YUNUS A. S.

Yorumlar

  1. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.

    Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).

    Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-

    YANITLASİL

    yuksel22 Mayıs 2024 13:52
    ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,

    .Κ.)

    BESİR

    YanıtlaSil
  2. BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM

    Tabiratlı, Terkibli, Ansiklopedik

    Risale-i Nur'un

    Büyük Lügatı

    YanıtlaSil
  3. TAKDİM

    Cenab-ı Hak'ka nihayetsiz hamd, Resul-i Ekrem (A.S.M) Efendimiz'e na-mü-tenahi salavat olsun ki, uzun zamandır üzerinde çalıştığımız Osmanlıca-Türkçe kigatimiz Allah'ımızın avn ve inayeti ile tamamlandı.

    Lisan, bir milletin kültürünü, san'atını, dinini, imanını, düşünce sistemini, ha-yati hususiyetlerini, değerlerini asırlar boyu nesilden nesile, dünden bugüne, bu-günden yarına ulaştırır.

    Kelimeler ve onlardan müteşekkil olan lügatler de o dilin hazinesi hükmündedir-ler. Kelimeleri harfsiz, cümleleri kelimesiz, lisanı da cümlesiz düşünmek mümkün olmadığı gibi dili de mizacını ve hazinesini havi olan lügatsiz hayal etmek de mu-haldir.

    Bir dilde kullanılan bütün kelimelerin herkes tarafından bilinemeyeceği bir ha-kikattir. İşte bu sebepten kelimelerin manalarını açıklayan lügatlere ihtiyaç hasıl olmuştur.

    Lügatı ve kaideleri yazılmayan bir lisan edebi dillerden sayılmaz. Çünkü edebiyat binası bunlar üzerine kurulabilir. Lisanın tahrib, tahrif ve gerilemesine bu iki unsur (lugat ve dilbilgisi) sed teşkil eder. Binaenaleyh dilbilgisi kaidelerine ve kelime hazi-nesine göre hazırlanmış bir lügat o dilin ab-ı hayatıdır ve can damarı sayılır.

    1928 senesinde yapılan harflerdeki inkılap, maalesef bir gecede herkesi cahil yapmıştır. Daha sonra da, lisanımızdaki Arapça olan Kur'ani kelimelerle Farisi ke-limelerin ayıklanması ve atılması ameliyesi de günden güne cahilleri çoğaltmış, iki nesli anlaşamaz hale getirmiştir.

    Dünyanın en zengin dili olan Osmanlıca, kendisine çok dar gelen kalıplara sıkış-tırılmak istenmiş, tesirsiz hale getirilmiş unutturulmaya çalışılmıştır.

    Evet, maalesef yeni nesil gençler, imkan, ihtimal, imtihan, nesil, nefis, hayat, hayal, rüya, misafir... gibi kelimelere bile yabancı.

    Dünyanın hiçbir yerinde olmamış bir şekilde, kırk-elli sene önce yazılan bir man-zum veya mensur bir yazıyı yeni nesil okuyamıyor ve anlıyamıyor. 1928 den önce yazılan bir yazıyı da profesörlerimizin belki yüzde doksanı okuyamıyor.

    Fransa'da Flaubert'i, Balzacı, Hugo'yu, Molyer'i; İngiltere'de Şhakespeare'i; Rusya'da Gorki'yi, Tolstoy'u, Dostoyevski'yi, İspanya'da Cervantes'i, Almanya'da Geothe'yi okuyamıyan, anlayamıyan bir münevver bir aydın bir profesör bulunabilir mi? Bulunana bu sıfatlar verilir mi, yakıştırılır mı?... Fakat maalesef bizde var.

    Risale-i Nur Külliyatının rahat anlaşılabilmesi, kelime ve deyimlerinin manala-rının bilinme hedeflendi metr wafakatının sağlanması gibi hususlar birinci derecede ld

    YanıtlaSil
  4. Motecasifane ifade edelim ki, senelerce "Risale-i Nur'a Giriş için vanita kitaplar oldukları ve olacakları tevehhüm edilen, aslında işi daha da çıkmaza sokan ve çet refilleştiren usuller tatbik olundu. Bu da Nurların hukukunu gasbetmek neticesini verdi.

    Zira, az bir dikkat ve küçük bir lögat yardımıyla aşılabilecek basit bir engel dehh petli bir uçurum gibi gösterildi. Belli bazı kesime Nurların penceresinden işık veren manevi güneşe mukabil mumlar gösterildi, tavsiye edildi. Halbuki Üstad Bediuzza man Hazretleri ziyaretine gelen herkese doğrudan Risale-i Nur'u vermiş, mütema diyen okunmasını tavsiye etmiş, mesai zamanlarında; vakit bulunamayınca bes-on dakikalık meşguliyetin bile "Talebe-i Ulum" derecesini kazandıracağını müjdele miştir.

    Risale-i Nur okuyan herkesin aynı istifadeyi elde edemeyeceği açıktır. İstifadeyi artıran unsurlar, samimiyet, ihlas, teslim, cehd ve gayret gibi şeylerdir. Risale-i Nur-larla meşgul alim sınıfından çok kimselerin, ilimlerinin perde olması sebebiyle ami avamlar kadar bile istifade edemediklerinin çok misalleri vardır. Ustad Bediüzza man Hazretleri o haliyle 'Ben de sizin ders arkadaşınızım' diyor. Bittabi istifadesi de ona göre oluyor. Nasıl ki Kur'an-ı Kerim'in şakirdi olma ve O'ndan istifade ve anlama hususlarında Resul-i Ekrem (a.s.m.) Efendimiz herkese faiktir. Öyle de Ustad Be diüzzaman Hazretleri de kendisini Risale-i Nur'un bir talebesi ve Nur talebelerinin de ders arkadaşı addetmesiyle bu asar-ı ber-güzidenin ihtarat ve sünühat mahsulü olduğuna telmihle ve çok vecihle bizleri ikaz ediyor.

    Okumayanların ve anlamak istemeyenlerin dışında herkesin anlayabildiği Risa-le-i Nur Külliyatına karşı işlenen bir cinayet de onları "sadeleştirme" adıyla tahrif ameliyesidir ki Üstad, zamanında ki benzer bir çalışmaya "Titremeliydiniz!..." di-yerek şiddet ve hiddetle tepki göstermiştir. Bu hususta lügatimizin sonunda uzunca tahkikli bir arz-ı hal ve hasb-i hal mevcuttur.

    Risale-i Nurlara lügat yazmak tarihi epey eskidir. İlk bilinen lügat merhum Meh-med Feyzi Ağabey tarafından 1946'lı yıllarda yazılmış ve Üstad Hazretleri bu çalışma-yı takdir etmiş ve talebelerine yazdığı bir mektupta şöyle demiştir:

    "Size gönderdiğim Asâ-yı Musa'nın lügatnamesini hasta olduğu halde çok güzel ve Alimane yazan, lügatnamenin başında güzel bir fıkra derceden ve bana da ayrı mek-tub yazan Risale-i Nur'un sırkâtibi Mehmed Feyzi'nin oraca çok müşkilat ve maniala-ra rağmen, hårika sadakatını ve Nurlara faik alakasını, sarsılmadan imana hizmetini birkaç cihette yapması gösteriyor ki; o küçük bir Hüsrev olduğu gibi, tam bir Hasan Feyzi'dir." (Emirdağ Lahikası sh: 224)

    Bu lügat ilk defa kitabın ahirine konulmuşken daha sonraları Üstadın sağlığında böyle kitabın içine veya yanlarında bir lügat çalışması yapılmamıştır.

    Daha sonraları alim nur talebeleri Üstadın sağlığında müstakil bir lügat çalışma-sına başlamışlar ve nihayetinde bir lügat basılmıştır. Risale-i Nurları okuyanlar uzun

    YanıtlaSil
  5. yıllardır bu lügattan istifade etmişlerdir.

    Bu defa başta âlim bir nur talebesi olan Bekir Sami Sağbaş'ın büyük emekleri ve geniş bir gayret ile böyle bir çalışma meydana getirilmiştir.

    Bu lūgatımızın diğerlerinden farkı nedir veya neden böyle bir çalışma yaptık?

    Risaleler geniş kitlelere yayıldıkça büyük bir lügat ihtiyacının yanında, Risalelerde ismi geçen Risale-i Nur talebeleri ağabeylerin hayat hikayeleri, doğumları, vefatları bu lügat çalışmamızda verilmiştir.

    Ayrıca Risale-i Nurlarda ismi geçen ve tercih edilen müsbet-menfi tüm şahısların hayat hikayeleri Risale-i Nur'un ölçüleri istikametinde okuyucuya sunulmuştur.

    Bir başka konu da Külliyatta bahsedilen mekanların, şehirlerin, köy ve kasabaların coğrafi bilgileri de yazılmıştır.

    Risale-i Nurlar, geniş bir kültürün ve farsça, arapça ve türkçenin karışımı olan ve zengin bir lisan olan Osmanlı Türkçesi olduğu için ve terkipler de bu lisanlardan yapıldığından bu lügatta terkipler olduğu gibi alınmış ve ona göre lügat manası ve-rilmiştir. Bu terkipler ikili, üçlü hatta dörtlü şekliyle manalandırılmıştır. Çünkü bu terkiplerdeki kelimeleri ayrı ayrı almak ve lügat manasını vermek, istenilen lūgat fay-dasını veremiyor. Okuyucu da lügatta bu terkibi kendisi yapamıyor. Bu gibi sebepler-den terkibleri olduğu gibi aldık ve ona göre manalandırmaya çalıştık.

    Nur Külliyatında bazı tabirat-ı nuriye vardır ki bunların izahatı geniş geniş Risale-i Nurların izhatı istikametinde verilmiştir. Bazı maddelerin tarihi seyri ve çıkış yolları ve nurların bu meselelerdeki yorumuyla ortaya konulmuştur.

    Lügatımızın başta sadece yeni yazı ile yazılması düşünülmüşken bazı kardeşlerimi-zin arzusuyla kelimelerin arapça hurufla yazılması da mümkün olmuştur. Bu sayede kelimelerdeki imla kaidelerinde farklı anlamlar ortadan kalkmıştır. Ayrıca harflerin üs-tüne gerekli işaretlerin (inceltme ve ayırma) konulması lüzumu da, önemini yitirmiştir. Çünkü kelimenin orijinal hali Osmanlıca hurufla yazılmıştır.

    Bütün bunlarla birlikte bin beşyüz sayfaya yaklaşan bu lügatta yüzbine yakın ke-limeye mana verilmiştir, Osmanlıcaları yazılmıştır, tarihi olaylar tarihiyle verilmiştir, isimler ve hayatları, vefatları yazılmıştır. Yer ve mekanlar yazılmıştır. Bütün bunlarda sehivler olabilir. Risale-i Nurları teenni, müdakkikane ve mütaalalı okumak isteyen kardeşlerimizden ricamız buldukları sehivleri bildirmelerini önemle rica ederiz.

    Envar Neşriyat

    YanıtlaSil
  6. A

    ab آب : su

    âb-ı hayat (ab-ul hayat آب حیات : hayat ve ha yatın devamı için gerekli olan su; hayat suyu; ölümsüzlük kazandıran su (Bu deyim, mecaz olarak ruhu, månevi kalbi, kalbteki yüksek duyguları canlı tutan, dini değerlere karşı du yarlı yapan iman, iman hakikatleri veya iman dersleri månåsında kullanıldığı gibi kan, süt, yağmur, kaynak suyu için de kullanılır)

    ab-ı hayat-ı bakiye آب حیات باقیه: sonsuz ve ölümsüz hayatı kazandıran su, (mec.) öbür dünyada sonsuz cennet hayatını kazandıran iman; Kur'an ve iman hakikatleri, Kur'an ve iman dersleri

    ab-ı hayat-i ebedi ve Ahmedi آب حیات ابدی و احمدی

    : (ab-ı hayat-1 ebedi ve âb-ı hayat-ı Ahmedi) sonsuz ve ölümsüz (ebedi) hayatı kazandıran su ve sonsuz ve ölümsüz hayatı kazandıran Hz.Muhammed'in (a.s.m.) gösterdiği kaynak suyu, (mec.) sonsuz cennet hayatını kazan dıran, Hz. Muhammed'in (a.s.m.) getirdiği İslâm ve Kur'an hakikatleri

    âb-ı hayat-ı maneviye آب حیات معنویه : manevi hayat kaynağı olan su, (mec.) månevi hayatı canlı tutan iman hakikatleri, temel iman ku-ralları, iman prensipleri

    ab-ı hayat-ı maarif آب حیات معارف : maarif deni-len hayat suyu, (mec.) canlılık, güç, etkinlik, aydınlık ve verimlilik kazandıran eğitim ve öğretim

    âb-ı hayat-ı marifet آب حیات معرفت: marifet kaynağı olan hayat suyu, (mec.) Allah'a (c.c.), peygamberlere (a.s.), âhiret gününe inanmak gibi İslam'ın iman esaslarını tanıma (mårifet) yolunu açan, ölümsüz cennet hayatını kazan-dıran iman hakikatleri ve dersleri

    ab kevser آب کوثر :kevser suyu, cennette mü'minlere ikram edilecek çok hoş olan su

    ab-i kevser-i hayat آب کوثر حيات : hayata ölüm-süzlüğu kazandıran kevser suyu, (mec.) cen-netteki kevser suyu gibi çok hoş, tadına do-yum olmayan Kur'an ve iman hakikatleri ve dersleri

    ab-i leziz آب لذيذ leasetli su imi ve tach rok

    hoş su, tatlı su

    ab-ı rüyi Habib - Ekrem آب روی حبیب آکرم Allah'ın (cc) en değerli ve sevgili kulu (Ha bib-i Ekrem) olan Ha Muhammed'in (asm) yüzü suyu (abı rüy) dua ve yalvarışlar hur meti için

    abul hayat آب حیات ba ab-hayat(

    aba عباء : yanden yapılmış kaba ve kahn ku

    maş, bu kumaştan yapılan yakasıa, uzun üst lük

    aba: babalar, atalar, (mec) doğru yolu gos teren din büyükleri

    aba ve ecdad آبا و اجداد babalar ve geçmiş ata lar

    bedler 2 sonsuz gelecek saman

    lar abad آباد: mamur, mar görmüş, sen, ba yındır

    abadile عباده Abdullahlar. Abdullah ismini

    taşıyanlar

    abadile-i sebaعبادلة س yedi Abdullah, isom leri Abdullah olan yedi sahabe

    abadile-i seba-l meşhure عبادلة سبعة مشهورة ünlü yedi Abdullah, isimleri Abdullah olan ünlü yedi sahabe

    1.Abdullah ibn-i Abbas (Ha. Peygamber in amcası Hz. Abbas'ın oğlu olan Abdullah)

    2.Abdullah ibn-i Omer (Ha. Omer'in eghe

    3.Abdullah ibn-i Mes'ud

    4.Abdullah ibn-i Reväha

    5.Abdullah bin Amr bin As (däht komutanlar dan Filistin ve Mısır Fatihi Amr bin As'in ta oğlu)

    6.Abdullah bin ebi Bvfä

    7.Abdullah ibn-i Selam (bka sahabe)

    abd 1 :عبد.kul, Allah'ın (cc) kulu 2 kole 3 hie

    metçi

    abd-i aciz عيد عاجز : gucu yetersia, sayır kul

    abdelaziz عبد عزيز : Allah'in (cc) şerefli ve sev

    gili kulu

    YanıtlaSil
  7. A

    abd-i gubar

    abd-gubar عبد غبار : ayak altındaki toz gibi de ğersiz kul

    abdi habib عبد حبيب : )Allah c.c. tarafından( sevilen kul

    abd-i has عبد خاص : seçkin kul

    abd-i hasta عبد حسه : hasta kul

    abd-i Hudabin عبد خدابین : Yaradan's (Allah'ı c.c.) gerçek månada tanıyan (Hudabin) kul

    abdi külli عبد كلى : ibadeti kulli olan kul; bu-tün varlıkların ibadetlerini, kulluklarını ken di ibadetinde, kendi kulluğunda temsil eden kul

    abd-i mahbub ve merhum عبد محبوب و مرحوم Allah (c.c.) tarafından sevilen (mahbub) ve O'nun merhametine eren (merhum) kul

    abdi mahsus عبد مخصوص : Allah c.c. tarafın-dan) özel olarak seçilmiş ve farklı månevi özellilerle donatılmış kul

    abd-i mahz عبد محض : tam anlamiyle kul

    abd-i memur عبد مامور : Allah'ın (c.c.) emri al-tına girmiş ve ona bağlı kalarak yaşayan kul

    abd-i misafir عبد مسافر : dünyada misafir oldu ğunu bilerek yaşayan kul

    abd-i mü'min عبد مؤمن : imanlı kul

    abd-i mükerrem عبد مکزم : Allah'ın (c.c.) üstun kıldığı kul, Allah'ın (c.c.) büyük ikramına er-miş kul

    abd-i pür-kusur عبد يرقصور: cok kusurlu kul

    abd-i pür-taksir عبد پر تقصیر : çok kusurları bu lunan kul

    abd-i resül عبد رسول : kul (abd) ve peygamber (resul), peygamberlikle görevli kul

    abd-i sacid عبد ساجد : Allah'a (c.c.) boyun eğen ve secde eden kul

    abdal ابدال : bkz.ebdal) "ebdal" denilen ma-nevi dereceleri ve nurları çok yüksek Allah'ın (c.c.) aşkıyla dopdolu dünya hayatına değer vermiyen bir gurup evliya (ermiş kişiler) (bkz: evliya-i ebdaliye)

    abdiyet عبدیت : Allah'a (c.c.) kulluk etmek, ibadet ve itaatte bulunmak

    abdullah عبد الله : Allah'ın kulu

    Abdullah Çavuş (Yavaser( )1892-1960( عبد الله چاروش : Bediüzzaman'ın Barla'daki komşusu.

    Yıllarca onun en yakın hizmetinde bulunan birkaç kişiden birisi. Denizli hapsinde de Be-diüzzaman ile birlikte yattı. Bediüzzaman'ın mektuplarında Abdullah Çavuş ile ilgili ifade

    10

    Abdullah Yeğin

    şekilde Said Nursi'ye yakınlığının bulunduğu anlaşılmaktadır

    Abdullah Dehlevi عبدالله دهلوی : Nakşibendi ta rikatının Halidiyye kolunun kurucusu Halid Bağdadi'nin şeyhidir.

    1743 yılında Pencap'ta doğdu. Rüyasında gor düğů Hz. Ali, doğacak çocuğuna kendi adını koymasını istediğinden, babası ona Ali adı nı verdi. Büyüme çağına gelince Gulamu Ali adını aldı. Fakat daha sonra rüyasında Hz. Peygamberin kendisine "Abdullah" diye hitap etmesi üzerine bu iki isimle tanındı.

    Dini ilimleri küçük yaşta öğrenmeye başladı Daha sonra Delhi'ye giderek Abdulaziz Deh levi'den Sahih-i Buhari okudu. Tefsir, hadis ve fıkıh ilimlerinde kısa zamanda oldukça ileri bir seviyeye ulaştı. Ayrıca fen ilimlerini de öğrendi.

    Nakşibendiliğin Hälidiyye kolunun kurucusu Mevlână Hälid-i Bağdadi de (Hz. Peygamber den ruyada aldığı emir üzerine) Hindistan'a giderek Şeyh Abdullah Dehlevi'nin müridi oldu. Dehlevi, Kasım 1824'de Delhi'deki závi yesinde vefat etti.

    Abdullah Yeğin عبدالله بگین : Abdullah Yegin, he nüz bir ortaokul talebesi iken Bediüzzaman Said Nursi'yi ziyaret edip elini öpmüş ve ta lebesi olmuştu.

    Ustad Bediüzzaman, 1936-1943 yılları ara-sında, Kastamonu'da mecburi ikamete tabi tutulmuştu. Bu yıllarda İnebolu, Taşköprü, Daday ve Araç gibi ilçelerden gelip Ustad'ı ziyaret edenlerden birisi de, o dönemde Kas-tamonu Lisesi orta kısım ikinci sınıfta oku-makta olan Abdullah Yeğin idi.

    Abdullah Yeğin, arkadaşlarıyla gerçekleştirdi-ği bir ziyaretinde, Üstad Bediüzzaman'a "Mu-allimlerimiz Allah'tan bahsetmiyor. Bize Hå-lıkımızı tanıttır" demişti. Daha sonra bu soru ve cevap Meyve Risalesinin Altıncı Meselesi olarak risalelere dahil edilmiştir.

    Üstad Bediüzzaman'ın mektuplarında "Araçlı Abdullah" olarak da adı geçen Abdullah Ye ğin, Risale-i Nur hizmetinde bulunmasından dolayı hakkında en çok dava açılan Nur tale-belerinden birisiydi.

    Sonraki dönemlerde, askerlik hariç, Urfa'da sekiz sene kaldı. Üstad Bediüzzaman'ın vefa-tından birkaç gün öncesi Urfa'ya geldiği sıra-da bu şehirde ikamet ediyor, Kadıoğlu Camii-

    YanıtlaSil
  8. abidi müsebbih

    ne bagh bir odada kalıyordu Zabeyir Gündozalp, Husna Bayram gibi ya

    kin talebelerandan Ipek Palas Oteline yerleştirilen Bediüzzaman, ertesi gün biras rahatlar ve iyileşir gibi olmuştu Abdul lah Yeğin yanına girdiğinde Ustad Bediuzza man onun elinden tutarak "Hiç merak etmel Küfur ölmüştür. Bundan sonra birşey yapa mazlar!" dedi. Hemen ardından da Urfa'nin aneminden ve Urfalıların İslamiyete olan hizmetlerinden bahsetti ve bu şehrin Turk, Arap, Kürt gibi Masluman kardeşleri birleş tirmeye vesile olacağından bahsett Abdullah Yegin, diger Nur talebeleriyle bir likte, nöbetleşe olarak e olarak Ostad Bediüzzaman'in başında bekliyorlardı. Gece saat 03:00'te Os tad'ın ebediyete göç ettiğini anladılar.

    abes عمت : manasız, boş, saçma, yersiz, fayda ma ve gayesiz

    abesiyet عبلیت : manäsızlık, faydasızlık ve gå yesizlik, saçmalık, yersizlik

    abesiyet-i mutlaka عملیت مطلقه : son derece (mut lak) mânâsızlık ve gâyesizlik, son derece saç malık ve yersizlik (abesiyet)

    abesiyyun عبليون : dunyada her şeyin "abes", yani mănăsız ve gayesiz olduğunu savunan inkârcı görüş sahipleri

    abid عبيد : kullar, köleler

    bid:kul, ibadet eden

    Abid i muhsin عابد محسن : Allah (cc) görürcesi ne O'na çokça ibadet eden kul

    bid-i müsebbih عابد مسبح Allah'ı (c.c.) tesbih

    edip zikreden kul; Allah'ın (c.c.) her bakım dan her türlü kusurdan uzak olduğunu belir tir sözlerle anan ve anlatan kul

    abid-i müveffik عابد موفق : müveffik kul, ebedi saadeti (cenneti) kazanmaya yakın durumda olan kul

    abidane عبیدانه : kula yaraşır şekilde

    abide 1 : عابدة. anit 2 kadın kul, kulluk yapan ka-dın; kul ve köle durumuna getirilmiş ka din

    abidin عابدين : abidler, kullar, ibadet edenler

    abluka ابرقه : kuşatma, bir yerin çevresini sar-ma, dışla bağlarıtısını kesme

    abone 1 : أبونه.pesin para ödeyerek belli bir süre boyunca müşteri olma 2.bu şekilde müş teri olan kimse

    abos عبوس : atıkanık (yüz, çehre(

    11

    cam

    scalb عجائب hayret verici, hayranlık uyandı rici, pagirties

    achibi icraat جالب إحرات yapılan hayret ve rici işler

    acalbi imkanat عجائب إمكانات gelecekte yara tılmaları mümkün hayret verici varlıklar ve olaylar

    acaib-i kudret عجائب قدرت : Allahin (cc) kud retinin eseri olan hayret ve hayranlık uyandı-rıcı varlıklar ve olaylar

    acalb-i masnuat عجائب مصرعات san'atlı yara tılmış (masnů) halleriyle hayret ve hayranlık uyandıran (acaib) varlıklar

    acaib-i masnuat-i Ilahiye عجائب مصنوعات إلهيه

    Allah'ın (cc.) sanatlı yarattığı hayret ve hay-ranlık uyandıran varlıklar

    acaib-i mucizat عجائب معجزات her biri birer mucize eser olan hayret verici varlıklar

    acaib-i mülk ve melekût عجائب ملك و ملکوت hayret verici (acaib) maddi ve månevi yerler, dünyalar, varlıklar (mülk) ve bunların hayret verici yönetiliş (melekût) biçimleri

    acaib-i nukus عجائب نقوش : hayret verici, çok güzel ve ince sanatlı süslemeler

    acaib-i sanat عجائب صنعت : sanat härikaları, sa-natça hayret verici varlıklar

    acaib-i sanat-ı İlahiye عجائب صنعت إلهيه : Allah'ın (c.c.) eseri olan hayret verici sanat şekilleri

    acaib-i seba-i alem عجائب سبعة عالم : Dunyadaki

    tarihi yedi härika eser

    acaib-i seba-i meshûre عجائب سبعة مشهوره : anlu

    yedi harika eser

    acaib-i tasarruf عجائب تصرف : yapılan ve yürü-tülen hayret verici hårika işler

    acaib-i vezaif عجائب وظائف : insanı hayret, sas kınlık ve hayranlık içinde bırakan vazifeler (görevler)

    acaib-ul-mahlükat عجائب المخلوقات : yaratılmış hayret verici varlık çeşitleri

    acb عجب : kuyruk sokumu; kuyruk sokumun-daki küçük bir kemik

    acb-üz-zeneb عجب الذنب : kuyruk sokumunda bulunan bir kemik (bir hadiste belirtildiği üzere, bu kemikteki bir parçacık, kıyametten sonra insanın tekrar dirilişinde bir çeşit çe-kirdek yerine geçecek)

    acam اعجام : Acem'ler, İran'lılar

    YanıtlaSil
  9. A

    aceb

    aceb عجب : acaba

    Acem عجم : Iran'lı

    acemane عجمانه : Lacemice, tecrübesizce 2.ya-

    bancı gibi

    acemi 1 : اعجمی Iran'lı 2. Arap olmayan 3.ya-bancı

    acemi عجمی : tecrubesiz, deneyimsiz

    aceze عجزه : acizler, düşkünler, zayıflar

    acib (acibe( عجبه : hayret verici, hayranlık uyandırıcı, şaşılacak türden; tuhaf, benzeri görülmemiş

    acibe-i san'at عجيبة صنعت : san'at harikası, hay-ret uyandıran san'atlı varlık

    acib-os-san'at عجیب الصنعت : sanatça hárika

    eser

    acibane عجیبانه : şaşırtıcı şekilde, hayret verici tarzda

    acil (acile( 1 : عاجل.öncelikli, gecikmesi sakın-calı 2.hemen, çabuk, peşin 3.aceleci

