Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
Peygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52 ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
Cenab-ı Hak'ka nihayetsiz hamd, Resul-i Ekrem (A.S.M) Efendimiz'e na-mü-tenahi salavat olsun ki, uzun zamandır üzerinde çalıştığımız Osmanlıca-Türkçe kigatimiz Allah'ımızın avn ve inayeti ile tamamlandı.
Lisan, bir milletin kültürünü, san'atını, dinini, imanını, düşünce sistemini, ha-yati hususiyetlerini, değerlerini asırlar boyu nesilden nesile, dünden bugüne, bu-günden yarına ulaştırır.
Kelimeler ve onlardan müteşekkil olan lügatler de o dilin hazinesi hükmündedir-ler. Kelimeleri harfsiz, cümleleri kelimesiz, lisanı da cümlesiz düşünmek mümkün olmadığı gibi dili de mizacını ve hazinesini havi olan lügatsiz hayal etmek de mu-haldir.
Bir dilde kullanılan bütün kelimelerin herkes tarafından bilinemeyeceği bir ha-kikattir. İşte bu sebepten kelimelerin manalarını açıklayan lügatlere ihtiyaç hasıl olmuştur.
Lügatı ve kaideleri yazılmayan bir lisan edebi dillerden sayılmaz. Çünkü edebiyat binası bunlar üzerine kurulabilir. Lisanın tahrib, tahrif ve gerilemesine bu iki unsur (lugat ve dilbilgisi) sed teşkil eder. Binaenaleyh dilbilgisi kaidelerine ve kelime hazi-nesine göre hazırlanmış bir lügat o dilin ab-ı hayatıdır ve can damarı sayılır.
1928 senesinde yapılan harflerdeki inkılap, maalesef bir gecede herkesi cahil yapmıştır. Daha sonra da, lisanımızdaki Arapça olan Kur'ani kelimelerle Farisi ke-limelerin ayıklanması ve atılması ameliyesi de günden güne cahilleri çoğaltmış, iki nesli anlaşamaz hale getirmiştir.
Dünyanın en zengin dili olan Osmanlıca, kendisine çok dar gelen kalıplara sıkış-tırılmak istenmiş, tesirsiz hale getirilmiş unutturulmaya çalışılmıştır.
Evet, maalesef yeni nesil gençler, imkan, ihtimal, imtihan, nesil, nefis, hayat, hayal, rüya, misafir... gibi kelimelere bile yabancı.
Dünyanın hiçbir yerinde olmamış bir şekilde, kırk-elli sene önce yazılan bir man-zum veya mensur bir yazıyı yeni nesil okuyamıyor ve anlıyamıyor. 1928 den önce yazılan bir yazıyı da profesörlerimizin belki yüzde doksanı okuyamıyor.
Fransa'da Flaubert'i, Balzacı, Hugo'yu, Molyer'i; İngiltere'de Şhakespeare'i; Rusya'da Gorki'yi, Tolstoy'u, Dostoyevski'yi, İspanya'da Cervantes'i, Almanya'da Geothe'yi okuyamıyan, anlayamıyan bir münevver bir aydın bir profesör bulunabilir mi? Bulunana bu sıfatlar verilir mi, yakıştırılır mı?... Fakat maalesef bizde var.
Risale-i Nur Külliyatının rahat anlaşılabilmesi, kelime ve deyimlerinin manala-rının bilinme hedeflendi metr wafakatının sağlanması gibi hususlar birinci derecede ld
Motecasifane ifade edelim ki, senelerce "Risale-i Nur'a Giriş için vanita kitaplar oldukları ve olacakları tevehhüm edilen, aslında işi daha da çıkmaza sokan ve çet refilleştiren usuller tatbik olundu. Bu da Nurların hukukunu gasbetmek neticesini verdi.
Zira, az bir dikkat ve küçük bir lögat yardımıyla aşılabilecek basit bir engel dehh petli bir uçurum gibi gösterildi. Belli bazı kesime Nurların penceresinden işık veren manevi güneşe mukabil mumlar gösterildi, tavsiye edildi. Halbuki Üstad Bediuzza man Hazretleri ziyaretine gelen herkese doğrudan Risale-i Nur'u vermiş, mütema diyen okunmasını tavsiye etmiş, mesai zamanlarında; vakit bulunamayınca bes-on dakikalık meşguliyetin bile "Talebe-i Ulum" derecesini kazandıracağını müjdele miştir.
Risale-i Nur okuyan herkesin aynı istifadeyi elde edemeyeceği açıktır. İstifadeyi artıran unsurlar, samimiyet, ihlas, teslim, cehd ve gayret gibi şeylerdir. Risale-i Nur-larla meşgul alim sınıfından çok kimselerin, ilimlerinin perde olması sebebiyle ami avamlar kadar bile istifade edemediklerinin çok misalleri vardır. Ustad Bediüzza man Hazretleri o haliyle 'Ben de sizin ders arkadaşınızım' diyor. Bittabi istifadesi de ona göre oluyor. Nasıl ki Kur'an-ı Kerim'in şakirdi olma ve O'ndan istifade ve anlama hususlarında Resul-i Ekrem (a.s.m.) Efendimiz herkese faiktir. Öyle de Ustad Be diüzzaman Hazretleri de kendisini Risale-i Nur'un bir talebesi ve Nur talebelerinin de ders arkadaşı addetmesiyle bu asar-ı ber-güzidenin ihtarat ve sünühat mahsulü olduğuna telmihle ve çok vecihle bizleri ikaz ediyor.
Okumayanların ve anlamak istemeyenlerin dışında herkesin anlayabildiği Risa-le-i Nur Külliyatına karşı işlenen bir cinayet de onları "sadeleştirme" adıyla tahrif ameliyesidir ki Üstad, zamanında ki benzer bir çalışmaya "Titremeliydiniz!..." di-yerek şiddet ve hiddetle tepki göstermiştir. Bu hususta lügatimizin sonunda uzunca tahkikli bir arz-ı hal ve hasb-i hal mevcuttur.
Risale-i Nurlara lügat yazmak tarihi epey eskidir. İlk bilinen lügat merhum Meh-med Feyzi Ağabey tarafından 1946'lı yıllarda yazılmış ve Üstad Hazretleri bu çalışma-yı takdir etmiş ve talebelerine yazdığı bir mektupta şöyle demiştir:
"Size gönderdiğim Asâ-yı Musa'nın lügatnamesini hasta olduğu halde çok güzel ve Alimane yazan, lügatnamenin başında güzel bir fıkra derceden ve bana da ayrı mek-tub yazan Risale-i Nur'un sırkâtibi Mehmed Feyzi'nin oraca çok müşkilat ve maniala-ra rağmen, hårika sadakatını ve Nurlara faik alakasını, sarsılmadan imana hizmetini birkaç cihette yapması gösteriyor ki; o küçük bir Hüsrev olduğu gibi, tam bir Hasan Feyzi'dir." (Emirdağ Lahikası sh: 224)
Bu lügat ilk defa kitabın ahirine konulmuşken daha sonraları Üstadın sağlığında böyle kitabın içine veya yanlarında bir lügat çalışması yapılmamıştır.
Daha sonraları alim nur talebeleri Üstadın sağlığında müstakil bir lügat çalışma-sına başlamışlar ve nihayetinde bir lügat basılmıştır. Risale-i Nurları okuyanlar uzun
Bu defa başta âlim bir nur talebesi olan Bekir Sami Sağbaş'ın büyük emekleri ve geniş bir gayret ile böyle bir çalışma meydana getirilmiştir.
Bu lūgatımızın diğerlerinden farkı nedir veya neden böyle bir çalışma yaptık?
Risaleler geniş kitlelere yayıldıkça büyük bir lügat ihtiyacının yanında, Risalelerde ismi geçen Risale-i Nur talebeleri ağabeylerin hayat hikayeleri, doğumları, vefatları bu lügat çalışmamızda verilmiştir.
Ayrıca Risale-i Nurlarda ismi geçen ve tercih edilen müsbet-menfi tüm şahısların hayat hikayeleri Risale-i Nur'un ölçüleri istikametinde okuyucuya sunulmuştur.
Bir başka konu da Külliyatta bahsedilen mekanların, şehirlerin, köy ve kasabaların coğrafi bilgileri de yazılmıştır.
Risale-i Nurlar, geniş bir kültürün ve farsça, arapça ve türkçenin karışımı olan ve zengin bir lisan olan Osmanlı Türkçesi olduğu için ve terkipler de bu lisanlardan yapıldığından bu lügatta terkipler olduğu gibi alınmış ve ona göre lügat manası ve-rilmiştir. Bu terkipler ikili, üçlü hatta dörtlü şekliyle manalandırılmıştır. Çünkü bu terkiplerdeki kelimeleri ayrı ayrı almak ve lügat manasını vermek, istenilen lūgat fay-dasını veremiyor. Okuyucu da lügatta bu terkibi kendisi yapamıyor. Bu gibi sebepler-den terkibleri olduğu gibi aldık ve ona göre manalandırmaya çalıştık.
Nur Külliyatında bazı tabirat-ı nuriye vardır ki bunların izahatı geniş geniş Risale-i Nurların izhatı istikametinde verilmiştir. Bazı maddelerin tarihi seyri ve çıkış yolları ve nurların bu meselelerdeki yorumuyla ortaya konulmuştur.
Lügatımızın başta sadece yeni yazı ile yazılması düşünülmüşken bazı kardeşlerimi-zin arzusuyla kelimelerin arapça hurufla yazılması da mümkün olmuştur. Bu sayede kelimelerdeki imla kaidelerinde farklı anlamlar ortadan kalkmıştır. Ayrıca harflerin üs-tüne gerekli işaretlerin (inceltme ve ayırma) konulması lüzumu da, önemini yitirmiştir. Çünkü kelimenin orijinal hali Osmanlıca hurufla yazılmıştır.
Bütün bunlarla birlikte bin beşyüz sayfaya yaklaşan bu lügatta yüzbine yakın ke-limeye mana verilmiştir, Osmanlıcaları yazılmıştır, tarihi olaylar tarihiyle verilmiştir, isimler ve hayatları, vefatları yazılmıştır. Yer ve mekanlar yazılmıştır. Bütün bunlarda sehivler olabilir. Risale-i Nurları teenni, müdakkikane ve mütaalalı okumak isteyen kardeşlerimizden ricamız buldukları sehivleri bildirmelerini önemle rica ederiz.
âb-ı hayat (ab-ul hayat آب حیات : hayat ve ha yatın devamı için gerekli olan su; hayat suyu; ölümsüzlük kazandıran su (Bu deyim, mecaz olarak ruhu, månevi kalbi, kalbteki yüksek duyguları canlı tutan, dini değerlere karşı du yarlı yapan iman, iman hakikatleri veya iman dersleri månåsında kullanıldığı gibi kan, süt, yağmur, kaynak suyu için de kullanılır)
ab-ı hayat-ı bakiye آب حیات باقیه: sonsuz ve ölümsüz hayatı kazandıran su, (mec.) öbür dünyada sonsuz cennet hayatını kazandıran iman; Kur'an ve iman hakikatleri, Kur'an ve iman dersleri
ab-ı hayat-i ebedi ve Ahmedi آب حیات ابدی و احمدی
: (ab-ı hayat-1 ebedi ve âb-ı hayat-ı Ahmedi) sonsuz ve ölümsüz (ebedi) hayatı kazandıran su ve sonsuz ve ölümsüz hayatı kazandıran Hz.Muhammed'in (a.s.m.) gösterdiği kaynak suyu, (mec.) sonsuz cennet hayatını kazan dıran, Hz. Muhammed'in (a.s.m.) getirdiği İslâm ve Kur'an hakikatleri
âb-ı hayat-ı maneviye آب حیات معنویه : manevi hayat kaynağı olan su, (mec.) månevi hayatı canlı tutan iman hakikatleri, temel iman ku-ralları, iman prensipleri
ab-ı hayat-ı maarif آب حیات معارف : maarif deni-len hayat suyu, (mec.) canlılık, güç, etkinlik, aydınlık ve verimlilik kazandıran eğitim ve öğretim
âb-ı hayat-ı marifet آب حیات معرفت: marifet kaynağı olan hayat suyu, (mec.) Allah'a (c.c.), peygamberlere (a.s.), âhiret gününe inanmak gibi İslam'ın iman esaslarını tanıma (mårifet) yolunu açan, ölümsüz cennet hayatını kazan-dıran iman hakikatleri ve dersleri
ab kevser آب کوثر :kevser suyu, cennette mü'minlere ikram edilecek çok hoş olan su
ab-i kevser-i hayat آب کوثر حيات : hayata ölüm-süzlüğu kazandıran kevser suyu, (mec.) cen-netteki kevser suyu gibi çok hoş, tadına do-yum olmayan Kur'an ve iman hakikatleri ve dersleri
ab-i leziz آب لذيذ leasetli su imi ve tach rok
hoş su, tatlı su
ab-ı rüyi Habib - Ekrem آب روی حبیب آکرم Allah'ın (cc) en değerli ve sevgili kulu (Ha bib-i Ekrem) olan Ha Muhammed'in (asm) yüzü suyu (abı rüy) dua ve yalvarışlar hur meti için
abul hayat آب حیات ba ab-hayat(
aba عباء : yanden yapılmış kaba ve kahn ku
maş, bu kumaştan yapılan yakasıa, uzun üst lük
aba: babalar, atalar, (mec) doğru yolu gos teren din büyükleri
aba ve ecdad آبا و اجداد babalar ve geçmiş ata lar
bedler 2 sonsuz gelecek saman
lar abad آباد: mamur, mar görmüş, sen, ba yındır
abadile عباده Abdullahlar. Abdullah ismini
taşıyanlar
abadile-i sebaعبادلة س yedi Abdullah, isom leri Abdullah olan yedi sahabe
abadile-i seba-l meşhure عبادلة سبعة مشهورة ünlü yedi Abdullah, isimleri Abdullah olan ünlü yedi sahabe
1.Abdullah ibn-i Abbas (Ha. Peygamber in amcası Hz. Abbas'ın oğlu olan Abdullah)
2.Abdullah ibn-i Omer (Ha. Omer'in eghe
3.Abdullah ibn-i Mes'ud
4.Abdullah ibn-i Reväha
5.Abdullah bin Amr bin As (däht komutanlar dan Filistin ve Mısır Fatihi Amr bin As'in ta oğlu)
abd-gubar عبد غبار : ayak altındaki toz gibi de ğersiz kul
abdi habib عبد حبيب : )Allah c.c. tarafından( sevilen kul
abd-i has عبد خاص : seçkin kul
abd-i hasta عبد حسه : hasta kul
abd-i Hudabin عبد خدابین : Yaradan's (Allah'ı c.c.) gerçek månada tanıyan (Hudabin) kul
abdi külli عبد كلى : ibadeti kulli olan kul; bu-tün varlıkların ibadetlerini, kulluklarını ken di ibadetinde, kendi kulluğunda temsil eden kul
abd-i mahbub ve merhum عبد محبوب و مرحوم Allah (c.c.) tarafından sevilen (mahbub) ve O'nun merhametine eren (merhum) kul
abdi mahsus عبد مخصوص : Allah c.c. tarafın-dan) özel olarak seçilmiş ve farklı månevi özellilerle donatılmış kul
abd-i mahz عبد محض : tam anlamiyle kul
abd-i memur عبد مامور : Allah'ın (c.c.) emri al-tına girmiş ve ona bağlı kalarak yaşayan kul
abd-i misafir عبد مسافر : dünyada misafir oldu ğunu bilerek yaşayan kul
abd-i mü'min عبد مؤمن : imanlı kul
abd-i mükerrem عبد مکزم : Allah'ın (c.c.) üstun kıldığı kul, Allah'ın (c.c.) büyük ikramına er-miş kul
abd-i pür-kusur عبد يرقصور: cok kusurlu kul
abd-i pür-taksir عبد پر تقصیر : çok kusurları bu lunan kul
abd-i resül عبد رسول : kul (abd) ve peygamber (resul), peygamberlikle görevli kul
abd-i sacid عبد ساجد : Allah'a (c.c.) boyun eğen ve secde eden kul
abdal ابدال : bkz.ebdal) "ebdal" denilen ma-nevi dereceleri ve nurları çok yüksek Allah'ın (c.c.) aşkıyla dopdolu dünya hayatına değer vermiyen bir gurup evliya (ermiş kişiler) (bkz: evliya-i ebdaliye)
abdiyet عبدیت : Allah'a (c.c.) kulluk etmek, ibadet ve itaatte bulunmak
abdullah عبد الله : Allah'ın kulu
Abdullah Çavuş (Yavaser( )1892-1960( عبد الله چاروش : Bediüzzaman'ın Barla'daki komşusu.
Yıllarca onun en yakın hizmetinde bulunan birkaç kişiden birisi. Denizli hapsinde de Be-diüzzaman ile birlikte yattı. Bediüzzaman'ın mektuplarında Abdullah Çavuş ile ilgili ifade
10
Abdullah Yeğin
şekilde Said Nursi'ye yakınlığının bulunduğu anlaşılmaktadır
Abdullah Dehlevi عبدالله دهلوی : Nakşibendi ta rikatının Halidiyye kolunun kurucusu Halid Bağdadi'nin şeyhidir.
1743 yılında Pencap'ta doğdu. Rüyasında gor düğů Hz. Ali, doğacak çocuğuna kendi adını koymasını istediğinden, babası ona Ali adı nı verdi. Büyüme çağına gelince Gulamu Ali adını aldı. Fakat daha sonra rüyasında Hz. Peygamberin kendisine "Abdullah" diye hitap etmesi üzerine bu iki isimle tanındı.
Dini ilimleri küçük yaşta öğrenmeye başladı Daha sonra Delhi'ye giderek Abdulaziz Deh levi'den Sahih-i Buhari okudu. Tefsir, hadis ve fıkıh ilimlerinde kısa zamanda oldukça ileri bir seviyeye ulaştı. Ayrıca fen ilimlerini de öğrendi.
Nakşibendiliğin Hälidiyye kolunun kurucusu Mevlână Hälid-i Bağdadi de (Hz. Peygamber den ruyada aldığı emir üzerine) Hindistan'a giderek Şeyh Abdullah Dehlevi'nin müridi oldu. Dehlevi, Kasım 1824'de Delhi'deki závi yesinde vefat etti.
Abdullah Yeğin عبدالله بگین : Abdullah Yegin, he nüz bir ortaokul talebesi iken Bediüzzaman Said Nursi'yi ziyaret edip elini öpmüş ve ta lebesi olmuştu.
Ustad Bediüzzaman, 1936-1943 yılları ara-sında, Kastamonu'da mecburi ikamete tabi tutulmuştu. Bu yıllarda İnebolu, Taşköprü, Daday ve Araç gibi ilçelerden gelip Ustad'ı ziyaret edenlerden birisi de, o dönemde Kas-tamonu Lisesi orta kısım ikinci sınıfta oku-makta olan Abdullah Yeğin idi.
Abdullah Yeğin, arkadaşlarıyla gerçekleştirdi-ği bir ziyaretinde, Üstad Bediüzzaman'a "Mu-allimlerimiz Allah'tan bahsetmiyor. Bize Hå-lıkımızı tanıttır" demişti. Daha sonra bu soru ve cevap Meyve Risalesinin Altıncı Meselesi olarak risalelere dahil edilmiştir.
Üstad Bediüzzaman'ın mektuplarında "Araçlı Abdullah" olarak da adı geçen Abdullah Ye ğin, Risale-i Nur hizmetinde bulunmasından dolayı hakkında en çok dava açılan Nur tale-belerinden birisiydi.
Sonraki dönemlerde, askerlik hariç, Urfa'da sekiz sene kaldı. Üstad Bediüzzaman'ın vefa-tından birkaç gün öncesi Urfa'ya geldiği sıra-da bu şehirde ikamet ediyor, Kadıoğlu Camii-
ne bagh bir odada kalıyordu Zabeyir Gündozalp, Husna Bayram gibi ya
kin talebelerandan Ipek Palas Oteline yerleştirilen Bediüzzaman, ertesi gün biras rahatlar ve iyileşir gibi olmuştu Abdul lah Yeğin yanına girdiğinde Ustad Bediuzza man onun elinden tutarak "Hiç merak etmel Küfur ölmüştür. Bundan sonra birşey yapa mazlar!" dedi. Hemen ardından da Urfa'nin aneminden ve Urfalıların İslamiyete olan hizmetlerinden bahsetti ve bu şehrin Turk, Arap, Kürt gibi Masluman kardeşleri birleş tirmeye vesile olacağından bahsett Abdullah Yegin, diger Nur talebeleriyle bir likte, nöbetleşe olarak e olarak Ostad Bediüzzaman'in başında bekliyorlardı. Gece saat 03:00'te Os tad'ın ebediyete göç ettiğini anladılar.
abes عمت : manasız, boş, saçma, yersiz, fayda ma ve gayesiz
abesiyet عبلیت : manäsızlık, faydasızlık ve gå yesizlik, saçmalık, yersizlik
abesiyet-i mutlaka عملیت مطلقه : son derece (mut lak) mânâsızlık ve gâyesizlik, son derece saç malık ve yersizlik (abesiyet)
abesiyyun عبليون : dunyada her şeyin "abes", yani mănăsız ve gayesiz olduğunu savunan inkârcı görüş sahipleri
abid عبيد : kullar, köleler
bid:kul, ibadet eden
Abid i muhsin عابد محسن : Allah (cc) görürcesi ne O'na çokça ibadet eden kul
bid-i müsebbih عابد مسبح Allah'ı (c.c.) tesbih
edip zikreden kul; Allah'ın (c.c.) her bakım dan her türlü kusurdan uzak olduğunu belir tir sözlerle anan ve anlatan kul
abid-i müveffik عابد موفق : müveffik kul, ebedi saadeti (cenneti) kazanmaya yakın durumda olan kul
abidane عبیدانه : kula yaraşır şekilde
abide 1 : عابدة. anit 2 kadın kul, kulluk yapan ka-dın; kul ve köle durumuna getirilmiş ka din
abidin عابدين : abidler, kullar, ibadet edenler
abluka ابرقه : kuşatma, bir yerin çevresini sar-ma, dışla bağlarıtısını kesme
abone 1 : أبونه.pesin para ödeyerek belli bir süre boyunca müşteri olma 2.bu şekilde müş teri olan kimse
Allah'ın (cc.) sanatlı yarattığı hayret ve hay-ranlık uyandıran varlıklar
acaib-i mucizat عجائب معجزات her biri birer mucize eser olan hayret verici varlıklar
acaib-i mülk ve melekût عجائب ملك و ملکوت hayret verici (acaib) maddi ve månevi yerler, dünyalar, varlıklar (mülk) ve bunların hayret verici yönetiliş (melekût) biçimleri
acaib-i nukus عجائب نقوش : hayret verici, çok güzel ve ince sanatlı süslemeler
acaib-i sanat عجائب صنعت : sanat härikaları, sa-natça hayret verici varlıklar
acaib-i sanat-ı İlahiye عجائب صنعت إلهيه : Allah'ın (c.c.) eseri olan hayret verici sanat şekilleri
acaib-i seba-i alem عجائب سبعة عالم : Dunyadaki
tarihi yedi härika eser
acaib-i seba-i meshûre عجائب سبعة مشهوره : anlu
yedi harika eser
acaib-i tasarruf عجائب تصرف : yapılan ve yürü-tülen hayret verici hårika işler
acaib-i vezaif عجائب وظائف : insanı hayret, sas kınlık ve hayranlık içinde bırakan vazifeler (görevler)
acb عجب : kuyruk sokumu; kuyruk sokumun-daki küçük bir kemik
acb-üz-zeneb عجب الذنب : kuyruk sokumunda bulunan bir kemik (bir hadiste belirtildiği üzere, bu kemikteki bir parçacık, kıyametten sonra insanın tekrar dirilişinde bir çeşit çe-kirdek yerine geçecek)
acz abdعجز عبد yaradılışındaki özelliklerin gereği olan kuldaki güçsüzlük ve çaresizlik
resizliği aczi beser insanın güçsüzlaga ve ça
acz-i beseri insanın özünde, yara dılışında yerleşik olan (beşeri) güçsüzluk ve çaresizlik (acz)
acz-i bila-nihayet عجز بلا نهایت : sonsuz derece de güçsüzlük
acz-i insani عجز انسانی : insanın özünde, yara dılışında yerleşik olan (insani) güçsüzlük ve çaresizlik
acz-i mutlak عجز مطلق : son derece guçsüzlük
acz-i mutlak-ı beşeri عجز مطلق بشری : insanın özünde, yaradılışında yerleşik olan (beşeri) son derecedeki (mutlak) güçsüzlük ve çare sizlik (acz(
acz-i mütecessid عجز منجمد : sanki beden şek line bürünüp görünür hale gelmiş güçsüzlük
acz-i nefs عجز نفس : )bir kimsenin) kendi güç
süzlüğü
acz-i tam عجز نام : tam acizlik, tam mânâsıyla güçsüzlük
acz-i zati عجز ذائی : bir varlığın özünde yerleşik olan güçsüzlük ve çaresizlik
acz-alûd عجز آلود : yaradılışı gereği güçsüzlük ten kurtulamayan
acizane عاجزانه : aciz kalarak, gücü yetersiz şe-kilde
acube اعجوبه : )acibe) hayret verici
acube-i hilkat أعجوبة خلقت : yaradılışı hayret ve
şaşkınlık uyandırıcı; yaradılışı hayret uyandı ran
acûbe-i hilkat-i Rabbaniye اعجوبة خلقت ربانيه : Rab'bin eseri olan yaradılış harikası, yaradı lışı şaşırtıcı ve hayret verici varlık (bkz.Rab)
acube-i san'at أعجوبة صنعت : sanatça hayret ve-
rici eser veya varlık
acul عجول : çok aceleci, tez canlı
acûliyet عجولیت : acelecilik, tez canlılık
acûze 1 : عجوزه.güçüz ve yaşlı kadın 2.huysuz kocakarı
acûze-i semta عجوزة شمط : ak saçlı yaşlı kadın; kocakarı
acz 1 : عجز.acizlik güçsüzlük 2. zararlı şeylere ve düşmanlara karşı güç yetersizliği 3.Allah'a )c.c.) sığınma ihtiyacını duyuran güçsüzlük ve çaresizlik hali
acz-mend 1 : عجز مند.acizlikli, yaradılıştan güç süzlük özelliğine sahip olan 2 acizliğini (güç-süzlüğünü ve çaresizliğini) bilerek Allah'a (c.c.) sığınmayı esas alan
acz u fakr عجز و فقر : güçsüzlük ve fakirlik; zor-luklara, zararlı şeylere ve düşmanlara karşı güçsüzlük (acz) ve sonu gelmez ihtiyaçları karşılayamama hali (fakr)
aczu za'f عجز و ضعف : güçsüzlük ve zayıflık
acz ve cehl عجز و جهل : güçsüzlük ve bilgisizlik
acz ve cümûd عجز و جمود : güçsüzlük ve cansız-lık (ruhsuzluk)
acz ve fakr عجز و فقر : acizlik ve fakirlik
acz ve fakr-i tamm عجز و فقر نام : tam mânâsiyle güçsüzlük ve fakirlik
acz ve hakaret عجز و حقارت : güçsüzlük ve kü-çüklük
acz ve iftikar عجز و افتقار : güçsüzlük ve yoksul luk
aca ve rase )1( عجز و رعشة gucsualük ve kor kudan titreyiş
acz ve za'f (zaal( عجر و ضعف guçsuzluk ve za yıllık
ada اعداء düşmanlar
alda-yi din اعداي دين : din düşmanları
adab 1 آداب usuller, kurallar 2 måneviyat yollarında ilerlemek için çalışanlara öğretilen urlar, gizli gerçekler 3 terbiye ve nezaket ku ralları
Sdab duhül آداب دخول : giriş usûl ve kuralları
adabhayatiye آداب حياتيه: yaşayış tarzına ait kurallar
adab ictimaiye آداب اجتماعية : toplum hayatı için gerekli kurallar
adab İslamiye آداب اسلامیه : Islam dininin ge tirdiği terbiye ve yaşayış kuralları
adab Kur'aniye آداب قرآنیه : Kur'anin getirdiği terbiye ve yaşayış kuralları
adab - Nebeviye آداب نبويه : Hz. Peygamberin getirdiği terbiye ve yaşayış kuralları
adab-i şeriye آداب شرعيه : Islam dinine ait ter-biye ve yaşayış kuralları
adab- Seriat آداب شریعت : Islam dininin getir diği terbiye ve yaşayış kuralları
adab tarikat آداب طریقت : tarikattaki kurallar
adab-ı tasavvuf آداب تصرف Islāmda månevi hayatı geliştirme kuralları
a'dad (adat( اعداد : adetler, sayılar
adakk: edakk en dakik, çok dakik; çok ince, en ince
دقيق adakk-dakik edakk-kik) incenin en incesi
adalet 1: عدالت.Allah'ın (c.c.) emirlerine uy-gun uygulama ve yargılama 2 hakkı koru-ma ve en uygun karşılığı verm verme; her şeye en uygun ve yaraşır olanının verilmesi (kuralı)
3. yargı kuruluşu, mahkeme
adalet-i aliye عدالت عاليه : yüce adalet
adalet-i beşeriye عدالت بشريه : insan düşünce siyle ortaya konan adalet
adalet-i hakiki عدالت حقیقی : gerçek adalet Kur'an'da belirtilen ve emredilen adalet
13
adalet cermurdiye
adalet i hassase عدالت حسنامه hassan adalet, en küçuk hakatalığa ve yanlışlığa yer verme yen (hassas, duyarlı) adalet
adalet i lähi (İlahiye( عدالت الهد Allah'ın )( adaleti (bkz adalet i mutlaka i lähiye).
adaleti izafiye عدالت اضافية izafi adalet, büyük haksızlıklara yol açmamak için küçük hakerz luklara göz yuman adalet
adalet i izafiye ve nisbiye عدالت اصافیه و نسیه izafi ve nisbi adalet, büyük haksızlıklara yol açmamak için küçuk haksızlıklara göz yuman (izafi) ve daha kotustune göre iyi sayılan (nis bi) adalet
adalet-i kaderiye عدالت قدره kaderdeki adalet adalet-i kanun عدالت قانون : kanuna dayanan adalet
adalet-i Kuraniye عدالت قرانيه Kur'an'ın em rettiği adalet
adalet-i kubra عدالت کبری en büyuk adalet, her şeyin hakkını veren, her şeyde en ince ölçü ve dengeyi gözeten, her şeyi gereğince yerli yerine koyan Allah'ın (c.c.) adaleti
adalet-i mahz (a( عدالت محض : tam mănăstyle adalet
adalet-i mahza-i Kur'aniye عدالت محضاء قرآنیه Kur'an'ın emrettiği tam adalet
adalet-i mutlak عدالت مطلق : mutlak adalet, hiç bir haksızlığa ve yanlışlığa yer vermeyen tam adalet
adalet-i mutlaka İlahiye عدالت مطلقة إلهية
Allah'ın (c.c.) hiç bir haksızlığa yer vermeyen adaleti (bkz: adalet-i kübra)
adalet-i nisbiye عدالت نسبه : )bak. adalet i iza fiye)
adalet-i Ömeriye عدالت عمره : Islam üm metinin ikinci halifesi (devlet başkanı( Hz. Ömer'in uyguladığı Kur'an'ın emri olan gerçek adalet
adalet-i Rabbaniye عدالت رئانيه : Rab'bin adale
ti; herkese hak ettiğini ve en uygun olanını veren, hiç bir haksızlığa yer vermeyen, her şeyin tek ve gerçek sahibi (Rab) olan Allah'ın (c.c.) adaleti (bkz, adalet-i mutlaka-i İlahiye)
ādat-ı küfriye ve zalimane عادات کفریه و ظلمانه : imansızlık ve zulüm üzerine kurulu adetler, yaşayış ve davranış tarzları
adat-milliye عادات مليه : millete yaşatılan ådetler ve gelenekler
adat-i müstemirre عادات مستمره : öteden beri devam edip gelen ådetler
adat-i nas عادات ناس : halkın alışkanlık ve an-layışları
adati seniye عادات سنبه : iyi ve değeri yüksek ådetler
adat- seyyie عادات سيئه : kötü adetler
adatullah عادات الله : Allah'ın (c.c.) koyduğu yaradılış kanunları. (Bu kanunlara "tabiat kanunları" demek hem yanlış hem açık bir çelişkidir. Çünkü bu kanunları koyan tabiat
değildir. Tabiat ve tabiattaki hiçbir varlık bu kanunları belirleyemez, Tabiatta ne akıl ne bilgi, ne de irade vardır. Tabiat ve içindeki her şey, ister istemez, Allah'ın (c.c.) koyduğu bu kanunlara bağlıdır, bu kanunlara uyar. Ta biatın ve tabiattaki varlıkların kendini bağlı hale getirmek için kendi kanunlarını kendi lerini koyması akla aykırıdır. Düşen bir cisim, Deme hızını kendisi belirleyemez. Oksijenle düşme hidrojen maddeleri birleşince ne meydana getireceklerine kendileri karar vermiş değil dir. Bu ve benzeri her şeyin nasıl davranacağı, Allah (c.c.) tarafından, yaradılış özellikleriyle birlikte belirlenmiştir. Yaratılmışların bağlı olduğu kanunları koyan sonsuz yaratıcı güç, sonsuz ilim ve irade sahibi olan yüce Allah'tır (c.c.). Her şeyi tabiat eseri sayıp tabiatı ilah derecesine getirenler, bir olan Allah'ı (c.c.) kabul etmemek adına, atomlar veya atomla rın yapısındaki tanecikler sayısınca kendile rine ilah edinmiş olmaktadırlar.)
adavet عداوت : düşmanlık
adavet-i İlahiye عداوت إلهيه : Allah'a (cc) karşı düşmanlık
adavet-i müsi عداوت می : Allah'a (c.c.) karşı gelen kötü kişiye (müsi') karşı duyulan düş-manlık
adavetkarane عداوت کارانه : düşmanca davrana-
rak, düşmancasına
add عد : sayma, kabul etme
addetmek عذايتمك : saymak, kabul etmek
aded-i enfas عدد انفاس : )hayat boyu) alınıp ve-rilen soluk sayısı
aded-i mübarek عدد مبارك : mübarek (kutlu( sayı
adedce عده : sayıca
adedince عددنجه : sayısınca
adem عدم : yokluk, hiçlik
adem-i abesiyet عدم عبثیت : manasızlık, fayda-sızlık, yersizlik ve gayesizliğin bulunmaması
adem-i afv عدم عفو : af edilmeme, af edilmezlik
adem-i camilyyet عدم جامعیت : )bir varlıkta bir şeyin) farklı çeşidi ve dereceleri ile toplu hal-de birlikte bulunmaması, bulunur olmaması
adem-i marifet bilmezlik, bilmeme, bilgi sahibi olmama
adem-i tahayyüz yer kaplamama, yer kaplama özelliği bulunmama
adem-i malümiyet عدم معلومیت : bilinmezlik
ademi medlül عدم مدلول : medlûlun yokluğu, varlığını ispat için delil (belge, dayanak) ara-nan var olmaması
adem-i tahavvuf عدم تخوف : korkusuzluk korkmama, korku ve kaygıya kapılmama
adem-i tahdid عدم تحديد : sınırlandırmama
nan seyinerkeziyet-i siyasiye عدم مرکزیت سیاسبه : siyasi (politik) bakınından merkeze bağlı olmama, siyasi yönetim bakımından devletin yönetim merkezine (başkente) bağlı kalma-ma, yerinde yönetim veya bölgesel yönetim ilkesini benimseme
adem-i takayyid عدم تقید : hiç bir bag altında bulunmamak
ademitakib عدم تعقب : huk.) takipsizlik, so-ruşturmaya gerek bulunmama
adem-i mes'uliyet عدم مسئولیت : sorumlu olma-ma, sorumsuzluk
adem-i meyl-i saltanat عدم مبل سلطنت : kral olma isteğini taşımama, toplumda yönetim gücünü eline geçirme isteğinde olmar
adem-i mutlak عدم مطلق : tam manasiyle yok luk
adem-i muvafakat عدم موافقت : uyumsuzluk, ters tepki verme, uygun düşmeme
adem-i mübalat عدم مبالات : önemsemezlik
adem-i müdahale عدم مداخله : karışmama
adem-i müracaat عدم مراجعت : müracaat etme-me, başvuruda bulunmama
adem-i müsaade عدم مساعده : musaade etme-me, izin vermeme
adem-i nimet عدم نعمت : nimet yokluğu
adem-i niyet عدم نیت : niyet etmeme, ne yapa-cağını önceden aklına koyup düşünmeme ve söylememe
adem-i riza عدم رضا : razı olmama, istememe
adem-i rü'yet عدم رؤیت : görmeme
adem-i salabet عدم صلابت : dayanıksızlık
adem-i salahiyet 1 : عدم صلاحیت.yeri ve gereği olmama 2.yetkili veya görevli olmama; yetki-sizlik
ademi sebat عدم ثبات : kararsızlık sözünde ve kararında durmama, işi sonucuna kadar sür-dürmeme, sebatsızlık
adem-i sirf عدم صرف : tam yokluk, tam hiçlik
adem-i taahhüt عدم تعهد : söz vermeme
adem-i tanzim عدم تنظيم : düzenlememe
adem-i tarassud عدم ترصد : gözetlemenin ya pılmaması, gözetlememe, gözetlemede bu lunmama
adem-i tasavvur عدم تصور : tasarlamama, d şüncede canlandırmama
adem-i tasdik عدم تصديق : doğrulamama, doğ
ruluğunu kabul etmeme
adem-i tebşir عدم تبشير : müjdelememe
adem-i tecezzi عدم تجزی : bölünmeme, parçala-
ra ayrılmama, parçalanmama
adem-i tecziye عدم تجزیه : cezalandırmama
adem-i tefavüt عدم تفاوت : farksızlık, farklı ol-mama
adem-i tefehhüm عدم تفهم : anlamamak, farkı-na varmamak
adem-i tegayyür عدم تغير : değişikliğe uğrama-
ma, değişmeme
adem-i teläkki 1 : عدم تلقى.anlamama 2.kabul etmeme, inanmama
adem-i tenahilik عدم تناهيلك : sonu olmama, sonsuzluk
adem-i tenezzül عدم تنزل : tenezzül etmeme yüz çevirme, istememe, ihtiyaç duymama, kendine yakıştırmama
adem-i zikr عدم ذكر : zikretmeme, anmama, söylememe, hatıra getirmeme
adem-abad عدم آباد : yokluk dunyası, ebedi
yokluk
adem-alud عدم آلود : yokluğa katışmış, yokluğa karışmış, yokluğa benzer, yok gibi, yokluğa yakın
adem-nûma عدم نما : hiçlik gibi gözüken
adem-ül abesiyet عدم العبثيت : manasız fayda-sız ve gâyesiz olmama
ademi (ademiye( 1: عدمى.yokluğa ait, yoklukla
ilgili 2 bir şeyin yokluğu sebebiyle ortaya çıkan ademistan عدمستان : yokluk ve hiçlik yeri;
inançsızların ölümle yokluğa gidildiğini san-dıkları hiçlik ve ebedi yokluk yeri. (Bu anla yış, hem yanlış hem acıklıdır ve mutsuzluk kaynağıdır. Çünkü ölüm, yokluğa geçiş değil, zaman ve mekân içindeki maddi (fiziksel) dünyadan zaman ve mekân ötesi månevi var-lık dünyasına geçiştir. İnançsızlar için ölüm, çok korkunç ve çok acıklı bir olaydır; tüm sev-diklerinden ve sevenlerinden ebedi bir ayrılış ve yok oluştur.)
ademiyat عدميات : ademler, yokluklar
Adem آدم : ilk insan ve ilk peygamber
adem-i ilm-i hakikat آدم علم حقیقت : hakikat ilminin Adem babası, (mec.) derin ve ebedi gerçeklere ait ilmin en başta gelen kaynağı, ilmin babası
adet 1 : عادت.toplumda alışılagelen hareket tarzı, usûl, gelenek-görenek 2.devamlılık özelliği olan hareket tarzı 3.alışkanlık 4.her zaman olup biten ve alışılmış olan olay veya olaylar
adet-i arziye عادت ارضیه : dünyada devam ede gelen olaylar
adet-i cemaat عادت جماعت : toplumda alışılage-len davranış şekli
adet-i daime عادت دائمه : alışılagelen hareket tarzı
Allah'ın (c.c.) devamlı olan emri, yanı, yaradı lış kanunlarının her biri (bkz. ådátullah)
ädet-i İslamiye عادت إسلاميه : Islam adeti, Isla mın emir ve yasaklarıyla belirlenmiş davranış
ve hareket tarzı
adet-i kavmiye عادت قومیه : milli adet, bir top-luma veya bir millete ait ådet, yani davranış ve hareket tarzı
ådet-i müstemirre عادت مستمره : kesintisiz de-
vam edegelen ådet
adeta عادتا : sanki, denebilir ki
Adetullah عادت الله : Allah'ın (cc.) adeti, Allah'ın (c.c.) devamlı olan emri, yani, yara dılış kanunlarından her biri (bkz. ådâtullah)
adi عادی : sıradan üstün özellik taşıma-yan, her zaman karşılaşılan türden, normal 2.önemsiz, değersiz, basit, aşağı dereceden
adid (adide( عديده : çok birçok
adim-ül misal عدیم المثال : benzeri olmayan
adil (adl( عادل : )Allah'ın c.c. bir ismi) tam ve
kusursuz adalet sahibi
ad عدل : . adalet
adil (adl( عادل : adalet (bkz. adl, Adl(
Adil عادل : Allah'ın (c.c.) mübarek bir ismi, adaletli, her şeye ve herkese layık olduğunu veren; imanlı ve iyi kullarına mükafat, inkâr-cı ve kötü kullarına ceza veren ve hiçbir kim-seye haksızlık yapmayan, herkese yaptıkları-nın karşılığını tam veren
Adili bilhak عادل بالحق : hakkiyle ådil, tam mânâsıyla adaletli, gerçek adalet sahibi
Adil-i Hakim عادل حكيم : )Allah'ın (c.c.) güzel ve mübarek isimlerinden) Adil ve Hakim; hikmet ve adalet sahibi, hiçbir şeyi tasadüfe bırakmayıp her şeyi birçok gåyeler ve faydalar gözeterek, ölçülü ve tam yerinde, en uygun şekilde bilerek yaratan ve yapan (Hakim(, gerçek ve kusursuz adalet sahibi olan (Adil)
dili mutlak عادل مطلق : kusursuz sonsuz ve sınırsız (mutlak) adalet sahibi (Allah c.c.)
