SECAAT

Yorumlar


  1. I have been free since the beginning and forever will be so.
    What madman shall put me in chains! I defy the very idea!
    I’m like the roaring flood; powerful and independent,
    I’ll tear apart mountains, exceed the heavens and still gush out!

    The lands of the West may be armored with walls of steel,
    But I have borders guarded by the mighty chest of a believer.
    Recognize your innate strength, my friend! And think: how can this fiery faith ever be killed,
    By that battered, single-fanged monster you call “civilization”?

    My friend! Leave not my homeland to the hands of villainous men!
    Render your chest as armor and your body as trench! Stop this disgraceful rush!
    For soon shall come the joyous days of divine promise…
    Who knows? Perhaps tomorrow? Perhaps even sooner!

    View not the soil you tread on as mere earth, recognize it!
    And think about the shroudless thousands who lie so nobly beneath you.
    You’re the noble son of a martyr, take shame, hurt not your ancestor!
    Unhand not, even when you’re promised worlds, this paradise of a homeland.

    What man would not die for this heavenly piece of land?
    Martyrs would gush out were one to just squeeze the soil! Martyrs!
    May God take all my loved ones and possessions from me if He will,
    But may He not deprive me of my one true homeland for the world.

    Oh glorious God, the sole wish of my pain-stricken heart is that,
    No heathen’s hand should ever touch the bosom of my sacred Temples.
    These adhans, whose shahadahs are the foundations of my religion,
    And may their noble sound last loud and wide over my eternal homeland.

    YanıtlaSil
  2. 1-Beş vakit namazı camide kılan Bismillahirrahmanirrahim demiş gibidir. 2-Ümmetim yıldızlara gidesiye kadar kıyamet kopmayacaktır. Hadis-i Şerif

    YANITLASİL

    yuksel16 Şubat 2020 08:31
    بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
    Bismillahirrahmanirrahim
    Elhamdülillah
    Allahuekber
    Subhanallah
    Allahümmesallialaseyyidinamuhammed
    Sallaahualeyhivesellem
    Estagfirullah

    YanıtlaSil
  3. CAMIÜ'S-SAĞIR

    MUHTASARI, TERCÜME VE ŞERHİ

    Allah'ı sevmenin yolu Resûlullaha (a.s.m.) tabi ol- maktan; söz, hål ve hareketlerimizde onu ölçü almak- tan geçer.

    Resûlullahın (a.s.m.) hadislerinin herbiri ise karan- lıkta kalanlara bir ışık, yolunu şaşıranlara bir rehber, ölünceye kadar doğru yolda tutan bir kılavuzdur.

    Resûlullahın (a.s.m.) hadisleri ahiret yolcusu olan insanlar için en sağlam birer ölçü, esas ve hayat pren- sipleridir. Bilhassa bunalımda olan çağımız insanlarına bir kurtuluş simidi, huzur ve saadet yollarını gösteren hatasız bir programdır. Hayata hayat, ruh ve nurdur.

    Günümüzün insanının onun emir, yasak ve öğütle- rinden istifade edecekleri çok şeyler var. Ruh, kalp ve vicdanlar, onlara gıda, hava ve su kadar muhtaçtır.

    ***

    Camiü's-Sağir, 10,000 civarında hadis-i şerifi ihtiva eden meşhur hadis kitaplarından biridir. Uyanıkken yetmiş defa Resûlullahı (a.s.m.) gören Celaleddin es-Suyuti (1445-1505) tarafından tasnif edilmiştir. Elinizdeki cildlerde, bu eserin, Feyzü'l-Kadir isimli şer- hi esas alınarak günümüze bakan 4000 civarında hadis ele alınmış, bazılarının açıklamaları yapılmıştır.

    YA NE

    YanıtlaSil
  4. Evet sabıkan bahsi geçmiş: Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi; "Vema ra meyte iz raheyte sırrıyla aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hük münde onları inhizama sevketmesi; "Ven şakke'l kamer" nassı ile aynı avucunun parmağıy la Kamer'i iki parça etmesi; ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir or- duya içirmesi; ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar harika bir mu cize-i kudret-i İlahiye olduğunu gösterir. Güya ahbab içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhanîdir ki, küçücük taşlar dahi içine girse, zikir ve tesbih ederler. Ve a'da- ya karşı küçücük bir cephane-i Rabbanîdir ki; içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmanîdir ki, hangi derde temas et- se derman olur. Ve celal ile kalktığı vakit, Kamer'i parçalayıp Kab-ı Kavseyn şeklini verir; ve cemal ile döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer. Acaba böyle bir zâtın bir tek eli, böyle acib mu'cizata mazhar ve medar olsa; o zâtın Hâlık-ı Kainat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile bi- at edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, bedahet derecesinde anlaşılmaz mı?..

    O, bütün resullerin sevuid

    mukarrob

    YanıtlaSil
  5. Aralarında lanetleşmek, erkeklerin ipekli elbise giymeyi adet edinmesi, (fuhuş dostları) metresler, çalgıcı ve oyuncu kadınlar edinmek, içki içmek, erkeklerin erkeklerle, kadınların da kadınlarla cinsî ilişkiler kurup yetinmeleridir.

    G

    YanıtlaSil

    yuksel13 Ekim 2024 00:00
    ٣٥٩ - إِذا اسْتَشاط السلطان تَسَلَّطَ الشَّيْطَانُ (حم طب عن عروة بن محمد بن

    عطية السعدى عن ابيه عن جده 359- Sultan öfkeden kıpkırımızı olduğu zaman, şeytan ong

    musallat olur.

    وَالرِّجَالُ بِالرِّجَالِ فَبَشِّرْهُمْ ٣٦٠ - إِذَا اسْتَغْنَى النِّسَاءُ بِالنِّسَاءِ

    بِرِيحِ حَمْرَاءَ تَخْرُجُ مِنْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ فَيَمْسَحُ بَعْضُهُمْ وَيَحْسَفُ بِبَعْضٍ ذَلِكَ

    بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ (الديلمي عن انس)

    360- Kadınlar kadınlarla, erkekler erkeklerle (cinsî ilişkiler

    kurup fuhuş yaparak hem cinsiyle) yetindiği zaman, onları doğudan çıkacak kızıl bir rüzgarla müjdele (tehdit et). O rüzgar onların aşırı davranarak isyan etmeleri yüzünden, kimini kör edecek, kimini de yerlebir edecektir.

    YanıtlaSil

    yuksel13 Ekim 2024 00:04
    İnsanları acizlik içinde bırakmaktan sakının, Sizden birisi Emir veya Amil olur da kendisine dul kadın, yetim veya fakir bir kimse işi için gelir. Ona "Sen otur, işine bakılacaktır" denir. Böylece onlar acizlik içinde terkedilirler. İhtiyaçları görülmez ve onlar için bir emir de verilmez. Onlar da dağılıp giderler. Halbuki, zengin eşraftan biri gelince, Emir onu yanına oturtur. Sonra da "İşiniz nedir" der. Adam da "İşim şöyle şöyledir" der. Bunun üzerine Emir "Bunun ihtiyacını yerine getirin ve acelede edin" der.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 173 / No: 6
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  6. Güzel ahlak, ancak hayız veya zina mahsulu olandan soyulup alınır.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 205 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  7. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi, ülke ve millet varlığımızı imha etmeyi amaçlayan derin emperyalist odakların işbirlikçi hainleri harekete geçirerek yaptıkları kanlı bir darbe girişimi ile sarsıldı. Tank- la, uçakla, helikopterle yapılan silahlı saldırıya 'darbe' dememiz, sadece genel adlandırma çerçevesinde kalmak içindir. Yoksa yapılan darbenin çok ötesinde doğrudan bir işgal girişimi, Haçlı zihniyeti ve taktiğiyle yapılmış düşmanca bir saldırıdır. Doğal olarak içinde her türlü yalanı, caniliği, hunharlığı, hainliği, ihaneti barındıran bu saldırı, sadece iktidarı değil, doğrudan milleti ve devleti yok etmeyi amaçlamıştır.

    YanıtlaSil

    yuksel16 Ekim 2024 21:57
    Ahir zamanda cahil reisler topluluğu çıkar. İnsanları fitneye düşürürler, hem dalâlete düşerler, hem de dalâlete düşürürler.
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 507 / No: 12
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  8. İnsanların akidlerini bozduklarını, emanetleri hafife aldıklarını, ve -parmaklarını birbirine geçirip- böyle olduklarını gördüğün zaman evini tercih et, lisanına sahip ol, maruf olanı al, münkeri bırak, kendi işinle meşgul ol ve ammenin işlerini kendilerine bırak.
    Ravi: Hz. Abdullah İbni Amr (r.a.)
    Sayfa: 46 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil

  9. Sayfa Sıra Hadis-i Şerif Ravi
    203 1 Hased imanı bozar. Sabr (müshil ilacı)nın balı bozduğu gibi. Hz. Ebû Hakim (r.a.)
    203 2 Hak bununla beraberdir. Hak bununla beraberdir. (Hz. Ali r.a işaret ederek ilerideki fitneler için buyurmuştur) Hz. Ebû Said (r.a.)
    203 3 Benden sonra hak, nerede olsa, Ömer İbni Hattab'ladır. Hz. Fadl İbni Abbas (r.a.)
    203 4 Hikmet on cüzdür. Dokuzu halktan kendini çekmekte, biri susmaktadır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    203 5 Halim olan adam, dünya ve ahirette seyyiddir. Hz. Enes (r.a.)
    203 6 Nimete hamd etmek, o nimetin gitmesine karşı emandır. Hz. Ömer (r.a.)
    203 7 Hamd olsun O Allaha, ümmetimden öyle kimseler yarattı ki, onlarla birlikte (zikrederek) sabretmeyi isterdim. (Şu mealdeki ayetin nüzulu üzerine bu hadisi şerif varid olmuştur. "Nefsimi, akşam ve sabah, sırf Onun rızasını murad ederek Rablerine dua edenlerle sabırlı kıl.") Hz. Selman (r.a.)
    203 8 O Allah'a hamd olsun ki yedirir yedirilmez ve bize ihsanda bulunur, bize hidayet eder. Ve bizi doyurur, içirir ve bizi tatlı belalarla imtihan eder. Arası kesilmeyen nimetlerinin karşılığı ödenemiyecek olan, kendisine karşı nankörlük yapılamayacak olan ve kendisine muhtaç olmamaya imkan bulunmayan Allah'a hamd ederim. O Allah'a hamd olsun ki, bize yiyeceklerden yedirdi, içeceklerden içirdi. Çıplaklıktan giydirdi. Ve dalaletten hidayete erdirdi. Ve körlükten görür hale getirdi. Mahlukatının çoğuna da bizi üstün kıldı. Hamd, Alemlerin Rabbı olan Allah'a muhsustur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    203 9 O Allaha Hamd ederim ki, Resulullahın gönderdiği adama, onun istediği şekilde hareket nasib etti. Ve tevfik ihsan etti. Hz. Muaz (r.a.)
    203 10 Fatiha yedi ayettir. Birincisi Besmeledir. Fatiha Sebül mesanidir. (tekrar edilen yedi ayettir) Kur'anı azimdir. Ümmül Kur'andır. Ve Fatihatül Kitaptır. Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    203 11 Ey Allahın düşmanı, seni zelil eden Allah'a hamd olsun. Bu ümmetin, bu firavunu idi. (Bedirde Ebu Cehilin başı getirildiğinde) Hz. İbni Mes'ud (r.anhüma)
    203 12 Ümmetim içinde seni bu şekilde yaratan Allaha hamd ederim. (Hz. Salim (r.a) için) Hz. Âişe (r. anha)
    203 13 O Allah'a Hamd olsun ki, avretimi örtebileceğim bir elbise ile beni giydirdi. Ve hayatımda onunla beni güzelleştirdi. Beni Hak ile gönderene yemin ederim ki, hiçbir müslüman kul yoktur ki, Allah (z.c.hz) leri onu yeni bir elbise ile giydirdi de o da eskisini fakir bir müslümana verdi ise, o kimse diri veya ölü de olsa o elbisenin bir ipliği kalıncaya kadar Allah'ın hıfzında ve emanında olmasın. Hz. Ömer (r.a.)
    203 14 Hamd olsun Rabbıma ki Beni senin gibi leîm kılmadı. (Ebu Cehili kasdederek) Hz. Ali (r.a.)
    203 15 Humma günahları döker. Ağacın yapraklarının dökülmesi gibi. Hz. Abdullahil Kasrinin babasından
    203 16 Humma, Cehennem ateşinin şiddetindendir. Onu su ile serinleşirin. (Bir rivayette zemzemle) Hz. Ömer (r.a.)
    203 17 Humma, Cehennem körüklerinden bir körüktür. Ve mü'minin Cehennemden payıdır. Hz. Ebû Reyhâne

    YanıtlaSil
  10. İSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ XI

    366

    81.

    (Müntakım) ül-

    61.

    (Muhyl)'yll-

    82.

    (Afüvv) ür-

    62.

    (Mümit) ül-

    83.

    (Raûf) ül-

    63.

    (Hayy) ül-

    64.

    (Kayyûm) ül -

    84.

    (Målikülmülk) üz

    65.

    (Vacid) il-

    85.

    (Zülcelâl-i velikrâm) ül

    66. (Macid) ül-

    86. (Muksıt) ül-

    67.

    (Vâhıd) üs -

    87. (Câmi) ül-

    68. (Samed) ül-

    88. (Ganlyy) ül

    69. (Kadir) ül-

    89. (Muğni) yyül-

    70.

    (Muktedir) ül -

    (Mani) üd-

    71.

    (Mukaddim) ül

    72.

    (Muahhır) ül

    73. (Evvel) ül-

    90.

    91.

    (Dårr) ün

    92. (Nafi) un

    93. (Nûr) ül)

    74.

    (Ahir) uz-

    94. (Hadi) yyül

    75.

    (Zahir) ül-

    95. (Bedi) ül -

    76. (Båtın) ul-

    96. (Bakı) yyül

    77.

    (Vali) yül-

    97.

    (Vâris) ür

    78. (Müteâli) yül -

    98.

    (Reşid) üs -

    79. (Berr) üt-

    99. (Sabür) ü.

    80.