    äcil ("ecel" kökünden أحل : ertelenmiş, sonra-ya bırakılmış

    acin عجين : hamur; macun; macun kıvamında

    aciz عاجز : )bkzacz(

    aciz-i mutlak عاجز مطلق : son derece güçsüz

    aciz (e( عاجزه : gucü yetersiz; çaresiz

    12

    acz ve iftika

    acz abdعجز عبد yaradılışındaki özelliklerin gereği olan kuldaki güçsüzlük ve çaresizlik

    resizliği aczi beser insanın güçsüzlaga ve ça

    acz-i beseri insanın özünde, yara dılışında yerleşik olan (beşeri) güçsüzluk ve çaresizlik (acz)

    acz-i bila-nihayet عجز بلا نهایت : sonsuz derece de güçsüzlük

    acz-i insani عجز انسانی : insanın özünde, yara dılışında yerleşik olan (insani) güçsüzlük ve çaresizlik

    acz-i mutlak عجز مطلق : son derece guçsüzlük

    acz-i mutlak-ı beşeri عجز مطلق بشری : insanın özünde, yaradılışında yerleşik olan (beşeri) son derecedeki (mutlak) güçsüzlük ve çare sizlik (acz(

    acz-i mütecessid عجز منجمد : sanki beden şek line bürünüp görünür hale gelmiş güçsüzlük

    acz-i nefs عجز نفس : )bir kimsenin) kendi güç

    süzlüğü

    acz-i tam عجز نام : tam acizlik, tam mânâsıyla güçsüzlük

    acz-i zati عجز ذائی : bir varlığın özünde yerleşik olan güçsüzlük ve çaresizlik

    acz-alûd عجز آلود : yaradılışı gereği güçsüzlük ten kurtulamayan

    acizane عاجزانه : aciz kalarak, gücü yetersiz şe-kilde

    acube اعجوبه : )acibe) hayret verici

    acube-i hilkat أعجوبة خلقت : yaradılışı hayret ve

    şaşkınlık uyandırıcı; yaradılışı hayret uyandı ran

    acûbe-i hilkat-i Rabbaniye اعجوبة خلقت ربانيه : Rab'bin eseri olan yaradılış harikası, yaradı lışı şaşırtıcı ve hayret verici varlık (bkz.Rab)

    acube-i san'at أعجوبة صنعت : sanatça hayret ve-

    rici eser veya varlık

    acul عجول : çok aceleci, tez canlı

    acûliyet عجولیت : acelecilik, tez canlılık

    acûze 1 : عجوزه.güçüz ve yaşlı kadın 2.huysuz kocakarı

    acûze-i semta عجوزة شمط : ak saçlı yaşlı kadın; kocakarı

    acz 1 : عجز.acizlik güçsüzlük 2. zararlı şeylere ve düşmanlara karşı güç yetersizliği 3.Allah'a )c.c.) sığınma ihtiyacını duyuran güçsüzlük ve çaresizlik hali

    acz-mend 1 : عجز مند.acizlikli, yaradılıştan güç süzlük özelliğine sahip olan 2 acizliğini (güç-süzlüğünü ve çaresizliğini) bilerek Allah'a (c.c.) sığınmayı esas alan

    acz u fakr عجز و فقر : güçsüzlük ve fakirlik; zor-luklara, zararlı şeylere ve düşmanlara karşı güçsüzlük (acz) ve sonu gelmez ihtiyaçları karşılayamama hali (fakr)

    aczu za'f عجز و ضعف : güçsüzlük ve zayıflık

    acz ve cehl عجز و جهل : güçsüzlük ve bilgisizlik

    acz ve cümûd عجز و جمود : güçsüzlük ve cansız-lık (ruhsuzluk)

    acz ve fakr عجز و فقر : acizlik ve fakirlik

    acz ve fakr-i tamm عجز و فقر نام : tam mânâsiyle güçsüzlük ve fakirlik

    acz ve hakaret عجز و حقارت : güçsüzlük ve kü-çüklük

    acz ve iftikar عجز و افتقار : güçsüzlük ve yoksul luk

    YanıtlaSil
  10. acz ve rape (1)

    aca ve rase )1( عجز و رعشة gucsualük ve kor kudan titreyiş

    acz ve za'f (zaal( عجر و ضعف guçsuzluk ve za yıllık

    ada اعداء düşmanlar

    alda-yi din اعداي دين : din düşmanları

    adab 1 آداب usuller, kurallar 2 måneviyat yollarında ilerlemek için çalışanlara öğretilen urlar, gizli gerçekler 3 terbiye ve nezaket ku ralları

    Sdab duhül آداب دخول : giriş usûl ve kuralları

    adabhayatiye آداب حياتيه: yaşayış tarzına ait kurallar

    adab ictimaiye آداب اجتماعية : toplum hayatı için gerekli kurallar

    adab İslamiye آداب اسلامیه : Islam dininin ge tirdiği terbiye ve yaşayış kuralları

    adab Kur'aniye آداب قرآنیه : Kur'anin getirdiği terbiye ve yaşayış kuralları

    adab - Nebeviye آداب نبويه : Hz. Peygamberin getirdiği terbiye ve yaşayış kuralları

    adab-i şeriye آداب شرعيه : Islam dinine ait ter-biye ve yaşayış kuralları

    adab- Seriat آداب شریعت : Islam dininin getir diği terbiye ve yaşayış kuralları

    adab tarikat آداب طریقت : tarikattaki kurallar

    adab-ı tasavvuf آداب تصرف Islāmda månevi hayatı geliştirme kuralları

    a'dad (adat( اعداد : adetler, sayılar

    adakk: edakk en dakik, çok dakik; çok ince, en ince

    دقيق adakk-dakik edakk-kik) incenin en incesi

    adalet 1: عدالت.Allah'ın (c.c.) emirlerine uy-gun uygulama ve yargılama 2 hakkı koru-ma ve en uygun karşılığı verm verme; her şeye en uygun ve yaraşır olanının verilmesi (kuralı)

    3. yargı kuruluşu, mahkeme

    adalet-i aliye عدالت عاليه : yüce adalet

    adalet-i beşeriye عدالت بشريه : insan düşünce siyle ortaya konan adalet

    adaleti ekber عدالت اكبر : en büyük adalet

    adalet-i ezeliye عدالت ازلیه : Allah'ın (cc.) ezell adaleti

    adalet-i hakiki عدالت حقیقی : gerçek adalet Kur'an'da belirtilen ve emredilen adalet

    13

    adalet cermurdiye

    adalet i hassase عدالت حسنامه hassan adalet, en küçuk hakatalığa ve yanlışlığa yer verme yen (hassas, duyarlı) adalet

    adalet i lähi (İlahiye( عدالت الهد Allah'ın )( adaleti (bkz adalet i mutlaka i lähiye).

    adaleti izafiye عدالت اضافية izafi adalet, büyük haksızlıklara yol açmamak için küçük hakerz luklara göz yuman adalet

    adalet i izafiye ve nisbiye عدالت اصافیه و نسیه izafi ve nisbi adalet, büyük haksızlıklara yol açmamak için küçuk haksızlıklara göz yuman (izafi) ve daha kotustune göre iyi sayılan (nis bi) adalet

    adalet-i kaderiye عدالت قدره kaderdeki adalet adalet-i kanun عدالت قانون : kanuna dayanan adalet

    adalet-i Kuraniye عدالت قرانيه Kur'an'ın em rettiği adalet

    adalet-i kubra عدالت کبری en büyuk adalet, her şeyin hakkını veren, her şeyde en ince ölçü ve dengeyi gözeten, her şeyi gereğince yerli yerine koyan Allah'ın (c.c.) adaleti

    adalet-i mahz (a( عدالت محض : tam mănăstyle adalet

    adalet-i mahza-i Kur'aniye عدالت محضاء قرآنیه Kur'an'ın emrettiği tam adalet

    adalet-i mutlak عدالت مطلق : mutlak adalet, hiç bir haksızlığa ve yanlışlığa yer vermeyen tam adalet

    adalet-i mutlaka İlahiye عدالت مطلقة إلهية

    Allah'ın (c.c.) hiç bir haksızlığa yer vermeyen adaleti (bkz: adalet-i kübra)

    adalet-i nisbiye عدالت نسبه : )bak. adalet i iza fiye)

    adalet-i Ömeriye عدالت عمره : Islam üm metinin ikinci halifesi (devlet başkanı( Hz. Ömer'in uyguladığı Kur'an'ın emri olan gerçek adalet

    adalet-i Rabbaniye عدالت رئانيه : Rab'bin adale

    ti; herkese hak ettiğini ve en uygun olanını veren, hiç bir haksızlığa yer vermeyen, her şeyin tek ve gerçek sahibi (Rab) olan Allah'ın (c.c.) adaleti (bkz, adalet-i mutlaka-i İlahiye)

    adalet-i rahmet عدالت رحمت : Allah'ın (c.c.( merhametli adaleti

    adalet-i sermediye عدالت سرمدیه : )Allah'a c.c ait) dünya ve âhireti kuşatan, devamlı olan geçici olmayan adalet

    YanıtlaSil
  11. adalet-i şer'iye

    adem-i delil-i sübut

    14

    AD

    adalet-i şer'iyve عدالت شرعه : seriatin (dinin) emrettiği adalet

    adalet-i tamme tam adalet

    adaletname mahkemece yazılan duruşmaya çağrı yazısı

    adaletname-i Seriat عدالت نامه شریعت :slam ka nunlarını uygulayan mahkemenin duruşma ya çağrı yazısı

    adalet-perver (adaletperver( عدالت پرور : adalet sever, adaletin gerçekleşmesini candan iste-yen, adalet konusunda titiz ve duyarlı olan

    adalet-pise عدالت پیشه : adaleti kendine pren sip edinmiş, adaletli

    adaletullah عدالت الله : Allah'ın (cc.) adaleti (bkz. adalet-i mutlaka-i İlâhiye)

    adad (dat( اداد : adetler, sayılar

    adat عادات : adetler, toplumda kabul edilip alı-

    şılagelen davranışlar

    adat belde عادات بلده : yöre adeti

    adati ecanib عادات اجانب : yabancı milletlere

    ait adetler; Batı ülkelerine ait adetler ve gele-nekler, yaşayış tarzları

    adat-i ecnebiye عادات اجنبيه : yabancı ülke ådet ve gelenekleri, yaşayış tarzları

    adat-i hasene عادات حسنه : Islamiyette beğeni-len güzel adetler

    adat-i ictimaiye عادات اجتماعيه : toplum haya-tındaki adetler, toplumca benimsenmiş olan yerleşik yaşayış ve davranış tarzları

    adat-llahiye عادات إلهيه : maddi varlıklar dün yasında Allah'ın (c.c.) koyduğu yaradılış ka-nunları

    ādat-ı küfriye ve zalimane عادات کفریه و ظلمانه : imansızlık ve zulüm üzerine kurulu adetler, yaşayış ve davranış tarzları

    adat-milliye عادات مليه : millete yaşatılan ådetler ve gelenekler

    adat-i müstemirre عادات مستمره : öteden beri devam edip gelen ådetler

    adat-i nas عادات ناس : halkın alışkanlık ve an-layışları

    adati seniye عادات سنبه : iyi ve değeri yüksek ådetler

    adat- seyyie عادات سيئه : kötü adetler

    adatullah عادات الله : Allah'ın (c.c.) koyduğu yaradılış kanunları. (Bu kanunlara "tabiat kanunları" demek hem yanlış hem açık bir çelişkidir. Çünkü bu kanunları koyan tabiat

    değildir. Tabiat ve tabiattaki hiçbir varlık bu kanunları belirleyemez, Tabiatta ne akıl ne bilgi, ne de irade vardır. Tabiat ve içindeki her şey, ister istemez, Allah'ın (c.c.) koyduğu bu kanunlara bağlıdır, bu kanunlara uyar. Ta biatın ve tabiattaki varlıkların kendini bağlı hale getirmek için kendi kanunlarını kendi lerini koyması akla aykırıdır. Düşen bir cisim, Deme hızını kendisi belirleyemez. Oksijenle düşme hidrojen maddeleri birleşince ne meydana getireceklerine kendileri karar vermiş değil dir. Bu ve benzeri her şeyin nasıl davranacağı, Allah (c.c.) tarafından, yaradılış özellikleriyle birlikte belirlenmiştir. Yaratılmışların bağlı olduğu kanunları koyan sonsuz yaratıcı güç, sonsuz ilim ve irade sahibi olan yüce Allah'tır (c.c.). Her şeyi tabiat eseri sayıp tabiatı ilah derecesine getirenler, bir olan Allah'ı (c.c.) kabul etmemek adına, atomlar veya atomla rın yapısındaki tanecikler sayısınca kendile rine ilah edinmiş olmaktadırlar.)

    adavet عداوت : düşmanlık

    adavet-i İlahiye عداوت إلهيه : Allah'a (cc) karşı düşmanlık

    adavet-i müsi عداوت می : Allah'a (c.c.) karşı gelen kötü kişiye (müsi') karşı duyulan düş-manlık

    adavetkarane عداوت کارانه : düşmanca davrana-

    rak, düşmancasına

    add عد : sayma, kabul etme

    addetmek عذايتمك : saymak, kabul etmek

    aded-i enfas عدد انفاس : )hayat boyu) alınıp ve-rilen soluk sayısı

    aded-i mübarek عدد مبارك : mübarek (kutlu( sayı

    adedce عده : sayıca

    adedince عددنجه : sayısınca

    adem عدم : yokluk, hiçlik

    adem-i abesiyet عدم عبثیت : manasızlık, fayda-sızlık, yersizlik ve gayesizliğin bulunmaması

    adem-i afv عدم عفو : af edilmeme, af edilmezlik

    adem-i camilyyet عدم جامعیت : )bir varlıkta bir şeyin) farklı çeşidi ve dereceleri ile toplu hal-de birlikte bulunmaması, bulunur olmaması

    adem-i delil : delil yokluğu, ispatlayıcı dayanağın bulunmaması, ispat edici daya-naktan yoksunluk

    adem delili sübut عدم دليل ثبوت : isbatlayıcı

    YanıtlaSil
  12. adem-i derk

    delilin yokluğu

    adem-i derk عدم درك : anlamama, kavramama, anlayış ve kavrayış gücünden yoksunluk

    adem-i devam عدم درام : devam etmeme, de vam etmezlik, sürekli olmama

    adem-i falde عدم فائده : faydasızlık

    adem-i fark عدم فرق : farksızlık, ayırt edilmez-lik

    adem-i fehm عدم فهم : anlayamama, anlamada yetersiz kalma

    adem-i hakimiyet عدم حاکمیت : faydasızlık, hakimiyet (egemenlik) gücünden yoksunluk, yönetim ve yaptırım gücü ve yetkisine sahip olmama

    adem-l harici عدم خارجی : harici yokluk, Allah'ın (c.c.) ilminde var olup dış dünyada var olma-ma, henüz yaratılmamış olma

    adem-i hikmet عدم حکمت : gayesizlik ve mână-sızlık

    ademi hilm عدم حلم : hilm sahibi olmama, ağırbaşlılık ve yumuşak huyluluktan yoksun-luk

    adem-i hizmet عدم خدمت : hizmet etmezlik, hizmeti olmama, hizmeti dokunmana

    adem-i hulüvv (huluvv( عدم خلو : ayrılıp yerini boş bırakmama, yerinde kalma

    adem-i hürmet عدم حرمت : hürmetsizlik say-gısızlık

    adem-i ittila عدم اطلاع : bilgi sahibi olmama, bilgisi bulunmama

    ademiifa عدم ايفا : ifa etmeme, yerine getir-meme, yapmama

    adem-i i'dad عدم اعداد : gelişmiş olmamak

    adem-i ihlas عدم اخلاص : ihlassızlık, Allah'ın (c.c.) rızasını kazanmayı düşünmemek

    adem-i ihmal عدم اهمال : ihmal etmeme, gözar dı etmeme, önemsemezlik yapmama

    adem-i ihtiyaç عدم احتياج : ihtiyacsızlık

    adem-i iktidar عدم اقتدار : güçsüzlük

    15

    ademi malomat

    adem-i iman عدم ايمان inanmama

    adem-l in'ikad ve tekemmül عدم انعقاد و تکمل

    (bilgilerin) birikme ve birbirine eklemlenme ile sağlam şekilde kuruluş (in'ikad) devresine ulaşmama ve gelişip tamamlanmama

    adern-i intisar عدم انتشار : yayılmama, yaygın laşmama

    adem-i intizam عدم انتظام : duzensizlik

    adem-i inzar عدم انتدار : kötü şeylerden sakın-dırmama, kötü sonuçları bildirip korkutmama

    adem-i israf عدم اسراف : israfsızlık, boşuna har camama, gereksiz kullanmama, yersiz harca-mama

    adem-i iştigal عدم اشتغال : meşgul olmama, ug-raşmama; ilgilenmeme ve yapmama

    adem-i itaat عدم إطاعت : itaatsizlik, emredileni yapmama

    adem-i itikad عدم اعتقاد : iman yokluğu, inanç yokluğu, inançsızlık ve güvensizlik

    ademiittifak عدم اتفاق : birleşmeme, uyuşma-ma

    adem-i kabiliyet عدم قابلیت : kabiliyet yokluğu, yeteneksizlik, yapabilme gücünden yoksun-luk, yapamazlık, beceremezlik

    ademi kabul عدم قبول : kabul etmeme, kabul etmezlik

    adem-i kanaat عدم قناعت : kanaat yokluğu, ye-tinmezlik, yetinmeme, kanaat etmeme,

    adem-i kast عدم قصد : kastın bulunmaması, kastsızlık; gaye gütmeme, hedef belirleme-me, belli bir niyetle hareket etmeme

    ademi kemal عدم كمال : mükemmel olmama, eksik ve kusurlu olma

    adem-i kifayet عدم کفایت : yetersizlik

    adem-i kitabet عدم کتابت yazı yazmama, ya-

    zıp tertiplememe; (mec.) yazıda olduğu gibi belli gâyeler ve mânâlar ifade edecek şekilde düzenlememe

    adem-i kuvvet-i zahiri عدم قوت ظاهری : zahiri kuvvete sahip olmama; zenginlik, mevki, ik-tidar gibi açık ve maddi bir güce sahip olma-ma

    adem-i ilim (ilm( عدم علم : bilgisizlik, bilgi yok luğu, bilgi sahibi olmama

    adem-i illet عدم علت : sebebin bulunmaması

    adem-i iltibas عدم التباس : birbirine karıştırma-ma

    adem-i iltifat عدم التفات : iltifat etmeme, gönül okşayıcı söz ve davranışlarda bulunmama; soğuk davranma, soğuk karşılama

    adem-iliyakat عدم لیاقت : liyakatsızlık, lâyık ol-mama, yaraşır ve uygun olmama

    adem-i mahz عدم محض : tam manasiyle yokluk

    adem-i makuliyet عدم معقولیت : makul olmama, akla uygun olmama, akla aykırılık

    adem-i malûmat عدم معلومات : bilgisizlik

    YanıtlaSil
  13. adem-i malümiyet

    16

    adem-zahir

    değişikliklere uğramama, başkalaşmama

    adem-i marifet bilmezlik, bilmeme, bilgi sahibi olmama

    adem-i tahayyüz yer kaplamama, yer kaplama özelliği bulunmama

    adem-i malümiyet عدم معلومیت : bilinmezlik

    ademi medlül عدم مدلول : medlûlun yokluğu, varlığını ispat için delil (belge, dayanak) ara-nan var olmaması

    adem-i tahavvuf عدم تخوف : korkusuzluk korkmama, korku ve kaygıya kapılmama

    adem-i tahdid عدم تحديد : sınırlandırmama

    nan seyinerkeziyet-i siyasiye عدم مرکزیت سیاسبه : siyasi (politik) bakınından merkeze bağlı olmama, siyasi yönetim bakımından devletin yönetim merkezine (başkente) bağlı kalma-ma, yerinde yönetim veya bölgesel yönetim ilkesini benimseme

    adem-i takayyid عدم تقید : hiç bir bag altında bulunmamak

    ademitakib عدم تعقب : huk.) takipsizlik, so-ruşturmaya gerek bulunmama

    adem-i mes'uliyet عدم مسئولیت : sorumlu olma-ma, sorumsuzluk

    adem-i meyl-i saltanat عدم مبل سلطنت : kral olma isteğini taşımama, toplumda yönetim gücünü eline geçirme isteğinde olmar

    adem-i mutlak عدم مطلق : tam manasiyle yok luk

    adem-i muvafakat عدم موافقت : uyumsuzluk, ters tepki verme, uygun düşmeme

    adem-i mübalat عدم مبالات : önemsemezlik

    adem-i müdahale عدم مداخله : karışmama

    adem-i müracaat عدم مراجعت : müracaat etme-me, başvuruda bulunmama

    adem-i müsaade عدم مساعده : musaade etme-me, izin vermeme

    adem-i nimet عدم نعمت : nimet yokluğu

    adem-i niyet عدم نیت : niyet etmeme, ne yapa-cağını önceden aklına koyup düşünmeme ve söylememe

    adem-i riza عدم رضا : razı olmama, istememe

    adem-i rü'yet عدم رؤیت : görmeme

    adem-i salabet عدم صلابت : dayanıksızlık

    adem-i salahiyet 1 : عدم صلاحیت.yeri ve gereği olmama 2.yetkili veya görevli olmama; yetki-sizlik

    ademi sebat عدم ثبات : kararsızlık sözünde ve kararında durmama, işi sonucuna kadar sür-dürmeme, sebatsızlık

    adem-i sirf عدم صرف : tam yokluk, tam hiçlik

    adem-i taahhüt عدم تعهد : söz vermeme

    adem-i tanzim عدم تنظيم : düzenlememe

    adem-i tarassud عدم ترصد : gözetlemenin ya pılmaması, gözetlememe, gözetlemede bu lunmama

    adem-i tasavvur عدم تصور : tasarlamama, d şüncede canlandırmama

    adem-i tasdik عدم تصديق : doğrulamama, doğ

    ruluğunu kabul etmeme

    adem-i tebşir عدم تبشير : müjdelememe

    adem-i tecezzi عدم تجزی : bölünmeme, parçala-

    ra ayrılmama, parçalanmama

    adem-i tecziye عدم تجزیه : cezalandırmama

    adem-i tefavüt عدم تفاوت : farksızlık, farklı ol-mama

    adem-i tefehhüm عدم تفهم : anlamamak, farkı-na varmamak

    adem-i tegayyür عدم تغير : değişikliğe uğrama-

    ma, değişmeme

    adem-i teläkki 1 : عدم تلقى.anlamama 2.kabul etmeme, inanmama

    adem-i tenahilik عدم تناهيلك : sonu olmama, sonsuzluk

    adem-i tenezzül عدم تنزل : tenezzül etmeme yüz çevirme, istememe, ihtiyaç duymama, kendine yakıştırmama

    adem-i tereddüd عدم تردد : tereddüt etmeme, kararını duraksamadan verme, kararsızlık göstermeme

    adem-i tezkiye عدم تذكيه : temize çıkarmama

    adem-i vuk عدم وقوع : meydana gelmeme

    adem-i vücud عدم وجود : var olmama

    adem-i vüsuk عدم وثوق : güvenmezlik, inan-mazlık

    adem-i taalluk عدم تعلق : ilgi ve bağın bulun-maması

    adem-i taayyün عدم تعین : belirlenmeme, belir-sizlik

    adem-i tağayyür (tagayyür عدم تغير : değişmezlik,

    sin bilgi sahibi olmama, şüphede kalma adem-i yakin عدم يقين : kesin bilgi yokluğu, ke-

    de) bize ve görünüre göre yokluk adem-i zahirî عدم ظاهری : )gerçek månada değil

    YanıtlaSil
  14. adem-i zikr

    adem-i zikr عدم ذكر : zikretmeme, anmama, söylememe, hatıra getirmeme

    adem-abad عدم آباد : yokluk dunyası, ebedi

    yokluk

    adem-alud عدم آلود : yokluğa katışmış, yokluğa karışmış, yokluğa benzer, yok gibi, yokluğa yakın

    adem-nûma عدم نما : hiçlik gibi gözüken

    adem-ül abesiyet عدم العبثيت : manasız fayda-sız ve gâyesiz olmama

    ademi (ademiye( 1: عدمى.yokluğa ait, yoklukla

    ilgili 2 bir şeyin yokluğu sebebiyle ortaya çıkan ademistan عدمستان : yokluk ve hiçlik yeri;

    inançsızların ölümle yokluğa gidildiğini san-dıkları hiçlik ve ebedi yokluk yeri. (Bu anla yış, hem yanlış hem acıklıdır ve mutsuzluk kaynağıdır. Çünkü ölüm, yokluğa geçiş değil, zaman ve mekân içindeki maddi (fiziksel) dünyadan zaman ve mekân ötesi månevi var-lık dünyasına geçiştir. İnançsızlar için ölüm, çok korkunç ve çok acıklı bir olaydır; tüm sev-diklerinden ve sevenlerinden ebedi bir ayrılış ve yok oluştur.)

    ademiyat عدميات : ademler, yokluklar

    Adem آدم : ilk insan ve ilk peygamber

    adem-i ilm-i hakikat آدم علم حقیقت : hakikat ilminin Adem babası, (mec.) derin ve ebedi gerçeklere ait ilmin en başta gelen kaynağı, ilmin babası

    ademi آدمی : insan türünden

    ademiyet آدمیت : insanlık

    ademoğlu آدم اوغلی : insanoğlu, insan, insanlar

    adese عدمه : mercek; yaklaştırıp büyüten mercek, büyüteç

    adet عدت : )aded) sayı, rakam, tane, miktar;

    (...) kadar, (...) kat

    adet 1 : عادت.toplumda alışılagelen hareket tarzı, usûl, gelenek-görenek 2.devamlılık özelliği olan hareket tarzı 3.alışkanlık 4.her zaman olup biten ve alışılmış olan olay veya olaylar

    adet-i arziye عادت ارضیه : dünyada devam ede gelen olaylar

    adet-i cemaat عادت جماعت : toplumda alışılage-len davranış şekli

    adet-i daime عادت دائمه : alışılagelen hareket tarzı

    adet-i İlahiye عادت إلهيه : Allah'ın (c.c.) âdeti,

    17

    diliyet

    Allah'ın (c.c.) devamlı olan emri, yanı, yaradı lış kanunlarının her biri (bkz. ådátullah)

    ädet-i İslamiye عادت إسلاميه : Islam adeti, Isla mın emir ve yasaklarıyla belirlenmiş davranış

    ve hareket tarzı

    adet-i kavmiye عادت قومیه : milli adet, bir top-luma veya bir millete ait ådet, yani davranış ve hareket tarzı

    ådet-i müstemirre عادت مستمره : kesintisiz de-

    vam edegelen ådet

    adeta عادتا : sanki, denebilir ki

    Adetullah عادت الله : Allah'ın (cc.) adeti, Allah'ın (c.c.) devamlı olan emri, yani, yara dılış kanunlarından her biri (bkz. ådâtullah)

    adi عادی : sıradan üstün özellik taşıma-yan, her zaman karşılaşılan türden, normal 2.önemsiz, değersiz, basit, aşağı dereceden

    adid (adide( عديده : çok birçok

    adim-ül misal عدیم المثال : benzeri olmayan

    adil (adl( عادل : )Allah'ın c.c. bir ismi) tam ve

    kusursuz adalet sahibi

    ad عدل : . adalet

    adil (adl( عادل : adalet (bkz. adl, Adl(

    Adil عادل : Allah'ın (c.c.) mübarek bir ismi, adaletli, her şeye ve herkese layık olduğunu veren; imanlı ve iyi kullarına mükafat, inkâr-cı ve kötü kullarına ceza veren ve hiçbir kim-seye haksızlık yapmayan, herkese yaptıkları-nın karşılığını tam veren

    Adili bilhak عادل بالحق : hakkiyle ådil, tam mânâsıyla adaletli, gerçek adalet sahibi

    Adil-i Hakim عادل حكيم : )Allah'ın (c.c.) güzel ve mübarek isimlerinden) Adil ve Hakim; hikmet ve adalet sahibi, hiçbir şeyi tasadüfe bırakmayıp her şeyi birçok gåyeler ve faydalar gözeterek, ölçülü ve tam yerinde, en uygun şekilde bilerek yaratan ve yapan (Hakim(, gerçek ve kusursuz adalet sahibi olan (Adil)

    dili mutlak عادل مطلق : kusursuz sonsuz ve sınırsız (mutlak) adalet sahibi (Allah c.c.)

