melik Samed Vahid zatın
Resul'üdür. Allah-ü Taálá, ona salát ve selâm eylesin. Öyle bir salât olsun ki, ebedin sonuna kadar sürsün. Kesilmesin; tükenmesin. Oyle bir salât olsun ki, bizi cehennem sıcaklığından, o kötü meskenden kurtarmaya vesile olsun.
Allahım, efendimiz Muhammed Ümmi Nebi'ye salât eyle; keza, onun áline de.. Ve, selâm eyle.
Öyle bir salât olsun ki, onun için sayı kavramı olmasın. Onun mededi de sayılamasın
Allahım, Muhammed'e salát eyle. Öyle bir salât olsun ki, onunla makamına ikram edesin. Bu salavat-ı şerife sebebi ile, kıyamet günü şefaat makamında, razı olacağına ulaştırasın.
Allahını, asaletli Muhammed Peygambere salât eyle. Şerefli bir efendidir. Öyle bir zattır ki, kendisine vahly ve tenzil geldi. Te'vilin açıklamasını izah etti.
Emin Cibril aleyhisselâm kendisine ikramla faziletle geldi.
FARINTE BUGON -1791 Osmanlı ile Rusya arasında Kalas Mütarekesi imzalandı.
- 1951 - Bediüzzaman
"Mahkeme-i Kübrâ-yı Haşirdeki şekvaya küçük bir zeyildir" başlığıyla bir lâhika mektubu neşretti.
AGUSTOS
08
CUMA
BIR AYET Allah esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.
Yunus: 25
14 1447 SAFER
RUMI: 26 TEMMUZ 1441 HIZIR: 95
BİR HADİS
Allah bir beldeyi helâk etmek istediğinde, orada zinanın açıkça işlenmesine fırsat verir.
Deylemî
Kıyâmetle, saadet-i ebediyenin geleceğine en büyük delil, rahmettir. Evet, rahmetin rahmet olması ve nîmetin nîmet olması, ancak ve ancak haşir ve saadet-i ebediyeye bağlıdır.
Junu tasdik ediyoruzdur. Temsilciler "Ya Resûlallah! Bizler, Allaha iman ve Allahın Resú-Bizim bu ikrarımız, gerimizdeki kavmımızdan
59
olanlara da, så-Jarda ise binitli olarak (7) Sana gelmiş Biz, develer koltuklarda, yedeklerde (6), sert, katı yerlerde ve ova-mildir.
bulunuyoruz (8). Allahın ve Resûlünün üzerimizdeki nimeti sayesindedir ki Seni zi-yarete geldik!» dediler.
Peygamberimiz «Siz, bana kadar nasıl ve ne için geldiğinizi dile
getirdiniz. Muhakkak ki, her birinizin devesinin attığı her adım karşılığında size bir hasene ve sevap vardır.
(Seni ziyarete geldik.) sözünüze gelince, beni, Medine'de ziyaret eden kişi, kıyamet günü, benim yakınımda ve himayemde olacaktır! buyurdu.
Beni Havlan Temsilcileri «Yå Resûlallah! Bu, öyle bir yolculuk ki,
onun üzerinde bizim için ne zarar, ne gayıp var! dediler (9). Peygamberimiz «Ammu Enes, ne yapıyor?» diye sordu. Ammu Enes (Umyanis), Beni Havlanların tapa geldikleri bir sa-nem, bir puttu.
Beni Havlan Temsilcileri «Allâh, onun kötülüğünü, Senin, bize ge-tirdiğin dinle değiştirip giderdi (10).
Ona, bizlerden bağlananlardan ancak çok yaşlanmış bir kimse lle çok yaşlanmış bir koca karı bağlı kalmıştır. İnşaallah (11), dönüp (12) yanına varırsak, onu yıkacağız! (13)
Biz, ona aldanmış, fitneye tutulmuş durmuştuk! dediler.
(6) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324, İbn-i Kayyun-Zad. c. 3. s. 50, İbn-i Seyyid-Uyu-
nüleser c. 2, s. 253 7) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 50, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 253,
( Halehi-İnsanüluyun c. 3, s. 274, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 160 (8) İbn-i Sa'd-Tabakat e 1, s. 324, İbn-i Kayyum-Zadülmaad c. 3, s. 59, İbn-i Seyyid-
Uyunüleser c. 2, 5. 253
(9) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 59, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, 5. 253, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 274, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, 5, 160 (
10) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, 5. 59, İbn-1 Sey-yid-Uyunüleser c. 2, s. 253, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 274, A. Z. Dahlan-Sire
c. 2, s. 160 (11) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 59, İbn-i Seyyid-Uyuniüleser c. 2, s. 253, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 274, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 160
(12) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324
Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324, İbn-i Kayyım-Zadülmaad e. 3, s. 59, İbn-1 Sey-yid-Uyunüleser c. 2, s. 253, Halebi-İnsanüluyun e, 3, s. 274, A. Z. Dahlan-Sire c 2, s. 160
Oğrenerek Yurdlarına Dönmeleri: Beni lavlan Temsilcilerinin İslamiyet Hakkında Bilmediklerini
den (18), dinin farzlarından (19), sordular. Beni Havlan Temsilcileri, Peygamberimize, İslâm dinine aid işler-
Peygamberimiz, sorularının cevaplarını onlara bildirdi (20). Kendilerine, Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnetlerin öğretilmesini Eshabı-
na (21), ahde vefayı, emåneti edâyı, komşularına karşı iyi komşuluk etmelerini, hiç kimseye karşı haksızlık yapmamalarını da, onlara emr
etti. Çünkü, zulüm, kıyamet günü, karanlıklardır!» buyurdu (22). Beni Havları Temsilcileri, bir kaç günden sonra, Peygamberimize vedà elmeğe geldiler (23).
Peygamberimiz, onlara, on ikişer buçuk ukıye gümüş bahşiş veril-mesini emr buyurdu (24).
Beni Havlan Temsilcileri, baışişlerini alıp kavmlarının yanına döndüler.
Ammu Enes'i yıkmadıkça, düğümü çözemediler (25).
Peygamberimizin, kendilerine haram kıldığı şeyleri haram, helål kıldığı şeyleri de, onlara helâl kıldılar (26).
(17) İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 59, İbn-1 Seyyid-Uyun. c. 2, s. 253-254, Halebi-Insa-nüluyun c. 3, s. 274-275, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, 8. 160-161
(18) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324 (19) İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 59, İbn-i Seyyid-Uyun. c. 2, s. 254, Halebl-İnsan. c. 3, 5. 275, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 161
(20) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, 8. 324, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 59, İbn-i Seyyid-Uyun.
c. 2, s. 354, Halebi-İnsan. c. 3, s. 275, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 161 (21) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324
( 22) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 59, İbn-i Seyyid-Uyunüleser e. 2, s. 251, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 275, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 161
) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324, Halebl-İnsanüluyun c. 3, s. 275, A. Z. Dahlan-
(23) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 59, İbn-i Seyyid-Uyu-nüleser c. 2, s. 254, Halebl-İnsanüluyun e. 3, s. 275, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 161 (24
Sire c. 2, s. 161 (25) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324, İbn-i Kayyım- Zadülmaad c. 3, s. 59, İbn-i Sey-yid-Uyunüleser c. 2, s. 254, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 275, A. Z. Dahlan-Sire
İslam'ı yok etme gayesini güden ve iki asır devam eden, ilk haçlı seferleri başarı-sızlığa uğradıktan sonra, İslâm'ı imha key-fiyetini yeniden gündeme getiren batılılar, iki asırdan beri, bu konuyu derinlemesine incelemeye ve İslâm'ı ve müslümanları ez-mek için kuvvetlerini bir araya getirmeye başladılar. Bu gayeyle garbın attığı adımlar şunlardır:
1. Hilafet'i temsil eden Osmanlı Dev-leti'ni yıkmak suretiyle İslâmî idareye son vermek.
Osmanlı idaresinin, son zamanlarda, İs-lâmi ruhtan uzaklaşmasına ve hilafetin şek-li bir hilåfet olmasına rağmen, düşmanlar bu şekli hilåfetin hakiki hilâfete dönüşme-
sinden ve kendilerini tehdit eden bir tehlike naline gelmesinden korkuyorlardı. Birinci Dünya Savaşında, Osmanlının müttefiki olan Almanya'nın yenilmesiyle, birbuçuk asırdır batının beklediği altın fırsat ortaya çıktı.
İngiliz. Yunan, İtalyan ve Fransız asker-leri hilåfet makarrı İstanbul da dahil olmak üzere Osmanlı topraklarını istila ettiler. Türk İstiklâl Harbi'nin sonunda, Lozan'da taraf-ların anlaşması için görüşmeler başladığı za-man, İngiltere anlaşmaya varılması için ken-disinin birtakım şartları olduğunu ve bu şartlar kabul edilmediği takdirde askerini cekmeyeceğini bildirdi. (37-38)
2 Kur'an-ı Kerim'in vücûduna son vermek.
er
Daha evvel belirttiğimiz gibi onlar, Kur'an'ı müslümanların esas kuvvet kayna-ğı olarak biliyorlar ve Kur'an müslümanla-rın ellerinde olduğu müddetçe müslümanla-rın tekrar kuvvetleneceğine ve medeniyet-lerine kavuşacaklarına inanıyorlar ve ona göre hareket ediyorlar.
Dev-
son
İs-
alar
sek-me-
a) Gladstone: «Bu Kur'an bulundugu müddetçe Avrupa şarka hükmedemez, ken-disi de emniyette olmaz.» (39)
b) William Gifford isimli misyoner Ne zaman ki Kabe ve Kur'an arab ülkele rinden kaldırılır, işte o zaman Arabların Muhammed ve kitabından uzak bir halde garb medeniyeti yolunda ilerlediklerini gör mek mümkün olur. (40)
c) Misyoner Takly: «İslam'ı tamamen yok etmek için İslam'ın en muteber silahı olan Kur'an'ı İslâm'a karşı kullanmamız ge-rekir. Kur'an'daki doğruların yeni olmadı-ğını, yenilerin de doğru olmadığını müslü-manlara açıklamamız gerekir.» (41)
d) Cezayir'in istilasının üzerinden yüz sene geçmesi münasebetiyle bir Fransız ha-kimi Cezayir'de şunu söylüyor: «Kur'an'ı aralarından kaldırmalıyız. Müslümanları ye-nebilmemiz için arapça lisanını yasaklayıp söküp atmalıyız.» (42)
Bu mesaj Fransa'da garip bir hadiseye sebep oldu. Şöyle ki: Fransa Cezayirli genç-lerin gönlünden Kur'an'ın tesirini kaldırmak maksadıyla bir deney başlattı. Cezayir'den on tane müslüman genç kızı alarak Fransa'-ya getirdiler, Fransız okullarına soktular, Fransız elbisesi giydirdiler, Fransız kültürü-nü telkin ettiler, Fransızcayı öğrettiler. Kız-lar tamamen Fransızlara benzer oldular.
Aradan onbir sene geçtikten sonra bu kız-ları Fransızlaştırdıklarını göstermek için bir tören düzenlediler. Törene bakanlar, müte-fekkirler ve gazeteciler davet edildi. Tören başladığında bütün davetliler, hiç bekleme-dikleri bir manzara ile karşı karşıya geldi-ler. Fransızlaştıkları söylenen Cezayirli kız-lar salona Cezayir'in İslâmi kıyafetiyle gir-mişlerdi. Fransız gazetecileri ayağa kalktı : <<<128 senedir Fransa Cezayir'de ne yaptı öy-leyse?>> Fransız müstemlekeler bakanı Lachost cevap verdi: «KUR'AN FRANSA'-DAN DAHA KUVVETLİ İSE BEN NE YAPA-YIM.» (43)
3 Müslümanların ahlakını bozmak, zihinlerini karıştırmak, dinleriyle olan ala-kayı zayıflatmak ve arzularıyla oyalamak.
a) Marmadick Bacticl diyor ki: «Müs-ümanların mâzide olduğu gibi şu anda da aynı sür'atle medeniyetlerini yaymaları mümkündür. Bu ise ancak o zamanki ahlâk ile ahlâklanırlarsa, mâzideki ahlâklarına ge-ri dönerlerse mümkündür. Çünkü bu kof âlem o canlı medeniyet ruhunun önünde du-ramaz.» (44)
b) 1935 senesinde Kudüs'te toplanan misyonerler konferansında Misyonerlerin reisi Samoul Zouimer şöyle hitap ediyordu :
(43) 6 K. Evvel 1962 tarih 7780 sayılı el-Eyyam gazetesi.
Hristiyan devletlerinin size verdiği mis yonerlık göreviniz İslam Alemi'ndeki müsiü manları hristiyanlık dinine sokmamız değil dir. Sizin vazifeniz, müslümanı İslam'dan uzaklaştırıp Allah'ı tanımaz bir mahlük ha line getirmeniz, daha sonra da bu milletleri ayakta tutan ahlâktan onları koparmanız dır. Eğer bunda muvaffak olursanız İslâm memleketlerine yöneltilen sömürgenin fetih karakollarını teşkil ettirmiş olursunuz. Sev-ketmeye çalıştığınız yolda yürümeleri için İslam memleketlerindeki bütün kafaları bu-na hazırlamamız gerekir. Bu ise müslümani dininden çıkarmaktan başka bir yolla müm-kün değildir.
Siz eğer Allah'ı (c.c.) tanımaz ve tanı mak istemez bir nesil hazırlarsanız, müslü-man'ı dininden çıkarmış ve hristiyanlığa sokmamış olursunuz. Bundan sonra batının arzu ettiği şekilde bir İslami nesil doğar. Bü-yük işlerle uğraşmaz, rahatı ve tembelliği sever, şehvet ve arzularını tatmin için her çareye baş vurur. Hatta öyle hâle gelir ki şehvet ve arzuları hayattaki tek hedefi olur. Birşey öğrenirse arzu ve isteklerine nail ol-mak için öğrenir. Mal biriktirirse şehveti için biriktirir. En yüksek makama geçse, yi-ne arzu ve şehvetinin esiridir ve şehvetleri-ni elde etmek için her şeyini fedâ eder.
hale getirdiğiniz zaman vazifeniz başarılı bir şekilde tamamlanmış olur.» (45)
«Misyonerlerin garb medeniyetine göre iki önemli meziyeti vardır: Yıkmak meziye-ti ve yapmak meziyeti. Yıkmak meziyetin-den müslümanı dininden çıkarmayı kastedi-yoruz. İsterse mülhid olsun. Yapmak mezi-yetinden ise müslüman'a garb medeniyetini benimsetmek ve onu kast ediyoruz (46). hristiyanlaştırmayı
d) Müslümanın ahlâk ve şahsiyetinin bozulmasında en etkin yol olarak, din dışı tedrisat ve talimatın yayılmasını öngörüyor-lar.
I- Misyoner Takly diyor ki:
«İslam ülkelerini Avrupa usûlü din dışı kulların inşasına teşvik etmemiz gerekir. Çünkü yabancı lisan öğrenip Avrupai okul-ların kitaplarını okuyan müslümanlardan çoğunun Kur'an'a ve İslam'a olan itikatları sarsıldı. (47)
II-Yine Zouimer söylüyor:
«Mademki müslümanlar hristiyan okul-larından nefret ediyorlar, öyleyse onlara dinden uzak okullar açalım ve bu okullara girişi kolaylaştıralım. Çünkü bu okullar ta-
lebelerin İslami ruhlarını öldürmekte bize yardım edeceklerdir.» (48)
III - Gibb diyor ki: «İslâm, müslüman-ların içtimai hayatlarına olan tesirini kay-betti. Nüfuz dairesi gittikçe daraldı. Hatta mahdut bir çevreye münhasır kaldı. Bu ge-lişmenin büyük bir kısmı kendiliğinden, far-kına varılmaksızın tamamlandı ve büyük mesafeler katedildi. Artık geri dönmek müm-kün değildir. Bu başarıya İslam Âlemi'ndeki batılılaşmış liderler ve özellikle gençler vası-tasıyla ulaşılmıştır.
Bunların hepsi takip edilen öğretim sistemi ve din dışı kültürün neticesidir.» (49)
4 İslam birliğini yıkmak
Papa Simon diyor ki: «İslam birliği müs-lüman milletlerin fikri beraberliğini sağlar ve onların, Avrupa'nın hegemonyasından kurtulmasını temin eder. Bu hareketin kuv-vetini kırmak için, en etkili yol misyonerlik-tir. Binâenaleyh, müslümanları İslâm birli-ğine yönelmekten alıkoyup, onları başka şeylerle oyalamamız lazımdır.» (50)
b) Misyoner Lawrance Brawwne şöy-le diyor: «Eğer müslümanlar bir İslâm im-
paratorluğunda birleşirlerse, bu onlar için kurtuluş, batı için de bir lånetlenecek olay ve felaket olur. Eğer parça parça kalırlarsa, o zaman ağırlıksız ve tesirsiz olarak havat sürerler.> (51). Sözünü şöyle tamamlıyor:
an-
Müslümanların kuvvetsiz ve tesirsiz olarak kalmaları için birleşmemeleri ve ayrı ayrı, parça parça kalmaları gerekir.>>>
ay-ta e-
c) Arnold Twenbi İslâm, Batı ve İstik-bål isimli kitabında yazıyor:
rk
İslâm birliği uykudadır. Bize düşen, bu ålemin bir gün uykudan uyanabileceğini he-saba katarak gerekli tedbirleri almak-tır.» (52)
d) Fransa, Tunus'ta dini idareyi siyasi idareden ayırdığında yani laikliği kabul et-tirip, Tunus'un İslami mazisiyle olan ilişki-lerinin kopmasını sağlayarak, İslâm devlet-leriyle olan bağlarını çözdüğünde, elde edi-len neticeden dolayı Fransa hâriciye bakanı Hanato sevinçten uçuyordu (53).
e) Bu hususta bildirmemiz gerekenle-rin en önemlisi ise aşağıdaki:
1907 senesinde İngiltere hariciye bakanı başkanlığında toplanan, Avrupa'nın en ün-lü siyaset adamları ve mütefekkirlerinin ka-
büyük bir kongrede ar konumas myapan başkan söyle diyordu
Avrupa medeniyeti çözülme ve orta dan kaybolma tehlikesiyle karşı karşıyadir Bizim bu kongredeki vazifemiz, medeniyeti mizi çöküşten kurtaracak en etkin yolu ars yıp bulmaktır.
Bu kongrenin çalışma ve tartışmaları bir ay devam etti. Delegeler sönmekte olen garb medeniyetini tehdit eden harici tehli keleri araştırdılar ve sonunda Avrupa'yı teh dit eden tehlikelerin en büyüğü olarak Mos lümanlığı buldular. Bütün delegeler Orta Doğu'da ortaya çıkabilecek bir İslami ittifak ve birliğin her ne şekilde olursa olsun, önü ne geçilmesi ve Avrupa'nın istikbali için ye gåne tehlike olan böyle bir birliği sağlama-ya yönelik gayretlerin etkisiz hale getirilme si için bir plân hazırlamaya ve sonuç olarak arabların dağınık halde kalmalarını sağla mak için Süveyş Kanalı'nın doğusunda, A rablara karşı batı kavmiyetçiliğini tesise ka-rar verdiler. Böylece İngiltere, Filistin'de bir Yahudi Devleti kurulmasını isteyen Dünya Siyonizmi ile olan anlaşma ve yardımlaşma prensiplerini geliştirip, kuvvetlendirdi (54)
gresi isimli kitabın müellifi olan misyoner şunları yazıyor:
«Müslümanlar, İslam'ın bütün içtimai ihtiyaçlara cevap verdiğini iddia ediyorlar. Öyleyse, İslam'a psikolojik ve fikri silahlar-la karşı koymak biz misyonerlerin en önemli vazifelerinden biridir.» (55)
İslâm ile ilgilenen müsteşrikler bu fikir doğrultusunda hareket eder, İslam'ı tenkid edici, ilkeleri hakkında şüphe uyandırıcı ve Peygamberimizle istihza edici kitaplar yazıp bastırdılar.
6 Arabları zayıf olarak bırakmak. «Garb âlemi, arapları Ümmet-i İsla-
miye'nin anahtarı olarak görüyorlar. Bu hu-susta, Moro Birger, «Arab Alemi» isimli ki-tabında diyor ki:
«Tarih arabların kuvvetinin İslamın kuvveti demek olduğunu göstermiştir. Şu halde, İslam'ı yıkmak için arabların yıkıl-ması lazımdır.>>>
7- İslâm Ålemi'nde siyasî diktatörlük-
ler kurmak.
Amerikalı müsteşrik ve aynı zamanda Amerika'nın Pakistan işleri yetkilisi V. K. Smith diyor ki:
Eğer İslâm Âlemi'nde, müslümanlara, demokratik düzenler içinde hürriyet verilir-be, İslamiyet orada tekrar canlanır. Müslü-
manlaria dinleri arasına girmek için oralar da diktatörlükler kurmaktan başka yol yok-tur.»
Times mecmuası yazı işleri müdürü «Asya Seferi isimli yazısında, Amerika Hü-kümeti'ne, İslâm'ın tekrar içtimai plânda et-kili olmaması için İslâm beldelerinde askeri diktatörlükler kurmasını ve böylece garbın sömürü ve medeniyetini muhafaza etmesini tavsiye ediyor (56)、
Bununla beraber batılılar bu milletlere, uyanmamaları için bazı serbestiler ve rahat-lık devirleri vermeyi de unutmuyorlar.
Fransa hâriciye bakanı Hanato diyor ki:
<> dedikten sonra şöyle devam ediyor:
(56) Cündüllah, sh. 29.
(57) El-Fikr-ül-İslami ve siletuhu bil-İsti'mar-il-Garbi, sh. 19.
Islam Alemi'ne istediğini verelim. On-ların sınai ve teknolojik kalkınmaya olan is-teksizliklerini teşvik edelim. Eğer bunu ba-saramaz ve aciz kalırsak, sınai ve teknolo-jik yönden hürriyete kavuşacak olan İslâm Alemi, o büyük İslâmi enerjisiyle batı dün-yasına ve batının dünyaya olan hakimiye-tine son verecektir.» (58)
9- İslâm Ålemi'ndeki etkin müslüman liderlerin inisiyatifi ele alıp, İslami bir kal-kınma yapmasına mâni olmak için gayret sarfetmek ve bu liderleri idåreden uzaklaş-tırmak.
a) İngiliz müsteşrik Monto Gomry, Londra'da çıkan Times gazetesinde 1968 у1-lında şunları yazdı: «Eğer İslâm'dan hak-kıyla bahseden gerçek bir müslüman lider ortaya çıkarsa, İslâm Ålemi'nin, dünyada etkinliği olan, büyük siyasi kuvvetlerden bi-risi olarak, tekrar meydana çıkması müm-kündür. (59)
b) Gibb diyor ki: «İslami hareketler, derinden, sağlam adımlarla, şaşırtıcı ve deh-şet verici bir şekilde gelişiyor. Bu hareket-ler, bir gün siyasi gözlemcilerimizin işaret-lerini dahi tesbit etmesine fırsat kalmadan ansızın patlak verecektir.
Bu patlama hareketinin gecikmesi, Is-lâm âleminin etkin bir liderden yoksun bu-lunmasından, yeni bir Selahaddin-i Eyyubi. nin henüz ortaya çıkmamış olmasından ileri gelmektedir. (60)
c) Eski İsrail başbakanı Goreon'un so zünü daha önce nakletmiştik:
Korktuğumuz şeylerin tehlikelisi, İs. lám aleminde Muhammed gibi bir liderin ye niden ortaya çıkmasıdır.»
d) Portekiz'in eski diktatörü Salazar in sözünü de evvelce zikretmiştik:
>
10- Kadını ifsat etmek ve cinsi sapık-lığı yaymak.
a) Misyoner Anna Meligan şunları söylüyor:
«Kahire'deki kız fakültesi saflarına, pa-şaların ve beylerin kızlarını toplamaya mu-vaffak olduk. Bu müslüman kızların sayısı kadar, hristiyan nüfuzu altına girmiş müs-lümanların toplandığı başka bir yer bulmak mümkün değildir. Ayrıca bu medreseden başka, İslâm kalesini yıkacak etkili bir yol da yoktur. (61)
Anuslüman kadının dinden çıkması do konun yetiştireceği neslin de dinsiz ol mast kendisiyle birlikte çocuğu, kocam ve Jardeşinin de dinden çıkması demektir ki, bylece Islam'ın dünyadaki gelişmesini ön-mek hususunda kadını İslami değerlere karşı bir yıkıcı alet olarak kullanmış olacak-Jardır
b) İsrail'in işgal ettiği Arab toprakla findan gelen birisi anlatıyor:
Yahudi idaresi istila ettikleri bölge-Jerde, arab gençlerini yahudi kadınlarla, bilhassa ıssız sahillerde, arkadaşlık etmeye teşvik ediyor. Yahudi kadınlar, devletlerinin direktifi ile arab gençlerini zinaya davet edecek her yola baş vuruyorlar ve bu fahi-şeler davetlerine icabet etmeyen gençleri, Filistin fedailerine mensuptur diye suçlaya-rak yakalatıyorlar.
İşgal altında bulunan bölgelere, son de-rece açık saçık seks filimlerinden başka film girmiyor. Bu filmler arabların çalıştığı fab-rikalara yakın sinemalarda parasız dene-cek derecede ucuz olarak oynatılıyor. Bun-ların hepsi, gençlerin ahlakını bozmak ve onları sadece şehvetleri ile meşgul ederek işgal bölgesindeki mukavemet hareketleri-ne katılmaktan alıkoymak için yapılıyor.>
Selahaddin-i Eyyubi Kudüs'ü fethetti-ğinde, kardeşine, eşine ve dostlarına her türlü işkenceyi yapmış olan haçlıları zul-metmeksizin serbest bırakmıştı.
Fakat biz soruyoruz,
İslâm Ümmetine bunca zulüm, ezå ve cefalarından sonra, onlara yine merhamet
edecek miyiz? Biz bir gün mutlaka kazana cağız. Küfrü hezimete uğratacağız. Çünkü Allah (c.c.) bunu böyle takdir etti ve zama ni da geldi. Kine kin, kana kan ve zulme zu-lüm ile mi cevap vereceğiz?
Evet, Allah (c.c.) bize bunu mübah kıl mıştır, fakat kim affederse ve ıslah ederse ecrini Allah (c.c.) verir buyurmuştur.
Öyleyse biz, o gün onlara, «İslam'ın hu dutsuz adaleti gölgesinde hür olarak gidi niz, hür olarak yaşayınız demekten başka bir şeye kadir olamayız.
dir. Resulüllah S.A. efendimizi, zühdle vasıflandırmak caiz değil-
Ancak, bunların anlatmak istediği zühd, dünyadan yüz çevirip fa-kirliği ve sıkıntıyı tercih etmektir. Halbuki, Resulüllah S.A. efendimi zi, fakirlikle tavsif etmek caiz değildir.
Resulüllah S.A. efendimizin zühdü şu manayadır:
Dünyayı tahsil etmek, onu kazanmakla meşgul olmaktan kaçınıp daima ahirete dair faydaları kazanmak; Allah'ın rızasına sebeb olan fiil ve amellerle ilgili ilimleri tahsil etmektir. Ayrıca, bunu Allah'ın kullarına yayıp anlatmaktır. Kendileri dahi, bunların gereği ile amel ederek, bütün vakitlerinde, sübhan olan Yüce Hakka taat ve ibadette olmaktır.
Hülása: Resulüllah S.A. efendimizin zühdü; bu vücud âlemine teş-rifinden itibaren taa, beka sarayına teşrif edinceye kadar geçen zaman içinde bütün vakitlerini ve zamanlarını Allah'ın kullarına ilim irfan talimine, Yüce Mevlâ'nın taat ve ibadetine devam edişi manasınadır.
Resulüllah S.A. efendimizin zühdü, bir başka manaya göre, şu de-meğe gelir:
Dünyaya meyil ve kalbi onunla meşgul etmeksizin; helâl yol-dan tahsil ederek, onu hayır yollarına, iyiliklere harcamaktır. Bunun için Allah'ın bir bekçisi olup daima fakirlere, zaiflere, dul kadınlara, yetimlere, çaresizlere, muhtaçlara, akraba ve "akınlara bol ihsanda bu-lunup kerem ve cömertlik eder..
Bu son anlatılan, zühdün en üstün derecesidir. Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimizin halleri, dünyayı helâl yoldan tahsil eder, ama, kendi-leri ona kalben meyil ve onunla telezzüz etmezdi. Daima müstahak olan kimselere Allah'ın rızasını tahsil için verirdi. Böylelikle de faniyi baki ile değiştirmiş olurdu. Böyle etmekle de, faniden zühd etmiş olur.
Bunun tafsilâtı, gayet çoktur. İnceleyip uzun uzadıya anlatmak. işi uzatacağından, bu kadarla iktifa edildi.
MELİK, SAMED, VAHİD zatın Resulüdür.
Bu cümle içinde geçen: MELİK, SAMED, VAHİD lafızla-rı, Yüce Allah'ın sıfatlarıdır. Sırası ile manaları aşağıda anlatılacaktır.
MELİK: Semada ve yerde mülkün ve melekûtun sahibi, cümle-ye; kahrı, cebri, altında güçlü sultanlığı, belli kudreti, açık istilası ile, tam üstünlük, tam kuvvet sahibi olarak; bütün mümkünata yetişen emri ile her manada tasarrufa sahip ve hakiki malik olan Yüce Zat.
SAMED: Tüm yaratılmışlar, bütün işlerinde ve ihtiyaçlarında, kendisine muhtaç oldukları halde; o, yüceler yücesi zatında tamamen ihtiyaçtan müstağnidir. Onun zatından başkası, bütün geçim işlerinde kendisine muhtaçtır.
1030 Bazıları da, bu SAMED ismi için, su manayı verdiler: Daim, be ki ancak odur. Ezelidir: zall olmaz. Ebedidir fena bulmaz, Dilediğini yapar. Murad ettiği hükmu verir; hiç kimse onun hükmünü bozmaya güçlü değildir. İşte SAMED böyle şanı büyük tek Allah'tir
addüd ve terkibe muhtaç değil VAHID: Yüceler yücesi zatında birdir. Şekillerin hiçbiri ile, ta tında, yüce sıfatlarında, cümle fiillerinde serik ve nazirden, küfüv ve değildir. Bu gibi şeylerden münezzehtir. Za
misli olmaktan müberradır. Eş ve vezirden muarradır. Buna göre, salavat-i şerifenin manası qu olur:
Resulüllah S.A. efendimiz, tafsilatı ile anlatılan Melik, Samed, Vahid Allahın påk şeriatı, ilahi hükümleri ile, bütün mahlukata umu-mi risalet, tam nübüvvetle gönderilen
Resulüdür. Allah-ü Taala, ona salat ve selâm eylesin.
eylesin. Yani: Allah-ü Taâlâ, Resulüllah S.A. efendimize lütuf ve keren ihsan buyursun. Dünyanın ve âhiretin zorluklarından, selamet Ihsan
Öyle bir salât olsun ki: Ebed'in sonuna kadar sürsün.
Yani: Omrün sonuna, kabrimizden baas olana, cennat-1 állyata varıncaya kadar devam etsin.
Kesilmesin; tükenmesin..
Tıpkı; Tükenip bitmeyen cennet nimetleri gibi..
Öyle bir salât olsun ki; bizi, cehennem sıcaklığından, o kötü meskenden kurtarmaya vesile olsun.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
lah.. Ey daim baki zevalsiz olan nimeti her şeye şamil şanı büyük Al-
Efendimiz Muhammed ÜMMİ NEBİ'ye salât eyle; keza onun âline de.. Ve, selâm eyle.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz öyle bir zattır ki, büyük nübüv-vetle cümleden yüksek olmuştur.
Yahut şu manayadır: Resulüllah S.A. efendimiz öyle bir zattır ki; ilâhî emirleri ve yasakları, yüce şeriatın tümünü cümle insanlara ve cinlere haber verendir.
Resulüllah S.A. efendimizin, burada anlatılan ümmi sıfatı ise; hiç kimseden bir şey öğrenmediği, bir kitap mütalâa etmediği, anasından doğduğu gibi, manasınadır.
Öyle bir salât olsun ki: Onun için sayı kavranı olmasın; onun mededi de sayılamasın..
manalaradır: Mübarek kabri, argin sağındaki kıyam yeri, Makam-t Bu cümlede anlatilan Resulüllah B.A. efendimizin MESVAN Mahmud'u, cennat allyattaki vesile makamı ve yüksek derecesi
Devam edelimi
Bu salavat-i şerife sebebi ile; kıyamet günü gefaat makamında razı olacağına ulaştırasın.
Demek olur ki:
Allahun, Resulüllah B.A. efendimiz, ümmetinin günahkarları na, itaat edenlerine ve yararlılarına, yaramazlarına yapacağı sefaat babında talep ve arzusu nekadarsa., ona ulaştırasın.
Allah Tahla, Resulüllah B.A. efendimize, bütün arzusunu yerine getireceğini şu âyet-i kerimede vaad buyurmuştur:
Rabbın sana verecektir; ta ki, razı olasın. (93/5)
RESULÜLLAH'IN ABALETI
Salavat-i şerifeye devam edelim:
-Allahım, asaletli Muhammed Peygamber'e salát eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, bu cümle ile işaret edilen asaletinin ma-nası şöyle anlatılır:
Resulüllah S.A. efendimiz öyle bir zattır ki; hasepte, nesepte, gü zel huylarda, varlığı ile iftihar edilen şeylerde, cümle ululuklarda, ri-salette, cümle fazilet ve kemalåtta asalet sahibi ve pek temiz soyludur.
Resulüllah S.A. efendimizin asaleti için verilen bir başka mana dahi şudur.
Cumle nebilerden ve resullerden evvel onun nuru ve latif ruhu yaratılmıştır. Kendisine nübüvvet, risalet ve habibiyet ihsan olunmuş tur. Bütün nebilerin ruhları, onun nurundan yaratılmıştır.
Adem a.s. yaratıldığı zaman, Resulüllah S.A. efendimizin latif nu-ru, ona verildi.
Adem'den a.s. itibaren, babası Abdüllah'a ve anası Amine'ye ka-dar, hep påk sulplere naklolarak gelmiştir. Baba ve anaları, cahiliyet düşüklüklerinden daima korunmuştur.
Sahih nikâhla doğup mübarek zatı ve naziť varlığı bu vücud åle-mine teşrif edince, asilden daha asil zuhur etmiştir.
Üstte anlatılanlardan bilindi ki: Resulüllah S.A. efendimizin påk nuru; cümleden evvel yaratılıp babalarında ve analarında bu tam te-mizlikle halelsiz nezafetle gelen o nurun kerametine asaletli olmuştur.
Devam edelim:
Şerefli bir efendidir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz; her manada şamil bir şerefe, umumi saygıya sahiptir. Allah katında ve insanların katında kadri kıymeti yücedir.
Öyle bir zattır ki, kendisine vahiy ve tenzil geldi.
Bu cümlede geçen: TENZİL, Kur'an manasınadır. Yani: Yirml üç yılda, İhtiyaç duyuldukça, indirilen Kur'an-ı Azim ile peygamber geldi.
1041 Onun güzel huyu Kur'an, mübarek sözleri dahi vahly idi. Bu ma-nada şu âyet-i kerime geldi:
«Kendi hevasından söylemez o; söylediği, kendisine gelen va-hiyden başka değildir.» (53/3-4)
Devam edelim:
Te'vilin açıklanmasını izah etti.
Yani: Kur'an-ı Kerim'in te'vilini yapıp açıkladı. Şöyleki:
Namaz emri geldiği zaman; bu namazlar beş vakit olduğunu; bu vakit namazlarının da, kiminin iki, kiminin dört olduğunu; ve o namazların içinde bulunan farzları, vacipleri beyan etti.
Zekât emri geldiği zaman; malda kırkta bir olduğunu; hayvanat ve sürülerde, sair şeylerde ve yerden bitenlerde vacib olan onda biri ve beşte biri beyan buyurdu.
Hülasa: Resulüllah S.A. efendimiz, Kur'an-ı Azim'in tüm tevilini ve tefsirini beyan ve izah eylemiş; hiç bir şüpheli yan bırakmamıştır.
TE'VİL VE TEFSİRİN MANALARI
TEFSİR: Nazm-i Celilin (Kur'an'ın) zahiri mana-i şerifini keşť ve Izhar etmek için kullanılan bir tabirdir.
TE'VİL: Ayet-i kerimenin lafzını, muhtemel mana ile beyan için kullanılan bir tabirdir.
Bu manada misal olarak, şu âyet-i kerimeyi verelim:
«Ölüden diri çıkarırsın; diriden de ölü çıkarırsın. (3/27)
Bu âyette geçen diriden murad: Kuş, tavuk ve bunların benzeri-dir. Ölüden murad ise: Yumurtadır. Bu duruma göre, âyet-i kerimenin ifade ettiği mana şu olur:
Şanı büyük Allah, canlı kuşları yumurtadan çıkarır. Bu diri olan kuşlardan ve tavuktan ölü yumurta çıkarır.
Böyle bir mana verildiği zaman, adına:
Tefsir.
Derler. Çünkü: Diri ve ölü, zahiri manasına uydu.
Şayet, burada anlatılan canlıdan murad: Mümin, âlim; ölüden murad: Kâfir veya cahil olursa.. o zaman mana şu olur:
Celâl ve ikram sahibi, şanı büyük, kendisinden başka ilah ol-mayan Allah, kâfirden mümin evlåd, müminden de kâfir evlâd; cahil-den âlim evlåd, âlimden de cahil evlåd çıkarır.
Üstteki mana verildiği zaman dahi, adına:
- Te'vil.
Denir.
Devam edelim:
Emin Cibril aleyhisselâm, kendisine ikramla faziletle geldi.
Bu manada, Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Hakkın üstün nimet lerini anlatarak şöyle buyurdu:
değil. «Ben, evvellerin ve âhirlerin en keremlisiyim; övünmek için
Bilhassa, Resulüllah S.A. efendimiz:
Amma, Rabbın nimetini söyle..» (93/11)
Ayet-i kerimesi ile ifade edilen mana icabı söylemektedir.
Keza faziletle..
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin. cümle nebilerden ve resulier-den; ümmetinin dahi, bütün ümmetlerden faziletli olduğu beyanı ile geldi.
Devam edelim:
Melik onu seyrettirdi.
dur: Yani: Geceleyin yürüttü. Bu cümlenin daha şümullü manası şu-
Azamet, saltanat, kibriya, ezici, saltanat ve tam kudretle cümle mülk ve melekûtta tam bir kudret, kâmil bir üstünlük sahibi olup am-me işlerinde ahkiki mutasarrıf olan şanı büyük, ihsanı umumi Yüce Allah, Resulüllah S.A. efendimizi gece yürüttü.
Bazı nüshalarda:
Melik.
Lafzından evvel (İlå) edatı gelmiştir. (Bizim metinde böyle de-ğildir.) Böyle olunca, mana şu olur:
Cebrail Melik'e gece götürdü.
Bu manaya göre, daha şümullü olarak, şu demeğe gelir:
Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimizi, Mescid-i Haram'dan aldı; Mes-cid-i Aksa'dan sonra yedi semalara, daha ötelere, Sidre'ye, Müsteva'ya ki burası: Meleklerin kader tasarruflarını yazdıkları yerdir; kalemin sesi oradan duyulur; Kürsi'ye, Arş-1 Azim'e ve Allah'ın dilediği kadar yücelere götürdü ve şu âyetle belirtilen sırra mazhar eyledi:
«Sonra yaklaştı; derken sarktı. İki yay kadar, yahut daha ya-kın oldu.» (53/8-9)
Ve.. böyle bir yaklaşma saadetine vasıl eyledi. O Melik zatın sıfatı:
Celildir.
Yani: O Melik zat, öyle bir kuvvet ve celâl ile mevsuf bir zattır ki, azamet ve kibriya ile mevsuftur. Zat ve sıfatında, isimlerinde ve fiille-rinde, hiç bir kimse. kendisine müvazin, denk, şebih, nazir, misil ola-maz. Yüce zatı cümleden münezzeh ve şanı büyüktür. Emri, cümle mahluka galip ve zahirdir.
- Hem de, karanlık uzun gecede..
Burada anlatılan gecenin uzun olarak vasfedilmesi şundandır: Habib-i Ekrem S.A. efendimiz, önce Mescid-i Aksa'ya, oradan yedi se-malara ve Allah'ın dilediği yere gittikten sonra; tekrar Mescid-i Ha-
aleyhisselâmű bil-kerameti vet tafdol ve esra bihil melik'ül-celllü filley" behin'it-tavili fekesefe lehu an a'lal melekûti ve erahü senael-ceberuti ve nazara ila kudret'il-hayy'id-daim'il-ba-kiyillezi láyemutü sallallahü aleyhi ve selleme salåten makruneten bil-cemall vel hüsni vel-kemali vel-hayri vel ifda 11.
Allahümme salli alâ Muhamme din ve alá âli Muhammedin aded'el-aktari ve salli alâ Muhammedin ve ala ali Muhammedin adede verak'il eşcari.
Ve salli alâ Muhammedin ve ala Ali Muhammedin adede zebed'il-bihari.
Ve salli alâ Muhammedin ve ala âli Muhammedin aded'el-enhari.
Ve salli alâ Muhammedin ve alá Ali Muhammedin adede reml'is-sahara vel-kıfari.
Ve salli alâ Muhammedin ve alå Ali Muhammedin adede sıkl'il-cibali vel-ahcari
Melik Celil, onu seyrettirdi. Hem de karanlık uzun gecede.. Melekütun en yücesinden, kendisine açtı. Ceberatun nurunu, kendisine gösterdi.
Hayy Daim Baki hiç ölmeyen (Allah'ın) kudretine nazar eyledi.
Allah ona salât eylesin; selâm eylesin.
Öyle bir salât olsun ki: Hüsnü cemâle, kemåle, hayra, fazilete èş olsun.
dar. Allahım, Muhammed'e ve Mukammed'in âline salát eyle: Aktarın adedi ka
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle: Ağaçların yaprakları sa yısı kadar.
dince.. Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle: Denizlerin köpükleri ade-
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle: Irmaklar sayısınca.. Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle: Sahraların, otsuz yabanların
kumlarının sayısı adedince..
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle: Dağların ve taşların sık leti kadar..
1648 - Sultan İbrahim hâl edildi; IV. Mehmet (Avcı) tahta çıkarıldı.
бер (1) (use)
JUSERIS 1-140
AĞUSTOS
07
PERŞEMBE
13 1447
RUMI: 25 TEMMUZ 1441
HIZIR: 94
BTR ATET Allah'in kudreti her şeye galiptir ve her işi hikmet iledir.
Bakara: 228
BİR HADİS
Allah bir topluluğa azap vermek istediğinde o azap bütün fertlerine isabet eder. Sonra da o amellerine göre diriltilirler.
Buharî, Fiten: 19
Sırr-ı imtihan ve hikmet-i teklif iktiza eder ki, akla kapı açılsın ve aklın ihtiyarı elinden alınmasın. Eğer gayet bedihî bir surette olsa, o vakit aklın ihtiyarı kalmaz.
Hepinizin dönüşü Onadır. Allah'ın vaadi böyledir ve yerine gelecektir...
Yunus Suresi: 4
21 1447
BİR HADİS
Allah'ım, beni ilimle zengin kıl, hilimle süsle, takva ile beni şereflendir ve âfiyetle beni güzelleştir.
ŞEVVAL
RUMI: 27 MART 1442
KASIM: 153
Bir sineğe mağlup olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen aciz bir insanın uluhiyet dava etmesi ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu malumdur. Mektubat
med Aleyhissalátů Vesselâm, bütün insanlara nübüvvetini tasdik ettirm aran Kerim, sanki onlara (kahriere, müşriklere istihzaen çok in-mek için diyor ki: "Muham-nız, size yardım etsinler" (isar sanlara tasdik ettirdi. Sizin âlihelerinizden bir faydanız varsa Allah'ından yardım istedi. Allah'ı da Kur'ân'ına sikke-i i'cazı basarak, pek
TARİHTE BUGÜN
-1950-Demokrat Parti'nin 14 Mayıs'taki seçimlerden galibiyetle çıkmasıyla Adnan Menderes başbakan, Celâl Bayar cumhurbaşkanı oldu.
1960 - Harp okulu talebeleri hükümet aleyhinde yürüyüş yaptı.
1994 - Hac'da şeytan taşlama sırasında izdiham çıktı: 185 hacı vefat etti.
21
CUMARTESİ
SATURDAY
MAYIS
MAY
BIR AVET
Allah guzel davranışta bulunanları sever.
Al-i İmran Suresi: 134
BİR HADİS
İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.
Bu latif, nazik masnuatı o kuru ağaçlardan ihraç eden kudrete hiç bir şey ağır gelmez.
Adiyy b. Hatim, b. Abdullah, b. Sa'd, b. Haşrec, b. İmriülkays, b Adiyy, b. Rebia, b. Cervel, b. Süal, b Amr, b. Gavs, b. Tayyl' (1), b
Üded, b. Zeyd, b. Kehlan (2).
Comerdliği, dillere destan olan Hatim, Tayyi' kabilesindendi ve Adiyy'in babası idi (3).
Adiyy b. Hatim, kavmı içinde ulu, şerefli, hatip, hazır cevap, fazi letli ve comerd bir zat idi.
Ebů Tarif künyesini taşırdı (4).
Adiyy b. Hatim'in Şam'a Kaçışı:
Peygamberimiz, hicretin dokuzuncu yılında rebiülähir ayında Hz. Aliyi, Tayyi kabilesinin putu Füls'ü yıkmağa göndermişti (5).
Adiyy b. Hatim'in Medine'de câsusu vardı.
Casus, Hz. Ali'nin Tayyi'lere doğru gittiğini Adiyy'e bildirince (6), Adiyy b. Hatim, Şam'a kaçmıştı (7).
Adiyy b. Hatim Medine'ye Nasıl Gelip Müslüman Oldu?
Adiyy b. Hátim'in kız kardeşi Seffåne, Tayyi' kabilesi esirleri ara-sında Medine'ye getirilmiş bulunuyordu (8).
Peygamberimiz, Saffåne'yi, serbest bırakmış, giyimlik, binit ve yol azığı verip kavımından, emniyetli bazı kişilerin yanına katarak Şam'a yollamıştı.
Adiyy b. Hatim der ki:
(1) Süheyli Ravdul'ünf c. 7, s, 450, İbn-i Abdulber-İstiab e, 3, s. 1057, İbn-i
Esir-Usdülgabe c. 4, s. 8
(2) İbn-i Abdulher-Istiab c. 3, s. 1057
(3) İbn-i Esir-Uadülgabe c. 4, 6. 8
(4) İbn-i Abdulber-fatiab e. 3, s. 1057, İbn-i Estr-Üsdülgabe e. 4, s. 8-9 (5) Vakıdi-Megazi e, 3, 5, 984, Ibn-i Sa'd-Tabakat c, 2, s. 164, İbn-iKayyum-Zadül-
maad c. 2, s. 227, Ibn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 207 ( 6) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 988
Uyuniüleser c. 2, s. 207 (7) İbn-i Sa'd-Tabakat e. 2, s. 164, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 2, s. 227, İbn-i Seyyid-
(1) Ibn-i lahak, ihn-i Hişam-Sire c. 3, s. 225, Vakıdi-Megazi c. 3, s. 987, Taberi-Tarih c. 3, s. 149, İbn-i Kayyım-Zadülmuaad c. 2, s. 228
Safrane, akıllı bir kadındı. Ona (Su zatın işi hakkında görüşün ne in diye sordum. Bana (Vallahi, acele, Ona katılmanı uygun
görürüm. geçmen, senin için bir fazilet ve üstünlük olur. Eğer, kendisi, gerçekten Peygamberse, Ona tabi olmakta başkala-
garb etmez, hor ve hakir bir duruma düşmezsin! Eger, O, bir Hükümdarsa, Onun sayesinde, Yemendeki saltanatını Artık, karar, senindir.) dedi.
O, bir yalancı ise, bana zarar vermez (11). Vailahi, yerinde görüş, budur! (9) Ben, bu zât'a gideceğim (10)
Vallahi, Eter, dogru ise, anlarım (12). Söylediklerini dinlerim (13). Ken-
disine täbi olurum!) dedim (14). Yola çıktım. Medine'ye geldim.
Resûlullah Aleyhisselâmın yanına vardım. o sırada, Mescidde oturuyordu (15).
tim !) dediler (16).
Kendisi, Halk, beni görünce (Adiyy b. Hatim! Adiyy b. Hätim! Adlyy b. Ha
Emânsız ve yazısız gitmiştim (17).
Resülullahın yanına varıp selâm verdim.
(Sen, kimsin?) diye sordu.
(Adiyy b. Hatim'im!) dedim (18).
Ellmi, kendisine uzattım, tuttu.
Ben, bundan önce, Onun, elini, benim elime vermesini umar du-rurdum (19).
Peygamber Aleyhisselamın yanında akraba kadın ve çocuklarının bulunduğunu gördüğüm zaman, anladım ki: O'nda, ne Kisrarun, ne de,
Kayserin saltanatı vardır! (20)
(5)lim-i İshak, İbn-i Hiyam-Sire c. 4, s. 225-227, Taberi-Tarih c. 3, s. 140, Ibn-1 Eir-Kamil c. 2, a, 285-286, İbn-i Seyyid-Uyunüleser e. 2, s. 238, Ebülfida-Sire a 49. 125
(10) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 378
(11) Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 4, s. 257, 378
(12) Ahmed b. Hanbel-Müsnad c. 4, s. 257
(13) Ahmed b. Hanbel-Müaned c. 4, s. 378
(14) m-i Fair-Usdülgabe c. 4, s. 8
(1) Ilm-i lahak, İbn-i Hizam-Sire c. 4, s. 227, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 322, Tabe-Tarih c. 3, 8, 149, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, a. 238, Ebülfida-Sire e 4,
125 (16) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 378, İbn-i Esir-Üsdülgabé c. 4, 3. 8 (11) İbn-i Kayyım-Zadülmaad e. 2, s. 228
ri-Tarih e. 3, s. 149, Ibn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 238
(18) Ihn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 227, İbn-i Sa'd-Tabakat el, a. 322, Tabe-
( 19) İbn-i Kayyım-Zadülenaad c. 2, s. 228
(20) Ahmed h. Hanbel-Müsned c 4, s. 378, Ebülfida-Sire c. 4, 6. 127
Vallahi, benim maksadım ve arzum da, oraya götürülmemdi!
Resûlullah, giderken, zaif, yaşlı bir kadına rastladı (21) Kadın'ın yanında da, küçük bir çocuk bulunuyordu (22).
Kadın, Resûlullahın durmasını istedi. O da, durdu (23) Bizim, Senden bir dileğimiz var!) dediler (24).
( Resûlullah, onların işini uzun uzun konuştu (25). Kendilerile bir-
likte gidip işlerini gördükten sonra geldi (26). İçimden kendi kendime: (Vallahi, bu zat, Hükümdar değildir!)
dedim (27).
Sonra, elimden tuttu (28). Beni, evine götürüp içeri girdi. Eline, İçi hurma lifinden doldurulmuş bir yastık alıp bana attı ve (Otur onun
üzerine!) buyurdu. (Hayır! Onun üzerine Sen, otur!) dedim.
Resûlullah (Hayır! Sen, oturacaksın!) buyurdu.
Yastığın üzerine oturdum.
Resülullah Aleyhisselâm ise, kuru yere oturdu.
İçimden kendi kendime (Vallahi, bu, Hükümdar işi değildir!) de
dim (29) Bana (Ey Adiyy b. Hatim! Gel Müslüman ol da, selämete er!) bu-yurdu
(Ben, dini olanlardan'ım (30). Benim bir dinim vardır!) dedim (31). (Ey Adiyy b. Hatim! Gel Müslüman ol da, selåmete er!) buyurdu. (Ben, dini olanlardan'ım!) dedim.
(Ey Adiyy b. Hatim! Gel Müslüman ol da, selâmete er!) buyurdu. Ben de yine (Ben, dini olanlardan'ım!) dedim (32)
(21) Im-i Ishalt, The-i Hişam-Sire e. 4, s. 227, Taberi-Tarih e. 3, s. 149 İbn-i Fair-KA-mile. 2, 8. 286, Ibn-i Seyyid-Uyun. e. 2, s. 238, Ebülfida-Sire c. 4, s. 125
(2) Ibn-i Kayyım-Zadülmaad c. 2, s. 228, Ibn-i Hacer-İsabe c. 2, a. 468 (3)thn-i İshak, Ihn-1 Hişam-Sire e. 4, s. 227, Taberi-Tarih e. 3, 149-150, İbn-i Eair-
(24) In-i Kayyım-Zadülmaad c. 2, 8. 228
Kantil 2, 280, Ibn-i Seyyid-Uyun. c. 2, s. 238, Ebülfida-Sire c. 4, s. 125
(25) Do-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 227, Taberi-Tarih c. 3, s. 150 İbn-i Esir-Kanill c. 2, a. 286, Ibn-1 Seyyid-Uyun. c. 2, s. 238, Ebülfida-Sire c. 4, s. 125 (25) Bin-1 Kayyım-Zadilimand c. 2, s. 228, İbn-i Hacer-İsabe c. 2, в. 468
(27) Ibn-i lahak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, s. 227, Taberf-Tarih e 3, s. 150, Ibn-i Eair-Kämil c. 2, s. 230, fun-i Seyyid-Uyun. c. 2, a. 238, Ebülfida-Sire c. 4, s. 125
(8) Inn-i Kayyım-Zadülmand e. 2, s. 228
(29) Inn-i Ishak, Ibn-i Hişan-Sire c. 4, s. 227, Taberl-Tarih c. 3, s. 150, Thn-i Seyyid-Uyun. e. 2, 8. 238, Ebülfida-Sire e. 4, s. 125
(30) Ahmed b. Hanbel-Müaned c. 4, s. 378
(31) Ibn-i Esir-Usdülgabe e. 4, s. 8, Ibn-i Hacer-Isabe c 2, s. 468, Zehebi-Siyerű Ála-műnnübela e, 3, s. 109
(Ey Adiyy b. Hatim! (42) Sen, ne diye kaçıyorsun? (43)
Sen, La ilahe illallâh demekten mi kaçıyorsun?! Allah'dan başka bir ilah mı var? (44)
Allah'dan başka ilâh bulunduğunu mu biliyorsun?) diye sordu. (Hayır!) dedim (45).
(Sen, Allâhü ekber! demekten mi kaçıyorsun?!
(33) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 378, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. Zehebf-Siyerü Älâmünnübelâ c. 3, s. 109, İbn-i Hacer-İsabe e, 2, 5, 468 (34) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 8
(35) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 227, Taberi-Tarih c. 3, s. 150 İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 238-239, Ebülfida-Sire c. 4, s. 126 (36) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 227, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 378,
Taberi-Tarih c. 3, s. 150, İbn-i Seyyid-Uyun. c. 2, s. 239, Ebülfida-Sire c. 4, 8. 126
( 37) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 378, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 8 (38) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 227, Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 4, s. 379,
Taberi-Tarih e, 3, s. 150, İbn-i Seyyid-Uyun, c, 2, s, 239, Ebülfida-Sire c. 4, 5, 126
(39) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 379 (40) İbn-i İshak, Ibn-i Hişam-Sire c. 4, s. 227, TaberiTarih c. 3, s. 150, İbn-i Seyyid-
Uyun. c. 2, s. 239, Ebülfida-Sire c. 4, s. 126
( 41) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257, Ebülfida-Sire c. 4, s. 129
Yüce Allah'dan daha büyük bir şey mi var? (46) Allah'dan daha büyük bir şey bulunduğunu mu biliyorsun?
sordu
) diye
Biliyorum. Senin, bu dine girmene engel olan: (Ona, ancak in-sanların zaifleri, güçsüzleri tabi oluyor. Araplar, onları okla vurup bi-
(Hayır!) dedim (47).
tirirler!) diyorsundur (48) Ey Adiyy! Her halde, senin bu dine girmene, çevremdeki muhtaç
kimseleri görmen, engel oluyordur? Vallahi, çok sürmez, onlarda mal ve servet öyle bollaşacaktır ki, malın zekâtını alacak kimse bulunamayacaktır! (49)
Belki de, senin, bu dine girmene, onların düşmanlarının çok ve kendilerinin ise, sayıca az olduklarını görmen, engel oluyordur.
Vallahi, çok sürmez, bir kadının, Kadsiye'den devesinin üzerinde yalnız başına çıkıp şu Beytullahı (Kâbe'yi) tavať ve ziyaret edinceye kadar (50) Allah korkusundan başka (51) hiç bir korku duymayaca-ğını da, işiteceksin!) buyurdu (52).
(Sen, Hire'yi biliyor musun?) diye sordu.
(Gitmedim, orayı görmedim amma işitmiştim.) dedim (53).
(Varlığım, kudret elinde bulunan Allaha yemin ederim ki (54) çok sürmez (55) Allah, bu işi (İslamiyeti) tamamlayacak, hatta (56), Kis-rà b. Hürmüzün hazineleri de, feth edilecek, ele geçirilecektir!) bu-yurdu.
(Kisra b. Hürmüz mü?!) dedim.
(Kisra b. Hürmüz!) buyurdu.
( 42) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 378, Ebülfida-Sire c. 4, s. 127
(43) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 2, s. 228, Ebülfida-Sire c. 4, s. 127
( 41) Aluned h. Hanbel-Müsmed c. 4, s. 378, Ebülfida-Sire c. 4, s. 127
( (
45) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 2, s. 228
46) Ahmed b. Hanbel-Mümed c. 4, s. 378, Ebülfida-Sire c. 4, s. 127
(47) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 2, s. 228
( 48) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257, Ebülfida-Sire c. 4, s. 129
( 40) İbn-i fshak, İbn-i Hişam-Sire e. 4, s. 227, Ahmed b. Hanbel-Milsned c. 4, s
257, 378, Taberi-Tarih e. 3, s. 150, İbn-i Eair-Kamil c. 2, s. 286, Üsdülgabe c. 4, 9. Ihn-i Seyyid-Uyunüleser e. 2, s. 239, Ebülfida-Sire c. 4, s. 128-129
(30) İbn-i İshak, fbn-i Hisam-Sire c. 4, s. 227, Taberi-Tarih c. 3, s. 150, Ibn-i Esir-( Kamil e. 2, s. 286, İbn-i Seyyid-Uyun, c. 2, s. 239, Ebülfida-Sire e 4, s. 126
51) İbn-i Fair-Kamil c. 2, s. 296 ( 52) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 227, Taberi-Tarih c. 3, s. 150
Kamil c. 2, s. 286, Ibn-i Seyyid-Uyun, c. 2, s. 239, Ebülfida-Sire c. 4, 5 126
(53) Ahmed b. Hanbel-Müsned e 4, s. 257, 378, Ebülfida-Sire c 4, s. 129 (54
) Aluned b. Hanbel-Mümed e. 4, s. 257, Ebülfida-Sire c. 4, s. 129
(55) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 378, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, 5. 9
Ibn-i Esir-
(36) Ahmed b. Hanbel-Müaned c. 4, s. 257, Ebülfida-Sire c. 4, s. 129
Hire'den deve üzerinde hâmisiz olarak tek başına çıkıp gelen bir
kadın da, Käbe'yi tavaf edebilecektir! (59) Belki de, senin, bu dine girmene, devlet ve saltanatı Müslümanlar-dan başkasında görmen, engel oluyordur?
Allaha yemin ederim ki çok sürmez, Babil ülkesinin beyaz köşkle-rinin de, Müslümanlara açılacağını işiteceksin!)
buyurunca, Müslüman oldum (60).
(Ben, Hanif bir Müslümanımı) dedim (61).
(Muhakkak ki, Allahın gazabına uğrayanlar, Yahudilerdir. Dalå-lete düşenler de Hıristiyanlardır!) buyurdu (62).
Resûlullahın yüzünde sevinç belirdiğini gördüm.
Resûlullah, bundan sonra, Ensardan birinin yanına inmemi, bana emr etti.
Sabah, akşam onun evine gidip gelmeğe başladım (63).
İslâmiyetin, Namazın ve Av Hükümlerinin Öğretilişi:
Resûlullah Aleyhisselâm, bana İslamiyeti öğretti ve namazı, vakit-leri içinde nasıl kılacağımı tarif etti (64).
(Ya Resûlallah! Benim yurdum, av yurdudur (65).
Biz, şu köpeklerle (66), şahinlerle (67) av avlayan bir kavmız (68). Bunlarla avlanmak, bize helâl olur mu?) diye sordum (69).
Resûlullah Aleyhisselâm (Sen, ava öğrettiğin köpeğini (70) veya şa-
(57) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 378, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 9 Ahmed b Hanbel-Müsned c. 4, s. 257, Ebülfida-Sire c. 4, s. 129
(39) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257, 378, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 9, Ebulfida-Sire c. 4, s. 129
(50) Jan-i Ishak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, 8. 227, Taberi-Tarih c. 3, s. 150, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 239, Ebülfida-Sire c. 4, s. 126
( 61) İbn-i Kayyım-Zadülmaad e, 2, 5. 228
(62 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 4, s. 378-379, Ibn-1 Kayyım-Zadülmaad c. 2, s. 228,
Ebülfida-Sire c. 4, s. 127
( 53) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 2, s. 228
( 64) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257
(65) Ahmed b. Hanber-Müsned c. 4, s. 257
(66 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257, Buharf-Sahih c. 6, s. 221, Milalim-Sahih
c. 3, 3. 1529, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1070
(68) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257, Buhari-Sahih c. 6, s. 221, Müslim-Sahih
( 67) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 4, s. 257
c. 3, s. 1529, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1070 ( 69) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, Б. 257
(70) Ahr1 b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257, Buharl-Sahih c. 6, s. 220, 221, Müslim-Sahih c. 3, s. 1529, Tirmizi-Sünen c. 4, s. 68, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1070
hinini (71), saldığın ve Besmele de, çektiğin zaman , onun, senin icin (Ya o, avı tutarken öldürürse?) diye sordum (73).
(Kendisi, ondan yemedikçe, onu, öldürmüş bile olsa, ye! (74) Çün-kü
, onu, senin için tutmuştur (75).
Eğer, ondan yerse, sen, onu yeme!
Çünkü, o, avı kendisi için tutmuştur.) buyurdu (76).
(Ya Resülallah; (77) Köpeğimin yanında başka bir köpek daha bulur ve avı, hangisinin tuttuğunu bilemezsem, ne yapacağım?) diye sordum (78).
(Köpeğinin yanında başka bir köpek bulur, ölmüş bulunan avı, yanındaki köpeğin tutmuş olmasından korkarsan (79), kendi köpeği-nin onu, senin için tuttuğunu öğreninceye kadar (80) yeme!
Resûlullah (Sizden biriniz, ava ok atacağı zaman, yüce Allahın is-
mini ansin, Besmele ceksin! Onu, vurup öldürürse, yesin. Eğer, onu, suya düşmüş ve su içinde ölmüş bulursa, yemesin! Çünkü, bilemez. Belki de, onu, su öldürmüştür.
Bir veya iki gün sonra, okunun izini avın üzerinde bulduğu ve on-da okundan başka bir iz bulamadığı takdirde, dilerse, onu yesin! (86) Sen de, okunu atacağın zaman, Allâhın ismini an, Besmele çek!
Vurduğun avı, ölmüş bulsan da, yel Ancak, suyun içine düşmüş bulursan, yeme!
Çünkü, sen, onu, suyun mu, yoksa, okunun mu öldürdüğünü bi-lemezsin! (87)
Sen, ava ok atar, bir veya iki gün sonra onu, ölmüş bulursan ve üzerinde de, kendi okundan başka bir iz bulunmazsa, dilersen ye! (88) Suya batmış bulursan, yeme!) buyurdu (89).
Resûlullahın Verdiği Haberlerin Gerçekleşmesi ve Öğütleri:
Resûlullah'ın yanında bulunduğum sırada, iki kişi geldi.
Onlardan birisi, yoksulluktan şikâyetleniyor, diğeri de, yolların hırsızlar tarafından tutulduğundan, kesildiğinden şikâyetleniyor, derd yanıyordu.
Resûlullah Aleyhisselâm (Yol kesme meselesi, sana az sonra bir zaman gelecektir ki, o zaman, ticaret kervanı, hiç kimsenin himâyesine häcet kalmadan, Mekke'ye kadar çıkıp gidecektir!
Yoksulluğa gelince: Sizin biriniz, sadakasile dolaşıp ta, kendisin-den, bu sadakayı kabul edecek bir kimse bulamayacak hale gelmedikçe, kıyamet kopmayacaktır! (90)
Sonra, sizden biriniz, Allâhın huzurunda muhakkak duracak, hem de, Allâh ile kendisi arasında ne bir perde, ne de, Allâh kelâmını ken-disine çevirecek bir tercüman bulunmaksızın duracak (91), sonra, Al-lâh, ona (Ben, sana mal vermedim mi?) diye soracak.
O kul da (Evet! Verdin!) diyecek.
Sonra, Allah, ona (Ben, sana Peygamber göndermedim mi?) diye soracak.
O kul da (Evet! Gönderdin!) diyecek (92).
Sağına bakacak, Cehennem ateşinden başka bir şey görmeyecek!
(36) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 379 (
87) Müslim-Sahih c. 3, s. 1531, Tirmizi-Sünen c. 4, s. 67-68
( (80) Müslim-Sahih e, 3, s. 1531
(30) Buhari-Sahih c. 2, s. 113
88) Buhari-Sahih c. 6, s. 220, Müslim-Sahih c. 3, s. 1531
(
91) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 256, Buhari-Sahih c. 2, s. 113 (92) Buhari-Sahih c. 2, s. 114
Sonra, soluna bakacak, yine Cehennem ateşinden başka bir sey görmeyecek! (93)
Önüne bakacak. Cehennem ateşile karşılaşacak (94).
Öyle ise, her biriniz, bir hurmanın yarısıyle olsun, bunu bulamaz. sa, güzel bir sözle olsun, kendisini Cehennem ateşinden korusun) (95) Ben, sizin hakkınızda yoksulluktan korkmıyorum.
Yüce Allah, size muhakkak yardım edecek, servet verecek, fetih-ler ihsan edecek, hattå Hire ile Medine ve daha uzak yerler arasında bir kadın, devesinin üzerinde seyahat edecek te, bineğinin çalınmasından korkmayacaktır!) buyurdu (96).
Resûlullah'ın haber verdiği şeylerden ikisi vuku' buldu.
Geri kalan üçüncüsü de, muhakkak vuku' bulacaktır.
Babil ülkesindeki beyaz köşklerin feth olunduğunu görmüşümdüri Bir kadın'ın Kadsiye'den devesinin üzerinde korkmadan yola çıkıp şu Beytullahı hac ettiğini de, görmüşümdür!
Allâha yemin ederim ki: Resûlullah Aleyhisselâmın söylemiş oldu-ğu üçüncüsü de, muhakkak vuku' bulacak, mal ve servet, öyle bollaşa-cak ki, onun zekâtını alacak bir kimse bulunmayacaktır!» (97)
Adiyy b. Hátim'in Tayyi' Valiliğine ve Zekât Tahsiline Memur Edilmesi :
Peygamberimiz, Adiyy b. Hatim'i, Tayyi'lerin üzerine Vâli ta-yin (98), Tayyi'lerin (99) ve Esedlerin (100) zekâtlarını tahsile memur etti (101).
Adiyy b. Hatim'in Medine'ye Geliş Tarihi, İslâmiyete Bağlılığı ve İbadete Düşkünlüğü :
Adlyy b. Hâtim, Medine'ye hicretin onuncu yılında şaban ayında
geldi (102).
(93) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 250, Buharl-Sahih c. 2, s. 114 (91) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 256 (
95) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 256, Buhari-Sahih e. 2, s. 114
( 96) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 379, İbn-i Kayyım-Zadülmaad ec. 2, s. 228, Ebülfida-Sire c. 4, s. 128 (97) İbn-i İshak, İbn-i Hisam-Sire c. 4, s. 227-228, Taberi-Tarih c. 3, s. 150, İbn-1
Esir-Kamil c. 2, s. 285, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 239, Ebülfida-Sire c. 4, 8. 129
(98) Ibn-1 Ishak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 247
(30) İbn-i İshak, İbn-i Higam-Sire c. 4, s. 247, Belizüri-Ensabüleşraf c. 1, s. 530 (100) Beläzüri-Ensabülegraf e. 1, s. 530, Taberi-Tarih c. 3, s. 167
zürl-Ensabülegraf c. 1, s. 530 (101) Ibn-i Ishak, Ibn-i Hisam-Sire c. 4, s. 247. İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 322, Bela-(
102) Taberi-Tarih c. 3, s. 143, Ibn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. 1057, İbn-i Eair-Usdülabe c. 4, s. 9
Adiyy b. Hatim «Hiç bir namaz vakti girmezdi ki, ben, onu özlemiş olmayayım!» derdi.
lan irtidadlar sırasında kavmının zekâtlarını toplayıp Hz. Ebû Bekire Adiyy b. Hatim, Peygamberimizin vefatı üzerine yer yer vuku' bu-getirmiş, lyi görüşü ve idaresile kavmının Müslümanlıkta sebatlarını sağlamış, kavmından hiç bir kimsenin irtidad etmesine meydan ver-
memiştir (103).
Adiyy b. Hatim, Hz. Ömer'in Halifeliği sırasında yanına gelip «Sa-nırım ki beni, tanıyamadın?» dediği zaman, Hz. Ömer «Seni, nasıl ta-
nimam?
Resûlullah Aleyhisselâmın yüzünü ilk ağartan, aydınlatan zekât,
Tayyi'lerin zekâtı idi.
Ben, seni tanırım:
Başkaları, inkâr ettikleri zaman, sen, iman etmiştin!
Başkaları, arkalarını dönüp gittikleri zaman, sen, gelmiştin!
Başkaları, ahde vefâsızlık ve hiyânet ettikleri zaman, sen, ahde ve-fakarlık etmiştin!» demiş (104), Adiyy b. Hatim de Bana bu iltifatın yeter ey Mü'minler Emiri! Bana yeter!» diyerek karşılık vermiştir (105).
(103) İbn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. 1057-1058, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 9
ram'a gelmesi, akıl sahiplerinin aklının hayran kaldığı bir durumdur. En doğrusunu Allah bilir.
Melekûtun en yücesinden, kendisine açtı.
Şunlardır: Yedi semalar, Sidre, Kürsi, Arş, Beyt-1 Ma'mur ve üs-tün cennetler. Bunlardan başka, kendisine hicab açıldı; orada bulu-nanların hallerini, fiillerini, tesbihlerini ve orada bulunan acalbatı, ila-hi kudrete delil olan åyetleri gördü. Daha başka üstün nimetleri, ora-nın sakini melekleri Yüce Allah, kendisine müşahede ettirdi. (Yahut Cebrail.)
Ceberutun nurunu kendisine gösterdi: Hayy Daim hiç öl-meyen Baki (Allah'ın) kudretine nazar eyledi.
Allalı ona salât eylesin; selâm eylesin.
Bu kadar güzel sıfatlarla anlatılan, bu kadar üstün kerametlerle vasfedilen muazzez ve muhterem Resulüllah S.A. efendimiz üzerine şanına layık bir şekilde salât eylesin. İki cihanın zorluklarından, mü-barek tabiatlarına uygun olmayan, mübarek cisimlerine ağırlık ve-ren şeylerden selâmet versin.
Öyle bir salât olsun ki: Hüsn ü cemâle, kemâle, hayra, fazilete eş olsun.
Yani: Hayrın ve faziletin artması ile, artıp artıp gitsin..
Ve salli alâ Muhammedin ve ala Ali Muhammedin adede ehl'll-cenneti ve ehl'in-nari.
Ve salli alâ Muhammedin ve ala Ali Muhammedin aded'el-ebrari vel-füccari.
Ve salli alâ Muhammedin ve alá äli Muhammedin adede mayahtelifü bihil-leylü ven-neharu.
Vec'alillahümme salåten aleyhi hicaben min azab'ın-nari ve sebeben liibahati dar'il-karari inneke entel-aziz'ül-gaffaru.
Ve sallallahü alâ seyyidina Mu-hammedin ve ala Alihit-tayyibine ve zürriyyetihil-mübarekine ve sahabeti-hil-ekremine ve ezvacihi ümnehat'il-müminine salåten mevsuleten tetered-dedü ilå yevm'id-dini.
Allahümme salli alâ seyyid'il-ebrari ve zeyn'il-mürselin'el-ahyari ve ekremi men azleme aleyh'il-leylü ve eşraka aleyh'in-neharu.
Allahümme ya zel-mennillezi 1A-yükâfa imtinanühu.....
Muhammed'e salát eyle; keza Muhammed'in âline de.. Cennet ve cehen-nem ehlinin sayısı kadar..
Muhammed'e ve Muhammed'in åline salât eyle: Ebrar ve füccar adedince.. Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle: Değişip duran gece ve gündüz adedince..
Allahım, ona salavatımızı ateş azabına perde eyle; dar-ı kararın mübahlı-ğına da sebep eyle. Sen Aziz'sin, Gaffar'sın..
Allah, efendimiz Muhammed'e ve påk âline salât eylesin. Keza, mübarek zürriyetine de.. Keza, onun pek keremli sahabelerine de.. Keza, onun müminlerin anaları zevcelerine de.. Öyle bir salât olsun ki; taa, din gününe kadar kesilmeden devam etsin.
Allahım, salât eyle; ebrarın efendisine, hayırlı resullerin güzeline, gecenin üzerine karanik ettiği, gündüzün aydınlattığı kimselerin en keremlisine..
Allahım, ey o iyiliklerin sahibi zat ki; onlara karşılık bulunamaz. Ey o nl-metlerin sahibi ki; nimetlerine, ihsanlarına mukabele edilemez.
Muhammed'e ve Muhammed'in åline salât eyle; sahraların, ot-suz yabanların kumlarının sayısı adedince..
Yani: Deryaların ve karaların ne kadar kumları varsa, o kadar salåt eyle. Onlara, izzet ve ikram eyle.
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle; dağların ve taşların, sıkleti kadar..
Hatta, onların üzerinde bulunan yüklerin ağırlığı da buna dahil-dir. Bütün bu ağırlıklar sayısınca, Resulüllah S.A. efendimizi ve âlini muazzez ve muhterem eyle.
Muhammed'e salât eyle; keza Muhammed'in âline de.. Cennet ve cehennem ehlinin sayısı kadar..
Cennette bulunanlar, insandır, cindir ve daha başkalarıdır. Hali Ile bunlar, oranın nimetleri ile nimetlenip kalırlar.
Cehennemde olanlar ise.. insanların, cinlerin, kâfirleri ile, şeytan-lardır.
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle; ebrar ve füc-car adedince..
Ebrar: Salih yararlı kimselerdir; cinlerden ve insanlardan..
Füccar: Yaramaz fasik kimselerdir; cinlerden ve insanlardan..
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle; değişip duran gece ve gündüz adedince..
Yani: Geçip giden bu zamanların, hatta gelecek olanların, hatta bunlardaki anların, saatlerinin sayısının toplamı kadar; Resulüllah S. A. efendimize ve onu nâline salât eyle.. Şanlarını yüce kıl; rif'at ihsan eyle.
Salavat-ı şerifeler arasında, dualar makbul olacağından; müellif merhum, bundan sonra, duâya başlamaktadır.
Allahım, ona salavatımızı, ateş azabına perde eyle; dar-ı ka-rarın mübahlığına da sebeb eyle.
Bu cümlede geçen:
Dar-ı karar.
Cennettir. Buna göre, cümlenin manası şu olur:
Habib-i Ekrem'ine pek şerefli peygamberine getirdiğimiz sala-vat-ı şerifeyl; cennetlere girmemize, felah bulmamıza. cümle muradı-mıza nail olmaya sebeb kıl. Ey merhametliler merhametlisi:
Allah-ü Taală, Resulüllah S.A. efendimizin Alini, cümle noksanlar dan yana temiz eylemiş; su Avetle de, bize bildirmistir Ey ehl-i beyt. Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz yap mak diler. (33/33)
Resulüllah S.A. efendimizin zürriyetinin bereketlenmesi ise.. pek keremli cedleri Resul-ü Muazzam S.A. efendimizin üstün bereketi lle dir
RESULULLAH'IN ZÜRRİYETİNE TAZİM
Mümin olan erkek ve kadınlara o düşer ki; Resulüllah S.A. efen dimize nasıl tazim, tekrim ve mahabbet edip saygı gösteriyorlarsa.. onun zürriyetine de öylece, tazim, saygı, mahabbet ve tekrim edeler. Böyle ettikleri takdirde; her asırda bulunan kimseler, o asırda yaşayan sadat-ı kiram saygıdeğer zürriyetine tazim ve tekrimleri sebebi ile, iki cihanın kederlerinden ve belâlarından korunurlar. Böylelikle saadete mazhar, üstün rahmani lütuflara nail olurlar.
Keza, onun pek keremli sahabelerine de..
Onlar, öyle ashabdır ki: Habib-i Ekrem Nebiyy-i Efaham S.A. efen-dimiz hazretlerinin mübarek cemalini müşahede etmişlerdir. Onun ke-lâmını dinlemeleri, mübarek meclisinde bulunmaları ile; Allah katın-da cümleden ziyade kereme nail olmuşlardır.
Keza, onun müminlerin anaları zevcelerine de..
Resulüllah S.A. efendimizin zevcelerine tazim ve tekrim etmek, on-
ların nikâhlarının haram olması, müminlere anaları hükmündedir. Öyle bir salât olsun ki: Taa, din gününe kadar, kesilmeden de-
vam etsin.
Burada anlatılan:
Din günü.
Tabirinden murad, kıyamet günüdür.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
Ey Vacib'il-vücud, kerem, ata, cömertlik sahibi, zat ve sıfatında tek, Fayyaz-ı Mutlak, Mutlak Hakim olan celâli yüce, nimeti her şeve şamil, kendisinden başka Rabb olmayan zatı mukaddes Yüce Allahım.
Salât eyle.
Bizzat sen, sırf fazlın, keremin, lütuf ve inayetinle.. Yüceler Yü cesi zatına, üstün şanına ve kibriyana lâyık, cümle mahlukuna ettiğin salåttan yüksek büyük ve pek şerefli salât eyle.
EBRAR'ın efendisine..
Bu cümlede geçen:
EBRAR.
Tabirii le anlatılan şunlardır: Salih zatlar, müttakiler, ilmi ile amil olan âlimler.. Resulüllah S.A. efendimiz, evvellerin ve Ahirlerin efendisi olduğu gibi, bunların da efendisidir. Mevcudatın hulasasıdır.
Resulüllah S.A. efendimiz, bütün resullerin güzelidir. Onların cümlesinin güzelliği Resulüllah S.A. efendimizin güzelliğinden iktibas edilmiştir.
Resulüllah S.A. efendimiz, onların güzeli ve hayırlısı olduğu gibi, onlar da mahlukatın hayırlısıdır.
Gecenin, üzerine karanlık ettiği; gündüzün, aydınlattığı kim-selerin en keremlisine..
Bu cümlenin biraz açık şerhli manası şudur:
Dünyanın evvelinden taa, âhirine kadar; gece karanlığı ile karanlıkta kalan nekadar zevat, gündüzün aydınlığında aydınlanan nekadar zevat varsa.. bütün bunların cümlesinden daha ziyade mü-kerrem olan alicenep peygamber üzerine; mükerrem oluşuna şayeste, güzelliğine cemaline münasip, efendiliğine ve riyasetine muvafık ta-zimat ve tekrimat ederek, yüce şanını pek faziletli kıl.
Üç kere okunacaktır.
Ancak, bu üç kere okumayı belirten cümle, bazı muteber nüsha-larda yoktur. (Bizim metincie de yoktur.)
SON SALAVAT-I ŞERİFE:
Bu salavat-ı şerife, bu güzel kitap içinde bulunan salavat-ı serife-lerin sonuncusudur.
Salavat-ı şerifelerin sonunda, Yüce Hakkın dergâhına yapılan mü-nacaatlar makbul olduğundan; müellif merhum, bu büyük eserin ve bu tazim salatlarının sonunda duâya başlıyor:
Allahım..
Ey hacetleri yerine getiren, dereceleri yükselten, duaları kabul buyuran, hayırların delili, iyiliklere başarı ihsan eden şanı büyük Al-ahım.
Ey o iyiliklerin sahibi zat ki, onlara karşılık bulunamaz. Ey o nimetlerin sahibi ki: Nimetlerine, ihsanlarına mukabele edilemez.
Sana tevessül ederek senden isteriz. Zatından başka birine tevessül ed'ip senden istemeyiz.
Bu cümlenin biraz daha açık şerhli manası şudur:
Biz aciz ve zelil kulların, anlatılan üstün sıfatların sahibi Gani Kerim Yüce Mevlâ zatına tazarru ve niyaz edip isteriz. Çünkü, yakın ve hazır olan zatındıı. Bunun için, Alim Habir olan sen Yüce Mevlâ'-ya tevessül ederiz. Anlatılan üstün sıfatlar ancak zatına mahsustur. Kalb ve kalıbımızla, Yüce Zatına tam teveccüh tam tazarru ederek ni-yazla isteriz. Şunun için ki:
-SUAL vakti, dillerimizi açasın.
Burada geçen:
- SUAL.
Tabirinden murad, kabir sualidir. Bu bizim ilk fitnemizdir. Orada ki melek gelip bize sual sorar.
Nes'elüke bike ve biahadi gayrike entutlika elsinetena länes'elüke indes-suali ve tüveffikana lisalih'il-a'mali ve tec'alena minel-aminine yevm'er-recfi vez-zelāzili ya zel-izzeti vel-celâli.
Es'elüke ya Nur'en-nuri kabl'el-ezmineti ved-dühuri entel-baki bilaze-valin el-ganiyyü bilāmisalin'il-kuddus üsttahir'ül-aliyy'ül-kahirüllezi layuhitu bihi mekânün ve lâyeştemilü aleyhi ze-manün.
Ees'elüke biesmaikel-hüsna külli ha ve biaʼzami esmaike ileyke ve eş refiha indeke menzileten ve eczeliha indeke sevaben ve esraiha minke ica-beten ve bismik'el-mahzun'il-meknun il-celil'il-ecell'il-kebir il-ekberil-azim
Sana tevessül ederek, senden isteriz. Zatından başka birine tevessül edip senden istemeyiz: Sual vakti dillerimizi açasın; yararh amelleri işlemekte başarı veresin; recť ve zilzal günü, bizi eminlerden eyleyesin. Ey izzet ve celâl sahibi..
Ey nurun noru, senden dileriz: Zamanlardan, dehirlerden evvel zevalsiz olarak, baki idin. Misli olmayan Gani, Mukaddes, Tahir, Yüce Kahir'sin..
maz. Öyle bir zattır ki: Onu hiç bir mekân, kavrayamaz; zaman, şümulüne ala-
Cümle güzel isimlerin hürmetine, zatına göre en büyükleri, derece itibarı ile en şereflileri, katında sevap itibarı ile en bol, icabet yönü ile en sür'atlileri hürmetine isterim.
Şu gizli saklı ismin hürmetine ki o: Celalet itibarı ile en celil, büyüklük itibarı ile en büyük, azamet itibarı ile en azametlidir. O öyle bir isimdir ki: Onunla sana dua edeni sever ve razı olursun; duâsını kabul edersin.
- 1908-Bediüzzaman'ın ilk yazısı "Ve Şâvirhüm Fi'l-Emr" başlığıyla Rehber-i Vatan gazetesinin ilk sayısında yayınlandı.
1915 - İtilaf Devletleri'nin orduları, Anafartalar'da karaya çıktı.
AĞUSTOS
06
ÇARŞAMBA
12 1447 SAFER
RUMI: 24 TEMMUZ 1441
HIZIR: 93
Mektubat
İçimizdekini açıklasatuz. da, saklasanız da, Allah
onu bilir.
Bakara: 284
BİR HADİS
Allah bir millet hakkında kötülük dilerse, idarelerini israfçı ve zevkine düşkün kimselere havale eder.
Deylemî
Dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlatlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır.
Vesselâmin n mesi, Sava Denizinin sularının çekilmesi, Kisra sarayu büvvetinden evvel zuhur eden harikalardır. Mecusi milletinin taptığı atesi yapılan tebşirler gibi şeylerdir ve keram nü-
"Irhasat" ile anılmaktadır ki; Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü
TARİHTE BUGÜN
Risalet- Ahmediye (asm)
BIR AYET O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için
- 1176-Selahaddin Eyyubi'ye Halep'te suikast
girişimi.
1766 - Büyük İstanbul
Depremi olarak adlandırılan deprem meydana geldi.
4000'den fazla kişi öldü.
1912 - Şair Eşref'in vefatı.
1955 - Nene Hatun'un vefatı.
22
PAZAR
SUNDAY
MAYIS
MAY
harcarlar...
Al-i İmran Suresi: 134
BİR HADİS
İki kişinin arasını düzeltmek için iki mil de olsa yürü.
Bir şey tamamıyla elde edilemediği takdirde, o şeyi tamamıyla terketmek caiz değildir.
Cebrail'in Ne Zaman, Niçin, Nerede ve Ne Şekilde Geldiği?
Cebrail Aleyhisselâm'ın Müslümanlara Müslümanlığı öğretmek İçin beşer süretine girerek Peygamberimizin yanına gelişi, hicretin onuncu yılında idi (1).