Adili Rahim عادل رحيم : Allah'ın (c.c.) güzel ve mübarek isimlerinden Adil ve Rahîm; çok merhametli, sevdiği kullarına acıyan ve onla-rı koruyan (Rahim) ve adaletli (Adil(
adim 1 : عديم yok, yok olan 2 yoksun, mah rum, sahip olmayan
Adliye Vekaleti عدلیه وکالتی Adalet Bakanlığı
adim-ül misal عدیم المثال : benzeri olmayan
Adiyat عاديات : adi geyler, sıradan şeyler, hiç bir üstün tarafı olmayan önemsiz ve değersiz şeyler 2 aslında hårika ve olağanüstü olduğu halde, sürekli göre göre alışılarak önemsiz şeyler gibi gözuken varlıklar ve olaylar
adiye عاديه : )bkz adi(
ad عدل : Ladalet 2 Adl: (Allah'ın (c.c.) müba-rek bir ismi) tam ve kusursuz adalet sahibi. (bkz. Adil)
adi-i Adil عدل عادل : Adil olanın adaleti; gerçek adalet sahibinin adaleti (bkz. Adl, Adil)
Adi- Hakem عدل حكم : )Allah'ın (c.c.) mubarek isimlerinden) Adl ve Hakem; haklı ile haksızı ayıran (Hakem) ve tam ve kusursuz adalet sa-hibi olan (Adl)
Adl-1 Hakim-i Kerim عدل حكيم كريم : )Allah'ın (c.c.) mübarek isimlerinden) Adl, Hakim ve Kerim; (bkz.Adl, Hakim, Kerim)
adi adalet عدل و عدالت : adl ve adalet; doğ-ruluk, hakseverlik ve adalet (bkz. adl, adalet)
adi hak عدل و حق : adalet ve hak (hak ve ada let), adalet ve haklılık
Adlü Hakk عدل و حق : )Allah'ın (c.c.) mübarek isimlerinden) Adl ve Hakk; (bkz.Adl, Hakk)
Adi Hakim عدل و حكيم : )Allah'ın (c.c.) mü barek isimlerinden) Adl ve Hakim (bkz. Adl, Hakim)
Adl Rahim عدل و رحیم : )Allah'ın (c.c.) mu-barek isimlerinden) Adl ve Rahim (bkz. Adl, Rahim)
adlo hikmet عدل و حکمت : adalet ve hikmet (bkz. adalet, hikmet)
adi ü Ihsan عدل و احسان : adalet ve ihsan iyilik(
adlü istikamet 1: عدل و استقامت.adalet ve tam denge 2.denge ve şaşmaz düzen
adli عدلى : adalete ait, adaletle ilgili
Adliye vekili عدلیه وکیلی : Adalet Bakanıgı'ndan
sorumlu bakan
düvv در : duşman
adüvvi ekber در اكبر : en buyuk düşman
düvv kafir عدر کافر : kafir (inkarci dusman
adüvv-id-din عد الذين : din duşmanı, kafir
adüvv-ü sedid عدو شدید : şiddetli düşman, azılı
düşman
adva عدوى : hastalık
adva-selase عدرى ثلاثه : uc hastalık
tak ufuklar evreler; hertaraf 2 kendi dışımızdaki dünyalar, görünebilen uzak çev
reler
äfäk-ı älem عالم:peçevre آفاق käinat, kai-
natın bütün çevresi; kainatın her tarafı
äfák azamet-i uluhiyet آفاق عظمت الوهيت Allah'ın (c.c.) sonsuz büyüklüğüne karşı kul luğunu gösteren geniş varlıklar dünyası
afaki cihan آفاق جهان : dunyanın her tarafı
äfäk-ı İslam آفاق اسلام: slåm dünyasının her
tarafı
äfäki kemalat آفاق کمالات :ustünlukler ve mü-kemmelliklerin çeşitli dereceleri
åfäk-kesret آفاق کثرت: cok sayıda varlıkların
(kesret) dünyası olan dünyamızın her yanı
afak ve enfüs آقاق و انفس : das dunya ve iç dün : dış ya; insanın kendi varlığının dışında kalan dış
dünya (äfåk) ve insanın kendi öz varlığı olan iç dünya (enfüs)
äfäki (äfäkiye آقای : insan varlığının dışında kalan dış dünyaya ait, dış dünya ile ilgili, dış dünyada bulunan (bkz. åfåk ve enfüs(
afat آقات : afetler: büyük yıkım, zarar ve ölüm-
lere yol açan olaylar
afat- maneviye آفات معنویه: manevi åfetler, din ve manevi hayata zarar verici durumlar, olaylar
adliye 1 : عدليه.adalet işleri; adalet işlerini yü rüten devlet dairesi 2.mahkeme binası
maddi ve manevi åfetler åfât-ı mâneviye ve maddiye آفات معنویه و مادیه
adliyeci عدليه جي : adliye görevlisi, hukuk ve adalet dairesindeki görevli
Adliye Bakanlığı عدليه با قائلغی : Adalet Bakanlığı adliye kanunu عدليه قانونی : mahkemelerin uy-
duğu ve uyguladığı kanun
afat-i semaviye آفات سماره: semävi åfetler, yağmur, dolu, rüzgâr, gök taşları gibi gökten gelen åfetler; dert ve belälar
afât-ı semaviye ve arziye آفات سماویه و ارضیه : gök
(ahkâm), tam adaleti gerçekleştirici hüküm-ler (emirler, kanunlar, kurallar; yargılar)
ahkam-ı bi-nazir احکام بی نظیر : eşsiz ve benzer-siz (binazir) hükümler ahkâm) (bkz.ahkâm, hüküm)
ahkami din (iye( احکام دینیه : din hükümleri, dindeki emir ve yasaklar
ahkam-i erbaa أحكام أربعة : dört hüküm, dört kural
ahkam-ı esasiye أحكام أساسيه : temel hükümler, temel niteliğindeki emirler ve yasaklar
ahkam- ezeli أحكام ازلی : ezeli hükümler, belli zamanlarla sınırlı olmayan Kur'an'daki emir-ler ve kanunlar
ahkam fer'iye أحكام فرعيه : fer hükümler, (dindeki temel inançlar ve kurallar dışında kalan) insanın şahsi (kişisel) ve toplum ha-yasaklar yatını ve görevlerini düzenleyen emirler ve
ahkam - imaniye احکام ايمانيه : iman hükümleri, İslam dinindeki iman esasları
ahkam- Islamiye احکام اسلامه : Islam dinine ait hükümler, İslam dinindeki iman esasları ve insanın davranışlarını düzenleyen emirler ve yasakların bütünü
ahkam kat'iye احكام قطعيه : kesin hukumler, kesin emirler ve yasaklar
ahkam- kat'iye-i İslamiye احکام قطعية اسلاميه : s läm'ın kesin hükümleri, emir ve yasakları
ahkam-ı kudsiye احکام قدسيه : kutsal ve kusur-suz olan Kur'an hükümleri, Allah'ın (c.c.) emirleri ve yasakları
ahkam- memduha احکام ممدوحه : övülmeye lå yık hükümler
ahkam- mestûre احکام مستوره : açık seçik olma yan kapalı månälı hükümler, emir ve yasaklar
ahkâm-ı müteaddide احكام متعددة : müteaddid ahkăm, birden çok hüküm
ahkam-ı nazariye احكام نظریه : nazari hüküm ler: 1.kesin olmayan, tartışmaya açık hüküm ler 2 düşünce alanında geliştirilen görüşler ve düşünceler, sonuç olarak ileri sürülen hü-kümler
ahkam-ı rubublyet أحكام ربوبيت : her şeyin tek ve gerçek sahibi olmak (rububiyet) sıfatiyle Allah'ın (c.c.) koyduğu hükümler, kanunlar ve düzenler (bkz.Rab, rububiyet)
ahkam - şer'iye احکام شرعيه : seriata ait hüküm ler, dindeki emirler ve yasaklar
ahkam- ubudiyet احكام عبودیت : Allah'a (c.c.) kulluğu düzenleyen hükümler, emirler ve yasaklar, ibadetle ilgili hükümler, emirler ve yasaklar
ahkam-ı zaruriye احكام ضروريه : zaruri hüküm-ler, kesin ve uygulanması zorunlu (mecburi) hükümler, emirler ve yasaklar; erkän ve ah-kām-ı zaruriye: zaruri (mecburi, zorunlu) ve temel olan(erkän) kurallar ve hükümler)
ahkam-ı zimniye احكام ضمنيه : zimni hükümler dolaylı olarak sözün mănâsında gizli (zımni), akıl yolu ile açığa çıkabilen hükümler
ahläk-ı seyyie-i vahşiyane
ahkar احفر : en hakir, en önemsiz, en aşağı, en değersiz
ahkar - mahlakat احقر مخلوقات : yaratılmışların en önemsiz, en güçsüz ve değersizi
ahkem 1 : احكم hükmedenlerin en üstünü 2. En sağlam, en güvenilir 3 En hikmetli
Ahkem-ül-Hakimin احكم الحاكمين : hakmeden lere hükmeden, häkimiyet sahiplerini emir ve hükmü altında bulunduran, (Allah c.c)
ahlaf اخلاف : halfler, evlad ve torunlar, yeni nesiller
ahlak اخلاق : insanın davranış tarzını belirle-yen değerler ve kurallar bütünü
ahläk-ı Ahmediye اخلاق احمديه : Hz. Muham med'in (a.s.m.) övgüye değer örnek ahlakı
ahlâk-ı âliye اخلاق عالیه yüksek ahläk
ahlâk-ı âliye-i hasene اخلاق عالية حسنه : yüksek ve güzel ahlak
ahlâk-ı âliye-i Peygamberiye اخلاق عالية بيغمبريه Hz. Peygamber'in (a.s.m.) yüksek ahlakı
ahlakı hamide اخلاق حمیده : ouguye değer ah-läk
ahlakı hasene اخلاق حسه : guzel ahlak
ahlâk-ı hasene ve seyyle اخلاق حسنه و سینه : gu zel ve kötü ahlâk
ahlak hasene-i İslamiye اخلاق حسن اسلامی : låm dininin getirdiği güzel ahlak
Ahmed احمد : değişikliğe uğramamış İncil'de geçen Hz.Muhammed'in (a.s.m.) adı. (bkz Kur'an, 61/6) Hz.İsa'nın konuştuğu dil, İb-ranice, başka bir deyişle, Aramca idi. Bu dille yazılmış bir İncil bugüne kadar bulunama-mıştır. Bugünkü İncillerin aslı ise Yunanca-dır. Bunlar, Hz.İsa'dan sonra yazılmış, "Yeni Ahit" adı altında derlenmiş İncillerdir.. Bu derleme İncillerden biri olan Yuhanna İnci-linde "Parakletus" veya İslâm araştırmacısı İbn-i İshak'a göre "Biriklutus", Hz.İsa'nın kendisinden sonra geleceğini müjdelediği peygamberin ismidir. Yunanca yazılmış en eski İncil'deki bu kelime, Batı dillerine tercü-me edilirken "Tesellici" mânâsı verilerek ter-cüme edilmiştir. Mi.7. yy. da yaşamış olan ve gördüğü bir İncilde bu kelimenin "Biriklutus" olduğunu eserinde yazan İbn-i İshak ise, bu kelimenin "Ahmed veya Muhammed", yâni, "övgü ile anılan" mânâsına geldiğini belirt-miştir. Bugünkü İncillerde, geleceği müjde-lenen zât hakkında Hz.İsa'nın söyledikleri şöyledir: "Ben Baba'ya (Allah'a) yalvaracağım ve size başka bir Tesellici, hakikat Ruhunu verecektir; ta ki, daima sizinle beraber ol-sun." (Yuhanna İncili, 14/16)."; "Babanın (Allah'ın) göndereceği Tesellici, Ruhülkudus, o size her şeyi öğretecek ve size söylediğim her şeyi hatırınıza getirecektir." (Yuhan-
22 s-na Incili.14/26), "Bununla beraber ben size hakikati söylüyorum; benim gitmem sizin al için hayırlıdır, çünkü gitmezsem Tesellici size gelmez." (Yuhanna İncili, 16/7). "Fakat o, hakikat Ruhu gelince, size her hakikate yol gösterecek; zira kendiliğinden söyleme-☐ yecektir; fakat her ne işitirse (vahyedilirse) söyleyecek; ve gelecek şeyleri size bildirecek tir." (Yuhanna İncili. 16/13), Bu son sözler, Kur'an'ın Necm Sûresi'ndeki iki ayeti hatır-latmaktadır: (meâlen) "O, (a.s.m.) arzusuna göre konuşmaz. O (bildirdikleri) vahyedilen
den başkası değildir." (Necm Süresi, 53/3,4) Ahmed-i Muhammed (as.m.( احمد محمد عليه الصلاة والسلام : ismi Ahmed ve Muhammed olan Peygamberimiz (a.s.m.)
Ahmedi (Ahmediye) (as.m.( احمدى عليه الصلاة والسلام : Hz. Muhammed'e (a.s.m.) ait
Ahmed Aytimur احمد ای دمیر : Ahmed Aytimur 1920 Elazığ doğumludur. 1949'da Bediüzza-man Said Nursi Hazretlerini Emirdağ'ında ziyaret etmiştir... 1950 senelerinin başların-da önce Süleymaniye'deki 50 numaralı evde; birkaç sene sonra da yine Süleymaniye Ki-_ razlımescid Sokaktaki 46 numaralı evde, yani - dersanede kalmaya başlamıştır.
1950 senesinde yeni harflerle tab ettirdikleri Gençlik Rehberi Risalesi sebebiyle, 1952'de - Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri hakkında - bir dava açılır... Bediüzzaman'ı İstanbul'da Ahmet Aytimur ve diğer talebeleri karşılar-lar... Artık 52'den itibaren vefatına kadar za-man zaman İstanbul'a teşrif edecek olan Üs-tad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri onun misafiridir...
Emirdağ Lähikasında Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin bir vasiyetnamesi vardır. Bu vasiyetnamede Bediüzzaman Hazretleri Ahmet Aytimur'u varisleri arasında saymak-tadır. Ayrıca kitaplarda yayınlanmayan bir kaç tane ona verilmiş resmi ve gayr-ı resmi vasiyetname daha vardır. Hayatı boyunca Kur'an-ı Kerim ve Risale-i Nur neşretmiştir ve Risale-i Nur naşiridir.
Ahmed Feyzi (Kul( احمد فیضی قول : Isparta'nın Uluborlu İlçesinde 1896 senesinde bu dün-yaya gözlerini açan Ahmet Feyzi Kul ağabe-yimiz, Nurlarla iştigali sıralarında daha çok İzmir'e yakın, Çamlık köyünde yaşamıştır. 1930 lu yılların başlarında Üstad Bediüzza-man'ı tanımıştır. Üstad hazretleri ile birlikte
1943'de Denizli ve 1948'de Afyon hapislerinde yatmıştır. Afyon Mahkemesinde: 'Bu asırda zuhur eden Risale-i Nur'a ve müellifine işaret eden, âyet ve hadislerden istihraç yapan "Ma-idetul-Kur'an" adlı eserinin çok mevzubahs edildiğini ve yine Afyon Mahkemesindeki "şaşaalı müdaafası"nın mahkemenin seyri-ni değiştirdiğini Sungur ağabey anlatıyor. "Maidetu'l-Kur'an" bizzat Bediüzzaman ta rafından "Tılsımlar Mecmuası"na zeyl olarak konulmuştur. Hz. Üstad ona, 'Risale-i Nur'un manevi avukatı' diyor. Misafir olarak bulun-duğu Antalya'da 1972 yılında vefat etmiştir. Kabri İzmir/Selçuk'ta bulunan Çamlık Me-zarlığındadır.
Ahmed Nazif Çelebi 1891 : احمد ناظیف چلبی уг-
lında, Kastamonu'nun İnebolu ilçesinde doğ-du. Henüz 17 yaşlarındayken, gazetelerin "Bediüzzaman" läkaplı birinden övgüyle bah-settiğini görmüş, ilk olarak bu gelişme sonu-cu Üstad Bediüzzaman kalbinde yer etmişti.
Bediüzzaman 1908'de İnebolu'yu ziyarete gel-diğinde, yolcu edildiği sırada, çarşıda Nazif Çelebi ile göz göze geldiler. Bir anlık selâm-laşmanın üzerinde bıraktığı sıcak sevgiyi, uzun zaman kalbinde yaşattı. Nihayet 1938 senesinde Üstad'ın Kastamonu'ya sürgüne gönderildiğini haber aldı ve hemen ziyaretine gitti. "Ya Rab, bana bir mürşid-i kâmil ihsan buyur" dualarının neticesiyle kavuştuğu Ri-sale-i Nurları, ömrünün sonuna kadar bırak-madı ve kendisini Nur hizmetine adadı.
Ustad Bediüzzaman'ı ziyarete gittiğinde be-raberinde Dördüncü Şua olan Ayet-i Hasbiye Risalesi'ni getirdi. Bu risaleyi çoğalttı ve daha sonra Kur'ân hizmetinde büyük işler başa-racak oğlu Salahaddin'i, bu risaleyi Üstad'a vermesi için gönderdi. Üstad Bediüzzaman, Salahaddin Çelebi'ye birden dokuza kadar Küçük Sözler'i, kendisine de 11. ve 12. Sözle-ri yazması için verdi ve Selahaddin Çelebi de bunları yazmaya başladı. Bu yolla Nur Risa-leleri İnebolu'ya girmiş oldu. Ve bu tarihten sonra İnebolu'da yüzlerce parmak Nurları yazmaya başladı.
Daha sonra oğlu Salahaddin Çelebi'nin İstan-bul'da teksir makinesi görüp, satın almasıyla risaleler hızla çoğaltılmaya başlandı. İlk defa, "Käinat Seyyahının Müşahadeleri" olan Aye-tül-Kübra Risalesi (Yedinci Şua) teksirle ço-ğaltıldı. Böylece Risaleler yazılmaya başlandı-ğı 1926 yılından tam 18 yıl sonra, elle yazım
çalışmaları yerini teksir makinesine bıraktı. Artık Nurlar "İnebolu Baskısı" ismini almıştı. Üstad Bediüzzaman bundan dolayı "Ya Rab-bil Bir kalemle beş yüz nüsha yazan Nazif Çe-lebi ve mübarek yardımcılarını Cennetu'l-Fir-devste mes'üd kil" diye dua etti.
Bu gibi dualara çokça mazhar olan Çelebiler için Üstad yine şöyle demişti:
"Bu iki zatın, Risale-i Nur'un neşrinde iki yüz adam kadar çalıştıklarını görüyoruz."
Denizli ve Afyon hapishanelerinde de Ustad Bediuzzaman'la birlikte olan Nazif Çelebi, bütün sıkıntılara rağmen hizmetine burada da devam etti.
Ustad'ın "Sarsılmaz sadakat te dediği Nazif Çelebi, yaptığı hizmetlerle, Ustad Bediüzza-man'ın ifadesiyle "O mühim mevkide, Ålem-i İslamın şimal hududunda hizmet-i imaniye-nin bir kutbu" haline gelmişti.
Risale-i Nur'un İnebolu kahramanı Nazif Çe-lebi, 1964 yılında vefat etti. (Sorularla Risale)
ahmer احمر : krmızı
ahrar احرار : hur insanlar 2 politikada hürri-yetçiler
Ahrar 1 احرار.Osmanlı Devleti'nin II. Meşru-
tiyet döneminde kurulan siyasî bir partinin adı (hürriyetçiler veya liberaller mânâsına ge-lir) 2. Demokratlar, yani, Türkiyede 1950 yılı genel seçimde seçimi kazanıp iktidara gelen Demokrat Parti'liler. (Demokrat Partililere "ahrar" denmesinin sebebi, Demokratların insan hak ve hürriyetlerinin genişletilmesi ve geliştirilmesine, dinî inanç ve ibadet ile dinin eğitim ve öğretiminin kısmen de olsa serbestliğine taraftar olmaları, ekonomide de, "devletçilik" yerine serbestliği ve hür giri-şimçiliği (liberalizmi) savunmalarıdır.) (bkz. Demokrat Parti)
ahsen احسن : en güzel, en iyi, en üstün
ahsen-i mahlûkat احسن مخلوقات: yaratılmışla-rın en üstünü
ahsen-i suret احسن صورت : en guzel biçim, en güzel şekil
ahsen-i takvim احسن تقویم: en guzel (ahsen( biçimde yaradılış, yaradılışın en güzeli ve en üstünü (insanın yaradılışı) (bkz.Kur'an, 95/4)
ahsen-ül-halikin احسن الخالقين: yaratıcı diye
düşünülenlerin hepsinden üstün olan ya-ratıcı (Allah c.c.). "ahsen-ül-halikin", sözü Kur'an'da geçen âyetin bir cümlesi (bkz.
ahsen-ul kasas احسن القصص : )Kur'an'daki saların en güzeli, anlatılan ibret verici olayla rın en güzeli
ahsene külle şey'in halakahu احسن كل شيء خلقه : (Kur'an'daki 32 nci sürenin 7 inci ayetinin ilk cümleleri) (meâlen): "Her şeyin yaratılışını en güzel şekilde yaptı."
ahseniyet احسنیت : en üstun güzellik, en üs-tünlük
ahsap اخشاب : agaç, kereste, tahta 2.ağaçtan yapılmış
ahtab احطاب : odunlar
ahtapot آختابوت : kafadan bacaklı denilen, ya-pıştırıp sarma ve yakalama özelliğine sahip kolları bulunan omurgasız deniz hayvanı
ahvali ahire احوال آخبره : son durumlar, son haller
ahval-i ahirin احوال آخرین : sonrakilerin halleri (durumları)
ahvali alem احوال عالم : dünyadaki haller ve olaylar
ahvali aliye احوال عاليه : manevi bakımdan) ler yüksek haller
ahval-l beşer 1 : احوال بشر.insanın yaradılışındaki dan itibaren geçirdiği ve geçireceği haller ve durumlar 2 insanın çeşitli hal ve durumları 3.insanların değişik cemiyet hayatlarındaki değişik durumları ve halleri
ahvali beşeriye احوال بشريه : bkzahval-i be-şer)
ahval-i cennet احوال جنت : cennetin hal ve özel-likleri
ahvali dünyeviye احوال دنیویه : dünya hayatın-daki çeşitli haller
ahval-i enbiya احوال انبياء : peygamberlerin hal-ri leri, yaşadıkları durumlar, kısas ve ahval-i enbiya: peygamberlerin yaşadığı ibret verici olaylar (kısas) ve haller
ahval-i fitriyye احوال فطریه : insanın yaradılışı gereği olan hal ve hareketleri
ahvali galib احوال غالب : hal ve durumların çoğu
ahvali hazira احوال حاضره : şimdiki halve du-rumlar
ahval-i ictimaiye احوال إجتماعيه : toplum haya-kıstındaki çeşitli hal ve durumlar
ahval-i İlahiye احوال الهيه : Allah'a (c.c.) ait isim-ler, sıfatlar ve işlerle ilgili (anlatılan) haller, durumlar (sıfat ve ahval-i İlahiye: Allah'a (c.c.) ait sıfatlar, isimler ve yaptığı işlerle ilgili haller, durumlar)
ahval-i istikbaliye احوال استقباله : gelecekteki haller ve durumlar
ahval-i kudsiye احوال قدسيه : kutlu ve mübarek haller ve durumlar
ahval-i maddi احوال ماذى : maddi bedenle ilgil( haller, sağlıkla ilgili durumlar
ahval-i maziye احوال ماضيه : geçmiş zamandaki hal ve durumlar
ahval-i muhtelife احوال مختلفه : esitli haller ve durumlar
ahval-i müessife احوال مؤسفه : üzücü hal ve du-rumlar
ahvali ruhiye احوال روحيه : ruh halleri, ruhsal durumlar
ahvali sıhhiye احوال صحبه : sağlık durumları
ahval-i siyasiye احوال سیاسه : siyasi politik) du-rumlar
akd (akid( 1 : عقد.karşılıklı yükümlülük gerek-tiren sözleşme 2.nikâh
akd-1 semavi عقد سماوی : Allah (cc.) tarafından kıyılmış nikâh
akd-uhuvvet عقد اخوت : birbirini kardeş kabul etme sözleşmesi
akdam اقدام : adımlar
akdes اقدس : en kutsal; hiç bir bakımdan hiç bir kusur ve noksanı bulunmayan
akibe (akibet( عاقبت :soso
ahz-1 ücret اخذ اجرت : ücret alma, emeğinin karşılığını alma
akıbeti facia عاقبت فاجعه : feci ve acık son
akıbet-ül akıbe عاقبت العاقبة : sonun sonu, öbür dünya
ahz uita اخذ و اعطاء : alıp verme, alışveriş
ahz u neşr اخذ و نشر : alma ve yayınlama
ahzetmek اخذ ايتمك : almak
âkıbet-ül müttakin عاقبة المتقين : )Kur'an'da
geçen âyetten bir cümle) (meâlen):" akıbet müttakilerindir, en sonunda (âhirette) kaza-nanlar, Allah'tan (c.c.) en fazla korkup yasak-lardan ve günahlardan en çok sakınanlardır."
ahzab احزاب : gruplar, topluluklar, partiler, iş birliği ile bir araya gelmiş topluluklar
ahzab - dalalet احزاب ضلالت : doğru yoldan sap-
mada iş birlikçi topluluklar
ahzan احزاب : hüzünler, üzüntüler
aid عائد : dair, ilişkin
aldiyet عائدیت : ait olma
aik (aika( عائقه : engel
aile عائله : ev halkı
ailevi عائله وی : aile ile ilgili
alt عائد : )bkzaid(
ajans آژانس : haber almak için kurulan basın kuruluşu 2.yayın organlarıyla yayınlanan ha-berler
akabinde عقبنده : ardından, ardı sıra
akademi آقاده می : yüksek öğretim ve araştırma kurumu, yüksek okul
akaid عقائد : akideler, iman esasları, dinde ina-nılması gerekli ve zorunlu temel inançlar
akaid-i diniye عقائد دينيه : dini inançlar; dinde inanılması gerekli ve zorunlu temel inançlar ve hükümler
akaid-i imaniye عقائد ایمانیه : iman esasları, din de inanılması gerekli hükümler
جماعت : Ehl-i Sunnet ve Cemaat akidesi (inan-cı); Hz. Peygamber'in (a.s.m.) sünnetine, uygulamalarına bağlı olan Müslümanların (Ehl-i Sünnet) ve din alimleri topluluğunun (cemaat) benimsediği görüş (mezheb) ve inanç (akide)
akide-i haşriye عقيدة حشربه : hasir inancı, öl-dükten sonra kıyamette tekrar dirilmeye olan inanç
akide-i umumiye عقيدة عموميه : umumi (genel) inanç, halkın benimsediği dini inanç
aklı beşer عقل بشر : insan aklı, insandaki anla-ma ve düşünme gücü ve yeteneği
aklı dünyevi عقل دنیوی : olaylar ve gerçekleri yalnız maddi ölçüler ve görünür (zahiri) se-beplere bağlı kalarak anlamak ve açıklamakla yetinen akıl
akli evvel عقل اول : İlk Akıl eski Yunan filo-zofu Aristo'nun bazı görüşlerine bağlı kalan bir kısım İslâm filozoflarınca Allah (c.c.) tara-fından ilk ve biricik olarak yaratılmış sayılan hayali bir varlık. Bu akılcı ve Aristocu Íslám filozoflarına göre bir sebepten zorunlu ola-rak yalnız bir sonuç çıkar. Sebepler zincirinin başlangıcında ise, sebeplerin sebebi olarak bir "İlk Sebep" vardır, o da Allah'tır. Allah değişmediğine, Allah'ta değişiklik olama yacağına göre, aynı ve tek bir sebepten aynı ve tek sonuç çıkar. Sebebi Allah olan bu ilk varlık ise, akıl türünden bir varlık olan Akl-1 Evvel, yäni, İlk Akıld'ır. O da, başka bir varlı-ğın sebebi olmuştur. O başka varlık da başka varlığın sebebi olmuştur vb. Böylece varlıklar
A
dünyası, yerler ve gökler, çokluklar dünyası doğmuştur. İlk Sebep ve ara sebepler, irade sahibi hür varlıklar değil, Güneş'in ışığa se bep olması gibi, irade dışı zorunlu sebep ola-rak düşünülmüştür. Oysa, Allah (c.c.) sonsuz irade sahibi, sonsuz yaratıcı güç sahibi, son-suz ilim sahibidir. Bitkilerin veya hayvanların şekillerine, organlarına, vs. bakılırsa, sonsuz ihtimallerden birinin seçildiği apaçık görülür. Mesela, bir çınar yaprağının şekli, büyüklü-ğü, renginin tonu gibi her bir organı ve özel-liği için çok sayıda imkan ve ihtimal varken, bunlardan yalnız biri gerçekleşmektedir. Bu, matematikte olduğu gibi ne zorunlulukla açıklanabilir, ne de tesadüfle. Ancak sonsuz irade sahibi bir yaratıcının yaratması ile açık-lanabilir.
akl-nazar عقل نظر : gözün gördüğü ile yetinen
akıl, gerçekleri gözle görünenlerden ibaret sanan akıl
aklı müşterek عقل مشترك ortak akıl; aynı mantık prensiplerine (ilkelerine) bağlı olarak düşünen insanların aynı düşünce ve gerçek-lerde birleşmelerini sağlayan akıl
akli selim عقل سليم : )yanlış fikir ve batıl ina-
nışlarla) bozulmamış sağlam akıl
akl- uhrevi عقل اخروی : ahiret hayatını temel ve
gäye olarak gören akıl
akl- vahid عقل واحد : tek akıl
akl-i zahiri عقل طاهری : olayları ve gerçekleri yalnız görünür (zahiri) sebeplere bağlı kala-rak anlamak ve açıklamakla yetinen akıl
aklu hayal عقل و خیال : akıl ve hayal
aklu nakl عقل و نقل : )bak akıl ve nakil(
akl u ruh عقل و روح : akıl ve ruh
aklam افلام : kalemler
aklen عقلاً : akıl yolu ile, akla göre
akliyye عقلیه : akilla ilgili, akla dayanan, akla
uygun
akliyat 1 : عقليات.akıl ve derin düşünce yolu ile anlaşılabilir ince ve derin hakikatler (gerçek-ler) 2.akla dayanan din dışı ilimler
akliyat - mahza عقلیات محضه : yalnız akıl ve de-rin düşünce yolu ile anlaşılabilir çok ince ve derin hakikatler (gerçekler)
aksi misali عکس مثالی : benzer şekile ait (mi-sali) yansıma
aks-l nakiz عکس نقيض : bir hükümü (önerme-yi) doğru sayıp bundan hareketle, hükmü ifade eden cümlenin öznesi ile yükleminin olumsuzlarını alarak cümledeki yerlerini de-ğiştirme yolu ile doğru sonuç çıkarma işlemi. Bu işlemi yapmak için önermedeki öznenin olumsuzunu yüklem ve yüklemin olumsuzu-nu özne yapmak yeterlidir. Örnek: "Her aklı başında olan insan Allah'ı (c.c.) tanır", öner-mesinden, "aks-i nakiz" yolu ile şu sonuç çı kar: O halde Allah'ı (c.c.) tanımaz insan, aklı başında olmayan insandır." Bu akıl yürütme şeldi, harflerle şöyle gösterilebilir: Her S. P'dir. O halde, her P olmayan, S olmayandır. (Bu akıl yürütme şeklinin ilk cümlesinde ge-çen "aklı başında olan insan" sözü, S harfi ile gösterildi. Bu hükmün olumsuzu, aklı başın-da olmayan insan", sözüdür, "S olmayan" şek-linde gösterildi. "Allah'ı (c.c.) tanır." sözü ise, birinci hükmün yüklemidir. Bunun olumsuzu "Allah'ı (c.c.) tanımaz insan" şeklindedir. Bu söz, "P olmayan" şeklinde gösterildi. Sonuç cümlesinde hükümdeki ye Özne yüklem oldu, yükl değiştirildi 'du
aks-i nur عکس نور : işığın yansıması
aksi sada عکس صدا : ses yankısı
aks-ül amel عکس العمل : karşı tepki
aksi halde عکس حالده : ters durumda
aksa انما : uzak, en uzak son
aksam اقسام : kısımlar, bölümler, parçalar,
çeşitler 2 kasemler, yeminler
aksam alat اقسام آلات : esitli aletler (vücud organları)
aksam-i celevat اقسام حلوات : tecellilerin (cele-
vat) çeşitleri ve dereceleri (aksam); (Allah'ın (c.c.) isim ve sıfatlarının) iş ve eserlerindeki çeşitli yansımaları, kendini gösterme ve ta-nıtma şekil ve dereceleri
aksam-ı huruf اقسام حروف : harf çeşitleri
aksam-ı i'caziye اقسام إعجاز به :icaz çeşitleri, söz san'atı ve anlatım tarzı bakımından mucizeli ifade çeşitleri
aksam-ı ihsanat اقسام إحسانات : iyilik ve lütuf
çeşitleri
aksam-ı kelamiye اقسام کلامیه yerinde ve uy-gun söz söyleme sanatının kısımları, konula-rı, çeşitleri
aksam-ı kesire اقسام كثيره:pekok kısımlar, pek çok çeşitler
aksam-ı malûme اقسام معلومه : bilinen kısımlar
aksam- muhatab اقسام مخاطب : kendileriyle ko
nuşulan çeşitli insan grupları
aksam-ı taahhüdat ve taammüdat اقسام تعهدات و تعمدات : )Allah c.c. tarafından) muhtaç var-lıkların zorunlu ihtiyalarının karşılanması işlerini üstlenme (taahhüdat) ve bunu, tesa-düflere bırakmayıp sonsuz irade eseri olan kanunlara bağlama (taamüdat) örneklerinin değişik şekilleri
aksam-i tecellliyat اقسام تجلیات : tecellilerin (tecelliyat) çeşitleri ve dereceleri (aksam); Allah'ın (c.c.) isim ve sıfatlarının iş ve eserle-rindeki çeşitli yansımaları, kendini gösterme ve tanıtma örneklerinin çeşitli şekil ve dere-celeri
aksam- tevhid اقسام توحيد : Allah'ın (c.c.) (gü-zel ve kutsal isimlerinin gösterdiği) birliğine inanma yolları ve çeşitleri
aksami zinet اقسام زینت : süs ve güzellik çeşit-leri
aktab اقطاب : kutuplar, doğru yolun öncüleri, doğru yoldaki evliyaların önderleri
aktab-ı Al-i Beyt-i Muhammediye اقطاب آل بيت محمديه : Hz. Muhammed'in (a.s.m.) soyundan gelen evliyaların önderleri
aktab-ı aşıkin اقطاب عاشقين : Allah'a (c.c.) büyük bir aşkla bağlı evliyaların önderleri
aktab-i erbaa اقطاب أربعة : en büyük dört önder evliya (Seyyid Abdülkadir-i Geylani, Seyyid Ahmed-i Bedevi, Seyyid Ahmed-i Rufåi, Sey-yid İbrahim Desuki)
aktab-ı hamse-lazime اقطاب خمسه عظیمه : en bu yük beş evliya önderi
aktab-ı mehdiyyin اقطاب مهدئين : mehdilikle görevli evliya önderleri (aktab); her asırda mü'minlerin imână bağlılıklarını ve månevi-yatlarını canlandırıp güçlendirmek ve koru-makla görevli ve yol gösterici (mehdi) olan evliya önderleri (kutublar)
aktar اقطار : ere, her taraf
aktari afak اقطار آفاق : her taraf, çevrenin dört bir yanı
aktari alem اقطار عالم : dünyanın her tarafı
aktarı arz أقطار أرض : yeryüzünün her tarafı
aktarı beden أقطار بدن : bedenin her tarafı
aktarı cihan اقطار جهان : dünyanın her tarafı
aktarı İslami اقطار اسلامی : Islam dünyasının her tarafı
aktari kainat أقطار كائنات : kainatın (evrenin) her tarafı
aktar - memleket اقطار مملکت : ülkenin dört bir yanı
aktarı saltanat أقطار سلطنتtek elden idare edilen ülkenin her tarafı
aktar - semavat ve arz أقطار سماوات و أرض : yer ve göklerin her tarafı
aktar-i zemin أقطار زمین : yeryüzünün her tarafı
aktar u etraf أقطار و اطراف : cepeçevre ve etraf, çepeçevre ve her taraf
aktör آقتور : tiyatro ve sinemada erkek oyuncu
aktris آفتريس : tiyatro ve sinemada kadın oyun-cu
akva اقوى : en kuvvetli, en sağlam akval أقوال : sözler, konuşmalar
28
akval- müfessirin أقوال مفسرین : Kur'anı açıkla yan İslâm âlimlerinin sözleri
akvam اقوام : kavimler, toplumlar, milletler
akvam-ı âlem اقوام عالم : dünya milletleri, dün-yadaki toplumlar
akvami vahşiye اقوام وحشبه : vahşi toplumlar medeniyetten uzak kalmış ve gelişememiş toplumlar
akvami zalime اقوام ظالمه : zalim toplumlar,
haksızlıklar ve zulümler yapan toplumlar al آل: parlak kırmızı renk, kankırmzısı, nar çiçeği rengi
al )1( عال : yüksek, yüce, üstün
al )2( آل : soy, sulale, nesil, akraba, hânedan
Al-i Abآل عباء : Hz. Peygamber'in (a.s.m.) ken-disi ile birlikte kızı Hz.Fatıma, damadı Hz.Ali ve torunları Hz.Hasan ve Hz. Hüseyin'den ibaret beş kişilik mübarek topluluk. Bir gün, Hz. Peygamber (a.s.m.), giydiği abâsını örtü gibi kulanarak bu beş kişiyi altına almış ve bunlar için özel bir dua yapmıştı. Bu sebeple bu mübarek beş kişi, "Hamse-i Al-i Aba" veya kısaca "Al-i Aba" deyimi ile anılır olmuştur.
Ali Beyt آل بيت : Hz. Muhammed'in (a.s.m.( soyundan gelip O'nun yolunda giden ve ema-neti olan İslâm'a ve sünnetine sahip çıkanlar
Al-i Beyt-i Nebevi آل بیت نبوی Hz. Peygam-ber'in (a.s.m.) soyundan gelip O'nun yolunda giden ve emaneti olan İslâm'a ve sünnetine sahip çıkanlar
Al-i İbrahim آل إبراهيم : Hz. İbrahim peygambe-rin soyundan gelip O'nun yolunda gidenler
Al-Imran 1 : آل عمران.Kur'an'daki üçüncü sûre-nin adı 2. Kur'an'da adı geçen Hz. Meryem'in babası İmran'ın soyundan gelen mü'min kişi ler. (bkz. Kur'an,3/33,35;66/12) Not: Prof. Dr. Muhammed Hamidullah gibi bazı müfessir ler, Imran isminin aslının Amran olduğunu ve Amran'ın da Hz.Mūsa ile kardeşi Hz.Ha-run'un babası olduğunu, bugünkü Tevrat'ı kaynak göstererek belirtirler. (bkz. Tevrat, çıkış, 6/20) buna göre "Al-i İmran", Amran'ın soyundan gelenler, yani Hz.Mūsa ve Hz.Ha-run ve onların soyundan gelenler demek olur.
Al-i Muhammed (a.s.m.( آل محمد عليه الصلاة والسلام : Hz. Muhammed'in (a.s.m.) soyundan gelip o'nun yolunda giden ve emaneti olan İs-låm ve sünnetine sahip çıkanlar
al-ül ali عال العالى : üstünün üstünü
alashab آل و اصحاب : Hz. Peygamber'ın )a.s.m.) kendi soyundan olanlar (ål) ve saha beler (ashab)
ala على : Arapçada isimlerin başına gelen bir ek olup (...) üstünde, üstüne; (...) üzere, üze-rine mânālarını verir
ala-kadr-il imkan على قدر الإمكان : imkan ölçü sünde, elden geldiğince
ala-kadr-il istitåa (t( على قدر الإستطاعة : güç ve kuvvet ölçüsünce, elden geldiği kadar
ala-kadr-it taka (t( على قدر الطاقه : güç ve kuvvet takat (güç) yettiği kadar, elden geldiğince
ala-külli-hal على كل حل : her halde hangi du-rumda olursa olsun, mutlaka, ister istemez, kesinlikle "Elhamdülillāhi alâ külli-hal siv-el küfri ve-d dalal": küfre ve dalâlete düşmekten başka her hal için Allah'a (c.c.) hamd olsun! (Risale-i Nur)
a'la اعلى : en yüksek, en üstün, en iyi, daha iyi
ala-i illiyyin اعلای علیین : manevi yükseklik de-recelerinin en yükseği
a'la-i illiyyîn-i şeref اعلا علي شرف şerefin yüksek derecelerinin en yükseği
a'lâ-yı illiyyîn-i hilâfet اعلی علیین خلافت : manevi yüksekliklerin en yükseği olan dünya halife-liği makamı; Allah'ın (c.c.) emrine uygun şe-kilde dünyayı ve dünyadaki bütün varlıkları koruyup gözetme ve yönetme görevi, yetkisi ve sorumluluğu şeklinde insana Allah (c.c.) tarafından verilmiş olan yükseklerin en yük seği olan dünya halifeliği makamı
a'lâ-yı illiyyin-i insaniyet اعلاى عليين إنسانيت insanlıktaki månevi yüksek derecelerin en yükseği
a'lā-yı İlliyyin-ikemalt اعلای علیین کمالات månevi olgun-luktaki yüksek derecelerin en yükseği
a'lâ-yı illiyyin-i tevhid اعلاى عليين توحيد : Allah'ın (c.c.) birliğine imandaki yüksek derecelerin en yükseği
a'lâ-yı illiyyin-i yakin اعلاى عليين يقين : suphe go türmez sağlam bilginin (yakin) yüksek dere-celerinin en yükseği
alaka علقه : anne karnında döllenmiş yumurta (embriyon) halinden itibaren insan yavrusu-nun yaradılışında geçirdiği değişme ve geliş-me devrelerinden birincisi
alaka علاقه : ilgi, ilişik, münasebet, bağ
alaka-i kalb علاقة قلب : kalbden bağlılık, gönül
bağı, sevgi bağı
alaka-i Kur'aniye علاقة قرآنيه : Kur'an'a bağlılık ve hizmet
alaka-i sinifi علاقة صنفی : toplumdaki sınıf ve meslek bağı ve ilgisi
alâka-i şedide-i uhuvvetkârane علاقة شديدة اخوتکارانه : kardeşçe (uhuvvetkārane) karşılıklı güçlü (şedid) bağ ve ilgi
alakadar علاقه دار : ilgili, ilgi gösteren, ilgisi olan
alakadarâne علاقه دارانه : ilgi duyarak, ilgi gös-terir tarzda
alakasız علاقه سز : ilgisiz yersiz
alakat علاقات : alakalar, ilgiler
alaküllihal على كل حال : her halde, mutlaka, is-ter istemez (bkz.ala-külli-hal)
alam آلام : elemler, acılar, üzüntüler, kederler
alam-ı beşer 1 : آلام بشر.insanların çektiği acı-lar 2. insalar için duyulan acılar, insanların kötü durumlarını görüp hissedilen acılar ve üzüntüler
959) «Allah- Thâlâ ADN cennetini yarattığı zaman, orada: Hiçbir gözün görmediği, kulakların işitmediği ve hiçbir beşer kalbinin hatırlamadığı şeyler yarattı..
Sonra ona emretti:
- Konuş..
Konuştu:
Muhakkak müminler felåh buldu..>>
AND: Sekiz cennetten birinin adıdır..
Felah bulan müminler, öbür âlemde bu nimete erécek kimselerdir..
Henüz peygamber değildi.. Amcasının yaptığı putları ipe vurur pazara götürürdü.. Yanan kısım, bu ipin deydiği yerdir..
Her nekadar Ayet-i Kerime'de putu yapan İbrahim'in a.s. babası olarak gözükmekte ise de, amcası olduğu bazı müfessirler tarafından tes-bit edilmiştir. Bu müfessirlerin gerekçesi şudur:
O zamanlar, amcaya baba derlerdi..
Natice İbrahim peygamberin a.s. babası putçu değildir..
**
Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen IBN-I NECCAR.. Menkıbele-ri, 5. ve 98. Hadis-i Şerifte..
962) «Allah-ii Taâlâ, halkı yarattığı zaman, katında arşı üzerine -şöyle yazdı:
Muhakkak rahmetim gazabımı geçti..>>
Alıp verdiğimiz her nefeste bulunan, iki nimetine karşılık bizden is-yan çıktığı halde, rahmetini bizden eksik etmeyişi onun bol rahmetine bir nişan değil mi?..
Ravi: EBU HÜREYRE'den r.a, naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Men-kıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şeriflerde..
963) «Sizden hiç kimseyi, ameli kurtaramayacaktır.. Ya Resûlellah, seni de mi?..
Diye sordular; buyurdu:
Evet beni de.. Şu kadar ki, Allah beni fazlı rahmetine gark etmiştir.. İfrattan kaçınınız.. Birbirinize yaklaşınız.. Hiçbiriniz ölümü te-menni etmesin.. İyi bir kimse ise hayır artıracağı mümkündür.. Şayet kötü bir kimse ise -Allahın rızasını taleb edeceği umu-lur..»
Azabtan kurtulmak ve cennete girmek Allahın bir fazlıdır; ihsanıdır. Şu varki: Cennetteki dereceler, burada yapılan iyi ameller nisbetinde ola-caktır.. Unutmamalı..
Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i şerifte..
964) «İnsanlar birbirlerine sormaya hep devam edecekler.. Hatta:
-Bu, Allah.. Herşeyi yaratan.. O halde, Allah'ı kim yarattı?.. Diyecekler..>>>
*** Çok soru sormak ve cevabı mümkün olmayan sözlere dalmak yasak-tır... Sonra herşeyi halletmeye bu akıl yeterli değildir.. Bu gibi soruları soranlar önce, Erzurum'lu İbrahim Hakkı Hz. nin dediği gibi, yeryüzünde-ki keşfedilmeyen bölgeleri keşfetsinler.. Ve kendilerinin ne olduğunu an-lamaya çalışsınlar..
HAVLE b. HAKIM: Sahabedir. Hem de ansardan.. Rivayet ettiği bir-çok Hadis-i Şerif vardır.. Aşağı yukarı bu mealde rivayet ettiği bir Ha-dia-i Şerif MÜSLIM'de de geçer.. Allah ondan razı olsun..
٩٦٨ لَوْ أَنَّ أَحَدُكُمْ إِذَا أَرَادَ أَنْ يَأتى أَهْلَهُ فَقَالَ : بِسمِ اللهِ ، اللَّهُمَّ جَنَّبْنَا الشَّيْطَانَ ، وَجَنْبِ الشَّيْطَانَ مَا رَزَقْتَنَا ، فَإِنَّهُ إِنْ يُقَدِّرْ بَيْنَهُمَا وَلَدٌ في ذلك ( رواه البخاري عن ابن عباس )
الوَقْتِ لَمْ يَضُرَّهُ الشَّيْطَانُ أبداً .
968) «Sizden biri ehline varmak istediği zaman, şu duayı yaparsa:
Allah'ın adı ile.. Allahun, şeytanı bizden uzaklaştır.. Ve bi ze vereceğin ŞEY'den de şeytanı uzaklaştır..
Şayet onlara o vakitte bir çocük mukadderse, şeytanın ona ebe-dî zararı dokunmaz..>>> **
Burada ŞEY diye geçen kelime, birçok manaya geleceği gibi arala-rında hasıl olacak zevke de şumülü vardır.. O anda yapılan harekete şey-tani duygular karışabilir.. Dikkat etmeli..
969) «Eğer cennet ehli kadımlarından bir kadın yer yüzüne inse; yer misk kokusuyla dolar.. Güneşin ve ayın ziyası söner..>>>
İşte bu hanım, bu âlemde ömrünü ibadetle geçiren ve temiz bir ha-yat yaşayan cennet hanımıdır.. Hanımlarımız, böyle olmaya çalışmalıdır.. Aynı bu Hadis-i Şerif, cennet hurilerine de işaret eder..
Ravi: SAID b. AMİR'den r.a. naklen ZİYA.. Menkıbesi, 104. Hadis-i Şerifte..
SAID b. AMIR: Sahabedir.. BELHI lakabıyla meşhurdur.. Ramus
şerkinde:
Zahid salih..
Olduğu kaydedildikten sonra, Hz. Ömer'in Humus valiliğini yaptığı da yazılıdır..ond 1 olsun..
Bu Hadis-i Şerif bize, Allah'ın bol rahmetine karşılık cezasının da şid-detli olduğunu anlatmak için buyrulmuştur.. Allah'tan ümit kesilmesi için değil.
Ravi: BUHARI. ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
975) «Eğer dilenmenin ne olduğunu bilseydiniz, bir kimse diğerine gidip bir şey istemeye adun atmazdı..»
**
Mecburî haller hariç dilencilik dinimizdə haramdır..
**
Ravi: AIZ b. AMR'dan ra. naklen NESEÎ.. Menkıbesi, 13. Hadis-i Şerifte.
**
AIZ b. AMR: Sahabe.. Hem de ansardan.. Hz. Aliyi r.a. pek severdi.. Bilazüri, Siffin'e Hz. Ali'nin hakkına inanarak katıldığım yazar.. Allah ondan razı olsun..
Siz dünyadaki bütün taşların sayısı kadar yıl- ce-
hennemde kalacaksınız.
Sevinirler..
Eğer cennet ehline:
Siz dünyadaki- her taşın sayısı kadar yıl- cennette
kalacaksımız..
Deseler; üzülürler.. Şu var ki; bunlara ebedî kalmak vardır..>»
Sayılı günler çabuk geçer..
**
Derler.. Bir milyar yıl sonra, kurtuluş ümidi olsa dahi, yine sevinç verir.. İşte cehennem ehlinin sevinci bu hesaptan; cennet ehlinin hüznü bu hesaba göre..
Peygamberimiz, Nasr sûresinin inişinden beri, ecelinin yaklaştığı-nı öğrenmiş ve:
«Ey Allâhım! Seni, tesbih, (Eksik sıfatlardan uzak tutar) ve Sana hamd-ü senâ ederim.
Ey Allâhım! Beni, yarlığa!
Şüphe yok ki: Tevbeleri en çok kabul eden ve merhametli olan Sen-sin Sen!» diyerek Allâh'a hamde, tesbih ve istiğfara koyulmuş bulunu-yordu. (1)
Hz. Aişe der ki «Resûlullâh Aleyhisselâm, son zamanlarında (Süb-hânallahi ve bihamdihi estağfirullâhe ve etübü ileyhi Allâhı, her tür-lü noksanlıklardan uzak tutar, O'na Kendi hamdiyle hamd ederim.