    Adili Rahim عادل رحيم : Allah'ın (c.c.) güzel ve mübarek isimlerinden Adil ve Rahîm; çok merhametli, sevdiği kullarına acıyan ve onla-rı koruyan (Rahim) ve adaletli (Adil(

    adilâne عادلانه : adilce, adalete uygun şekilde

    adile عادله : )bkz.dil(

    diliyet عادت : adaletlilik, adil olma; doğru-

    luk

    YanıtlaSil
  15. Sfat u bels

    A

    adilli

    adilli عدلى : adaletli

    18

    adliye reisi عدليه رئیسی : mahkeme başkanı

    adim 1 : عديم yok, yok olan 2 yoksun, mah rum, sahip olmayan

    Adliye Vekaleti عدلیه وکالتی Adalet Bakanlığı

    adim-ül misal عدیم المثال : benzeri olmayan

    Adiyat عاديات : adi geyler, sıradan şeyler, hiç bir üstün tarafı olmayan önemsiz ve değersiz şeyler 2 aslında hårika ve olağanüstü olduğu halde, sürekli göre göre alışılarak önemsiz şeyler gibi gözuken varlıklar ve olaylar

    adiye عاديه : )bkz adi(

    ad عدل : Ladalet 2 Adl: (Allah'ın (c.c.) müba-rek bir ismi) tam ve kusursuz adalet sahibi. (bkz. Adil)

    adi-i Adil عدل عادل : Adil olanın adaleti; gerçek adalet sahibinin adaleti (bkz. Adl, Adil)

    Adi- Hakem عدل حكم : )Allah'ın (c.c.) mubarek isimlerinden) Adl ve Hakem; haklı ile haksızı ayıran (Hakem) ve tam ve kusursuz adalet sa-hibi olan (Adl)

    Adl-1 Hakim-i Kerim عدل حكيم كريم : )Allah'ın (c.c.) mübarek isimlerinden) Adl, Hakim ve Kerim; (bkz.Adl, Hakim, Kerim)

    adi adalet عدل و عدالت : adl ve adalet; doğ-ruluk, hakseverlik ve adalet (bkz. adl, adalet)

    adi hak عدل و حق : adalet ve hak (hak ve ada let), adalet ve haklılık

    Adlü Hakk عدل و حق : )Allah'ın (c.c.) mübarek isimlerinden) Adl ve Hakk; (bkz.Adl, Hakk)

    Adi Hakim عدل و حكيم : )Allah'ın (c.c.) mü barek isimlerinden) Adl ve Hakim (bkz. Adl, Hakim)

    Adl Rahim عدل و رحیم : )Allah'ın (c.c.) mu-barek isimlerinden) Adl ve Rahim (bkz. Adl, Rahim)

    adlo hikmet عدل و حکمت : adalet ve hikmet (bkz. adalet, hikmet)

    adi ü Ihsan عدل و احسان : adalet ve ihsan iyilik(

    adlü istikamet 1: عدل و استقامت.adalet ve tam denge 2.denge ve şaşmaz düzen

    adli عدلى : adalete ait, adaletle ilgili

    Adliye vekili عدلیه وکیلی : Adalet Bakanıgı'ndan

    sorumlu bakan

    düvv در : duşman

    adüvvi ekber در اكبر : en buyuk düşman

    düvv kafir عدر کافر : kafir (inkarci dusman

    adüvv-id-din عد الذين : din duşmanı, kafir

    adüvv-ü sedid عدو شدید : şiddetli düşman, azılı

    düşman

    adva عدوى : hastalık

    adva-selase عدرى ثلاثه : uc hastalık

    tak ufuklar evreler; hertaraf 2 kendi dışımızdaki dünyalar, görünebilen uzak çev

    reler

    äfäk-ı älem عالم:peçevre آفاق käinat, kai-

    natın bütün çevresi; kainatın her tarafı

    äfák azamet-i uluhiyet آفاق عظمت الوهيت Allah'ın (c.c.) sonsuz büyüklüğüne karşı kul luğunu gösteren geniş varlıklar dünyası

    afaki cihan آفاق جهان : dunyanın her tarafı

    äfäk-ı İslam آفاق اسلام: slåm dünyasının her

    tarafı

    äfäki kemalat آفاق کمالات :ustünlukler ve mü-kemmelliklerin çeşitli dereceleri

    åfäk-kesret آفاق کثرت: cok sayıda varlıkların

    (kesret) dünyası olan dünyamızın her yanı

    afak ve enfüs آقاق و انفس : das dunya ve iç dün : dış ya; insanın kendi varlığının dışında kalan dış

    dünya (äfåk) ve insanın kendi öz varlığı olan iç dünya (enfüs)

    äfäki (äfäkiye آقای : insan varlığının dışında kalan dış dünyaya ait, dış dünya ile ilgili, dış dünyada bulunan (bkz. åfåk ve enfüs(

    afat آقات : afetler: büyük yıkım, zarar ve ölüm-

    lere yol açan olaylar

    afat- maneviye آفات معنویه: manevi åfetler, din ve manevi hayata zarar verici durumlar, olaylar

    adliye 1 : عدليه.adalet işleri; adalet işlerini yü rüten devlet dairesi 2.mahkeme binası

    maddi ve manevi åfetler åfât-ı mâneviye ve maddiye آفات معنویه و مادیه

    adliyeci عدليه جي : adliye görevlisi, hukuk ve adalet dairesindeki görevli

    Adliye Bakanlığı عدليه با قائلغی : Adalet Bakanlığı adliye kanunu عدليه قانونی : mahkemelerin uy-

    duğu ve uyguladığı kanun

    afat-i semaviye آفات سماره: semävi åfetler, yağmur, dolu, rüzgâr, gök taşları gibi gökten gelen åfetler; dert ve belälar

    afât-ı semaviye ve arziye آفات سماویه و ارضیه : gök

    ve yerden gelen äfetler

    afat u bela آفات و بلا : afetler ve belâlar

    YanıtlaSil
  16. Afet

    19

    ähädi

    afet آلت : büyük yıkım, zarar ve ölümlere yol açan olay

    agleb (ağleba( اغلب : lekseri, çoğu 2 daha çok

    (fv)

    aff- umumi اف عمومی : genel af

    afil jul: fani, geçici, gözden kaybolup giden, olümlu

    afilin افلين : fani varlıklar, gözden kaybolup gi denler, ölümle dünyadan ayrılıp gidenler

    afitab (aftab( آفتاب : Günes

    afitâb-ı Hak-nüma آفتاب حق ما : Allah'ın (c.c.)

    varlık delillerini apaçık gösteren güneş (äfitâb), (mec.) Allah'ın (c.c.) varlık delillerini güneş gibi apaçık gösteren eser

    afiyet عافیت : saglik, sağlıklı hal

    afv عفر : af, bağışlama

    av-illahi عفر إلهى : Allah'ın (c.c.) bağışlaması

    af kusur عفر قصر : kusurun bağışlanması

    afv-i üstadane عفو استادانه : ustada (derin bilgi ve fazilet sahibi hocaya) yaraşan afv

    afv-cüyem عفر جويم : )Far.) af diliyorum

    afv u mağfiret عفو و مغفرت : af ve günahları sil-me

    afvu safh عفو و صفح : af ve bağışlama

    afv rahmet عف و رحمت : affetme ve acıma, merhamet etme

    afüv عقر : af, bağışlama

    afüv-karane عفو کارانه : af ediciye yaraşır şekilde

    Afyon adliyesi آفیون عدلیه سی : Afyon mahkemesi

    Afyon müddeîsi آفیون مدعیسی : Afyon savcısı

    Afyon müddelumumiliği آفیون مدعمومیلگی : Af yon savcılığı

    ağleb-i enbiya اغلب انبياء : peygamberlerin çoğu

    aglebi hal اغلب حال : ekseri hal, çok defa, çok durum

    ağleb-i hükema اغلب حكماء : filozofların çoğu, ilim ve düşünce adamlarının çoğu

    ağleb-i ömür اغلب عمر : ortalama ömür, çoğun-

    lukla ömrün bittiği yaş

    ağleb-i suara اغلب شعراء : sairlerin çoğu

    aleben اغلا : coğunlukla, çok defa

    ağmaz اغماض : göz yummalar, görmezden gel-meler, hoş görüp kolaylık göstermeler

    agniya اغنياء : zenginler 2.(mec.) ileri gelen-

    ler, büyükler

    ağniya-i måneviye اغنياء معتوبه manevi hayatta ileri gelenler, måneviyat büyükleri

    agraz اغراض : maksatlar, gâyeler, niyetler 2.düşmanlıklar, kinler, içten içe beslenen kotvetler

    güdü-araz-ı siyaset 1 : اغراض سياسة.politikada

    len gâyeler 2.politikadaki düşmanlıklar

    agraz-ı siyasi 1: اغراض سیاسی.siyasi (politik) gå-yeler 2.siyasî (politik) düşmanlıklar

    agraz-ı şahsi اغراض شخصی : ahs (kişisel) gå-yeler, amaçlar, hedefler 2.şahsi (kişisel) düş-manlıklar

    ağraz-ı şahsiye اغراض شخصيه : )bkz.agraz-ı şahsı(

    ağsan اغمان : dallar

    agus 1 : آغوش.kucak, gögus (mec.) sığınılacak yer

    ağuş-i nazdarane آغوش نازدارانه : nazlanarak açı lan kucak

    Afyon müddelumumisi آفیون مدعی عمومیسی : yon savcısı

    Afagyar اغیار : yabancılar başka olanlar

    Afyon polishanesi آفیون پولیس خانه سی : Afyon karakolu

    agah آگاه : uyanık kalbi uyanık (månevi ger-çeklerden haberli ve duyarlı), gerçeklerdan haberdar (haberli), bilgi sahibi

    agel گل : sarik, başörtüsü bağı

    aga: halk arasında sözü dinlenir kimse 2.bir köy veya topluluğun büyüğü 3.zengin ve nüfuzlu kimse 4.efendi 5.buyruk altına gir-

    meyen, bağımsız

    agaz آغاز : başlayış, başlama

    adiye اغديه : gıdalar, besinler

    ah (Ar) kardeş (bkz. ahi)

    ah-ı lieb ve ümm اخ لأب و ام : ana-baba bir olan

    kardeş, öz kardeş

    ahof ünlem, özlem veya beğenme, hayret yahut sevgi, öfke ya da ağrı, acı, üzüntü gibi çeşitli duyguları ifade etmek üzere söylenen bir söz

    ah uenin آه و انین : ah edip inleme

    ah u fizar آه و فیزار : ah edip ağlama

    âhâd (ehad( آحاد : tek bir

    ahad-inas آحاد ناس : halktan birisi

    ahadi احادی : tek veya iki şahıstan rivayet edi-len

    YanıtlaSil
  17. ahali

    ahali اهالی : halk

    ahali - Islamiye اهالی اسلامیه : Islam dinine men-sup halk

    ahali-i Müslime اهالی مسلمه : Masluman halk

    ahar آخر : başka, diğer

    ahbab احباب : dost, sevilen dostlar

    ahbab uhrevi احباب اخروی : ahiret dostları Allah (c.c.) rızası için birbirini seven dostlar

    ahbar 1 : اخبار haberler 2.bize ulaşan hadisler (bkz. hadis)

    ahcar احجار : taşlar

    ahcar- semaviye احجار سماريه : gok taşları gök ten yağan taşlar

    ahd (ahid( عبد : yemin; verilen söz; sözleşme

    ahd-i mü'min عهد مؤمن : mü'minin yemini ve söz vermesi

    ahd etmek عهد اينمك : and içmek, söz vermek ahd ü peyman عهد و پیمان : söz verme ve and

    içme

    ahd ü va'd عهد و وعد : söz verme ve vaadda bu lunma

    ähenin آهنين : çelikten yapılmış, çelik gibi sağ lam

    aheng (ahenk( آهنگ : uyum, uygunluk, düzen

    aheng-i ruhani آهنگ روحانی : ruh hengive den-gesi, ruh yapısındaki uyum

    Sheng-i umumiyet آهنگ عمومیت : genel ahenk, genel uyum

    aheng-i terakki آهنگ ترقی : gelişme ve ilerleme deki äheng ve uyum

    her آخر : başka, diğer, öbur

    aheste آهسته : yavaş, ağır, acele etmeden

    ahfa اخفى : çok gizli

    ahfad احفاد : torunlar, gelecek nesiller

    ahi اخی : )Ar.) benim kardeşim (bkz. ah(

    ahid عهد : )bak ahd(

    ahir آخر: sonen son; sonraki

    ahir-l ayet آخر آیت : ayetin sonu

    ahir-i Feth آخر فتح : Kur'andaki Feth Sûresi'nin sonu

    ahir-i hayat آخر حیات : hayatın sonu ölüm(

    ahir-i kaside آخر قصیده : kaside şeklindeki şiirin sonu

    ahir-i mektub آخر مكتوب : mektubun sonu

    sonu ahir-l ömr (ömür( آخر عمر : ömrün sonu, haya

    20

    ahkam-ı fer'iye

    ahir-i Sûre-i Feth آخر سورة فتح : Fetih Suresi'nin

    sonu ahir-id-devran آخر الدوران : dönemin sonu dev

    rin sonu (ila-ahir-id deveran إلى آخر الدورات

    dünyanın sonuna kadar)

    ahir-il aye آخر الآية : ayetin sonu

    ahiret آخرت : öbür dünya, kıyametten sonra

    ahiren آخراً : son zamanda son olarak

    tekrar dirileceğimiz dünya ahiret akidesi آخرت عقیده می : ahiret inancı

    ahiret alemi آخرت عالمی : öbür dünya ölüm ve kıyametten sonraki dünya

    ahirin آخرین : sonrakiler, sonra gelenler, son-radan gelenler

    ahiriyet 1 : آخریت.sonda olma, sonda bulun-ma 2. Allah'ın (c.c.) mübarek El-Ahir isminin belirttiği gibi, her şeyin sonrasında da kalıcı

    olma (bkz. Kur'an, 57/3( ahiruzzaman آخر الزمان : dünyanın son zamanı, kıyamete yakın zaman

    ahirzaman آخرزمان : dünyanın son zamanı, kı-yamete yakın zaman

    ahize آخذه : alicises alıcı cihaz

    Ahkaf 1 : احقاف.Kur'an'ın kırkaltıncı süresi. 2.Kum tepeleri

    ahkam احكام : hükümler, emir ve yasaklar, ka-

    nunlar

    ahkam-ı adilane احکام عدلانه : adilane hükümler

    (ahkâm), tam adaleti gerçekleştirici hüküm-ler (emirler, kanunlar, kurallar; yargılar)

    ahkam-ı bi-nazir احکام بی نظیر : eşsiz ve benzer-siz (binazir) hükümler ahkâm) (bkz.ahkâm, hüküm)

    ahkami din (iye( احکام دینیه : din hükümleri, dindeki emir ve yasaklar

    ahkam-i erbaa أحكام أربعة : dört hüküm, dört kural

    ahkam-ı esasiye أحكام أساسيه : temel hükümler, temel niteliğindeki emirler ve yasaklar

    ahkam- ezeli أحكام ازلی : ezeli hükümler, belli zamanlarla sınırlı olmayan Kur'an'daki emir-ler ve kanunlar

    ahkam fer'iye أحكام فرعيه : fer hükümler, (dindeki temel inançlar ve kurallar dışında kalan) insanın şahsi (kişisel) ve toplum ha-yasaklar yatını ve görevlerini düzenleyen emirler ve

    YanıtlaSil
  18. 21

    ahkam-llähiye

    ahkam-llahiye احكام الهيه : llaht hükümler, Al-lah'ım (c.c.) emirleri ve yasakları

    ahkam - imaniye احکام ايمانيه : iman hükümleri, İslam dinindeki iman esasları

    ahkam- Islamiye احکام اسلامه : Islam dinine ait hükümler, İslam dinindeki iman esasları ve insanın davranışlarını düzenleyen emirler ve yasakların bütünü

    ahkam kat'iye احكام قطعيه : kesin hukumler, kesin emirler ve yasaklar

    ahkam- kat'iye-i İslamiye احکام قطعية اسلاميه : s läm'ın kesin hükümleri, emir ve yasakları

    ahkam-ı kudsiye احکام قدسيه : kutsal ve kusur-suz olan Kur'an hükümleri, Allah'ın (c.c.) emirleri ve yasakları

    ahkam - Kur'aniye احكام قرآنيه : Kur'an hüküm-leri, Kur'an hükümleri, Kur'an'daki emirler ve yasaklar

    ahkam- memduha احکام ممدوحه : övülmeye lå yık hükümler

    ahkam- mestûre احکام مستوره : açık seçik olma yan kapalı månälı hükümler, emir ve yasaklar

    ahkâm-ı müteaddide احكام متعددة : müteaddid ahkăm, birden çok hüküm

    ahkam-ı nazariye احكام نظریه : nazari hüküm ler: 1.kesin olmayan, tartışmaya açık hüküm ler 2 düşünce alanında geliştirilen görüşler ve düşünceler, sonuç olarak ileri sürülen hü-kümler

    ahkam-ı rubublyet أحكام ربوبيت : her şeyin tek ve gerçek sahibi olmak (rububiyet) sıfatiyle Allah'ın (c.c.) koyduğu hükümler, kanunlar ve düzenler (bkz.Rab, rububiyet)

    ahkam-i şeriat أحكام شریعت : seriat hükümleri, İslâm dinindeki emirler ve yasaklar

    ahkam - şer'iye احکام شرعيه : seriata ait hüküm ler, dindeki emirler ve yasaklar

    ahkam- ubudiyet احكام عبودیت : Allah'a (c.c.) kulluğu düzenleyen hükümler, emirler ve yasaklar, ibadetle ilgili hükümler, emirler ve yasaklar

    ahkam-ı zaruriye احكام ضروريه : zaruri hüküm-ler, kesin ve uygulanması zorunlu (mecburi) hükümler, emirler ve yasaklar; erkän ve ah-kām-ı zaruriye: zaruri (mecburi, zorunlu) ve temel olan(erkän) kurallar ve hükümler)

    ahkam-ı zimniye احكام ضمنيه : zimni hükümler dolaylı olarak sözün mănâsında gizli (zımni), akıl yolu ile açığa çıkabilen hükümler

    ahläk-ı seyyie-i vahşiyane

    ahkar احفر : en hakir, en önemsiz, en aşağı, en değersiz

    ahkar - mahlakat احقر مخلوقات : yaratılmışların en önemsiz, en güçsüz ve değersizi

    ahkem 1 : احكم hükmedenlerin en üstünü 2. En sağlam, en güvenilir 3 En hikmetli

    Ahkem-ül-Hakimin احكم الحاكمين : hakmeden lere hükmeden, häkimiyet sahiplerini emir ve hükmü altında bulunduran, (Allah c.c)

    ahlaf اخلاف : halfler, evlad ve torunlar, yeni nesiller

    ahlak اخلاق : insanın davranış tarzını belirle-yen değerler ve kurallar bütünü

    ahläk-ı Ahmediye اخلاق احمديه : Hz. Muham med'in (a.s.m.) övgüye değer örnek ahlakı

    ahlâk-ı âliye اخلاق عالیه yüksek ahläk

    ahlâk-ı âliye-i hasene اخلاق عالية حسنه : yüksek ve güzel ahlak

    ahlâk-ı âliye-i Peygamberiye اخلاق عالية بيغمبريه Hz. Peygamber'in (a.s.m.) yüksek ahlakı

    ahlakı hamide اخلاق حمیده : ouguye değer ah-läk

    ahlakı hasene اخلاق حسه : guzel ahlak

    ahlâk-ı hasene ve seyyle اخلاق حسنه و سینه : gu zel ve kötü ahlâk

    ahlak hasene-i İslamiye اخلاق حسن اسلامی : låm dininin getirdiği güzel ahlak

    ahlakı içtimalye اخلاق اجتماعيه : toplum ahlâkı

    ahlak ilahiye اخلاق الهيه : Allah'ın (c.c.( Kur'an'da bildirdiği ahlak

    ahlak-i insaniye اخلاق انسانيه : insana yaraşır ah-

    läk, insanlık ahlakı

    ahlakı İslamiye اخلاق اسلامی: Islam ahlâkı

    ahlakı kamile اخلاق كامله : mükemmel ve ku-sursuz ahlâk

    ahlâk-ı Kur'anive اخلاق قرآنیه : Kur'an ahlakı, Kur'an'ın getirdiği en üstün ahlâk

    ahläk-ı Muhammediye اخلاق محمد به : hammed'in (a.s.m.) güzel ve örnek ahlâkı

    ahlak-ı Peygamberi اخلاق پیغمبری Hz. Peygam-ber'in (a.s.m.) güzel ve örnek ahlakı

    ahlaki rezile اخلاق رذيله : insanı alçaltıcı kötü ahlak

    ahlak seyyle اخلاق سینه : kötu ahlak

    ahlâk-ı seyyie-i vahsiyane اخلاق سيئة وحشيانه vahşilere yaraşır kötü ahlâk

    C

    YanıtlaSil
  19. 22

    AA

    ahlâk-ı ulviye vahşiyane

    ahlāk-ı ulviye vahşiyane اخلاق علویه وحشیانه : s tün ve yükse ahlâk

    ahlakı umumiye اخلاق عموميه : herkese kabu gören ahlâk, genel ahlâk

    ahlâk-ı vahşiyane اخلاق وحشيانه: vahşilere ya raşır (ådât ve ahlakı vahşiyane معادات و اخلاق وحشیانه : vahşi insanlara yaraşır ahlâk ve âdet ler)

    ahlakça اخلاقجه : ahlak bakımından

    ahlaken اخلاقاً : ahlak bakımından

    ahlâkî (ahlâkiye( اخلاق : ahlaka ait, ahlâkla il-gili, ahlâka bağlı

    ahlakiyyun اخلاقیون : ahlak ilmi üzerinde çalı şanlar, ahlakçılar

    ahmak احمق : akılsız, aptal, aklı kıt, düşüncesiz

    ahmak-ul humakaاحمق الحما : akılsızlarır akılsızı, en akılsız

    ahmak-un nas احمق الناس : insanların akılsızı

    ahmakane احمقانه : ahmakça, akılsızca

    ahmaklık احمقلق : akılsızlık, anlayışsızlık, zeka yetersizliği

    Ahmed احمد : değişikliğe uğramamış İncil'de geçen Hz.Muhammed'in (a.s.m.) adı. (bkz Kur'an, 61/6) Hz.İsa'nın konuştuğu dil, İb-ranice, başka bir deyişle, Aramca idi. Bu dille yazılmış bir İncil bugüne kadar bulunama-mıştır. Bugünkü İncillerin aslı ise Yunanca-dır. Bunlar, Hz.İsa'dan sonra yazılmış, "Yeni Ahit" adı altında derlenmiş İncillerdir.. Bu derleme İncillerden biri olan Yuhanna İnci-linde "Parakletus" veya İslâm araştırmacısı İbn-i İshak'a göre "Biriklutus", Hz.İsa'nın kendisinden sonra geleceğini müjdelediği peygamberin ismidir. Yunanca yazılmış en eski İncil'deki bu kelime, Batı dillerine tercü-me edilirken "Tesellici" mânâsı verilerek ter-cüme edilmiştir. Mi.7. yy. da yaşamış olan ve gördüğü bir İncilde bu kelimenin "Biriklutus" olduğunu eserinde yazan İbn-i İshak ise, bu kelimenin "Ahmed veya Muhammed", yâni, "övgü ile anılan" mânâsına geldiğini belirt-miştir. Bugünkü İncillerde, geleceği müjde-lenen zât hakkında Hz.İsa'nın söyledikleri şöyledir: "Ben Baba'ya (Allah'a) yalvaracağım ve size başka bir Tesellici, hakikat Ruhunu verecektir; ta ki, daima sizinle beraber ol-sun." (Yuhanna İncili, 14/16)."; "Babanın (Allah'ın) göndereceği Tesellici, Ruhülkudus, o size her şeyi öğretecek ve size söylediğim her şeyi hatırınıza getirecektir." (Yuhan-

    YanıtlaSil
  20. Ahmed Feyzi (Kul)

    22 s-na Incili.14/26), "Bununla beraber ben size hakikati söylüyorum; benim gitmem sizin al için hayırlıdır, çünkü gitmezsem Tesellici size gelmez." (Yuhanna İncili, 16/7). "Fakat o, hakikat Ruhu gelince, size her hakikate yol gösterecek; zira kendiliğinden söyleme-☐ yecektir; fakat her ne işitirse (vahyedilirse) söyleyecek; ve gelecek şeyleri size bildirecek tir." (Yuhanna İncili. 16/13), Bu son sözler, Kur'an'ın Necm Sûresi'ndeki iki ayeti hatır-latmaktadır: (meâlen) "O, (a.s.m.) arzusuna göre konuşmaz. O (bildirdikleri) vahyedilen

    den başkası değildir." (Necm Süresi, 53/3,4) Ahmed-i Muhammed (as.m.( احمد محمد عليه الصلاة والسلام : ismi Ahmed ve Muhammed olan Peygamberimiz (a.s.m.)

    Ahmedi (Ahmediye) (as.m.( احمدى عليه الصلاة والسلام : Hz. Muhammed'e (a.s.m.) ait

    Ahmed Aytimur احمد ای دمیر : Ahmed Aytimur 1920 Elazığ doğumludur. 1949'da Bediüzza-man Said Nursi Hazretlerini Emirdağ'ında ziyaret etmiştir... 1950 senelerinin başların-da önce Süleymaniye'deki 50 numaralı evde; birkaç sene sonra da yine Süleymaniye Ki-_ razlımescid Sokaktaki 46 numaralı evde, yani - dersanede kalmaya başlamıştır.

    1950 senesinde yeni harflerle tab ettirdikleri Gençlik Rehberi Risalesi sebebiyle, 1952'de - Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri hakkında - bir dava açılır... Bediüzzaman'ı İstanbul'da Ahmet Aytimur ve diğer talebeleri karşılar-lar... Artık 52'den itibaren vefatına kadar za-man zaman İstanbul'a teşrif edecek olan Üs-tad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri onun misafiridir...

    Emirdağ Lähikasında Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin bir vasiyetnamesi vardır. Bu vasiyetnamede Bediüzzaman Hazretleri Ahmet Aytimur'u varisleri arasında saymak-tadır. Ayrıca kitaplarda yayınlanmayan bir kaç tane ona verilmiş resmi ve gayr-ı resmi vasiyetname daha vardır. Hayatı boyunca Kur'an-ı Kerim ve Risale-i Nur neşretmiştir ve Risale-i Nur naşiridir.

    Ahmed Feyzi (Kul( احمد فیضی قول : Isparta'nın Uluborlu İlçesinde 1896 senesinde bu dün-yaya gözlerini açan Ahmet Feyzi Kul ağabe-yimiz, Nurlarla iştigali sıralarında daha çok İzmir'e yakın, Çamlık köyünde yaşamıştır. 1930 lu yılların başlarında Üstad Bediüzza-man'ı tanımıştır. Üstad hazretleri ile birlikte

    YanıtlaSil
  21. 2

    Ahmed Nazif Çelebi

    1943'de Denizli ve 1948'de Afyon hapislerinde yatmıştır. Afyon Mahkemesinde: 'Bu asırda zuhur eden Risale-i Nur'a ve müellifine işaret eden, âyet ve hadislerden istihraç yapan "Ma-idetul-Kur'an" adlı eserinin çok mevzubahs edildiğini ve yine Afyon Mahkemesindeki "şaşaalı müdaafası"nın mahkemenin seyri-ni değiştirdiğini Sungur ağabey anlatıyor. "Maidetu'l-Kur'an" bizzat Bediüzzaman ta rafından "Tılsımlar Mecmuası"na zeyl olarak konulmuştur. Hz. Üstad ona, 'Risale-i Nur'un manevi avukatı' diyor. Misafir olarak bulun-duğu Antalya'da 1972 yılında vefat etmiştir. Kabri İzmir/Selçuk'ta bulunan Çamlık Me-zarlığındadır.