Abdullah b. Ömer'in bildirdiğine göre: Hz. Ömer demiştir ki «Biz, bir gün (2), Resûlullah Aleyhisselâmla ve Eshabından yanındaki bir cemäatla birlikte (3) oturduğumuz sırada (4), güzel yüzlü (5), başının saçı kulak yumuşaklarına kadar uzanmış (6), güzel saçlı (7), saçına güzel koku sürünmüş (8), üzerindeki (9) elbisesi bembeyaz (10), saçı ise simsiyah (11), genç ve güzel (12), üzerinde yolculuk eseri görün-meyen, bununla birlikte içimizden hiç birinin tanımadığı (13) bir adam (14), çıka geldi (15).
Orada bulunan cemaat (Bu, ne tanıdığımız bir kimsedir, ne de bu, bir yolcuya benzer! Aceb kim ola? der gibi) birbirlerine bakıştılar (16).
Semhudi-Veläülvefa c. 1, s. 317, Diyar Bekri-Hamis c. 2, s. 147
Müslim-Sahih e. 1, s. 37, İbn-i Mace-Sünen c. 1, s. 25
Fbå Hanife-Müsned s. 2
(4) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27, İbn-i Mâce-Sünen c. 1, s. 24
(6) Ebü Hanlfe-Mümed s. 2
(5) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27, Heysemi-Mecmauzzevaid e. 1, s. 40
(7) Ebû Hanife-Müsned s. 2, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27
( 8) Ebû Hanife-Mümed s. 2, Heysemi-Mecmauzzevaid c. 1, s. 40
( 9) Ebû Hanife-Müsned a. 2, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27
( 10) Ebü Hanile-Mümed s. 2, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27, 51, Müslim-Sa-
hih e. 1, s. 37, Tirmizi-Sünen c. 5, 8. 7, İbn-1 Mice-Sünen c. 1, s. 24
(11) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 51, Müslim-Sahih c. 1, a. 37, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Mace-Sünen c. 1, n. 24
( 12) Ebû Hanife-Müsned s. 2 (13
) Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 1, s. 51, Müslim-Sahih c. 1, s. 37, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Mace-Sünen c. 1, s. 24
(14)
c. 5, s. 7, İbn-i Mâce-Sünen c. 1, s. 24
Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27, Müslim-Sahih c. 1, a. 37, Tirmizi-Sünen
(15) Ebû Hanife-Müsned a. 2, Ahmed b. Hanbel-Müaned c. 1, s. 27, 51, Müslim-Sa-hih e. 1, s. 37, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Mâce-Sünen c. 1, s. 24
Adam (Ben, böyle yaparsam, imân etmiş olur muyum?) diye sordu.
Adam (Doğru söylüyorsun!) dedi (30).
Adamın (Doğru söylüyorsun!) diyerek Resûlullah Aleyhisselâmı biliyormuşcasına tasdik edişine (31), (Hem soruyor, hem de, Onu tas-dik ediyor!) diye şaştık (32).
İslâm Nedir?
Adam, bundan sonra (Yâ Muhammed! Bana, İslâm'dan haber ver! (33) Nedir o?) diye sordu (34).
Resûlullah Aleyhisselâm:
(Islâm:
1. Allah'dan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed'in Resûlul-
lah olduğuna şehadet etmen,
2. Namazı kılman,
3. Zekâtı vermen,
4. Ramazan orucunu tutman,
5. Yoluna gücün yeterse, Beytullah'a hacc etmen (35), 6. Cünüblükten de, gusi etmendir!) buyurdu (36).
Adam (Ben, böyle yaparsam, Müslüman olur muyum?) diye sordu.
(28) Ebû Hanife-Müsned s. 2, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 52, Müslim-Sahih c. 1, s. 37, Tirmizi-Sünen e, 5, s, 7, İbn-i Mace-Sünen c. 1, s, 24, Nesai-Silnen c. 8,
3. 58, Bağavi-Mesabihussünne c. 1, 5, 3
( 29) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 129, Heysemi-Mecmauzzevald c. 1, s. 41 (30) Ebû Hanlfe-Müsned a. 2, Ahmed b. Hanbel c. 1, s. 52, Müslim-Sahih c. 1, s. 37,
Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Müce-Sünen c. 1, s. 24, Nesal-Sünen c. 8, s. 98, Bağavi-Mesabihussünne c. 1, s. 3 (31) Ebû Hanife-Müsned s. 2
(12) Alarned b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 51, Müslim-Sahih c, 1, s. 37, Tirmizi-Sünen c. 5, 8, 7, Ibn-i Mâce-Sünen c, 1, s. 24, Nesal-Sünen c. 8, s. 98, Bağavi-Mesabihussünne c. 1, s. 3
(33) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 51, Müslim-Sahih c. 1, s. 37, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Mace-Sünen c. 1, s. 24, Nesal-Sünon c. 8, s. 98, Bağavi Mesabihusmünne c. 1, s. 3
( 34) Ebû Hanife-Mümmed s. 2, Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 1, s. 51, Tirmin-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Mace-Sünen c. 1, s. 24
(35) Ahmed b. Hanbel-Müsmed e. 1, s. 51, Müslim-Sahih c. 1, s. 37, Nesal-Sünen c
Adam, yine (Doğru söylüyorsun!) dedi (38). Biz, yine, adamın (Doğru söylüyorsun!) deyişine (39), (Hem soru-
yor, hem de, Onu tasdik ediyor!) diye kendisinin haline şaştık (40). Adam, böyle her defasında (Doğru söylüyorsun! Doğru söylüyor-sun!) dedikçe, cemaat (Biz, Resûlullah Aleyhisselâma, bu Adamdan
daha çok saygı gösterenini görmedik! Sanki, Resûlullah Aleyhisselâmı tanıyordur!) demekte idiler (41).
Ihsan Nedir?
Bundan sonra, Adam (Yâ Resûlallah! (42) Sen, bana, İhsan'dan haber ver (43).
(İhsan (47), Allah'ı, görüyormuşsun gibi,ibådet etmendir! Sen, O'nu, görmesen de, muhakkak, O, seni görüyordur!) buyur-du (48).
Adam (Ben, böyle yaptığım zaman, Muhsin, ibadeti, ihsan dere-cesinde yapmış olur muyum?) diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselâm (Evet!) buyurdu (49).
Adam, yine (Doğru söylüyorsun!) dedi (50).
Adam, böyle her defasında (Doğru söylüyorsun! Doğru söylüyor-
(30) Ebů Hanife-Müsned s. 2, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1 . 52
(37) Ahzaed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 129, Heysemi-Mecmauzzevaid e. 1, s. 41 (38
(29) Ebü Hanife-Müsned s. 2
) Ebû Hanife-Müaned s. 2, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 52, Müslim-Sahih c. 1, s. 37, Ibn-i Mâce-Sünen c. 1, s. 24
Sünen c. 1, s. 24, Nesai-Sünen c. 8, s. 98
(43 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 51, Müslim-Sahih e. 1, s. 37, İbn-i Mice-
) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 52-53
(41 (42) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 53
(13) Ebû Hanife-Müsned s. 2-3, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 53, Müslim-Sahih c. 1, s 37, Nesal-Sünen c. 8, s. 90, Bağavi-Mesabihussünne c. 1, s. 3, (44) İbn-i Mace-Sünen c. 1, s. 24
(45) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 129
(46) Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 1, s. 27, 51, c. 4, s. 129, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Mace-Sünen c. 1, s. 24 (47) Ebû Hanife-Mürned s. 3
Ebû Hanife-Müsmed s. 3, Ahmed b. Hanbel-Müsmed e, 1, s. 27, 51, Müslim-Sahih c. 1, s. 37, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-1 Mace-Sünen c. 1, s. 21, Nesai-Sünen
c. 8, 99, Bağavi-Mesabihussünne c. 1, s. 3
(19) Ebo Hanife-Müsned s. 3
50) Ebů Hanife-Musned s. 3, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 129
(53) Ebû Hanife-Müsned s. 3, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 51, 53, Müslim-Sa-hih e, 1, s. 37, Nesal-Sünen c. 8, s. 100, Beğavi-Mesabihussünne c. 1, s. 3
c. 5, a. 7, İbn-i Mâce-Sünen c. 1, s. 24 (54) Ebû Hanife-Müsned s. 3, Alımed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27, Tirmizi-Sünen
(55) Ebû Hanife-Müsned s. 3, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 23, 51, 53, Müslim-Sahih e. 1, s. 37, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Mâce-Sünen c, 1, s. 24, Nesal-
Sünen c. 8, s. 100, Bağavi-Mesabihussünne c, 1, s. 3
( 56) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 53
(57) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, 5. 129
( 58) Ebû Hanife-Müsned s. 3, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 129
bihussünne c. 1, s. 3 ( 59) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 52, 53, Nesal-Sünen c. 8, s. 100, Bağavi-Mesa-
(60) Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, Ibn-i Mâce-Sinen c. 1, s. 24 hussünne c. 1, s. 3 (61) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 52, Müslim-Sahih c. 1, s. 37, Bağavi-Mesabi-
sek bina kurmakta birbirlerile yarıştıklarını ve övünmeğe kalktıklarını
görmendir!) buyurdu (62). Adam (Doğru söylüyorsun!) dedi. Sonra da, dönüp gitti (63).
Soru Sahibi Adamın Aranıp Kim Olduğunun Haber Verilmesi:
Resûlullah Aleyhisselâm (Adamı, bana geri çeviriniz!) buyur-
du (64).
Hemen kalkıp adamın ardına düştük.
Ne kendisinin nereye yönelip gittiğini torunu görebildik. anlayabildik, ne de, izini,
Bunu, Peygamber Aleyhisselâma anlattık (65).
(Ey İbn-i Hattab! (66) Ey Ömer; (67) Sen, soran'ın kim olduğu-
nu biliyor musun?) diye sordu (68). Allâh ve Resûlü, daha iyi bilir! dedim (69).
Resûlullah Aleyhisselâm O, Cebrail'di. Size, dininizi öğretmek için gelmişti.) buyurdu.» (70)
(62) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 52, Müslim-Sahih e. 1, s. 38, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Mace-Sünen c. 1, s. 24-25, Nesaî-Sünen c. 8, s. 100, Bağavi-Mesa-
bihüssünne c. 1, s. 3
(03) Ebû Hanife-Müsned s. 3
(64) Ebû Hanife-Müssed s. 3, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27, Heysemi-Mec-
mauzzevaid c. 1, s. 41
(65) Ebû Hanife-Müsned s. 3
07) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 52, Müslim-Sahih c. 1, s. 38, Tirmizi-Sünen
(86 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, 5. 27 (
c. 5, s. 7, Nesai-Sünen c. 8, s. 101, Bağavi-Mesabihussünne c. 1, в. 3 ( 68) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27, 52, Müslim-Sahih c. 1, s. 38, İbn-i Mâce-
Sünen c. 1, s. 25, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, Nesal-Sünen c. 8, s. 101 ( 19) Ahmed b. Hanbel-Müsned e 1, s. 27, 52, Müslim-Sahih c. 1, s. 38, İbn-i Mâce-
Sünen c. 1, s. 25, Nesai-Sünen c. 8, s. 101, Bağavi-Mesabihussünne c. 1, s. 3 ( 70) Ebû Hanife-Müsned s. 3, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27, 52, Müslim-Sa-
hih e, 1, s. 38, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Mâce-Sünen c. 1, s. 25, Nesai-
Sünen c. 8, s. 101, Bağavi-Mesabihussünne c. 1, s. 3
Ayrıca, mahşerde, ilahi manevi huzurunda dururken, doğru cevap verebilmemiz için, dillerimizi açıp kolaylık ihsan eyle, bunu zatından
niyazla isteriz. Tekrar zatından niyaz ederiz; dünya hayatımızda bize:
Yararlı amelleri işlemekte başarı veresin.
Bizlere, dünyamıza ve âhiretimize faydalı olan İşleri yaptırasın.
RECF.. ve ZILZAL günü, bizi eminlerden eyleyesin.
Bu cümlede geçen:
RECF..
Muztar ve mustarip olmaktır. Yani: Darda kalıp perişan olmak, ZILZAL.
Ise.. titremektir. Ki bu kıyamet günüdür. Cümlenin açık manası
şudur:
Kıyamet koptuğu gün, yerler sallanırken, insanlar da perişan olup ıstırap içinde kıvranırken, bizleri, bu sıkıntılardan emin eyleyesin.
Bunun için, duâlarımızı zatına yaparız:
Ey izzet ve celâl sahibi.
Devam edelim:
Ey nurun nuru.
Yani:
Ey nurlara nur veren Yüze Zat.
Demeğe gelir.
Senden dileriz. Zamanlardan, dehirlerden evvel zevalsız olarak,
BAKİ idin.
Bu cümlede geçen:
- BAKİ.
İsm-i şerifi, Allah'ın güzel isimlerindendir. Şu manaya gelir: Da-im, zeval ve fenadan münezzeh.
Misli olmayan GANÍ.
Burada geçen: GANİ İsmi dahi, Yüce Allah'ın güzel isimlerinden-dir. Şu demeğe gelir:
Misli, naziri olmayacak şekilde, iki cihanın zengin yaratıcısısın. İki cihanın razıkısın. Cümleyl terbiye edip büyüten Kerim Gani'sin.
Mukaddes TAHİR'sin. (1)
Yani: Yüce kemalli zatın, güzel isimlerin, yüce sıfatların bütün noksanlardan ve ayıplardan münezzehtir. Sonra yüce şanın. akılların künhüne eremeyeceği kadar:
Yücesin, Kahir'sin.
Yani: Mülk, melekût, ceberut, yerlerde ve semada kâinatın cümle zatlarına ve mükevvenatın cüzlerine izzetle, galebe ile, kudretle tasar-ruf edersin.
Kahir, Aliyy, Tahir, Kuddus isimleri ile:
Öyle bir zattır ki, onu hiç bir mekân kavrayamaz; zaman şu-mulüne alamaz.
(1) T'AHİR: Metinde ve şerhte ZAHİR olarak geçer: yanlıştır.
Cümle güzel isimlerin hürmetine. zatına göre en büyükleri.. Çünkü, onun büyüklüğünü, zatından başkası bilmez.
ile en bol, icabet yönü ile en sür'atlileri hürmetine isterim. Derece itibarı ile katında en şereflileri, katında sevap itibarı
Yani: Bu isimlerin hürmetine, zatına dileklerimi arz edip isterim. Şu gizli saklı ismin hürmetine senden isterim ki o:
Bu okunacak duaya dair şöyle bir rivayet vardır:
DUANIN MAKBUL OLMASI
Ebu Nuaym Hilye'sinde, Salih Medeni'den naklen şöyle derliğini anlattı:
Rüyamda bir kimse bana şöyle dedi:
et
Duâ ettiğin zaman, duânın makbul olmasını istersen, şöyle duâ
Allahım, gizli saklı mübarek tayyib tahir mutahhar mukaddes ismin hürmetine senden isterim. (1) Bu duâyı okuduktan sonra, hacetimi dilemeyi bana bellettiği için;
ben de. bu dua ile her ne hacet dilediysem makbul oldu; ihsan edildi. Celâlet itibarı ile en celil, büyüklük itibarı ile en büyük, azamet itibarı ile azametlidir. O, öyle bir isimdir ki: Onunla sana duâ ede ni sever ve razı olursun; duâsını kabul edersin.
Yani: Her ne muradı ve maksudu varsa, onu verirsin.
Allahım senden dilerim: Senden başka ilah yoktur, kelime-i tevhidin hürmetine..
Ey hacetleri yerine getiren, duâlara icabet eden, bütün hayırları ihsan eden şanı büyük, kendisinden başka ilah olmayan nimeti her şe-ye şamil zatı mukaddes Allahım.
Ben, aciz zaif müznip mücrim kulun; ancak sen Gani Kerim Ra-uf Rahim Mevlâya tazarru ve niyaz edip isterim.
Devam edelim:
Hannan..
Yani: Tam manası ile rahmet, ve mağfiret eden..
Şu manaya da gelebilir: Küfür, dalâlet, cehalet ve isyanla yüz çe-virenleri, hak yola hidayete, taat ve ibadete, doğru yola fazlı ve inaye-
ti ile irşad edendir.
Mennan.
Yani: Hak etmeden, taat ve ibadete tevessül etmeden, türlü türlü nimetlerle kullarına in'am ve ihsan edendir.
Yeri ve semaları yaratan celâl ve ikram sahibi..
Yani: Yeri ve semaları, maddesiz, modelsiz, direksiz olarak, bu en güzel nizamla yoktan var eden Allahım.
(1) Bu duânın Arapça okunuşu şöyledir:
Allahümme inni es'elüke bismikel-mahzun'il-meknun'il-mübarek'it-tayyib-it-ta-hir'il mukaddesi.>
Şu manayadır: Öyle yüce ve mukaddes Allah'tır ki. cümleye karşı tam bir istiğna sahibi olup in'am ihsan eder.. Şu manaya da gelebilir: Kıyamet günü, izzet huzurunda salih
kullarına in'am ihsan eder.. Duaların makbul olması zımnında okunan bu isim: Allah-ü Ta-ålå'nın isimleri arasında sayılır. Resulüllah S.A. efendimiz, bu ma-
nada şöyle buyurdu: Duânızda:
Ey Celal ve İkram Sahibi.
Kavli ile ilhah ediniz. Bu şanlı isim hürmetine, ihtiyacınızın hu-sulü için, duâya devam ediniz.
İSMİ AZAM
Bir başka rivayette şöyle anlatıldı:
Resulüllah S.A. efendimiz, bir kimsenin yanından geçti. O kim-senin namaz kıldıktan sonra, şöyle duâ ettiğini gördü:
- Ey Celâl ve İkram Sahibi. (Ya zel-celâl vel-ikram.)
Resulüllah S.A. efendimiz, o kimseye şöyle buyurdu:
«Ya Recül, bu büyük ismin hürmet, celâlet, izzet ve kerameti ile senin duân makbul oldu.>>>
Sünen'de; İbn-i Hibban. Hakim, Müslim'in istihraçlarına göre, Enes'in r.a. şöyle dediğini anlattılar:
Resulüllah S.A. efendimizle beraberdik. Bir adam namaza dur-du. Rüků, secde, teşehhütten sonra, duâ etti. (Namazı bitirince.) Bu
duâsında dahi şöyle dedi: Allahım, senden dilerim; hamd sana mahsustur. Senden başka iláh yoktur. Hennan'sın, Mennan'sın. Ey Celâl ve İkram Sahibi, ey
Hayy Kayyum.. (1)
Resulüllah S.A. efendimiz, bize şöyle sordu:
etti?. «Biliyor musun, bu adam neye tevessül ederek sebep bilip duâ
Ashab:
- En doğrusunu, Allah ve Resulü bilir.
Deyince, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
«Şu Yüce Zat'a yemin ederim ki, nefsim onun kudret elindedir; bu adam, Şanı büyük Allah'a ism-i azamı ile duâ etti. Öyle bir ism-1 azamla ki, kim onunla Yüce Allah'a duâ etse, mutlaka kabul buyurur. O isim hürmetine, kendisinden bir şey istenildiği zaman verir. İşbu kimse, onunla duâ etti.»
Gaybi ve şehadeti bilen pek büyük Yüce Allahım..
(1) Bu duânın Arapçası şöyle okunabilir:
Aliahümme inni es'elüke bienne lekel-hamdü la ilahe illa entel-hannan'ül mes nanü bediüs-semavati vel-arzi ya zel-celâli vel-ikrami ya hayyü ya kayyumü.>
il-a'zamillezi tuhibbūhu ve terda am-men deåke bihi ve testecibü lehu dua-ehu.
Es'elükellahümme bilailahe illa entel-hannan'ül-mennanü bedius-sema-vati vel-arzi zül-celâli vel-ikrami âlim'-ül-gaybi veşşehadet'il-kebir'ül-müteali.
Ve es'elüke bismik'el-azim'il-a'-zamillezi iza duite bihi ecepte ve iza süilte bihi a'tayte.
ves-Ve es'elüke bismikellezi yezillü liazanetih'il-uzamaŭ vel-mülükü sibau vel-hevammü ve küllü şey'in ha-laktehu ya Allahü ya Rabbistecib da-veti ya men lehül-izzetű vel-ceberutū ya zel-mülki vel-melekûti ya men hüve hayyün lâyemutü.
Sübhaneke Rabbbi ma a'zame şa-neke ve erfaa mekâneke ente Rabbi ya mütekaddisen ficeberutihi ileyke er-ğabü ve iyyake erhebü.
**
Allahım, senden dilerim; senden başka ilah yoktur. Hannan Mennan, yeri ve semaları yaratan, celâl ve ikram sahibi, gaybi ve şehadeti bilen pek büyük Yüce Allahım.
Senden dilerim; o azametliden de azametli ismin hürmetine ki: Onunla sa-na dua olunduğu zaman, kabul edersin; onunla sana bir dilek yapıldığı zaman,
verirsin. Senden dileğimdir; şu ismin hürmetine ki: Onun azameti karşısında uza-ma, mülük, siba', hevam ve bunlardan başka yarattığın her şey zelil oldu.
Ya Allah ya Rabbi, duâmı kabul eyle.
Ey izzet ve ceberut zatına mahsus olan Yüce Zat, ey mülkün ve melekûun sahibl, ey Hayy lâyemut olan sübhan; Rabbım, şanın nekadar büyük, mekânın nekadar yüksek..
Sen Rabbımsın. Ey ceberutunda mukaddes olan, rağbetim sanadır. Ancak, senden korkarım.
1634-IV. Murad, içki yasağı ilan ederek meyhaneleri yıktırdı.
- 1858-ABD ile Avrupa arasında ilk transatlantik kablo çekildi.
1965 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Şamlı Hafız Tevfik vefat etti.
AGUSTOS
05
SALI
Allah dilediğine hakks hak, batılı batıl olarak
gösterir.
Bakara: 269
BİR HADİS
11 1447 SAFER
Allah bir idareci için hayır dilerse ona dürüst bir yardımcı verir. Bir şey unuttuğunda kendisine hatırlatır.
RUMI: 23 TEMMUZ 1441
HIZIR: 92
Ebu Davud, İmare: 4
Ölüm, ehl-i iman için bir terhistir. Ecel terhis tezkeresidir, bir tebdil-i mekândır, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesi ve kapısıdır. Zindan-ı dünyadan çıkmak ve bağıstan-ı cinâna bir uçmaktır.
Hz. ALİ'NİN YEMENE MEZHİCLERİN YURDUNA GÖNDERİLMESİ
Murad b. Mezhic'den Türeyen Kabileler:
1. Karen b. Redman, b. Naciye, b. Muradlar, Beni Cemel b. Kinane, b. Naciye
2. , b. Muradlar, 3-4. Rabaz ve Sunabihlar dive anılan Beni Zehran b. Muradlar.
Beni Sa'd'ül'Aşire'den Türeyen Kabileler:
1. Beni Hakem b. Sa'd'ül'Aşireler,
2. Beni Cu'fi b. Sa'd'ül'Aşireler,
3. Evd b. Sa'b, b. Sa'd'ül'Aşireler,
4. Zübeyd b. Sa'b, b. Sa'd'ül'Aşireler (6).
70
Rivayete göre: Üded ölünce, karısı kocaya gitmeyip oğulları Malik ile Cülhüme (Tayyi') nin yanında oturduğu için, «Oğullarının yanın-da oturdu. denilmiş ve bunun üzerine Malik ile Tayyi' Mezhic diye anılmış, Tayyi'lerden türeyen bütün kabileler de, Mezhiclerden sayıl-mıştır (7).
Hz. Ali'nin Hazırlanıp Yola Çıkarılışı:
Peygamberimiz, Yemen'e göndereceği zaman, Kuba köyünde or-dugåh kurmasını Hz. Ali'ye emr etti.
Karargah kurulup askerler orada toplanınca, Peygamberimiz, bir sarığı bir kargının başına bağlayıp «Sancak, böyledir!» buyurdu ve onu, Hz. Ali'ye verdi.
Hz. Ali'nin başına üç dürgülü bir sarık sardı. Sarığın bir ucunu, bir zira' kadar önüne, öteki ucunu da, bir karış kadar arkasına sarkıt-tıktan sonra «Sarık, böyle sarılır böyle! buyurdu (8).
Hz. Ali'nin maiyyetine üç yüz süvari verdi.
Uğurlarken ona «Hiç bir tarafına bakmadan ilerleyip git! buyur-du (9).
Hz. Ali «Yâ Resûlallah! Nasıl yapacağım?» diye sordu (10).
Eğer, seninle çarpışmağa kalkarlarsa, sizden birini öldürünceye
Sizden öldürürlerse, bir müddet, ne yapacaklarını gözlemeden on-kadar onlarla çarpışma!
larla çarpışmağa kalkmal Sonra, onlara (Sizler, Lailahe illallah = Allah'dan başka ilah yok-tur demeyi kabul eder misiniz?) diye sorarsın.
(Eveti) derlerse, onlara (Siz, namaz kılmayı kabul eder misiniz?) diye sor.
(Evet!) derlerse, onlara (Siz, mallarınızın sadaka ve zekâtını çıka-rıp fakirlerinize vermeyi kabul eder misiniz?) diye sor.
(Evet!) derlerse, artık, onlardan, bundan başkasını isteme! Vallahi, senin elinle, Allâhın, bir tek adamı hidayete, doğru yola
eriştirmesi, senin için, üzerine güneşin doğduğu veya battığı her şey-den daha hayırlıdır! (12) Daha önce, Yemen'e gitmiş bulunan Halid'in arkadaşlarına emr
et: onlardan, geri dönüp seninle birlikte gitmek isteyenler, geri dönüp gitsinler.
Medine'ye gelmek isteyenler de, gelsinler!» buyurdu (13).
Hz. Ali Mezhiclerin Yurdunda:
Hz. All, üç yüz süvarinin başında yola devam etti.
Nihayet, süvarilerin öncüleri, Mezhiclerin yurduna yaklaştılar. Hz. All, arkadaşlarını, akıncı birliklerine ayırdı.
Bunlar, yaptıkları akınlar neticesinde bir çok kadın, erkek, çocuk esir aldılar.
Deve, davar vesair ganimet malları ele geçirip getirdiler. Hz. Ali, ganimet malları üzerine Büreyde b. Husayb'ı memur etti.
Mezhiclerin Yenilerek Müslüman Olmaları:
bule dâvet ve teşvik etti. Hz. Ali, Mezhiclerin bir cemaatına rastladı. Onları, İslâmiyeti ka-
hidlerini oka ve taşa tuttular. Fakat, Mezhicler, İslâmiyete girmeğe yanaşmadılar. İslâm müca-
Bunun üzerine, Hz. Ali, eline sancak verip Mes'ud b. Sinan'üs'Sü-lemi'yi ilerletti (14).
(12) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1079
yar Bekri-Hamis e, 2, s. 145 (13) BuhariSahih c. 5, s. 110, Taberi Tarih c. 3, 8, 159, Ebülfida-Sire c. 4. 5. 201, Di-(14) Vakıdi-
Merazi c. 3, s. 1079-1080, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 169-170, Ibn-i Sey-yid-Uyunüleser c. 2, в. 271
H. ALİ'NİN YEMENE MEZHİCLERİN YURDUNA GÖNDERİLMESİ
81
ledi. Mezhiclerden bir adam meydana çıkıp kendisile çarpışacak er di-
Ona karşı Esved b. Huzalyy'üs'Sülemi meydana çıktı. İki süvari, bir müddet birbirlerine saldırdılar.
En sonunda, Esved, onu öldürüp elbise ve silahlarını aldı (15). Sonra, Hz. All, yanındaki süvarilerle birlikte hücuma geçti. Mezhiclerden yirmi kişi öldürülünce, Mezhicler, dağıldılar (16).
Hz. Ali, onları takip etmekten vaz geçip kendilerini tekrar İslâmi-yete davet etti.
Mezhieler, Müslüman olmayı kabul ettiler.
Reislerinden bazı kişiler gelip Hz. Ali'ye İslâmiyet üzerine bey'at ettiler ve «Bizler, arkamızdaki kavmımız adına da, bey'at ediyoruz. İşte, zekât ve sadakalarımız! Onların içinden, Allahın hakkını da, alls dediler.
Hz. Ali'nin Ganimet Mallarını Mücahidler Arasında Bölüştürmesi:
Hz. Ali, ganimet mallarını bir araya toplattıktan sonra beşe ayı-np bir okun üzerine (Allah'a aiddir) yazısını yazdı, Kur'a çekti.
İlk çıkan, Allâha aid beşte bir hisse oldu (17).
Bu hisse içinde Yemen elbise balyaları, ganimet develeri, Mez-hiclerin zekât develeri bulunuyordu (18). Hz. Ali, kalan dört hisseyi de, mücahidler arasında bölüştürdü (19).
Hz. Ali'nin Durumu Peygamberimize Bildirmesi ve
Altın Cevheri Göndermesi:
Hz. Ali, Mezhiclerin durumunu, Peygamberimize yazdı. Yazdığı ya-zıyı, Abdullah b. Amr b. Avf'ul'Müzeni ile gönderdi.
Yazısında: Zübeyd ve başka cemaatlara rastlayıp kendilerini İs-lâmiyete davet ettiğini, Müslüman olurlarsa, kendilerile çarpışmaktan el çekeceğini bildirdiğini, buna yanaşmadıkları için çarpışmak zorun-da kaldığını, yüce Allahın zafer ihsan ettiğini, onlardan öldürülenlerin
(15) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1080, Ahmed Zeyni Dahlan-Sire c. 2, s. 142 (16) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1080
Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1080, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 170, İbn-i Seyyid-Uyunül-eser c. 2, s. 272
Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1080-1081 (19) Vakudi-Megazi c. 3, s. 1081, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 170, İbn-i Seyyid-Uyunül-eser c. 2, s. 272
öldürüldüğünü, sonra, teklif olundukları şeyi kabul edip Islâmivete gir-diklerini ve zekât vermeye boyun eğdiklerini ve kendilerinden bazı kim-selerin geldiklerini ve onlara Kur'ân-ı Kerim okumayı da, öğrettikle-
rini bildirdi (20). Ebu Said-ul Hudri'nin bildirdiğine göre Hz. Ali, Yemenden, Pey-gamberimize dabaklanmış bir deri içinde daha toprağından temizlen-
memiş altın cevheri de, göndermişti. Peygamberimiz bu altın cevherini, Uyeyne b. Hısn, Akra' b. Habis, Zeyd'ül'Hayr ve Alkama arasında paylaştırdı.
Altın Cevheri Üzerinde Peygamberimize İtiraz Edenler:
Peygamberimiz, altın cevherini paylaştırdığı sırada, bir adam «Biz, bu ihsana, şunlardan daha müstahık idik!?» dedi.
mek, siz, bana itimad etmiyorsunuz? Halbuki, ben, göktekilerin bile Emîniyimdir.
Adamın, bu sözü, Peygamberimize erişince, Peygamberimiz «De-
Sabah, akşam, bana gök yüzünün haberi gelip duruyordur!>> bu-yurdu.
Bunun üzerine, iki gözü çökük, yanağının elmacıkları çıkık, alnı yüksek, gür sakallı, başı tıraşlı, izarını yukarı çemremiş bir adam aya-ğa kalkıp «Ya Resûlallah! Allah'dan kork!» dedi.
Peygamberimiz «Yazıklar olsun sana! Ben, yer yüzündeki insanla-rın, Allah'dan korkmağa en låyık olanı, en çok korkanı değil miyim-dir?» buyurdu.
Adam, arkasına dönüp gitti.
Halid b. Velid «Yå Resûlallah! İzin ver de, şunun boynunu vura-yım!» dedi.
Peygamberimiz Hayır! Bunun, ileride, namaz kılan bir kişi olma-sı umulur. buyurdu.
Halid b. Velid Namaz kılanlardan öyle kimseler var ki, onlar, gö-nüllerinde olmayan şeyi dillerile söylerler!» dedi.
Peygamberimiz Ben, halkın kalblerini açmağa, karınlarını yar-mağa memur değilim!» buyurdu.
Sonra da, o adam, dönüp giderken arkasından «Şunun soyundan öyle bir nesil türeyecektir ki, onlar, her zaman, Allâhın kitabını güze sesle okuyacaklar. Fakat, Kur'ân'ın halaveti, onların hançerelerini ile
ri geçmeyecek!
Onlar, ok, avı sür'atle delip çıktığı gibi, dinden fırlayıp çıkacak
lar! (21)
(20) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1081-1082
hih c. 2, s. 741-742, 743 (21) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 4-5, Buhari-Sahih c. 5, s. 110-111, Müslim-S
Eğer, ben, onların zamanına yetişmiş olsaydım, Semud kavmları-nin toptan helak olduğu gibi, muhakkak bunları da, toptan helak etme-sini Allahdan dilerdim! buyurdu (22).
Peygamberimizin Hz. Ali'ye Emri:
Peygamberimiz, Hac mevsimine kadar Yemende kalmasını ve hac mevsiminde gelip Mekke'de kendisile buluşmasını Hz. All've emr et-
ti (23). Abdullah b. Amr b. Avf, aldığı emirle Hz. Ali'nin yanına döndü (24).
Yahudi Hahamlarından Ka'b'ul'Ahbar'ın Müslüman Oluşu ve
Hicrette Gecikmesine Üzülüşü:
Ka'b'ul'Ahbar der ki «Ali Aleyhisselâm, Yemene geldiği zaman, kendisile buluşup (Muhammed'in sıfatlarını bana haber ver?) dedim. Haber verince, gülümsedim.
Bana (Ne için gülümsedin?) diye sordu.
(O'nun sıfatları, bizim yanımızda bulunan kitaptakine uyuyor da, onun için gülümsedim.
O, bizim yanımızda da, senin tavsif ettiğin gibi tavsif edilmiş bu-lunmaktadır.) dedim.
Resûlullah Aleyhisselâmın Peygamberliğini tasdik ve Kendisine iman ettim.
Bilginlerimizden bazılarını çağırdım. Kendilerine bir kitap çıkar-dım. (Bunu, babam, benim için mühürlemiş, kapamış ve Yesrib'den, Peygamberin çıktığını işitinceye kadar bunu, açmal) demişti,) dedim. Resûlullah Aleyhisselâmın vefatına kadar Yemende Müslüman ola-
rak oturdum.
Ebû Bekir de, vefat etti.
Ömer b. Hattab, Halife olunca, Medine'ye geldim. Ne olurdu hicrette öne geçmiş olaydım!» (25)
Hz. Ali'nin Mekke'ye Gidişi:
Mücahidler, beşte bir hisseden kendilerine bir şeyler verilmesini Istediler.
(2)Buhari-Sahih c. 5, s. 111, Müslim-Sahih e. 2, s. 742 (
23) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1082, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 170, İbn-1 Seyyid-Uyunül-eser c. 2, 8. 272
(24) Vaksdl-Megazi c. 3, s. 1082 (25) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1083
Hz. All, vermekten kaçındı. Ben, bunu, Resûlullah Aleyhisselâmın yanına kadar taşıyacağım. Kendisi, bu hususta uygun gördüğünü yn-par. Iste, Resûlullah Aleyhisselâm, hac'da bulunuyor. Onunla bulusu-ruz. O, bunun üzerinde, Allahın, Kendisine gösterdiği şeyi yaparle dedi Hz. Ali, zekât develerine binilmesini de, yasakladı.
Beşte bir hisseyi, hayvanlara yükledi.
Ganimet mallarından birlikte sürülüp götürülecek olanları da, bir-likte sürdürdü.
Hz. All, Taif'in Futuk kariyesinde bulundukları zaman, Ebû Rafi'i, hem arkadaşları, hem de, beşte bir mallar üzerine vekil bırakarak ar kadaşlarından önce Mekke'ye gitmek istedi ve acele gitti.
Mücahidler, beşte bir mallar arasında bulunan elbiselerden giymek üzre Ebû Rafi'den ikişer tane elbise istediler, ve aldılar.
Mekke'ye girdikleri ve Sidre mevkiinde bulundukları sırada, Hz. All, inecekleri konak yerlerine getirmek için onları karşılayıp herkesin üzerlerine ikişer ikişer elbise giymiş olduklarını görünce, elbiselerin beşte bir hisseye aid olduğunu anladı.
Ebû Râfi'a «Nedir bu?» diye sordu.
Ebû Rafi «Benimle konuştular. Senden, bana şikâyetlendiler. Se-nin hakkındakı şikâyetlerin, bununla hafifleyeceğini sandım. Senden önce, bazı kumandanlar, onlara, böyle yapmakta idiler." dedi.
Hz. Ali «Onların üzerinde gördüğün, sana vermiş olduğum bu el-biseleri, muhafaza etmeni sana emr etmiştim. Yoksa, seni, bunları, on-lara veresin diye geride bırakmamıştım!» dedi ve bazılarının da, üze-
rinden soyup aldı. Mücahidler, Peygamberimizin yanına geldikleri zaman, Hz. Ali'yi, Peygamberimize şikâyet ettiler.
Peygamberimiz, Hz. All'yi çağırdı.
Arkadaşların, senden neye şikâyet ediyorlar?» diye sordu.
Hz. Ali «Onların şikâyet ettikleri şey, her halde şudur:
Ganimetleri, onlara bölüştürmüş, ayırılan beşte bir hisseyi ise, Sa-na getirip teslim etmek üzre tutmuştum.
Onun hakkında uygun gördüğün işlemi Sen yapacaksın.
pay vermek suretile iş yaparlardı. Başkan ve kumandanlar, beşte bir hisseden, istedikleri kimselere
tirip teslim etmeyi uygun gördüm.» dedi. Ben, bu hususta, uygun gördüğünü, Sen yapasın diye onu, Sana ge
tena halde hiddetlendi... Ebû Rafi'a, siddetli muahazelerde bulun-Kaetani, 17. fıkrasında «Ebû Rafi'in verdiği müsaadeyi görünce,
du.» (27) diyorsa da, yanlıştır.
Kaynaklarda, Hz. Ali'nin, Ebû Rafl'a fena halde hiddetlendiğine veya şiddetli muahazelerde bulunduğuna dair bir şey yoktur.
Ancak Ben, sana, bu elbiseleri muhafaza etmeni emr etmiştim. Yoksa, bunları, onlara veresin diye seni geride bırakmamıştım!» de-mekle iktifa etmiştir (28).
Kaetani, aynı fıkrasında «Maamafih, Hadis'te bir maksad-ı mah-sus takip edildiği ve Hadis'in mevzu olduğu pek âşıkardır. Berů b. Azib'e müntehi olan isnad hiç bir itimad telkin etmez. (29) diyorsa da, yalan ve iftiradır.
Çünkü, Bera' b. Äzib'e itimad edilemeyeceğini ve ona dayanan Ha-dis'in uydurmalığını iddia eden ve fakat, bu hususta ilmi hiç bir delil ortaya koyamayan, kitabının hemen her sahifesindeki yalan ve iftira-larını elle tutulur derecede isbatlamış bulunduğumuz Kaetanidir.
Her hangi bir haberin uydurma olup olmadığını, Kaetani gibi bu saharın acemileri değil, İbn-i Haldun gibi mutahassisları anlar ve or-taya koyarlar.
Nitekim, Kaetani'nin de «Müdakkık ve müşikâf (kılı kırk yaran) bir müverrih olan İbn-i Haldun...» (30)
diyerek ilim ve kudretini alkışladığı İbn-i Haldun, bu bahis konusu edi-len haberi, doğruluğuna kanaat getirerek kitabına kayd etmiş bulun-maktadır (31).
Tarih, Hadis ve Hadis ilminde otoriteliği herkesce kabul edilen Mi-zanül itdal Müellifi Zehebi de, Berâ b. Ázib'in, Eshabın ileri gelenlerin-den ve büyük Fıkıh (İslâm Hukuku) bilgin'i olduğunu ve on beş gaz-vede Peygamberimizle birlikte bulunduğunu açıklar (32).
Kaetani'nin, 18. fıkrasındaki «Meşkük bir Muhaddis olan Ebû Sa-id'ül'Hudri'ye istinad ederler. (33) Iddiası da, aynı mahiyettedir ve hiç bir ilmi ve tarihi dayanağı yoktur.
(27) Kactani-İslâm Tarihi c. 7, s. 33 (28) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1081
(29) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 34-35
Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 1, s. 180
(31) İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55 (32) Zehebi-Siyerü Alamünnübelâ c. 3, s. 129-130
ve İslam Fıkıh (Hukuk) bilginlerinin Müctehidlerindendird Çünkü, Ebû Said-i Hudri, sıradan bir adam değil, Medine Müftisi Abdullah b. Ömer, Enes b. Malik.. gibi akranından büyük bir top-luluk kendisinden Hadis rivayet etmişlerdir.
tir (34). Hanzala b. Ebi Süfyan'ın, Üstadlarından nakline göre: Eshabin gençlerinden Ebû Said-i Hudri'den daha bilgili bir kimse gelmemis-
Kaetani'nin, sözünü ettiği kasdi, İslâm Muhaddislerinde değil, asıl Kaetani'de aramak gerekir.
Çünkü, İslâm Şeriatının ikinci kaynağı bulunan Hadisleri çokca ri-vayet eden Muhaddislerden tedirgin olan ve uzanamadığı İslâmi kıy metlere tükürmekten ve onları taşlamaktan kendini alamayan odur.
O, semaya fırlatılan şeylerin, nihayet, fırlatanın başına düşmeğe başlayacağını hisap edemeyecek kadar gaflet ve garazkârlık içindedir. Kaetani, aynı fıkrasında «Ve bütün Müslüman asakirinin kuman-
dasını Halid deruhde etmesi için emir vermiştir.» (35)
diyorsa da, yalan ve yanlıştır. Kumandayı, Halid b. Velid'in değil, Hz. Ali'nin üzerine alması emr edilmiştir (36).
Cumlenin buraya kadar olan kısmına hulasa mana sudur:
merhametliler merhametlisi, keremiiler keremlisi Mevlâya bütün di Bu gusel vasıflarım, yüce isimlerin hürmet ve kasemi ile sets leklerme, emellerime murad ve makaudlarıma kavuşup bermurad elmamı niyaz eder isterim
Devam edelim
Senden dilerim.
Ky merhametliler merhametlist, ey dua edenlere icabet eden, ben kulun, sen Gani Kerim Rauf Rahim Yüce Mevla'ya tazarru ve niyaz edip nimet, ihsan talebinde bulunurum,
O apametliden de azemetli ismin hürmetine ki: Onunla sana dud olunduğu zaman kabul edersin; onunla sana bir dilek yapıldığı saman, verirsin.
RESULULLAH'IN AİŞE'VE ÖĞRETTIGI DUA
Imam- Taberani Rh. Mucem-4 Evsat'ında Enes b. Malik'ten rivayet edildiğini çıkararak şöyle dediğini anlattı:
Resulüllah S.A. efendimiz, Hazret-i Alşenin r.a. hücresine girdi Hazret-i Aişe ra. şöyle dedi:
Ya Resulellah, Yüce Allah'ın öyle bir ismini bana bellet ki, onunla kendisine dua edildiği zaman, kabul eder. Onunla kendisinden birşey talep edildiği zaman, verir.
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, Hazret-i Aişe'ye bazı tavsiyelerde bulundu. Sonra, Hazret-i Aişe kalkıp abdest aldı ve şu duâyı okudu:
Allahım, senden hayrın tümünü isterim; ister onlardan bildi-ğim olsun. isterse bilmediğim. O ismin hürmetine senden dilerim ki Onunla sana dua edildiği zaman kabul edersin; bir şey istendiği zaman verirsin. (1)
Hazret-i Aişe r.a. bu duâyı okuyunca, Resulüllah S.A. efendimiz, kendisine şöyle buyurdu:
vardır.» Vallahi, senin sorduğun mübarek isim, bu isimler arasında
Devam edelim:
Senden dileğimdir.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Ey Alemlerin ilâhı, ey evvellerin ve Ahirlerin Rabbi, ben aciz zelil günahkar kulun; sen Daim, Baki, Ferd, Vahid, Samed şanı büyük Al-lah'a daima tasarru ve niyaz eder isterim.
Şu ismin hürmetine ki: Onun azameti karşısında UZAMA...
Burada geçen:
UZAMA.
(1) Bu duanın Arapça okunuşu şöyle olabilir
-Allahümme inni es'elüke minel-hayri küllihi maalimtü minhü ve ma lema'lem ve nes'elüke bismikel-azimillezi iza dulyte bihi ecebte ve iza süilte bihi a'tayte
Jekler.. Bunlardan başka; zatlarında, cinsleri, cemaatları arsında aza-Tabiri ile sunlar anlatılmaktadır: Nebiler. resuller, mukarreb me-met şanlı olanlar dahi murad edilmiş olabilir. Yahut, her iki zümrenin Yani: Padişahlar, sultanlar, cebbarlar ve sair şerefli ve önde giden
toplamı.. Mülük..
műtaazzim ve mütekebbirler.
Siba'.. Yani: Yırtıcı canavarlar. Arslan, kaplan ve benzeri hayvanlar.. Hevamm..
Yani: Haserat ve ezivet veren hayvanlar
.. Ve.. bunlardan başka yarattığın her şey zelil oldu.
Yani: Uysaliaştı; boyun eğip itaat etti.
Duâya devam edelim:
Ya Allah, ya Rabbi.
Bu cümlenin biraz daha serhli manası şudur:
Ey beni ketm-i ademden vücuda getiren; iman nuru ile müşerref eden; dünyaya ve âhirete dair hesaba gelmeyen üstün nimetler ve yu-ce lütuflar ihsan eden Rabbım.
Duamı kabul eyle.
Lütfunla, kereminle..
Ey izzet ve ceberut zatına mahsus olan zat.
SEMA MELEKLERİNİN TESBİHİ
Said b. Cübeyr'e r.a. dair bir rivayeti, Ebu Nuaym Hilyesinde şöyle anlattı:
Dünya semasında olan melekler, kıyamete kadar secdede du-rup şöyle duâ ederler:
Mülk ve melekût sahibi Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. (Sübhane zil-mülki vel-melekût.)
İkinci semadaki melekler. kıyamete kadar rükûda durup şöyle duà ederler:
İzzet ve ceberut sahibi Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. (Sübhane zil-izzeti vel-ceberut.)
Üçüncü sema melekleri, kıyamete kadar kıyamda durur; şöyle duâ ederler:
Diri ve ölmeyecek olan Yüze Zat, noksan sıfatlardan münez-zehtir. (Sübhan'el-Hayy'illezi lâyemut.)
Devam edelim:
Ey mülkün ve melekûtun sahibi..
Yani: Gayb ve şehadet âleminde tam manası ile tasarruf sahibi olan nimeti şümullü zat..
Ey Hayy lâyemut.
Şu manayadır:
Ey şanı yüce, umuma şamil nimet ve ihsan sahibi, devam ve beka ile sıfatlanan, zati bir hayatla daim baki zevalden münezzeh zatı mukaddes Allah..
Yani: Zatını kemal sıfatları ile tavsif, noksan sıfatlardan tenzih ve takdis ederim.
Rabbın, şanın nekadar büyük; mekânın nekadar yüksek; sen Rabbımsın.
Yani: Ancak sen, zat ve sıfatında. halk ve icadda, cümle tasarruf. ta teksin. Şerik ve nazirin yoktur.
Ey Ceberutunda mukaddes olan..
Şu manayadır: Ey zat, sıfat ve ilahi isimlerinde şanına noksanlık, kusur, ayıp icab eden şeylerden yana tam manası ile münezzeh olan şanı büyük Allah..
Rağbetim sanadır..
Yani: Lüttuna, affına, mağfiretine ve ihsanınadır; bunları dilerim.
Ancak senden korkarım.
Yani: Gazabından, hışmından, azabından, ıkabından, itap ve in-tikamından korkar, sana sığınırım.
Ya Azim ya Kebir ya Cebbar.
Burada:
- Cebba г.
Sıfatının açık manası şudur:
Dilediği gibi, tam tasarruf, tam istilá eden; dilediği üzerine tam manası ile kahrını ve hükmünü geçiren..
Yahut su manayadır: Cümle işleri yararlı kılan, cümle kırıkları, zayıatları geri yerlerine in'am eden..
Ya Kadir ya Kavi..
Yani: En güçlü, acizlikten ve zayıflıktan münezzeh ve müberra..
Pek mukaddessin ey büyük Allah.. Yücesin ya Alim..
Yani: Ey cümle eşyayı, ezeli ilmi lle muhit olan şanı büyük Allah. Sen isimlerinde ve yüce sıfatlarında, sonradan olma vasıflardan ve cümle ayıptan, noksandan yana yücesin; münezzeh ve mukaddes ol-dun. Ezelden ebede kadar yücesin..
Süblıansın ya Azim..
Bu cümle Sehliye nüshasında vardır. (Bizim metinde de vardır.) Ancak, bazı mutemet nüshalarda yoktur. Şu demeğe gelir:
Ey azamet, celâl, kibriya, yücelik, irtifa ile muttasıf olan zatı mukaddes Allahım. Senin zat, sıfat. isim ve fiillerini noksanlık, kusur ve fütur icab eden şeylerden tenzih ve takdis ederim..
Sübhansın ey Celil..
Şu demeğe gelir:
-Ey şanı büyük Allahım. Zat, sıfat, esma, ef'alini cümle noksan, kusur, ayıp ve füturdan daima tenzih ederek, sana hamd şükür ve duâ ile tazarru ve niyaz ederim.
Ya azimü ya kebirü ya cobberü ya kadirü ya kaviyyű tebarekle ya azimű taaleyte ya alimü sübhaneke ya azimii sübhaneke ya celili.
Es'elüke bisnikel-azimit tanım kebiri en látusallita aleyna cabbaren aniden ve läşeytanen meriden ve Min sanen hasuden ve lazaifen min hallo ke ve låsediden ve labarren ve latach ren ve läabiden ve laaniden.
Allahümme inni es'elüke fe inni eshedü (1) enneke entellahülleri la he illå entel-vahid'ül-ehad' is-sadedül lezi lemyelid ve lemyuled ve lemyekün lehu küfüven ehadün ya hüve ya men lähūve illa hüve ya men là ilahe illa hüve ya ezeliyyū ya ebediyyű ya deh. riyyū ya deymuniyyü ya men hüvel hayyüllezi layemutü ya lähena ve ilah'e
Ya Azim ya Kebir ya Cebbar ya Kadir ya Kaviy, pek mukaddesain ey b yük Allah..
Yücesin ya Alim, sübhansın ya Azim, sübhansın ey Celll...
Büyük, yüce tam ismin hürmetine senden dilerim: Bize, anid cebbarı, merid şeytanı, hasud insanı, halkımdan zayıf ve güçlü olanı, iyi, kötü, köle, cariye, anid birini musallat etme.
Allahım, zatından dilerim. Ben şehadet ederim: Sen o Yüce Allah'na ki, senden başka ilah yoktur. Vahid Ehad Samed'sin.
Öyle bir zattır ki, ne doğmuştur, ne de doğurulmuştur, dengi ve naziri yoktur.
Ya hüve.. ya men lá hüve illa hüve..
Ey kendisinden başka ilah olmayan.
Ey ezeli, ey ebedi, ey dehri, ey deymami.
Ey hiç ölmeyen diri zat.
Ey İlâhımız, her şeyin İlâhı, tek llâh. Senden başka ilah yoktur.
**
(1) EŞHEDŰ: Bu kelime Sehliye nüshasında, OŞHİDO okunuşunda gel miştir; metinde böyledir. Her iki şekilde de okunabilir.
- 1918 - Bediüzzaman'ın Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye'ye aza tayin edilmesi.
1922 - Enver Paşa'nın
şehit edilmesi.
1924 - Lozan Antlaşması yürürlüğe girdi.
1984 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Mehmet Çalışkan'ın vefatı.
AGUSTOS
04
PAZARTESİ
10 1447
RUMI: 22 TEMMUZ 1441 HIZIR: 91
BİR AYET Allah'ın lütfu geniştir ve ilmi her şeyi kaplar.
Bakara: 261
BİR HADİS
Allah, ümmetimden biri için hayır dilerse, kalbine Ashabımın sevgisini koyar.
Deylemî
Cenab-ı Hak, senin ibadetine, belki hiç bir şeye muhtaç değil. Fakat sen ibadete muhtaçsın; mânen hastasın. İbadet ise, mânevî yaralarına tiryaklar hükmündedir.
Kim mümin olduğu halde güzel işler yaparsa, emeği boşa gitmez. Biz onun her işini kaydediciyiz.
Enbiya Suresi: 94
BİR HADİS
Alim ve talebe mükâfatta ortaktırlar. Geri kalan insanlarda hayır yoktur.
Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza, bu fânî dünyadan da çıkacaksın. öyleyse, aziz olarak çıkmaya çalış. Vücudunu mucidine feda et. Mukabilinde büyük bir fiyat
31 Mart Hadisesi sebebiyle yargılandığı Divan-1 Harp mahkemesinden beraet edip tahliye edildiği haberi Tanin gazetesinde yer aldı.
2008 - Risalelerde adı geçen, Bediüzzaman'ın "manevî yeğenim" diye hitap ettiği Bedriye Eskicuma vefat etti.
24
SALI
TUESDAY
MAYIS
MAY
Allah, zalimleri çok iyi balir
Cuma Suresi: 7
BİR HADİS
Borcun karşılığı teşekkür etmek ve söz verilen vakitte vermektir.
Fenâya, ademe, hiçliğe, zulümata, nisyana, çürümeye, dağılmaya ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz. Siz fenâya değil, bekaya gidiyorsunuz....
PEYGAMBERİMİZİN BENİ TAYYİ 'LERDEN BENÍ MUAVİYE B.
CERVELLERE YAZISI
Peygamberimiz, Tayyi kabilesinden Beni Muaviye b. Cervellere bir
yan yazdı. Yazısında şöyle buyurdu:
Onlardan Müslüman olan, namaz kılan, zekât veren, Allaha ve Resûlüne itaat eden, ganimetlerden Allâhın beşte bir hakkını ve Pey-gamber Aleyhisselamın hissesini veren, müşriklerden ayrılan ve İslami-yet üzerine schadet ve ikrarda bulunan kimseler için Allah ve Resúla-nün emânı vardır.
Onlar, Müslüman oldukları zaman sahip bulundukları şeylere, da-varların yayılıp yattıkları yere de, sahip olmakta devam edeceklerdir.
Yazıyı, Zübeyr b. Avvam kaleme aldı. (1)
Kaetani'nin Yanlışları:
Kactani, 36. fıkrasının birinci kısmında, Peygamberimizin yazı-sının tercemesinde İhtidanın doğruluğu hakkında ikame-i şuhud... (2) diyorsa da, yanlıştır.
İslamiyet üzerine şehadet ve ikrarda bulunan diye terceme edil-mesi gerekirdi.
Kactani'nin, 2 numaralı notunda, yazıdaki (Mebiteten) kelimesi-
nin kapalılığı hakkındaki şikâyeti de, yersizdir (3). İbn-i Sa'd, ayı sahifede Beni Cüveyn'üt'Tailere yazılan yazıda bu kelimenin mânasını yeteri kadar açıklamıştır (4).
PEYGAMBERİMİZİN BENİ TAYYİ'LERDEN AMİR B. ESVED B. AMİR B. CÜVEYN'E YAZISI
veyn'e bir yazı yazdı (5).
Peygamberimiz, Tayyi' kabilesinden Amir b. Esved, b. Amir, b. Cü-
(1) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 209
(2) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 73
(3) Ksetani-alam Tarihi e. 7, s. 74
(4) Ibn-i Sa'd-Tabukat c. 1, a. 269 ( 3
) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 209, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 3, s. 118
Bu, Muhammed Resûlullahın, Müslüman olan Amir b. Esved'e ys
zısıdır (6):
O ve kavmi olan Tayyi'ler, namaz kıldıkları, zekât verdikleri v müşriklerden ayrıldıkları müddetçe, Müslüman oldukları zaman sahi bulundukları yurdlarına ve sularına sahip olmakta devam edeceklerdin Yazıyı, Mugire kaleme aldı (7).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 36. fıkrasının ikinci kısmında, Peygamberimizin yazısını tercemesinde «İslamiyeti kabul ettikleri takdirde namazı kıldıkları..» (8 diyorsa da, yanlıştır.
O ve kavmı olan Tayyl'ler, namaz kıldıkları» demek gerekirdir.
Mektubun İbn-i Esir'deki metninde Amir b. Esved'in Müslüman o duğu açıklanmış olup (9), bunun da, ihmal edilmemesi gerekirdi.
Peygamberimiz, Beni Tayyi'lerden Benî Cüveynlere bir yazı yazdı
Yazısında şöyle buyurdu:
«Onlardan, Allaha iman eden, namaz kılan, zekât veren, müşrik lerden ayrılan, Allâha ve Resûlüne itaat eden, ganimetlerden Allâhı beşte bir hakkını ve Peygamberin hissesini veren, İslâmiyet üzerine şe dullâhın emânı vardır. hadet ve ikrarda bulunan kimseler için Allahın ve Muhammed b. Ab
Onlar, Müslüman oldukları zaman sahip bulundukları topraklar na ve sularına sahip olmakta devam edecekler, davarların yayılıp ge döndükleri yatak yerleri de, kendilerine aid olacaktır.
Yazıyı, Mugire kaleme aldı.» (10)
(6) İbn-i Eslr-Üsdülgabe c. 3, s. 117
(
Ibn-i Sa'd-Tabakat e, 1, s. 269, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 3, 5, 117
Peygamberimiz, Beni Tayyi'lerden Beni Ma'nlere bir yazı yazdı.
Yazısında şöyle buyurdu:
at ettikleri, müşriklerden ayrıldıkları, Müslümanlıkarını ikrar ettikleri ve yol emniyetini sağladıkları müddetçe, Müslüman oldukları zaman sahip bulundukları yurd ve sularına sahip olmakta devam edecekler, davarların yayılıp geri döndükleri yatak yerleri de, kendilerine aid ola-Onlar, namaz kıldıkları, zekât verdikleri, Allaha ve Resûlüne Ita-caktır.
Yazıyı, Alá' kaleme aldı ve şahid oldu.» (11)
PEYGAMBERİMİZİN BENİ TAYYİ'LERE AID SULAR VE TOPRAKLAR HAKKINDA BENİ ESEDLERE YAZISI
Peygamberimiz, Beni Tayyi'lere aid sular ve topraklar hakkında Beni Esedlere şöyle yazdı:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Muhammed Peygamberden Beni Esedlere. Selámün aleyküm.
Ben, sizlerden dolayı O Allaha hamd ederim ki O'ndan başka ilah yoktur.
Bundan sonra derim ki: Tayyi'lerin sularına ve topraklarına yak-laşmayacaksınız.
Çünkü, onlara aid sular, sizin için helâl değildir. Onların topraklarına da, girmeyeceksiniz.
Kendilerinin girdirecekleri kimseler, bundan müstesnadır.
Muhammed'e asi olan kişiler, Muhammed'in himayesinden uzak kalırlar.
İse, Kudai b. Amr, bakacaktır. Halid b . Said yazdı. (12)
Kudai b. Amr, Beni Uzrelerden olup Beni Esedlerin zekât tahsil memuru idi (13).
Çünki, Emma badů diye kısaltılmış olan bu söz aslında «Benim. sana olan duâmdan sonra demektir.
Bunu, ilkönce böyle kullanan da, Davud Aleyhisselam veya Ka'b b. Lücy'dir (15).
Bunu, Aşağıda» diye değil, hiç olmazsa "Bundan sonra derim ki veya «Bundan sonra bilesiniz ki» diye terceme etmek uygun düşerdi.
Kaetani, 40. fıkrasına eklediği 1 numaralı notunda «Mevsûkiyet evsafını hãiz gibi görünen bu vesika, görülüyor ki, Taylar ile Esedler
arasındaki münázaattan mülhem olmuştur. Esedler çölde Tayların elinde bulunan kuyulardan istifadeye kalk-
mışlardı. (16)
diyorsa da, yanlıştır. Her hangi bir
haberli, usülüne göre tenkid edemeyen Kaetani, dâi-ma keyfi ve sudan bir takım sebepler uydurmağa kalkmaktadır. Peygamberimizin, bu yazıyı, Beni Esedlerin, Benî Tayyi'lere ald sulara ve topraklara müdahaleleri üzerine yazması kadar tabiî ne ola-
bilirdi?
Yoksa, Kaetani, yazının, ortada böyle bir müdahale olmadan ya-zılması gerekeceğini mi sanıyordur?!
Bir vesikanın uydurmalığını, onun tabiiliğinde değil, gayr-1 tabii-liğinde aramak gerekmez mi?
Sonra, Beni Esedlerin, Beni Tayyi'lere aid sular ve topraklara her hangi bir müdahalede bulunmamış oldukları, tarihi ve ilmi bilgi ve bel-normal ve mantıki olmaz. gelerle isbatlanmadıkça, bu vesikanın uydurmalığını ileri sürmek te,
Kaldı ki Kaetani, müdahale ve münazaanın vukuunu peşînen ka-kapamıştır. bul etmiş bulunduğundan bu husustaki itiraz kapısını, kendisi yüzüne
(14) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 77
Firuzábadi-Kamüsülmuhit e. 1, s. 283 (16) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 77
Bir kimsenin kendisine uygun kişilerle arkadaşlık kurması gerektiğini ve "arkadaşını tanıdığımızda o kişinin de kimliğini" öğreneceğimizi belirtmek için "Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyeyim." deriz. Bu atasözünü, arkadaş seçiminde dikkatli davranmamız gerektiğini, bu seçimin bizim karakterimizi de yansıttığını, dolayısıyla hayatımızı olumlu ya da olumsuz yön-de etkilediğini anlatmak için kullanırız.
Biraz uzunca bir tanım oldu ama ancak bu kadar özetleye-bildik. Zaten arkadaşlarımız da bizim birer özetimiz değil midir?
Çocukluk yıllarından itibaren pek çok arkadaş ediniriz. Hayat boyunca mahalleden, okuldan, iş yerinden, sanal âlem-den, derken bir sürü arkadaşımız olur. Bu binlerce arkadaşın içinde çok azıyla yüz yüze görüşürüz. Yine azdan azıyla da dertlerimizi paylaşırız. Çünkü "gerçek dostlar" yani arkadaşlar "yıldızlar gibidir, karanlık çökünce ortaya çıkarlar." Karanlık-tan kastımız "zor" zamanlardır. Maalesef herkes zor zamanların adamı değildir.
"Güç bir duruma düşüldüğünde ne yapıp edip kendisini veya yakın çevresindekileri kurtaran" çözüm odaklı insanlar için "Gemisini Kurtaran Kaptandır." deriz. Bu atasözünü ço-ğunlukla kriz üreten değil, krizleri çözme hususunda maha-retli olan kimselerden bahsederken kullanırız. Çünkü böyle kimseler ani bir durumla karşılaştıklarında hemen paniğe ka-pılmazlar.
Peki, ya ne yaparlar?
Akıllıca hareket edip düşünürler ve sıra dışı fikirler bulup aleyhlerine olan bir durumu lehlerine çevirirler. Bu tür kimse-ler devletin en üst kademesinden biri olup gemileri karadan da yürütebilir veya sıradan bir çoban olup da koyunların başları-na fener bağlatıp sayılarını çok gösterir ve böylelikle düşmanın gözünü korkutup geri çekilmelerini sağlar.
Her toplumda şahsiyetiyle, pratik zekâsıyla ve cesaretiyle ön plana çıkıp da ailesinin, komşusunun veya milletinin derdi-ni omuzlayan çözüm odaklı insanlar vardır. İster çoban olsun,
isterse hükümdar olsun, bir kişinin gerçekten de çözüm odak bir insan olup olmadığını nasıl anlarız?
Kesinlikle zor bir durumla karşılaştığımız zaman anlarız
adeta onların varlığından güç alıp geleceğe daha bir umul-Savaş ya da doğal afet gibi imtihanlarla sınandığımızda la bakarız. Kendilerinden güç aldığımız bu insanlar, belki de dünyanın en yalnız ya da en anlaşılmaz kimseleridir çünkü yaşadıkları toplumda hak ettikleri değeri göremezler. Öyle de olsa onların eline de çok kıymetli bir hazine geçer. O hazineye "tecrübe" deriz.
"Tecrübesiz akıl bir iş beceremez." derler.
Yeterince tecrübeli bir kaptan, gemisi su aldığında gemiyi ilk terk edecek olan kişilerin fareler olduğunu bilir ve tedbi-rini ona göre alır. Tedbirden sonrası artık tevekküle kalmıştır. Bir kişi ne kadar akıllı, becerikli veya tecrübeli olursa olsun, takdiri bozamaz.
O sebeple bize düşen gemiyi sağlama almak için elimizden gelenin en iyisini yapmaktır. Gerisi takdiri ilahidir. Gelelim kimlerin kaptan olduğuna...
Aslına bakarsanız hepimiz bir geminin kaptanıyız. Yani herkesin sorumlu olduğu bir alan veya yerine getirmesi gere-ken bir ya da birkaç görevi vardır. Her kim sorumlu olduğu alandaki krizleri iyi yönetirse ve görevini aksatmadan yapar-sa, o kişi gemisini kurtarmış sayılır. Günümüzde kurtarılmayı bekleyen o kadar çok gemi vardır ki sözgelişi dağılan nice yuvalar batmakta olan gemileri andırır.
"Aile (ise) toplumun bel kemiğidir."
Nasıl ki bir insan bel kemiğinden zarar gördüğünde felc olma tehlikesiyle karşılaşıyorsa aynı şekilde dağılan her yuva da toplumun huzuruna ciddi zararlar verebilir. Bu zararları
وما قدروا الله حق قدره إذ قالوا ما أنزل الله على نكر من التى قل من انزل الكتاب الذى جاء به موسى نور وقلق الناس تجعلونه قراطيس تبدولها والحلول كثيرا والتك ما لم تعلموا أنتم ولا اباؤكم قل الله ثم درهم في خودي يلعبُونَ وَهذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبارك مصبق الذي بيل بانه والندر ام القرى ومَنْ حَوْلَها وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بالاخر الرسول به وهم على صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ ، وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى على اللهِ كَذِبًا أَوْ قَالَ أُوحِيَ إِلَى وَلَمْ يُوحَ إِلَيْهِ شَيْ وَمَنْ قَالَ سَأُنْزِلُ مِثْلُ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَوْ تَرَى إِذِ الظَّالِمُونَ فِي عُمَرَانِ الْمَوْتِ وَالْمَلَئِكَةُ بَاسِطُوا أَيْدِيهِمْ أَخْرِجُوا المسكم اليوم تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللهِ غَيْرَ الحل وَكُنتُمْ عَنْ أَيَّاتِهِ تَسْتَكْبِرُونَ وَلَقَدْ جِئْتُمُونا فرادى كنا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَلْنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ وَمَا ترى مَعَكُمْ شُفَعَاءَ كُمُ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَا لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنْكُمْ مَا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ .
66 Bu (Kur'an), Ümmü'l-kurā (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz, kendisinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır. Ahirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını kılmaya hakkıyla devam ederler.99 (En'am, 6/92)
Mushaf sayfa no: 138
Hafızlık sayfa no: 7. Cüz/3. sayfa
KUR'AN, ALLAH'IN TÜM İNSANLIĞA BİR HİTABIDIR.
BİLGİ
Bir ilahi kitap olarak Kur'an Allah'ın sözüdür, sözlerin en güzeli ve en yüce-sidir. Daha önce insanlığa gönderilen ilahi kitapların Allah tarafından gelen bozulmamış hållerini doğrular Kur'an. Onunla ilahi buyruk ve mesaj tamam-lanmıştır. Kur'an bozulmamış, ilahi koruma altına alınmıştır. O hem Mekke hem de onun çevresi yani tüm insanlık için gönderilmiş bir kitaptır. Kur'an'la hak ve batıl belli olmuştur. Ahirete iman edenler, Kur'an'a da iman eder ve Rablerine bağlanıp ibadet ederler.
MESAJ:
Mümin, Kur'an'ın, kendisine gönderilmiş ilahî bir kitap olduğunun bilincindedir ve başta namaz olmak üzere Kur'an'ın tüm emirlerini yerine getirir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Mübarek: Maddî ve manevî açıdan hayır getiren, bereketli. Ümmü'l-kura: Şehirlerin anası, çevresinin merkezi olan şehir, Mekke.
Tohumu ve çekirdeği çatlatan şüphesiz ki Allah'tır. O, ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü
çıkarmaktadır. İşte Allah budur. O hålde (haktan) nasıl dönersiniz!
(Επ'άm., 6/95)
Mushaf sayfa no: 139
Hafızlık sayfa no: 7. Cüz/2. sayfa
CAN VERENE KUL OL!
BİLGİ
Allah (c.c.) her şeyin yaratıcısıdır, yaratmasında asla kusur yoktur. O Allah ki ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarandır. Rahman olan Allah taneye ve çekirdeğe can verendir. O, kocaman ağacın özünü çekirdek içinde gizlemiştir. Toprağa ekilen tohum veya taneyi, çekirdeği yaran Allah'tır. Kupkuru tohumdan yumu-şak ve taze bitki çıkaran O'dur. O Allah ki mülkünde, kâinatta gücü sınırsız olan yaratıcıdır. Hål bu iken nasıl O'ndan yüz çevirip, başka varlıkları ilah ediniyorsunuz? Bu çok büyük bir hatadır.
MESAJ
Allah'ın yüceliğine ve sınırsız gücüne bakıp ibret almalı, O'ndan asla yüz çevirmemelidir.
"İnsanlardan bana en yakın olanlar; kim ve nerede olur-larsa olsunlar, Allaha karşı takva sahibi olan müttakilerdir." (Ahmed, V, 235; Heysemi, IX, 22)
Bu sırra mazhar olan Hak dostları; vefatlarının üzerin-den asırlar geçse de unutulmaz, dillerde, gönüllerde ve duâ-larda dâimâ yâd edilirler.
Başta peygamberler, Peygamberimiz, ashâb-ı kiram, İslâm büyükleri, Veysel Karânî, Bahâeddin Nakşibend Haz-retleri, Hazret-i Mevlânâ, Yûnus Emre, Aziz Mahmud Hüdâyî ve emsâli, hepsi hâlâ gönüllerde irşadlarına devam ediyorlar.
Bu, takvânın verdiği berekettir. Cenâb-ı Hak ile dost ol-manın getirdiği nimettir.
Takvâlı kullar; hem dünyada gönüllere taht kuruyorlar hem de âhirette korku ve hüzünden âzâde olup, Cenâb-1 Hakk'ın sonsuz rahmet ve lütuflarına mazhar olacaklar.
Lâkin;
Tarihteki büyük zâlimlerden Firavun, Nemrut, Ebrehe ve benzerleri, insanlığın düşmanı ve yüz karası oldular. Hiç sevilmedikleri gibi, hatırlarda zulüm sembolü olarak kal-dılar. Saltanatları da hüsranla son buldu. Hepsi de tarihin çöplüğünde yerlerini aldılar. Saraylarının harâbelerini bay-kuşlar şenlendirmektedir.
Hâsılı;
Dostluğun, Allah'taki kaynağına ulaşan-lar; ebediyyen bütün insanlığın dostu oldu-lar. Sevdiler, sevildiler. Dünya hayatlarından sonra da dostluk ve muhabbette ebedîleşti-ler, fânî gök kubbede hoş bir sedâ bıraktılar.
vasıf: Bir kimse veya nesneyi başkalarından ayıran ken-dine has hål, nitelik, husûsiyet.
vasi: 1. Ölen bir kişinin vasiyetini yerine getirmeye me-mur edilen kimse. 2. Kendi malını idare edemeyecek durumda olan akılca hasta veya zayıf bir kimsenin, bir yetimin, küçük bir çocuğun malını yöneten kimse.
vâzıh: Şüphe bırakmayacak şekilde açık olan, açık seçik, apaçık, aşikâr.
vebal: 1. Sonunda ceza ve azap olan fiil, günah, sorum-luluk. 2. Kötü akıbet.
vecd: 1. Kendini kaybedercesine ilâhî aşka dalma. 2. Şid-detli dînî duygu ve heyecan hâli.
vefâ: 1. Sözünü yerine getirme, sözünde durma, bor-cunu ödeme. 2. Sevgi, dostluk ve bağlılıkta sebat. 3. Yetme, yetişme.
velâyet: 1. Başkası adına iş yapabilme, velilik. 2. Hâkimi-yet, salähiyet. 3. Yakınlık, dostluk.
vesåyet: 1. Vasilik. 2. Tavsiye.
Y
visal orucu: Peşpeşe iki veya daha fazla gün oruç tutmak.
yakin: Şüpheden kurtulmuş, doğru, sağlam ve kesin bil-gi; doğru ve kuvvetle bilme, mutlak kanaat ve tam bir itmi'nan.
yarıcı: Tarlayı ekip biçerek ürünü mal sahibiyle yan yanya bölüşmek üzere çalışan kimse.
tecessüs: 1. İç yüzünü araştırma, araştırma merakı. 2. Merak.
te'dib: Edeplendirme, terbiye etme, uslandırma.
tedkik: İnceleme.
teessür: Üzüntü, karamsarlık.
tefekkür: 1. Bir mesele hakkında zihni faaliyet gösterme, düşünme. 2. Derin düşünme.
tefessüh: Çürüyüp dağılma; bozulma, kokuşma.
tehassüs: Hislenme, duygulanma.
tekâmül: Basamak basamak meydana gelen değişme, şekil değiştirme ve gelişme, kemåle erme, olgunlaşma.
teksif: Yoğunlaştırma, yoğunlaştırılma, bir yere toplama.
teläkki: 1. Kabul etme, alma. 2. Anlayış, görüş. 3. Bir gö-rüşle bakmak.
telkin: 1. Fikrini kabul ettirme, aşılama. 2. Vefåt eden kişiyi kabre koyduktan sonra, mezarı başında sorgu meleklerine vereceği cevaplara dair kendisine hatır-latmalarda bulunmak.
temăşă: 1. Bakıp seyretme. 2. Gezme.
temâyül: 1. Bir tarafa doğru eğilme, meyletme. 2. Bir kimse veya şeye taraftar olma, ilgi duyma.
temâyüz: Sivrilme, dikkati çekerek öne çıkma, kendini gösterme.
tenzih: 1. Bütün eksiklik ve noksanlardan ayırmak. 2. Cenab-ı Hakk'ın her türlü noksan ve kusurlardan uzak, müteál (idraklerin erişemeyeceği derecede yü ce) bir yaratıcı olduğunu ikrar etmek.
terennüm: Yavaş, güzel ve hoş şekilde söyleme veya ötme.
terettüp: Gerekme.
terki: Eyerin arka kısmı, binek hayvanlarının sağrısı.
tertil: Kur'ân-ı Kerimi usül ve käidesine uygun şekilde okuma.
ve ailemi "...Allah'ım! Ey Rabbimiz ve ey ey her şeyin Rabbi! Beni ve dünya ve ahirette her an sana ihlasla bağlı kıl. Ey yücelik ve sahibi!..." (Ebû Dâvûd, Vitr, 25) ikram sahibi!..."
ZEKASI VE DÜRÜSTLÜĞÜYLE TANINAN ÇOK YÖNLÜ BİR ÂLİM: MEHMED ZİHNİ EFENDİ
1846'da İstanbul'da doğdu. "Zih-ni" mahlası çok zeki ve kavrayışlı olmasından dolayı hocası tarafın dan verilmiştir. Küçük yaşta Kur'an'ı ezberledi ve cami derslerine de-vam etti. Eğitimini tamamlayınca ulûm-i aliye (medrese öğretim üyeliği) diploması aldı. Çok değişik vazifelerle görev yaptı. Galatasaray Mekteb-i Sultanîsi'nde ve Mekteb-i Mülkiyye'deki hocalığı sırasında çığır açıcı öğretimi sayesinde bir-
çok değerli talebe yetiştirmiştir. 1025 kitaptan oluşan kitaplığını Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ne bağışlamıştır.
Mehmed Zihni Efendi Arapça öğ-retimi için bir dizi kitap yazmış ve bu hususta yeni bir çığır açmıştır. Kendisinin okuduğunu iyi anlayan, eleştiren, dikkatli ve düzenli ya-zan bir âlim olduğu belirtilmekte, ayrıca görevlerini hakkıyla yerine getiren, dürüstlükten ayrılmayan nazik bir insan olduğu nakledil-mektedir.
Halvetiyye-Şābāniyye şeyhi Ne-cib Efendi'ye intisap eden Meh-med Zihni Efendi, Meclis-i Kebîr-i Maarif üyesi iken 16 Aralık 1913 tarihinde İstanbul'da vefat etmiştir.
SÖZÜN ÖZÜ
Ne kaçan fırsatlar
karşısında ümitsizliğe
düşülmeli, ne de
fırsatlar ve sebepler Allah Teâlâ ya ile dua etmek
(Yeryüzünde çeşitli diller vardır. Acaba bu diller nasıl meydana çıkmıştır?)
CEVAP
(Tibyan) da Bekara süresi 31. âyet-i kerimesinin tetsirinde, Allahu teâlâ nin, Adem aleyhisselama bütun dilleri öğrettiğı, o da çocuklarının her biri siyle ayrı bir dil ile konuştuğu, sonra bu çocukların muhtelif memleketlere dağıldığı, böylece dillerin yeryüzune dağıldığı bildirilmektedir
Adem aleyhisselâm, evlatlarına bin kadar fisan öğretti. Vefatına kadar oğulları ve kalarıyla beraber kırkbin torununu gördü (Mearicu'n-Nübüvve]
***
Antakya'dan ABOUSSELAM GÜLTE
KIN'ın suali şöyle.
[Yazın sıcak olduğu İçin çok kimseler namazı kısa kollu gömlek ile, yalınayak ve takkesiz kılıyor. Bazı kimseler, "Böyle namaz kılmak mekruhtur." der-ken, bazıları da "Erkeğin namazda kapanması farz olan yerl.göbek ile diz arasıdır. Gömleksiz de kılınsa mahzuru olmaz." diyorlar. Hangisi doğrudur?)
CEVAP
Başı açık, yalınayak kolları sıvalı veya kısa kollu gömlek ile namaz kıl-mak mekruhtur Mekruh, namazın sevabını azaltır. Erkek, göbek ile diz arasını kapatarak namaz kılarsa kerahaten cáiz olur. Başı kolları ve vücudun örtülmesi gereken yerlerini kapatarak namaz kılmak sünnettir Sünnetlere riayet edilmezse namazın Sevabı azalır. Temiz çorapla câmiye gelmelidir Başkalarını rahatsız ede cek derecede kokan kirli çorap ile namaz kılmamalıdır. Başkalarına ezi-yet vermek haramdır. Eğer başka çorabı yoksa, haram işlememek için yalınayak kılabilir. Ancak bunu adet haline getirmemelidir. Namazı temiz elbise ile kılmaya çalışmalıdır Şafilde yalınayak namaz kılmak sünnettir.
★★★
"HARAM MI?" rümuzuyla mektup
yazan okuyucumuza
Sorduğunuz sullerın cevabi bir kaç defa yazıldı. Tekrar tekrar yazıl ması uygun olmuyor. Hiç birisi haram değildir
Konya'dan FERIT KALE'nın suali şöyle
(Farz ile sünnet, sünnet ile farz ara-sında konuşanın sünnet namazı kabül olmaz diyorlar. Doğru mudur?)
CEVAP
(Sunnet ile farz arasında konus-mak, sünneti iskat etmez ise de sevabını azaltır Bir şey okumak da böyledir Bazı âlimlere göre sünnet kabül olmaz, evvelki sünneti tekrar kılmak lazım olur) (Dürr-ül muhtar s.457)
(Farz ile sünnet, sünnet ile farz arasında konuşmak, sünneti iskat etmez iso de, sevabını azaltır Ala kavlin, sünnet såkıt olmakla, iåde olu nur) (Nimet-Islam)
Goruldüğu gibi, sünnet ile farz farz ile sunnet arasında konuşmak veya üç İhlas ile bir Fatiha okumak bazı âlimlere göre, sünnetin sevåbını azaltır, ba'zı âlimlere göre de, hiç kabül olmaz.
***
İstanbul-Yeşildirek'ten RECEP DOĞAN'ın suali şöyle
Allahü teâlâ, her bin senede (Resûl) leri vasıtası ile bir din göndermiştir Bütün Peygamberler aynı îmânı bil-dirmişlerdir. Fakat kalb ile, beden ile yapılması ve sakınılması lazım gelen hususları değişiktı. Her resül gelince, kendinden önce gelen resülün îmâna ait olmıyan hükümleri nesh etmiş, yürürlükten kaldırmıştır. En son ola rak Muhammed aleyhisselâm gel-miş, daha önce gelen Resüllerin bildirdikleri nesh olmuştur. Kur'ân-kerimin gelmesi. Barnabas Incılının değişip değişmemesine bağlı değildir.
★★★
Kocaeli-Gölcük'den R.U, nun suali-nin cevabı şöyle;
Bahsettiğiniz Mısırlı yazarın kitap-farı muteber değildir Adresinizi yazarsanız bu hususta daha önce yazdığımız yazıların fotokopilerini göndeririz
Muhammed Nurî Nakşıbendi Hazretleri, Emirzâde Seyyid Hüse-yin Efendi'nin oğlu olup 1801 senesinde İstanbul'da dünyaya gel-miştir. Abdülkadir Geylânî Hazretleri'nin 16. batından evlatlarıdır. Älet ve âlî ilimlerde tekemmül ederek Şehrî Hafız Efendi'den icâzet almıştır. Nakşî Şeyhi, Kayserili Hacı Mustafa Efendi, Mehmed Nû-rì Efendi'yi 10 yaşında iken, halifeşi Saîd Efendi'ye göstererek: "Bu çocuk zamanın kutbu olacaktır. Ümmet-i Muhammed'den birçok kimse bundan feyz alacaktır. Bunu sen irşad edeceksin. Dikkat et. Zamanını bekle" diye tenbih etmiştir. Sald Efendi, hissettirmeden Mehmed Nûrî Efendi'yi 18 sene takib ve tarassut ettikten sonra nihâ-yet Ramazan ayında va'z ve nasîhat için Kayseri'den Istanbul'a gel-diğinde Mehmed Nuri Efendi'nin müracaatı üzerine müntesibliğe ka-bul etmiştir. Altı sene zarfında seyr-i sülüku kat edip otuz dört yaşın-da iken İrşad ile vazifelendirilmiştir. Sultan II. Mahmud Hân, kendi-sine irşad vazifesini îfâ için Yahya Efendi dergâhını tahsis etmiştir. Nusretiye Camii'nde de dersler vermiş ve bu derslerin bazılarına bizzat sultan da iştirak etmiştir.
Gâyet mütenâsip uzun boylu idi. Heyet-i mecmûası insan güzeli, güzel görünüşlü, mânevî heybetli idi. Mübarek yüzleri uzuna yakın yuvarlak, sariya mail beyaz, aliniarı açık, kaşıarı yüksek ve gür, gözleri gayet sevimli koyuca tahrirli mavi, burunları çekme ve biraz tümsekçe, ağızları büyüğe mail ve mûtedil surette toplu, dişleri mû-tedilâne sık, mübarek sakalları kumraldı. Zahid, müttakî ve cömert, ilmi ile âmil, hâkikati Muhammediyyeye vakıf, kerâmâtı zâhir, ârif-i billah bir veliy-yi zîşân ve insân-ı kâmil idi.
Buyurmuşlardır ki; "Şu hususa çok dikkat edilmelidir: Babadan kalmış veya bir gelir temin etmek gayesiyle kolayını bulup bir derga-hı ele geçirmiş kimseler vardır. Bunlar tasavvuf yolunda bazı kitap ve risâleleri okuyup şeyhlik iddia ederek insanlara doğru yolu göster-meye kalkarlar. Fakat kendileri doğru yolun hangisi olduğunu bilmez-ler. Böyle kimseler kör insan gibidir, bunların talebeleri de kör olur. Bunların, sonunda tehlikeli bir uçuruma düşmelerinden korkulur."
1866 senesi Şevval'in 14. Pazartesi günü 64 yaşında İstan-bul'da irtihâl buyurdular. Cenaze namazı Beşiktaş Sinan Paşa Câ-mii'nde kılındı. Mübarek na'şı Yahya Efendi türbesinde hazırlanan kabrine konulmuştur.
Miftahul Kulüb adlı eseri tasavvufa dair çok kıymetli malumat veren muteber bir kitaptır.
Zühd - Dinin yasak ettiği şeylerden sakınma ve buyruklarını yerine getirme.
Zühd-ü-tekva
Dinin yasak ettiği şeylerden sakınmak, buyrukları-nı yerine getirmek, her türlü gü-nahlardan ve şüpheli hallerden kaçınnıak temiz ve kanaatkâr ta' at ve ibadetle uğraşmak.
Zülcenâheyn — Iki kanatlı (Şeriat il-mini âlim ve onunla âmil, aynı zamanda tarikat ilmini de âmil ve onunla da âmil olan seçkin kişi-ler).