Allâh'dan yarlığanmamı diler ve Ona tevbe ederim.) sözünü ço-ğaltınca, (Yâ Resûlallâh! Ben, ne diye Sübhânallâhi ve bihamdihi... sözünü çoğalttığını görüyorum? Sen, bundan önce hiç böyle yapmaz-dın?) dedim.
Resûlullah Aleyhisselâm (Yüce Rabbim, bana ümmetimde bir
alåmet göreceğimi haber vermişti ki, o alâmeti gördüğüm zaman, Kendisine çok çok tesbih ve hamdiyle istiğfarda bulunacaktım.
İşte, o alâmeti gördüm:
(Allah'ın yardımı ve Fetih gelince, Sen de, insanların fevc feve Allah'ın dinine gireceklerini görünce, hemen Rabb'ını hamdile tesbih et. Onun, yarlığamasını dile.
Şüphe yok ki, O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr: 1-3)
buyurdu.» (2)
İbn-i Abbas der ki Ömer b. Hattab, beni, meclisine, Bedir sava-şına katılmış yaşlı Sahabîlerle birlikte alırdı.
(1) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 192, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. I, s. 392
(2) İbn-i Sa'd Müslim Tabakat, c. 2, s. 192-193, Ahmed b. Hanbel Mäsned, c. 6, s. 35, Sahih, c. 1, s. 351
Bazısı, buna içerilemiş olacak ki, kendisine (Bunu, niçin bizim-le birlikte alıyorsun? Bizim, onun kadar oğullarımız var?) demiş.
Ömer de (O, bildiğiniz kimselerden değil!) cevabını vermiş.
Yine bir gün, beni çağırıp onlarla birlikte meclise almıştı.
Sonradan anladım ki: O gün, beni, onlara göstermek için çağır-mıştı.
(Yüce Allah'ın (İzâ câe nasrullâhi velfeth...) Kelamı hakkında ne dersiniz?) diye sordu.
Bazıları (Bize yardım ve fetih ihsan edildiğinde, Allah'a hamd ve istiğfar etmemiz, emr olunmuştur.) dediler.
Bazısı da, sustu, bir şey söylemedi.
Bana (Sen de mi, böyle söylüyorsun ey İbn-i Abbas?) diye sordu.
Ben (Hayır!) dedim.
(Ya ne diyorsun?) diye sordu.
(Bu, Resûlullah Aleyhisselâmın ecelidir. Ona, bunu bildiriyor. Allah'ın yardımı ve fetih geldiği vakit, o, Senin ecelinin alâmetidir. Artık, Rabb'ını hamd ile tesbih et. Onun, yarlığamasını dile.
Şüphe yok ki, O, tevbeleri çok kabul edendir. buyuruyor.) dedim. Ömer (Benim bildiğim de, ancak, senin söylediğindir.) dedi.» (3)
«Nasr sûresi, Allâh tarafından bir davetci, Resûlullah'ın, dünya-ya vedâı idi.» (4)
«Bu gün, size dininizi ikmal... Mâide: 3» mealli âyet nâzil oldu-ğu zaman, Hz. Ömer, ağlamış, «Ne için ağlıyorsun?» diye sorulunca «Bu, kemalden sonra noksan ifade eder.
Bu, Peygamber Aleyhisselâmın vefat edeceğini anlatıyor gibidir!>>> demişti. (5)
Peygamberimiz, bir gün, Hz. Fâtıma'ya, gizlice «Cebrail, her yıl, Kur'ân'ı benimle bir kerre mukabele ederdi. Bu yıl ise, iki kerre mukabele etti.
Öyle sanıyorum ki Ecelim, yaklaşmıştır.» buyurdu. (6)
Cebrail Aleyhisselâmın, Kur'ân-ı Kerim'i Peygamberimizle muka-bele edişi, ramazan aylarında idi.
Cebrail Aleyhisselâm, ramazan ayında her gece iner, Kur'ân-ı Ke-rimi, Peygamberimizle, başından sonuna kadar mukabele ederdi. (7)
(3) Buhâri Sahih, c. 6, s. 94, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 1, s. 337-338
(4) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 192
(5) Ebülfida Sire, c. 4, s. 427
Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 282, Buhârf Sahih, c. 6, s. 101
(6) (7) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 194-195, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 1, s. 288, Müslim Sahih, c. 4, s. 1803
Peygamberimizn vefatından önceki yılın ramazanında ise, bu mu-kabele, iki kerre yapılmıştı. (8)
Peygamberimiz, her yıl, ramazanın son on gününde İ'tikafa da, girerdi. (9)
Son ramazanda ise, İ'tikâfa yirmi gün girmişti. (10)
İ'tikâf, Allah'a ibâdet ve tåat niyetile bir müddet mescidde kal-mak demektir. (11)
Bunun İçindir ki: Peygamberimiz, Veda haccında Müslüman-larla vedâlaşmış (12), Veda haccından dönerken Gadir-i Humm'da-ki hutbesinde de «Ey insanlar! Haberiniz olsun ki: Ben de, ancak bir insan'ım.
Çok sürmez, yüce Rabbımın Elçisi bana gelecek, ben de, onun dâ vetine icåbet edeceğim! buyurmuştu. (13)
Hz. Abbas, bir gün «Vallahi, ben, Resûlullah Aleyhisselâmın, içı-mizde ne zamana kadar sağ kalacağını öğreneceğim!» dedi.
«Yâ Resûlallah! (14) Görüyorum ki Halk, Seni, hem bizzat, hem de, ayak tozlarile rahatsız ediyorlar. (15)
Sen, üzerine çıkıp oturacağın bir şey (16), bir taht (17), halkın, toz toprağından ve düşmanlardan Seni koruyacak (18) bir çardak (19) edinsen (20), halka, oradan konuşma yapsan olmaz mı?» dedi. (21)
Peygamberimiz «Vallâhi (22), çok sürmez (23), onları çağıraca-ğım. (24)
(8) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 194-195, Buhâri Sünen, c. 1, s. 562 Sahih, c. 6, s. 102, İbn-i Mice
(9) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 194, Buhâri Sünen, c. 1, s. 562 Sahih, c. 6, s. 102, İbn-i Mice
(10) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 195; Buhâri Sünen, c. 1, s. 562, Darimi Sünen, c. 1, s. 358 Sahih, c. 6, s. 102, Ibn-1 MAce
(11) Ragib Müfredat'ül-kur'an, s. 343, İbn-i Esir Nihaye, c. 3, s. 284
(12) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 184
13) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 367, Müslim ( Sahih, c. 4, s. 1873
(14) Abdurrezzak Musannef, c. 5, s. 433-434, İbn-i Sa'd Daremi Sünen, c. 1, s. 37 Tabakat, c. 2, s. 193,
(15) Daremi Sünen, c. 1, s. 37
(16) Abdurrezzak Musannef, c. 5, s. 434
(17) İbn-i Sa'd Tabakat, c, 2, s. 193
(18) Abdurrezzak Musannef, c. 5. s, 434
(19) Daremi Sünen, c. 1, s. 37
(20) Abdurrezzak Musannef, c. 5, s. 434, İbn-1 Sa'd Tabakat, c. 2, s. 193, Da-remi Süne, c. 1, s. 37
(21) Daremi Sünen, c. I, s. 37
(22) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 193
(23) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 193, Daremi Sünen, c. 1, s. 37
Onlar, benim sırtımdan ridamı çekecekler (25), ökçeme basacak-lar, beni, onların tozları bürüyecek, nihayet, Allâh, beni, onlardan rahata erdirecektir! buyurdu.
Hz. Abbas «Resûlullah'ın, İçimizde pek az kalacağını anladım.» demiştir. (26)
Yine, Hz. Abbas der ki «Uyurken, rü'yamda, Arz'ı, sema'ya iple sımsıkı bağlanıp çekilir gibi görmüş, bunu Resûlullah Aleyhisselâma anlatmıştım.
Resûlullah Aleyhisselâm (Bu, senin kardeşinin Oğlunun vefatı-dır!) buyurdu. (Bezzar ve Taberani'den naklen Heysemi-Mecmauzze-vâid c. 9, s. 23-24)
Abdullah b. Mes'ud der ki «Peygamberimiz ve sevgilimiz, vefa-tından bir ay önce, bize vefatını haber verdi. (27) Babam, anam ve canım Ona fedâ olsun! (28)
Ayrılış günü yaklaştığı zaman, bizi, anamız Aişe'nin evinde top-ladı, (29)
Bize bakınca, gözleri yaşla doldu. (30)
Hoş geldiniz!
Allâh, size ömür ve selåmet versin!
Allah, sizi rahmetile esirgesin!
Allâh, sizi korusun!
Allâh, size iyilikler ve selåmet versin!
Aliah, size rızıklar versin!
Allâh, sizi yükseltsin!
Allâh, sizi yararlandırsın!
Allâh, sizi dâim etsin!
Allâh, sizi koruyup düzene koysun! (31)
(25) Abdurrezzak Musannef, c. 5, s. 434, İbn-i Sa'd remi Sünen, c. 1, s. 37 Tabakat, c. 2, s. 193, Da-
(26) Abdurrezzak Musannef, c. 5, s. 434, İbn-i Sa'd remi Sünen, c. 1, д. 37 Tabakat, c. 2, s. 193, Da-
(27) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256, Taberi Kâmil, c. 2, s. 319, Ebülfida c. 4, s. 260 Tarih, c. 3, s. 192, İbn-i Esir-Sire, c. 4, s. 502, İbn-i Hacer Metālibül'äliye,
(28) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256, İbn-i Hacer Metālibül'aliye, c. 4, s. 260
(29) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256, Taberi Tarih, c. 3, s. 192, İbn-i Estr Kâmil, c. 2, s. 319, Ebülfida Sire, c. 4, s. 502, Ibn-i Hacer Metâlibülliye, c. 4, s. 260
(30) Taberi Tarih, c. 3, s. 192, c. 4, s. 502, İbn-i Haldun âlive, c. 4, s. 260 İbn-i Esir Kâmil, c. 2, s. 319, Ebülfida Sire, Tarih, e. 2, ks. 2, s. 62, İbn-i Hacer Metālibül-
(31) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256, Taberi Tarih, c. 3, s. 192, İbn-i Esir Kâmil, c. 2, s. 319, Ebülfida Stre, c. 4, s. 502, İbn-i Hacer Metallbül-Aliye, c. 4, s. 200
Size, Allâhı ve Allah'dan sakınmanızı tavsiye eder, sizi, Ona 18-marlarım.
Ben, sizin için, Allah tarafından apaçık bir sakındırıcı ve uya-rıcıyım.
Allâhın kulları ve beldeleri hakkında, Allâha karşı baş kaldır-mayınız!
Çünki, yüce Allah benim ve sizin için:
(İşte, Ahiret yurdu! Biz, onu, yer yüzünde ne tegallüb, ne de, fe-sad arzusuna düşmeyeceklere veririz.
Mutlu sonuç, Müttakilerin (Allahdan sakınanların) dır. (Kasas: 83)
...Kibir taslayanlar için Cehennemde bir karargah mı yok? (Zü-mer: 60) buyurmuştur.) buyurdu. (32)
(Yâ Resûlallah! Senin ecelin ne zaman?) diye sorduk.
(Ayrılış, Allah'a Cennetül'me'va'ya, Sidretülmünteha'ya, Refi-kul'âla'ya, Kandırıcı Dolu'ya, Nasib'e, Mutlu ve Kutlu yaşantıya dö-nüş zamanı yaklaştı!) buyurdu. (33)
(Yâ Resûlallah! Seni, kim yıkasın?) diye sorduk.
(Ev halkımdan, yakınlık sırasına göre en yakın olanlar!) bu-yurdu.
(Yâ Resûlallah! Biz, Seni neyin içine sarıp kefenleyelim?) diye sorduk.
İsterseniz, şu elbisemin içine, yahut Mısır bezine, ya da, kuma-şına sarınız!) buyurdu.
(Yâ Resûlallah! Senin üzerine cenaze namazını kim kılsın?) di-ye sorduk ve ağladık. Kendisi de, ağladı.
(Allâh, size rahmet etsin. Sizi, Peygamberinizden dolayı hayırla mükafatlandırsın! (34)
Siz, beni yıkadığınız ve kefenlediğiniz zaman, şu Seririmin üze-rine ve şu evimin içindeki kabrimin kenarına koyunuz!
(32) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256, Taberi Tarih, c. 3, s. 192, İbn-i Esir Kâmil, c. 2, s. 319-320, Ebülfida Sire, c. 4, s. 502, İbn-i Haldun Tarih, c. 2, ks. 2, s. 62, İbn-i Hacer Metalibül'âliye, c. 4, s. 260-261
(33) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256-257, Taberi Tarih, c. 3, s. 192, İbn-i Esîr Kâmil, c. 2, s. 320, Ebülfidâ Sire, c. 4, s. 502, İbn-i Hacer Metalibül'Aliye, c. 4, s. 261
(34) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256-257, Taberi Esîr Kâmil, c. 2, s. 320, Ebülfida Metali""Aliye, c. 4, s. 261 Tarih, c. 3, s. 192-193, İbn-1 Sire, c. 4, s. 502-503, İbn-i Hacer
Sonra, bir müddet, benim yanımdan çıkıp gidiniz! (35)
Çünki, benim üzerime ilk önce namazı sevgilim ve dostum Ceb-rail, sonra Mikail, sonra İsrafil, daha sonra, yanında bütün Melek-ler bulunduğu halde, Ölüm Meleği (Azrail) kılacaktır. (36)
Bundan sonra, takım takım giriniz, üzerime namaz kılınız ve Sa-lát-ü selâm getiriniz.
Peygamberimize, Allâh tarafından «Git te, Baki kabristanı hal-kı için düa et!» buyruldu.
Peygamberimiz, düa edip dönünce «Git te, Baki kabristanı hal-kı için tekrar düa et!» buyruldu.
(35) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 257, Belâzüri Ensabüleşraf, c. 1, s. 567, Ta-bert Tarih, c. 3, s. 193, Süheyli Ravdulünf, c. 7, s. 590, İbn-i Esir Kâmil, c. 2, s. 320, Ebülfida Sire, c. 4, s. 503, İbn-i Hacer Metâlibül'âliye, c. 4, s. 261
(35) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 257, Taberi Tarih, c. 3, s. 193, Süheyli Rav-dulünf, c. 7, s. 590, İbn-i Esir Kâmil, c. 2, s. 320, Ebülfida Sîre, c. 4, s. 503, İbn-i Hacer Metálibül'äliye, c. 4, s. 261
(37) Ibn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 257, Belâzüri Ensab. c. 1, s. 564, Taberi Tarih, c. 3, 193, Süheyli Ravd. c. 7, s. 590, İbn-i Esir Kâmil, c. 2, s. 320, Ebül-fidă Sire, c. 4, s. 503, İbn-i Hacer Metālibül'aliye, c. 4, s. 261
(33) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 257, Belâzüri Ensab, c. 1, s. 564, Taberî Tarih, e. 3, s. 193, Ebülfida Sire, c. 4, s. 503, İbn-i Hacer Metálibül'âliye, c. 4, s. 261
(39) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256-257, Belâzüri Ensab. c. 1, s. 564, Taberi -Tarih, c. 3, s. 192-193, Süheyli Ravd. c. 7, s. 590, İbn-i Esir Kâmil c. 2, s. 320, Ebülfida Stre, e, 4, s. 502-503, İbn-i Hacer Metālibül'aliye, c. 4, s. 261-262 (40) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 193, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 106
Peygamberimiz, gitti. Onlar için Ey Allahımı Baki kabristanı halkını yarlığal diyerek düa etti.
Dönünce Uhud şehidleri için de, düa et! buyruldu. (41)
Peygamberimiz Bakiulgarkad Kabristanında
Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre: Peygamberimiz, bir gece, ridası-nı ve ayakkabısını çıkarıp ayak ucuna koydu. İzarının bir kısmını, döşeğinin üzerine serip uzandı.
Biraz kestirdikten sonra ridasını yavaşca aldı. Ayakkabısını ya-vaşca giydi. Kapıyı açıp dışarı çıktı. Yavaşca uzaklaştı.
Hz. Aişe de, hemen baş örtüsüyle başını örttü, İzarını büründük-ten sonra Peygamberimizin arkasından gitti.
Bakı' kabristanına kadar Peygamberimizi takip etti.
Peygamberimiz, bir müddet ayakta durduktan sonra ellerini kal-dırdı. (42)
Selām size ey Mü'minler diyarı!
Sizler, bizden önce gitmiş bulunuyorsunuz! İnşaallah, biz de, si-ze katılacağız.
Ey Allahım! Onların ecirlerinden bizi mahrum etme!
Onlardan sonra, bizleri fitnelere uğratma!» diyerek düa etti.
(43)
Peygamberimiz, bir müddet durdu. Sonra, ellerini kaldırdı. El kal-dırışını üç kere tekrarladı.
Sonra, geri döndü.
Hz. Aişe de, geri döndü.
Peygamberimiz, hızlı hızlı yürümeğe başladı.
Hz. Aişe de, hızlı yürüdü.
Peygamberimiz, koşmağa başladı.
Hz. Aişe de, koştu.
Peygamberimiz, eve yaklaştı.
Hz. Áişe de, yaklaştı. Peygamberimizden önce içeri girip yatağı-na uzandı.
Sonra, Peygamberimiz, içeri girdi.
Girince «Ey Aişe! Nen var? Neye kuşkulandın?» diye sordu.
Hz. Aişe Bir şey yok yâ Resûlallah!» dedi.
Peygamberimiz Ya bana, sen haber verirsin, ya da, Latif ve her şeyden haberdar bulunan Rabbım bana haber verecektir!» buyurdu.
(41) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205
(42) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 221
(43) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 203, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 71
Ha. Alge «Babam, anam Sana feda olsun ya Resûlallah! Onu, Sen, bana haber ver!» dedi.
Peygamberimiz Sen, önümde bulunan karaltıyı gördün mü?. diye sordu.
Hz. Aişe Evet! Sırtıma vurup canımı acıttı! dedi.
Peygamberimis «Evet! Cebrall Aleyhisselâm, bana gelip senden, habersizce ayrılmam İçin bana seslendi.
Ben de, yanına varmadan habersizce ayrılmayı kabul ettim.
Elbiseni, çıkarınca, seni uyudu sandım. Uyandırmak istemedim. Sen, korkarsın diye çekindim.
Yüce Rabbın, Bakı' kabristanındaki halka gidip kendileri İçin mağfiret dilemeni, sana da, emr ediyor. buyurdu.
Hz. Aişe YA Resûlallah! Ben, oraya gidip ne diyeyim?s diye sordu.
Peygamberimiz (Selâm ve Allahın rahmeti, bu diyara bizden önce, bizden sonra gelen Mü'min ve Müslümanların üzerine olsun!
İnşaallah, bizler de, gelip size katılacağız!) de! buyurdu. (44) Peygamberimiz, gecenin sonuna doğru Baki' kabristanına gidip «Selâm size ey Mü'minler diyarı!
İnşaallah, biz de, size katılacağız.
Ey Allahım! Baklulgarkad halkını yarlığa! diye düa etmeğe baş-Inch. (45)
Peygamberimizin Azadlısı Ebû Müveyhibe der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, Baki kabristanında gömülü Müslümanlara Allahdan mağfiret dilemek için emr olunmuştu.
Üç kerre, geceleyin gidip mağfiret diledi.
İkinci gecede (46), Resûlullah Aleyhisselâm, gece yarısı adam gönderip beni çağırttı. (47)
(Ey Ebû Müveyhibe! Hayvanımın semerini vur! (48) Şu Bakl' kabristanında gömülü halk için Allahdan mağfiret dilemekliğim, ba-na emr olundu. Sen de, benimle git!) buyurdu. (49)
(44) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 221 (45) Ibn-i Sa'd Tabakat, c. 2, 8. 203-204
(46) Ahmed b. Hanbel (47) Ibn-i Ishak, İbn-i Müsned, c. 3, s. 488
e. 3, s. 489, Taberi Hişam Sire, c. 4, s. 292, Ahmed b. Hanbel Müsned,
Tarih, c. 3, s. 100. (48) Ahmed b. Hanbel Müaned, c. 3, s. 488
(49) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Stre, c. 4, s. 292, İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, n. 204, Ahmed b. Hanbel Müsned, e. 3, s. 489, Daremi Sünen, c. 1, s. 38, Belå-züri Ensabülegraf, c. 1, s. 544, Tabert Tarih, c. 3, a. 100
Hayvanına bindi. Ben de, yürüyerek (50), Kendisile birlikte git-tim. (51)
Baki' kabristanına varınca, hayvanından Indi. Ben de, hayvanını tuttum. (52)
Resûlullah Aleyhisselâm, onların arasında durup (Esselâmü aley-küm ey kabirler halkı! (53) İnsanların içinde sabahladığı şeylerden, sizin içinde sabahladığınız şey, sizin için daha kutludur. (54)
Allâhın, sizleri, ondan kurtarmış olduğunu bir bilseydiniz! (55)
Birbiri ardınca kıt'alar gibi karanlık geceler geliyordur! Onların, sonradan gelenleri, öncekilerinden de, kötü (56) ve bas-kındır!) buyurdu. (57)
Sonra, bana dönüp (Ey Ebû Müveyhibe! Bana, dünya hazineleri-nin anahtarları ve dünyada temelli kalmak, sonra da, Cennet verildi. Ben, bununla, Rabbıma kavuşmak ve Cennet arasında muhayyer kılındım.
Bunlardan birini tercih etmekte serbest bırakıldım. (58)
Ben de, Rabbıma kavuşmayı ve Cennet'i tercih ettim.) buyurdu. (59)
Kendisine (Babam, anam Sana fedå olsun! Sen, dünya hazinele-rinin anahtarlarını ve dünyada temelli kalmayı, sonra da, Cennet'i seçip alsaydın a!) dedim.
Resúlullah Aleyhisselâm (Hayır! Vallahi, ey Ebû Müveyhibe! Ben, Rabbıma kavuşmayı ve Cennet'i tercih etmiş bulunuyorum!) buyur-du.
(59) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 488
(51) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, Ibn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 204, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 489, Belâzüri Ensab. c. 1, s. 544, Ta-beri Tarih, c. 3, s. 190
(52) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 488
(53) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, Ahmed b. Hanbel c. 3, s. 189, Daremi Sünen, e. 1, s. 38, Belâzüri beri Tarih, c. 3, s. 190 Müsned, Ensab, c. 1, 8. 544, Ta-
(54) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, İbn-i Sa'd Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 489, Daremi züri Ensab. c. 1, s. 544, Taberi Tarih, c. 3, s. 190 Tabakat, c. 2, s. 204, Sünen, c. 1, s. 38, Beli-
(55) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 489, Belâzüri Ensab. c. 1, s. 544
(56) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, İbn-i Sa'd Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 489, Belâzüri Taberi Tarih, c. 3, s. 190 Tabakat, c. 2, s. 204, Ensab. c. 1, s. 544,
(57) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3,5. 488, Daremi Sünen, c. 1, s. 38
(58) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, İbn-i Sa'd Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 489, Daremi züri Ensab. c. 1, s. 544, Taberî Tarih, c. 3, s. 190 Tabakat, c. 2, s. 204, Sünen, c. 1, s. 38, Bela-
İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 204, Belâzüri Tarih, c. 3, s. 190 Ensab. c. 1, s. 544, Taberi
Baki' kabristanında gömülü Müslümanlar İçin Allahın mağfire-tini, yarlığamasını diledikten sonra döndü. (60)
Hz. Aişe der kl (Dünya ile Ahiret arasında muhayyer kılınıp bi-rini seçmekte serbest bırakılmadıkca, hiç bir Peygamber, vefat et-mez!) buyurduğunu, Resûlullah Aleyhisselâmdan hep işitir durur-dum.
Peygamber Aleyhisselâmın Ahiret ålemine alınmasına sebep olan Buhha'ya tutulup nefes borusunun tıkandığı ve sesi kalınlaştığı za-man (...Allahın, kendilerine nimetler verdiği Peygamberlerle, Sıddik-larla, Şehidlerle, Salihlerle birlikte!
Onlar, ne iyi arkadaştırlar! (Niså: 69) mealli âyeti okuduğu-nu, Peygamber Aleyhisselâmdan işittim.
Sanırım ki Peygamber Aleyhisselâm, o zaman (61), dünya ile Ahiret arasında (62) muhayyer kılınmış, ikisinden birini tercihde serbest bırakılmıştı. (63)
Peygamberimizin Uhud Şehidlerini Ziyareti ve Müslümanlara Hitabı:
Peygamberimiz, Bakiulgarkad'da gömülü Mü'minler için düa et-tiği gibi (64), Uhud şehidleri için de, düa ve istiğfar etmesi Peygam-berimize emr edilmişti. (65)
Peygamberimiz, bir gün, Uhud'e gitti. Uhud şehidleri için düa etti. (66)
Sonra dönüp, Minbere çıktı. (67)
Ölülere ve dirilere veda eder gibi (68), buyurdu ki:
Ben, sizin Kevser Havuzuna ilk erişeniniz, karşılayanınız olaca-ğım! (69)
(60) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, Ahmed b. Hanbel c. 3, s. 489, Daremi Sünen, c. 1, s. 38, Taberi Tarih, c. 3, s. 190 Müsned,
(61) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 229, Ahmed b. Hanbel Müslim Sahih, c. 4, s. 1833 Müsned, c. 6, s. 176,
(62) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 176
(63) Ibn-1 Sa'd Müslim Tabakat, c. 2, s. 229, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 176, Sahih, c. 4, s. 1893
(64) Ibn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205
(65) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 300, İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, в. 205
(66) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 149, Buhari lim Sahih, c. 4, s. 1796 Sahih, c. 2, s. 94, Müs-
(67) İbn-1 Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 149, Buhari Sahih, c. 2, s. 91, Müslim Sahih, c. 4, s. 1796
68) Ibn-i Sa'd
( (69) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205, Müslim Sahih, c. 4, s. 1796
Buhari Tabakat, c. 2, s. 205, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 149, Sahih, c. 4, s. 94, Müslim Sahih, c. 4, s. 1796
Kevser Havuzunun genişliği, Eyle ile Cuhfe arasındaki mesafe gibidir. (70)
Sizinle buluşma yerimiz Havuzdur. (71)
Ben, sizin hakkınızda şehadet edeceğim.
Ben, şu anda Havuzumu görüyorum! (72)
Şu anda bana yer'in hazineleri, yer'in anahtarları verildi. Valla-hi (73), Ben, sizin için, benden sonra, müşrikliğe dönersiniz diye korkmam.
Fakat, ben, sizin için (74), dünyaya kapılır ve onun üzerinde (75) birbirinizi kıskanırsınız (76), birbirinizi öldürürsünüz ve sizden öncekilerin yok olup gittikleri gibi, siz de, yok olur gidersiniz, diye kor-karım! buyurdu. (77)
Peygamberimizin, Hastalığını Hz. Aişe'nin Evinde Geçirmesi:
Peygamberimiz, Hz. Meymune'nin evinde yedi gün oturdu. (78)
Bir gün, zevcelerini yanına çağırdı. (79)
Hastalığını, Hz. Aişe'nin evinde geçirmesi için kendilerinden muva-fakat istedi. (80)
«Ben, yarın neredeyim? diye sordu.
Nerede olacağını haber verdiler.
Bazıları da «Resûlullah, ancak Ebû Bekir'in kızının gününü ister.»
dediler ve muvafakat ettiler. «Yå Resûlallah! Sana helåldır. Bizler, an-cak, kız kardeşleriz!» dediler.
Peygamberimiz Böyle yapmamı, bana helal ediyormusunuz?» diye sordu.
«Evet!» dediler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz ridasını omuzuna aldı. (81)
(70) Müslim Sahih, c, 4, s. 1796
(71) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205
(72) İbn-i Sa'd Buhari Tabakat, c. 2, s. 205, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, x 149, Sahih, c. 2, s. 94
(73) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 149, Buhari Sahih, c. 2, s. 94
(74) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 149, Buhari Sahih, c 2, s. 94, Müslim Sahih, c. 4, s. 1796 (
75) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205, Müslim Sahih, c. 4, s. 1796
(76) Ibn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 149, Buhari Sahih, c. 2, s. 94, Müslim Sahih, e. 4, s. 1796
(77) Müslim Sahih, c. 4, s. 1795
(78) Belâzüri Ensabüleşraf, e. 1, s. 546
(79) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, Beläzüri. Ensabüleşraf, e. 1, s. 544, Taberi Tarih, c. 3, s. 191, Ebülfida Sire, c. 4, s. 445 (80) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 292, Buhari Sahih e. T, s. 18, Bela-
züri Ensab. c. 1, s. 544, Taberi Tarih c. 3, s. 191, Ebülfida - Sire c. 4, s. 445 (81) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 545
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 116 1 İftiracıların iftiracısı o kimsedir ki, Benim söylemediğimi "söyledi" der. Rüyada görmediğini de "gördüm" der. Ve bir de babası olmadığı halde "filanın oğluyum" der. Hz. Vesile (r.a.) 116 2 Mü'minin amelinin en efdali, Allah için cihad etmektir. Hz. Bilâl (r.a.) 116 3 Hediyenin ve ihsanın en efdali, kelâmı hikmetten bir kelimeyi öğrenip başkasına da öğretmektir ki, bu kendisi için niyeti sadıka ile bir sene ibadetten hayırlıdır. Hz. Enes (r.a.) 116 4 Kulun imanının en efdali, nerede olsa Allah'ın kendisi ile beraber olduğunu bilmesidir. Hz. Ubâde İbni Samid (r.a.) 116 5 Allah (z.c.hz.)'nin nezdinde, kıyamette kulların en efdali, rıfk ve adaletle idare eden hükümdardır. En fenası da sert ve şerir hükümdardır. Hz. Ömer (r.a.) 116 6 Kıyamet günü Allah'ın kullarının en efdali, çok Hamd edenlerdir. Hz. İmran İbni Husayn (r.a.) 116 7 İbadetin en efdali, Allah (z.c.hz.)'ne hüsnüzan etmektir. Allah buyurur ki: "Ben kulumun zannı gibiyim." Hz. Übeyye (r.a.) 116 8 Sizin ağızlarınız Kur'an için yollardır. Onları misvakla temizleyin. Hz. Ali (r.a.) 116 9 Kıyamet gününde her merhalede Bana en yakın olanınız, dünyada Bana en çok salât ve selâm getirerinizdir. Kim ki Cuma günü ve Cuma gecesi Bana salâtı şerife getirirse, Cenab-ı Hak, onun yetmişi ahiret ve otuzu dünya ihtiyaçlarından olmak üzere, yüz hacetini giderir. Sonra Allah bir meleği vazifelendirir. Size nasıl hediyeler gelirse o da kabrime girer. Bana salât edeni haber verir. Adı, nesebi ve kabilesine kadar. Ben de beyaz bir deftere yazarım. Hz. Enes (r.a.) 116 10 Kıyamette bana meclis bakımından en yakın olanınız, bıraktığım gibi dünyadan gideninizdir. Hz. Ebû Zerr (r.a.) 116 11 Ümmetimden bir taife şediddir. Kur'an üzerine dilleri fasihtir. Fakat bu, dillerinden aşağı gitmez. Ve imandan okun atıldığı gibi çıkarlar. Onları gördüğünüz yerde öldürünüz. Çünkü onları öldüren ecir kazanır. Hz. Ebû Bekre (r.a.)
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 219 1 Namaza mı intizar ediyorsunuz? Bu namaz, sizden önceki ümmetlerde yokdu ki, o yatsıdır. Yıldızlar gök ehli için emandır. Yıldızlar döküldüğünde gök ehlinin başına gelecekler gelir. Ben de ashabım için emanım. Ben vefat ettiğim zaman Ashabımın başına gelecekler gelir. Ashabım da ümmetim için emandır. Ashabım gidince de ümmetimin başına gelecekler gelir. Hz. Ali İbni Ebi Talha (r.a.) 219 2 Beş vakit namaz ve diğer cumaya kadar Cuma namazı, büyük günahlardan sakınılmak şartıyle, aralarındakilere kefarettir. Hz Ebu Bekir (r.a.) 219 3 Benim bu Mescidimdeki bir namaz, Mescid-i Haram müstesna, diğer mescidlerdeki bin namazden efdaldır. Benim şu Mescidimdeki bir Cuma, Mescid-i Haram müstesna, diğer mescidlerdeki bin Cumadan efdaldir. Benim şu Mescidimdeki Ramazan ayı, Mescid-i haram müstesna, onun dışındaki mescidlerdeki bin Ramazan ayından efdaldir. Hz. Câbir (r.a.) 219 4 Beş vakit namaz sebebiyle Allah hataları affeder. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 219 5 Sulh, müslümanlar arasında caizdir. Yanlız haramı helal ve helali haram yapan sulh müstesna. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 219 6 Sükut hikmettir ve yapanı da azdır. Malayani şeylerde çok konuşanın hatası da çoktur. Hz. Ebud Derda (r.a.) 219 7 Sükut, Alim için ziynet, cahil için perdedir. Hz. Ebû Abdullah Eslemi (r.a.) 219 8 Sükut, ahlakın seyyididir. Hz. Enes (r.a.) 219 9 "Oruç siperdir. Kulum onunla siperlenir. Oruç Benim içindir. Ve onun mükafatını bizzat Ben veririm." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 219 10 Oruçlar Cehenneme kalkandırlar. Sizlerden birinizin harpte kullandığı kalkan gibi. Hz. Osman İbni Ebul as (r.a.) 219 11 Oruçlar siperdir ve o, mü'minlerin kalelerinden bir kaledir. Oruç hariç, her amel sahibinindir. Allah teala şöyle buyurur: "Oruç Benim içindir. Ve onu bizzat Ben mükafatlandırırım." Hz. Vasile (r.a.) 219 12 Oruç sabrın yarısıdır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) 219 13 Oruçlarda riya yoktur. Aziz ve Celil olan Allah buyurdu ki: "O Benim içindir. Onun mükafatını bizzat Beni veririm. (Çünkü) Oruçlu yemesini, içmesini Benim için bırakır." Hz Ebu Hureyre (r.a.) 219 14 Oruçlarla Kur'anı Kerim, kıyamet gününde kula şefaatçı olurlar. Oruç der ki: "Ey Rabbim! Ben onu gündüz yemekten ve şehvetlerden men ettim. Sen onun hakkında benim şefaatimi kabul et." Kur'anda şöyle der: "Ey Rabbim! Ben onu geceleyin uykudan men ettim. Öyle ise Sen de, benim, onun hakkındaki şefaatimi kabul et. "Ve de şefaatleri kabul olunur. Hz. İbni Amr (r.anhüma) 219 15 Namazda gülen, sağa sola bakan, parmağını çıtlatan hepsi bir menzildedir. Hz. Muaz İbni Enes (r.a.) 219 16 Kayıb bir hayvan veya eşyayı bulduğunda hemen ilan et. Gizleme ve saklama. Sahibini bulursan onu ona ver. Yoksa o Allah'ın malıdır ki dilediğine nasib eder. (Muhtaçsan kullanır, başkasına da verirsin) Hz Carud (r.a.)
saydım; kocalarına secde etmeleri için kadınlara emrederdim.. Sebebi de: Allah'ın onlara kocaları için yüklediği haktır..>>>
**
İste, kocaların kadınları üzerinde bu kadar hakkı vardır.. Mesru olan herşeyde onlara itaat etmeye mecburdurlar..
**
**
**
Rayi: EBU DAVUD.. Menkıbesi, 11. Hadis-i Şerifte..
احظكُم مِنَ النَّبِيِّين ، ۹۸۲ لَوْ نَزَلَ مُوسَى فَاتَّبَعْتُمُوهُ، وَتَرَكْتُمُونِي لَضَلَكُمْ ، أَنَا حَظكُم . وَأَنتُم حَفَى مِنَ الأمم . ) رواه البيهقي عن عبد الله بن الحارث )
982) «Musa inseydi; siz, beni bırakıp ona tâbi olsaydınız.. Elbette dalâlete düşmüş olurdunuz..
Ben, Peygamberlerden size kalan hisseyim.. Siz de, ümmetler. den bana kalan hissesiniz..»
Peygamber S.A. efendimiz son peygamberdir.. Ondan sonra pey. gamber gelmeyecektir.. Ahir zamanda gelecek İsa a.s. peygamber, onun şeriatına tabi olacaktır..
Ravi: ABDULLAH b. HARİS'den r.a. naklen BEYHEKI.. Menkube. si, 12. Hadis-i Şerifte..
* **
ABDULLAH b. HARIS: Sahabedir.. Ansardandır. Daha ziyade EBU CÜHEYM künyesi ile maruftur..
984 numaralı Hadis-i şerifte biraz daha geniş malumat verilmiştir.. Allah ondan razı olsun..
٩٨٤ لَوْ يَعْلَمُ المَارُ بَينَ يَدَى المُصلى مَاذَا عَلَيْهِ ؟؟ لَكَانَ أَنْ يَقِفَ أَرْبَعِينَ خيراً لهُ أنْ يمر بين يَدَيْهِ . ) رواه البخاري ومسلم عن أبي جهيم الأنصاري)
984) «Eğer, namaz kılanın önünden geçen, kendisine neler yüklene-ceğini bilseydi?.. Kırk -sene veya ay- kendisi için beklemek; onun önünden geçmesinden daha hayırlı olurdu..>>>>
Yani: Namaz kılanın önünden geçmekle işlediği hatayı idrāk etsey-di; geçmez, namazı bitirmesini beklerdi.. İsterse bu namaz uzun müddet devametsin..
Ravi: EBU CÜHEYM-I ENSARÎ'den r.a. naklen BUHARI ve MÜS-LİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
**
EBU CÜHEYM-1 ENSARI: Esas adı ABDULLAH b. EL-HARIS.. Babasının adı ES-SIMME.. Ansar-ı Kiramdan..
Ubeyd b. Kaab Hz. nin r.a. yeğenidir.. Muaviye'nin r.a. hilafeti za-manına kadar yaşamıştır.. Allah ondan razı olsun..
985) «Eğer âdemoğlunun iki dere dolusu malı olsaydı; mutlaka üçün-cüsünü isterdi.. Ademoğlunun gözünü, ancak toprak doyurur.. Ve.. Tevbe edenlerin tevbesini Allah kabul eder..>>>
*
Demek isteniyor ki:
Bu ihtiras kötü bir şeydir. Halâs olmak için tevbe etmek icab
eder.
İçinde böyle bir ihtiras duyan, mutlaka Allah'a sığınmalıdır.
Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
986) «Herhangi birinizin, kendisi ile beraber olan iki meleğinden utanması; iki salih komşusundan utanması gibi olmalıdır.. Çünkü o iki-melek- gece ve gündüz, kendisi ile beraberdir..>>
Bundandır ki bazı imamlar, tek başına ve kapalı yerlerde yıkanma halinde dahi, peştemal kullanmayı şart koşmuşlardır..
989) «Cihad, insanın kılıcı ile Allah yolunda vurması değildir.. Asıl cihad, ana babasının nafakasını temin eden ve yavrusunun ge-çimini sağlayanımkidir.. İşte böylesi, bir cihad içindedir.. Bir kimse kendini geçindirir ve insanlara yük olmazsa, bu da bir cihad içindedir..>>>
İki cihad arasındaki fark şudur: Büyük cihad ve küçük cihad. Bü-yükler, düşmanla yapılan cihadı, küçük sayıyor ve:
990) «O, mümin değildir ki; yanıbaşında komşusu aç dururken, ken-disi tok olur..>>
İşte İslâm dini çevresi ile bu kadar ilgileniyor.. Mütecavizler önünü göremeyen şiş göbekli, sağına soluna bakamayan kalın enseli sahte müs-lümanlara (!) bakacaklarına bu Hadis-i Şerifi okusunlar..
Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi 472 1 Ümmetimden bir taife, Allahın emrile hareket etmekte devam eder. Onlar hak üzerinde oldukları halde, kıyamet kopana kadar kendilerini terk eden ve muhalefet eden kimsenin onlara bir zararı dokunmaz. Taki Allahın emri gelinceye kadar onlar insanlara galibtirler. Hz. Muaviye (r.a.) 472 2 Ümmetimden bir taife, kendilerine düşmanlık edenlere galip oldukları halde, Hak üzerine mücadelede devam ederler. Hatta onların sonuncusu mesihüd deccal ile harp eder. Hz. İmran (r.a.) 472 3 Ümmetimden bir taife, kıyamet kopuncaya kadar yardım görmekte devam eder. Kendilerini terkedenlerin ayrılmaları da onlara bir zarar vermez. Hz. Muaviye İbni Kırra (r.a.) 472 4 Ümmetim dininde basiretli olmakta devam eder. Taki yahudiler gibi, akşam namazı için yıldız çıkmasını beklemedikçe, nasraniler gibi de sabahda yıldızların kaybolmasını beklemedikçe ve cenazeyi de sahiplerine bırakmadıkça. (Cenazeyi teşyi etmeyi bırakmadıkça) Hz. Hars İbni Vehb r.a 472 5 Hilafet beni Ümeyyede deva eder, bir defa ellerinden (Abbasilerce) süratle çakilip alınıncya kadar. Onlardan çıkınca da hayattan hayır yoktur. Hz. Sevban (r.a.) 472 6 "La ilahe illallah" kelimesi halktan gadabı men etmekte devam eder, dünyaları düzelip de dinden gideni ehemmiyetsiz görmedikçe. O zaman bu kelimeyi söylediklerinde kendilerine "Yalan söylüyorsunuz. Siz onun ehli değilsiniz" denilir. Hz. Zeyd İbni Erkam (r.a.) 472 7 Ümmet şeriatı hasene üzerine devam eder, aralarında şu üç hal zahir olmadıkça; İlim kendilerniden alınmadıkça, aralarında habis veled çoğalmadıkça, "Sakkarun" aralarında zahir olmadıkça, Dediler ki: "Sakkarun nedir?" Buyurdu ki, bunlar içmeden sarhoş olanlardır. Ahir zamanda gelirler, birbirlerile karşılaştıklarında aralarındaki selamları lanetleşmektir. Hz. Muaz İbni Enes (r.a.) 472 8 Kıyamet gününde şu beş şeyden hesap vermedikçe Adem oğlunun ayakları Rabbının huzurundan ayrılmaz: Ömrünü nerede ifna etti. Gençliğini nasıl geçirdi. Malını nasıl kazandı. Malını nereye harcadı. İlmi ile nasıl amel etti. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma) 472 9 Kulun ayakları ayrılmaz, şu dört şeyden sual olmadıkça: Ömrünü nerede ifna etti. İlmi ile nasıl amel etti. Malını nerede kazandı, nasıl harcadı. Cismini nerede çürüttü. Hz. Berze (r.a.) 472 10 Bir adama karısını niye dövüyor diye sorma. Kime itimad ediyor kime itimad etmiyor diye de sorma. Vitri kılmadan da uyuma Hz. Ömer r.a
991) Insanları dolaşıp, bir iki lokma veya bir iki hurma toplayan biçare değildir..
Asıl bicare odur ki, kendini ihtiyaçtan kurtaracak birşey bula-maz.. - Yeri- bilinmez ki kendisine sadaka verilsin.. Gidip İnsanlardan birşey de isteyemez..»
Evet.. Aml biçare ve fakir İkinci derecede anlatılandır. En faziletli sadaka, bu gibilere verilen andakadır.
Ravi: BUHARI ve MÜSLİM., Menkibeleci, 2. ve 5. Hadis-i şerifte
۹۹۲ ليسَ أَحَدٌ مِنْ أنتى يَقُولُ (1) ثلاث بَنَاتِ ، أَوْ ثَلَاثَ أَخَوَاتٍ فَيُحْسِنُ ( رواه البيهقي عن عائشة ) اليونَ ، إِلا كُنْ لَهُ سِيرًا مِنَ النَّارِ . (٤) أى يقوم بما يحتجن له .
992) «Ümmetimden bir kimse ilç kız çocuğunu veya üç kız kardeşi geçindirir; kendilerine iyilikte bulunursa, bunlar ancak kendi-sine cehennemden perde olurlar..>>>
Bu sevaba nail olmak için, kendi yetiştirdiği kız çocukları veya di-şarıdan getirdiği evladlık kızlar içinden kabiliyetli bulduğuna farklı bir muamele etmesinden zararlı bir durum hasıl olmaz..
Yeter ki, cemiyete üç tane veya daha fazla iyi ana kazandırılsın..
Ravi: Hz. AlŞE'den ra. naklen BEYHEKI.. Menkıbeleri, 8. ve 12. Hadis-i Şerifte..
993) «Kendisi ile geçinmek zorunda olanlarla iyi geçinmeyen, hatta Allah-i Taâlà onun delâletiyle bir kurtuluş yolu nasib etmedi-ği kimse, HAKİM değildir..>>>
HAKİM: Alim ve ilmi ile amil olan bir kimsedir. Her haliyle çev resine ışık olan, nur olan bir zattır..
994) «Hayırlınız, ahireti için dünyasını bırakan değildir.. Tan, ondan tam nasibini alıncaya kadar; dünyası için de âhiretini.. Dünya, âhirete bir yoldur. İnsanlara yük olmayınız..>>>
* **
Kâmil bir mümin ve müslüman orta hallidir. Zaten dünyayı bırakıp bir köşeye çekilmek dinimizde yoktur.. Bir başka Hadis-i Şerifin delâle-tine göre hemen ölecekmiş gibi âhirete, hiç ölmeyecekmiş gibi, dünyaya çalışmak vardır..
۹۹۸ لَيسَ عَلَى أَهْلِ «لا إله إلا اللهُ ، وَحْشَةٌ فِي الْمَوْتِ ، وَلَا فِي الْقُبُورِ وَلَا في النُّشُور ، كأَنَّى أَنْظُرُ إِلَيْهِمْ عِنْدَ الصَّيْحَةِ يَنفَضُونَ رُهُ وسَهُمْ مِنَ التَّرَابِ ، يَقُولُونَ ( الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَذْهَبَ عَنَا الْحَزَنَ » . ( رواه الطبراني عن ابن عمر )
998) <- Allah'tan başka ilah yoktur..
Diyenlere ölürken, kabirlerde ve dirilme hallerinde korku yok. tur.. SAYHA anında onları görüyor gibiyim.. Başlarını top-raktan çıkarıyor ve şöyle diyorlar:
Bizden hüznü gideren Allah'a hamd olsun..>>>
**
*
SAYHA: Dirilmek için İsrafil'in seslenişidir..