    Ahmed Nazif Çelebi 1891 : احمد ناظیف چلبی уг-

    lında, Kastamonu'nun İnebolu ilçesinde doğ-du. Henüz 17 yaşlarındayken, gazetelerin "Bediüzzaman" läkaplı birinden övgüyle bah-settiğini görmüş, ilk olarak bu gelişme sonu-cu Üstad Bediüzzaman kalbinde yer etmişti.

    Bediüzzaman 1908'de İnebolu'yu ziyarete gel-diğinde, yolcu edildiği sırada, çarşıda Nazif Çelebi ile göz göze geldiler. Bir anlık selâm-laşmanın üzerinde bıraktığı sıcak sevgiyi, uzun zaman kalbinde yaşattı. Nihayet 1938 senesinde Üstad'ın Kastamonu'ya sürgüne gönderildiğini haber aldı ve hemen ziyaretine gitti. "Ya Rab, bana bir mürşid-i kâmil ihsan buyur" dualarının neticesiyle kavuştuğu Ri-sale-i Nurları, ömrünün sonuna kadar bırak-madı ve kendisini Nur hizmetine adadı.

    Ustad Bediüzzaman'ı ziyarete gittiğinde be-raberinde Dördüncü Şua olan Ayet-i Hasbiye Risalesi'ni getirdi. Bu risaleyi çoğalttı ve daha sonra Kur'ân hizmetinde büyük işler başa-racak oğlu Salahaddin'i, bu risaleyi Üstad'a vermesi için gönderdi. Üstad Bediüzzaman, Salahaddin Çelebi'ye birden dokuza kadar Küçük Sözler'i, kendisine de 11. ve 12. Sözle-ri yazması için verdi ve Selahaddin Çelebi de bunları yazmaya başladı. Bu yolla Nur Risa-leleri İnebolu'ya girmiş oldu. Ve bu tarihten sonra İnebolu'da yüzlerce parmak Nurları yazmaya başladı.

    Daha sonra oğlu Salahaddin Çelebi'nin İstan-bul'da teksir makinesi görüp, satın almasıyla risaleler hızla çoğaltılmaya başlandı. İlk defa, "Käinat Seyyahının Müşahadeleri" olan Aye-tül-Kübra Risalesi (Yedinci Şua) teksirle ço-ğaltıldı. Böylece Risaleler yazılmaya başlandı-ğı 1926 yılından tam 18 yıl sonra, elle yazım

    YanıtlaSil
  22. 23

    ahsen-ül-hålikin

    çalışmaları yerini teksir makinesine bıraktı. Artık Nurlar "İnebolu Baskısı" ismini almıştı. Üstad Bediüzzaman bundan dolayı "Ya Rab-bil Bir kalemle beş yüz nüsha yazan Nazif Çe-lebi ve mübarek yardımcılarını Cennetu'l-Fir-devste mes'üd kil" diye dua etti.

    Bu gibi dualara çokça mazhar olan Çelebiler için Üstad yine şöyle demişti:

    "Bu iki zatın, Risale-i Nur'un neşrinde iki yüz adam kadar çalıştıklarını görüyoruz."

    Denizli ve Afyon hapishanelerinde de Ustad Bediuzzaman'la birlikte olan Nazif Çelebi, bütün sıkıntılara rağmen hizmetine burada da devam etti.

    Ustad'ın "Sarsılmaz sadakat te dediği Nazif Çelebi, yaptığı hizmetlerle, Ustad Bediüzza-man'ın ifadesiyle "O mühim mevkide, Ålem-i İslamın şimal hududunda hizmet-i imaniye-nin bir kutbu" haline gelmişti.

    Risale-i Nur'un İnebolu kahramanı Nazif Çe-lebi, 1964 yılında vefat etti. (Sorularla Risale)

    ahmer احمر : krmızı

    ahrar احرار : hur insanlar 2 politikada hürri-yetçiler

    Ahrar 1 احرار.Osmanlı Devleti'nin II. Meşru-

    tiyet döneminde kurulan siyasî bir partinin adı (hürriyetçiler veya liberaller mânâsına ge-lir) 2. Demokratlar, yani, Türkiyede 1950 yılı genel seçimde seçimi kazanıp iktidara gelen Demokrat Parti'liler. (Demokrat Partililere "ahrar" denmesinin sebebi, Demokratların insan hak ve hürriyetlerinin genişletilmesi ve geliştirilmesine, dinî inanç ve ibadet ile dinin eğitim ve öğretiminin kısmen de olsa serbestliğine taraftar olmaları, ekonomide de, "devletçilik" yerine serbestliği ve hür giri-şimçiliği (liberalizmi) savunmalarıdır.) (bkz. Demokrat Parti)

    ahsen احسن : en güzel, en iyi, en üstün

    ahsen-i mahlûkat احسن مخلوقات: yaratılmışla-rın en üstünü

    ahsen-i suret احسن صورت : en guzel biçim, en güzel şekil

    ahsen-i takvim احسن تقویم: en guzel (ahsen( biçimde yaradılış, yaradılışın en güzeli ve en üstünü (insanın yaradılışı) (bkz.Kur'an, 95/4)

    ahsen-ül-halikin احسن الخالقين: yaratıcı diye

    düşünülenlerin hepsinden üstün olan ya-ratıcı (Allah c.c.). "ahsen-ül-halikin", sözü Kur'an'da geçen âyetin bir cümlesi (bkz.

    A

    YanıtlaSil
  23. ahsen-ül kasas

    Ahyed

    24

    Kur'an, 23/14; 37/125)

    ahsen-ul kasas احسن القصص : )Kur'an'daki saların en güzeli, anlatılan ibret verici olayla rın en güzeli

    ahsene külle şey'in halakahu احسن كل شيء خلقه : (Kur'an'daki 32 nci sürenin 7 inci ayetinin ilk cümleleri) (meâlen): "Her şeyin yaratılışını en güzel şekilde yaptı."

    ahseniyet احسنیت : en üstun güzellik, en üs-tünlük

    ahsap اخشاب : agaç, kereste, tahta 2.ağaçtan yapılmış

    ahtab احطاب : odunlar

    ahtapot آختابوت : kafadan bacaklı denilen, ya-pıştırıp sarma ve yakalama özelliğine sahip kolları bulunan omurgasız deniz hayvanı

    ahval 1 : احوال haller, vaziyetler 2 hal, vaziyet, oluş

    ahval-i acizane احوال عاجزانه : guçsüzün halleri

    ahvali ahire احوال آخبره : son durumlar, son haller

    ahval-i ahirin احوال آخرین : sonrakilerin halleri (durumları)

    ahvali alem احوال عالم : dünyadaki haller ve olaylar

    ahvali aliye احوال عاليه : manevi bakımdan) ler yüksek haller

    ahval-l beşer 1 : احوال بشر.insanın yaradılışındaki dan itibaren geçirdiği ve geçireceği haller ve durumlar 2 insanın çeşitli hal ve durumları 3.insanların değişik cemiyet hayatlarındaki değişik durumları ve halleri

    ahvali beşeriye احوال بشريه : bkzahval-i be-şer)

    ahval-i cennet احوال جنت : cennetin hal ve özel-likleri

    ahvali dünyeviye احوال دنیویه : dünya hayatın-daki çeşitli haller

    ahval-i enbiya احوال انبياء : peygamberlerin hal-ri leri, yaşadıkları durumlar, kısas ve ahval-i enbiya: peygamberlerin yaşadığı ibret verici olaylar (kısas) ve haller

    ahval-i fitriyye احوال فطریه : insanın yaradılışı gereği olan hal ve hareketleri

    ahvali galib احوال غالب : hal ve durumların çoğu

    ahvali hazira احوال حاضره : şimdiki halve du-rumlar

    ahval-i ictimaiye احوال إجتماعيه : toplum haya-kıstındaki çeşitli hal ve durumlar

    ahval-i İlahiye احوال الهيه : Allah'a (c.c.) ait isim-ler, sıfatlar ve işlerle ilgili (anlatılan) haller, durumlar (sıfat ve ahval-i İlahiye: Allah'a (c.c.) ait sıfatlar, isimler ve yaptığı işlerle ilgili haller, durumlar)

    ahval-i istikbaliye احوال استقباله : gelecekteki haller ve durumlar

    ahval-i kudsiye احوال قدسيه : kutlu ve mübarek haller ve durumlar

    ahval-i maddi احوال ماذى : maddi bedenle ilgil( haller, sağlıkla ilgili durumlar

    ahval-i maziye احوال ماضيه : geçmiş zamandaki hal ve durumlar

    ahval-i muhtelife احوال مختلفه : esitli haller ve durumlar

    ahval-i müessife احوال مؤسفه : üzücü hal ve du-rumlar

    ahvali ruhiye احوال روحيه : ruh halleri, ruhsal durumlar

    ahvali sıhhiye احوال صحبه : sağlık durumları

    ahval-i siyasiye احوال سیاسه : siyasi politik) du-rumlar

    ahval-i suriye احوال صوريه : dış görünüşteki hal-

    ahval-i uhreviyye احوال أخروية : ahiret hayatın-haller

    ahval-i uhreviyye ve berzahiyye احوال أخرويه و

    برزخيه : ahiretle ilgili (uhreviyye) ve kabir åle-mindeki (berzahiyye) haller ve durumlar

    ahval-i umumiye احوال عموميه : genel durumlar

    ahval-i vücudiyye ve fitriyye احوال وجودیه و فطریه : bedenle ilgili (vücudiyye) ve yaradılışa ait (fitriyye) halleri

    ahval-i zahiriye احوال ظاهیریه : diş görünüşteki haller

    ahvali zaman احوال زمان : zamanın ağın halle-ve durumları

    ahvalat احوالات : haller, durumlar

    ahvel احول : aşı

    ahya احياء : hayatta olanlar

    ahyar اخبار : hayırlılar, iyiler, iyi kimseler

    ahyar-semaviyyin اخبار سماريين : gökteki iyi ve hayırlı varlıklar

    Ahyed احید : değişikliklere uğramamış Tev-

    YanıtlaSil
  24. ahz

    25

    akide-i avam-ı mü'minin

    rat'ta geçen Hz. Muhammed'in (a.s.m.) adı

    ahz احد : alma, tutma; kabul etme

    ahz-ı asker اخذ عسكر : askere alma

    ahz-envar اخذ انوار : ışıkları ve nurları alma

    ahz-mal اخذ مال : mal alma ve menfaat sağ-lama

    ahz- mevki اخذ موقع : yerini alma, bulunma

    ahz-misak اخذ ميساق: söz alma yemin sözü

    alma

    akd (akid( 1 : عقد.karşılıklı yükümlülük gerek-tiren sözleşme 2.nikâh

    akd-1 semavi عقد سماوی : Allah (cc.) tarafından kıyılmış nikâh

    akd-uhuvvet عقد اخوت : birbirini kardeş kabul etme sözleşmesi

    akdam اقدام : adımlar

    akdes اقدس : en kutsal; hiç bir bakımdan hiç bir kusur ve noksanı bulunmayan

    akibe (akibet( عاقبت :soso

    ahz-1 ücret اخذ اجرت : ücret alma, emeğinin karşılığını alma

    akıbeti facia عاقبت فاجعه : feci ve acık son

    akıbet-ül akıbe عاقبت العاقبة : sonun sonu, öbür dünya

    ahz uita اخذ و اعطاء : alıp verme, alışveriş

    ahz u neşr اخذ و نشر : alma ve yayınlama

    ahzetmek اخذ ايتمك : almak

    âkıbet-ül müttakin عاقبة المتقين : )Kur'an'da

    geçen âyetten bir cümle) (meâlen):" akıbet müttakilerindir, en sonunda (âhirette) kaza-nanlar, Allah'tan (c.c.) en fazla korkup yasak-lardan ve günahlardan en çok sakınanlardır."

    ahzab احزاب : gruplar, topluluklar, partiler, iş birliği ile bir araya gelmiş topluluklar

    ahzab - dalalet احزاب ضلالت : doğru yoldan sap-

    mada iş birlikçi topluluklar

    ahzan احزاب : hüzünler, üzüntüler

    aid عائد : dair, ilişkin

    aldiyet عائدیت : ait olma

    aik (aika( عائقه : engel

    aile عائله : ev halkı

    ailevi عائله وی : aile ile ilgili

    alt عائد : )bkzaid(

    ajans آژانس : haber almak için kurulan basın kuruluşu 2.yayın organlarıyla yayınlanan ha-berler

    akabinde عقبنده : ardından, ardı sıra

    akademi آقاده می : yüksek öğretim ve araştırma kurumu, yüksek okul

    akaid عقائد : akideler, iman esasları, dinde ina-nılması gerekli ve zorunlu temel inançlar

    akaid-i diniye عقائد دينيه : dini inançlar; dinde inanılması gerekli ve zorunlu temel inançlar ve hükümler

    akaid-i imaniye عقائد ایمانیه : iman esasları, din de inanılması gerekli hükümler

    akaid-i insaniye عقائد انسانيه : insanlardaki inançlar

    (bkz. Kur'an, 7/128; 11/49; 20/132; 28/83)

    akibet-binlik عاقبت بينلك : ileri görüşlülük, işin

    sonunu önceden görebilirlik

    akibet-endişâne عاقبت اندیشانه : geleceğini dü-şünür biçimde

    akıbet-endişlik عاقبت انديشلك : geleceğini düşü-nür olmak

    akıl (ak( عقل : anlama, algılama, düşünme gücü ve yeteneği

    akıl ve nakil عقل و نقل : akla dayanarak gerçek-lere ulaşma yolu ve nakle (yani vahye ve ha-dislere) dayanarak gerçeklere ulaşma yolu

    akil-sûz عقل سوز : aklı zora sokan, aklı tökezle-ten, aklı gideren

    akılfürüş (akıl-fürüş عقل فروش : kendini akıllı gösteren, başkalarına akıl vermeye kalkan

    akil (e( عاقل : akıllı, sağlam düşünceli; tedbirli

    akil-muhakkik عاقل محقق : gerçekleri inceleyen sağlam akıl sahibi

    akılane عاقلانه : akıllıca, akıllı insana yaraşır şekilde

    akibe (akibet( عاقبه : )bkzakube

    akid عقيد : bkz akd(

    akaid-i Islamiye عقائد اسلامیه : Islam dinindeki inançlar

    akid عقد : akid yapan, sözleşmede bulunan

    akäidi عقائدی : inançlarla ilgili

    akamet عقامت : sonuçsuzluk, sonuçsuz kalma

    akarib (ekarib( اقارب : akrabalar, yakınlar

    akide عقیده : inanç

    akide-i avam عقيدة عوام : eğitimi yetersiz (avam) halkın inanci

    akce آقچه : para gümüe nara

    akide-i avam-ı mü'minin عقيدة عوام مؤمنين : egi timi yetersiz (avam) Müslüman halkın inancı

    YanıtlaSil
  25. akide-i hak

    aki u nakl

    26

    akide-l hak عقيد حق : doğru ve sağlam inanç

    akide-i Ehl-i Sünnet ve Cemaat عقيدة اهل سنت و

    جماعت : Ehl-i Sunnet ve Cemaat akidesi (inan-cı); Hz. Peygamber'in (a.s.m.) sünnetine, uygulamalarına bağlı olan Müslümanların (Ehl-i Sünnet) ve din alimleri topluluğunun (cemaat) benimsediği görüş (mezheb) ve inanç (akide)

    akide-i haşriye عقيدة حشربه : hasir inancı, öl-dükten sonra kıyamette tekrar dirilmeye olan inanç

    akide-i umumiye عقيدة عموميه : umumi (genel) inanç, halkın benimsediği dini inanç

    akide-i tevhid عقيدة توحيد : tevhid akidesi, Allah'ın (c.c.) birliği inancı

    akide-i velediyet عقيدة ولديت : )Hristiyanlıkta( Allah'ın (c.c.) (hâşă) çocuk sahibi olduğu inancı (bkz. teslis)

    akl عقل : )bkz.akul(

    yüzük taşı

    akil : yiyiciyiyen

    akil-ül-lahm أكل اللحم : etoburete beslenen

    akil-ün-nebat أكل النباتotoburotla beslenen

    akil-üs-semek أكل السمك : balıkçıl balıkla bes-lenen

    akim عقیم : sonuçsuz; başarısız

    akl عقل : akıl bak. akıl(

    aklı beşer عقل بشر : insan aklı, insandaki anla-ma ve düşünme gücü ve yeteneği

    aklı dünyevi عقل دنیوی : olaylar ve gerçekleri yalnız maddi ölçüler ve görünür (zahiri) se-beplere bağlı kalarak anlamak ve açıklamakla yetinen akıl

    akli evvel عقل اول : İlk Akıl eski Yunan filo-zofu Aristo'nun bazı görüşlerine bağlı kalan bir kısım İslâm filozoflarınca Allah (c.c.) tara-fından ilk ve biricik olarak yaratılmış sayılan hayali bir varlık. Bu akılcı ve Aristocu Íslám filozoflarına göre bir sebepten zorunlu ola-rak yalnız bir sonuç çıkar. Sebepler zincirinin başlangıcında ise, sebeplerin sebebi olarak bir "İlk Sebep" vardır, o da Allah'tır. Allah değişmediğine, Allah'ta değişiklik olama yacağına göre, aynı ve tek bir sebepten aynı ve tek sonuç çıkar. Sebebi Allah olan bu ilk varlık ise, akıl türünden bir varlık olan Akl-1 Evvel, yäni, İlk Akıld'ır. O da, başka bir varlı-ğın sebebi olmuştur. O başka varlık da başka varlığın sebebi olmuştur vb. Böylece varlıklar

    A

    dünyası, yerler ve gökler, çokluklar dünyası doğmuştur. İlk Sebep ve ara sebepler, irade sahibi hür varlıklar değil, Güneş'in ışığa se bep olması gibi, irade dışı zorunlu sebep ola-rak düşünülmüştür. Oysa, Allah (c.c.) sonsuz irade sahibi, sonsuz yaratıcı güç sahibi, son-suz ilim sahibidir. Bitkilerin veya hayvanların şekillerine, organlarına, vs. bakılırsa, sonsuz ihtimallerden birinin seçildiği apaçık görülür. Mesela, bir çınar yaprağının şekli, büyüklü-ğü, renginin tonu gibi her bir organı ve özel-liği için çok sayıda imkan ve ihtimal varken, bunlardan yalnız biri gerçekleşmektedir. Bu, matematikte olduğu gibi ne zorunlulukla açıklanabilir, ne de tesadüfle. Ancak sonsuz irade sahibi bir yaratıcının yaratması ile açık-lanabilir.

    akl-nazar عقل نظر : gözün gördüğü ile yetinen

    akıl, gerçekleri gözle görünenlerden ibaret sanan akıl

    aklı müşterek عقل مشترك ortak akıl; aynı mantık prensiplerine (ilkelerine) bağlı olarak düşünen insanların aynı düşünce ve gerçek-lerde birleşmelerini sağlayan akıl

    akli selim عقل سليم : )yanlış fikir ve batıl ina-

    nışlarla) bozulmamış sağlam akıl

    akl- uhrevi عقل اخروی : ahiret hayatını temel ve

    gäye olarak gören akıl

    akl- vahid عقل واحد : tek akıl

    akl-i zahiri عقل طاهری : olayları ve gerçekleri yalnız görünür (zahiri) sebeplere bağlı kala-rak anlamak ve açıklamakla yetinen akıl

    aklu hayal عقل و خیال : akıl ve hayal

    aklu nakl عقل و نقل : )bak akıl ve nakil(

    akl u ruh عقل و روح : akıl ve ruh

    aklam افلام : kalemler

    aklen عقلاً : akıl yolu ile, akla göre

    akliyye عقلیه : akilla ilgili, akla dayanan, akla

    uygun

    akliyat 1 : عقليات.akıl ve derin düşünce yolu ile anlaşılabilir ince ve derin hakikatler (gerçek-ler) 2.akla dayanan din dışı ilimler

    akliyat - mahza عقلیات محضه : yalnız akıl ve de-rin düşünce yolu ile anlaşılabilir çok ince ve derin hakikatler (gerçekler)

    akliye عقله : )bkz. akli(

    aku hayal عقل و خال : akıl ve hayal

    aku nak عقل و نقل : )bkz akıl ve nakil(

    YanıtlaSil
  26. 27

    akl u ruh

    aki u ruh عقل و روح : akıl ve ruh

    akraba اقرباء : soy ve evlilik yolu ile birbirine

    yakın olanlar, hısımlar, yakınlar akraba-i taallukat اقرباء تعلقات : hisim, akraba

    akran اقران : benzer ve denk durumda olanlar; yaşıtlar

    akran u emsal آقرآن و امثال : yaşıt ve denk olanlar (akran) ve benzeşenler (emsal)

    akreb اقرب : en yakın, daha yakın

    akrebiyet اقربيت : en fazla yakınlık

    akrebiyet-i İlahiye اقربيت الهيه : Allah'ın (cc.) her şeye her şeyden daha yakın (akreb) oluşu (bkz. Kur'an, 50/16)

    akrep 1 : عقرب.kıvrık ve kalkık kuyruğunda zehirli bir iğnesi olan böcek 2 saatin iki ibre-sinden küçüğü

    aks (akis( 1 : عکس.yansıma 2 zıt, ters, olumsuz

    aksi hakikat عکس حقیقت gerçeğin tersi

    aks-i maksad عکس مقصد : güdülen gâyenin ter-si, istenenin tersi

    aks-i maksud عکس مقصود : güdülen niyet ve gå-yenin tersi, istenenin tersi

    aksi misal عکس مثال : benzerin yansıması

    aksi misali عکس مثالی : benzer şekile ait (mi-sali) yansıma

    aks-l nakiz عکس نقيض : bir hükümü (önerme-yi) doğru sayıp bundan hareketle, hükmü ifade eden cümlenin öznesi ile yükleminin olumsuzlarını alarak cümledeki yerlerini de-ğiştirme yolu ile doğru sonuç çıkarma işlemi. Bu işlemi yapmak için önermedeki öznenin olumsuzunu yüklem ve yüklemin olumsuzu-nu özne yapmak yeterlidir. Örnek: "Her aklı başında olan insan Allah'ı (c.c.) tanır", öner-mesinden, "aks-i nakiz" yolu ile şu sonuç çı kar: O halde Allah'ı (c.c.) tanımaz insan, aklı başında olmayan insandır." Bu akıl yürütme şeldi, harflerle şöyle gösterilebilir: Her S. P'dir. O halde, her P olmayan, S olmayandır. (Bu akıl yürütme şeklinin ilk cümlesinde ge-çen "aklı başında olan insan" sözü, S harfi ile gösterildi. Bu hükmün olumsuzu, aklı başın-da olmayan insan", sözüdür, "S olmayan" şek-linde gösterildi. "Allah'ı (c.c.) tanır." sözü ise, birinci hükmün yüklemidir. Bunun olumsuzu "Allah'ı (c.c.) tanımaz insan" şeklindedir. Bu söz, "P olmayan" şeklinde gösterildi. Sonuç cümlesinde hükümdeki ye Özne yüklem oldu, yükl değiştirildi 'du

    aks-i nur عکس نور : işığın yansıması

    aksi sada عکس صدا : ses yankısı

    aks-ül amel عکس العمل : karşı tepki

    aksi halde عکس حالده : ters durumda

    aksa انما : uzak, en uzak son

    aksam اقسام : kısımlar, bölümler, parçalar,

    çeşitler 2 kasemler, yeminler

    aksam alat اقسام آلات : esitli aletler (vücud organları)

    aksam-i celevat اقسام حلوات : tecellilerin (cele-

    vat) çeşitleri ve dereceleri (aksam); (Allah'ın (c.c.) isim ve sıfatlarının) iş ve eserlerindeki çeşitli yansımaları, kendini gösterme ve ta-nıtma şekil ve dereceleri

    aksam-ı huruf اقسام حروف : harf çeşitleri

    aksam-ı i'caziye اقسام إعجاز به :icaz çeşitleri, söz san'atı ve anlatım tarzı bakımından mucizeli ifade çeşitleri

    aksam-ı ihsanat اقسام إحسانات : iyilik ve lütuf

    çeşitleri

    aksam-ı kelamiye اقسام کلامیه yerinde ve uy-gun söz söyleme sanatının kısımları, konula-rı, çeşitleri

    aksam-ı kesire اقسام كثيره:pekok kısımlar, pek çok çeşitler

    aksam-ı malûme اقسام معلومه : bilinen kısımlar

    aksam- muhatab اقسام مخاطب : kendileriyle ko

    nuşulan çeşitli insan grupları

    aksam-ı taahhüdat ve taammüdat اقسام تعهدات و تعمدات : )Allah c.c. tarafından) muhtaç var-lıkların zorunlu ihtiyalarının karşılanması işlerini üstlenme (taahhüdat) ve bunu, tesa-düflere bırakmayıp sonsuz irade eseri olan kanunlara bağlama (taamüdat) örneklerinin değişik şekilleri

    aksam-i tecellliyat اقسام تجلیات : tecellilerin (tecelliyat) çeşitleri ve dereceleri (aksam); Allah'ın (c.c.) isim ve sıfatlarının iş ve eserle-rindeki çeşitli yansımaları, kendini gösterme ve tanıtma örneklerinin çeşitli şekil ve dere-celeri

    aksam- tevhid اقسام توحيد : Allah'ın (c.c.) (gü-zel ve kutsal isimlerinin gösterdiği) birliğine inanma yolları ve çeşitleri

    aksami zinet اقسام زینت : süs ve güzellik çeşit-leri

    aksi عکسی : yansımaya ait, yansımadan ileri gelen

    aksi

    YanıtlaSil
  27. aktab

    Al-i İbrahim

    aktab اقطاب : kutuplar, doğru yolun öncüleri, doğru yoldaki evliyaların önderleri

    aktab-ı Al-i Beyt-i Muhammediye اقطاب آل بيت محمديه : Hz. Muhammed'in (a.s.m.) soyundan gelen evliyaların önderleri

    aktab-ı aşıkin اقطاب عاشقين : Allah'a (c.c.) büyük bir aşkla bağlı evliyaların önderleri

    aktab-i erbaa اقطاب أربعة : en büyük dört önder evliya (Seyyid Abdülkadir-i Geylani, Seyyid Ahmed-i Bedevi, Seyyid Ahmed-i Rufåi, Sey-yid İbrahim Desuki)

    aktab-i evliya أقطاب أوليا : evliyaların önderleri

    aktab-ı hamse-lazime اقطاب خمسه عظیمه : en bu yük beş evliya önderi

    aktab-ı mehdiyyin اقطاب مهدئين : mehdilikle görevli evliya önderleri (aktab); her asırda mü'minlerin imână bağlılıklarını ve månevi-yatlarını canlandırıp güçlendirmek ve koru-makla görevli ve yol gösterici (mehdi) olan evliya önderleri (kutublar)

    aktar اقطار : ere, her taraf

    aktari afak اقطار آفاق : her taraf, çevrenin dört bir yanı

    aktari alem اقطار عالم : dünyanın her tarafı

    aktarı arz أقطار أرض : yeryüzünün her tarafı

    aktarı beden أقطار بدن : bedenin her tarafı

    aktarı cihan اقطار جهان : dünyanın her tarafı

    aktarı İslami اقطار اسلامی : Islam dünyasının her tarafı

    aktari kainat أقطار كائنات : kainatın (evrenin) her tarafı

    aktar - memleket اقطار مملکت : ülkenin dört bir yanı

    aktarı saltanat أقطار سلطنتtek elden idare edilen ülkenin her tarafı

    aktar - semavat ve arz أقطار سماوات و أرض : yer ve göklerin her tarafı

    aktar-i zemin أقطار زمین : yeryüzünün her tarafı

    aktar u etraf أقطار و اطراف : cepeçevre ve etraf, çepeçevre ve her taraf

    aktör آقتور : tiyatro ve sinemada erkek oyuncu

    aktris آفتريس : tiyatro ve sinemada kadın oyun-cu

    akva اقوى : en kuvvetli, en sağlam akval أقوال : sözler, konuşmalar

    28

    akval- müfessirin أقوال مفسرین : Kur'anı açıkla yan İslâm âlimlerinin sözleri

    akvam اقوام : kavimler, toplumlar, milletler

    akvam-ı âlem اقوام عالم : dünya milletleri, dün-yadaki toplumlar

    akvam- bedevi أقوام بدوى : bedevi kavimler, gö-çebe toplumlar

    akvam - beşeriye اقوام بشريه : insan toplulukları

    akvam-ı İslamiye اقوام إسلاميه : Islam toplulukla-rı, İslâm milletleri

    akvam-ı mazlume اقوام مظلومه : zulüm ve hak-sızlıklara uğramış milletler ve toplumlar

    akvam - saire اقوام سائره : diger milletler, öteki toplumlar

    akvam-ı şarkiye اقوام شرقيه : sarktaki kavimler, doğu toplumları

    akvam-ı şarkiye-i şimali أقوام شرقيه شمالی : ku zeydoğuda yaşayan toplumlar

    akvam - Tatariye اقوام تاتاریه : Tatar toplulukları, eski Türk-Moğol toplulukları

    akvami vahşiye اقوام وحشبه : vahşi toplumlar medeniyetten uzak kalmış ve gelişememiş toplumlar

    akvami zalime اقوام ظالمه : zalim toplumlar,

    haksızlıklar ve zulümler yapan toplumlar al آل: parlak kırmızı renk, kankırmzısı, nar çiçeği rengi

    al )1( عال : yüksek, yüce, üstün

    al )2( آل : soy, sulale, nesil, akraba, hânedan

    Al-i Abآل عباء : Hz. Peygamber'in (a.s.m.) ken-disi ile birlikte kızı Hz.Fatıma, damadı Hz.Ali ve torunları Hz.Hasan ve Hz. Hüseyin'den ibaret beş kişilik mübarek topluluk. Bir gün, Hz. Peygamber (a.s.m.), giydiği abâsını örtü gibi kulanarak bu beş kişiyi altına almış ve bunlar için özel bir dua yapmıştı. Bu sebeple bu mübarek beş kişi, "Hamse-i Al-i Aba" veya kısaca "Al-i Aba" deyimi ile anılır olmuştur.