Ruhun Mahiyeti. Ruhun mahiyeti konusunda âlimler arasında farklı görüşler ortaya çıkmıştır. 1. Ruhun mahiyetini bilmek mümkün değildir, çünkü ruh rabbin emrinden olması itibariyle gaybî bir konudur. Bu görüşü benimseyen Ali el-Kārî, Ehl-i sünnet âlimlerinin ekserisinin aynı kanaatte olduğunu belirtir. Şa‘rânî ise bu anlayışı Sûfiyye çoğunluğu ile bazı kelâmcılara atfeder (Eş‘arî, s. 334; Bedreddin el-Aynî, XIV, 112; Şa‘rânî, II, 122). 2. Ruh bedenin şekline bürünen ve duyularla algılanamayan madde dışı bir varlıktır. Muhammed Abduh, Mâlik b. Enes’e nisbet edilen bu görüşle ruhun bedenin şeklini almış “esîr” denilen maddeden ibaret olduğunu savunan XX. yüzyıl ruh bilimcilerinin görüşleri arasında benzerlik bulunduğunu ileri sürer (Reşîd Rızâ, II, 39). 3. Ruh soyut, kutsal ve basit bir cevher olup bedenin bütününe yayılmıştır. Madde türünden bir cisim, cevher veya araz değil tek bir cevherdir, başlı başına vardır, zaman ve mekânla sınırlı değildir, duyularla algılanamaz. Allah’ın “ol” emriyle bedende yaratılmıştır, ruh bedenden alınınca insan ölür. Muammer b. Abbâd, Nazzâm, Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, İbn Sînâ, Râgıb el-İsfahânî, Ebû Zeyd ed-Debûsî, Gazzâlî gibi farklı ekollere mensup kelâmcı ve filozofların yanı sıra bir grup Sûfiyye bu görüştedir (Eş‘arî, s. 329, 333-334; Kādî Abdülcebbâr, XI, 310; İbn Hazm, V, 202). 4. Ruh latif, nûrânî ve semavî bir cisimdir, gül suyunun gülün maddesine yayıldığı gibi bedene yayılmıştır. Ruh bedene ait bir araz olamaz, çünkü araz sürekli yok olup yeniden yaratılır. Eğer ruh araz olsaydı insanın her an farklı bir ruha, kimlik ve kişiliğe sahip olması gerekirdi. Naslarda ruhun ölümden sonra azap veya nimeti algılayacağının bildirilmesi de onun cisim olduğunu kanıtlar, ayrıca araz için böyle bir durumdan söz edilemez. Latif cisim olması duyularla algılanmasını gerektirmez, sadece maddî cisimlere benzemeyen bir cisim olmasını zorunlu kılar. İnsanın düşünen, akıl yürüten ve bilen bir varlık olması da ruhun araz niteliği taşımasını imkânsız kılar. Latif cisim olan ruh ile insandaki “biyolojik canlılık” anlamına gelen ruh aynı şey değildir. Ebû Ali el-Cübbâî, Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî, İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî, İbn Hazm, Fahreddin er-Râzî, İbn Kayyim el-Cevziyye gibi âlimlerle bir grup Sûfiyye bu görüşü benimsemiştir (Eş‘arî, s. 333-334; İbn Fûrek, s. 257, 281; Cüveynî, s. 377; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, XXI, 43-45; XXX, 177; İbn Kayyim el-Cevziyye, s. 177-186). 5. Ruh bedenin canlı olmasını sağlayan bir arazdır. Onun yansımaları konumunda bulunan ilim,
İşte bu sözden anlaşıdığına göre; Kur'ân'ın muhkem kılınması âyetlerinin içinde müteşäbih bulunmadığı anlamına gelmediği gibi, kendi ayetlerinden bäzısının yine kendi âyetleri ile neshedilmediği mânâsı da taşımaz.
"O (Kur'a)ndan bir kısmı, (mânâsı anlaşılamayacak derecede kısalıktan ve farkı månålara ihtimalli olmaktan korunmuş olmaları hasebiyle) muh-kem (ve sağlam kılınmış) birtakım âyetlerdir ki onlar o Kitâb'ın anası (ve esäsı olduklarından, helål ve haram gibi hükümlerde başvurulacak yegâne kaynak olma özelliğini taşımakta)dır(lar).
Bir de (kısalığından veya lügat îtibarıyla muhkem bir âyete muhalif gö-züktüğünden dolayı farklı tefsîrlere müsäit bulunan) diğerleri (vardır) ki; (onlar) müteşåbih (âyet)ler(dir)." (Arin Süresi:7iden) kavl-i şerîfi ile:
"Biz herhangi bir ayeti(n lafzını yahut hükmünü veyå her ikisinin geçer-liliğini kaldırarak onu) neshedersek veya (hafızalardan silerek) onu unuttu-rursak, (onun yerine, hem kullara fayda ve kolaylık açısından, hem de sevåb bakımından) ondan daha iyisini veya (yükümlülük ve sevâb kazandırma yönünden) onun (bir) benzerini getiririz." (Bakara Süresi 106 den) âyet-i celilesi bu hakikati beyân etmektedir.
Fahrurrâzian beyârı vechile; Kur'ân âyetlerinin muhkem kılın-ması birkaç şekilde tefsir edilmiştir.
Birincisi, bu kitabın månålarının en mühimleri olan tevhîd, adâålet, nü-büvvet ve me'åd (âhiret) ile ilgili konular neshi kabûl etmediğinden hepsi son derece muhkemdirler.
İkincisi; Kur'ân'da bulunan âyetler tenākuz (ve çelişki) barındırmaz, bir-birine zit mefhumlar barındırmak ihkâm sıfatının zıttıdır, onun âyetleri te-zaddan hali olduğuna göre muhkemlik sıfatı hâsıl omuştur. -(Nitekim:
"Eğer (kafirlerin iddia ettiği gibi) o (Kur'ân-ı Kerîm), Allah'tan başkası ta-rafından (yazılmış) olsaydı elbette onun içerisinde (nazım bozukluğu ve mânâ çelişkisi gilhi) pek çok ihtilaf bulurlardı." (Nad Süresis) kaol-i şerifi bu hakikati açıklamaktadır.)
Yani: Bu öyle büyük bir isimdir ki, onun yüce zatının celalet ve fehametini, cümle sıfatının kemalâtını tam manası ile kendinde cem etmiştir. Bu ise.. Allah lafzıdır. Bu cümlede murad olan mana da bu-dur. Nahiv âlimleri katında bu mübarek lafza-i celâl ismi için:
A'ref'ül-maarif.
Tabir edilir.
Bu manada, İbn-i Cinni şöyle anlattı:
Nahiv (Arap dili kaidesi) âlimlerinden Sibeyeyh öldükten son-ra, rüyada görüldü ve kendisine soruldu:
Yüce Hak. sana ne muamele eyledi?.
Şu cevabı verdi:
Beni bağışlayıp çok hayır ihsan eyledi.
Mağfiretinizin sebebi ne oldu?.
Diye sorulduğu zaman da, şöyle anlattı:
A'raf'ül-maarif ALLAH ismidir.
Demiştim. Bu sözüm üzerine, Yüce Hak beni bağışladı. Affedip rahmetine nail eyledi.
NEFS-I EMMARE
Devam edelim:
Bize ANİD cebbarları (zalimleri) musallat etmeyesin.
Bu cümlede geçen:
- ANID.
Lafzı, şu manayadır: Hakkı kabul etmemekte son hadde erişen inatçılar.. Özellikle bunlar: İnsanların, ve cinlerin şeytanlarıdır. Bun-lardan daha kötü olan kötülükle emreden nefis.. Yani: Nefs-i emma-re bissu. Çünkü bunun tuğyanı, azgınlığı cevri ve inadı, yetmiş şeyta-nin azgınlığından, tuğyanından daha ileridir. Onlardan daha çok ha-bistir. Nitekim, bu manada, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu: «Senin için düşmanların düşmanı, iki yanın ortasındaki nef--sindir.»
Demek olur ki:
Ya Rabbi, bu düşmanları bana ve cümlemize sataştırma.
Keza MERİD şeytanı da.. Hased eden insanı da..
Bu cümlede şeytan için kullanılan:
Merid.
Şu demeğe gelir: Pek azgın, mütemerrid.
Bu cümlede geçen: Hased, kalb afetlerinden olup büyük bir hastalık sayılır. Bunun için, pek çok hadis-i şerif gelmiştir. Hepsinde de kötülenmiştir. Çünkü, zararı çoktur.
Bu manada Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
«Hased, iyiliklerin getireceği sevabı mahveder; ateş odunu ya kıp mahvettiği gibi..>>>
Sonra, hasedin zararları da pek çoktur. Bir defa, hased eden kim-se, şeytandan daha yaramazdır.
Bir gün, Şeytan Firavun'un halvethanesine geldi; kapıyı çaldı. Fl.
ravun, içeriden:
Kimdir?.
Diye sorduğu zaman, Şeytan şöyle dedi:
Helåk ol, daha kapıyı çalanı bilmiyorsun; utanmadan da tanrı lık davası güdüyorsun..
Bundan sonra, Firavun kapıyı açtı; Şeytan içeri girdi.
Önce. Firavun söz aldı ve şöyle dedi:
Ey İblis, bilir misin?.. Senden ve benden daha yaramaz kim vardır?. Hak Taâlâ, beni ketm-i ademden vücuda getirdi. Bu ka dar harikulåde kuvvetler ve nimetler Ihsan eyledi. Ben ona, gece gün-düz İbadet, taat ve tevhid ederek tazim tekrim ve şükür etmem gere-kirken, küfran-ı nimet etmekten başka, kendimi ona ortak edip üluhi-yet davası güderim. Sana gelince, üzerinde bu kadar sayısız üstün ni-metleri varken, emrine fermanına karşı koyup ebedi mel'un, daimi matrud oldun. İkimizden daha yaramaz kimse bilir misin?.
Şeytan:
Bilirim.
Deyince, Firavun:
- O kimdir?.
Diyerek sordu; Şeytan da şöyle anlattı:
-O kimse, hasedci olan kimsedir. Bunlardan bir tanesi bir kadın olup gayet dostumdur. Kendim azdıramadığım kimseyi, ona yalvara-rak bir şey vaad ederim; o gidip azdırır. Hatta bir gün, bir adamı azdır-mak için, kendisine bir edik bir de papuç vaad ettim; o da gidip o sa-atte azdırdı. Edik ve papuçu bulup getirdiğim zaman, o bana şöyle dedi:
Benim de senden bir ricam var; bunu yap.
Nedir?.
Diye sorduğum zaman, şöyle anlattı:
Komşumun ineğinin otladığı yerlerin otunu zehirle; o inek
ölsün.
Şöyle dedim:
- Ya, o ineğin sütü çoktur. Komşun o ineği sağdığı zaman, ken-disinden artan sütü sana veriyor. Sen de muhtaçsın; onunla geçinip gidersin. O inek öldükten sonra, senin halin nice olur?. Nasıl geçine-ceksin?.
Bunun üzerine, o kadın bana şöyle dedi:
O, her gün, o ineği sağdığı zaman, o kadar süt çıktığını gö rünce, hasedimden ölecek gibi oluyorum. Sen ineği zehirle ölsün; ben de açlıktan ölürsem öleyim.
İşte bu kadın, senden ve benden daha yaramazdır. Senin ve be-nim helâke uğramamız. dünya menfaatını ve lezzetini sevdiğimizden-
dir. Hasetçi ise.. o nimetin başkasından gitmesini kendi zararına ol-sa dahi ister.
Keza, halkından, zaif olanı da..
Yani: Mahlukundan, zalf olanı da üzerimize musallat etmemeni dilerim. Çünkü Azamet ve celâlini kullarına bildirmek için, güçlü kuv-vetli olan kullarını, zaif ve aciz mahlukunla tedmir ve helâk edersin. Hatta, dert ve bela ile azab edersin.
Üstte anlatılan manadan olarak, Nemrud misali mütemerrid, güç-IC saltanat sahibi mel'unu bir kanadı kırık topal sivrisinekle öldür-dün.
Aynı şekilde, iyi, kötü, köle cariye kısmını da..
Yani: Bunları da üzerimize musallat etmemeni dilerim.
Burada, bir sual vaki olabilir; şöyle sorabilirsin:
fyl, salih ve müttakiden zarar gelmesi zahir değilken, neden ondan korunma zikri edildi?.
Bunun cevabı şöyle olabilir:
Allah-ü Taålå, kulundan intikam almak murad ettiği zaman, kimine salih, müttaki olan kimseyi, kimine de fasık kimseleri musallat eder.
Hülåsa olarak, üstteki cümleden murad şu demektir:
Allahım, hiç kimseyi üzerimize musallat edip bizden intikam alma. Sırf kereminle af ve mağfiret ederek, iki cihanda intikamdan bizi koru..
Yani: Bu manayı niyazla arz etmektir.
Anid birini de..
Yani: Cahil, nadan birini de bize sataştırma.
ISM-İ AZAM OLDUĞU RİVAYETLE ANLATILAN DUALAR
Müellif merhum, bundan sonra, rivayetlere dayanarak, İSM-1 AZAM olduğu anlatılan duâlara başlamıştır:
Allahım.
Ey duaları kabul buyuran, hacetleri yerine getiren. kullarının di-leklerini ihsan eden, şanı büyük, kendisinden başka ilah olmayan, kib-riyası yüce, zatı mukaddes Allahım.
Zatından dilerim:
Bu duânın başından itibaren, aşağıda gelecek olan:
Dengi, nazıri yoktur.
Cümlesine kadar kısmı için; Sünen-i Erbaa sahipleri, İbn-i Hibban ve Salim Rh. Büreyre'nin şöyle dediğini anlattılar:
Bir kimse, üstteki duâ ile duâ ediyordu. Resulüllah S.A. efen-dimiz, onun bu duâsını işitince şöyle buyurdu:
«Varlığımı elinde tutan yüce zata yemin ederim ki; bu şahıs Yüce Allah'a öyle büyük bir ismi ile duâ etti ki; onunla kendisine duâ edildiği zaman kabul eder. Bu duâ ile bir şey istenildiği zaman, verilir.»
Ben, şehadet ederim; sen o Yüce Allah'sın ki, senden başka
Gelmiştir. Ancak, mutemed nüshalarda üstte anlatıldığı gibidir. (Bizim metinde böyledir.) Kısaca manası şudur:
Birdir tektir şerik ve nazıri yoktur. Bütün maksudlar ve mu-radlar ancak zatından rica olunur. Kabul edip veren sensin. Senden başka bir şey veren yoktur. Cümle âlemden müstağnisin. Zatından baş-kaları hep zatına muhtaçtır.
Devam edelim:
Öyle bir zattır ki: Ne doğmuştur; ne de doğrulmuştur. Dengi ve nazıri yoktur.
Ya Hüve.
Yani: Ey şuhudu başkasına sahih olmayan, zatının künhü idrak edilip kavranmaktan münezzeh olan Yüce Hak..
Ya Men.
Ey zatında ve sıfatında eşsiz Hak Mabud.. Ülûhiyet ve rübubiyetle mevsuf olan Yüce Hak.
Lá Hüve illâ Hüve.
Yani: Anlatılan sıfatlarla, kendisinden başkası olmayan..
Ey kendisinden başka ilah olmayan..
Yani: Hak Mabud olarak, zat, sıfat ve ef'alinde Vahid Ferd Samed olan celâl sahibi Allah'tan başkası yoktur.
Ey Ezeli.
Yani: Vücudunun evveli ve başlangıcı olmayan..
- Ey Ebedi.
Yani: Vücudunun ahiri ve nihayeti olmayan Baki Allah.
- Ey Dehri.
Yani: Ezeliyeti, ebediyeti ve cümle zamanlarla, süregelen Daim ve
Baki Yüce Allah..
Ey Dehr'in yaratıcısı..
Manasına da gelebilir.
Ey Deymumi..
Ey daimiyet sahibi.. Daim Baki Vacib'ül-vücud şanı Yüce Allah İhsanı her şeye şamil, şanı yüce zatı mukaddes Mevlâ..
Ey hiç ölmeyen diri zat..
Yani: Fenadan, nihayet bulmaktan münezzeh ve müberra zat..
- Ey İlâhımız..
Yani: Mabudumuz ve cumle şeyde mürebbimiz, mübdi ve mükem-milimiz.
Allahümme fatures semavati vel arzi âlim'el-gaybi veş-şehadet'ir-rah man'er rahim'el hayy'el -kayyum'ed deyyan'el hannan'el mennan'el ba is'el-varise zel-celáli vel-ikrami ku-lub'ül-halaikı biyedike nevasiyhim iley-ke feente tezraul-hayre fikulubihim ve temhüş-şerre iza şi'te minhüm.
Fees'elükellahümme entemhüve min kalbi külle şey'in tekrehühu ve entahşüve kalbi min haşyetike ve ma' rifetike ve rehbetike ver-rağbete fima indeke vel-emne vel-afiyete va'tıf aley na bir-rahmeti vel-bereketi minke ve el-himnas-savabe vel-hikmete.
Fenes'elükellahümme ilm'el-haifi. ne ve inabel'el-muhbitine ve ihlås'el-mukinine ve şükr'es-sabirine.......
**
Allahım, ey semaları yaratan, gizliyi ve aşikâreyi bilen Rahman Rahim Hayy Kayyum Deyyan Hannan Mennan Bais Varis celâl ve ikram sahibi..
Yaratılmışların kalbleri senin elindedir. Onların nasiyeleri sana dönüktür. Onların kalblerine hayır ekersin. Dilediğin zaman, onlardan şerri imha edersin.
Allahım, senden dilerim, kötü gördüğün her şeyi kalbimden silesin. Bun ların yerine, kalbime haşyetin, marifetin, korkun ve katında olanlara karşı rag betle doldurasın. Keza, emniyet ve afiyetle de..
Bize rahmet ve bereket ihsan eyle. Doğruyu ve hikmeti bize ihsan eyle.
Allahım, senden dileriz: Bize korkanların ilmini, zatına yönelenlerin inabe sini, ikan sahiplerinin ihlásını, sabredenlerin şükrünü, sıddıkların tevbesini.
- 1924- Üzerinde "Türkiye Cumhuriyeti" yazılı madeni 10 kuruşluk madenî paralar tedavüle çıktı.
- 1948 - Serbest Güreş Milli Takımı Londra Olimpiyatları'nda birinci oldu.
2002 - AB'ye uyum
çerçevesinde kabul edilen yasayla idam cezası kaldırıldı.
MAN TAKVIMI
AĞUSTOS
03
PAZAR
9 1447 SAFER
RUMI: 21 TEMMUZ 1441 HIZIR: 90
BİR AYET
Gökleri ve yeri tasarrufu altında tutmak Onun kudretine ağır gelmez.
Bakara: 255
BİR HADİS
Allah kulları hakkında hayır dilerse yaşayışlarında onlara yumuşak huyluluk nasip eder.
Beyhaki
Her şey her şeyle bağlıdır. Bir şey her şeysiz yapılmaz. Bir şeyi halk eden, her şeyi halk etmiştir. Öyleyse, bir şeyi yapan Vâhid, Ehad, Ferd, Samed olmak zarurîdir.
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün chibi mescid, Mekke bir mihrab, Medine bir minber; o bürhan-ı bahir alar olan Pe in
bir m arz bi Evet, o bürhanın şahs-i manevisine bak:
BİR AYET
Yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an.
TARİHTE BUGÜN
-1807-Kabakçı Mustafa isyanı.
- 1983 - Necip Fazıl Kısakürek'in vefatı.
25
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
MAYIS
MAY
Gafillerden olma.
A'raf Suresi: 205
BİR HADİS
İnsanların kusurlarıyla uğraşmayın ki, şerlerinden emin kalasınız.
Hem herkesin bu dünyada koca bir dünyası var. Adeta insanlar adedince dünyalar birbiri içine girmiş. Fakat herkesin hususi dünyasının direği, kendi hayatıdır. Ne vakit cismi kırılsa, dünyası başına yıkılır. Lem'alar
AMR B. MÜSEBBİH'İN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
Amr b. Müsebbih'in Soyu ve Müslüman Oluşu :
Amr b. Müsebbih'in Ata soyu şöyle gösterilir:
Amr b. Müsebbih, b. Ka'b, b. Amr, b. Asar, b. Ganm, b. Hâris, b. Serb, b. Ma'n (1), b. Atud, b. Uneyn, b, Selaman, b. Süal, b. Amr, b. Gavs, b. Tayyi' (2),
Amr b. Müsebbih, Peygamberimizin yanına geldiği zaman, yüz el-li yaşındaydı.
Kendisi, Arapların en iyi ok atıcılarındandı (3). Amr b. Müsebbih, Peygamberimizle görüşüp Müslüman oldu (4).
Amr b. Müsebbih'in Av Hakkında Sorusu:
Amr b. Müsebbih, Peygamberimize av hakkında sordu (5).
Peygamberimiz «Vurup olduğu yerde hemen öldürdüğün avı yel Vurulup gayb olduktan sonra öldüğünü göremediğin avı bırak!» buyurdu (6).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 39. fıkrasında «Bu Amr, o tarihde Arabistanın en må-hir mızrak atıcısı idi.» (7)
diyorsa da, yanlıştır.
Amr b. Müsebbih, Kaetani'nin dediği gibi Arabistanın değil, Arap-ların ve en iyi mızrak atıcısı değil, ok atıcısı idi. Kastani'nin dayandığı kaynakta (Ermel Arab) tabiri kullanılmış-
tır ki, Arapların en iyi ok atıcısı demektir (8). Lügatta ok için remy, mızrak için ta'n kelimesi kullanılır (9).
(1) İbn-i Sa'd-Tabakat e. 1, s. 322-323
(3) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 323, İbn-i Abdulber-İstiab c. 3,s. 1201, İbn-i Esir-Us-
(2) İbn-i Eair-Üsdülgabe c. 4, s. 270
dülgabe c. 4, s. 270 (4) İbn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. 1201, İbn-i Eslr-Üsdülgabe c. 4, s. 270
(5) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 323 (6) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 323, İbn-i Esir-Nihaye c. 3, s. 54, c. 5, s. 121
VELID B. CABİR B. ZALİM'İN MEDİNE'YE GELİSİ VE MÜSLÜMAN OLUSU
Velid b. Cabir'in Soyu:
Beni Buhter b. Atudlardan Velld b. Cabir'in Ata boyu şöyledir: Velid b. Cabir, b. Zalim, b. Hârise, b. Attab, b. Ebi Harise, b. Cü-dey, b. Tedül, b. Buhter (10), b. Atud'uť Tâî (11).
Velid b. Cabir'in Medine'ye Gelişi ve Müslüman Oluşu:
Velid b. Câbir, Peygamberimizin yanına Elçi olarak geldi (12). Peygamberimizle görüşüp Müslüman oldu (13).
Velid b. Câbir İçin Yazı Yazılması:
Velid b. Câbir için bir yazı yazıldı (14).
Bu yazı, Velid b. Câbir'in Cebeleyndeki ev halkının (15), yanın-
da bulunmaktadır (16). Cebeleyn, cebelan, Tayyi'lere aid Eca' ve Selmâ dağlarıdır (17).
CÂBİR B. ZALİM'İN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
Cabir b. Zalim'in Soyu:
Beni Buhterlerden Cabir b. Zalim'in Ata soyu şöyledir:
Cabir b. Zâlim, b. Hârise, b. Attab, b. Ebi Hârise, b. Cüdey, b. Te dül, b. Buhter (18), b. Atud, b. Uneyn, b. Selâman, b. Süal, b. Amr, b. Gavs, b. Cülhüme (Tayyi') (19).
(10) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 280, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 5, s. 449
(11) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 5, s. 448 (
12) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 280, İbn-i Abdulber-İstiah c. 4, s. 1551, İb-i Esir-Us-dülgabe c, 5, 5, 449 (13) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 280
(14) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 280, İbn-i Abdulber-İstiab c. 4, s. 1551, İb-i Eslr-Us-(15) Do Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1. s. 280 dülgabe e. 5, s. 448, İbn-i Hacer-İsabe c. 3, s. 637
(16) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 280, İbn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. ( dülgabe c. 5, s. 449, İbn-i Hacer-İsabe c. 3, s. 637 1551 1b-1 Elr-Us-
17) Yakut-Mucemülbüldan c. 2, s. 102
( 18) Ibn-1 Abdulber-İstiab c. 1, s. 223, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 1, s. 306 (19) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 1, s. 306, Kalkaşandi-Niheytülereb s. 173
106. Biz, bir âyetin hükmünü yürürlükten kal-dırır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kâdirdir.
(Sonra gelen bir âyetin, daha önceki âyetin hükmü-nü yürürlükten kaldırmasına «nesh» denir. Allah Teâlâ, insanlığın medenî ve kültürel gelişmesine ve bu gelişmenin doğurduğu ihtiyaçlara uygun olarak, ge-rektikçe yeni peygamber ve kitaplar göndermiş, önce-kilere ait bazı hükümleri yürürlükten kaldırmıştır. Naslarının hükmü ebedi olan Kur'an-ı Kerim nâzil olurken, bu döneme mahsus olmak üzere bazı âyetler, diğerlerini neshetmiştir; ancak bunların sayısı olduk-ça azdır ve ilk İslâm neslinin terbiye ve intibakını te-min maksadına yöneliktir.)
107. (Yine) bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır?
Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
108. Yoksa siz de (Ey Müslümanlar), da-ha önce Musa'ya sorulduğu gibi peygambe rinize sorular sormak mı istiyorsunuz? Kim imanı küfre değişirse, şüphesiz dosdoğru yoldan sapmış olur.
(Peygambere çok soru sorulman, hükümle rin çoğalmasını ve daralmasını gerektirir. Onun için Medine devrinde bir ara soru sormak yasak edilmiştir.)
109. Ehl-i kitaptan çoğu, hakikat kendile-rine apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerin-deki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler. Yine de siz, Allah onlar hakkındaki emrini geti-rinceye kadar affedip bağışlayın. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
110. Namazı kılın, zekâtı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah'ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yap-makta olduklarınızı noksansız görür.
111. (Ehl-i kitap:) Yahudiler yahut Hıristiyanlar hariç hiç kimse cennete gire-meyecek, dediler. Bu onların kuruntusudur. Sen de onlara: Eğer sahiden doğru söylü yorsanız delilinizi getirin, de.
112. Bilakis, kim muhsin olarak yüzünü Allah'a döndürürse (Allah'a hakkıyla kul-luk ederse) onun ecri Rabbi katındadır. Öyle-leri için ne bir korku vardır, ne de üzüntü çe-kerler.
(Bu âyette Allah'a kulluk etmek ihsan vasfı-na bağlanmıştır. Yani bir kimse ibadet etmek-le kendisini kurtaramaz. Kendini kurtarması için muhsinlerden olması gerekir. Muhsin: Yap-tığı işi Allah için yapan, sadece O'ndan korkan, o sebeple işini noksansız bitiren ve her işin hak-kını veren kimse demektir.)
kahredicidir. Hiç kimsenin amellerini zay etmez; hatta hayırlı amelle-rine kat kat, şer amellerine de birine bir ceza verir.
Hannan.
Yani: Her şeyi İçine alan, büyük rahmet sahibidir. Kendinden iraz edenleri kabul edendir.
Daha açık mana ile şu demeğe gelir:
Çeşitli küfür, tuğyan, fısk, isyanla dolduktan sonra kendisinden yüz çevirenlere; irtikåp ettiklerinden hulusla tevbeye geldikleri zaman, onların yüz çevirmelerine bakmadan; geçmişte irtikap ettiklerini af-fedip geçer. Üzerlerine, rahmetle ikbal eder. Resulüllah S.A. efendi-mizin:
«Günahtan tevbe eden, günah işlememiş gibidir.>>>
Hadis-i şerifi manası ile anlatılanlara katar.
Mennan..
Yani: Kendisinden istenmeden, istihkaksız, garazsız. ivazsız tür-lü türlü üstün nimetleri, in'am ve ihsanını verir.
- Bais.
Yani: Mahlukunu öldürdükten sonra, yeniden onları diriltir.
Varis.. Yani: Mahlukunun fenasından sonra, kendi zatı bakidir. Yerde cümle mülkün sahipleri fena bulduktan sonra; cümle mülk, Ålemlerin Rabbı Allah'a döner.
Nitekim İsrafil a.s. birinci defa suru üflediği zaman, her şey ölür; o zaman şu ilahi hitap gelir:
- Bugün mülk kimin?.
Cümle àlem fena bulduğu için, cevap verecek kalmaz. O zaman, azamet şanı ile Yüce Allah şöyle buyurur:
Vahid Kahhar Allah'ındır.
Bir eserde şöyle anlatıldı:
Şanı büyük Allah, dünyada yaratıp kullarına verdiği altınları ve gümüşleri, iki büyük dağ gibi toplar; sonra şöyle buyurur:
Bunlar. bizim malımızdır. Dünya âleminde kullarımıza verdik. Onu, bazıları rızamız yoluna sarf ederek ebedi saadete nail oldular. Bazıları da, onu kibir, tuğyan ve masiyetler yoluna harcadılar; şekave-te eriştiler. Bunlrın cümlesi fani oldu; mal yine bize döndü.
lerine dilediğin şeyi seçersin. 1065 Yani: Omahlukatın zatlarına, fiillerine, amellerine, sifat ve hal-
fcad etmekte, yok etmekte, sihhatta, aflyyette, marazlara ve illet-etmekte, fakir etmekte, tam manası ile tsarruf sahibisin. Onların cüm-lere müptela kılmakta, öldürmekte, aziz etmekte, zelil etmekte. gani Isi senin hükmün altında mecbur, makhur ve münkaddırlar.
Daha açık mana ile, su demeğe gelir: Cümle mahlukatın kalplerinde, meşiyet ve iraden ne şekilde taalluk ederse.. onlara dilediğin sekilde tasarruf kalbleri senin kudretin altındadır.
edersin. Çünkü, onla-rin Iste onların kalbleri senin kudret elinde
olduğu için, onların kalb-Sen, hayır ekersin. Dilediğin zaman, onlardan şerri imha eder-lerine: sin.
Şöyle ki:
KALBLER.
Kalbler. Nurve Hadi isimlerinin mazharıdır. Hayrın ve hidaye-tin menbaıdır. Faziletin, ittikanın mazharıdır. İlmin ve irfanın made-nidir. Rahman Allah'ın sırrının mazharıdır. Aldığı nurun feyzi, sair dış azasında görünür. Hayrın türlüsüne, iyiliklerin, yararlı amellerin,
ibadet ve taat çeşitlerinde kendisinde başarı ihsan edilmiştir. Ancak, bezılarının kalbleri hizlan ve:
«.. dilediğini dalâlete atar.» (13/27)
Ayeti ile belirtilen manaya mazhar olup şerrin, dalâletin yuvası-
dır. Şeytanın vesveselerinin konağıdır. Azgınlık, kasvet, zülmetleri, aza ve cevarihlerden dışa çıkar. Fısk, fücur, tuğyan ve ısyanın mahalli ve makarrı olur.
Bu duâda, özel olarak, kalb anlatıldı. Bunun sebebi vardır. Şöyleki: Kalb padişah gibidir. Cümle beden ve aza onun hizmetçisi ve raa-yası sayılır. Bu manada, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
<<Dikkat ediniz, cesette bir et parçası vardır; o islah olduğu tak-dirde, bütün ceset yararlı hale gelir. O fasit olduğu takdirde, bütün ceset, fasit olur. Dikkat ediniz, o et parçası kalbdir.»
Duâya devam edelim:
Allahım, senden dilerim.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Cümle mahlukatın kalbleri, zatının tasarrufunda olup cümle hal-
leri ancak senin kudretin altında olduğuna ve sen herşeye kudret-i ka-mile, kuvvet-i şamile ile kadir ve kavi olduğuna cezm ü tasdik ve ima-nım vardır. Bütün şer işlerimle ilgimi ve garazımı kesip ancak nuut-ü celâl ve cemal, niam-1 neval ile men'ut olan sen şanı büyük Allah'a aciz ve zelil kulun ben tam tazarru, tam teveccüh, tam huşu ile sen Rauf Rahim Gani Kerim perverdigâra tazarru ve niyaz ederek isterim.
- Kötü gördüğün her şeyi kalbimden silesin.
Bilhassa mübarek şeriata aykırı olanlardır ki, şunlardır: Fasid hatıra, fasit duygular, kötü huylar, sevimsiz vasıflar ve bunlardan
başka nefs-i emmarenin türlü türlü hileleri.. Bütün bunları kalbim-den izale edip mahvetmeni dilerim.
Bunların yerine, kalbimi haşyetin, marifetin, korkun ve katın-da olanlara karşı rağbetle doldurasın.
Yani: Bütün bu güzel duygularla kalbimi doldurup güzelleştirme-ni dilerim. Şunlar da zatından dileğimdir:
Emniyet ve afiyet.
Demek olur ki:
Allahım, senden cümle din ve dünyaya dair tehlikelerden; be-dene dair zararlardan; âhirete ait azap ve ıkap çeşitlerinden bana emniyet vermeni dilerim.
Verdiğin nimetlerden bedene, mala ve sair şeylere dair olanları için afiyetinin devamını dilerim.
Bize rahmet ve bereket ihsan eyle. Doğruyu ve hikmeti bize il-ham eyle.
Bu cümlede geçen hikmet: Şeriat ilmi ve tarikat ahkâmı olarak anlatılmaktadır.
Duâya devam edelim:
Allahım, senden dileriz.
Ey merhametliler merhametlisi, ey keremliler keremlisi, hakiki nimet veren, cümle maksudları ve muradları yerine getiren şanı bü-yük Allahım.
Bizi, iman nuru ile müşerref eyledin. Tevhid ve irfanla yakin ih-san eyledin. Sevgili habibine ümmet olmak için; fazl ü kerem lütf u inayetinle irşad buyurdun. Her halde güç ve kuvvetine korumana ve başarı vermene muhtaç olan biz mümin kulların zümresi; gizli sak-ıyı bilen, bütün hayırları ihsan eden şanı Yüce Mevlâ zatına tam tevec-cüh, tam huzurla tazarru ve niyaz edip isteriz:
Bize korkanların ilmini..
Demek olur ki:
Celâl, heybet, azamet, mehabet, kudret, kibriya, ülûhiyet, iz-zet, galebe kahır ve sultanından çeşitli azap, şiddetler, ikap ve intikam kendisinden korku ve haşyet üzere olanların faydalı kemalli ilimlerin-den talep ederek niyazla isterim.
Zatına yönelenlerin inabesini, ikan sahiplerinin ihlâsını..
İkan sahipleri şöyle anlatılmaktadır:
Zatının vahdaniyetini, Resulüllah S.A. efendimizin doğrulu-ğunu tasdik edip yakin itikadla ikrar eylemek.. Yüce emirlerin cüm-lesine muti ve münkad olmak; yasaklardan dahi kaçınıp sakınmak..
Sabredenlerin şükrünü..
Burada anlatılan sabır, şu işlere karşı olmaktadır:
Cümle belâlarına, musibetlerine, elem ve kederlerine, gam, dert ve hüzün cinsi şeylere..
Sıddıkların tevbesini..
Sıddıklar şöyle tarif edilmektedir: Cümle söz, fiil, hallerinde tam manası ile doğru olanlar.. Tam itaatla münkad olanlar.. Beşeriyet ica-
في على معرفتك حتى عرفك من معرك كما ينبغى ان تعرفيه وصلى اللمسية سيدنا عمرها تو النقينَ وَمَا و المسلم وَعَلَى آلِهِ وَصَحِهُ وَسَلَّمَ تَسليما
ت ألما المين
اغْفِرُ الأَلِفِهِ وَارحم وَاجْعَلْهُ من المحورين عليه زمري النَّبِيِّينَ وَالصَّدِّيقِينَ يَوْمَ القِيمَ بِفَضْلِكَ ارحمن
Ve sallallah là y hanvedis hateme Imam il mirwilne v bihi ve selleme inimes
TEMMETI DELA O varlak içindeki yame)
Vel hamila Rat
Sağ taraftaki, yukarıdan sun yashr)
10 Ve hüve harbina ve stel (Sol taraftaki aşağıdan yakın okunan yandır.)
DUAU HATMI SEHLIVYE Allahümme fir ümbellifi ver
hambü vec'albü minel mahpurine zümret'in nebiyyine ves yevm'el kıyameti bifazlike ya Rahma nü (Alttaki yanlardır.)
Senden isteri, Allahım, e yüzün nuru hürmetine ki, arının rükineriai dal durdu. Kalbime marifet tohumunu ekesin, tam manası ile zatina karn lefan bil elayun. Nasıl bir marifetle bilinmen uygunsa öyle olsun.
bi olarak, kendilerinden südur eden ayıp ve günahlarına nasuh tevbesi ile tevbe edenler...
Duâya devam edelim:
Senden isteriz Allahım.. O yüzün nuru hürmetine ki, arsi rükünlerini doldurdu.
Ey ülühlyet ve rübubiyet kadim zatının kadim sıfatı olan; halk Icad, ibka, ifna, öldürmek, diriltmek, terbiye, İrşadda tek, her eşyada külli tasarrufla hakiki mutasarrıf Hayy Kayyum Allm Hakim celal ve ikram sahibi, Vahid Ferd Samed doğmayan doğurulmayan eşi benze-ri olmayan Yüce Allahım.
Biz aciz zelil günahkar mücrim kulların af ve mağfiretine lütuf ve keremine inayetine pek ziyade muhtacız. Çeşitli feyizlerle ihsanı şamil olan sen Yüce Mevlådan niyazla isteriz.
Kalbime marifet tohumunu ek ki, tam manası ile zatına karşı İrfan sahibi olayım.
Nasıl bir marifetle bilinmen uygunsa öyle olsun.
Müellif merhum, bu kitabı burada tamamlamaktadır; yani: Duâ-larla..
Ancak, kitabın başında nasıl salavat-ı şerife ile başladı ise.. 50-nunda da duâlar ve salavatlar okuyarak tamamlamaktadır.
O, bizim efendimiz olduğu gibi; nebilerin ve resullerin de efendisi-dir. Velinimetimizdir. Boynumuzu, küfür, dalâlet, tuğyan ve cehalet-ten kurtarandır. Vücudumuzun da, cehennem ateşinden, çetin azaptan halasına sebeb olan kurtarıcımızdır.
Bazı nüshada; üstteki metinden sonra, şu cümle gelmiştir:
-Mevlâna..
Yani: Sahibimiz, yönetenimiz..
Nebilerin sonuncusudur..
Ondan sonra, artık peygamber gelmeyecektir; hiç kimseye nübüv-
vet ve risalet verilmeyecektir.
Müttakilerin imamıdır. (1)
Yani: Allah katında, cumle sıfatların en yucesi olan takva vasıfl müttaki kulların önderidir.
dır: Bu manada, bizzat Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmakta-
«Benim takvam, cümlenizden ziyadedir.>>>
Durum böyle olunca, takva ile muttasıf olmak isteyen kullar, Re sulüllah S.A. efendimize uymak zorundadır.
Keza onun âline de..
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin şanlı ümmetine, kendisine tab
(1) MÜTTAKİLERİN: Bu lafız, metin olarak aldığımız nüshada; RESÜLLERİ manasında gelmiştir.
olanlarına rahmet, inayet, çeşitli insanlar ve keremler ederek salât ey-leyesin.
Ashabına da..
Yani: Bütün ashabına.. Nimetler. ikramlar ihsan etmek sureti ile salât eylesin..
Ve.. tam manası ile selâm eylesin..
Bu son cümlenin hülåsa olarak, manası şudur:
Allah-ü Taâlâ, Resulüllah S.A. efendimize olduğu gibi, cümle üm-metine ayrıca ashabına selâmet ihsan ederek, dünyada ve âhirette, cümle kötülüklerden, âfetlerden, kederlerden korusun.. Mübarek ta-biatlarına hoş gelmeyen şeylerden yana da selâmet ihsan eylesin..
**
Sehliye nüshasına göre, DELAİL-İ HAYRAT burada tamam olmuş-tur. Ancak, müellif merhum, Sehliye nüshasında şu cümleyi fazladan yazmıştır:
Allahım, bu kitabın müellifini bağışla. Ona, merhamet eyle. Onu: Nebiler, sıddıklar zümresi içinde kıyamet günü haşreyle.
Fazlınla ya Rahman!..
Böylece, duâ etmiştir. Ancak bu duâ metinlerde olmadığı için, çi-zilip şerh verilmemiştir. (Bu cümlenin Arapçası bizim metinde vardır.)
Bazı nüshalardaysa şu cümlenin ziyadesi ile gelmiştir. (Bizim me-tinde bu cümle vardır):
Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.
Bazı nüshalardaysa, şu cümle dahi gelmiştir. (Bizim metinde bu cümle vardır.):
O bize yeter; ne güzel vekildir:
DELAİL-İ HAYRAT KİTABI BÜTÜN NÜSHALARI İLE BURADA TAMAM OLMUŞTUR
Müellif merhumun; kamil mükemmil olan müridleri, bundan ön-ce anlatılan duâsı ile yetinmemişlerdir.
Bu kitap içinde bulunan bunca çeşitli üstün salavatlarla Allah'ın sevgilisi, Sened-i Asfiya Seyyid'ül-Enbiya Resulüllah S.A. efendimiz üzerine tazim tahiyyatını tamamlamak müyesser olduğu zaman.. aka-binde; merhametliler merhametlisi, ihsanı çok, rahmeti bol olan Yüce Hakka kulları nekadar çok murad ve maksud talebinde israrla dilekte bulunurlarsa.. kendilerinden o kadar razı olur. Duâlarını kabul edip kendilerine rahmet çeşidi ile rahmet muamelesi eder.
Çünkü: Onun kerem ve rahmet hazinelerine, nimet lütuflarına, ihsanına nihayet yoktur. Nekadar muradları ve maksudları ihsan edip verirse versin; onun bu ihsanlarına noksanlık gelmez.
Bu manadan olarak, Sahih-i Müslim'de bir kudsi hadiste, Allah-ü Taâlâ şöyle buyurmuştur:
«Ey kuliarım, evveliniz, âhiriniz, insanınız, cinniniz tümden bir yerde durup benden muradlarınızı ve maksudlarınızı isteseniz; ben de. her birinizin murad ve maksudlarını versem, benim rahmetimden bir şey eksilmez. Meselâ: Biriniz iğnesini denize sokup çıkardığı zaman, o deryanın suyundan bir şey eksilmediği gibi..>>>
Durum bu manada anlatıldığı gibi olduğundan, o mübarek mürid-lerin her biri, türlü türlü duâlar ettiler.
O dualardan meşhur olan birini, teberrüken yazıp manasını özet olarak açıklayacağız.
Ancak, bunu okuyanlar, DELÅİL-İ HAYRAT kitabından zannet-- memelidirler.
Bu dua öyle bir duâdır ki, DELAİL-İ HAYRAT kitabından sonra okunduğu zaman, çok bereketlere, üstün faydalara mazhar olunduğu denenmiştir.
Bu dua şöyle başlar:
Rahman Rahim Allah'ın adı ile..
(Bu besmele şerhe geçmemiştir. Ancak, metinde olduğu için, bu-raya almış bulunuyoruz.)
Allahım.
Ey dilek arz edilenlerin hayırlısı, ihsan edenlerin hayırlısı, ey ha-cetleri bitiren. duâları kabul buyuran şanı büyük, nimeti her şeye şa-mil, kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah..
Allahümmeşrah bis saláti aleyhi sudurena ve yessir biha umurena ve ferric biha hümumena vekşiť biha gu mumena vağfir biha zünubena vakdı biha düyunena ve aslih biha ahvalena ve belliğ biha amalena ve takabbel biha tevbetena vağsil biha hubetena vansur biha hüccetena ve tahhir biha elsinetena ve anis biha vahşetena ver-ham biha gurbetena vec'alha nuren beyne eydina ve min halfina ve an eymanina ve an şemailina ve min fev kına ve min tahtina ve fihayatina ve mevtina.
*
** BU DUA DELAİL-İ HAYRATIN HITAMINDA OKUNACAKTIR Rahman Rahim Allah'ın adı ile..
Allahım, ona (Resulüllah efendimize) okuduğumuz salávat bereketi ile, si-
nelerimizi genişlet.
O salávat-ı şerife sebebi ile, işlerimizi bizim için kolny cyle..
O salavat-ı şerife sebebi
ile, kederlerimizi kaldır. Gam ü kasavetimizi aç.
O salavat-ı şerife sehebi
ile, günahlarımızı bağışla.
O salavat-ı şerife sebebi
ile, borçlarımızı ödemeyi nasib eyle.
O salavat-ı şerife sebebi
ile, hallerimizi islah eyle.
O salavat-ı şerife sebebi
ile, bizi emellerimize ulaştır.
O salavat-ı şerife sebebi ile, tevbemizi kabul eyle.
O salavat-ı şerife sebebi ile, cümle günah, masiyet çeşidi şeylerden özümü
zü temizle.
O salavat-ı şerife sebebi ile, delillerimizde bize yardım eyle.
O salavat-ı şerife sebebi ile, dillerimizi temizle.
O salavat-ı şerife sebebi
ile, vahşetimizi tinsiyet eyle.
O salavat-ı şerife sebebi ile, garipliğimize merhamet eyle.
O salavat-ı şerifeyi önlerimizde, arkamızda, sağlarımızda, sollarımızda, üs tümüzde, altımızda, hayatımızda, ölümümüzde, kabirlerimizde, haşrimizde, negri-mizde nur eyle.
Ona okuduğumuz salavat bereketi ile sinelerimizi genişlet.
Bu cümlede geçen:
Sinelerimizi..
Tabirinden murad, kalblerdir.
Bundan murad olan mana şudur:
Kalblerimizi, küfür ve dalåletten, sapık fırkaların inançlarından ki: Yetmiş iki fırka vardır; kötü huylardan, kalb afetlerinden ki: Yet-miş kadarı beyan olunmuştur..
İşte, bütün bunların cümlesinden kalbimizi tamizleyip iman, ir-fan, ehl-i sünnet vel-cemaat akıdeleri, güzel huylarla doldurup ke-reminle bizi mesrur eyle..
Devam edelim:
O salavat-ı şerife sebebi ile işlerimizi bizim için kolay eyle.. O salavat-ı şerife sebebi ile, kederlerimizi kaldır. Gam ü kasavetimizi aç.
O salavat-ı şerife sebebi ile, günahlarımızı bağışla. O salavat-ı şerife sebebi ile, borçlarımızı ödemeyi nasib eyle.
O salavat-ı şerife sebebi ile, hallerimizi islâh eyle..
O salavat-ı şerife sebebi ile, bizi emellerimize ulaştır.
O salâvat-ı şerife sebebi ile, tevbemizi kabul eyle..
O salavat-ı şerife sebebi ile cümle günah, masiyet çeşidi şeylerden
özümüzü temizle.
O salavat-ı şerife sebebi ile, delillerimizde bize yardım eyle..
Yani: Hakkın beyanı yolundaki delillerimize..
O salavat-ı şerife sebebi ile vahşetimizi ünsiyet eyle.
O salāvat-ı şerife sebebi ile, dillerimizi temizle.
Bu cümlede şu mana anlatılıyor:
Dillerimizi, küfür lafızlarından yalan, gıybet ve sair dil åfet-leri sayılan şeylerden temizle. İsterse, bunlar sükût yoluyla söylenmiş olsun.
O salavat-ı şerife sebebi ile, garipliğimize merhamet eyle.
O salavat-ı şerifeyi, önlerimizde, arkamızda, sağlarımızda, solları-mızda, üstümüzde, altımızda, hayatımızda, ölümümüzde, kabirlerimiz-de, haşrimizde, neşrimizde nur eyle.
Kıyamet günü başımızın üstünde gölge olsun.
O salavat-ı şerife sebebi ile, hasenat mizanlarımızı ağır getir; be-reketlerini devam ettir. Ta ki: Peygamber efendimiz Muhammed'e; emin, mutmain, ferah, sevinçli olarak kavuşalım.. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
Onunla aramızı ayırma. Ta ki: Onun dahil olduğu yere bizi de da-hil edesin; onun keremli komşuluğuna bizi de sığdırasın. Hem de: Ken-dilerine nimet verilen peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraber.. Bunların arkadaşlığı nekadar güzeldir.
Allahım, biz ona inandık; Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eyle-
rina ve zillen yevm'el-kıyameti alá Ve fikuburina ve hasrina ve nes rüusina ve sakkil biha ya rabbi meva zine hasenatina ve edim berekatiha aleyna hatta nelka nebiyyena ve sey yidena Muhammeden sallallahü aleyhi ve sellerne ve nahnü aminune mutme-innune ferihune müstebşirune ve látü ferrik beynena ve beynehu hatta tüd-hilena medhalehu ve te viyena îlå ci varihil-kerimi meallezine enamte aley-him minen-nebiyyine ves-sıddıkıyne veş-şühedai ves-salihine ve hasüne ülä-ike refika.
bihi Allahümme inna amenna sallallahü aleyhi ve selleme ve lemne-rehu.
Femetti nallahümme fid-dareyni birü'yetihi ve sebbit kulubena alâ ma-habbetihi vesta'milna ala sünnetihi ve teveffena alâ milletihi vahşürna fi-zümretihin-naciyeti lihine. ve hizbihil-müf-
Kıyamet günü başımızın üstünde gölge olsun.
O salavat-ı şerife sebebi ile, hasenat mizanlarımızı ağır getir; bereketlerini üzerimize devam ettir. Ta ki: Peygamber efendimiz Muhammed'e; emin, mut-main, ferah, sevinçli olarak kavuşalım.
Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
Onunla aramızı ayırma. Ta ki, onun dahil olduğu yere bizi de dahil edesin. Onun keremli komşuluğuna bizi de sığdırasın. Hem de: Kendilerine nimet verilen peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraber.. Bunların arkadaşlığı ne-kadar güzeldir.. 1
Allahım, biz ona inandık; Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin. Hem de görmeden..
Allahım, iki cihanda bizi, onu görmek faydasına nail eyle. Kalbimizi, onun sevgisi üzerine sabit eyle. Bizlere, onun sünneti ile amel nasib eyle. Onun milleti üzerine bizleri öldür.
Bizi, onun kurtulan zümresi, iflâh olan cemaatı ile haşreyle.
Bu cümle ile, anlatılmak istenen daha açık mana şudur:
Habib-i Ekrem Nebiyy-1 Efham Resulüllah S.A. efendimize iman getirip mukaddes katından getirdiği şeyleri tasdik ve kabul ettik. Påk şeriatı ve hidayet sünneti üzere amel etmeyi ihtiyar eyledik. Cümle emirlerine ve yasaklarına itaat ederek, mucibi ile emrini yerine geti-rip nehyinden kaçınırız.
Onu görmeden, sırf yüce zatın Kur'an-ı Kerim'inde; onun nübüv-
vetini beyan ederek:
Ona iman edin.
Diye ferman buyurduğun için, bizler de o şanlı peygambere, açık mucizesini gözlerimizle görmüş gibi tam itikad ettik. Onun nübüvve-tini, risaletini, ümmetliğini ve şeratını kabul eyledik.
Devam edelim:
Allalum, iki cihanda bizi, onu görmek faydasına nail eyle. Kal-bimizi, onun sevgisi üzerine sabit eyle. Bizlere, onun sünneti ile amel nasib eyle. Onun MİLLETİ üzerine bizleri öldür.
Bu cümlede geçen; MİLLET, tabiri ile İslâm dini anlatılmak-tadır.
Duâya devam edelim:
Bizi, onun kurtulan zümresi, iflah olan cemaatı ile haşreyle Kalblermiz, onun sevgisinden yana derlediği şeylerle bizi menfaata kavuştur. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin. Şu günde ki: Ne baba dedelerin, ne malın, ne de oğulların faydası olur.
Bizi, onun pek saf havzına vardır; dolu kadehlerinden bize içir.
Senin Harem'inle, onun Harem'ini bizlere ziyaret eylemeyi, bi-zi öldürmeden evvel müyesser et.
Senin Harem'inle, onun Harem'inde; ölünceye kadar bize ikamet nasib eyle.
Yani: Kâbe-i Muazzama ile, Resulüllah S.A. efendimizin Ravza-i Mutahhara'sı anlatılıyor..
Devam edelim:
Allahım, onu bizim için zatına şefaatçı kabul ediyoruz. Çünkü o: Zatına göre, şefaatçıların en yüzlüsüdür. Onun hakkı için sana yemin veriyoruz. Çünkü o, katında yemin verileceklerin en büyüğüdür.
Onu zatına vesile kabul ediyoruz; çünkü o: Vesilelerin sana en yakınıdır.
Ya Rabbi, sana kalbimizin katılığından, günahlarımızın çokluğun-dan şikâyet ediyoruz. Keza, uzun emellerimizden, fesat amellerimiz-den, taata karşı tenbelliğimizden, aykırı hareketlere hücumumuzdan da..
Ya Rabbi, sen, kendisine şikâyet edilen nekadar güzel bir zatsın.
Düşmanlarımıza ve nefislerimize karşı yardım taleb ediyoruz; bi-ze yardım eyle. İslâhımız babında, fazlına güveniyoruz.
Bizi, zatından başkasına bırakma ey Rabbımız.
Cenab-ı Resulüne intisab ediyoruż; bizi uzaklaştırma. Kapında duruyoruz; bizi tard etme. Ancak, senden diliyoruz; bizi boşa çıkarma.
lubūna min mahabbetihi sallallahü Venfa'na bimentavet aleyhi ku aleyhi ve selleme yevme läcedde ve låmale ve låbenine ve evridna havza hül asfa veskina bike'sihil evfa ve yes sir aleyna izyarete haremike ve hare-mihi min kabli en tümitena ve edirr aleynel ikamete biharemike ve hare mihi sallallahü aleyhi ve selleme ila en nüteveffa.
Allahümme inna nesteştiu bihi lleyke iz hüve evcehüş sufeal ileyke ve nuksimü bihi aleyke iz hüve a'za mű men uksime bihakkıyhi aleyke ve netevesselü bihi ileyke iz hüve akre bül-vessaili ileyke.
Nesků ileyke ya Rabbi kasvete kulubina ve kesrete zünubina ve tule amalina ve fesade a'malina ve teka-sülena anit-taati ve hücumena alel-muhalifati.
**
Kalblerimiz, onun sevgisinden yana derlediği şeylerle bizi menfaata kavuş tur. Allah-ü Taâlâ, ona salát ve selâm eylesin. Şu günde ki: Ne baba dedelerin, ne malın, ne de oğulların faydası olur. Bizi, onun pek saf havzına vardır. Dolu kadehlerinden bize içir. Senin Harem'inle, onun Harem'ini bizlere ziyaret etmeyi bizi öldürrueden müyesser et.
Senin Harem'inle, onun Harem'inde ölünceye kadar bize ikamet nasib eyle
Allahım, onu bizim için zatına şefaatçı kabul ediyoruz. Çünkü o: Zatına gi re, şefaatçıların en yüzlüsüdür. Onun hakkı için, sanà yemin veriyoruz. Çünkü katında yemin verileceklerin en büyüğüdür.
Onu zatına vesile kabul ediyoruz; çünkü o: Vesilelerin sana en yalınıdır.
Ya Rabbi, sana kalbimizin katılığından, günahlarımızın çokluğundan şil yet ediyoruz. Keza, uzun emellerinaizden, fesat amellerimizden, taata karşı te belliğimizden, aykırı hareketlere hücumumuzdan da..
Rabbi bike nestansuru alá a'daina ve Feni'mel müşteka ileyhi ente ya enfüsina fensurna alá fazlike netevek kelü fisalahina.
bena ve ila cenabi resulike sallallahü Felä tekilna ilà gayrike ya Rab aleyhi ve selleme nentesibű felä tüba idna ve bibabike nakıfü felä tatrudna a iyyake nes'elü felä tuhayyibna.
ve Allahümmerham tazarruana amin havfena ve takabbel a'malena ve aslih ahvalena vec'al bitaatike işti ğalena ve ilel-hayri meålene ve hak-kik bizziyadeti amalena vahtim bis-saadeti acalena.
Haza züllüna záhírün beyne ye deyke ve halüna lâyahfa aleyke.
Emertena feterekna ve neheyte-na 'fertekebna låyeseuna illä afvüke fa'fü anna ya hayre me'mulin ve ek-reme mes'ulin inneke Afüvvün Raufün Rahimün.
**
Ya Rabbi, sen kendisine şikâyet edilen ne güzel zatsın.
Düşmanlarımıza ve nefislerimize karşı yardım taleb ediyoruz; bize yardım
eyle. İslâhımız babında fazlına güveniyoruz.
Bizi, zatından başkasına bırakma, ey Rabbımız.
Cenab-ı Resul'üne intisab ediyoruz; bizi uzaklaştırma. Kapında duruyoruz; bizi tard etme. Ancak senden diliyoruz; bizi boşa çıkarma.
Allahın, tazarrumuza merhamet eyle; korkumuzu emniyete çevir. Amelle-rimizi kabul eyle. Hallerimizi islâh eyle. Meşgalemizi taatın eyle. Sonumuzu hay-ra vardır. Emellerimizi ziyadesi ile gerçekleştir. Ecellerimizi saadetle kapa.
İşte zül halimiz, önünde açık, Halimiz sana gizli değil. Bize emir verdin; terk ettik. Bize yasak ettin; irtikåp ettik.
Bizi, ancak affın kurtarır; bizi affeyle. Ey ümid makamının hayırlısı, dilek makamının en keremlisi.. Sen pek şefkatlı ve merhametlisin; affedicisin.
الله صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدِ نُورِ النَّاتِ وَسِيرِ السَّارِي في جَمِيعِ الأَسْمَاءِ وَالصَّفَاتِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
Ya erhamerrahimine.
Ve sallallahü alâ seyyidine Mu-hammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ve selleme teslimen.
kilü. Vel-harndü lillahi Rabbil-Alemine. Ve hüve hasbüna ve ni'mel-ve-
Ve lähavle ve läkuvvete illå bil lah'il-aliyyil-azimi. (1)
SALAVAT'ÜS-SAFA
Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin tıbb'il-kulûbi ve devai-ha ve afiyet'il-ebdani ve şifaiha ve nur'il-ebsari ve zıyaiha ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim.
SALAVAT ÜZ-ZAT
Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin nur'iz-zati ve sırr'is-sari ficemiil-esmai ves-sıfati sallallahü aley-hi ve selleme.
Allah-ü Taalá, efendimiz Muhammed'e, âline ve ashabına salât ve tam ma-
nası ile selâm eylesin.
Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.
O, bize yeter; nekadar güzel vekildir.
Ne güç var, ne kuvvet, ancak Yüce Azim Allah'ındır. (1)
SAFA SALAVATI
Allahını, efendimiz Muhammedre salât eyle. (Odur:) Kalblerin tıbbı ve de-vası; bedenlerin afiyeti ve şifası; gözlerin nuru ve ziyası..
Keza âline ve ashabına da..
Ve.. selám eyle..
ZAT SALAVATI
Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle. (Odur:) Zat nuru, bütün İsim-lere ve sıfatlara sirayet eden sır.
Allah-ü Taålå, ona salát ve selâm eylesin.
(1) Bundan sonra gelecek iki salavat-ı şerife şerhe geçmemiştir. Metinde olduğu için; çokça okunan salâvat olduklarından, faydasına binaen buraya alıyoruz.
Vağfirillahümme liüstazina ve li üstazi üstazina ve lühvanina ve liihva ni ihvanina käffeten ammeten ve lice miil-müslimine vel-müslimatil-ahyai minhüm vel envati birahmetike ya er-hamerrahimine.
Allahım, tamam bedre salát eyle.
Allahım, karanlıkların nuru zata salát eyle.
Allahım, Dar-ı Selam'ın anahtarı zata salāt eyle.
Allahım, bütün yaratılmışların şefaatçısı zata salát eyle.
Allahım, üstazımızı, üstazımızın üstazını, ihvanımızı, ihvanımızın ihvanını tam manası ile, hep birden mağfiret eyle.
Keza, bütün müslim ve müslimeleri, bunların ölülerini ve hayatta olanları-nı da bağışla.
- 1914-Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı'na girmek için seferberlik ilân etti.
2007 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Muzaffer Arslan vefat etti.
AĞUSTOS
02 CUMARTESİ
BIR AYET
Göklerde ne var, yerde ne varsa Onundur.
Bakara: 255
8 1447 SAFER
BİR HADİS Allah bir ev halkı hakkında hayır dilerse, onları yumuşak huylu kılar.
Müsned, 6: 71
RUMI: 20 TEMMUZ 1441
HIZIR: 89
Hem peder ve valideyi şefkatle teçhiz eden ve seni onların merhametli elleriyle terbiye ettiren hikmet ve rahmet hesabına onlara hürmet ve muhabbet, Cenâb-ı Hakk'ın muhabbetine aittir.
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
YanıtlaSilELHAMDÜLİLLAH
ALLAHUEKBER
SUBHANALLAH
ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED
ESTAGFİRULLAH
SALLAAHUALEYHİVESELLEM
BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:14
Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:10
Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
YanıtlaSil
yuksel6 Mart 2026 18:57
-1929-Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.
1939-Almanya'nın Polonya'ya saldırması Üzerine, II. Dunya Savaşı başlamış oldu.
1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.
EYLUL
01
PAZARTESİ
9 1447 R.EVVEL
RUMI: 19 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 119
tevekkül ettim
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.
Taberani
İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülāsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ekberde
bulunacaktır. Lem'alar
YanıtlaSil
yuksel17 Mart 2026 07:59
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN GİZLİ VASİYETİ ACİKLANABİLSEYDİ TURKİYE DE Kİ TARİH DEGİSEBİLİRDİ
YanıtlaSil
yuksel19 Mart 2026 04:40
YUMUŞAK GÜÇ Joseph S. Nye, Jr.
Amerikan hükümetlerinde etkin görevler almış olan ünlü siyaset bilimci Joseph Nye, "yumuşak güç kavramını ilk kez 1980'lerin sonlarında kullanmıştır. Günümüzde tüm dünyada siyasî liderler, köşe yazarları ve akademisyenler tarafından sık sık ama çoğunlukla yanlış biçimde-kullanılmaktadır. Peki, yumuşak güç nedir? Yumuşak güç cezbetme ve ikna etme kabiliyetine dayalıdır. Zorlama kabiliyeti olan sert güç bir ülkenin askerî ve iktisadi gücünden kaynaklanırken yumuşak güç ülkenin kültürünün, siyasî fikirlerinin ve politikalarının cezbediciliğinden kaynaklanır.
Sert güç, devletlerin bağımsızlıklarını şiddete meyilli devlet dışı gruplardan da- korumaya çalıştığı bir dünyada elzemdir. Sert güç, Bush yönetiminin yeni ulusal güvenlik stratejisini oluşturmuştur. Nye'a göre ise başkana tavsiyelerde bulunan neo-muhafazakarlar çok yanlış bir hesaplama yapmışlardır: Diğer devletleri ABD'nin istediklerini yaptırmaya zorlamak için askerî güce çok fazla odaklanıp yumuşak güce çok az önem vermişlerdir. Teröristlerin ılımlı çoğunluk arasından destekçi bulmasını engellemek yumuşak güç sayesinde olacaktır. Yumuşak güç, aynı zamanda devletler arasında çok-uluslu işbirliği gerektirecek önemli küresel meselelerle uğraşırken gerekli olacaktır. Bu yüzden yumuşak gücü daha iyi anlamak ve uygulamak mutlak derecede önemlidir.
VIRDI OLMAYANIN ALLAH C. C GELEN İLHAMI OLMAZ.
YanıtlaSil1010
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT BERMI
-Kerem ve comertlik sahibidir.
lara çok comertlik etmiştir. Anlatılanlara ve yakınlara, hatta cümle Caresistere, fakirlere, dul kadınlara, yetimlere ve cümle muhtaç insanlara kerem ve seha sahibidir.
-Ahdlere vefa sahibidir.
Bilhassa yapılan vaadleri, verilen sözleri yerine getirmekte...
Rağbet sahibidir.
vararlı işlere ve Allah'ın rızasına uygun filllere.. hasılı Bütün bu anla tılanlara meyil ve mahabbet sahibidir. Yüce Hakka dalma ve her va Yani: Allah katında olan ecirlere ve sevaplara.. hayır ve hasenata man, tam huşu ve hudu ile, tasarru ve münacanta rağbet sahibidir.
Rağbet ettirmek sahibidir.
Resulüllah S.A. efendimiz ümmetini, Yüce Hakkın katında olan işlemeye teşvik eder. Kurtuluşun ve necatın, ancak onun rızasında ol ikramlara ve lütuflara rağbet ettirir. Onun rızasına uygun amellert duğunu anlatır.
Bundan başka, bütün ümmetini, Allah'ın zatından gayrı şeyler-den çekip almak ister. Kalbleri ve kalıpları ile, Yüce Hakka arz-1 hacat etmeleri için kendilerini teşvik eder.
Katır sahibidir.
Burada anlatılmak istenen, Resulüllah S.A. efendimizin beyaz ka
tırıdır.
RESULULLAH'IN S.A. EFENDİMİZİN KATIRI VE ATLARI
Resulüllah S.A. efendimize, İskenderiye Meliki Müfarkas hediye olarak yollamıştı. İsmine:
Düldür.
Derlerdi.
Fidda.
Dedikleri dahi vardı. En evvel binilen katır bu idi. Resulüllah S.A. efendimiz, ebedi âleme teşrif buyurduktan sonra da, çok yaşadı. Hatta, bütün dişleri döküldüğü için. arpayı döver yedirirlerdi. Taa. Muaviye'-nin r.a. zamanına kadar yaşadı.
Necib sahibidir.
Yahut, hecin deve sahibidir. Resulüllah S.A. efendimiz, kendisine ait olan şeye, isim verirlerdi. Bu cümleden olarak, yedi tane atı vardı. İsimleri şöyleydi: Sekeb, Mürtehil, Lezar, Tareb, Verda, Lahif, Müravih...
İmam-ı Dimyati, bu yedi tanede ihtilaf olduğunu anlattı. İhtilaf lı olanlar, on sekiz kadardır.
-Kadib sahibidir.
Yani: Kılıç. Düşmanla, bu kılıçla mukatele ederdi.
-Evvab peygamberdir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz.. Allah'ın zatından başka şeyler-den. kalbini tamamen temiz tutardı.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1017
Doğru konuşur.
Resulüllah S.A. efendimizin mübarek kelamları hata ve galattan yana temizdir. Boş ve yersiz sözlerden beridir. Doğru ve adaletle ko nuşurdu. Nitekim, Yüce Hak onun bu vasfını şöyle anlattı:
Kendi hevasından söylemez; o, (konuştukları) kendisine ge len vahlyden başka bir şey değildir.» (53/3-4)
- Kitapta anlatılmıştır.
Semavi kitapların tümünde.. İşbu kitaplar şunlardır: Tevrat, In-cil, Zebur, Fürkan-ı Azimüşşan.. Bu kitaplarda, Resulüllah S.A. eten dimizin bütün güzel halleri ve fiilleri anlatılmıştır.
Allah'ın kenzi peygamberdir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, ibadette daim, Allah'a hizmete müdavim, şer'i hükümleri yerine getirmekte kaim olan şanı yüce bir peygamberdir.
Allah'ın peygamberidir.
Demek olur ki:
Resulüllah S.A. efendimiz, şanı büyük Allah'ın ilahi sırlarının kendi, âlemlere rahmet olarak, bütün insanlara peygamber gönderil-miştir.
Lügatta kenzin manası şudur:
İnsanın kendisi için güzel ve değerli, sevdiği şeyi gizleyip sakla-dığı yer..
Sübhan olan Yüce Hak. Resulüllah S.A. efendimizin münevver ru-hunu, mahlukunun tümünden üç yüz altmış bin sene evvel yaratmıştır. Yaratacağı mahlukundan da onu seçip kendisine habib eylemiştir. Za-tının terbiyesinde mahfuz kalmıştır. Bütün nebilerden ve resullerden sonra, kendisini; Nebilerin ve resullerin sonuncusu olarak meşrıktan mağribe kadar bütün insanlara peygamber göndermiştir.
Sonra, onu: İlâhî sırlarına, rahmani tecellilerine mazhar kılmak sureti ile de, Allah'ın kenzi sıfatı ile anlatıldı.
Allah'ın hücceti peygamberdir.
Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz halk üzerine gelen Yüce Al-lah'ın emirlerini ve yasaklarını, şer'i hükümlerini tebliğ etmiştir. İman ve İslâmı kabul ederek ilahi tevhidi tahkik ve iz'anla bulanlara veri-lecek sevabı beyan etmiştir. İman ve tevhidden iba ve imtina ederek, şirk, dalâlet ve azgınlıkta kalanlara olacak cezayı ve azabı beyan et-miştir. Bundan sonra, artık küffardan azaba uğrayacakların beyan edecek özürleri kalmayacaktır. Bu manadan, Resulüllah S.A. efendi-miz, Allah'ın hücceti peygamberdir.
Öyle bir peygamberdir ki, ona itaat eden Allah'a itaat eder: ona asi olan, Allah'a asi olur.
RESULÜLLAH'A İTAAT
İmam-ı Buhari Sahih'inde. Ebu Hüreyre'den r.a. naklen Resulül-lah S.A. efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı:
1018
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT SERHI
«Kendilerine Resul gönderildiğim kimselerin cümlesi cennete girer; ancak IBA edenler hariç...
Ashab sordu:
Ya Resulellah. IBA edenler kimlerdir.
Resulüllah S.A. efendimiz, onların bu sualine şu cevabı verip müş
killerini çözdu:
Her kim, benim nübüvvetimi tasdik edip risaletimi kabul ede-rek bana itaat ederse.. o kimse cennete girer. Ama, o kimse ki, bunla-rı yapmaktan IBA etti; o da cennete girmez; ebedi cehennemde kalır.
Arab'a, Kureyş'e, Zemzem'e, Mekk'ye, Tehame'ye mensub pey-gamberdir.
Bu cümlede geçen: Tehame tabiri, Mekke-i Mükerreme ve çev resine verilen isimlerdendir.
RESULULLAH'IN GÖZLERİ
Güzel yüz, sürmeli göz..
Resulüllah S.A. efendimizin gözleri, Allah'ın kudreti ile sürmelen-miştir. Kirpikleri siyah, sürme çekilmiş gibi idi. Göz kapaklarının ke. narları da daima siyahtı.
Düz uzun yanak, Kevser, Selsebil sahibidir.
Burada anlatılan Kevser, Resulüllah S.A. efendimizin Kevser
Havzıdır.
Zıdlaşanları kahreder; kâfirleri helâk eder; müşrikleri katleder.
Yani: Müşriklerin ordularını ve kendilerini, yok etmeye çalışır.
GURR'il - HUHACCELİN olanları cennetlerin nimetlerine, Ke-rim'in civarına alıp götürür.
Bu cümlede geçen:
GURR'İL MUHACCELİN.
Tabiri, abdest azaları öbür âlemde parlayacak olan kimselerdir.
Cebrail'in arkadaşıdır.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz..
Cebrail Resulüllah S.A. efendimize bütün peygamberlerden daha
fazla gelmiştir.
CEBRAİL'İN PEYGAMBERLERE GELİŞİ
Resulüllah S.A. efendimize peygamberlik geldikten sonra, durum iktiza ettikçe, azar azar yirmi üç yılda Kur'an-ı Kerim'i getirmiştir. Daha başka ilahi vahiyleri ve rabbani sırları getirmiştir. Hatta, Resu-Jüllah S.A. efendimize, yirmi dört bin dört yüz kere gelmiştir. Sair pey-gamberler, yüzden az gelmiştir; onlara gelişi yüzü bulmamıştır.
Adem'e a.s. yirmi bir kere gelmiştir.
İdris'e a.s. dört kere gelmiştir.
Nuh'a a.s. yirmi üç kere gelmiştir.
İbrahim'e a.s. kırk sekiz kere gelmiştir.
Yakub'a a.s. ve oğlu Yusüf'e a.s. dörder kere gelmiştir.
Eyyub'a a.s. üç kere gelmiştir.
Musa'ya otuz bir kere gelmiştir.
İsa'ya a.s. on kere gelmiştir.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1019
وَرَسُول رب العالمين وشفيع المدينين وطاية العمام ومصباح الظلام وقر السَّمَاءِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَعَلَى اللَّهُ المصطفي الهَرِ جَلَة صَلَاةٌ وَالِمَةٌ عَلَى الأَبَدِعَة مُملَة صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَعَلَى الهُ صَاوه با جودُهُ وَيُشرفها في المنعَاءِ بَعْلُهُ وَنُشُورُهُ فَصَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَعَلَى الهُ الأنمر القَوَالِ صَلَوَة يَجودُ عَلَيْهُمْ أَجُودَ الْعُيُوتِ الهوامع ارسله من أهم العربي انا واو مَحِهَا بَيَانًا وَأَقْصَى هَا لِسَانَا وَانها ايمانا وأَعْلَاهَا مَقَامًا وَأَحْلاهَا كَلَاما واوْنَا هَا وَمَا مَا وَأَصْفَا هَا وَنَا مَا فَأرضع الطريقة ونصح الخَلِيقَة وَبِهَا الإِسْلَامَ
Ve resuli Rabb'il-Alemine ve pe fiil-müznibine ve gayet'il-gammani ve misbah'iz-zalámi ve kamer'it-temami.
Sallallahü aleyhi ve alá alihil mustafeyne min athari cibilletin sala ten daimeten alel-ebedi gayre muzma-hilletin
Sallallahü aleyhi ve ala Alihi saláten yeteceddedü biha hüburuhu ve yüşerrefü biha fil-miadi ba'sühu ve nüşurühu.
Fesallallahü aleyhi ve alå Alihil encümit-tavalil salåten tecudü aleyhim ecved'el-guyusil-hevamii erselehu min ercah'il-arabi mizanen ve evzahiha beyanen ve efsahiha lisamen ve eşma hiha imamen ve a'laha makamen ve ahläha kelâmen ve evťaha zimamen ve asfaha rağamen feevzah'et-tarikate ve nesah'el-halikate ve şeher'el-islame.
Alemlerin Rabbının Resulü ve günahkarların şefaatçısıdır. Bulutun gayetl-dir. Karanlığın kandilidir. Tam kamerdir.
Allah-ü Taald, ona ve âline salát eylesin. Onlar, mahlukatın en påklerinden çıkarılmışlardır. Öyle bir salât olsun ki, ebed üzere devam etsin; hiç bozulmasın.
Allah- Taála, ona ve onun állne salát eylesin. Bu, onun, sürurunu yenileye cek bir salát olsun. Miad günü, onun çıkıp görünmesi için bir şeref vesilesi olsun.
Allah-ü Taálá, ona parlayan yıldız åline salât eylesin. Öyle bir salát olsun ki, üzerlerine pespeşe şiddetli yağan yağmur gibi insin.
Onu, Arab'ın en ağırlarından resul eyledi. Keza beyan itibarı ile en vanh-larımdan, lisan itibarı ile, en fasihlerinden, iman itibarı ile en yükseklerinden, makam tibarı ile en yücelerinden, kelâm itibarı ile en tatlılarından, ahde en çok vefallarından, rağam itibarı ile en saflarından
Yolu izah etti; halka nasihat etti; İslam'ı meşhur eyledi.
(Devamı: 1021 Sayfeda)
1480-Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı donanması, İtalya'nın Otranto limanını zapt etti.
YanıtlaSil1945-II. Dünya Savaşında Japonya kayıtsız şartsız teslim oldu.
1999 - Hanım Nur Talebelerinden Sıddıka Kartal vefat etti.
AGUSTOS
11
PAZARTESİ
yet etaresmeyeceğiniz şeyi
yüklemel
Bakara: 286
17 1447 SAFER
RUMI: 29 TEMMUZ 1441 HIZIR: 98
BİR HADİS
istediğinde önce Biriniz mülkünü satmak komşusuna teklif etsin.
Ebu Ya'la
Bu dünya ebedi kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenab-ı Hakkın ebedi ve sermedi olan Dârüsselâm menziline davetlisi olan mahlükatın içtimaları için bir han ve bir bekleme
ISTANBUL
Imsak
Güneş
Öğle
salonudur. Mesnevi-i Nuriye
Imsak Günes
Oule in
04.24 06:03 13:14 17:00
İkindi Akşam Yatsı
2026 BEDIUZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1992-Bosna-Hersek hükümeti bağımsızlığını ilán etti.
NİSAN 05
PAZAR
171447 ŞEVVAL
RUMI: 23 MART 1442 KASIM: 149
BİR AYET
Onların sözü seni üzmesin. Kudret ve üstünlük bütünüy-
le Allah'ındır.
Yunus Suresi: 65
BİR HADİS
Borcun karşılığı teşekkür etmek ve söz verilen vakitte vermektir.
Tembellikle namazı terk eden veyahut kıymetini bilmeyen, ne kadar cahil, ne derece hasir, ne kadar zararlı olduğunu bilahare anlar, ama iş işten geçer. İşarat'ül İcaz
TARİHTE BUGUN
YanıtlaSil-1987-Istanbul'da ilk
deniz otobüsleri işlemeye başladı. İlk seferler Bostancı-Kabataş arasında yapıldı.
1982 - Hattat Hamid Aytaç vefat etti.
18
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
MAYIS
MAY
Iman edip salih amellerde bulunanlar için nimetlerle donatılmış cennetler vardır.
Lokman Suresi: 8
BİR HADİS
Cehennem ateşinden yarım hurmayla da olsa korununuz.
Ya Rabbi, ben Senin isminin yardımıyla ve onun bereketiyle okuyacağım. Her şey senin kudretinle ve icadınla ve tevfikinle olduğu gibi, yalnız ve yalnız Senin İsminle başlıyorum.
Emirdağ Lahikası
AMR B. HAZM'İN NECRAN'DA GÖREVLENDİRİLMESİ
YanıtlaSilAmr b. Hazm, Ne Zaman, Nereye, Niçin ve Nasıl Gönderildi?
İbn-i Hişam'ın, İbn-i İshak'tan nakline göre: Beni Haris b. Kâb ların Elçileri, hicretin onuncu yılında şevvalin son günlerinde veya zilkade ayının başında yurdlarına dönüp gittikten sonra Peygamberi-miz, onlara İslâm dinini iyice anlatmak, Sünneti ve İslâmın alâmet-lerini öğretmek, zekât ve sadakalarını da, teslim almak üzere Amr b.
Hazm'i gönderdi. Kendisine bir de, yazı yazıp ona söyleyeceğini, o yazının içinde söyledi, emr edeceğini, emr etti (1).
Yani, İslâm şeriatını, Feraizini, ceza hükümlerini Yemenlilere öğ-retmesini emr etti (2).
Beni Haris b. Ka'blar, Yemen'in Necran bölgesinde oturdukları İçin (3) Amr b. Hazm de, Necran'a gönderilmişti (4).
Necran, Yemen'in Mekke tarafındaki bölgelerindendir.
Rivayete göre: ilk gelip burayı imâr eden kişi, Necran b. Zeydan, h. Sebe', h. Yeşcüb, b. Ya'rub, b. Kahtan olduğu için, buraya, o'ndan dolayı, Necran ismi verilmiştir (5).
Amr b. Hazm'e Verilen Emirname:
İbn-i Hişam'ın «İbn-i İshak, dedi ki:» (6),
İmam Ebû Yüsüfün de «Muhammed b. İshak, bana rivayet etti ki: Peygamber Aleyhisselâm, Necran'a gönderdiği sırada, Amr b. Hazm İçin şöyle yazdı: diyerek nakl ettiği yazıda şöyle buyrulmaktadır:
«BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
(1) Îbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 241, Taberi-Tarih c. 3, s. 157, İbn-iHaldun Tarih c. 2, ks. 2, . 54
(2) İbn-i Sa'd-Tahakat c. 1, s. 267
(3) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 239
(4) Ebü Yüzüf-Kitabülharac a. 72 (5) Yakut-Mucemülbüldan c. 5, s. 266
(6) İbn-i lahak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, 8. 239, 241
emån ve garantidir (9).
YanıtlaSilBu, Allah ve Allahın Resûlü tarafından (7) bir beyandır (8). Bir
Ey iman edenler! Akidleri yerine getiriniz! (10)
Bu (11), Allâhın Resûlü (12), Peygamber Muhammed tarafından, Yemen'e gönderdiği sırada Amr b. Hazm'e yazılan bir Ahd'dir. butün işlerinde Allah'dan
O, sakınmasını ona emr etti (13). Çünkü, Allah, hiç şüphesiz, sakınanların ve daima iyilik edenlerin
yanındadır (Nahl: 128) (14).
Onun yapacağı bir takım işler arasında ganimetlerden, Allahın ta-yin ettiği beşte biri ve meyvalardan zekât olarak Mü'minler üzerine farz kılınanları alma işini (15), Allâhın, Resülüne emr ettiği gibi hak-tutması, gözetmesi, halkı hayırla müjdelemesi ve onlara hayrı emr etmesi için emir verdi.
O, aynı zamanda, halka Kur'ân'ı öğretecek ve Kur'an'da olanları, onlara iyice anlatacaktır.
Abdestli olmadıkça, Kur'ân'a el sürmekten insanları men edecek, Insanlara, lehlerinde ve aleyhlerinde olanları bildirecek, doğru dürüst olan insanlara yumuşak, zalim ve haksız olanlara karşı da, sert ve katı davranacaktır.
eder. Çünkü, Allah, zulümden, haksızlıktan hoşlanmaz ve ondan men
(Haberiniz olsun ki: Allâhın lâneti, zalimlerin üzerindedir) (Hud: 18) buyurur.
Insanları, cennetle ve cennet amellerile müjdeleyecek, cehennemle ve cehennem amellerile de, korkutacaktır.
Dini İyice anlamalarına kadar halka yakınlık gösterecek, hac amellerini, haccın sünnet ve farzlarını, Allahın bu hususta emr ettiği şeyleri, Hacc-ı ekberi ve hacc-i asgarı ki bu, Umre'dir, öğretecek, hal-
(7) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 241, Ebû Yüsüf-Kitabulharac s. 72, Yahya b. Adem-Kitabülharac s. 116, Taberi-Tarih c. 3, 8. 157
(3) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 241, Yahya b. Adem-Kitabülharse s. 116, Taberi-Tarih c. 3, в. 157
(3)Ebü Yüsüf-Kitabülharae s. 72 (10) Máide Süresi: 1
(11) Ibn-i İshak, İbn-1 Higam-Sire c. 4, &. 241, Ebû Yüsüf-Kitabülharne s. 12, Yahya b. Adem-Kitabülharac a. 116, Taberi-Tarih e. 3, s. 157
(12) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 241, Yahya b. Adem-Kitabülharaca. 116, Taberi-Tarih c. 3, в. 157
(12) Ion-1 Lahak, İbn-1 Higam-Sire c. 4, a 241, Ebû Yüsüf-Kitabülharse a. 72
Yahya b. Adem-Kitabülharac a, 116, Taberl-Tarih e. 3, s. 157, İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, a. 54
(14) Ibn-i Ishak, İbn-i Higam-Sire c. 4, s. 241, Taberl-Tarih e. 3, s. 157, İbn-i Hal-
dun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 54 (15) Ebû Yümüf-Kitabülharac s. 72, Yahya b. Adem-Kitabülharar 4. 118
44
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
ki, tek ve küçük örtü içinde namaz kılmaktan men edecek, iki ucu omuzlar üzerine atılabilecek genişlikte olan örtü içinde kılmak bun.
dan müstesnadır. Halkı, secdede avret mahalli yukarı doğru açılacak tek örtüye sa-
rınıp bürünmekten ve başının saçını toplayıp ensesinde bağlamaktan men edecek, insanlar arasında vuku bulacak harplerde kabile ve asi-retlere yapılacak dua yasaklanacak, onlar, bir olan, eşi ve ortağı bu-lunmayan yüce Allaha dua edecek, Allâha duâ etmeyen, kabilelere ve aşiretlere dua eden kişiler, bir olan, eşi, ortağı bulunmayan Allaha dua edinceye kadar kılıçla budanacaktır.
Abdest alırken, yüzlerini, dirseklerine kadar ellerini, bileklerine kadar ayaklarını güzelce yıkamayı ve Allâhın, kendilerine emr ettiği gibi başlarına mesh etmeyi,
Namazı vaktinde kılmayı, rüků, sücud ve huşuu tam yapmayı,
Gecenin sonu olunca, sabah namazını, gün ortalanıp güneş doğu-dan batıya doğru eğilmeye başladığı zaman, öğle namazını, öğle vakti çıkıp güneş, arkasını arza çevirdiği zaman, ikindi namazını, gece ge-lince, yıldızların gökte görünme zamanına kadar geciktirilmeksizin, ka emr edecek, akşam namazını, gecenin ilk kısmında da, yatsı namazını kılmayı hal-
Cuma için nida edildiği, ezan okunduğu zaman, cuma namazına koşmayı ve camiye gitmeden önce cuma için gusl etmeyi (16), Ganimetlerden, Allâhın tayin ettiği beşte biri,
Ürünlerden, Mü'minler üzerine zekât olarak farz kılınanları (17) Kaynakların suladığı ve gök'ün suladığı arazi ürünlerinden onda bir ve kova ile sulanan arazi ürünlerinden de, yirmide bir almayı emr etti.
Her on devede iki koyun, her yirmi devede dört koyun, Her kırk sığırda bir sığır ve her otuz sığırda bir yaşını tamamla-mış bir dana veya üç
yaşına girmiş erkek veya dişi bir sığır, Mer'ada yayılan koyunlardan, her kırk koyunda, bir koyun vermek gerekir.
Bu, Allâh tarafından, Mü'minlere farz kılınan zekâttır.
Kim, hayrını artırırsa, o hayrı, kendisi için artırmış olur. Yahudilerden veya Nasranilerden can-u gönülden Müslüman olup İslam dininin gereklerini yerine getiren kimse, Mü'minlerdendir.
Ihn-1 Haldun-Tarih c. 2, ka 2, s. 54 (16) Ibn-i labak, İbn-i Higam-Sire c. 4. 5. 241-242,
Taberi-Tarih e. 3. 157-158.
Yahya b. Adem-Kitabülharac 5. 116, Taberi-Tarih e. 3, s. 158, Jim-i Haldane (17) Ihn-1 Ishak, Ibn-i Hisam-Sire c. 4, s. 242, Ebû Yüsiüf-Kitabülhara 2. Tarik c. 2, ka 2, s. 54
AMR B. HAZMİN NECRANDA GÖREVLENDİRİLMEst
YanıtlaSil45 mükellef bulundukları vazifelerle o da, mükellef olur. Mü'minlerin sahip oldukları haklara o da, aynen sahip, onların
Hıristiyanlığında veya Yahudiliğinde kalmak isteyen kirnae de, bundan men edilmeyecektir.