    (Tevvåb) ül -

    buyurdu. (104)

    İbn-i Mäce'nin Sünen'inde sıralananlara göre Tirmizî'nin Sünen' inde aynen bulunmayan İlâhi İsimler şunlardır:

    1. (Bårr) ül-

    2. (Cemil) ül

    14. (Fåtır) us

    15.

    (Sâmi) ul

    3. (Kahir) ül

    16.

    (Mûti) yyül

    4. (Karib) ür

    17.

    (Kafi) yyül

    5. (Raşid) ür

    18.

    (Ebed) ül

    6. (Rabb) ül-

    19.

    (Alim) üs

    7. (Mübin) ül -

    20. (Sådık) ul

    8. (Burhân) üş

    9. (Şedid) ül-

    21.

    (Münir) üt

    10. (Vakı) ül-

    22.

    (Tamm) ül

    11. (Kaim) üd

    23.

    (Kadim) ül

    12. (Dâim) ül-

    24.

    (Vitr) ül-

    13. (Hafız) ul-

    25. (Ehad) ü.

    (104) Tirmizi - Sinen c. 5, 8. 530-531, İbn-i Mice Sünen c. 2, & 1269-1270

    YanıtlaSil
  11. Her salih ve facir kimsenin arkasında namaz kılın. Her salih ve facirin cenaze namazını kılın. Her salih ve facir amirle de cihad edin. ( Facir hem müslüman, hem günahkar kimse)
    Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.)
    Sayfa: 308 / No: 5
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  12. 3- "Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş:

    كُلُّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ وَكُلُّ ضَلَالَةٍ فِى النَّارِ

    Yani

    اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖينَكُمْ

    sırrıyla, kavaid-i Şeriat-ı Garrâ ve

    desâtir-i Sünnet-i Seniyye tamam ve kemâlini bulduktan sonra, yeni icadlarla o düsturları beğenmemek veyahut -hâşâ ve kellâ- nâkıs görmek hissini veren bid'aları icad etmek dalâlettir, ateştir.

    Sünnet-i Seniyyenin merâtibi var. Bir kısmı vâciptir, terk edilmez. O kısım, Şeriat-ı Garrâda tafsilâtıyla beyan edilmiş. Onlar muhkemattır, hiçbir cihette tebeddül etmez. " (Lem'alar sh: 53)

    Esasat-ı Nuriye

    YanıtlaSil
  13. Ya nahif, akrabanı yokla ki, ömrün uzun olur. Marufu yap ki, evinin hayrı çok olur. Her taş ve toprak yanında Allah'ı zikret ki, kıyamet günü Ben sana şahid olayım. (Her yer ve her adımda zikret)
    Ravi: Hz. Nahif İbni Yezid (r.a.)
    Sayfa: 501 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  14. Allah (z.c.hz.) ümmetimi ebeden dalalette cem etmez. Büyük karaltıda olun. Allah'ın kudret eli cemaat üzerindedir.
    Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
    Sayfa: 484 / No: 3
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  15. Yaşamı Taçlandıran Özlü Sözler

    541

    Zor ise soyunant me yapabileceklerinin en iyisini yapanlar, kendilerine saygı lanını asla kaybetmezler.

    Bernard Shaw

    Zorlama ancak, zorlama ile dehşet ancak, dehşet ile yok edilebilir.

    Adolf Hitler

    Zorluklar başarının değerini artıran süslerdir.

    Moliere

    Zorluklar ne denli büyük olursa, zafer de o denli büyüktür.

    Marcus Cicero

    Zorlukları aşmanın tek yolu yeni girişimlerde bulunmaktır.

    Johann Goethe

    Zorlukları çözebilmek için en küçük parçalara ayırın, böylelikle incelenmeleri daha kolay olur.

    Rene Descartes

    Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem, gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

    Mehmet Akif Ersoy

    Zulmün olduğu yerde tarafsızlık namussuzluktur.

    Cemil Meriç

    YanıtlaSil
  16. Cumhur Sinan Özdemir

    540

    Zenginliği olmayan adamı, adamlığı olmayan zengine yeğ tutarım.

    Mestrius Plutarch

    Zenginliği üretmeden tüketemeyeceğimiz gibi mutluluğu da üretmeden tuketmeye hakkımız yoktur.

    Bernard Shaw

    Zenginliğin zevkleri, yoksulların gözyaşlarıyla satın alınır.

    Thomas Fuller

    Zenginlik insanı ya destekler yada yönetir.

    Quintus Flaccus

    Zevk son derece hoş bir acıdan başka bir şey değildir.

    Heinrich Heine

    Zevk ve acıyı, mutluluğu ve ıstırabı hissetme kabiliyetleri esas alındığında, insanlar ve hayvanlar arasında fark yoktur.

    Charles Darwin

    Zevke adanmış bir yaşam kadar zevkli bir şey düşünemiyorum.

    John Rockefeller

    Zevklerin binlercesi bir acıyı telafi edemez.

    Arthur Schopenhauer

    Zihin doldurulması gereken bir kazan değil, tutuşturulması gereken bir ateştir.

    Mestrius Plutarch

    Zihin paraşüt gibidir. Açılmazsa çalışmaz.

    Frank Zappa

    Zihnimiz bir süngerdir, yüreğimizse bir nehir. Çoğumuzun akmak yerine, sünger gibi emmeyi seçmesi ne garip.

    Halil Cibran

    Zilletle elde ettiğin yemek eksik olsun.

    Ömer Hayyam

    Zor iş zamanında yapmamız gerektiği halde, yapmadığımız kolay işlerin birikmesiyle oluşur.

    Henry Ford

    YanıtlaSil
  17. Abdurrahman DİLİPAK

    abdurrahmandilipak@yeniakit.com

    Derin yapı

    Bu "derin devlet" denen şey hâlâ varlığını sür-dürüyor. Bu işler geri dönülmez noktaya geldi, ama iş bitmiş değil.. Kozmik odaya girilmediği gibi, mer-kez komite de, ülke geneline yayılmış tetikçiler de dışandalar.

    İçeridekiler onun için susmayı tercih ediyor..

    İşin kötü yanı, yeni bir derin yapı oluşuyor. İkti-dar ve servetle tanışanlar bir şekilde kendi aralann-da kayıtdışı bir birlik oluşturuyorlar. Zaten onun bir adım ötesi ya MAFİA'laşmak, ya da derin bir yapıya dönüşmektir. Bu defa derin yapıda namaz kılanların sayısı artacak sanırım..

    Tutuklananlar arasında, sanki, derin yapının İçinde karar vericiler arasında da olmayan, tetikçilik de yapmayan bir sürü adam var.. Birileri kurunun yanında yaş da yanar hesabı onları da listeve dahil etmış gozuküyor.. Bu işler, bu adamları oraya so-kup, işin ciddiyetini sulandırmak isteyenlerin de işi olabilir ya da kendilerine rakip ve tehdit olarak gör-düklerini, kurunun yanında da yaş da yanar hesabı kendi cehennemlerine çekmek isteyenlerin işi de olabilir..

    Hatta öteki tarafta olup da, dışarıdakiler, birile-rini kendi yanlarına çekmek için de o kişilerin içeri girmesine göz yummuş olabilirler. Böylece adam kazanacaklar..

    Adamlar kendilerinden çok eminler, "biz gide-riz ötekiler gelir, arma sonuçta bu düzen böyle de-vam eder" anlayışına sahipler. Başka türlü olmaya-cağını düşünüyorlar. Yaşanan bazı olaylar da onları haklı çıkartır gibi aslında..,

    İktidar ve servet dönüştürücü bir güce sahip, ilk olarak da bu güç, kendine sahip olmak isteyenleri dönüştürüyor..

    Bir gün bu Balyoz ve Ergenekon davası sonuç-lanacak ve göreceksiniz, başka davalar, başka tar-tışmalar başlayacak.. Bu dava sürecinde yaşanan örtülü hesaplaşmaların davası ayrıca, görülecek..

    Yarın sıra 28 Şubat'a gelirse, iMuhsin Yazıcıoğ-lu suikastı ile ilgili tutuklamalar da başlayınca, daha yüzlerce kişi hapse tıkılacak.. İnanın bunların tümü-nü mahkemeye çağırsanız yargılayacak yer ve adam bulamazsınız, bunları hapsedecek hapishane de yok.. O kadar çoklar.. Onun için bir gün genel af-la bu işlerin üzerinin örtüleneceği hesabını yapıyor-lar..

    YanıtlaSil
  18. Sanki iktidar da bu işi daha fazla dağıtmamak Ister gibl.

    MIT ve Emniyet niye elindeki bilgileri açıklamı-yor? Jandarma İçişleri Bakanlığı'na bağlı değil mi, niye bu işin üzerine gidilmiyor? Jandarma İstihbara-tının bilmediği bir şey mi var?

    Yani birileri gerçekten Muhsin Yazıcıoğlu su-ikastı ile ilgili bilgiye sahip değiller mi?

    Bana kalırsa NATO ülkeleri de biliyor, ayrıca ve özellikle İsrail de, ABD ve tabii bizimkiler de..

    Bana kalırsa şu şike işini biraz eşeleyin, bakın bakalım bu işin arkasından ne çıkar.. Sakın Ergene-kon çıkmasın..

    İşe bakar mısınız, durup dururken bir şike ya-sası çıkardılar, daha yaşanın mürekkebi kurumadan bir daha değiştirdiler. Önce 2 yıllık cezayı beş yıia, ardından da beş yıllık cezayı bir yıla indirdiler.. Peki bu nasıl oldu.. Bu konuda söyleyecek sözü olan var mı? Ayıp ya hu, insaf yahu!

    Bir ülkede ne kadar çok yasa varsa o ülkede özgürlükler o kadar az ve baskı altındadır demek-tir.. Yasa ile düzenlediğiniz her alanda bürokrasinin borusu öter. Hani şu "bürokratik oligarşi" var ya o!

    Bana sorarsanız şike yasası tam bir ŞİKE oldu! Benim adalet duygularım incindi..

    Demokrasi, böyle işlerle örselenirse, demagoji-ye dönüşür.. Üzerinde yükseldiğimiz zemini tahrip etmiş oluruz.. Yasa dediğiniz şeyin saygınlığı, cay-dıncılığı kalmaz, yaz-boz tahtasına döner..

    Bana kalırsa bu yasa değişikliği ŞİKE'cilen kur-tarmaya yetmez.. Bu işi bir adım öteye götürürse-niz, çete olayı ile birleşir..

    Yıldırım benim gözümde simdi daha çok Habe-ral'a benziyor.. Bu işe ecinnilerin karıştığını düşünü-yorum.. Birileri bu durumu savunmak yerine sussa-lar daha iyi ederler.. Çünki mızrak çuvala sığmıyor.. Bir de bu işin Dalan bağlantısı var. İşin ucu Ergene-kona kadar gidiyor..

    Sahi şu 28 Şubatçılara sıra ne zaman gelecek? Ben Ergenekona da karşıyım, Balyozcuiara da, kayıtdışı ekonomiye de, yım. Bunu yapan bizden ya da onlardan olabilir. kayıtdışı siyasete de karşı-Halka karşı ihanet planı yapanlar, devleti ele geçirip topluma İlahilik ve Rabilik taslayanlar, eğer bu Sazgeçmeyeceklerse cehenneme! ve dua ile.. işten

    YanıtlaSil
  19. RISALE I NUR DAN SEÇİLMİŞ VECIZELER

    Vesvese

    İnsan kalben ve fikren hakaik-i İlahiyeye bakıp düşündüğü zaman, bilhassa namaz ve ibadet esnasında, gerek şeytan tarafından, gerek nefsi tarafından pek fena, pis ve çirkin vesveseler, hat ralar, sinekler gibi kalbe, akla hücum ederler. Bu gibi hevãi, vehmî ve çirkin şeylerin defiyle uğra şan adam, o vesveselere mağlūp olur. Ancak onları mağlüp edip kaçırmak çaresi, müdafaayı terk edip onlarla uğraşmamaktır. Evet, arılarla uğraşıldıkça onlar hücumlarını arttırırlar. Onlara kan-şılmadığı takdirde, insanı terkeder, giderler. Hem de o gibi vesveselerin, ne hakaik-i İlähiyeye ve ne de senin kalbine bir mazarratı yoktur. Evet, pis bir menzilin deliklerinden semånın güneş ve yıl dızlarına, cennetin gül ve çiçeklerine bakılırsa, o deliklerdeki pislik ne bakana ve ne de bakılana bulaşmaz. Ve fena bir tesir etmez.

    (Mesnevi-i Nûriyel

    O çirkin sözler senin kalbinin sözleri değil. Çünkü senin kalbin ondan müteessir ve mütees. siftir. Belki kalbe yakın olan lümme-i şeytanîden geliyor. Meselā, sen namazda, Kābe karşısında, huzur-u İlâhide âyâtı tefekkürde olduğun bir halde, şu tedâi-yi efkår seni tutup en uzak máláyā-niyât-ı rezileye sevk eder. Meselâ, aynanın içindeki yılanın timsali ısırmaz. Ateşin misali yakmaz. Ve necasetin görünmesi aynayı telvis etmez.

    (Mesnevi-i Nûriye)

    Nasıl ki aynada yılanın sureti ısırmaz ve ateşin misali yandırmaz ve murdarın aksi telvis et-mez. Öyle de, hayal veya fikir aynasında küfriyatın ve şirkin akisleri ve dalāletin gölgeleri ve şe-timli çirkin sözlerin hayalleri itikadı bozmaz, imanı tağyir etmez, hürmetli edebi kırmaz. Çünkü meşhur kaidedir ki, "Tahayyül-ü şetim şetim olmadığı gibi, tahayyül-ü küfür dahi küfür değil ve tasavvur-u dalâlet de dalâlet değil."

    (Lem'alarl

    298

    YanıtlaSil
  20. HALİL DÜLGAR

    Nasıl ki senin namazın edeb-i nezihanesinin vesilesi olan zahiri taharete, batrının batınında-necaset ona tesir etmez ve bozmaz. Oyle de, maani-i mukaddesenin, suret-i mülevveseye mü-carereti zarar etmez

    (Sözler)

    Isa'ya demiş şeytan: "Madem herşeyi O yapar. Kader birdir, değişmez. Dağdan kendini at. O sana ne yapar?"