    Ali Beyt آل بيت : Hz. Muhammed'in (a.s.m.( soyundan gelip O'nun yolunda giden ve ema-neti olan İslâm'a ve sünnetine sahip çıkanlar

    Al-i Beyt-i Nebevi آل بیت نبوی Hz. Peygam-ber'in (a.s.m.) soyundan gelip O'nun yolunda giden ve emaneti olan İslâm'a ve sünnetine sahip çıkanlar

    Al-i İbrahim آل إبراهيم : Hz. İbrahim peygambe-rin soyundan gelip O'nun yolunda gidenler

    YanıtlaSil
  28. Al-i Imran

    29

    álâm-ı cismâni

    Al-Imran 1 : آل عمران.Kur'an'daki üçüncü sûre-nin adı 2. Kur'an'da adı geçen Hz. Meryem'in babası İmran'ın soyundan gelen mü'min kişi ler. (bkz. Kur'an,3/33,35;66/12) Not: Prof. Dr. Muhammed Hamidullah gibi bazı müfessir ler, Imran isminin aslının Amran olduğunu ve Amran'ın da Hz.Mūsa ile kardeşi Hz.Ha-run'un babası olduğunu, bugünkü Tevrat'ı kaynak göstererek belirtirler. (bkz. Tevrat, çıkış, 6/20) buna göre "Al-i İmran", Amran'ın soyundan gelenler, yani Hz.Mūsa ve Hz.Ha-run ve onların soyundan gelenler demek olur.

    Al-i Muhammed (a.s.m.( آل محمد عليه الصلاة والسلام : Hz. Muhammed'in (a.s.m.) soyundan gelip o'nun yolunda giden ve emaneti olan İs-låm ve sünnetine sahip çıkanlar

    al-ül ali عال العالى : üstünün üstünü

    alashab آل و اصحاب : Hz. Peygamber'ın )a.s.m.) kendi soyundan olanlar (ål) ve saha beler (ashab)

    ala على : Arapçada isimlerin başına gelen bir ek olup (...) üstünde, üstüne; (...) üzere, üze-rine mânālarını verir

    ala-kadr-il imkan على قدر الإمكان : imkan ölçü sünde, elden geldiğince

    ala-kadr-il istitåa (t( على قدر الإستطاعة : güç ve kuvvet ölçüsünce, elden geldiği kadar

    ala-kadr-it taka (t( على قدر الطاقه : güç ve kuvvet takat (güç) yettiği kadar, elden geldiğince

    ala-külli-hal على كل حل : her halde hangi du-rumda olursa olsun, mutlaka, ister istemez, kesinlikle "Elhamdülillāhi alâ külli-hal siv-el küfri ve-d dalal": küfre ve dalâlete düşmekten başka her hal için Allah'a (c.c.) hamd olsun! (Risale-i Nur)

    a'la اعلى : en yüksek, en üstün, en iyi, daha iyi

    ala-i illiyyin اعلای علیین : manevi yükseklik de-recelerinin en yükseği

    a'la-i illiyyîn-i şeref اعلا علي شرف şerefin yüksek derecelerinin en yükseği

    a'lâ-yı illiyyîn-i hilâfet اعلی علیین خلافت : manevi yüksekliklerin en yükseği olan dünya halife-liği makamı; Allah'ın (c.c.) emrine uygun şe-kilde dünyayı ve dünyadaki bütün varlıkları koruyup gözetme ve yönetme görevi, yetkisi ve sorumluluğu şeklinde insana Allah (c.c.) tarafından verilmiş olan yükseklerin en yük seği olan dünya halifeliği makamı

    a'lâ-yı illiyyin-i insaniyet اعلاى عليين إنسانيت insanlıktaki månevi yüksek derecelerin en yükseği

    a'lā-yı İlliyyin-ikemalt اعلای علیین کمالات månevi olgun-luktaki yüksek derecelerin en yükseği

    a'lâ-yı illiyyin-i tevhid اعلاى عليين توحيد : Allah'ın (c.c.) birliğine imandaki yüksek derecelerin en yükseği

    a'lâ-yı illiyyin-i yakin اعلاى عليين يقين : suphe go türmez sağlam bilginin (yakin) yüksek dere-celerinin en yükseği

    alaik علائق : alakalar, ilgiler, münasebetler, iliş

    kiler

    alaik-i naks علائق نقش : nakış gibi ince san'at öl-çüleri ve oranları (nisbetleri)

    alaim علائم : alametler, izler, işaretler, belirti-

    ler, deliller

    alim-i iman علائم إيمان : iman esaslarını ispat

    eden deliller

    Alak علق : Kur'an'daki 96 sûre

    alaka علقه : anne karnında döllenmiş yumurta (embriyon) halinden itibaren insan yavrusu-nun yaradılışında geçirdiği değişme ve geliş-me devrelerinden birincisi

    alaka علاقه : ilgi, ilişik, münasebet, bağ

    alaka-i kalb علاقة قلب : kalbden bağlılık, gönül

    bağı, sevgi bağı

    alaka-i Kur'aniye علاقة قرآنيه : Kur'an'a bağlılık ve hizmet

    alaka-i sinifi علاقة صنفی : toplumdaki sınıf ve meslek bağı ve ilgisi

    alâka-i şedide-i uhuvvetkârane علاقة شديدة اخوتکارانه : kardeşçe (uhuvvetkārane) karşılıklı güçlü (şedid) bağ ve ilgi

    alakadar علاقه دار : ilgili, ilgi gösteren, ilgisi olan

    alakadarâne علاقه دارانه : ilgi duyarak, ilgi gös-terir tarzda

    alakasız علاقه سز : ilgisiz yersiz

    alakat علاقات : alakalar, ilgiler

    alaküllihal على كل حال : her halde, mutlaka, is-ter istemez (bkz.ala-külli-hal)

    alam آلام : elemler, acılar, üzüntüler, kederler

    alam-ı beşer 1 : آلام بشر.insanların çektiği acı-lar 2. insalar için duyulan acılar, insanların kötü durumlarını görüp hissedilen acılar ve üzüntüler

    alam-ı cismani آلام جسمانی : bedene gelen acılar

    YanıtlaSil
  29. 496

    HADIS-I ŞERİFLER

    957) «Müslümanın, müslümanda altı hakkı vardır:

    a) Karşılaştığı zaman, ona selâm verecek..

    b) Dâvet ettiği zaman, icabet edecek..

    c) Aksırdığı zaman, TEŞMIT yapacak..

    d) Hasta olduğu zaman, ziyaretine gidecek..

    e) Öldüğü zaman, cenazesine gidecek..

    f) Kendisi için sevdiğini, onun için de sevecek..>>

    TEŞMİT: Hayır dua manasınadır..

    Aksıranın, akabinde Allah'a hamdetmesi, bunu duyanın da ona rah-met okuması icab eder..

    Bundan sonra aksıran, kendisine rahmet okuyana hidayet diler..

    Ravi: İMAM-I AHMED.. Menkıbesi, 1. Hadis-i Şerifte..

    ٩٥٨ لَمَّا عَرَجَ بِي رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ مَرَرْتُ بِقَوْمٍ لَهُمْ أَظْفَارُ مِنْ نُحَاسِ يَحْمِشُونَ وُجُوهَهُمْ وَصُدُورَهُمْ ، فَقُلْتُ مَنْ هُؤلاء يا جبريلُ ؟ قال هؤلاء الذِينَ يَأْكُلُونَ ( رواه أبو داود ) لحومَ النَّاسِ ، وَيَقَعُونَ فِي أَعْرَاضِهِمْ .

    958) «Rabbım, beni miraca çıkardığı zaman, bir topluluğa uğradım..

    Bakırdan tırnakları vardı; yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyor-lardı.. Sordum:

    Ya Cibril bunlar kim?..

    Dedi:

    -Bunlar o kimselerdir ki, insanların etlerini yerler ve namus-larına sataşırlardı..>>>

    Yani dünyada.. İşte bu zümre gıybet eden ve namuslu insanların na-musuna dil uzatan kimselerdir..

    Tevbe edip Allahın affına uğramadıkları takdirde, öbür âlemde hal-leri bu olacaktır..

    Ravi: EBU DAVUD.. Menkıbesi, 11. Hadis-i Şerifte..

    ٩٥٩ لما خَلَقَ اللَّهُ تَعَالَى جَنَّةَ عَدْنٍ خَلَقَ فِيهَا مَا لَا عَينَ رَأَتْ ، وَلَا أُذُنٌ سَمِعَتْ ، وَلَا خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ ، ثُمَّ قَالَ لها : تَكَلَّمِي ، فَقَالَتْ : قَدْ أَفْلَحَ ) رواه الطبراني عن ابن عباس ) الْمُؤْمِنُونَ .

    YanıtlaSil
  30. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    407

    959) «Allah- Thâlâ ADN cennetini yarattığı zaman, orada: Hiçbir gözün görmediği, kulakların işitmediği ve hiçbir beşer kalbinin hatırlamadığı şeyler yarattı..

    Sonra ona emretti:

    - Konuş..

    Konuştu:

    Muhakkak müminler felåh buldu..>>

    AND: Sekiz cennetten birinin adıdır..

    Felah bulan müminler, öbür âlemde bu nimete erécek kimselerdir..

    Ravi: IBN-I ABBAS'tan r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri, 9. ve 42. Hadis-i şerifte..

    ٩٦٠ لما ألقي إبْرَاهِيمُ في النَّارِ ، قَالَ : حَسْبِيَ اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ ، فَمَا احْتَرَقَ مِنْهُ إِلَّا مَوْضِعُ الكِتافِ .

    ) رواه ابن النجار عن أبي هريرة )

    960) «İBRAHİM ateşe atıldığı zaman, şöyle dedi:

    Allah bana yeter; ne güzel vekildir..

    Hiçbir yeri yanmadı; yalnız, ip yeri hariç..>>>

    İBRAHİM: Malum İbrahim a.s. peygamberdir..

    Yanan ip yeri için derler ki:

    Henüz peygamber değildi.. Amcasının yaptığı putları ipe vurur pazara götürürdü.. Yanan kısım, bu ipin deydiği yerdir..

    Her nekadar Ayet-i Kerime'de putu yapan İbrahim'in a.s. babası olarak gözükmekte ise de, amcası olduğu bazı müfessirler tarafından tes-bit edilmiştir. Bu müfessirlerin gerekçesi şudur:

    O zamanlar, amcaya baba derlerdi..

    Natice İbrahim peygamberin a.s. babası putçu değildir..

    **

    Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen IBN-I NECCAR.. Menkıbele-ri, 5. ve 98. Hadis-i Şerifte..

    Hadis-1 Şerifler, F: 32

    YanıtlaSil
  31. 498

    HADIS-I ŞERİFLER

    ٩٦ لَنْ يُبْتَلَى عَبْدٌ بِشَيْءٍ أَشَدَّ مِنَ الشَّرْكِ ، وَأَنْ يُبْتَلَى بَعْدَ الشَّرْكِ أَشَدَّ مِنْ ذهابِ بَصَرِهِ ، وَلَنْ يُبْتَلَى بِذَهَابِ بَصَرِهِ فَيَصْبَرَ إِلا غَفَرَ اللهُ لَهُ .

    ( رواه البزار عن بريدة )

    961) «Bir kul şirkten daha kötü hiçbir şeyle müptelâ olmamıştır. Ve şirkten sonra gözünün gitmesinden daha zor hiçbir şeyle müp telá olmamıştır..

    Muhakkak gözünün gitmesi ile müptelâ olan bir kimse, sabre-derse, Allah-ü Taâlâ onu bağışlar..>>

    ** Bir başka Hadis-i Şerifte, gözlerini bu âlemde kaybeden kimseye, öbür alemde cennet vaad edilmiştir..

    Ravi: BÜREYDE'den r.a. naklen BEZZAR.. Menkıbeleri, 108, ve 237. Hadis-i Şerifte..

    ٩٦٢ لَمَّا خَلَقَ اللهُ الخَلْقَ كَتَبَ عِنْدَهُ فَوْقَ عَرْشِهِ : إِنَّ رَحْمَتِي سَبَقَتْ غَضَي .

    ) رواه الشيخان عن أبي هريرة )

    962) «Allah-ii Taâlâ, halkı yarattığı zaman, katında arşı üzerine -şöyle yazdı:

    Muhakkak rahmetim gazabımı geçti..>>

    Alıp verdiğimiz her nefeste bulunan, iki nimetine karşılık bizden is-yan çıktığı halde, rahmetini bizden eksik etmeyişi onun bol rahmetine bir nişan değil mi?..

    Ravi: EBU HÜREYRE'den r.a, naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Men-kıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şeriflerde..

    ٩٦٣ لَنْ يُنَجِّى أَحَداً مِنْكُمْ عَمَلَهُ . قَالُوا: وَلَا أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ، قَالَ : وَلَا أَنَا إلا أنْ يَتَعَمَّدَلَى اللهُ بِفَضْلِ رَحْمَتِهِ ، فَسَدَّدُوا وَقَارِبُوا وَلَا يَتَمَنِّينَ أَحَدُ كُمُ الْمَوْتَ ، إِمَّا مُحْسِنَا ، فَلَعَلَّهُ أَنْ يَزْدَادَ خَيْرًا ، وَإِمَّا مُسِيئًا فَلَعَلَهُ أَنْ يَسْتَعْتِبَ .

    ( رواه الشيخان )

    YanıtlaSil
  32. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    499

    963) «Sizden hiç kimseyi, ameli kurtaramayacaktır.. Ya Resûlellah, seni de mi?..

    Diye sordular; buyurdu:

    Evet beni de.. Şu kadar ki, Allah beni fazlı rahmetine gark etmiştir.. İfrattan kaçınınız.. Birbirinize yaklaşınız.. Hiçbiriniz ölümü te-menni etmesin.. İyi bir kimse ise hayır artıracağı mümkündür.. Şayet kötü bir kimse ise -Allahın rızasını taleb edeceği umu-lur..»

    Azabtan kurtulmak ve cennete girmek Allahın bir fazlıdır; ihsanıdır. Şu varki: Cennetteki dereceler, burada yapılan iyi ameller nisbetinde ola-caktır.. Unutmamalı..

    Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i şerifte..

    ٩٦٤ لَنْ يَبْرَحَ النَّاسُ يَتَسَاءلُونَ حَتى يَقُولوا هذا اللهُ خَالِقُ كُلَّ شَيْءٍ فَمَنْ

    ( رواه أنس ) خَلَقَ الله ؟

    964) «İnsanlar birbirlerine sormaya hep devam edecekler.. Hatta:

    -Bu, Allah.. Herşeyi yaratan.. O halde, Allah'ı kim yarattı?.. Diyecekler..>>>

    *** Çok soru sormak ve cevabı mümkün olmayan sözlere dalmak yasak-tır... Sonra herşeyi halletmeye bu akıl yeterli değildir.. Bu gibi soruları soranlar önce, Erzurum'lu İbrahim Hakkı Hz. nin dediği gibi, yeryüzünde-ki keşfedilmeyen bölgeleri keşfetsinler.. Ve kendilerinin ne olduğunu an-lamaya çalışsınlar..

    **

    Ravi: ENES.. Menkıbesi, 1. Hadis-i Şerifte..

    ٩٦٥ لَنْ يُوَا فِي عَبْدٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَقُولُ : لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ يَبْتَغِي بِهَا وَجْهَ اللَّهِ ، ( رواه البخاري ) إِلا حَرَّمَ اللهُ عَلَيْهِ النَّارَ .

    965) «-Bu âlemde- Allah'ın rızasını dileyerek:

    Allah'tan başka ilah yoktur..

    Diyen bir kula mükâfat bulunamayacaktır.. Ancak, Allah'ın ona ateşi haram kılmasından başka..>>>

    YanıtlaSil
  33. 500

    HADIS-1 ŞERİFLER

    Yani: Bu âlemde Allah'ın birligini tasdik eden herkes, cennetlik ola-caktır..

    Ravi: BUHARI.. Menkobesi, 2. Hadis-i Şerifte..

    ٩٦٦ لَوْ أَنَّ ابْنَ آدَمَ هَرَبَ مِنْ رِزْقِهِ كَمَا يَهْرَبُ مِنَ الْمَوْتِ ، لَأَدْرَكَهُ رِزْتُهُ ( رواه أبو نعيم عن جابر ) كما يُدركه المَوْتُ .

    966) «Eğer ademoğlu, ölämden kaçtığı gibi, rızkından da kaçacak olsaydı; rızkı onu bulurdu.. Tıpkı ölümün onu bulacağı gibi...

    **

    Ne ölümden kurtulmak için çareler aramalı; ne de rızk için gam çek. meli..

    Ravi: CABIR'den r.a. naklen EBU NUAYM.. Menkıbeleri, 10. ve 12. Hadis-i Şerifte..

    ٩٦٧ لَوْ أَنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا نَزَلَ مَنْزِلاً ، قَالَ : أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ ، لَمْ يَضُرَّهُ في ذَلِكَ الْمَنْزِلِ شَيْلا حَتَّى يَرْتَحِلَ مِنْهُ . ( رواه ابن ماجه عن خولة بنت حكيم )

    967) «Herhangi biriniz, bir yere indiği zaman, şu duayı yapsa: - Yarattığı şeylerin fenalığından, tam manasiyle Allah'a sığı-nırım..

    Taa oradan taşınıncaya kadar, o yerde ona birşey zarar ver-mez..»

    Dualar çoğu zaman mukadderatla ilgilidir.. İnsan duasız hiçbir iş yapmamalıdır. Korunması mukadderse, yaptığı dua sayesinde korunur..

    * **

    Ravi: HAVLE b. HAKİM'den r.a. naklen IBN-İ MACE.. Menkibesi, 63. Hadis-i şerifte..

    **

    HAVLE b. HAKIM: Sahabedir. Hem de ansardan.. Rivayet ettiği bir-çok Hadis-i Şerif vardır.. Aşağı yukarı bu mealde rivayet ettiği bir Ha-dia-i Şerif MÜSLIM'de de geçer.. Allah ondan razı olsun..

    YanıtlaSil
  34. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    501

    ٩٦٨ لَوْ أَنَّ أَحَدُكُمْ إِذَا أَرَادَ أَنْ يَأتى أَهْلَهُ فَقَالَ : بِسمِ اللهِ ، اللَّهُمَّ جَنَّبْنَا الشَّيْطَانَ ، وَجَنْبِ الشَّيْطَانَ مَا رَزَقْتَنَا ، فَإِنَّهُ إِنْ يُقَدِّرْ بَيْنَهُمَا وَلَدٌ في ذلك ( رواه البخاري عن ابن عباس )

    الوَقْتِ لَمْ يَضُرَّهُ الشَّيْطَانُ أبداً .

    968) «Sizden biri ehline varmak istediği zaman, şu duayı yaparsa:

    Allah'ın adı ile.. Allahun, şeytanı bizden uzaklaştır.. Ve bi ze vereceğin ŞEY'den de şeytanı uzaklaştır..

    Şayet onlara o vakitte bir çocük mukadderse, şeytanın ona ebe-dî zararı dokunmaz..>>> **

    Burada ŞEY diye geçen kelime, birçok manaya geleceği gibi arala-rında hasıl olacak zevke de şumülü vardır.. O anda yapılan harekete şey-tani duygular karışabilir.. Dikkat etmeli..

    Ravi: IEN-I ABBAS'tan r.a. naklen BUHARI.. Menkibeleri, 2. ve 42. Hadis-i Şerifte..

    ٩٦٩ لَوْ أَنَّ امْرَأَةَ مِنْ نِسَاءِ أَهْلِ الْجَنَّةِ أَشْرَقَتْ إِلَى الْأَرْضِ لَمَلَاتِ الْأَرْضِ من ريح المسك ، ولأذْهَبَتْ ضَوْءَ الشَّمْسِ وَالْقَمَرِ .

    ( رواه الضياء عن سعيد بن عامر )

    969) «Eğer cennet ehli kadımlarından bir kadın yer yüzüne inse; yer misk kokusuyla dolar.. Güneşin ve ayın ziyası söner..>>>

    İşte bu hanım, bu âlemde ömrünü ibadetle geçiren ve temiz bir ha-yat yaşayan cennet hanımıdır.. Hanımlarımız, böyle olmaya çalışmalıdır.. Aynı bu Hadis-i Şerif, cennet hurilerine de işaret eder..

    Ravi: SAID b. AMİR'den r.a. naklen ZİYA.. Menkıbesi, 104. Hadis-i Şerifte..

    SAID b. AMIR: Sahabedir.. BELHI lakabıyla meşhurdur.. Ramus

    şerkinde:

    Zahid salih..

    Olduğu kaydedildikten sonra, Hz. Ömer'in Humus valiliğini yaptığı da yazılıdır..ond 1 olsun..

    **

    YanıtlaSil
  35. 502

    HADIS-I ŞERİFLER

    لَوْ أَنَّ شَرَارَةٌ مِنْ شَرَرِ جَهَنَّمَ بِالْمَشْرِقِ أَوَجَدَ حَرَّهَا مَنْ بِالْمَغْرِبِ . ( رواه ابن مردويه عن أنس ) ۹۷۰

    970) «Cehennem ateşlerinden bir kor, şarkta bulunsa; onun sıcaklığı-nı garbdaki duyar..>>

    Derler ki:

    Dünyadaki ateş, yetmiş defa soğuk su ile yıkanmıştır.. Allah bizi cehennemden saklasın..

    Ravi: ENES'ten r.a. naklen IBN-İ MÜRDEVEYH.. Menkıbeleri, 1. ve 192. Hadis-i Şerifte..

    ۹۷۱ لَوْ يَعْلَمُ الْمُؤْمِنُ مَا عِنْدَ اللَّهِ مِنَ الْعُقُوبَةِ مَا طَمِعَ بِجَنَّتِهِ أَحَدٌ ، وَلَوْ يَعْلَمُ الْكَافِرُ مَا عِنْدَ اللَّهِ مِنَ الرَّحْمَةِ مَا قَنَطَ مِنْ جَنَّتِهِ أَحَدٌ .

    ( رواه الشيخان )

    971) >>

    *

    Bu Hadis-i Şerif bize, Allah'ın bol rahmetine karşılık cezasının da şid-detli olduğunu anlatmak için buyrulmuştur.. Allah'tan ümit kesilmesi için değil.

    Ravi: BUHARI. ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..

    ۹۷۲ لَوْ أَن عَبدَيْن تحابا فى اللهِ - وَاحِدًا فى المُشْرِقِ ، وَآخَرَ فِي الْمَغْرِبِ ، لَجَمَعَ اللَّهُ تَعَالَى بَيْنَهُمَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ ، يَقُولُ : ( هَذَا الَّذِي كُنْتُ تُحِبُّهُ فِي » .

    ( رواه البيهقي عن أبي هريرة )

    972) «Eğer Allah için sevişen iki kulun biri maşrikte, biri de mağ ripte bulunsa; Allah-ü Taâlâ kıyamet günü, onları buluşturur ve şöyle buyurur:

    Işte bu, benim için sevdiğin..>>>>

    YanıtlaSil
  36. VR VAAR ORNEKLERI

    503

    Iste, dünyada birbirlerini seven, fakat bu Alemde buluşamayan iki mümin kul öbür Alemde böyle buluşacaklar..

    Ravi: BEYHEKI. Menkibeai, 12. Hadis-i şerifto...

    ۹۷۳ کو بنى جَبَلٌ عَلَى جَبَلٍ ، لذك الباقي منها .

    ) رواه ابن لال من أبي هريرة )

    973) «Bir dağ, diğerine karşı azacak olsa dahi; onlardan azan par-çalanacaktır...

    Ba Hadis-i Şorifte auçların cezasız kalmıyacağına işaret edilmekte-

    Ravi: EBU HUREYRE'den ra, naklen IBN-1 LAAL.. Menkibeleri, 5. ve 510. Hadis-i şerifto..

    ٩٧٤ لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ ، لَضَحِكْتُمْ قَلِيلاً ، وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيراً ، وَلَمَا سَانَع لَكُم ( رواه الحاكم من أبي ذر ) الطعام ولا الشراب .

    974) «Eğer bildiğim kadarını bilseydiniz: Az gülerdiniz ve çok ağ-lardımız.. Boğazımızdan ne yemek geçerdi, ne de içmek..>>

    ** Bu Hadis-i Şorifte bilhassa, azab ve itaba dair işaret vardır...

    Ravi: EBUZER'den ra. naklen HAKIM.. Menkıbeleri, 16. ve 22. Hadis-i Şerifte..

    ۹۷۵ لَوْ تَعْلَمُونَ مَا فِي المَسْأَلَةِ ، مَا مَتَى أَحَدٌ إِلَى أَحَدٍ بَالَهُ شَيْئًا .

    ( رواه النسائي عن عائذ بن عمرو )

    975) «Eğer dilenmenin ne olduğunu bilseydiniz, bir kimse diğerine gidip bir şey istemeye adun atmazdı..»

    **

    Mecburî haller hariç dilencilik dinimizdə haramdır..

    **

    Ravi: AIZ b. AMR'dan ra. naklen NESEÎ.. Menkıbesi, 13. Hadis-i Şerifte.

    **

    AIZ b. AMR: Sahabe.. Hem de ansardan.. Hz. Aliyi r.a. pek severdi.. Bilazüri, Siffin'e Hz. Ali'nin hakkına inanarak katıldığım yazar.. Allah ondan razı olsun..