Erginlik çağına giren her gayr-i Müslim erkek veya kadın, hür ve-va köle tam bir dinar veya onun karşılığı bir elbise ödemekle mükel-
Kim bunu öderse, onun için, Allâhın ve Resülullahın himayesi vardır.
Kim de, bunu ödemekten kaçınırsa, o, Allâhın, Resûlünün ve bü-tün Mü'minlerin düşmanı olur.
Allâhın salāt ve selamları, rahmet ve bereketleri Muhammed'in üzerine olsun! (18)
Peygamberimizin Necranlılara Yazısı:
Peygamberimiz, Necran'a gönderirken Amr b. Hazm için yazı yaz-dığı gibi, Necranlılar için de, bir yazı yazmış (19), onu, Amr b. Hazm' le göndermişti (20).
Yazının içinde: farzlar, Sünnetler ve diyet hükümleri vardı (21). Bu, içinde bir çok hükümlerin yer aldığı büyük bir yazı idi (22).
İmam Ebû Yüsüf'ün «Peygamber Aleyhisselâmın, onlara (Necran-lılara) yazdığı yazının, onların ellerindeki nüshasıdır.» diyerek kayd
ettiği yazıda şöyle denilmektedir:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Bu, Allâhın Resülü Muhammed Peygamberin Necran halkına yaz-dığı yazıdır:
Her çeşit meyva, mahsul, altın, gümüş ve köle hakkında Allahın hükmü onlara tatbik edilecektir.
Bu hususta üzerlerine düşen vazifeleri onlara anlat. Bu sefer, bunlardan alınacak vergiler kendilerine bırakılmıştır.
Onlar, her yıl, bin tanesi recep ayında, bin tanesi de, safer ayın da olmak üzere iki bin Eväki elbisesi ve her elbise ile birlikte bir ukiye
de , gümüş ödemekle mükelleftirler. Bu elbiselerin tutarı hisaplanıp harac vergisinden eksik veya fazla olduğu takdirde, fazlası düşülür, eksiği tahsil edilir.
ibn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 54-55
19) Ebû Yüzüf-Kitabülharse &. 72
(18) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, 242-243, Taberi-Tarih . 2 & 158-18 (
(20) Daremi-Sünen c. 1, s. 320
(21) Hevsemi-Mecmauzzevaid c. 3, a. 71, İbn-i Abdulber-Istiah c. 3, 8. 1173-4
Eair-Ündülgabe c. 4. 8. 214
(22) İbn-i Kayyım-Zadülmand c. 1, s. 45
46
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Onlardan alınacak zırhlar, atlar, binek hayvanları ve diğer e
lar da, hisapla alınacaktır. Elçilerimin yirmi günlük veya daha az müddet zarfındaki ikam ve sefer masrafları Necranlılara aiddir.
Elçilerim, bir aydan fazla tutulamaz, bekletilemezler.
Yemen'de bir harp çıktığı zaman, onlar, emânet olarak otuz zır otuz at, otuz deve vermekle de, mükelleftirler.
Elçilerimin emânet olarak aldıkları zırhlar veya atlar veya bine hayvanları, ya da, sair eşyalar kendilerine teslim ve bunlardan za olanları tazmin edilinceye kadar Elçilerimin kefaleti altında buluna caktır.
Necran ve çevresi, onların malları, canları, dinleri, hazır bulun mayanları, bulunanları, aşiretleri, kiliseleri, az veya çok ellerinde bu lunan her şeyleri Allâh ve Resûlünün himayesindedir.
Ne din adamının din adamlığı, ne papazın papazlığı, ne kâhinir kâhinliği değiştirilecektir.
Onların üzerinde ne bir faiz alacağı, ne de, cahiliyet devrinden kal-ma kan davası vardır.
Onlar, ne bir zarara, ne bir güçlüğe uğratılacaklar, ne de, yurdla-rına ordu ayak basacaktır.
Onlardan her kim, bir hak talebinde bulunursa ne zalim, ne de mazlum olmalarına meydan verilmeksizin aralarında adaletle hükm
olunacaktır.
ondan uzaktır. Şeref sahibi kişilerden her kim faiz alır, yerse, himaye teahhüdüm,
tutulmayacaktır. Onlardan biri, başka birinin yaptığı haksızlıktan dolayı sorumlu
Onlar, haksızlık edip akidlerini bozmadıkları, öğüt dinledikleri ve takdiri gelinceye zıda yazılı olduğu üzre temelli olarak Allahın himayesinde ve Resûlul lah Muhammed Peygamberin himayesindedirler. Ebû
Süfyan b. Harb, Gaylan b. Amr, Beni Nasrdan Malik b. Avf. Akra' b. Habis'ül'Hanzali ve Mugire b. Şübe şahid oldular. Bu yazıyı, Abdullah b. Ebi Bekr, onlar için yazdı.» (23)
Zekât Hakkındaki Yazılar ve Uygulanmaları:
Ömer b. Abdulaziz, Halife olduğu zaman, Medine'ye adam günde rip Peygamberimizin zekât hakkındaki yazısı ile Hz. Ömer'in bu husu takı yazısını arattırdı.
(23) bà Yüsül-Kitabilharse a 72-73
AMR B. HAZM'İN NECRAN'DA GÖREVLENDİRİLMESİ
YanıtlaSil47
b Hazm ailesi nezdinde bulundu. Peygamberimizin, Amr b. Hazm'e zekât hakkında yazdığı yazı,
Amr Ailesi nezdinde bulunup Muhammed b. Abdurrahman, her iki yazının Peygamberimizin bu husustaki yazısı gibi bir yazı da, Hz. Ömer suretini çıkarması için arandı.
Q da, bu yazıdaki deve, sığır, davar, altın, gümüş, hurma veya meyva, hububat ve üzüm zekât mikdarlarını Amr b. Hazm için istinsah etti (24).
Esasen, Peygamberimizin, zekât mikdarları hakkında yazdırıp (25) kılıcına bağladığı ve tavsiye ettiği (26), ömrü sona erdiği için, bütün mekåt memurlarına tamim edemediği yazısı da, elde bulunuyordu.
Hz. Ebû Bekr ile Hz. Ömer, vefatlarına kadar bu yazıya göre amel ettiler (27).
Hz. Ebû Bekir'in, Enes b. Malik'i zekât tahsil memuru olarak Bah-reyn'e gönderirken, onun için yazdırıp (28), üzerini, Peygamberimizin mühüru ile mühürlemiş olduğu yazı da (29), Peygamberimizin, Hz. Ebů Bekir'in yanında bulunan yazısına göre yazılmıştı (30).
Peygamberimizin vefatından sonra Necranlılar, Hz. Ebû Bekir'e gelmişler, O da, içinde Peygamberimizin onlar hakkındakı yazısını anan ve özetleyen bir yazı yazıp ellerine verdiği gibi, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali de, yazdıkları yazıda, Peygamberimizin Necranlılar hakkın-daki yazısını anmışlardır (31).
Ömer b. Abdulaziz de, Peygamberimizin, Hz. Ömer ailesi nezdin-deki bu yazısının bir nüshasını Abdullah b. Abdullah b. Ömer ile Sa-lim b. Abdullah'dan alıp buna göre amel etmelerini zekât tahsil me-murlarına emr etmiş, bunu, Velid'e de, yazıp göndermişti.
O da, buna göre amel etmelerini zekât tahsil memurlarına emr et-miş, ondan sonra gelen Halifeler de, buna göre ameli emr etmekten geri durmamışlardır.
(24) Ebû Ubeyd-Kitabülemval s. 497-499, Hakim-Müstedrek c. 1, s. 394-335 (25) Ebü Yüsüf-Kitabülharac a. 76, Abdurrezzak-Musannef c. 4, s. 25, İbn-i Ebl
Şeybe-Musannef c. 3, s. 131, Tirmizi-Sünen c. 3, s. 17, Hakim-Müstedrek c. 1,
8.392
(25) Eaü Yüsüf-Kitabülharaca. 76, İbn-i Ebt Şeybe-Musannef c. 3, s. 131, Tir-mizi-Sünen c. 3, s. 17, Häkim-Müstedrek c. 1, s. 393 (27) Ebû Yüsüf-Kitabülha Hestureza-Musannef c. 3, & 25, İbn-i Ebl
Şeybe-Musannef c. 3, 131, Tirmizi-Sünen c. 3, a. 17, Hakim-Müstedrek e. 1, 302
(28) Buhari-Sahih c. 2, s. 123-124, Ebû Davud-Sunen c. 2, s. 96
Ebu Davud-Sünen c. 2, s. 96
Ibn-i Kayyım-Zadülmaad e. 1, s. 45 (1) Ebü Yüsüf-Kitabülharac s. 73-74
Kalbe Dokunan Hikâyeler
YanıtlaSilBetül Şatır
حاول
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilEsme Nine
9
Ömrün Ziyası Sönerken.
14
Tarihe Kol Kanat Germek.
18
Haramsa Azabı Helalse Hesabı Var.
23
Antep'te Bir İyilik Hikâyesi
30
Satiye.
35
Elçiye Elçi Olmak..
43
Görücü Çiçeği
50
Hasta Kalbi Hep Mahzun.
56
Bir Gömlekle Yetinen Babalar
61
Tel Dolapta Lazanya...
66
Tülbent Dolabı
71
Misafiri Aziz Bilmek
77
83
Pazarcı Sedat
88
Fedakârlığın Ödülü
95
Bahar Bozgunu
102
Romanların Hocası
109
Kışın Rayihası
117
Hesabı Kolay Hayatlar.
123
Sessiz Sedasız Hayatların Kıymeti.
134
Evim Küçük Cennetim..
Kadife Prangalar.
137
Evdeki Pazar (veya Hesap) Çarşıya Uymaz
YanıtlaSil"Önceden tasarlanan bir işin umulduğu gibi sonuçlanma-yacağını ve düşünüldüğü gibi olmayacağını" anlatmak için "evdeki pazar veya hesap çarşıya uymaz" deriz. Bu atasözünü, planlarını kendi bilgi birikimine göre yapan ama uygulamada her şeyin düşündüğü gibi çıkmayacağını hesap edemeyen ki-şileri uyarmak ve onları doğru düşünmeye yönlendirmek için kullanırız.
Gerçekten de şu hayat, her şeyin tıkır tıkır işlediği bir saat gibi değildir, her karış toprağında tatlı ve acı sürprizler olan çetin bir yol gibi engebelerle doludur. O yüzden hayatın bu değişken yapısı göz önüne alınarak ciddi bir hazırlık yapıl-malıdır. En azından insanın yola çıkmadan önce bir (B) planı olmalıdır ve beklenmedik bir durumla karşılaştığında han-gi adımı atması gerektiğini öngörebilmelidir. Bu öngörüden yoksun olan, yani bir işin ilerisini kestiremeyen kişi başarının kokusunu dahi alamaz.
-82-
Orellikle düğun yapma hazırlığında olan çiftler iyi bir pi-saraştırması yapmalıdır. Tamam, Allah, evlenen kimse-Jerin yardımcısıdır. "Sevgili Peygamberimizin ifadesine göre, hakur Bize düşen görev, maddi ve manevi olarak buna ce Allah'ın, iffetini korumak için evlenene yardım etmesi eşimizle iyi geçinmektir. Gerek evlilik hayatında gerekse is hazırhıklı olmaktır ve kurduğumuz yuvanın düzenini sağlayıp sahasında olsun herkes payına düşeni yaparsa evdeki hesabı da çarşıya uydurmuş olur. Aksi halde mutluluğun Kaf dağın-da olduğu düşüncesine kapılıp kendi yuvamızda mutsuz bir hayat sürebiliriz.
YanıtlaSilOysa mutluluk bizim içimizdedir.
Hesapsız kitapsız yaptığımız her iş de bu mutluluğu bal-talayan olumsuz bir etkendir. Hesap kitap derken, sadece bu dünyadaki kârımızı veya zararımızı düşünmeyelim lütfen! Çünkü esas kâr da zarar da öbür âlemde karşımıza çıkacaktır.
lyi de bu nasıl olmaktadır?
Aslında her şey canımız ölümün eline geçtikten sonra baş-layacaktır.
Nihayetinde ölümün eline geçmedik can kalmayacaktır.
Ölümden sonraki hayatta cennete girmeyi arzulayan bir kim-senin de hesaba katması gereken şey, Allah'ın rızasını elde et-mek olmalıdır. Bunda gevşeklik gösteren kimse, kendini kan-dırmış ve Allah'ın korumasından da uzaklaşmış olur.
Peki, bir Müslüman Allah'ın korumasına girmek için ne yapmalıdır?
Kesinlikle Allah'ın dini için çalışmalı ve O'nun kullarına
iyi muamelede bulunmalıdır. Dünyadayken bu hesabı yap-
mayan kişinin ahiret pazarındaki şaşkınlığı ve pişmanlığı çok
7
Hadislerle İslam IV Evlenmek / Hayatı Paylaşmak s. 37
-83-
YanıtlaSil
yuksel29 Mart 2026 06:06
büyük olacaktır. Kaldı ki orası pişmanlık yeri değildir, pişman olup hesabımızı düzgün yapmamız gereken yer burasıdır.
Burası, ahiretin tarlasıdır.
Bu tarladan ahirete götüreceğiniz hayır hasenatınız bol olsun.
Alça
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالذين أن ترفع ومن
إِنِّي وَجَهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ
66 Ben hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben Allah'a ortak koşanlardan değilim.99 (En'am, 6/79)
واد قال ابرهيم الأبيه ارز التجد اضافا الله ان
أريك وقومك في ضلال مبين وكذاليك برى البره
ملكوت السموات والأرض وليكون من السوفيتين .
ولنا جنَّ عَلَيْهِ البل را كوكنا قال هذا من
أقل قال لا أحب الأفلين للنار العمر تارة فا
هذا رَبِّي فَلَمَّا أَهْلَ قَالَ لَينَ لَمْ يَهْدِي إلى لاملون
مِنَ الْقَوْمِ الضَّالِّينَ فَلَمَّا رَا الشَّمْسَ بَارِعَة قَال من
رنى هذا أكم فلنا املت قال يا قوم إلى بركة من
تشْرِكُونَ إِلَى وَجَهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي قَطر السنوات وَالْأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَحَاحَهُ فَوَن قال الحاجوني فِي اللهِ وَقَدْ هَذِينَ وَلَا أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ به إِلَّا أَنْ بَشَاءَ رَبِّي شَيْئًا وَسِعَ رَبِّي كُلِّ شَيْءٍ عَلى أَفَلا تَتَذَكَّرُونَ وَكَيْفَ أَخَافُ مَا أَشْرَكْتُمْ وَلَا تَخَافُونَ أَنَّكُمْ أَشْرَكْتُمْ بِاللهِ مَا لَمْ يُنَزِّلُ بِهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَان فاى الفريقين أحَقُّ بِالْأَمْنِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ .
Mushaf sayfa no: 136
Hafızlık sayfa no 7. Cüz/5. Sayfa
ALLAH'I BİRLEMEK VE YALNIZ O'NA YÖNELMEK
BİLGİ
Allah'ın hak elçilerinden Hz. İbrahim, diğer peygamberler gibi insanları tev-hide çağırdı. Ancak onun babası ve kavmi Allah'la birlikte yıldızları ilah edi-niyorlardı. Çok büyük bir yanılgı içindeydiler. Çünkü Allah'la birlikte başka ilahlara bağlanmak tevhid inancına aykırıdır. İbrahim (a.s), babası başta olmak üzere içinde yaşadığı toplumu bir olan Allah inancına çağırdı. Sonra da onlara ayetteki sözü söyledi.
MESAJ
Mümin, Allah'ın varlığına ve birliğine, yani tevhide gönülden inanır ve yalnız O'na bağlanır; şirkten uzak durur.
KELİME DAĞARCIĞI:
Vech: Yüz, cephe, ön taraf.
Hanîf: Tevhit inancına bağlı, Allah'a şirk koşmayan.
136-
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالهمزة المتابع
ان املوا ولم يلبسوا إيمانهم يطلع أولئك لهم الأمن ولية مهتدون وذلك حجلنا البناها ابراهيم على قومه رفع درجات من نشاء إلى ربك حكيم عليم روهينا التحق ويعقوب كلا هذينا ولوحا هدينا من قبل ومن ذريته فاودَ وَسُلَيْمَنَ وَأَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسَى وفرون وكذلك تُجْرِى الْمُحْسِنِينَ وَزَكَرِيَّا وَيَحْيَى رعیسی وَالْبَاسُ كُلُّ مِنَ الصَّالِحِينَ وَاسْمَعِيلَ وَالْبَسَعَ وتونس ولوطاً وَكُلًّا فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَمِينَ وَمِنْ آبَائِهِمْ وَذَرِّيَّانِهِمْ وَاخْوَانِهِمْ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ إِلَى صِرَاطٍ مستقيم ذلك هُدَى اللهِ يَهْدِي بِهِ مَنْ يَشَاءُ مِنْ عناده ولو أشركوا الحَبِطَ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ .
الَّذِينَ آمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُوا إِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ أُولَئِكَ لَهُمُ الْأَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ
66 Iman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.99
(En'am, 6/82)
أولئِكَ الَّذِينَ أَتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّة فَإِن يَكْفُرْ بِهَا هَؤُلَاءِ فَقَدْ وَكُلْنَا بِهَا قَوْمًا لَيْسُوا بِهَا بكافرين أولئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللهُ فَيَهُدِيهُمُ اقْتَدِهُ قُلْ لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرَى لِلْعَالَمِينَ .
+
Mushaf sayfa no: 137
Hafızlık sayfa no: 7. Cüz/4. sayfa
İMANA ŞİRK BULAŞTIRMAMAK
BİLGİ
Müminler Allah'a, meleklere, kitaplarına, ahirete, peygamberlere, kaza ve kadere, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inanan kimselerdir. Onlar imanlarında şüp-heye yer vermezler; imanlarına, en büyük zulüm olan şirki de karıştırmazlar. Zulüm, bir şeyi kendi yerinden ayrı yere koymak olup en büyük haksızlıktır. Adaletin tersidir. Adalet ise her şeyi yerli yerine koymaktır. İşte imanın yeri olan kalbe şirk inancını yerleştirmek de bir zulümdür. Bizler Rabbimizin iste-diği ve razı olduğu gibi iman etmekle, salih, yararlı amelleri en güzel şekilde yerine getirmekle yükümlüyüz.
MESAJ
Yüce Allah'ın istediği şekilde inanan Müslümanlar dünyada ve ahirette huzur ve mutluluğa erişirler.
KELİME DAĞARCIĞI
Zulüm: Bir şeyi kendi yerine koymamak, şirk, hak yemek, eksik yapmak, haddi aşmak, söz ve fiilde aşırılık, işkence, haksızlık.
137-
1020
YanıtlaSilDELAIL 1 HAYRAT SERHI
dr. Alemlerin Rabbt Allah'ın Resulü ve günahkarların şefaatçısı
RESULULLAH'A GÖLGELİK EDEN BULUT
Resulüliah S.A. efendimia, erkek ve kadın olan iman sahiplerinin büyük küçük günahları için şefaat edecektir. Böylece, seyylatları sili-necek. Günahları da bağışlanacaktır.
Bundan başka, hataları icabı cehenneme girenleri, oradan çıkar mak, dereceleri yukseltmek, hsapsız olarak cennete girmeleri için şe faat edecektir.
Bulutun gayetidir.
Yant: Resulullah S.A. efendimiz, güneş sıcaklığına bulutun göl-gelik ettiği sattır. Şöyleki:
Resulüllah S.A. efendimiz, dünyaya teşrif buyurduktan itibaren; taa, ebedi âleme göçünceye kadar, bir parça beyaz bulut, daima kendi-sine gölgelik edip güneşin hararetinden korumuştur. Cümlenin ifade ettiği bir mana budur. Bir başka mana ise, şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, ümmetini kıyamet günü, güneşin hara-retinden kurtarıp arşın gölgesinde rahata erdirecektir. Bir başka mana ise şöyledir:
Resulüllah S.A. efendimiz, kıyamet günü, ümmetini, cehennemin siddet ve zahmetlerinden kurtarıp sırf nimet olan cennatı âliyata ko-yacaktır.
Manası anlatılan bu cümle bazı nüshalarda:
Bulutun yağmuru.
Diye geçmiştir. Buna göre, tafsilli mana şu olur:
Resulüllah S.A. efendimiz, ümmetini çeşitli ibadet ve hayırlara, İyiliklere rağbet ettirdiği, âhirette dahi aynı rahmet olan cennetin haddi hesabı mümkün olmayan nimetlerine nail ettiğinden yağmur bu-lutlarıma benzetildi.
Böylece, faydası ve menfaatları, cümleye teşbih edilip:
Bütün ümmetlerini, dünya ve âhirette menfaat ve faydalara kavuşturan:
Manasına alındı..
Karanlığım kandilidir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz, dünya âleminde küfür zulüma-tından, iman nuruna hidayet, cehalet ve masiyet karanlıklarından doğru yola, pek merhametli Rabbin ibadet ve taatına irşad eden ay-dınlık bir kandildir.
Tam kamerdir.
Resulüllah S.A. efendimiz; kabir, mahşer. sırat, cehennem karan-lıklarından ümmetlerini şefaatle kurtarıp cennete ulaştırmak sureti ile merama nail edici, aydınlığı tam olan bir ay gibidir.
Allah-ü Taálá, ona ve âline salât evlesin.
Yani: Buraya kadar vasıfları anlatılan Resulüllah S.A. efendimi ze.. Onun yüce şanına, izzetler ve ikramlar eylesin. Keza, onun çocuk
KARA DAVUD
YanıtlaSil1021
Jarına, kendisine tabi olan ümmetlerine.. Onlara da, tahiyyet ve salát ederek, Allah-ü Taálá, izzet ikram eylesin.
Onlar, mahlukatın en påklerinden çıkarılnışlardır.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz ve onun ålleri..
Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimiz; en büyük babası Ådem ve ana-sı Havva'dan itibaren; babası Abdüllah ve anası Amine'ye gelinceye kadar baba ve anaları tamamen fücurdan, zinadan påk ve tahirdirler.
Kendileri böyle olunca, påk neslinin de böyle olması gerekir.
Öyle bir salât olsun ki. ebed üzere devam etsin.
Yani: Ömrümüzün nihayeti olan ecelimiz, berzahın nihayeti olan kıyamet, kıyametin nihayeti olan cennete girmek, cennat i ållyatın da hi ebedi devamı üzere sabit olsun.
Bu ebediyeti hiç bozulmasın.
Allahım, böylece, onların şanlarını muazzez ve mükerrem eyle.
Allah-ü Taálá ona ve onun âline salât eylesin. Bu onun süru runu yenileyecek bir salât olsun, MİAD günü, onun çıkıp görünmesi için bir şeref vesilesi olsun.
Bu cümlede geçen, MİAD tabiri ile, vaadin ve vaidin yerine ge-leceği kıyamet günüdür. Yani: Hesapların görüleceği gün..
Burada özet olarak anlatılmak istenen mana şudur:
Allahım, Resulüllah S.A. efendimiz; kabrinin cümleden evvel yarıldığı, saadetle kalkıp tacını giymiş olarak, Bürak üzerinde mahşer yerine cümleden evvel geldiği zaman, kendisini şerefli ve keremli kıl.
Allah-ü Taâlâ onun. parlayan yıldız ALİNE salât eylesin.
Bu cümlede geçen: A L, tabiri ile, Resulüllah'ın S.A. ashabı anla-tılmaktadır.
Öyle hir salát olsun ki: Üzerlerine peş peşe şiddetli yağan
yağmur gibi insin.
Böylece, onlara lütfunu ihsanı, keremini inzal eyle.
Onu, Arab'ın en ağırlarından Resul eyledi. Keza: Beyan itibarı ile en vazıhlarından, lisan itibarı ile en fasihlerinden, iman itibarı ile en yükseklerinden, makam itibarı ile en yücelerinden, kelâm itibarı ile en tatlılarından, ahde en çok vefalılarından, RAGAM itibarı ile en saflarından..
Bu cümlede geçen: RAGAM toprak manasına olup:
Yaratılış.
Demeğe gelir.
Yolu izah etti.
Yani: Anlatılan vasıfların sahibi Resulüllah S.A. efendimiz geldi;
bu İslam yolunu izah edip anlattı.
Halka nasihat etti.
Yani: Bütün insanlara nasihat edip onları, fasit işlerden aldı. Dün-yada ve âhirette kendilerine yararlı olacak işlerine irşad eyledi.
İslam'ı meşhur eyledi.
1022
YanıtlaSilDELAIL-I HAYRAT SERHI
Yani: Peygamber olarak gönderildiği kimselere, kıyamete kadar da gelecek olanlar arasında İslâm dinini yayıp izhar eyledi.
Putları kırdı.
Bilhassa, puta tapanları bu işten aldı: lslâm yoluna irşad eyledi Böylece, onların şefaatçı tuttukları putları iptal ederek kırdı.
KABEDE'Kİ PUTLAR
Mekke-i Mükerreme'nin fethi olduğu zaman, Beyt-i Mükerreme'nin içeri girdiği zaman, mübarek elinde tuttukları asası ile putlara işaret icinde üç yüz altmış tane put vardı. Resulüllah S.A. efendimiz, oradan edince, o putların cümlesi yüzüstü düşüp parça parça oldular.
Hükümleri izhar eyledi. Haram işlere engel oldu. İn'amı yaydı. Resulüllah S.A. efendimizin bu in'amı bütün insanlara şamildir Kendi asrında yaşayanlara ve sonra geleceklere.. Taa, kıyamete ka-
dar.. Şöyleki: Kendisine inananlara türlü nimetler vaad etmiştir; hatta bu ålem-de dahi onlara erdirmiştir.
Küffar, müşrik, münafıkları dahi korkutmuş, yaptıkları kötü iş ten çekindirmiş, kendilerine azap gelmesinden kurtarmıştır. Tan, ecel leri gelinceye kadar dünya nimetlerine dalmaları için mühlet vermiş tir..
Allah-ü Taâlâ, ona salât eylesin; keza âline de.. Her mahfilde. Yani: Meleklerin, insanın, cinnin, dönüp durdukları yerde..
Ve makamda..
Dünya ve âhiret makamlarının tümünde..
Salâtın ve selâmın en faziletlisi ile..
Böylece, onların faziletlerini artırsın.
Allah-ü Taâlâ, ona salât eylesin. Dönüşde ve başlangıçta..
Yani: Kabirden kalkıp ilk haline dönüşünde, ilk yaratılış halinde.. Öyle bir salåt olsun ki, bizim için ZAHİRE ola.
Bu cümlede geçen zahire şu manayadır:
Kabrimizde, mahşerde, cennat-ı aliyatta bize hazırlanmış üs tün, baki nimetler ve daimi lütuflar.
Bizim için vird olsun.
Yani: Gecelerimizde ve günlerimizde, her an ve her saatlerimizde daima birbirine muttasıl bir şekilde virdimiz olsun.
Böylece, Resulüllah S.A. efendimizin şanını yücelt åline ve ken-disine izzet ikram eyle.
Allah-ü Taâlâ, ona ve onun âline salât eylesin; daimi tam ve påk bir salát olsun.
Yani: Büyümesi, faydası durmayan bir salât olsun. Böylece, Re-sulüllah S.A. efendimize ve onun âline, tam bir salât ederek, yüce şan-larını mübeccel ve pek faziletli eylesin.
Allah-ü Taâlâ, Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline öyle bir salât eylesin ki: Peşinden ferah ve koku gelsin.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1023
وَكَرَ الْأَصْنَامَ وَأَظْهَرَ الْأَحْكامَ وَجَعَنَ الْحَرَامِ وَعَدَ بِالْأَنْعَامِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ عَلَى اللَّهُ فِي كُلِّ تَحْفِلِ وَ مَقَامِ أَفْضَلَ الصَّاوَةِ وَالسَّلَامِ صَلَى اللهُ عَلَيْهِ وَعَلَى الهُ عَوْدا وبدا صَلوةَ تَكُونُ ذَخِيرَةً وَوَرْدًا صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ صَلوةٌ نَامَةً ذَاكِيَةً وَ صلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَعَلَى لَهُ صَلُوهُ يَتْبَعُهَا رَوْحُ وَ ريحان وَيَعْقُبُهَا مَغْفِرَةٌ وَرِضْوَانٌ وَصَلَّى الله عَلَى أَفْضَلَ مَنْ طَابَ مِنْهُ النَّارُ وَسَمَاءِ الفَجَارُ وَاسْتَنَارَتْ بِنُورِجِينَهُ الأَنْهَارُ وَتَضَاءَ لَتْ عِنْدَ جُودِ يَمِينِهِ الْغَائِرُ وَالْبَحَارُ سَيِّدِنَا وَبَيْنَا محمد الذي يَا هِرَايَاتِهِ أَضَاءَتِ الْأَبْحَادُ وَ الْأَعْوَارُ وبعْنَ ايَا يَا نَطَقَ الكَابُ وَتَوَاتَرَتِ الْأَخْبَارُ
Ve kesser'el-asname ve ashar'el ahkáme ve hazar'el-harame ve amthe bil-in'ami.
Sallallahü aleyhi ve ala Alihi fikülli mahfilin ve makamin efdal'es salâti ves selámi sallallahü aleyhi ve alâ alihi avden ve bed'en saláten te künü zahireten ve virden.
Sallallahü aleyhi ve ala Alihi salåten tammeten zakiyeten.
Ve sallallahü aleyhi ve alá alihi saláten yetbeuha revhun ve reyhanün ve ya kubüha mağfiretün ve indvanün.
Ve sallallahü alá efdali men ta be minhün-nicaru ve sema bihilfeharu vestenaret binuri cebinihil akmaru ve tedaelet inde cudi yeminli'il ğamaimü vel-biharu seyyidina ve nebiyyina Mu-hammedin'illezi bibahiri ayatihi eda et'il-encadů vel-ağvaru ve bimucizati âyatihi natakal-kitabü ve tevateret il ahbaru.
Putları kardı; hükümleri izhar eyledi; baram işlere engel oldu; in'amı yaydı.. Allah-ü Taálů, ona salát eylesin; keza åline de.. Her mabfilde ve her ma kamda.. Salâtın ve selamın en faziletlisi ile..
Allah-ü Taálá, ona ve âline salât eylesin; dönüşte ve başlangıçta.. Öyle bir salat olsun ki, bizim için zahire ola, vird ola..
olsun. Allah-ü Taála, ona ev onun áline salât eylesin: Daani, tam, påk bir salát
Allah-ü Tailà, ona ve onun åline öyle bir salát eylesin ki, peşinden ferak (rahmet) 've koku gelsin. Bunu da mağfiret takib etsin. Bir de ridvan..
Allah-ü Tańlà salát eylesin; kendisinden iyilik almanların en faziletlisine.. Övünülecek şeylerin değeri onunla daha da arttı. Onun alnındaki nurdan, kamerler nur aldı. Onun sağ cömertliği yanında, bulutlar ve denizler küçüldü.
Efendimiz ve Peygamberimiz Muhammed'dir. Öyle bir zattır ki, yüksekler ve alçaklar, onun açık ayetleri ile aydınlandı. Onun mucizelerini kitap söyledi; peşpeşe gelen haberler anlattı.
**
Devama: 1011. Sayfadas
AGUSTOS
YanıtlaSil-7920-Istanbul Hukumeti Delf Devletleri arasında Fürk milletinin idam hukmü anlamına gelen Sevr Antlaşması imzalandı.
-1952-Milli Eğitim Bakanı Tevfik lleri Köy Enstitülerini kapattı.
10
PAZAR
A'raf: 31
BİR HADİS
16 1447 SAFER
Allah bir şeyi yaratmak istediğinde hiçbir şey ona mani olmaz.
Müslim, Nikâh: 132
RUMI: 28 TEMMUZ 1441
HIZIR: 97
Ölüm, idam değil, firak değil, belki hayat-ı ebediyenin mukaddemesidir, mebdeidir. Ve vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekandır.
Sözler
2020 BEDIUZZAMAN TARVIMI
YanıtlaSilFARINTE BUGÜN
-1326-Orhan Bey, kuşatma altında tutulan Bursa'yı Bizanshlardan aldı. Bursa, 1326-1361 arasında Osmanlılara başkentlik
yaph
-1920-Anadolu Ajansı kuruldu.
-2021-Yeni Asya Gazetesi imtiyaz sahibi Mehmet Kutlular vefat etti.
NİSAN
06
PAZARTESİ
18 1447 ŞEVVAL
RUMI: 24 MART 1442 KASIM: 150
BİR AYET
Allah dilediğini temize çıkarır ve onlar kıl kadar bir haksızlığa uğratılmazlar.
Nisa Suresi: 49
BİR HADİS
Özür dilendiği halde kabul etmeyen Kevser Havuzunun başına varamaz.
Hakiki ve elemsiz lezzet yalnız imanda ve iman ile olabilir.
Şualar
Kur'an'dan bir şupheniz varsa, haydi bir suresine mukabeleye davet etti. kh mucizelerimin mohina e dosten tirin. (Bakara Su onun benzeri bir sure get Eğer kulumuz Muhamme
YanıtlaSilyildiz, Dunya ya yaklaştı.
-2008-Kapalı yerlerde sigara içme yasağının başlaması.
- Gençlik ve Spor Bayramı.
19 PERŞEMBE
THURSDAY
MAYIS
MAY
SIRATET
Salih) amellerde bulunanların ecri ne
güzeldir.
Ankebut Suresi: 58
BİR HADİS
Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, ağzı iyi läf yapan münafıktır.
Kimin için Allah var, ona herşey var; ve kimin için yoksa, herşey ona yoktur, hiçtir.
Sözler
hisselâmın
YanıtlaSil48
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Daha sonra Hişam da, o yazıdan birer nüsha çıkarttırılıp büt zekât memurlarına gönderilmesini ve ona göre amel edilmesini emr tâmim etmiştir (32).
Peygamberimizin Zekât Hakkındaki Yazısı:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Bu, Allâhın, Resûlüne emir buyurmuş olduğu ve Resulullah Aley
hisselâmın da Müslümanlara farz kıldığı zekât farizası Nüshasıdır. Her hangi bir Müslümandan, bu kitapta bildirilen mikdarı vechile zekât istenilirse, o Müslüman, bu zekâtını versin.
Bundan fazlası istenilirse, ziyadeyi vermesin.
Deveden, her yirmi dördünde ve bundan aşağısında koyun olarak zekât, her beş devede bir koyundur.
dişi bir aded deve yavrusu, Develer yirmi beşi bulunca, otuz beşe kadar bir yaşını tamamlamış
yavrusu verilecektir. Böylesi bulunmazsa, bir yaşını tamamlamış erkek bir aded deve
mamlamış dişi bir aded deve yavrusu, Develerin sayısı otuz altıyı bulunca, kırk beşe kadar iki yaşını ta-
puğur basacak bir deve düvesi, Kırk altıyı buldukları zaman altmışa kadar üç yaşını tamamlamış
ve düvesi, Altmış bir olunca, yetmiş beşe kadar dört yaşını bitirmiş bir de-
iki aded deve yavrusu, Yetmiş altayı bulunca, doksana kadar iki aded iki yaşını bitirmiş
Doksan hire erişince, yüz yirmiye kadar üç yaşını bitirmiş puğur basacak iki deve verilecektir. hi
tirmiş bir dişi yavru, Develerin sayısı yüz yirmiyi geçince, her kırk devede iki yaşını
Her ellide üç yaşını bitirmiş bir yavru verilecektir. Sadece dört devesi olana, o dört deve için zekât yoktur.
Meğer ki deve sahibi kendiliğinden vermek istesin. Yılın bir çok günlerinde yaylakta güdülen koyunun zekâtı: Kırktan yüz yirmi koyuna kadar bir koyundur. Yüz yirmiden ziyade olursa, iki yüze kadar iki kovundur.
İki yüzden ziyade olursa, üç yüze kadar üç koyundur.
Ce yüzden ziyade olursa, her yüz koyunda bir koyundur Bir kimsenin yayılır koyunları, kırktan bir koyun noksan olursa o koyunlara zekât yoktur.
-Mandrok n. 1, 200
AMR B. HAZM'İN NECRAN DA GÖREVLENDİRİLMESİ
YanıtlaSil49
Meğer ki sahibi, kendiliğinden vermek istesin. Zekât endişesile, ayrı hayvanlar bir yere toplanmaz.
Toplu olanları da, ayrılmaz.
Malları, ortak olanlar, kendi aralarında farkı eşid olarak birbirle rinden alırlar.
Dişleri düşmüş yaşlı hayvan ile gözü sakat olandan ve tekeden ze kit olmaz..
Meğer ki zekât sahibi kendiliğinden vermek istesin.
Hális gümüşten zekât: iki yüz dirhemde onda birin dörtte biridir.
Gümüş, sadece yüz doksan dirhem olursa, ona zekât yoktur.
Meğer ki sahibi kendiliğinden vermek istesin.
Bir kimsenin develeri, dört yaşını tamamlamış bir deve düvesi ver-meyi gerektirecek sayıyı bulur da, kendisinin malları arasında öylesi bulunmaz ve üç yaşını tamamlayanı bulunursa, o, kabul edilir ve müm-künse, onunla birlikte iki koyun veya yirmi dirhem de, verir.
Bir kimsenin zekâtı, üç yaşında bir deve yavrusu vermeyi gerek-Lirecek kadar olur da, develeri arasında üç yaşında yavru bulunmayıp dört yaşında olanı bulunursa, zekât olarak dört yaşındakı kabul edilir ve zekât memuru, kendisine iki koyun veya yirmi dirhem lade eder.» (33)
Kaetani'nin Yanlışları
Õnce, Peygamberimizin, Amr b. Hazm'e verdiği yazıyı terceme ederken Kaetani'nin yaptığı bazı yanlışlıkları gösterecek, ondan sonra da,
iddialarının yersizliğini belirteceğiz. Kaetani, zulüm kelimesini, günah diye terceme ediyorsa da, yan-lıştır
Bunu, haksızlık diye terceme etmek doğru olur.
«Haberiniz olsun ki: Allahın låneti, zalimlerin üzerindedir. (Hud:
18) meälli ayeti, "Allah dedi ki: zâlimun lanet-i ilahiyeye duçar olmamışlar mıdır?» diye terceme etmek
, yanlıştır. Insanları, cennetle ve cennet amellerile müjdeleyecek, cehen-nemle ve cehennem amellerile de korkutacaktır diye terceme edilmesi gereken cümleyi «Nasa cenneti haber verecek ve bunun alamatını bil-direcek, nar-i cehennemden ve alaiminden onları ikaz eyleyeceka dive terceme etmek uygun değildir.
(20) Amed b. Hanbel-Memed 1 11-12, Buhari-Sahih c. 2. 123-124, b Davad-Sones 2.x. 96-97 Neamt-Sünen e. 5, s. 18-23, Vaksdl-Mognal. 3, a 1904-1085
LT. Medine Devri XF 4
50
YanıtlaSilISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Halki, tek ve küçük örtü içinde namaz kılmaktan men edecek, iki ucu omuzlar üzerine atılabilecek genişlikte olan örtu bundan mustes
nadır Halki, seedede avret mahalli (edep yeri) yukarı doğru açılacak tek ortuye sarimp bürünmekten men edecek, başının saçını toplayıp en-
sesinde bağlamaktan da men edecek meâlli cümleleri:
Baska birine aid bir elbise içinde, bunun iki ucunu omuzları üze rinde bağlayamazsa, namaz kılmalarımı ve aksamı mayubelerini sema-Fa arz edecek surette başka birinin elbisesini giymelerini nasa men edecektir. Saçlarını örgü halinde omuzlarına salıvermeyi taht-1 mem-
nuiyete alacaktır diye terceme etmek yanlıştır (34). Kaetani, 14. fıkrasında ve 1 numaralı notunda:
«Gariptir ki, sahih ise ilk zamanki İslâm tarihi için büyük bir ehemmiyeti haiz olan bu vesika tali bir surette Ibn-i Hişam tarafın-dan ortaya çıkarılıyor. (İbn-i İshak değil. Bu, mevsukiyeti aleyhinde bir delil teşkil ediyor.)
İbn-i Sa'd ise, buna ancak ehemmiyetsiz surette bir îmâda bulun-maktadır. Metnini zikr etmiyor. (35)
Not: 1- Bu vesikanın aynen sahih ve mevsuk olmadığı hakkın-daki en kuvvetli deliller şunlardır:
Evvela İbn-i Hişam, bir Hadis'i üstadının rivayetine istinaden zikr etmezse, bu daimâ pek kat'i ve müskit bir delil teşkil eder.
Saniyen, İbn-i Sa'd'in topladığı vesikalar arasında buna tesaduf edilmemesi.
Ibn-i Sa'd, bunun mevcudiyetinden haberdardı, fakat, mecmuası-
na girmeğe láyık add etmemiştir. cudiyeti. Sälisen, metinde âyine dair müşikâfane bir takım tafsilatın mev-
Bu, yukarıda bir çok fıkralarda tekrar ettiğimiz Peygamberin gåne bir şeydir. mevsuk, hakiki vesikalarının umumi ve geniş evsafına tamamiyle bi-
Rábla, Ebû Yüsüf Yakubi (vefatı 182) nin Kitabülharacında bu vesikadan İbn-i İshak (vefatı 151) a istinaden bahs edildiğini görüyo-tuz. Başka türlüdür: Ebû Yüsüf dedi ki bana Muhammed b. İshak hi-kâye eyledi ki Peygamber, Necrana gönderdiği zaman Amr b. Hazm için åtideki vesikayı yazmıştır:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Bu, Allah ve Resülü tarafından bahsedilmiş Emannåmedir.
(34) Kaetani-İslam Tarihi e. 7, s. 22-23 (35) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 21
AMB B. HAZMİN NECRAN DA GÖREVLENDİRİLMESİ
YanıtlaSil51
Ey sizler ki Iman edersiniz ve uhûde riayet edeceksiniz. Bu, Muhammed'ün Nebi'nin, Necran'a gönderdiği zaman Amr b Hazm'e bir emridir.
(Kaffe-i efal ve harekâtında Allahdan korkmayı, şunu ve bunu yapmayı, ganaimden humusullahı almayı ve semeratın sadakası hak-kında Mu'minlere tahmil edilen şeyleri tahsil etmeyi ona emr etti.
Buna bakarak vesikaya İbn-i Hişam'ın (vefatı 213-218) mensup ol-duğu sonraki Muhaddisin nesilleri tarafından ne gibi ve ne kadar il-veler idhal edildiğini takdir edebiliriz.
Vesikanın tamamen mevsukiyeti aleyhinde bu, en büyük delildir.
(36) diyorsa da, Kaetani, yalnız yarılıyor değil, yalan da söylüyordur. Çünkü, bu vesika, kendisinin zan ve iddia ettiği gibi, ne İbn-i Hi-şam tarafından, ne de tåli bir surette ortaya çıkarılmıştır.
Ibn-i Hişam (Ibn-i İshak dedi ki:) diyerek Halld b. Velid'in, Be-ni Haris b. Ka'blara gönderilişini, Peygamberimizle yazışmalarını, Be-ni Haris b. Ka'b Temsilcilerinin Medine'ye gelişlerini ve Müslüman olup Medine'de şevval ayının sonlarına veya zilkadenin başına kadar kalarak yurdlarına dönüp gittiklerini naki ettikten sonra,
Resûlullah Aleyhisselâm, Beni Haris b. Käbların Elçileri döndük-ten sonra onlara İslâm dinini iyice anlatmak, Sünneti ve İslamın ala-metlerini öğretmek, zekât ve sadakalarını da, teslim almak üzre Amr b. Hazm'l gönderdi.
Kendisi için, bir de yazı yazıp ona söyleyeceğini o yazının içinde söyledi ve emr edeceğini de, emr etti. diye nakl etmektedir (37).
Kaetani, bunu, İbn-i Hişam'ın, İbn-i İshak'tan nakl etmesi halinde mevsuk ve muteber sayacağını ıkrar ettiğine ve İbn-i İshak'tan naki edildiği de, såbit bulunduğuna göre, Kaetaninin vesika aleyhinde en kuvvetli delil olarak ileri sürdüğü ilk iddia böylece suya düşmüş olu-yordur.
Kaetani, 14. fıkrasına başlarken «İbn-i Hişam diyecek yerde «İbn-i Ishaka itimad etmek lazım gelirse, Beni Haris b. Ka'bların sefirleri va-tanlarına (Necran) dönmek üzre Medine'yi terk ettikten sonra, Mu-hammed, Amr b. Hazm'ün Neccariyül'ensarî'yi bir nåme-i mahsus ile onların nezdine gönderdi. İlå ähirihi (38) diyerek bunun, İbn-i İs-hak'ın rivayeti olduğunu itiraf edip hemen arkasından Bu vesika tali bir surette İbn-i Hişam tarafından ortaya çıkarılıyor. İbn-i İshak de-
(36) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 25-20
(37) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 239-241
(38) Kaetani-İslam Tarihi c. 7, s. 21
42
YanıtlaSilHûd Süresi - Ayet:4
Cüz: 11 Sûre: 11
İŞÂRÎ MÂNALAR
İmam-ı Kuşeyri (Rahimehilläh) şöyle demiştir: "Allâh-u Teâlâya dönüldü. ğü zaman bütün iddialar tükenir, zanlar (ve tahminler) yok olur, Allâh-u Te'álá'dan gayri her şeyden her yönüyle ümit kesme hâsıl olur.
Artık kul intizar vasfı içinde (kendisine ne yapılacağını bekleme hâlinde ve) ızdırâr sıfatıyla (çaresizlik içinde) kalakalır. Hakk Teâlâ ise ezelde geç-miş olan kısmetinden kaynaklanan türlü türlü kaderlerini onun hakkında icra eder." (el-Kuşeyri, Letäifül-işärät, 2/304)
"Te'vîlât-ı Necmiyye Tefsiri"nde zikredildiğine göre; bu âyet-i kerîme-nin mânâsı: "Ledünn ilmine ulaşmak istiyorsanız Allah'tan başkasına iba-det yapmayın; şeytana da, dünyaya da, hevâya da, mâsivallâha (Allah'tan başkasına) da kulluk etmeyin.
Eğer böyle yaparsanız gerçekten ben sizin için bir uyarıcıyım ki Allâh'tan gayrini severseniz, O'na ibâdet ve itâat ederseniz o takdirde sizi dünyâda Allâh'tan kati'a (kopukluk), âhirette ise cahîm içerisinde bu'd (ve rahmetten uzak kalma) azabıyla korkutuyorum.
Ama Allâh-u Teâlâ'yı severseniz ve sadece O'na ibâdet yapıp itâat eder-seniz o zaman da sizi vusûl (ve yüce Zâtına mânen ulaşma) ile ve dâr-ı celâlde visâl nîmeti ile müjdeleyiciyim!
Allâh'tan, Allâh'tan gayrini taleb etmeyin, ömrünüzün günlerinden han-gilerini Allah'ı terk ve O'ndan gayrini taleb etme, O'nunla aranıza perdeler sokma ve (Allâh-u Teâlâ'yı arayıp bulma husûsunda yaratılışınıza konulan kābiliyeti ve) fıtrî istidâdınızı iptal etme uğrunda geçirdiyseniz onlardan do-layı Rabbinizden mağfiret taleb edin ki o istiğfâr nefisleriniz için bir tezkiye (temizleme) ve kalbleriniz için bir tasfiye (arındırma) olabilsin!
Daha sonra (tasavvuf yoluna intisâb ederek) sülük kademiyle Allâh'a tev-be ederek O'na dönün ki, istiğfarla kazandığınız tezkiyeden (nefsi temizleme muâmelesinden) sonra bu tevbe (ve dönüş) sizin için bir )تخلية tahliye (ve kalbi süsleme) olsun!
İşte böyle yaparsanız Allâh sizi güzel bir metâ ile yaşatacaktır ki o da süflî (düşük) makamlardan ulvî (yüce) mertebelere terakkî etmeniz, yüce makam-lardan da 'Aliyyü'l-Kebîr'in mânevî huzûruna yükseltilmenizle olacaktır ve bu metâlandırma sülük makamlarının nihâyetine erme ve vuslat dereceleri-nin bidâyetine (başlangıcına) kavuşma eceline kadar sürecektir.
Üstelik Allâh-u Teâlâ yüce Zâť'ını taleb uğrunda sadâkat ve ziyâde gay-ret sahibi olan her fazîlet sahibine vusûl derecelerine ulaştırma hususunda fazl-u keremini verecektir.
"Te'vîlât-ı Necmiyye Tefsiri"nde zikredildiğine göre; bu âyet-i kerîme-nin mânâsı: "Ledünn ilmine ulaşmak istiyorsanız Allah'tan başkasına iba-det yapmayın; şeytana da, dünyaya da, hevâya da, mâsivallâha (Allah'tan başkasına) da kulluk etmeyin.
YanıtlaSilRÜHU'L - FURKĀN
YanıtlaSilTEFSİRİ
20. Cild
Håd Süresi 1-60
HAZIRLAYANLAR
Mahmûd USTAOSMANOĞLU
riyásetindeki ilmi bir heyet
Bu cildde emeği geçen Cübbeli Ahmed Efendi ve arkadaşlarıma Alin ve Habir olan Mevla Te dld than evri azin niylz ederim.
Müceddid Mahmûd Efendi Hazretleri
ahıska
vavinevi
1024
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
SALAVATA DEVAM EDENLERDEKİ GÜZEL KOKU
Bu mana icabıdır ki, hayatlarında salāvat-ı şerifeye devam eden-lerin, vefat ettikleri zaman, tenlerinden, miskten daha güzel kokula-rın geldiği müşahede edilmiştir. Bu, denenmiştir de..
Bunu da, mağfiret takib etsin.
Yani: Salavat-ı şerife okuyanların cümle hata. zelle, ayıplarını ve günahlarını şanı büyük Allah bağışlasın.
Bir de rıdvan..
Yani: Yüce Allah'ın en büyük rızası..
BEYT-İ ŞERİFİN DUVARINA KUDRET ELİ İLE YAZILAN SALAVAT-I ŞERİFE
Seyyid'ül-mürselin Hatemennebiyyin Habib-i Rabb'il-Ålemin olan Resulüllah S.A. efendimiz ve onun âli üzerine salât eyleyip o salavat-1 şerife hürmetine rızkımıza genişlik hayırlara başarı, iki cihanın saa-detine ve rahatına bizleri nail eylesin.
Bu salāvat-ı şerifeyi, ashab-ı kiramdan on beş kadar kimse riva-yet etmiştir. Hatta İmam-ı Azam bu salavat-ı şerife üzerine, şöyle bu-yurmuştur.
Beyt-i Şerif'in duvarına kudret hattı ile yazılan (bu) salavat-1 şerifeden daha faziletli bir salavat-ı şerife bilmiyorum.
Buradan itibaren başlayan ve:
ça.. Şimşeksiz bulutlardan sik taneli yağmurlar dökülüp durduk-
Cümlesi ile biten (Bak: S. 1034) cümlenin sonuna kadar süren bu salavat-ı şerifeyi, büyük meşayihten Zekeriya b. Abdilvahid, büyük meşayihten Ebu Mutraf b. Umeyre vird ederek okuması için yazıp gön-derdiği salavat-ı şerifedir. Çok fazla ve bolca faydaları vardır.
Kendisinden iyilik alınanların en faziletlisine..
Kendilerinden iyilik alınanlar şu zatlardır: Nebiler, Resuller, ke-reme nail olan veliler, hayırlı zatlar, ebrar, salihler.. Bütün bunların en faziletlisi, Resulüllah S.A. efendimizdir. Hem de en keremlisi ve en şereflisi..
Övünülecek şeylerin değeri onunla daha da arttı. Onun alnın-daki nurdan KAMERLER nur aldı.
dir. Burada geçen KAMERLER tabiri ile, ay ve güneş kasdedilmekte-
Bunlardan murad, ayın ve güneşin nurunu beyan değildir; Resu-lüllah S.A. efendimizin alnındaki nurun azametini ve şerefini beyan-dır.
Çünkü, Resulüllah S.A. efendimizin alnındaki nur, asli bir nur-dur. Ayın ve güneşin nuru, onun nurundan iktisap ve iktibas edilmiş-tir. Buna misal olarak, ayın ve güneşin yerdeki nurunu verebiliriz. Nu-run aslı kendilerindedir; yerdeki aydınlık onlardan iktibas edilmiştir
Onun sağ cömertliği yanında bulutlar ve denizler küçüldü.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1023
Vani: Yağmuru cok olan bulutlar ve ineller veren denialer. Resu tullah B.A. efendimizin comertligi, bunlardan çok çok fazladır. Efendimiz ve peygamberimis Muhammed'dir. Oyle bir sattır ki Yüksekler ve alcaklar onun acık Ayetleri ile aydınlandı. Onun mu cizelerini KITAB söyledi pespese gelen haberler anlattı
Bu cümlede geçen KITAB tabirinden murad, Kur'an-ı Kerim' dir. Haberler ise.. bütün ilim chil kimselerin ve ehl-i kitabın verdiği haberlerdir.
Resulüllah S.A. efendimizin yucuda geleceğinin yakınlığı, ana rahmine indiği, saadetle doğması, peygamberlikten önce, kendilerin den zuhur edecek irhasat, peygamber olduktan sonra da, zuhur ede cek mucizeleri hep tevatür halinde geien haberlerdir. Özellikle ehl-i kitap katında.
RESULULLAH S.A. EFENDİMİZİN AMCASI EBU TALİBLE ŞAM'A GİDİŞI
Resulüllah S.A. efendimiz bir rivayete göre dokuz yaşına, bir baş ka rivayete göre de on iki yaşına girdiği zaman amcası Ebu Talib tica ret için. Şam'a gitmeye niyet etmişti.
Resulüllah S.A. efendimiz de onunla beraber gitmek istedi; amcası kendisine şöyle dedi:
Sen daha küçüksün, o yolların hararetine, zahmet ve meşakka-tine dayanamazsın.
Böylece, Resulüllah S.A. efendimizin kendisi ile beraber gitmesine razı olmadı. Resulüllah S.A. efendimizi, kendi yerine bıraktığı kardeşi Abbas'a teslim etti. Şu tenbihi de yaptı:
-Ya Abbas, buna pek dikkat et. Sözünü dinle. Onun kırılması-na hiç bir şekilde rızam yoktur.
RESULULLAH'IN AĞLAMASI
Bundan sonra Ebu Talib'in devesini hazırladılar. Kavmi ile veda-laşıp binmek istediği zaman, Resulüllah S.A efendimizi göremedi: Acaba nerededir?.
Diyerek araştırdı; çünkü, onunla da vedalaşmak ve gönlünü hoş etmek istiyordu.
Sonra bakıp gördü ki: Uzak bir yerde oturmuş ağlıyor. Onun ağ-lamasını görünce, üzülüp şöyle dedi:
Gözümün nuru Muhammed, neden ağlarsın?. Resulüllah S.A. efendimiz şöyle dedi:
Ey amcam, ayrılığına üzgünüm; onun için ağlıyorum. Beni de beraberinde götür.
RESULÜLLAH'IN İLK SEFERİ
Resulüllah S.A. efendimizin bu sözü, Ebu Talib'e tesir etti. Dile-ğini ve sözünü reddetmeyip şöyle dedi:
Gönlünü hoş tut; vallahi, ben seni alıp götüreceğim.
F. 65
1026
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT SERHI
Böyle diyerek teselli etti; gönlünü hoş etti. Onu da yanına alarak Şam yoluna revan oldu.
Bu, Resulüllah S.A. efendimizin ilk seferi idi. Hazret-i Ebu Bekir ve Bilål-i Habeşi de bu yolculukta kendileri ile beraberdi.
RAHİP BUHAYRA
Şam Karyelerinden, Busra nam mahalle geldiler. Orada bir kilise vardı. O kilisede dahi bir rahip vardı; adına:
Cercis.
Derlerdi. Ancak halk arasında onun adına:
- Buhaуга..
Denmekle meşhurdu. Bu rahip semadan inen kitapların cümlesi-ni bilirdi. O zaman, Nasara milleti arasında, bundan daha bilgini yok-tu.
Bu Rahip Buhayra, o kilisenin içinde, kendisine mahsus bir iba-det yeri yapmıştı. Orada, ibadet, taat, ilmi mutalaalarla meşgul olur-du: hiç dışarı çıkmazdı. Kitap ehli olanların hemen hepsi, kendisine tazim ederlerdi.
Resulüllah S.A. efendimizin, Şam'a doğru çıktığı sene gelince, o Buhayra ilim nuru ile bildi ki: Bu sene, âhir zaman peygamberi Şam tarafına doğru geliyor; buraya gelmesi de yakındır. Hizmetçilerine şöyle ısmarladı:
Ziyafet hazırlığı yapın. Şu birkaç gün içinde benim misafirle-rim gelecektir. Onlara bir ziyafet vereceğim. Çok hazırlıklı olun.
Böyle dedikten sonra, kendisi her gün, Mekke tarafına bakan pen-cerenin önüne oturup taa. akşama kadar Mekke yolunu gözlerdi.
Resulüllah S.A. efendimiz, amcası Ebu Talip o yere yakın akabe-den inerken o rahip Buhayra gördü ki: Bir kervan geliyor. Üzerlerin-de bir parça bulut dahi onlarla beraber geliyor; kendilerinden hiç ay-rılmıyor.
RESULULLAH'A SELAM VEREN TAŞLAR VE AĞAÇLAR
Bu durumu gördükten sonra, daha dikkatle bakmaya başladı. Gör-dü ki: O kervanın iki tarafındaki taşlar ve ağaçlar, kervan kendilerine yaklaştıkça secde ediyor:
-Selám sana ya Resulellah..
Diyorlar. Bunu da görünce, ayan olarak bildi ki: İlâhî kitaplarda påk naatı bulunan âhir zaman peygamberi o kervanın içindedir. Bu-nun üzerine; hizmetçileri çağırıp şu emri verdi:
--Ziyafeti hazırlayın. Çünkü, ziyafet vereceğim kervan zuhur eyledi. Ziyafeti tertip edin ve çokça yemek hazırlayın.
Böyle dedikten sonra, yine kervan yolunu gözlemeye başladı. Gör-dü ki: Kervan geldi; o ibadet yerinin önünde bulunan bir ağacın yanı-na kondu. Develerini de, orada ota saldılar. Kervan sahipleri de, o ağacın altında oturdu.
Resulüllah S.A. efendimiz, o ağacın dışında bir yere oturdu; o ağacın dallarından biri uzayıp geldi; Resulüllah S.A. efendirnize gölge-lik etti
KARA DAVUD
YanıtlaSilRahip Buhayra, bunu görünce, hemen ibadet yerinden dışarı çık tı. Geldi, oradakilere şöyle dedi: 1027
ibadethaneye teşrif edin. Sizin için ziyafet hazırladım; dinlenin. Tesri-finizle de, ibadet verimizi müşerref, bizleri de muazzez eyleyesin.
Böyle bir niyazla davet eyleyince, kervan ehlinden biri şöyle dedi: dar zamandır buraya gelir konarız; gideriz. Bizi davet edip hiç ziyafet Ya Buhayra, bugün, senin cömertlikte şanın yüksek. Bu ka verdiğin yoktur.
Bunun üzerine, Buhayra ona şöyle dedi:
safirimizsiniz. Sizleri, ben sevdim; diledim ki, sizi davet edip ikram Doğru söyledin; durum senin dediğin gibidir. Bugün, bizim mi-edeyim. Şimdi, hepiniz, bir ferd dışarıda kalmamak şartı ile, İbadet-haneye teşrif edin. Ziyafet taamını yiyin. O zaman. İşin sırrına ve hikmetine vakıf olup bilirsiniz.
O kervan ehlinin cümlesi ziyafete gideceği zaman, Resulüllah S.A. efendimiz, şöyle buyurdu:
Benim yaşım küçüktür. Ben, burada oturayım. Benim, sizinle gitmem uygun değildir.
Ve.. onlarla beraber gitmedi.
Onlar gelip oturdukları zaman, Rahip Buhayra baktı; o nübüvvet alametlerini içlerinde hiç kimsede görmedi. Dışarı çıktı; kervanın çadı-rıma doğru nazar eyledi. Gördü ki: O bulut, yine onların konduğu yer-de duruyor. Bunu görünce, bildi ki: O sessiz alâmet sahibi şanlı pey-gamber gelmiş; dışarıda duruyor.
Bundan sonra, Buhayra içeri girip şöyle dedi:
- Ey Kureyş topluluğu, lütuf ve kerem edin; dışarıda sizden kim-se kalmasın. Cümlesini toplayın. Eğer kaldıysa, lütuf edin, onu da ge-tirin.
Onun bu niyazı üzerine, şöyle dediler:
Ey Buhayra, hiç kimse kalmadı; hepsi geldi. Ancak, dokuz ya-şında bir masum var. O da, kendisinin gelmesini münasip görmedi; orada kaldı.
Buhayra şöyle dedi:
Ben, onun gelmemesine razı değilim. Lütuf edip adam yolla-yın, getirtin. O da sizinle yemeğe hazır olsun.
Buhayra'nın bu niyazı üzerine, Ebu Talib adam yolladı; davet ey-Jedi; Resulüllah S.A. efendimiz de saadetle teşrif buyurdu.
Rahip Buhayra, Resulüllah S.A. efendimizi gördükte, dikkatle na-zar eyledi. Gördü ki: İlâhî kitaplarda beyan edilen güzel vasıfların açıkta olanları onda.. Batınî vasıflara da vakıf olmak istedi. Kalktı; Resulüllah S.A. efendimizin yanına geldi; şöyle dedi:
Ya Muhammed, Lât ve Uzza'ya yeminle sana bir kaç sualim var; bu suallerime cevap ver.
1028
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT SERHI
Resulüllah S.A. efendimiz, onun bu yeminli sorusuna şu cevabı
verdi.
Bana, Lât ve Uzza'ya yemin vererek bir şey sorma. Allah adı-na yemin olsun; Lât ve Uzza'dan daha çok buğuz ettiğim bir şey yok-tur.
Rahip Buhayra şöyle dedi:
Şanı büyük Allah adına yemin veririm, sana soracaklarıma ce-
vap ver.
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle dedi:
Dilediklerinden sor..
Bundan sonra; Resulüllah S.A. efendimize: Uykusundan, bazı hal-lerinden, hey'etinden, işlerinden, nice nice şeyler sordu.
Resulüllah S.A. efendimiz de, onun bu sorduklarına cevap verdi. Verdiği bu haberlerin hepsi de, İlâhî kitapların içinde, nebilerin ver-dikleri habere uygundu. Bundan sonra, Buhayra bildi ki: O şanlı pey-gamber, ahir zaman resulü, peygamberlerin sonuncusu budur. Asla bir şek ve şüphesi kalmadı.
Bundan sonra, niyaz edip şöyle dedi:
Ya Muhammed, senin omuzunda, peygamberlerin sonuncusu olduğuna dair bir nişanın da vardır. Aç, onu da göreyim.
Resulüllah S.A. efendimiz arkasını açtı. İki omuzu arasındaki keklik yumurtası kadar olan nübüvvet mührünü görünce, yüzünü sü-rüp kemali ile tazim etti.
Bundan sonra, Ebu Talib'e şöyle sordu:
-Bu, senin neyindir?.
Ebu Talib şöyle dedi:
Oğlumdur.
Onun bu sözü üzerine. Buhayra şöyle dedi:
Siz, Arab'ın efendisi ve en şereflisisiniz. Yalan söylemek, şanı-nıza münasip değildir.
Ebu Talib şöyle dedi:
Kardeşimin oğludur. Ancak, yanımda kendi çocuklarımdan zi-yade sevgili olduğu için:
Oğlumdur.
Dedim. Rahip Buhayra tekrar sordu:
- Ya, bunun babası nice oldu?.
Ebu Talib şöyle dedi:
Kendisi, ana karnında iken, babası vefat etti.
Buhayra şöyle dedi:
Doğru söyledin. O ana karnında iken, yetimliği ilahi kitaplar İçinde yazılmıştır.
Bundan sonra Buhayra, kervan ehlinin cümlesine hitab edip şöy-le dedi:
Bu şanı yüksek mübarek zat, âlemlerin efendisi, cümle nebile-rin ve resullerin en faziletlisi, hatemennebiyyin âhir zaman peygam-beridir.
KARA DAVUD
YanıtlaSilOnun böyle demesi üzerine, kervan ehli şöyle sordu:
Buhayra şöyle anlattı:
1029
Neden bildin?.
ki. kendisine selam vermeyen ne bir ağaç ne de bir tas kaldı. Cümle-si bu zata secde evledi. Halbuki bunlar, ancak peygambere secde eder-ler: iste bundan bildim. Sahid olun, onun peygamberliğini tasdik edip kendisine inandım. Onun ümmetliğini de kabul eyledim. Ya Muham-med, sen dahi, beni ümmetliğe kabul buyur.
Onun bu niyazı üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
Kabul eyledim.
Bundan sonra, Buhayra Ebu Talib'e hitab ederek şöyle dedi: Siz bundan sonra, nereye gideceksiniz?.
Ebu Talib:
Şam'a gideceğiz.
Deyince. Buhayra şöyle dedi:
zünde bundan daha faziletli kimse olmayacağını, yer, gök, cennet, ce-Bu üstün sıfatlı zatın âhir zaman peygamberi olacağını, yeryü-hennem ve cümle mahlukat bunun hürmetine yaratılmış olduğunu bütün ehl-i kitab bilir. Şam'daki Yahudiler, bütün sıfatlarını ve vasıf-larını kitaplarında görüp bilmişlerdir. Eğer bunu görürlerse, benim bildiğim gibi, onlar da bilirler. Her nekadar, onlar bunu öldürmeye güç yetiremezlerse de, bir tehlike ve keder verecek şeyi İşleyebilirler. Şimdi lâyık olan odur ki, bunu Şam'a götürmeyesiniz. Siz, yine Mek-ke'ye döndüresiniz.
Ebu Talib onun bu görüşünü beğendi; bir kavle göre, Resulüllah S.A. efendimizi Mekke'ye gönderdi.
Bir başka rivayette Ebu Bekir'i beraberinde yolladı.
Bir başka rivayette ise, kendisi beraberine alıp geri döndü. Meşhur olan rivayet de bu son rivayettir.
BUHAYRA'YA GELEN RUMLARIN REİSLERİ
Şöyle bir rivayet var:
Rum taifesinin ileri gelenlerinden yedi kişi aveneleri uyanları ile Buhayra'ya geldiler. Buhayra, onları karşılayıp:
-Ne hizmete geldiniz?.
Diye sordu. Şöyle anlattılar:
Biz kitaplarımızda bulduğumuza göre: Åhir zaman peygam-beri bu ayda Mekke'den çıkıp Şam'a gidecektir. Mekke'den Şam'a uza-nan yolların cümlesine askerler gönderdik. Ta ki: Hangi yoldan gelir-se, onu bulup öldüreler. Biz, seninle bu işi görüşüp müşavere etmeye geldik.
Buhayra şöyle dedi:
Sizin görüşünüz nedir şu işte: Hak Taâlâ, bir işe hükmettiği zaman, hiç bir kimse, Yüce Allah'ın o hükmünü bozmaya güç yetire-bilir mi?.
Buhayra'nın bu sözü üzerine şöyle dediler:
Yüce Hakkın hükmünü bozmaya, hiç kimse güçlü değildir.
1030
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHİ
Buhayra, onlara şöyle dedi:
Acaba, sübhan olan Yüce Hak, onun nübüvvet ve risaletini in-zal buyurduğu cümle kitaplar içinde beyan; şanlı peygamberlerinin, büyük resullerinin dillerinde ayan eyleyince, siz onu bozmaya ne cür etle çalışırsınız?. Allah'ın hışmından korkmaz mısını?. Çünkü, onun koruyucusu, celâl sahibi olan Allah'tır. Siz, ona hiç bir zarar vermeye
güç yetiremezsiniz. Asıl zarara uğrayan siz olursunuz. Bu sözlerı ile, onları korkuttu; yapacakları işe engel oldu; geri çe-virdi.
İşte bunlar, tevatür halinde anlatılan Resulüllah S.A. efendimizin mucizeleridir.
Devam edelim:
Allah-ü Taâlâ, ona ve onun âline salât eylesin. Keza, ona yar-dııı için hicret eden ve hicret ettiği zaman kendisine yardım eden
ashabına da.. Onlar, nekadar iyi muhacir ve nekadar iyi ansardır.
MUHACİRİN VE ANSAR
Resulüllah'ın S.A. ashabından bir kısımları, kendisine yardım et-mek için, vatanlarını, mallarını ve rızıklarını terk edip Resulüllah'ın S.A. yanına gittiler. Sebebi: Kendisine ve dininin güçlenmesine yardım
idi. Bunların adına:
Muhacirler.
Tabir edilir. Bir de, Resulüllah S.A. efendimize, hicretinden son-ra yardım eden Medine'nin yerlileri var ki, bunlar da Ansardır.
Her iki zümre de. Resulüllah S.A. efendimize, her bakımdan mal-
la canla yardım etmişlerdir.
Onlar, ne büyük insanlardır. Allah onlardan razı olsun.
Devam edelim:
Daimî bir salât olsun; kuşlar sık ağaçlıklarda ötüp durdukça..
Demek olur ki:
Bütün kuş çeşitleri, halik ve razıkları olan şanı büyük kendi-sinden başka ilâh olmayan nimeti her şeye şamil Allah'ı zikir tesbih ve terennümleri ile seda edip öttüklerince..
KUŞ DİLİ VE HAZRET-İ SÜLEYMAN
Bilinmeli ki:
Kuş türlerinden her birinin kendi garazlarını ve birbirine anlattıran sesleri vardır. muradlarını
Nitekim, Hazret-i Süleymana, Yüce Allah'ın fazlı keremi ile, kuş-ların dillerini bildirdi. Bu mana, Kur'an-ı Kerim'de şöyle anlatıldı: «Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi.» (27/16)
Süleyman a.s. kuşlar öttükçe, onların ne demek istediklerini ve maksatlarını anlardı. Onlardan bazısını arkadaşlarına haber verirdi. Şöyle hikâye edildi:
Süleyman a.s. bir yerden geçiyordu. Orada bir bülbül ağaca konmuştu. Başını oynatıp kuyruğunu sallayarak ötüyordu. Süleyman a.s. arkadaşlarına şöyle sordu:
KARA DAVUD
YanıtlaSil1031
صلى اللَّهُ عَلَيْهِ وَعَلَى اللَّهُ وَأَصْحَابِهِ الَّذِينَ هَاجَرُوا النصرية وَتَنصَرُوهُ في الحرية في المهاجرون ونِعْمَ الْأَنْصَارُ صَلوةَ نَامِيَّة دَائِمَة مَا تَجَبْ في انيكها الأَطْيَارُ وَهَمَعَتَ بِوَيلها الديمة لدْرَارُ مَا عَفَ اللَّهُ عَلَيْهِ ذَا لَوْ صَلَوَاتُ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ الطَّيِّينَ الكرامِ صَلوةٌ مَوْصُولَةٌ دَائِمَة الاتصال بدوا ذِي الجلال والاكرام الله مل عَلَى عَمَّا الَّذِي هُوَ قُطْبُ الجَلَالَةِ وَشَمْسُ النَّبوة وَالرِّسَالَةِ وَالْهَادِي مِنَ الضَّلَالَةِ وَالمُنقِدُ من الجِهَالَةِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ صَاوَة دارة الاتصالِ وَالتَّوَا إِلَى مُتَعَاقَة بِتَعَاقِ الايام والليالي
Sallallahü aleyhi ve alâ âlihi ve ashabihillezine haceru linusretihi ve nasaruhü fihicretihi feni mel-mühaci rune ve ni'mel-ansaru saláten namiye-ten daimeten masecaat fieykihal-atyaru ve fermaat biveblihad-dimetül-midraru daafellahü aleyhi daime salavatihi.
Allahümme salli alâ sevyidina Muhammedin ve alâ âlihit-tayyibinel-kirami salåten mevsuleten daimetel ittisali bidevami zil-celáli vel-ikrami.
Allahümme salli alâ Muhamme-din'illezi hüve kutb'ül-celâleti ve şems-ün-nübüvveti ver-risaleti vel-hadi mi-ned-dalaleti vel-münkızü minel-cehale-ti.
Sallallahü aleyhi ve selleme sala-ten daimetel-ittisalli vet-tevali mütea-kıbeten biteakub'il-eyyami vel-leyali.
**
Allah-ü Taålá, ona ve onun âline salát eylesin; keza ona yardım için hicret eden ve hicret ettiği zaman kendisine yardım eden ashabına da.. Onlar, nekadar İyi muhacir ve nekadar iyi ansardır. Daimi, nema bulan bir salåt olsun. Kuşlar sık ağaçlıklarda ötüp durdukça. Şimşeksiz bulutlardan, sık taneli yağmurlar dökü-lüp durdukça.. Allah-ü Taâlâ, daimi səlâtını yaparak, onun ecrini kat kat eylesin.
Allahım, efendimiz Muhammed'e ve onun påk, keremli äline salát eyle. Oy le bir salâtla ki, birbirine ulansın; celâl ve ikram sahibi Yüce Zat'ın devamı ile devam etsin.
Allahım, Muhammed'e salât eyle. O, öyle bir zattır ki: Celaletin kutbu, nü büvvetin ve risaletin güreşidir. Hidayet eder ve kurtarır; dalaletten ve cehalet-ten.. Allah ona salât ve selâm eylesin. Öyle bir salât olsun ki, ittisali, birbirine ulanması, peşpeşe gelmesi, gecenin gündüzün birbirini takib ettiği gibi devam edip dursun.
*
**
(Devamı: 1037. Sayfada)
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil-833-Abbasi Halifesi Memun'un vefatı.
1915 - Birinci Anafartalar Zaferi.
1945-II. Atom bombası Nagazaki'ye atıldı.
1949 - Türkiye, Avrupa Konseyi üyesi oldu.
AGUSTOS
09
CUMARTESİ
15 1447 SAFER
RUMI: 27 TEMMUZ 1441
HIZIR: 96
BIR AYET
O (Allah) her şeyi işitendir, bilendir.
En'am: 13
BİR HADİS
Allah bir kulunun ruhunu bir yerde almak istediğinde onun için orada bir ihtiyaç meydana getirir.
Taberanî
Taklidî bir imân, hususan bu zamandaki dalâlet, sapkınlık fırtınaları karşısında çabuk söner. Tahkikî imânı kazanan bir kimseyi, en dinsiz feylesoflar dahi bir vesvese veya şüpheye düşürtemez.
Sözler
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1909-Bediüzzaman'ın Volkan gazetesinde "Ziya-i Hakikat" isimli makalesi yayınlandı.
- 2003 - Bağdat, tümüyle ABD birliklerinin kontrolüne geçti.
NİSAN
07
SALI
19 1447
ŞEVVAL
RUMI: 25 MART 1442
KASIM: 151
BİR AYET
"Rabbiniz Odur ve sonunda Ona döndürüleceksiniz."
Hud Suresi: 34
BİR HADİS
En faziletli amellerden biri de mü'mini sevindirmektir.
Bir şeyden uzak olan bir kimse, yakın olan adam kadar o şeyi göremez.
Ne kadar zeki olursa olsun.
Mesnevî-i Nuriye
delil olan bir
YanıtlaSilTARINTE BUGÜN
kıyla Muhamme Nasıl ki, Kur'a med Aleyhissalatü Ves an bütün mucizatıyla ve
akkaniyetin
Ahmediye tas
BİR AYET
Iman edip güzel işler yapanlara müjde olsun; dönülecek en güzel yer onlarındır.
- 1622-II. Osman'ın
şehadeti.
- 1878 - Çırağan Hadisesi.
1927 - Resmî binalardaki
eski yazı ile yazılmış tuğra ve benzeri yazıların kaldırılmasına dair 1057 sayılı kanun kabul edildi.
Bu kanun gereğince İstanbul Üniversitesi'nin girişindeki âyetler beton siva ile kapatıldı.
20
CUMA
FRIDAY
Ra'd Suresi: 29
MAYIS
MAY
BİR HADİS
Seni seven kimseye sen de ona olan sevgini bildir.
Cenab-ı Hak bütün esmasını insanın nefsi ile insana ihsas ediyor. Sözler
İnsan öyle bir nüsha-i câmiadır ki,
Nasil ki, Kuran butün mucizatiyla ve hakkaniyetine delil olan bütün hakai-siyle Kur'ân'ın bir de
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN 1622-II. Osman'ın şehadeti.
1878 - Çırağan Hadisesi.
1927 - Resmî binalardaki eski yazı ile yazılmış tuğra ve benzeri yazıların kaldırılmasına dair 1057 sayılı kanun kabul edildi.
Bu kanun gereğince İstanbul Üniversitesi'nin girişindeki âyetler beton sıva ile kapatıldı.
20
CUMA
FRIDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET Iman edip güzel işler yapanlara müjde olsun; dönülecek en güzel yer
onlarındır.
Ra'd Suresi: 29
BİR HADİS
Seni seven kimseye sen de ona olan sevgini bildir.
İnsan öyle bir nüsha-i câmiadır ki, Cenab-ı Hak bütün esmasını insanın nefsi ile insana ihsas ediyor. Sözler
51
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
ğil. Bu, mevsûkiyeti aleyhinde bir delil teşkil ediyor." demekle zâda ve çelişkiye düştüğünün farkında olmamıştır.
de, te-Faraza İbn-i Hişam, bu vesikayı İbn-i İshaktan nakl ettiğini açık-
lamamış olsaydı, sanki, bunun, İbn-i İshaktan rivayet edildiği başka kaynaklarla såbit değil miydi?
Sözü geçen Hadis'i, İbn-i İshak'dan yalnız İbn-i Hisam değil, Kae-tani'nin de itiraf ettiği gibi, İmam Ebû Yûsüf gibi yüksek ahlâkî fa-ziletlerile tanınmış bir ilim otoritesinin de «Bana İbn-i İshak söyledi
ki» diyerek İbn-i İshaktan nakl ettiği görülmüyor mu? Hatta Yahya b. Adem'ül'Kuraşi (vefatı 203) de, bunu «Bize, ZI-yad b. Abdullah, o da, Muhammed b. İshaktan rivayet ederek söyledi
kis diyerek Ziyad b. Abdullah'dan nakl eder (39).
Taberi'nin ise «Bize İbn-i Humeyd söyledi. Ona ve arkadaşlarına da Seleme, İbn-i İshaktan rivayet ederek söylemiştir. İbn-i İshak ta: Bana Abdullah b. Ebi Bekr söyledi ki» diyerek aynen nakl ettiği ve İbn-i İshakın da, bunu nereden aldığını gösterdiği görülür (40).
Kaetani'nin «Müdakkık ve müşikâf (kılı kırk yaran) bir Müverrih
olan İbn-i Haldun» (41) diyerek alkışlamaktan kendisini alamadığı büyük Munakkıd ve Mu-verrih İbn-i Haldun da, vesikayı aynen kabul ve nakl etmiş bulunmak-
tadır (42). İbn-i İshak'ın, bunu, kendisinden rivayet ettiği Abdullah b. Ebi Bekr ise, Amr b. Hazm'in, hem torunudur, hem de, büyük bir ilim ada-
mı ve hukukcudur. Babası Ebû Bekir de, büyük bir Muhaddis idi. Emevî Halifesi Ömer
b. Abdulaziz, ilim adamlarının ölüp gitmelerile ilimin kaybolmasından korkarak, onu, Peygamberimizin Hadîslerini, Sünnet-i mâziyeyi ve Amre'nin Hadislerini yazmağa memur etmişti (43).
Abdullah b. Ebi Bekr, böyle zengin bir ilim hazinesine vâris ol-
muştu.
Sonra, İmam Ebû Yûsüf ve Yahya b. Adem, Amr b. Hazm için ya-zılan yazıyı aynen değil, «Amr b. Hazm'in yapacağı bir takım işler ara-sında ganimetlerden Allâhın tayin ettiği beşte biri ve meyvalardan ze-özetlemişlerdir. kât olarak Mü'minler üzerine farz kılınanları alma işini..." diyerek
Bu özeti, İbn-i İshaktaki metinle karşılaştırarak ve aradaki tabii farkın sonradan vesikaya Muhaddisler tarafından katıldığına hükm
(39) Yahya b. Adem-Kitabülharac s. 116
(40) Taberi-Tarih c. 3, a. 157-158
(41) Kaetani-İslam Tarihi c. 1, s. 180
(42) İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, 5. 54
(43) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 8, 8. 480
AMR B. HAZMİN NECRANDA GÖREVLENDİRİLMESİ
YanıtlaSilifade etmez. etmeğe kalkışmak, kasden yapılmıyorsa, anlayışsızlıktan başka bir şey
53
Kaetani, neden Ebû Yûsüfün, bu özetlemeden sonra «Peygamber Aleyhisselâmın onlara Necranlılara yazdığı yazının, onların ellerinde-ki nüshasıdır diyerek nakl ettiği uzun metni (44), mesküt geçiyor, gör-mezden geliyordur?!
Kaetaniyi bu hususta red ve tekzib eden daha başka tarihi delil-ler de, gösterebiliriz:
Ömer b. Abdulaziz (vefatı 101), Halife olunca, Medine'ye adam gönderip Peygamberimizin zekât hakkındaki yazısı ile Hz. Ömer'in bu
husustaki yazısını arattırdı. Peygamberimizin, Amr b. Hazm'e zekât hakkında yazdığı yazı, Amr b. Hazm ailesi nezdinde bulundu.
Peygamberimizin bu husustaki yazısı gibi bir yazı da, Hz. Ömer Allesi nezdinde bulunup Muhammed b. Abdurrahman her iki yazının suretini çıkarması için arandı.
O da, bu yazıdaki deve, sığır, davar, altın, gümüş, hurma veya mey-va, hububat, üzüm zekât mikdarlarını Ömer b. Abdulaziz için istinsah etti (45).
Esåsen, Peygamberimizin, zekât mikdarları hakkında yazdırıp kı-lıcına bağladığı, tavsiye ettiği ve ömrü sona erdiği için bütün zekât memurlarına tamime imkân bulamadığı yazısı da bulunduğu biliniyor ve elde bulunuyordu.
Hz. Ebû Bekirle Hz. Ömer, vefatlarına kadar bu yazıya göre amel ettiler (45).
Hz. Ebû Bekir'in, Enes b. Malik'i, zekât tahsili için Bahreyn'e gön-derirken onun için yazdırıp (46), üzerini, Peygamberimizin Mühürü ile mühürlemiş olduğu yazı da (47), Peygamberimizin, Hz. Ebû Bekir'in yanında bulunan yazısına göre yazılmıştı (48).
Peygamberimizin vefatından sonra Necranlılar, Hz. Ebû Bekire gelmişler, o da, Içinde, Peygamberimizin onlar hakkındaki yazısı anı-lan ve özetlenen bir yazı yazıp ellerine verdiği gibi, Hz. Ömer, Hz. Os-man ve Hz. Ali de, yazdıkları yazıda Peygamberimizin Necranlılar hak-kındaki yazısını anmışlardır (49).
Ömer b. Abdulaziz de, Peygamberimizin, Hz. Ömer Ailesi nezdin-deki yazısının bir nüshasını Abdullah b. Abdullah b. Ömerle Salim b.
(44) Ebû Yüsüf-Kitabülharac s. 72-73
( 45) Ebû Ubeyd-Kitabülemval s. 497-499, Hakim-Müstedrek c. 1, s. 394-395
(47) Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 96
Buhari-Sahih c. 2, s. 123-124, Ebû Davud-Sünen c. 2, 8. 96
(48) İbn-iKayyım-Zadülmaad c. 1, s. 45 (49) Ebû Yürüf-Kitabülharac s. 73-74
İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSilAbdullah'dan alıp buna göre amel etmelerini zekât tahsil memurlarına 54 zekât
emr etmiş, bunu, Velid'e de yazıp göndermişti.
O da, buna göre amel etmelerini, tahsil memurlarına emr et-mis, ondan sonra gelen Halifeler de buna göre ameli emr etmekten ge-ri durmamışlardır.
Daha sonra, Hişam da, ondan, birer nüsha çıkarttırılıp bütün ze-kát memurlarına gönderilmesini ve ona göre amel edilmesini emr ve
tamim etmişti (50). İbn-i Sa'd, her ne kadar bu husustaki vesikayı kitabına aynen derc
etmemişse de, Peygamberimizin Amr b. Hazm'i Yemen'e gönderirken, yazdırdığı Ahidnamede İslâm şeriatının ve onun feraiz ve hududunun öğretildiğini ve yazının Übey b. Ka'b tarafından kaleme alındığını bil-dirmekle, onun muhteviyatını toptan ifade etmiş bulunmaktadır.
Bunu, ehemmiyetsiz bir îmâ ve işaret saymak ve bundan, İbn-i Sa'd'in, onu mûteber bir vesika telâkki etmediği mânâsını çıkarmak, gafletten ileri gelmiyorsa, ancak kasid ifade eder.
Biz, bir metni, özetleyerek zikr etmenin, o metnin sahih olmadığı-na delalet edeceği gibi akıl ve mantık dışı bir kaide bilmiyor ve böyle bir kaide'nin bulunabileceğini de, sanmıyoruz!