    Isi dedi: "Ey mel'un! Abd edemez Rabbini tecrübe ve imtihan."

    (Lemeät)

    Bazan şeytan, kalb üstündeki lümmesi cihetinde. Cenab-ı Hak hakkında fena sözler söyler. O adam zanneder ki, onun kalbi bozulmus ki böyle söylüyor, titriyor. Halbuki onun titremesi ve korkması ve adem-i rızası delildir ki, o sözler kalbinden gelmiyor, belki lümme-i şeytaniyeden ge-liyor veya şeytan tarafından ihtar ve tahayyül ediliyor.

    (Lem'alar)

    Meselá sen namaz kıldın veya abdest aldın. Halbuki namazını ve abdestini fesada verecek bir sebep, nefsülemirde varmış; läkin sen ona hiç muttali olmadın. Senin namazın ve abdestin hem sa-hihtir hem hasendir. Mutezile der: "Hakikatte kabih ve fäsittir. Lakin senden kabul edilir. Çünkü cehlin var, bilmedin; ve özrün var." Öyleyse, Ehl-i Sünnet mezhebine göre zahir-i şeriate muvafik olarak işlediğin ameline "Acaba sahih olmuş mu?" deyip vesvese etme. Fakat "Kabul olmuş mu?" de, gururlanma, ucbe girme.

    (Sözler)

    İfrata varmamak, hem galebe çalmamak şartıyla, asl-ı vesvese teyakkuza sebeptir, taharriye däîdir, ciddiyete vesiledir. Läkaytlığı atar, tehâvünü def eder. Onun için, Hakim-i Mutlak, şu dâr-1 imtihanda, şu meydan-ı müsabakada bize bir kamçı-yı teşvik olarak, vesveseyi şeytanın eline vermiş, beşerin başına vuruyor. Şayet ziyade incitse, Hakîm-i Rahime şekvå etmeli, "Euzu billāhi mineş şeytanirracîm" demeli.

    (Sözler)

    299

    YanıtlaSil
  21. RISALE I NUR DAN SECILMIS VECIZELER

    Nefisve Nefsin Terbiyesi

    Nefis daima kötü şeylere sevk eder.

    (Lem'alar)

    Senin en zararlı düşmanın nefsindir.

    (Lem'alar)

    Ey nefis! Asıl mahiyetin kusur, naks, fakr, aczden yoğrulmuştur ki, zulmet, karanlığın derece si nisbetinde nurun parlaklığını gösterdiği gibi, zıddiyet itibariyle sen, onlarla Fatır-ı Zülcelâlin ke-mål, cemål, kudret ve rahmetine âyinedarlık ediyorsun.

    (Sözler)

    Nefis kendini serbest ve müstakil ve bizzat mevcut bilir. Ondan bir nevi rubúûbiyet dåvå eder. Mābūduna karşı adavetkărăne bir isyanı taşır.

    (Sözler)

    Ey nefs-i emmåre! Kat'iyyen bil ki, senin hususi fakat pek geniş bir dünyan vardır ki; åmål, ümit, taallükat, ihtiyacat üzerine bina edilmiştir. En büyük temel taşı ve tek direği, senin vücudun ve senin hayatındır. Halbuki o direk kurtludur. O temel taşı da çürüktür. Hülāsa esastan fasit ve zayıftır. Daima harap olmaya hazırdır.

    (Mesnevî-i Nûriyel

    Nefs-i emmåre; tahrip ve şer cihetinde nihayetsiz cinayet işleyebilir, fakat îcad ve hayırda ik-tidarı pek azdır ve cüz'idir. Evet bir haneyi bir günde harap eder, yüz günde yapamaz.

    (Sözler)

    300

    YanıtlaSil
  22. HALİL DÜLGAR

    Nefsin vücudunda bir körlük vardır. O körlük vücudunda zerre-i miskal kaldıkça hakikat gu-reşinin görünmesine mâni bir hicab olur

    (Mesnevî-i Nûriye)

    Nefs-i insaniye gafletle kendini unutuyor. Mahiyetindeki hadsiz aczi, nihayetsiz fakri, gayet derecedeki kusurunu göremez ve görmek istemez.

    (Mektübat)

    Insan cibilliyeti ve fıtratı hasebiyle nefsini sever. Belki evvelá ve bizzat yalnız nefsini sever, haska her şeyi nefsine feda eder. Mabuda layık bir tarzda nefsini medheder.

    (Sözlerl

    insan kendi nefsine olan şiddet-i muhabbetten dolayı kendisine hizmeti ve menfaati olan şey-leri sever, hem kıymet verir. Semeresinden istifade gördüğü şeylere abd ve köle olur.

    (Mesnevi-i Nûriyel

    Nefisperest, tabiatperest gâyet ahmak, gâyet zālimdir.

    (Sözler)

    Sende senin nefsine olan şedit muhabbetin, Onun zātına karşı muhabbet-i zätiyedir ki, sen su-fistimal edip kendi zâtına sarf ediyorsun. Öyleyse, nefsindeki ene'yi yırt, Hüve'yi göster.

    (Sözler)

    Nefis kusursuz olmaz.

    (Emirdağ Lähikası)

    Nefs-i emmâreye itimad edilmez.

    (Lem'alar)

    Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez.

    (Sözlerl

    Herkeste nefs-i emmâre bulunur. Bazı da hissiyat-ı nefsiye damarlara ilişir, bir derece hükmü-nü kalp, akıl ve ruhun rağmına olarak icra eder.

    (Lem'alar)

    301

    YanıtlaSil
  23. RISALE-I NUR DAN SECİLMİS VECİZELER

    Bazan olur ki, nefs-i emmåre, ya levvåmeye veya mutmainneye inkılap eder, fakat silahlarını ve cihazatını asaba devreder Åsab ve damarlar ise o vazifevi, ahir ömre kadar gorur. Nefs-i em-måre çoktan öldüğü halde, onun äsårı yine görünür.

    (Mektübat

    Sen eğer nefis ve şeytanı dinlersen, esfel-i safiline düşersin. Eğer Hak ve Kur'an'ı dinlersen, ālā-yı illiyyîne çıkar, kainatın bir güzel takvimi olursun.

    (Sözler

    Şeytanın talebesi olan nefs-i emmåre...

    (Mesnevi-i Nûriyel

    Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmårene ve hevă-i nefsine âdavet et, ıslahına çalış.

    (Mektübat)

    Kimin himmeti milleti ise, o tek başıyla küçük bir millettir. Bazılarımızdaki dikkatsizlikten ve ecnebilerin zararlı seciyelerini almamızdan, kuvvetli ve kudsi İslâmî milliyetimizle beraber, her-kes "nefsi, nefsi" demekle ve milletin menfaatini düşünmemekle, menfaat-i şahsiyesini düşün mekle, bin adam, bir adam hükmüne sukut eder.

    (Hutbe-i Samiye)

    Kimin himmeti yalnız nefsi ise, o insan değil.

    (Hutbe-i Samiye)

    Ücret alındığı zaman veya mükafat tevzi edildiği vakit, rekabet, kıskançlık mikrobu oynama-ya başlar. Fakat iş zamanında, hizmet vaktinde o mikrobun haberi olmuyor. Hatta tembel olan adam çalışkanı sever. Zayıf olan, kaviyi takdir ve tahsin eder. Fakat çalışmasını ister ki, iş hafif ol-sun, zahmetten kurtulsun.

    (Mesnevî-i Nûriyel

    Nefis hizmet zamanında geri kaçar. Ücret vaktinde ileri safa hücum ediyor.

    (Mesnevî-i Nûriyel

    Gece ile gündüz arasında latif bir perde var ki; gözün kapanmasıyla gece olup, açılmasıyla gündüz olduğu gibi, nefsin âlem-i mâneviyata gözü kapanırsa ebedî bir gece içinde kalır. Gözü mâneviyata açılırsa neharı inkişaf eder.

    (Mesnevî-i Nûriyel

    302

    YanıtlaSil
  24. HALİL DÜLGAR

    Kendini unutmuş, kendinden haberi yok. Mevti duşunse başkasına verir. Fenā ve zevāli gör-se kendine almaz. Ve külfet ve hizmet zamanında nefsini unutmak, fakat ahz-1 ücret ve istifade-i huruzat makamında nefsini düşünmek, şiddetle iltizam etmek, nefs-i emmarenin muktezasıdır. Su makamda tezkiyesi, tathiri, terbiyesi şu häletin aksidir. Yani, nisyan-1 nefis içinde nisyan et-memek. Yani huzuzat ve ihtirasatta unutmak: ve mevytte ve hizmette düsünmek.

    [Sözler]

    Nefsin muktezası, daima iyiliği kendinden bilip, fahr ve ucbe girer. Bu hatvede, nefsinde yal-cuz kusuru ve naksı ve aczi ve fakri gorup, bütun mehasin ve kemälätını, Fatır- Zulcelal tarafın-dan ona ihsan edilmiş nimetler olduğunu anlayıp, fahr yerinde şükür ve temeddüh yerinde hamd etmektir. Şu mertebede tezkiyesi, kemalini kemälsizlikte, kudretini aczde, ginasını fakrda bilmek-tir.

    (Sozler)

    Eğer şu fâni dünyada beka istiyorsan, beka fenådan çıkıyor. Nefs-i emmåre cihetiyle fenā bul ki, bâki olasın.

    (Sözler)

    Herkes kendi âleminde kumandan olduğundan, âlem-i asgarında cihad-ı ekber ile mükelleftir.

    (Divan-ı Harb-i Örfil

    Tezkiyesiz nefs-i emmâresi bulunmak şartıyla, kendi nefsini beğenen ve seven adam başkası-nı sevmez. Eğer zâhirî sevse de samimi sevemez; belki ondaki menfaatini ve lezzetini sever. Da-ima kendini beğendirmeye ve sevdirmeye çalışır. Ve kusurunu nefsine almaz, belki avukat gibi kendini müdafaa ve tebrie eyler. Mübalāğalarla, belki yalanlarla nefsini medih ve tenzih ederek, adeta takdis eder ve derecesine göre, "Menittehaze ilahehu hevāhu" âyetinin bir tokadını yer.

    Temeddühü ve sevdirmesi ise, aksülämelle istiskali celb eder, soğuk düşürtür. Hem amel-i uh-revide ihlâsı kaybeder, riyāyı karıştırır. Akıbeti görmeyen ve neticeleri düşünmeyen ve lezzet-i ha-zıraya müptelâ olan hisse ve hevâ-yı nefse mağlûp olup, yolunu şaşırmış hissin fetvâsıyla, bir sa-at lezzet için bir sene hapiste yatar. Bir dakika gurur veya intikam yüzünden on sene ceza görür. Adeta, ders aldığı Amme cüz'ünü birtek şekerlemeye satan havãi bir çocuk gibi, elmas kıymetin-de bulunan hasenâtını, hissini okşamak için ve hevâsını memnun etmek için ve hevesini tatmin et-mek için, ehemmiyetsiz cam parçaları hükmündeki lezzetlere, enâniyetlere vesile edip, kârlı işler-de hasâret eder.

    (Lem'alar)

    303

    YanıtlaSil
  25. RISALE I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER

    Sefahet-Günahlar

    Günahlar, hayat-1 ebediyede daimi hastalıklardır; bu hayat-ı dünyeviyede dahi kalb, vicdan, ruh için manevi hastalıklardır.

    [Lem'alar]

    İşlediğimiz her bir günah, kafamıza giren herbir şüphe, kalb ve ruhumuza yaralar açar.

    (Lem'alar)

    Günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra, tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırı yor. Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir månevi yılan olarak kalbi ısırıyor.

    (Lem'alar)

    Måsiyetin mahiyetinde, bilhassa devam ederse, küfür tohumu vardır. Çünkü, o masiyete de-vam eden, ülfet peyda eder, sonra ona âşık ve müptelâ olur. Terkine imkân bulamayacak derece ye gelir. Sonra o mâsiyetinin ikaba mûcip olmadığını temenniye başlar. Bu hal böylece devam et-tikçe, küfür tohumu yeşillenmeye başlar. En nihayet, gerek ikabı ve gerek dârü'l-ikabı inkâra se-bep olur.

    Ve keza, måsiyete terettüp eden hacåletten dolayı, o masiyetin måsiyet olmadığını iddia et-mekle, o masiyete muttali olan melekleri bile inkâr eder. Hatta şiddet-i hacâletten, yevm-i hesabın gelmeyeceğini temenni eder. Şayet yevm-i hesabı nefyeden ednå bir vehmi bulursa, o vehmi koca-man bir burhan addeder. En nihayet nedâmet edip terk etmeyenlerin kalbi küsufa tutulur, mahvo-lur, gider. El-iyāzü Billāh!

    (Mesnevî-i Nûriyel

    Büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadı-ğına delildir.

    (Emirdağ Lähikasıl

    304

    YanıtlaSil
  26. HALİL DÜLGAR

    Sıkıntı sefahetin muallimidir. Yeis dalâlet-i fikrin, zulmet-i kalb ruh sıkıntısının menbaıdır.

    (Hakikat Çekirdekleri)

    Fisk ve sefahet yolu ise-hatta fâsıkın itirafıyla dahi-menfaatsiz olduğu halde, ondan dokuz ih-timalle sekavet-i ebediye helâketi bulunduğu, icmâ ve tevatür derecesinde hadsiz ehl-i ihtisasın ve müşahedenin şehadetiyle sabittir ve ehl-i zevkin ve keşfin ihbaratıyla muhakkaktır.

    Bâtıl şeyleri iyice tasvir, sâfi zihinleri idlâldir.

    (Sözler)

    (Hakikat Çekirdekleri)

    Åkıbeti görmeyen, bir dirhem hazır lezzeti ileride bir batman lezzetlere tercih eden hissiyat-ı insaniye akıl ve fikre galebe ettiğinden, ehl-i sefaheti sefahetten kurtarmanın çare-i yegânesi, aynı lezzetinde elemi gösterip hissini mağlûp etmektir.

    (Şuâlar)

    YanıtlaSil
  27. BISALE- NUR DAN SECILMIS VECIZEL

    Gurur-Kibir-Kendini Beğenmek

    Gururla, insan maddi ve månevi kemälät ve mehasinden mahrum kalır.