Bunlar bu âlemde tevhid haline erenlerdir. Cenab-ı Hak bizi de o erenlerden kılsın..
bağlı olan) İslâm filozoflarına "Meşşaiyyun" (Gezinmeciler) denmiştir. İslâm filozofların dan El-Kindi (yaklaşık mi.796-866), Farabi (mi.870-950), Ibn-i Sina (mi.980-1037), İbn-i Rüşd (mi.1126-1198) gibi ünlü ilim adamı ve düşünürler, Aristo'dan önemli ölçüde etki-lendiler. O kadar ki, bunlar Aristo'ya "Mual-llim-i Evvel", yani, "Baş Öğretmen", İlk Üstad (hoca) adını verdiler.
Aristo'nun en büyük başarısı mantık ilminin kurucusu olmasıdır.."Organon" (Doğru Dü-şünme Aleti) adını verdiği eseri ile mantığı ilim haline getirdi. Aristo'nun mantığı, İslâm dünyasında ve Batı'da çağımıza kadar okun-muş ve okutulmuştur. Her devirde geçerli sa-yılan bu mantık "klasik mantık" olarak kabul edilmiş, üzerinde pek az yeni bilgiler eklene-bilmiş, temel olarak aynen günümüze kadar gelmiştir. Ancak geçen yüzyıl içinde "modern mantık" adıyla yapılan çalışmalarla Aristo mantığı aşılabilmiştir.
Aristo'nun "İlk Felsefe" (Prote philosophia) adını verdiği eserindeki görüş ve düşün-celeri, felsefenin metafizik alanında etkili olmuştur. Aristo, çağının bütün filozofları gibi yoktan var olmayı ve varken yok olmayı kabul etmemiştir. Bu düşünce, yâni, yarat-ma ve yaratılma düşüncesi, semåvî dinler (Allah c.c. tarafından gönderilen dinler) ta-rafından ortaya konmuştur. Aristo, maddeyi yaratılmamış olarak kabul etmekle beraber, kendi kendine hareket edemeyeceğini, ken-diliğinden değişip canlıları, ölçülü ve düzenli gök sistemlerini meydana getiremiyeceğini kabul ediyordu. Ona göre maddeye ilk hareke- la ti veren, onu şekillendiren, kâinata (bütün ev-rene) hâkim bir güç vardır. Ona göre bu güç, kendisinde hiç değişme olmayan, hep aynı kalan ve tamamen månevî bir varlıktır, yâni, kâinatın her yerini kuşatan külli (evrensel) bir "Akıl"dır, (başka bir deyimle tek bir ilâh (tan-rı)dır. Aristo, zamanındaki çok tanrılı dinle- b rin aksine, kâinatı tek ustanın, tek yapıcının y işi olarak açıkladı. Ona göre kâinatın mimarı, yapıcısı olan Nus (Nous) (Akıl, kâinata düzen S veren akıl) ezeli ve ebedîdir. Başlangıcı yok- li tur. Hep vardır ve var olmaya devam edecek-tir. Kâinatın yapıcısı olan Nus, tam anlamıyla gi mânevî bir varlıktır. Maddi hiçbir yanı yoktur. fa Değişmez, nasılsa hep öyledir. Kendi kendine ya vardır. Varlığı başka bir şeye bağlı değildir. O du sonsuz mükemmeldir. Hiç bir eksiği, noksanı ke
yoktur; hiç bir şeye muhtaç değildir. O, en iyi, en mükemmel ve en yücedir. O, kâinatın ve maddenin hareket ve değişmesinin ilk sebe-bi, kainatın ustasıdır, mimarıdır. Onun "İlk Sebep olması ile sebepler zinciri meydana geldi ve bu zincirleme sebepler dizisi ile ku-rulan düzen devam edip gitmektedir. O artık dünyaya ve kâinata karışmamaktadır. Onun işi ilk sebep olmaktan ibaret olmuştur. O son-suz mükemmel olduğu için her şey de onun mükemmelliğine yaklaşmaya çalışır. Dünya ve käinatta görülen değişimin hedefi, gâyesi budur; sürekli gelişmek ve daha mükemmele erişmektir. Aristo'nu anladığı şekliyle kâina-tın mimarı, yapıcısı, peygambersiz, cennetsiz, cehennemsiz bir ilähtır. İnsanların hayatına karışmaz. Buna benzer anlayış, İslam'dan önceki Arabistan'da yaşayan Arab kabilelerin-de de vardı. Arab putperestleri, Allah'ı (c.c.), en yüksek gökte, kendilerinden çok uzak bir yerde olduğunu düşündükleri için, dertlerini, dua ve yalvarışlarını, isteklerini iletmek üzere putları (hâşă) Allah'ın aracıları, yardımcıları, yeryüzündeki ortakları gibi görüp inandılar; onlara ibadet ettiler. Aristo hareketin ve olay-ların ilk sebebi olmak dışında insan hayatına karışmayan bu felsefi ilâh anlayışına sahipti. Bu, çağımızın läikçilerinin anlayışını hatırlat-maktadır. Çağımızda Allah'ın (c.c.) varlığına inandığını söyleyen, fakat hiç bir dine ve pey-gambere inanmayan bir kısım dinsizler, ma-sonlar ve kökten läikçiler de buna paralel bir anlayışa sahiptirler. Arap putperestlerinin, putlarını, Allah (c.c.) ile insan arasında bir aracı olarak görmelerine karşılık, çağımızın lâik dinsizleri putların yerine kendilerini koy-muşlardır. Firavunlar gibi kendilerini putlaş-tırmışlardır. Onlara göre Allah (c.c.) (hâşâ) in-san ve toplum hayatına karışmaz, karışması gerekmez.Bu boşluğu doldurmak üzere ken-dileri, insan ve toplum hayatına karışmakta, insan hayatına ancak yine insan düzen vere-bilir gerekçesi ile, kendileri kendilerince dün-yaya bir düzen vermeye çalışmaktadırlar. On-ların elinde dünyanın aldığı durum ortadadır. Savaş, kan, gözyaşı hiç durmamaktadır. Güç-lünün gücünü (yâni kendi güçlerini) kanun olarak görmektedirler. Zengin ülkelerin zen-ginleri, dünyanın kaynaklarını sömürmekte, fakir ülkeler yerlerde sürünmektedir. Dün-ya birkaç zengin ülkenin malı gibidir. Onlar dünyayı ve insanları sahipsiz gördükleri için,
Denebilir ki, Aristo'nun Tanrı anlayışı, dolaylı olarak günümüze kadar gelmiştir.
Aristo'nun astronomi anlayışı da özellikle Bati dunyasına yüzyıllarca hakim olmuştur. Aris-Dünya'mızı kainatın merkezinde tasarlar Panya merkezde ve hareketsizdir. Gökler, içiçe saydam küreler halinde Dünya'nın etrafında denmektedix Güneş, Ay, gezegenler ve yıl-olarak Dünya'nın delar da bu kürelere bağlı olara etrafinda döner. Dünyamızda zamanla herşey değişir, fakat gök älemlerinde değişme, bo-pulma ve olum olmaz. Aristo, bunun sebebini pöyle açıkladı. Dünya'daki cisimler toprak, su, hava ve ateşten (yani dört unsurdan) yapılmış olduğu halde, gök cisimleri, aitheros", yani "esir" dediği görünmez bir maddeden yapıl maştır. Bu madde göklerin ve göktekilerin ya pusında yer alan tek ve basit bir madde olduğu için ayrışma, çözülme, bozulma ve değişmeye uğramaz. Gökler ve göktekiler de hep aynı ka-ar. Dünyada varlıklar farklı maddelerden mey-dana geldiği için birleşenlerine (bileşenlerine) ayrılabilir, fakat basit maddeden yapılanlarde ayrışma değişme, bozuşma, dağılma, çözün-me olmaz, bu yüzden ölüm de olmaz. Orada her şey ölümsüzdür ve ölümsüz olarak devam eder. Bu görüş, Batı'da Yeni Çağ'a kadar aynen benimsendi. Gökler, ölümsüz meleklerin ve ruhların dünyası olarak kabul edildi. Kilise, bu sebeple, Allah ve (hăşă) oğlu İsa'nın gökte olduğunu iddia etti. Kilise, Aristo'nun bu ast-ronomi anlayışını benimsedi. Yakın zamana kadar Dünya'nın Güneş'in etrafında döndü-ğünü ileri sürmek suç ve dini inkâr sayıldı. Bu-nun örneklerinden biri Galile'nin durumudur. Dünya'nın Güneş etrafında döndüğünü ileri süren İtalyan fizikçi Galile (1564-1642), dini inkarla suçlandı ve yargılandı. Sözünü geri alarak, ateşte yakılma cezasından zor kurtul-du. Buna karşılık İslân, ilme önem veren bir din olarak ilmî çalışmaları engellememiştir. Aksine ilmi teşvik etmiştir. İslâm dünyasın-da ilmin bütün dallarında önemli ilerlemeler ve gelişmeler olmuştur. (bkz.Endülüs). İslâm coğrafyacıları ve astronomları Galile'den asır-larca önce, Dünya'nın yuvarlak olduğunu ve döndüğünü biliyorlardı. Dünyanın çapını ve çevresini de doğru olarak ölçtüler. Mesela Ab-basi Halifesi Me'mun zamanında (mi.813-833) Müslüman astronom ve matematikçi iki kar-deş, Musa Oğulları, Dünya'nın çevresini 8000 fersah (yani 40 000 km) olarak hesapladılar. (bkz. Yunan)
aries عريس bir büyüge veya üst makama arz olunan (sunulan) yazı
ariza i cevabiye عربعة عرابيه cevap olarak arz edilen (sunulan) yazı
arizacik عريضة على : arz olunan (sunulan) kısa yazi
arkadagane ارقداشانه arkadaşça
Arnavutluk آرناردلا Adriyatik ve Yanya De nizi'nde kıyısı bulunan bir Balkan ülkesi. Arnavutluğun resmi adı Arnavutluk Cumhu riyeti'dir. (Arnavutça Republikae Shqipërisë, Ingilizce: Albania). Komşuları, kuzeyinde Ka radağ, kuzeydoğusunda Kosova, doğusunda Makedonya Cumhuriyeti ve güneyinde Yu-nanistan'dır. Günümüzde (2010) Arnavutluk, Avrupa Birliği ve Kuzey Atlantik Antlaşması (NATO) örgütü'ne aday, Karadeniz Ekono mik İşbirliği ve İslam Konferansı Örgütü'ne ise üyedir.
arsa عرصة : bina yapımı için ayrılmış arazi
ars عرض Len yüksek gök 2.eskiden askerlikte kullanılan "yürü, ileri !" komutu (Yüksek ses-le söylenişi komut vermeye elverişli olduğu İçin Fransızca "mars" (marche) sözünden alı-nıp kısaltılmıştır.) 3.taht, yönetim makarnı 4.(mec) Allah'ın (c.c.) bütün kâinat, maddi ve månevi bütün varlıklar dünyası üzerindeki hakimiyeti, idaresi; bütün isim ve sıfatları ile güç ve hakimiyetinin ifadesi (sembolü, remzi) olan månevi makamı Kur'an'da, Allah'ın (c.c.) Arş'ından bahseden 19 ayrı sürede, toplam 21 âyet vardır. Bunlardan üçünde bu kürsü hak-kında azim (büyük) sıfatı (bkz.9/129; 23/86, 27/26), birinde kerim (yüce) sıfatı kullanıl-mıştır. (bkz.23/116). Taht mânâsına gelen ve O'nun (Allah'ın c.c.) kürsüsü olarak belirtilen bir âyet daha vardır. (bkz.2/255). Bu âyete, "Kur'an'da Ayet-el Kürsi" (Kürsi Åyeti) den-mektedir. Kur'an, Hz.Süleyman'nın tahtı hak-kında aynı sözü kullanır. (bkz.38/4) geçen bu "ary" ve "kürsü" kelimelerinin, gerçek mânâda değil, mecazi mânâda olduğu konusunda mü-fessirler (Kur'an yorumcuları) hemen hemen aynı görüştedirler. "Mücessime" denilen mez-hebe bağlı olanlar ise, bu kelimeleri gerçek mânâsında alırlar. (bkz. Mücessime, Müşebbi-he). Şüphesiz, Allah'ın (c.c.) hiçbir şeye ihtiya-cı yoktur. Käinatı yönetmek için de bir "taht"a ihtiyacı yoktur. Bir yerde durmaya veya bulun-
O sırada, Peygamberimizin üzerinde bir şilte örtülü idi.
Ebû Said'ül'Hudri, şiltenin üzerine elini koyduğu zaman, Pey-gamberimizin vücudunun hararetini şiltenin üzerinden his etti.
«Humman, ne kadar da, şiddetlidir!» dedi.
Peygamberimiz «Bize, ibtila, böyle ağırlaştırılır. Ecrimiz de, kat kat verilir. buyurdu.
Ebů Said'ül'Hudri «İnsanların, en ağır ibtilāya uğrayanları, kim-lerdir? diye sordu.
Peygamberimiz Peygamberlerdir!» buyurdu.
Ebú Said'ül'Hudri «Sonra, kimlerdir?» diye sordu.
(96) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 292, Ahmed b. Hanbel s. 489, Darimi Sünen c. 1, s. 39, Taberi Tarih c. 3, s. 190 Müsned c. 3,
(97) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 228, Belizüri Ensabüleşraf c. 1, s. 544, Ebülfdia Sire c. 4, s. 445
(98) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 292, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 226, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 228, Buhari Sahih c. 7, s. 8, Darimi Sünen c. 1, s. 39, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 544, Tabert Tarih c. 3, s. 191 (
99) İbn-i İshak, İbn-i Hişam c. 6, s. 228, Darimi Sire c. 4, s.445 Sünen Sire c. 4, s. 292, Ahmed b. Hanbel c. 1, s. 39, Taberi Müsned Tarih c. 3, s. 191, Ebülfida
Resûlullah Aleyhisselâm, hastalandığı ve evinde de, Ömer b. Hat-tab gibi bazı zatlar bulunduğu sırada (107) (Bana, kalem, kâğıt geti-riniz de, size, bir yazı yazayım ki, bundan sonra hiç bir zaman yolu-nuzu şaşırmayasınız!) buyurmuştu. (108)
Ömer b. Hattab (Resûlullah Aleyhisselâm'a, hastalığı baskın gel-miştir.
Yanınızda, Kur'an var. Allâhın Kitabı, bize yeter!) dedi.
(101) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 208
(102) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 207-208, Buhari Sahih c, 7, s. 3
(103) İbn-i Sa'd Buhari Tabakat c. 2, s. 242-243, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 355, Sahih c. 5, s. 137, Müslim Sahih c. 3, s. 1259
(104) İbn-i Sa'd Müslim Tabakat c. 2, s. 243, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 355, Sahih c. 3, s. 1259
(105) Müslim Sahih c. 3, s. 1257
(106) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, 5. 242, Buhari Sahih c. 5, s. 137, Müslim Sahih c. 3, s. 1257
(107) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 244, Buhari Sahih c. 7, s. 9, Müslim Sahih, c. 3, s. 1259
(108) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 243, Ahmed b. Hanbel Buhari Sahih c. 5, s. 137, Müslim Sahih c. 3, s. 1259 Müsned c. 1, s. 355,
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla anlamına gelen "Bismillahirrah- nânirrahîm" âyetinin adıdır. Besmeleye 'Allah'ın adını anmak" anlamına gelen 'tesmiye" de denir. Besmele, Neml sûre- sinin 30. âyetinin bir bölümü ve Fâtiha sûresinin ilk âyetidir. Tevbe sûresi hâriç diğer sûrelerin başında besmele yazıl- mıştır. Sûre başlarındaki besmeleler, müstakil birer âyettir. Ancak o sûreye dahil değildir.
YanıtlaSilPeygamberimiz (a.s.) her hayırlı işe besmele ile başlanmasını tavsiye etmiş ve "Besmele ile başlanmayan her iş be- reketsiz ve sonu güdüktür" buyurmuştur (Aclûni, Keşfü'l-Hafa, II,174). Kur'ân okumaya, bir şey yiyip içmeye ve bir işe başlanır- ken besmele çekilir. Kur'ân'da Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanların etleri- nin yenmeyeceği bildirilmiştir (En'âm, 6/121).
Besmele çeken insan; başka bir var- lık adına değil sadece Allah adına, O'nun rızası için ve O'nun izniyle başlı- yorum, demiş olur. Besmelede Yüce Ya-
YANITLASİL
yuksel22 Mayıs 2024 13:52
ratıcının üç ismi geçmektedir: Allah, Rahman ve Rahim. Besmele çeken Kur'ân okumuş ve Allah'ı anmış olur,
.Κ.)
BESİR
BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM
YanıtlaSilTabiratlı, Terkibli, Ansiklopedik
Risale-i Nur'un
Büyük Lügatı
TAKDİM
YanıtlaSilCenab-ı Hak'ka nihayetsiz hamd, Resul-i Ekrem (A.S.M) Efendimiz'e na-mü-tenahi salavat olsun ki, uzun zamandır üzerinde çalıştığımız Osmanlıca-Türkçe kigatimiz Allah'ımızın avn ve inayeti ile tamamlandı.
Lisan, bir milletin kültürünü, san'atını, dinini, imanını, düşünce sistemini, ha-yati hususiyetlerini, değerlerini asırlar boyu nesilden nesile, dünden bugüne, bu-günden yarına ulaştırır.
Kelimeler ve onlardan müteşekkil olan lügatler de o dilin hazinesi hükmündedir-ler. Kelimeleri harfsiz, cümleleri kelimesiz, lisanı da cümlesiz düşünmek mümkün olmadığı gibi dili de mizacını ve hazinesini havi olan lügatsiz hayal etmek de mu-haldir.
Bir dilde kullanılan bütün kelimelerin herkes tarafından bilinemeyeceği bir ha-kikattir. İşte bu sebepten kelimelerin manalarını açıklayan lügatlere ihtiyaç hasıl olmuştur.
Lügatı ve kaideleri yazılmayan bir lisan edebi dillerden sayılmaz. Çünkü edebiyat binası bunlar üzerine kurulabilir. Lisanın tahrib, tahrif ve gerilemesine bu iki unsur (lugat ve dilbilgisi) sed teşkil eder. Binaenaleyh dilbilgisi kaidelerine ve kelime hazi-nesine göre hazırlanmış bir lügat o dilin ab-ı hayatıdır ve can damarı sayılır.
1928 senesinde yapılan harflerdeki inkılap, maalesef bir gecede herkesi cahil yapmıştır. Daha sonra da, lisanımızdaki Arapça olan Kur'ani kelimelerle Farisi ke-limelerin ayıklanması ve atılması ameliyesi de günden güne cahilleri çoğaltmış, iki nesli anlaşamaz hale getirmiştir.
Dünyanın en zengin dili olan Osmanlıca, kendisine çok dar gelen kalıplara sıkış-tırılmak istenmiş, tesirsiz hale getirilmiş unutturulmaya çalışılmıştır.
Evet, maalesef yeni nesil gençler, imkan, ihtimal, imtihan, nesil, nefis, hayat, hayal, rüya, misafir... gibi kelimelere bile yabancı.
Dünyanın hiçbir yerinde olmamış bir şekilde, kırk-elli sene önce yazılan bir man-zum veya mensur bir yazıyı yeni nesil okuyamıyor ve anlıyamıyor. 1928 den önce yazılan bir yazıyı da profesörlerimizin belki yüzde doksanı okuyamıyor.
Fransa'da Flaubert'i, Balzacı, Hugo'yu, Molyer'i; İngiltere'de Şhakespeare'i; Rusya'da Gorki'yi, Tolstoy'u, Dostoyevski'yi, İspanya'da Cervantes'i, Almanya'da Geothe'yi okuyamıyan, anlayamıyan bir münevver bir aydın bir profesör bulunabilir mi? Bulunana bu sıfatlar verilir mi, yakıştırılır mı?... Fakat maalesef bizde var.
Risale-i Nur Külliyatının rahat anlaşılabilmesi, kelime ve deyimlerinin manala-rının bilinme hedeflendi metr wafakatının sağlanması gibi hususlar birinci derecede ld
Motecasifane ifade edelim ki, senelerce "Risale-i Nur'a Giriş için vanita kitaplar oldukları ve olacakları tevehhüm edilen, aslında işi daha da çıkmaza sokan ve çet refilleştiren usuller tatbik olundu. Bu da Nurların hukukunu gasbetmek neticesini verdi.
YanıtlaSilZira, az bir dikkat ve küçük bir lögat yardımıyla aşılabilecek basit bir engel dehh petli bir uçurum gibi gösterildi. Belli bazı kesime Nurların penceresinden işık veren manevi güneşe mukabil mumlar gösterildi, tavsiye edildi. Halbuki Üstad Bediuzza man Hazretleri ziyaretine gelen herkese doğrudan Risale-i Nur'u vermiş, mütema diyen okunmasını tavsiye etmiş, mesai zamanlarında; vakit bulunamayınca bes-on dakikalık meşguliyetin bile "Talebe-i Ulum" derecesini kazandıracağını müjdele miştir.
Risale-i Nur okuyan herkesin aynı istifadeyi elde edemeyeceği açıktır. İstifadeyi artıran unsurlar, samimiyet, ihlas, teslim, cehd ve gayret gibi şeylerdir. Risale-i Nur-larla meşgul alim sınıfından çok kimselerin, ilimlerinin perde olması sebebiyle ami avamlar kadar bile istifade edemediklerinin çok misalleri vardır. Ustad Bediüzza man Hazretleri o haliyle 'Ben de sizin ders arkadaşınızım' diyor. Bittabi istifadesi de ona göre oluyor. Nasıl ki Kur'an-ı Kerim'in şakirdi olma ve O'ndan istifade ve anlama hususlarında Resul-i Ekrem (a.s.m.) Efendimiz herkese faiktir. Öyle de Ustad Be diüzzaman Hazretleri de kendisini Risale-i Nur'un bir talebesi ve Nur talebelerinin de ders arkadaşı addetmesiyle bu asar-ı ber-güzidenin ihtarat ve sünühat mahsulü olduğuna telmihle ve çok vecihle bizleri ikaz ediyor.
Okumayanların ve anlamak istemeyenlerin dışında herkesin anlayabildiği Risa-le-i Nur Külliyatına karşı işlenen bir cinayet de onları "sadeleştirme" adıyla tahrif ameliyesidir ki Üstad, zamanında ki benzer bir çalışmaya "Titremeliydiniz!..." di-yerek şiddet ve hiddetle tepki göstermiştir. Bu hususta lügatimizin sonunda uzunca tahkikli bir arz-ı hal ve hasb-i hal mevcuttur.
Risale-i Nurlara lügat yazmak tarihi epey eskidir. İlk bilinen lügat merhum Meh-med Feyzi Ağabey tarafından 1946'lı yıllarda yazılmış ve Üstad Hazretleri bu çalışma-yı takdir etmiş ve talebelerine yazdığı bir mektupta şöyle demiştir:
"Size gönderdiğim Asâ-yı Musa'nın lügatnamesini hasta olduğu halde çok güzel ve Alimane yazan, lügatnamenin başında güzel bir fıkra derceden ve bana da ayrı mek-tub yazan Risale-i Nur'un sırkâtibi Mehmed Feyzi'nin oraca çok müşkilat ve maniala-ra rağmen, hårika sadakatını ve Nurlara faik alakasını, sarsılmadan imana hizmetini birkaç cihette yapması gösteriyor ki; o küçük bir Hüsrev olduğu gibi, tam bir Hasan Feyzi'dir." (Emirdağ Lahikası sh: 224)
Bu lügat ilk defa kitabın ahirine konulmuşken daha sonraları Üstadın sağlığında böyle kitabın içine veya yanlarında bir lügat çalışması yapılmamıştır.
Daha sonraları alim nur talebeleri Üstadın sağlığında müstakil bir lügat çalışma-sına başlamışlar ve nihayetinde bir lügat basılmıştır. Risale-i Nurları okuyanlar uzun
yıllardır bu lügattan istifade etmişlerdir.
YanıtlaSilBu defa başta âlim bir nur talebesi olan Bekir Sami Sağbaş'ın büyük emekleri ve geniş bir gayret ile böyle bir çalışma meydana getirilmiştir.
Bu lūgatımızın diğerlerinden farkı nedir veya neden böyle bir çalışma yaptık?
Risaleler geniş kitlelere yayıldıkça büyük bir lügat ihtiyacının yanında, Risalelerde ismi geçen Risale-i Nur talebeleri ağabeylerin hayat hikayeleri, doğumları, vefatları bu lügat çalışmamızda verilmiştir.
Ayrıca Risale-i Nurlarda ismi geçen ve tercih edilen müsbet-menfi tüm şahısların hayat hikayeleri Risale-i Nur'un ölçüleri istikametinde okuyucuya sunulmuştur.
Bir başka konu da Külliyatta bahsedilen mekanların, şehirlerin, köy ve kasabaların coğrafi bilgileri de yazılmıştır.
Risale-i Nurlar, geniş bir kültürün ve farsça, arapça ve türkçenin karışımı olan ve zengin bir lisan olan Osmanlı Türkçesi olduğu için ve terkipler de bu lisanlardan yapıldığından bu lügatta terkipler olduğu gibi alınmış ve ona göre lügat manası ve-rilmiştir. Bu terkipler ikili, üçlü hatta dörtlü şekliyle manalandırılmıştır. Çünkü bu terkiplerdeki kelimeleri ayrı ayrı almak ve lügat manasını vermek, istenilen lūgat fay-dasını veremiyor. Okuyucu da lügatta bu terkibi kendisi yapamıyor. Bu gibi sebepler-den terkibleri olduğu gibi aldık ve ona göre manalandırmaya çalıştık.
Nur Külliyatında bazı tabirat-ı nuriye vardır ki bunların izahatı geniş geniş Risale-i Nurların izhatı istikametinde verilmiştir. Bazı maddelerin tarihi seyri ve çıkış yolları ve nurların bu meselelerdeki yorumuyla ortaya konulmuştur.
Lügatımızın başta sadece yeni yazı ile yazılması düşünülmüşken bazı kardeşlerimi-zin arzusuyla kelimelerin arapça hurufla yazılması da mümkün olmuştur. Bu sayede kelimelerdeki imla kaidelerinde farklı anlamlar ortadan kalkmıştır. Ayrıca harflerin üs-tüne gerekli işaretlerin (inceltme ve ayırma) konulması lüzumu da, önemini yitirmiştir. Çünkü kelimenin orijinal hali Osmanlıca hurufla yazılmıştır.
Bütün bunlarla birlikte bin beşyüz sayfaya yaklaşan bu lügatta yüzbine yakın ke-limeye mana verilmiştir, Osmanlıcaları yazılmıştır, tarihi olaylar tarihiyle verilmiştir, isimler ve hayatları, vefatları yazılmıştır. Yer ve mekanlar yazılmıştır. Bütün bunlarda sehivler olabilir. Risale-i Nurları teenni, müdakkikane ve mütaalalı okumak isteyen kardeşlerimizden ricamız buldukları sehivleri bildirmelerini önemle rica ederiz.
Envar Neşriyat
A
YanıtlaSilab آب : su
âb-ı hayat (ab-ul hayat آب حیات : hayat ve ha yatın devamı için gerekli olan su; hayat suyu; ölümsüzlük kazandıran su (Bu deyim, mecaz olarak ruhu, månevi kalbi, kalbteki yüksek duyguları canlı tutan, dini değerlere karşı du yarlı yapan iman, iman hakikatleri veya iman dersleri månåsında kullanıldığı gibi kan, süt, yağmur, kaynak suyu için de kullanılır)
ab-ı hayat-ı bakiye آب حیات باقیه: sonsuz ve ölümsüz hayatı kazandıran su, (mec.) öbür dünyada sonsuz cennet hayatını kazandıran iman; Kur'an ve iman hakikatleri, Kur'an ve iman dersleri
ab-ı hayat-i ebedi ve Ahmedi آب حیات ابدی و احمدی
: (ab-ı hayat-1 ebedi ve âb-ı hayat-ı Ahmedi) sonsuz ve ölümsüz (ebedi) hayatı kazandıran su ve sonsuz ve ölümsüz hayatı kazandıran Hz.Muhammed'in (a.s.m.) gösterdiği kaynak suyu, (mec.) sonsuz cennet hayatını kazan dıran, Hz. Muhammed'in (a.s.m.) getirdiği İslâm ve Kur'an hakikatleri
âb-ı hayat-ı maneviye آب حیات معنویه : manevi hayat kaynağı olan su, (mec.) månevi hayatı canlı tutan iman hakikatleri, temel iman ku-ralları, iman prensipleri
ab-ı hayat-ı maarif آب حیات معارف : maarif deni-len hayat suyu, (mec.) canlılık, güç, etkinlik, aydınlık ve verimlilik kazandıran eğitim ve öğretim
âb-ı hayat-ı marifet آب حیات معرفت: marifet kaynağı olan hayat suyu, (mec.) Allah'a (c.c.), peygamberlere (a.s.), âhiret gününe inanmak gibi İslam'ın iman esaslarını tanıma (mårifet) yolunu açan, ölümsüz cennet hayatını kazan-dıran iman hakikatleri ve dersleri
ab kevser آب کوثر :kevser suyu, cennette mü'minlere ikram edilecek çok hoş olan su
ab-i kevser-i hayat آب کوثر حيات : hayata ölüm-süzlüğu kazandıran kevser suyu, (mec.) cen-netteki kevser suyu gibi çok hoş, tadına do-yum olmayan Kur'an ve iman hakikatleri ve dersleri
ab-i leziz آب لذيذ leasetli su imi ve tach rok
hoş su, tatlı su
ab-ı rüyi Habib - Ekrem آب روی حبیب آکرم Allah'ın (cc) en değerli ve sevgili kulu (Ha bib-i Ekrem) olan Ha Muhammed'in (asm) yüzü suyu (abı rüy) dua ve yalvarışlar hur meti için
abul hayat آب حیات ba ab-hayat(
aba عباء : yanden yapılmış kaba ve kahn ku
maş, bu kumaştan yapılan yakasıa, uzun üst lük
aba: babalar, atalar, (mec) doğru yolu gos teren din büyükleri
aba ve ecdad آبا و اجداد babalar ve geçmiş ata lar
bedler 2 sonsuz gelecek saman
lar abad آباد: mamur, mar görmüş, sen, ba yındır
abadile عباده Abdullahlar. Abdullah ismini
taşıyanlar
abadile-i sebaعبادلة س yedi Abdullah, isom leri Abdullah olan yedi sahabe
abadile-i seba-l meşhure عبادلة سبعة مشهورة ünlü yedi Abdullah, isimleri Abdullah olan ünlü yedi sahabe
1.Abdullah ibn-i Abbas (Ha. Peygamber in amcası Hz. Abbas'ın oğlu olan Abdullah)
2.Abdullah ibn-i Omer (Ha. Omer'in eghe
3.Abdullah ibn-i Mes'ud
4.Abdullah ibn-i Reväha
5.Abdullah bin Amr bin As (däht komutanlar dan Filistin ve Mısır Fatihi Amr bin As'in ta oğlu)
6.Abdullah bin ebi Bvfä
7.Abdullah ibn-i Selam (bka sahabe)
abd 1 :عبد.kul, Allah'ın (cc) kulu 2 kole 3 hie
metçi
abd-i aciz عيد عاجز : gucu yetersia, sayır kul
abdelaziz عبد عزيز : Allah'in (cc) şerefli ve sev
gili kulu
A
YanıtlaSilabd-i gubar
abd-gubar عبد غبار : ayak altındaki toz gibi de ğersiz kul
abdi habib عبد حبيب : )Allah c.c. tarafından( sevilen kul
abd-i has عبد خاص : seçkin kul
abd-i hasta عبد حسه : hasta kul
abd-i Hudabin عبد خدابین : Yaradan's (Allah'ı c.c.) gerçek månada tanıyan (Hudabin) kul
abdi külli عبد كلى : ibadeti kulli olan kul; bu-tün varlıkların ibadetlerini, kulluklarını ken di ibadetinde, kendi kulluğunda temsil eden kul
abd-i mahbub ve merhum عبد محبوب و مرحوم Allah (c.c.) tarafından sevilen (mahbub) ve O'nun merhametine eren (merhum) kul
abdi mahsus عبد مخصوص : Allah c.c. tarafın-dan) özel olarak seçilmiş ve farklı månevi özellilerle donatılmış kul
abd-i mahz عبد محض : tam anlamiyle kul
abd-i memur عبد مامور : Allah'ın (c.c.) emri al-tına girmiş ve ona bağlı kalarak yaşayan kul
abd-i misafir عبد مسافر : dünyada misafir oldu ğunu bilerek yaşayan kul
abd-i mü'min عبد مؤمن : imanlı kul
abd-i mükerrem عبد مکزم : Allah'ın (c.c.) üstun kıldığı kul, Allah'ın (c.c.) büyük ikramına er-miş kul
abd-i pür-kusur عبد يرقصور: cok kusurlu kul
abd-i pür-taksir عبد پر تقصیر : çok kusurları bu lunan kul
abd-i resül عبد رسول : kul (abd) ve peygamber (resul), peygamberlikle görevli kul
abd-i sacid عبد ساجد : Allah'a (c.c.) boyun eğen ve secde eden kul
abdal ابدال : bkz.ebdal) "ebdal" denilen ma-nevi dereceleri ve nurları çok yüksek Allah'ın (c.c.) aşkıyla dopdolu dünya hayatına değer vermiyen bir gurup evliya (ermiş kişiler) (bkz: evliya-i ebdaliye)
abdiyet عبدیت : Allah'a (c.c.) kulluk etmek, ibadet ve itaatte bulunmak
abdullah عبد الله : Allah'ın kulu
Abdullah Çavuş (Yavaser( )1892-1960( عبد الله چاروش : Bediüzzaman'ın Barla'daki komşusu.
Yıllarca onun en yakın hizmetinde bulunan birkaç kişiden birisi. Denizli hapsinde de Be-diüzzaman ile birlikte yattı. Bediüzzaman'ın mektuplarında Abdullah Çavuş ile ilgili ifade
10
Abdullah Yeğin
şekilde Said Nursi'ye yakınlığının bulunduğu anlaşılmaktadır
Abdullah Dehlevi عبدالله دهلوی : Nakşibendi ta rikatının Halidiyye kolunun kurucusu Halid Bağdadi'nin şeyhidir.
1743 yılında Pencap'ta doğdu. Rüyasında gor düğů Hz. Ali, doğacak çocuğuna kendi adını koymasını istediğinden, babası ona Ali adı nı verdi. Büyüme çağına gelince Gulamu Ali adını aldı. Fakat daha sonra rüyasında Hz. Peygamberin kendisine "Abdullah" diye hitap etmesi üzerine bu iki isimle tanındı.
Dini ilimleri küçük yaşta öğrenmeye başladı Daha sonra Delhi'ye giderek Abdulaziz Deh levi'den Sahih-i Buhari okudu. Tefsir, hadis ve fıkıh ilimlerinde kısa zamanda oldukça ileri bir seviyeye ulaştı. Ayrıca fen ilimlerini de öğrendi.
Nakşibendiliğin Hälidiyye kolunun kurucusu Mevlână Hälid-i Bağdadi de (Hz. Peygamber den ruyada aldığı emir üzerine) Hindistan'a giderek Şeyh Abdullah Dehlevi'nin müridi oldu. Dehlevi, Kasım 1824'de Delhi'deki závi yesinde vefat etti.
Abdullah Yeğin عبدالله بگین : Abdullah Yegin, he nüz bir ortaokul talebesi iken Bediüzzaman Said Nursi'yi ziyaret edip elini öpmüş ve ta lebesi olmuştu.
Ustad Bediüzzaman, 1936-1943 yılları ara-sında, Kastamonu'da mecburi ikamete tabi tutulmuştu. Bu yıllarda İnebolu, Taşköprü, Daday ve Araç gibi ilçelerden gelip Ustad'ı ziyaret edenlerden birisi de, o dönemde Kas-tamonu Lisesi orta kısım ikinci sınıfta oku-makta olan Abdullah Yeğin idi.
Abdullah Yeğin, arkadaşlarıyla gerçekleştirdi-ği bir ziyaretinde, Üstad Bediüzzaman'a "Mu-allimlerimiz Allah'tan bahsetmiyor. Bize Hå-lıkımızı tanıttır" demişti. Daha sonra bu soru ve cevap Meyve Risalesinin Altıncı Meselesi olarak risalelere dahil edilmiştir.
Üstad Bediüzzaman'ın mektuplarında "Araçlı Abdullah" olarak da adı geçen Abdullah Ye ğin, Risale-i Nur hizmetinde bulunmasından dolayı hakkında en çok dava açılan Nur tale-belerinden birisiydi.
Sonraki dönemlerde, askerlik hariç, Urfa'da sekiz sene kaldı. Üstad Bediüzzaman'ın vefa-tından birkaç gün öncesi Urfa'ya geldiği sıra-da bu şehirde ikamet ediyor, Kadıoğlu Camii-
abidi müsebbih
YanıtlaSilne bagh bir odada kalıyordu Zabeyir Gündozalp, Husna Bayram gibi ya
kin talebelerandan Ipek Palas Oteline yerleştirilen Bediüzzaman, ertesi gün biras rahatlar ve iyileşir gibi olmuştu Abdul lah Yeğin yanına girdiğinde Ustad Bediuzza man onun elinden tutarak "Hiç merak etmel Küfur ölmüştür. Bundan sonra birşey yapa mazlar!" dedi. Hemen ardından da Urfa'nin aneminden ve Urfalıların İslamiyete olan hizmetlerinden bahsetti ve bu şehrin Turk, Arap, Kürt gibi Masluman kardeşleri birleş tirmeye vesile olacağından bahsett Abdullah Yegin, diger Nur talebeleriyle bir likte, nöbetleşe olarak e olarak Ostad Bediüzzaman'in başında bekliyorlardı. Gece saat 03:00'te Os tad'ın ebediyete göç ettiğini anladılar.
abes عمت : manasız, boş, saçma, yersiz, fayda ma ve gayesiz
abesiyet عبلیت : manäsızlık, faydasızlık ve gå yesizlik, saçmalık, yersizlik
abesiyet-i mutlaka عملیت مطلقه : son derece (mut lak) mânâsızlık ve gâyesizlik, son derece saç malık ve yersizlik (abesiyet)
abesiyyun عبليون : dunyada her şeyin "abes", yani mănăsız ve gayesiz olduğunu savunan inkârcı görüş sahipleri
abid عبيد : kullar, köleler
bid:kul, ibadet eden
Abid i muhsin عابد محسن : Allah (cc) görürcesi ne O'na çokça ibadet eden kul
bid-i müsebbih عابد مسبح Allah'ı (c.c.) tesbih
edip zikreden kul; Allah'ın (c.c.) her bakım dan her türlü kusurdan uzak olduğunu belir tir sözlerle anan ve anlatan kul
abid-i müveffik عابد موفق : müveffik kul, ebedi saadeti (cenneti) kazanmaya yakın durumda olan kul
abidane عبیدانه : kula yaraşır şekilde
abide 1 : عابدة. anit 2 kadın kul, kulluk yapan ka-dın; kul ve köle durumuna getirilmiş ka din
abidin عابدين : abidler, kullar, ibadet edenler
abluka ابرقه : kuşatma, bir yerin çevresini sar-ma, dışla bağlarıtısını kesme
abone 1 : أبونه.pesin para ödeyerek belli bir süre boyunca müşteri olma 2.bu şekilde müş teri olan kimse
abos عبوس : atıkanık (yüz, çehre(
11
cam
scalb عجائب hayret verici, hayranlık uyandı rici, pagirties
achibi icraat جالب إحرات yapılan hayret ve rici işler
acalbi imkanat عجائب إمكانات gelecekte yara tılmaları mümkün hayret verici varlıklar ve olaylar
acaib-i kudret عجائب قدرت : Allahin (cc) kud retinin eseri olan hayret ve hayranlık uyandı-rıcı varlıklar ve olaylar
acalb-i masnuat عجائب مصرعات san'atlı yara tılmış (masnů) halleriyle hayret ve hayranlık uyandıran (acaib) varlıklar
acaib-i masnuat-i Ilahiye عجائب مصنوعات إلهيه
Allah'ın (cc.) sanatlı yarattığı hayret ve hay-ranlık uyandıran varlıklar
acaib-i mucizat عجائب معجزات her biri birer mucize eser olan hayret verici varlıklar
acaib-i mülk ve melekût عجائب ملك و ملکوت hayret verici (acaib) maddi ve månevi yerler, dünyalar, varlıklar (mülk) ve bunların hayret verici yönetiliş (melekût) biçimleri
acaib-i nukus عجائب نقوش : hayret verici, çok güzel ve ince sanatlı süslemeler
acaib-i sanat عجائب صنعت : sanat härikaları, sa-natça hayret verici varlıklar
acaib-i sanat-ı İlahiye عجائب صنعت إلهيه : Allah'ın (c.c.) eseri olan hayret verici sanat şekilleri
acaib-i seba-i alem عجائب سبعة عالم : Dunyadaki
tarihi yedi härika eser
acaib-i seba-i meshûre عجائب سبعة مشهوره : anlu
yedi harika eser
acaib-i tasarruf عجائب تصرف : yapılan ve yürü-tülen hayret verici hårika işler
acaib-i vezaif عجائب وظائف : insanı hayret, sas kınlık ve hayranlık içinde bırakan vazifeler (görevler)
acaib-ul-mahlükat عجائب المخلوقات : yaratılmış hayret verici varlık çeşitleri
acb عجب : kuyruk sokumu; kuyruk sokumun-daki küçük bir kemik
acb-üz-zeneb عجب الذنب : kuyruk sokumunda bulunan bir kemik (bir hadiste belirtildiği üzere, bu kemikteki bir parçacık, kıyametten sonra insanın tekrar dirilişinde bir çeşit çe-kirdek yerine geçecek)
acam اعجام : Acem'ler, İran'lılar
A
YanıtlaSilaceb
aceb عجب : acaba
Acem عجم : Iran'lı
acemane عجمانه : Lacemice, tecrübesizce 2.ya-
bancı gibi
acemi 1 : اعجمی Iran'lı 2. Arap olmayan 3.ya-bancı
acemi عجمی : tecrubesiz, deneyimsiz
aceze عجزه : acizler, düşkünler, zayıflar
acib (acibe( عجبه : hayret verici, hayranlık uyandırıcı, şaşılacak türden; tuhaf, benzeri görülmemiş
acibe-i san'at عجيبة صنعت : san'at harikası, hay-ret uyandıran san'atlı varlık
acib-os-san'at عجیب الصنعت : sanatça hárika
eser
acibane عجیبانه : şaşırtıcı şekilde, hayret verici tarzda
acil (acile( 1 : عاجل.öncelikli, gecikmesi sakın-calı 2.hemen, çabuk, peşin 3.aceleci
äcil ("ecel" kökünden أحل : ertelenmiş, sonra-ya bırakılmış
acin عجين : hamur; macun; macun kıvamında
aciz عاجز : )bkzacz(
aciz-i mutlak عاجز مطلق : son derece güçsüz
aciz (e( عاجزه : gucü yetersiz; çaresiz
12
acz ve iftika
acz abdعجز عبد yaradılışındaki özelliklerin gereği olan kuldaki güçsüzlük ve çaresizlik
resizliği aczi beser insanın güçsüzlaga ve ça
acz-i beseri insanın özünde, yara dılışında yerleşik olan (beşeri) güçsüzluk ve çaresizlik (acz)
acz-i bila-nihayet عجز بلا نهایت : sonsuz derece de güçsüzlük
acz-i insani عجز انسانی : insanın özünde, yara dılışında yerleşik olan (insani) güçsüzlük ve çaresizlik
acz-i mutlak عجز مطلق : son derece guçsüzlük
acz-i mutlak-ı beşeri عجز مطلق بشری : insanın özünde, yaradılışında yerleşik olan (beşeri) son derecedeki (mutlak) güçsüzlük ve çare sizlik (acz(
acz-i mütecessid عجز منجمد : sanki beden şek line bürünüp görünür hale gelmiş güçsüzlük
acz-i nefs عجز نفس : )bir kimsenin) kendi güç
süzlüğü
acz-i tam عجز نام : tam acizlik, tam mânâsıyla güçsüzlük
acz-i zati عجز ذائی : bir varlığın özünde yerleşik olan güçsüzlük ve çaresizlik
acz-alûd عجز آلود : yaradılışı gereği güçsüzlük ten kurtulamayan
acizane عاجزانه : aciz kalarak, gücü yetersiz şe-kilde
acube اعجوبه : )acibe) hayret verici
acube-i hilkat أعجوبة خلقت : yaradılışı hayret ve
şaşkınlık uyandırıcı; yaradılışı hayret uyandı ran
acûbe-i hilkat-i Rabbaniye اعجوبة خلقت ربانيه : Rab'bin eseri olan yaradılış harikası, yaradı lışı şaşırtıcı ve hayret verici varlık (bkz.Rab)
acube-i san'at أعجوبة صنعت : sanatça hayret ve-
rici eser veya varlık
acul عجول : çok aceleci, tez canlı
acûliyet عجولیت : acelecilik, tez canlılık
acûze 1 : عجوزه.güçüz ve yaşlı kadın 2.huysuz kocakarı
acûze-i semta عجوزة شمط : ak saçlı yaşlı kadın; kocakarı
acz 1 : عجز.acizlik güçsüzlük 2. zararlı şeylere ve düşmanlara karşı güç yetersizliği 3.Allah'a )c.c.) sığınma ihtiyacını duyuran güçsüzlük ve çaresizlik hali
acz-mend 1 : عجز مند.acizlikli, yaradılıştan güç süzlük özelliğine sahip olan 2 acizliğini (güç-süzlüğünü ve çaresizliğini) bilerek Allah'a (c.c.) sığınmayı esas alan
acz u fakr عجز و فقر : güçsüzlük ve fakirlik; zor-luklara, zararlı şeylere ve düşmanlara karşı güçsüzlük (acz) ve sonu gelmez ihtiyaçları karşılayamama hali (fakr)
aczu za'f عجز و ضعف : güçsüzlük ve zayıflık
acz ve cehl عجز و جهل : güçsüzlük ve bilgisizlik
acz ve cümûd عجز و جمود : güçsüzlük ve cansız-lık (ruhsuzluk)
acz ve fakr عجز و فقر : acizlik ve fakirlik
acz ve fakr-i tamm عجز و فقر نام : tam mânâsiyle güçsüzlük ve fakirlik
acz ve hakaret عجز و حقارت : güçsüzlük ve kü-çüklük
acz ve iftikar عجز و افتقار : güçsüzlük ve yoksul luk
acz ve rape (1)
YanıtlaSilaca ve rase )1( عجز و رعشة gucsualük ve kor kudan titreyiş
acz ve za'f (zaal( عجر و ضعف guçsuzluk ve za yıllık
ada اعداء düşmanlar
alda-yi din اعداي دين : din düşmanları
adab 1 آداب usuller, kurallar 2 måneviyat yollarında ilerlemek için çalışanlara öğretilen urlar, gizli gerçekler 3 terbiye ve nezaket ku ralları
Sdab duhül آداب دخول : giriş usûl ve kuralları
adabhayatiye آداب حياتيه: yaşayış tarzına ait kurallar
adab ictimaiye آداب اجتماعية : toplum hayatı için gerekli kurallar
adab İslamiye آداب اسلامیه : Islam dininin ge tirdiği terbiye ve yaşayış kuralları
adab Kur'aniye آداب قرآنیه : Kur'anin getirdiği terbiye ve yaşayış kuralları
adab - Nebeviye آداب نبويه : Hz. Peygamberin getirdiği terbiye ve yaşayış kuralları
adab-i şeriye آداب شرعيه : Islam dinine ait ter-biye ve yaşayış kuralları
adab- Seriat آداب شریعت : Islam dininin getir diği terbiye ve yaşayış kuralları
adab tarikat آداب طریقت : tarikattaki kurallar
adab-ı tasavvuf آداب تصرف Islāmda månevi hayatı geliştirme kuralları
a'dad (adat( اعداد : adetler, sayılar
adakk: edakk en dakik, çok dakik; çok ince, en ince
دقيق adakk-dakik edakk-kik) incenin en incesi
adalet 1: عدالت.Allah'ın (c.c.) emirlerine uy-gun uygulama ve yargılama 2 hakkı koru-ma ve en uygun karşılığı verm verme; her şeye en uygun ve yaraşır olanının verilmesi (kuralı)
3. yargı kuruluşu, mahkeme
adalet-i aliye عدالت عاليه : yüce adalet
adalet-i beşeriye عدالت بشريه : insan düşünce siyle ortaya konan adalet
adaleti ekber عدالت اكبر : en büyük adalet
adalet-i ezeliye عدالت ازلیه : Allah'ın (cc.) ezell adaleti
adalet-i hakiki عدالت حقیقی : gerçek adalet Kur'an'da belirtilen ve emredilen adalet
13
adalet cermurdiye
adalet i hassase عدالت حسنامه hassan adalet, en küçuk hakatalığa ve yanlışlığa yer verme yen (hassas, duyarlı) adalet
adalet i lähi (İlahiye( عدالت الهد Allah'ın )( adaleti (bkz adalet i mutlaka i lähiye).