Kaetani'nin, kitabında bahis konusu ettiği mektupların hepsinin metni İbn-i Sa'd'in Tabakatında mevcud mudur? Kaetani'nin, bu vesikayı, Medine'ye gelip İslâmiyet hakkında biz-
zat Peygamberimizden izahat alarak yurdlarına dönen heyet ve şahıs-lara verilen yazılarla veya Asya hükümdarlarına gönderilen İslâmiyete dåvet yazılarile kıyasa kalkışması da, yersizdir.
tın ama hatlarını, Çünkü, birinci kısma giren yazılar, nihayet şifahen alınan izaha-
İkinci kısma girenler de, sadece İslamiyete daveti ihtiva etmekte
Idi.
Amr b. Hazm'e verilen yazının ise, Peygamberimizin, yeni Müslü-manlara İslâmiyet hakkında sifåhen veremediği bir takım izahat ve tafsilatı ihtiva etmesi ve bu izahat ve tafsilatın berikilerinde bulunma-ması kadar tabii ne olabilirdi?
vårid ve yerinde değildir. Görülüyor ki: Kaetani'nin delil diye sıraladığı seylerin hic biri
abdestsiz el sürülmemesi hakkındaki emrini ileri sürerek, birinci hicri Kaetani, iki numaralı notunda, Peygamberimizin. Kur'ân-ı Kerime
asır Muhaddislerinin Kur'ân-ı Kerim âvetlerini, kendi sözlerini ve mez-heplerini muhafaza icin Peygamberimizin yazı kullanılmasını yasakla-dığını yanlış olarak iddia ettiklerini (51) Iddia ediyorsa da, yanılıyordur.
(50) Häkim-Müstedrek (51) Kaetani-İslâm Tarihi Müstedrek c. 1, s. 5. 393
AMR B. HAZM'İN NECRAN DA GÖREVLENDİRİLMESİ
YanıtlaSil55 / mutalealarına da bakılmasını istediği için bu husustaki mutalen ve Kaetani, Kur'ân-ı Kerim'in on birinci hier! yılda tertibi bahsinde-Iddialarının muhakeme ve reddini oraya bırakıyoruz.
Kaetani'nin her ipe sapa gelmez iddia ve yanlışlarıyle oyalanmak
İstemediğimizden 5 numarah notuna geçiyoruz. Kaetani 5 numaralı notunda:
İslamiyetin bu ilk devresinde Mü'minini namaza çağırmak Adeti-nin ancak, cuma günü için mevcud olması şayan-ı dikkattır. Bu da, yalnız öğle namazı içindi.
Cuma namazı, Hıristiyanların pazar günkü ibadetleri tarzında bir şeydi. 1
Hıristiyanlar, bu ibådete çan seslerile dåvet edilirler... Maamafih vesikanın bu parçasının pek çok ilåve ve tashíh görmüş olmasından korkarım.
Filhakika, záhiren Peygamber zamanından kalmış gibi görünen ve namazların saatlerini ve mikdarını sarahatla irae eden yegâne vesika budur.
Vesikanın bu kısmı mevsuk olsaydı, Buhari, onu namazların va-kitleri hakkındaki ehådis arasına idhal ederdi.
Vesikanın mevsukiyetini temin hususunda bir İsnad'ın mefkudi-yeti, Buhariyi, bunu kendi mecmuasına kabulden men etmiş olabilir.» (52) diyorsa da, yanlıştır.
Cuma namazı, ancak camilerde ve cemaatla kılınan bir namaz ol-duğundan, Müslümanları, cuma namazına davet etmek zarureti vardır.
Bunu, camilerde veya camiler dışında, cemaatla veya yalnız başı-
na kılınan beş vakit namazla kıyaslamak doğru değildir. Ezan da, yalnız cuma namazı için değil, sair vakit namazları için
de teşri kılınmıştır. İslâm alâmetlerinden olan ve İslamiyetin inanç esasını ilan eden
ezanı, Hıristiyanların bir gürültüden ibaret çanlarına benzetmek doğ-ru olmadığı gibi, rükûlu, sücudlu dört başı mamur bir ibådet olan cu-ma namazını da, Hıristiyanların pazar günleri yaptıkları çalgılı otu-rum ve âyinlerine benzetmek te, yerinde değildir.
Amr b. Hazm'e verilen ve beş vakit namazın vakitlerini tarif eden yazı, Kaetani'nin zan ve iddia ettiği gibi ne İslâmda ilk vesikadır, ne de, İmam Buharinin bunu, Hadis mecmuasına almamış olması, gayr-1 mevsuk bulduğu içindir.
İmam Buharf, Sahih'ine namaz vakitleri hakkındaki her sahih olan Hadis'ı almış değildir ki bunu da, alsın.
Her halde, Kaetani'nin, İmam Buhari'nin «Cami' kitabıma sahih
olmayan hiç bir Hadis koymadım.
(52) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 28-29
56
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Kitab, uzun olur korkusuyla bir çok sahihleri de, bıraktım.» (53) bir kaçı hazı edilerek kayd olunmuş muallak bir çok Hadisler bulundu-dediğinden ve Sahih-i Buhari'de Senede dahil Ravilerden hepsi veya
ğundan haberi yoktur. Daha önce İslam mahafil-i ülemâsında ve sonraki asırların Hadis mekteplerinde İsnad'ın ehemmiyeti, asıl Hadisin ehemmiyetine galebe
çaldı. İbtidai bir İbn-i İshak'ın serbesti-i harekâtı daha muahhar Hadis ülemasının bir takım değersiz incelikler ve yanlış fikirlerle kararmıs
dimağlarına bir hata, hatta bir tahrif eseri gibi göründü. Bizim nazarımızda ise, İbn-i İshak'ın bu hususiyeti metnin doğru-luğu ve eskiliği hakkında bir delil teşkil eder.
İbn-i İshak, İlm-i İsnad'dan haberdar değildi...» (54)
diyerek İsnad'ı inkâr için, sened'in yokluğunu, metnin doğruluğu ve eskiliği hakkında bir delil saymağa kalkmış bulunan Kaetani'nin, bu-rada, İmam Buhari'nin tevsik metodunu benimser görünerek iddiasını isbatlamağa kalkışması, iddiaları arasında tezad ve çelişkiye, gülünç duruma düşmekten başka neyi ifade eder?
Kaetani ve benzeri İslâm düşmanlarının, ilmî ve ahlâki yücelikle-rinden başları döndüğü için kötülemeğe ve tükürmeğe kalktıkları İs-lâm Muhaddislerinin, Râvileri, ne kadar ince süzgeçlerden geçirip Ha-disleri nasıl tevsika muvaffak olduklarını, İsnad ilminden hiç haberi olmadığı iddia edilen İbn-i İshakın da, Buhari tarzında yüz yetmişten fazla İsnad kullanmış olduğunu İbn-i Hişam'ın Sire'sinden tesbit ede-iğfale çalıştığını belgelemiştik. rek ortaya koyup Kaetani'nin, okuyucuları yalan ve iftiralarla nasıl
Merak edenler, Reddiye adlı kitabımızın 1-99 uncu sahifelerini göz-den geçirsinler. Geçirsinler de, İslâm Muhadislerinin mi, yoksa Hıristi-yanlık ve İslâm düşmanlığı taassubu ile mâlul Kaetani'nin mi gözleri-nin ve dimağının kararmış olduğunu görsünler!
gayetle matlup clan Hıristiyanlaştırılmasına karşı bir mânia ve Hıris-Daha kitabının başında, İslâmiyeti ve Müslümanları Dünyanın tiyanlığın tevessüü için daimi bir tehlike» (55)
sayan Kaelani'den, başka ne beklenir?
Bes vakit namazın vakitleri de, zan ve iddia edildiği gibi, en geniş şekilde yalnız Amr b. Hazm icin yazılmış olan yazıda yer almaz. Hatta daha açık ve geniş olarak Hadis mecmualarında da yer alır.
Bu husustaki Hadislerin de Eshab-1 kiramdan Hz. Ömer (56), Ab-
(53) Iraki-Fethulmugis c. 1, s. 31 Tarihi e. 1, s. 80-81
Kaetani-İslâm Kaetani-İslâm Tarihi c. 1, s. 12
Malik-Muvatta c. 1, s. 6-7
AMR B. HAZMIN NECRANDA GÖREVLENDİRİLMESİ
YanıtlaSil57 Jullah b. Amr (57), Ebû Mûsa'al'Es'ari (58), Ebû Said'ül'Hudri (59), Ca-End Berne (63), Ebû Hüreyre (64), Ebû Mes'ud'ül'Ensari (65), Enes b. bir b. Abdullah (60), Büreyde b. Husayb (61), Abdullah b. Ömer (62), Malik (66), Ibn-i Abbas (67), Amr b. Hazm (68)... tarafından rivayet edildikleri ve hatta Hz. Ömer'in namaz vakitlerini Ebû Mûsa'al'Es'ari'-ye, Amillerine (69), bütün şehirler halkına yazıp bildirdiği de görü-
tür (70). su veya bu tarihi vesikalarla değil, doğrudan doğruya Kur'ân-ı Kerim İslam dininin iman ve ibådet esasları, Kaetaninin zan ettiği gibi le ve Peygamberimizin onu açıklayan Sünneti ve fi'll ile såbittir.
İslamiyeti, Hıristiyanlık gibi meçhullere bürünmüş göstermeye ça-lışmanın, güneşi, balçıkla suvamağa kalkışmak kadar boş ve gülünç bir davranış olacağını, her halde Kaetani de, bilmez değildir.
Fakat, o, dünyayı Hıristiyanlaştırma özleminin gerçekleşmesine jegáne engel saydığı Müslümanlığı, İslâmî faziletleri ve kıymetleri de-vamlı yerme ve küçümsemelerle sarsabileceğini sanmakta, ummakta ve bunun için de, her türlü yalanı, İftirayı mübah saymaktadır.
masalar da!
Isterler ki Allah'ın nurunu ağızlarile söndürsünler. Allah ise, nu-runu, kendisi tamamlamaktan başkasına razı olmaz. Kâfirler hoşlan-
Resûlünü, hidayetle, hak dini ile, o dini, diğer her dine üstün kıl-mak için gönderen O'dur. Müşrikler hoşlanmasalar dal» (71)
(57) Müslim-Sahih c. 1, s. 426-428
(55) Müslim-Sahih c. 1, s. 429, Ebû Davud-Sünen c, 1, s. 108-109, Nesal-Sünen c. 1
200-202, Dare Kutni-Sünen c. 1, s. 263-264
(59 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 30
(0) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 330, Ebû Davud-Sünen e. 1, s. 109, Nesal-Sünen c. 1, s, 255-256, 263, Dare Kutni-Sünen c. 1, s. 256-257, Håkim-Müstedrel c. 1. s. 105-195
(31) Müslim-Sahih c. 1. s. 428-129, Tirmizi-Sünen c. 1, s. 286-287, Nesal-Sünen c. 1 258-259, İbn-i Máce-Sünen c. 1, s. 219, Dare Kutni-Siünen c. 1, s. 262-263 Ba-gavi-Mesabihüssünne c. 1, s. 30
(2) Bağavi-Mesabihüssünne c. 1, s. 30
() Ebû Davud-Sünen c. 1, s. 109-110
(54) Malik-Muvatta' c. 1, s. 8, Tirmizi-Sünen c. 1, s. 283-284, Nesal-Sünen c. 1, 5 249-250, Dare Kutni-Sünen e. 1, s. 262, Bağavl-Mesabihüssünne c. 1, s. 31
(55) Ebu Davud-Sünen c. 1, s. 107-108, Dare Kutul-Sünen c. 1, s. 250, Hakim Müstedrek c. 1, 5. 192-193
sünne c. 1, s. 30. Häkim-Müstedrek c. 1, s. 193
(66) Nesal-Sünen c. 1, s. 252-253 (57) Abdurrezzat-Musannef c. 1, s. 531-534, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, 3. 33 Ebû Davud-Sünen e. 1, s 107, Tirmizi-Sünen e. 1, s. 279-280, Bağavi-Mesabihüs
(68)
Abdurrezzak-Musannef c. 1, s. 534-535
(69 ) Malik-Muvatta' c. 1, s. 6-8, Abdurrezzak-Musannef c. 1, 8, 535-537
(71) Tevbe Süresi. 32-33
(70) Abdurrezzak-Musannef c. 1, s. 536
DELAIL I HAYRAT SERHI
YanıtlaSilBu kuş ne söyler bilir misiniz?.
Şöyle dediler:
Allah bilir; bir de onun öğrettiği Resul'ü bilir.
Bunun üzerine, Süleyman as. şöyle dedi:
Bu kuş şöyle deyip öter:
san Ben yarım hurma yedikten sonra, dünya üzerine toprak saçıl-
Yani: Az rızka kanaat ettiğini anlatır.
Bundan sonra bir üveyik kuşu öttü. Süleyman a.s. şöyle dediğini anlattı.
Keşke bu halk içinde yaratılmayaydım.
Yanı: Yüce Hak'tan pek fazla korktuğu için, yaratılmamış olma-sını temenni eder.
Bu arada, yine bir tavus kuşırses etti; Süleyman a.s. şöyle dediğini
anlattı:
Her ne edersen, onun cezasını görürsün; ister hayır, ister şer.
Bir hüdhüd kuşunun sesini işittiği zaman, şöyle dedi:
Bu der ki:
Ey günah işleyenler, Yüce Allah'tan günahlarınızın bağışları-masını taleb edin.
Atmaca veya yarasa kuşu ses çıkardığı zaman, şöyle dediğini an-
lattı:
Her canlı ölür; her yeni eskiyip fena bulur. Ömrünüze ve dün-yanın süsüne aldanmayın. Ahiret için hazırlık yapın.
Böylece, onları yola gelmeye teşvik eder.
Kırlangıç ve ebabil kuşları öttükleri zaman, şöyle dediklerini an-
lattı:
İyi amellerden, in'am ve ihsanlardan bir şey ileri gönderirse-niz, onu âhirette hazır ve müheyya bulursunuz.
Böyle söyler ve kullarını Yüce Hakka ibadet etmeye rağbet ettirir. Kumru öttüğü zaman, şöyle dediğini anlattı:
- Pek yüce Rabbim noksan sıfatlardan münezzehtir.
Kartal öttüğü zaman, şöyle dediğini anlattı:
Her şey fena bulup helâk olur. Baki olan şanı büyük Allah'tır. Bağırtlak kuşu öttüğü zaman, şöyle dediğini anlattı:
Fer kim sükût ederse.. o kimse nedametten kurtulur; selâmet
bulur.
Kerkes (akbaba) öttüğü zaman, şöyle demek istediğini anlattı:
Dünyada nekadar yaşasanız, sonu ölümdür. Buna aldanmayıp hazırlıklı olun.
Tavşancıl kuşu öttüğü zaman, şöyle dediğini anlattı
: İnsanlardan uzak olmakta, uzlet edip inzivaya çekilmekte Al-
lah ile ünsiyet vardır.
BAYKUŞ ÜSTÜNE
İmam-ı Dümeyri Rh. Hayat'ül-Hayvan adlı eserinde İbn-i Mes'ud şöyle dediğini anlattı:
KARA DAVUD
YanıtlaSilKaab'el-Ahbar'ı, Hazret-i Ömer'in r.a. hilafeti zamanında gör. düm. Kaab r.a. Hazret-i Ömer'e r.a. şöyle dedi: Ya Ómer, sana peygamberlerin kitaplarından okuduğum en duyulmamış olanını haber vereyim mi?.
1033
Hazret-i Ómer r.a. ona:
Söyleyin.
Deyince, Kaab r.a. şöyle anlattı:
O kitapta şöyle anlatılır:
Bir gün, Hazret-i Süleyman'a bir baykuş geldi. Tam tazim ve edep-le, tekrimle selam verdi. Hazret-i Süleyman, onun selamını alıp şöyle dedi:
Ey baykuş, buğday, arpa ve sair hububattan neden yemezsin?.
Baykuş şöyle dedi:
Şunun için yemem: Ådem ve Havva, o hububatı yedikleri İçin cennetten kovuldular.
Hazret-i Süleyman şöyle dedi:
Ya, sudan neden içmezsin?.
Baykuş şöyle dedi:
Ey Allah'ın peygamberi, şunun için içmem: Nuh'un kavmi su-da boğuldu.
Neden mamur yerleri bırakıp harap yerleri seçersin?.
Baykuş şöyle dedi:
Harap yerler Allah'ın mirasıdır. Ben, hiç kimsenin alâkadar ol-madığı harap yerleri bunun için seçtim.
Hazret-i Süleyman ona tekrar şöyle sordu:
O harabat yerde öttüğüm zaman ne dersin?.
Şöyle anlattı:
Hani, dünya nimetlerine aldanıp:
Benim.
Diyenler.. Onun nimetlerine aldanıp mağrur olanlar nerede?.
Süleyman a.s. tekrar sordu:
- Ya, evlerin üzerinde uçtuğun zaman ne dersin?.
Baykuş şöyle dedi:
Ey Allah'ın peygamberi, veyl ve husran âdemoğullarına ki: Ön-lerinde bu kadar dert keder ve hevl şiddet varken, nasıl uyurlar. Ni-metlerle telezzüz ederler; derim.
Hazret-i Süleyman tekrar sordu:
Ey baykuş, neden gündüz uyuyup uçmazsın?.
Baykuş şöyle dedi:
- Ey Allah'ın peygamberi, âdemoğullarının, kendi nefislerine zu-lümlerinin çoğaldığı vakit olan gündüzleri, kendimi onlardan sakla-rım. Şunun için ki, onlarla karışıp durmayayım.
Hazret-i Süleyman şöyle sordu:
Sabaha kadar olan halinde ne dersin?.
1034
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT ŞERHİ
Baykuş şöyle dedi
Ey Allah'ın peygamberi, şöyle derim:
Ey gafiller, uykunuzu ve gafletinizi terk edin. Ahiret için teda-rik görup azık hazırlayın.
Sonra, beni yaratan Vacib'ül-vücud hazretlerini, noksan sıfatlar-dan, halka ait vasıflardan tenzih ederim, takdis ederim:
tir Şerik ve nazirden, zeval ve fenadan münezzeh ve mukaddes-
Diyerek, şanı büyük Allah'ı tesbih ederim.
Hazret-i Süleyman şöyle dedi:
Kuşlar arasında, âdemoğullarına nasihat ve şefkat yönü ile baykuştan daha şefkatlısı yokken, cahillerin kalbinde, ondan daha çok Lugzedilen yoktur.
Kaab ra. bunları Hazret-i Ömer'e haber verdi.
Hulasa: Her kuşun bir başka türlü tesbihi vardır. O kuşlar, orman-larda, bağ ve bahçelerde, ağaçların dalları üzerinde tesbih ederek, te-rennüm ettikleri zaman, daima Habib-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem S.A. efendimiz üzerine ve âline salåt eyle Allahım.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Şimşeksiz bulutlardan sık taneli yağmurlar dökülüp durdukça..
Yani: Bütün bu süre içinde, Allah-ü Taålå, bütün bu olanlar olup durdukça, Resulüllah S.A. efendimize ve onun âline salât ederek yüce şanlarına rif'at ihsanı ile zatlarını muazzez ve mufahham eylesin.
Devam edelim:
Allah-ü Taâlâ, daimî salâtını yaparak, onun ecrini kat kat ey-lesin.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin ecrini..
Allahım, Muhammed'e salât eyle. Hüsnü cemal sahibidir.. (Bak: S. 1008)
Cümlesi ile başlayan ve burada tamam olan salavat-ı şerife, büyük ashaptan on beş kadar zat tarafından rivayet edilmiştir.
Hatta İmam-ı Azam Rh. bu salavat-ı şerife üzerine, şöyle anlattı:
Käoe-i Mükerreme'nin duvarına kudret yazısı ile yazılan salâ-vat-ı şerifeler dışında, bundan daha faziletli salāvat-ı şerife bilmiyorum.
Allah-ü Taâlá, oranın şerefini artırsın; bizlere de orayı ziyaret et-meyi nasib eylesin.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
Ey kendisinden başka ilâh olmayan, nimeti her şeye şamil şanı bü-yük Allahım.
Efendimiz Muhammed'e ve onun pâk, keremli âline salât eyle. Öyle bir salâtla ki: Birbirine ulansın.. Celâl ve ikram sahibi Yüce Zatın devamı ile devam etsin.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1035
Ey zat ve sıfatında, şerik ve naziri olmayan şanı büyük Allahım.
Muhammed'e salat eyle.
Yani. Yaratılmışların en faziletlisi olan Resulüllah S.A. efendimiz
uzerine.. O öyle bir zattır ki; celăletin kutbu..
Yani: Dunyada ve ahirette, yaratılmışlara verilen nekadar şeref. vukseklik, ululuk varsa.. onun kutbu Resulüllah S.A. efendimizdir.
Burada geçen:
Kutup..
Lafzının, umumi olarak manası şudur: Daire çizen pergelin sabit durduğu nokta.. bağlı bulunduğu yer.. O dairenin düzgün ve yuvarlak oluşu, o verde pergelin sabit durmasına bağlıdır.
Ustte işaret edilen mana icabı olarak, şöyle izah edilebilir:
Cumle nebiler, resuller, melekler, veliler, ashab, ulema.. hasılı:
Cumie celălet ve şeref verilen insanların celâlet ve fahametleri, rif'atla-1. yuce mertebelerinin büyüklüğü, Resulüllah S.A. efendimizden isti-fade edilerek alınmıştır; hepsinin aslı ona bağlıdır.
İşte yukarıda anlatılan mana icabı olarak; Resulüllah S.A. efen-
dimiz:
Celaletin kutbu..
Diye sıfatlandırıldı.
Devam edelim:
Nübüvvetin ve risaletin güneşi..
Gerek nübüvvet, gerekse risalet, ilahi bir hibedir.
Sübhan olan Yüce Hakkın kulları arasından seçip ayırdığı nebile-rin, halkı hakkın yoluna irşadları; kendilerinde bulunan nübüvvet ve risalet nurları, Resulüllah S.A. efendimizin nurundan istifade edilerek aiınmıştır. İşbu mana icabıdır ki, Resulüllah S.A. efendimize:
- Nübüvvetin ve risaletin güneşi..
Sıfatı verildi. İmam-ı Busıri Rh. bu manada şöyle anlattı:
-O, fazilet güneşidir, başkaları da yıldızlar; nurlarını karanlık-
ta insanlara izhar edip parlarlar.
İmam-ı Busırì Rh. küfrü, gece karanlığına benzetti; nebileri ve re-sulleri de yıldızlara.. Resulüllah S.A. efendimizi de güneşe benzetti.
Nitekim, gece karanlığı içinde yıldızların ziya vermesi, güneşin nu-rundan alınan feyiz yolundan gelen bir parlamadır.
Burada, nebilerin ve resullerin insanları, küfür zulmetinden alıp iman ve hidayet nuruna irşad etmeleri, Resulüllah S.A. efendimizden feyiz yollu aldıkları nurla olmaktadır; işaret edilen mana budur.
Devam edelim:
Hidayet eder, kurtarır; dalâletten ve cehaletten..
Burada anlatılmak istenen kısaca şerhli mana şudur:
Resulüllah S.A. efendimiz, bütün insanları küfür dalâletinden alır; tevhid nuruna irşad eder. Kendilerini, doğru yola davet eder; şer'i hü-kümleri talim ederek onları cehalet azgınlığından kurtarır.
1036
YanıtlaSilDELAIL 1 HAYRAT ŞERHI
li, birbirine ulanması, peşpeşe gelmesi, gecenin gündüzün birbirini ta-Allah ona salat ve selâm eylesin. Öyle bir salât olsun ki: Ittisa-kib ettiği gibi, devam edip dursun..
Demek olur ki:
Resulüllah S.A. efendimize olacak bu salât, hiç bir kesintiye uğ ramadan sürüp dursun..
*
Meşhur kavle göre: YEDİNCİ HİZİB (BÖLÜM) burada tamam ol-muştur. Bundan sonra gelecek olan SEKİZİNCİ HİZİB'dir.
Ancak, bu sekizinci HİZB (BÖLÜM) diğerlerine nazaran, kısadır. Müellif merhumun bu sekizinci hizbi kısa etmesindeki sır ve hik-met en doğrusunu Yüce Allah bilir; şu olsa gerek:
BU DELAİL-İ HAYRAT kitabını haftada bir defa ahtmetmek mu. rad edenler, yedinci hizbi tamam ettikleri zaman hafta dahi tamam olur. Tekrar başlanıldığı gün geldiği zaman, hemen sekizinci hizbe başlar, sonuna kadar okuyup bitirirler. Bunu tezce bitirip yine Bİ-RİNCİ HİZİB'den başlayarak ikinci hizbe kadar gelirler. Böyle bir ha-tim, Kur'an hatmine benzer; dolayısı ile ona iktida edilmiş olur.
dır. Sonra.. böyle yapılmasında dahi, uğur ve bereket temennisi var.
SEKİZİNCİ BÖLÜM: Pazartesi günleri başlanır.
Allahım.
Ey zat ve sıfatında şerik ve naziri olmayan, nimeti her şeye şamil, kendisinden başka ilâh olmayan şanı büyük Allah..
Muhammed NEBİ'ye salât eyle..
Bu cümlede geçen:
Nebi.
Lafzı, haber veren manasına olup su demeğe gelir:
Öyle bir zattır ki; Kur'an âyetlerinin cümlesini, rabbanî ilham-ları, Yüce Hakka dair itikad yollarını, şer'î hükümlerin bütün teferru-atını, emirleri ve yasakları ve tebliğe memur olduklarını haber verir.
Zahiddir.
Bu kelimenin manası: Kalbi Yüce Allah'tan başkası ile meşgul etmemektir. Buna göre, Resulüllah S.A. efendimiz hakkında ifade etti-ği mana şudur:
Resulüllah S.A. efendimizin kalbi, tam manası ile Yüce Allah'ın zatından başka her şeyden iraz eder.
Resulüllah S.A. efendimiz her nekadar zâhirde bazı şeylerle mes-gul bulunsa dahi, mübarek kalbi, daima Allah'ın zikrinde sabit ve da-im idi.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1037
اللهُمَّ صَلِّ عَلَى محمد النبي الزَّاهِدِ رَسُولِ المَلاكِ الصمد الوَاحِدِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ صَلَوَة دائمة إلى منتهى الا بد بلا انقطاع ولا نقاد صلوة بنجا بِهَا مِنْ حَرَ جَهَنَّمَ وَبِئْسَ الْمِهَادُ اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا عُمَّا الَّتِي الْأُمِّي وَعَلَى اللَّهِ وسلم صَلَوَة لَا يُحُ فَلَمَّا عَدَدُ وَلَا يُعد لحامدهُ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ صَلُّوهُ تَكْرَمُهَا مشويه وَتَبَلِّغُ بِهَا يَوْمَ القِيَمةِ مِنَ الشَّفَاعَةِ رضاءُ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى محمد النبي الاصيل السيد النبيل الذي جَاءَ بِالوحي والتنزيل واوضح بَيَانَ التَّأْوِيلِ وَجَاءَهُ الأمين جبريل
EL-HIZBÜS-SAMINO FİYEVM'İL-ISNEYNİ
Allahümme salli alâ Muhamme
din'in-nebiyy'iz-zahidi resul'il-melik'is-samed'il-vahidi sallallahü aleyhi ve selleme salåter. daimeten ila münte ve ha'l-ebi bila'nkıtain lAnefadin salâten tünciyna biha min harri ce henneme ve bi'sel-mihadü.
Allahümme salli alâ Muhamme-ve Muhammedin'in-nebiyy'il-ümmiyyi alâ âlihi ve sellim saláten läyuhsa leha adedün ve lâyuaddü leha mede-dün.
Allahümne salli alâ Muhamme-din salåten tükrimű biha mesvahü ve tübelliğu biha yevm'el-kıyameti mines-şefaati rızahü.
Allahümme salli alâ Muhamme-
din'in-nebiyy'il asil'is-seyyid'in-nebil'-il-lezi cae bil-vahyi vet-tenzili ve ev-zaha beyan'et-te'vili ve caehül-eminü Cibrilü
SEKİZİNCİ BÖLÜM: Pazartesi günleri başlanır.
Allahım, Muhammed Nebi'ye salât eyle. Zahiddir. Melik Samed Vahid zatın
Resul'üdür. Allah-ü Taálá, ona salát ve selâm eylesin. Öyle bir salât olsun ki, ebedin sonuna kadar sürsün. Kesilmesin; tükenmesin. Oyle bir salât olsun ki, bizi cehennem sıcaklığından, o kötü meskenden kurtarmaya vesile olsun.
Allahım, efendimiz Muhammed Ümmi Nebi'ye salât eyle; keza, onun áline de.. Ve, selâm eyle.
Öyle bir salât olsun ki, onun için sayı kavramı olmasın. Onun mededi de sayılamasın
Allahım, Muhammed'e salát eyle. Öyle bir salât olsun ki, onunla makamına ikram edesin. Bu salavat-ı şerife sebebi ile, kıyamet günü şefaat makamında, razı olacağına ulaştırasın.
Allahını, asaletli Muhammed Peygambere salât eyle. Şerefli bir efendidir. Öyle bir zattır ki, kendisine vahly ve tenzil geldi. Te'vilin açıklamasını izah etti.
Emin Cibril aleyhisselâm kendisine ikramla faziletle geldi.
**
(Devamı: 1043. Sayfada)
ns uesu
YanıtlaSilFARINTE BUGON -1791 Osmanlı ile Rusya arasında Kalas Mütarekesi imzalandı.
- 1951 - Bediüzzaman
"Mahkeme-i Kübrâ-yı Haşirdeki şekvaya küçük bir zeyildir" başlığıyla bir lâhika mektubu neşretti.
AGUSTOS
08
CUMA
BIR AYET Allah esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.
Yunus: 25
14 1447 SAFER
RUMI: 26 TEMMUZ 1441 HIZIR: 95
BİR HADİS
Allah bir beldeyi helâk etmek istediğinde, orada zinanın açıkça işlenmesine fırsat verir.
Deylemî
Kıyâmetle, saadet-i ebediyenin geleceğine en büyük delil, rahmettir. Evet, rahmetin rahmet olması ve nîmetin nîmet olması, ancak ve ancak haşir ve saadet-i ebediyeye bağlıdır.
İsârâtü'Lİcaz
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
Osmani kuruldu. 1869-Darü'l-Fünun-u
1924 - Şeriye
mahkemelerini kaldıran yeni Mahkemeler Teşkilatı Kanunu TBMM'de kabul edildi. Kadıların yerini hakimler aldı.
NİSAN
08
ÇARŞAMBA
20 1447
ŞEVVAL
RUMI: 26 MART 1442
KASIM: 152
BİR AYET
O dilediğine layık olduğu cezayı verir, dilediğini de bağışlar. Allah herşeye hakkıyla kadirdir.
Maide Suresi: 40
BİR HADİS
Allah sizi bâtıl ehlinin hak ehline galip gelmesinden korudu.
Bir saatin san'atkârı nasıl saatini çevirir, açar, gösterir, tarif eder. Kur'ân dahi, elinde kâinatı
tutmuş, öyle yapıyor. Mektubat
İmsak
Günes
Öğle
İkindi
Aksam Yatsı
İmsak Günes
Öğle
İkindi
Aksam
Yatsı
MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilBENİ HAVLAN TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE
Beni Havlanların Soyları ve Yurdları:
Kahtan kabilelerinden olan Beni Havlanların Ata soyları söyle si-
ralanır:
b. Yeşcüb, b. Ureyb, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe'. Havlan (Fekl) b. Amr, b. Malik, b. Haris, b. Mürre, b. Uded, b. Zeyd,
Havlan (Fekl) in:
1. Habib,
2. Amr,
3. Ashab,
4. Kays,
5. Nebt,
6. Bekr,
7. Sa'd,
adlarında yedi oğlu vardı (1).
Havlanların yurdları, Yemen ülkesinde ve bu ülkenin doğusun-da idi (2).
Beni Havlan Temsilcilerinin Sayıları ve Geliş Tarihi:
Beni Havlan Temsilcileri, on kişi idiler (3). Medine'ye, hicretin cnuncu yılında şaban ayında geldiler (4).
Temsilcilerin Konuklanıp Ağırlanmaları ve Peygamberimizle Konuşmaları:
Beni Havlan Temsilcileri, Remle bint-i Hâris'in evine indirildiler. Peygamberimiz, emr etti, orada ağırlandılar (5).
(1) Ibn-i Hazm-Cemhere s. 418, Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 248
(2) Kalkaşandi--Nihayetülereb s. 248
298 (3) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324, Taberi-Tarih c. 3, s. 163, İbn-i Eslr-Kamil c. 2, &
Uyunülescr c. 2, 5. 253, Ebülfida-Sire c. 4, s. 179
(4) Ibn-i Sa'd-Tabakat e, 1,5, 324, İbn-i Kayyun-Zadilmaad e, 3, 8, 59, İbn-1 Seyyid-
( 5) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324
BENI HAVLAN TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilJunu tasdik ediyoruzdur. Temsilciler "Ya Resûlallah! Bizler, Allaha iman ve Allahın Resú-Bizim bu ikrarımız, gerimizdeki kavmımızdan
59
olanlara da, så-Jarda ise binitli olarak (7) Sana gelmiş Biz, develer koltuklarda, yedeklerde (6), sert, katı yerlerde ve ova-mildir.
bulunuyoruz (8). Allahın ve Resûlünün üzerimizdeki nimeti sayesindedir ki Seni zi-yarete geldik!» dediler.
Peygamberimiz «Siz, bana kadar nasıl ve ne için geldiğinizi dile
getirdiniz. Muhakkak ki, her birinizin devesinin attığı her adım karşılığında size bir hasene ve sevap vardır.
(Seni ziyarete geldik.) sözünüze gelince, beni, Medine'de ziyaret eden kişi, kıyamet günü, benim yakınımda ve himayemde olacaktır! buyurdu.
Beni Havlan Temsilcileri «Yå Resûlallah! Bu, öyle bir yolculuk ki,
onun üzerinde bizim için ne zarar, ne gayıp var! dediler (9). Peygamberimiz «Ammu Enes, ne yapıyor?» diye sordu. Ammu Enes (Umyanis), Beni Havlanların tapa geldikleri bir sa-nem, bir puttu.
Beni Havlan Temsilcileri «Allâh, onun kötülüğünü, Senin, bize ge-tirdiğin dinle değiştirip giderdi (10).
Ona, bizlerden bağlananlardan ancak çok yaşlanmış bir kimse lle çok yaşlanmış bir koca karı bağlı kalmıştır. İnşaallah (11), dönüp (12) yanına varırsak, onu yıkacağız! (13)
Biz, ona aldanmış, fitneye tutulmuş durmuştuk! dediler.
(6) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324, İbn-i Kayyun-Zad. c. 3. s. 50, İbn-i Seyyid-Uyu-
nüleser c. 2, s. 253 7) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 50, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 253,
( Halehi-İnsanüluyun c. 3, s. 274, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 160 (8) İbn-i Sa'd-Tabakat e 1, s. 324, İbn-i Kayyum-Zadülmaad c. 3, s. 59, İbn-i Seyyid-
Uyunüleser c. 2, 5. 253
(9) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 59, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, 5. 253, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 274, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, 5, 160 (
10) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, 5. 59, İbn-1 Sey-yid-Uyunüleser c. 2, s. 253, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 274, A. Z. Dahlan-Sire
c. 2, s. 160 (11) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 59, İbn-i Seyyid-Uyuniüleser c. 2, s. 253, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 274, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 160
(12) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324
Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324, İbn-i Kayyım-Zadülmaad e. 3, s. 59, İbn-1 Sey-yid-Uyunüleser c. 2, s. 253, Halebi-İnsanüluyun e, 3, s. 274, A. Z. Dahlan-Sire c 2, s. 160
şeyler
YanıtlaSilBENI HAVLAN TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil01
Peygamberimiz «Sizinle konuşanlar, Şeytanlardır! buyurdu (17).
Oğrenerek Yurdlarına Dönmeleri: Beni lavlan Temsilcilerinin İslamiyet Hakkında Bilmediklerini
den (18), dinin farzlarından (19), sordular. Beni Havlan Temsilcileri, Peygamberimize, İslâm dinine aid işler-
Peygamberimiz, sorularının cevaplarını onlara bildirdi (20). Kendilerine, Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnetlerin öğretilmesini Eshabı-
na (21), ahde vefayı, emåneti edâyı, komşularına karşı iyi komşuluk etmelerini, hiç kimseye karşı haksızlık yapmamalarını da, onlara emr
etti. Çünkü, zulüm, kıyamet günü, karanlıklardır!» buyurdu (22). Beni Havları Temsilcileri, bir kaç günden sonra, Peygamberimize vedà elmeğe geldiler (23).
Peygamberimiz, onlara, on ikişer buçuk ukıye gümüş bahşiş veril-mesini emr buyurdu (24).
Beni Havlan Temsilcilerinin Ammu Enes Putunu Yıkımaları ve Kavmlarına Haramları Yasaklamaları:
Beni Havlan Temsilcileri, baışişlerini alıp kavmlarının yanına döndüler.
Ammu Enes'i yıkmadıkça, düğümü çözemediler (25).
Peygamberimizin, kendilerine haram kıldığı şeyleri haram, helål kıldığı şeyleri de, onlara helâl kıldılar (26).
(17) İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 59, İbn-1 Seyyid-Uyun. c. 2, s. 253-254, Halebi-Insa-nüluyun c. 3, s. 274-275, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, 8. 160-161
(18) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324 (19) İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 59, İbn-i Seyyid-Uyun. c. 2, s. 254, Halebl-İnsan. c. 3, 5. 275, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 161
(20) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, 8. 324, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 59, İbn-i Seyyid-Uyun.
c. 2, s. 354, Halebi-İnsan. c. 3, s. 275, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 161 (21) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324
( 22) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 3, s. 59, İbn-i Seyyid-Uyunüleser e. 2, s. 251, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 275, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 161
) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324, Halebl-İnsanüluyun c. 3, s. 275, A. Z. Dahlan-
(23) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324, İbn-i Kayyım-Zad. c. 3, s. 59, İbn-i Seyyid-Uyu-nüleser c. 2, s. 254, Halebl-İnsanüluyun e. 3, s. 275, A. Z. Dahlan-Sire c. 2, s. 161 (24
Sire c. 2, s. 161 (25) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324, İbn-i Kayyım- Zadülmaad c. 3, s. 59, İbn-i Sey-yid-Uyunüleser c. 2, s. 254, Halebi-İnsanüluyun c. 3, s. 275, A. Z. Dahlan-Sire
с. 2, s. 161
(26) İbn-i Sa'd-Tabakat c, 1, s. 324
Belediy Eskişeh
YanıtlaSilBatı dünyası, İslâm Âlemindeki her hareketi sürekli olarak izliyor.
Neden?
Çünkü onlar, İslâm Âlemini zayıf olarak görmek is -tiyorlar. Kendilerinin söylediği gibi, İslâm Âleminin kuvvetli olması batı için çok tehlikelidir.
İslâm Aleminin kuvvetinin sırrı İslâm ve Kur'an dadır.
Bunu iyi biliyorlar.
Öyleyse
İslâm Alemine hükmetmek için, İslâm ve Kur'an yıkılmalı yıkmalıdırlar.
İşte, bu kitapta, batının İslâm'a yönelttiği yıkma plan-ları kendi sözleriyle gözler önüne serilmektedir.
NİZAM YAYINEVİ
Ahmed Ercan Gerçek
Beyazsaray kitapcılar çarşısı
NO:45 Beyazıt - İST
75 TL.
Batılı Liderler Diyor ki:
YanıtlaSilİslâm'ı Yıkın, Müslümanları Yok Edin
Müellif: Celâlü'l-Alem
Mütercim: Resul Tosun
Eseri Takdim Ali Nar
NİZAM YAYINEVİ
Beyazsaray Kitapçılar Çarşısı No. 45
Beyazıd İstanbul
İSLAMI YIKMA PLANLARI
YanıtlaSilİslam'ı yok etme gayesini güden ve iki asır devam eden, ilk haçlı seferleri başarı-sızlığa uğradıktan sonra, İslâm'ı imha key-fiyetini yeniden gündeme getiren batılılar, iki asırdan beri, bu konuyu derinlemesine incelemeye ve İslâm'ı ve müslümanları ez-mek için kuvvetlerini bir araya getirmeye başladılar. Bu gayeyle garbın attığı adımlar şunlardır:
1. Hilafet'i temsil eden Osmanlı Dev-leti'ni yıkmak suretiyle İslâmî idareye son vermek.
Osmanlı idaresinin, son zamanlarda, İs-lâmi ruhtan uzaklaşmasına ve hilafetin şek-li bir hilåfet olmasına rağmen, düşmanlar bu şekli hilåfetin hakiki hilâfete dönüşme-
64
2601
YanıtlaSilBeler
Eskis
sinden ve kendilerini tehdit eden bir tehlike naline gelmesinden korkuyorlardı. Birinci Dünya Savaşında, Osmanlının müttefiki olan Almanya'nın yenilmesiyle, birbuçuk asırdır batının beklediği altın fırsat ortaya çıktı.
İngiliz. Yunan, İtalyan ve Fransız asker-leri hilåfet makarrı İstanbul da dahil olmak üzere Osmanlı topraklarını istila ettiler. Türk İstiklâl Harbi'nin sonunda, Lozan'da taraf-ların anlaşması için görüşmeler başladığı za-man, İngiltere anlaşmaya varılması için ken-disinin birtakım şartları olduğunu ve bu şartlar kabul edilmediği takdirde askerini cekmeyeceğini bildirdi. (37-38)
2 Kur'an-ı Kerim'in vücûduna son vermek.
er
Daha evvel belirttiğimiz gibi onlar, Kur'an'ı müslümanların esas kuvvet kayna-ğı olarak biliyorlar ve Kur'an müslümanla-rın ellerinde olduğu müddetçe müslümanla-rın tekrar kuvvetleneceğine ve medeniyet-lerine kavuşacaklarına inanıyorlar ve ona göre hareket ediyorlar.
Dev-
son
İs-
alar
sek-me-
a) Gladstone: «Bu Kur'an bulundugu müddetçe Avrupa şarka hükmedemez, ken-disi de emniyette olmaz.» (39)
(37) El-Erz-uveş-Şa'b, 1. cild, sh. 46.
(38) Keyfe Hüdimet-el-Hilafetü, sh. 190.
(39) El-İslam-u ala Müfterak-it-Turuk, sh. 39.
F.: 5
65
b) William Gifford isimli misyoner Ne zaman ki Kabe ve Kur'an arab ülkele rinden kaldırılır, işte o zaman Arabların Muhammed ve kitabından uzak bir halde garb medeniyeti yolunda ilerlediklerini gör mek mümkün olur. (40)
YanıtlaSilc) Misyoner Takly: «İslam'ı tamamen yok etmek için İslam'ın en muteber silahı olan Kur'an'ı İslâm'a karşı kullanmamız ge-rekir. Kur'an'daki doğruların yeni olmadı-ğını, yenilerin de doğru olmadığını müslü-manlara açıklamamız gerekir.» (41)
d) Cezayir'in istilasının üzerinden yüz sene geçmesi münasebetiyle bir Fransız ha-kimi Cezayir'de şunu söylüyor: «Kur'an'ı aralarından kaldırmalıyız. Müslümanları ye-nebilmemiz için arapça lisanını yasaklayıp söküp atmalıyız.» (42)
Bu mesaj Fransa'da garip bir hadiseye sebep oldu. Şöyle ki: Fransa Cezayirli genç-lerin gönlünden Kur'an'ın tesirini kaldırmak maksadıyla bir deney başlattı. Cezayir'den on tane müslüman genç kızı alarak Fransa'-ya getirdiler, Fransız okullarına soktular, Fransız elbisesi giydirdiler, Fransız kültürü-nü telkin ettiler, Fransızcayı öğrettiler. Kız-lar tamamen Fransızlara benzer oldular.
66
(40) Cüzür-ül-Bela, sh. 201.
(41) Et-Tebşir vel-İsti'mar, sh. 40 (IV. bask
(42) 9.11.1926 sayılı El-Menar.
:
YanıtlaSilAradan onbir sene geçtikten sonra bu kız-ları Fransızlaştırdıklarını göstermek için bir tören düzenlediler. Törene bakanlar, müte-fekkirler ve gazeteciler davet edildi. Tören başladığında bütün davetliler, hiç bekleme-dikleri bir manzara ile karşı karşıya geldi-ler. Fransızlaştıkları söylenen Cezayirli kız-lar salona Cezayir'in İslâmi kıyafetiyle gir-mişlerdi. Fransız gazetecileri ayağa kalktı : <<<128 senedir Fransa Cezayir'de ne yaptı öy-leyse?>> Fransız müstemlekeler bakanı Lachost cevap verdi: «KUR'AN FRANSA'-DAN DAHA KUVVETLİ İSE BEN NE YAPA-YIM.» (43)
3 Müslümanların ahlakını bozmak, zihinlerini karıştırmak, dinleriyle olan ala-kayı zayıflatmak ve arzularıyla oyalamak.
a) Marmadick Bacticl diyor ki: «Müs-ümanların mâzide olduğu gibi şu anda da aynı sür'atle medeniyetlerini yaymaları mümkündür. Bu ise ancak o zamanki ahlâk ile ahlâklanırlarsa, mâzideki ahlâklarına ge-ri dönerlerse mümkündür. Çünkü bu kof âlem o canlı medeniyet ruhunun önünde du-ramaz.» (44)
b) 1935 senesinde Kudüs'te toplanan misyonerler konferansında Misyonerlerin reisi Samoul Zouimer şöyle hitap ediyordu :
(43) 6 K. Evvel 1962 tarih 7780 sayılı el-Eyyam gazetesi.
(44) Cündüllah, sh. 22.
67
Hristiyan devletlerinin size verdiği mis yonerlık göreviniz İslam Alemi'ndeki müsiü manları hristiyanlık dinine sokmamız değil dir. Sizin vazifeniz, müslümanı İslam'dan uzaklaştırıp Allah'ı tanımaz bir mahlük ha line getirmeniz, daha sonra da bu milletleri ayakta tutan ahlâktan onları koparmanız dır. Eğer bunda muvaffak olursanız İslâm memleketlerine yöneltilen sömürgenin fetih karakollarını teşkil ettirmiş olursunuz. Sev-ketmeye çalıştığınız yolda yürümeleri için İslam memleketlerindeki bütün kafaları bu-na hazırlamamız gerekir. Bu ise müslümani dininden çıkarmaktan başka bir yolla müm-kün değildir.
YanıtlaSilSiz eğer Allah'ı (c.c.) tanımaz ve tanı mak istemez bir nesil hazırlarsanız, müslü-man'ı dininden çıkarmış ve hristiyanlığa sokmamış olursunuz. Bundan sonra batının arzu ettiği şekilde bir İslami nesil doğar. Bü-yük işlerle uğraşmaz, rahatı ve tembelliği sever, şehvet ve arzularını tatmin için her çareye baş vurur. Hatta öyle hâle gelir ki şehvet ve arzuları hayattaki tek hedefi olur. Birşey öğrenirse arzu ve isteklerine nail ol-mak için öğrenir. Mal biriktirirse şehveti için biriktirir. En yüksek makama geçse, yi-ne arzu ve şehvetinin esiridir ve şehvetleri-ni elde etmek için her şeyini fedâ eder.
Ey misyonerler. Ancak müslümanı
r
68
hale getirdiğiniz zaman vazifeniz başarılı bir şekilde tamamlanmış olur.» (45)
YanıtlaSil«Misyonerlerin garb medeniyetine göre iki önemli meziyeti vardır: Yıkmak meziye-ti ve yapmak meziyeti. Yıkmak meziyetin-den müslümanı dininden çıkarmayı kastedi-yoruz. İsterse mülhid olsun. Yapmak mezi-yetinden ise müslüman'a garb medeniyetini benimsetmek ve onu kast ediyoruz (46). hristiyanlaştırmayı
d) Müslümanın ahlâk ve şahsiyetinin bozulmasında en etkin yol olarak, din dışı tedrisat ve talimatın yayılmasını öngörüyor-lar.
I- Misyoner Takly diyor ki:
«İslam ülkelerini Avrupa usûlü din dışı kulların inşasına teşvik etmemiz gerekir. Çünkü yabancı lisan öğrenip Avrupai okul-ların kitaplarını okuyan müslümanlardan çoğunun Kur'an'a ve İslam'a olan itikatları sarsıldı. (47)
II-Yine Zouimer söylüyor:
«Mademki müslümanlar hristiyan okul-larından nefret ediyorlar, öyleyse onlara dinden uzak okullar açalım ve bu okullara girişi kolaylaştıralım. Çünkü bu okullar ta-
(45) Cüzür-ül-Bela, sh. 275.
(46) El-Garat-ü ala-1-Alemi-1-Íslami, sh. 11.
(47) Et-Tebşir vel-İsti'mar, sh. 88.
69
lebelerin İslami ruhlarını öldürmekte bize yardım edeceklerdir.» (48)
YanıtlaSilIII - Gibb diyor ki: «İslâm, müslüman-ların içtimai hayatlarına olan tesirini kay-betti. Nüfuz dairesi gittikçe daraldı. Hatta mahdut bir çevreye münhasır kaldı. Bu ge-lişmenin büyük bir kısmı kendiliğinden, far-kına varılmaksızın tamamlandı ve büyük mesafeler katedildi. Artık geri dönmek müm-kün değildir. Bu başarıya İslam Âlemi'ndeki batılılaşmış liderler ve özellikle gençler vası-tasıyla ulaşılmıştır.
Bunların hepsi takip edilen öğretim sistemi ve din dışı kültürün neticesidir.» (49)
4 İslam birliğini yıkmak
Papa Simon diyor ki: «İslam birliği müs-lüman milletlerin fikri beraberliğini sağlar ve onların, Avrupa'nın hegemonyasından kurtulmasını temin eder. Bu hareketin kuv-vetini kırmak için, en etkili yol misyonerlik-tir. Binâenaleyh, müslümanları İslâm birli-ğine yönelmekten alıkoyup, onları başka şeylerle oyalamamız lazımdır.» (50)
b) Misyoner Lawrance Brawwne şöy-le diyor: «Eğer müslümanlar bir İslâm im-
(48) El-Garat-ü ala-1-Alemi-1-İslami, sh. 82.
(49) El-İtticahat-ül-vatanıyyetü fil-ebed-il-mu-asır 11. cild, sh. 204-206.
(50) Keyfe Hüdimat-el-hilafetü, sh. 190.
70
ğularak
YanıtlaSilperde arka tashnin be
paratorluğunda birleşirlerse, bu onlar için kurtuluş, batı için de bir lånetlenecek olay ve felaket olur. Eğer parça parça kalırlarsa, o zaman ağırlıksız ve tesirsiz olarak havat sürerler.> (51). Sözünü şöyle tamamlıyor:
an-
Müslümanların kuvvetsiz ve tesirsiz olarak kalmaları için birleşmemeleri ve ayrı ayrı, parça parça kalmaları gerekir.>>>
ay-ta e-
c) Arnold Twenbi İslâm, Batı ve İstik-bål isimli kitabında yazıyor:
rk
İslâm birliği uykudadır. Bize düşen, bu ålemin bir gün uykudan uyanabileceğini he-saba katarak gerekli tedbirleri almak-tır.» (52)
d) Fransa, Tunus'ta dini idareyi siyasi idareden ayırdığında yani laikliği kabul et-tirip, Tunus'un İslami mazisiyle olan ilişki-lerinin kopmasını sağlayarak, İslâm devlet-leriyle olan bağlarını çözdüğünde, elde edi-len neticeden dolayı Fransa hâriciye bakanı Hanato sevinçten uçuyordu (53).
e) Bu hususta bildirmemiz gerekenle-rin en önemlisi ise aşağıdaki:
1907 senesinde İngiltere hariciye bakanı başkanlığında toplanan, Avrupa'nın en ün-lü siyaset adamları ve mütefekkirlerinin ka-
(51) Cüzürü-l-Bela, sh. 202.
(52) El-İslam-ûvel-Garb-uvel-Müstakbel, sh.
73.
(53) Hanato, sh. 21.
71
büyük bir kongrede ar konumas myapan başkan söyle diyordu
YanıtlaSilAvrupa medeniyeti çözülme ve orta dan kaybolma tehlikesiyle karşı karşıyadir Bizim bu kongredeki vazifemiz, medeniyeti mizi çöküşten kurtaracak en etkin yolu ars yıp bulmaktır.
Bu kongrenin çalışma ve tartışmaları bir ay devam etti. Delegeler sönmekte olen garb medeniyetini tehdit eden harici tehli keleri araştırdılar ve sonunda Avrupa'yı teh dit eden tehlikelerin en büyüğü olarak Mos lümanlığı buldular. Bütün delegeler Orta Doğu'da ortaya çıkabilecek bir İslami ittifak ve birliğin her ne şekilde olursa olsun, önü ne geçilmesi ve Avrupa'nın istikbali için ye gåne tehlike olan böyle bir birliği sağlama-ya yönelik gayretlerin etkisiz hale getirilme si için bir plân hazırlamaya ve sonuç olarak arabların dağınık halde kalmalarını sağla mak için Süveyş Kanalı'nın doğusunda, A rablara karşı batı kavmiyetçiliğini tesise ka-rar verdiler. Böylece İngiltere, Filistin'de bir Yahudi Devleti kurulmasını isteyen Dünya Siyonizmi ile olan anlaşma ve yardımlaşma prensiplerini geliştirip, kuvvetlendirdi (54)
5
Müslümanları dinlerinde şüpheye
düşürmek.
<<<Müslüman ve Hristiyan Ålemleri Kon
(54) El-Müemerat-ü ve Ma'reket-ül-mesir. sh
5.
1-
YanıtlaSilgresi isimli kitabın müellifi olan misyoner şunları yazıyor:
«Müslümanlar, İslam'ın bütün içtimai ihtiyaçlara cevap verdiğini iddia ediyorlar. Öyleyse, İslam'a psikolojik ve fikri silahlar-la karşı koymak biz misyonerlerin en önemli vazifelerinden biridir.» (55)
İslâm ile ilgilenen müsteşrikler bu fikir doğrultusunda hareket eder, İslam'ı tenkid edici, ilkeleri hakkında şüphe uyandırıcı ve Peygamberimizle istihza edici kitaplar yazıp bastırdılar.
6 Arabları zayıf olarak bırakmak. «Garb âlemi, arapları Ümmet-i İsla-
miye'nin anahtarı olarak görüyorlar. Bu hu-susta, Moro Birger, «Arab Alemi» isimli ki-tabında diyor ki:
«Tarih arabların kuvvetinin İslamın kuvveti demek olduğunu göstermiştir. Şu halde, İslam'ı yıkmak için arabların yıkıl-ması lazımdır.>>>
7- İslâm Ålemi'nde siyasî diktatörlük-
ler kurmak.
Amerikalı müsteşrik ve aynı zamanda Amerika'nın Pakistan işleri yetkilisi V. K. Smith diyor ki:
Eğer İslâm Âlemi'nde, müslümanlara, demokratik düzenler içinde hürriyet verilir-be, İslamiyet orada tekrar canlanır. Müslü-
(55) Et-Tebşir vel-İsti'mar, sh. 191.
73
manlaria dinleri arasına girmek için oralar da diktatörlükler kurmaktan başka yol yok-tur.»
YanıtlaSilTimes mecmuası yazı işleri müdürü «Asya Seferi isimli yazısında, Amerika Hü-kümeti'ne, İslâm'ın tekrar içtimai plânda et-kili olmaması için İslâm beldelerinde askeri diktatörlükler kurmasını ve böylece garbın sömürü ve medeniyetini muhafaza etmesini tavsiye ediyor (56)、
Bununla beraber batılılar bu milletlere, uyanmamaları için bazı serbestiler ve rahat-lık devirleri vermeyi de unutmuyorlar.
Fransa hâriciye bakanı Hanato diyor ki:
<> dedikten sonra şöyle devam ediyor:
(56) Cündüllah, sh. 29.
(57) El-Fikr-ül-İslami ve siletuhu bil-İsti'mar-il-Garbi, sh. 19.
74
ar ok
YanıtlaSilIslam Alemi'ne istediğini verelim. On-ların sınai ve teknolojik kalkınmaya olan is-teksizliklerini teşvik edelim. Eğer bunu ba-saramaz ve aciz kalırsak, sınai ve teknolo-jik yönden hürriyete kavuşacak olan İslâm Alemi, o büyük İslâmi enerjisiyle batı dün-yasına ve batının dünyaya olan hakimiye-tine son verecektir.» (58)
9- İslâm Ålemi'ndeki etkin müslüman liderlerin inisiyatifi ele alıp, İslami bir kal-kınma yapmasına mâni olmak için gayret sarfetmek ve bu liderleri idåreden uzaklaş-tırmak.
a) İngiliz müsteşrik Monto Gomry, Londra'da çıkan Times gazetesinde 1968 у1-lında şunları yazdı: «Eğer İslâm'dan hak-kıyla bahseden gerçek bir müslüman lider ortaya çıkarsa, İslâm Ålemi'nin, dünyada etkinliği olan, büyük siyasi kuvvetlerden bi-risi olarak, tekrar meydana çıkması müm-kündür. (59)
b) Gibb diyor ki: «İslami hareketler, derinden, sağlam adımlarla, şaşırtıcı ve deh-şet verici bir şekilde gelişiyor. Bu hareket-ler, bir gün siyasi gözlemcilerimizin işaret-lerini dahi tesbit etmesine fırsat kalmadan ansızın patlak verecektir.
(58) Cündüllah, sh. 22.
(59) El-Hulûl-ul-Müstevrede, sh. 11.
Atasözleri D
YanıtlaSilBu patlama hareketinin gecikmesi, Is-lâm âleminin etkin bir liderden yoksun bu-lunmasından, yeni bir Selahaddin-i Eyyubi. nin henüz ortaya çıkmamış olmasından ileri gelmektedir. (60)
c) Eski İsrail başbakanı Goreon'un so zünü daha önce nakletmiştik:
Korktuğumuz şeylerin tehlikelisi, İs. lám aleminde Muhammed gibi bir liderin ye niden ortaya çıkmasıdır.»
d) Portekiz'in eski diktatörü Salazar in sözünü de evvelce zikretmiştik:
>
10- Kadını ifsat etmek ve cinsi sapık-lığı yaymak.
a) Misyoner Anna Meligan şunları söylüyor:
«Kahire'deki kız fakültesi saflarına, pa-şaların ve beylerin kızlarını toplamaya mu-vaffak olduk. Bu müslüman kızların sayısı kadar, hristiyan nüfuzu altına girmiş müs-lümanların toplandığı başka bir yer bulmak mümkün değildir. Ayrıca bu medreseden başka, İslâm kalesini yıkacak etkili bir yol da yoktur. (61)
(60) El-İtticahat-ül-Hadisetü fil-İslam, sh. 365.
(61) Et-Tebşir vel-İsti'mar, sh. 87.
76
pandan neyi kast ediyorlardı?
YanıtlaSilAnuslüman kadının dinden çıkması do konun yetiştireceği neslin de dinsiz ol mast kendisiyle birlikte çocuğu, kocam ve Jardeşinin de dinden çıkması demektir ki, bylece Islam'ın dünyadaki gelişmesini ön-mek hususunda kadını İslami değerlere karşı bir yıkıcı alet olarak kullanmış olacak-Jardır
b) İsrail'in işgal ettiği Arab toprakla findan gelen birisi anlatıyor:
Yahudi idaresi istila ettikleri bölge-Jerde, arab gençlerini yahudi kadınlarla, bilhassa ıssız sahillerde, arkadaşlık etmeye teşvik ediyor. Yahudi kadınlar, devletlerinin direktifi ile arab gençlerini zinaya davet edecek her yola baş vuruyorlar ve bu fahi-şeler davetlerine icabet etmeyen gençleri, Filistin fedailerine mensuptur diye suçlaya-rak yakalatıyorlar.
İşgal altında bulunan bölgelere, son de-rece açık saçık seks filimlerinden başka film girmiyor. Bu filmler arabların çalıştığı fab-rikalara yakın sinemalarda parasız dene-cek derecede ucuz olarak oynatılıyor. Bun-ların hepsi, gençlerin ahlakını bozmak ve onları sadece şehvetleri ile meşgul ederek işgal bölgesindeki mukavemet hareketleri-ne katılmaktan alıkoymak için yapılıyor.>
77
SONUÇ
YanıtlaSilYazıklar olsun düşmanlarımıza. Ne kötü emelleri var.
Cesetlerimiz üzerinde tepinerek, etleri-mizi parça parça edip köpeklere yedirerek, bizden kendilerine kin beslemememizi isti-yorlar.
Resulullah (s.a.v.) Mekke'yi fethettiğin-de, müslümanları katl edenlere, müslüman-lara zulmedenlere, «Hepiniz hürsünüz, hür olarak gidiniz. demişti.
Selahaddin-i Eyyubi Kudüs'ü fethetti-ğinde, kardeşine, eşine ve dostlarına her türlü işkenceyi yapmış olan haçlıları zul-metmeksizin serbest bırakmıştı.
Fakat biz soruyoruz,
İslâm Ümmetine bunca zulüm, ezå ve cefalarından sonra, onlara yine merhamet
79
edecek miyiz? Biz bir gün mutlaka kazana cağız. Küfrü hezimete uğratacağız. Çünkü Allah (c.c.) bunu böyle takdir etti ve zama ni da geldi. Kine kin, kana kan ve zulme zu-lüm ile mi cevap vereceğiz?
YanıtlaSilEvet, Allah (c.c.) bize bunu mübah kıl mıştır, fakat kim affederse ve ıslah ederse ecrini Allah (c.c.) verir buyurmuştur.
Öyleyse biz, o gün onlara, «İslam'ın hu dutsuz adaleti gölgesinde hür olarak gidi niz, hür olarak yaşayınız demekten başka bir şeye kadir olamayız.
1038
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHI
RESULULLAH S.A. EFENDİMİZİN ZÜHDÜ
Ulemadan bazıları şöyle dediler:
dir. Resulüllah S.A. efendimizi, zühdle vasıflandırmak caiz değil-
Ancak, bunların anlatmak istediği zühd, dünyadan yüz çevirip fa-kirliği ve sıkıntıyı tercih etmektir. Halbuki, Resulüllah S.A. efendimi zi, fakirlikle tavsif etmek caiz değildir.
Resulüllah S.A. efendimizin zühdü şu manayadır:
Dünyayı tahsil etmek, onu kazanmakla meşgul olmaktan kaçınıp daima ahirete dair faydaları kazanmak; Allah'ın rızasına sebeb olan fiil ve amellerle ilgili ilimleri tahsil etmektir. Ayrıca, bunu Allah'ın kullarına yayıp anlatmaktır. Kendileri dahi, bunların gereği ile amel ederek, bütün vakitlerinde, sübhan olan Yüce Hakka taat ve ibadette olmaktır.
Hülása: Resulüllah S.A. efendimizin zühdü; bu vücud âlemine teş-rifinden itibaren taa, beka sarayına teşrif edinceye kadar geçen zaman içinde bütün vakitlerini ve zamanlarını Allah'ın kullarına ilim irfan talimine, Yüce Mevlâ'nın taat ve ibadetine devam edişi manasınadır.
Resulüllah S.A. efendimizin zühdü, bir başka manaya göre, şu de-meğe gelir:
Dünyaya meyil ve kalbi onunla meşgul etmeksizin; helâl yol-dan tahsil ederek, onu hayır yollarına, iyiliklere harcamaktır. Bunun için Allah'ın bir bekçisi olup daima fakirlere, zaiflere, dul kadınlara, yetimlere, çaresizlere, muhtaçlara, akraba ve "akınlara bol ihsanda bu-lunup kerem ve cömertlik eder..
Bu son anlatılan, zühdün en üstün derecesidir. Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimizin halleri, dünyayı helâl yoldan tahsil eder, ama, kendi-leri ona kalben meyil ve onunla telezzüz etmezdi. Daima müstahak olan kimselere Allah'ın rızasını tahsil için verirdi. Böylelikle de faniyi baki ile değiştirmiş olurdu. Böyle etmekle de, faniden zühd etmiş olur.
Bunun tafsilâtı, gayet çoktur. İnceleyip uzun uzadıya anlatmak. işi uzatacağından, bu kadarla iktifa edildi.
MELİK, SAMED, VAHİD zatın Resulüdür.
Bu cümle içinde geçen: MELİK, SAMED, VAHİD lafızla-rı, Yüce Allah'ın sıfatlarıdır. Sırası ile manaları aşağıda anlatılacaktır.
MELİK: Semada ve yerde mülkün ve melekûtun sahibi, cümle-ye; kahrı, cebri, altında güçlü sultanlığı, belli kudreti, açık istilası ile, tam üstünlük, tam kuvvet sahibi olarak; bütün mümkünata yetişen emri ile her manada tasarrufa sahip ve hakiki malik olan Yüce Zat.
SAMED: Tüm yaratılmışlar, bütün işlerinde ve ihtiyaçlarında, kendisine muhtaç oldukları halde; o, yüceler yücesi zatında tamamen ihtiyaçtan müstağnidir. Onun zatından başkası, bütün geçim işlerinde kendisine muhtaçtır.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1030 Bazıları da, bu SAMED ismi için, su manayı verdiler: Daim, be ki ancak odur. Ezelidir: zall olmaz. Ebedidir fena bulmaz, Dilediğini yapar. Murad ettiği hükmu verir; hiç kimse onun hükmünü bozmaya güçlü değildir. İşte SAMED böyle şanı büyük tek Allah'tir
addüd ve terkibe muhtaç değil VAHID: Yüceler yücesi zatında birdir. Şekillerin hiçbiri ile, ta tında, yüce sıfatlarında, cümle fiillerinde serik ve nazirden, küfüv ve değildir. Bu gibi şeylerden münezzehtir. Za
misli olmaktan müberradır. Eş ve vezirden muarradır. Buna göre, salavat-i şerifenin manası qu olur:
Resulüllah S.A. efendimiz, tafsilatı ile anlatılan Melik, Samed, Vahid Allahın påk şeriatı, ilahi hükümleri ile, bütün mahlukata umu-mi risalet, tam nübüvvetle gönderilen
Resulüdür. Allah-ü Taala, ona salat ve selâm eylesin.
eylesin. Yani: Allah-ü Taâlâ, Resulüllah S.A. efendimize lütuf ve keren ihsan buyursun. Dünyanın ve âhiretin zorluklarından, selamet Ihsan
Öyle bir salât olsun ki: Ebed'in sonuna kadar sürsün.
Yani: Omrün sonuna, kabrimizden baas olana, cennat-1 állyata varıncaya kadar devam etsin.
Kesilmesin; tükenmesin..
Tıpkı; Tükenip bitmeyen cennet nimetleri gibi..
Öyle bir salât olsun ki; bizi, cehennem sıcaklığından, o kötü meskenden kurtarmaya vesile olsun.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
lah.. Ey daim baki zevalsiz olan nimeti her şeye şamil şanı büyük Al-
Efendimiz Muhammed ÜMMİ NEBİ'ye salât eyle; keza onun âline de.. Ve, selâm eyle.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz öyle bir zattır ki, büyük nübüv-vetle cümleden yüksek olmuştur.
Yahut şu manayadır: Resulüllah S.A. efendimiz öyle bir zattır ki; ilâhî emirleri ve yasakları, yüce şeriatın tümünü cümle insanlara ve cinlere haber verendir.
Resulüllah S.A. efendimizin, burada anlatılan ümmi sıfatı ise; hiç kimseden bir şey öğrenmediği, bir kitap mütalâa etmediği, anasından doğduğu gibi, manasınadır.
Öyle bir salât olsun ki: Onun için sayı kavranı olmasın; onun mededi de sayılamasın..
Demek olur ki:
Resulüllah S.A. efendimizin şanında, salât inzal ederek, zatını muazzam ve muhterem eyle.
Salâvat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım Muhammed'e salât eyle. Öyle bir salât olsun ki, onun-
la MESVA'sına ikram edesin.
1040
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT SERHI
manalaradır: Mübarek kabri, argin sağındaki kıyam yeri, Makam-t Bu cümlede anlatilan Resulüllah B.A. efendimizin MESVAN Mahmud'u, cennat allyattaki vesile makamı ve yüksek derecesi
Devam edelimi
Bu salavat-i şerife sebebi ile; kıyamet günü gefaat makamında razı olacağına ulaştırasın.
Demek olur ki:
Allahun, Resulüllah B.A. efendimiz, ümmetinin günahkarları na, itaat edenlerine ve yararlılarına, yaramazlarına yapacağı sefaat babında talep ve arzusu nekadarsa., ona ulaştırasın.
Allah Tahla, Resulüllah B.A. efendimize, bütün arzusunu yerine getireceğini şu âyet-i kerimede vaad buyurmuştur:
Rabbın sana verecektir; ta ki, razı olasın. (93/5)
RESULÜLLAH'IN ABALETI
Salavat-i şerifeye devam edelim:
-Allahım, asaletli Muhammed Peygamber'e salát eyle.
Resulüllah S.A. efendimiz, bu cümle ile işaret edilen asaletinin ma-nası şöyle anlatılır:
Resulüllah S.A. efendimiz öyle bir zattır ki; hasepte, nesepte, gü zel huylarda, varlığı ile iftihar edilen şeylerde, cümle ululuklarda, ri-salette, cümle fazilet ve kemalåtta asalet sahibi ve pek temiz soyludur.
Resulüllah S.A. efendimizin asaleti için verilen bir başka mana dahi şudur.
Cumle nebilerden ve resullerden evvel onun nuru ve latif ruhu yaratılmıştır. Kendisine nübüvvet, risalet ve habibiyet ihsan olunmuş tur. Bütün nebilerin ruhları, onun nurundan yaratılmıştır.
Adem a.s. yaratıldığı zaman, Resulüllah S.A. efendimizin latif nu-ru, ona verildi.
Adem'den a.s. itibaren, babası Abdüllah'a ve anası Amine'ye ka-dar, hep påk sulplere naklolarak gelmiştir. Baba ve anaları, cahiliyet düşüklüklerinden daima korunmuştur.
Sahih nikâhla doğup mübarek zatı ve naziť varlığı bu vücud åle-mine teşrif edince, asilden daha asil zuhur etmiştir.
Üstte anlatılanlardan bilindi ki: Resulüllah S.A. efendimizin påk nuru; cümleden evvel yaratılıp babalarında ve analarında bu tam te-mizlikle halelsiz nezafetle gelen o nurun kerametine asaletli olmuştur.
Devam edelim:
Şerefli bir efendidir.
Yani: Resulüllah S.A. efendimiz; her manada şamil bir şerefe, umumi saygıya sahiptir. Allah katında ve insanların katında kadri kıymeti yücedir.
Öyle bir zattır ki, kendisine vahiy ve tenzil geldi.
Bu cümlede geçen: TENZİL, Kur'an manasınadır. Yani: Yirml üç yılda, İhtiyaç duyuldukça, indirilen Kur'an-ı Azim ile peygamber geldi.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1041 Onun güzel huyu Kur'an, mübarek sözleri dahi vahly idi. Bu ma-nada şu âyet-i kerime geldi:
«Kendi hevasından söylemez o; söylediği, kendisine gelen va-hiyden başka değildir.» (53/3-4)
Devam edelim:
Te'vilin açıklanmasını izah etti.
Yani: Kur'an-ı Kerim'in te'vilini yapıp açıkladı. Şöyleki:
Namaz emri geldiği zaman; bu namazlar beş vakit olduğunu; bu vakit namazlarının da, kiminin iki, kiminin dört olduğunu; ve o namazların içinde bulunan farzları, vacipleri beyan etti.
Zekât emri geldiği zaman; malda kırkta bir olduğunu; hayvanat ve sürülerde, sair şeylerde ve yerden bitenlerde vacib olan onda biri ve beşte biri beyan buyurdu.
Üstte anlatılanlar dışında; farzı, vacibi, mekruhu, helall, haramı beyan buyurdu.
Hülasa: Resulüllah S.A. efendimiz, Kur'an-ı Azim'in tüm tevilini ve tefsirini beyan ve izah eylemiş; hiç bir şüpheli yan bırakmamıştır.
TE'VİL VE TEFSİRİN MANALARI
TEFSİR: Nazm-i Celilin (Kur'an'ın) zahiri mana-i şerifini keşť ve Izhar etmek için kullanılan bir tabirdir.
TE'VİL: Ayet-i kerimenin lafzını, muhtemel mana ile beyan için kullanılan bir tabirdir.
Bu manada misal olarak, şu âyet-i kerimeyi verelim:
«Ölüden diri çıkarırsın; diriden de ölü çıkarırsın. (3/27)
Bu âyette geçen diriden murad: Kuş, tavuk ve bunların benzeri-dir. Ölüden murad ise: Yumurtadır. Bu duruma göre, âyet-i kerimenin ifade ettiği mana şu olur:
Şanı büyük Allah, canlı kuşları yumurtadan çıkarır. Bu diri olan kuşlardan ve tavuktan ölü yumurta çıkarır.
Böyle bir mana verildiği zaman, adına:
Tefsir.
Derler. Çünkü: Diri ve ölü, zahiri manasına uydu.
Şayet, burada anlatılan canlıdan murad: Mümin, âlim; ölüden murad: Kâfir veya cahil olursa.. o zaman mana şu olur:
Celâl ve ikram sahibi, şanı büyük, kendisinden başka ilah ol-mayan Allah, kâfirden mümin evlåd, müminden de kâfir evlâd; cahil-den âlim evlåd, âlimden de cahil evlåd çıkarır.
Üstteki mana verildiği zaman dahi, adına:
- Te'vil.
Denir.
Devam edelim:
Emin Cibril aleyhisselâm, kendisine ikramla faziletle geldi.
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin cümleden mükerrem olduğunu, timmeti dahi, cümle ümmetlerden mükerrem olduğunun beyanı ile
geldi.
F. 66
1042
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT ŞERHI
Bu manada, Resulüllah S.A. efendimiz, Yüce Hakkın üstün nimet lerini anlatarak şöyle buyurdu:
değil. «Ben, evvellerin ve âhirlerin en keremlisiyim; övünmek için
Bilhassa, Resulüllah S.A. efendimiz:
Amma, Rabbın nimetini söyle..» (93/11)
Ayet-i kerimesi ile ifade edilen mana icabı söylemektedir.
Keza faziletle..
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin. cümle nebilerden ve resulier-den; ümmetinin dahi, bütün ümmetlerden faziletli olduğu beyanı ile geldi.
Devam edelim:
Melik onu seyrettirdi.
dur: Yani: Geceleyin yürüttü. Bu cümlenin daha şümullü manası şu-
Azamet, saltanat, kibriya, ezici, saltanat ve tam kudretle cümle mülk ve melekûtta tam bir kudret, kâmil bir üstünlük sahibi olup am-me işlerinde ahkiki mutasarrıf olan şanı büyük, ihsanı umumi Yüce Allah, Resulüllah S.A. efendimizi gece yürüttü.
Bazı nüshalarda:
Melik.
Lafzından evvel (İlå) edatı gelmiştir. (Bizim metinde böyle de-ğildir.) Böyle olunca, mana şu olur:
Cebrail Melik'e gece götürdü.
Bu manaya göre, daha şümullü olarak, şu demeğe gelir:
Cebrail, Resulüllah S.A. efendimizi. mekândan münezzeh, mül-kün, melekûtun sahibi Yüce Allah'a götürdü.
Şöyleki: Resulüllah S.A. efendimizi, Mescid-i Haram'dan aldı; Mes-cid-i Aksa'dan sonra yedi semalara, daha ötelere, Sidre'ye, Müsteva'ya ki burası: Meleklerin kader tasarruflarını yazdıkları yerdir; kalemin sesi oradan duyulur; Kürsi'ye, Arş-1 Azim'e ve Allah'ın dilediği kadar yücelere götürdü ve şu âyetle belirtilen sırra mazhar eyledi:
«Sonra yaklaştı; derken sarktı. İki yay kadar, yahut daha ya-kın oldu.» (53/8-9)
Ve.. böyle bir yaklaşma saadetine vasıl eyledi. O Melik zatın sıfatı:
Celildir.
Yani: O Melik zat, öyle bir kuvvet ve celâl ile mevsuf bir zattır ki, azamet ve kibriya ile mevsuftur. Zat ve sıfatında, isimlerinde ve fiille-rinde, hiç bir kimse. kendisine müvazin, denk, şebih, nazir, misil ola-maz. Yüce zatı cümleden münezzeh ve şanı büyüktür. Emri, cümle mahluka galip ve zahirdir.
- Hem de, karanlık uzun gecede..
Burada anlatılan gecenin uzun olarak vasfedilmesi şundandır: Habib-i Ekrem S.A. efendimiz, önce Mescid-i Aksa'ya, oradan yedi se-malara ve Allah'ın dilediği yere gittikten sonra; tekrar Mescid-i Ha-
KARA DAVUD
YanıtlaSil1043
عَلَيْهِ السَّلَامُ بِالكَرَامَةِ وَالتَّفضِيلِ وَاسْرى به الملك الجليل في اليل البهيم الطويل. تَكَشَفَلَهُ عَنْ عَلَى الْمَلَكُونَ وَإِرَاهُ تَنَاءَ الحروتِ وَنَظَرَ إِلى قُدْرَةِ الحَقِّ القَائِمِ الباقي الذِعْ لَا يَمُوتُ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ صَلوة مقرونة بالجمال والحسين والعمال والخير والا فضالِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحمدٍ وَعَلَى الحمد عدد الاقطارِ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ عدَدَ وَرَقِ الأَسْحَارِ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى ال د عَدَدَ رَ بَدَ الْحَادِ وَصَلَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى الِ دَ عَدَدَ الْأَنْهَارِ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ د عَدَ دَرَمْلُ الصَّارَى وَالْقِفَارِ وَصَلَ عَلَى وَ عَلَى آلِ مُحَمد عَدَدَ تَقْلِ الْجَالِ وَالْأَنْجَارِ محمد عدد
aleyhisselâmű bil-kerameti vet tafdol ve esra bihil melik'ül-celllü filley" behin'it-tavili fekesefe lehu an a'lal melekûti ve erahü senael-ceberuti ve nazara ila kudret'il-hayy'id-daim'il-ba-kiyillezi láyemutü sallallahü aleyhi ve selleme salåten makruneten bil-cemall vel hüsni vel-kemali vel-hayri vel ifda 11.
Allahümme salli alâ Muhamme din ve alá âli Muhammedin aded'el-aktari ve salli alâ Muhammedin ve ala ali Muhammedin adede verak'il eşcari.
Ve salli alâ Muhammedin ve ala Ali Muhammedin adede zebed'il-bihari.
Ve salli alâ Muhammedin ve ala âli Muhammedin aded'el-enhari.
Ve salli alâ Muhammedin ve alá Ali Muhammedin adede reml'is-sahara vel-kıfari.
Ve salli alâ Muhammedin ve alå Ali Muhammedin adede sıkl'il-cibali vel-ahcari
Melik Celil, onu seyrettirdi. Hem de karanlık uzun gecede.. Melekütun en yücesinden, kendisine açtı. Ceberatun nurunu, kendisine gösterdi.
Hayy Daim Baki hiç ölmeyen (Allah'ın) kudretine nazar eyledi.
Allah ona salât eylesin; selâm eylesin.
Öyle bir salât olsun ki: Hüsnü cemâle, kemåle, hayra, fazilete èş olsun.
dar. Allahım, Muhammed'e ve Mukammed'in âline salát eyle: Aktarın adedi ka
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle: Ağaçların yaprakları sa yısı kadar.
dince.. Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle: Denizlerin köpükleri ade-
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle: Irmaklar sayısınca.. Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle: Sahraların, otsuz yabanların
kumlarının sayısı adedince..
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle: Dağların ve taşların sık leti kadar..
** *
(Devamı: 1045. Sayfada
TARİHTE BUGUN
YanıtlaSil- 1920 - Ikinci Düzce İsyanı
başladı.
1648 - Sultan İbrahim hâl edildi; IV. Mehmet (Avcı) tahta çıkarıldı.
бер (1) (use)
JUSERIS 1-140
AĞUSTOS
07
PERŞEMBE
13 1447
RUMI: 25 TEMMUZ 1441
HIZIR: 94
BTR ATET Allah'in kudreti her şeye galiptir ve her işi hikmet iledir.
Bakara: 228
BİR HADİS
Allah bir topluluğa azap vermek istediğinde o azap bütün fertlerine isabet eder. Sonra da o amellerine göre diriltilirler.
Buharî, Fiten: 19
Sırr-ı imtihan ve hikmet-i teklif iktiza eder ki, akla kapı açılsın ve aklın ihtiyarı elinden alınmasın. Eğer gayet bedihî bir surette olsa, o vakit aklın ihtiyarı kalmaz.
Mektûbât
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
11860 - Dünyada ilk ses
kaydı yapıldı.
1945 - Türkiye'de yerli ampul üretimi başladı.
NİSAN
09
PERŞEMBE
BİR AYET
Hepinizin dönüşü Onadır. Allah'ın vaadi böyledir ve yerine gelecektir...
Yunus Suresi: 4
21 1447
BİR HADİS
Allah'ım, beni ilimle zengin kıl, hilimle süsle, takva ile beni şereflendir ve âfiyetle beni güzelleştir.
ŞEVVAL
RUMI: 27 MART 1442
KASIM: 153
Bir sineğe mağlup olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen aciz bir insanın uluhiyet dava etmesi ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu malumdur. Mektubat
med Aleyhissalátů Vesselâm, bütün insanlara nübüvvetini tasdik ettirm aran Kerim, sanki onlara (kahriere, müşriklere istihzaen çok in-mek için diyor ki: "Muham-nız, size yardım etsinler" (isar sanlara tasdik ettirdi. Sizin âlihelerinizden bir faydanız varsa Allah'ından yardım istedi. Allah'ı da Kur'ân'ına sikke-i i'cazı basarak, pek
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
-1950-Demokrat Parti'nin 14 Mayıs'taki seçimlerden galibiyetle çıkmasıyla Adnan Menderes başbakan, Celâl Bayar cumhurbaşkanı oldu.
1960 - Harp okulu talebeleri hükümet aleyhinde yürüyüş yaptı.
1994 - Hac'da şeytan taşlama sırasında izdiham çıktı: 185 hacı vefat etti.
21
CUMARTESİ
SATURDAY
MAYIS
MAY
BIR AVET
Allah guzel davranışta bulunanları sever.
Al-i İmran Suresi: 134
BİR HADİS
İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.
Bu latif, nazik masnuatı o kuru ağaçlardan ihraç eden kudrete hiç bir şey ağır gelmez.
Mesnevî-i Nuriye
HİCRI: 20 SEVVAL 1443 - RUMI: 8 MAYIS 1438
KASIM: 16 GÜN 141 KALAN- 224 GÜN UZA
ADIYY B. HATİM'İN MEDİNE'YE GELİP MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilAdiyy b. Hatim'in Soyu ve Kişiliği:
Adiyy b. Hatim'in Ata soyu şöyledir:
Adiyy b. Hatim, b. Abdullah, b. Sa'd, b. Haşrec, b. İmriülkays, b Adiyy, b. Rebia, b. Cervel, b. Süal, b Amr, b. Gavs, b. Tayyl' (1), b
Üded, b. Zeyd, b. Kehlan (2).
Comerdliği, dillere destan olan Hatim, Tayyi' kabilesindendi ve Adiyy'in babası idi (3).
Adiyy b. Hatim, kavmı içinde ulu, şerefli, hatip, hazır cevap, fazi letli ve comerd bir zat idi.
Ebů Tarif künyesini taşırdı (4).
Adiyy b. Hatim'in Şam'a Kaçışı:
Peygamberimiz, hicretin dokuzuncu yılında rebiülähir ayında Hz. Aliyi, Tayyi kabilesinin putu Füls'ü yıkmağa göndermişti (5).
Adiyy b. Hatim'in Medine'de câsusu vardı.
Casus, Hz. Ali'nin Tayyi'lere doğru gittiğini Adiyy'e bildirince (6), Adiyy b. Hatim, Şam'a kaçmıştı (7).
Adiyy b. Hatim Medine'ye Nasıl Gelip Müslüman Oldu?
Adiyy b. Hátim'in kız kardeşi Seffåne, Tayyi' kabilesi esirleri ara-sında Medine'ye getirilmiş bulunuyordu (8).
Peygamberimiz, Saffåne'yi, serbest bırakmış, giyimlik, binit ve yol azığı verip kavımından, emniyetli bazı kişilerin yanına katarak Şam'a yollamıştı.
Adiyy b. Hatim der ki:
(1) Süheyli Ravdul'ünf c. 7, s, 450, İbn-i Abdulber-İstiab e, 3, s. 1057, İbn-i
Esir-Usdülgabe c. 4, s. 8
(2) İbn-i Abdulher-Istiab c. 3, s. 1057
(3) İbn-i Esir-Uadülgabe c. 4, 6. 8
(4) İbn-i Abdulber-fatiab e. 3, s. 1057, İbn-i Estr-Üsdülgabe e. 4, s. 8-9 (5) Vakıdi-Megazi e, 3, 5, 984, Ibn-i Sa'd-Tabakat c, 2, s. 164, İbn-iKayyum-Zadül-
maad c. 2, s. 227, Ibn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 207 ( 6) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 988
Uyuniüleser c. 2, s. 207 (7) İbn-i Sa'd-Tabakat e. 2, s. 164, İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 2, s. 227, İbn-i Seyyid-
(1) Ibn-i lahak, ihn-i Hişam-Sire c. 3, s. 225, Vakıdi-Megazi c. 3, s. 987, Taberi-Tarih c. 3, s. 149, İbn-i Kayyım-Zadülmuaad c. 2, s. 228
ADIYYB HATİMİN MEDİNE'YE GELİP MÜSLÜMAN OLUBU
YanıtlaSilSafrane, akıllı bir kadındı. Ona (Su zatın işi hakkında görüşün ne in diye sordum. Bana (Vallahi, acele, Ona katılmanı uygun
görürüm. geçmen, senin için bir fazilet ve üstünlük olur. Eğer, kendisi, gerçekten Peygamberse, Ona tabi olmakta başkala-
garb etmez, hor ve hakir bir duruma düşmezsin! Eger, O, bir Hükümdarsa, Onun sayesinde, Yemendeki saltanatını Artık, karar, senindir.) dedi.