    YanıtlaSil
  37. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    505

    ۹۷۹ لَوْ قِيلَ الأهْلِ النَّارِ : إِنَّكُمُ مَا كِنُونَ فِي النَّارِ عَدَدَ كُلَّ حَصَاةٍ فِي الدُّنْيَا لَفَرِحُوا ، وَلَوْ قِيلَ لِأَهْلِ الْجَنَّةِ : أَنكُمُ مَا كِنُونَ فِي الْجَنَّةِ عَدَدَ كُلِّ حَمَّاةِ تحَزِنُوا ، وَلَكِنْ جُمِلَ لَهُمُ الأَبَدُ . ( رواه الطبراني عن ابن مسعود )

    979) «Cehennem ehline deseler:

    Siz dünyadaki bütün taşların sayısı kadar yıl- ce-

    hennemde kalacaksınız.

    Sevinirler..

    Eğer cennet ehline:

    Siz dünyadaki- her taşın sayısı kadar yıl- cennette

    kalacaksımız..

    Deseler; üzülürler.. Şu var ki; bunlara ebedî kalmak vardır..>»

    Sayılı günler çabuk geçer..

    **

    Derler.. Bir milyar yıl sonra, kurtuluş ümidi olsa dahi, yine sevinç verir.. İşte cehennem ehlinin sevinci bu hesaptan; cennet ehlinin hüznü bu hesaba göre..

    **

    Ravi: IBN-İ MESUD'dan r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri, 9. ve 47. Hadis-i Şerifte..

    ۹۸۰ لَوْلا أَنْ أَشْقٌ عَلَى أُمَّتِي لَأَمَرْتُهُمْ بِالسَّوَاكِ مَعَ كُلِّ صَلَاةٍ .

    ( رواه الشيخان )

    980) «Ümmetime güçlük çıkarmayacağımı bilseydim, her namazda onlara, misvâk kullanma emrini verirdim..>>>

    Şafiî mezhebine göre: Namaza durmadan evvel misvak kullanmak sünnettir..

    *

    Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i şerifte..

    ۹۸۱ لَوْ كُنْتُ آمِرًا أَحَداً أَنْ يَسْجُدَ لِأَحَدٍ ، لَأَمَرْتَ النِّسَاءِ أَنْ يَسْجُدْنَ لَأَزْوَاجِهِنَّ لِمَا جَعَلَ اللَّهُ لَهُمْ عَلَيْهِنَّ مِنَ الْحَقِّ .

    ) رواه ابو داود )

    981) «Eğer bir kimseye, diğer bir kimse için secde emri verecek ol-

    YanıtlaSil
  38. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    Peygamberimizin Ecelinin Yaklaşması ve

    Ahiret Yolculuğuna Hazırlanması:

    Peygamberimiz, Nasr sûresinin inişinden beri, ecelinin yaklaştığı-nı öğrenmiş ve:

    «Ey Allâhım! Seni, tesbih, (Eksik sıfatlardan uzak tutar) ve Sana hamd-ü senâ ederim.

    Ey Allâhım! Beni, yarlığa!

    Şüphe yok ki: Tevbeleri en çok kabul eden ve merhametli olan Sen-sin Sen!» diyerek Allâh'a hamde, tesbih ve istiğfara koyulmuş bulunu-yordu. (1)

    Hz. Aişe der ki «Resûlullâh Aleyhisselâm, son zamanlarında (Süb-hânallahi ve bihamdihi estağfirullâhe ve etübü ileyhi Allâhı, her tür-lü noksanlıklardan uzak tutar, O'na Kendi hamdiyle hamd ederim.

    Allâh'dan yarlığanmamı diler ve Ona tevbe ederim.) sözünü ço-ğaltınca, (Yâ Resûlallâh! Ben, ne diye Sübhânallâhi ve bihamdihi... sözünü çoğalttığını görüyorum? Sen, bundan önce hiç böyle yapmaz-dın?) dedim.

    Resûlullah Aleyhisselâm (Yüce Rabbim, bana ümmetimde bir

    alåmet göreceğimi haber vermişti ki, o alâmeti gördüğüm zaman, Kendisine çok çok tesbih ve hamdiyle istiğfarda bulunacaktım.

    İşte, o alâmeti gördüm:

    (Allah'ın yardımı ve Fetih gelince, Sen de, insanların fevc feve Allah'ın dinine gireceklerini görünce, hemen Rabb'ını hamdile tesbih et. Onun, yarlığamasını dile.

    Şüphe yok ki, O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr: 1-3)

    buyurdu.» (2)

    İbn-i Abbas der ki Ömer b. Hattab, beni, meclisine, Bedir sava-şına katılmış yaşlı Sahabîlerle birlikte alırdı.

    (1) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 192, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. I, s. 392

    (2) İbn-i Sa'd Müslim Tabakat, c. 2, s. 192-193, Ahmed b. Hanbel Mäsned, c. 6, s. 35, Sahih, c. 1, s. 351

    YanıtlaSil
  39. İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    14

    Bazısı, buna içerilemiş olacak ki, kendisine (Bunu, niçin bizim-le birlikte alıyorsun? Bizim, onun kadar oğullarımız var?) demiş.

    Ömer de (O, bildiğiniz kimselerden değil!) cevabını vermiş.

    Yine bir gün, beni çağırıp onlarla birlikte meclise almıştı.

    Sonradan anladım ki: O gün, beni, onlara göstermek için çağır-mıştı.

    (Yüce Allah'ın (İzâ câe nasrullâhi velfeth...) Kelamı hakkında ne dersiniz?) diye sordu.

    Bazıları (Bize yardım ve fetih ihsan edildiğinde, Allah'a hamd ve istiğfar etmemiz, emr olunmuştur.) dediler.

    Bazısı da, sustu, bir şey söylemedi.

    Bana (Sen de mi, böyle söylüyorsun ey İbn-i Abbas?) diye sordu.

    Ben (Hayır!) dedim.

    (Ya ne diyorsun?) diye sordu.

    (Bu, Resûlullah Aleyhisselâmın ecelidir. Ona, bunu bildiriyor. Allah'ın yardımı ve fetih geldiği vakit, o, Senin ecelinin alâmetidir. Artık, Rabb'ını hamd ile tesbih et. Onun, yarlığamasını dile.

    Şüphe yok ki, O, tevbeleri çok kabul edendir. buyuruyor.) dedim. Ömer (Benim bildiğim de, ancak, senin söylediğindir.) dedi.» (3)

    «Nasr sûresi, Allâh tarafından bir davetci, Resûlullah'ın, dünya-ya vedâı idi.» (4)

    «Bu gün, size dininizi ikmal... Mâide: 3» mealli âyet nâzil oldu-ğu zaman, Hz. Ömer, ağlamış, «Ne için ağlıyorsun?» diye sorulunca «Bu, kemalden sonra noksan ifade eder.

    Bu, Peygamber Aleyhisselâmın vefat edeceğini anlatıyor gibidir!>>> demişti. (5)

    Peygamberimiz, bir gün, Hz. Fâtıma'ya, gizlice «Cebrail, her yıl, Kur'ân'ı benimle bir kerre mukabele ederdi. Bu yıl ise, iki kerre mukabele etti.

    Öyle sanıyorum ki Ecelim, yaklaşmıştır.» buyurdu. (6)

    Cebrail Aleyhisselâmın, Kur'ân-ı Kerim'i Peygamberimizle muka-bele edişi, ramazan aylarında idi.

    Cebrail Aleyhisselâm, ramazan ayında her gece iner, Kur'ân-ı Ke-rimi, Peygamberimizle, başından sonuna kadar mukabele ederdi. (7)

    (3) Buhâri Sahih, c. 6, s. 94, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 1, s. 337-338

    (4) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 192

    (5) Ebülfida Sire, c. 4, s. 427

    Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 282, Buhârf Sahih, c. 6, s. 101

    (6) (7) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 194-195, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 1, s. 288, Müslim Sahih, c. 4, s. 1803

    YanıtlaSil
  40. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    Peygamberimizn vefatından önceki yılın ramazanında ise, bu mu-kabele, iki kerre yapılmıştı. (8)

    Peygamberimiz, her yıl, ramazanın son on gününde İ'tikafa da, girerdi. (9)

    Son ramazanda ise, İ'tikâfa yirmi gün girmişti. (10)

    İ'tikâf, Allah'a ibâdet ve tåat niyetile bir müddet mescidde kal-mak demektir. (11)

    Bunun İçindir ki: Peygamberimiz, Veda haccında Müslüman-larla vedâlaşmış (12), Veda haccından dönerken Gadir-i Humm'da-ki hutbesinde de «Ey insanlar! Haberiniz olsun ki: Ben de, ancak bir insan'ım.

    Çok sürmez, yüce Rabbımın Elçisi bana gelecek, ben de, onun dâ vetine icåbet edeceğim! buyurmuştu. (13)

    Hz. Abbas, bir gün «Vallahi, ben, Resûlullah Aleyhisselâmın, içı-mizde ne zamana kadar sağ kalacağını öğreneceğim!» dedi.

    «Yâ Resûlallah! (14) Görüyorum ki Halk, Seni, hem bizzat, hem de, ayak tozlarile rahatsız ediyorlar. (15)

    Sen, üzerine çıkıp oturacağın bir şey (16), bir taht (17), halkın, toz toprağından ve düşmanlardan Seni koruyacak (18) bir çardak (19) edinsen (20), halka, oradan konuşma yapsan olmaz mı?» dedi. (21)

    Peygamberimiz «Vallâhi (22), çok sürmez (23), onları çağıraca-ğım. (24)

    (8) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 194-195, Buhâri Sünen, c. 1, s. 562 Sahih, c. 6, s. 102, İbn-i Mice

    (9) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 194, Buhâri Sünen, c. 1, s. 562 Sahih, c. 6, s. 102, İbn-i Mice

    (10) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 195; Buhâri Sünen, c. 1, s. 562, Darimi Sünen, c. 1, s. 358 Sahih, c. 6, s. 102, Ibn-1 MAce

    (11) Ragib Müfredat'ül-kur'an, s. 343, İbn-i Esir Nihaye, c. 3, s. 284

    (12) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 184

    13) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 367, Müslim ( Sahih, c. 4, s. 1873

    (14) Abdurrezzak Musannef, c. 5, s. 433-434, İbn-i Sa'd Daremi Sünen, c. 1, s. 37 Tabakat, c. 2, s. 193,

    (15) Daremi Sünen, c. 1, s. 37

    (16) Abdurrezzak Musannef, c. 5, s. 434

    (17) İbn-i Sa'd Tabakat, c, 2, s. 193

    (18) Abdurrezzak Musannef, c. 5. s, 434

    (19) Daremi Sünen, c. 1, s. 37

    (20) Abdurrezzak Musannef, c. 5, s. 434, İbn-1 Sa'd Tabakat, c. 2, s. 193, Da-remi Süne, c. 1, s. 37

    (21) Daremi Sünen, c. I, s. 37

    (22) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 193

    (23) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 193, Daremi Sünen, c. 1, s. 37

    (24) Abdurrezzak Musannef, c. 5, s. 434

    15

    YanıtlaSil
  41. İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    16

    Onlar, benim sırtımdan ridamı çekecekler (25), ökçeme basacak-lar, beni, onların tozları bürüyecek, nihayet, Allâh, beni, onlardan rahata erdirecektir! buyurdu.

    Hz. Abbas «Resûlullah'ın, İçimizde pek az kalacağını anladım.» demiştir. (26)

    Yine, Hz. Abbas der ki «Uyurken, rü'yamda, Arz'ı, sema'ya iple sımsıkı bağlanıp çekilir gibi görmüş, bunu Resûlullah Aleyhisselâma anlatmıştım.

    Resûlullah Aleyhisselâm (Bu, senin kardeşinin Oğlunun vefatı-dır!) buyurdu. (Bezzar ve Taberani'den naklen Heysemi-Mecmauzze-vâid c. 9, s. 23-24)

    Abdullah b. Mes'ud der ki «Peygamberimiz ve sevgilimiz, vefa-tından bir ay önce, bize vefatını haber verdi. (27) Babam, anam ve canım Ona fedâ olsun! (28)

    Ayrılış günü yaklaştığı zaman, bizi, anamız Aişe'nin evinde top-ladı, (29)

    Bize bakınca, gözleri yaşla doldu. (30)

    Hoş geldiniz!

    Allâh, size ömür ve selåmet versin!

    Allah, sizi rahmetile esirgesin!

    Allâh, sizi korusun!

    Allâh, size iyilikler ve selåmet versin!

    Aliah, size rızıklar versin!

    Allâh, sizi yükseltsin!

    Allâh, sizi yararlandırsın!

    Allâh, sizi dâim etsin!

    Allâh, sizi koruyup düzene koysun! (31)

    (25) Abdurrezzak Musannef, c. 5, s. 434, İbn-i Sa'd remi Sünen, c. 1, s. 37 Tabakat, c. 2, s. 193, Da-

    (26) Abdurrezzak Musannef, c. 5, s. 434, İbn-i Sa'd remi Sünen, c. 1, д. 37 Tabakat, c. 2, s. 193, Da-

    (27) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256, Taberi Kâmil, c. 2, s. 319, Ebülfida c. 4, s. 260 Tarih, c. 3, s. 192, İbn-i Esir-Sire, c. 4, s. 502, İbn-i Hacer Metālibül'äliye,

    (28) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256, İbn-i Hacer Metālibül'aliye, c. 4, s. 260

    (29) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256, Taberi Tarih, c. 3, s. 192, İbn-i Estr Kâmil, c. 2, s. 319, Ebülfida Sire, c. 4, s. 502, Ibn-i Hacer Metâlibülliye, c. 4, s. 260

    (30) Taberi Tarih, c. 3, s. 192, c. 4, s. 502, İbn-i Haldun âlive, c. 4, s. 260 İbn-i Esir Kâmil, c. 2, s. 319, Ebülfida Sire, Tarih, e. 2, ks. 2, s. 62, İbn-i Hacer Metālibül-

    (31) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256, Taberi Tarih, c. 3, s. 192, İbn-i Esir Kâmil, c. 2, s. 319, Ebülfida Stre, c. 4, s. 502, İbn-i Hacer Metallbül-Aliye, c. 4, s. 200

    YanıtlaSil
  42. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    Size, Allâhı ve Allah'dan sakınmanızı tavsiye eder, sizi, Ona 18-marlarım.

    Ben, sizin için, Allah tarafından apaçık bir sakındırıcı ve uya-rıcıyım.

    Allâhın kulları ve beldeleri hakkında, Allâha karşı baş kaldır-mayınız!

    Çünki, yüce Allah benim ve sizin için:

    (İşte, Ahiret yurdu! Biz, onu, yer yüzünde ne tegallüb, ne de, fe-sad arzusuna düşmeyeceklere veririz.

    Mutlu sonuç, Müttakilerin (Allahdan sakınanların) dır. (Kasas: 83)

    ...Kibir taslayanlar için Cehennemde bir karargah mı yok? (Zü-mer: 60) buyurmuştur.) buyurdu. (32)

    (Yâ Resûlallah! Senin ecelin ne zaman?) diye sorduk.

    (Ayrılış, Allah'a Cennetül'me'va'ya, Sidretülmünteha'ya, Refi-kul'âla'ya, Kandırıcı Dolu'ya, Nasib'e, Mutlu ve Kutlu yaşantıya dö-nüş zamanı yaklaştı!) buyurdu. (33)

    (Yâ Resûlallah! Seni, kim yıkasın?) diye sorduk.

    (Ev halkımdan, yakınlık sırasına göre en yakın olanlar!) bu-yurdu.

    (Yâ Resûlallah! Biz, Seni neyin içine sarıp kefenleyelim?) diye sorduk.

    İsterseniz, şu elbisemin içine, yahut Mısır bezine, ya da, kuma-şına sarınız!) buyurdu.

    (Yâ Resûlallah! Senin üzerine cenaze namazını kim kılsın?) di-ye sorduk ve ağladık. Kendisi de, ağladı.

    (Allâh, size rahmet etsin. Sizi, Peygamberinizden dolayı hayırla mükafatlandırsın! (34)

    Siz, beni yıkadığınız ve kefenlediğiniz zaman, şu Seririmin üze-rine ve şu evimin içindeki kabrimin kenarına koyunuz!

    (32) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256, Taberi Tarih, c. 3, s. 192, İbn-i Esir Kâmil, c. 2, s. 319-320, Ebülfida Sire, c. 4, s. 502, İbn-i Haldun Tarih, c. 2, ks. 2, s. 62, İbn-i Hacer Metalibül'âliye, c. 4, s. 260-261

    (33) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256-257, Taberi Tarih, c. 3, s. 192, İbn-i Esîr Kâmil, c. 2, s. 320, Ebülfidâ Sire, c. 4, s. 502, İbn-i Hacer Metalibül'Aliye, c. 4, s. 261

    (34) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256-257, Taberi Esîr Kâmil, c. 2, s. 320, Ebülfida Metali""Aliye, c. 4, s. 261 Tarih, c. 3, s. 192-193, İbn-1 Sire, c. 4, s. 502-503, İbn-i Hacer

    1. T. Medine Devri XI/F: 2

    17

    YanıtlaSil
  43. ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Sonra, bir müddet, benim yanımdan çıkıp gidiniz! (35)

    Çünki, benim üzerime ilk önce namazı sevgilim ve dostum Ceb-rail, sonra Mikail, sonra İsrafil, daha sonra, yanında bütün Melek-ler bulunduğu halde, Ölüm Meleği (Azrail) kılacaktır. (36)

    Bundan sonra, takım takım giriniz, üzerime namaz kılınız ve Sa-lát-ü selâm getiriniz.

    Fakat, överek, bağırıp çağırarak, beni rahatsız etmeyiniz! (37)

    Üzerime namaz kılmağa, önce Ev halkımın erkekleri başlasın. Sonra, onların kadınları kılsın.

    Onlardan sonra da, sizler kılarsınız! (38)

    Eshabımdan, burada bulunmayanlara benden selâm söyleyiniz!

    Kıyamet gününe kadar şu kavmımdan ve dinime, bana tabi ola-cak olan kimselere de, benden selåm söyleyiniz!) buyurdu.

    (Ya Resûlallah! Seni, kabrine kimler koyacak?) diye sorduk.

    (Ev halkımla birlikte bir çok Melekler ki, onlar, sizi görürler. Fakat, siz, onları göremezsinizdir) buyurdu.» (39)

    Vasile b. Eska' der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, yanımıza çıkıp (Sanırmısınız ki: Ben, vefatca, sizin sonuncunuzum?

    Haberiniz olsun ki Ben, vefatca, sizden önceyimdir. Sizler, ard arda, birbirinizi öldürür cemaatlar halinde beni izliyeceksinizdir!) bu-yurdu. (40)

    Peygamberimizin Bakiulgarkad Kabristanında Yatan Mü'minler ve Uhud Şehidleri İçin Düa Etmesi:

    Peygamberimize, Allâh tarafından «Git te, Baki kabristanı hal-kı için düa et!» buyruldu.

    Peygamberimiz, düa edip dönünce «Git te, Baki kabristanı hal-kı için tekrar düa et!» buyruldu.

    (35) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 257, Belâzüri Ensabüleşraf, c. 1, s. 567, Ta-bert Tarih, c. 3, s. 193, Süheyli Ravdulünf, c. 7, s. 590, İbn-i Esir Kâmil, c. 2, s. 320, Ebülfida Sire, c. 4, s. 503, İbn-i Hacer Metâlibül'âliye, c. 4, s. 261

    (35) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 257, Taberi Tarih, c. 3, s. 193, Süheyli Rav-dulünf, c. 7, s. 590, İbn-i Esir Kâmil, c. 2, s. 320, Ebülfida Sîre, c. 4, s. 503, İbn-i Hacer Metálibül'äliye, c. 4, s. 261

    (37) Ibn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 257, Belâzüri Ensab. c. 1, s. 564, Taberi Tarih, c. 3, 193, Süheyli Ravd. c. 7, s. 590, İbn-i Esir Kâmil, c. 2, s. 320, Ebül-fidă Sire, c. 4, s. 503, İbn-i Hacer Metālibül'aliye, c. 4, s. 261

    (33) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 257, Belâzüri Ensab, c. 1, s. 564, Taberî Tarih, e. 3, s. 193, Ebülfida Sire, c. 4, s. 503, İbn-i Hacer Metálibül'âliye, c. 4, s. 261

    (39) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256-257, Belâzüri Ensab. c. 1, s. 564, Taberi -Tarih, c. 3, s. 192-193, Süheyli Ravd. c. 7, s. 590, İbn-i Esir Kâmil c. 2, s. 320, Ebülfida Stre, e, 4, s. 502-503, İbn-i Hacer Metālibül'aliye, c. 4, s. 261-262 (40) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 193, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 106

    18

    YanıtlaSil
  44. PEYGAMBERİMİZİN VEPĀTI

    Peygamberimiz, gitti. Onlar için Ey Allahımı Baki kabristanı halkını yarlığal diyerek düa etti.

    Dönünce Uhud şehidleri için de, düa et! buyruldu. (41)

    Peygamberimiz Bakiulgarkad Kabristanında

    Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre: Peygamberimiz, bir gece, ridası-nı ve ayakkabısını çıkarıp ayak ucuna koydu. İzarının bir kısmını, döşeğinin üzerine serip uzandı.

    Biraz kestirdikten sonra ridasını yavaşca aldı. Ayakkabısını ya-vaşca giydi. Kapıyı açıp dışarı çıktı. Yavaşca uzaklaştı.

    Hz. Aişe de, hemen baş örtüsüyle başını örttü, İzarını büründük-ten sonra Peygamberimizin arkasından gitti.

    Bakı' kabristanına kadar Peygamberimizi takip etti.

    Peygamberimiz, bir müddet ayakta durduktan sonra ellerini kal-dırdı. (42)

    Selām size ey Mü'minler diyarı!

    Sizler, bizden önce gitmiş bulunuyorsunuz! İnşaallah, biz de, si-ze katılacağız.

    Ey Allahım! Onların ecirlerinden bizi mahrum etme!

    Onlardan sonra, bizleri fitnelere uğratma!» diyerek düa etti.

    (43)

    Peygamberimiz, bir müddet durdu. Sonra, ellerini kaldırdı. El kal-dırışını üç kere tekrarladı.

    Sonra, geri döndü.

    Hz. Aişe de, geri döndü.

    Peygamberimiz, hızlı hızlı yürümeğe başladı.

    Hz. Aişe de, hızlı yürüdü.

    Peygamberimiz, koşmağa başladı.

    Hz. Aişe de, koştu.

    Peygamberimiz, eve yaklaştı.

    Hz. Áişe de, yaklaştı. Peygamberimizden önce içeri girip yatağı-na uzandı.

    Sonra, Peygamberimiz, içeri girdi.

    Girince «Ey Aişe! Nen var? Neye kuşkulandın?» diye sordu.

    Hz. Aişe Bir şey yok yâ Resûlallah!» dedi.

    Peygamberimiz Ya bana, sen haber verirsin, ya da, Latif ve her şeyden haberdar bulunan Rabbım bana haber verecektir!» buyurdu.

    (41) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205

    (42) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 221

    (43) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 203, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 71

    19

    YanıtlaSil
  45. ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    20

    Ha. Alge «Babam, anam Sana feda olsun ya Resûlallah! Onu, Sen, bana haber ver!» dedi.

    Peygamberimiz Sen, önümde bulunan karaltıyı gördün mü?. diye sordu.

    Hz. Aişe Evet! Sırtıma vurup canımı acıttı! dedi.

    Peygamberimis «Evet! Cebrall Aleyhisselâm, bana gelip senden, habersizce ayrılmam İçin bana seslendi.

    Ben de, yanına varmadan habersizce ayrılmayı kabul ettim.

    Elbiseni, çıkarınca, seni uyudu sandım. Uyandırmak istemedim. Sen, korkarsın diye çekindim.

    Yüce Rabbın, Bakı' kabristanındaki halka gidip kendileri İçin mağfiret dilemeni, sana da, emr ediyor. buyurdu.

    Hz. Aişe YA Resûlallah! Ben, oraya gidip ne diyeyim?s diye sordu.

    Peygamberimiz (Selâm ve Allahın rahmeti, bu diyara bizden önce, bizden sonra gelen Mü'min ve Müslümanların üzerine olsun!

    İnşaallah, bizler de, gelip size katılacağız!) de! buyurdu. (44) Peygamberimiz, gecenin sonuna doğru Baki' kabristanına gidip «Selâm size ey Mü'minler diyarı!

    İnşaallah, biz de, size katılacağız.

    Ey Allahım! Baklulgarkad halkını yarlığa! diye düa etmeğe baş-Inch. (45)

    Peygamberimizin Azadlısı Ebû Müveyhibe der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, Baki kabristanında gömülü Müslümanlara Allahdan mağfiret dilemek için emr olunmuştu.

    Üç kerre, geceleyin gidip mağfiret diledi.

    İkinci gecede (46), Resûlullah Aleyhisselâm, gece yarısı adam gönderip beni çağırttı. (47)

    (Ey Ebû Müveyhibe! Hayvanımın semerini vur! (48) Şu Bakl' kabristanında gömülü halk için Allahdan mağfiret dilemekliğim, ba-na emr olundu. Sen de, benimle git!) buyurdu. (49)

    (44) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 221 (45) Ibn-i Sa'd Tabakat, c. 2, 8. 203-204

    (46) Ahmed b. Hanbel (47) Ibn-i Ishak, İbn-i Müsned, c. 3, s. 488

    e. 3, s. 489, Taberi Hişam Sire, c. 4, s. 292, Ahmed b. Hanbel Müsned,

    Tarih, c. 3, s. 100. (48) Ahmed b. Hanbel Müaned, c. 3, s. 488

    (49) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Stre, c. 4, s. 292, İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, n. 204, Ahmed b. Hanbel Müsned, e. 3, s. 489, Daremi Sünen, c. 1, s. 38, Belå-züri Ensabülegraf, c. 1, s. 544, Tabert Tarih, c. 3, a. 100

    YanıtlaSil
  46. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    Hayvanına bindi. Ben de, yürüyerek (50), Kendisile birlikte git-tim. (51)

    Baki' kabristanına varınca, hayvanından Indi. Ben de, hayvanını tuttum. (52)

    Resûlullah Aleyhisselâm, onların arasında durup (Esselâmü aley-küm ey kabirler halkı! (53) İnsanların içinde sabahladığı şeylerden, sizin içinde sabahladığınız şey, sizin için daha kutludur. (54)

    Allâhın, sizleri, ondan kurtarmış olduğunu bir bilseydiniz! (55)

    Birbiri ardınca kıt'alar gibi karanlık geceler geliyordur! Onların, sonradan gelenleri, öncekilerinden de, kötü (56) ve bas-kındır!) buyurdu. (57)

    Sonra, bana dönüp (Ey Ebû Müveyhibe! Bana, dünya hazineleri-nin anahtarları ve dünyada temelli kalmak, sonra da, Cennet verildi. Ben, bununla, Rabbıma kavuşmak ve Cennet arasında muhayyer kılındım.

    Bunlardan birini tercih etmekte serbest bırakıldım. (58)

    Ben de, Rabbıma kavuşmayı ve Cennet'i tercih ettim.) buyurdu. (59)

    Kendisine (Babam, anam Sana fedå olsun! Sen, dünya hazinele-rinin anahtarlarını ve dünyada temelli kalmayı, sonra da, Cennet'i seçip alsaydın a!) dedim.

    Resúlullah Aleyhisselâm (Hayır! Vallahi, ey Ebû Müveyhibe! Ben, Rabbıma kavuşmayı ve Cennet'i tercih etmiş bulunuyorum!) buyur-du.