adaleti izafiye عدالت اضافية izafi adalet, büyük haksızlıklara yol açmamak için küçük hakerz luklara göz yuman adalet
adalet i izafiye ve nisbiye عدالت اصافیه و نسیه izafi ve nisbi adalet, büyük haksızlıklara yol açmamak için küçuk haksızlıklara göz yuman (izafi) ve daha kotustune göre iyi sayılan (nis bi) adalet
adalet-i kaderiye عدالت قدره kaderdeki adalet adalet-i kanun عدالت قانون : kanuna dayanan adalet
adalet-i Kuraniye عدالت قرانيه Kur'an'ın em rettiği adalet
adalet-i kubra عدالت کبری en büyuk adalet, her şeyin hakkını veren, her şeyde en ince ölçü ve dengeyi gözeten, her şeyi gereğince yerli yerine koyan Allah'ın (c.c.) adaleti
adalet-i mahz (a( عدالت محض : tam mănăstyle adalet
adalet-i mahza-i Kur'aniye عدالت محضاء قرآنیه Kur'an'ın emrettiği tam adalet
adalet-i mutlak عدالت مطلق : mutlak adalet, hiç bir haksızlığa ve yanlışlığa yer vermeyen tam adalet
adalet-i mutlaka İlahiye عدالت مطلقة إلهية
Allah'ın (c.c.) hiç bir haksızlığa yer vermeyen adaleti (bkz: adalet-i kübra)
adalet-i nisbiye عدالت نسبه : )bak. adalet i iza fiye)
adalet-i Ömeriye عدالت عمره : Islam üm metinin ikinci halifesi (devlet başkanı( Hz. Ömer'in uyguladığı Kur'an'ın emri olan gerçek adalet
adalet-i Rabbaniye عدالت رئانيه : Rab'bin adale
ti; herkese hak ettiğini ve en uygun olanını veren, hiç bir haksızlığa yer vermeyen, her şeyin tek ve gerçek sahibi (Rab) olan Allah'ın (c.c.) adaleti (bkz, adalet-i mutlaka-i İlahiye)
adalet-i rahmet عدالت رحمت : Allah'ın (c.c.( merhametli adaleti
adalet-i sermediye عدالت سرمدیه : )Allah'a c.c ait) dünya ve âhireti kuşatan, devamlı olan geçici olmayan adalet
adalet-i şer'iye
YanıtlaSiladem-i delil-i sübut
14
AD
adalet-i şer'iyve عدالت شرعه : seriatin (dinin) emrettiği adalet
adalet-i tamme tam adalet
adaletname mahkemece yazılan duruşmaya çağrı yazısı
adaletname-i Seriat عدالت نامه شریعت :slam ka nunlarını uygulayan mahkemenin duruşma ya çağrı yazısı
adalet-perver (adaletperver( عدالت پرور : adalet sever, adaletin gerçekleşmesini candan iste-yen, adalet konusunda titiz ve duyarlı olan
adalet-pise عدالت پیشه : adaleti kendine pren sip edinmiş, adaletli
adaletullah عدالت الله : Allah'ın (cc.) adaleti (bkz. adalet-i mutlaka-i İlâhiye)
adad (dat( اداد : adetler, sayılar
adat عادات : adetler, toplumda kabul edilip alı-
şılagelen davranışlar
adat belde عادات بلده : yöre adeti
adati ecanib عادات اجانب : yabancı milletlere
ait adetler; Batı ülkelerine ait adetler ve gele-nekler, yaşayış tarzları
adat-i ecnebiye عادات اجنبيه : yabancı ülke ådet ve gelenekleri, yaşayış tarzları
adat-i hasene عادات حسنه : Islamiyette beğeni-len güzel adetler
adat-i ictimaiye عادات اجتماعيه : toplum haya-tındaki adetler, toplumca benimsenmiş olan yerleşik yaşayış ve davranış tarzları
adat-llahiye عادات إلهيه : maddi varlıklar dün yasında Allah'ın (c.c.) koyduğu yaradılış ka-nunları
ādat-ı küfriye ve zalimane عادات کفریه و ظلمانه : imansızlık ve zulüm üzerine kurulu adetler, yaşayış ve davranış tarzları
adat-milliye عادات مليه : millete yaşatılan ådetler ve gelenekler
adat-i müstemirre عادات مستمره : öteden beri devam edip gelen ådetler
adat-i nas عادات ناس : halkın alışkanlık ve an-layışları
adati seniye عادات سنبه : iyi ve değeri yüksek ådetler
adat- seyyie عادات سيئه : kötü adetler
adatullah عادات الله : Allah'ın (c.c.) koyduğu yaradılış kanunları. (Bu kanunlara "tabiat kanunları" demek hem yanlış hem açık bir çelişkidir. Çünkü bu kanunları koyan tabiat
değildir. Tabiat ve tabiattaki hiçbir varlık bu kanunları belirleyemez, Tabiatta ne akıl ne bilgi, ne de irade vardır. Tabiat ve içindeki her şey, ister istemez, Allah'ın (c.c.) koyduğu bu kanunlara bağlıdır, bu kanunlara uyar. Ta biatın ve tabiattaki varlıkların kendini bağlı hale getirmek için kendi kanunlarını kendi lerini koyması akla aykırıdır. Düşen bir cisim, Deme hızını kendisi belirleyemez. Oksijenle düşme hidrojen maddeleri birleşince ne meydana getireceklerine kendileri karar vermiş değil dir. Bu ve benzeri her şeyin nasıl davranacağı, Allah (c.c.) tarafından, yaradılış özellikleriyle birlikte belirlenmiştir. Yaratılmışların bağlı olduğu kanunları koyan sonsuz yaratıcı güç, sonsuz ilim ve irade sahibi olan yüce Allah'tır (c.c.). Her şeyi tabiat eseri sayıp tabiatı ilah derecesine getirenler, bir olan Allah'ı (c.c.) kabul etmemek adına, atomlar veya atomla rın yapısındaki tanecikler sayısınca kendile rine ilah edinmiş olmaktadırlar.)
adavet عداوت : düşmanlık
adavet-i İlahiye عداوت إلهيه : Allah'a (cc) karşı düşmanlık
adavet-i müsi عداوت می : Allah'a (c.c.) karşı gelen kötü kişiye (müsi') karşı duyulan düş-manlık
adavetkarane عداوت کارانه : düşmanca davrana-
rak, düşmancasına
add عد : sayma, kabul etme
addetmek عذايتمك : saymak, kabul etmek
aded-i enfas عدد انفاس : )hayat boyu) alınıp ve-rilen soluk sayısı
aded-i mübarek عدد مبارك : mübarek (kutlu( sayı
adedce عده : sayıca
adedince عددنجه : sayısınca
adem عدم : yokluk, hiçlik
adem-i abesiyet عدم عبثیت : manasızlık, fayda-sızlık, yersizlik ve gayesizliğin bulunmaması
adem-i afv عدم عفو : af edilmeme, af edilmezlik
adem-i camilyyet عدم جامعیت : )bir varlıkta bir şeyin) farklı çeşidi ve dereceleri ile toplu hal-de birlikte bulunmaması, bulunur olmaması
adem-i delil : delil yokluğu, ispatlayıcı dayanağın bulunmaması, ispat edici daya-naktan yoksunluk
adem delili sübut عدم دليل ثبوت : isbatlayıcı
adem-i derk
YanıtlaSildelilin yokluğu
adem-i derk عدم درك : anlamama, kavramama, anlayış ve kavrayış gücünden yoksunluk
adem-i devam عدم درام : devam etmeme, de vam etmezlik, sürekli olmama
adem-i falde عدم فائده : faydasızlık
adem-i fark عدم فرق : farksızlık, ayırt edilmez-lik
adem-i fehm عدم فهم : anlayamama, anlamada yetersiz kalma
adem-i hakimiyet عدم حاکمیت : faydasızlık, hakimiyet (egemenlik) gücünden yoksunluk, yönetim ve yaptırım gücü ve yetkisine sahip olmama
adem-l harici عدم خارجی : harici yokluk, Allah'ın (c.c.) ilminde var olup dış dünyada var olma-ma, henüz yaratılmamış olma
adem-i hikmet عدم حکمت : gayesizlik ve mână-sızlık
ademi hilm عدم حلم : hilm sahibi olmama, ağırbaşlılık ve yumuşak huyluluktan yoksun-luk
adem-i hizmet عدم خدمت : hizmet etmezlik, hizmeti olmama, hizmeti dokunmana
adem-i hulüvv (huluvv( عدم خلو : ayrılıp yerini boş bırakmama, yerinde kalma
adem-i hürmet عدم حرمت : hürmetsizlik say-gısızlık
adem-i ittila عدم اطلاع : bilgi sahibi olmama, bilgisi bulunmama
ademiifa عدم ايفا : ifa etmeme, yerine getir-meme, yapmama
adem-i i'dad عدم اعداد : gelişmiş olmamak
adem-i ihlas عدم اخلاص : ihlassızlık, Allah'ın (c.c.) rızasını kazanmayı düşünmemek
adem-i ihmal عدم اهمال : ihmal etmeme, gözar dı etmeme, önemsemezlik yapmama
adem-i ihtiyaç عدم احتياج : ihtiyacsızlık
adem-i iktidar عدم اقتدار : güçsüzlük
15
ademi malomat
adem-i iman عدم ايمان inanmama
adem-l in'ikad ve tekemmül عدم انعقاد و تکمل
(bilgilerin) birikme ve birbirine eklemlenme ile sağlam şekilde kuruluş (in'ikad) devresine ulaşmama ve gelişip tamamlanmama
adern-i intisar عدم انتشار : yayılmama, yaygın laşmama
adem-i intizam عدم انتظام : duzensizlik
adem-i inzar عدم انتدار : kötü şeylerden sakın-dırmama, kötü sonuçları bildirip korkutmama
adem-i israf عدم اسراف : israfsızlık, boşuna har camama, gereksiz kullanmama, yersiz harca-mama
adem-i iştigal عدم اشتغال : meşgul olmama, ug-raşmama; ilgilenmeme ve yapmama
adem-i itaat عدم إطاعت : itaatsizlik, emredileni yapmama
adem-i itikad عدم اعتقاد : iman yokluğu, inanç yokluğu, inançsızlık ve güvensizlik
ademiittifak عدم اتفاق : birleşmeme, uyuşma-ma
adem-i kabiliyet عدم قابلیت : kabiliyet yokluğu, yeteneksizlik, yapabilme gücünden yoksun-luk, yapamazlık, beceremezlik
ademi kabul عدم قبول : kabul etmeme, kabul etmezlik
adem-i kanaat عدم قناعت : kanaat yokluğu, ye-tinmezlik, yetinmeme, kanaat etmeme,
adem-i kast عدم قصد : kastın bulunmaması, kastsızlık; gaye gütmeme, hedef belirleme-me, belli bir niyetle hareket etmeme
ademi kemal عدم كمال : mükemmel olmama, eksik ve kusurlu olma
adem-i kifayet عدم کفایت : yetersizlik
adem-i kitabet عدم کتابت yazı yazmama, ya-
zıp tertiplememe; (mec.) yazıda olduğu gibi belli gâyeler ve mânâlar ifade edecek şekilde düzenlememe
adem-i kuvvet-i zahiri عدم قوت ظاهری : zahiri kuvvete sahip olmama; zenginlik, mevki, ik-tidar gibi açık ve maddi bir güce sahip olma-ma
adem-i ilim (ilm( عدم علم : bilgisizlik, bilgi yok luğu, bilgi sahibi olmama
adem-i illet عدم علت : sebebin bulunmaması
adem-i iltibas عدم التباس : birbirine karıştırma-ma
adem-i iltifat عدم التفات : iltifat etmeme, gönül okşayıcı söz ve davranışlarda bulunmama; soğuk davranma, soğuk karşılama
adem-iliyakat عدم لیاقت : liyakatsızlık, lâyık ol-mama, yaraşır ve uygun olmama
adem-i mahz عدم محض : tam manasiyle yokluk
adem-i makuliyet عدم معقولیت : makul olmama, akla uygun olmama, akla aykırılık
adem-i malûmat عدم معلومات : bilgisizlik
adem-i malümiyet
YanıtlaSil16
adem-zahir
değişikliklere uğramama, başkalaşmama
adem-i marifet bilmezlik, bilmeme, bilgi sahibi olmama
adem-i tahayyüz yer kaplamama, yer kaplama özelliği bulunmama
adem-i malümiyet عدم معلومیت : bilinmezlik
ademi medlül عدم مدلول : medlûlun yokluğu, varlığını ispat için delil (belge, dayanak) ara-nan var olmaması
adem-i tahavvuf عدم تخوف : korkusuzluk korkmama, korku ve kaygıya kapılmama
adem-i tahdid عدم تحديد : sınırlandırmama
nan seyinerkeziyet-i siyasiye عدم مرکزیت سیاسبه : siyasi (politik) bakınından merkeze bağlı olmama, siyasi yönetim bakımından devletin yönetim merkezine (başkente) bağlı kalma-ma, yerinde yönetim veya bölgesel yönetim ilkesini benimseme
adem-i takayyid عدم تقید : hiç bir bag altında bulunmamak
ademitakib عدم تعقب : huk.) takipsizlik, so-ruşturmaya gerek bulunmama
adem-i mes'uliyet عدم مسئولیت : sorumlu olma-ma, sorumsuzluk
adem-i meyl-i saltanat عدم مبل سلطنت : kral olma isteğini taşımama, toplumda yönetim gücünü eline geçirme isteğinde olmar
adem-i mutlak عدم مطلق : tam manasiyle yok luk
adem-i muvafakat عدم موافقت : uyumsuzluk, ters tepki verme, uygun düşmeme
adem-i mübalat عدم مبالات : önemsemezlik
adem-i müdahale عدم مداخله : karışmama
adem-i müracaat عدم مراجعت : müracaat etme-me, başvuruda bulunmama
adem-i müsaade عدم مساعده : musaade etme-me, izin vermeme
adem-i nimet عدم نعمت : nimet yokluğu
adem-i niyet عدم نیت : niyet etmeme, ne yapa-cağını önceden aklına koyup düşünmeme ve söylememe
adem-i riza عدم رضا : razı olmama, istememe
adem-i rü'yet عدم رؤیت : görmeme
adem-i salabet عدم صلابت : dayanıksızlık
adem-i salahiyet 1 : عدم صلاحیت.yeri ve gereği olmama 2.yetkili veya görevli olmama; yetki-sizlik
ademi sebat عدم ثبات : kararsızlık sözünde ve kararında durmama, işi sonucuna kadar sür-dürmeme, sebatsızlık
adem-i sirf عدم صرف : tam yokluk, tam hiçlik
adem-i taahhüt عدم تعهد : söz vermeme
adem-i tanzim عدم تنظيم : düzenlememe
adem-i tarassud عدم ترصد : gözetlemenin ya pılmaması, gözetlememe, gözetlemede bu lunmama
adem-i tasavvur عدم تصور : tasarlamama, d şüncede canlandırmama
adem-i tasdik عدم تصديق : doğrulamama, doğ
ruluğunu kabul etmeme
adem-i tebşir عدم تبشير : müjdelememe
adem-i tecezzi عدم تجزی : bölünmeme, parçala-
ra ayrılmama, parçalanmama
adem-i tecziye عدم تجزیه : cezalandırmama
adem-i tefavüt عدم تفاوت : farksızlık, farklı ol-mama
adem-i tefehhüm عدم تفهم : anlamamak, farkı-na varmamak
adem-i tegayyür عدم تغير : değişikliğe uğrama-
ma, değişmeme
adem-i teläkki 1 : عدم تلقى.anlamama 2.kabul etmeme, inanmama
adem-i tenahilik عدم تناهيلك : sonu olmama, sonsuzluk
adem-i tenezzül عدم تنزل : tenezzül etmeme yüz çevirme, istememe, ihtiyaç duymama, kendine yakıştırmama
adem-i tereddüd عدم تردد : tereddüt etmeme, kararını duraksamadan verme, kararsızlık göstermeme
adem-i tezkiye عدم تذكيه : temize çıkarmama
adem-i vuk عدم وقوع : meydana gelmeme
adem-i vücud عدم وجود : var olmama
adem-i vüsuk عدم وثوق : güvenmezlik, inan-mazlık
adem-i taalluk عدم تعلق : ilgi ve bağın bulun-maması
adem-i taayyün عدم تعین : belirlenmeme, belir-sizlik
adem-i tağayyür (tagayyür عدم تغير : değişmezlik,
sin bilgi sahibi olmama, şüphede kalma adem-i yakin عدم يقين : kesin bilgi yokluğu, ke-
de) bize ve görünüre göre yokluk adem-i zahirî عدم ظاهری : )gerçek månada değil
adem-i zikr
YanıtlaSiladem-i zikr عدم ذكر : zikretmeme, anmama, söylememe, hatıra getirmeme
adem-abad عدم آباد : yokluk dunyası, ebedi
yokluk
adem-alud عدم آلود : yokluğa katışmış, yokluğa karışmış, yokluğa benzer, yok gibi, yokluğa yakın
adem-nûma عدم نما : hiçlik gibi gözüken
adem-ül abesiyet عدم العبثيت : manasız fayda-sız ve gâyesiz olmama
ademi (ademiye( 1: عدمى.yokluğa ait, yoklukla
ilgili 2 bir şeyin yokluğu sebebiyle ortaya çıkan ademistan عدمستان : yokluk ve hiçlik yeri;
inançsızların ölümle yokluğa gidildiğini san-dıkları hiçlik ve ebedi yokluk yeri. (Bu anla yış, hem yanlış hem acıklıdır ve mutsuzluk kaynağıdır. Çünkü ölüm, yokluğa geçiş değil, zaman ve mekân içindeki maddi (fiziksel) dünyadan zaman ve mekân ötesi månevi var-lık dünyasına geçiştir. İnançsızlar için ölüm, çok korkunç ve çok acıklı bir olaydır; tüm sev-diklerinden ve sevenlerinden ebedi bir ayrılış ve yok oluştur.)
ademiyat عدميات : ademler, yokluklar
Adem آدم : ilk insan ve ilk peygamber
adem-i ilm-i hakikat آدم علم حقیقت : hakikat ilminin Adem babası, (mec.) derin ve ebedi gerçeklere ait ilmin en başta gelen kaynağı, ilmin babası
ademi آدمی : insan türünden
ademiyet آدمیت : insanlık
ademoğlu آدم اوغلی : insanoğlu, insan, insanlar
adese عدمه : mercek; yaklaştırıp büyüten mercek, büyüteç
adet عدت : )aded) sayı, rakam, tane, miktar;
(...) kadar, (...) kat
adet 1 : عادت.toplumda alışılagelen hareket tarzı, usûl, gelenek-görenek 2.devamlılık özelliği olan hareket tarzı 3.alışkanlık 4.her zaman olup biten ve alışılmış olan olay veya olaylar
adet-i arziye عادت ارضیه : dünyada devam ede gelen olaylar
adet-i cemaat عادت جماعت : toplumda alışılage-len davranış şekli
adet-i daime عادت دائمه : alışılagelen hareket tarzı
adet-i İlahiye عادت إلهيه : Allah'ın (c.c.) âdeti,
17
diliyet
Allah'ın (c.c.) devamlı olan emri, yanı, yaradı lış kanunlarının her biri (bkz. ådátullah)
ädet-i İslamiye عادت إسلاميه : Islam adeti, Isla mın emir ve yasaklarıyla belirlenmiş davranış
ve hareket tarzı
adet-i kavmiye عادت قومیه : milli adet, bir top-luma veya bir millete ait ådet, yani davranış ve hareket tarzı
ådet-i müstemirre عادت مستمره : kesintisiz de-
vam edegelen ådet
adeta عادتا : sanki, denebilir ki
Adetullah عادت الله : Allah'ın (cc.) adeti, Allah'ın (c.c.) devamlı olan emri, yani, yara dılış kanunlarından her biri (bkz. ådâtullah)
adi عادی : sıradan üstün özellik taşıma-yan, her zaman karşılaşılan türden, normal 2.önemsiz, değersiz, basit, aşağı dereceden
adid (adide( عديده : çok birçok
adim-ül misal عدیم المثال : benzeri olmayan
adil (adl( عادل : )Allah'ın c.c. bir ismi) tam ve
kusursuz adalet sahibi
ad عدل : . adalet
adil (adl( عادل : adalet (bkz. adl, Adl(
Adil عادل : Allah'ın (c.c.) mübarek bir ismi, adaletli, her şeye ve herkese layık olduğunu veren; imanlı ve iyi kullarına mükafat, inkâr-cı ve kötü kullarına ceza veren ve hiçbir kim-seye haksızlık yapmayan, herkese yaptıkları-nın karşılığını tam veren
Adili bilhak عادل بالحق : hakkiyle ådil, tam mânâsıyla adaletli, gerçek adalet sahibi
Adil-i Hakim عادل حكيم : )Allah'ın (c.c.) güzel ve mübarek isimlerinden) Adil ve Hakim; hikmet ve adalet sahibi, hiçbir şeyi tasadüfe bırakmayıp her şeyi birçok gåyeler ve faydalar gözeterek, ölçülü ve tam yerinde, en uygun şekilde bilerek yaratan ve yapan (Hakim(, gerçek ve kusursuz adalet sahibi olan (Adil)
dili mutlak عادل مطلق : kusursuz sonsuz ve sınırsız (mutlak) adalet sahibi (Allah c.c.)
Adili Rahim عادل رحيم : Allah'ın (c.c.) güzel ve mübarek isimlerinden Adil ve Rahîm; çok merhametli, sevdiği kullarına acıyan ve onla-rı koruyan (Rahim) ve adaletli (Adil(
adilâne عادلانه : adilce, adalete uygun şekilde
adile عادله : )bkz.dil(
diliyet عادت : adaletlilik, adil olma; doğru-
luk
Sfat u bels
YanıtlaSilA
adilli
adilli عدلى : adaletli
18
adliye reisi عدليه رئیسی : mahkeme başkanı
adim 1 : عديم yok, yok olan 2 yoksun, mah rum, sahip olmayan
Adliye Vekaleti عدلیه وکالتی Adalet Bakanlığı
adim-ül misal عدیم المثال : benzeri olmayan
Adiyat عاديات : adi geyler, sıradan şeyler, hiç bir üstün tarafı olmayan önemsiz ve değersiz şeyler 2 aslında hårika ve olağanüstü olduğu halde, sürekli göre göre alışılarak önemsiz şeyler gibi gözuken varlıklar ve olaylar
adiye عاديه : )bkz adi(
ad عدل : Ladalet 2 Adl: (Allah'ın (c.c.) müba-rek bir ismi) tam ve kusursuz adalet sahibi. (bkz. Adil)
adi-i Adil عدل عادل : Adil olanın adaleti; gerçek adalet sahibinin adaleti (bkz. Adl, Adil)
Adi- Hakem عدل حكم : )Allah'ın (c.c.) mubarek isimlerinden) Adl ve Hakem; haklı ile haksızı ayıran (Hakem) ve tam ve kusursuz adalet sa-hibi olan (Adl)
Adl-1 Hakim-i Kerim عدل حكيم كريم : )Allah'ın (c.c.) mübarek isimlerinden) Adl, Hakim ve Kerim; (bkz.Adl, Hakim, Kerim)
adi adalet عدل و عدالت : adl ve adalet; doğ-ruluk, hakseverlik ve adalet (bkz. adl, adalet)
adi hak عدل و حق : adalet ve hak (hak ve ada let), adalet ve haklılık
Adlü Hakk عدل و حق : )Allah'ın (c.c.) mübarek isimlerinden) Adl ve Hakk; (bkz.Adl, Hakk)
Adi Hakim عدل و حكيم : )Allah'ın (c.c.) mü barek isimlerinden) Adl ve Hakim (bkz. Adl, Hakim)
Adl Rahim عدل و رحیم : )Allah'ın (c.c.) mu-barek isimlerinden) Adl ve Rahim (bkz. Adl, Rahim)
adlo hikmet عدل و حکمت : adalet ve hikmet (bkz. adalet, hikmet)
adi ü Ihsan عدل و احسان : adalet ve ihsan iyilik(
adlü istikamet 1: عدل و استقامت.adalet ve tam denge 2.denge ve şaşmaz düzen
adli عدلى : adalete ait, adaletle ilgili
Adliye vekili عدلیه وکیلی : Adalet Bakanıgı'ndan
sorumlu bakan
düvv در : duşman
adüvvi ekber در اكبر : en buyuk düşman
düvv kafir عدر کافر : kafir (inkarci dusman
adüvv-id-din عد الذين : din duşmanı, kafir
adüvv-ü sedid عدو شدید : şiddetli düşman, azılı
düşman
adva عدوى : hastalık
adva-selase عدرى ثلاثه : uc hastalık
tak ufuklar evreler; hertaraf 2 kendi dışımızdaki dünyalar, görünebilen uzak çev
reler
äfäk-ı älem عالم:peçevre آفاق käinat, kai-
natın bütün çevresi; kainatın her tarafı
äfák azamet-i uluhiyet آفاق عظمت الوهيت Allah'ın (c.c.) sonsuz büyüklüğüne karşı kul luğunu gösteren geniş varlıklar dünyası
afaki cihan آفاق جهان : dunyanın her tarafı
äfäk-ı İslam آفاق اسلام: slåm dünyasının her
tarafı
äfäki kemalat آفاق کمالات :ustünlukler ve mü-kemmelliklerin çeşitli dereceleri
åfäk-kesret آفاق کثرت: cok sayıda varlıkların
(kesret) dünyası olan dünyamızın her yanı
afak ve enfüs آقاق و انفس : das dunya ve iç dün : dış ya; insanın kendi varlığının dışında kalan dış
dünya (äfåk) ve insanın kendi öz varlığı olan iç dünya (enfüs)
äfäki (äfäkiye آقای : insan varlığının dışında kalan dış dünyaya ait, dış dünya ile ilgili, dış dünyada bulunan (bkz. åfåk ve enfüs(
afat آقات : afetler: büyük yıkım, zarar ve ölüm-
lere yol açan olaylar
afat- maneviye آفات معنویه: manevi åfetler, din ve manevi hayata zarar verici durumlar, olaylar
adliye 1 : عدليه.adalet işleri; adalet işlerini yü rüten devlet dairesi 2.mahkeme binası
maddi ve manevi åfetler åfât-ı mâneviye ve maddiye آفات معنویه و مادیه
adliyeci عدليه جي : adliye görevlisi, hukuk ve adalet dairesindeki görevli
Adliye Bakanlığı عدليه با قائلغی : Adalet Bakanlığı adliye kanunu عدليه قانونی : mahkemelerin uy-
duğu ve uyguladığı kanun
afat-i semaviye آفات سماره: semävi åfetler, yağmur, dolu, rüzgâr, gök taşları gibi gökten gelen åfetler; dert ve belälar
afât-ı semaviye ve arziye آفات سماویه و ارضیه : gök
ve yerden gelen äfetler
afat u bela آفات و بلا : afetler ve belâlar
Afet
YanıtlaSil19
ähädi
afet آلت : büyük yıkım, zarar ve ölümlere yol açan olay
agleb (ağleba( اغلب : lekseri, çoğu 2 daha çok
(fv)
aff- umumi اف عمومی : genel af
afil jul: fani, geçici, gözden kaybolup giden, olümlu
afilin افلين : fani varlıklar, gözden kaybolup gi denler, ölümle dünyadan ayrılıp gidenler
afitab (aftab( آفتاب : Günes
afitâb-ı Hak-nüma آفتاب حق ما : Allah'ın (c.c.)
varlık delillerini apaçık gösteren güneş (äfitâb), (mec.) Allah'ın (c.c.) varlık delillerini güneş gibi apaçık gösteren eser
afiyet عافیت : saglik, sağlıklı hal
afv عفر : af, bağışlama
av-illahi عفر إلهى : Allah'ın (c.c.) bağışlaması
af kusur عفر قصر : kusurun bağışlanması
afv-i üstadane عفو استادانه : ustada (derin bilgi ve fazilet sahibi hocaya) yaraşan afv
afv-cüyem عفر جويم : )Far.) af diliyorum
afv u mağfiret عفو و مغفرت : af ve günahları sil-me
afvu safh عفو و صفح : af ve bağışlama
afv rahmet عف و رحمت : affetme ve acıma, merhamet etme
afüv عقر : af, bağışlama
afüv-karane عفو کارانه : af ediciye yaraşır şekilde
Afyon adliyesi آفیون عدلیه سی : Afyon mahkemesi
Afyon müddeîsi آفیون مدعیسی : Afyon savcısı
Afyon müddelumumiliği آفیون مدعمومیلگی : Af yon savcılığı
ağleb-i enbiya اغلب انبياء : peygamberlerin çoğu
aglebi hal اغلب حال : ekseri hal, çok defa, çok durum
ağleb-i hükema اغلب حكماء : filozofların çoğu, ilim ve düşünce adamlarının çoğu
ağleb-i ömür اغلب عمر : ortalama ömür, çoğun-
lukla ömrün bittiği yaş
ağleb-i suara اغلب شعراء : sairlerin çoğu
aleben اغلا : coğunlukla, çok defa
ağmaz اغماض : göz yummalar, görmezden gel-meler, hoş görüp kolaylık göstermeler
agniya اغنياء : zenginler 2.(mec.) ileri gelen-
ler, büyükler
ağniya-i måneviye اغنياء معتوبه manevi hayatta ileri gelenler, måneviyat büyükleri
agraz اغراض : maksatlar, gâyeler, niyetler 2.düşmanlıklar, kinler, içten içe beslenen kotvetler
güdü-araz-ı siyaset 1 : اغراض سياسة.politikada
len gâyeler 2.politikadaki düşmanlıklar
agraz-ı siyasi 1: اغراض سیاسی.siyasi (politik) gå-yeler 2.siyasî (politik) düşmanlıklar
agraz-ı şahsi اغراض شخصی : ahs (kişisel) gå-yeler, amaçlar, hedefler 2.şahsi (kişisel) düş-manlıklar
ağraz-ı şahsiye اغراض شخصيه : )bkz.agraz-ı şahsı(
ağsan اغمان : dallar
agus 1 : آغوش.kucak, gögus (mec.) sığınılacak yer
ağuş-i nazdarane آغوش نازدارانه : nazlanarak açı lan kucak
Afyon müddelumumisi آفیون مدعی عمومیسی : yon savcısı
Afagyar اغیار : yabancılar başka olanlar
Afyon polishanesi آفیون پولیس خانه سی : Afyon karakolu
agah آگاه : uyanık kalbi uyanık (månevi ger-çeklerden haberli ve duyarlı), gerçeklerdan haberdar (haberli), bilgi sahibi
agel گل : sarik, başörtüsü bağı
aga: halk arasında sözü dinlenir kimse 2.bir köy veya topluluğun büyüğü 3.zengin ve nüfuzlu kimse 4.efendi 5.buyruk altına gir-
meyen, bağımsız
agaz آغاز : başlayış, başlama
adiye اغديه : gıdalar, besinler
ah (Ar) kardeş (bkz. ahi)
ah-ı lieb ve ümm اخ لأب و ام : ana-baba bir olan
kardeş, öz kardeş
ahof ünlem, özlem veya beğenme, hayret yahut sevgi, öfke ya da ağrı, acı, üzüntü gibi çeşitli duyguları ifade etmek üzere söylenen bir söz
ah uenin آه و انین : ah edip inleme
ah u fizar آه و فیزار : ah edip ağlama
âhâd (ehad( آحاد : tek bir
ahad-inas آحاد ناس : halktan birisi
ahadi احادی : tek veya iki şahıstan rivayet edi-len
ahali
YanıtlaSilahali اهالی : halk
ahali - Islamiye اهالی اسلامیه : Islam dinine men-sup halk
ahali-i Müslime اهالی مسلمه : Masluman halk
ahar آخر : başka, diğer
ahbab احباب : dost, sevilen dostlar
ahbab uhrevi احباب اخروی : ahiret dostları Allah (c.c.) rızası için birbirini seven dostlar
ahbar 1 : اخبار haberler 2.bize ulaşan hadisler (bkz. hadis)
ahcar احجار : taşlar
ahcar- semaviye احجار سماريه : gok taşları gök ten yağan taşlar
ahd (ahid( عبد : yemin; verilen söz; sözleşme
ahd-i mü'min عهد مؤمن : mü'minin yemini ve söz vermesi
ahd etmek عهد اينمك : and içmek, söz vermek ahd ü peyman عهد و پیمان : söz verme ve and
içme
ahd ü va'd عهد و وعد : söz verme ve vaadda bu lunma
ähenin آهنين : çelikten yapılmış, çelik gibi sağ lam
aheng (ahenk( آهنگ : uyum, uygunluk, düzen
aheng-i ruhani آهنگ روحانی : ruh hengive den-gesi, ruh yapısındaki uyum
Sheng-i umumiyet آهنگ عمومیت : genel ahenk, genel uyum
aheng-i terakki آهنگ ترقی : gelişme ve ilerleme deki äheng ve uyum
her آخر : başka, diğer, öbur
aheste آهسته : yavaş, ağır, acele etmeden
ahfa اخفى : çok gizli
ahfad احفاد : torunlar, gelecek nesiller
ahi اخی : )Ar.) benim kardeşim (bkz. ah(
ahid عهد : )bak ahd(
ahir آخر: sonen son; sonraki
ahir-l ayet آخر آیت : ayetin sonu
ahir-i Feth آخر فتح : Kur'andaki Feth Sûresi'nin sonu
ahir-i hayat آخر حیات : hayatın sonu ölüm(
ahir-i kaside آخر قصیده : kaside şeklindeki şiirin sonu
ahir-i mektub آخر مكتوب : mektubun sonu
sonu ahir-l ömr (ömür( آخر عمر : ömrün sonu, haya
20
ahkam-ı fer'iye
ahir-i Sûre-i Feth آخر سورة فتح : Fetih Suresi'nin
sonu ahir-id-devran آخر الدوران : dönemin sonu dev
rin sonu (ila-ahir-id deveran إلى آخر الدورات
dünyanın sonuna kadar)
ahir-il aye آخر الآية : ayetin sonu
ahiret آخرت : öbür dünya, kıyametten sonra
ahiren آخراً : son zamanda son olarak
tekrar dirileceğimiz dünya ahiret akidesi آخرت عقیده می : ahiret inancı
ahiret alemi آخرت عالمی : öbür dünya ölüm ve kıyametten sonraki dünya
ahirin آخرین : sonrakiler, sonra gelenler, son-radan gelenler
ahiriyet 1 : آخریت.sonda olma, sonda bulun-ma 2. Allah'ın (c.c.) mübarek El-Ahir isminin belirttiği gibi, her şeyin sonrasında da kalıcı
olma (bkz. Kur'an, 57/3( ahiruzzaman آخر الزمان : dünyanın son zamanı, kıyamete yakın zaman
ahirzaman آخرزمان : dünyanın son zamanı, kı-yamete yakın zaman
ahize آخذه : alicises alıcı cihaz
Ahkaf 1 : احقاف.Kur'an'ın kırkaltıncı süresi. 2.Kum tepeleri
ahkam احكام : hükümler, emir ve yasaklar, ka-
nunlar
ahkam-ı adilane احکام عدلانه : adilane hükümler
(ahkâm), tam adaleti gerçekleştirici hüküm-ler (emirler, kanunlar, kurallar; yargılar)
ahkam-ı bi-nazir احکام بی نظیر : eşsiz ve benzer-siz (binazir) hükümler ahkâm) (bkz.ahkâm, hüküm)
ahkami din (iye( احکام دینیه : din hükümleri, dindeki emir ve yasaklar
ahkam-i erbaa أحكام أربعة : dört hüküm, dört kural
ahkam-ı esasiye أحكام أساسيه : temel hükümler, temel niteliğindeki emirler ve yasaklar
ahkam- ezeli أحكام ازلی : ezeli hükümler, belli zamanlarla sınırlı olmayan Kur'an'daki emir-ler ve kanunlar
ahkam fer'iye أحكام فرعيه : fer hükümler, (dindeki temel inançlar ve kurallar dışında kalan) insanın şahsi (kişisel) ve toplum ha-yasaklar yatını ve görevlerini düzenleyen emirler ve
21
YanıtlaSilahkam-llähiye
ahkam-llahiye احكام الهيه : llaht hükümler, Al-lah'ım (c.c.) emirleri ve yasakları
ahkam - imaniye احکام ايمانيه : iman hükümleri, İslam dinindeki iman esasları
ahkam- Islamiye احکام اسلامه : Islam dinine ait hükümler, İslam dinindeki iman esasları ve insanın davranışlarını düzenleyen emirler ve yasakların bütünü
ahkam kat'iye احكام قطعيه : kesin hukumler, kesin emirler ve yasaklar
ahkam- kat'iye-i İslamiye احکام قطعية اسلاميه : s läm'ın kesin hükümleri, emir ve yasakları
ahkam-ı kudsiye احکام قدسيه : kutsal ve kusur-suz olan Kur'an hükümleri, Allah'ın (c.c.) emirleri ve yasakları
ahkam - Kur'aniye احكام قرآنيه : Kur'an hüküm-leri, Kur'an hükümleri, Kur'an'daki emirler ve yasaklar
ahkam- memduha احکام ممدوحه : övülmeye lå yık hükümler
ahkam- mestûre احکام مستوره : açık seçik olma yan kapalı månälı hükümler, emir ve yasaklar
ahkâm-ı müteaddide احكام متعددة : müteaddid ahkăm, birden çok hüküm
ahkam-ı nazariye احكام نظریه : nazari hüküm ler: 1.kesin olmayan, tartışmaya açık hüküm ler 2 düşünce alanında geliştirilen görüşler ve düşünceler, sonuç olarak ileri sürülen hü-kümler
ahkam-ı rubublyet أحكام ربوبيت : her şeyin tek ve gerçek sahibi olmak (rububiyet) sıfatiyle Allah'ın (c.c.) koyduğu hükümler, kanunlar ve düzenler (bkz.Rab, rububiyet)
ahkam-i şeriat أحكام شریعت : seriat hükümleri, İslâm dinindeki emirler ve yasaklar
ahkam - şer'iye احکام شرعيه : seriata ait hüküm ler, dindeki emirler ve yasaklar
ahkam- ubudiyet احكام عبودیت : Allah'a (c.c.) kulluğu düzenleyen hükümler, emirler ve yasaklar, ibadetle ilgili hükümler, emirler ve yasaklar
ahkam-ı zaruriye احكام ضروريه : zaruri hüküm-ler, kesin ve uygulanması zorunlu (mecburi) hükümler, emirler ve yasaklar; erkän ve ah-kām-ı zaruriye: zaruri (mecburi, zorunlu) ve temel olan(erkän) kurallar ve hükümler)
ahkam-ı zimniye احكام ضمنيه : zimni hükümler dolaylı olarak sözün mănâsında gizli (zımni), akıl yolu ile açığa çıkabilen hükümler
ahläk-ı seyyie-i vahşiyane
ahkar احفر : en hakir, en önemsiz, en aşağı, en değersiz
ahkar - mahlakat احقر مخلوقات : yaratılmışların en önemsiz, en güçsüz ve değersizi
ahkem 1 : احكم hükmedenlerin en üstünü 2. En sağlam, en güvenilir 3 En hikmetli
Ahkem-ül-Hakimin احكم الحاكمين : hakmeden lere hükmeden, häkimiyet sahiplerini emir ve hükmü altında bulunduran, (Allah c.c)
ahlaf اخلاف : halfler, evlad ve torunlar, yeni nesiller
ahlak اخلاق : insanın davranış tarzını belirle-yen değerler ve kurallar bütünü
ahläk-ı Ahmediye اخلاق احمديه : Hz. Muham med'in (a.s.m.) övgüye değer örnek ahlakı
ahlâk-ı âliye اخلاق عالیه yüksek ahläk
ahlâk-ı âliye-i hasene اخلاق عالية حسنه : yüksek ve güzel ahlak
ahlâk-ı âliye-i Peygamberiye اخلاق عالية بيغمبريه Hz. Peygamber'in (a.s.m.) yüksek ahlakı
ahlakı hamide اخلاق حمیده : ouguye değer ah-läk
ahlakı hasene اخلاق حسه : guzel ahlak
ahlâk-ı hasene ve seyyle اخلاق حسنه و سینه : gu zel ve kötü ahlâk
ahlak hasene-i İslamiye اخلاق حسن اسلامی : låm dininin getirdiği güzel ahlak
ahlakı içtimalye اخلاق اجتماعيه : toplum ahlâkı
ahlak ilahiye اخلاق الهيه : Allah'ın (c.c.( Kur'an'da bildirdiği ahlak
ahlak-i insaniye اخلاق انسانيه : insana yaraşır ah-
läk, insanlık ahlakı
ahlakı İslamiye اخلاق اسلامی: Islam ahlâkı
ahlakı kamile اخلاق كامله : mükemmel ve ku-sursuz ahlâk
ahlâk-ı Kur'anive اخلاق قرآنیه : Kur'an ahlakı, Kur'an'ın getirdiği en üstün ahlâk
ahläk-ı Muhammediye اخلاق محمد به : hammed'in (a.s.m.) güzel ve örnek ahlâkı
ahlak-ı Peygamberi اخلاق پیغمبری Hz. Peygam-ber'in (a.s.m.) güzel ve örnek ahlakı
ahlaki rezile اخلاق رذيله : insanı alçaltıcı kötü ahlak
ahlak seyyle اخلاق سینه : kötu ahlak
ahlâk-ı seyyie-i vahsiyane اخلاق سيئة وحشيانه vahşilere yaraşır kötü ahlâk
C
22
YanıtlaSilAA
ahlâk-ı ulviye vahşiyane
ahlāk-ı ulviye vahşiyane اخلاق علویه وحشیانه : s tün ve yükse ahlâk
ahlakı umumiye اخلاق عموميه : herkese kabu gören ahlâk, genel ahlâk
ahlâk-ı vahşiyane اخلاق وحشيانه: vahşilere ya raşır (ådât ve ahlakı vahşiyane معادات و اخلاق وحشیانه : vahşi insanlara yaraşır ahlâk ve âdet ler)
ahlakça اخلاقجه : ahlak bakımından
ahlaken اخلاقاً : ahlak bakımından
ahlâkî (ahlâkiye( اخلاق : ahlaka ait, ahlâkla il-gili, ahlâka bağlı
ahlakiyyun اخلاقیون : ahlak ilmi üzerinde çalı şanlar, ahlakçılar
ahmak احمق : akılsız, aptal, aklı kıt, düşüncesiz
ahmak-ul humakaاحمق الحما : akılsızlarır akılsızı, en akılsız
ahmak-un nas احمق الناس : insanların akılsızı
ahmakane احمقانه : ahmakça, akılsızca
ahmaklık احمقلق : akılsızlık, anlayışsızlık, zeka yetersizliği
Ahmed احمد : değişikliğe uğramamış İncil'de geçen Hz.Muhammed'in (a.s.m.) adı. (bkz Kur'an, 61/6) Hz.İsa'nın konuştuğu dil, İb-ranice, başka bir deyişle, Aramca idi. Bu dille yazılmış bir İncil bugüne kadar bulunama-mıştır. Bugünkü İncillerin aslı ise Yunanca-dır. Bunlar, Hz.İsa'dan sonra yazılmış, "Yeni Ahit" adı altında derlenmiş İncillerdir.. Bu derleme İncillerden biri olan Yuhanna İnci-linde "Parakletus" veya İslâm araştırmacısı İbn-i İshak'a göre "Biriklutus", Hz.İsa'nın kendisinden sonra geleceğini müjdelediği peygamberin ismidir. Yunanca yazılmış en eski İncil'deki bu kelime, Batı dillerine tercü-me edilirken "Tesellici" mânâsı verilerek ter-cüme edilmiştir. Mi.7. yy. da yaşamış olan ve gördüğü bir İncilde bu kelimenin "Biriklutus" olduğunu eserinde yazan İbn-i İshak ise, bu kelimenin "Ahmed veya Muhammed", yâni, "övgü ile anılan" mânâsına geldiğini belirt-miştir. Bugünkü İncillerde, geleceği müjde-lenen zât hakkında Hz.İsa'nın söyledikleri şöyledir: "Ben Baba'ya (Allah'a) yalvaracağım ve size başka bir Tesellici, hakikat Ruhunu verecektir; ta ki, daima sizinle beraber ol-sun." (Yuhanna İncili, 14/16)."; "Babanın (Allah'ın) göndereceği Tesellici, Ruhülkudus, o size her şeyi öğretecek ve size söylediğim her şeyi hatırınıza getirecektir." (Yuhan-
Ahmed Feyzi (Kul)
YanıtlaSil22 s-na Incili.14/26), "Bununla beraber ben size hakikati söylüyorum; benim gitmem sizin al için hayırlıdır, çünkü gitmezsem Tesellici size gelmez." (Yuhanna İncili, 16/7). "Fakat o, hakikat Ruhu gelince, size her hakikate yol gösterecek; zira kendiliğinden söyleme-☐ yecektir; fakat her ne işitirse (vahyedilirse) söyleyecek; ve gelecek şeyleri size bildirecek tir." (Yuhanna İncili. 16/13), Bu son sözler, Kur'an'ın Necm Sûresi'ndeki iki ayeti hatır-latmaktadır: (meâlen) "O, (a.s.m.) arzusuna göre konuşmaz. O (bildirdikleri) vahyedilen
den başkası değildir." (Necm Süresi, 53/3,4) Ahmed-i Muhammed (as.m.( احمد محمد عليه الصلاة والسلام : ismi Ahmed ve Muhammed olan Peygamberimiz (a.s.m.)