    (Mesnevi- Nüriye)

    Gururu ve enäniyeti bırak. Ulûhiyetin dergahında acz ve zaafını, istimdat lisanıyla; fakr ve hå câtını, tazarru ve dua lisarıyla ilån et ve abd olduğunu göster.

    Sozlerl

    Senin vücudun taştan, demirden değildir. Belki daima ayrılmaya müsait muhtelif maddeler-den terkip edilmiştir. Gururu bırak, aczini anla. Mālikini tanı, vazifeni bil, dünyaya niçin geldiği-ni öğren.

    (Lem'alar)

    Ey şek cephesinde, gaflet gölgesinde istirahate çekilen biçare! Gaflet serinliğinde, şek içinde zevk ettiğin lezzeti lezzet sanma! O zehirli baldır. Az bir zaman sonra Cehennemi bir azaba inkı låp edecektir. Eğer ālāmın lezāize, närın nura inkılâp etmesi emelinde isen, evkat-ı hamsede rükü ve sücud kancasıyla gururun hortumunu bük, sık, başını kır, imanı doldur. Sonra åyåta tefekkur-le tåate devam eyle ki, şek ve gaflet perdeleri yırtılsın. Bu dalālāt acılığından, necatın halåveti ta-vazzuhla münacat lezzeti ortaya çıksın.

    (Mesnevi-i Nüriye)

    Azamet ve kibriya ve nihayetsizlik noktasında, ya gaflete veya måsiyete veya maddiyata dal-mak sebebiyle darlaşan akıllar, azametli meseleleri ihata edemediklerinden, bir gurur-u ilmi ile in-kāra saparlar ve nefyederler. Evet, o mânen sıkışmış ve kurumuş akıllarına ve bozulmuş ve måne viyatta ölmüş olan kalblerine, çok geniş ve derin ve ihatalı olan imani mes'eleleri sığıştıramadık-larından, kendilerini küfre ve dalålete atarlar, boğulurlar.

    (Suâlar)

    306

    YanıtlaSil
  28. HALİL DÜLGAR

    Zaaf-1 kalbdir gururun madeni

    (Lemeät)

    Nedir bu gurur ve nedir bu gaflet? Nedir bu hasmet, nedir bu istiğna, nedir bu azamet? Elin-Jeki ihtivar bir kıl kadardır ve iktidarın bir zerre kadardır. Ve havatın söndü, ancak bir süle kaldu Omrun geçti, şuurun sondu, bir lem'a kaldı. Şöhretin gitti, ancak bir an kaldı.

    Zamanın geçti: kabirden baska mekânın var mu? Bicare! Aczine ve fakrina bir had var mi? Emellerin nihayetsizdir, ecelin yakındır. Evet, böyle acz ve fakrınla iktidar ve ihtiyardan hali bir insanin ne olacak hali? Hazain-i rahmet sahibi Halik-ı Rahmani'r-Rahime, böyle bir aczle itimad etmek lazımdır. Odur herkese nokta-i istinad. Odur her zaife cihet-i istimdat.

    (Mesnevî-i Nûriye)

    Nifakı intac eden, garaz, gurur, tekebbürdür.

    (İsārātü'l-l'caz)

    Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan.

    (Lem'alar)

    Sen, amel-i hayrın ücretini, amelden evvel almışsın. Belki bütün hasenatın, seni insan-ı müs-lim yapan Mün'imin in'âmına karşı, aşr-ı mişår-ı aşrına da, yani onda birin onda birinin onda bi-rine de mukabil gelmez. Öyleyse, daha gururun nedendir? Fahrın ne içindir? İşte bu sırdandır ki, Cennete girmek mahz-ı fazıldır. O dehşetli Cehennem, ceza-yı amel ve ayn-ı adildir. Çünkü, beşer bir şerr-i cüz'iyle, bir cinayet-i külliye-i daimeyi işleyebilir.

    (Nurun İlk Kapısı)

    Gurur ve kibirde öyle bir ağır bir yük var ki, mağrur adam herkesten hürmet ister, ve istemek sebebiyle istiskal gördüğünden, dâimā azap çeker. Evet, hürmet verilir, istenilmez.

    (Lem'alar)

    Mecmaü'l-mesakin, melceü'l-fukara, hakkı himaye, hakikatı muhafaza, gururu men, tekebbü-rü def eden, yegâne İslâmiyettir. Evet, kemal ve şerefin mikyası İslamiyettir.

    (İşârâtü'l-İcaz)

    Müftehirāne gizli bereketi izhar etmek, kesilmesine sebep olur.

    307

    [Mektübat]

    YanıtlaSil
  29. RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER

    Ey fahre meftun, şöhrete müptelä, medhe düşkün, hodbinlikte bihemtå, sersem nefsim!

    Eğer binler meyve veren incirin mensei olan kücücük bir çekirdeği ve yüz salkım ona takılan üzümün siyah kurucuk çubuğu, bütün o meyveleri, o salkımları kendi hünerleri olduğu ve onlar-dan istifade edenler o çubuğa, o çekirdeğe medih ve hürmet etmek lazım olduğu hak bir dāvā ise, senin dahi sana yüklenen nimetler için fahre, gurura belki bir hakkın var.

    (Sözler

    Eğer bir meselenin münazarasında kendi sözünün haklı çıktığına taraftar olup ve kendi haklı çıktığına sevinse ve hasmının haksız ve yanlış olduğuna memnun olsa, insafsızdır. Hem zarar eder. Çünkü haklı çıktığı vakit, o münazarada bilmediği birşeyi öğrenmiyor. Belki gurur ihtima-liyle zarar edebilir. Eğer hak hasmının elinde çıksa, zararsız, bilmediği bir meseleyi öğrenip men-faattar olur, nefsin gururundan kurtulur. Demek insaflı hakperest, hakkın hatırı için nefsin hatın-nı kırıyor. Hasmının elinde hakkı görse, yine rıza ile kabul edip taraftar çıkar, memnun olur.

    (Lem'alar)

    Nefsimle mücadele ettiğim bir zamanda, nefsim kendinde gördüğü nimet-i İlâhiyeyi kendi malı tevehhüm ederek gurura, iftihâra, temeddühe başladı. Ben ona dedim ki: "Bu mülk senin de-ğil, emånettir." O vakit nefis gurur ve iftihårı bıraktı, fakat tembelliğe başladı. "Benim malım ol-mayana ne bakayım? Zâyi olsun, bana ne?" dedi. Birden gördüm: Bir sinek, elime kondu, emâne-tullah olan gözünü, yüzünü, kanatlarını güzelce temizlemeye başladı. Bir neferin mîrî silâhırı, el-bisesini güzelce temizlediği gibi, sinek de temizliyordu. Nefsime dedim: "Bak." Baktı, tam ders al-dı. Sinek ise, mağrur ve tembel nefsime hoca ve muallim oldu.

    (Lem'alar)

    Evet, ben nefsimle musalâha etmemişim. Çünkü terbiye etmemişim. Benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya gösterse, ondan darılmak değil, belki mem-nun olmak lazım gelir.

    (Mektûbat)

    Kendini beğenen belâyı bulur, zahmete düşer; kendini beğenmeyen safâyı bulur, rahmete gi-der.

    (Mektübat)

    308

    Ke belki o

    B beni

    YanıtlaSil
  30. HALİL DÜLGAR

    Kendi nefsini beğenen ve seven adam baskasını sevmez. Eğer zahiri sevse de samimi sevemez; belki ondaki menfaatini ve lezzetini sever. Daima kendini beğendirmeye ve sevdirmeye çalışır.

    (Lem'atar)

    Ben kendimi beğenmiyorum; beni beğenenleri de beğenmiyorum. Cenab-ı Hakka çok şükür, beni kendime beğendirmemiş.

    (Mektübat)

    Halık-ı Rahîmime yüz binler şükrolsun ki, kendimi kendime beğendirmemiş. Nefsimin ayıp-larini ve kusurlarını bana göstermiş. Ve o nefs-i emmareyi başkalara beğendirmek arzusu kalma-miş

    (Şuâlar)

    Aziz kardeşlerim, Üstâdınız lâyuhti değil... Onu hatásız zannetmek hatâdır. Bir bahçede çü-rük bir elma bulunmakla bahçeye zarar vermez. Bir hazinede silik para bulunmakla, hazineyi kıy metten düşürtmez. Hasenenin on sayılmasıyla, seyyienin bir sayılmak sırrıyla, insaf odur ki: Bir seyyie, bir hatâ görünse de, sair hasenata karşı kalbi bulandırıp itiraz etmemektir.

    (Barla Lähikası)

    309

    YanıtlaSil
  31. RISALE-I NUR DAN SECİLMİS VECİZELER

    Kusur-Noksan

    Başkasının kusuru insanın kusuruna senet ve özür olamaz.

    (Divan-1 Harb-i Orm

    İnsandaki kusur sonsuz olduğu gibi, acz, fakr ve ihtiyacına da nihayet yoktur. İnsana tevdi edilen açlıkla nimetlerin lezzetleri tebarüz ettiği gibi; insandaki kusur, kemalât-ı Sübhaniye dere celerine bir mirsaddır. İnsandaki fakr, gınå-i rahmetin derecelerine bir mikyastır. İnsandaki acz, kudret ve kibriyasına bir mizandır. İnsandaki tenevvü-ü hâcât, envå-ı niam ve ihsanatına bir mer-divendir. Öyleyse fıtratından gaye ubudiyettir. Ubudiyet ise, dergah-ı izzetine kusurlarını Estağfi rullah ve Sübhanallah ile ilän etmektir.

    (Mesnevi-i Nûriyel

    Şeytanın mühim bir desisesi, insana kusurunu itiraf ettirmemektir-tā ki istiğfar ve istiāze yo-lunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enäniyetini tahrik edip, tā ki nefis kendini avukat gibi mü-dafaa etsin, adeta taksirattan takdis etsin.

    (Lem'alar

    Şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez.

    (Lem'alarl

    Nefsini itham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiāze eder. İstiȧze eden, şeytanın şerrinden kurtulur.

    Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, bü-yük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse, affa müstehak olur.

    (Lem'alar)

    310

    YanıtlaSil
  32. HALİL DÜLGÅR

    Mâlikiyet dâvâsından vazgeç. Kendini mehasin ve kemâlâta masdar olduğunu zannetme. Ve kat'iyen bil ki, senden sana yalnız noksan ve kusur vardır. Çünkü, sû-i ihtiyarınla, sana verilen ke-malâtı bile.tağyir ediyorsun. Senin hanen hükmünde bulunan cesedin bile emanettir. Mehasinin hep mevhubedir; seyyiatın meksûbedir.

    (Mesnevî-i Nûriye)

    Gurur saikasıyla başkaların kemâlâtına tenezzül etmeyip kendi kemâlâtını kâfi ve yüksek gö-rürse, o insan nâkıstır.

    (Mesnevî-i Nûriye)

    YanıtlaSil
  33. RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER

    Haram

    Haramun mukaddemesi haramdır.

    (sárátu - caz)

    Haramın terki vaciptir.

    Kastamonu Lähikası

    Haram maldan, mecburiyetle zaruret derecesini alabilir, fazlasını alamaz. Evet, muztar adam, murdar etten tok oluncaya kadar yiyemez. Belki ölmeyecek kadar yiyebilir. Hem, yüz aç adamın huzurunda kemål-i lezzetle fazla yenilmez.

    Lem alarl

    İnsanın nefsi yemek, içmek hususunda keyfemâyeşă hareket ettikçe, hem şahsın maddi haya-tına tıbben zarar verdiği gibi, hem heläl-haramdemeyip rast gelen şeye saldırmak, adeta mänevi hayatını da zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güç gelir, serkeşåne dizginini eline alır. Daha insan ona binemez; o insana biner.

    Mektübat

    Nasıl ki bir dakika hiddet yüzünden bir katl, milyonlar dakika hapis cezasırı çektirir, öyle de, gayr-ı meşru dairedeki gençlik keyifleri ve lezzetleri, ahiret mes'uliyetinden ve kabir azabından ve zevålinden gelen teessüflerden ve günahlardan ve dünyevi mücazatlarından başka, ayrı lezzet içinde o lezzetten ziyade elemler olduğunu aklı başında her genç tecrübeyle tasdik eder.

    (Suslar)

    Haram sevmekte, bir kıskançlık elemi ve firak elemi ve mukabele görmemek elemi gibi çək ârızalarla o cüzi lezzet zehirli bir bal hükmüne geçer.

    Sualarl

    312

    YanıtlaSil
  34. HALİL DÜLGÅR

    Bin mütedeyyin ve Cehennem hepsini her vakit tahattur eden adamların idare ve inzibatı, on amazsız ve itikatsız, yalnız dünyevi hapsi düşünen ve haram-helal bilmeyen ve kısmen serseri-He alışan adamlardan daha kolay olduğu çok tecrübelerle görülmüş.

    (Suâlar)

    Medeniyet-i garbiye-i hazıra, semavi dinleri tam dinlemediği için, beşeri hem fakir edip ihti-acatı ziyadeleştirmiş. İktisat ve kanaat esasını bozup israf ve hırs ve tamalı ziyadeleştirmeye, zu-lüm ve harama yol açmış.

    (Emirdağ Lähikası)

    Bedåvette bir adam dört şeye muhtaç iken, medeniyet yüz şeye muhtac-ı fakir etmiştir. Sa'yi helal, masrafa etmemiştir kifayet.

    Onda hile, harama beşeri sevk etmiştir. Ahlakın esasını şu noktadan bozmuştur. Cemaate, hem nev'e vermiştir servet, haşmet.

    Ferd-i şahsı ahlaksız, hem fakir eylemiştir. Bunun şahidi çoktur: Kurun-u ûladaki mecти-и vahşet ve cinayet, hem gadr ve hem hiyanet.

    (Lemaât)

    Haram dairesindeki bir saat lezzet, bazan bir sene ve on sene hapis cezasını çektirir.

    (Şuâlar)

    Şimdi, malda ve rızıkta hilelerle suistimāl ile, rüşvetle çok haram karıştığı ve ekinciler kendi malına hakkıyla sahip olmadığı ve on adamdan iki-üçü tam rahmete müstahak ise, ekincilerin ma-Indan istifade edenlerden beş-altısı ya zulümle, haram karıştırmakla, ya şükürsüzlükle rahmete İstihkakırı kaybediyor.