    (59) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 488

    (51) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, Ibn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 204, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 489, Belâzüri Ensab. c. 1, s. 544, Ta-beri Tarih, c. 3, s. 190

    (52) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 488

    (53) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, Ahmed b. Hanbel c. 3, s. 189, Daremi Sünen, e. 1, s. 38, Belâzüri beri Tarih, c. 3, s. 190 Müsned, Ensab, c. 1, 8. 544, Ta-

    (54) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, İbn-i Sa'd Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 489, Daremi züri Ensab. c. 1, s. 544, Taberi Tarih, c. 3, s. 190 Tabakat, c. 2, s. 204, Sünen, c. 1, s. 38, Beli-

    (55) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 489, Belâzüri Ensab. c. 1, s. 544

    (56) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, İbn-i Sa'd Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 489, Belâzüri Taberi Tarih, c. 3, s. 190 Tabakat, c. 2, s. 204, Ensab. c. 1, s. 544,

    (57) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3,5. 488, Daremi Sünen, c. 1, s. 38

    (58) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, İbn-i Sa'd Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 489, Daremi züri Ensab. c. 1, s. 544, Taberî Tarih, c. 3, s. 190 Tabakat, c. 2, s. 204, Sünen, c. 1, s. 38, Bela-

    İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 204, Belâzüri Tarih, c. 3, s. 190 Ensab. c. 1, s. 544, Taberi

    YanıtlaSil
  47. ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    21

    Baki' kabristanında gömülü Müslümanlar İçin Allahın mağfire-tini, yarlığamasını diledikten sonra döndü. (60)

    Hz. Aişe der kl (Dünya ile Ahiret arasında muhayyer kılınıp bi-rini seçmekte serbest bırakılmadıkca, hiç bir Peygamber, vefat et-mez!) buyurduğunu, Resûlullah Aleyhisselâmdan hep işitir durur-dum.

    Peygamber Aleyhisselâmın Ahiret ålemine alınmasına sebep olan Buhha'ya tutulup nefes borusunun tıkandığı ve sesi kalınlaştığı za-man (...Allahın, kendilerine nimetler verdiği Peygamberlerle, Sıddik-larla, Şehidlerle, Salihlerle birlikte!

    Onlar, ne iyi arkadaştırlar! (Niså: 69) mealli âyeti okuduğu-nu, Peygamber Aleyhisselâmdan işittim.

    Sanırım ki Peygamber Aleyhisselâm, o zaman (61), dünya ile Ahiret arasında (62) muhayyer kılınmış, ikisinden birini tercihde serbest bırakılmıştı. (63)

    Peygamberimizin Uhud Şehidlerini Ziyareti ve Müslümanlara Hitabı:

    Peygamberimiz, Bakiulgarkad'da gömülü Mü'minler için düa et-tiği gibi (64), Uhud şehidleri için de, düa ve istiğfar etmesi Peygam-berimize emr edilmişti. (65)

    Peygamberimiz, bir gün, Uhud'e gitti. Uhud şehidleri için düa etti. (66)

    Sonra dönüp, Minbere çıktı. (67)

    Ölülere ve dirilere veda eder gibi (68), buyurdu ki:

    Ben, sizin Kevser Havuzuna ilk erişeniniz, karşılayanınız olaca-ğım! (69)

    (60) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, Ahmed b. Hanbel c. 3, s. 489, Daremi Sünen, c. 1, s. 38, Taberi Tarih, c. 3, s. 190 Müsned,

    (61) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 229, Ahmed b. Hanbel Müslim Sahih, c. 4, s. 1833 Müsned, c. 6, s. 176,

    (62) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 176

    (63) Ibn-1 Sa'd Müslim Tabakat, c. 2, s. 229, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 176, Sahih, c. 4, s. 1893

    (64) Ibn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205

    (65) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 300, İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, в. 205

    (66) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 149, Buhari lim Sahih, c. 4, s. 1796 Sahih, c. 2, s. 94, Müs-

    (67) İbn-1 Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 149, Buhari Sahih, c. 2, s. 91, Müslim Sahih, c. 4, s. 1796

    68) Ibn-i Sa'd

    ( (69) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205, Müslim Sahih, c. 4, s. 1796

    Buhari Tabakat, c. 2, s. 205, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 149, Sahih, c. 4, s. 94, Müslim Sahih, c. 4, s. 1796

    YanıtlaSil
  48. 29

    PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    Kevser Havuzunun genişliği, Eyle ile Cuhfe arasındaki mesafe gibidir. (70)

    Sizinle buluşma yerimiz Havuzdur. (71)

    Ben, sizin hakkınızda şehadet edeceğim.

    Ben, şu anda Havuzumu görüyorum! (72)

    Şu anda bana yer'in hazineleri, yer'in anahtarları verildi. Valla-hi (73), Ben, sizin için, benden sonra, müşrikliğe dönersiniz diye korkmam.

    Fakat, ben, sizin için (74), dünyaya kapılır ve onun üzerinde (75) birbirinizi kıskanırsınız (76), birbirinizi öldürürsünüz ve sizden öncekilerin yok olup gittikleri gibi, siz de, yok olur gidersiniz, diye kor-karım! buyurdu. (77)

    Peygamberimizin, Hastalığını Hz. Aişe'nin Evinde Geçirmesi:

    Peygamberimiz, Hz. Meymune'nin evinde yedi gün oturdu. (78)

    Bir gün, zevcelerini yanına çağırdı. (79)

    Hastalığını, Hz. Aişe'nin evinde geçirmesi için kendilerinden muva-fakat istedi. (80)

    «Ben, yarın neredeyim? diye sordu.

    Nerede olacağını haber verdiler.

    Bazıları da «Resûlullah, ancak Ebû Bekir'in kızının gününü ister.»

    dediler ve muvafakat ettiler. «Yå Resûlallah! Sana helåldır. Bizler, an-cak, kız kardeşleriz!» dediler.

    Peygamberimiz Böyle yapmamı, bana helal ediyormusunuz?» diye sordu.

    «Evet!» dediler.

    Bunun üzerine, Peygamberimiz ridasını omuzuna aldı. (81)

    (70) Müslim Sahih, c, 4, s. 1796

    (71) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205

    (72) İbn-i Sa'd Buhari Tabakat, c. 2, s. 205, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, x 149, Sahih, c. 2, s. 94

    (73) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 149, Buhari Sahih, c. 2, s. 94

    (74) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 149, Buhari Sahih, c 2, s. 94, Müslim Sahih, c. 4, s. 1796 (

    75) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205, Müslim Sahih, c. 4, s. 1796

    (76) Ibn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 149, Buhari Sahih, c. 2, s. 94, Müslim Sahih, e. 4, s. 1796

    (77) Müslim Sahih, c. 4, s. 1795

    (78) Belâzüri Ensabüleşraf, e. 1, s. 546

    (79) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, Beläzüri. Ensabüleşraf, e. 1, s. 544, Taberi Tarih, c. 3, s. 191, Ebülfida Sire, c. 4, s. 445 (80) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 292, Buhari Sahih e. T, s. 18, Bela-

    züri Ensab. c. 1, s. 544, Taberi Tarih c. 3, s. 191, Ebülfida - Sire c. 4, s. 445 (81) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 545

    YanıtlaSil

  49. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    116 1 İftiracıların iftiracısı o kimsedir ki, Benim söylemediğimi "söyledi" der. Rüyada görmediğini de "gördüm" der. Ve bir de babası olmadığı halde "filanın oğluyum" der. Hz. Vesile (r.a.)
    116 2 Mü'minin amelinin en efdali, Allah için cihad etmektir. Hz. Bilâl (r.a.)
    116 3 Hediyenin ve ihsanın en efdali, kelâmı hikmetten bir kelimeyi öğrenip başkasına da öğretmektir ki, bu kendisi için niyeti sadıka ile bir sene ibadetten hayırlıdır. Hz. Enes (r.a.)
    116 4 Kulun imanının en efdali, nerede olsa Allah'ın kendisi ile beraber olduğunu bilmesidir. Hz. Ubâde İbni Samid (r.a.)
    116 5 Allah (z.c.hz.)'nin nezdinde, kıyamette kulların en efdali, rıfk ve adaletle idare eden hükümdardır. En fenası da sert ve şerir hükümdardır. Hz. Ömer (r.a.)
    116 6 Kıyamet günü Allah'ın kullarının en efdali, çok Hamd edenlerdir. Hz. İmran İbni Husayn (r.a.)
    116 7 İbadetin en efdali, Allah (z.c.hz.)'ne hüsnüzan etmektir. Allah buyurur ki: "Ben kulumun zannı gibiyim." Hz. Übeyye (r.a.)
    116 8 Sizin ağızlarınız Kur'an için yollardır. Onları misvakla temizleyin. Hz. Ali (r.a.)
    116 9 Kıyamet gününde her merhalede Bana en yakın olanınız, dünyada Bana en çok salât ve selâm getirerinizdir. Kim ki Cuma günü ve Cuma gecesi Bana salâtı şerife getirirse, Cenab-ı Hak, onun yetmişi ahiret ve otuzu dünya ihtiyaçlarından olmak üzere, yüz hacetini giderir. Sonra Allah bir meleği vazifelendirir. Size nasıl hediyeler gelirse o da kabrime girer. Bana salât edeni haber verir. Adı, nesebi ve kabilesine kadar. Ben de beyaz bir deftere yazarım. Hz. Enes (r.a.)
    116 10 Kıyamette bana meclis bakımından en yakın olanınız, bıraktığım gibi dünyadan gideninizdir. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
    116 11 Ümmetimden bir taife şediddir. Kur'an üzerine dilleri fasihtir. Fakat bu, dillerinden aşağı gitmez. Ve imandan okun atıldığı gibi çıkarlar. Onları gördüğünüz yerde öldürünüz. Çünkü onları öldüren ecir kazanır. Hz. Ebû Bekre (r.a.)

    YanıtlaSil

  50. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    219 1 Namaza mı intizar ediyorsunuz? Bu namaz, sizden önceki ümmetlerde yokdu ki, o yatsıdır. Yıldızlar gök ehli için emandır. Yıldızlar döküldüğünde gök ehlinin başına gelecekler gelir. Ben de ashabım için emanım. Ben vefat ettiğim zaman Ashabımın başına gelecekler gelir. Ashabım da ümmetim için emandır. Ashabım gidince de ümmetimin başına gelecekler gelir. Hz. Ali İbni Ebi Talha (r.a.)
    219 2 Beş vakit namaz ve diğer cumaya kadar Cuma namazı, büyük günahlardan sakınılmak şartıyle, aralarındakilere kefarettir. Hz Ebu Bekir (r.a.)
    219 3 Benim bu Mescidimdeki bir namaz, Mescid-i Haram müstesna, diğer mescidlerdeki bin namazden efdaldır. Benim şu Mescidimdeki bir Cuma, Mescid-i Haram müstesna, diğer mescidlerdeki bin Cumadan efdaldir. Benim şu Mescidimdeki Ramazan ayı, Mescid-i haram müstesna, onun dışındaki mescidlerdeki bin Ramazan ayından efdaldir. Hz. Câbir (r.a.)
    219 4 Beş vakit namaz sebebiyle Allah hataları affeder. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    219 5 Sulh, müslümanlar arasında caizdir. Yanlız haramı helal ve helali haram yapan sulh müstesna. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    219 6 Sükut hikmettir ve yapanı da azdır. Malayani şeylerde çok konuşanın hatası da çoktur. Hz. Ebud Derda (r.a.)
    219 7 Sükut, Alim için ziynet, cahil için perdedir. Hz. Ebû Abdullah Eslemi (r.a.)
    219 8 Sükut, ahlakın seyyididir. Hz. Enes (r.a.)
    219 9 "Oruç siperdir. Kulum onunla siperlenir. Oruç Benim içindir. Ve onun mükafatını bizzat Ben veririm." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    219 10 Oruçlar Cehenneme kalkandırlar. Sizlerden birinizin harpte kullandığı kalkan gibi. Hz. Osman İbni Ebul as (r.a.)
    219 11 Oruçlar siperdir ve o, mü'minlerin kalelerinden bir kaledir. Oruç hariç, her amel sahibinindir. Allah teala şöyle buyurur: "Oruç Benim içindir. Ve onu bizzat Ben mükafatlandırırım." Hz. Vasile (r.a.)
    219 12 Oruç sabrın yarısıdır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    219 13 Oruçlarda riya yoktur. Aziz ve Celil olan Allah buyurdu ki: "O Benim içindir. Onun mükafatını bizzat Beni veririm. (Çünkü) Oruçlu yemesini, içmesini Benim için bırakır." Hz Ebu Hureyre (r.a.)
    219 14 Oruçlarla Kur'anı Kerim, kıyamet gününde kula şefaatçı olurlar. Oruç der ki: "Ey Rabbim! Ben onu gündüz yemekten ve şehvetlerden men ettim. Sen onun hakkında benim şefaatimi kabul et." Kur'anda şöyle der: "Ey Rabbim! Ben onu geceleyin uykudan men ettim. Öyle ise Sen de, benim, onun hakkındaki şefaatimi kabul et. "Ve de şefaatleri kabul olunur. Hz. İbni Amr (r.anhüma)
    219 15 Namazda gülen, sağa sola bakan, parmağını çıtlatan hepsi bir menzildedir. Hz. Muaz İbni Enes (r.a.)
    219 16 Kayıb bir hayvan veya eşyayı bulduğunda hemen ilan et. Gizleme ve saklama. Sahibini bulursan onu ona ver. Yoksa o Allah'ın malıdır ki dilediğine nasib eder. (Muhtaçsan kullanır, başkasına da verirsin) Hz Carud (r.a.)

    YanıtlaSil
  51. Risale-i Nurların telif sırası. (T.H.) 198:Eskişehir hayatı

    Risale-i Nurların telifi yirmi üç yılda tamamlandı. (T.H.) 143: Barla hayatı

    Risale-i Nurda temsiller çok iyi kullanılmıştır. (B.L.) 17.

    Risale-i Nurlan tenkid mümkün değil. (K.L.) 14; (Μ.) 362:28. Mektup, 7. mesele, 5. işaret

    Risale-i Nurun tesiri ve bunun hikmeti (S.T.) 195; (E.L.) 1:17; 2:79; (B.L.) 17, 23; (K.L.) 10; (Μ.) 340-342, 365:28. Mek-tup, 5. nokta ve mahrem bir suâle cevap; (T.H.) 143, 604;

    Risale-i Nurdaki tevâfuklar. (S.T.) 144, 162, 163, 167-169; (K.L.) 12; (E.L.) 1:7, 67, 86, 134, 167, 171; (Μ.) 361, 366, 371:28. Mektup, 7. ve 8. meseleler.

    Risale-i Nurun Türkiye dışındaki ülkelerde fütuhatı. (T.H.) 623.

    Risale-i Nurlar umumî barışı temin eder. (T.H.) 620.

    Risale-i Nurun üç kısım talebeleri vardır. (E.L.) 1:41.

    Risale-i Nurlar üniversitelerde okutulmaya layıktır. (E.L.) 2:160.

    Risale-i Nurun üslubunda yüksek bir belagat vardır. (T.H.) 613.

    Risale-i Nurların vatana ve millete hiçbir zararı yoktur. (E.L.) 1:192, 243.

    Risale-i Nurlar vatanı maddî ve mânevî anarşiden kurtarır. (E.L.) 1:104.

    Risale-i Nurun vazifesi (E.L.) 2:125; (S.T.) 90; (K.L.) 196

    Risale-i Nur Vehhab ismiyle tulu' etmiştir. (B.L.) 40.

    Risale-i Nurun verdiği ders. (E.L.) 1:49

    Risale-i Nurun verdiği ders huzuru bozmuyor. (K.L.) 174.

    Risale-i Nur yalvarmaz. (E.L.) 1:108.

    Risale-i Nura ya dost, ya kardeş, ya talebe olunur. (Μ.) 329:26. Mektup, 10. mesele

    Risale-i Nurun yakınındaki hocalar, âlimler, onun cereyanına girmeli. (S.T.) 143:Parlak fıkralar

    FIHRIST/566

    YanıtlaSil
  52. 506

    HADIS-I ŞERİFLER

    saydım; kocalarına secde etmeleri için kadınlara emrederdim.. Sebebi de: Allah'ın onlara kocaları için yüklediği haktır..>>>

    **

    İste, kocaların kadınları üzerinde bu kadar hakkı vardır.. Mesru olan herşeyde onlara itaat etmeye mecburdurlar..

    **

    **

    **

    Rayi: EBU DAVUD.. Menkıbesi, 11. Hadis-i Şerifte..

    احظكُم مِنَ النَّبِيِّين ، ۹۸۲ لَوْ نَزَلَ مُوسَى فَاتَّبَعْتُمُوهُ، وَتَرَكْتُمُونِي لَضَلَكُمْ ، أَنَا حَظكُم . وَأَنتُم حَفَى مِنَ الأمم . ) رواه البيهقي عن عبد الله بن الحارث )

    982) «Musa inseydi; siz, beni bırakıp ona tâbi olsaydınız.. Elbette dalâlete düşmüş olurdunuz..

    Ben, Peygamberlerden size kalan hisseyim.. Siz de, ümmetler. den bana kalan hissesiniz..»

    Peygamber S.A. efendimiz son peygamberdir.. Ondan sonra pey. gamber gelmeyecektir.. Ahir zamanda gelecek İsa a.s. peygamber, onun şeriatına tabi olacaktır..

    Ravi: ABDULLAH b. HARİS'den r.a. naklen BEYHEKI.. Menkube. si, 12. Hadis-i Şerifte..

    * **

    ABDULLAH b. HARIS: Sahabedir.. Ansardandır. Daha ziyade EBU CÜHEYM künyesi ile maruftur..

    984 numaralı Hadis-i şerifte biraz daha geniş malumat verilmiştir.. Allah ondan razı olsun..

    ( رواه الديلمي عن أنس ) ۹۸۳ لَوْلاَ النَّسَاءِ لَعبُدَ اللهُ حَقَّ عِبَادَتِهِ .

    983) «Eğer kadınlar olmasaydı; Allah'a tam manası ile ibadet edi-lirdi..>>>

    Burada kadınların zararlı oldukları manasını çıkarmak doğru ol maz.. Daha ziyade şu manâ ifade edilir:

    Kadınlara ait şehevî arzular, erkekleri sarmasaydı; ibadet ko-lay olurdu..

    YanıtlaSil
  53. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    507

    **

    Ravi: ENES'ten r.a. naklen DEYLEMI.. Menkıbeleri, 1. ve 4. Ha-dis-1 Şerifte..

    ٩٨٤ لَوْ يَعْلَمُ المَارُ بَينَ يَدَى المُصلى مَاذَا عَلَيْهِ ؟؟ لَكَانَ أَنْ يَقِفَ أَرْبَعِينَ خيراً لهُ أنْ يمر بين يَدَيْهِ . ) رواه البخاري ومسلم عن أبي جهيم الأنصاري)

    984) «Eğer, namaz kılanın önünden geçen, kendisine neler yüklene-ceğini bilseydi?.. Kırk -sene veya ay- kendisi için beklemek; onun önünden geçmesinden daha hayırlı olurdu..>>>>

    Yani: Namaz kılanın önünden geçmekle işlediği hatayı idrāk etsey-di; geçmez, namazı bitirmesini beklerdi.. İsterse bu namaz uzun müddet devametsin..

    Ravi: EBU CÜHEYM-I ENSARÎ'den r.a. naklen BUHARI ve MÜS-LİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..

    **

    EBU CÜHEYM-1 ENSARI: Esas adı ABDULLAH b. EL-HARIS.. Babasının adı ES-SIMME.. Ansar-ı Kiramdan..

    Ubeyd b. Kaab Hz. nin r.a. yeğenidir.. Muaviye'nin r.a. hilafeti za-manına kadar yaşamıştır.. Allah ondan razı olsun..

    ٩٨٥ تو كانَ لابْنِ آدَمَ وَادِيَانِ مِنْ مَالٍ لاَ بْتَغَى ثَالِنَا ، وَلَا يَمْلأُ جَوْفَ ابْنِ (رواه الشيخان) آدم إلا الترابُ ، وَيَتُوبُ اللَّهُ عَلَى مَنْ تَابَ .

    985) «Eğer âdemoğlunun iki dere dolusu malı olsaydı; mutlaka üçün-cüsünü isterdi.. Ademoğlunun gözünü, ancak toprak doyurur.. Ve.. Tevbe edenlerin tevbesini Allah kabul eder..>>>

    *

    Demek isteniyor ki:

    Bu ihtiras kötü bir şeydir. Halâs olmak için tevbe etmek icab

    eder.

    İçinde böyle bir ihtiras duyan, mutlaka Allah'a sığınmalıdır.

    Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..

    YanıtlaSil
  54. 508

    HADIS-I ŞERİFLER

    ٩٨٦ لِيَسْتَحِي أَحَدُ ليَسْتَعِي أَحَدُكُمْ مِنْ مَلَكَيْهِ الَّذِيْنِ مَعَهُ ، لَا يَسْتَعِي مِنْ رَجُلَينَ صَالِحِينِ مِنْ جِيرَانِهِ ، وَهُمَا مَعَهُ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ .

    ( رواه البيهقي )

    986) «Herhangi birinizin, kendisi ile beraber olan iki meleğinden utanması; iki salih komşusundan utanması gibi olmalıdır.. Çünkü o iki-melek- gece ve gündüz, kendisi ile beraberdir..>>

    Bundandır ki bazı imamlar, tek başına ve kapalı yerlerde yıkanma halinde dahi, peştemal kullanmayı şart koşmuşlardır..

    Ravi: BEYHEKİ.. Menkıbesi, 12. Hadis-i Şerifte..

    ۹۸۷ لَيْسَ الْبِرُّ فِى حُسن اللباس والزى (1) وَلَكِنَّ الْبِرِّ السَّكِينَةُ وَالْوَقَارُ .

    ) رواه الديلمي عن ابن سعيد ) (۱) بكسر الزاي أي الهيئة .

    987) «İyilik, güzel giyiniş ve duruşta değildir; asıl iyilik, oturaklı ve vekarlı olmaktadır..>>>>

    **

    Ağır başlı olmayan ve vekarını korumasını bilmeyen nice iyi olur?.. Aslı temiz olan, eski libas içinde dahi ruhen temizdir; kendini gösterir..

    ** *

    Ravi: EBU SAID'den r.a. naklen DEYLEMİ.. Mekıbeleri; 4. ve 64. Hadis-i Şerifte..

    ۹۸۸ ليس البَيَانُ كَيْرَةَ الكلام ، وَلكِنْ فَضْل (۳) فيما يُحِبُّ اللَّهُ وَرَسُولُهُ ، ولَيْسَ الْعِيُّ (۳) فِى النِّسَانِ ، وَلَكِنْ قِلَّةُ الْمَعْرِفَةِ بِالْحَقِّ .

    ( رواه الديلمي عن أبي هريرة )

    (۳) أي العجز

    (۲) قوله فصل أى قول قاطع فاصل بين الحق والباطل

    988) «Beyan çok söz sayılmaz; Allah ve Resûlünün istediği bir taf-sildir.

    Acizlik, dilin aczi değildir; Hakka -karşı- marifet azlığı dır..>>

    ** *

    Hakkı batıldan ayırmak için, çok çok konuşmak ve anlatmak, zarar-uzun söz meyanında sayılmaz..

    Nice dili söz söylemesini bilmeyenler vardır ki, Hakka karşı irfan uygusu bu kusurunu çoktan bağışlatmıştır..

    YanıtlaSil
  55. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    509

    Ravi: EBU HÜREYRE'den r.a. naklen DEYLEMİ.. Menkıbeleri, 4. vo 5. Hadis-i şerifte..

    ۹۸۹ لَيْسَ الْجِهَادُ أَنْ يَضْرِبَ الرَّجُلُ بِسَيْفِهِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ، إِنَّمَا الْجِهَادُ مَنْ عَالَ وَالِدَيْهِ ، وَعَالَ وَلَدَهُ ، فَهُوَ فِي جِهَادِ ، وَمَنْ عَالَ نَفْسَهُ فَكَفَهَا عَنِ النَّاسِ فَهُوَ ( رواه ابن عساكر عن أنس )

    في جهاد .

    989) «Cihad, insanın kılıcı ile Allah yolunda vurması değildir.. Asıl cihad, ana babasının nafakasını temin eden ve yavrusunun ge-çimini sağlayanımkidir.. İşte böylesi, bir cihad içindedir.. Bir kimse kendini geçindirir ve insanlara yük olmazsa, bu da bir cihad içindedir..>>>

    İki cihad arasındaki fark şudur: Büyük cihad ve küçük cihad. Bü-yükler, düşmanla yapılan cihadı, küçük sayıyor ve:

    Asıl büyük cihad nefisle yapılandır..

    Diyorlar..

    **

    Ravi: ENES'ten r.a. naklen, IBN-1 ASAKİR.. Menkıbeleri, 1. ve 86. Hadis-i Şerifte..

    لَيْسَ الْمُؤْمِنُ بِالَّذِي يَشْبَعُ وَجَارُهُ جَائع إلى جَنْبِهِ . ( رواه البخاري ) ۹۹۰

    990) «O, mümin değildir ki; yanıbaşında komşusu aç dururken, ken-disi tok olur..>>

    İşte İslâm dini çevresi ile bu kadar ilgileniyor.. Mütecavizler önünü göremeyen şiş göbekli, sağına soluna bakamayan kalın enseli sahte müs-lümanlara (!) bakacaklarına bu Hadis-i Şerifi okusunlar..

    Ravi: BUHARI.. Menkibesi, 2. Hadis-i Şerifte..

    ۹۹۱

    لَيْسَ الْمِسْكِينُ الَّذِي يَطُوفُ عَلَى النَّاسِ تَرُدُّهُ التَّقْمَةُ وَاللَّقْمَتَانِ ، وَالتَمْرَةُ وَالتَّمْرَتَانِ، وَلَكِنَّ الْمِسْكِينَ الَّذِي لَا يَجِدُ عَنِّى يُغْنِيهِ، وَلَا يُفْعَنُ لَهُ فَيَتَصَدِّقَ عَلَيْهِ ؛ وَلَا يَقُومُ فَيَسْأَلُ النَّاسِ . (رواه الشيخان )

    YanıtlaSil

  56. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    472 1 Ümmetimden bir taife, Allahın emrile hareket etmekte devam eder. Onlar hak üzerinde oldukları halde, kıyamet kopana kadar kendilerini terk eden ve muhalefet eden kimsenin onlara bir zararı dokunmaz. Taki Allahın emri gelinceye kadar onlar insanlara galibtirler. Hz. Muaviye (r.a.)
    472 2 Ümmetimden bir taife, kendilerine düşmanlık edenlere galip oldukları halde, Hak üzerine mücadelede devam ederler. Hatta onların sonuncusu mesihüd deccal ile harp eder. Hz. İmran (r.a.)
    472 3 Ümmetimden bir taife, kıyamet kopuncaya kadar yardım görmekte devam eder. Kendilerini terkedenlerin ayrılmaları da onlara bir zarar vermez. Hz. Muaviye İbni Kırra (r.a.)
    472 4 Ümmetim dininde basiretli olmakta devam eder. Taki yahudiler gibi, akşam namazı için yıldız çıkmasını beklemedikçe, nasraniler gibi de sabahda yıldızların kaybolmasını beklemedikçe ve cenazeyi de sahiplerine bırakmadıkça. (Cenazeyi teşyi etmeyi bırakmadıkça) Hz. Hars İbni Vehb r.a
    472 5 Hilafet beni Ümeyyede deva eder, bir defa ellerinden (Abbasilerce) süratle çakilip alınıncya kadar. Onlardan çıkınca da hayattan hayır yoktur. Hz. Sevban (r.a.)
    472 6 "La ilahe illallah" kelimesi halktan gadabı men etmekte devam eder, dünyaları düzelip de dinden gideni ehemmiyetsiz görmedikçe. O zaman bu kelimeyi söylediklerinde kendilerine "Yalan söylüyorsunuz. Siz onun ehli değilsiniz" denilir. Hz. Zeyd İbni Erkam (r.a.)
    472 7 Ümmet şeriatı hasene üzerine devam eder, aralarında şu üç hal zahir olmadıkça; İlim kendilerniden alınmadıkça, aralarında habis veled çoğalmadıkça, "Sakkarun" aralarında zahir olmadıkça, Dediler ki: "Sakkarun nedir?" Buyurdu ki, bunlar içmeden sarhoş olanlardır. Ahir zamanda gelirler, birbirlerile karşılaştıklarında aralarındaki selamları lanetleşmektir. Hz. Muaz İbni Enes (r.a.)
    472 8 Kıyamet gününde şu beş şeyden hesap vermedikçe Adem oğlunun ayakları Rabbının huzurundan ayrılmaz: Ömrünü nerede ifna etti. Gençliğini nasıl geçirdi. Malını nasıl kazandı. Malını nereye harcadı. İlmi ile nasıl amel etti. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    472 9 Kulun ayakları ayrılmaz, şu dört şeyden sual olmadıkça: Ömrünü nerede ifna etti. İlmi ile nasıl amel etti. Malını nerede kazandı, nasıl harcadı. Cismini nerede çürüttü. Hz. Berze (r.a.)
    472 10 Bir adama karısını niye dövüyor diye sorma. Kime itimad ediyor kime itimad etmiyor diye de sorma. Vitri kılmadan da uyuma Hz. Ömer r.a

    YanıtlaSil
  57. 510

    HADIS-I BERİFLER

    991) Insanları dolaşıp, bir iki lokma veya bir iki hurma toplayan biçare değildir..