Ahmedi (Ahmediye) (as.m.( احمدى عليه الصلاة والسلام : Hz. Muhammed'e (a.s.m.) ait
Ahmed Aytimur احمد ای دمیر : Ahmed Aytimur 1920 Elazığ doğumludur. 1949'da Bediüzza-man Said Nursi Hazretlerini Emirdağ'ında ziyaret etmiştir... 1950 senelerinin başların-da önce Süleymaniye'deki 50 numaralı evde; birkaç sene sonra da yine Süleymaniye Ki-_ razlımescid Sokaktaki 46 numaralı evde, yani - dersanede kalmaya başlamıştır.
1950 senesinde yeni harflerle tab ettirdikleri Gençlik Rehberi Risalesi sebebiyle, 1952'de - Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri hakkında - bir dava açılır... Bediüzzaman'ı İstanbul'da Ahmet Aytimur ve diğer talebeleri karşılar-lar... Artık 52'den itibaren vefatına kadar za-man zaman İstanbul'a teşrif edecek olan Üs-tad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri onun misafiridir...
Emirdağ Lähikasında Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin bir vasiyetnamesi vardır. Bu vasiyetnamede Bediüzzaman Hazretleri Ahmet Aytimur'u varisleri arasında saymak-tadır. Ayrıca kitaplarda yayınlanmayan bir kaç tane ona verilmiş resmi ve gayr-ı resmi vasiyetname daha vardır. Hayatı boyunca Kur'an-ı Kerim ve Risale-i Nur neşretmiştir ve Risale-i Nur naşiridir.
Ahmed Feyzi (Kul( احمد فیضی قول : Isparta'nın Uluborlu İlçesinde 1896 senesinde bu dün-yaya gözlerini açan Ahmet Feyzi Kul ağabe-yimiz, Nurlarla iştigali sıralarında daha çok İzmir'e yakın, Çamlık köyünde yaşamıştır. 1930 lu yılların başlarında Üstad Bediüzza-man'ı tanımıştır. Üstad hazretleri ile birlikte
2
YanıtlaSilAhmed Nazif Çelebi
1943'de Denizli ve 1948'de Afyon hapislerinde yatmıştır. Afyon Mahkemesinde: 'Bu asırda zuhur eden Risale-i Nur'a ve müellifine işaret eden, âyet ve hadislerden istihraç yapan "Ma-idetul-Kur'an" adlı eserinin çok mevzubahs edildiğini ve yine Afyon Mahkemesindeki "şaşaalı müdaafası"nın mahkemenin seyri-ni değiştirdiğini Sungur ağabey anlatıyor. "Maidetu'l-Kur'an" bizzat Bediüzzaman ta rafından "Tılsımlar Mecmuası"na zeyl olarak konulmuştur. Hz. Üstad ona, 'Risale-i Nur'un manevi avukatı' diyor. Misafir olarak bulun-duğu Antalya'da 1972 yılında vefat etmiştir. Kabri İzmir/Selçuk'ta bulunan Çamlık Me-zarlığındadır.
Ahmed Nazif Çelebi 1891 : احمد ناظیف چلبی уг-
lında, Kastamonu'nun İnebolu ilçesinde doğ-du. Henüz 17 yaşlarındayken, gazetelerin "Bediüzzaman" läkaplı birinden övgüyle bah-settiğini görmüş, ilk olarak bu gelişme sonu-cu Üstad Bediüzzaman kalbinde yer etmişti.
Bediüzzaman 1908'de İnebolu'yu ziyarete gel-diğinde, yolcu edildiği sırada, çarşıda Nazif Çelebi ile göz göze geldiler. Bir anlık selâm-laşmanın üzerinde bıraktığı sıcak sevgiyi, uzun zaman kalbinde yaşattı. Nihayet 1938 senesinde Üstad'ın Kastamonu'ya sürgüne gönderildiğini haber aldı ve hemen ziyaretine gitti. "Ya Rab, bana bir mürşid-i kâmil ihsan buyur" dualarının neticesiyle kavuştuğu Ri-sale-i Nurları, ömrünün sonuna kadar bırak-madı ve kendisini Nur hizmetine adadı.
Ustad Bediüzzaman'ı ziyarete gittiğinde be-raberinde Dördüncü Şua olan Ayet-i Hasbiye Risalesi'ni getirdi. Bu risaleyi çoğalttı ve daha sonra Kur'ân hizmetinde büyük işler başa-racak oğlu Salahaddin'i, bu risaleyi Üstad'a vermesi için gönderdi. Üstad Bediüzzaman, Salahaddin Çelebi'ye birden dokuza kadar Küçük Sözler'i, kendisine de 11. ve 12. Sözle-ri yazması için verdi ve Selahaddin Çelebi de bunları yazmaya başladı. Bu yolla Nur Risa-leleri İnebolu'ya girmiş oldu. Ve bu tarihten sonra İnebolu'da yüzlerce parmak Nurları yazmaya başladı.
Daha sonra oğlu Salahaddin Çelebi'nin İstan-bul'da teksir makinesi görüp, satın almasıyla risaleler hızla çoğaltılmaya başlandı. İlk defa, "Käinat Seyyahının Müşahadeleri" olan Aye-tül-Kübra Risalesi (Yedinci Şua) teksirle ço-ğaltıldı. Böylece Risaleler yazılmaya başlandı-ğı 1926 yılından tam 18 yıl sonra, elle yazım
23
YanıtlaSilahsen-ül-hålikin
çalışmaları yerini teksir makinesine bıraktı. Artık Nurlar "İnebolu Baskısı" ismini almıştı. Üstad Bediüzzaman bundan dolayı "Ya Rab-bil Bir kalemle beş yüz nüsha yazan Nazif Çe-lebi ve mübarek yardımcılarını Cennetu'l-Fir-devste mes'üd kil" diye dua etti.
Bu gibi dualara çokça mazhar olan Çelebiler için Üstad yine şöyle demişti:
"Bu iki zatın, Risale-i Nur'un neşrinde iki yüz adam kadar çalıştıklarını görüyoruz."
Denizli ve Afyon hapishanelerinde de Ustad Bediuzzaman'la birlikte olan Nazif Çelebi, bütün sıkıntılara rağmen hizmetine burada da devam etti.
Ustad'ın "Sarsılmaz sadakat te dediği Nazif Çelebi, yaptığı hizmetlerle, Ustad Bediüzza-man'ın ifadesiyle "O mühim mevkide, Ålem-i İslamın şimal hududunda hizmet-i imaniye-nin bir kutbu" haline gelmişti.
Risale-i Nur'un İnebolu kahramanı Nazif Çe-lebi, 1964 yılında vefat etti. (Sorularla Risale)
ahmer احمر : krmızı
ahrar احرار : hur insanlar 2 politikada hürri-yetçiler
Ahrar 1 احرار.Osmanlı Devleti'nin II. Meşru-
tiyet döneminde kurulan siyasî bir partinin adı (hürriyetçiler veya liberaller mânâsına ge-lir) 2. Demokratlar, yani, Türkiyede 1950 yılı genel seçimde seçimi kazanıp iktidara gelen Demokrat Parti'liler. (Demokrat Partililere "ahrar" denmesinin sebebi, Demokratların insan hak ve hürriyetlerinin genişletilmesi ve geliştirilmesine, dinî inanç ve ibadet ile dinin eğitim ve öğretiminin kısmen de olsa serbestliğine taraftar olmaları, ekonomide de, "devletçilik" yerine serbestliği ve hür giri-şimçiliği (liberalizmi) savunmalarıdır.) (bkz. Demokrat Parti)
ahsen احسن : en güzel, en iyi, en üstün
ahsen-i mahlûkat احسن مخلوقات: yaratılmışla-rın en üstünü
ahsen-i suret احسن صورت : en guzel biçim, en güzel şekil
ahsen-i takvim احسن تقویم: en guzel (ahsen( biçimde yaradılış, yaradılışın en güzeli ve en üstünü (insanın yaradılışı) (bkz.Kur'an, 95/4)
ahsen-ül-halikin احسن الخالقين: yaratıcı diye
düşünülenlerin hepsinden üstün olan ya-ratıcı (Allah c.c.). "ahsen-ül-halikin", sözü Kur'an'da geçen âyetin bir cümlesi (bkz.
A
ahsen-ül kasas
YanıtlaSilAhyed
24
Kur'an, 23/14; 37/125)
ahsen-ul kasas احسن القصص : )Kur'an'daki saların en güzeli, anlatılan ibret verici olayla rın en güzeli
ahsene külle şey'in halakahu احسن كل شيء خلقه : (Kur'an'daki 32 nci sürenin 7 inci ayetinin ilk cümleleri) (meâlen): "Her şeyin yaratılışını en güzel şekilde yaptı."
ahseniyet احسنیت : en üstun güzellik, en üs-tünlük
ahsap اخشاب : agaç, kereste, tahta 2.ağaçtan yapılmış
ahtab احطاب : odunlar
ahtapot آختابوت : kafadan bacaklı denilen, ya-pıştırıp sarma ve yakalama özelliğine sahip kolları bulunan omurgasız deniz hayvanı
ahval 1 : احوال haller, vaziyetler 2 hal, vaziyet, oluş
ahval-i acizane احوال عاجزانه : guçsüzün halleri
ahvali ahire احوال آخبره : son durumlar, son haller
ahval-i ahirin احوال آخرین : sonrakilerin halleri (durumları)
ahvali alem احوال عالم : dünyadaki haller ve olaylar
ahvali aliye احوال عاليه : manevi bakımdan) ler yüksek haller
ahval-l beşer 1 : احوال بشر.insanın yaradılışındaki dan itibaren geçirdiği ve geçireceği haller ve durumlar 2 insanın çeşitli hal ve durumları 3.insanların değişik cemiyet hayatlarındaki değişik durumları ve halleri
ahvali beşeriye احوال بشريه : bkzahval-i be-şer)
ahval-i cennet احوال جنت : cennetin hal ve özel-likleri
ahvali dünyeviye احوال دنیویه : dünya hayatın-daki çeşitli haller
ahval-i enbiya احوال انبياء : peygamberlerin hal-ri leri, yaşadıkları durumlar, kısas ve ahval-i enbiya: peygamberlerin yaşadığı ibret verici olaylar (kısas) ve haller
ahval-i fitriyye احوال فطریه : insanın yaradılışı gereği olan hal ve hareketleri
ahvali galib احوال غالب : hal ve durumların çoğu
ahvali hazira احوال حاضره : şimdiki halve du-rumlar
ahval-i ictimaiye احوال إجتماعيه : toplum haya-kıstındaki çeşitli hal ve durumlar
ahval-i İlahiye احوال الهيه : Allah'a (c.c.) ait isim-ler, sıfatlar ve işlerle ilgili (anlatılan) haller, durumlar (sıfat ve ahval-i İlahiye: Allah'a (c.c.) ait sıfatlar, isimler ve yaptığı işlerle ilgili haller, durumlar)
ahval-i istikbaliye احوال استقباله : gelecekteki haller ve durumlar
ahval-i kudsiye احوال قدسيه : kutlu ve mübarek haller ve durumlar
ahval-i maddi احوال ماذى : maddi bedenle ilgil( haller, sağlıkla ilgili durumlar
ahval-i maziye احوال ماضيه : geçmiş zamandaki hal ve durumlar
ahval-i muhtelife احوال مختلفه : esitli haller ve durumlar
ahval-i müessife احوال مؤسفه : üzücü hal ve du-rumlar
ahvali ruhiye احوال روحيه : ruh halleri, ruhsal durumlar
ahvali sıhhiye احوال صحبه : sağlık durumları
ahval-i siyasiye احوال سیاسه : siyasi politik) du-rumlar
ahval-i suriye احوال صوريه : dış görünüşteki hal-
ahval-i uhreviyye احوال أخروية : ahiret hayatın-haller
ahval-i uhreviyye ve berzahiyye احوال أخرويه و
برزخيه : ahiretle ilgili (uhreviyye) ve kabir åle-mindeki (berzahiyye) haller ve durumlar
ahval-i umumiye احوال عموميه : genel durumlar
ahval-i vücudiyye ve fitriyye احوال وجودیه و فطریه : bedenle ilgili (vücudiyye) ve yaradılışa ait (fitriyye) halleri
ahval-i zahiriye احوال ظاهیریه : diş görünüşteki haller
ahvali zaman احوال زمان : zamanın ağın halle-ve durumları
ahvalat احوالات : haller, durumlar
ahvel احول : aşı
ahya احياء : hayatta olanlar
ahyar اخبار : hayırlılar, iyiler, iyi kimseler
ahyar-semaviyyin اخبار سماريين : gökteki iyi ve hayırlı varlıklar
Ahyed احید : değişikliklere uğramamış Tev-
ahz
YanıtlaSil25
akide-i avam-ı mü'minin
rat'ta geçen Hz. Muhammed'in (a.s.m.) adı
ahz احد : alma, tutma; kabul etme
ahz-ı asker اخذ عسكر : askere alma
ahz-envar اخذ انوار : ışıkları ve nurları alma
ahz-mal اخذ مال : mal alma ve menfaat sağ-lama
ahz- mevki اخذ موقع : yerini alma, bulunma
ahz-misak اخذ ميساق: söz alma yemin sözü
alma
akd (akid( 1 : عقد.karşılıklı yükümlülük gerek-tiren sözleşme 2.nikâh
akd-1 semavi عقد سماوی : Allah (cc.) tarafından kıyılmış nikâh
akd-uhuvvet عقد اخوت : birbirini kardeş kabul etme sözleşmesi
akdam اقدام : adımlar
akdes اقدس : en kutsal; hiç bir bakımdan hiç bir kusur ve noksanı bulunmayan
akibe (akibet( عاقبت :soso
ahz-1 ücret اخذ اجرت : ücret alma, emeğinin karşılığını alma
akıbeti facia عاقبت فاجعه : feci ve acık son
akıbet-ül akıbe عاقبت العاقبة : sonun sonu, öbür dünya
ahz uita اخذ و اعطاء : alıp verme, alışveriş
ahz u neşr اخذ و نشر : alma ve yayınlama
ahzetmek اخذ ايتمك : almak
âkıbet-ül müttakin عاقبة المتقين : )Kur'an'da
geçen âyetten bir cümle) (meâlen):" akıbet müttakilerindir, en sonunda (âhirette) kaza-nanlar, Allah'tan (c.c.) en fazla korkup yasak-lardan ve günahlardan en çok sakınanlardır."
ahzab احزاب : gruplar, topluluklar, partiler, iş birliği ile bir araya gelmiş topluluklar
ahzab - dalalet احزاب ضلالت : doğru yoldan sap-
mada iş birlikçi topluluklar
ahzan احزاب : hüzünler, üzüntüler
aid عائد : dair, ilişkin
aldiyet عائدیت : ait olma
aik (aika( عائقه : engel
aile عائله : ev halkı
ailevi عائله وی : aile ile ilgili
alt عائد : )bkzaid(
ajans آژانس : haber almak için kurulan basın kuruluşu 2.yayın organlarıyla yayınlanan ha-berler
akabinde عقبنده : ardından, ardı sıra
akademi آقاده می : yüksek öğretim ve araştırma kurumu, yüksek okul
akaid عقائد : akideler, iman esasları, dinde ina-nılması gerekli ve zorunlu temel inançlar
akaid-i diniye عقائد دينيه : dini inançlar; dinde inanılması gerekli ve zorunlu temel inançlar ve hükümler
akaid-i imaniye عقائد ایمانیه : iman esasları, din de inanılması gerekli hükümler
akaid-i insaniye عقائد انسانيه : insanlardaki inançlar
(bkz. Kur'an, 7/128; 11/49; 20/132; 28/83)
akibet-binlik عاقبت بينلك : ileri görüşlülük, işin
sonunu önceden görebilirlik
akibet-endişâne عاقبت اندیشانه : geleceğini dü-şünür biçimde
akıbet-endişlik عاقبت انديشلك : geleceğini düşü-nür olmak
akıl (ak( عقل : anlama, algılama, düşünme gücü ve yeteneği
akıl ve nakil عقل و نقل : akla dayanarak gerçek-lere ulaşma yolu ve nakle (yani vahye ve ha-dislere) dayanarak gerçeklere ulaşma yolu
akil-sûz عقل سوز : aklı zora sokan, aklı tökezle-ten, aklı gideren
akılfürüş (akıl-fürüş عقل فروش : kendini akıllı gösteren, başkalarına akıl vermeye kalkan
akil (e( عاقل : akıllı, sağlam düşünceli; tedbirli
akil-muhakkik عاقل محقق : gerçekleri inceleyen sağlam akıl sahibi
akılane عاقلانه : akıllıca, akıllı insana yaraşır şekilde
akibe (akibet( عاقبه : )bkzakube
akid عقيد : bkz akd(
akaid-i Islamiye عقائد اسلامیه : Islam dinindeki inançlar
akid عقد : akid yapan, sözleşmede bulunan
akäidi عقائدی : inançlarla ilgili
akamet عقامت : sonuçsuzluk, sonuçsuz kalma
akarib (ekarib( اقارب : akrabalar, yakınlar
akide عقیده : inanç
akide-i avam عقيدة عوام : eğitimi yetersiz (avam) halkın inanci
akce آقچه : para gümüe nara
akide-i avam-ı mü'minin عقيدة عوام مؤمنين : egi timi yetersiz (avam) Müslüman halkın inancı
akide-i hak
YanıtlaSilaki u nakl
26
akide-l hak عقيد حق : doğru ve sağlam inanç
akide-i Ehl-i Sünnet ve Cemaat عقيدة اهل سنت و
جماعت : Ehl-i Sunnet ve Cemaat akidesi (inan-cı); Hz. Peygamber'in (a.s.m.) sünnetine, uygulamalarına bağlı olan Müslümanların (Ehl-i Sünnet) ve din alimleri topluluğunun (cemaat) benimsediği görüş (mezheb) ve inanç (akide)
akide-i haşriye عقيدة حشربه : hasir inancı, öl-dükten sonra kıyamette tekrar dirilmeye olan inanç
akide-i umumiye عقيدة عموميه : umumi (genel) inanç, halkın benimsediği dini inanç
akide-i tevhid عقيدة توحيد : tevhid akidesi, Allah'ın (c.c.) birliği inancı
akide-i velediyet عقيدة ولديت : )Hristiyanlıkta( Allah'ın (c.c.) (hâşă) çocuk sahibi olduğu inancı (bkz. teslis)
akl عقل : )bkz.akul(
yüzük taşı
akil : yiyiciyiyen
akil-ül-lahm أكل اللحم : etoburete beslenen
akil-ün-nebat أكل النباتotoburotla beslenen
akil-üs-semek أكل السمك : balıkçıl balıkla bes-lenen
akim عقیم : sonuçsuz; başarısız
akl عقل : akıl bak. akıl(
aklı beşer عقل بشر : insan aklı, insandaki anla-ma ve düşünme gücü ve yeteneği
aklı dünyevi عقل دنیوی : olaylar ve gerçekleri yalnız maddi ölçüler ve görünür (zahiri) se-beplere bağlı kalarak anlamak ve açıklamakla yetinen akıl
akli evvel عقل اول : İlk Akıl eski Yunan filo-zofu Aristo'nun bazı görüşlerine bağlı kalan bir kısım İslâm filozoflarınca Allah (c.c.) tara-fından ilk ve biricik olarak yaratılmış sayılan hayali bir varlık. Bu akılcı ve Aristocu Íslám filozoflarına göre bir sebepten zorunlu ola-rak yalnız bir sonuç çıkar. Sebepler zincirinin başlangıcında ise, sebeplerin sebebi olarak bir "İlk Sebep" vardır, o da Allah'tır. Allah değişmediğine, Allah'ta değişiklik olama yacağına göre, aynı ve tek bir sebepten aynı ve tek sonuç çıkar. Sebebi Allah olan bu ilk varlık ise, akıl türünden bir varlık olan Akl-1 Evvel, yäni, İlk Akıld'ır. O da, başka bir varlı-ğın sebebi olmuştur. O başka varlık da başka varlığın sebebi olmuştur vb. Böylece varlıklar
A
dünyası, yerler ve gökler, çokluklar dünyası doğmuştur. İlk Sebep ve ara sebepler, irade sahibi hür varlıklar değil, Güneş'in ışığa se bep olması gibi, irade dışı zorunlu sebep ola-rak düşünülmüştür. Oysa, Allah (c.c.) sonsuz irade sahibi, sonsuz yaratıcı güç sahibi, son-suz ilim sahibidir. Bitkilerin veya hayvanların şekillerine, organlarına, vs. bakılırsa, sonsuz ihtimallerden birinin seçildiği apaçık görülür. Mesela, bir çınar yaprağının şekli, büyüklü-ğü, renginin tonu gibi her bir organı ve özel-liği için çok sayıda imkan ve ihtimal varken, bunlardan yalnız biri gerçekleşmektedir. Bu, matematikte olduğu gibi ne zorunlulukla açıklanabilir, ne de tesadüfle. Ancak sonsuz irade sahibi bir yaratıcının yaratması ile açık-lanabilir.
akl-nazar عقل نظر : gözün gördüğü ile yetinen
akıl, gerçekleri gözle görünenlerden ibaret sanan akıl
aklı müşterek عقل مشترك ortak akıl; aynı mantık prensiplerine (ilkelerine) bağlı olarak düşünen insanların aynı düşünce ve gerçek-lerde birleşmelerini sağlayan akıl
akli selim عقل سليم : )yanlış fikir ve batıl ina-
nışlarla) bozulmamış sağlam akıl
akl- uhrevi عقل اخروی : ahiret hayatını temel ve
gäye olarak gören akıl
akl- vahid عقل واحد : tek akıl
akl-i zahiri عقل طاهری : olayları ve gerçekleri yalnız görünür (zahiri) sebeplere bağlı kala-rak anlamak ve açıklamakla yetinen akıl
aklu hayal عقل و خیال : akıl ve hayal
aklu nakl عقل و نقل : )bak akıl ve nakil(
akl u ruh عقل و روح : akıl ve ruh
aklam افلام : kalemler
aklen عقلاً : akıl yolu ile, akla göre
akliyye عقلیه : akilla ilgili, akla dayanan, akla
uygun
akliyat 1 : عقليات.akıl ve derin düşünce yolu ile anlaşılabilir ince ve derin hakikatler (gerçek-ler) 2.akla dayanan din dışı ilimler
akliyat - mahza عقلیات محضه : yalnız akıl ve de-rin düşünce yolu ile anlaşılabilir çok ince ve derin hakikatler (gerçekler)
akliye عقله : )bkz. akli(
aku hayal عقل و خال : akıl ve hayal
aku nak عقل و نقل : )bkz akıl ve nakil(
27
YanıtlaSilakl u ruh
aki u ruh عقل و روح : akıl ve ruh
akraba اقرباء : soy ve evlilik yolu ile birbirine
yakın olanlar, hısımlar, yakınlar akraba-i taallukat اقرباء تعلقات : hisim, akraba
akran اقران : benzer ve denk durumda olanlar; yaşıtlar
akran u emsal آقرآن و امثال : yaşıt ve denk olanlar (akran) ve benzeşenler (emsal)
akreb اقرب : en yakın, daha yakın
akrebiyet اقربيت : en fazla yakınlık
akrebiyet-i İlahiye اقربيت الهيه : Allah'ın (cc.) her şeye her şeyden daha yakın (akreb) oluşu (bkz. Kur'an, 50/16)
akrep 1 : عقرب.kıvrık ve kalkık kuyruğunda zehirli bir iğnesi olan böcek 2 saatin iki ibre-sinden küçüğü
aks (akis( 1 : عکس.yansıma 2 zıt, ters, olumsuz
aksi hakikat عکس حقیقت gerçeğin tersi
aks-i maksad عکس مقصد : güdülen gâyenin ter-si, istenenin tersi
aks-i maksud عکس مقصود : güdülen niyet ve gå-yenin tersi, istenenin tersi
aksi misal عکس مثال : benzerin yansıması
aksi misali عکس مثالی : benzer şekile ait (mi-sali) yansıma
aks-l nakiz عکس نقيض : bir hükümü (önerme-yi) doğru sayıp bundan hareketle, hükmü ifade eden cümlenin öznesi ile yükleminin olumsuzlarını alarak cümledeki yerlerini de-ğiştirme yolu ile doğru sonuç çıkarma işlemi. Bu işlemi yapmak için önermedeki öznenin olumsuzunu yüklem ve yüklemin olumsuzu-nu özne yapmak yeterlidir. Örnek: "Her aklı başında olan insan Allah'ı (c.c.) tanır", öner-mesinden, "aks-i nakiz" yolu ile şu sonuç çı kar: O halde Allah'ı (c.c.) tanımaz insan, aklı başında olmayan insandır." Bu akıl yürütme şeldi, harflerle şöyle gösterilebilir: Her S. P'dir. O halde, her P olmayan, S olmayandır. (Bu akıl yürütme şeklinin ilk cümlesinde ge-çen "aklı başında olan insan" sözü, S harfi ile gösterildi. Bu hükmün olumsuzu, aklı başın-da olmayan insan", sözüdür, "S olmayan" şek-linde gösterildi. "Allah'ı (c.c.) tanır." sözü ise, birinci hükmün yüklemidir. Bunun olumsuzu "Allah'ı (c.c.) tanımaz insan" şeklindedir. Bu söz, "P olmayan" şeklinde gösterildi. Sonuç cümlesinde hükümdeki ye Özne yüklem oldu, yükl değiştirildi 'du
aks-i nur عکس نور : işığın yansıması
aksi sada عکس صدا : ses yankısı
aks-ül amel عکس العمل : karşı tepki
aksi halde عکس حالده : ters durumda
aksa انما : uzak, en uzak son
aksam اقسام : kısımlar, bölümler, parçalar,
çeşitler 2 kasemler, yeminler
aksam alat اقسام آلات : esitli aletler (vücud organları)
aksam-i celevat اقسام حلوات : tecellilerin (cele-
vat) çeşitleri ve dereceleri (aksam); (Allah'ın (c.c.) isim ve sıfatlarının) iş ve eserlerindeki çeşitli yansımaları, kendini gösterme ve ta-nıtma şekil ve dereceleri
aksam-ı huruf اقسام حروف : harf çeşitleri
aksam-ı i'caziye اقسام إعجاز به :icaz çeşitleri, söz san'atı ve anlatım tarzı bakımından mucizeli ifade çeşitleri
aksam-ı ihsanat اقسام إحسانات : iyilik ve lütuf
çeşitleri
aksam-ı kelamiye اقسام کلامیه yerinde ve uy-gun söz söyleme sanatının kısımları, konula-rı, çeşitleri
aksam-ı kesire اقسام كثيره:pekok kısımlar, pek çok çeşitler
aksam-ı malûme اقسام معلومه : bilinen kısımlar
aksam- muhatab اقسام مخاطب : kendileriyle ko
nuşulan çeşitli insan grupları
aksam-ı taahhüdat ve taammüdat اقسام تعهدات و تعمدات : )Allah c.c. tarafından) muhtaç var-lıkların zorunlu ihtiyalarının karşılanması işlerini üstlenme (taahhüdat) ve bunu, tesa-düflere bırakmayıp sonsuz irade eseri olan kanunlara bağlama (taamüdat) örneklerinin değişik şekilleri
aksam-i tecellliyat اقسام تجلیات : tecellilerin (tecelliyat) çeşitleri ve dereceleri (aksam); Allah'ın (c.c.) isim ve sıfatlarının iş ve eserle-rindeki çeşitli yansımaları, kendini gösterme ve tanıtma örneklerinin çeşitli şekil ve dere-celeri
aksam- tevhid اقسام توحيد : Allah'ın (c.c.) (gü-zel ve kutsal isimlerinin gösterdiği) birliğine inanma yolları ve çeşitleri
aksami zinet اقسام زینت : süs ve güzellik çeşit-leri
aksi عکسی : yansımaya ait, yansımadan ileri gelen
aksi
aktab
YanıtlaSilAl-i İbrahim
aktab اقطاب : kutuplar, doğru yolun öncüleri, doğru yoldaki evliyaların önderleri
aktab-ı Al-i Beyt-i Muhammediye اقطاب آل بيت محمديه : Hz. Muhammed'in (a.s.m.) soyundan gelen evliyaların önderleri
aktab-ı aşıkin اقطاب عاشقين : Allah'a (c.c.) büyük bir aşkla bağlı evliyaların önderleri
aktab-i erbaa اقطاب أربعة : en büyük dört önder evliya (Seyyid Abdülkadir-i Geylani, Seyyid Ahmed-i Bedevi, Seyyid Ahmed-i Rufåi, Sey-yid İbrahim Desuki)
aktab-i evliya أقطاب أوليا : evliyaların önderleri
aktab-ı hamse-lazime اقطاب خمسه عظیمه : en bu yük beş evliya önderi
aktab-ı mehdiyyin اقطاب مهدئين : mehdilikle görevli evliya önderleri (aktab); her asırda mü'minlerin imână bağlılıklarını ve månevi-yatlarını canlandırıp güçlendirmek ve koru-makla görevli ve yol gösterici (mehdi) olan evliya önderleri (kutublar)
aktar اقطار : ere, her taraf
aktari afak اقطار آفاق : her taraf, çevrenin dört bir yanı
aktari alem اقطار عالم : dünyanın her tarafı
aktarı arz أقطار أرض : yeryüzünün her tarafı
aktarı beden أقطار بدن : bedenin her tarafı
aktarı cihan اقطار جهان : dünyanın her tarafı
aktarı İslami اقطار اسلامی : Islam dünyasının her tarafı
aktari kainat أقطار كائنات : kainatın (evrenin) her tarafı
aktar - memleket اقطار مملکت : ülkenin dört bir yanı
aktarı saltanat أقطار سلطنتtek elden idare edilen ülkenin her tarafı
aktar - semavat ve arz أقطار سماوات و أرض : yer ve göklerin her tarafı
aktar-i zemin أقطار زمین : yeryüzünün her tarafı
aktar u etraf أقطار و اطراف : cepeçevre ve etraf, çepeçevre ve her taraf
aktör آقتور : tiyatro ve sinemada erkek oyuncu
aktris آفتريس : tiyatro ve sinemada kadın oyun-cu
akva اقوى : en kuvvetli, en sağlam akval أقوال : sözler, konuşmalar
28
akval- müfessirin أقوال مفسرین : Kur'anı açıkla yan İslâm âlimlerinin sözleri
akvam اقوام : kavimler, toplumlar, milletler
akvam-ı âlem اقوام عالم : dünya milletleri, dün-yadaki toplumlar
akvam- bedevi أقوام بدوى : bedevi kavimler, gö-çebe toplumlar
akvam - beşeriye اقوام بشريه : insan toplulukları
akvam-ı İslamiye اقوام إسلاميه : Islam toplulukla-rı, İslâm milletleri
akvam-ı mazlume اقوام مظلومه : zulüm ve hak-sızlıklara uğramış milletler ve toplumlar
akvam - saire اقوام سائره : diger milletler, öteki toplumlar
akvam-ı şarkiye اقوام شرقيه : sarktaki kavimler, doğu toplumları
akvam-ı şarkiye-i şimali أقوام شرقيه شمالی : ku zeydoğuda yaşayan toplumlar
akvam - Tatariye اقوام تاتاریه : Tatar toplulukları, eski Türk-Moğol toplulukları
akvami vahşiye اقوام وحشبه : vahşi toplumlar medeniyetten uzak kalmış ve gelişememiş toplumlar
akvami zalime اقوام ظالمه : zalim toplumlar,
haksızlıklar ve zulümler yapan toplumlar al آل: parlak kırmızı renk, kankırmzısı, nar çiçeği rengi
al )1( عال : yüksek, yüce, üstün
al )2( آل : soy, sulale, nesil, akraba, hânedan
Al-i Abآل عباء : Hz. Peygamber'in (a.s.m.) ken-disi ile birlikte kızı Hz.Fatıma, damadı Hz.Ali ve torunları Hz.Hasan ve Hz. Hüseyin'den ibaret beş kişilik mübarek topluluk. Bir gün, Hz. Peygamber (a.s.m.), giydiği abâsını örtü gibi kulanarak bu beş kişiyi altına almış ve bunlar için özel bir dua yapmıştı. Bu sebeple bu mübarek beş kişi, "Hamse-i Al-i Aba" veya kısaca "Al-i Aba" deyimi ile anılır olmuştur.
Ali Beyt آل بيت : Hz. Muhammed'in (a.s.m.( soyundan gelip O'nun yolunda giden ve ema-neti olan İslâm'a ve sünnetine sahip çıkanlar
Al-i Beyt-i Nebevi آل بیت نبوی Hz. Peygam-ber'in (a.s.m.) soyundan gelip O'nun yolunda giden ve emaneti olan İslâm'a ve sünnetine sahip çıkanlar
Al-i İbrahim آل إبراهيم : Hz. İbrahim peygambe-rin soyundan gelip O'nun yolunda gidenler
Al-i Imran
YanıtlaSil29
álâm-ı cismâni
Al-Imran 1 : آل عمران.Kur'an'daki üçüncü sûre-nin adı 2. Kur'an'da adı geçen Hz. Meryem'in babası İmran'ın soyundan gelen mü'min kişi ler. (bkz. Kur'an,3/33,35;66/12) Not: Prof. Dr. Muhammed Hamidullah gibi bazı müfessir ler, Imran isminin aslının Amran olduğunu ve Amran'ın da Hz.Mūsa ile kardeşi Hz.Ha-run'un babası olduğunu, bugünkü Tevrat'ı kaynak göstererek belirtirler. (bkz. Tevrat, çıkış, 6/20) buna göre "Al-i İmran", Amran'ın soyundan gelenler, yani Hz.Mūsa ve Hz.Ha-run ve onların soyundan gelenler demek olur.
Al-i Muhammed (a.s.m.( آل محمد عليه الصلاة والسلام : Hz. Muhammed'in (a.s.m.) soyundan gelip o'nun yolunda giden ve emaneti olan İs-låm ve sünnetine sahip çıkanlar
al-ül ali عال العالى : üstünün üstünü
alashab آل و اصحاب : Hz. Peygamber'ın )a.s.m.) kendi soyundan olanlar (ål) ve saha beler (ashab)
ala على : Arapçada isimlerin başına gelen bir ek olup (...) üstünde, üstüne; (...) üzere, üze-rine mânālarını verir
ala-kadr-il imkan على قدر الإمكان : imkan ölçü sünde, elden geldiğince
ala-kadr-il istitåa (t( على قدر الإستطاعة : güç ve kuvvet ölçüsünce, elden geldiği kadar
ala-kadr-it taka (t( على قدر الطاقه : güç ve kuvvet takat (güç) yettiği kadar, elden geldiğince
ala-külli-hal على كل حل : her halde hangi du-rumda olursa olsun, mutlaka, ister istemez, kesinlikle "Elhamdülillāhi alâ külli-hal siv-el küfri ve-d dalal": küfre ve dalâlete düşmekten başka her hal için Allah'a (c.c.) hamd olsun! (Risale-i Nur)
a'la اعلى : en yüksek, en üstün, en iyi, daha iyi
ala-i illiyyin اعلای علیین : manevi yükseklik de-recelerinin en yükseği
a'la-i illiyyîn-i şeref اعلا علي شرف şerefin yüksek derecelerinin en yükseği
a'lâ-yı illiyyîn-i hilâfet اعلی علیین خلافت : manevi yüksekliklerin en yükseği olan dünya halife-liği makamı; Allah'ın (c.c.) emrine uygun şe-kilde dünyayı ve dünyadaki bütün varlıkları koruyup gözetme ve yönetme görevi, yetkisi ve sorumluluğu şeklinde insana Allah (c.c.) tarafından verilmiş olan yükseklerin en yük seği olan dünya halifeliği makamı
a'lâ-yı illiyyin-i insaniyet اعلاى عليين إنسانيت insanlıktaki månevi yüksek derecelerin en yükseği
a'lā-yı İlliyyin-ikemalt اعلای علیین کمالات månevi olgun-luktaki yüksek derecelerin en yükseği
a'lâ-yı illiyyin-i tevhid اعلاى عليين توحيد : Allah'ın (c.c.) birliğine imandaki yüksek derecelerin en yükseği
a'lâ-yı illiyyin-i yakin اعلاى عليين يقين : suphe go türmez sağlam bilginin (yakin) yüksek dere-celerinin en yükseği
alaik علائق : alakalar, ilgiler, münasebetler, iliş
kiler
alaik-i naks علائق نقش : nakış gibi ince san'at öl-çüleri ve oranları (nisbetleri)
alaim علائم : alametler, izler, işaretler, belirti-
ler, deliller
alim-i iman علائم إيمان : iman esaslarını ispat
eden deliller
Alak علق : Kur'an'daki 96 sûre
alaka علقه : anne karnında döllenmiş yumurta (embriyon) halinden itibaren insan yavrusu-nun yaradılışında geçirdiği değişme ve geliş-me devrelerinden birincisi
alaka علاقه : ilgi, ilişik, münasebet, bağ
alaka-i kalb علاقة قلب : kalbden bağlılık, gönül
bağı, sevgi bağı
alaka-i Kur'aniye علاقة قرآنيه : Kur'an'a bağlılık ve hizmet
alaka-i sinifi علاقة صنفی : toplumdaki sınıf ve meslek bağı ve ilgisi
alâka-i şedide-i uhuvvetkârane علاقة شديدة اخوتکارانه : kardeşçe (uhuvvetkārane) karşılıklı güçlü (şedid) bağ ve ilgi
alakadar علاقه دار : ilgili, ilgi gösteren, ilgisi olan
alakadarâne علاقه دارانه : ilgi duyarak, ilgi gös-terir tarzda
alakasız علاقه سز : ilgisiz yersiz
alakat علاقات : alakalar, ilgiler
alaküllihal على كل حال : her halde, mutlaka, is-ter istemez (bkz.ala-külli-hal)
alam آلام : elemler, acılar, üzüntüler, kederler
alam-ı beşer 1 : آلام بشر.insanların çektiği acı-lar 2. insalar için duyulan acılar, insanların kötü durumlarını görüp hissedilen acılar ve üzüntüler
alam-ı cismani آلام جسمانی : bedene gelen acılar
496
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
957) «Müslümanın, müslümanda altı hakkı vardır:
a) Karşılaştığı zaman, ona selâm verecek..
b) Dâvet ettiği zaman, icabet edecek..
c) Aksırdığı zaman, TEŞMIT yapacak..
d) Hasta olduğu zaman, ziyaretine gidecek..
e) Öldüğü zaman, cenazesine gidecek..
f) Kendisi için sevdiğini, onun için de sevecek..>>
TEŞMİT: Hayır dua manasınadır..
Aksıranın, akabinde Allah'a hamdetmesi, bunu duyanın da ona rah-met okuması icab eder..
Bundan sonra aksıran, kendisine rahmet okuyana hidayet diler..
Ravi: İMAM-I AHMED.. Menkıbesi, 1. Hadis-i Şerifte..
٩٥٨ لَمَّا عَرَجَ بِي رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ مَرَرْتُ بِقَوْمٍ لَهُمْ أَظْفَارُ مِنْ نُحَاسِ يَحْمِشُونَ وُجُوهَهُمْ وَصُدُورَهُمْ ، فَقُلْتُ مَنْ هُؤلاء يا جبريلُ ؟ قال هؤلاء الذِينَ يَأْكُلُونَ ( رواه أبو داود ) لحومَ النَّاسِ ، وَيَقَعُونَ فِي أَعْرَاضِهِمْ .
958) «Rabbım, beni miraca çıkardığı zaman, bir topluluğa uğradım..
Bakırdan tırnakları vardı; yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyor-lardı.. Sordum:
Ya Cibril bunlar kim?..
Dedi:
-Bunlar o kimselerdir ki, insanların etlerini yerler ve namus-larına sataşırlardı..>>>
Yani dünyada.. İşte bu zümre gıybet eden ve namuslu insanların na-musuna dil uzatan kimselerdir..
Tevbe edip Allahın affına uğramadıkları takdirde, öbür âlemde hal-leri bu olacaktır..
Ravi: EBU DAVUD.. Menkıbesi, 11. Hadis-i Şerifte..
٩٥٩ لما خَلَقَ اللَّهُ تَعَالَى جَنَّةَ عَدْنٍ خَلَقَ فِيهَا مَا لَا عَينَ رَأَتْ ، وَلَا أُذُنٌ سَمِعَتْ ، وَلَا خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ ، ثُمَّ قَالَ لها : تَكَلَّمِي ، فَقَالَتْ : قَدْ أَفْلَحَ ) رواه الطبراني عن ابن عباس ) الْمُؤْمِنُونَ .
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil407
959) «Allah- Thâlâ ADN cennetini yarattığı zaman, orada: Hiçbir gözün görmediği, kulakların işitmediği ve hiçbir beşer kalbinin hatırlamadığı şeyler yarattı..
Sonra ona emretti:
- Konuş..
Konuştu:
Muhakkak müminler felåh buldu..>>
AND: Sekiz cennetten birinin adıdır..
Felah bulan müminler, öbür âlemde bu nimete erécek kimselerdir..
Ravi: IBN-I ABBAS'tan r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri, 9. ve 42. Hadis-i şerifte..
٩٦٠ لما ألقي إبْرَاهِيمُ في النَّارِ ، قَالَ : حَسْبِيَ اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ ، فَمَا احْتَرَقَ مِنْهُ إِلَّا مَوْضِعُ الكِتافِ .
) رواه ابن النجار عن أبي هريرة )
960) «İBRAHİM ateşe atıldığı zaman, şöyle dedi:
Allah bana yeter; ne güzel vekildir..
Hiçbir yeri yanmadı; yalnız, ip yeri hariç..>>>
İBRAHİM: Malum İbrahim a.s. peygamberdir..
Yanan ip yeri için derler ki:
Henüz peygamber değildi.. Amcasının yaptığı putları ipe vurur pazara götürürdü.. Yanan kısım, bu ipin deydiği yerdir..
Her nekadar Ayet-i Kerime'de putu yapan İbrahim'in a.s. babası olarak gözükmekte ise de, amcası olduğu bazı müfessirler tarafından tes-bit edilmiştir. Bu müfessirlerin gerekçesi şudur:
O zamanlar, amcaya baba derlerdi..
Natice İbrahim peygamberin a.s. babası putçu değildir..
**
Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen IBN-I NECCAR.. Menkıbele-ri, 5. ve 98. Hadis-i Şerifte..
Hadis-1 Şerifler, F: 32
498
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
٩٦ لَنْ يُبْتَلَى عَبْدٌ بِشَيْءٍ أَشَدَّ مِنَ الشَّرْكِ ، وَأَنْ يُبْتَلَى بَعْدَ الشَّرْكِ أَشَدَّ مِنْ ذهابِ بَصَرِهِ ، وَلَنْ يُبْتَلَى بِذَهَابِ بَصَرِهِ فَيَصْبَرَ إِلا غَفَرَ اللهُ لَهُ .
( رواه البزار عن بريدة )
961) «Bir kul şirkten daha kötü hiçbir şeyle müptelâ olmamıştır. Ve şirkten sonra gözünün gitmesinden daha zor hiçbir şeyle müp telá olmamıştır..
Muhakkak gözünün gitmesi ile müptelâ olan bir kimse, sabre-derse, Allah-ü Taâlâ onu bağışlar..>>
** Bir başka Hadis-i Şerifte, gözlerini bu âlemde kaybeden kimseye, öbür alemde cennet vaad edilmiştir..
Ravi: BÜREYDE'den r.a. naklen BEZZAR.. Menkıbeleri, 108, ve 237. Hadis-i Şerifte..
٩٦٢ لَمَّا خَلَقَ اللهُ الخَلْقَ كَتَبَ عِنْدَهُ فَوْقَ عَرْشِهِ : إِنَّ رَحْمَتِي سَبَقَتْ غَضَي .
) رواه الشيخان عن أبي هريرة )
962) «Allah-ii Taâlâ, halkı yarattığı zaman, katında arşı üzerine -şöyle yazdı:
Muhakkak rahmetim gazabımı geçti..>>
Alıp verdiğimiz her nefeste bulunan, iki nimetine karşılık bizden is-yan çıktığı halde, rahmetini bizden eksik etmeyişi onun bol rahmetine bir nişan değil mi?..
Ravi: EBU HÜREYRE'den r.a, naklen BUHARI ve MÜSLİM.. Men-kıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şeriflerde..
٩٦٣ لَنْ يُنَجِّى أَحَداً مِنْكُمْ عَمَلَهُ . قَالُوا: وَلَا أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ، قَالَ : وَلَا أَنَا إلا أنْ يَتَعَمَّدَلَى اللهُ بِفَضْلِ رَحْمَتِهِ ، فَسَدَّدُوا وَقَارِبُوا وَلَا يَتَمَنِّينَ أَحَدُ كُمُ الْمَوْتَ ، إِمَّا مُحْسِنَا ، فَلَعَلَّهُ أَنْ يَزْدَادَ خَيْرًا ، وَإِمَّا مُسِيئًا فَلَعَلَهُ أَنْ يَسْتَعْتِبَ .
( رواه الشيخان )
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil499
963) «Sizden hiç kimseyi, ameli kurtaramayacaktır.. Ya Resûlellah, seni de mi?..