    (Emirdağ Lähikası)

    313

    YanıtlaSil
  35. RISALE I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER

    Riya

    Hayır, o vakit hayır olur ki Allah için ola. Eğer Allah için olsa, o vakit kat'ī Onun izniyledir Tevfik Onundur. Minnet Onadır. Senin hakkın, şükürdür, fahir değildir. Çünkü fahir, irae, yani gösteriş ve riya iledir Riya ise, hayrı şer eder. Şerle iftihar edersen et! İşte bu hakikati bilmediğin dendir ki, nefsinden mağrur, gayrıya da gururlu oldun.

    (Nurun Ilk Kapısıl

    Vazife-i diniye itibarıyla nåsa hüsn-ü kabul ettirmek, o makamın iktiza ettiği yüksek tavırlar ve vaziyetler, hodfuruşluk ve riya sayılmaz ve sayılmamalı-meğer o adam, o vazifeyi, kendi ena-niyetine tâbi edip istimal ede.

    (Kastamonu Lähikası)

    Bir imam, imamet vazifesinde tesbihatları izhar eder, ismå eder; hiçbir cihette riya olamaz. Fa-kat vazife haricinde o tesbihatları aşikåre halklara işittirmeye riya girebildiği için, gizlisi daha se vaplıdır.

    (Kastamonu Lähikasıl

    İhfå ve havf riyadandır. Farzda riya yoktur.

    (Divan-ı Harb-i Örfil

    Riyaya insanları sevk eden esbabın,

    Birincisi: Za'f-ı imandır. Allah'ı düşünmeyen, esbaba perestiş eder, halklara hodfuruşlukla ri-yakáråne vaziyet alır. Risale-i Nur şakirtleri, Risale-i Nur dan aldıkları kuvvetli iman-ı tahkiki der-siyle esbaba ve nåsa ubudiyet noktasında bir kıymet, bir ehemmiyet vermiyor ki, ubudiyetlerinde onlara gösterişle riya etsinler.

    İkinci sebep: Hırs ve tamah, za'f-ı fakr noktasında teveccüh-ü nâsı celbine medar riyäkäräne vaziyet almaya sevk ediyor.

    314

    ders lukt

    hisl ve t

    ires sey

    YanıtlaSil
  36. HALİL DÜLGÅR

    Risale-i Nur un sakirtleri, iktisat ve kanaat ve tevekkül ve kısmetine rıza gibi, Risale-i Nurun Hersinden aldıkları izzet-i imaniye, inşaallah onları riyadan ve dünya menfaatleri için hodfuruş-Juktan men eder.

    Üçüncü sebep: Hırs-ı şöhret, hubb-u cah, makam sahibi olmak, emsaline tefevvuk etmek gibi hisler ve insanlara iyi görünmek, tasannukârâne (haddinden fazla kendine ehemmiyet verdirmek) (lâyık olmadığı yüksek

    Risale-i Nur şakirtleri, ene'yi, nahnü'ye tebdil ettikleri, yani enaniyeti bırakıp, Risale-i Nur da-iresinin şahs-1 mânevisinin hesabına çalışması, ben yerine biz demeleri; ve ehl-i tarikatın fenâ fi'ş-şeyh, fenâ fi'r-resul ve nefs-i emmareyi öldürmek gibi riyadan kurtaran vasıtaların bu zamanda bi-risi de fenâ fi'l-ihvan, yani şahsiyetini kardeşlerinin şahs-ı maneviyesi içinde eritip öyle davrandı-ğı için, inşaallah, ehl-i hakikatin riyadan kurtulmaları gibi, bu sırla onlar da kurtulurlar.

    (Kastamonu Lâhikası)

    YanıtlaSil
  37. RISALE I NUR DAN SECILMIS VECİZELER

    Koca

    leke

    Dünya Muhabbeti

    Demek değmez ki alınsa, çürük maldır hep bu çarşıda. Öyleyse geç, iyi mallar dizilmiş arkasında.

    (Sozler)

    da di

    Hakiki marifetullah ve kemålât-ı insaniye terk-i måsivå ile olur.

    (Sözler]

    Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona sarf ediyorsun?

    (Sözler)

    Dünya ise, bütün şâşaasıyla ahirete nisbeten bir zindan hükmündedir.

    (Sozler)

    Dünya madem fanidir, değmiyor alåka-i kalbe.

    (Mektübat)

    Bu dünya-yı deniyye, şan ve şerefiyle öyle bir metā değil ki, sizin gibi insanları işbā etsin, tat-min etsin ve maksud-u bizzat olsun.

    (Mesnevî-i Nûriye)

    Hem dünya sahipsiz değil ki! Sen kendi kafana dünya yükünü yüklettirerek ahvalini düşü nüp merak etme. Çünkü onun sahibi Hakimdir, Alimdir. Sen de misafirsin, fuzuli olarak karışma, karıştırma.

    (Sözler)

    316

    YanıtlaSil
  38. HALİL DÜLGAR

    Dünya öyle bir metă değil ki nizāa değsin. Çünkü, fäni ve geçici olduğundan kıymetsizdir. Koca dunya böyle ise, dünyanın cüz'i işleri ne kadar ehemmiyetsiz olduğunu anlarsın.

    (Mektübat)

    Bu ömürden sonra sırf ahireti duşünmek lazım. Dünya seni terk etmeden evvel, sen dünyayı teket. Zekâtü'l-ömrü ömrü Sani volunda sarf evle.

    (Divan-ı Harb-i Örfil

    Biliniz ki, mevcudat içinde en kıymettar, hayattır. Ve vazifeler içinde en kıymettar, hayata hiz-mettir. Ve hidemat-ı hayatiye içinde en kıymettarı, hayatı fåniyenin hayatı bäkiyeye inkılâp et-mesi için sa'y etmektir. Şu hayatın bütün kıymeti ve ehemmiyeti ise, hayatı bakiyeye çekirdek ve mebde ve mense olması cihetindendir. Yoksa, hayat-1 ebediyeyi zehirleyecek ve bozacak bir tarz da su hayat-1 fåniyeye hasr-1 nazar etmek, ani bir şimşeği sermedi bir guneşe tercih etmek gibi bir divaneliktir.

    (Barla Lähikasıl

    İnsan, mahiyet-i câmiiyeti itibarıyla, mevcudatın hemen ekserisiyle aläkadardır. Hem insanın mahiyet-i camiasında hadsiz bir istidad-ı muhabbet derc edilmiştir. Onun için, insan da umum mevcudata karşı bir muhabbet besliyor. Koca dünyayı bir hanesi gibi seviyor. Ebedi Cennete bah-çesi gibi muhabbet ediyor. Halbuki, muhabbet ettiği mevcudat durmuyorlar, gidiyorlar. Firaktan daima azap çekiyor. Onun o hadsiz muhabbeti, hadsiz bir mānevi azāba medar oluyor.

    O azabı çekmekte kabahat, kusur ona aittir. Çünkü kalbindeki hadsiz istidad-ı muhabbet, had-siz bir cemâl-ı bâkiye mâlik bir Zâta tevcih etmek için verilmiş. O insan sûiistimal ederek o mu-habbeti fåni mevcudata sarf ettiği cihetle kusur ediyor, kusurunun cezasını firåkın azabıyla çeki-

    yor.

    (Lem'alar)

    İnsanın havf ve muhabbeti halka teveccüh ettiği takdirde havf, bir belä bir elem olur. Muhab-bet bir musibet gibi olur. Zira o korktuğun adam, ya sana merhamet etmez veya senin istirhamla-ını işitmez. Muhabbet ettiğin şahıs da ya seni tanımaz veya muhabbetine tenezzül etmez. Bina-enaleyh, havfın ile muhabbetini dünya ve dünya insanlarından çevir. Fâtır-ı Hakime tevcih et ki, havfın Onun merhamet kucağına çocuğun anne kucağına kaçtığı gibi- leziz bir tezellül olsun. Muhabbetin de saadet-i ebediyeye vesile olsun.

    (Mesnevî-i Nûriye)

    317

    YanıtlaSil
  39. RISALE I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER

    Ehl-i gaflet ve ehl-i dünya tarzında ve nefis hesabına olan muhabbetlerin, dünyada belälan, elemleri, meşakkatleri çoktur, safaları, lezzetleri, rahatları azdır. Mesela şefkat, acz yüzunden elemli bir musibet olur. Muhabbet, firak yüzünden belalı bir hırkat olur. Lezzet, zeval yuzünden zehirli bir şerbet olur. Ahirette ise. Cenâb-ı Hakkın hesabına olmadıkları için, ya faydasızdır veya azaptır (eğer harama girmişse).

    [Sözler

    Dünyaya muhabbet ve alaka yüzünden, güya, adeta ehl-i gafletin dünya gibi büyük, hasta, månevi bir vücudu vardır.

    (Lem'alar)

    O kadar sevdiğin mal ve evlât ve perestiş ettiğin nefis ve heva ve meftun olduğun gençlik ve hayat zayi olup kaybolacak, senin elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp boynuna yükletecekler.

    (Sözler)

    Seni intizar etmekte ve senin de süratle ona doğru gitmekte olduğun kabir; dünyanın zinetli, lezzetli şeylerini hediye olarak kabul etmez. Çünkü dünya ehlince güzel addedilen şey, orada çir kindir.

    (Mesnevî-i Nuriye)

    Dünya çok gaddardır, mekkårdır. Bir lezzet verse yüz elem takar, çektirir. Bir üzüm yedirse, yüz tokat vurur.

    (Lem'alar)

    Herkesin bu dünyada koca bir dünyası var. Ådeta insanlar adedince dünyalar birbiri içine gir-miş. Fakat herkesin hususi dünyasının direği, kendi hayatıdır. Ne vakit cismi kırılsa, dünyası ba-şına yıkılır, kıyameti kopar. Ehl-i gaflet kendi dünyasının böyleçabuk yıkılacak vaziyetini bilme-diklerinden, umumi dünya gibi daimi zannedip perestiş eder.

    (Lem'alar)

    Bu hayat ve bu dünya bizi kovmadan evvel ve "Haydi dışarıya!" demeden, biz kemål-i izzet-le, Allahaısmarladık deyip izzetimizle bu fāni zevklerimizi bırakmalıyız.

    (Emirdağ Lähikası

    318

    YanıtlaSil
  40. HALİL DÜLGAR

    Nefsini unutup, hayatın zevalini düşünmeyerek hususi, kararsız dünyasım ayı umumi dün gibi sabit bilip, kendini layemut farzederek dünyaya saplansa, onda boğulur, gider. O muhab-el onun için hadsiz bela ve azaptir. Çünki, o muhabbetten vetimäne bir sefkat, me yusane bir rik-Lat tevellud eder. Bütün zihayatlara acır, hatta güzel ve zevale maruz bütun maklukata bir rikkat ve bir firkat hisseder; elinden bir şey gelmez, ye'si mutlak içinde elem çeker.

    (Mektübat)

    Dünyanın ömrü kısa olup, süratle zeval ve guruba gider. Zevalin elemiyle, visalin lezzeti zeval buluyor.

    (Mesnevi-i Nûriye)

    Bil ki, şu âlemin fenâsından sonra sana refakat etmeyen ve dünyanın harabıyla senden müfa-rakat eden birşeye kalbini bağlamak sana layık değildir. Hususan senin asrının inkırazıyla seni terk edip arka ceviren ve bahusus berzah seferinde arkadaşlık etmeyen ve hususan seni kabir ka-pisina kadar tesyi etmeyen, hususan bir iki sene zarfında ebedi bir firakla senden ayrılıp günahı msenin boynuna takan, hususan senin rağmına olarak husulü anında seni terk eden fåni şeylerle kalbini bağlamak kâr-ı akıl değildir.

    (Lem'alar)

    Dünyanın lezâizi zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardır.

    (Mesnevi-i Nûriyel

    Dünyevî bir lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur gibi, hayatın lezzetini kaçırır.

    (Sözler)

    Çok sevimli ve daimî zannedilen ve gafillerin maşukası olan dünya, pek süratle zevale kavu-şuyor gördüm.

    (Lem'alar)

    Dünya cihetinde ehl-i gafletin yüz senesi bir saniye hükmüne geçer

    (Lem'alarl

    319

    YanıtlaSil
  41. RISALE-I NUR DAN SECİLMİS VECİZELER

    Bizim muradımız, medeniyetin mehasini ve besere menfaati bulunan iyilikleridir. Yoksa me-deniyetin günahları, seyviatları değil ki, ahmaklar o seyyiatları, o sefahetleri mehasin zannedip, taklit edip malımızı harap ettiler. Ve dini rüşvet verip dünyayı da kazanamadılar.

    (Hutbe- Samiye)

    Kabir kapısında bekleyen bir adam, arkasındaki fâni dünyaya riyakârâne bakması, acınacak bir hamakattır ve dehşetli bir hasårettir.

    (Emirdağ Lähikası)

    Madem dünyanız ağlıyor ve hayatınız acılaştı. Çalışınız, ahiretiniz dahi ağlamasın ve hayatı bâkiyeniz gülsün, tatlılaşsın.

    (Sozlerl

    Ahireti bildikleri ve iman ettikleri halde dünyayı âhirete severek tercih etmek ve kırılacak şi-şeyi bāki bir elmasa bilerek rıza ve sevinçle tercih etmek ve akıbeti görmeyen kör hissiyatın hük müyle, hazır bir dirhem zehirli lezzeti, ileride bir batman säfi lezzete tercih etmek, bu zamanın dehşetli bir marazı, bir musibetidir.

    (Kastamonu Lähikası)

    YanıtlaSil
  42. HALIL DÜLGAR

    Dünya-Ahiret Muvazenesi

    Şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki, dünyayı bir misafirhane-i askeri teläkki etsin ve öy lede izan etsin ve ona göre hareket etsin. Ve o teläkki ile, en büyük mertebe olan mertebesi riză-nçabuk elde edebilir. Kırılacak şişe pahasına daimi bir elmasın fiatiru vermez; istikamet ve lezzet-Je hayatını geçirir.