O, bir yalancı ise, bana zarar vermez (11). Vailahi, yerinde görüş, budur! (9) Ben, bu zât'a gideceğim (10)
Vallahi, Eter, dogru ise, anlarım (12). Söylediklerini dinlerim (13). Ken-
disine täbi olurum!) dedim (14). Yola çıktım. Medine'ye geldim.
Resûlullah Aleyhisselâmın yanına vardım. o sırada, Mescidde oturuyordu (15).
tim !) dediler (16).
Kendisi, Halk, beni görünce (Adiyy b. Hatim! Adiyy b. Hätim! Adlyy b. Ha
Emânsız ve yazısız gitmiştim (17).
Resülullahın yanına varıp selâm verdim.
(Sen, kimsin?) diye sordu.
(Adiyy b. Hatim'im!) dedim (18).
Ellmi, kendisine uzattım, tuttu.
Ben, bundan önce, Onun, elini, benim elime vermesini umar du-rurdum (19).
Peygamber Aleyhisselamın yanında akraba kadın ve çocuklarının bulunduğunu gördüğüm zaman, anladım ki: O'nda, ne Kisrarun, ne de,
Kayserin saltanatı vardır! (20)
(5)lim-i İshak, İbn-i Hiyam-Sire c. 4, s. 225-227, Taberi-Tarih c. 3, s. 140, Ibn-1 Eir-Kamil c. 2, a, 285-286, İbn-i Seyyid-Uyunüleser e. 2, s. 238, Ebülfida-Sire a 49. 125
(10) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 378
(11) Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 4, s. 257, 378
(12) Ahmed b. Hanbel-Müsnad c. 4, s. 257
(13) Ahmed b. Hanbel-Müaned c. 4, s. 378
(14) m-i Fair-Usdülgabe c. 4, s. 8
(1) Ilm-i lahak, İbn-i Hizam-Sire c. 4, s. 227, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 322, Tabe-Tarih c. 3, 8, 149, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, a. 238, Ebülfida-Sire e 4,
125 (16) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 378, İbn-i Esir-Üsdülgabé c. 4, 3. 8 (11) İbn-i Kayyım-Zadülmaad e. 2, s. 228
ri-Tarih e. 3, s. 149, Ibn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 238
(18) Ihn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 227, İbn-i Sa'd-Tabakat el, a. 322, Tabe-
( 19) İbn-i Kayyım-Zadülenaad c. 2, s. 228
(20) Ahmed h. Hanbel-Müsned c 4, s. 378, Ebülfida-Sire c. 4, 6. 127
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSilResülullah, ayağa kalktı. Beril, evine götürdü.
Vallahi, benim maksadım ve arzum da, oraya götürülmemdi!
Resûlullah, giderken, zaif, yaşlı bir kadına rastladı (21) Kadın'ın yanında da, küçük bir çocuk bulunuyordu (22).
Kadın, Resûlullahın durmasını istedi. O da, durdu (23) Bizim, Senden bir dileğimiz var!) dediler (24).
( Resûlullah, onların işini uzun uzun konuştu (25). Kendilerile bir-
likte gidip işlerini gördükten sonra geldi (26). İçimden kendi kendime: (Vallahi, bu zat, Hükümdar değildir!)
dedim (27).
Sonra, elimden tuttu (28). Beni, evine götürüp içeri girdi. Eline, İçi hurma lifinden doldurulmuş bir yastık alıp bana attı ve (Otur onun
üzerine!) buyurdu. (Hayır! Onun üzerine Sen, otur!) dedim.
Resûlullah (Hayır! Sen, oturacaksın!) buyurdu.
Yastığın üzerine oturdum.
Resülullah Aleyhisselâm ise, kuru yere oturdu.
İçimden kendi kendime (Vallahi, bu, Hükümdar işi değildir!) de
dim (29) Bana (Ey Adiyy b. Hatim! Gel Müslüman ol da, selämete er!) bu-yurdu
(Ben, dini olanlardan'ım (30). Benim bir dinim vardır!) dedim (31). (Ey Adiyy b. Hatim! Gel Müslüman ol da, selåmete er!) buyurdu. (Ben, dini olanlardan'ım!) dedim.
(Ey Adiyy b. Hatim! Gel Müslüman ol da, selâmete er!) buyurdu. Ben de yine (Ben, dini olanlardan'ım!) dedim (32)
(21) Im-i Ishalt, The-i Hişam-Sire e. 4, s. 227, Taberi-Tarih e. 3, s. 149 İbn-i Fair-KA-mile. 2, 8. 286, Ibn-i Seyyid-Uyun. e. 2, s. 238, Ebülfida-Sire c. 4, s. 125
(2) Ibn-i Kayyım-Zadülmaad c. 2, s. 228, Ibn-i Hacer-İsabe c. 2, a. 468 (3)thn-i İshak, Ihn-1 Hişam-Sire e. 4, s. 227, Taberi-Tarih e. 3, 149-150, İbn-i Eair-
(24) In-i Kayyım-Zadülmaad c. 2, 8. 228
Kantil 2, 280, Ibn-i Seyyid-Uyun. c. 2, s. 238, Ebülfida-Sire c. 4, s. 125
(25) Do-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 227, Taberi-Tarih c. 3, s. 150 İbn-i Esir-Kanill c. 2, a. 286, Ibn-1 Seyyid-Uyun. c. 2, s. 238, Ebülfida-Sire c. 4, s. 125 (25) Bin-1 Kayyım-Zadilimand c. 2, s. 228, İbn-i Hacer-İsabe c. 2, в. 468
(27) Ibn-i lahak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, s. 227, Taberf-Tarih e 3, s. 150, Ibn-i Eair-Kämil c. 2, s. 230, fun-i Seyyid-Uyun. c. 2, a. 238, Ebülfida-Sire c. 4, s. 125
(8) Inn-i Kayyım-Zadülmand e. 2, s. 228
(29) Inn-i Ishak, Ibn-i Hişan-Sire c. 4, s. 227, Taberl-Tarih c. 3, s. 150, Thn-i Seyyid-Uyun. e. 2, 8. 238, Ebülfida-Sire e. 4, s. 125
(30) Ahmed b. Hanbel-Müaned c. 4, s. 378
(31) Ibn-i Esir-Usdülgabe e. 4, s. 8, Ibn-i Hacer-Isabe c 2, s. 468, Zehebi-Siyerű Ála-műnnübela e, 3, s. 109
(32) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 4, 5, 378
ADIYY B. HATİM'İN MEDİNE'YE GELİP MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil65 Bunun üzerine, Resûlullah (Ben, senin dinini, senden daha iyi bi-
Irim !) buyurdu (33).
(Demek, Sen, benim dinimi, benden daha iyi biliyorsun?!) dedim. Resûlullah (Evet!) buyurdu ve bunu, iki veya üç kerre tekrar-
ladi (34).
billik karması dinin såliklerinden) değil misin?) buyurdu.
(Evet!) dedim (36).
(Sen, kavmının Lideri ve Başkanı değil misin?) buyurdu.
(Evet!) dedim (37).
(Sen, kavmının içine gitmiyor, Mirba' (ganimetin dörtte birini) almıyor musun?) diye sordu.
(Evet! Gidiyor ve alıyorum!) dedim.
(Bunu almak, senin dinine göre: sana helâl olmaz ki?!) buyur-
du (38).
Resûlullah, bunu söyleyince, çok mahcub oldum (39).
(Evet! Öyledir vallâhi!) dedim.
Anladım ki: O, Allah tarafından gönderilmiş bir Peygamberdir. Meçhul olan şeyleri biliyordur (40).
Resûlullah, beni utandıran sözünü tekrarlamadı (41).
(Ey Adiyy b. Hatim! (42) Sen, ne diye kaçıyorsun? (43)
Sen, La ilahe illallâh demekten mi kaçıyorsun?! Allah'dan başka bir ilah mı var? (44)
Allah'dan başka ilâh bulunduğunu mu biliyorsun?) diye sordu. (Hayır!) dedim (45).
(Sen, Allâhü ekber! demekten mi kaçıyorsun?!
(33) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 378, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. Zehebf-Siyerü Älâmünnübelâ c. 3, s. 109, İbn-i Hacer-İsabe e, 2, 5, 468 (34) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 8
(35) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 227, Taberi-Tarih c. 3, s. 150 İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 238-239, Ebülfida-Sire c. 4, s. 126 (36) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 227, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 378,
Taberi-Tarih c. 3, s. 150, İbn-i Seyyid-Uyun. c. 2, s. 239, Ebülfida-Sire c. 4, 8. 126
( 37) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 378, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 8 (38) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 227, Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 4, s. 379,
Taberi-Tarih e, 3, s. 150, İbn-i Seyyid-Uyun, c, 2, s, 239, Ebülfida-Sire c. 4, 5, 126
(39) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 379 (40) İbn-i İshak, Ibn-i Hişam-Sire c. 4, s. 227, TaberiTarih c. 3, s. 150, İbn-i Seyyid-
Uyun. c. 2, s. 239, Ebülfida-Sire c. 4, s. 126
( 41) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257, Ebülfida-Sire c. 4, s. 129
1. T. Medine Devri X/F: 5
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSilYüce Allah'dan daha büyük bir şey mi var? (46) Allah'dan daha büyük bir şey bulunduğunu mu biliyorsun?
sordu
) diye
Biliyorum. Senin, bu dine girmene engel olan: (Ona, ancak in-sanların zaifleri, güçsüzleri tabi oluyor. Araplar, onları okla vurup bi-
(Hayır!) dedim (47).
tirirler!) diyorsundur (48) Ey Adiyy! Her halde, senin bu dine girmene, çevremdeki muhtaç
kimseleri görmen, engel oluyordur? Vallahi, çok sürmez, onlarda mal ve servet öyle bollaşacaktır ki, malın zekâtını alacak kimse bulunamayacaktır! (49)
Belki de, senin, bu dine girmene, onların düşmanlarının çok ve kendilerinin ise, sayıca az olduklarını görmen, engel oluyordur.
Vallahi, çok sürmez, bir kadının, Kadsiye'den devesinin üzerinde yalnız başına çıkıp şu Beytullahı (Kâbe'yi) tavať ve ziyaret edinceye kadar (50) Allah korkusundan başka (51) hiç bir korku duymayaca-ğını da, işiteceksin!) buyurdu (52).
(Sen, Hire'yi biliyor musun?) diye sordu.
(Gitmedim, orayı görmedim amma işitmiştim.) dedim (53).
(Varlığım, kudret elinde bulunan Allaha yemin ederim ki (54) çok sürmez (55) Allah, bu işi (İslamiyeti) tamamlayacak, hatta (56), Kis-rà b. Hürmüzün hazineleri de, feth edilecek, ele geçirilecektir!) bu-yurdu.
(Kisra b. Hürmüz mü?!) dedim.
(Kisra b. Hürmüz!) buyurdu.
( 42) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 378, Ebülfida-Sire c. 4, s. 127
(43) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 2, s. 228, Ebülfida-Sire c. 4, s. 127
( 41) Aluned h. Hanbel-Müsmed c. 4, s. 378, Ebülfida-Sire c. 4, s. 127
( (
45) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 2, s. 228
46) Ahmed b. Hanbel-Mümed c. 4, s. 378, Ebülfida-Sire c. 4, s. 127
(47) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 2, s. 228
( 48) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257, Ebülfida-Sire c. 4, s. 129
( 40) İbn-i fshak, İbn-i Hişam-Sire e. 4, s. 227, Ahmed b. Hanbel-Milsned c. 4, s
257, 378, Taberi-Tarih e. 3, s. 150, İbn-i Eair-Kamil c. 2, s. 286, Üsdülgabe c. 4, 9. Ihn-i Seyyid-Uyunüleser e. 2, s. 239, Ebülfida-Sire c. 4, s. 128-129
(30) İbn-i İshak, fbn-i Hisam-Sire c. 4, s. 227, Taberi-Tarih c. 3, s. 150, Ibn-i Esir-( Kamil e. 2, s. 286, İbn-i Seyyid-Uyun, c. 2, s. 239, Ebülfida-Sire e 4, s. 126
51) İbn-i Fair-Kamil c. 2, s. 296 ( 52) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 227, Taberi-Tarih c. 3, s. 150
Kamil c. 2, s. 286, Ibn-i Seyyid-Uyun, c. 2, s. 239, Ebülfida-Sire c. 4, 5 126
(53) Ahmed b. Hanbel-Müsned e 4, s. 257, 378, Ebülfida-Sire c 4, s. 129 (54
) Aluned b. Hanbel-Mümed e. 4, s. 257, Ebülfida-Sire c. 4, s. 129
(55) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 378, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, 5. 9
Ibn-i Esir-
(36) Ahmed b. Hanbel-Müaned c. 4, s. 257, Ebülfida-Sire c. 4, s. 129
ADİYY B. HATİMİN MEDİNE'YE GELİP MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil(Kisra b. Hürmüz mü?!) dedim (57.)
67
(Evet! Kisrå b. Hürmüz! (58)
Hire'den deve üzerinde hâmisiz olarak tek başına çıkıp gelen bir
kadın da, Käbe'yi tavaf edebilecektir! (59) Belki de, senin, bu dine girmene, devlet ve saltanatı Müslümanlar-dan başkasında görmen, engel oluyordur?
Allaha yemin ederim ki çok sürmez, Babil ülkesinin beyaz köşkle-rinin de, Müslümanlara açılacağını işiteceksin!)
buyurunca, Müslüman oldum (60).
(Ben, Hanif bir Müslümanımı) dedim (61).
(Muhakkak ki, Allahın gazabına uğrayanlar, Yahudilerdir. Dalå-lete düşenler de Hıristiyanlardır!) buyurdu (62).
Resûlullahın yüzünde sevinç belirdiğini gördüm.
Resûlullah, bundan sonra, Ensardan birinin yanına inmemi, bana emr etti.
Sabah, akşam onun evine gidip gelmeğe başladım (63).
İslâmiyetin, Namazın ve Av Hükümlerinin Öğretilişi:
Resûlullah Aleyhisselâm, bana İslamiyeti öğretti ve namazı, vakit-leri içinde nasıl kılacağımı tarif etti (64).
(Ya Resûlallah! Benim yurdum, av yurdudur (65).
Biz, şu köpeklerle (66), şahinlerle (67) av avlayan bir kavmız (68). Bunlarla avlanmak, bize helâl olur mu?) diye sordum (69).
Resûlullah Aleyhisselâm (Sen, ava öğrettiğin köpeğini (70) veya şa-
(57) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 378, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 9 Ahmed b Hanbel-Müsned c. 4, s. 257, Ebülfida-Sire c. 4, s. 129
(39) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257, 378, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 9, Ebulfida-Sire c. 4, s. 129
(50) Jan-i Ishak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, 8. 227, Taberi-Tarih c. 3, s. 150, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 239, Ebülfida-Sire c. 4, s. 126
( 61) İbn-i Kayyım-Zadülmaad e, 2, 5. 228
(62 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 4, s. 378-379, Ibn-1 Kayyım-Zadülmaad c. 2, s. 228,
Ebülfida-Sire c. 4, s. 127
( 53) İbn-i Kayyım-Zadülmaad c. 2, s. 228
( 64) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257
(65) Ahmed b. Hanber-Müsned c. 4, s. 257
(66 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257, Buharf-Sahih c. 6, s. 221, Milalim-Sahih
c. 3, 3. 1529, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1070
(68) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257, Buhari-Sahih c. 6, s. 221, Müslim-Sahih
( 67) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 4, s. 257
c. 3, s. 1529, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1070 ( 69) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, Б. 257
(70) Ahr1 b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257, Buharl-Sahih c. 6, s. 220, 221, Müslim-Sahih c. 3, s. 1529, Tirmizi-Sünen c. 4, s. 68, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1070
69
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
tuttuğu avı yel) buyurdu (72).
hinini (71), saldığın ve Besmele de, çektiğin zaman , onun, senin icin (Ya o, avı tutarken öldürürse?) diye sordum (73).
(Kendisi, ondan yemedikçe, onu, öldürmüş bile olsa, ye! (74) Çün-kü
, onu, senin için tutmuştur (75).
Eğer, ondan yerse, sen, onu yeme!
Çünkü, o, avı kendisi için tutmuştur.) buyurdu (76).
(Ya Resülallah; (77) Köpeğimin yanında başka bir köpek daha bulur ve avı, hangisinin tuttuğunu bilemezsem, ne yapacağım?) diye sordum (78).
(Köpeğinin yanında başka bir köpek bulur, ölmüş bulunan avı, yanındaki köpeğin tutmuş olmasından korkarsan (79), kendi köpeği-nin onu, senin için tuttuğunu öğreninceye kadar (80) yeme!
Besmele çekmemiştin (81). Onu, hangisinin öldürdüğünü bilemezsin (82).
Çünkü, sen, Besmele'yi, kendi köpeğine çekmiş, ondan başkasına
Besmele ile saldığın köpeğin, avı, senin için tutar, sen de, canlı iken
yetişirsen, onu, hemen kes!) buyurdu (83). (Yâ Resülallah! Biz, Mi'raz (Zıpkın) la avlanan bir kavmız. Bu,
bize helâl olur mu?) diye sordum (84).
Resûlullah (Mi'raz (Zıpkın) in sivri ucuyla avladığını, ye! Yanıyla vurup öldürdüğün av, Vakiz'dir. (Sopa ile vurularak öldü-rülmüş hükmünde olup haramdır.) buyurdu (85).
(Ey Allâhın Peygamberi! Biz, avcı bir halkız) dedim.
(71) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257 (72)
Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257, Buharî-Sahih c. 6, s. 221, Müslim-Sahih c. 3, s. 1529, Tirmizi-Sünen c. 4, s. 68
(73) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257, Müslim-Sahih c. 3, s. 1529
Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257, Buhari-Sahih c. 6, s. 220, Müslim-Sahih
c. 3, s. 1529, İbn-i Mâce-Sünen c. 2, s. 1070 Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257
(76) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 4, s. 257, Buhari-Sahih c. 6, s. 220, Müslim-Sahih
c. 3, s. 1530, Tirmizi-Sünen c. 4, 5. 68
Tirmizi-Sünen c. 4, s. 68 ( 78
) Buhari-Sahih c. 6, s. 221, Müslim-Sahih c. 3, s. 1530
( 79 ) c. 3, s. 1530, Daremi-Sünen c, 2, s. 17
Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 256, Buhari-Sahih c. 6, s. 218, Müslim-Sahih
( 80) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257
(82) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 257 81) Buharl-Sahih c. 6, s. 218, 221, Müslim-Sahih c. 3, s. 1530
(
(83) Müslim-Sahih c. 3, s. 1531
(84) Ahmed b. Hanbel-Misned c. 4, s. 257
(85) Buhari-Salih c. 6, s. 218, Müslim-Sahih c. 3, s. 1530, Tirmizi-Sünen c. 4, s. 60
ADİYY B, HATİMİN MEDİNE'YE GELİP MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil69
Resûlullah (Sizden biriniz, ava ok atacağı zaman, yüce Allahın is-
mini ansin, Besmele ceksin! Onu, vurup öldürürse, yesin. Eğer, onu, suya düşmüş ve su içinde ölmüş bulursa, yemesin! Çünkü, bilemez. Belki de, onu, su öldürmüştür.
Bir veya iki gün sonra, okunun izini avın üzerinde bulduğu ve on-da okundan başka bir iz bulamadığı takdirde, dilerse, onu yesin! (86) Sen de, okunu atacağın zaman, Allâhın ismini an, Besmele çek!
Vurduğun avı, ölmüş bulsan da, yel Ancak, suyun içine düşmüş bulursan, yeme!
Çünkü, sen, onu, suyun mu, yoksa, okunun mu öldürdüğünü bi-lemezsin! (87)
Sen, ava ok atar, bir veya iki gün sonra onu, ölmüş bulursan ve üzerinde de, kendi okundan başka bir iz bulunmazsa, dilersen ye! (88) Suya batmış bulursan, yeme!) buyurdu (89).
Resûlullahın Verdiği Haberlerin Gerçekleşmesi ve Öğütleri:
Resûlullah'ın yanında bulunduğum sırada, iki kişi geldi.
Onlardan birisi, yoksulluktan şikâyetleniyor, diğeri de, yolların hırsızlar tarafından tutulduğundan, kesildiğinden şikâyetleniyor, derd yanıyordu.
Resûlullah Aleyhisselâm (Yol kesme meselesi, sana az sonra bir zaman gelecektir ki, o zaman, ticaret kervanı, hiç kimsenin himâyesine häcet kalmadan, Mekke'ye kadar çıkıp gidecektir!
Yoksulluğa gelince: Sizin biriniz, sadakasile dolaşıp ta, kendisin-den, bu sadakayı kabul edecek bir kimse bulamayacak hale gelmedikçe, kıyamet kopmayacaktır! (90)
Sonra, sizden biriniz, Allâhın huzurunda muhakkak duracak, hem de, Allâh ile kendisi arasında ne bir perde, ne de, Allâh kelâmını ken-disine çevirecek bir tercüman bulunmaksızın duracak (91), sonra, Al-lâh, ona (Ben, sana mal vermedim mi?) diye soracak.
O kul da (Evet! Verdin!) diyecek.
Sonra, Allah, ona (Ben, sana Peygamber göndermedim mi?) diye soracak.
O kul da (Evet! Gönderdin!) diyecek (92).
Sağına bakacak, Cehennem ateşinden başka bir şey görmeyecek!
(36) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 379 (
87) Müslim-Sahih c. 3, s. 1531, Tirmizi-Sünen c. 4, s. 67-68
( (80) Müslim-Sahih e, 3, s. 1531
(30) Buhari-Sahih c. 2, s. 113
88) Buhari-Sahih c. 6, s. 220, Müslim-Sahih c. 3, s. 1531
(
91) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 256, Buhari-Sahih c. 2, s. 113 (92) Buhari-Sahih c. 2, s. 114
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
SilSonra, soluna bakacak, yine Cehennem ateşinden başka bir sey görmeyecek! (93)
Önüne bakacak. Cehennem ateşile karşılaşacak (94).
Öyle ise, her biriniz, bir hurmanın yarısıyle olsun, bunu bulamaz. sa, güzel bir sözle olsun, kendisini Cehennem ateşinden korusun) (95) Ben, sizin hakkınızda yoksulluktan korkmıyorum.
Yüce Allah, size muhakkak yardım edecek, servet verecek, fetih-ler ihsan edecek, hattå Hire ile Medine ve daha uzak yerler arasında bir kadın, devesinin üzerinde seyahat edecek te, bineğinin çalınmasından korkmayacaktır!) buyurdu (96).
Resûlullah'ın haber verdiği şeylerden ikisi vuku' buldu.
Geri kalan üçüncüsü de, muhakkak vuku' bulacaktır.
Babil ülkesindeki beyaz köşklerin feth olunduğunu görmüşümdüri Bir kadın'ın Kadsiye'den devesinin üzerinde korkmadan yola çıkıp şu Beytullahı hac ettiğini de, görmüşümdür!
Allâha yemin ederim ki: Resûlullah Aleyhisselâmın söylemiş oldu-ğu üçüncüsü de, muhakkak vuku' bulacak, mal ve servet, öyle bollaşa-cak ki, onun zekâtını alacak bir kimse bulunmayacaktır!» (97)
Adiyy b. Hátim'in Tayyi' Valiliğine ve Zekât Tahsiline Memur Edilmesi :
Peygamberimiz, Adiyy b. Hatim'i, Tayyi'lerin üzerine Vâli ta-yin (98), Tayyi'lerin (99) ve Esedlerin (100) zekâtlarını tahsile memur etti (101).
Adiyy b. Hatim'in Medine'ye Geliş Tarihi, İslâmiyete Bağlılığı ve İbadete Düşkünlüğü :
Adlyy b. Hâtim, Medine'ye hicretin onuncu yılında şaban ayında
geldi (102).
(93) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 250, Buharl-Sahih c. 2, s. 114 (91) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 256 (
95) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 256, Buhari-Sahih e. 2, s. 114
( 96) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 379, İbn-i Kayyım-Zadülmaad ec. 2, s. 228, Ebülfida-Sire c. 4, s. 128 (97) İbn-i İshak, İbn-i Hisam-Sire c. 4, s. 227-228, Taberi-Tarih c. 3, s. 150, İbn-1
Esir-Kamil c. 2, s. 285, İbn-i Seyyid-Uyunüleser c. 2, s. 239, Ebülfida-Sire c. 4, 8. 129
(98) Ibn-1 Ishak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 247
(30) İbn-i İshak, İbn-i Higam-Sire c. 4, s. 247, Belizüri-Ensabüleşraf c. 1, s. 530 (100) Beläzüri-Ensabülegraf e. 1, s. 530, Taberi-Tarih c. 3, s. 167
zürl-Ensabülegraf c. 1, s. 530 (101) Ibn-i Ishak, Ibn-i Hisam-Sire c. 4, s. 247. İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 322, Bela-(
102) Taberi-Tarih c. 3, s. 143, Ibn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. 1057, İbn-i Eair-Usdülabe c. 4, s. 9
ADİYY B. HATİM'İN MEDİNE'YE GELİP MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil71
Adiyy b. Hatim «Hiç bir namaz vakti girmezdi ki, ben, onu özlemiş olmayayım!» derdi.
lan irtidadlar sırasında kavmının zekâtlarını toplayıp Hz. Ebû Bekire Adiyy b. Hatim, Peygamberimizin vefatı üzerine yer yer vuku' bu-getirmiş, lyi görüşü ve idaresile kavmının Müslümanlıkta sebatlarını sağlamış, kavmından hiç bir kimsenin irtidad etmesine meydan ver-
memiştir (103).
Adiyy b. Hatim, Hz. Ömer'in Halifeliği sırasında yanına gelip «Sa-nırım ki beni, tanıyamadın?» dediği zaman, Hz. Ömer «Seni, nasıl ta-
nimam?
Resûlullah Aleyhisselâmın yüzünü ilk ağartan, aydınlatan zekât,
Tayyi'lerin zekâtı idi.
Ben, seni tanırım:
Başkaları, inkâr ettikleri zaman, sen, iman etmiştin!
Başkaları, arkalarını dönüp gittikleri zaman, sen, gelmiştin!
Başkaları, ahde vefâsızlık ve hiyânet ettikleri zaman, sen, ahde ve-fakarlık etmiştin!» demiş (104), Adiyy b. Hatim de Bana bu iltifatın yeter ey Mü'minler Emiri! Bana yeter!» diyerek karşılık vermiştir (105).
(103) İbn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. 1057-1058, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 9
(104) İbn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. 1058
(105) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 10
1044
YanıtlaSilDELAIL-I HAYRAT BERHI
ram'a gelmesi, akıl sahiplerinin aklının hayran kaldığı bir durumdur. En doğrusunu Allah bilir.
Melekûtun en yücesinden, kendisine açtı.
Şunlardır: Yedi semalar, Sidre, Kürsi, Arş, Beyt-1 Ma'mur ve üs-tün cennetler. Bunlardan başka, kendisine hicab açıldı; orada bulu-nanların hallerini, fiillerini, tesbihlerini ve orada bulunan acalbatı, ila-hi kudrete delil olan åyetleri gördü. Daha başka üstün nimetleri, ora-nın sakini melekleri Yüce Allah, kendisine müşahede ettirdi. (Yahut Cebrail.)
Ceberutun nurunu kendisine gösterdi: Hayy Daim hiç öl-meyen Baki (Allah'ın) kudretine nazar eyledi.
Allalı ona salât eylesin; selâm eylesin.
Bu kadar güzel sıfatlarla anlatılan, bu kadar üstün kerametlerle vasfedilen muazzez ve muhterem Resulüllah S.A. efendimiz üzerine şanına layık bir şekilde salât eylesin. İki cihanın zorluklarından, mü-barek tabiatlarına uygun olmayan, mübarek cisimlerine ağırlık ve-ren şeylerden selâmet versin.
Öyle bir salât olsun ki: Hüsn ü cemâle, kemâle, hayra, fazilete eş olsun.
Yani: Hayrın ve faziletin artması ile, artıp artıp gitsin..
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
- Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle: Se-maların AKTARI kadar..
Bu cümlede geçen:
- AKTAR.
Lafzı, KUTR'un cemi olduğuna göre manası şu olur: Yerlerin, semaların. canip ve tarafları, kenarları sayısınca..
KATR'ın cemi olduğuna göre de, şu manaya gelir: Yerlerde olan sular, ilk yaratılıştan, taa, kıyamete kadar inen yağmurların katreleri sayısınca..
Demek olur ki:
Allahım, böylece, Resulüllah S.A. efendimizin ve âlinin şanını muazzam eyle.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle; ağaçların yap-rakları sayısı kadar..
Yani: Resulüllah S.A. efendimizi, onun çocuklarını, ashabını, üm-metini muazzez ve muhterem eyle.
Devam edelim:
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle; denizlerin kö-
pükleri adedince..
Böylece, kendilerine tahiyye inzal ederek, tebcil eyle ve faziletli kıl.
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle; ırmaklar sa-yısınca..
KARA DAVUD
YanıtlaSil1045
وَسَلَ عَلَى حَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ عَدَدَ اهْلِ الْجَنَّةِ وَاهْلِ النَّارِ وَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ عَذَ الْأَبْرَارِ والقَارِ وَصَلَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى الحَمدِ عَدَدَ مَا مختلِفَة البَلُ وَالنَّهَارُ وَاجْعَلِ اللَّهُمَّ صَلانَا عَلَيْهِ حَهَابًا مِنْ عَذَا بِالنَّارِ وَسَبَا لِلإِبَاحَةٍ دار القرارِ إِنَّكَ أَنتَ العَزيزِ الغَفَّارُ وَ صَلَّى اللَّهُ عَلَى سَيِّدِنَا محمدٍ وَعَلَى آلِهِ الطَّيِّبِينَ وَذُرِّيَّتَهُ المُبَارَكِينَ وَصَحَابَتِهِ الأَكْرَمِينَ وَأَزْوَاجَهُ أُمَّهَاتِ الْمُؤْمِنِينَ صَلوةَ مَوْصُولة تَرَدَّدُ إِلَى يَوْمِ الدِّينِ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِ الأَبْرَارِ وَزَيْنَ الْمُرْسَلِينَ الْأَخْيَارِ وَاكْرَمَ مَنْ أَظْلَمَ عَلَيْهِ اللَّيْلُ وَأَشْرَقَ عَلَيْهِ النَّهَارُ اللَّهُمَّ يَا ذَا الْمَنَّ الَّذِي لَا يَكَا فَامْتِنَانُهُ
Ve salli alâ Muhammedin ve ala Ali Muhammedin adede ehl'll-cenneti ve ehl'in-nari.
Ve salli alâ Muhammedin ve ala Ali Muhammedin aded'el-ebrari vel-füccari.
Ve salli alâ Muhammedin ve alá äli Muhammedin adede mayahtelifü bihil-leylü ven-neharu.
Vec'alillahümme salåten aleyhi hicaben min azab'ın-nari ve sebeben liibahati dar'il-karari inneke entel-aziz'ül-gaffaru.
Ve sallallahü alâ seyyidina Mu-hammedin ve ala Alihit-tayyibine ve zürriyyetihil-mübarekine ve sahabeti-hil-ekremine ve ezvacihi ümnehat'il-müminine salåten mevsuleten tetered-dedü ilå yevm'id-dini.
Allahümme salli alâ seyyid'il-ebrari ve zeyn'il-mürselin'el-ahyari ve ekremi men azleme aleyh'il-leylü ve eşraka aleyh'in-neharu.
Allahümme ya zel-mennillezi 1A-yükâfa imtinanühu.....
Muhammed'e salát eyle; keza Muhammed'in âline de.. Cennet ve cehen-nem ehlinin sayısı kadar..
Muhammed'e ve Muhammed'in åline salât eyle: Ebrar ve füccar adedince.. Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle: Değişip duran gece ve gündüz adedince..
Allahım, ona salavatımızı ateş azabına perde eyle; dar-ı kararın mübahlı-ğına da sebep eyle. Sen Aziz'sin, Gaffar'sın..
Allah, efendimiz Muhammed'e ve påk âline salât eylesin. Keza, mübarek zürriyetine de.. Keza, onun pek keremli sahabelerine de.. Keza, onun müminlerin anaları zevcelerine de.. Öyle bir salât olsun ki; taa, din gününe kadar kesilmeden devam etsin.
Allahım, salât eyle; ebrarın efendisine, hayırlı resullerin güzeline, gecenin üzerine karanik ettiği, gündüzün aydınlattığı kimselerin en keremlisine..
Allahım, ey o iyiliklerin sahibi zat ki; onlara karşılık bulunamaz. Ey o nl-metlerin sahibi ki; nimetlerine, ihsanlarına mukabele edilemez.
**
(Devamı: 1049. Sayfada)
1046
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT SERHI
Yani: Yaratılan ırmakların sayısı. İçlerinde akan suların damiala-rı, etrafa sıçrayanları kadar..
Muhammed'e ve Muhammed'in åline salât eyle; sahraların, ot-suz yabanların kumlarının sayısı adedince..
Yani: Deryaların ve karaların ne kadar kumları varsa, o kadar salåt eyle. Onlara, izzet ve ikram eyle.
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle; dağların ve taşların, sıkleti kadar..
Hatta, onların üzerinde bulunan yüklerin ağırlığı da buna dahil-dir. Bütün bu ağırlıklar sayısınca, Resulüllah S.A. efendimizi ve âlini muazzez ve muhterem eyle.
Muhammed'e salât eyle; keza Muhammed'in âline de.. Cennet ve cehennem ehlinin sayısı kadar..
Cennette bulunanlar, insandır, cindir ve daha başkalarıdır. Hali Ile bunlar, oranın nimetleri ile nimetlenip kalırlar.
Cehennemde olanlar ise.. insanların, cinlerin, kâfirleri ile, şeytan-lardır.
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle; ebrar ve füc-car adedince..
Ebrar: Salih yararlı kimselerdir; cinlerden ve insanlardan..
Füccar: Yaramaz fasik kimselerdir; cinlerden ve insanlardan..
Muhammed'e ve Muhammed'in âline salât eyle; değişip duran gece ve gündüz adedince..
Yani: Geçip giden bu zamanların, hatta gelecek olanların, hatta bunlardaki anların, saatlerinin sayısının toplamı kadar; Resulüllah S. A. efendimize ve onu nâline salât eyle.. Şanlarını yüce kıl; rif'at ihsan eyle.
Salavat-ı şerifeler arasında, dualar makbul olacağından; müellif merhum, bundan sonra, duâya başlamaktadır.
Allahım, ona salavatımızı, ateş azabına perde eyle; dar-ı ka-rarın mübahlığına da sebeb eyle.
Bu cümlede geçen:
Dar-ı karar.
Cennettir. Buna göre, cümlenin manası şu olur:
Habib-i Ekrem'ine pek şerefli peygamberine getirdiğimiz sala-vat-ı şerifeyl; cennetlere girmemize, felah bulmamıza. cümle muradı-mıza nail olmaya sebeb kıl. Ey merhametliler merhametlisi:
Sen Aziz'sin.
İztte, galebe, kahredici saltanat, kâmil kudret-i şamile sahibisin. -Gaffar 'sın.
Yani: Tam manası ile, kullarının cürüm ve ısyanlarını, kusur ve ayıplarını örter bağışlarsın.
Habib-i Ekrem'in hürmetine, onun üzerine getirdiğimiz salavat hürmetine seyylatımızı bağışla. Ayıplarımızı ve kabahatlarımızı ört ve sil. Cehennem azabından, türlü itap ve azaplardan emin eyle. Cen-net evlerinde dalmi nimete erdir; bizleri oraya yerleştir.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1047
Salavat-i şerifeye devam edelim:
Allah, efendimiz Muhanımed'e ve påk âline salát eylesin. Keza, mübarek zürriyetine de...
Allah-ü Taală, Resulüllah S.A. efendimizin Alini, cümle noksanlar dan yana temiz eylemiş; su Avetle de, bize bildirmistir Ey ehl-i beyt. Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz yap mak diler. (33/33)
Resulüllah S.A. efendimizin zürriyetinin bereketlenmesi ise.. pek keremli cedleri Resul-ü Muazzam S.A. efendimizin üstün bereketi lle dir
RESULULLAH'IN ZÜRRİYETİNE TAZİM
Mümin olan erkek ve kadınlara o düşer ki; Resulüllah S.A. efen dimize nasıl tazim, tekrim ve mahabbet edip saygı gösteriyorlarsa.. onun zürriyetine de öylece, tazim, saygı, mahabbet ve tekrim edeler. Böyle ettikleri takdirde; her asırda bulunan kimseler, o asırda yaşayan sadat-ı kiram saygıdeğer zürriyetine tazim ve tekrimleri sebebi ile, iki cihanın kederlerinden ve belâlarından korunurlar. Böylelikle saadete mazhar, üstün rahmani lütuflara nail olurlar.
Keza, onun pek keremli sahabelerine de..
Onlar, öyle ashabdır ki: Habib-i Ekrem Nebiyy-i Efaham S.A. efen-dimiz hazretlerinin mübarek cemalini müşahede etmişlerdir. Onun ke-lâmını dinlemeleri, mübarek meclisinde bulunmaları ile; Allah katın-da cümleden ziyade kereme nail olmuşlardır.
Keza, onun müminlerin anaları zevcelerine de..
Resulüllah S.A. efendimizin zevcelerine tazim ve tekrim etmek, on-
ların nikâhlarının haram olması, müminlere anaları hükmündedir. Öyle bir salât olsun ki: Taa, din gününe kadar, kesilmeden de-
vam etsin.
Burada anlatılan:
Din günü.
Tabirinden murad, kıyamet günüdür.
Salavat-ı şerifeye devam edelim:
Allahım.
Ey Vacib'il-vücud, kerem, ata, cömertlik sahibi, zat ve sıfatında tek, Fayyaz-ı Mutlak, Mutlak Hakim olan celâli yüce, nimeti her şeve şamil, kendisinden başka Rabb olmayan zatı mukaddes Yüce Allahım.
Salât eyle.
Bizzat sen, sırf fazlın, keremin, lütuf ve inayetinle.. Yüceler Yü cesi zatına, üstün şanına ve kibriyana lâyık, cümle mahlukuna ettiğin salåttan yüksek büyük ve pek şerefli salât eyle.
EBRAR'ın efendisine..
Bu cümlede geçen:
EBRAR.
Tabirii le anlatılan şunlardır: Salih zatlar, müttakiler, ilmi ile amil olan âlimler.. Resulüllah S.A. efendimiz, evvellerin ve Ahirlerin efendisi olduğu gibi, bunların da efendisidir. Mevcudatın hulasasıdır.
1048
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHI
Hayırlı resullerin güzeline..
Resulüllah S.A. efendimiz, bütün resullerin güzelidir. Onların cümlesinin güzelliği Resulüllah S.A. efendimizin güzelliğinden iktibas edilmiştir.
Resulüllah S.A. efendimiz, onların güzeli ve hayırlısı olduğu gibi, onlar da mahlukatın hayırlısıdır.
Gecenin, üzerine karanlık ettiği; gündüzün, aydınlattığı kim-selerin en keremlisine..
Bu cümlenin biraz açık şerhli manası şudur:
Dünyanın evvelinden taa, âhirine kadar; gece karanlığı ile karanlıkta kalan nekadar zevat, gündüzün aydınlığında aydınlanan nekadar zevat varsa.. bütün bunların cümlesinden daha ziyade mü-kerrem olan alicenep peygamber üzerine; mükerrem oluşuna şayeste, güzelliğine cemaline münasip, efendiliğine ve riyasetine muvafık ta-zimat ve tekrimat ederek, yüce şanını pek faziletli kıl.
Üç kere okunacaktır.
Ancak, bu üç kere okumayı belirten cümle, bazı muteber nüsha-larda yoktur. (Bizim metincie de yoktur.)
SON SALAVAT-I ŞERİFE:
Bu salavat-ı şerife, bu güzel kitap içinde bulunan salavat-ı serife-lerin sonuncusudur.
Salavat-ı şerifelerin sonunda, Yüce Hakkın dergâhına yapılan mü-nacaatlar makbul olduğundan; müellif merhum, bu büyük eserin ve bu tazim salatlarının sonunda duâya başlıyor:
Allahım..
Ey hacetleri yerine getiren, dereceleri yükselten, duaları kabul buyuran, hayırların delili, iyiliklere başarı ihsan eden şanı büyük Al-ahım.
Ey o iyiliklerin sahibi zat ki, onlara karşılık bulunamaz. Ey o nimetlerin sahibi ki: Nimetlerine, ihsanlarına mukabele edilemez.
Sana tevessül ederek senden isteriz. Zatından başka birine tevessül ed'ip senden istemeyiz.
Bu cümlenin biraz daha açık şerhli manası şudur:
Biz aciz ve zelil kulların, anlatılan üstün sıfatların sahibi Gani Kerim Yüce Mevlâ zatına tazarru ve niyaz edip isteriz. Çünkü, yakın ve hazır olan zatındıı. Bunun için, Alim Habir olan sen Yüce Mevlâ'-ya tevessül ederiz. Anlatılan üstün sıfatlar ancak zatına mahsustur. Kalb ve kalıbımızla, Yüce Zatına tam teveccüh tam tazarru ederek ni-yazla isteriz. Şunun için ki:
-SUAL vakti, dillerimizi açasın.
Burada geçen:
- SUAL.
Tabirinden murad, kabir sualidir. Bu bizim ilk fitnemizdir. Orada ki melek gelip bize sual sorar.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1049
والقَوْلِ الَّذِي لَا يُجَانَ عَائِنَا مُهُ وَاحْتَانُهُ نَسْلُكَ بِكَ وَلَا تَسْلُكَ يَا حَدِ غَيْرِكَ أَنْ تُطْلِقَ الْيَنَتَنَا عِنْدَ السُّوالِ وَتَوَفِّقْنَا لِصَالِح الاعمال وَتَجْعَلْنَا مِنَ الآمِنِينَ يَوْمَ الرَّجْفِ وَالزَّلازِلِ يا ذَا الْعِزَّةِ وَالْجَلَالِ أَسْأَلُكَ يَا نُورَ النُّورِ قلْ الْأَرْمِنَةِ وَالدُّهُورِ انْتَ الْبَاقي بلازوال الغَيُّ بِلا مِثَالِ القُدُوسُ الظَّاهِرُ العَلِي القَاهِرُ الَّذِي لَا يُحِيطُ بِهِ مَكَانُ وَلَا يَشْتَمِلُ عَلَيْهِ زَمَانُ اسْلُكَ بِاسْمَاتِكَ الحسنى كُلِّهَا وَ يَا عِظَمِ اسْمَائِكَ إِلَيْكَ وَ أشْرَفَهَا عِنْدَكَ مَنْزِلَةً وَاجْزَيْهَا عِندَكَ ثَوَابًا وَأَسْرَعَهَا مِنْكَ إِجَابَةٌ وَبِاسْمِكَ الْمُخَرون المكنون الجليل الأجل الكبير الأكبر العظيم
vet'tavl'illezi láyücaza in'amühu ve ihsanühu.
Nes'elüke bike ve biahadi gayrike entutlika elsinetena länes'elüke indes-suali ve tüveffikana lisalih'il-a'mali ve tec'alena minel-aminine yevm'er-recfi vez-zelāzili ya zel-izzeti vel-celâli.
Es'elüke ya Nur'en-nuri kabl'el-ezmineti ved-dühuri entel-baki bilaze-valin el-ganiyyü bilāmisalin'il-kuddus üsttahir'ül-aliyy'ül-kahirüllezi layuhitu bihi mekânün ve lâyeştemilü aleyhi ze-manün.
Ees'elüke biesmaikel-hüsna külli ha ve biaʼzami esmaike ileyke ve eş refiha indeke menzileten ve eczeliha indeke sevaben ve esraiha minke ica-beten ve bismik'el-mahzun'il-meknun il-celil'il-ecell'il-kebir il-ekberil-azim
Sana tevessül ederek, senden isteriz. Zatından başka birine tevessül edip senden istemeyiz: Sual vakti dillerimizi açasın; yararh amelleri işlemekte başarı veresin; recť ve zilzal günü, bizi eminlerden eyleyesin. Ey izzet ve celâl sahibi..
Ey nurun noru, senden dileriz: Zamanlardan, dehirlerden evvel zevalsiz olarak, baki idin. Misli olmayan Gani, Mukaddes, Tahir, Yüce Kahir'sin..
maz. Öyle bir zattır ki: Onu hiç bir mekân, kavrayamaz; zaman, şümulüne ala-
Cümle güzel isimlerin hürmetine, zatına göre en büyükleri, derece itibarı ile en şereflileri, katında sevap itibarı ile en bol, icabet yönü ile en sür'atlileri hürmetine isterim.
Şu gizli saklı ismin hürmetine ki o: Celalet itibarı ile en celil, büyüklük itibarı ile en büyük, azamet itibarı ile en azametlidir. O öyle bir isimdir ki: Onunla sana dua edeni sever ve razı olursun; duâsını kabul edersin.
**
(Devamı: 1053. Sayfada)
TARINTE BUGÜN
YanıtlaSil-1825 Bolivya bağımsızlığını ilan etti.
- 1908-Bediüzzaman'ın ilk yazısı "Ve Şâvirhüm Fi'l-Emr" başlığıyla Rehber-i Vatan gazetesinin ilk sayısında yayınlandı.
1915 - İtilaf Devletleri'nin orduları, Anafartalar'da karaya çıktı.
AĞUSTOS
06
ÇARŞAMBA
12 1447 SAFER
RUMI: 24 TEMMUZ 1441
HIZIR: 93
Mektubat
İçimizdekini açıklasatuz. da, saklasanız da, Allah
onu bilir.
Bakara: 284
BİR HADİS
Allah bir millet hakkında kötülük dilerse, idarelerini israfçı ve zevkine düşkün kimselere havale eder.
Deylemî
Dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlatlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır.
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1845 - Türk Polis Teşkilatı kuruldu.
1928-"Türkiye devletinin dini, din-i İslâm'dır." cümlesi Anayasa metninden
çıkarıldı.
1950 - Fevzi Çakmak öldü.
NİSAN
10
CUMA
22 1447
ŞEVVAL
RUMI: 28 MART 1442
KASIM: 154
BİR AYET
Zaman olur, kafirler arzu ederler ki keşke vaktiyle Müslüman olsaydılar!
Hicr Suresi: 2
BİR HADİS
İnek sütünü size tavsiye ederim. Çünkü inek onu çeşitli bitkilerden toplar.
Ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve ahiretine ciddi çalışır.
Mektubat
Vesselâmin n mesi, Sava Denizinin sularının çekilmesi, Kisra sarayu büvvetinden evvel zuhur eden harikalardır. Mecusi milletinin taptığı atesi yapılan tebşirler gibi şeylerdir ve keram nü-
YanıtlaSil"Irhasat" ile anılmaktadır ki; Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü
TARİHTE BUGÜN
Risalet- Ahmediye (asm)
BIR AYET O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için
- 1176-Selahaddin Eyyubi'ye Halep'te suikast
girişimi.
1766 - Büyük İstanbul
Depremi olarak adlandırılan deprem meydana geldi.
4000'den fazla kişi öldü.
1912 - Şair Eşref'in vefatı.
1955 - Nene Hatun'un vefatı.
22
PAZAR
SUNDAY
MAYIS
MAY
harcarlar...
Al-i İmran Suresi: 134
BİR HADİS
İki kişinin arasını düzeltmek için iki mil de olsa yürü.
Bir şey tamamıyla elde edilemediği takdirde, o şeyi tamamıyla terketmek caiz değildir.
İşaratü'l-İ'caz
CEBRAİL ALEYHİSSELAMIN PEYGAMBERİMİZE SORULAR SORARAK MÜSLÜMANLARA MÜSLÜMANLIĞI ÖĞRETMESİ
YanıtlaSilCebrail'in Ne Zaman, Niçin, Nerede ve Ne Şekilde Geldiği?
Cebrail Aleyhisselâm'ın Müslümanlara Müslümanlığı öğretmek İçin beşer süretine girerek Peygamberimizin yanına gelişi, hicretin onuncu yılında idi (1).
Abdullah b. Ömer'in bildirdiğine göre: Hz. Ömer demiştir ki «Biz, bir gün (2), Resûlullah Aleyhisselâmla ve Eshabından yanındaki bir cemäatla birlikte (3) oturduğumuz sırada (4), güzel yüzlü (5), başının saçı kulak yumuşaklarına kadar uzanmış (6), güzel saçlı (7), saçına güzel koku sürünmüş (8), üzerindeki (9) elbisesi bembeyaz (10), saçı ise simsiyah (11), genç ve güzel (12), üzerinde yolculuk eseri görün-meyen, bununla birlikte içimizden hiç birinin tanımadığı (13) bir adam (14), çıka geldi (15).
Orada bulunan cemaat (Bu, ne tanıdığımız bir kimsedir, ne de bu, bir yolcuya benzer! Aceb kim ola? der gibi) birbirlerine bakıştılar (16).
Semhudi-Veläülvefa c. 1, s. 317, Diyar Bekri-Hamis c. 2, s. 147
Müslim-Sahih e. 1, s. 37, İbn-i Mace-Sünen c. 1, s. 25
Fbå Hanife-Müsned s. 2
(4) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27, İbn-i Mâce-Sünen c. 1, s. 24
(6) Ebü Hanlfe-Mümed s. 2
(5) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27, Heysemi-Mecmauzzevaid e. 1, s. 40
(7) Ebû Hanife-Müsned s. 2, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27
( 8) Ebû Hanife-Mümed s. 2, Heysemi-Mecmauzzevaid c. 1, s. 40
( 9) Ebû Hanife-Müsned a. 2, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27
( 10) Ebü Hanile-Mümed s. 2, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27, 51, Müslim-Sa-
hih e. 1, s. 37, Tirmizi-Sünen c. 5, 8. 7, İbn-1 Mice-Sünen c. 1, s. 24
(11) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 51, Müslim-Sahih c. 1, a. 37, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Mace-Sünen c. 1, n. 24
( 12) Ebû Hanife-Müsned s. 2 (13
) Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 1, s. 51, Müslim-Sahih c. 1, s. 37, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Mace-Sünen c. 1, s. 24
(14)
c. 5, s. 7, İbn-i Mâce-Sünen c. 1, s. 24
Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27, Müslim-Sahih c. 1, a. 37, Tirmizi-Sünen
(15) Ebû Hanife-Müsned a. 2, Ahmed b. Hanbel-Müaned c. 1, s. 27, 51, Müslim-Sa-hih e. 1, s. 37, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Mâce-Sünen c. 1, s. 24
(15) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27
CEBRAİL ALEYHİSSELAMIN PEYGAMBERİMİZE SORULARI
YanıtlaSil73
Adam (Esselâmü Aleyke yå Resülallah!) diyerek Resûlullah Aley-hisselama ve (Esselâmü Aleyküm!) diyerek te bizlere selam verdi.
Resûlullah Aleyhisselâm, Onun selamına karşılık verdi. Bis de, Onunla birlikte karşılık verdik (17).
Adam (Yå Resûlallah! Ben, Sana geldim!) dedi. Resûlullah Aleyhisselâm (Evet!) buyurdu (18).
Adam, Resûlullah Aleyhisselâmın yanına kadar varıp oturdu (19)
ana, biraz yaklaş ya Resûlallah!) dedi. (Bana,
Resûlullah Aleyhisselâm, biraz yaklaştı.
Adam, tekrar (Yå Resûlallah! Biraz daha yaklaş!) dedi. Resûlullah Aleyhisselâm, biraz daha yaklaştı (20).
Adam (Ya Resülallah! Biraz daha yaklaş!) dedi.
Resûlullah Aleyhisselâm, diz kapakları, Onun diz kapaklarına de-
žecek kadar yaklaştı (21).
Sonra da, Ona saygı olmak üzre ayağa kalkıp oturdu (22). Adam, iki dizini, Resülullah Aleyhisselâmın iki dizine bitiştirip da-
yadı (23).
Ellerini, dizlerinin üzerine koydu (24).
Iman Nedir?
(Yå Resûlallah! (25) Yâ Muhammed! (26) Bana, İmândan haber
ver: (27) İmân, nedir?) diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselâm:
(İmân:
2. Allah'ın Meleklerine,
1. Allah'a,
(17) Ebû Hanife-Mümed s. 2
Müslim-Sahih c. 1, s. 37, Tirmizi-Sünen e. 5, a 7, İbn-i Mäce-Sünen c. 1, s. 24, Nenal-Sünen c. 8, s. 97, Bağavi-Mesabihussünne c. 1, s. 3
( 18) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27
(20) Ebû Hanife-Müsned a. 2, Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 1, 3. 53
(22) Ebü Hanife-Müaned s. 2
Ahmed b. Hanbel-Milsned c. 1, s. 53
Ebu Hanife-Müsned a. 2, Ahmed b. Hanbel-Mümed e. 1, 2. 27, Müslim-Sahih c. 1, 37, Tirmizi-Sünen c. 5, a. 7, İbn-i Mäce-Sünen e. 1, s 24, Bağavi-
Mesabihussünne c. 1, s. 3
( 24) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27, Müslim-Sahih c. 1, s. 37, Tumizi-Sünen
e. 5, s. 7, Ibn-i Mace-Sünen e. 1, s. 24
(25) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, 5. 52
(20) Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, Bağavi-Mesabihuesünne c. 1, s. 3
52, Müslim- Sahih c. 1, s. 37, Nesal-Sünen c. 8, s. 98, Bağavi-Mesabihussünne c. 1, s. 3
(27) Eb) Hanife-Mümed s. 2, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s.
74
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
3. Allah'ın Kitablarına,
4. Allah'ın Resüllerine,
5. Ahiret gününe,
6. Bir de, hayır ve şer Kacur'e,
inanmandır!) buyurdu (28).
Resûlullah Aleyhisselâm (Evet!) buyurdu (29).
Adam (Ben, böyle yaparsam, imân etmiş olur muyum?) diye sordu.
Adam (Doğru söylüyorsun!) dedi (30).
Adamın (Doğru söylüyorsun!) diyerek Resûlullah Aleyhisselâmı biliyormuşcasına tasdik edişine (31), (Hem soruyor, hem de, Onu tas-dik ediyor!) diye şaştık (32).
İslâm Nedir?
Adam, bundan sonra (Yâ Muhammed! Bana, İslâm'dan haber ver! (33) Nedir o?) diye sordu (34).
Resûlullah Aleyhisselâm:
(Islâm:
1. Allah'dan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed'in Resûlul-
lah olduğuna şehadet etmen,
2. Namazı kılman,
3. Zekâtı vermen,
4. Ramazan orucunu tutman,
5. Yoluna gücün yeterse, Beytullah'a hacc etmen (35), 6. Cünüblükten de, gusi etmendir!) buyurdu (36).
Adam (Ben, böyle yaparsam, Müslüman olur muyum?) diye sordu.
(28) Ebû Hanife-Müsned s. 2, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 52, Müslim-Sahih c. 1, s. 37, Tirmizi-Sünen e, 5, s, 7, İbn-i Mace-Sünen c. 1, s, 24, Nesai-Silnen c. 8,
3. 58, Bağavi-Mesabihussünne c. 1, 5, 3
( 29) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 129, Heysemi-Mecmauzzevald c. 1, s. 41 (30) Ebû Hanlfe-Müsned a. 2, Ahmed b. Hanbel c. 1, s. 52, Müslim-Sahih c. 1, s. 37,
Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Müce-Sünen c. 1, s. 24, Nesal-Sünen c. 8, s. 98, Bağavi-Mesabihussünne c. 1, s. 3 (31) Ebû Hanife-Müsned s. 2
(12) Alarned b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 51, Müslim-Sahih c, 1, s. 37, Tirmizi-Sünen c. 5, 8, 7, Ibn-i Mâce-Sünen c, 1, s. 24, Nesal-Sünen c. 8, s. 98, Bağavi-Mesabihussünne c. 1, s. 3
(33) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 51, Müslim-Sahih c. 1, s. 37, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Mace-Sünen c. 1, s. 24, Nesal-Sünon c. 8, s. 98, Bağavi Mesabihusmünne c. 1, s. 3
( 34) Ebû Hanife-Mümmed s. 2, Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 1, s. 51, Tirmin-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Mace-Sünen c. 1, s. 24
(35) Ahmed b. Hanbel-Müsmed e. 1, s. 51, Müslim-Sahih c. 1, s. 37, Nesal-Sünen c
8, a. 98, Bağavi-Mesabihussünne c. 1, s. 3
CEBRAİL ALEYHİSSELAMIN PEYGAMBERİMİZE SORULARI
YanıtlaSilResûlullah Aleyhisselâm (Evet!) buyurdu (37).
75
Adam, yine (Doğru söylüyorsun!) dedi (38). Biz, yine, adamın (Doğru söylüyorsun!) deyişine (39), (Hem soru-
yor, hem de, Onu tasdik ediyor!) diye kendisinin haline şaştık (40). Adam, böyle her defasında (Doğru söylüyorsun! Doğru söylüyor-sun!) dedikçe, cemaat (Biz, Resûlullah Aleyhisselâma, bu Adamdan
daha çok saygı gösterenini görmedik! Sanki, Resûlullah Aleyhisselâmı tanıyordur!) demekte idiler (41).
Ihsan Nedir?
Bundan sonra, Adam (Yâ Resûlallah! (42) Sen, bana, İhsan'dan haber ver (43).
Yà Muhammed1 (44) Yå Resûlallah! (45) İhsan, nedir?) diye sordu (46).
(İhsan (47), Allah'ı, görüyormuşsun gibi,ibådet etmendir! Sen, O'nu, görmesen de, muhakkak, O, seni görüyordur!) buyur-du (48).
Adam (Ben, böyle yaptığım zaman, Muhsin, ibadeti, ihsan dere-cesinde yapmış olur muyum?) diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselâm (Evet!) buyurdu (49).
Adam, yine (Doğru söylüyorsun!) dedi (50).
Adam, böyle her defasında (Doğru söylüyorsun! Doğru söylüyor-
(30) Ebů Hanife-Müsned s. 2, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1 . 52
(37) Ahzaed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 129, Heysemi-Mecmauzzevaid e. 1, s. 41 (38
(29) Ebü Hanife-Müsned s. 2
) Ebû Hanife-Müaned s. 2, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 52, Müslim-Sahih c. 1, s. 37, Ibn-i Mâce-Sünen c. 1, s. 24
Sünen c. 1, s. 24, Nesai-Sünen c. 8, s. 98
(43 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 51, Müslim-Sahih e. 1, s. 37, İbn-i Mice-
) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 52-53
(41 (42) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 53
(13) Ebû Hanife-Müsned s. 2-3, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 53, Müslim-Sahih c. 1, s 37, Nesal-Sünen c. 8, s. 90, Bağavi-Mesabihussünne c. 1, s. 3, (44) İbn-i Mace-Sünen c. 1, s. 24
(45) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 129
(46) Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 1, s. 27, 51, c. 4, s. 129, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Mace-Sünen c. 1, s. 24 (47) Ebû Hanife-Mürned s. 3
Ebû Hanife-Müsmed s. 3, Ahmed b. Hanbel-Müsmed e, 1, s. 27, 51, Müslim-Sahih c. 1, s. 37, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-1 Mace-Sünen c. 1, s. 21, Nesai-Sünen
c. 8, 99, Bağavi-Mesabihussünne c. 1, s. 3
(19) Ebo Hanife-Müsned s. 3
50) Ebů Hanife-Musned s. 3, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 129
( (51) Ahmed b. Hanbel-Müned c. 1, s. 53
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSil76 sun!) dedikçe, biz de (Resûlullah'a bundan daha çok saygı gösterenini
görmedik!) diyorduk (51).
Kıyamet ve Kryamet Alametleri:
Adam (Ya Resûlallah) (52) Bana, Saat'ten (Kıyametten) haber ver) (53) O, ne zaman kopacak?) diye sordu (54)
Resûlullah Aleyhisselâm (Kıyamet hakkında kendisine soru soru-
lan, sorandan daha bilgili değildir!) buyurdu (55).
Resûlullah Aleyhisselâm (Kıyametin vakti, Allahdan başka kimse .
Adam (Doğru söylüyorsun!) dedi (56).
nin bilmediği beş şeyden biridir.) buyurdu (57). Sonra da O Saat'in (Kıyametin) ilmi, şüphesiz ki, Allâhın nez-
dindedir.
Yağmuru, dilediği yere, dilediği vakitte O, indirir. Döl yataklarında olanı, O, bilir.
Hiç kimse, yarın, hayır veya şer ne kazanacağını bilemez.
Hiç kimse, hangi yerde öleceğini bilemez.
Şüphe yok ki, Allah, her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olandır.
( Lukman: 34) âyetini okudu (58).
Adam (Öyle ise, bana, onun emåre ve alâmetlerinden haber ver! (59) Kıyamet'in alâmetleri nedir? (60) Bana, onlardan haber ver?)
dedi (61).
Resûlullah:
(Câriye'nin, Efendisini doğurduğunu,
Yalın ayak, çıplak, yoksul davar çobanlarının (zenginleşip) yük-
(52) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 129
(53) Ebû Hanife-Müsned s. 3, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 51, 53, Müslim-Sa-hih e, 1, s. 37, Nesal-Sünen c. 8, s. 100, Beğavi-Mesabihussünne c. 1, s. 3
c. 5, a. 7, İbn-i Mâce-Sünen c. 1, s. 24 (54) Ebû Hanife-Müsned s. 3, Alımed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27, Tirmizi-Sünen
(55) Ebû Hanife-Müsned s. 3, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 23, 51, 53, Müslim-Sahih e. 1, s. 37, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Mâce-Sünen c, 1, s. 24, Nesal-
Sünen c. 8, s. 100, Bağavi-Mesabihussünne c, 1, s. 3
( 56) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 53
(57) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, 5. 129
( 58) Ebû Hanife-Müsned s. 3, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 129
bihussünne c. 1, s. 3 ( 59) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 52, 53, Nesal-Sünen c. 8, s. 100, Bağavi-Mesa-
(60) Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, Ibn-i Mâce-Sinen c. 1, s. 24 hussünne c. 1, s. 3 (61) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 52, Müslim-Sahih c. 1, s. 37, Bağavi-Mesabi-
CEBRAİL ALEYHİSSELAMIN PEYGAMBERİMİZE SORULARI
YanıtlaSil77
sek bina kurmakta birbirlerile yarıştıklarını ve övünmeğe kalktıklarını
görmendir!) buyurdu (62). Adam (Doğru söylüyorsun!) dedi. Sonra da, dönüp gitti (63).
Soru Sahibi Adamın Aranıp Kim Olduğunun Haber Verilmesi:
Resûlullah Aleyhisselâm (Adamı, bana geri çeviriniz!) buyur-
du (64).
Hemen kalkıp adamın ardına düştük.
Ne kendisinin nereye yönelip gittiğini torunu görebildik. anlayabildik, ne de, izini,
Bunu, Peygamber Aleyhisselâma anlattık (65).
(Ey İbn-i Hattab! (66) Ey Ömer; (67) Sen, soran'ın kim olduğu-
nu biliyor musun?) diye sordu (68). Allâh ve Resûlü, daha iyi bilir! dedim (69).
Resûlullah Aleyhisselâm O, Cebrail'di. Size, dininizi öğretmek için gelmişti.) buyurdu.» (70)
(62) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 52, Müslim-Sahih e. 1, s. 38, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Mace-Sünen c. 1, s. 24-25, Nesaî-Sünen c. 8, s. 100, Bağavi-Mesa-
bihüssünne c. 1, s. 3
(03) Ebû Hanife-Müsned s. 3
(64) Ebû Hanife-Müssed s. 3, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27, Heysemi-Mec-
mauzzevaid c. 1, s. 41
(65) Ebû Hanife-Müsned s. 3
07) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 52, Müslim-Sahih c. 1, s. 38, Tirmizi-Sünen
(86 ) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, 5. 27 (
c. 5, s. 7, Nesai-Sünen c. 8, s. 101, Bağavi-Mesabihussünne c. 1, в. 3 ( 68) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27, 52, Müslim-Sahih c. 1, s. 38, İbn-i Mâce-
Sünen c. 1, s. 25, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, Nesal-Sünen c. 8, s. 101 ( 19) Ahmed b. Hanbel-Müsned e 1, s. 27, 52, Müslim-Sahih c. 1, s. 38, İbn-i Mâce-
Sünen c. 1, s. 25, Nesai-Sünen c. 8, s. 101, Bağavi-Mesabihussünne c. 1, s. 3 ( 70) Ebû Hanife-Müsned s. 3, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 27, 52, Müslim-Sa-
hih e, 1, s. 38, Tirmizi-Sünen c. 5, s. 7, İbn-i Mâce-Sünen c. 1, s. 25, Nesai-
Sünen c. 8, s. 101, Bağavi-Mesabihussünne c. 1, s. 3
1050
YanıtlaSilDELAIL 1 HAYRAT SERHI
Ayrıca, mahşerde, ilahi manevi huzurunda dururken, doğru cevap verebilmemiz için, dillerimizi açıp kolaylık ihsan eyle, bunu zatından
niyazla isteriz. Tekrar zatından niyaz ederiz; dünya hayatımızda bize:
Yararlı amelleri işlemekte başarı veresin.
Bizlere, dünyamıza ve âhiretimize faydalı olan İşleri yaptırasın.
RECF.. ve ZILZAL günü, bizi eminlerden eyleyesin.
Bu cümlede geçen:
RECF..
Muztar ve mustarip olmaktır. Yani: Darda kalıp perişan olmak, ZILZAL.
Ise.. titremektir. Ki bu kıyamet günüdür. Cümlenin açık manası
şudur:
Kıyamet koptuğu gün, yerler sallanırken, insanlar da perişan olup ıstırap içinde kıvranırken, bizleri, bu sıkıntılardan emin eyleyesin.
Bunun için, duâlarımızı zatına yaparız:
Ey izzet ve celâl sahibi.
Devam edelim:
Ey nurun nuru.
Yani:
Ey nurlara nur veren Yüze Zat.
Demeğe gelir.
Senden dileriz. Zamanlardan, dehirlerden evvel zevalsız olarak,
BAKİ idin.
Bu cümlede geçen:
- BAKİ.
İsm-i şerifi, Allah'ın güzel isimlerindendir. Şu manaya gelir: Da-im, zeval ve fenadan münezzeh.
Misli olmayan GANÍ.
Burada geçen: GANİ İsmi dahi, Yüce Allah'ın güzel isimlerinden-dir. Şu demeğe gelir:
Misli, naziri olmayacak şekilde, iki cihanın zengin yaratıcısısın. İki cihanın razıkısın. Cümleyl terbiye edip büyüten Kerim Gani'sin.
Mukaddes TAHİR'sin. (1)
Yani: Yüce kemalli zatın, güzel isimlerin, yüce sıfatların bütün noksanlardan ve ayıplardan münezzehtir. Sonra yüce şanın. akılların künhüne eremeyeceği kadar:
Yücesin, Kahir'sin.
Yani: Mülk, melekût, ceberut, yerlerde ve semada kâinatın cümle zatlarına ve mükevvenatın cüzlerine izzetle, galebe ile, kudretle tasar-ruf edersin.
Kahir, Aliyy, Tahir, Kuddus isimleri ile:
Öyle bir zattır ki, onu hiç bir mekân kavrayamaz; zaman şu-mulüne alamaz.
(1) T'AHİR: Metinde ve şerhte ZAHİR olarak geçer: yanlıştır.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1051
Cümle güzel isimlerin hürmetine. zatına göre en büyükleri.. Çünkü, onun büyüklüğünü, zatından başkası bilmez.
ile en bol, icabet yönü ile en sür'atlileri hürmetine isterim. Derece itibarı ile katında en şereflileri, katında sevap itibarı
Yani: Bu isimlerin hürmetine, zatına dileklerimi arz edip isterim. Şu gizli saklı ismin hürmetine senden isterim ki o:
Bu okunacak duaya dair şöyle bir rivayet vardır:
DUANIN MAKBUL OLMASI
Ebu Nuaym Hilye'sinde, Salih Medeni'den naklen şöyle derliğini anlattı:
Rüyamda bir kimse bana şöyle dedi:
et
Duâ ettiğin zaman, duânın makbul olmasını istersen, şöyle duâ
Allahım, gizli saklı mübarek tayyib tahir mutahhar mukaddes ismin hürmetine senden isterim. (1) Bu duâyı okuduktan sonra, hacetimi dilemeyi bana bellettiği için;
ben de. bu dua ile her ne hacet dilediysem makbul oldu; ihsan edildi. Celâlet itibarı ile en celil, büyüklük itibarı ile en büyük, azamet itibarı ile azametlidir. O, öyle bir isimdir ki: Onunla sana duâ ede ni sever ve razı olursun; duâsını kabul edersin.
Yani: Her ne muradı ve maksudu varsa, onu verirsin.
Allahım senden dilerim: Senden başka ilah yoktur, kelime-i tevhidin hürmetine..
Ey hacetleri yerine getiren, duâlara icabet eden, bütün hayırları ihsan eden şanı büyük, kendisinden başka ilah olmayan nimeti her şe-ye şamil zatı mukaddes Allahım.
Ben, aciz zaif müznip mücrim kulun; ancak sen Gani Kerim Ra-uf Rahim Mevlâya tazarru ve niyaz edip isterim.
Devam edelim:
Hannan..
Yani: Tam manası ile rahmet, ve mağfiret eden..
Şu manaya da gelebilir: Küfür, dalâlet, cehalet ve isyanla yüz çe-virenleri, hak yola hidayete, taat ve ibadete, doğru yola fazlı ve inaye-
ti ile irşad edendir.
Mennan.
Yani: Hak etmeden, taat ve ibadete tevessül etmeden, türlü türlü nimetlerle kullarına in'am ve ihsan edendir.
Yeri ve semaları yaratan celâl ve ikram sahibi..
Yani: Yeri ve semaları, maddesiz, modelsiz, direksiz olarak, bu en güzel nizamla yoktan var eden Allahım.
(1) Bu duânın Arapça okunuşu şöyledir:
Allahümme inni es'elüke bismikel-mahzun'il-meknun'il-mübarek'it-tayyib-it-ta-hir'il mukaddesi.>
1052
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
Celal ve İkram Sahibi. (ZÜL-CELALİ VEL-İKRAM.)
Şu manayadır: Öyle yüce ve mukaddes Allah'tır ki. cümleye karşı tam bir istiğna sahibi olup in'am ihsan eder.. Şu manaya da gelebilir: Kıyamet günü, izzet huzurunda salih
kullarına in'am ihsan eder.. Duaların makbul olması zımnında okunan bu isim: Allah-ü Ta-ålå'nın isimleri arasında sayılır. Resulüllah S.A. efendimiz, bu ma-
nada şöyle buyurdu: Duânızda:
Ey Celal ve İkram Sahibi.
Kavli ile ilhah ediniz. Bu şanlı isim hürmetine, ihtiyacınızın hu-sulü için, duâya devam ediniz.
İSMİ AZAM
Bir başka rivayette şöyle anlatıldı:
Resulüllah S.A. efendimiz, bir kimsenin yanından geçti. O kim-senin namaz kıldıktan sonra, şöyle duâ ettiğini gördü:
- Ey Celâl ve İkram Sahibi. (Ya zel-celâl vel-ikram.)
Resulüllah S.A. efendimiz, o kimseye şöyle buyurdu:
«Ya Recül, bu büyük ismin hürmet, celâlet, izzet ve kerameti ile senin duân makbul oldu.>>>
Sünen'de; İbn-i Hibban. Hakim, Müslim'in istihraçlarına göre, Enes'in r.a. şöyle dediğini anlattılar:
Resulüllah S.A. efendimizle beraberdik. Bir adam namaza dur-du. Rüků, secde, teşehhütten sonra, duâ etti. (Namazı bitirince.) Bu
duâsında dahi şöyle dedi: Allahım, senden dilerim; hamd sana mahsustur. Senden başka iláh yoktur. Hennan'sın, Mennan'sın. Ey Celâl ve İkram Sahibi, ey
Hayy Kayyum.. (1)
Resulüllah S.A. efendimiz, bize şöyle sordu:
etti?. «Biliyor musun, bu adam neye tevessül ederek sebep bilip duâ
Ashab:
- En doğrusunu, Allah ve Resulü bilir.
Deyince, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
«Şu Yüce Zat'a yemin ederim ki, nefsim onun kudret elindedir; bu adam, Şanı büyük Allah'a ism-i azamı ile duâ etti. Öyle bir ism-1 azamla ki, kim onunla Yüce Allah'a duâ etse, mutlaka kabul buyurur. O isim hürmetine, kendisinden bir şey istenildiği zaman verir. İşbu kimse, onunla duâ etti.»
Gaybi ve şehadeti bilen pek büyük Yüce Allahım..
(1) Bu duânın Arapçası şöyle okunabilir:
Aliahümme inni es'elüke bienne lekel-hamdü la ilahe illa entel-hannan'ül mes nanü bediüs-semavati vel-arzi ya zel-celâli vel-ikrami ya hayyü ya kayyumü.>
KARA DAVUD
YanıtlaSil1053
الأعظم الذي تحبه وترضى عمن دعاك به تَتَحَ لَهُ دُعَاءَهُ أَسْأَلُكَ اللَّهُمَّ إِلا اللَّهَ الا انْتَ الْحَنَّانُ المَنَّانُ بَدِيعُ السَّمواتِ وَالأن ذو الْجَلَالِ وَالإِكْرَامِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَارِ الْكَبِيرُ الْمُتَقَالِ وَاسْأَلُكَ بِاسْمِكَ العظيم الأعظمُ الَّذِعَاذَا دُعِيهِ أَجَبْتَ وَإِذَائِكَ بِهِ أَعْطَيْتَ وَاسْتَلْكَ بِاسْمِكَ الَّذِي يَدَكَ لعَظَمَهُ الْعَظَمَاءُ وَالْمُلُوكُ وَالسَّبَاعُ وَالهَوام وَكُلُّ شَيْءٍ خَلَقْتَهُ يَا اللَّهُ يَا رَبِّ أَسْجَبْ دَعْوَتِي يا مَنْ لَهُ الْعِزَّةُ وَالجَبَرُوتُ يَا ذَا الْمُلْكِ وَالمَلكوت يا مَنْ هُوَ حَى لَا يَمُوتُ سُبْحَانَكَ رَبَّنَا اعلم شانَكَ وَارْفَعَ مَكَانَكَ أَنْتَ رَبِّي يَا تَقَدِّما في جَبَرُوتِهِ إِلَيْكَ أَرْغَبُ وَإِيَّاكَ أَرْهْبَ
il-a'zamillezi tuhibbūhu ve terda am-men deåke bihi ve testecibü lehu dua-ehu.
Es'elükellahümme bilailahe illa entel-hannan'ül-mennanü bedius-sema-vati vel-arzi zül-celâli vel-ikrami âlim'-ül-gaybi veşşehadet'il-kebir'ül-müteali.
Ve es'elüke bismik'el-azim'il-a'-zamillezi iza duite bihi ecepte ve iza süilte bihi a'tayte.
ves-Ve es'elüke bismikellezi yezillü liazanetih'il-uzamaŭ vel-mülükü sibau vel-hevammü ve küllü şey'in ha-laktehu ya Allahü ya Rabbistecib da-veti ya men lehül-izzetű vel-ceberutū ya zel-mülki vel-melekûti ya men hüve hayyün lâyemutü.
Sübhaneke Rabbbi ma a'zame şa-neke ve erfaa mekâneke ente Rabbi ya mütekaddisen ficeberutihi ileyke er-ğabü ve iyyake erhebü.
**
Allahım, senden dilerim; senden başka ilah yoktur. Hannan Mennan, yeri ve semaları yaratan, celâl ve ikram sahibi, gaybi ve şehadeti bilen pek büyük Yüce Allahım.
Senden dilerim; o azametliden de azametli ismin hürmetine ki: Onunla sa-na dua olunduğu zaman, kabul edersin; onunla sana bir dilek yapıldığı zaman,
verirsin. Senden dileğimdir; şu ismin hürmetine ki: Onun azameti karşısında uza-ma, mülük, siba', hevam ve bunlardan başka yarattığın her şey zelil oldu.
Ya Allah ya Rabbi, duâmı kabul eyle.
Ey izzet ve ceberut zatına mahsus olan Yüce Zat, ey mülkün ve melekûun sahibl, ey Hayy lâyemut olan sübhan; Rabbım, şanın nekadar büyük, mekânın nekadar yüksek..
Sen Rabbımsın. Ey ceberutunda mukaddes olan, rağbetim sanadır. Ancak, senden korkarım.
**
(Devamı: 1057. Sayfada)
Turgut Reis in Ponza Zaferi.
YanıtlaSil1634-IV. Murad, içki yasağı ilan ederek meyhaneleri yıktırdı.
- 1858-ABD ile Avrupa arasında ilk transatlantik kablo çekildi.
1965 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Şamlı Hafız Tevfik vefat etti.
AGUSTOS
05
SALI
Allah dilediğine hakks hak, batılı batıl olarak
gösterir.
Bakara: 269
BİR HADİS
11 1447 SAFER
Allah bir idareci için hayır dilerse ona dürüst bir yardımcı verir. Bir şey unuttuğunda kendisine hatırlatır.
RUMI: 23 TEMMUZ 1441
HIZIR: 92
Ebu Davud, İmare: 4
Ölüm, ehl-i iman için bir terhistir. Ecel terhis tezkeresidir, bir tebdil-i mekândır, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesi ve kapısıdır. Zindan-ı dünyadan çıkmak ve bağıstan-ı cinâna bir uçmaktır.
Şualar
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1909- Bediüzzaman'ın
"Lemean-ı Hakikat ve İzale-i Şübehať" ve Volkan gazetesi başyazarı Derviş Vahdeti'ye Volkan'da "Edipler Edepli Olmalı" yazısıyla ikazda bulundu.
1920-Meclis-i Mebusan kapatıldı.
NİSAN
11
CUMARTESİ
BİR AYET
Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi de Rahman'ın huzuru-na birer kul olarak gelirler.
Meryem Suresi: 93
BİR HADİS
Allah'tan faydalı bir ilim isteyiniz. Faydasız ilimden de Allah'a sığınınız.
23 1447 ŞEVVAL
RUMI: 29 MART 1442 KASIM: 155
Kısa bir ömürde, az bir lezzet için; ebedî, daimî hayatını ve saadet-i ebediyesini berbat etmek, ehl-i aklın kârı değil. Mektubat
Imsak
Günes
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
İmsak Güneş
Öğle
İkindi
Aksam
Yatsı
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1909-31 Mart Hadisesi
sebebiyle tutuklanan Bediüzzaman'ın Divan-ı Harp'teki müdafaası ve beraetle tahliye edilmesi.
1928 - Türk Vatandaşlığı Kanunu kabul edildi, tekke ve zaviyeler kapatıldı.
1983 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Dr. Tahsin Tola vefat etti.
23
PAZARTESİ
MONDAY
MAYIS
MAY
BİR AYET Rabbine hamdederek Onu tesbih et ve Ondan mağfiret dile.
Nasr Suresi: 3
BİR HADİS
Özür dileyeceğin her işten sakın!
C
Evet ümidvar olunuz. Şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, İslâm'ın sadası olacaktır.
Tarihçe-i Hayat
IIA. ALİ'NİN YEMENE MEZHİCLERİN YURDUNA GÖNDERİLMESİ
YanıtlaSilGönderiliş Tarihi ve Sebebi:
Peygamberimiz, Hz. All'yl, hieretin onuncu yılı ramazan ayında Yemen'e gönderdi (1). Hz. Ali, Yemen'de Mezhiclerin yurdlarına varacak (2), onları, İs-
lAmiyete davet edecekti (3).
Mezhic'in Kim ve Mezhiclerin Kimler Oldukları ve Soyları:
nir:
Mezhic, Malik b. Üded olup Kahtan'a kadar Ata soyu şöyle sırala-
Målik b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe' (4), b. Yeşcüb, b, Ya'rüb, b. Kahtan (5).
Mezhic'den Türeyen Kabileler:
1. Celd b. Mezhicler,
2. Murad b. Mezhicier,
3. Sa'd'ül'Aşire b. Mezhicler.
Celd b. Mezhiclerden Türeyen Kabileler:
2. Beni Suda'lar,
1. Beni Reha b. Harb, b. Ule, b. Celdler,
3. Beni Cenbler,
4. Beni Yezid b. Harb, b. Ule, b. Celdler,
5. Beni Naha' b. Amr, b. Ule, b. Celdler,
6. Beni Müsliye b. Amir, b. Amr, b. Ule, b. Celdler,
7. Beni Haris b. Ka'b, b. Amr, b. Ule, b. Celdler.
(1) Vakıdi-Megazi e. 1, a. 7, c. 3, &. 1079, İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 2, s. 160, Taberl-Tarih c. 3, a. 150
(2) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1079, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 160 (
3) Vakıdi-Megazi c. 3, a. 1079, Halebf-İnsanüluyun c. 3, s. 225 (4
) İbn-i Hazm-Cemhere a, 485, Yakut-Mucemülbüldan c. 5, a. 89 (5) Yakut-Mucemülbüldan c. 5, s. 89
Hz. ALİ'NİN YEMENE MEZHİCLERİN YURDUNA GÖNDERİLMESİ
YanıtlaSilMurad b. Mezhic'den Türeyen Kabileler:
1. Karen b. Redman, b. Naciye, b. Muradlar, Beni Cemel b. Kinane, b. Naciye
2. , b. Muradlar, 3-4. Rabaz ve Sunabihlar dive anılan Beni Zehran b. Muradlar.
Beni Sa'd'ül'Aşire'den Türeyen Kabileler:
1. Beni Hakem b. Sa'd'ül'Aşireler,
2. Beni Cu'fi b. Sa'd'ül'Aşireler,
3. Evd b. Sa'b, b. Sa'd'ül'Aşireler,
4. Zübeyd b. Sa'b, b. Sa'd'ül'Aşireler (6).
70
Rivayete göre: Üded ölünce, karısı kocaya gitmeyip oğulları Malik ile Cülhüme (Tayyi') nin yanında oturduğu için, «Oğullarının yanın-da oturdu. denilmiş ve bunun üzerine Malik ile Tayyi' Mezhic diye anılmış, Tayyi'lerden türeyen bütün kabileler de, Mezhiclerden sayıl-mıştır (7).
Hz. Ali'nin Hazırlanıp Yola Çıkarılışı:
Peygamberimiz, Yemen'e göndereceği zaman, Kuba köyünde or-dugåh kurmasını Hz. Ali'ye emr etti.
Karargah kurulup askerler orada toplanınca, Peygamberimiz, bir sarığı bir kargının başına bağlayıp «Sancak, böyledir!» buyurdu ve onu, Hz. Ali'ye verdi.
Hz. Ali'nin başına üç dürgülü bir sarık sardı. Sarığın bir ucunu, bir zira' kadar önüne, öteki ucunu da, bir karış kadar arkasına sarkıt-tıktan sonra «Sarık, böyle sarılır böyle! buyurdu (8).
Hz. Ali'nin maiyyetine üç yüz süvari verdi.
Uğurlarken ona «Hiç bir tarafına bakmadan ilerleyip git! buyur-du (9).
Hz. Ali «Yâ Resûlallah! Nasıl yapacağım?» diye sordu (10).
Peygamberimiz «Meydanlarına varıp konduğun zaman, seninle
çarpışmağa kalkmadıkça, onlarla çarpışma! (11)
(6) Ibn-1 Hazm-Cemhere s. 476-477 ( 7) Yakut-Mucemulbüldan c. 5, s. 89
(8) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1079
(9) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1079, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 169, İbn-1 Seyyid-Uyunül-
eser c. 2, s. 271
( 10) Vakıdî-Megazi c. 3, s. 1079
( 11) Vakıdi-Megazi c, 3, s. 1079, Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 2, s. 169, İbn-i Seyyid-Uyunül-
eser c. 2, s. 271
80
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Eğer, seninle çarpışmağa kalkarlarsa, sizden birini öldürünceye
Sizden öldürürlerse, bir müddet, ne yapacaklarını gözlemeden on-kadar onlarla çarpışma!
larla çarpışmağa kalkmal Sonra, onlara (Sizler, Lailahe illallah = Allah'dan başka ilah yok-tur demeyi kabul eder misiniz?) diye sorarsın.
(Eveti) derlerse, onlara (Siz, namaz kılmayı kabul eder misiniz?) diye sor.
(Evet!) derlerse, onlara (Siz, mallarınızın sadaka ve zekâtını çıka-rıp fakirlerinize vermeyi kabul eder misiniz?) diye sor.
(Evet!) derlerse, artık, onlardan, bundan başkasını isteme! Vallahi, senin elinle, Allâhın, bir tek adamı hidayete, doğru yola
eriştirmesi, senin için, üzerine güneşin doğduğu veya battığı her şey-den daha hayırlıdır! (12) Daha önce, Yemen'e gitmiş bulunan Halid'in arkadaşlarına emr
et: onlardan, geri dönüp seninle birlikte gitmek isteyenler, geri dönüp gitsinler.