Diye sordular; buyurdu:
Evet beni de.. Şu kadar ki, Allah beni fazlı rahmetine gark etmiştir.. İfrattan kaçınınız.. Birbirinize yaklaşınız.. Hiçbiriniz ölümü te-menni etmesin.. İyi bir kimse ise hayır artıracağı mümkündür.. Şayet kötü bir kimse ise -Allahın rızasını taleb edeceği umu-lur..»
Azabtan kurtulmak ve cennete girmek Allahın bir fazlıdır; ihsanıdır. Şu varki: Cennetteki dereceler, burada yapılan iyi ameller nisbetinde ola-caktır.. Unutmamalı..
Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i şerifte..
٩٦٤ لَنْ يَبْرَحَ النَّاسُ يَتَسَاءلُونَ حَتى يَقُولوا هذا اللهُ خَالِقُ كُلَّ شَيْءٍ فَمَنْ
( رواه أنس ) خَلَقَ الله ؟
964) «İnsanlar birbirlerine sormaya hep devam edecekler.. Hatta:
-Bu, Allah.. Herşeyi yaratan.. O halde, Allah'ı kim yarattı?.. Diyecekler..>>>
*** Çok soru sormak ve cevabı mümkün olmayan sözlere dalmak yasak-tır... Sonra herşeyi halletmeye bu akıl yeterli değildir.. Bu gibi soruları soranlar önce, Erzurum'lu İbrahim Hakkı Hz. nin dediği gibi, yeryüzünde-ki keşfedilmeyen bölgeleri keşfetsinler.. Ve kendilerinin ne olduğunu an-lamaya çalışsınlar..
**
Ravi: ENES.. Menkıbesi, 1. Hadis-i Şerifte..
٩٦٥ لَنْ يُوَا فِي عَبْدٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَقُولُ : لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ يَبْتَغِي بِهَا وَجْهَ اللَّهِ ، ( رواه البخاري ) إِلا حَرَّمَ اللهُ عَلَيْهِ النَّارَ .
965) «-Bu âlemde- Allah'ın rızasını dileyerek:
Allah'tan başka ilah yoktur..
Diyen bir kula mükâfat bulunamayacaktır.. Ancak, Allah'ın ona ateşi haram kılmasından başka..>>>
500
YanıtlaSilHADIS-1 ŞERİFLER
Yani: Bu âlemde Allah'ın birligini tasdik eden herkes, cennetlik ola-caktır..
Ravi: BUHARI.. Menkobesi, 2. Hadis-i Şerifte..
٩٦٦ لَوْ أَنَّ ابْنَ آدَمَ هَرَبَ مِنْ رِزْقِهِ كَمَا يَهْرَبُ مِنَ الْمَوْتِ ، لَأَدْرَكَهُ رِزْتُهُ ( رواه أبو نعيم عن جابر ) كما يُدركه المَوْتُ .
966) «Eğer ademoğlu, ölämden kaçtığı gibi, rızkından da kaçacak olsaydı; rızkı onu bulurdu.. Tıpkı ölümün onu bulacağı gibi...
**
Ne ölümden kurtulmak için çareler aramalı; ne de rızk için gam çek. meli..
Ravi: CABIR'den r.a. naklen EBU NUAYM.. Menkıbeleri, 10. ve 12. Hadis-i Şerifte..
٩٦٧ لَوْ أَنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا نَزَلَ مَنْزِلاً ، قَالَ : أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ ، لَمْ يَضُرَّهُ في ذَلِكَ الْمَنْزِلِ شَيْلا حَتَّى يَرْتَحِلَ مِنْهُ . ( رواه ابن ماجه عن خولة بنت حكيم )
967) «Herhangi biriniz, bir yere indiği zaman, şu duayı yapsa: - Yarattığı şeylerin fenalığından, tam manasiyle Allah'a sığı-nırım..
Taa oradan taşınıncaya kadar, o yerde ona birşey zarar ver-mez..»
Dualar çoğu zaman mukadderatla ilgilidir.. İnsan duasız hiçbir iş yapmamalıdır. Korunması mukadderse, yaptığı dua sayesinde korunur..
* **
Ravi: HAVLE b. HAKİM'den r.a. naklen IBN-İ MACE.. Menkibesi, 63. Hadis-i şerifte..
**
HAVLE b. HAKIM: Sahabedir. Hem de ansardan.. Rivayet ettiği bir-çok Hadis-i Şerif vardır.. Aşağı yukarı bu mealde rivayet ettiği bir Ha-dia-i Şerif MÜSLIM'de de geçer.. Allah ondan razı olsun..
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil501
٩٦٨ لَوْ أَنَّ أَحَدُكُمْ إِذَا أَرَادَ أَنْ يَأتى أَهْلَهُ فَقَالَ : بِسمِ اللهِ ، اللَّهُمَّ جَنَّبْنَا الشَّيْطَانَ ، وَجَنْبِ الشَّيْطَانَ مَا رَزَقْتَنَا ، فَإِنَّهُ إِنْ يُقَدِّرْ بَيْنَهُمَا وَلَدٌ في ذلك ( رواه البخاري عن ابن عباس )
الوَقْتِ لَمْ يَضُرَّهُ الشَّيْطَانُ أبداً .
968) «Sizden biri ehline varmak istediği zaman, şu duayı yaparsa:
Allah'ın adı ile.. Allahun, şeytanı bizden uzaklaştır.. Ve bi ze vereceğin ŞEY'den de şeytanı uzaklaştır..
Şayet onlara o vakitte bir çocük mukadderse, şeytanın ona ebe-dî zararı dokunmaz..>>> **
Burada ŞEY diye geçen kelime, birçok manaya geleceği gibi arala-rında hasıl olacak zevke de şumülü vardır.. O anda yapılan harekete şey-tani duygular karışabilir.. Dikkat etmeli..
Ravi: IEN-I ABBAS'tan r.a. naklen BUHARI.. Menkibeleri, 2. ve 42. Hadis-i Şerifte..
٩٦٩ لَوْ أَنَّ امْرَأَةَ مِنْ نِسَاءِ أَهْلِ الْجَنَّةِ أَشْرَقَتْ إِلَى الْأَرْضِ لَمَلَاتِ الْأَرْضِ من ريح المسك ، ولأذْهَبَتْ ضَوْءَ الشَّمْسِ وَالْقَمَرِ .
( رواه الضياء عن سعيد بن عامر )
969) «Eğer cennet ehli kadımlarından bir kadın yer yüzüne inse; yer misk kokusuyla dolar.. Güneşin ve ayın ziyası söner..>>>
İşte bu hanım, bu âlemde ömrünü ibadetle geçiren ve temiz bir ha-yat yaşayan cennet hanımıdır.. Hanımlarımız, böyle olmaya çalışmalıdır.. Aynı bu Hadis-i Şerif, cennet hurilerine de işaret eder..
Ravi: SAID b. AMİR'den r.a. naklen ZİYA.. Menkıbesi, 104. Hadis-i Şerifte..
SAID b. AMIR: Sahabedir.. BELHI lakabıyla meşhurdur.. Ramus
şerkinde:
Zahid salih..
Olduğu kaydedildikten sonra, Hz. Ömer'in Humus valiliğini yaptığı da yazılıdır..ond 1 olsun..
**
502
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
لَوْ أَنَّ شَرَارَةٌ مِنْ شَرَرِ جَهَنَّمَ بِالْمَشْرِقِ أَوَجَدَ حَرَّهَا مَنْ بِالْمَغْرِبِ . ( رواه ابن مردويه عن أنس ) ۹۷۰
970) «Cehennem ateşlerinden bir kor, şarkta bulunsa; onun sıcaklığı-nı garbdaki duyar..>>
Derler ki:
Dünyadaki ateş, yetmiş defa soğuk su ile yıkanmıştır.. Allah bizi cehennemden saklasın..
Ravi: ENES'ten r.a. naklen IBN-İ MÜRDEVEYH.. Menkıbeleri, 1. ve 192. Hadis-i Şerifte..
۹۷۱ لَوْ يَعْلَمُ الْمُؤْمِنُ مَا عِنْدَ اللَّهِ مِنَ الْعُقُوبَةِ مَا طَمِعَ بِجَنَّتِهِ أَحَدٌ ، وَلَوْ يَعْلَمُ الْكَافِرُ مَا عِنْدَ اللَّهِ مِنَ الرَّحْمَةِ مَا قَنَطَ مِنْ جَنَّتِهِ أَحَدٌ .
( رواه الشيخان )
971) >>
*
Bu Hadis-i Şerif bize, Allah'ın bol rahmetine karşılık cezasının da şid-detli olduğunu anlatmak için buyrulmuştur.. Allah'tan ümit kesilmesi için değil.
Ravi: BUHARI. ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
۹۷۲ لَوْ أَن عَبدَيْن تحابا فى اللهِ - وَاحِدًا فى المُشْرِقِ ، وَآخَرَ فِي الْمَغْرِبِ ، لَجَمَعَ اللَّهُ تَعَالَى بَيْنَهُمَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ ، يَقُولُ : ( هَذَا الَّذِي كُنْتُ تُحِبُّهُ فِي » .
( رواه البيهقي عن أبي هريرة )
972) «Eğer Allah için sevişen iki kulun biri maşrikte, biri de mağ ripte bulunsa; Allah-ü Taâlâ kıyamet günü, onları buluşturur ve şöyle buyurur:
Işte bu, benim için sevdiğin..>>>>
VR VAAR ORNEKLERI
YanıtlaSil503
Iste, dünyada birbirlerini seven, fakat bu Alemde buluşamayan iki mümin kul öbür Alemde böyle buluşacaklar..
Ravi: BEYHEKI. Menkibeai, 12. Hadis-i şerifto...
۹۷۳ کو بنى جَبَلٌ عَلَى جَبَلٍ ، لذك الباقي منها .
) رواه ابن لال من أبي هريرة )
973) «Bir dağ, diğerine karşı azacak olsa dahi; onlardan azan par-çalanacaktır...
Ba Hadis-i Şorifte auçların cezasız kalmıyacağına işaret edilmekte-
Ravi: EBU HUREYRE'den ra, naklen IBN-1 LAAL.. Menkibeleri, 5. ve 510. Hadis-i şerifto..
٩٧٤ لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ ، لَضَحِكْتُمْ قَلِيلاً ، وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيراً ، وَلَمَا سَانَع لَكُم ( رواه الحاكم من أبي ذر ) الطعام ولا الشراب .
974) «Eğer bildiğim kadarını bilseydiniz: Az gülerdiniz ve çok ağ-lardımız.. Boğazımızdan ne yemek geçerdi, ne de içmek..>>
** Bu Hadis-i Şorifte bilhassa, azab ve itaba dair işaret vardır...
Ravi: EBUZER'den ra. naklen HAKIM.. Menkıbeleri, 16. ve 22. Hadis-i Şerifte..
۹۷۵ لَوْ تَعْلَمُونَ مَا فِي المَسْأَلَةِ ، مَا مَتَى أَحَدٌ إِلَى أَحَدٍ بَالَهُ شَيْئًا .
( رواه النسائي عن عائذ بن عمرو )
975) «Eğer dilenmenin ne olduğunu bilseydiniz, bir kimse diğerine gidip bir şey istemeye adun atmazdı..»
**
Mecburî haller hariç dilencilik dinimizdə haramdır..
**
Ravi: AIZ b. AMR'dan ra. naklen NESEÎ.. Menkıbesi, 13. Hadis-i Şerifte.
**
AIZ b. AMR: Sahabe.. Hem de ansardan.. Hz. Aliyi r.a. pek severdi.. Bilazüri, Siffin'e Hz. Ali'nin hakkına inanarak katıldığım yazar.. Allah ondan razı olsun..
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil505
۹۷۹ لَوْ قِيلَ الأهْلِ النَّارِ : إِنَّكُمُ مَا كِنُونَ فِي النَّارِ عَدَدَ كُلَّ حَصَاةٍ فِي الدُّنْيَا لَفَرِحُوا ، وَلَوْ قِيلَ لِأَهْلِ الْجَنَّةِ : أَنكُمُ مَا كِنُونَ فِي الْجَنَّةِ عَدَدَ كُلِّ حَمَّاةِ تحَزِنُوا ، وَلَكِنْ جُمِلَ لَهُمُ الأَبَدُ . ( رواه الطبراني عن ابن مسعود )
979) «Cehennem ehline deseler:
Siz dünyadaki bütün taşların sayısı kadar yıl- ce-
hennemde kalacaksınız.
Sevinirler..
Eğer cennet ehline:
Siz dünyadaki- her taşın sayısı kadar yıl- cennette
kalacaksımız..
Deseler; üzülürler.. Şu var ki; bunlara ebedî kalmak vardır..>»
Sayılı günler çabuk geçer..
**
Derler.. Bir milyar yıl sonra, kurtuluş ümidi olsa dahi, yine sevinç verir.. İşte cehennem ehlinin sevinci bu hesaptan; cennet ehlinin hüznü bu hesaba göre..
**
Ravi: IBN-İ MESUD'dan r.a. naklen TABERANI.. Menkıbeleri, 9. ve 47. Hadis-i Şerifte..
۹۸۰ لَوْلا أَنْ أَشْقٌ عَلَى أُمَّتِي لَأَمَرْتُهُمْ بِالسَّوَاكِ مَعَ كُلِّ صَلَاةٍ .
( رواه الشيخان )
980) «Ümmetime güçlük çıkarmayacağımı bilseydim, her namazda onlara, misvâk kullanma emrini verirdim..>>>
Şafiî mezhebine göre: Namaza durmadan evvel misvak kullanmak sünnettir..
*
Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i şerifte..
۹۸۱ لَوْ كُنْتُ آمِرًا أَحَداً أَنْ يَسْجُدَ لِأَحَدٍ ، لَأَمَرْتَ النِّسَاءِ أَنْ يَسْجُدْنَ لَأَزْوَاجِهِنَّ لِمَا جَعَلَ اللَّهُ لَهُمْ عَلَيْهِنَّ مِنَ الْحَقِّ .
) رواه ابو داود )
981) «Eğer bir kimseye, diğer bir kimse için secde emri verecek ol-
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilPeygamberimizin Ecelinin Yaklaşması ve
Ahiret Yolculuğuna Hazırlanması:
Peygamberimiz, Nasr sûresinin inişinden beri, ecelinin yaklaştığı-nı öğrenmiş ve:
«Ey Allâhım! Seni, tesbih, (Eksik sıfatlardan uzak tutar) ve Sana hamd-ü senâ ederim.
Ey Allâhım! Beni, yarlığa!
Şüphe yok ki: Tevbeleri en çok kabul eden ve merhametli olan Sen-sin Sen!» diyerek Allâh'a hamde, tesbih ve istiğfara koyulmuş bulunu-yordu. (1)
Hz. Aişe der ki «Resûlullâh Aleyhisselâm, son zamanlarında (Süb-hânallahi ve bihamdihi estağfirullâhe ve etübü ileyhi Allâhı, her tür-lü noksanlıklardan uzak tutar, O'na Kendi hamdiyle hamd ederim.
Allâh'dan yarlığanmamı diler ve Ona tevbe ederim.) sözünü ço-ğaltınca, (Yâ Resûlallâh! Ben, ne diye Sübhânallâhi ve bihamdihi... sözünü çoğalttığını görüyorum? Sen, bundan önce hiç böyle yapmaz-dın?) dedim.
Resûlullah Aleyhisselâm (Yüce Rabbim, bana ümmetimde bir
alåmet göreceğimi haber vermişti ki, o alâmeti gördüğüm zaman, Kendisine çok çok tesbih ve hamdiyle istiğfarda bulunacaktım.
İşte, o alâmeti gördüm:
(Allah'ın yardımı ve Fetih gelince, Sen de, insanların fevc feve Allah'ın dinine gireceklerini görünce, hemen Rabb'ını hamdile tesbih et. Onun, yarlığamasını dile.
Şüphe yok ki, O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr: 1-3)
buyurdu.» (2)
İbn-i Abbas der ki Ömer b. Hattab, beni, meclisine, Bedir sava-şına katılmış yaşlı Sahabîlerle birlikte alırdı.
(1) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 192, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. I, s. 392
(2) İbn-i Sa'd Müslim Tabakat, c. 2, s. 192-193, Ahmed b. Hanbel Mäsned, c. 6, s. 35, Sahih, c. 1, s. 351
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSil14
Bazısı, buna içerilemiş olacak ki, kendisine (Bunu, niçin bizim-le birlikte alıyorsun? Bizim, onun kadar oğullarımız var?) demiş.
Ömer de (O, bildiğiniz kimselerden değil!) cevabını vermiş.
Yine bir gün, beni çağırıp onlarla birlikte meclise almıştı.
Sonradan anladım ki: O gün, beni, onlara göstermek için çağır-mıştı.
(Yüce Allah'ın (İzâ câe nasrullâhi velfeth...) Kelamı hakkında ne dersiniz?) diye sordu.
Bazıları (Bize yardım ve fetih ihsan edildiğinde, Allah'a hamd ve istiğfar etmemiz, emr olunmuştur.) dediler.
Bazısı da, sustu, bir şey söylemedi.
Bana (Sen de mi, böyle söylüyorsun ey İbn-i Abbas?) diye sordu.
Ben (Hayır!) dedim.
(Ya ne diyorsun?) diye sordu.
(Bu, Resûlullah Aleyhisselâmın ecelidir. Ona, bunu bildiriyor. Allah'ın yardımı ve fetih geldiği vakit, o, Senin ecelinin alâmetidir. Artık, Rabb'ını hamd ile tesbih et. Onun, yarlığamasını dile.
Şüphe yok ki, O, tevbeleri çok kabul edendir. buyuruyor.) dedim. Ömer (Benim bildiğim de, ancak, senin söylediğindir.) dedi.» (3)
«Nasr sûresi, Allâh tarafından bir davetci, Resûlullah'ın, dünya-ya vedâı idi.» (4)
«Bu gün, size dininizi ikmal... Mâide: 3» mealli âyet nâzil oldu-ğu zaman, Hz. Ömer, ağlamış, «Ne için ağlıyorsun?» diye sorulunca «Bu, kemalden sonra noksan ifade eder.
Bu, Peygamber Aleyhisselâmın vefat edeceğini anlatıyor gibidir!>>> demişti. (5)
Peygamberimiz, bir gün, Hz. Fâtıma'ya, gizlice «Cebrail, her yıl, Kur'ân'ı benimle bir kerre mukabele ederdi. Bu yıl ise, iki kerre mukabele etti.
Öyle sanıyorum ki Ecelim, yaklaşmıştır.» buyurdu. (6)
Cebrail Aleyhisselâmın, Kur'ân-ı Kerim'i Peygamberimizle muka-bele edişi, ramazan aylarında idi.
Cebrail Aleyhisselâm, ramazan ayında her gece iner, Kur'ân-ı Ke-rimi, Peygamberimizle, başından sonuna kadar mukabele ederdi. (7)
(3) Buhâri Sahih, c. 6, s. 94, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 1, s. 337-338
(4) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 192
(5) Ebülfida Sire, c. 4, s. 427
Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 282, Buhârf Sahih, c. 6, s. 101
(6) (7) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 194-195, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 1, s. 288, Müslim Sahih, c. 4, s. 1803
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilPeygamberimizn vefatından önceki yılın ramazanında ise, bu mu-kabele, iki kerre yapılmıştı. (8)
Peygamberimiz, her yıl, ramazanın son on gününde İ'tikafa da, girerdi. (9)
Son ramazanda ise, İ'tikâfa yirmi gün girmişti. (10)
İ'tikâf, Allah'a ibâdet ve tåat niyetile bir müddet mescidde kal-mak demektir. (11)
Bunun İçindir ki: Peygamberimiz, Veda haccında Müslüman-larla vedâlaşmış (12), Veda haccından dönerken Gadir-i Humm'da-ki hutbesinde de «Ey insanlar! Haberiniz olsun ki: Ben de, ancak bir insan'ım.
Çok sürmez, yüce Rabbımın Elçisi bana gelecek, ben de, onun dâ vetine icåbet edeceğim! buyurmuştu. (13)
Hz. Abbas, bir gün «Vallahi, ben, Resûlullah Aleyhisselâmın, içı-mizde ne zamana kadar sağ kalacağını öğreneceğim!» dedi.
«Yâ Resûlallah! (14) Görüyorum ki Halk, Seni, hem bizzat, hem de, ayak tozlarile rahatsız ediyorlar. (15)
Sen, üzerine çıkıp oturacağın bir şey (16), bir taht (17), halkın, toz toprağından ve düşmanlardan Seni koruyacak (18) bir çardak (19) edinsen (20), halka, oradan konuşma yapsan olmaz mı?» dedi. (21)
Peygamberimiz «Vallâhi (22), çok sürmez (23), onları çağıraca-ğım. (24)
(8) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 194-195, Buhâri Sünen, c. 1, s. 562 Sahih, c. 6, s. 102, İbn-i Mice
(9) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 194, Buhâri Sünen, c. 1, s. 562 Sahih, c. 6, s. 102, İbn-i Mice
(10) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 195; Buhâri Sünen, c. 1, s. 562, Darimi Sünen, c. 1, s. 358 Sahih, c. 6, s. 102, Ibn-1 MAce
(11) Ragib Müfredat'ül-kur'an, s. 343, İbn-i Esir Nihaye, c. 3, s. 284
(12) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 184
13) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 367, Müslim ( Sahih, c. 4, s. 1873
(14) Abdurrezzak Musannef, c. 5, s. 433-434, İbn-i Sa'd Daremi Sünen, c. 1, s. 37 Tabakat, c. 2, s. 193,
(15) Daremi Sünen, c. 1, s. 37
(16) Abdurrezzak Musannef, c. 5, s. 434
(17) İbn-i Sa'd Tabakat, c, 2, s. 193
(18) Abdurrezzak Musannef, c. 5. s, 434
(19) Daremi Sünen, c. 1, s. 37
(20) Abdurrezzak Musannef, c. 5, s. 434, İbn-1 Sa'd Tabakat, c. 2, s. 193, Da-remi Süne, c. 1, s. 37
(21) Daremi Sünen, c. I, s. 37
(22) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 193
(23) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 193, Daremi Sünen, c. 1, s. 37
(24) Abdurrezzak Musannef, c. 5, s. 434
15
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSil16
Onlar, benim sırtımdan ridamı çekecekler (25), ökçeme basacak-lar, beni, onların tozları bürüyecek, nihayet, Allâh, beni, onlardan rahata erdirecektir! buyurdu.
Hz. Abbas «Resûlullah'ın, İçimizde pek az kalacağını anladım.» demiştir. (26)
Yine, Hz. Abbas der ki «Uyurken, rü'yamda, Arz'ı, sema'ya iple sımsıkı bağlanıp çekilir gibi görmüş, bunu Resûlullah Aleyhisselâma anlatmıştım.
Resûlullah Aleyhisselâm (Bu, senin kardeşinin Oğlunun vefatı-dır!) buyurdu. (Bezzar ve Taberani'den naklen Heysemi-Mecmauzze-vâid c. 9, s. 23-24)
Abdullah b. Mes'ud der ki «Peygamberimiz ve sevgilimiz, vefa-tından bir ay önce, bize vefatını haber verdi. (27) Babam, anam ve canım Ona fedâ olsun! (28)
Ayrılış günü yaklaştığı zaman, bizi, anamız Aişe'nin evinde top-ladı, (29)
Bize bakınca, gözleri yaşla doldu. (30)
Hoş geldiniz!
Allâh, size ömür ve selåmet versin!
Allah, sizi rahmetile esirgesin!
Allâh, sizi korusun!
Allâh, size iyilikler ve selåmet versin!
Aliah, size rızıklar versin!
Allâh, sizi yükseltsin!
Allâh, sizi yararlandırsın!
Allâh, sizi dâim etsin!
Allâh, sizi koruyup düzene koysun! (31)
(25) Abdurrezzak Musannef, c. 5, s. 434, İbn-i Sa'd remi Sünen, c. 1, s. 37 Tabakat, c. 2, s. 193, Da-
(26) Abdurrezzak Musannef, c. 5, s. 434, İbn-i Sa'd remi Sünen, c. 1, д. 37 Tabakat, c. 2, s. 193, Da-
(27) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256, Taberi Kâmil, c. 2, s. 319, Ebülfida c. 4, s. 260 Tarih, c. 3, s. 192, İbn-i Esir-Sire, c. 4, s. 502, İbn-i Hacer Metālibül'äliye,
(28) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256, İbn-i Hacer Metālibül'aliye, c. 4, s. 260
(29) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256, Taberi Tarih, c. 3, s. 192, İbn-i Estr Kâmil, c. 2, s. 319, Ebülfida Sire, c. 4, s. 502, Ibn-i Hacer Metâlibülliye, c. 4, s. 260
(30) Taberi Tarih, c. 3, s. 192, c. 4, s. 502, İbn-i Haldun âlive, c. 4, s. 260 İbn-i Esir Kâmil, c. 2, s. 319, Ebülfida Sire, Tarih, e. 2, ks. 2, s. 62, İbn-i Hacer Metālibül-
(31) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256, Taberi Tarih, c. 3, s. 192, İbn-i Esir Kâmil, c. 2, s. 319, Ebülfida Stre, c. 4, s. 502, İbn-i Hacer Metallbül-Aliye, c. 4, s. 200
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilSize, Allâhı ve Allah'dan sakınmanızı tavsiye eder, sizi, Ona 18-marlarım.
Ben, sizin için, Allah tarafından apaçık bir sakındırıcı ve uya-rıcıyım.
Allâhın kulları ve beldeleri hakkında, Allâha karşı baş kaldır-mayınız!
Çünki, yüce Allah benim ve sizin için:
(İşte, Ahiret yurdu! Biz, onu, yer yüzünde ne tegallüb, ne de, fe-sad arzusuna düşmeyeceklere veririz.
Mutlu sonuç, Müttakilerin (Allahdan sakınanların) dır. (Kasas: 83)
...Kibir taslayanlar için Cehennemde bir karargah mı yok? (Zü-mer: 60) buyurmuştur.) buyurdu. (32)
(Yâ Resûlallah! Senin ecelin ne zaman?) diye sorduk.
(Ayrılış, Allah'a Cennetül'me'va'ya, Sidretülmünteha'ya, Refi-kul'âla'ya, Kandırıcı Dolu'ya, Nasib'e, Mutlu ve Kutlu yaşantıya dö-nüş zamanı yaklaştı!) buyurdu. (33)
(Yâ Resûlallah! Seni, kim yıkasın?) diye sorduk.
(Ev halkımdan, yakınlık sırasına göre en yakın olanlar!) bu-yurdu.
(Yâ Resûlallah! Biz, Seni neyin içine sarıp kefenleyelim?) diye sorduk.
İsterseniz, şu elbisemin içine, yahut Mısır bezine, ya da, kuma-şına sarınız!) buyurdu.
(Yâ Resûlallah! Senin üzerine cenaze namazını kim kılsın?) di-ye sorduk ve ağladık. Kendisi de, ağladı.
(Allâh, size rahmet etsin. Sizi, Peygamberinizden dolayı hayırla mükafatlandırsın! (34)
Siz, beni yıkadığınız ve kefenlediğiniz zaman, şu Seririmin üze-rine ve şu evimin içindeki kabrimin kenarına koyunuz!
(32) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256, Taberi Tarih, c. 3, s. 192, İbn-i Esir Kâmil, c. 2, s. 319-320, Ebülfida Sire, c. 4, s. 502, İbn-i Haldun Tarih, c. 2, ks. 2, s. 62, İbn-i Hacer Metalibül'âliye, c. 4, s. 260-261
(33) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256-257, Taberi Tarih, c. 3, s. 192, İbn-i Esîr Kâmil, c. 2, s. 320, Ebülfidâ Sire, c. 4, s. 502, İbn-i Hacer Metalibül'Aliye, c. 4, s. 261
(34) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256-257, Taberi Esîr Kâmil, c. 2, s. 320, Ebülfida Metali""Aliye, c. 4, s. 261 Tarih, c. 3, s. 192-193, İbn-1 Sire, c. 4, s. 502-503, İbn-i Hacer
1. T. Medine Devri XI/F: 2
17
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilSonra, bir müddet, benim yanımdan çıkıp gidiniz! (35)
Çünki, benim üzerime ilk önce namazı sevgilim ve dostum Ceb-rail, sonra Mikail, sonra İsrafil, daha sonra, yanında bütün Melek-ler bulunduğu halde, Ölüm Meleği (Azrail) kılacaktır. (36)
Bundan sonra, takım takım giriniz, üzerime namaz kılınız ve Sa-lát-ü selâm getiriniz.
Fakat, överek, bağırıp çağırarak, beni rahatsız etmeyiniz! (37)
Üzerime namaz kılmağa, önce Ev halkımın erkekleri başlasın. Sonra, onların kadınları kılsın.
Onlardan sonra da, sizler kılarsınız! (38)
Eshabımdan, burada bulunmayanlara benden selâm söyleyiniz!
Kıyamet gününe kadar şu kavmımdan ve dinime, bana tabi ola-cak olan kimselere de, benden selåm söyleyiniz!) buyurdu.
(Ya Resûlallah! Seni, kabrine kimler koyacak?) diye sorduk.
(Ev halkımla birlikte bir çok Melekler ki, onlar, sizi görürler. Fakat, siz, onları göremezsinizdir) buyurdu.» (39)
Vasile b. Eska' der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, yanımıza çıkıp (Sanırmısınız ki: Ben, vefatca, sizin sonuncunuzum?
Haberiniz olsun ki Ben, vefatca, sizden önceyimdir. Sizler, ard arda, birbirinizi öldürür cemaatlar halinde beni izliyeceksinizdir!) bu-yurdu. (40)
Peygamberimizin Bakiulgarkad Kabristanında Yatan Mü'minler ve Uhud Şehidleri İçin Düa Etmesi:
Peygamberimize, Allâh tarafından «Git te, Baki kabristanı hal-kı için düa et!» buyruldu.
Peygamberimiz, düa edip dönünce «Git te, Baki kabristanı hal-kı için tekrar düa et!» buyruldu.
(35) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 257, Belâzüri Ensabüleşraf, c. 1, s. 567, Ta-bert Tarih, c. 3, s. 193, Süheyli Ravdulünf, c. 7, s. 590, İbn-i Esir Kâmil, c. 2, s. 320, Ebülfida Sire, c. 4, s. 503, İbn-i Hacer Metâlibül'âliye, c. 4, s. 261
(35) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 257, Taberi Tarih, c. 3, s. 193, Süheyli Rav-dulünf, c. 7, s. 590, İbn-i Esir Kâmil, c. 2, s. 320, Ebülfida Sîre, c. 4, s. 503, İbn-i Hacer Metálibül'äliye, c. 4, s. 261
(37) Ibn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 257, Belâzüri Ensab. c. 1, s. 564, Taberi Tarih, c. 3, 193, Süheyli Ravd. c. 7, s. 590, İbn-i Esir Kâmil, c. 2, s. 320, Ebül-fidă Sire, c. 4, s. 503, İbn-i Hacer Metālibül'aliye, c. 4, s. 261
(33) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 257, Belâzüri Ensab, c. 1, s. 564, Taberî Tarih, e. 3, s. 193, Ebülfida Sire, c. 4, s. 503, İbn-i Hacer Metálibül'âliye, c. 4, s. 261
(39) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 256-257, Belâzüri Ensab. c. 1, s. 564, Taberi -Tarih, c. 3, s. 192-193, Süheyli Ravd. c. 7, s. 590, İbn-i Esir Kâmil c. 2, s. 320, Ebülfida Stre, e, 4, s. 502-503, İbn-i Hacer Metālibül'aliye, c. 4, s. 261-262 (40) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 193, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 106
18
PEYGAMBERİMİZİN VEPĀTI
YanıtlaSilPeygamberimiz, gitti. Onlar için Ey Allahımı Baki kabristanı halkını yarlığal diyerek düa etti.
Dönünce Uhud şehidleri için de, düa et! buyruldu. (41)
Peygamberimiz Bakiulgarkad Kabristanında
Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre: Peygamberimiz, bir gece, ridası-nı ve ayakkabısını çıkarıp ayak ucuna koydu. İzarının bir kısmını, döşeğinin üzerine serip uzandı.
Biraz kestirdikten sonra ridasını yavaşca aldı. Ayakkabısını ya-vaşca giydi. Kapıyı açıp dışarı çıktı. Yavaşca uzaklaştı.
Hz. Aişe de, hemen baş örtüsüyle başını örttü, İzarını büründük-ten sonra Peygamberimizin arkasından gitti.
Bakı' kabristanına kadar Peygamberimizi takip etti.
Peygamberimiz, bir müddet ayakta durduktan sonra ellerini kal-dırdı. (42)
Selām size ey Mü'minler diyarı!
Sizler, bizden önce gitmiş bulunuyorsunuz! İnşaallah, biz de, si-ze katılacağız.
Ey Allahım! Onların ecirlerinden bizi mahrum etme!
Onlardan sonra, bizleri fitnelere uğratma!» diyerek düa etti.
(43)
Peygamberimiz, bir müddet durdu. Sonra, ellerini kaldırdı. El kal-dırışını üç kere tekrarladı.
Sonra, geri döndü.
Hz. Aişe de, geri döndü.
Peygamberimiz, hızlı hızlı yürümeğe başladı.
Hz. Aişe de, hızlı yürüdü.
Peygamberimiz, koşmağa başladı.
Hz. Aişe de, koştu.
Peygamberimiz, eve yaklaştı.
Hz. Áişe de, yaklaştı. Peygamberimizden önce içeri girip yatağı-na uzandı.
Sonra, Peygamberimiz, içeri girdi.
Girince «Ey Aişe! Nen var? Neye kuşkulandın?» diye sordu.
Hz. Aişe Bir şey yok yâ Resûlallah!» dedi.
Peygamberimiz Ya bana, sen haber verirsin, ya da, Latif ve her şeyden haberdar bulunan Rabbım bana haber verecektir!» buyurdu.
(41) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205
(42) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 221
(43) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 203, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 71
19
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSil20
Ha. Alge «Babam, anam Sana feda olsun ya Resûlallah! Onu, Sen, bana haber ver!» dedi.
Peygamberimiz Sen, önümde bulunan karaltıyı gördün mü?. diye sordu.
Hz. Aişe Evet! Sırtıma vurup canımı acıttı! dedi.
Peygamberimis «Evet! Cebrall Aleyhisselâm, bana gelip senden, habersizce ayrılmam İçin bana seslendi.
Ben de, yanına varmadan habersizce ayrılmayı kabul ettim.
Elbiseni, çıkarınca, seni uyudu sandım. Uyandırmak istemedim. Sen, korkarsın diye çekindim.
Yüce Rabbın, Bakı' kabristanındaki halka gidip kendileri İçin mağfiret dilemeni, sana da, emr ediyor. buyurdu.
Hz. Aişe YA Resûlallah! Ben, oraya gidip ne diyeyim?s diye sordu.
Peygamberimiz (Selâm ve Allahın rahmeti, bu diyara bizden önce, bizden sonra gelen Mü'min ve Müslümanların üzerine olsun!
İnşaallah, bizler de, gelip size katılacağız!) de! buyurdu. (44) Peygamberimiz, gecenin sonuna doğru Baki' kabristanına gidip «Selâm size ey Mü'minler diyarı!
İnşaallah, biz de, size katılacağız.
Ey Allahım! Baklulgarkad halkını yarlığa! diye düa etmeğe baş-Inch. (45)
Peygamberimizin Azadlısı Ebû Müveyhibe der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, Baki kabristanında gömülü Müslümanlara Allahdan mağfiret dilemek için emr olunmuştu.
Üç kerre, geceleyin gidip mağfiret diledi.
İkinci gecede (46), Resûlullah Aleyhisselâm, gece yarısı adam gönderip beni çağırttı. (47)
(Ey Ebû Müveyhibe! Hayvanımın semerini vur! (48) Şu Bakl' kabristanında gömülü halk için Allahdan mağfiret dilemekliğim, ba-na emr olundu. Sen de, benimle git!) buyurdu. (49)
(44) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 221 (45) Ibn-i Sa'd Tabakat, c. 2, 8. 203-204
(46) Ahmed b. Hanbel (47) Ibn-i Ishak, İbn-i Müsned, c. 3, s. 488
e. 3, s. 489, Taberi Hişam Sire, c. 4, s. 292, Ahmed b. Hanbel Müsned,
Tarih, c. 3, s. 100. (48) Ahmed b. Hanbel Müaned, c. 3, s. 488
(49) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Stre, c. 4, s. 292, İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, n. 204, Ahmed b. Hanbel Müsned, e. 3, s. 489, Daremi Sünen, c. 1, s. 38, Belå-züri Ensabülegraf, c. 1, s. 544, Tabert Tarih, c. 3, a. 100
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilHayvanına bindi. Ben de, yürüyerek (50), Kendisile birlikte git-tim. (51)
Baki' kabristanına varınca, hayvanından Indi. Ben de, hayvanını tuttum. (52)
Resûlullah Aleyhisselâm, onların arasında durup (Esselâmü aley-küm ey kabirler halkı! (53) İnsanların içinde sabahladığı şeylerden, sizin içinde sabahladığınız şey, sizin için daha kutludur. (54)
Allâhın, sizleri, ondan kurtarmış olduğunu bir bilseydiniz! (55)
Birbiri ardınca kıt'alar gibi karanlık geceler geliyordur! Onların, sonradan gelenleri, öncekilerinden de, kötü (56) ve bas-kındır!) buyurdu. (57)
Sonra, bana dönüp (Ey Ebû Müveyhibe! Bana, dünya hazineleri-nin anahtarları ve dünyada temelli kalmak, sonra da, Cennet verildi. Ben, bununla, Rabbıma kavuşmak ve Cennet arasında muhayyer kılındım.
Bunlardan birini tercih etmekte serbest bırakıldım. (58)
Ben de, Rabbıma kavuşmayı ve Cennet'i tercih ettim.) buyurdu. (59)
Kendisine (Babam, anam Sana fedå olsun! Sen, dünya hazinele-rinin anahtarlarını ve dünyada temelli kalmayı, sonra da, Cennet'i seçip alsaydın a!) dedim.
Resúlullah Aleyhisselâm (Hayır! Vallahi, ey Ebû Müveyhibe! Ben, Rabbıma kavuşmayı ve Cennet'i tercih etmiş bulunuyorum!) buyur-du.
(59) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 488
(51) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, Ibn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 204, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 489, Belâzüri Ensab. c. 1, s. 544, Ta-beri Tarih, c. 3, s. 190
(52) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 488
(53) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, Ahmed b. Hanbel c. 3, s. 189, Daremi Sünen, e. 1, s. 38, Belâzüri beri Tarih, c. 3, s. 190 Müsned, Ensab, c. 1, 8. 544, Ta-
(54) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, İbn-i Sa'd Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 489, Daremi züri Ensab. c. 1, s. 544, Taberi Tarih, c. 3, s. 190 Tabakat, c. 2, s. 204, Sünen, c. 1, s. 38, Beli-
(55) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 489, Belâzüri Ensab. c. 1, s. 544
(56) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, İbn-i Sa'd Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 489, Belâzüri Taberi Tarih, c. 3, s. 190 Tabakat, c. 2, s. 204, Ensab. c. 1, s. 544,
(57) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3,5. 488, Daremi Sünen, c. 1, s. 38
(58) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, İbn-i Sa'd Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 489, Daremi züri Ensab. c. 1, s. 544, Taberî Tarih, c. 3, s. 190 Tabakat, c. 2, s. 204, Sünen, c. 1, s. 38, Bela-
İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 204, Belâzüri Tarih, c. 3, s. 190 Ensab. c. 1, s. 544, Taberi
ISLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSil21
Baki' kabristanında gömülü Müslümanlar İçin Allahın mağfire-tini, yarlığamasını diledikten sonra döndü. (60)
Hz. Aişe der kl (Dünya ile Ahiret arasında muhayyer kılınıp bi-rini seçmekte serbest bırakılmadıkca, hiç bir Peygamber, vefat et-mez!) buyurduğunu, Resûlullah Aleyhisselâmdan hep işitir durur-dum.
Peygamber Aleyhisselâmın Ahiret ålemine alınmasına sebep olan Buhha'ya tutulup nefes borusunun tıkandığı ve sesi kalınlaştığı za-man (...Allahın, kendilerine nimetler verdiği Peygamberlerle, Sıddik-larla, Şehidlerle, Salihlerle birlikte!
Onlar, ne iyi arkadaştırlar! (Niså: 69) mealli âyeti okuduğu-nu, Peygamber Aleyhisselâmdan işittim.
Sanırım ki Peygamber Aleyhisselâm, o zaman (61), dünya ile Ahiret arasında (62) muhayyer kılınmış, ikisinden birini tercihde serbest bırakılmıştı. (63)
Peygamberimizin Uhud Şehidlerini Ziyareti ve Müslümanlara Hitabı:
Peygamberimiz, Bakiulgarkad'da gömülü Mü'minler için düa et-tiği gibi (64), Uhud şehidleri için de, düa ve istiğfar etmesi Peygam-berimize emr edilmişti. (65)
Peygamberimiz, bir gün, Uhud'e gitti. Uhud şehidleri için düa etti. (66)
Sonra dönüp, Minbere çıktı. (67)
Ölülere ve dirilere veda eder gibi (68), buyurdu ki:
Ben, sizin Kevser Havuzuna ilk erişeniniz, karşılayanınız olaca-ğım! (69)
(60) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, Ahmed b. Hanbel c. 3, s. 489, Daremi Sünen, c. 1, s. 38, Taberi Tarih, c. 3, s. 190 Müsned,
(61) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 229, Ahmed b. Hanbel Müslim Sahih, c. 4, s. 1833 Müsned, c. 6, s. 176,
(62) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 176
(63) Ibn-1 Sa'd Müslim Tabakat, c. 2, s. 229, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 6, s. 176, Sahih, c. 4, s. 1893
(64) Ibn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205
(65) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 300, İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, в. 205
(66) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 149, Buhari lim Sahih, c. 4, s. 1796 Sahih, c. 2, s. 94, Müs-
(67) İbn-1 Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 4, s. 149, Buhari Sahih, c. 2, s. 91, Müslim Sahih, c. 4, s. 1796
68) Ibn-i Sa'd
( (69) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205, Müslim Sahih, c. 4, s. 1796
Buhari Tabakat, c. 2, s. 205, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 149, Sahih, c. 4, s. 94, Müslim Sahih, c. 4, s. 1796
29
YanıtlaSilPEYGAMBERİMİZİN VEFATI
Kevser Havuzunun genişliği, Eyle ile Cuhfe arasındaki mesafe gibidir. (70)
Sizinle buluşma yerimiz Havuzdur. (71)
Ben, sizin hakkınızda şehadet edeceğim.
Ben, şu anda Havuzumu görüyorum! (72)
Şu anda bana yer'in hazineleri, yer'in anahtarları verildi. Valla-hi (73), Ben, sizin için, benden sonra, müşrikliğe dönersiniz diye korkmam.
Fakat, ben, sizin için (74), dünyaya kapılır ve onun üzerinde (75) birbirinizi kıskanırsınız (76), birbirinizi öldürürsünüz ve sizden öncekilerin yok olup gittikleri gibi, siz de, yok olur gidersiniz, diye kor-karım! buyurdu. (77)
Peygamberimizin, Hastalığını Hz. Aişe'nin Evinde Geçirmesi:
Peygamberimiz, Hz. Meymune'nin evinde yedi gün oturdu. (78)
Bir gün, zevcelerini yanına çağırdı. (79)
Hastalığını, Hz. Aişe'nin evinde geçirmesi için kendilerinden muva-fakat istedi. (80)
«Ben, yarın neredeyim? diye sordu.
Nerede olacağını haber verdiler.
Bazıları da «Resûlullah, ancak Ebû Bekir'in kızının gününü ister.»
dediler ve muvafakat ettiler. «Yå Resûlallah! Sana helåldır. Bizler, an-cak, kız kardeşleriz!» dediler.
Peygamberimiz Böyle yapmamı, bana helal ediyormusunuz?» diye sordu.
«Evet!» dediler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz ridasını omuzuna aldı. (81)
(70) Müslim Sahih, c, 4, s. 1796
(71) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205
(72) İbn-i Sa'd Buhari Tabakat, c. 2, s. 205, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, x 149, Sahih, c. 2, s. 94
(73) Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 149, Buhari Sahih, c. 2, s. 94
(74) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 149, Buhari Sahih, c 2, s. 94, Müslim Sahih, c. 4, s. 1796 (
75) İbn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205, Müslim Sahih, c. 4, s. 1796
(76) Ibn-i Sa'd Tabakat, c. 2, s. 205, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s. 149, Buhari Sahih, c. 2, s. 94, Müslim Sahih, e. 4, s. 1796
(77) Müslim Sahih, c. 4, s. 1795
(78) Belâzüri Ensabüleşraf, e. 1, s. 546
(79) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, Beläzüri. Ensabüleşraf, e. 1, s. 544, Taberi Tarih, c. 3, s. 191, Ebülfida Sire, c. 4, s. 445 (80) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 292, Buhari Sahih e. T, s. 18, Bela-
züri Ensab. c. 1, s. 544, Taberi Tarih c. 3, s. 191, Ebülfida - Sire c. 4, s. 445 (81) Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 545
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
116 1 İftiracıların iftiracısı o kimsedir ki, Benim söylemediğimi "söyledi" der. Rüyada görmediğini de "gördüm" der. Ve bir de babası olmadığı halde "filanın oğluyum" der. Hz. Vesile (r.a.)
116 2 Mü'minin amelinin en efdali, Allah için cihad etmektir. Hz. Bilâl (r.a.)
116 3 Hediyenin ve ihsanın en efdali, kelâmı hikmetten bir kelimeyi öğrenip başkasına da öğretmektir ki, bu kendisi için niyeti sadıka ile bir sene ibadetten hayırlıdır. Hz. Enes (r.a.)
116 4 Kulun imanının en efdali, nerede olsa Allah'ın kendisi ile beraber olduğunu bilmesidir. Hz. Ubâde İbni Samid (r.a.)
116 5 Allah (z.c.hz.)'nin nezdinde, kıyamette kulların en efdali, rıfk ve adaletle idare eden hükümdardır. En fenası da sert ve şerir hükümdardır. Hz. Ömer (r.a.)
116 6 Kıyamet günü Allah'ın kullarının en efdali, çok Hamd edenlerdir. Hz. İmran İbni Husayn (r.a.)
116 7 İbadetin en efdali, Allah (z.c.hz.)'ne hüsnüzan etmektir. Allah buyurur ki: "Ben kulumun zannı gibiyim." Hz. Übeyye (r.a.)