    (Mektübat]

    Dünyaya ait işler, kırılmaya mahküm şişeler hükmündedir. Bäki umur-u uhreviye ise, gayet sığlam elmaslar kıymetindedir.

    (Mektübat)

    İnsanlar, insana verilen cihazat-ı måneviyeyi, eğer nefsin ve dünyanın hesabıyla istimål etse ve dünyada ebedi kalacak gibi gafilåne davransa, ahlāk-ı rezileye ve israfát ve abesiyete vesile olur. Eğer hafiflerini dünya umuruna ve şiddetlilerini vezaif-i uhreviyeye ve måneviyeye sarf et-se, ahlâk-ı hamideye menşe', hikmet ve hakikate muvafık olarak saadet-i dâreyne medar olur.

    (Mektübat)

    Düşmanlar ve haşerat-ı muzırra arasında bir saat durmakla, dost ve büyükler meclisinde se-nelerce durmak arasındaki muvazene, kabirle dünya arasındaki aynı muvazenedir. Maahaza, Ce-nab-ı Hak da bir saatlik lezzeti terk etmeye davet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat ede-sin. Öyleyse, kayıtlı ve kelepçeli olarak sevk edilmezden evvel, Allah'ın davetine icabet et.

    (Mesnevi-i Nûriye)

    321

    YanıtlaSil
  43. RISALE-I NUR DAN SEÇİLMIS VECİZELER

    Dunya madem fänidir. Hem madem ömür kısadır. Hem madem gayet lüzumiu vazifeler çok tur. Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Hem madem dünya sahipsiz değil. Hem madem su misafirhane-i dünyanın gayet Hakim ve Kerim bir müdebbiri var. Hem madem ne ti lik ve ne fenalık cezasız kalmayacaktır. Hem madem "Lå yükellifullahu nefsen illa vüsaha sırrın ca teklif-i mälävutak voktur. Hem madem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır. Hem madem dun yevi dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır.

    Elbette, en bahtiyar odur ki, dünya için ahireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, ha yat- ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, målāyāni şeylerle ömrünü telef etmesin, kendi ni misafir teläkki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selåmetle kabir kapısı-nu açıp saadet-i ebediyeye girsin.

    [Mektübat)

    Her kim hayat-ı fåniyeyi esas maksat yapsa, zahiren bir cennet içinde olsa da, månen cehen nemdedir. Ve her kim hayat-ı bakıyeye ciddi müteveccih ise, saadet-i dâreyne mazhardır. Dünya-sı ne kadar fena ve sıkıntılı olsa da, dünyasını Cennetin intizar salonu hükmünde gördüğü için hoş görür, tahammül eder, sabır içinde şükreder.

    [Mektübat)

    Dünyada, dünyanın âhiret mezraası ve esmâ-i İlâhiye aynası olan iki güzel yüzüne karşı mü tefekkiräne muhabbetin uhrevi neticesi, dünya kadar, fakat fani dünya gibi fani değil, bāki bir Cennet verilecektir. Hem dünyada yalnız zayıf gölgeleri gösterilen esmå, o Cennetin aynalarında en şăşaalı bir surette gösterilecektir.

    (Sözler)

    Güvendiğin hayat-ı maddiye, yalnız bir dakikadır. Hatta bir kısım ehl-i tetkik, "bir aşiredir, belki bir ân-ı seyyaledir" demişler. İşte, şu sırdandır ki, bazı ehl-i velâyet, dünyanın dünya cihe-tiyle ademine hükmetmişler.

    Madem böyledir. Hayat-ı maddiye-i nefsiyeyi bırak; kalp ve ruh ve sırrın derece-i hayatlarına çık, bak: Nekadar geniş bir daire-i hayatları var. Senin için meyyit olan mazi, müstakbel, onlar için haydır, hayattar ve mevcuttur.

    (Sözler)

    Ey nefsim! Madem öyledir, sen dahi kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:

    Fäniyim, fâni olanı istemem. Acizim âciz olanı istemem.

    Ruhumu Rahmana teslim eyledim; gayr istemem.

    322

    YanıtlaSil
  44. HALİL DÜLGAR

    Isterim, fakat bir Yarı Baki isterim.

    Hiç ender hiçim; fakat bu mevcudatı birden isterim.

    (Sözler)

    Sindi, dünyayı tahkir edenler dört siniftir

    Brincisi: Ehl-i marifettir ki, Cenab-ı Hakkın marifetine ve muhabbet ve ibadetine sed çektiği tahkir eder.

    Ikincisi: Ehl-i ahirettir ki, ya dünyanın zaruri işleri onları amel-i uhreviden men ettiği için ve sahut suhud derecesinde imanla Cennetin kemälät ve mehäsinine nisbeten dünyayı çirkin görür. Eret Hazret-i Yusuf Aleyhisselama güzel bir adam nisbet edilse yine çirkin göründüğü gibi, dün-anin ne kadar kıymettar mehasini varsa

    , Cennetin mehäsinine nisbet edilse hic hükmündedir. Üçüncüsü: Dünyayı tahkir eder, çünkü eline geçmez. Şu tahkir dünyanın muhabbetinden ileri geliyor. nefretinden gelmi-

    Dördüncüsü: Dünyayı tahkir eder; zira dünya eline geçiyor, fakat durmuyor, gidiyor. O da kı-pyor Teselli bulmak için tahkir eder. "Pistir" der. Su tahkir ise, o da dünyanın muhabbetinden ile-geliyor. Halbuki makbul tahkir odur ki, hubb-u ahiretten ve marifetullahın muhabbetinden ile-ri gelir.

    Demek, makbul tahkir, evvelki iki kısımdır. Cenab-ı Hak bizi onlardan yapsın. Åmin, bihür-meti Seyyidi'l-Mürselin

    (Sözlerl

    Merätib-i dünya, nokta-i nazarımda pek ehemmiyetsiz olmakla beraber, senin gibi mertebesi-hizmet-i Kur'ân'a medar edenler için, minnet altına ve zillete girmemek şartıyla hoş görüyorum.

    (Barla Lähikası)

    Kur'an'ı okumanın faydası, yalnız hafız olmak ve dünyada onunla bir makam kazanmak, bir maaş almak değil; belki her bir harfi, hiç olmazsa on hayrından tå yüze, tā binlere kadar Cennet meyvelerini, âhiret faydalarını vermesini düşünüp ve ebedi hayatın rahatını ve saadetini temin et-mek niyetiyle okumak lazımdır.

    Evet mekteplerde, dünya maişeti ya rütbeleri için fenleri dersleri okumak, bu kısacık dünye i hayatta derecesi, faydası bir ise, ebedi hayatta Kur'an ve Kur'an'ın kudsî kelimelerini ve nurlu ve imanî manalarını öğrenmek binler derece daha kıymetlidir. Onlar şişe hükmünde, bunlar elmes hükmündedir.

    (Emirdağ Lähikasıl

    323

    YanıtlaSil
  45. RISALE I NUR DAN SECİLMİS VECİZELER

    Dünyanın Mahiyeti

    Dünya bir kitab-ı Samedanidir. Huruf ve kelimatı nefislerine değil, belki başkasının Zat ve se fat ve esmåsına delalet ediyorlar. Öyleyse manasını bil, al; nukuşunu bırak, git.

    Hem bir mezraadır. Ek ve mahsulünü al, muhafaza et; muzahrafatını at, ehemmiyet verme

    Hem birbiri arkasında daim gelen, geçen aynalar mecmuasıdır. Öyleyse onlarda tecelli edeni bil, envarını gör ve onlarda tezahür eden esmânın tecelliyatını anla ve Müsemmålarını sev, veze vale ve kırılmaya mahkum olan o cam parçalarından alākanı kes.

    Hem seyyar bir ticaretgahtır. Öyleyse alışverişini yap, gel; ve senden kaçan ve sana iltifat et meyen kafilelerin arkalarından beyhude koşma, yorulma.

    Hem muvakkat bir seyrangahtır. Öyleyse nazar-ı ibretle bak ve zahiri, çirkin yüzune değil, belki Cemil-i Bakiye bakan gizli, güzel yüzüne dikkat et, hoş ve faydalı bir tenezzüh yap, don, ve o güzel manzaraları irãe eden ve güzelleri gösteren perdelerin kapanmasıyla, akılsız çocuk gibi ağ-lama, merak etme.

    Hem bir misafirhanedir. Öyleyse, onu yapan Mihmandar-ı Kerimin izni dairesinde ye, iç, şük ret. Kanunu dairesinde işle, hareket et. Sonra arkana bakma, çık, git. Herzekârâne, fuzuli bir suret-te karışma. Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle manasız uğraşma ve geçici işlerine bağla nıp, boğulma.

    [Sözler

    Dünya âlem-i âhirete bir fihriste hükmündedir.

    (Mesnevî-i Nûriyel

    Şüphesiz dünya bir mezraadır. Mahşer ise bir beyderdir, harmandır. Cennet, Cehennem ise bi-rer mahzendir.

    (Sözler

    324

    YanıtlaSil
  46. HALİL DÜLGÅR

    Bu dunya menzilinin ve içinde oturan insanların ahväline dikkat edilirse anlaşılıyor ki, bu ya ebedi kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenab-ı Hakkın ebedi ve sermedi Dirüsselam menziline davetlisi olan mahlukātın içtimāları için bir han ve bir bekleme salo-dur Bu dünya menzilinde görünen leziz şeyler, lezzet ve zevk için değildir. Çünkü, visallerin net firaklarının elemine mukabil gelemez.

    (Mesnevi-i Nûriyel

    Sudar-i dunya, meydan-ı imtihandır ve dar-ı hizmettir. Lezzet ve ücret ve mükafat yeri değil-

    (Lem'alar)

    Dünya bir zikirhane-i Rahman, bir tålimgah-ı beşer ve hayvan, ve bir meydan-ı imtihan-i ins cindur

    (Sözler)

    Dünya ahirete vesiledir.

    (Mesnevi-i Nûriyel

    Nur-u Kur'an ile gördüm ki, birbiri içinde üç külli dünya var. Birisi esmâ-i İlahiyeye bakar, on-ann aynasıdır. İkinci yüzü âhirete bakar, onun mezraasıdır. Üçüncü yüzü ehl-i dünyaya bakar, gafletin mel'abegahıdır.

    (Lem'alar)

    Bu insan ebed için halk edilmiş ve ebede gidecektir. Bu dünya ona bir misafirhanedir ve âhi-ine bir intizar salonudur.

    (Sözler)

    Dünya öldükten sonra âhiret olarak dirilecektir. Dünya harab edildikten sonra, o dünyayı ya-pan Zät, yine daha güzel bir surette onu tamir edecek, âhiretten bir menzil yapacaktır.

    (Sözler)

    Dünya kâfire Cennet (yani âhirete nisbeten), mü'mine Cehennemdir (yani saadet-i ebediyesi-te nisbeten) -yoksa, dünyada dahi mü'min yüz derece ziyade mesuddur- denilmiştir.

    (Mesnevi-i Nûriyel

    325

    YanıtlaSil
  47. RISALE-I NUR'DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER

    Dünya bir tezgah ve bir mezraadır; âhiret pazarına münasip olan mahsulâtı yetiştirir.

    (Mektübat)

    Dünya hayatını güzelleştiren esbabdan biri, dünya aynasında temessülle parlayan hidayet nurları ve büyük insanların sevgili ve sevimli timsalleridir.

    (Mesnevî-i Nûriye)

    Yeis, ümm

    Evet, bu dar dünya, beşerin cevherinde mündemiç olan istidâdât-ı gayr-ı mahduda ve ebed için mahlûk olan müyûlât ve arzularının sümbüllenmesine müsait değildir; beslemek ve terbiye için başka âleme gönderilecektir.

    (Muhakemat)

    YanıtlaSil
  48. HALİL DÜLGAR

    Le'is-Ümitsizlik

    Yeis, ümmetlerin, milletlerin "seretan" denilen en dehşetli bir hastalığıdır.

    [Hutbe-i Samiye)

    Acaba istikbale karşı ehl-i iman ve Islam için böyle maddi ve månevi terakkiyata vesile ve kuvvetli, sarsılmaz esbab varken ve demiryolu gibi istikbal saadetine yol açıldığı halde, nasıl me-yus olup ye'se düşüyorsunuz ve âlem-i İslamın kuvve-i måneviyesini de kırıyorsunuz? Ve yeis ve ümitsizlikle zannediyorsunuz ki, "Dünya herkese ve ecnebilere terakki dünyasıdır. Fakat, yalnız biçare ehl-i İslam için tedenni dünyası oldu" diye pek yanlış bir hatāya düşüyorsunuz.

    (Hutbe-i Samiye)

    Yeis en dehşetli bir hastalıktır ki, âlem-i İslâmın kalbine girmiş. İşte o yeistir ki bizi öldürmüş gibi, garpta bir-iki milyonluk küçük bir devlet, şarkta yirmi milyon Müslümanları kendine hizmet-kär ve vatanlarını müstemleke hükmüne getirmiş. Hem o yeistir ki, yüksek ahlâkımızı öldürmüş, menfaat-i umumiyeyi bırakıp menfaat-ı şahsiyeye nazarımızı hasrettirmiş. Hem o yeistir ki, kuv-ve-i mâneviyemizi kırmış. Az bir kuvvetle, imandan gelen kuvve-i mâneviye ile şarktan garba ka-dar istilä ettiği halde, o kuvve-i mâneviye-i harika meyusiyetle kırıldığı için, zālim ecnebiler dört yüz seneden beri üç yüz milyon Müslümanı kendilerine esir etmiş. Hatta bu yeisle, başkasırun lā-kaytlığını ve füturunu kendi tembelliğine özür zannedip neme lazım der, "Herkes benim gibi ber-battır" diye şehamet-i imaniyeyi terk edip hizmet-i İslâmiyeyi yapmıyor.

    (Hutbe-i Samiyel

    32

    YanıtlaSil
  49. RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER

    İfrat-Tefrit

    İfrat ve tefrit, hayat-ı nefsiye ve ruhiyenin maraz ve hastalığını intaç eden esbaptandır

    lisarătul- caz

    İfrat ve tefrit, hayat-ı içtimaiyeye karşı isyan ateşini yakan iki âmildir. Evet, bu åmiller haya 1 içtimaiyeyi nizam ve intizam altına alan rabıtaları, kanunları keser, atar..