Medine'ye gelmek isteyenler de, gelsinler!» buyurdu (13).
Hz. Ali Mezhiclerin Yurdunda:
Hz. All, üç yüz süvarinin başında yola devam etti.
Nihayet, süvarilerin öncüleri, Mezhiclerin yurduna yaklaştılar. Hz. All, arkadaşlarını, akıncı birliklerine ayırdı.
Bunlar, yaptıkları akınlar neticesinde bir çok kadın, erkek, çocuk esir aldılar.
Deve, davar vesair ganimet malları ele geçirip getirdiler. Hz. Ali, ganimet malları üzerine Büreyde b. Husayb'ı memur etti.
Mezhiclerin Yenilerek Müslüman Olmaları:
bule dâvet ve teşvik etti. Hz. Ali, Mezhiclerin bir cemaatına rastladı. Onları, İslâmiyeti ka-
hidlerini oka ve taşa tuttular. Fakat, Mezhicler, İslâmiyete girmeğe yanaşmadılar. İslâm müca-
Bunun üzerine, Hz. Ali, eline sancak verip Mes'ud b. Sinan'üs'Sü-lemi'yi ilerletti (14).
(12) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1079
yar Bekri-Hamis e, 2, s. 145 (13) BuhariSahih c. 5, s. 110, Taberi Tarih c. 3, 8, 159, Ebülfida-Sire c. 4. 5. 201, Di-(14) Vakıdi-
Merazi c. 3, s. 1079-1080, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 169-170, Ibn-i Sey-yid-Uyunüleser c. 2, в. 271
H. ALİ'NİN YEMENE MEZHİCLERİN YURDUNA GÖNDERİLMESİ
YanıtlaSil81
ledi. Mezhiclerden bir adam meydana çıkıp kendisile çarpışacak er di-
Ona karşı Esved b. Huzalyy'üs'Sülemi meydana çıktı. İki süvari, bir müddet birbirlerine saldırdılar.
En sonunda, Esved, onu öldürüp elbise ve silahlarını aldı (15). Sonra, Hz. All, yanındaki süvarilerle birlikte hücuma geçti. Mezhiclerden yirmi kişi öldürülünce, Mezhicler, dağıldılar (16).
Hz. Ali, onları takip etmekten vaz geçip kendilerini tekrar İslâmi-yete davet etti.
Mezhieler, Müslüman olmayı kabul ettiler.
Reislerinden bazı kişiler gelip Hz. Ali'ye İslâmiyet üzerine bey'at ettiler ve «Bizler, arkamızdaki kavmımız adına da, bey'at ediyoruz. İşte, zekât ve sadakalarımız! Onların içinden, Allahın hakkını da, alls dediler.
Hz. Ali'nin Ganimet Mallarını Mücahidler Arasında Bölüştürmesi:
Hz. Ali, ganimet mallarını bir araya toplattıktan sonra beşe ayı-np bir okun üzerine (Allah'a aiddir) yazısını yazdı, Kur'a çekti.
İlk çıkan, Allâha aid beşte bir hisse oldu (17).
Bu hisse içinde Yemen elbise balyaları, ganimet develeri, Mez-hiclerin zekât develeri bulunuyordu (18). Hz. Ali, kalan dört hisseyi de, mücahidler arasında bölüştürdü (19).
Hz. Ali'nin Durumu Peygamberimize Bildirmesi ve
Altın Cevheri Göndermesi:
Hz. Ali, Mezhiclerin durumunu, Peygamberimize yazdı. Yazdığı ya-zıyı, Abdullah b. Amr b. Avf'ul'Müzeni ile gönderdi.
Yazısında: Zübeyd ve başka cemaatlara rastlayıp kendilerini İs-lâmiyete davet ettiğini, Müslüman olurlarsa, kendilerile çarpışmaktan el çekeceğini bildirdiğini, buna yanaşmadıkları için çarpışmak zorun-da kaldığını, yüce Allahın zafer ihsan ettiğini, onlardan öldürülenlerin
(15) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1080, Ahmed Zeyni Dahlan-Sire c. 2, s. 142 (16) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1080
Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1080, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 170, İbn-i Seyyid-Uyunül-eser c. 2, s. 272
Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1080-1081 (19) Vakudi-Megazi c. 3, s. 1081, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 170, İbn-i Seyyid-Uyunül-eser c. 2, s. 272
1, T. Medine Devri X/F: 6
62
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
öldürüldüğünü, sonra, teklif olundukları şeyi kabul edip Islâmivete gir-diklerini ve zekât vermeye boyun eğdiklerini ve kendilerinden bazı kim-selerin geldiklerini ve onlara Kur'ân-ı Kerim okumayı da, öğrettikle-
rini bildirdi (20). Ebu Said-ul Hudri'nin bildirdiğine göre Hz. Ali, Yemenden, Pey-gamberimize dabaklanmış bir deri içinde daha toprağından temizlen-
memiş altın cevheri de, göndermişti. Peygamberimiz bu altın cevherini, Uyeyne b. Hısn, Akra' b. Habis, Zeyd'ül'Hayr ve Alkama arasında paylaştırdı.
Altın Cevheri Üzerinde Peygamberimize İtiraz Edenler:
Peygamberimiz, altın cevherini paylaştırdığı sırada, bir adam «Biz, bu ihsana, şunlardan daha müstahık idik!?» dedi.
mek, siz, bana itimad etmiyorsunuz? Halbuki, ben, göktekilerin bile Emîniyimdir.
Adamın, bu sözü, Peygamberimize erişince, Peygamberimiz «De-
Sabah, akşam, bana gök yüzünün haberi gelip duruyordur!>> bu-yurdu.
Bunun üzerine, iki gözü çökük, yanağının elmacıkları çıkık, alnı yüksek, gür sakallı, başı tıraşlı, izarını yukarı çemremiş bir adam aya-ğa kalkıp «Ya Resûlallah! Allah'dan kork!» dedi.
Peygamberimiz «Yazıklar olsun sana! Ben, yer yüzündeki insanla-rın, Allah'dan korkmağa en låyık olanı, en çok korkanı değil miyim-dir?» buyurdu.
Adam, arkasına dönüp gitti.
Halid b. Velid «Yå Resûlallah! İzin ver de, şunun boynunu vura-yım!» dedi.
Peygamberimiz Hayır! Bunun, ileride, namaz kılan bir kişi olma-sı umulur. buyurdu.
Halid b. Velid Namaz kılanlardan öyle kimseler var ki, onlar, gö-nüllerinde olmayan şeyi dillerile söylerler!» dedi.
Peygamberimiz Ben, halkın kalblerini açmağa, karınlarını yar-mağa memur değilim!» buyurdu.
Sonra da, o adam, dönüp giderken arkasından «Şunun soyundan öyle bir nesil türeyecektir ki, onlar, her zaman, Allâhın kitabını güze sesle okuyacaklar. Fakat, Kur'ân'ın halaveti, onların hançerelerini ile
ri geçmeyecek!
Onlar, ok, avı sür'atle delip çıktığı gibi, dinden fırlayıp çıkacak
lar! (21)
(20) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1081-1082
hih c. 2, s. 741-742, 743 (21) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 4-5, Buhari-Sahih c. 5, s. 110-111, Müslim-S
H. ALİNİN YEMENE MEZHİCLERİN YURDUNA GÖNDERİLMESİ
YanıtlaSil83
Eğer, ben, onların zamanına yetişmiş olsaydım, Semud kavmları-nin toptan helak olduğu gibi, muhakkak bunları da, toptan helak etme-sini Allahdan dilerdim! buyurdu (22).
Peygamberimizin Hz. Ali'ye Emri:
Peygamberimiz, Hac mevsimine kadar Yemende kalmasını ve hac mevsiminde gelip Mekke'de kendisile buluşmasını Hz. All've emr et-
ti (23). Abdullah b. Amr b. Avf, aldığı emirle Hz. Ali'nin yanına döndü (24).
Yahudi Hahamlarından Ka'b'ul'Ahbar'ın Müslüman Oluşu ve
Hicrette Gecikmesine Üzülüşü:
Ka'b'ul'Ahbar der ki «Ali Aleyhisselâm, Yemene geldiği zaman, kendisile buluşup (Muhammed'in sıfatlarını bana haber ver?) dedim. Haber verince, gülümsedim.
Bana (Ne için gülümsedin?) diye sordu.
(O'nun sıfatları, bizim yanımızda bulunan kitaptakine uyuyor da, onun için gülümsedim.
O, bizim yanımızda da, senin tavsif ettiğin gibi tavsif edilmiş bu-lunmaktadır.) dedim.
Resûlullah Aleyhisselâmın Peygamberliğini tasdik ve Kendisine iman ettim.
Bilginlerimizden bazılarını çağırdım. Kendilerine bir kitap çıkar-dım. (Bunu, babam, benim için mühürlemiş, kapamış ve Yesrib'den, Peygamberin çıktığını işitinceye kadar bunu, açmal) demişti,) dedim. Resûlullah Aleyhisselâmın vefatına kadar Yemende Müslüman ola-
rak oturdum.
Ebû Bekir de, vefat etti.
Ömer b. Hattab, Halife olunca, Medine'ye geldim. Ne olurdu hicrette öne geçmiş olaydım!» (25)
Hz. Ali'nin Mekke'ye Gidişi:
Mücahidler, beşte bir hisseden kendilerine bir şeyler verilmesini Istediler.
(2)Buhari-Sahih c. 5, s. 111, Müslim-Sahih e. 2, s. 742 (
23) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1082, İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s. 170, İbn-1 Seyyid-Uyunül-eser c. 2, 8. 272
(24) Vaksdl-Megazi c. 3, s. 1082 (25) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1083
84
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Hz. All, vermekten kaçındı. Ben, bunu, Resûlullah Aleyhisselâmın yanına kadar taşıyacağım. Kendisi, bu hususta uygun gördüğünü yn-par. Iste, Resûlullah Aleyhisselâm, hac'da bulunuyor. Onunla bulusu-ruz. O, bunun üzerinde, Allahın, Kendisine gösterdiği şeyi yaparle dedi Hz. Ali, zekât develerine binilmesini de, yasakladı.
Beşte bir hisseyi, hayvanlara yükledi.
Ganimet mallarından birlikte sürülüp götürülecek olanları da, bir-likte sürdürdü.
Hz. All, Taif'in Futuk kariyesinde bulundukları zaman, Ebû Rafi'i, hem arkadaşları, hem de, beşte bir mallar üzerine vekil bırakarak ar kadaşlarından önce Mekke'ye gitmek istedi ve acele gitti.
Mücahidler, beşte bir mallar arasında bulunan elbiselerden giymek üzre Ebû Rafi'den ikişer tane elbise istediler, ve aldılar.
Mekke'ye girdikleri ve Sidre mevkiinde bulundukları sırada, Hz. All, inecekleri konak yerlerine getirmek için onları karşılayıp herkesin üzerlerine ikişer ikişer elbise giymiş olduklarını görünce, elbiselerin beşte bir hisseye aid olduğunu anladı.
Ebû Râfi'a «Nedir bu?» diye sordu.
Ebû Rafi «Benimle konuştular. Senden, bana şikâyetlendiler. Se-nin hakkındakı şikâyetlerin, bununla hafifleyeceğini sandım. Senden önce, bazı kumandanlar, onlara, böyle yapmakta idiler." dedi.
Hz. Ali «Onların üzerinde gördüğün, sana vermiş olduğum bu el-biseleri, muhafaza etmeni sana emr etmiştim. Yoksa, seni, bunları, on-lara veresin diye geride bırakmamıştım!» dedi ve bazılarının da, üze-
rinden soyup aldı. Mücahidler, Peygamberimizin yanına geldikleri zaman, Hz. Ali'yi, Peygamberimize şikâyet ettiler.
Peygamberimiz, Hz. All'yi çağırdı.
Arkadaşların, senden neye şikâyet ediyorlar?» diye sordu.
Hz. Ali «Onların şikâyet ettikleri şey, her halde şudur:
Ganimetleri, onlara bölüştürmüş, ayırılan beşte bir hisseyi ise, Sa-na getirip teslim etmek üzre tutmuştum.
Onun hakkında uygun gördüğün işlemi Sen yapacaksın.
pay vermek suretile iş yaparlardı. Başkan ve kumandanlar, beşte bir hisseden, istedikleri kimselere
tirip teslim etmeyi uygun gördüm.» dedi. Ben, bu hususta, uygun gördüğünü, Sen yapasın diye onu, Sana ge
Peygamberimiz, sustu, bir şey söylemedi (26).
(26) Vakıdl-Megazi c. 3, s. 1081
H2, ALİ'NİN YEMENE MEZHİCLERİN YURDUNA GÖNDERİLMESİ
YanıtlaSilKaetani'nin Yanışları:
85
tena halde hiddetlendi... Ebû Rafi'a, siddetli muahazelerde bulun-Kaetani, 17. fıkrasında «Ebû Rafi'in verdiği müsaadeyi görünce,
du.» (27) diyorsa da, yanlıştır.
Kaynaklarda, Hz. Ali'nin, Ebû Rafl'a fena halde hiddetlendiğine veya şiddetli muahazelerde bulunduğuna dair bir şey yoktur.
Ancak Ben, sana, bu elbiseleri muhafaza etmeni emr etmiştim. Yoksa, bunları, onlara veresin diye seni geride bırakmamıştım!» de-mekle iktifa etmiştir (28).
Kaetani, aynı fıkrasında «Maamafih, Hadis'te bir maksad-ı mah-sus takip edildiği ve Hadis'in mevzu olduğu pek âşıkardır. Berů b. Azib'e müntehi olan isnad hiç bir itimad telkin etmez. (29) diyorsa da, yalan ve iftiradır.
Çünkü, Bera' b. Äzib'e itimad edilemeyeceğini ve ona dayanan Ha-dis'in uydurmalığını iddia eden ve fakat, bu hususta ilmi hiç bir delil ortaya koyamayan, kitabının hemen her sahifesindeki yalan ve iftira-larını elle tutulur derecede isbatlamış bulunduğumuz Kaetanidir.
Her hangi bir haberin uydurma olup olmadığını, Kaetani gibi bu saharın acemileri değil, İbn-i Haldun gibi mutahassisları anlar ve or-taya koyarlar.
Nitekim, Kaetani'nin de «Müdakkık ve müşikâf (kılı kırk yaran) bir müverrih olan İbn-i Haldun...» (30)
diyerek ilim ve kudretini alkışladığı İbn-i Haldun, bu bahis konusu edi-len haberi, doğruluğuna kanaat getirerek kitabına kayd etmiş bulun-maktadır (31).
Tarih, Hadis ve Hadis ilminde otoriteliği herkesce kabul edilen Mi-zanül itdal Müellifi Zehebi de, Berâ b. Ázib'in, Eshabın ileri gelenlerin-den ve büyük Fıkıh (İslâm Hukuku) bilgin'i olduğunu ve on beş gaz-vede Peygamberimizle birlikte bulunduğunu açıklar (32).
Kaetani'nin, 18. fıkrasındaki «Meşkük bir Muhaddis olan Ebû Sa-id'ül'Hudri'ye istinad ederler. (33) Iddiası da, aynı mahiyettedir ve hiç bir ilmi ve tarihi dayanağı yoktur.
(27) Kactani-İslâm Tarihi c. 7, s. 33 (28) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1081
(29) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 34-35
Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 1, s. 180
(31) İbn-i Haldun-Tarih c. 2, ks. 2, s. 55 (32) Zehebi-Siyerü Alamünnübelâ c. 3, s. 129-130
Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 36
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSilve İslam Fıkıh (Hukuk) bilginlerinin Müctehidlerindendird Çünkü, Ebû Said-i Hudri, sıradan bir adam değil, Medine Müftisi Abdullah b. Ömer, Enes b. Malik.. gibi akranından büyük bir top-luluk kendisinden Hadis rivayet etmişlerdir.
tir (34). Hanzala b. Ebi Süfyan'ın, Üstadlarından nakline göre: Eshabin gençlerinden Ebû Said-i Hudri'den daha bilgili bir kimse gelmemis-
Kaetani'nin, sözünü ettiği kasdi, İslâm Muhaddislerinde değil, asıl Kaetani'de aramak gerekir.
Çünkü, İslâm Şeriatının ikinci kaynağı bulunan Hadisleri çokca ri-vayet eden Muhaddislerden tedirgin olan ve uzanamadığı İslâmi kıy metlere tükürmekten ve onları taşlamaktan kendini alamayan odur.
O, semaya fırlatılan şeylerin, nihayet, fırlatanın başına düşmeğe başlayacağını hisap edemeyecek kadar gaflet ve garazkârlık içindedir. Kaetani, aynı fıkrasında «Ve bütün Müslüman asakirinin kuman-
dasını Halid deruhde etmesi için emir vermiştir.» (35)
diyorsa da, yalan ve yanlıştır. Kumandayı, Halid b. Velid'in değil, Hz. Ali'nin üzerine alması emr edilmiştir (36).
(31) Zehebl-Siyerü Alamünnübelá c. 3, s. 113-114
(35) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 35
( 36) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, s. 291
1054
YanıtlaSilDELAL I HAYRAT ERHI
Cumlenin buraya kadar olan kısmına hulasa mana sudur:
merhametliler merhametlisi, keremiiler keremlisi Mevlâya bütün di Bu gusel vasıflarım, yüce isimlerin hürmet ve kasemi ile sets leklerme, emellerime murad ve makaudlarıma kavuşup bermurad elmamı niyaz eder isterim
Devam edelim
Senden dilerim.
Ky merhametliler merhametlist, ey dua edenlere icabet eden, ben kulun, sen Gani Kerim Rauf Rahim Yüce Mevla'ya tazarru ve niyaz edip nimet, ihsan talebinde bulunurum,
O apametliden de azemetli ismin hürmetine ki: Onunla sana dud olunduğu zaman kabul edersin; onunla sana bir dilek yapıldığı saman, verirsin.
RESULULLAH'IN AİŞE'VE ÖĞRETTIGI DUA
Imam- Taberani Rh. Mucem-4 Evsat'ında Enes b. Malik'ten rivayet edildiğini çıkararak şöyle dediğini anlattı:
Resulüllah S.A. efendimiz, Hazret-i Alşenin r.a. hücresine girdi Hazret-i Aişe ra. şöyle dedi:
Ya Resulellah, Yüce Allah'ın öyle bir ismini bana bellet ki, onunla kendisine dua edildiği zaman, kabul eder. Onunla kendisinden birşey talep edildiği zaman, verir.
Bunun üzerine, Resulüllah S.A. efendimiz, Hazret-i Aişe'ye bazı tavsiyelerde bulundu. Sonra, Hazret-i Aişe kalkıp abdest aldı ve şu duâyı okudu:
Allahım, senden hayrın tümünü isterim; ister onlardan bildi-ğim olsun. isterse bilmediğim. O ismin hürmetine senden dilerim ki Onunla sana dua edildiği zaman kabul edersin; bir şey istendiği zaman verirsin. (1)
Hazret-i Aişe r.a. bu duâyı okuyunca, Resulüllah S.A. efendimiz, kendisine şöyle buyurdu:
vardır.» Vallahi, senin sorduğun mübarek isim, bu isimler arasında
Devam edelim:
Senden dileğimdir.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Ey Alemlerin ilâhı, ey evvellerin ve Ahirlerin Rabbi, ben aciz zelil günahkar kulun; sen Daim, Baki, Ferd, Vahid, Samed şanı büyük Al-lah'a daima tasarru ve niyaz eder isterim.
Şu ismin hürmetine ki: Onun azameti karşısında UZAMA...
Burada geçen:
UZAMA.
(1) Bu duanın Arapça okunuşu şöyle olabilir
-Allahümme inni es'elüke minel-hayri küllihi maalimtü minhü ve ma lema'lem ve nes'elüke bismikel-azimillezi iza dulyte bihi ecebte ve iza süilte bihi a'tayte
KARA DAVUD
YanıtlaSil1055
Jekler.. Bunlardan başka; zatlarında, cinsleri, cemaatları arsında aza-Tabiri ile sunlar anlatılmaktadır: Nebiler. resuller, mukarreb me-met şanlı olanlar dahi murad edilmiş olabilir. Yahut, her iki zümrenin Yani: Padişahlar, sultanlar, cebbarlar ve sair şerefli ve önde giden
toplamı.. Mülük..
műtaazzim ve mütekebbirler.
Siba'.. Yani: Yırtıcı canavarlar. Arslan, kaplan ve benzeri hayvanlar.. Hevamm..
Yani: Haserat ve ezivet veren hayvanlar
.. Ve.. bunlardan başka yarattığın her şey zelil oldu.
Yani: Uysaliaştı; boyun eğip itaat etti.
Duâya devam edelim:
Ya Allah, ya Rabbi.
Bu cümlenin biraz daha serhli manası şudur:
Ey beni ketm-i ademden vücuda getiren; iman nuru ile müşerref eden; dünyaya ve âhirete dair hesaba gelmeyen üstün nimetler ve yu-ce lütuflar ihsan eden Rabbım.
Duamı kabul eyle.
Lütfunla, kereminle..
Ey izzet ve ceberut zatına mahsus olan zat.
SEMA MELEKLERİNİN TESBİHİ
Said b. Cübeyr'e r.a. dair bir rivayeti, Ebu Nuaym Hilyesinde şöyle anlattı:
Dünya semasında olan melekler, kıyamete kadar secdede du-rup şöyle duâ ederler:
Mülk ve melekût sahibi Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. (Sübhane zil-mülki vel-melekût.)
İkinci semadaki melekler. kıyamete kadar rükûda durup şöyle duà ederler:
İzzet ve ceberut sahibi Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. (Sübhane zil-izzeti vel-ceberut.)
Üçüncü sema melekleri, kıyamete kadar kıyamda durur; şöyle duâ ederler:
Diri ve ölmeyecek olan Yüze Zat, noksan sıfatlardan münez-zehtir. (Sübhan'el-Hayy'illezi lâyemut.)
Devam edelim:
Ey mülkün ve melekûtun sahibi..
Yani: Gayb ve şehadet âleminde tam manası ile tasarruf sahibi olan nimeti şümullü zat..
Ey Hayy lâyemut.
Şu manayadır:
Ey şanı yüce, umuma şamil nimet ve ihsan sahibi, devam ve beka ile sıfatlanan, zati bir hayatla daim baki zevalden münezzeh zatı mukaddes Allah..
1056
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Sübhansım.
Yani: Zatını kemal sıfatları ile tavsif, noksan sıfatlardan tenzih ve takdis ederim.
Rabbın, şanın nekadar büyük; mekânın nekadar yüksek; sen Rabbımsın.
Yani: Ancak sen, zat ve sıfatında. halk ve icadda, cümle tasarruf. ta teksin. Şerik ve nazirin yoktur.
Ey Ceberutunda mukaddes olan..
Şu manayadır: Ey zat, sıfat ve ilahi isimlerinde şanına noksanlık, kusur, ayıp icab eden şeylerden yana tam manası ile münezzeh olan şanı büyük Allah..
Rağbetim sanadır..
Yani: Lüttuna, affına, mağfiretine ve ihsanınadır; bunları dilerim.
Ancak senden korkarım.
Yani: Gazabından, hışmından, azabından, ıkabından, itap ve in-tikamından korkar, sana sığınırım.
Ya Azim ya Kebir ya Cebbar.
Burada:
- Cebba г.
Sıfatının açık manası şudur:
Dilediği gibi, tam tasarruf, tam istilá eden; dilediği üzerine tam manası ile kahrını ve hükmünü geçiren..
Yahut su manayadır: Cümle işleri yararlı kılan, cümle kırıkları, zayıatları geri yerlerine in'am eden..
Ya Kadir ya Kavi..
Yani: En güçlü, acizlikten ve zayıflıktan münezzeh ve müberra..
Pek mukaddessin ey büyük Allah.. Yücesin ya Alim..
Yani: Ey cümle eşyayı, ezeli ilmi lle muhit olan şanı büyük Allah. Sen isimlerinde ve yüce sıfatlarında, sonradan olma vasıflardan ve cümle ayıptan, noksandan yana yücesin; münezzeh ve mukaddes ol-dun. Ezelden ebede kadar yücesin..
Süblıansın ya Azim..
Bu cümle Sehliye nüshasında vardır. (Bizim metinde de vardır.) Ancak, bazı mutemet nüshalarda yoktur. Şu demeğe gelir:
Ey azamet, celâl, kibriya, yücelik, irtifa ile muttasıf olan zatı mukaddes Allahım. Senin zat, sıfat. isim ve fiillerini noksanlık, kusur ve fütur icab eden şeylerden tenzih ve takdis ederim..
Sübhansın ey Celil..
Şu demeğe gelir:
-Ey şanı büyük Allahım. Zat, sıfat, esma, ef'alini cümle noksan, kusur, ayıp ve füturdan daima tenzih ederek, sana hamd şükür ve duâ ile tazarru ve niyaz ederim.
Duâya devam edelim:
Büyük, tam ismin hürmetine senden dilerim.
KARA DAVUD
YanıtlaSilيَا عَلمُ مَقَالَتْ يَا عَلِيمُ سُبحَانَكَ يَا عَظِيمُ حانَكَ يا جليل الك باسمك العظيم التام الكَبيرِ أَنْ لَا تَلِطَ عَلَيْا جَارم عنَا وَلَا شَيْطَانَا قَريباً وَلَا انْسَانَا موداً وَلَا ضَعِيفًا مِنْ خَلْقِكَ وَلَا شَدِيدًا وَلَا بَارًا وَلَا فَاجِرًا وَلَا عِيداً ولا عنيدا. اللَّهُمَّ إِلَى اسْتَلَكَ فَإِلَى شَهِدُ أَنَّكَ أَنْتَ اللَّهُ الذي لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ الْوَاحِدَا الأَحَدُ الصَّمَدُ اللَّهِ لَوْيَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُنُوا أَحَدٌ يَا هُوَ يا من لا هُوَ الَّا هُوَ نَا مِنْ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ . يَا أَزَلِي يَا أَبَدَى يَا دَهْرِي يَا دَيْمُونِي يَا مَنْ هُوَ الْحَيُّ الَّذِي لَا يَمُوتُ يَا الهَنَا وَاللَّهُ
100/7
Ya azimü ya kebirü ya cobberü ya kadirü ya kaviyyű tebarekle ya azimű taaleyte ya alimü sübhaneke ya azimii sübhaneke ya celili.
Es'elüke bisnikel-azimit tanım kebiri en látusallita aleyna cabbaren aniden ve läşeytanen meriden ve Min sanen hasuden ve lazaifen min hallo ke ve låsediden ve labarren ve latach ren ve läabiden ve laaniden.
Allahümme inni es'elüke fe inni eshedü (1) enneke entellahülleri la he illå entel-vahid'ül-ehad' is-sadedül lezi lemyelid ve lemyuled ve lemyekün lehu küfüven ehadün ya hüve ya men lähūve illa hüve ya men là ilahe illa hüve ya ezeliyyū ya ebediyyű ya deh. riyyū ya deymuniyyü ya men hüvel hayyüllezi layemutü ya lähena ve ilah'e
Ya Azim ya Kebir ya Cebbar ya Kadir ya Kaviy, pek mukaddesain ey b yük Allah..
Yücesin ya Alim, sübhansın ya Azim, sübhansın ey Celll...
Büyük, yüce tam ismin hürmetine senden dilerim: Bize, anid cebbarı, merid şeytanı, hasud insanı, halkımdan zayıf ve güçlü olanı, iyi, kötü, köle, cariye, anid birini musallat etme.
Allahım, zatından dilerim. Ben şehadet ederim: Sen o Yüce Allah'na ki, senden başka ilah yoktur. Vahid Ehad Samed'sin.
Öyle bir zattır ki, ne doğmuştur, ne de doğurulmuştur, dengi ve naziri yoktur.
Ya hüve.. ya men lá hüve illa hüve..
Ey kendisinden başka ilah olmayan.
Ey ezeli, ey ebedi, ey dehri, ey deymami.
Ey hiç ölmeyen diri zat.
Ey İlâhımız, her şeyin İlâhı, tek llâh. Senden başka ilah yoktur.
**
(1) EŞHEDŰ: Bu kelime Sehliye nüshasında, OŞHİDO okunuşunda gel miştir; metinde böyledir. Her iki şekilde de okunabilir.
(Devarm: 1063. Sayfada)
F. 67
weli sipe
YanıtlaSil(use) Darpauqy WZRDIN
TARİHTE BUGÜN
1914-1. Dunya Savaşı Avrupa genelinde başladı.
- 1918 - Bediüzzaman'ın Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye'ye aza tayin edilmesi.
1922 - Enver Paşa'nın
şehit edilmesi.
1924 - Lozan Antlaşması yürürlüğe girdi.
1984 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Mehmet Çalışkan'ın vefatı.
AGUSTOS
04
PAZARTESİ
10 1447
RUMI: 22 TEMMUZ 1441 HIZIR: 91
BİR AYET Allah'ın lütfu geniştir ve ilmi her şeyi kaplar.
Bakara: 261
BİR HADİS
Allah, ümmetimden biri için hayır dilerse, kalbine Ashabımın sevgisini koyar.
Deylemî
Cenab-ı Hak, senin ibadetine, belki hiç bir şeye muhtaç değil. Fakat sen ibadete muhtaçsın; mânen hastasın. İbadet ise, mânevî yaralarına tiryaklar hükmündedir.
Imsak
Öğle
İkindi Aksam Yatsı
Imsak Günes
Õäle
İkindi
Aksam
Yatsı
Günes
Lem'alar
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1918-Hakkâri'nin
kurtuluşu.
- 1981 - İlk Uzay Mekiğinin fırlatılışı.
1967 - Tarihçi İsmail Hakkı Danişmend'in vefatı.
NİSAN
12
PAZAR
24 144
ŞEVVAL
RUMI: 30 MART 1442
KASIM: 156
BİR AYET
Kim mümin olduğu halde güzel işler yaparsa, emeği boşa gitmez. Biz onun her işini kaydediciyiz.
Enbiya Suresi: 94
BİR HADİS
Alim ve talebe mükâfatta ortaktırlar. Geri kalan insanlarda hayır yoktur.
Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza, bu fânî dünyadan da çıkacaksın. öyleyse, aziz olarak çıkmaya çalış. Vücudunu mucidine feda et. Mukabilinde büyük bir fiyat
alacaksın. Mesnevî-i Nuriye
TARINTE BUGUN
YanıtlaSil1909-Bediuzzamanın
31 Mart Hadisesi sebebiyle yargılandığı Divan-1 Harp mahkemesinden beraet edip tahliye edildiği haberi Tanin gazetesinde yer aldı.
2008 - Risalelerde adı geçen, Bediüzzaman'ın "manevî yeğenim" diye hitap ettiği Bedriye Eskicuma vefat etti.
24
SALI
TUESDAY
MAYIS
MAY
Allah, zalimleri çok iyi balir
Cuma Suresi: 7
BİR HADİS
Borcun karşılığı teşekkür etmek ve söz verilen vakitte vermektir.
Fenâya, ademe, hiçliğe, zulümata, nisyana, çürümeye, dağılmaya ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz. Siz fenâya değil, bekaya gidiyorsunuz....
Mektubat
GÜN 144 KALAN 001
PEYGAMBERİMİZİN BENİ TAYYİ 'LERDEN BENÍ MUAVİYE B.
YanıtlaSilCERVELLERE YAZISI
Peygamberimiz, Tayyi kabilesinden Beni Muaviye b. Cervellere bir
yan yazdı. Yazısında şöyle buyurdu:
Onlardan Müslüman olan, namaz kılan, zekât veren, Allaha ve Resûlüne itaat eden, ganimetlerden Allâhın beşte bir hakkını ve Pey-gamber Aleyhisselamın hissesini veren, müşriklerden ayrılan ve İslami-yet üzerine schadet ve ikrarda bulunan kimseler için Allah ve Resúla-nün emânı vardır.
Onlar, Müslüman oldukları zaman sahip bulundukları şeylere, da-varların yayılıp yattıkları yere de, sahip olmakta devam edeceklerdir.
Yazıyı, Zübeyr b. Avvam kaleme aldı. (1)
Kaetani'nin Yanlışları:
Kactani, 36. fıkrasının birinci kısmında, Peygamberimizin yazı-sının tercemesinde İhtidanın doğruluğu hakkında ikame-i şuhud... (2) diyorsa da, yanlıştır.
İslamiyet üzerine şehadet ve ikrarda bulunan diye terceme edil-mesi gerekirdi.
Kactani'nin, 2 numaralı notunda, yazıdaki (Mebiteten) kelimesi-
nin kapalılığı hakkındaki şikâyeti de, yersizdir (3). İbn-i Sa'd, ayı sahifede Beni Cüveyn'üt'Tailere yazılan yazıda bu kelimenin mânasını yeteri kadar açıklamıştır (4).
PEYGAMBERİMİZİN BENİ TAYYİ'LERDEN AMİR B. ESVED B. AMİR B. CÜVEYN'E YAZISI
veyn'e bir yazı yazdı (5).
Peygamberimiz, Tayyi' kabilesinden Amir b. Esved, b. Amir, b. Cü-
(1) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 209
(2) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 73
(3) Ksetani-alam Tarihi e. 7, s. 74
(4) Ibn-i Sa'd-Tabukat c. 1, a. 269 ( 3
) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 209, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 3, s. 118
ISLAM
YanıtlaSil83
Yazısında şöyle buyurdu:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Bu, Muhammed Resûlullahın, Müslüman olan Amir b. Esved'e ys
zısıdır (6):
O ve kavmi olan Tayyi'ler, namaz kıldıkları, zekât verdikleri v müşriklerden ayrıldıkları müddetçe, Müslüman oldukları zaman sahi bulundukları yurdlarına ve sularına sahip olmakta devam edeceklerdin Yazıyı, Mugire kaleme aldı (7).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 36. fıkrasının ikinci kısmında, Peygamberimizin yazısını tercemesinde «İslamiyeti kabul ettikleri takdirde namazı kıldıkları..» (8 diyorsa da, yanlıştır.
O ve kavmı olan Tayyl'ler, namaz kıldıkları» demek gerekirdir.
Mektubun İbn-i Esir'deki metninde Amir b. Esved'in Müslüman o duğu açıklanmış olup (9), bunun da, ihmal edilmemesi gerekirdi.
PEYGAMBERİMİZİN BENİ TAYYİ'LERDEN BENİ CÜVEYNLERE YAZISI
Peygamberimiz, Beni Tayyi'lerden Benî Cüveynlere bir yazı yazdı
Yazısında şöyle buyurdu:
«Onlardan, Allaha iman eden, namaz kılan, zekât veren, müşrik lerden ayrılan, Allâha ve Resûlüne itaat eden, ganimetlerden Allâhı beşte bir hakkını ve Peygamberin hissesini veren, İslâmiyet üzerine şe dullâhın emânı vardır. hadet ve ikrarda bulunan kimseler için Allahın ve Muhammed b. Ab
Onlar, Müslüman oldukları zaman sahip bulundukları topraklar na ve sularına sahip olmakta devam edecekler, davarların yayılıp ge döndükleri yatak yerleri de, kendilerine aid olacaktır.
Yazıyı, Mugire kaleme aldı.» (10)
(6) İbn-i Eslr-Üsdülgabe c. 3, s. 117
(
Ibn-i Sa'd-Tabakat e, 1, s. 269, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 3, 5, 117
(8 9) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 3, s. 117
) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 74-75
( (10) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 269
PEYGAMBERİMİZİN BENİ MUAVIYE B CERVELLERE RAZISI
YanıtlaSilPEYGAMBERİMİZİN BENİ TAYYİLERDEN BENI MA'NLERE YAZISI
Peygamberimiz, Beni Tayyi'lerden Beni Ma'nlere bir yazı yazdı.
Yazısında şöyle buyurdu:
at ettikleri, müşriklerden ayrıldıkları, Müslümanlıkarını ikrar ettikleri ve yol emniyetini sağladıkları müddetçe, Müslüman oldukları zaman sahip bulundukları yurd ve sularına sahip olmakta devam edecekler, davarların yayılıp geri döndükleri yatak yerleri de, kendilerine aid ola-Onlar, namaz kıldıkları, zekât verdikleri, Allaha ve Resûlüne Ita-caktır.
Yazıyı, Alá' kaleme aldı ve şahid oldu.» (11)
PEYGAMBERİMİZİN BENİ TAYYİ'LERE AID SULAR VE TOPRAKLAR HAKKINDA BENİ ESEDLERE YAZISI
Peygamberimiz, Beni Tayyi'lere aid sular ve topraklar hakkında Beni Esedlere şöyle yazdı:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Muhammed Peygamberden Beni Esedlere. Selámün aleyküm.
Ben, sizlerden dolayı O Allaha hamd ederim ki O'ndan başka ilah yoktur.
Bundan sonra derim ki: Tayyi'lerin sularına ve topraklarına yak-laşmayacaksınız.
Çünkü, onlara aid sular, sizin için helâl değildir. Onların topraklarına da, girmeyeceksiniz.
Kendilerinin girdirecekleri kimseler, bundan müstesnadır.
Muhammed'e asi olan kişiler, Muhammed'in himayesinden uzak kalırlar.
İse, Kudai b. Amr, bakacaktır. Halid b . Said yazdı. (12)
Kudai b. Amr, Beni Uzrelerden olup Beni Esedlerin zekât tahsil memuru idi (13).
(11) İbn-i Sa'd-Tabakat e. 1, a. 269
(12) Ibn-1 Sa'd-Tabakat e. 1, s. 260-270
(13) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 270
İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
YanıtlaSil90
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 40. fıkrasında, Peygamberimizin yazısındaki (Emma ba-
dü) sözünü «Aşağıda» (14)
diye terceme etmişse de, yanlıştır.
Çünki, Emma badů diye kısaltılmış olan bu söz aslında «Benim. sana olan duâmdan sonra demektir.
Bunu, ilkönce böyle kullanan da, Davud Aleyhisselam veya Ka'b b. Lücy'dir (15).
Bunu, Aşağıda» diye değil, hiç olmazsa "Bundan sonra derim ki veya «Bundan sonra bilesiniz ki» diye terceme etmek uygun düşerdi.
Kaetani, 40. fıkrasına eklediği 1 numaralı notunda «Mevsûkiyet evsafını hãiz gibi görünen bu vesika, görülüyor ki, Taylar ile Esedler
arasındaki münázaattan mülhem olmuştur. Esedler çölde Tayların elinde bulunan kuyulardan istifadeye kalk-
mışlardı. (16)
diyorsa da, yanlıştır. Her hangi bir
haberli, usülüne göre tenkid edemeyen Kaetani, dâi-ma keyfi ve sudan bir takım sebepler uydurmağa kalkmaktadır. Peygamberimizin, bu yazıyı, Beni Esedlerin, Benî Tayyi'lere ald sulara ve topraklara müdahaleleri üzerine yazması kadar tabiî ne ola-
bilirdi?
Yoksa, Kaetani, yazının, ortada böyle bir müdahale olmadan ya-zılması gerekeceğini mi sanıyordur?!
Bir vesikanın uydurmalığını, onun tabiiliğinde değil, gayr-1 tabii-liğinde aramak gerekmez mi?
Sonra, Beni Esedlerin, Beni Tayyi'lere aid sular ve topraklara her hangi bir müdahalede bulunmamış oldukları, tarihi ve ilmi bilgi ve bel-normal ve mantıki olmaz. gelerle isbatlanmadıkça, bu vesikanın uydurmalığını ileri sürmek te,
Kaldı ki Kaetani, müdahale ve münazaanın vukuunu peşînen ka-kapamıştır. bul etmiş bulunduğundan bu husustaki itiraz kapısını, kendisi yüzüne
(14) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 77
Firuzábadi-Kamüsülmuhit e. 1, s. 283 (16) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 77
miş tan k
YanıtlaSilArkadaşını Söyle Kim Olduğunu Söyleyeyim
Bir kimsenin kendisine uygun kişilerle arkadaşlık kurması gerektiğini ve "arkadaşını tanıdığımızda o kişinin de kimliğini" öğreneceğimizi belirtmek için "Arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyeyim." deriz. Bu atasözünü, arkadaş seçiminde dikkatli davranmamız gerektiğini, bu seçimin bizim karakterimizi de yansıttığını, dolayısıyla hayatımızı olumlu ya da olumsuz yön-de etkilediğini anlatmak için kullanırız.
Biraz uzunca bir tanım oldu ama ancak bu kadar özetleye-bildik. Zaten arkadaşlarımız da bizim birer özetimiz değil midir?
Çocukluk yıllarından itibaren pek çok arkadaş ediniriz. Hayat boyunca mahalleden, okuldan, iş yerinden, sanal âlem-den, derken bir sürü arkadaşımız olur. Bu binlerce arkadaşın içinde çok azıyla yüz yüze görüşürüz. Yine azdan azıyla da dertlerimizi paylaşırız. Çünkü "gerçek dostlar" yani arkadaşlar "yıldızlar gibidir, karanlık çökünce ortaya çıkarlar." Karanlık-tan kastımız "zor" zamanlardır. Maalesef herkes zor zamanların adamı değildir.
-93-
Gemisini Kurtaran Kaptandır
YanıtlaSil"Güç bir duruma düşüldüğünde ne yapıp edip kendisini veya yakın çevresindekileri kurtaran" çözüm odaklı insanlar için "Gemisini Kurtaran Kaptandır." deriz. Bu atasözünü ço-ğunlukla kriz üreten değil, krizleri çözme hususunda maha-retli olan kimselerden bahsederken kullanırız. Çünkü böyle kimseler ani bir durumla karşılaştıklarında hemen paniğe ka-pılmazlar.
Peki, ya ne yaparlar?
Akıllıca hareket edip düşünürler ve sıra dışı fikirler bulup aleyhlerine olan bir durumu lehlerine çevirirler. Bu tür kimse-ler devletin en üst kademesinden biri olup gemileri karadan da yürütebilir veya sıradan bir çoban olup da koyunların başları-na fener bağlatıp sayılarını çok gösterir ve böylelikle düşmanın gözünü korkutup geri çekilmelerini sağlar.
Her toplumda şahsiyetiyle, pratik zekâsıyla ve cesaretiyle ön plana çıkıp da ailesinin, komşusunun veya milletinin derdi-ni omuzlayan çözüm odaklı insanlar vardır. İster çoban olsun,
-79-
isterse hükümdar olsun, bir kişinin gerçekten de çözüm odak bir insan olup olmadığını nasıl anlarız?
YanıtlaSilKesinlikle zor bir durumla karşılaştığımız zaman anlarız
adeta onların varlığından güç alıp geleceğe daha bir umul-Savaş ya da doğal afet gibi imtihanlarla sınandığımızda la bakarız. Kendilerinden güç aldığımız bu insanlar, belki de dünyanın en yalnız ya da en anlaşılmaz kimseleridir çünkü yaşadıkları toplumda hak ettikleri değeri göremezler. Öyle de olsa onların eline de çok kıymetli bir hazine geçer. O hazineye "tecrübe" deriz.
"Tecrübesiz akıl bir iş beceremez." derler.
Yeterince tecrübeli bir kaptan, gemisi su aldığında gemiyi ilk terk edecek olan kişilerin fareler olduğunu bilir ve tedbi-rini ona göre alır. Tedbirden sonrası artık tevekküle kalmıştır. Bir kişi ne kadar akıllı, becerikli veya tecrübeli olursa olsun, takdiri bozamaz.
O sebeple bize düşen gemiyi sağlama almak için elimizden gelenin en iyisini yapmaktır. Gerisi takdiri ilahidir. Gelelim kimlerin kaptan olduğuna...
Aslına bakarsanız hepimiz bir geminin kaptanıyız. Yani herkesin sorumlu olduğu bir alan veya yerine getirmesi gere-ken bir ya da birkaç görevi vardır. Her kim sorumlu olduğu alandaki krizleri iyi yönetirse ve görevini aksatmadan yapar-sa, o kişi gemisini kurtarmış sayılır. Günümüzde kurtarılmayı bekleyen o kadar çok gemi vardır ki sözgelişi dağılan nice yuvalar batmakta olan gemileri andırır.
"Aile (ise) toplumun bel kemiğidir."
Nasıl ki bir insan bel kemiğinden zarar gördüğünde felc olma tehlikesiyle karşılaşıyorsa aynı şekilde dağılan her yuva da toplumun huzuruna ciddi zararlar verebilir. Bu zararları
-80
bertaraf etmenin en etkili yollarından biri de aile içinde sağlıklı bir iletişim kurmaktan geçer.
YanıtlaSilEğer bir kaptan gemisini kurtarmak istiyorsa bu dili mut-laka öğrenmelidir, muhakkak kullanmalıdır.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورة الالعام
وما قدروا الله حق قدره إذ قالوا ما أنزل الله على نكر من التى قل من انزل الكتاب الذى جاء به موسى نور وقلق الناس تجعلونه قراطيس تبدولها والحلول كثيرا والتك ما لم تعلموا أنتم ولا اباؤكم قل الله ثم درهم في خودي يلعبُونَ وَهذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبارك مصبق الذي بيل بانه والندر ام القرى ومَنْ حَوْلَها وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بالاخر الرسول به وهم على صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ ، وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى على اللهِ كَذِبًا أَوْ قَالَ أُوحِيَ إِلَى وَلَمْ يُوحَ إِلَيْهِ شَيْ وَمَنْ قَالَ سَأُنْزِلُ مِثْلُ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَوْ تَرَى إِذِ الظَّالِمُونَ فِي عُمَرَانِ الْمَوْتِ وَالْمَلَئِكَةُ بَاسِطُوا أَيْدِيهِمْ أَخْرِجُوا المسكم اليوم تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللهِ غَيْرَ الحل وَكُنتُمْ عَنْ أَيَّاتِهِ تَسْتَكْبِرُونَ وَلَقَدْ جِئْتُمُونا فرادى كنا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَلْنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ وَمَا ترى مَعَكُمْ شُفَعَاءَ كُمُ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَا لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنْكُمْ مَا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ .
ان الله
وَهُذَا كِتَابٌ أَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُصَدِّقُ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنْذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَهُمْ عَلَى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
66 Bu (Kur'an), Ümmü'l-kurā (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz, kendisinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır. Ahirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını kılmaya hakkıyla devam ederler.99 (En'am, 6/92)
Mushaf sayfa no: 138
Hafızlık sayfa no: 7. Cüz/3. sayfa
KUR'AN, ALLAH'IN TÜM İNSANLIĞA BİR HİTABIDIR.
BİLGİ
Bir ilahi kitap olarak Kur'an Allah'ın sözüdür, sözlerin en güzeli ve en yüce-sidir. Daha önce insanlığa gönderilen ilahi kitapların Allah tarafından gelen bozulmamış hållerini doğrular Kur'an. Onunla ilahi buyruk ve mesaj tamam-lanmıştır. Kur'an bozulmamış, ilahi koruma altına alınmıştır. O hem Mekke hem de onun çevresi yani tüm insanlık için gönderilmiş bir kitaptır. Kur'an'la hak ve batıl belli olmuştur. Ahirete iman edenler, Kur'an'a da iman eder ve Rablerine bağlanıp ibadet ederler.
MESAJ:
Mümin, Kur'an'ın, kendisine gönderilmiş ilahî bir kitap olduğunun bilincindedir ve başta namaz olmak üzere Kur'an'ın tüm emirlerini yerine getirir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Mübarek: Maddî ve manevî açıdan hayır getiren, bereketli. Ümmü'l-kura: Şehirlerin anası, çevresinin merkezi olan şehir, Mekke.
138
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالحجرة الشايع
الله طالق الحب والنوى يخرج الحى من الميت وتخرج انت من الحى ذلكم الله فلنى تؤفكون . فالق الإصباح وَجَعَلَ الَّيْلَ سَكَنَا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًا ذَلِكَ المدير العزيز العَلِيمِ وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ المهتدوا بها في ظُلُمَاتِ الْبَرَ وَالْبَحْرِ قَدْ فَضَّلْنَا الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ وَهُوَ الَّذِي أَنْشَاكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ ومستودع قَدْ فَضَّلْنَا الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَفْقَهُونَ وَهُوَ الَّذِي النزل من السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجْنَا بِهِ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَاخْرَجْنَا منه خضرا لخرجُ مِنْهُ حَبًّا مُتَرَاكِبًا وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا بنوال دَانِيَةً وَجَنَّاتٍ مِنْ أَعْنَابِ والزيتون والرمان من وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِها وغير مُتَشَابة الظروا إلى ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَبَنْعِهِ إِنَّ فِي ذَلِكُمْ لآيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ وَجَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكَاءَ الْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ وَخَرَقُوا لَهُ بَنِينَ وَبَنَاتٍ بِغَيْرِ عِلْمٍ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يصلون بَدِيعُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ إِلَى يَكُونُ لَهُ وَلَهُ وَلَمْ تكن لَهُ صَاحِبَةٌ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ .
إِنَّ اللَّهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوَى يُخْرِجُ الْحَيَ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَيِّ ذَلِكُمُ اللَّهُ فَإِنِّي تُؤْفَكُونَ
Tohumu ve çekirdeği çatlatan şüphesiz ki Allah'tır. O, ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü
çıkarmaktadır. İşte Allah budur. O hålde (haktan) nasıl dönersiniz!
(Επ'άm., 6/95)
Mushaf sayfa no: 139
Hafızlık sayfa no: 7. Cüz/2. sayfa
CAN VERENE KUL OL!
BİLGİ
Allah (c.c.) her şeyin yaratıcısıdır, yaratmasında asla kusur yoktur. O Allah ki ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarandır. Rahman olan Allah taneye ve çekirdeğe can verendir. O, kocaman ağacın özünü çekirdek içinde gizlemiştir. Toprağa ekilen tohum veya taneyi, çekirdeği yaran Allah'tır. Kupkuru tohumdan yumu-şak ve taze bitki çıkaran O'dur. O Allah ki mülkünde, kâinatta gücü sınırsız olan yaratıcıdır. Hål bu iken nasıl O'ndan yüz çevirip, başka varlıkları ilah ediniyorsunuz? Bu çok büyük bir hatadır.
MESAJ
Allah'ın yüceliğine ve sınırsız gücüne bakıp ibret almalı, O'ndan asla yüz çevirmemelidir.
KELİME DAĞARCIĞI
Habb: Tohum, tane.
Meyyit: Ölü, cansız.
139
225
YanıtlaSilDEYİMLER
koy
dinmek Delik deşik olmak
tapmak Verimsiz, sonuçsuz bir işle uğraşmak .
stine gelmek: Benzerleri arasında sivrilmiş olmak, seçkin na gelmek
cinemek Şehirde yaşayarak görgüsü artmak
amma düşmek: 1) Önemini, değerini yitirmek. 2) Ucuz fiyatla so-
satışa çıkarılmak.
dımları arışınlamak: İşsiz güçsüz dolaşmak.
y içinden fethetmek: Davasını karşı taraftan birinin yardımıyla
zanmak.
çekmek: Gereksiz olduğunu belirtmek için üstünü çizmek.
lem oynatmak: Yazı yazmak.
leme sarılmak: Hemen yazmaya başlamak.
eme almak: Yazı durumuna getirmek, yazıyla anlatmak.
leme gelir: Yazılabilir veya anlatılabilir.
Kalame gelmemek: Yazılır ve anlatılır gibi olmamak.
alemi olmak: Herhangi bir nitelikte yazı yazabilmek.
kaleminden kan damlamak: Yazıları acı ve dokunaklı olmak.
kalemiyle yaşamak (veya geçinmek): Geçimini yazılarıyla sağla-mak
kalbi kıyafeti yerinde: Görünüşü gösterişli olan kimse.
kalıbı değiştirmek (veya dinlendirmek): argo. Ölmek.
kalıbını basmak: Bir şeyi güvenle doğrulamak.
kalıbının adamı olmamak: Görünüşünden beklendiği gibi olmamak.
kalıp git: Durumunu bozmamış.
kalıp gibi oturmak: Vücuda tam oturmuş giysi.
kalıp gibi serilmek: Upuzun yatmak
kalıp gibi uyumak: Kımıldamadan uzun ve derin bir uyku uyumak.
DEYİMLER
YanıtlaSil224
kafasının dikine gitmek: Hiçbir öğüde kulak asmayarak aklına duğunu yapmak.
kafasının etini yemek: Sürekli rahatsız etmek.
kafasının kontağı atmak: Çok sinirlenmek, öfke ile dolmak.
kafayı (yere) vurmak: 1) Hastalanıp yatağa düşmek. yatmak.
2) Uyumaki
kafayı bulmak: argo. Sarhoş olmak, neşesi, keyfi yerine gelmek,
kafayı çekmek: argo. İçki içmek.
kafayı değiştirmek: Düşüncesini kanaatini değiştirmek.
kafayı tütsülemek: argo. Sarhoş olmak.
kafayı üşütmek: Delirmek, çılgınlaşmak.
kafayı yemek: argo. Aşırı yorgunluktan bunalıma düşmek.
kafes gibi: Zayıf, kuru veya delik deşik.
kafese girmek: argo. 1) Aldatılıp kendisinden çıkar sağlanmak. 2) Hapse girmek
kâğıt gibi olmak: Benzi solmak.
kâğıt üzerinde (üstünde) kalmak: Bir işin yapılması düşünülmüş ol-duğu hâlde yapılmamak.
kâğıt kaleme sarılmak: Hemen yazmaya başlamak.
kahır yüzünden lütfa uğramak: Birine kötülük olsun diye yapılan bir iş, tersine onun iyiliğine yardım etmek.
kahrından ölmek: 1) Çok üzülmek. 2) Aşırı üzüntü, ölümüne sebep olmak.
kahkahadan kırılmak: Çok gülmek.
kahve dövücünün hink deyicisi: bk. Havan dövücünün hink deyi-cisi.
kähya kesilmek: Olur olmaz her işine karışmak.
kalayı basmak: argo. Adamakıllı azarlamak.
kalbura çevirmek: Delik deşik etmek.
259
YanıtlaSilTELEF تلف : Yok olmak. Ölmek. Zâyi olmak. * Boş yere harcamak.
TELE'L تألو : Parıldama.
TELEMMU تلمع : Parıldama. Işıldama.
TELEMMÜZ تلمظ : Tatmak. * Dili ağızda Yemek. * döndürüp yemek kırıntısı aramak.
TELEPATI تله پاتی : Yun Gelecekte veya uzakta olan bir hadiseyi o anda duyma hâli.
TELESKOP تلسقوب : Fr: Gök cisimlerini görmek için kuv-vetli dürbün.
TELEVVÜN تلون : Renkten renge girme. Renklenme. * Döneklik, kararsızlık.
TELEZZÜZ تلذذ : Tat ve zevk almak. Zevklenmek.
TELIF تأليف : Barıştırmak. İmtizac ettirmek. * Eser yazmak.
ين : تل TEL'İN Lânetlemek. Lânet etmek.
TELKİB تلقيب : Lakab vermek, isim takmak.
TELKIH تلقيح : Aşılamak. Aşı. Cinsinin üremesini sağlamak.
TELKIN تلقين : Zihinde yer et-tirmek. Fikir aşılamak. Zi-hinde yer etmiş düşünce. Ölü gömüldükten sonra
imam tarafından söylenen söz.
TELMIH تلميح : Lâyıkiyle ve kâmilen keşfedip nazara arzetmek. Bir şeyi açıkça değil söz arasında mânalı söylemek.
* TELVİH تلويح : Açıklamak Zâhir ve aşikâre kılmak. Yüzün sölması. * Posa hâline getirmek.
hâlindeki Telvihat تلويحات : Telvih ler.Kinaye işaretler.
TELVIS تلويث : Kirletmek. * Bozmak, Pisletmek. berbât etmek.
TELEYİN تليين : Yumuşatmak. Eritmek. İçi yumuşatmak.
TELZİZ لذيذ : Lezzet verme. Tatlandırma. Lezzetlen-dirme.
TEMADI تمادی : Devam et mek. Sürüp gitmek. * Uzak olmak.
TEMANÜ تمانع : Çatışma, bir-birine mani olma. Kabul et-memek.
TEMASÜL تماثل : Benzeyiş Benzeme. Birbirine benze-mek. Birbirine müsâve müşâbih olmak.
TEMASA تماشا : f. Seyretmek. Hoşlanarak bakmak. Gez-mek. İbretle bakmak.
Temasagah 1 : تماشاگاه. Gezip
258
YanıtlaSilTEKLİF تكليف : Zor bir şey istemek. Bir vazife ileri sürmek. * Sıkılgan, çekingen muâmele etmek.
TEKMİL تكميل : Bitirmek, ta-mamlamak. Tam, Bütün, eksiksiz.
TEKNİK تكنيك : Fizik, kimya ve matematik gibi ilimlerin uygulanması.
TEKNOLOJİ تکنولوژی : Fr Teknik bilgiler.Matematik, kimya ve fizik ilminden elde edilen bilgiler.
TEKRARAT تكرارات : Tekrar lamalar. Aynı şeyi bir kaç defa yapma.
TEKRIM تكريم : Saygı göstermek, lütuf ve kerem-de bulunmak.
TEKRİR تكرير : Tekrar etme, bir daha yapma, söyleme, tekrarlama.
: تكثيف TEKSIF Yoğunlaştırma, Sıklaştırma, koyulaştırma, yığma, topla-ma.
TEKSİR تكثير : Çoğaltmak, artırmak, çoğaltılmak.
TEKVIN تكوين : Var etmek Meydana getirmek. Yarat-mak. Icad etmesidir.
TEKVIR تکویر : Yuvarlak laştırmak. Kıvırmak. Sar-mak. Toplamak. Cemol-mak.
TEKYE تكيه : . Zikir veya ders için toplanılan yer.. Dervişlerin meskeni ve mâbedi. Dayanmak.
TEKZİB تكذيب : Yalanlamak. Yalan olduğunu söylemek.
TELAFFUZ تلفظ : Söyleyiş Ağızdan çıkan lâfız.
TELAFI تلافی : Eksik olanı ta-mamlamak. Ziyanı karşılamak. Zararı ödemek.
TELATIFتلاطي : Sar maşmış bitikiler. Büklümler, kıvrımlar.
TELAHUK تلاحق : Birbirine katılmak. Birbiri arkasından gelip birleşmek.
Telâhuk-u efkar تلاحق أفكار Fikirlerin birbirine eklenme-si ve ilave edilmesi.
TELAKI تلاقی : Kavuşma Buluşma, birbirine kavuşma.
TELAKKI تلقى : Karşılamak. Almak. Kabul etmek. Görüş.
TELAZUM تلازم : Biri diğerine lâzım olmak. Karışık olmak. Bir şey diğerine yapışmak.
TELBİYE تلبيه : Lebbeyk Emrinize hazırım demek. Icabet etmek.
TELEBBÜS تلبس : Giymek Giyinmek. İki şeyi birbi-rine benzeterek ayırdedememek.
Kalbin Sanatı TAKVA
YanıtlaSilRasûlullah buyurur:
"İnsanlardan bana en yakın olanlar; kim ve nerede olur-larsa olsunlar, Allaha karşı takva sahibi olan müttakilerdir." (Ahmed, V, 235; Heysemi, IX, 22)
Bu sırra mazhar olan Hak dostları; vefatlarının üzerin-den asırlar geçse de unutulmaz, dillerde, gönüllerde ve duâ-larda dâimâ yâd edilirler.
Başta peygamberler, Peygamberimiz, ashâb-ı kiram, İslâm büyükleri, Veysel Karânî, Bahâeddin Nakşibend Haz-retleri, Hazret-i Mevlânâ, Yûnus Emre, Aziz Mahmud Hüdâyî ve emsâli, hepsi hâlâ gönüllerde irşadlarına devam ediyorlar.
Bu, takvânın verdiği berekettir. Cenâb-ı Hak ile dost ol-manın getirdiği nimettir.
Takvâlı kullar; hem dünyada gönüllere taht kuruyorlar hem de âhirette korku ve hüzünden âzâde olup, Cenâb-1 Hakk'ın sonsuz rahmet ve lütuflarına mazhar olacaklar.
Lâkin;
Tarihteki büyük zâlimlerden Firavun, Nemrut, Ebrehe ve benzerleri, insanlığın düşmanı ve yüz karası oldular. Hiç sevilmedikleri gibi, hatırlarda zulüm sembolü olarak kal-dılar. Saltanatları da hüsranla son buldu. Hepsi de tarihin çöplüğünde yerlerini aldılar. Saraylarının harâbelerini bay-kuşlar şenlendirmektedir.
Hâsılı;
Dostluğun, Allah'taki kaynağına ulaşan-lar; ebediyyen bütün insanlığın dostu oldu-lar. Sevdiler, sevildiler. Dünya hayatlarından sonra da dostluk ve muhabbette ebedîleşti-ler, fânî gök kubbede hoş bir sedâ bıraktılar.
THG
0952166
ZHF
ISP
1-61-2
Lügatçe
YanıtlaSiltilavet: Kur'ani qüzel sesle ve kurallara göre okuma.
tiryaki: Bir şeye çok alışmış olup, vazgeçemeyen kimse.
tül-i emel: Ardı arkası gelmeyen uzayıp giden emeller, arzular.
U
vuslat: Bir şeye ulaşma, erişme, kavuşma, visal.
ucb: Kendini beğenme, kibir, gurur.
uhrevi: Ahirete ait, âhiretle alakalı.
ukba: Ahiret.
ukůbat: Cezalar, eziyetler. (Kısas ve şahsi cezalar)
ulvi: Yüksek, yüce.
umûmi: Umúma ait, umumla ilgili; herkese ait, herkesle ilgili.
uzuv: Canlılarda hayati rolü olan ve belli bir işe yarayan vücut parçası, organ.
Ü
ümniyye: Hayal, kuruntu, zan.
ünsiyet: Yakınlık, dostluk kurmak, ülfet.
V
vakar: 1. Ağırbaşlılık, haysiyetini koruma. 2. Sabır. 3. Heybet.
vakfiye: Vakıf şartlarının yazıldığı kâğıt, vakıfnåme.
vârid: Gelen, ulaşan.
vasıf: Bir kimse veya nesneyi başkalarından ayıran ken-dine has hål, nitelik, husûsiyet.
vasi: 1. Ölen bir kişinin vasiyetini yerine getirmeye me-mur edilen kimse. 2. Kendi malını idare edemeyecek durumda olan akılca hasta veya zayıf bir kimsenin, bir yetimin, küçük bir çocuğun malını yöneten kimse.
vâzıh: Şüphe bırakmayacak şekilde açık olan, açık seçik, apaçık, aşikâr.
vebal: 1. Sonunda ceza ve azap olan fiil, günah, sorum-luluk. 2. Kötü akıbet.
vecd: 1. Kendini kaybedercesine ilâhî aşka dalma. 2. Şid-detli dînî duygu ve heyecan hâli.
vefâ: 1. Sözünü yerine getirme, sözünde durma, bor-cunu ödeme. 2. Sevgi, dostluk ve bağlılıkta sebat. 3. Yetme, yetişme.
velâyet: 1. Başkası adına iş yapabilme, velilik. 2. Hâkimi-yet, salähiyet. 3. Yakınlık, dostluk.
vesåyet: 1. Vasilik. 2. Tavsiye.
Y
visal orucu: Peşpeşe iki veya daha fazla gün oruç tutmak.
yakin: Şüpheden kurtulmuş, doğru, sağlam ve kesin bil-gi; doğru ve kuvvetle bilme, mutlak kanaat ve tam bir itmi'nan.
yarıcı: Tarlayı ekip biçerek ürünü mal sahibiyle yan yanya bölüşmek üzere çalışan kimse.
yegâne: Tek, yalnız, münferit, yektå, eşsiz, biricik,
ye's, yeis: Ümitsizlik, karamsarlık.
Z
zaaf: 1. Zayıflık, dermansızlık. 2. İrade zayıflığı. 3. Düş künlük.
zahir: 1. Görünen, meydanda olan, belli, açık, äşikäre. 2. Dış görünüş.
zarûri: İster istemez, çaresiz, mecbûrî, năçar.
zavlye: 1. Köşe, açı. 2. Küçük tekke.
zâyî: 1. Kayıp, yitik. 2. Elden çıkmış, telef olmuş.
zebûn: Güçsüz, zayıf, aciz.
zelle: 1. Ayağın sürçmesi. 2. Peygamberlerin gayr-i irådi yanılmaları.
zeval: Yokluk. Ortadan kalkma. Yerinden ayrılıp gitme. Sona erme.
zevce: Karı, hanım, eş.
zevç: Koca, eş.
zillet: 1. Hor ve hakir olma, alçalma, küçülme, düşme. 2. Alçaklık, miskinlik. 3. Hor ve hakir görülme.
zimem defteri: Bakkal, manav gibi yerlerde tutulan ve-resiye defteri.
zimmet: 1. Üstlenilen, yerine getirilmesi gereken şey. 2. Leh
ve aleyhteki hakların geçerli olması ve gerçekleşmesi. 3. Borç. 4. Koruma, himaye.
zimmetli: Zimmet edilmiş.
zuhur: Meydana gelme, görünme, hâsıl olma.
zümre: 1. Cemaat, topluluk. 2. Bölük, grup, sınıf, takım,
bölüm.
zürriyet: 1. Nesil, soy. 2. Üreme.
317
Kalbin Sanatı TAKVA
YanıtlaSiltakdim: 1. Sunmak. 2. Öne geçirmek, öne geçmek, öne almak.
takdir: 1. Ezelde Allahın bir şeyin olmasını istemesi. 2. Beğenme, değer verme. 3. Değerini anlama.
taklit: Başkasının re'yi ile amel etmek. Benzemeye veya benzetmeye çalışmak.
takvå: 1. Korkma, sakınma. 2. Allah korkusuyla emir ve yasaklarına uymakta titizlik gösterme.
tălim: 1. Bir işi öğrenmek veya alışmak için yapılan çalış ma, meşk. 2. Yetiştirme, öğretim.
tamahkår: Tamah eden, mal, para ve benzerlerine aşırı derecede istek duyan kimse, aç gözlü.
tasadduk: Sadaka verme.
tasannů: Yapmacık.
tasfiye: Saf håle getirme, antma.
tatbik: Uygulama.
tâzim: Hürmet, saygı, yüceltme.
tebårüz: Belirme, görünme, bårizleşme.
tebliğ: Eriştirme, ulaştırma, nakletme.
tecelli: 1. Görünme, belirme. 2. Kader, talih. 3. Allah'ın lutfuna nail olma.
tecessüs: 1. İç yüzünü araştırma, araştırma merakı. 2. Merak.
te'dib: Edeplendirme, terbiye etme, uslandırma.
tedkik: İnceleme.
teessür: Üzüntü, karamsarlık.
tefekkür: 1. Bir mesele hakkında zihni faaliyet gösterme, düşünme. 2. Derin düşünme.
tefessüh: Çürüyüp dağılma; bozulma, kokuşma.
tehassüs: Hislenme, duygulanma.
tekâmül: Basamak basamak meydana gelen değişme, şekil değiştirme ve gelişme, kemåle erme, olgunlaşma.
teksif: Yoğunlaştırma, yoğunlaştırılma, bir yere toplama.
teläkki: 1. Kabul etme, alma. 2. Anlayış, görüş. 3. Bir gö-rüşle bakmak.
telkin: 1. Fikrini kabul ettirme, aşılama. 2. Vefåt eden kişiyi kabre koyduktan sonra, mezarı başında sorgu meleklerine vereceği cevaplara dair kendisine hatır-latmalarda bulunmak.
temăşă: 1. Bakıp seyretme. 2. Gezme.
temâyül: 1. Bir tarafa doğru eğilme, meyletme. 2. Bir kimse veya şeye taraftar olma, ilgi duyma.
temâyüz: Sivrilme, dikkati çekerek öne çıkma, kendini gösterme.
tembih: 1. Uyarma, ikaz. 2. Hatırlatma, ihtar.
temenni: İstek, dilek, talep.
teminat: Güvence, garanti.
tenezzül: 1. Alçak gönüllülük gösterme. 2. Inme, alçalma.
tenzih: 1. Bütün eksiklik ve noksanlardan ayırmak. 2. Cenab-ı Hakk'ın her türlü noksan ve kusurlardan uzak, müteál (idraklerin erişemeyeceği derecede yü ce) bir yaratıcı olduğunu ikrar etmek.
terennüm: Yavaş, güzel ve hoş şekilde söyleme veya ötme.
terettüp: Gerekme.
terki: Eyerin arka kısmı, binek hayvanlarının sağrısı.
tertil: Kur'ân-ı Kerimi usül ve käidesine uygun şekilde okuma.
terviç: 1. Revaç verme, değerini artırma. 2. Destekle-me, tutma.
tesbih: Sübhanallah diyerek Allah'a tăzim etmek.
tesbihat: Tesbih'in çoğulu.
tescil: Sicile kaydetme, yazma.
tesis: Kurmak. İnşa etmek.
teşbih: Benzetme, kıyaslama.
teşhir: Sergileme, gösterme, ilån etme.
teşhis: 1. Kim ve ne olduğunu anlamak, tanımak. 2. Bir hastalığın ne olduğunu belirlemek.
teşkil: Şekillendirme, meydana getirme, yapma.
tevăzu: Alçak gönüllülük.
tevcih: 1. Belli bir yöne döndürme, çevirme. 2. Bir kimseye hitap etme. 3. Açıklama, tefsir etme.
tevdi: 1. Emånet etme. 2. Teslim etme.
tevzi: 1. Dağıtma. 2. Herkese; payına düşeni dağıtma, üleştirme.
teyakkuz: Uyanık, uyanık bulunma.
te'yid: 1. Doğrulama, destekleme. 2. Kuvvetlendirme, sağlamlaştırma.
tezahür: 1. Zuhür etme, meydana çıkma, belirme, görün-me, gözükme. 2. Belirti.
tezat: Birbirine zıt olma, zıtlık, aykırılık.
tezkiye: Nefsi, her türlü kötü sıfatlardan ve menfi temåyül-lerden temizleme, aklama ve güzel ahlak ile tezyin etme.
tezyin: Ziynetlendirme, süsleme.
316
GÜNÜN
YanıtlaSilDUASI
ve ailemi "...Allah'ım! Ey Rabbimiz ve ey ey her şeyin Rabbi! Beni ve dünya ve ahirette her an sana ihlasla bağlı kıl. Ey yücelik ve sahibi!..." (Ebû Dâvûd, Vitr, 25) ikram sahibi!..."
ZEKASI VE DÜRÜSTLÜĞÜYLE TANINAN ÇOK YÖNLÜ BİR ÂLİM: MEHMED ZİHNİ EFENDİ
1846'da İstanbul'da doğdu. "Zih-ni" mahlası çok zeki ve kavrayışlı olmasından dolayı hocası tarafın dan verilmiştir. Küçük yaşta Kur'an'ı ezberledi ve cami derslerine de-vam etti. Eğitimini tamamlayınca ulûm-i aliye (medrese öğretim üyeliği) diploması aldı. Çok değişik vazifelerle görev yaptı. Galatasaray Mekteb-i Sultanîsi'nde ve Mekteb-i Mülkiyye'deki hocalığı sırasında çığır açıcı öğretimi sayesinde bir-
çok değerli talebe yetiştirmiştir. 1025 kitaptan oluşan kitaplığını Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ne bağışlamıştır.
Mehmed Zihni Efendi Arapça öğ-retimi için bir dizi kitap yazmış ve bu hususta yeni bir çığır açmıştır. Kendisinin okuduğunu iyi anlayan, eleştiren, dikkatli ve düzenli ya-zan bir âlim olduğu belirtilmekte, ayrıca görevlerini hakkıyla yerine getiren, dürüstlükten ayrılmayan nazik bir insan olduğu nakledil-mektedir.
Halvetiyye-Şābāniyye şeyhi Ne-cib Efendi'ye intisap eden Meh-med Zihni Efendi, Meclis-i Kebîr-i Maarif üyesi iken 16 Aralık 1913 tarihinde İstanbul'da vefat etmiştir.
SÖZÜN ÖZÜ
Ne kaçan fırsatlar
karşısında ümitsizliğe
düşülmeli, ne de
fırsatlar ve sebepler Allah Teâlâ ya ile dua etmek
ihmal edilmelidir.
yürekten ve ihlas
hiçbir zaman elden bırakılmamalıdır.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır
TÜRKİYE SAHIFE-7
YanıtlaSilBİR BİLENE SORALIM
ALİ GÜLER
DİLLERİN MEYDANA ÇIKIŞI
Samsun dan YILDIRIM ÖZTÜRK'un suali şöyle
(Yeryüzünde çeşitli diller vardır. Acaba bu diller nasıl meydana çıkmıştır?)
CEVAP
(Tibyan) da Bekara süresi 31. âyet-i kerimesinin tetsirinde, Allahu teâlâ nin, Adem aleyhisselama bütun dilleri öğrettiğı, o da çocuklarının her biri siyle ayrı bir dil ile konuştuğu, sonra bu çocukların muhtelif memleketlere dağıldığı, böylece dillerin yeryüzune dağıldığı bildirilmektedir
Adem aleyhisselâm, evlatlarına bin kadar fisan öğretti. Vefatına kadar oğulları ve kalarıyla beraber kırkbin torununu gördü (Mearicu'n-Nübüvve]
***
Antakya'dan ABOUSSELAM GÜLTE
KIN'ın suali şöyle.
[Yazın sıcak olduğu İçin çok kimseler namazı kısa kollu gömlek ile, yalınayak ve takkesiz kılıyor. Bazı kimseler, "Böyle namaz kılmak mekruhtur." der-ken, bazıları da "Erkeğin namazda kapanması farz olan yerl.göbek ile diz arasıdır. Gömleksiz de kılınsa mahzuru olmaz." diyorlar. Hangisi doğrudur?)
CEVAP
Başı açık, yalınayak kolları sıvalı veya kısa kollu gömlek ile namaz kıl-mak mekruhtur Mekruh, namazın sevabını azaltır. Erkek, göbek ile diz arasını kapatarak namaz kılarsa kerahaten cáiz olur. Başı kolları ve vücudun örtülmesi gereken yerlerini kapatarak namaz kılmak sünnettir Sünnetlere riayet edilmezse namazın Sevabı azalır. Temiz çorapla câmiye gelmelidir Başkalarını rahatsız ede cek derecede kokan kirli çorap ile namaz kılmamalıdır. Başkalarına ezi-yet vermek haramdır. Eğer başka çorabı yoksa, haram işlememek için yalınayak kılabilir. Ancak bunu adet haline getirmemelidir. Namazı temiz elbise ile kılmaya çalışmalıdır Şafilde yalınayak namaz kılmak sünnettir.
★★★
"HARAM MI?" rümuzuyla mektup
yazan okuyucumuza
Sorduğunuz sullerın cevabi bir kaç defa yazıldı. Tekrar tekrar yazıl ması uygun olmuyor. Hiç birisi haram değildir
Konya'dan FERIT KALE'nın suali şöyle
(Farz ile sünnet, sünnet ile farz ara-sında konuşanın sünnet namazı kabül olmaz diyorlar. Doğru mudur?)
CEVAP
(Sunnet ile farz arasında konus-mak, sünneti iskat etmez ise de sevabını azaltır Bir şey okumak da böyledir Bazı âlimlere göre sünnet kabül olmaz, evvelki sünneti tekrar kılmak lazım olur) (Dürr-ül muhtar s.457)
(Farz ile sünnet, sünnet ile farz arasında konuşmak, sünneti iskat etmez iso de, sevabını azaltır Ala kavlin, sünnet såkıt olmakla, iåde olu nur) (Nimet-Islam)
Goruldüğu gibi, sünnet ile farz farz ile sunnet arasında konuşmak veya üç İhlas ile bir Fatiha okumak bazı âlimlere göre, sünnetin sevåbını azaltır, ba'zı âlimlere göre de, hiç kabül olmaz.
***
İstanbul-Yeşildirek'ten RECEP DOĞAN'ın suali şöyle
(Gazetelerden Barnabas Incilinin değişmediğini okudum. İncil değişme-seydi Kur'ân-ı kerim gelir miydi?)
CEVAP:
Allahü teâlâ, her bin senede (Resûl) leri vasıtası ile bir din göndermiştir Bütün Peygamberler aynı îmânı bil-dirmişlerdir. Fakat kalb ile, beden ile yapılması ve sakınılması lazım gelen hususları değişiktı. Her resül gelince, kendinden önce gelen resülün îmâna ait olmıyan hükümleri nesh etmiş, yürürlükten kaldırmıştır. En son ola rak Muhammed aleyhisselâm gel-miş, daha önce gelen Resüllerin bildirdikleri nesh olmuştur. Kur'ân-kerimin gelmesi. Barnabas Incılının değişip değişmemesine bağlı değildir.
★★★
Kocaeli-Gölcük'den R.U, nun suali-nin cevabı şöyle;
Bahsettiğiniz Mısırlı yazarın kitap-farı muteber değildir Adresinizi yazarsanız bu hususta daha önce yazdığımız yazıların fotokopilerini göndeririz
MIFTAHU'L-KULÜB MÜELLİFİ M. ŞEMSEDDİN NURİ (K.S.)
YanıtlaSilMuhammed Nurî Nakşıbendi Hazretleri, Emirzâde Seyyid Hüse-yin Efendi'nin oğlu olup 1801 senesinde İstanbul'da dünyaya gel-miştir. Abdülkadir Geylânî Hazretleri'nin 16. batından evlatlarıdır. Älet ve âlî ilimlerde tekemmül ederek Şehrî Hafız Efendi'den icâzet almıştır. Nakşî Şeyhi, Kayserili Hacı Mustafa Efendi, Mehmed Nû-rì Efendi'yi 10 yaşında iken, halifeşi Saîd Efendi'ye göstererek: "Bu çocuk zamanın kutbu olacaktır. Ümmet-i Muhammed'den birçok kimse bundan feyz alacaktır. Bunu sen irşad edeceksin. Dikkat et. Zamanını bekle" diye tenbih etmiştir. Sald Efendi, hissettirmeden Mehmed Nûrî Efendi'yi 18 sene takib ve tarassut ettikten sonra nihâ-yet Ramazan ayında va'z ve nasîhat için Kayseri'den Istanbul'a gel-diğinde Mehmed Nuri Efendi'nin müracaatı üzerine müntesibliğe ka-bul etmiştir. Altı sene zarfında seyr-i sülüku kat edip otuz dört yaşın-da iken İrşad ile vazifelendirilmiştir. Sultan II. Mahmud Hân, kendi-sine irşad vazifesini îfâ için Yahya Efendi dergâhını tahsis etmiştir. Nusretiye Camii'nde de dersler vermiş ve bu derslerin bazılarına bizzat sultan da iştirak etmiştir.
Gâyet mütenâsip uzun boylu idi. Heyet-i mecmûası insan güzeli, güzel görünüşlü, mânevî heybetli idi. Mübarek yüzleri uzuna yakın yuvarlak, sariya mail beyaz, aliniarı açık, kaşıarı yüksek ve gür, gözleri gayet sevimli koyuca tahrirli mavi, burunları çekme ve biraz tümsekçe, ağızları büyüğe mail ve mûtedil surette toplu, dişleri mû-tedilâne sık, mübarek sakalları kumraldı. Zahid, müttakî ve cömert, ilmi ile âmil, hâkikati Muhammediyyeye vakıf, kerâmâtı zâhir, ârif-i billah bir veliy-yi zîşân ve insân-ı kâmil idi.
Buyurmuşlardır ki; "Şu hususa çok dikkat edilmelidir: Babadan kalmış veya bir gelir temin etmek gayesiyle kolayını bulup bir derga-hı ele geçirmiş kimseler vardır. Bunlar tasavvuf yolunda bazı kitap ve risâleleri okuyup şeyhlik iddia ederek insanlara doğru yolu göster-meye kalkarlar. Fakat kendileri doğru yolun hangisi olduğunu bilmez-ler. Böyle kimseler kör insan gibidir, bunların talebeleri de kör olur. Bunların, sonunda tehlikeli bir uçuruma düşmelerinden korkulur."
1866 senesi Şevval'in 14. Pazartesi günü 64 yaşında İstan-bul'da irtihâl buyurdular. Cenaze namazı Beşiktaş Sinan Paşa Câ-mii'nde kılındı. Mübarek na'şı Yahya Efendi türbesinde hazırlanan kabrine konulmuştur.
Miftahul Kulüb adlı eseri tasavvufa dair çok kıymetli malumat veren muteber bir kitaptır.
656
YanıtlaSilZevk - Tad, lezzet, hoşlanma, haz duyma, (İyi, güzel ve zarif şeyleri anlayabilmek yeteneği).
Zillet Alçalma, alçaklık.
Zina Gayri meşrû çiftleşme.
Süs. Ziynet
Zimnen Gizlice, dolayısiyle.
Zid - Bir şeyin aksi, karşıtı, ters ve aykırı olan.
Zuhur Zahir olma, görünme, mey-dana çıkma, hasıl olma, vücuda gelme.
Zulmet - Karanlık.
Zu'm - Doğru veya yanlış bir fikir, zan.
Zühd - Dinin yasak ettiği şeylerden sakınma ve buyruklarını yerine getirme.
Zühd-ü-tekva
Dinin yasak ettiği şeylerden sakınmak, buyrukları-nı yerine getirmek, her türlü gü-nahlardan ve şüpheli hallerden kaçınnıak temiz ve kanaatkâr ta' at ve ibadetle uğraşmak.
Zülcenâheyn — Iki kanatlı (Şeriat il-mini âlim ve onunla âmil, aynı zamanda tarikat ilmini de âmil ve onunla da âmil olan seçkin kişi-ler).
Zümre - Cemaat, sınıf, cins, (Ka-tegori).
655
YanıtlaSil-U-
Ubudiyyet Kulluk.
U'cub - Kendini cok sevme, bencil-
lik, gurur.
Ukba - Ahiret.
U'la - Birinci.
Ulema Alimler, bilginler.
Ulvi dır). Yüce, yüksek (Süfli karşılığı-
Ulviyyet liyyet karşılığıdır). Yücelik, yükseklik (Süf-
Umur Emr'ler, işler.
Urûç Yükselme, yukarı çıkma.
Uşşak - Aşıklar.
Vehm (Vehim) - Kuruntu, kuşku, ha-yal kuvveti.
Velayet - Veli'lik.
Veli - Dost, âşık, birinin sevgilisi, sahip (Allahu teâlä'ya yakın olan mänevi rütbeleri yüksek zevat).
Veliyullah Allahu tela'nın dostla rı, yakınları.
Veraset - Ölen bir kimsenin malina sahip olma, ona vāris olma.
Vesvese - İç üzüntüsü, şüphe ve tereddüt.
Vird Herhangi bir dua veya âyeti biteviye tekrarlama.
Vuslat Sevdiğine kavuşma.
-Y-
Ülfet Alışma, alışkanlık.
Ulûhiyyet Allah'lık, ma'budluk.
lışkanlık. Ünsiyyet Ahbaplık, arkadaşlık, a- Yâver
Anma, hatıra getirme, sözü-Yad nü etme.
Üslūp Tarz, usul, ifade tarzı.
Ye'is Umutsuzluk, üzüntü.
Yardım eden, yardımcı.
Üstâd Öğretici, bilgisi ve san'atı üstün olan kimse.
V-
Vahdaniyyet Allahu teâlâ'nın bir-liği.
Vahdet Birlik, yalnızlık.
Vahid Bir, tek.
Vakıf Bilen, vukufu olan.
Vârid Vâris Vürud eden, gelen, yetişen
olan, mirasçı. Bir ölünün mirasını alacak
Vâsıf Vasıflarını belirten, vasıf- Zat larını anlatan.
Vasiyyet - Bir kimsenin, ölümünden leri ölmeden önce bildirmesi. sonra yapılmasını istediği şey-/
Vech Yüz, çehre, sebep, vesile, münasebet, maksat, gaye, niy-yet, meram.
Vefa Sözde durma, sevgide sada-kat, yetişme, kâfi olma.
-2-
Zahid Dinin yasak ettiği şeyler-den sakınan ve buyruklarını yeri-ne getiren, kanaat üzere yaşayan kimse.
Zahir Açık, belli, âşikâr, dış gö-rünüş (Bâtı'nın karşılığıdır).
Zakir Zikreden, daima zikirle meş gul olan.
Zamir İçyüz, gizli gaye, belirli bir ismin yerine kullanılan ve onun anlattığı şeyi bildiren kelime.
Kendisi, nefsi, mû'teber kim-
se. Allahu tela'nın zâtı. Zatullah Zelil - Hakir alçak.
, Zem Yerme, suçlama, ayıplama, kötülüğünü söyleme.
Zerre Zeval Pek küçük parça (Molekül). Geçme, ardı kesilme, heläk olma, gerileme, meyletme.
Zevat Zatlar, kişiler.
Talib İstekli, isteyen.
YanıtlaSilTaltif Gönül okşama, mükafatlan-dırma.
Tarik-i-nefsani Tarik Yol, meslek, tarikat.
Nefsi terbiye ede-rek giden tarikatler.
Tarik-i-ruhani Ruhu terbiye ede-rek giden tarikatler.
Tô'riz Sitem, dokundurma.
Tärümar Darmadağın.
Tasarruf Sahibi olmadığı bir mül-kü kullanma.
Tasavvuf Vahdet-i-vücuttan bah-seden ilim.
Tasfiye Bulanık bir suyu berrak-laştırma, temizleme.
Tavsif Niteliklerini söyleme.
Tazarrû Yalvarıp yakarma.
Ta'zim ma. Ululama, büyütme, ağırla-
Teâlâ Ulu ve yüksek olsun.