116 8 Sizin ağızlarınız Kur'an için yollardır. Onları misvakla temizleyin. Hz. Ali (r.a.)
116 9 Kıyamet gününde her merhalede Bana en yakın olanınız, dünyada Bana en çok salât ve selâm getirerinizdir. Kim ki Cuma günü ve Cuma gecesi Bana salâtı şerife getirirse, Cenab-ı Hak, onun yetmişi ahiret ve otuzu dünya ihtiyaçlarından olmak üzere, yüz hacetini giderir. Sonra Allah bir meleği vazifelendirir. Size nasıl hediyeler gelirse o da kabrime girer. Bana salât edeni haber verir. Adı, nesebi ve kabilesine kadar. Ben de beyaz bir deftere yazarım. Hz. Enes (r.a.)
116 10 Kıyamette bana meclis bakımından en yakın olanınız, bıraktığım gibi dünyadan gideninizdir. Hz. Ebû Zerr (r.a.)
116 11 Ümmetimden bir taife şediddir. Kur'an üzerine dilleri fasihtir. Fakat bu, dillerinden aşağı gitmez. Ve imandan okun atıldığı gibi çıkarlar. Onları gördüğünüz yerde öldürünüz. Çünkü onları öldüren ecir kazanır. Hz. Ebû Bekre (r.a.)
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
219 1 Namaza mı intizar ediyorsunuz? Bu namaz, sizden önceki ümmetlerde yokdu ki, o yatsıdır. Yıldızlar gök ehli için emandır. Yıldızlar döküldüğünde gök ehlinin başına gelecekler gelir. Ben de ashabım için emanım. Ben vefat ettiğim zaman Ashabımın başına gelecekler gelir. Ashabım da ümmetim için emandır. Ashabım gidince de ümmetimin başına gelecekler gelir. Hz. Ali İbni Ebi Talha (r.a.)
219 2 Beş vakit namaz ve diğer cumaya kadar Cuma namazı, büyük günahlardan sakınılmak şartıyle, aralarındakilere kefarettir. Hz Ebu Bekir (r.a.)
219 3 Benim bu Mescidimdeki bir namaz, Mescid-i Haram müstesna, diğer mescidlerdeki bin namazden efdaldır. Benim şu Mescidimdeki bir Cuma, Mescid-i Haram müstesna, diğer mescidlerdeki bin Cumadan efdaldir. Benim şu Mescidimdeki Ramazan ayı, Mescid-i haram müstesna, onun dışındaki mescidlerdeki bin Ramazan ayından efdaldir. Hz. Câbir (r.a.)
219 4 Beş vakit namaz sebebiyle Allah hataları affeder. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
219 5 Sulh, müslümanlar arasında caizdir. Yanlız haramı helal ve helali haram yapan sulh müstesna. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
219 6 Sükut hikmettir ve yapanı da azdır. Malayani şeylerde çok konuşanın hatası da çoktur. Hz. Ebud Derda (r.a.)
219 7 Sükut, Alim için ziynet, cahil için perdedir. Hz. Ebû Abdullah Eslemi (r.a.)
219 8 Sükut, ahlakın seyyididir. Hz. Enes (r.a.)
219 9 "Oruç siperdir. Kulum onunla siperlenir. Oruç Benim içindir. Ve onun mükafatını bizzat Ben veririm." Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
219 10 Oruçlar Cehenneme kalkandırlar. Sizlerden birinizin harpte kullandığı kalkan gibi. Hz. Osman İbni Ebul as (r.a.)
219 11 Oruçlar siperdir ve o, mü'minlerin kalelerinden bir kaledir. Oruç hariç, her amel sahibinindir. Allah teala şöyle buyurur: "Oruç Benim içindir. Ve onu bizzat Ben mükafatlandırırım." Hz. Vasile (r.a.)
219 12 Oruç sabrın yarısıdır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
219 13 Oruçlarda riya yoktur. Aziz ve Celil olan Allah buyurdu ki: "O Benim içindir. Onun mükafatını bizzat Beni veririm. (Çünkü) Oruçlu yemesini, içmesini Benim için bırakır." Hz Ebu Hureyre (r.a.)
219 14 Oruçlarla Kur'anı Kerim, kıyamet gününde kula şefaatçı olurlar. Oruç der ki: "Ey Rabbim! Ben onu gündüz yemekten ve şehvetlerden men ettim. Sen onun hakkında benim şefaatimi kabul et." Kur'anda şöyle der: "Ey Rabbim! Ben onu geceleyin uykudan men ettim. Öyle ise Sen de, benim, onun hakkındaki şefaatimi kabul et. "Ve de şefaatleri kabul olunur. Hz. İbni Amr (r.anhüma)
219 15 Namazda gülen, sağa sola bakan, parmağını çıtlatan hepsi bir menzildedir. Hz. Muaz İbni Enes (r.a.)
219 16 Kayıb bir hayvan veya eşyayı bulduğunda hemen ilan et. Gizleme ve saklama. Sahibini bulursan onu ona ver. Yoksa o Allah'ın malıdır ki dilediğine nasib eder. (Muhtaçsan kullanır, başkasına da verirsin) Hz Carud (r.a.)
Risale-i Nurların telif sırası. (T.H.) 198:Eskişehir hayatı
YanıtlaSilRisale-i Nurların telifi yirmi üç yılda tamamlandı. (T.H.) 143: Barla hayatı
Risale-i Nurda temsiller çok iyi kullanılmıştır. (B.L.) 17.
Risale-i Nurlan tenkid mümkün değil. (K.L.) 14; (Μ.) 362:28. Mektup, 7. mesele, 5. işaret
Risale-i Nurun tesiri ve bunun hikmeti (S.T.) 195; (E.L.) 1:17; 2:79; (B.L.) 17, 23; (K.L.) 10; (Μ.) 340-342, 365:28. Mek-tup, 5. nokta ve mahrem bir suâle cevap; (T.H.) 143, 604;
Risale-i Nurdaki tevâfuklar. (S.T.) 144, 162, 163, 167-169; (K.L.) 12; (E.L.) 1:7, 67, 86, 134, 167, 171; (Μ.) 361, 366, 371:28. Mektup, 7. ve 8. meseleler.
Risale-i Nurun Türkiye dışındaki ülkelerde fütuhatı. (T.H.) 623.
Risale-i Nurlar umumî barışı temin eder. (T.H.) 620.
Risale-i Nurun üç kısım talebeleri vardır. (E.L.) 1:41.
Risale-i Nurlar üniversitelerde okutulmaya layıktır. (E.L.) 2:160.
Risale-i Nurun üslubunda yüksek bir belagat vardır. (T.H.) 613.
Risale-i Nurların vatana ve millete hiçbir zararı yoktur. (E.L.) 1:192, 243.
Risale-i Nurlar vatanı maddî ve mânevî anarşiden kurtarır. (E.L.) 1:104.
Risale-i Nurun vazifesi (E.L.) 2:125; (S.T.) 90; (K.L.) 196
Risale-i Nur Vehhab ismiyle tulu' etmiştir. (B.L.) 40.
Risale-i Nurun verdiği ders. (E.L.) 1:49
Risale-i Nurun verdiği ders huzuru bozmuyor. (K.L.) 174.
Risale-i Nur yalvarmaz. (E.L.) 1:108.
Risale-i Nura ya dost, ya kardeş, ya talebe olunur. (Μ.) 329:26. Mektup, 10. mesele
Risale-i Nurun yakınındaki hocalar, âlimler, onun cereyanına girmeli. (S.T.) 143:Parlak fıkralar
FIHRIST/566
506
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
saydım; kocalarına secde etmeleri için kadınlara emrederdim.. Sebebi de: Allah'ın onlara kocaları için yüklediği haktır..>>>
**
İste, kocaların kadınları üzerinde bu kadar hakkı vardır.. Mesru olan herşeyde onlara itaat etmeye mecburdurlar..
**
**
**
Rayi: EBU DAVUD.. Menkıbesi, 11. Hadis-i Şerifte..
احظكُم مِنَ النَّبِيِّين ، ۹۸۲ لَوْ نَزَلَ مُوسَى فَاتَّبَعْتُمُوهُ، وَتَرَكْتُمُونِي لَضَلَكُمْ ، أَنَا حَظكُم . وَأَنتُم حَفَى مِنَ الأمم . ) رواه البيهقي عن عبد الله بن الحارث )
982) «Musa inseydi; siz, beni bırakıp ona tâbi olsaydınız.. Elbette dalâlete düşmüş olurdunuz..
Ben, Peygamberlerden size kalan hisseyim.. Siz de, ümmetler. den bana kalan hissesiniz..»
Peygamber S.A. efendimiz son peygamberdir.. Ondan sonra pey. gamber gelmeyecektir.. Ahir zamanda gelecek İsa a.s. peygamber, onun şeriatına tabi olacaktır..
Ravi: ABDULLAH b. HARİS'den r.a. naklen BEYHEKI.. Menkube. si, 12. Hadis-i Şerifte..
* **
ABDULLAH b. HARIS: Sahabedir.. Ansardandır. Daha ziyade EBU CÜHEYM künyesi ile maruftur..
984 numaralı Hadis-i şerifte biraz daha geniş malumat verilmiştir.. Allah ondan razı olsun..
( رواه الديلمي عن أنس ) ۹۸۳ لَوْلاَ النَّسَاءِ لَعبُدَ اللهُ حَقَّ عِبَادَتِهِ .
983) «Eğer kadınlar olmasaydı; Allah'a tam manası ile ibadet edi-lirdi..>>>
Burada kadınların zararlı oldukları manasını çıkarmak doğru ol maz.. Daha ziyade şu manâ ifade edilir:
Kadınlara ait şehevî arzular, erkekleri sarmasaydı; ibadet ko-lay olurdu..
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil507
**
Ravi: ENES'ten r.a. naklen DEYLEMI.. Menkıbeleri, 1. ve 4. Ha-dis-1 Şerifte..
٩٨٤ لَوْ يَعْلَمُ المَارُ بَينَ يَدَى المُصلى مَاذَا عَلَيْهِ ؟؟ لَكَانَ أَنْ يَقِفَ أَرْبَعِينَ خيراً لهُ أنْ يمر بين يَدَيْهِ . ) رواه البخاري ومسلم عن أبي جهيم الأنصاري)
984) «Eğer, namaz kılanın önünden geçen, kendisine neler yüklene-ceğini bilseydi?.. Kırk -sene veya ay- kendisi için beklemek; onun önünden geçmesinden daha hayırlı olurdu..>>>>
Yani: Namaz kılanın önünden geçmekle işlediği hatayı idrāk etsey-di; geçmez, namazı bitirmesini beklerdi.. İsterse bu namaz uzun müddet devametsin..
Ravi: EBU CÜHEYM-I ENSARÎ'den r.a. naklen BUHARI ve MÜS-LİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
**
EBU CÜHEYM-1 ENSARI: Esas adı ABDULLAH b. EL-HARIS.. Babasının adı ES-SIMME.. Ansar-ı Kiramdan..
Ubeyd b. Kaab Hz. nin r.a. yeğenidir.. Muaviye'nin r.a. hilafeti za-manına kadar yaşamıştır.. Allah ondan razı olsun..
٩٨٥ تو كانَ لابْنِ آدَمَ وَادِيَانِ مِنْ مَالٍ لاَ بْتَغَى ثَالِنَا ، وَلَا يَمْلأُ جَوْفَ ابْنِ (رواه الشيخان) آدم إلا الترابُ ، وَيَتُوبُ اللَّهُ عَلَى مَنْ تَابَ .
985) «Eğer âdemoğlunun iki dere dolusu malı olsaydı; mutlaka üçün-cüsünü isterdi.. Ademoğlunun gözünü, ancak toprak doyurur.. Ve.. Tevbe edenlerin tevbesini Allah kabul eder..>>>
*
Demek isteniyor ki:
Bu ihtiras kötü bir şeydir. Halâs olmak için tevbe etmek icab
eder.
İçinde böyle bir ihtiras duyan, mutlaka Allah'a sığınmalıdır.
Ravi: BUHARI ve MÜSLİM.. Menkıbeleri, 2. ve 5. Hadis-i Şerifte..
508
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
٩٨٦ لِيَسْتَحِي أَحَدُ ليَسْتَعِي أَحَدُكُمْ مِنْ مَلَكَيْهِ الَّذِيْنِ مَعَهُ ، لَا يَسْتَعِي مِنْ رَجُلَينَ صَالِحِينِ مِنْ جِيرَانِهِ ، وَهُمَا مَعَهُ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ .
( رواه البيهقي )
986) «Herhangi birinizin, kendisi ile beraber olan iki meleğinden utanması; iki salih komşusundan utanması gibi olmalıdır.. Çünkü o iki-melek- gece ve gündüz, kendisi ile beraberdir..>>
Bundandır ki bazı imamlar, tek başına ve kapalı yerlerde yıkanma halinde dahi, peştemal kullanmayı şart koşmuşlardır..
Ravi: BEYHEKİ.. Menkıbesi, 12. Hadis-i Şerifte..
۹۸۷ لَيْسَ الْبِرُّ فِى حُسن اللباس والزى (1) وَلَكِنَّ الْبِرِّ السَّكِينَةُ وَالْوَقَارُ .
) رواه الديلمي عن ابن سعيد ) (۱) بكسر الزاي أي الهيئة .
987) «İyilik, güzel giyiniş ve duruşta değildir; asıl iyilik, oturaklı ve vekarlı olmaktadır..>>>>
**
Ağır başlı olmayan ve vekarını korumasını bilmeyen nice iyi olur?.. Aslı temiz olan, eski libas içinde dahi ruhen temizdir; kendini gösterir..
** *
Ravi: EBU SAID'den r.a. naklen DEYLEMİ.. Mekıbeleri; 4. ve 64. Hadis-i Şerifte..
۹۸۸ ليس البَيَانُ كَيْرَةَ الكلام ، وَلكِنْ فَضْل (۳) فيما يُحِبُّ اللَّهُ وَرَسُولُهُ ، ولَيْسَ الْعِيُّ (۳) فِى النِّسَانِ ، وَلَكِنْ قِلَّةُ الْمَعْرِفَةِ بِالْحَقِّ .
( رواه الديلمي عن أبي هريرة )
(۳) أي العجز
(۲) قوله فصل أى قول قاطع فاصل بين الحق والباطل
988) «Beyan çok söz sayılmaz; Allah ve Resûlünün istediği bir taf-sildir.
Acizlik, dilin aczi değildir; Hakka -karşı- marifet azlığı dır..>>
** *
Hakkı batıldan ayırmak için, çok çok konuşmak ve anlatmak, zarar-uzun söz meyanında sayılmaz..
Nice dili söz söylemesini bilmeyenler vardır ki, Hakka karşı irfan uygusu bu kusurunu çoktan bağışlatmıştır..
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil509
Ravi: EBU HÜREYRE'den r.a. naklen DEYLEMİ.. Menkıbeleri, 4. vo 5. Hadis-i şerifte..
۹۸۹ لَيْسَ الْجِهَادُ أَنْ يَضْرِبَ الرَّجُلُ بِسَيْفِهِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ، إِنَّمَا الْجِهَادُ مَنْ عَالَ وَالِدَيْهِ ، وَعَالَ وَلَدَهُ ، فَهُوَ فِي جِهَادِ ، وَمَنْ عَالَ نَفْسَهُ فَكَفَهَا عَنِ النَّاسِ فَهُوَ ( رواه ابن عساكر عن أنس )
في جهاد .
989) «Cihad, insanın kılıcı ile Allah yolunda vurması değildir.. Asıl cihad, ana babasının nafakasını temin eden ve yavrusunun ge-çimini sağlayanımkidir.. İşte böylesi, bir cihad içindedir.. Bir kimse kendini geçindirir ve insanlara yük olmazsa, bu da bir cihad içindedir..>>>
İki cihad arasındaki fark şudur: Büyük cihad ve küçük cihad. Bü-yükler, düşmanla yapılan cihadı, küçük sayıyor ve:
Asıl büyük cihad nefisle yapılandır..
Diyorlar..
**
Ravi: ENES'ten r.a. naklen, IBN-1 ASAKİR.. Menkıbeleri, 1. ve 86. Hadis-i Şerifte..
لَيْسَ الْمُؤْمِنُ بِالَّذِي يَشْبَعُ وَجَارُهُ جَائع إلى جَنْبِهِ . ( رواه البخاري ) ۹۹۰
990) «O, mümin değildir ki; yanıbaşında komşusu aç dururken, ken-disi tok olur..>>
İşte İslâm dini çevresi ile bu kadar ilgileniyor.. Mütecavizler önünü göremeyen şiş göbekli, sağına soluna bakamayan kalın enseli sahte müs-lümanlara (!) bakacaklarına bu Hadis-i Şerifi okusunlar..
Ravi: BUHARI.. Menkibesi, 2. Hadis-i Şerifte..
۹۹۱
لَيْسَ الْمِسْكِينُ الَّذِي يَطُوفُ عَلَى النَّاسِ تَرُدُّهُ التَّقْمَةُ وَاللَّقْمَتَانِ ، وَالتَمْرَةُ وَالتَّمْرَتَانِ، وَلَكِنَّ الْمِسْكِينَ الَّذِي لَا يَجِدُ عَنِّى يُغْنِيهِ، وَلَا يُفْعَنُ لَهُ فَيَتَصَدِّقَ عَلَيْهِ ؛ وَلَا يَقُومُ فَيَسْأَلُ النَّاسِ . (رواه الشيخان )
YanıtlaSilSayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
472 1 Ümmetimden bir taife, Allahın emrile hareket etmekte devam eder. Onlar hak üzerinde oldukları halde, kıyamet kopana kadar kendilerini terk eden ve muhalefet eden kimsenin onlara bir zararı dokunmaz. Taki Allahın emri gelinceye kadar onlar insanlara galibtirler. Hz. Muaviye (r.a.)
472 2 Ümmetimden bir taife, kendilerine düşmanlık edenlere galip oldukları halde, Hak üzerine mücadelede devam ederler. Hatta onların sonuncusu mesihüd deccal ile harp eder. Hz. İmran (r.a.)
472 3 Ümmetimden bir taife, kıyamet kopuncaya kadar yardım görmekte devam eder. Kendilerini terkedenlerin ayrılmaları da onlara bir zarar vermez. Hz. Muaviye İbni Kırra (r.a.)
472 4 Ümmetim dininde basiretli olmakta devam eder. Taki yahudiler gibi, akşam namazı için yıldız çıkmasını beklemedikçe, nasraniler gibi de sabahda yıldızların kaybolmasını beklemedikçe ve cenazeyi de sahiplerine bırakmadıkça. (Cenazeyi teşyi etmeyi bırakmadıkça) Hz. Hars İbni Vehb r.a
472 5 Hilafet beni Ümeyyede deva eder, bir defa ellerinden (Abbasilerce) süratle çakilip alınıncya kadar. Onlardan çıkınca da hayattan hayır yoktur. Hz. Sevban (r.a.)
472 6 "La ilahe illallah" kelimesi halktan gadabı men etmekte devam eder, dünyaları düzelip de dinden gideni ehemmiyetsiz görmedikçe. O zaman bu kelimeyi söylediklerinde kendilerine "Yalan söylüyorsunuz. Siz onun ehli değilsiniz" denilir. Hz. Zeyd İbni Erkam (r.a.)
472 7 Ümmet şeriatı hasene üzerine devam eder, aralarında şu üç hal zahir olmadıkça; İlim kendilerniden alınmadıkça, aralarında habis veled çoğalmadıkça, "Sakkarun" aralarında zahir olmadıkça, Dediler ki: "Sakkarun nedir?" Buyurdu ki, bunlar içmeden sarhoş olanlardır. Ahir zamanda gelirler, birbirlerile karşılaştıklarında aralarındaki selamları lanetleşmektir. Hz. Muaz İbni Enes (r.a.)
472 8 Kıyamet gününde şu beş şeyden hesap vermedikçe Adem oğlunun ayakları Rabbının huzurundan ayrılmaz: Ömrünü nerede ifna etti. Gençliğini nasıl geçirdi. Malını nasıl kazandı. Malını nereye harcadı. İlmi ile nasıl amel etti. Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
472 9 Kulun ayakları ayrılmaz, şu dört şeyden sual olmadıkça: Ömrünü nerede ifna etti. İlmi ile nasıl amel etti. Malını nerede kazandı, nasıl harcadı. Cismini nerede çürüttü. Hz. Berze (r.a.)
472 10 Bir adama karısını niye dövüyor diye sorma. Kime itimad ediyor kime itimad etmiyor diye de sorma. Vitri kılmadan da uyuma Hz. Ömer r.a
510
YanıtlaSilHADIS-I BERİFLER
991) Insanları dolaşıp, bir iki lokma veya bir iki hurma toplayan biçare değildir..
Asıl bicare odur ki, kendini ihtiyaçtan kurtaracak birşey bula-maz.. - Yeri- bilinmez ki kendisine sadaka verilsin.. Gidip İnsanlardan birşey de isteyemez..»
Evet.. Aml biçare ve fakir İkinci derecede anlatılandır. En faziletli sadaka, bu gibilere verilen andakadır.
Ravi: BUHARI ve MÜSLİM., Menkibeleci, 2. ve 5. Hadis-i şerifte
۹۹۲ ليسَ أَحَدٌ مِنْ أنتى يَقُولُ (1) ثلاث بَنَاتِ ، أَوْ ثَلَاثَ أَخَوَاتٍ فَيُحْسِنُ ( رواه البيهقي عن عائشة ) اليونَ ، إِلا كُنْ لَهُ سِيرًا مِنَ النَّارِ . (٤) أى يقوم بما يحتجن له .
992) «Ümmetimden bir kimse ilç kız çocuğunu veya üç kız kardeşi geçindirir; kendilerine iyilikte bulunursa, bunlar ancak kendi-sine cehennemden perde olurlar..>>>
Bu sevaba nail olmak için, kendi yetiştirdiği kız çocukları veya di-şarıdan getirdiği evladlık kızlar içinden kabiliyetli bulduğuna farklı bir muamele etmesinden zararlı bir durum hasıl olmaz..
Yeter ki, cemiyete üç tane veya daha fazla iyi ana kazandırılsın..
Ravi: Hz. AlŞE'den ra. naklen BEYHEKI.. Menkıbeleri, 8. ve 12. Hadis-i Şerifte..
۹۹۳ ليس بحكيم (1) مَنْ لَمْ يُعاثِيرُ بالمَعْرُوفِ مَنْ لَا بُدَّ لَهُ مِنْ مُعَاشَرَتِهِ حَتَّى يَجْعَلَ اللَّهُ لَهُ مِنْ ذَلِكَ تَخْرَجاً .
( رواه البيهقي )
(1) أى عالم عامل يعلمه.
993) «Kendisi ile geçinmek zorunda olanlarla iyi geçinmeyen, hatta Allah-i Taâlà onun delâletiyle bir kurtuluş yolu nasib etmedi-ği kimse, HAKİM değildir..>>>
HAKİM: Alim ve ilmi ile amil olan bir kimsedir. Her haliyle çev resine ışık olan, nur olan bir zattır..
VE VAAZ ÖRNEKLERİ
YanıtlaSil511
Ravi: BEYHEKI.. Menkıbesi, 12. Hadis-i Şerifte..
لَيسَ بِخَيْرِكُمْ مَنْ تَرَكَ دُنْيَاهُ لَآخِرَتِهِ ، وَلَا آخِرَتَهُ لِدُنْيَاهُ حَتَّى يُصِيبَ مِنْهُما جَمِيعاً ، فَإِنَّ الدُّنْيا بلاغ (1) إلى الآخِرَةِ ، وَلَا تَكُونُوا كَلَّا ) قل الناس .
٩٩٤
( رواه ابن عساكر عن أنس )
(۳) أى عالة وععنا ثقيلا على غير كاهل
(۲) أي وسيلة وطريق .
994) «Hayırlınız, ahireti için dünyasını bırakan değildir.. Tan, ondan tam nasibini alıncaya kadar; dünyası için de âhiretini.. Dünya, âhirete bir yoldur. İnsanlara yük olmayınız..>>>
* **
Kâmil bir mümin ve müslüman orta hallidir. Zaten dünyayı bırakıp bir köşeye çekilmek dinimizde yoktur.. Bir başka Hadis-i Şerifin delâle-tine göre hemen ölecekmiş gibi âhirete, hiç ölmeyecekmiş gibi, dünyaya çalışmak vardır..
Ravi: ENES'ten r.a. naklen İBN-1 ASAKİR.. Menkıbeleri 1. ve 86. Hadis-i Şerifte..
لَيْسَ عَلَى الْمُسْلم في عَبْدِهِ وَلَا فَرَسِهِ صَدَقَةٌ . ۹۹۰
( رواه البخاري ومسلم عن أبي هريرة )
995) «Müslümana, atı ve kölesi için SADAKA vermesi lazım gel-mez..>>
**
SADAKA: Zekât, manasınadır. At veya köle ticaret için ise ve üzer-lerinden bir sene geçmişse zekâtlarını vermek icab eder..
Ravi: EBU HUREYRE'den r.a. naklen BUHARI.. Menkıbeleri, 2.
ve 5. Hadis-i Şerifte.. ٩٩٦
لَيْ بِمُؤْمِنٍ مُسْتَكلِ الإِيمَانِ مَنْ لم بَعْدَ الْبَلَايَا نِعْمَةَ ، وَالرَّخَاءَ مُصِيبَةٌ .
( رواه الطبراني عن ابن عباس)
996) «O, imanda kemāli bulmuş bir mümin değildir ki: Belâları bir nimet ve rahatlığı da bir musibet saymaz..>>>>
Yani şöyle olacak: Belâ gelince sızlanmayacak.. Bir ferahlığa çıkın-ca da zıplamayacak.. İkisini de ayı görecek.. Bir şairin dediği gibi ola-CP
512
YanıtlaSilHADIS-I ŞERİFLER
Her ne gelür, yahşidür Çünkü, o dostun bahşidür
Ravi: IBN-I ABBAS'tan r.a. naklen TABERANI.. Menkibeleri, 9. ve 42. Hadis-i şerifte..
۹۹۷ ليس شَيْءٍ أَنْقَلَ فِي الْمِيزَنِ مِنَ الْخُلُقِ الْحَسَنَ .
( رواه أحمد عن أبي الدرداء )
997) «Mizanda iyi huydan daha ağır gelen birşey yoktur..»
**
Bu âlemde de öyle.. İyi huydan daha değerli ne var ki?..
Ravi: EB'UD-DERDA'dan r.a. naklen İMAM-I AHMED.. Menkibe-leri, 1. ve 9. Hadis-i şerifte..
۹۹۸ لَيسَ عَلَى أَهْلِ «لا إله إلا اللهُ ، وَحْشَةٌ فِي الْمَوْتِ ، وَلَا فِي الْقُبُورِ وَلَا في النُّشُور ، كأَنَّى أَنْظُرُ إِلَيْهِمْ عِنْدَ الصَّيْحَةِ يَنفَضُونَ رُهُ وسَهُمْ مِنَ التَّرَابِ ، يَقُولُونَ ( الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَذْهَبَ عَنَا الْحَزَنَ » . ( رواه الطبراني عن ابن عمر )
998) <- Allah'tan başka ilah yoktur..
Diyenlere ölürken, kabirlerde ve dirilme hallerinde korku yok. tur.. SAYHA anında onları görüyor gibiyim.. Başlarını top-raktan çıkarıyor ve şöyle diyorlar:
Bizden hüznü gideren Allah'a hamd olsun..>>>
**
*
SAYHA: Dirilmek için İsrafil'in seslenişidir..
Bunlar bu âlemde tevhid haline erenlerdir. Cenab-ı Hak bizi de o erenlerden kılsın..
Ravi: İBN-İ ÖMER'den r.a. naklen TABERANI. Menkıbeleri, 7. ve 9. Hadis-i Şerifte.. **
٩٩٩ لَيسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَةِ الْعَرَضِ ، وَلَكِنَّ الْغِنَى عَلَى النَّفْسِ
( رواه البخاري ومسلم عن أبي هريرة )
999) «Zenginlik, sonradan ârız olan şeylerin çokluğu değildir.. Asıl zenginlik, nefis zenginliğidir.>>>
4
YanıtlaSilAristo
bağlı olan) İslâm filozoflarına "Meşşaiyyun" (Gezinmeciler) denmiştir. İslâm filozofların dan El-Kindi (yaklaşık mi.796-866), Farabi (mi.870-950), Ibn-i Sina (mi.980-1037), İbn-i Rüşd (mi.1126-1198) gibi ünlü ilim adamı ve düşünürler, Aristo'dan önemli ölçüde etki-lendiler. O kadar ki, bunlar Aristo'ya "Mual-llim-i Evvel", yani, "Baş Öğretmen", İlk Üstad (hoca) adını verdiler.
Aristo'nun en büyük başarısı mantık ilminin kurucusu olmasıdır.."Organon" (Doğru Dü-şünme Aleti) adını verdiği eseri ile mantığı ilim haline getirdi. Aristo'nun mantığı, İslâm dünyasında ve Batı'da çağımıza kadar okun-muş ve okutulmuştur. Her devirde geçerli sa-yılan bu mantık "klasik mantık" olarak kabul edilmiş, üzerinde pek az yeni bilgiler eklene-bilmiş, temel olarak aynen günümüze kadar gelmiştir. Ancak geçen yüzyıl içinde "modern mantık" adıyla yapılan çalışmalarla Aristo mantığı aşılabilmiştir.
Aristo'nun "İlk Felsefe" (Prote philosophia) adını verdiği eserindeki görüş ve düşün-celeri, felsefenin metafizik alanında etkili olmuştur. Aristo, çağının bütün filozofları gibi yoktan var olmayı ve varken yok olmayı kabul etmemiştir. Bu düşünce, yâni, yarat-ma ve yaratılma düşüncesi, semåvî dinler (Allah c.c. tarafından gönderilen dinler) ta-rafından ortaya konmuştur. Aristo, maddeyi yaratılmamış olarak kabul etmekle beraber, kendi kendine hareket edemeyeceğini, ken-diliğinden değişip canlıları, ölçülü ve düzenli gök sistemlerini meydana getiremiyeceğini kabul ediyordu. Ona göre maddeye ilk hareke- la ti veren, onu şekillendiren, kâinata (bütün ev-rene) hâkim bir güç vardır. Ona göre bu güç, kendisinde hiç değişme olmayan, hep aynı kalan ve tamamen månevî bir varlıktır, yâni, kâinatın her yerini kuşatan külli (evrensel) bir "Akıl"dır, (başka bir deyimle tek bir ilâh (tan-rı)dır. Aristo, zamanındaki çok tanrılı dinle- b rin aksine, kâinatı tek ustanın, tek yapıcının y işi olarak açıkladı. Ona göre kâinatın mimarı, yapıcısı olan Nus (Nous) (Akıl, kâinata düzen S veren akıl) ezeli ve ebedîdir. Başlangıcı yok- li tur. Hep vardır ve var olmaya devam edecek-tir. Kâinatın yapıcısı olan Nus, tam anlamıyla gi mânevî bir varlıktır. Maddi hiçbir yanı yoktur. fa Değişmez, nasılsa hep öyledir. Kendi kendine ya vardır. Varlığı başka bir şeye bağlı değildir. O du sonsuz mükemmeldir. Hiç bir eksiği, noksanı ke
a
S
g
d
in
이
42
YanıtlaSilyoktur; hiç bir şeye muhtaç değildir. O, en iyi, en mükemmel ve en yücedir. O, kâinatın ve maddenin hareket ve değişmesinin ilk sebe-bi, kainatın ustasıdır, mimarıdır. Onun "İlk Sebep olması ile sebepler zinciri meydana geldi ve bu zincirleme sebepler dizisi ile ku-rulan düzen devam edip gitmektedir. O artık dünyaya ve kâinata karışmamaktadır. Onun işi ilk sebep olmaktan ibaret olmuştur. O son-suz mükemmel olduğu için her şey de onun mükemmelliğine yaklaşmaya çalışır. Dünya ve käinatta görülen değişimin hedefi, gâyesi budur; sürekli gelişmek ve daha mükemmele erişmektir. Aristo'nu anladığı şekliyle kâina-tın mimarı, yapıcısı, peygambersiz, cennetsiz, cehennemsiz bir ilähtır. İnsanların hayatına karışmaz. Buna benzer anlayış, İslam'dan önceki Arabistan'da yaşayan Arab kabilelerin-de de vardı. Arab putperestleri, Allah'ı (c.c.), en yüksek gökte, kendilerinden çok uzak bir yerde olduğunu düşündükleri için, dertlerini, dua ve yalvarışlarını, isteklerini iletmek üzere putları (hâşă) Allah'ın aracıları, yardımcıları, yeryüzündeki ortakları gibi görüp inandılar; onlara ibadet ettiler. Aristo hareketin ve olay-ların ilk sebebi olmak dışında insan hayatına karışmayan bu felsefi ilâh anlayışına sahipti. Bu, çağımızın läikçilerinin anlayışını hatırlat-maktadır. Çağımızda Allah'ın (c.c.) varlığına inandığını söyleyen, fakat hiç bir dine ve pey-gambere inanmayan bir kısım dinsizler, ma-sonlar ve kökten läikçiler de buna paralel bir anlayışa sahiptirler. Arap putperestlerinin, putlarını, Allah (c.c.) ile insan arasında bir aracı olarak görmelerine karşılık, çağımızın lâik dinsizleri putların yerine kendilerini koy-muşlardır. Firavunlar gibi kendilerini putlaş-tırmışlardır. Onlara göre Allah (c.c.) (hâşâ) in-san ve toplum hayatına karışmaz, karışması gerekmez.Bu boşluğu doldurmak üzere ken-dileri, insan ve toplum hayatına karışmakta, insan hayatına ancak yine insan düzen vere-bilir gerekçesi ile, kendileri kendilerince dün-yaya bir düzen vermeye çalışmaktadırlar. On-ların elinde dünyanın aldığı durum ortadadır. Savaş, kan, gözyaşı hiç durmamaktadır. Güç-lünün gücünü (yâni kendi güçlerini) kanun olarak görmektedirler. Zengin ülkelerin zen-ginleri, dünyanın kaynaklarını sömürmekte, fakir ülkeler yerlerde sürünmektedir. Dün-ya birkaç zengin ülkenin malı gibidir. Onlar dünyayı ve insanları sahipsiz gördükleri için,
kendilerini dünyanın sahibi sanmaktadırlar.
Brive (ariyet)
YanıtlaSilDenebilir ki, Aristo'nun Tanrı anlayışı, dolaylı olarak günümüze kadar gelmiştir.
Aristo'nun astronomi anlayışı da özellikle Bati dunyasına yüzyıllarca hakim olmuştur. Aris-Dünya'mızı kainatın merkezinde tasarlar Panya merkezde ve hareketsizdir. Gökler, içiçe saydam küreler halinde Dünya'nın etrafında denmektedix Güneş, Ay, gezegenler ve yıl-olarak Dünya'nın delar da bu kürelere bağlı olara etrafinda döner. Dünyamızda zamanla herşey değişir, fakat gök älemlerinde değişme, bo-pulma ve olum olmaz. Aristo, bunun sebebini pöyle açıkladı. Dünya'daki cisimler toprak, su, hava ve ateşten (yani dört unsurdan) yapılmış olduğu halde, gök cisimleri, aitheros", yani "esir" dediği görünmez bir maddeden yapıl maştır. Bu madde göklerin ve göktekilerin ya pusında yer alan tek ve basit bir madde olduğu için ayrışma, çözülme, bozulma ve değişmeye uğramaz. Gökler ve göktekiler de hep aynı ka-ar. Dünyada varlıklar farklı maddelerden mey-dana geldiği için birleşenlerine (bileşenlerine) ayrılabilir, fakat basit maddeden yapılanlarde ayrışma değişme, bozuşma, dağılma, çözün-me olmaz, bu yüzden ölüm de olmaz. Orada her şey ölümsüzdür ve ölümsüz olarak devam eder. Bu görüş, Batı'da Yeni Çağ'a kadar aynen benimsendi. Gökler, ölümsüz meleklerin ve ruhların dünyası olarak kabul edildi. Kilise, bu sebeple, Allah ve (hăşă) oğlu İsa'nın gökte olduğunu iddia etti. Kilise, Aristo'nun bu ast-ronomi anlayışını benimsedi. Yakın zamana kadar Dünya'nın Güneş'in etrafında döndü-ğünü ileri sürmek suç ve dini inkâr sayıldı. Bu-nun örneklerinden biri Galile'nin durumudur. Dünya'nın Güneş etrafında döndüğünü ileri süren İtalyan fizikçi Galile (1564-1642), dini inkarla suçlandı ve yargılandı. Sözünü geri alarak, ateşte yakılma cezasından zor kurtul-du. Buna karşılık İslân, ilme önem veren bir din olarak ilmî çalışmaları engellememiştir. Aksine ilmi teşvik etmiştir. İslâm dünyasın-da ilmin bütün dallarında önemli ilerlemeler ve gelişmeler olmuştur. (bkz.Endülüs). İslâm coğrafyacıları ve astronomları Galile'den asır-larca önce, Dünya'nın yuvarlak olduğunu ve döndüğünü biliyorlardı. Dünyanın çapını ve çevresini de doğru olarak ölçtüler. Mesela Ab-basi Halifesi Me'mun zamanında (mi.813-833) Müslüman astronom ve matematikçi iki kar-deş, Musa Oğulları, Dünya'nın çevresini 8000 fersah (yani 40 000 km) olarak hesapladılar. (bkz. Yunan)
43
arg
YanıtlaSil43
ariye (@riyet( عارية bore, odung; emanet
ariyeten مارية : geçici olarak, emanet olarak
aries عريس bir büyüge veya üst makama arz olunan (sunulan) yazı
ariza i cevabiye عربعة عرابيه cevap olarak arz edilen (sunulan) yazı
arizacik عريضة على : arz olunan (sunulan) kısa yazi
arkadagane ارقداشانه arkadaşça
Arnavutluk آرناردلا Adriyatik ve Yanya De nizi'nde kıyısı bulunan bir Balkan ülkesi. Arnavutluğun resmi adı Arnavutluk Cumhu riyeti'dir. (Arnavutça Republikae Shqipërisë, Ingilizce: Albania). Komşuları, kuzeyinde Ka radağ, kuzeydoğusunda Kosova, doğusunda Makedonya Cumhuriyeti ve güneyinde Yu-nanistan'dır. Günümüzde (2010) Arnavutluk, Avrupa Birliği ve Kuzey Atlantik Antlaşması (NATO) örgütü'ne aday, Karadeniz Ekono mik İşbirliği ve İslam Konferansı Örgütü'ne ise üyedir.
arsa عرصة : bina yapımı için ayrılmış arazi
ars عرض Len yüksek gök 2.eskiden askerlikte kullanılan "yürü, ileri !" komutu (Yüksek ses-le söylenişi komut vermeye elverişli olduğu İçin Fransızca "mars" (marche) sözünden alı-nıp kısaltılmıştır.) 3.taht, yönetim makarnı 4.(mec) Allah'ın (c.c.) bütün kâinat, maddi ve månevi bütün varlıklar dünyası üzerindeki hakimiyeti, idaresi; bütün isim ve sıfatları ile güç ve hakimiyetinin ifadesi (sembolü, remzi) olan månevi makamı Kur'an'da, Allah'ın (c.c.) Arş'ından bahseden 19 ayrı sürede, toplam 21 âyet vardır. Bunlardan üçünde bu kürsü hak-kında azim (büyük) sıfatı (bkz.9/129; 23/86, 27/26), birinde kerim (yüce) sıfatı kullanıl-mıştır. (bkz.23/116). Taht mânâsına gelen ve O'nun (Allah'ın c.c.) kürsüsü olarak belirtilen bir âyet daha vardır. (bkz.2/255). Bu âyete, "Kur'an'da Ayet-el Kürsi" (Kürsi Åyeti) den-mektedir. Kur'an, Hz.Süleyman'nın tahtı hak-kında aynı sözü kullanır. (bkz.38/4) geçen bu "ary" ve "kürsü" kelimelerinin, gerçek mânâda değil, mecazi mânâda olduğu konusunda mü-fessirler (Kur'an yorumcuları) hemen hemen aynı görüştedirler. "Mücessime" denilen mez-hebe bağlı olanlar ise, bu kelimeleri gerçek mânâsında alırlar. (bkz. Mücessime, Müşebbi-he). Şüphesiz, Allah'ın (c.c.) hiçbir şeye ihtiya-cı yoktur. Käinatı yönetmek için de bir "taht"a ihtiyacı yoktur. Bir yerde durmaya veya bulun-
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI
YanıtlaSilPeygamberimizin hastalığı, baş ağrısile başlamıştı. (96)
Hz. Aişe der ki «Resûlullah Aleyhisselâm, Baki kabristanından dönünce, beni de, başı ağrır bir halde bulmuştu. (97)
Ben (Vay başım!) diyordum. Resûlullah Aleyhisselâm (Vallahi, yâ Aişe! Vay başımı diye ben demeliyim.) buyurdu. (98)
Resûlullah Aleyhisselâm, zevcelerini dolaşıyor, baş ağrısı da, iler-liyordu. (99)
Ebû Ubeyde'nin Amesi ve Huzeyfe'nin kız kardeşi Fatıma der ki «Kadınlarla birlikte Resûlullah Aleyhisselâmın hastalığını yoklamağa gitmiştik.
Resûlullâhı, Humma hararetinin şiddetinden, sanki asılı bir su-dan üzerine hep su damlıyormuş gibi bulduk!
(Ya Resûlallah! Şifa bulman için Allah'a düa etsen!) dedik.
Resûlullah Aleyhisselâm (İnsanların, en ağır ibtilâya uğrayanla-rn, Peygamberlerdir.
Sonra, derecelerine göre onlardan sonra gelenlerdir.
Sonra, derecelerine göre, onlardan sonra gelenlerdir!) buyurdu. (100)
Ebû Said'ül'Hudri, Peygamberimizi, hastalığından dolayı, ziyare-te gelmişti.
O sırada, Peygamberimizin üzerinde bir şilte örtülü idi.
Ebû Said'ül'Hudri, şiltenin üzerine elini koyduğu zaman, Pey-gamberimizin vücudunun hararetini şiltenin üzerinden his etti.
«Humman, ne kadar da, şiddetlidir!» dedi.
Peygamberimiz «Bize, ibtila, böyle ağırlaştırılır. Ecrimiz de, kat kat verilir. buyurdu.
Ebů Said'ül'Hudri «İnsanların, en ağır ibtilāya uğrayanları, kim-lerdir? diye sordu.
Peygamberimiz Peygamberlerdir!» buyurdu.
Ebú Said'ül'Hudri «Sonra, kimlerdir?» diye sordu.
(96) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 292, Ahmed b. Hanbel s. 489, Darimi Sünen c. 1, s. 39, Taberi Tarih c. 3, s. 190 Müsned c. 3,
(97) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire, c. 4, s. 292, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 228, Belizüri Ensabüleşraf c. 1, s. 544, Ebülfdia Sire c. 4, s. 445
(98) İbn-i İshak, İbn-i Hişam Sire c. 4, s. 292, İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 226, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 6, s. 228, Buhari Sahih c. 7, s. 8, Darimi Sünen c. 1, s. 39, Belâzüri Ensabüleşraf c. 1, s. 544, Tabert Tarih c. 3, s. 191 (
99) İbn-i İshak, İbn-i Hişam c. 6, s. 228, Darimi Sire c. 4, s.445 Sünen Sire c. 4, s. 292, Ahmed b. Hanbel c. 1, s. 39, Taberi Müsned Tarih c. 3, s. 191, Ebülfida
(100) Ahmed b. Hanbel Müsned c, 6' s. 369
26
PEYGAMBERİMİZİN VEFATI
YanıtlaSilPeygamberimiz «Salihlerdir!» buyurdu. (101)
Abdullah b. Mes'ud da «Peygamber Aleyhisselâmın hastalığında, vücudu, Hummanın hararetinden şiddetle sarsıldığı sırada, yanına varmıştım.
(Yå Resûlallah! Sen, çok şiddetli bir Humma'ya tutulmuşsun!) dedim.
Resûlullâh (Evet! Ben, sizden iki kişinin Humması gibi Humma-ya tutuldum.) buyurdu.
(Şüphe yok ki, Sana iki ecir vardır.) dedim.
Resûlullah (Evet! Öyledir.
Hastalığa tutulan hiç bir Müslüman yoktur ki, Allâh, onun kusur ve günahlarını, ağacın yaprakları döküldüğü gibi, dökmesin!) buyur-du. demiştir. (102)
Peygamberimizin Bir Yazı Yazdırmak Üzre Kalem Kâğıt İstemesi:
Said b. Cübeyr der ki İbn-i Abbas (Perşenbe günü! Nedir Perşen-be günü?) dedi. (103) Sonra da, ağlamağa başladı.
Göz yaşlarının, inci tâneleri gibi iki yanağına döküldüğünü gör-düm. (104)
(Ey İbn-i Abbas! Nedir bu Perşenbe günü?) diye sordum. (105)
(Resûlullâh Aleyhisselâmın, dedi, hastalığının şiddetlendiği gün-dür. (106)
Resûlullah Aleyhisselâm, hastalandığı ve evinde de, Ömer b. Hat-tab gibi bazı zatlar bulunduğu sırada (107) (Bana, kalem, kâğıt geti-riniz de, size, bir yazı yazayım ki, bundan sonra hiç bir zaman yolu-nuzu şaşırmayasınız!) buyurmuştu. (108)
Ömer b. Hattab (Resûlullah Aleyhisselâm'a, hastalığı baskın gel-miştir.
Yanınızda, Kur'an var. Allâhın Kitabı, bize yeter!) dedi.
(101) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 208
(102) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 207-208, Buhari Sahih c, 7, s. 3
(103) İbn-i Sa'd Buhari Tabakat c. 2, s. 242-243, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 355, Sahih c. 5, s. 137, Müslim Sahih c. 3, s. 1259
(104) İbn-i Sa'd Müslim Tabakat c. 2, s. 243, Ahmed b. Hanbel Müsned c. 1, s. 355, Sahih c. 3, s. 1259
(105) Müslim Sahih c. 3, s. 1257
(106) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, 5. 242, Buhari Sahih c. 5, s. 137, Müslim Sahih c. 3, s. 1257
(107) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 244, Buhari Sahih c. 7, s. 9, Müslim Sahih, c. 3, s. 1259
(108) İbn-i Sa'd Tabakat c. 2, s. 243, Ahmed b. Hanbel Buhari Sahih c. 5, s. 137, Müslim Sahih c. 3, s. 1259 Müsned c. 1, s. 355,
27