    (İşărătul-ca

    Tagayyür, inkılâp ve felaketlere mâruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskän edilen ruhun ya şayabilmesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir. Bu kuvvetlerin,

    Birincisi, menfaatleri celp ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behimiye,

    İkincisi, zararlı şeyleri def için kuvve-i sebuiye-i gadabiye,

    Üçüncüsü, nef ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye-i melekiyedir

    Läkin, insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir had ve bir nihayet tayin edilmişse de, fıtraten ta yin edilmemiş olduğundan, bu kuvvetlerin her birisi tefrit, vasat, ifrat namıyla üç mertebeye ayn hrlar.

    Meselä, kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi humuddur ki, ne helâle ve ne de harama şehve ti iştihası yoktur. İfrat mertebesi fücurdur ki, namusları ve ırzları pāyimal etmek iştihasında olur Vasat mertebesi ise iffettir ki, helâline şehveti var, harama yoktur.

    İhtar: Kuvve-i şeheviyenin yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi füruatında da bu üç mertebe mevcuttur.

    Ve keza, kuvve-i gadabiyenin tefrit mertebesi, cebanettir ki korkulmayan şeylerden bile kor kar. Ifrat mertebesi tehevvürdür ki, ne maddî ve ne mânevî hiçbir şeyden korkmaz. Bütün istib dadlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecaattir ki, hukuk u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder, meşru olmayan şeylere karışmaz.

    İhtar: Bu kuvve-i gadabiyenin füruatında da şu üç mertebenin yeri vardır.

    Ve keza, kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi gabāvettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz. Ifrat mer tebesi cerbezedir ki, hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekāya malik olur. Vasat mertebesi ise hikmettir ki, hakkı hak bilir, imtisal eder; bâtılı batıl bilir, içtinap eder.

    (Isarâtü't-caz

    328

    YanıtlaSil
  50. HALIL DULSAN

    Zulum

    Rıza-yı küfür, küfür olduğu gibi, zulme rıza da zulümdür.

    (Mektübatl

    Padişah, Peygamberimizin emrine itaat etse ve yoluna gitse halifedir. Biz de ona itaat edece Liz Yoksa, Peygambere tabi olmayıp zulmedenler, padişah da olsalar haydutturlar.

    (Iki Mekteb-i Musibetin Sehädetnamesil

    Zulüm ve fıskta hasis ve hayırsız bir lezzet görüldüğünden, onlardan nefis teneffür etmez.

    (Isarătut-caz)

    Zulüm, başına adalet külahını geçirmiş Hiyanet, hamiyet libasını giymiş. Cihada, bağy ismi takılmış. Esarete hürriyet namı verilmiş. Ezdad, suretlerini mübadele etmişler.

    Hakikat Çekirdekleril

    Bir hanede veya bir gemide birtek måsum, on căni bulunsa, adalet-i Kur'âniye o masumun hakkına zarar vermemek için, o haneyi yakmasını ve o gemiyi batırmasını men ettiği halde, dokuz masumu birtek câní yüzünden mahvetmek suretinde o haneyi yakmak ve o gemiyi batırmak, en azim bir zulüm bir hıyanet, bir gadir olduğundan, dahili äsayişi ihlal suretinde, yüzde on cani yü zünden doksan masumu tehlike ve zararlara sokmak, adalet-i İlahiye ve hakikat-i Kuraniye ile şiddetle men edildiği için, biz bütün kuvvetimizle, o ders-i Kur'âni itibarıyla, Asayişi muhafazaya kendimizi dinen mecbur biliyoruz.

    (Emirdağ Lähikası)

    İnsandaki kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye, kuvve-i akliye Sani tarafından tahdit edilme diğinden ve insanın cüz-ü ihtiyarisiyle terakkisini temin etmek için bu kuvvetler başıboş bırakıl-dığından, muamelátta zulüm ve tecavüzler vukua gelir. Bu tecavüzleri önlemek için, cemaat-i in-saniye, çalışmalarının semerelerini mübadele etmekte adalete muhtaçtır.

    (Isarātü'l-cazl

    329

    YanıtlaSil
  51. RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER

    Malûmdur ki, âlâ birşey bozulsa, edna birşeyin bozulmasından daha ziyade bozuk olur. Me selâ, nasıl ki süt ve yoğurt bozulsalar yine yenilebilir. Yağ bozulsa yenilmez, bazan zehir gibi olur. Öyle de, mahlükatın en mükerremi, belki en ålåsı olan insan, eğer bozulsa, bozuk hayvandan da-ha ziyade bozuk olur. Müteaffin maddelerin kokusuyla telezzüz eden haşarat gibi ve ısırmakla ze hirlendirmekten lezzet alan yılanlar gibi, dalâlet bataklığındaki şerler ve habis ahlâklarla telezzüz ve iftihar eder ve zulmün zulümatındaki zararlardan ve cinayetlerden lezzet alırlar, adeta şeyta-nın mahiyetine girerler.

    Nimet ve rahmet-i İlâhiyenin fiyatı, şükürdür. Biz şükrü hakkıyla vermedik. Evet, rahmetin fi-yatını şükürle vermediğimiz gibi; zulmümüzle, isyanımızla gazabı celb ediyoruz. Şimdi zemin yü-zünde zulüm ve tahribat, küfür ve isyan ile, nev-i beşer tam tokada kendini müstahak etti ve deh-şetli tokatlar yedi. Elbette bir parça hissemiz de olacak.

    (Emirdağ Lähikasıl

    (Lem'alar)

    F

    sa yol zan

    YanıtlaSil
  52. HALİL DÜLGÅR

    Israf

    Fitratta israf ve hilkatte abesiyet olmadığına delil. Sani-i Zülcelalin, herşeyin hilkatinde en ki-valu ve en yakın ciheti ve en hafif sureti ve en güzel keyfiyeti ihtiyar ve intihap etmesidir ve ba-birşeyi yüz vazifeyle tavzif etmesidir ve bir ince şeye bin meyve ve gayeleri takmasıdır.

    (Sözler)

    Bütün fenlerin şehadetiyle, fıtratta israf yoktur.

    (İsârâtü'l-İcaz)

    Hallāk-ı Bimisal israf etmiyor, abes işleri yapmıyor. Hattā güz mevsiminde vazifesi bitmiş, ve-ist etmiş mahlûkların enkaz-ı maddiyesini bahar masnuatında istimal ediyor, onların binalarında derc ediyor.

    (Sözler)

    Hälık-ı Rahîm, nev-i beşere verdiği nimetlerin mukabilinde şükür istiyor. İsraf ise şükre zıttır, nimete karşı hasâretli bir istihfaftır.

    (Lem'alar)

    Cenab-ı Hakkın sana in'âm ettiği vücutla vücuda lazım olan şeyler, temlik suretiyle değildir.

    Yani, senin mülkün ve malın olup istediğin gibi tasarruf etmek için verilmemiştir. Ancak, o gibi ni-metlerde, Allah'ın rızasına muvafık tasarruf edilebilir.

    Evet, bir misafir, ev sahibinin iznine ve rızasına muvafık olmayacak derecede, yemeklerde ve sair şeylerde israf edemez.

    (Mesnevî-i Nûriye)

    331

    YanıtlaSil
  53. RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER

    Bu zamanda israfata medar olacak para çok pahalıdır. Mukabilinde bazan haysiyet, namus ruşvet alınıyor. Bazan mukaddesat-1 dinive mukabil alınıyor, sonra menhus bir para veriliyor. De mek, mánevi yuz lira zararla maddi yüz paralık bir mal alınır.

    (Lemalar)

    İsraf, hırsı intaç eder.

    (Lem'alari

    Hayırda ve ihsanda-fakat müstehak olanlara- israf olmadığı gibi, israfta da hiçbir hayır yok

    (Lem'alar)

    tur

    İsraf, kanaatsizliği întaç eder. Kanaatsizlik ise, çalışmanın şevkini kırar, tembelliğe atar, haya tından şekvä kapısını açar, mütemadiyen şekvå ettirir. Hem ihlásı kırar, riyā kapısını açar. Hem iz zetini kırar, dilencilik yolunu gösterir.

    [Lem'alar)

    Zekät vermek ve iktisat etmek, malda bittecrübe sebeb-i bereket olduğu gibi, israf etmekle ze kät vermemek, sebeb-i ref-i bereket olduğuna hadsiz vakıat vardır.

    (Lem'alar)

    Bhtiyar odur ki, medar-ı saadet ve lezzet olan iktisat ve kanaatle sa'y-i helali, bir nevi ibadet ve rızık için bir fiili dua bilerek müteşekkiråne ve minnettåråne o ihsanı kabul edip hayatını sa adetkârâne geçirir. Ve bedbaht odur ki, medar-ı şekavet ve hasåret ve elem olan israf ve hurs ile sa'y-i helali bırakarak, her kapıya başvurup, tembelkârâne ve zālimāne ve müştekiyâne hayatını geçirir, belki öldürür.

    (Sualar)

    Ey iktisatsız, israflı insan! Bütün kainatın en esaslı düsturu olan iktisadı yapmadığından, ne kadar hiläf-ı hakikat hareket ettiğini bil!

    (Lem'alar)

    332

    YanıtlaSil
  54. HALIL DÜLGAR

    Riba-Faiz

    Bütün ihtilälät-ı beşeriyenin madeni bir kelime olduğu gibi, bütün ahlâk-ı seyyienin menbar dahi bir kelimedir.

    Birinci kelime: "Ben tok olayım; başkası açlıktan ölse bana ne!"

    İkinci kelime: "Sen çalış, ben yiyeyim."

    Evet, hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede havas ve avam, yani zenginler ve fakirler, muvazeneleriy-le rahatla yaşarlar. O muvazenenin esası ise, havas tabakasında merhamet ve şefkat, aşağısında hürmet ve itaattir. Şimdi, birinci kelime havas tabakasını zulme, ahlaksızlığa, merhametsizliğe sevk etmiştir. İkinci kelime avâmı kine, hasede, mübarezeye sevk edip rahat-ı beşeriyeyi birkaç asırdır selb ettiği gibi, şu asırda sa'y, sermaye ile mübareze neticesi, herkesçe malüm olan Avrupa hadisât-ı azīmesi meydana geldi.

    İşte, medeniyet, bütün cem'iyât-ı hayriye ile ve ahlâkî mektepleriyle ve şedit inzibat ve niză-mâtıyla beşerin o iki tabakasını musaläha edemediği gibi, hayat-ı beşerin iki müthiş yarasını teda-vi edememiştir. Kur'ân, birinci kelimeyi, esasından "vücub-u zekât" ile kal' eder, tedavi eder. İkin-ci kelimenin esasını "hurmet-i riba" ile kal' edip tedavi eder. Evet, âyet-i Kur'âniye ålem kapısın-da durup ribâya "Yasaktır" der. "Kavga kapısını kapamak için ribā kapısını kapayınız" diyerek in-sanlara ferman eder, şakirtlerine "Girmeyiniz" emreder.

    (Sözler)

    Riba İslâma zarar-ı mutlaktır

    Ribă atâlet verir, şevk-i sa'yi söndürür. Ribânın kapıları, hem de onun kapları olan bu banka-

    ların her

    Dem nefi ise, beşerin en fena kısmınadır. Onlar da gāvurlardır. Gåvurlardaki nefi en fena kıs-mınadır; onlar da zalimler.

    Her dem zalimlerdeki nefi en fena kısmınadır. Onlar da sefihlerdir. Ålem-i İslâma bir zarar-

    mutlaktır. Mutlak beşer her

    33

    YanıtlaSil
  55. RISALE-I NUR'DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER

    Dem refahı nazar-ı şerîde yoktur. Zira harbî bir gâvur hürmetsiz, ismetsizdir, demi hederdir. Her de......m.

    (Lerneât)

    Vücub-u zekât ve hurmet-i ribâ, karz-ı hasen şerâit-i sulhiyedir. Şu ribâ taşını altından çeksek, şu zalim medeniyet kasrı çökecektir."

    (Rumuz)

    YanıtlaSil
  56. HALIL DULGAR

    Su-i Zan

    Sú-i zan ve sú-i te'vilde, bu dünyada muaccel bir ceză var. "Men dakka dukka" kaidesiyle, sü izan eden, sûizanna maruz olur. Mü'min kardeşinin harekâtını sü-i te vil edenlerin harekâtı, yakın bir zamanda sů-i te'vile uğrar, cezasını çeker.

    (Lem'atar)

    İnsan hüsn-ü zanna memurdur. İnsan, herkesi kendisinden üstün bilmelidir. Kendisinde bu-lunan sû-i ahlakı, sú-i zan säikasıyla başkalara teşmil etmesin. Ve başkaların bazı harekâtını, hik metini bilmediğinden takbih etmesin. Binaenaleyh, eslåf-ı izâmın hikmetini bilmediğimiz bazı hal lerini beğenmemek sú-i zandır. Sû-i zan ise, maddi ve manevi içtimaiyatı zedeler.

    (Mesnevi-i Nûriye)

    335

    YanıtlaSil
  57. RISALE-NUR DAN SECİLMIS VECIZELER

    Hirs

    Eğer malı çok seversen, hırsla değil, belki kanaatle malı talep et, tå çok gelsin.

    (Mektübat

    Hirs, şükürsüzlük olduğu gibi, hem sebeb-i mahrumiyettir, hem vasıta-i zillettir. Hatta, hayat içtimaiyeye sahip olan mübarek karınca dahi, güya hırs vasıtasıyla ayaklar altında kalmuş, ezili Çünkü, kanaat etmeyip, senede birkaç tane buğday käfi gelirken, elinden gelse binler taneyi fop lar. Güya mübarek arı, kanaatinden dolayı başlar üstünde uçar. Kanaat ettiğinden, balı insanlara emr-i İlahi ile ihsan eder, yedirir.

    (Mektübat)

    Hirs, sebeb-i haybettir ve illet ve zillettir, ve mahrumiyet ve sefaleti getirir. Evet, her milletten ziyade hırsla dünyaya saldıran Yahudi milletinin zillet ve sefaleti, bu hükme bir şahid-i katı'dır.