    Asıl bicare odur ki, kendini ihtiyaçtan kurtaracak birşey bula-maz.. - Yeri- bilinmez ki kendisine sadaka verilsin.. Gidip İnsanlardan birşey de isteyemez..»

    Evet.. Aml biçare ve fakir İkinci derecede anlatılandır. En faziletli sadaka, bu gibilere verilen andakadır.

    Ravi: BUHARI ve MÜSLİM., Menkibeleci, 2. ve 5. Hadis-i şerifte

    ۹۹۲ ليسَ أَحَدٌ مِنْ أنتى يَقُولُ (1) ثلاث بَنَاتِ ، أَوْ ثَلَاثَ أَخَوَاتٍ فَيُحْسِنُ ( رواه البيهقي عن عائشة ) اليونَ ، إِلا كُنْ لَهُ سِيرًا مِنَ النَّارِ . (٤) أى يقوم بما يحتجن له .

    992) «Ümmetimden bir kimse ilç kız çocuğunu veya üç kız kardeşi geçindirir; kendilerine iyilikte bulunursa, bunlar ancak kendi-sine cehennemden perde olurlar..>>>

    Bu sevaba nail olmak için, kendi yetiştirdiği kız çocukları veya di-şarıdan getirdiği evladlık kızlar içinden kabiliyetli bulduğuna farklı bir muamele etmesinden zararlı bir durum hasıl olmaz..

    Yeter ki, cemiyete üç tane veya daha fazla iyi ana kazandırılsın..

    Ravi: Hz. AlŞE'den ra. naklen BEYHEKI.. Menkıbeleri, 8. ve 12. Hadis-i Şerifte..

    ۹۹۳ ليس بحكيم (1) مَنْ لَمْ يُعاثِيرُ بالمَعْرُوفِ مَنْ لَا بُدَّ لَهُ مِنْ مُعَاشَرَتِهِ حَتَّى يَجْعَلَ اللَّهُ لَهُ مِنْ ذَلِكَ تَخْرَجاً .

    ( رواه البيهقي )

    (1) أى عالم عامل يعلمه.

    993) «Kendisi ile geçinmek zorunda olanlarla iyi geçinmeyen, hatta Allah-i Taâlà onun delâletiyle bir kurtuluş yolu nasib etmedi-ği kimse, HAKİM değildir..>>>

    HAKİM: Alim ve ilmi ile amil olan bir kimsedir. Her haliyle çev resine ışık olan, nur olan bir zattır..

    YanıtlaSil
  58. VE VAAZ ÖRNEKLERİ

    511

    Ravi: BEYHEKI.. Menkıbesi, 12. Hadis-i Şerifte..

    لَيسَ بِخَيْرِكُمْ مَنْ تَرَكَ دُنْيَاهُ لَآخِرَتِهِ ، وَلَا آخِرَتَهُ لِدُنْيَاهُ حَتَّى يُصِيبَ مِنْهُما جَمِيعاً ، فَإِنَّ الدُّنْيا بلاغ (1) إلى الآخِرَةِ ، وَلَا تَكُونُوا كَلَّا ) قل الناس .

    ٩٩٤

    ( رواه ابن عساكر عن أنس )

    (۳) أى عالة وععنا ثقيلا على غير كاهل

    (۲) أي وسيلة وطريق .

    994) «Hayırlınız, ahireti için dünyasını bırakan değildir.. Tan, ondan tam nasibini alıncaya kadar; dünyası için de âhiretini.. Dünya, âhirete bir yoldur. İnsanlara yük olmayınız..>>>

    * **

    Kâmil bir mümin ve müslüman orta hallidir. Zaten dünyayı bırakıp bir köşeye çekilmek dinimizde yoktur.. Bir başka Hadis-i Şerifin delâle-tine göre hemen ölecekmiş gibi âhirete, hiç ölmeyecekmiş gibi, dünyaya çalışmak vardır..

    Ravi: ENES'ten r.a. naklen İBN-1 ASAKİR.. Menkıbeleri 1. ve 86. Hadis-i Şerifte..

    لَيْسَ عَلَى الْمُسْلم في عَبْدِهِ وَلَا فَرَسِهِ صَدَقَةٌ . ۹۹۰

    ( رواه البخاري ومسلم عن أبي هريرة )

    995) «Müslümana, atı ve kölesi için SADAKA vermesi lazım gel-mez..>>

    **

    SADAKA: Zekât, manasınadır. At veya köle ticaret için ise ve üzer-lerinden bir sene geçmişse zekâtlarını vermek icab eder..

    Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen BUHARI.. Menkıbeleri, 2.

    ve 5. Hadis-i Şerifte.. ٩٩٦

    لَيْ بِمُؤْمِنٍ مُسْتَكلِ الإِيمَانِ مَنْ لم بَعْدَ الْبَلَايَا نِعْمَةَ ، وَالرَّخَاءَ مُصِيبَةٌ .

    ( رواه الطبراني عن ابن عباس)

    996) «O, imanda kemāli bulmuş bir mümin değildir ki: Belâları bir nimet ve rahatlığı da bir musibet saymaz..>>>>

    Yani şöyle olacak: Belâ gelince sızlanmayacak.. Bir ferahlığa çıkın-ca da zıplamayacak.. İkisini de ayı görecek.. Bir şairin dediği gibi ola-CP

    YanıtlaSil
  59. 512

    HADIS-I ŞERİFLER

    Her ne gelür, yahşidür Çünkü, o dostun bahşidür

    Ravi: IBN-I ABBAS'tan r.a. naklen TABERANI.. Menkibeleri, 9. ve 42. Hadis-i şerifte..

    ۹۹۷ ليس شَيْءٍ أَنْقَلَ فِي الْمِيزَنِ مِنَ الْخُلُقِ الْحَسَنَ .

    ( رواه أحمد عن أبي الدرداء )

    997) «Mizanda iyi huydan daha ağır gelen birşey yoktur..»

    **

    Bu âlemde de öyle.. İyi huydan daha değerli ne var ki?..

    Ravi: EB'UD-DERDA'dan r.a. naklen İMAM-I AHMED.. Menkibe-leri, 1. ve 9. Hadis-i şerifte..

    ۹۹۸ لَيسَ عَلَى أَهْلِ «لا إله إلا اللهُ ، وَحْشَةٌ فِي الْمَوْتِ ، وَلَا فِي الْقُبُورِ وَلَا في النُّشُور ، كأَنَّى أَنْظُرُ إِلَيْهِمْ عِنْدَ الصَّيْحَةِ يَنفَضُونَ رُهُ وسَهُمْ مِنَ التَّرَابِ ، يَقُولُونَ ( الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَذْهَبَ عَنَا الْحَزَنَ » . ( رواه الطبراني عن ابن عمر )

    998) <- Allah'tan başka ilah yoktur..

    Diyenlere ölürken, kabirlerde ve dirilme hallerinde korku yok. tur.. SAYHA anında onları görüyor gibiyim.. Başlarını top-raktan çıkarıyor ve şöyle diyorlar:

    Bizden hüznü gideren Allah'a hamd olsun..>>>

    **

    *

    SAYHA: Dirilmek için İsrafil'in seslenişidir..

    Bunlar bu âlemde tevhid haline erenlerdir. Cenab-ı Hak bizi de o erenlerden kılsın..

    Ravi: İBN-İ ÖMER'den r.a. naklen TABERANI. Menkıbeleri, 7. ve 9. Hadis-i Şerifte.. **

    ٩٩٩ لَيسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَةِ الْعَرَضِ ، وَلَكِنَّ الْغِنَى عَلَى النَّفْسِ

    ( رواه البخاري ومسلم عن أبي هريرة )

    999) «Zenginlik, sonradan ârız olan şeylerin çokluğu değildir.. Asıl zenginlik, nefis zenginliğidir.>>>

    YanıtlaSil
  60. 4

    Aristo

    bağlı olan) İslâm filozoflarına "Meşşaiyyun" (Gezinmeciler) denmiştir. İslâm filozofların dan El-Kindi (yaklaşık mi.796-866), Farabi (mi.870-950), Ibn-i Sina (mi.980-1037), İbn-i Rüşd (mi.1126-1198) gibi ünlü ilim adamı ve düşünürler, Aristo'dan önemli ölçüde etki-lendiler. O kadar ki, bunlar Aristo'ya "Mual-llim-i Evvel", yani, "Baş Öğretmen", İlk Üstad (hoca) adını verdiler.

    Aristo'nun en büyük başarısı mantık ilminin kurucusu olmasıdır.."Organon" (Doğru Dü-şünme Aleti) adını verdiği eseri ile mantığı ilim haline getirdi. Aristo'nun mantığı, İslâm dünyasında ve Batı'da çağımıza kadar okun-muş ve okutulmuştur. Her devirde geçerli sa-yılan bu mantık "klasik mantık" olarak kabul edilmiş, üzerinde pek az yeni bilgiler eklene-bilmiş, temel olarak aynen günümüze kadar gelmiştir. Ancak geçen yüzyıl içinde "modern mantık" adıyla yapılan çalışmalarla Aristo mantığı aşılabilmiştir.

    Aristo'nun "İlk Felsefe" (Prote philosophia) adını verdiği eserindeki görüş ve düşün-celeri, felsefenin metafizik alanında etkili olmuştur. Aristo, çağının bütün filozofları gibi yoktan var olmayı ve varken yok olmayı kabul etmemiştir. Bu düşünce, yâni, yarat-ma ve yaratılma düşüncesi, semåvî dinler (Allah c.c. tarafından gönderilen dinler) ta-rafından ortaya konmuştur. Aristo, maddeyi yaratılmamış olarak kabul etmekle beraber, kendi kendine hareket edemeyeceğini, ken-diliğinden değişip canlıları, ölçülü ve düzenli gök sistemlerini meydana getiremiyeceğini kabul ediyordu. Ona göre maddeye ilk hareke- la ti veren, onu şekillendiren, kâinata (bütün ev-rene) hâkim bir güç vardır. Ona göre bu güç, kendisinde hiç değişme olmayan, hep aynı kalan ve tamamen månevî bir varlıktır, yâni, kâinatın her yerini kuşatan külli (evrensel) bir "Akıl"dır, (başka bir deyimle tek bir ilâh (tan-rı)dır. Aristo, zamanındaki çok tanrılı dinle- b rin aksine, kâinatı tek ustanın, tek yapıcının y işi olarak açıkladı. Ona göre kâinatın mimarı, yapıcısı olan Nus (Nous) (Akıl, kâinata düzen S veren akıl) ezeli ve ebedîdir. Başlangıcı yok- li tur. Hep vardır ve var olmaya devam edecek-tir. Kâinatın yapıcısı olan Nus, tam anlamıyla gi mânevî bir varlıktır. Maddi hiçbir yanı yoktur. fa Değişmez, nasılsa hep öyledir. Kendi kendine ya vardır. Varlığı başka bir şeye bağlı değildir. O du sonsuz mükemmeldir. Hiç bir eksiği, noksanı ke

    a

    S

    g

    d

    in

    YanıtlaSil
  61. 42

    yoktur; hiç bir şeye muhtaç değildir. O, en iyi, en mükemmel ve en yücedir. O, kâinatın ve maddenin hareket ve değişmesinin ilk sebe-bi, kainatın ustasıdır, mimarıdır. Onun "İlk Sebep olması ile sebepler zinciri meydana geldi ve bu zincirleme sebepler dizisi ile ku-rulan düzen devam edip gitmektedir. O artık dünyaya ve kâinata karışmamaktadır. Onun işi ilk sebep olmaktan ibaret olmuştur. O son-suz mükemmel olduğu için her şey de onun mükemmelliğine yaklaşmaya çalışır. Dünya ve käinatta görülen değişimin hedefi, gâyesi budur; sürekli gelişmek ve daha mükemmele erişmektir. Aristo'nu anladığı şekliyle kâina-tın mimarı, yapıcısı, peygambersiz, cennetsiz, cehennemsiz bir ilähtır. İnsanların hayatına karışmaz. Buna benzer anlayış, İslam'dan önceki Arabistan'da yaşayan Arab kabilelerin-de de vardı. Arab putperestleri, Allah'ı (c.c.), en yüksek gökte, kendilerinden çok uzak bir yerde olduğunu düşündükleri için, dertlerini, dua ve yalvarışlarını, isteklerini iletmek üzere putları (hâşă) Allah'ın aracıları, yardımcıları, yeryüzündeki ortakları gibi görüp inandılar; onlara ibadet ettiler. Aristo hareketin ve olay-ların ilk sebebi olmak dışında insan hayatına karışmayan bu felsefi ilâh anlayışına sahipti. Bu, çağımızın läikçilerinin anlayışını hatırlat-maktadır. Çağımızda Allah'ın (c.c.) varlığına inandığını söyleyen, fakat hiç bir dine ve pey-gambere inanmayan bir kısım dinsizler, ma-sonlar ve kökten läikçiler de buna paralel bir anlayışa sahiptirler. Arap putperestlerinin, putlarını, Allah (c.c.) ile insan arasında bir aracı olarak görmelerine karşılık, çağımızın lâik dinsizleri putların yerine kendilerini koy-muşlardır. Firavunlar gibi kendilerini putlaş-tırmışlardır. Onlara göre Allah (c.c.) (hâşâ) in-san ve toplum hayatına karışmaz, karışması gerekmez.Bu boşluğu doldurmak üzere ken-dileri, insan ve toplum hayatına karışmakta, insan hayatına ancak yine insan düzen vere-bilir gerekçesi ile, kendileri kendilerince dün-yaya bir düzen vermeye çalışmaktadırlar. On-ların elinde dünyanın aldığı durum ortadadır. Savaş, kan, gözyaşı hiç durmamaktadır. Güç-lünün gücünü (yâni kendi güçlerini) kanun olarak görmektedirler. Zengin ülkelerin zen-ginleri, dünyanın kaynaklarını sömürmekte, fakir ülkeler yerlerde sürünmektedir. Dün-ya birkaç zengin ülkenin malı gibidir. Onlar dünyayı ve insanları sahipsiz gördükleri için,

    kendilerini dünyanın sahibi sanmaktadırlar.

    YanıtlaSil
  62. Brive (ariyet)

    Denebilir ki, Aristo'nun Tanrı anlayışı, dolaylı olarak günümüze kadar gelmiştir.

    Aristo'nun astronomi anlayışı da özellikle Bati dunyasına yüzyıllarca hakim olmuştur. Aris-Dünya'mızı kainatın merkezinde tasarlar Panya merkezde ve hareketsizdir. Gökler, içiçe saydam küreler halinde Dünya'nın etrafında denmektedix Güneş, Ay, gezegenler ve yıl-olarak Dünya'nın delar da bu kürelere bağlı olara etrafinda döner. Dünyamızda zamanla herşey değişir, fakat gök älemlerinde değişme, bo-pulma ve olum olmaz. Aristo, bunun sebebini pöyle açıkladı. Dünya'daki cisimler toprak, su, hava ve ateşten (yani dört unsurdan) yapılmış olduğu halde, gök cisimleri, aitheros", yani "esir" dediği görünmez bir maddeden yapıl maştır. Bu madde göklerin ve göktekilerin ya pusında yer alan tek ve basit bir madde olduğu için ayrışma, çözülme, bozulma ve değişmeye uğramaz. Gökler ve göktekiler de hep aynı ka-ar. Dünyada varlıklar farklı maddelerden mey-dana geldiği için birleşenlerine (bileşenlerine) ayrılabilir, fakat basit maddeden yapılanlarde ayrışma değişme, bozuşma, dağılma, çözün-me olmaz, bu yüzden ölüm de olmaz. Orada her şey ölümsüzdür ve ölümsüz olarak devam eder. Bu görüş, Batı'da Yeni Çağ'a kadar aynen benimsendi. Gökler, ölümsüz meleklerin ve ruhların dünyası olarak kabul edildi. Kilise, bu sebeple, Allah ve (hăşă) oğlu İsa'nın gökte olduğunu iddia etti. Kilise, Aristo'nun bu ast-ronomi anlayışını benimsedi. Yakın zamana kadar Dünya'nın Güneş'in etrafında döndü-ğünü ileri sürmek suç ve dini inkâr sayıldı. Bu-nun örneklerinden biri Galile'nin durumudur. Dünya'nın Güneş etrafında döndüğünü ileri süren İtalyan fizikçi Galile (1564-1642), dini inkarla suçlandı ve yargılandı. Sözünü geri alarak, ateşte yakılma cezasından zor kurtul-du. Buna karşılık İslân, ilme önem veren bir din olarak ilmî çalışmaları engellememiştir. Aksine ilmi teşvik etmiştir. İslâm dünyasın-da ilmin bütün dallarında önemli ilerlemeler ve gelişmeler olmuştur. (bkz.Endülüs). İslâm coğrafyacıları ve astronomları Galile'den asır-larca önce, Dünya'nın yuvarlak olduğunu ve döndüğünü biliyorlardı. Dünyanın çapını ve çevresini de doğru olarak ölçtüler. Mesela Ab-basi Halifesi Me'mun zamanında (mi.813-833) Müslüman astronom ve matematikçi iki kar-deş, Musa Oğulları, Dünya'nın çevresini 8000 fersah (yani 40 000 km) olarak hesapladılar. (bkz. Yunan)

    43

    YanıtlaSil
  63. arg

    43

    ariye (@riyet( عارية bore, odung; emanet

    ariyeten مارية : geçici olarak, emanet olarak

    aries عريس bir büyüge veya üst makama arz olunan (sunulan) yazı

    ariza i cevabiye عربعة عرابيه cevap olarak arz edilen (sunulan) yazı

    arizacik عريضة على : arz olunan (sunulan) kısa yazi

    arkadagane ارقداشانه arkadaşça

    Arnavutluk آرناردلا Adriyatik ve Yanya De nizi'nde kıyısı bulunan bir Balkan ülkesi. Arnavutluğun resmi adı Arnavutluk Cumhu riyeti'dir. (Arnavutça Republikae Shqipërisë, Ingilizce: Albania). Komşuları, kuzeyinde Ka radağ, kuzeydoğusunda Kosova, doğusunda Makedonya Cumhuriyeti ve güneyinde Yu-nanistan'dır. Günümüzde (2010) Arnavutluk, Avrupa Birliği ve Kuzey Atlantik Antlaşması (NATO) örgütü'ne aday, Karadeniz Ekono mik İşbirliği ve İslam Konferansı Örgütü'ne ise üyedir.

    arsa عرصة : bina yapımı için ayrılmış arazi

    ars عرض Len yüksek gök 2.eskiden askerlikte kullanılan "yürü, ileri !" komutu (Yüksek ses-le söylenişi komut vermeye elverişli olduğu İçin Fransızca "mars" (marche) sözünden alı-nıp kısaltılmıştır.) 3.taht, yönetim makarnı 4.(mec) Allah'ın (c.c.) bütün kâinat, maddi ve månevi bütün varlıklar dünyası üzerindeki hakimiyeti, idaresi; bütün isim ve sıfatları ile güç ve hakimiyetinin ifadesi (sembolü, remzi) olan månevi makamı Kur'an'da, Allah'ın (c.c.) Arş'ından bahseden 19 ayrı sürede, toplam 21 âyet vardır. Bunlardan üçünde bu kürsü hak-kında azim (büyük) sıfatı (bkz.9/129; 23/86, 27/26), birinde kerim (yüce) sıfatı kullanıl-mıştır. (bkz.23/116). Taht mânâsına gelen ve O'nun (Allah'ın c.c.) kürsüsü olarak belirtilen bir âyet daha vardır. (bkz.2/255). Bu âyete, "Kur'an'da Ayet-el Kürsi" (Kürsi Åyeti) den-mektedir. Kur'an, Hz.Süleyman'nın tahtı hak-kında aynı sözü kullanır. (bkz.38/4) geçen bu "ary" ve "kürsü" kelimelerinin, gerçek mânâda değil, mecazi mânâda olduğu konusunda mü-fessirler (Kur'an yorumcuları) hemen hemen aynı görüştedirler. "Mücessime" denilen mez-hebe bağlı olanlar ise, bu kelimeleri gerçek mânâsında alırlar. (bkz. Mücessime, Müşebbi-he). Şüphesiz, Allah'ın (c.c.) hiçbir şeye ihtiya-cı yoktur. Käinatı yönetmek için de bir "taht"a ihtiyacı yoktur. Bir yerde durmaya veya bulun-

    YanıtlaSil
  64. İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    Peygamberimizin hastalığı, baş ağrısile başlamıştı. (96)

    Hz. Aişe der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, Baki kabristanından dönünce, beni de, başı ağrır bir halde bulmuştu. (97)

    Ben (Vay başım!) diyordum. Resûlullah Aleyhisselâm (Vallahi, yâ Aişe! Vay başımı diye ben demeliyim.) buyurdu. (98)

    Resûlullah Aleyhisselâm, zevcelerini dolaşıyor, baş ağrısı da, iler-liyordu. (99)

    Ebû Ubeyde'nin Amesi ve Huzeyfe'nin kız kardeşi Fatıma der ki «Kadınlarla birlikte Resûlullah Aleyhisselâmın hastalığını yoklamağa gitmiştik.

    Resûlullâhı, Humma hararetinin şiddetinden, sanki asılı bir su-dan üzerine hep su damlıyormuş gibi bulduk!

    (Ya Resûlallah! Şifa bulman için Allah'a düa etsen!) dedik.

    Resûlullah Aleyhisselâm (İnsanların, en ağır ibtilâya uğrayanla-rn, Peygamberlerdir.

    Sonra, derecelerine göre onlardan sonra gelenlerdir.

    Sonra, derecelerine göre, onlardan sonra gelenlerdir!) buyurdu. (100)

    Ebû Said'ül'Hudri, Peygamberimizi, hastalığından dolayı, ziyare-te gelmişti.

    O sırada, Peygamberimizin üzerinde bir şilte örtülü idi.

    Ebû Said'ül'Hudri, şiltenin üzerine elini koyduğu zaman, Pey-gamberimizin vücudunun hararetini şiltenin üzerinden his etti.

    «Humman, ne kadar da, şiddetlidir!» dedi.

    Peygamberimiz «Bize, ibtila, böyle ağırlaştırılır. Ecrimiz de, kat kat verilir. buyurdu.

    Ebů Said'ül'Hudri «İnsanların, en ağır ibtilāya uğrayanları, kim-lerdir? diye sordu.

    Peygamberimiz Peygamberlerdir!» buyurdu.

    Ebú Said'ül'Hudri «Sonra, kimlerdir?» diye sordu.

    (96) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 292, Ahmed b. Hanbel s. 489, Darimi Sünen c. 1, s. 39, Taberi Tarih c. 3, s. 190 Müsned c. 3,

    (97) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 228, Belizüri Ensabüleşraf c. 1, s. 544, Ebülfdia Sire c. 4, s. 445

    (98) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 292, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 226, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 228, Buhari Sahih c. 7, s. 8, Darimi Sünen c. 1, s. 39, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 544, Tabert Tarih c. 3, s. 191 (

    99) İbn-i İshak, İbn-i Hişam c. 6, s. 228, Darimi Sire c. 4, s.445 Sünen Sire c. 4, s. 292, Ahmed b. Hanbel c. 1, s. 39, Taberi Müsned Tarih c. 3, s. 191, Ebülfida

    (100) Ahmed b. Hanbel Müsned c, 6' s. 369

    26

    YanıtlaSil
  65. PEYGAMBERİMİZİN VEFATI

    Peygamberimiz «Salihlerdir!» buyurdu. (101)

    Abdullah b. Mes'ud da «Peygamber Aleyhisselâmın hastalığında, vücudu, Hummanın hararetinden şiddetle sarsıldığı sırada, yanına varmıştım.

    (Yå Resûlallah! Sen, çok şiddetli bir Humma'ya tutulmuşsun!) dedim.

    Resûlullâh (Evet! Ben, sizden iki kişinin Humması gibi Humma-ya tutuldum.) buyurdu.

    (Şüphe yok ki, Sana iki ecir vardır.) dedim.

    Resûlullah (Evet! Öyledir.

    Hastalığa tutulan hiç bir Müslüman yoktur ki, Allâh, onun kusur ve günahlarını, ağacın yaprakları döküldüğü gibi, dökmesin!) buyur-du. demiştir. (102)

    Peygamberimizin Bir Yazı Yazdırmak Üzre Kalem Kâğıt İstemesi:

    Said b. Cübeyr der ki İbn-i Abbas (Perşenbe günü! Nedir Perşen-be günü?) dedi. (103) Sonra da, ağlamağa başladı.

    Göz yaşlarının, inci tâneleri gibi iki yanağına döküldüğünü gör-düm. (104)

    (Ey İbn-i Abbas! Nedir bu Perşenbe günü?) diye sordum. (105)

    (Resûlullâh Aleyhisselâmın, dedi, hastalığının şiddetlendiği gün-dür. (106)

    Resûlullah Aleyhisselâm, hastalandığı ve evinde de, Ömer b. Hat-tab gibi bazı zatlar bulunduğu sırada (107) (Bana, kalem, kâğıt geti-riniz de, size, bir yazı yazayım ki, bundan sonra hiç bir zaman yolu-nuzu şaşırmayasınız!) buyurmuştu. (108)

    Ömer b. Hattab (Resûlullah Aleyhisselâm'a, hastalığı baskın gel-miştir.

    Yanınızda, Kur'an var. Allâhın Kitabı, bize yeter!) dedi.

    (101) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 208

    (102) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 207-208, Buhari Sahih c, 7, s. 3

    (103) İbn-i Sa'd Buhari Tabakat c. 2, s. 242-243, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 355, Sahih c. 5, s. 137, Müslim Sahih c. 3, s. 1259

    (104) İbn-i Sa'd Müslim Tabakat c. 2, s. 243, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 355, Sahih c. 3, s. 1259

    (105) Müslim Sahih c. 3, s. 1257

    (106) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, 5. 242, Buhari Sahih c. 5, s. 137, Müslim Sahih c. 3, s. 1257

    (107) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 244, Buhari Sahih c. 7, s. 9, Müslim Sahih, c. 3, s. 1259

    (108) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 243, Ahmed b. Hanbel Buhari Sahih c. 5, s. 137, Müslim Sahih c. 3, s. 1259 Müsned c. 1, s. 355,

    27

    YanıtlaSil

Yorum Gönder