Tebcil Yüceltme, ululama.
Tebşir Müjdeleme, hayırlı haber verme.
Tecelli Belirme, görünme.
Te'dip Uslandırma, yola getirme, edeb ve terbiye verme.
Te'enni Ağır, ihtiyatlı ve ağır dav-ranma, acele etmeme.
Tefekkür Düşünme, mülahaza et-me.
Tefviz Bir işi birisine havale et-me, uhdesine verme.
Teheccüd Gece uyanarak namaz kılma, gece riamazı.
Tehlil La ilahe illallah kelime-i tay-yibesini okuma.
Tekbir Allahu teâlâ'nın büyüklü-ğünü ve ululuğunu anmak için Allahu Ekber demek.
Tekellüm Söyleme, konuşma.
Tekrim Ta'zim ve hürmet etme, büyütme.
Tekva Günahlardan sakınma, her türlü şüpheli hal ve hareketler-den kaçınma ve kendini gözetme
Tekmil Başlanan bir işi bitirme, tamamlama.
Zihinde yer ettirme, söy. leyip anlatma. Telkin
654
Temcid - Ta'zim ve senå etme, ağır lama (Sabaha karşı minarelerde okunan dua).
Temessük Elde tutma, yakalama, sıkı sıkı sarılma, (Borca karşı alacaklıya verilen senet).
Tenzih Noksanlardan kabahatler-den påk etme.
Tenzil İndirme, aşağı düşürme. Terbiye Bir kimse veya bir şey
üzerinde İşleyerek onu madde ve ruh bakımından güdülen gayeye hazırlama.
Tereddüt Duraklama, kararsızlık,
Tesbih Sübhanallah diyerek Alla-hu teâla'yı noksan sıfatlardan tenzih ve kemal sıfatları ile tav-sif etme.
Teslik Sülük ettirme.
Teslim Bir emaneti yerine verme,
bir seyi yeni sahibine verme, kar-şısındakinin hükmü altına girme veya bırakma.
Teslimiyyet Kendisini kaderinin veya başka birisinin irâdesine verme.
Tevazû' Alçak gönüllülük, göste-rişsizlik.
Tevvâb Tövbeleri kabul eden (Al-lahu teâlâ).
Teveccüh Bir tarafa dönme, yö-nelme, doğrulma, yanaşma, meyl,
muhabbet, iyi görüş. Tevekkül Bütün işlerini Allahu te-
âlâ'nın emir ve iradesine bıraka-rak kader hükmüne razı olma.
Tevfik Uydurma, münasip düşür-me, muvafık etme.
Tezekkür Hatıra getirme, bir iş için konuşma.
Tövbe Günahlardan rücû ederek bir daha işlememeğe niyyet et-me.
Tûba Cennette bir ağacın adı.
Tulû' Doğma, görünme, çıkma, zu-hur.
EL HAC
YanıtlaSilMEHMED NURİ
SEMSUDDIN EL-NAKŞİBENDİ
القطيف
TAM
MIFTAH-UL-KULÜB
KALBLERİN ANAHTARI
Miftahülkulüb. Mürakabe Pendiyye
İslâm Tasavvufunun Şartları
Vasiyyetnâme. Fethiyye Evrâdı ve
Tercemesi Bahariyye Evrâdı ve
Tercemesi.
SALAH BİLİCİ KİTABEVİ
Ordu cad. Hasan Paşa Han Ne 19
Bayazıt-İstanbu
Ruhun Mahiyeti. Ruhun mahiyeti konusunda âlimler arasında farklı görüşler ortaya çıkmıştır. 1. Ruhun mahiyetini bilmek mümkün değildir, çünkü ruh rabbin emrinden olması itibariyle gaybî bir konudur. Bu görüşü benimseyen Ali el-Kārî, Ehl-i sünnet âlimlerinin ekserisinin aynı kanaatte olduğunu belirtir. Şa‘rânî ise bu anlayışı Sûfiyye çoğunluğu ile bazı kelâmcılara atfeder (Eş‘arî, s. 334; Bedreddin el-Aynî, XIV, 112; Şa‘rânî, II, 122). 2. Ruh bedenin şekline bürünen ve duyularla algılanamayan madde dışı bir varlıktır. Muhammed Abduh, Mâlik b. Enes’e nisbet edilen bu görüşle ruhun bedenin şeklini almış “esîr” denilen maddeden ibaret olduğunu savunan XX. yüzyıl ruh bilimcilerinin görüşleri arasında benzerlik bulunduğunu ileri sürer (Reşîd Rızâ, II, 39). 3. Ruh soyut, kutsal ve basit bir cevher olup bedenin bütününe yayılmıştır. Madde türünden bir cisim, cevher veya araz değil tek bir cevherdir, başlı başına vardır, zaman ve mekânla sınırlı değildir, duyularla algılanamaz. Allah’ın “ol” emriyle bedende yaratılmıştır, ruh bedenden alınınca insan ölür. Muammer b. Abbâd, Nazzâm, Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, İbn Sînâ, Râgıb el-İsfahânî, Ebû Zeyd ed-Debûsî, Gazzâlî gibi farklı ekollere mensup kelâmcı ve filozofların yanı sıra bir grup Sûfiyye bu görüştedir (Eş‘arî, s. 329, 333-334; Kādî Abdülcebbâr, XI, 310; İbn Hazm, V, 202). 4. Ruh latif, nûrânî ve semavî bir cisimdir, gül suyunun gülün maddesine yayıldığı gibi bedene yayılmıştır. Ruh bedene ait bir araz olamaz, çünkü araz sürekli yok olup yeniden yaratılır. Eğer ruh araz olsaydı insanın her an farklı bir ruha, kimlik ve kişiliğe sahip olması gerekirdi. Naslarda ruhun ölümden sonra azap veya nimeti algılayacağının bildirilmesi de onun cisim olduğunu kanıtlar, ayrıca araz için böyle bir durumdan söz edilemez. Latif cisim olması duyularla algılanmasını gerektirmez, sadece maddî cisimlere benzemeyen bir cisim olmasını zorunlu kılar. İnsanın düşünen, akıl yürüten ve bilen bir varlık olması da ruhun araz niteliği taşımasını imkânsız kılar. Latif cisim olan ruh ile insandaki “biyolojik canlılık” anlamına gelen ruh aynı şey değildir. Ebû Ali el-Cübbâî, Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî, İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî, İbn Hazm, Fahreddin er-Râzî, İbn Kayyim el-Cevziyye gibi âlimlerle bir grup Sûfiyye bu görüşü benimsemiştir (Eş‘arî, s. 333-334; İbn Fûrek, s. 257, 281; Cüveynî, s. 377; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, XXI, 43-45; XXX, 177; İbn Kayyim el-Cevziyye, s. 177-186). 5. Ruh bedenin canlı olmasını sağlayan bir arazdır. Onun yansımaları konumunda bulunan ilim,
YanıtlaSil12
YanıtlaSilHüd Süresi - Ayet:1
Cüz: 11 Süre: 11
İşte bu sözden anlaşıdığına göre; Kur'ân'ın muhkem kılınması âyetlerinin içinde müteşäbih bulunmadığı anlamına gelmediği gibi, kendi ayetlerinden bäzısının yine kendi âyetleri ile neshedilmediği mânâsı da taşımaz.
Nitekim:
مِنْهُ آيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ )
"O (Kur'a)ndan bir kısmı, (mânâsı anlaşılamayacak derecede kısalıktan ve farkı månålara ihtimalli olmaktan korunmuş olmaları hasebiyle) muh-kem (ve sağlam kılınmış) birtakım âyetlerdir ki onlar o Kitâb'ın anası (ve esäsı olduklarından, helål ve haram gibi hükümlerde başvurulacak yegâne kaynak olma özelliğini taşımakta)dır(lar).
Bir de (kısalığından veya lügat îtibarıyla muhkem bir âyete muhalif gö-züktüğünden dolayı farklı tefsîrlere müsäit bulunan) diğerleri (vardır) ki; (onlar) müteşåbih (âyet)ler(dir)." (Arin Süresi:7iden) kavl-i şerîfi ile:
مَا نَنْسَحْ مِنْ آيَةٍ أَوْ تُنْسِهَا تَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِثْلِهَا )
"Biz herhangi bir ayeti(n lafzını yahut hükmünü veyå her ikisinin geçer-liliğini kaldırarak onu) neshedersek veya (hafızalardan silerek) onu unuttu-rursak, (onun yerine, hem kullara fayda ve kolaylık açısından, hem de sevåb bakımından) ondan daha iyisini veya (yükümlülük ve sevâb kazandırma yönünden) onun (bir) benzerini getiririz." (Bakara Süresi 106 den) âyet-i celilesi bu hakikati beyân etmektedir.
Fahrurrâzian beyârı vechile; Kur'ân âyetlerinin muhkem kılın-ması birkaç şekilde tefsir edilmiştir.
Birincisi, bu kitabın månålarının en mühimleri olan tevhîd, adâålet, nü-büvvet ve me'åd (âhiret) ile ilgili konular neshi kabûl etmediğinden hepsi son derece muhkemdirler.
İkincisi; Kur'ân'da bulunan âyetler tenākuz (ve çelişki) barındırmaz, bir-birine zit mefhumlar barındırmak ihkâm sıfatının zıttıdır, onun âyetleri te-zaddan hali olduğuna göre muhkemlik sıfatı hâsıl omuştur. -(Nitekim:
وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللَّهِ لَوَجَدُوا فِيهِ اخْتِلَافًا كَثِيرًا )
"Eğer (kafirlerin iddia ettiği gibi) o (Kur'ân-ı Kerîm), Allah'tan başkası ta-rafından (yazılmış) olsaydı elbette onun içerisinde (nazım bozukluğu ve mânâ çelişkisi gilhi) pek çok ihtilaf bulurlardı." (Nad Süresis) kaol-i şerifi bu hakikati açıklamaktadır.)
RÛHU'L - FURKĀN
YanıtlaSilTEFSİRİ
20. Cild
Hûd Sûresi: 1-60
HAZIRLAYANLAR
Mahmûd USTAOSMANOĞLU
riyasetindeki ilmi bir heyet
Bu cildde emeği geçen Cübbeli Ahmed Efendi ve arkadaşlarına Alîm ve Habîr olan Mevlâ Teâlâ dan ecr-i azîm niyâz ederim.
Müceddid Mahmûd Efendi Hazretleri
ahıska
yayınevi
1058
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHI
ALLAH LAFZA-İ CELALI
Yani: Bu öyle büyük bir isimdir ki, onun yüce zatının celalet ve fehametini, cümle sıfatının kemalâtını tam manası ile kendinde cem etmiştir. Bu ise.. Allah lafzıdır. Bu cümlede murad olan mana da bu-dur. Nahiv âlimleri katında bu mübarek lafza-i celâl ismi için:
A'ref'ül-maarif.
Tabir edilir.
Bu manada, İbn-i Cinni şöyle anlattı:
Nahiv (Arap dili kaidesi) âlimlerinden Sibeyeyh öldükten son-ra, rüyada görüldü ve kendisine soruldu:
Yüce Hak. sana ne muamele eyledi?.
Şu cevabı verdi:
Beni bağışlayıp çok hayır ihsan eyledi.
Mağfiretinizin sebebi ne oldu?.
Diye sorulduğu zaman da, şöyle anlattı:
A'raf'ül-maarif ALLAH ismidir.
Demiştim. Bu sözüm üzerine, Yüce Hak beni bağışladı. Affedip rahmetine nail eyledi.
NEFS-I EMMARE
Devam edelim:
Bize ANİD cebbarları (zalimleri) musallat etmeyesin.
Bu cümlede geçen:
- ANID.
Lafzı, şu manayadır: Hakkı kabul etmemekte son hadde erişen inatçılar.. Özellikle bunlar: İnsanların, ve cinlerin şeytanlarıdır. Bun-lardan daha kötü olan kötülükle emreden nefis.. Yani: Nefs-i emma-re bissu. Çünkü bunun tuğyanı, azgınlığı cevri ve inadı, yetmiş şeyta-nin azgınlığından, tuğyanından daha ileridir. Onlardan daha çok ha-bistir. Nitekim, bu manada, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu: «Senin için düşmanların düşmanı, iki yanın ortasındaki nef--sindir.»
Demek olur ki:
Ya Rabbi, bu düşmanları bana ve cümlemize sataştırma.
Keza MERİD şeytanı da.. Hased eden insanı da..
Bu cümlede şeytan için kullanılan:
Merid.
Şu demeğe gelir: Pek azgın, mütemerrid.
Bu cümlede geçen: Hased, kalb afetlerinden olup büyük bir hastalık sayılır. Bunun için, pek çok hadis-i şerif gelmiştir. Hepsinde de kötülenmiştir. Çünkü, zararı çoktur.
Bu manada Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
«Hased, iyiliklerin getireceği sevabı mahveder; ateş odunu ya kıp mahvettiği gibi..>>>
Sonra, hasedin zararları da pek çoktur. Bir defa, hased eden kim-se, şeytandan daha yaramazdır.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1050
HASED EDEN KADIN ŞEYTANLA FIRAVUN'UN HİKAYEBI
Şöyle hikâye edildi:
Bir gün, Şeytan Firavun'un halvethanesine geldi; kapıyı çaldı. Fl.
ravun, içeriden:
Kimdir?.
Diye sorduğu zaman, Şeytan şöyle dedi:
Helåk ol, daha kapıyı çalanı bilmiyorsun; utanmadan da tanrı lık davası güdüyorsun..
Bundan sonra, Firavun kapıyı açtı; Şeytan içeri girdi.
Önce. Firavun söz aldı ve şöyle dedi:
Ey İblis, bilir misin?.. Senden ve benden daha yaramaz kim vardır?. Hak Taâlâ, beni ketm-i ademden vücuda getirdi. Bu ka dar harikulåde kuvvetler ve nimetler Ihsan eyledi. Ben ona, gece gün-düz İbadet, taat ve tevhid ederek tazim tekrim ve şükür etmem gere-kirken, küfran-ı nimet etmekten başka, kendimi ona ortak edip üluhi-yet davası güderim. Sana gelince, üzerinde bu kadar sayısız üstün ni-metleri varken, emrine fermanına karşı koyup ebedi mel'un, daimi matrud oldun. İkimizden daha yaramaz kimse bilir misin?.
Şeytan:
Bilirim.
Deyince, Firavun:
- O kimdir?.
Diyerek sordu; Şeytan da şöyle anlattı:
-O kimse, hasedci olan kimsedir. Bunlardan bir tanesi bir kadın olup gayet dostumdur. Kendim azdıramadığım kimseyi, ona yalvara-rak bir şey vaad ederim; o gidip azdırır. Hatta bir gün, bir adamı azdır-mak için, kendisine bir edik bir de papuç vaad ettim; o da gidip o sa-atte azdırdı. Edik ve papuçu bulup getirdiğim zaman, o bana şöyle dedi:
Benim de senden bir ricam var; bunu yap.
Nedir?.
Diye sorduğum zaman, şöyle anlattı:
Komşumun ineğinin otladığı yerlerin otunu zehirle; o inek
ölsün.
Şöyle dedim:
- Ya, o ineğin sütü çoktur. Komşun o ineği sağdığı zaman, ken-disinden artan sütü sana veriyor. Sen de muhtaçsın; onunla geçinip gidersin. O inek öldükten sonra, senin halin nice olur?. Nasıl geçine-ceksin?.
Bunun üzerine, o kadın bana şöyle dedi:
O, her gün, o ineği sağdığı zaman, o kadar süt çıktığını gö rünce, hasedimden ölecek gibi oluyorum. Sen ineği zehirle ölsün; ben de açlıktan ölürsem öleyim.
İşte bu kadın, senden ve benden daha yaramazdır. Senin ve be-nim helâke uğramamız. dünya menfaatını ve lezzetini sevdiğimizden-
1060
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT SERHI
dir. Hasetçi ise.. o nimetin başkasından gitmesini kendi zararına ol-sa dahi ister.
Keza, halkından, zaif olanı da..
Yani: Mahlukundan, zalf olanı da üzerimize musallat etmemeni dilerim. Çünkü Azamet ve celâlini kullarına bildirmek için, güçlü kuv-vetli olan kullarını, zaif ve aciz mahlukunla tedmir ve helâk edersin. Hatta, dert ve bela ile azab edersin.
Üstte anlatılan manadan olarak, Nemrud misali mütemerrid, güç-IC saltanat sahibi mel'unu bir kanadı kırık topal sivrisinekle öldür-dün.
Aynı şekilde, iyi, kötü, köle cariye kısmını da..
Yani: Bunları da üzerimize musallat etmemeni dilerim.
Burada, bir sual vaki olabilir; şöyle sorabilirsin:
fyl, salih ve müttakiden zarar gelmesi zahir değilken, neden ondan korunma zikri edildi?.
Bunun cevabı şöyle olabilir:
Allah-ü Taålå, kulundan intikam almak murad ettiği zaman, kimine salih, müttaki olan kimseyi, kimine de fasık kimseleri musallat eder.
Hülåsa olarak, üstteki cümleden murad şu demektir:
Allahım, hiç kimseyi üzerimize musallat edip bizden intikam alma. Sırf kereminle af ve mağfiret ederek, iki cihanda intikamdan bizi koru..
Yani: Bu manayı niyazla arz etmektir.
Anid birini de..
Yani: Cahil, nadan birini de bize sataştırma.
ISM-İ AZAM OLDUĞU RİVAYETLE ANLATILAN DUALAR
Müellif merhum, bundan sonra, rivayetlere dayanarak, İSM-1 AZAM olduğu anlatılan duâlara başlamıştır:
Allahım.
Ey duaları kabul buyuran, hacetleri yerine getiren. kullarının di-leklerini ihsan eden, şanı büyük, kendisinden başka ilah olmayan, kib-riyası yüce, zatı mukaddes Allahım.
Zatından dilerim:
Bu duânın başından itibaren, aşağıda gelecek olan:
Dengi, nazıri yoktur.
Cümlesine kadar kısmı için; Sünen-i Erbaa sahipleri, İbn-i Hibban ve Salim Rh. Büreyre'nin şöyle dediğini anlattılar:
Bir kimse, üstteki duâ ile duâ ediyordu. Resulüllah S.A. efen-dimiz, onun bu duâsını işitince şöyle buyurdu:
«Varlığımı elinde tutan yüce zata yemin ederim ki; bu şahıs Yüce Allah'a öyle büyük bir ismi ile duâ etti ki; onunla kendisine duâ edildiği zaman kabul eder. Bu duâ ile bir şey istenildiği zaman, verilir.»
Ben, şehadet ederim; sen o Yüce Allah'sın ki, senden başka
ah yoktur. Vahid Ehad Samed'sin.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1061
Bazi nüshalarda, üstte geçen SAMED'den evvel:
_ Ehad Kahhar Samed.
İsimleri gelmiştir. Bazı nüshada ise:
Ehad Ferd Samed.
Gimiştir. Bazı nüshada ise:
Ehad Kahhar Ferd Samed.
Gelmiştir. Ancak, mutemed nüshalarda üstte anlatıldığı gibidir. (Bizim metinde böyledir.) Kısaca manası şudur:
Birdir tektir şerik ve nazıri yoktur. Bütün maksudlar ve mu-radlar ancak zatından rica olunur. Kabul edip veren sensin. Senden başka bir şey veren yoktur. Cümle âlemden müstağnisin. Zatından baş-kaları hep zatına muhtaçtır.
Devam edelim:
Öyle bir zattır ki: Ne doğmuştur; ne de doğrulmuştur. Dengi ve nazıri yoktur.
Ya Hüve.
Yani: Ey şuhudu başkasına sahih olmayan, zatının künhü idrak edilip kavranmaktan münezzeh olan Yüce Hak..
Ya Men.
Ey zatında ve sıfatında eşsiz Hak Mabud.. Ülûhiyet ve rübubiyetle mevsuf olan Yüce Hak.
Lá Hüve illâ Hüve.
Yani: Anlatılan sıfatlarla, kendisinden başkası olmayan..
Ey kendisinden başka ilah olmayan..
Yani: Hak Mabud olarak, zat, sıfat ve ef'alinde Vahid Ferd Samed olan celâl sahibi Allah'tan başkası yoktur.
Ey Ezeli.
Yani: Vücudunun evveli ve başlangıcı olmayan..
- Ey Ebedi.
Yani: Vücudunun ahiri ve nihayeti olmayan Baki Allah.
- Ey Dehri.
Yani: Ezeliyeti, ebediyeti ve cümle zamanlarla, süregelen Daim ve
Baki Yüce Allah..
Ey Dehr'in yaratıcısı..
Manasına da gelebilir.
Ey Deymumi..
Ey daimiyet sahibi.. Daim Baki Vacib'ül-vücud şanı Yüce Allah İhsanı her şeye şamil, şanı yüce zatı mukaddes Mevlâ..
Ey hiç ölmeyen diri zat..
Yani: Fenadan, nihayet bulmaktan münezzeh ve müberra zat..
- Ey İlâhımız..
Yani: Mabudumuz ve cumle şeyde mürebbimiz, mübdi ve mükem-milimiz.
Ve her şeyin ilâhı..
Yani: Cümle şeyin halikı ve mucidi..
1062
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHİ
Tek ilah..
Yani: Zatında sıfatında, isimlerinde ortaktan müberra...
Senden başka ilah yoktur.
Yani: Hak Mabud olarak, ancak zatın vardır.
ASAF b. BERHİYA ve İSM-İ AZAM
Müfessirlerden bazıları:
Nezdinde kitaptan ilim olan dedi ki.. (27/40)
Ayet-i kerimesini tefsir ederken şöyle dediler:
Bu ayet-i kerimede anlatılandan murad, Süleyman'ın a.s. ha-lası oğlu ve vezir-i azamı ASAF b. BERHIYA'dır.
Ki bu zat ism-i azam duâsını bilirdi. Onun okuduğu ism-i azam şuydu:
Ey İlâhımız ve her şeyin tek ilâhı, senden başka ilah yoktur. En büyük arşın sahibi.. (1)
Bunu okuduktan sonra, muradı için, duâ ederdi. Bu manadan ola-
rak:
Onun arşını bana getir.
Diyerek, Belkıs'in arşının gelmesini istedi. Onun bu duasına ica-bet oldu. Göz açıp kapayacak kadar az zamanda Belkıs'ın arşı kendi-sine getirildi.
Duaya devam edelim:
Allahım.
Ey Vahid Ferd Samed semayı direksiz yücelten, dilek sahiplerinin dileğine icabet eden şanı büyük Allahım. Ey
semaları yaratan, gizliyi ve aşikâreyi bilen RAHMAN..
Bu cümlede geçen RAHMAN, şu manayadır: Cümleye, çeşitli nimeti ile, in'am ihsan ve rahmet eden..
RAHİM,
Yani: Ahirette ancak müminlere daim ve baki nimet vererek rah-met eyleyen..
Hayy..
Ebedi hayatla mevsuf, beka sıfatı ile anlatılan. mevt ve zevalden münezzeh..
Kayyum.
Yani: Mahlukun korunmasında, tedbir ve tasarrufunda mukimdir.
Şöyle bir mana dahi olabilir: Kendi zatı ile kaim olup hergangi bir kimseye ihtiyaçtan müberradır. Diğerlerinin kıyamı dahi ancak ken-disi iledir.
Deyyan..
Bu ismin manası şudur:
n.>
Kullarına hüküm ve kaza edendir. Dilediği gibi, mahlukunu
1) Bu duânın Arapça okunuşu şöyledir:
( *Ya İlâhena ya ilâhe külli şey'in ilåhen vahiden lå ilâhe illâ ente ya Zel-Arş'il-
KARA DAVUD
YanıtlaSil1063
كل شيء إنها وَاحِدًا لَا إِلَهَ إِلَّا انَتَ اللهُمَّ فَاعِلَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ عَالِمَ الغَيبُ وَالشَّهَادَةِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمَ الحَى القَيُّومَ الدَّيَانَ الحَيَّانَ المَتَانَ الْبَاعِ الوَارَتْ ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ قُلُوبُ الخَلَائِقِ بِيَدِكَ نَوَاصِهِمْ إِلَيْكَ فَانْتَ تَزْرَعُ الخَيْرَ فِي قُلُوبِهِمْ وَتَحُوا الشَّرَاذَا شِئْتَ مِنْهُمْ فَاسْتَلْكَ اللَّهُمَّ أَنْ تَمَهُوَ مِنْ قَلْبَي كُل شَيْ تَكْرَهُهُ وَإِن تَحْتَوَ قَلِي مِنْ خَشْيَكَ وَمَعْرِفَتِكَ وَرَهْبَتِكَ وَالرَّعْبَةَ فِي عِندَكَ وَالامْنَ وَالْعَافِيَةِ وَاعْطِفْ عَلَيْنَا بِالرَّحْمَةِ وَالْبَرَكَةِ مِنْكَ وَايْهِمْنَا الصَّوَابَ وَالْحِكمة فَنَتَلُكَ اللَّهُمَّ عِلْمَ الْخَائِفِينَ وَايَا بَةِ الْمُحْسِنِينَ وَاخْلَاصَ الْمُوقِنِينَ وَشُكْرَ الصَّابِرِينَ
külli şey'in ilähen vahiden lå ilahe illa ente.
Allahümme fatures semavati vel arzi âlim'el-gaybi veş-şehadet'ir-rah man'er rahim'el hayy'el -kayyum'ed deyyan'el hannan'el mennan'el ba is'el-varise zel-celáli vel-ikrami ku-lub'ül-halaikı biyedike nevasiyhim iley-ke feente tezraul-hayre fikulubihim ve temhüş-şerre iza şi'te minhüm.
Fees'elükellahümme entemhüve min kalbi külle şey'in tekrehühu ve entahşüve kalbi min haşyetike ve ma' rifetike ve rehbetike ver-rağbete fima indeke vel-emne vel-afiyete va'tıf aley na bir-rahmeti vel-bereketi minke ve el-himnas-savabe vel-hikmete.
Fenes'elükellahümme ilm'el-haifi. ne ve inabel'el-muhbitine ve ihlås'el-mukinine ve şükr'es-sabirine.......
**
Allahım, ey semaları yaratan, gizliyi ve aşikâreyi bilen Rahman Rahim Hayy Kayyum Deyyan Hannan Mennan Bais Varis celâl ve ikram sahibi..
Yaratılmışların kalbleri senin elindedir. Onların nasiyeleri sana dönüktür. Onların kalblerine hayır ekersin. Dilediğin zaman, onlardan şerri imha edersin.
Allahım, senden dilerim, kötü gördüğün her şeyi kalbimden silesin. Bun ların yerine, kalbime haşyetin, marifetin, korkun ve katında olanlara karşı rag betle doldurasın. Keza, emniyet ve afiyetle de..
Bize rahmet ve bereket ihsan eyle. Doğruyu ve hikmeti bize ihsan eyle.
Allahım, senden dileriz: Bize korkanların ilmini, zatına yönelenlerin inabe sini, ikan sahiplerinin ihlásını, sabredenlerin şükrünü, sıddıkların tevbesini.
**
(Devamı: 1067. Sayfada
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil- 1924- Üzerinde "Türkiye Cumhuriyeti" yazılı madeni 10 kuruşluk madenî paralar tedavüle çıktı.
- 1948 - Serbest Güreş Milli Takımı Londra Olimpiyatları'nda birinci oldu.
2002 - AB'ye uyum
çerçevesinde kabul edilen yasayla idam cezası kaldırıldı.
MAN TAKVIMI
AĞUSTOS
03
PAZAR
9 1447 SAFER
RUMI: 21 TEMMUZ 1441 HIZIR: 90
BİR AYET
Gökleri ve yeri tasarrufu altında tutmak Onun kudretine ağır gelmez.
Bakara: 255
BİR HADİS
Allah kulları hakkında hayır dilerse yaşayışlarında onlara yumuşak huyluluk nasip eder.
Beyhaki
Her şey her şeyle bağlıdır. Bir şey her şeysiz yapılmaz. Bir şeyi halk eden, her şeyi halk etmiştir. Öyleyse, bir şeyi yapan Vâhid, Ehad, Ferd, Samed olmak zarurîdir.
Mesnevî-i Nuriye
Imsak
Güneş
Öğle
İkindi
Yatsı
İmsak
Öğle
İkindi Akşam
Yatsı
Akşam
Güneş
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
-1909-31 Mart Vak'ası
vuku buldu.
1919-Kars, Ruslar tarafından işgal edildi.
NİSAN
13
PAZARTESİ
25 1447 ŞEVVAL
RUMI: 31 MART 1442
KASIM: 157
Bir adamın imanını kurtarmak ise, on mümini velayet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevaplıdır. Kastamonu Lahikası
ماية Mindi Neam
Vate
İmsak
Günes
Öğle
İkindi
Aksam
Yatsı
BİR AYET
Her nefis ölümü tadıcıdır. Sizi denemek için hayırla da, şerle de imtihan ederiz.
Enbiya Suresi: 35
BİR HADİS
Allah sizi Peygamberinizin size beddua edip topyekûn helâk olmanızdan korudu.
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün chibi mescid, Mekke bir mihrab, Medine bir minber; o bürhan-ı bahir alar olan Pe in
YanıtlaSilbir m arz bi Evet, o bürhanın şahs-i manevisine bak:
BİR AYET
Yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an.
TARİHTE BUGÜN
-1807-Kabakçı Mustafa isyanı.
- 1983 - Necip Fazıl Kısakürek'in vefatı.
25
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
MAYIS
MAY
Gafillerden olma.
A'raf Suresi: 205
BİR HADİS
İnsanların kusurlarıyla uğraşmayın ki, şerlerinden emin kalasınız.
Hem herkesin bu dünyada koca bir dünyası var. Adeta insanlar adedince dünyalar birbiri içine girmiş. Fakat herkesin hususi dünyasının direği, kendi hayatıdır. Ne vakit cismi kırılsa, dünyası başına yıkılır. Lem'alar
AMR B. MÜSEBBİH'İN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilAmr b. Müsebbih'in Soyu ve Müslüman Oluşu :
Amr b. Müsebbih'in Ata soyu şöyle gösterilir:
Amr b. Müsebbih, b. Ka'b, b. Amr, b. Asar, b. Ganm, b. Hâris, b. Serb, b. Ma'n (1), b. Atud, b. Uneyn, b, Selaman, b. Süal, b. Amr, b. Gavs, b. Tayyi' (2),
Amr b. Müsebbih, Peygamberimizin yanına geldiği zaman, yüz el-li yaşındaydı.
Kendisi, Arapların en iyi ok atıcılarındandı (3). Amr b. Müsebbih, Peygamberimizle görüşüp Müslüman oldu (4).
Amr b. Müsebbih'in Av Hakkında Sorusu:
Amr b. Müsebbih, Peygamberimize av hakkında sordu (5).
Peygamberimiz «Vurup olduğu yerde hemen öldürdüğün avı yel Vurulup gayb olduktan sonra öldüğünü göremediğin avı bırak!» buyurdu (6).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 39. fıkrasında «Bu Amr, o tarihde Arabistanın en må-hir mızrak atıcısı idi.» (7)
diyorsa da, yanlıştır.
Amr b. Müsebbih, Kaetani'nin dediği gibi Arabistanın değil, Arap-ların ve en iyi mızrak atıcısı değil, ok atıcısı idi. Kastani'nin dayandığı kaynakta (Ermel Arab) tabiri kullanılmış-
tır ki, Arapların en iyi ok atıcısı demektir (8). Lügatta ok için remy, mızrak için ta'n kelimesi kullanılır (9).
(1) İbn-i Sa'd-Tabakat e. 1, s. 322-323
(3) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 323, İbn-i Abdulber-İstiab c. 3,s. 1201, İbn-i Esir-Us-
(2) İbn-i Eair-Üsdülgabe c. 4, s. 270
dülgabe c. 4, s. 270 (4) İbn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. 1201, İbn-i Eslr-Üsdülgabe c. 4, s. 270
(5) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 323 (6) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 323, İbn-i Esir-Nihaye c. 3, s. 54, c. 5, s. 121
Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 76
(8) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 323
( 9) Firuzabadi-Kamûsulmuhit c. 4, s. 338, 246
52
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
VELID B. CABİR B. ZALİM'İN MEDİNE'YE GELİSİ VE MÜSLÜMAN OLUSU
Velid b. Cabir'in Soyu:
Beni Buhter b. Atudlardan Velld b. Cabir'in Ata boyu şöyledir: Velid b. Cabir, b. Zalim, b. Hârise, b. Attab, b. Ebi Harise, b. Cü-dey, b. Tedül, b. Buhter (10), b. Atud'uť Tâî (11).
Velid b. Cabir'in Medine'ye Gelişi ve Müslüman Oluşu:
Velid b. Câbir, Peygamberimizin yanına Elçi olarak geldi (12). Peygamberimizle görüşüp Müslüman oldu (13).
Velid b. Câbir İçin Yazı Yazılması:
Velid b. Câbir için bir yazı yazıldı (14).
Bu yazı, Velid b. Câbir'in Cebeleyndeki ev halkının (15), yanın-
da bulunmaktadır (16). Cebeleyn, cebelan, Tayyi'lere aid Eca' ve Selmâ dağlarıdır (17).
CÂBİR B. ZALİM'İN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
Cabir b. Zalim'in Soyu:
Beni Buhterlerden Cabir b. Zalim'in Ata soyu şöyledir:
Cabir b. Zâlim, b. Hârise, b. Attab, b. Ebi Hârise, b. Cüdey, b. Te dül, b. Buhter (18), b. Atud, b. Uneyn, b. Selâman, b. Süal, b. Amr, b. Gavs, b. Cülhüme (Tayyi') (19).
(10) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 280, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 5, s. 449
(11) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 5, s. 448 (
12) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 280, İbn-i Abdulber-İstiah c. 4, s. 1551, İb-i Esir-Us-dülgabe c, 5, 5, 449 (13) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 280
(14) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 280, İbn-i Abdulber-İstiab c. 4, s. 1551, İb-i Eslr-Us-(15) Do Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1. s. 280 dülgabe e. 5, s. 448, İbn-i Hacer-İsabe c. 3, s. 637
(16) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 280, İbn-i Abdulber-İstiab c. 3, s. ( dülgabe c. 5, s. 449, İbn-i Hacer-İsabe c. 3, s. 637 1551 1b-1 Elr-Us-
17) Yakut-Mucemülbüldan c. 2, s. 102
( 18) Ibn-1 Abdulber-İstiab c. 1, s. 223, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 1, s. 306 (19) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 1, s. 306, Kalkaşandi-Niheytülereb s. 173
AMR B. MÜSEBBİHİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilCabir b. Zalim'in Medine'ye Gelişi ve Müslüman Oluşu:
Cabir b. Zalim, Peygamberimizin yanına Elçi olarak geldi (20) Peygamberimizle görüşüp Müslüman oldu (21).
Cabir b. Zállm İçin Yazı Yazılması:
93
sin yazısı, onların yanlarında bulunmaktadır (22) Peygamberimiz, Cabir b. Zâlim için bir yazı yazdı. Peygamberimi-
(20) İbn-i Abdulber-Ístiab c. 1, s. 223, İbn-i Esir-Üsdülgabe e. 1, s. 306, İbn-i Hacer-
İsabe c. 1, s. 213
İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 213
İbn-i Abdulber-İstiab c. 1, s. 223, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 1, s. 306, İbn-1 Hacer-İsabe c. 1, s. 212
كُنتُمْ صَادِقِينَ بَلَى مَنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُ أَجْرُهُ عِنْدَ رَبِّهِ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
YanıtlaSil106. Biz, bir âyetin hükmünü yürürlükten kal-dırır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kâdirdir.
(Sonra gelen bir âyetin, daha önceki âyetin hükmü-nü yürürlükten kaldırmasına «nesh» denir. Allah Teâlâ, insanlığın medenî ve kültürel gelişmesine ve bu gelişmenin doğurduğu ihtiyaçlara uygun olarak, ge-rektikçe yeni peygamber ve kitaplar göndermiş, önce-kilere ait bazı hükümleri yürürlükten kaldırmıştır. Naslarının hükmü ebedi olan Kur'an-ı Kerim nâzil olurken, bu döneme mahsus olmak üzere bazı âyetler, diğerlerini neshetmiştir; ancak bunların sayısı olduk-ça azdır ve ilk İslâm neslinin terbiye ve intibakını te-min maksadına yöneliktir.)
107. (Yine) bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır?
Bore: 2
YanıtlaSilBAKARA SÜRERI
16
سورة البقرة
ما تَنْسَعُ مِنْ أَيَّةٍ أَوْ تُنْسِهَا تَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِنها الم تعلم أن الله عَلى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ أَلَمْ تَعْلَمُ أَنَّ الله لا مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ ين ولي ولا نسيرٍ أَمْ تَرِيدُونَ أَنْ تَسْفَلُوا رَسُولَكُمْ كَمَا سُبُلَ مُوسَى مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَتَبَدَّلِ الْكُمُ بالإيمَانِ فَقَدْ ضَلَّ سَوَّاءَ السَّبِيل (3) وَدْ كَثِيرٌ مِن أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُمْ مِنْ بَعْدِ إِيمَا بِكُمْ كَفَّاراً حَسَدا مِنْ عِنْدِ أَنْفُسِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقِّ فَاعْفُوا وَاصْفَحُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللَّهُ بِأَمْرِهِ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَأَقِيمُوا الصَّلوةَ وَأَتُوا الرَّكُوةً وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ ) وَقَالُوا لَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ إِلَّا مَنْ كَانَ هُودًا أَوْ نَصَارَى تِلْكَ أَمَانِيُّهُمْ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ إِنْ كُنتُمْ صَادِقِينَ (3) بَلَى مَنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُ أَجْرُهُ عِندَ رَبِّهِ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ .
Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
108. Yoksa siz de (Ey Müslümanlar), da-ha önce Musa'ya sorulduğu gibi peygambe rinize sorular sormak mı istiyorsunuz? Kim imanı küfre değişirse, şüphesiz dosdoğru yoldan sapmış olur.
(Peygambere çok soru sorulman, hükümle rin çoğalmasını ve daralmasını gerektirir. Onun için Medine devrinde bir ara soru sormak yasak edilmiştir.)
109. Ehl-i kitaptan çoğu, hakikat kendile-rine apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerin-deki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler. Yine de siz, Allah onlar hakkındaki emrini geti-rinceye kadar affedip bağışlayın. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
110. Namazı kılın, zekâtı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah'ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yap-makta olduklarınızı noksansız görür.
111. (Ehl-i kitap:) Yahudiler yahut Hıristiyanlar hariç hiç kimse cennete gire-meyecek, dediler. Bu onların kuruntusudur. Sen de onlara: Eğer sahiden doğru söylü yorsanız delilinizi getirin, de.
112. Bilakis, kim muhsin olarak yüzünü Allah'a döndürürse (Allah'a hakkıyla kul-luk ederse) onun ecri Rabbi katındadır. Öyle-leri için ne bir korku vardır, ne de üzüntü çe-kerler.
(Bu âyette Allah'a kulluk etmek ihsan vasfı-na bağlanmıştır. Yani bir kimse ibadet etmek-le kendisini kurtaramaz. Kendini kurtarması için muhsinlerden olması gerekir. Muhsin: Yap-tığı işi Allah için yapan, sadece O'ndan korkan, o sebeple işini noksansız bitiren ve her işin hak-kını veren kimse demektir.)
TÜRKİYE DİYANET VAKFI YAYINLARI/86-A
YanıtlaSilKUR'ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEÂLİ
Hazırlayanlar
Prof. Dr. Hayrettin KARAMAN
Prof. Dr. Ali ÖZEK
Prof. Dr. İbrahim Kâfi DÖNMEZ
Prof. Dr. Mustafa ÇAĞRICI
Prof. Dr. Sadrettin GÜMÜŞ
Doç. Dr. Ali TURGUT
1064
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT ŞERHİ
kahredicidir. Hiç kimsenin amellerini zay etmez; hatta hayırlı amelle-rine kat kat, şer amellerine de birine bir ceza verir.
Hannan.
Yani: Her şeyi İçine alan, büyük rahmet sahibidir. Kendinden iraz edenleri kabul edendir.
Daha açık mana ile şu demeğe gelir:
Çeşitli küfür, tuğyan, fısk, isyanla dolduktan sonra kendisinden yüz çevirenlere; irtikåp ettiklerinden hulusla tevbeye geldikleri zaman, onların yüz çevirmelerine bakmadan; geçmişte irtikap ettiklerini af-fedip geçer. Üzerlerine, rahmetle ikbal eder. Resulüllah S.A. efendi-mizin:
«Günahtan tevbe eden, günah işlememiş gibidir.>>>
Hadis-i şerifi manası ile anlatılanlara katar.
Mennan..
Yani: Kendisinden istenmeden, istihkaksız, garazsız. ivazsız tür-lü türlü üstün nimetleri, in'am ve ihsanını verir.
- Bais.
Yani: Mahlukunu öldürdükten sonra, yeniden onları diriltir.
Varis.. Yani: Mahlukunun fenasından sonra, kendi zatı bakidir. Yerde cümle mülkün sahipleri fena bulduktan sonra; cümle mülk, Ålemlerin Rabbı Allah'a döner.
Nitekim İsrafil a.s. birinci defa suru üflediği zaman, her şey ölür; o zaman şu ilahi hitap gelir:
- Bugün mülk kimin?.
Cümle àlem fena bulduğu için, cevap verecek kalmaz. O zaman, azamet şanı ile Yüce Allah şöyle buyurur:
Vahid Kahhar Allah'ındır.
Bir eserde şöyle anlatıldı:
Şanı büyük Allah, dünyada yaratıp kullarına verdiği altınları ve gümüşleri, iki büyük dağ gibi toplar; sonra şöyle buyurur:
Bunlar. bizim malımızdır. Dünya âleminde kullarımıza verdik. Onu, bazıları rızamız yoluna sarf ederek ebedi saadete nail oldular. Bazıları da, onu kibir, tuğyan ve masiyetler yoluna harcadılar; şekave-te eriştiler. Bunlrın cümlesi fani oldu; mal yine bize döndü.
Celâl ve İkram Sahibi..
Yani: İzzet, heybet, cemal, kemal, kuvvet, kudret, azamet, ikram, lütuf, in'am ve ihsan sahibidir.
Mutemed nüshaların çoğunda metin olarak, anlatılan isimler, an-latıldığı gibidir. Ancak bu isimlerin başında, takriri olarak, şu edat gel-mektedir:
Sen..
Devam edelim:
-Yaratılmışların kalbleri senin elindedir. Onların nasiyeleri sa-na dönüktür.
KARA DAVUD
YanıtlaSillerine dilediğin şeyi seçersin. 1065 Yani: Omahlukatın zatlarına, fiillerine, amellerine, sifat ve hal-
fcad etmekte, yok etmekte, sihhatta, aflyyette, marazlara ve illet-etmekte, fakir etmekte, tam manası ile tsarruf sahibisin. Onların cüm-lere müptela kılmakta, öldürmekte, aziz etmekte, zelil etmekte. gani Isi senin hükmün altında mecbur, makhur ve münkaddırlar.
Daha açık mana ile, su demeğe gelir: Cümle mahlukatın kalplerinde, meşiyet ve iraden ne şekilde taalluk ederse.. onlara dilediğin sekilde tasarruf kalbleri senin kudretin altındadır.
edersin. Çünkü, onla-rin Iste onların kalbleri senin kudret elinde
olduğu için, onların kalb-Sen, hayır ekersin. Dilediğin zaman, onlardan şerri imha eder-lerine: sin.
Şöyle ki:
KALBLER.
Kalbler. Nurve Hadi isimlerinin mazharıdır. Hayrın ve hidaye-tin menbaıdır. Faziletin, ittikanın mazharıdır. İlmin ve irfanın made-nidir. Rahman Allah'ın sırrının mazharıdır. Aldığı nurun feyzi, sair dış azasında görünür. Hayrın türlüsüne, iyiliklerin, yararlı amellerin,
ibadet ve taat çeşitlerinde kendisinde başarı ihsan edilmiştir. Ancak, bezılarının kalbleri hizlan ve:
«.. dilediğini dalâlete atar.» (13/27)
Ayeti ile belirtilen manaya mazhar olup şerrin, dalâletin yuvası-
dır. Şeytanın vesveselerinin konağıdır. Azgınlık, kasvet, zülmetleri, aza ve cevarihlerden dışa çıkar. Fısk, fücur, tuğyan ve ısyanın mahalli ve makarrı olur.
Bu duâda, özel olarak, kalb anlatıldı. Bunun sebebi vardır. Şöyleki: Kalb padişah gibidir. Cümle beden ve aza onun hizmetçisi ve raa-yası sayılır. Bu manada, Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
<<Dikkat ediniz, cesette bir et parçası vardır; o islah olduğu tak-dirde, bütün ceset yararlı hale gelir. O fasit olduğu takdirde, bütün ceset, fasit olur. Dikkat ediniz, o et parçası kalbdir.»
Duâya devam edelim:
Allahım, senden dilerim.
Bu cümlenin daha açık şerhli manası şudur:
Cümle mahlukatın kalbleri, zatının tasarrufunda olup cümle hal-
leri ancak senin kudretin altında olduğuna ve sen herşeye kudret-i ka-mile, kuvvet-i şamile ile kadir ve kavi olduğuna cezm ü tasdik ve ima-nım vardır. Bütün şer işlerimle ilgimi ve garazımı kesip ancak nuut-ü celâl ve cemal, niam-1 neval ile men'ut olan sen şanı büyük Allah'a aciz ve zelil kulun ben tam tazarru, tam teveccüh, tam huşu ile sen Rauf Rahim Gani Kerim perverdigâra tazarru ve niyaz ederek isterim.
- Kötü gördüğün her şeyi kalbimden silesin.
Bilhassa mübarek şeriata aykırı olanlardır ki, şunlardır: Fasid hatıra, fasit duygular, kötü huylar, sevimsiz vasıflar ve bunlardan
1066
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
başka nefs-i emmarenin türlü türlü hileleri.. Bütün bunları kalbim-den izale edip mahvetmeni dilerim.
Bunların yerine, kalbimi haşyetin, marifetin, korkun ve katın-da olanlara karşı rağbetle doldurasın.
Yani: Bütün bu güzel duygularla kalbimi doldurup güzelleştirme-ni dilerim. Şunlar da zatından dileğimdir:
Emniyet ve afiyet.
Demek olur ki:
Allahım, senden cümle din ve dünyaya dair tehlikelerden; be-dene dair zararlardan; âhirete ait azap ve ıkap çeşitlerinden bana emniyet vermeni dilerim.
Verdiğin nimetlerden bedene, mala ve sair şeylere dair olanları için afiyetinin devamını dilerim.
Bize rahmet ve bereket ihsan eyle. Doğruyu ve hikmeti bize il-ham eyle.
Bu cümlede geçen hikmet: Şeriat ilmi ve tarikat ahkâmı olarak anlatılmaktadır.
Duâya devam edelim:
Allahım, senden dileriz.
Ey merhametliler merhametlisi, ey keremliler keremlisi, hakiki nimet veren, cümle maksudları ve muradları yerine getiren şanı bü-yük Allahım.
Bizi, iman nuru ile müşerref eyledin. Tevhid ve irfanla yakin ih-san eyledin. Sevgili habibine ümmet olmak için; fazl ü kerem lütf u inayetinle irşad buyurdun. Her halde güç ve kuvvetine korumana ve başarı vermene muhtaç olan biz mümin kulların zümresi; gizli sak-ıyı bilen, bütün hayırları ihsan eden şanı Yüce Mevlâ zatına tam tevec-cüh, tam huzurla tazarru ve niyaz edip isteriz:
Bize korkanların ilmini..
Demek olur ki:
Celâl, heybet, azamet, mehabet, kudret, kibriya, ülûhiyet, iz-zet, galebe kahır ve sultanından çeşitli azap, şiddetler, ikap ve intikam kendisinden korku ve haşyet üzere olanların faydalı kemalli ilimlerin-den talep ederek niyazla isterim.
Zatına yönelenlerin inabesini, ikan sahiplerinin ihlâsını..
İkan sahipleri şöyle anlatılmaktadır:
Zatının vahdaniyetini, Resulüllah S.A. efendimizin doğrulu-ğunu tasdik edip yakin itikadla ikrar eylemek.. Yüce emirlerin cüm-lesine muti ve münkad olmak; yasaklardan dahi kaçınıp sakınmak..
Sabredenlerin şükrünü..
Burada anlatılan sabır, şu işlere karşı olmaktadır:
Cümle belâlarına, musibetlerine, elem ve kederlerine, gam, dert ve hüzün cinsi şeylere..
Sıddıkların tevbesini..
Sıddıklar şöyle tarif edilmektedir: Cümle söz, fiil, hallerinde tam manası ile doğru olanlar.. Tam itaatla münkad olanlar.. Beşeriyet ica-
KARA DAVED
YanıtlaSilرحمك الذى مَلَاءَ الكَانَ عَرشِكَ أن تزوج
في على معرفتك حتى عرفك من معرك كما ينبغى ان تعرفيه وصلى اللمسية سيدنا عمرها تو النقينَ وَمَا و المسلم وَعَلَى آلِهِ وَصَحِهُ وَسَلَّمَ تَسليما
ت ألما المين
اغْفِرُ الأَلِفِهِ وَارحم وَاجْعَلْهُ من المحورين عليه زمري النَّبِيِّينَ وَالصَّدِّيقِينَ يَوْمَ القِيمَ بِفَضْلِكَ ارحمن
Ve sallallah là y hanvedis hateme Imam il mirwilne v bihi ve selleme inimes
TEMMETI DELA O varlak içindeki yame)
Vel hamila Rat
Sağ taraftaki, yukarıdan sun yashr)
10 Ve hüve harbina ve stel (Sol taraftaki aşağıdan yakın okunan yandır.)
DUAU HATMI SEHLIVYE Allahümme fir ümbellifi ver
hambü vec'albü minel mahpurine zümret'in nebiyyine ves yevm'el kıyameti bifazlike ya Rahma nü (Alttaki yanlardır.)
Senden isteri, Allahım, e yüzün nuru hürmetine ki, arının rükineriai dal durdu. Kalbime marifet tohumunu ekesin, tam manası ile zatina karn lefan bil elayun. Nasıl bir marifetle bilinmen uygunsa öyle olsun.
Allah-ü Taålá, efendimiz Muhammed'e salát eylesin.
Nebilerin sonuncusudur; resullerin imamıdır; keza onun áline de.. ashsh na da..
Ve.. tam manası ile selám eylesin..
DELAITI (HAYRAT) TAMAM OLDU (Orta yuvarlak içindeki yambe)
Alemlerin Rabbı Allaha hamd olsun. (Sağ taraftaki yukarıdan aşağı kanan vandır.)
ndır O bize yeter: o ne güzel vekildir. (Sol taraftaki aşağıdan yukarı okuman ya
SEHLİYE NÜSHASININ HATIM DUASIDIR.
Allahım, bu kitabın müellifini bağışla. Qua merhamet eyle. Ona; nebiler.
ddıklar zümresi İçinde kıyamet günü haşreyle.
Fazlınla va Rahman.
(Devamı: 1071. Sayfada)
1068
YanıtlaSilDELAIL I HAYRAT ŞERHI
bi olarak, kendilerinden südur eden ayıp ve günahlarına nasuh tevbesi ile tevbe edenler...
Duâya devam edelim:
Senden isteriz Allahım.. O yüzün nuru hürmetine ki, arsi rükünlerini doldurdu.
Ey ülühlyet ve rübubiyet kadim zatının kadim sıfatı olan; halk Icad, ibka, ifna, öldürmek, diriltmek, terbiye, İrşadda tek, her eşyada külli tasarrufla hakiki mutasarrıf Hayy Kayyum Allm Hakim celal ve ikram sahibi, Vahid Ferd Samed doğmayan doğurulmayan eşi benze-ri olmayan Yüce Allahım.
Biz aciz zelil günahkar mücrim kulların af ve mağfiretine lütuf ve keremine inayetine pek ziyade muhtacız. Çeşitli feyizlerle ihsanı şamil olan sen Yüce Mevlådan niyazla isteriz.
Kalbime marifet tohumunu ek ki, tam manası ile zatına karşı İrfan sahibi olayım.
Nasıl bir marifetle bilinmen uygunsa öyle olsun.
Müellif merhum, bu kitabı burada tamamlamaktadır; yani: Duâ-larla..
Ancak, kitabın başında nasıl salavat-ı şerife ile başladı ise.. 50-nunda da duâlar ve salavatlar okuyarak tamamlamaktadır.
Şöyle başladı:
Allah-ü Taâlâ, efendimiz Muhammed'e salât eylesin..
O, bizim efendimiz olduğu gibi; nebilerin ve resullerin de efendisi-dir. Velinimetimizdir. Boynumuzu, küfür, dalâlet, tuğyan ve cehalet-ten kurtarandır. Vücudumuzun da, cehennem ateşinden, çetin azaptan halasına sebeb olan kurtarıcımızdır.
Bazı nüshada; üstteki metinden sonra, şu cümle gelmiştir:
-Mevlâna..
Yani: Sahibimiz, yönetenimiz..
Nebilerin sonuncusudur..
Ondan sonra, artık peygamber gelmeyecektir; hiç kimseye nübüv-
vet ve risalet verilmeyecektir.
Müttakilerin imamıdır. (1)
Yani: Allah katında, cumle sıfatların en yucesi olan takva vasıfl müttaki kulların önderidir.
dır: Bu manada, bizzat Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurmakta-
«Benim takvam, cümlenizden ziyadedir.>>>
Durum böyle olunca, takva ile muttasıf olmak isteyen kullar, Re sulüllah S.A. efendimize uymak zorundadır.
Keza onun âline de..
Yani: Resulüllah S.A. efendimizin şanlı ümmetine, kendisine tab
(1) MÜTTAKİLERİN: Bu lafız, metin olarak aldığımız nüshada; RESÜLLERİ manasında gelmiştir.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1069
olanlarına rahmet, inayet, çeşitli insanlar ve keremler ederek salât ey-leyesin.
Ashabına da..
Yani: Bütün ashabına.. Nimetler. ikramlar ihsan etmek sureti ile salât eylesin..
Ve.. tam manası ile selâm eylesin..
Bu son cümlenin hülåsa olarak, manası şudur:
Allah-ü Taâlâ, Resulüllah S.A. efendimize olduğu gibi, cümle üm-metine ayrıca ashabına selâmet ihsan ederek, dünyada ve âhirette, cümle kötülüklerden, âfetlerden, kederlerden korusun.. Mübarek ta-biatlarına hoş gelmeyen şeylerden yana da selâmet ihsan eylesin..
**
Sehliye nüshasına göre, DELAİL-İ HAYRAT burada tamam olmuş-tur. Ancak, müellif merhum, Sehliye nüshasında şu cümleyi fazladan yazmıştır:
Allahım, bu kitabın müellifini bağışla. Ona, merhamet eyle. Onu: Nebiler, sıddıklar zümresi içinde kıyamet günü haşreyle.
Fazlınla ya Rahman!..
Böylece, duâ etmiştir. Ancak bu duâ metinlerde olmadığı için, çi-zilip şerh verilmemiştir. (Bu cümlenin Arapçası bizim metinde vardır.)
Bazı nüshalardaysa şu cümlenin ziyadesi ile gelmiştir. (Bizim me-tinde bu cümle vardır):
Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.
Bazı nüshalardaysa, şu cümle dahi gelmiştir. (Bizim metinde bu cümle vardır.):
O bize yeter; ne güzel vekildir:
DELAİL-İ HAYRAT KİTABI BÜTÜN NÜSHALARI İLE BURADA TAMAM OLMUŞTUR
**
BU DUÂ
YanıtlaSilDelâil-i Hayrat'ın Hitamında Okunacaktır
Müellif merhumun; kamil mükemmil olan müridleri, bundan ön-ce anlatılan duâsı ile yetinmemişlerdir.
Bu kitap içinde bulunan bunca çeşitli üstün salavatlarla Allah'ın sevgilisi, Sened-i Asfiya Seyyid'ül-Enbiya Resulüllah S.A. efendimiz üzerine tazim tahiyyatını tamamlamak müyesser olduğu zaman.. aka-binde; merhametliler merhametlisi, ihsanı çok, rahmeti bol olan Yüce Hakka kulları nekadar çok murad ve maksud talebinde israrla dilekte bulunurlarsa.. kendilerinden o kadar razı olur. Duâlarını kabul edip kendilerine rahmet çeşidi ile rahmet muamelesi eder.
Çünkü: Onun kerem ve rahmet hazinelerine, nimet lütuflarına, ihsanına nihayet yoktur. Nekadar muradları ve maksudları ihsan edip verirse versin; onun bu ihsanlarına noksanlık gelmez.
Bu manadan olarak, Sahih-i Müslim'de bir kudsi hadiste, Allah-ü Taâlâ şöyle buyurmuştur:
«Ey kuliarım, evveliniz, âhiriniz, insanınız, cinniniz tümden bir yerde durup benden muradlarınızı ve maksudlarınızı isteseniz; ben de. her birinizin murad ve maksudlarını versem, benim rahmetimden bir şey eksilmez. Meselâ: Biriniz iğnesini denize sokup çıkardığı zaman, o deryanın suyundan bir şey eksilmediği gibi..>>>
Durum bu manada anlatıldığı gibi olduğundan, o mübarek mürid-lerin her biri, türlü türlü duâlar ettiler.
O dualardan meşhur olan birini, teberrüken yazıp manasını özet olarak açıklayacağız.
Ancak, bunu okuyanlar, DELÅİL-İ HAYRAT kitabından zannet-- memelidirler.
Bu dua öyle bir duâdır ki, DELAİL-İ HAYRAT kitabından sonra okunduğu zaman, çok bereketlere, üstün faydalara mazhar olunduğu denenmiştir.
Bu dua şöyle başlar:
Rahman Rahim Allah'ın adı ile..
(Bu besmele şerhe geçmemiştir. Ancak, metinde olduğu için, bu-raya almış bulunuyoruz.)
Allahım.
Ey dilek arz edilenlerin hayırlısı, ihsan edenlerin hayırlısı, ey ha-cetleri bitiren. duâları kabul buyuran şanı büyük, nimeti her şeye şa-mil, kendisinden başka ilah olmayan Yüce Allah..
KARA DAVUD
YanıtlaSil1071
هذا الدُّعَاءُ يُقْرَا عَقِيبَ دَلائِلِ خَيْرَات بُودُ عَاءً دَلَائِلِ خَيْرَاتِكَ خَتَا مِنْدَه أَوقَهُ الله الرحمن الرحيم اللهُمَّ أَشْرَحَ بِالصَّلاةِ عَلَيْهِ صُدُورَنَا وَ بَرْهَا أُمُورَنَا وَفَرْجٌ بِهَا هُمُومَنَا وَاكِف بهَا عُمُومَنَا وَاغْفِرْ بَهَا ذُنُوبَنَا وَاقْضِ بهَا دُبُونَنَا وَأَصْلِحُ بِهَا أَحْوَالَنَا وَبَلِغْ بِهَا أَمَانَا وَتَقَبَّلَ بِهَا تَوبَتَنَا وَاغْسِلْ بِهَا حوبَتَنَا وَانْصُرْ بِهَا حَجَتَنَا وَطَهَرْ بِهَا السَّنَتَنَا وَإِنسَ بِهَا وَحْشَتَنَا وَارْحَمْ بِهَا غُرْبَتَنَا وَاجْعَلَهَا نُورًا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمِنْ خَلْفِنَا وَعَنْ أَيْمَانِنَا وَعَنْ شَمَائِلِنَا وَمِنْ فَوْقِنَا وَمِنْ تَحْتِنَا وَفِي حَيَاتِنَا وَمَوْتِنَا
HAZED DUÃO YUKRAU AKIBE DELAILI HAYRAT
Bismillahirrahmanirrahim.
Allahümmeşrah bis saláti aleyhi sudurena ve yessir biha umurena ve ferric biha hümumena vekşiť biha gu mumena vağfir biha zünubena vakdı biha düyunena ve aslih biha ahvalena ve belliğ biha amalena ve takabbel biha tevbetena vağsil biha hubetena vansur biha hüccetena ve tahhir biha elsinetena ve anis biha vahşetena ver-ham biha gurbetena vec'alha nuren beyne eydina ve min halfina ve an eymanina ve an şemailina ve min fev kına ve min tahtina ve fihayatina ve mevtina.
*
** BU DUA DELAİL-İ HAYRATIN HITAMINDA OKUNACAKTIR Rahman Rahim Allah'ın adı ile..
Allahım, ona (Resulüllah efendimize) okuduğumuz salávat bereketi ile, si-
nelerimizi genişlet.
O salávat-ı şerife sebebi ile, işlerimizi bizim için kolny cyle..
O salavat-ı şerife sebebi
ile, kederlerimizi kaldır. Gam ü kasavetimizi aç.
O salavat-ı şerife sehebi
ile, günahlarımızı bağışla.
O salavat-ı şerife sebebi
ile, borçlarımızı ödemeyi nasib eyle.
O salavat-ı şerife sebebi
ile, hallerimizi islah eyle.
O salavat-ı şerife sebebi
ile, bizi emellerimize ulaştır.
O salavat-ı şerife sebebi ile, tevbemizi kabul eyle.
O salavat-ı şerife sebebi ile, cümle günah, masiyet çeşidi şeylerden özümü
zü temizle.
O salavat-ı şerife sebebi ile, delillerimizde bize yardım eyle.
O salavat-ı şerife sebebi ile, dillerimizi temizle.
O salavat-ı şerife sebebi
ile, vahşetimizi tinsiyet eyle.
O salavat-ı şerife sebebi ile, garipliğimize merhamet eyle.
O salavat-ı şerifeyi önlerimizde, arkamızda, sağlarımızda, sollarımızda, üs tümüzde, altımızda, hayatımızda, ölümümüzde, kabirlerimizde, haşrimizde, negri-mizde nur eyle.
* **
(Devamı: 1073.
Sayfada
1072
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Ona okuduğumuz salavat bereketi ile sinelerimizi genişlet.
Bu cümlede geçen:
Sinelerimizi..
Tabirinden murad, kalblerdir.
Bundan murad olan mana şudur:
Kalblerimizi, küfür ve dalåletten, sapık fırkaların inançlarından ki: Yetmiş iki fırka vardır; kötü huylardan, kalb afetlerinden ki: Yet-miş kadarı beyan olunmuştur..
İşte, bütün bunların cümlesinden kalbimizi tamizleyip iman, ir-fan, ehl-i sünnet vel-cemaat akıdeleri, güzel huylarla doldurup ke-reminle bizi mesrur eyle..
Devam edelim:
O salavat-ı şerife sebebi ile işlerimizi bizim için kolay eyle.. O salavat-ı şerife sebebi ile, kederlerimizi kaldır. Gam ü kasavetimizi aç.
O salavat-ı şerife sebebi ile, günahlarımızı bağışla. O salavat-ı şerife sebebi ile, borçlarımızı ödemeyi nasib eyle.
O salavat-ı şerife sebebi ile, hallerimizi islâh eyle..
O salavat-ı şerife sebebi ile, bizi emellerimize ulaştır.
O salâvat-ı şerife sebebi ile, tevbemizi kabul eyle..
O salavat-ı şerife sebebi ile cümle günah, masiyet çeşidi şeylerden
özümüzü temizle.
O salavat-ı şerife sebebi ile, delillerimizde bize yardım eyle..
Yani: Hakkın beyanı yolundaki delillerimize..
O salavat-ı şerife sebebi ile vahşetimizi ünsiyet eyle.
O salāvat-ı şerife sebebi ile, dillerimizi temizle.
Bu cümlede şu mana anlatılıyor:
Dillerimizi, küfür lafızlarından yalan, gıybet ve sair dil åfet-leri sayılan şeylerden temizle. İsterse, bunlar sükût yoluyla söylenmiş olsun.
O salavat-ı şerife sebebi ile, garipliğimize merhamet eyle.
O salavat-ı şerifeyi, önlerimizde, arkamızda, sağlarımızda, solları-mızda, üstümüzde, altımızda, hayatımızda, ölümümüzde, kabirlerimiz-de, haşrimizde, neşrimizde nur eyle.
Kıyamet günü başımızın üstünde gölge olsun.
O salavat-ı şerife sebebi ile, hasenat mizanlarımızı ağır getir; be-reketlerini devam ettir. Ta ki: Peygamber efendimiz Muhammed'e; emin, mutmain, ferah, sevinçli olarak kavuşalım.. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
Onunla aramızı ayırma. Ta ki: Onun dahil olduğu yere bizi de da-hil edesin; onun keremli komşuluğuna bizi de sığdırasın. Hem de: Ken-dilerine nimet verilen peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraber.. Bunların arkadaşlığı nekadar güzeldir.
Allahım, biz ona inandık; Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eyle-
sin. Hem de görmeden..
KARA DAVUD
YanıtlaSil1073
وَى قُبُورِنَا وَخَيْرَنَا وَنَشْرِنَا وَظِلَا يَوْمَ القِيةِ عَلَى رُوسِنَا وَتَقُلْ بِهَا يَا رَبِّ مَوَاذِينَ حَسَنَاتِنَا وَادِهُ بَرَكَاتِهَا عَلَيْنَا حَتَّى تَلْقَى نَبِيِّنَا وَسَيْدَنَا مُطْعَنُونَ فَرِحُونَ مُسْتَبْشِرُونَ وَلَا تَفِرُو بَيْنَا وَبَيْنَهُ حَتَّى تُدْخِلَنَا مَدْخَلَهُ وَتَأْوِينَا الى جواره الكريم مَعَ الَّذِينَ أَنعَمتَ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِمِينَ وَحَنَ أُولَئِكَ رَفِيقًا اللَّهُمَّ إِنَّا آمَنَّا بِهُ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَلَذِيرَهُ فَيَتَعْنَا اللهُمَّ فِي النَّادَيْنِ بِرُؤْيَتِهِ وَتَتْ قُلُوبَنَا عَلَى مَجَتَهُ وَاسْتَعْلْنَا عَلَى سُنَهُ وَتَوَفَّنَا عَلَى مِلَتَهُ وَاحْتُرْنَا فِي زُمْرَةِ النَّابِحَةِ وَحِزيمُ الْمُفْلِحِينَ
rina ve zillen yevm'el-kıyameti alá Ve fikuburina ve hasrina ve nes rüusina ve sakkil biha ya rabbi meva zine hasenatina ve edim berekatiha aleyna hatta nelka nebiyyena ve sey yidena Muhammeden sallallahü aleyhi ve sellerne ve nahnü aminune mutme-innune ferihune müstebşirune ve látü ferrik beynena ve beynehu hatta tüd-hilena medhalehu ve te viyena îlå ci varihil-kerimi meallezine enamte aley-him minen-nebiyyine ves-sıddıkıyne veş-şühedai ves-salihine ve hasüne ülä-ike refika.
bihi Allahümme inna amenna sallallahü aleyhi ve selleme ve lemne-rehu.
Femetti nallahümme fid-dareyni birü'yetihi ve sebbit kulubena alâ ma-habbetihi vesta'milna ala sünnetihi ve teveffena alâ milletihi vahşürna fi-zümretihin-naciyeti lihine. ve hizbihil-müf-
Kıyamet günü başımızın üstünde gölge olsun.
O salavat-ı şerife sebebi ile, hasenat mizanlarımızı ağır getir; bereketlerini üzerimize devam ettir. Ta ki: Peygamber efendimiz Muhammed'e; emin, mut-main, ferah, sevinçli olarak kavuşalım.
Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin.
Onunla aramızı ayırma. Ta ki, onun dahil olduğu yere bizi de dahil edesin. Onun keremli komşuluğuna bizi de sığdırasın. Hem de: Kendilerine nimet verilen peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraber.. Bunların arkadaşlığı ne-kadar güzeldir.. 1
Allahım, biz ona inandık; Allah-ü Taâlâ ona salât ve selâm eylesin. Hem de görmeden..
Allahım, iki cihanda bizi, onu görmek faydasına nail eyle. Kalbimizi, onun sevgisi üzerine sabit eyle. Bizlere, onun sünneti ile amel nasib eyle. Onun milleti üzerine bizleri öldür.
Bizi, onun kurtulan zümresi, iflâh olan cemaatı ile haşreyle.
*
**
(Devamı: 1075. Sayfada)
F.
1074
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
Bu cümle ile, anlatılmak istenen daha açık mana şudur:
Habib-i Ekrem Nebiyy-1 Efham Resulüllah S.A. efendimize iman getirip mukaddes katından getirdiği şeyleri tasdik ve kabul ettik. Påk şeriatı ve hidayet sünneti üzere amel etmeyi ihtiyar eyledik. Cümle emirlerine ve yasaklarına itaat ederek, mucibi ile emrini yerine geti-rip nehyinden kaçınırız.
Onu görmeden, sırf yüce zatın Kur'an-ı Kerim'inde; onun nübüv-
vetini beyan ederek:
Ona iman edin.
Diye ferman buyurduğun için, bizler de o şanlı peygambere, açık mucizesini gözlerimizle görmüş gibi tam itikad ettik. Onun nübüvve-tini, risaletini, ümmetliğini ve şeratını kabul eyledik.
Devam edelim:
Allalum, iki cihanda bizi, onu görmek faydasına nail eyle. Kal-bimizi, onun sevgisi üzerine sabit eyle. Bizlere, onun sünneti ile amel nasib eyle. Onun MİLLETİ üzerine bizleri öldür.
Bu cümlede geçen; MİLLET, tabiri ile İslâm dini anlatılmak-tadır.
Duâya devam edelim:
Bizi, onun kurtulan zümresi, iflah olan cemaatı ile haşreyle Kalblermiz, onun sevgisinden yana derlediği şeylerle bizi menfaata kavuştur. Allah-ü Taâlâ, ona salât ve selâm eylesin. Şu günde ki: Ne baba dedelerin, ne malın, ne de oğulların faydası olur.
Bizi, onun pek saf havzına vardır; dolu kadehlerinden bize içir.
Senin Harem'inle, onun Harem'ini bizlere ziyaret eylemeyi, bi-zi öldürmeden evvel müyesser et.
Senin Harem'inle, onun Harem'inde; ölünceye kadar bize ikamet nasib eyle.
Yani: Kâbe-i Muazzama ile, Resulüllah S.A. efendimizin Ravza-i Mutahhara'sı anlatılıyor..
Devam edelim:
Allahım, onu bizim için zatına şefaatçı kabul ediyoruz. Çünkü o: Zatına göre, şefaatçıların en yüzlüsüdür. Onun hakkı için sana yemin veriyoruz. Çünkü o, katında yemin verileceklerin en büyüğüdür.
Onu zatına vesile kabul ediyoruz; çünkü o: Vesilelerin sana en yakınıdır.
Ya Rabbi, sana kalbimizin katılığından, günahlarımızın çokluğun-dan şikâyet ediyoruz. Keza, uzun emellerimizden, fesat amellerimiz-den, taata karşı tenbelliğimizden, aykırı hareketlere hücumumuzdan da..
Ya Rabbi, sen, kendisine şikâyet edilen nekadar güzel bir zatsın.
Düşmanlarımıza ve nefislerimize karşı yardım taleb ediyoruz; bi-ze yardım eyle. İslâhımız babında, fazlına güveniyoruz.
Bizi, zatından başkasına bırakma ey Rabbımız.
Cenab-ı Resulüne intisab ediyoruż; bizi uzaklaştırma. Kapında duruyoruz; bizi tard etme. Ancak, senden diliyoruz; bizi boşa çıkarma.
KARA DAVUD
YanıtlaSil1075
وَأَنْفَعْنَا بِمَا انْطَوَتْ عَلَيْهِ قُلُوبُنَا مِن مَحبَهُ صلى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَوْمَ لَا جَدَ وَلَا مَالَ وَلَا بَنِينَ وَأَوْرِدْنَا حَوْضَهُ الْأَصْفَى وَأَسْقِنَا نِكَاتِهُ الْأَوْفَى وَيَشْرْ عَلَيْنَا زِيَارَة رَبِّكَ وَجَرَيمُ مِنْ قَبْلِ أَنْ تُمِيتَنَا وَادِمْ عَلَيْنَا الإِقَامَةِ بِحَرَمِكَ وَحَرَمِهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اللَّمَان تَوَقَى اللَّهُمَّ إِنَّا نَسْتَشْفِعُ بِدَ إِلَيْكَ إِذْ هُوَ اوْجَهُ الشَّفَعَاءِ إِلَيْكَ وَنَقْسِمُ عليكَ إِذْ هُوَا عْظَمُ مَنْ أُقْتِ بِحَقِّهِ عَلَيْكَ وَتَوَسَلُ بِهِ إِلَيْكَ إِذْ هُوَ قَرَبَ الوَسَائِلِ إليكَ تَشْكُوا إِلَيْكَ يَا رَبِّ قَسْوَةَ قُلُوبَنَا وَكَرةَ ذُنُوبَنَا وَطُولَا مَا لِنَا وَفَسَادًا عَمَالِنَا وَتَكَاسُلَنَا عَنِ الطَّاعَاتِ وَهُجُو مَنَا عَلَى الْخَالِفَا
lubūna min mahabbetihi sallallahü Venfa'na bimentavet aleyhi ku aleyhi ve selleme yevme läcedde ve låmale ve låbenine ve evridna havza hül asfa veskina bike'sihil evfa ve yes sir aleyna izyarete haremike ve hare-mihi min kabli en tümitena ve edirr aleynel ikamete biharemike ve hare mihi sallallahü aleyhi ve selleme ila en nüteveffa.
Allahümme inna nesteştiu bihi lleyke iz hüve evcehüş sufeal ileyke ve nuksimü bihi aleyke iz hüve a'za mű men uksime bihakkıyhi aleyke ve netevesselü bihi ileyke iz hüve akre bül-vessaili ileyke.
Nesků ileyke ya Rabbi kasvete kulubina ve kesrete zünubina ve tule amalina ve fesade a'malina ve teka-sülena anit-taati ve hücumena alel-muhalifati.
**
Kalblerimiz, onun sevgisinden yana derlediği şeylerle bizi menfaata kavuş tur. Allah-ü Taâlâ, ona salát ve selâm eylesin. Şu günde ki: Ne baba dedelerin, ne malın, ne de oğulların faydası olur. Bizi, onun pek saf havzına vardır. Dolu kadehlerinden bize içir. Senin Harem'inle, onun Harem'ini bizlere ziyaret etmeyi bizi öldürrueden müyesser et.
Senin Harem'inle, onun Harem'inde ölünceye kadar bize ikamet nasib eyle
Allahım, onu bizim için zatına şefaatçı kabul ediyoruz. Çünkü o: Zatına gi re, şefaatçıların en yüzlüsüdür. Onun hakkı için, sanà yemin veriyoruz. Çünkü katında yemin verileceklerin en büyüğüdür.
Onu zatına vesile kabul ediyoruz; çünkü o: Vesilelerin sana en yalınıdır.
Ya Rabbi, sana kalbimizin katılığından, günahlarımızın çokluğundan şil yet ediyoruz. Keza, uzun emellerinaizden, fesat amellerimizden, taata karşı te belliğimizden, aykırı hareketlere hücumumuzdan da..
* **
(Davamı: 1077. Sayfa
1076
YanıtlaSilDELAILI HAYRAT ŞERHI
Allahım, tazarruumuza merhamet eyle; korkumuzu emniyete çe vir. Amellerimizi kabul eyle. Hallerimizi islâh eyle. Meşgalemizi taatın eyle. Sonumuzu hayra vardır. Emellerimizi, ziyadesi ile gerçekleştir. Ecellerimizi, saadetle kapa.
İşte, zül halimiz, önünde açık. Halimiz, sana gizli değil..
Bize emir verdin; terk ettik. Bize yasak ettin, irtikâp ettik.
Bizi, ancak affın kurtarır; bizi affeyle. Ey ümid makamının ha-yırlısı, dilek makamının en keremlisi.. Sen pek şefkatlı ve merhametli-
sin; affedicisin.
Ey merhametliler merhametlisi..
Allah-ü Taâlâ, efendimiz Muhammed'e, onun âline ve ashabına salât ve tam manası ile selâm eylesin.
Ålemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun. O bize yeter; nekadar güzel
vekildir.
Ne güç var, ne kuvvet, ancak Yüce Azim Allah'ındır.
Sadeleştirmenin bittiği tarih:
24 Receb 13952 Ağustos 1975
BOSTANCI İSTANBUL
KARA DAVUD
YanıtlaSil1077
فَقَدَ المُشْتَكَى إِلَيْهِ انَتْ يَا رَبِّ بِكَ يَسْتَنْصِرُ عَلَى سَائِنَا وَانْفُتِنَا فَانْصُرْنَا عَلَى فَضْلِكَ تَوَكَّلُ فِي صَلَاحًا فَلَاةَ كُلْنَا إِلَى غَيْرِكَ يَا رَبَّنَا وَإِلَى جَنَابِ رَسُولِكَ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ تَبُ فَلَا تُبَعِدْنَا وَبَابِكَ نَقِفُ فَلَا تَطْرُونَا وَإِيَّاكَ نَسْلُ فَلَا تُحْيَبْنَا اللَّهُمَّ رَحْم تَصَرُّ عَنَا وَأَمِنْ حَوْفَنَا وَتَقَبَّلْ أَعْمَالَنَا وَاصْحَ إِخْوَانَا وَاجْعَلْ بِطَاعَتِكَ اشْتِغَالَنَا وَإِلَى الْخَيْرُ مَا لَنَا وحقق بِالزَّيَادَةِ أَمَا لَنَا وَاخْتِمْ بِالسَّعَادَةِ اجالنا هَذَا ذُلْنَا ظَاهِرِ بَيْنَ يَدَيْكَ وَحَالَنَا لا تجوَ عَلَيْكَ امْرَتَنَا فَتَرَكا وَنَهَيْتَنَا فَارْتَكَ ولا يَتَعَنَا إِلَّا عَفُوكَ فَاعْفُ عَنَّا يَا خَيْرَ مَا مُوا وَاكْرَمَ سُولٍ إِنَّكَ عَفُو رَ وفَ رَحِيه
Rabbi bike nestansuru alá a'daina ve Feni'mel müşteka ileyhi ente ya enfüsina fensurna alá fazlike netevek kelü fisalahina.
bena ve ila cenabi resulike sallallahü Felä tekilna ilà gayrike ya Rab aleyhi ve selleme nentesibű felä tüba idna ve bibabike nakıfü felä tatrudna a iyyake nes'elü felä tuhayyibna.
ve Allahümmerham tazarruana amin havfena ve takabbel a'malena ve aslih ahvalena vec'al bitaatike işti ğalena ve ilel-hayri meålene ve hak-kik bizziyadeti amalena vahtim bis-saadeti acalena.
Haza züllüna záhírün beyne ye deyke ve halüna lâyahfa aleyke.
Emertena feterekna ve neheyte-na 'fertekebna låyeseuna illä afvüke fa'fü anna ya hayre me'mulin ve ek-reme mes'ulin inneke Afüvvün Raufün Rahimün.
**
Ya Rabbi, sen kendisine şikâyet edilen ne güzel zatsın.
Düşmanlarımıza ve nefislerimize karşı yardım taleb ediyoruz; bize yardım
eyle. İslâhımız babında fazlına güveniyoruz.
Bizi, zatından başkasına bırakma, ey Rabbımız.
Cenab-ı Resul'üne intisab ediyoruz; bizi uzaklaştırma. Kapında duruyoruz; bizi tard etme. Ancak senden diliyoruz; bizi boşa çıkarma.
Allahın, tazarrumuza merhamet eyle; korkumuzu emniyete çevir. Amelle-rimizi kabul eyle. Hallerimizi islâh eyle. Meşgalemizi taatın eyle. Sonumuzu hay-ra vardır. Emellerimizi ziyadesi ile gerçekleştir. Ecellerimizi saadetle kapa.
İşte zül halimiz, önünde açık, Halimiz sana gizli değil. Bize emir verdin; terk ettik. Bize yasak ettin; irtikåp ettik.
Bizi, ancak affın kurtarır; bizi affeyle. Ey ümid makamının hayırlısı, dilek makamının en keremlisi.. Sen pek şefkatlı ve merhametlisin; affedicisin.
Ey merhametliler merhametlisi..
*
**
(Devamı: 1078. Sayfada)
1078
YanıtlaSilDELAIL-1 HAYRAT ŞERHİ
يا ارحم الراحِمِينَ وَصَلَّى اللَّهُ عَلَى سَيِّدِنا محمد وَعَلَى آلِهِ وَصَحْهُ وَسَلَّمَ تَلِيما والحمد لله رَبِّ الْعَالَمِينَ وَهُوَ حَسْبُنَا وَنِعْمَ الْوَكِلُ وَلَا حَولَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ الْعَلِي الْعَظِيمِ
صلوات الصفاح
اللهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ طِبَ القُلُوبِ وَدَ وَآءِهَا وَعَافِيَةِ الأَبْنَانِ وَشِفَاءهَا وَنُورِ الْأَبْصَارَ وَصِيَّاءَهَا وَعَلَى آلِهِ وَصَحْهُ وَسَلَّم
صلوات اللات
الله صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدِ نُورِ النَّاتِ وَسِيرِ السَّارِي في جَمِيعِ الأَسْمَاءِ وَالصَّفَاتِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
Ya erhamerrahimine.
Ve sallallahü alâ seyyidine Mu-hammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ve selleme teslimen.
kilü. Vel-harndü lillahi Rabbil-Alemine. Ve hüve hasbüna ve ni'mel-ve-
Ve lähavle ve läkuvvete illå bil lah'il-aliyyil-azimi. (1)
SALAVAT'ÜS-SAFA
Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin tıbb'il-kulûbi ve devai-ha ve afiyet'il-ebdani ve şifaiha ve nur'il-ebsari ve zıyaiha ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim.
SALAVAT ÜZ-ZAT
Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin nur'iz-zati ve sırr'is-sari ficemiil-esmai ves-sıfati sallallahü aley-hi ve selleme.
Allah-ü Taalá, efendimiz Muhammed'e, âline ve ashabına salât ve tam ma-
nası ile selâm eylesin.
Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun.
O, bize yeter; nekadar güzel vekildir.
Ne güç var, ne kuvvet, ancak Yüce Azim Allah'ındır. (1)
SAFA SALAVATI
Allahını, efendimiz Muhammedre salât eyle. (Odur:) Kalblerin tıbbı ve de-vası; bedenlerin afiyeti ve şifası; gözlerin nuru ve ziyası..
Keza âline ve ashabına da..
Ve.. selám eyle..
ZAT SALAVATI
Allahım, efendimiz Muhammed'e salât eyle. (Odur:) Zat nuru, bütün İsim-lere ve sıfatlara sirayet eden sır.
Allah-ü Taålå, ona salát ve selâm eylesin.
(1) Bundan sonra gelecek iki salavat-ı şerife şerhe geçmemiştir. Metinde olduğu için; çokça okunan salâvat olduklarından, faydasına binaen buraya alıyoruz.
* **
(Devamı: 1079. Sayfada)
KARA DAVUD
YanıtlaSil1079
الله صَلَّ عَلَى بَدْرُ السَّمَاءِ الله صَلَ عَلَى نُورِ الظَّلام
واغْفِرَ اللَّهُمَّ لِأَسْتَاذِ نَا وَالِاسْتَاذِ اسْتَاذِنَا وَلِإِخْوَانِنَا وَلِإِخْوَانِ اخْوَانِنَا كَافَة عَامَّةٌ والجميع المسلمين والمسلمات الاحياء مِنْهُمْ وَالأمْواتِ بِرَحْمَتِكَ
يا ارحم الراحمين
م
Allahümme salli alâ bedr'it-te-mami.
Allahümme salli alâ nur'iz-zalá-mi.
Allahümme salli alá miftahi dar'is-selami.
Allahümme salli ala's şefii fice miil-enami.
Vağfirillahümme liüstazina ve li üstazi üstazina ve lühvanina ve liihva ni ihvanina käffeten ammeten ve lice miil-müslimine vel-müslimatil-ahyai minhüm vel envati birahmetike ya er-hamerrahimine.
Allahım, tamam bedre salát eyle.
Allahım, karanlıkların nuru zata salát eyle.
Allahım, Dar-ı Selam'ın anahtarı zata salāt eyle.
Allahım, bütün yaratılmışların şefaatçısı zata salát eyle.
Allahım, üstazımızı, üstazımızın üstazını, ihvanımızı, ihvanımızın ihvanını tam manası ile, hep birden mağfiret eyle.
Keza, bütün müslim ve müslimeleri, bunların ölülerini ve hayatta olanları-nı da bağışla.
Rahmetinle..
Ey merhametliler merhametlisi..
-SON-
** *
TARINTE BUGÜN
YanıtlaSil-1914-Almanya, Rusya'ya savaş ilan etti.
- 1914-Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı'na girmek için seferberlik ilân etti.
2007 - Bediüzzaman'ın talebelerinden Muzaffer Arslan vefat etti.
AĞUSTOS
02 CUMARTESİ
BIR AYET
Göklerde ne var, yerde ne varsa Onundur.
Bakara: 255
8 1447 SAFER
BİR HADİS Allah bir ev halkı hakkında hayır dilerse, onları yumuşak huylu kılar.
Müsned, 6: 71
RUMI: 20 TEMMUZ 1441
HIZIR: 89
Hem peder ve valideyi şefkatle teçhiz eden ve seni onların merhametli elleriyle terbiye ettiren hikmet ve rahmet hesabına onlara hürmet ve muhabbet, Cenâb-ı Hakk'ın muhabbetine aittir.
Imsak Güner Dala
Sözler
Hindi