    [Mektübat

    Hırsla rızıklarına saldıran canavarların gayr-ı meşru ve pek çok zahmetle kazandıkları nåhoş rızıkları gösteriyor ki, hırs sebeb-i mahrumiyettir.

    (Mektübat)

    Målik-i Hakikinin daire-i emrinden hariç o vücuda karıştığın zaman zarar vermiş olursun ümitsizliği intaç eden hırs gibi.

    (Mesnevi-i Nûriye)

    Hırsla dünyaya yapışan ve aşk ile hayat-ı dünyeviyeye bağlanan Yahudi milleti, pek çok zah metle kazandığı, kendine faydası az, yalnız hazinedarlık ettiği gayr-ı meşru bir servet-i ribå ile bü tün milletlerden yedikleri sille-i zillet ve sefalet, katl ve ihanet gösteriyor ki, hırs maden-i zillet ve hasårettir.

    (Mektübat)

    36

    YanıtlaSil
  58. HALİL DÜLGAR

    Kelpte lurs marazı fazla olduğundan esbab-ı zahiriyeye öyle bir derece ihtimamla yapışır ki, Min'im-i Hakikiden bütün bütün gafletine sebep olur.

    (Mesnevi- Nûriyel

    Cenab-ı Hak bir kısım maldan onda bir veya bir kısım maldan kırkta bir, kendi verdiği malın-Jan birisini bizden istedi-tă bize fukaraların dualarını kazandırsın ve kin ve hasetlerini men etsin.

    2. hırsımız için tamahkârlık edip vermedik. Cenâb-ı Hak, müterakim zekâtını, kırkta otuz, onda kizini aldı.

    (Mektübat)

    Nasıl ki bir ekmeğin vücudu, tarla, harman, değirmen, fırına terettüp eder. Öyle de, tertib-i eş-yada bir teenni-i hikmet vardır. Hırs sebebiyle, teenni ile hareket edilmediği için, o tertipli eşyada-ki månevi basamakları müraat etmez; ya atlar, düşer veyahut bir basamağı noksan bırakır, maksa-da çıkamaz.

    (Mektübat)

    Ehl-i kanaat ile ehl-i hırs, iki şahsa benzer ki, büyük bir zâtın divanhanesine giriyorlar.

    Birisi kalbinden der: "Beni yalnız kabul etsin; dışarıdaki soğuktan kurtulsam bana kâfidir. En aşağıdaki iskemleyi de bana verseler, lütuftur."

    İkinci adam, güya bir hakkı varmış gibi ve herkes ona hürmet etmeye mecburmuş gibi, mağ ruråne der ki: "Bana en yukarı iskemleyi vermeli." O hırsla girer, gözünü yukarı mevkilere diker, onlara gitmek ister. Fakat divanhane sahibi onu geri döndürüp aşağı oturtur. Ona teşekkür läzım-ken, teşekküre bedel kalbinden kızıyor. Teşekkür değil, biläkis hane sahibini tenkit ediyor. Hane sahibi de ondan istiskal ediyor.

    Birinci adam mütevaziāne giriyor, en aşağıdaki iskemleye oturmak istiyor. Onun o kanaati, di-

    vanhane sahibinin hoşuna gidiyor. "Daha yukarı iskemleye buyurun" der. O da gittikçe teşekkü-

    râtını ziyadeleştirir; memnuniyeti tezayüd eder. İşte, dünya bir divanhane-i Rahman'dır. Zemin yüzü bir sofra-i rahmettir. Derecât-ı erzak ve meråtib-i nimet dahi iskemleler hükmündedir.

    (Mektübat)

    Ey divane baş ve bozuk kalb! Zanneder misin ki Müslümanlar dünyayı sevmiyorlar veyahut düşünmüyorlar ki fakr-ı hale düşmüşler; ve ikaza muhtaçtırlar, tå ki dünyadan hissesini unutma-sınlar?

    337

    YanıtlaSil
  59. RISALE INUR DAN SECILMIS VECIZELER

    Zannın yanıştır, tahminin hatadır. Belki lurs şiddetlenmiş; onun için fakra hale duşuyorlar. Çunku mü'minde lurs sebeb-i hasårettir ve sefalettir.

    (Lem alar)

    Hirs ile aculiyet, sebeb-i haybettir. Zira mürettep basamaklar gibi fıtrattaki tertibe, teselsü le tatbik-i hareket etmediğinden, haris muvaffak olamaz. Olsa da, tertib-i calisi bir basamak kadar seyri fitriden kısa olduğundan, ye'se düşüp gaflet bastıktan sonra kapı açılır. Allah kalbin båtına nu iman ve marifet ve muhabbeti için yaratmıştır. Kalbin zahirini sair şeylere müheyya etmiştir. Ci nayetkår hus kalbi deler, sanemleri içine idhal eder. Allah darılır, maksudunun aksiyle mücazat eder

    (Hutbe- Samiyel

    Hem, en cüz'î işlerde de herkes hırsın sü-i tesirini hissedebilir.

    Meselă, iki dilenci birşey istedikleri vakit, hırsla ilhah eden dilenciden istiskal edip vermemek, diğer sakin dilenciye merhamet edip vermek, herkes kalbinde hisseder.

    Hem meselä, gecede uykun kaçmış; sen yatmak istesen, läkayt kalsan, uykun gelebilir. Eğer hursla uyku istesen, "Aman yatayım, aman yatayım" dersen, bütün bütün uykunu kaçırırsın.

    Hem meselå, mühim bir netice için birisini hırsla beklersin. "Aman gelmedi, aman gelmedi" deyip, en nihayet hırs senin sabrını tüketip, kalkar gidersin. Bir dakika sonra o adam gelir, fakat beklediğin o mühim netice bozulur.

    [Mektübat)

    Hem mala ve câha karşı şiddetli bir hırs gösterir. Bakar ki, muvakkaten onun nezaretine veril-miş o fani mal ve äfetli şöhret ve tehlikeli ve riyaya medar olan cah, o şiddetli hırsa değmiyor. On-dan, hakiki câh olan merätib-i måneviyeye ve derecât-ı kurbiyeye ve zād-ı âhirete ve hakiki mal olan a'mål-i salihaya teveccüh eder. Fena haslet olan hırs-1 mecazi ise, ali bir haslet olan hurs-ı ha-kikiye inkılâp eder.

    [Mektübat)

    338

    d

    YanıtlaSil
  60. HALİL DÜLGÅR

    Inad

    İnadın gözü,meleği şeytan görür

    İnadın işi budur: Şeytan yardım ederse birisine "melek" der, rahmeti de okutur. Muhalif tarafında eğer meleği görse, libasını değişmiş onu şeytan zanneder; adävet, lånet eder.

    (Lemeât)

    Şiddetli bir inatla, ehemmiyetsiz, zâil, fāni umurlara karşı hissiyatını sarf eder. Bakar ki, bir dakika inada değmeyen birşeye bir sene inat ediyor. Hem zararlı, zehirli birşeye inat namına se-bat eder. Bakar ki, bu kuvvetli his böyle şeyler için verilmemiş; onu onlara sarf etmek, hikmet ve hakikate münâfidir. O şiddetli inadı, o lüzumsuz umur-u zaileye vermeyip, âli ve bāki olan haka-ik-i imaniyeye ve esâsât-ı İslâmiyeye ve hidemât-ı uhreviyeye sarf eder. O haslet-i rezile olan inad-1 mecazi, güzel ve âli bir haslet olan hakiki inada, yani hakta şiddetli sebata inkılâp eder.

    (Mektübat)

    339

    YanıtlaSil
  61. RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER

    Giybet

    dur. Zem ve grybet, aklen ve kalben ve insaniyeten ve vicdanen ve fitraten ve milliyeten mezmum.

    [Mektübat)

    Giybet, ehl-i adävet ve haset ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir silahtır. İzzet-i nefis sa-hibi, bu pis silaha tenezzül edip istimal etmez.

    (Mektübat)

    "Gıybet katl gibidir."

    Demek gıybette öyle bir fert bulunur ki, katl gibi bir zehr-i katilden daha muzırdır.

    (sârâtü'l-İcaz)

    Düşmanıma gıybetle ceza vermekten nefsimi yüksek tutuyorum ve tenezzül etmiyorum. Çün kü gıybet, zayıf ve zelil ve aşağıların silālıdır.

    (Mektübat)

    Gıybet odur ki, gıybet edilen adam hazır olsaydı ve işitseydi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zaten gıybettir. Eğer yalan dese, hem gıybet, hem iftiradır; iki katlı çirkin bir günahtır.

    (Mektübat)

    Ehl-i gıybet, gayet fena ve alçaktırlar. Gıybetin en fena ve en şenîi ve en zālimāne kısmı, kazíi muhsanåt nev'idir. Yani, gözüyle görmüş dört şahidi gösteremeyen bir insan, bir erkek veya ka-dın hakkında zinā isnat etmek, en şenî bir günah-ı kebåir ve en zālimâne bir cinayettir, hayatı iç timaiye-i ehl-i imanı zehirlendirir bir hıyanettir, mesut bir ailenin hayatını mahveden bir gadirdir.

    (Barla Lähikasıl

    340

    YanıtlaSil
  62. Hased

    Haset evvelā hāsidi ezer, mahveder, vandırır. Mahsud hakkında zararı ya azdır veya yoktur.

    Mektübut

    Håsid hased ettiği zaman bütün şerdir.

    (Sušlar)

    Hasedin çaresi:

    Hasid adam, haset ettiği şeylerin akıbetini düşünsün. Tä anlasın ki, rakibinde olan dunyevi hüsün ve kuvvet ve mertebe ve servet, fånidir, muvakkattir. Faydası az, zahmeti çoktur Eğer uh revi meziyetler ise, zaten onlarda haset olamaz. Eğer onlarda dahi haset yapsa, ya kendisi riyakar dır; ahiret malını dünyada mahvetmek ister. Veyahut mahsúdu riyakar zanneder, haksızlık eder, zulmeder.

    Hem ona gelen musibetlerden memnun ve nimetlerden mahzun olup, kader ve rahmet-i llä-hiyeye, onun hakkında ettiği iyiliklerden küsüyor. Adetä kaderi tenkit ve rahmete itiraz ediyor Kaderi tenkit eden, başını örse vurur, kırar. Rahmete itiraz eden, rahmetten mahrum kalır.

    Mektübat

    342

    YanıtlaSil
  63. HALİL QULGAR

    Gıybet, mahsus birkaç maddede caiz olabilir

    Birisi: Şekvå suretinde bir vazifedar adama der, tå yardım edip o münkeri, o kabahati ondan izale etsin ve hakkını ondan alsın.

    Birisi de: Bir adam onunla teşrik-i mesai etmek ister, seninle meşveret eder. Sen de, sırf mas-lahat için, garazsız olarak, meşveretin hakkını edå etmek için desen: "Onunla teşrik-i mesai etme. Çünkü zarar göreceksin."

    Birisi de: Maksadı tahkir ve teşhir değil, belki maksadı tarif ve tanıttırmak için dese: "O topal ve serseri adam filån yere gitti."

    Birisi de: O gıybet edilen adam fäsıkı mütecahirdir. Yani fenalıktan sıkılmıyor, belki işlediği

    seyyiatla iftihar ediyor, zulmüyle telezzüz ediyor, sıkılmayarak äşikäre bir surette işliyor. İşte bu mahsus maddelerde, garazsız ve sırf hak ve maslahat için gaybet câiz olabilir.

    (Mektübat)

    Nasıl ateş odunu yer, bitirir, gıybet dahi a'mål-i salihayı yer, bitirir.

    (Mektübat)

    Bugünlerde sabah namazı tesbihatında İstanbul'daki ihtiyarın garazkärane ve şahsıma karşı galiz gıybeti üzerine, Eski Said damarıyla nefs-i emmarem heyecana geldi. "Mazlumum, bu nevi zulüm çekilmez!" dedi, intikamını almak istedi. Birden kalbime geldi:

    "Belki Risale-i Nur'un İstanbul'da neşrine bir vesile olur. Sen madem hayat-ı dünyeviyeni ve hayat-ı uhreviyeni dahi Risale-i Nur'a feda ediyorsun; bu izzet-i nefis damarını dahi feda et. Hem sebeb-i hilkat-i käinat Fahr-i Ålem Aleyhissalâtü Vesselama 'mecnun' tabiri istimal eden insanlar bulunduğu gibi, senin, o güneşe nispeten zerrecik bir izzet-i nefsinin kırılmasına ehemmiyet ver-me" diye ihtar edildi, benim de kalbim rahat etti.

    (Tarihçe-i Hayat)

    341

    YanıtlaSil
  64. HALIL DULDAR

    Palan

    Kizb, küfrün esasıdır.

    Kizb, nifakın birinci alåmetidir.

    Kizb, kudret-i İlâhiyeye bir iftiradır.

    Kizb, hikmet-i Rabbaniyeye zıttır.

    Ahläk-ı âliyeyi tahrip eden, kizbdir.

    Alem-i İslâmı zehirlendiren, ancak kizbdir.

    Ålem-i beşerin ahvälini fesada veren, kizbdir.

    Nev-i beşeri kemalåttan geri bırakan, kizbdir.

    Müseylime-i Kezzab ile emsalini âlemde rezil ve rüsvay eden, kizbdir.

    İşte bu sebeplerden dolayıdır ki, bütün cinayetler içinde tel'ine, tehdide tahsis edilen, kizbdir.

    lisärätü'l-cazl

    Maslahat için kizb ise, zaman onu neshetmiş. Maslahat ve zaruret için bazı âlim "muvakkat" fetvâsı vermişler. Bu zamanda o fetvā verilmez. Çünkü, o kadar su-i istimal edilmiş ki, yüz zararı içinde bir menfaati olabilir. Onun için hüküm maslahata bina edilmez.

    (Hutbe-i Samiyel

    Maslahat dahi yalan söylemeye illet olamaz. Çünkü muayyen bir haddi yok; su-i istimale mü-sait bir bataklıktır.

    (Hutbe-i Samiye)

    Yol ikidir, üç değildir. Ya doğru, ya yalan, ya sükût değildir.

    [Hutbe-i Samiye)

    Müseylime'yi esfel-i säfiline düşüren kizb olduğu gibi, Muhammedü'l-Emin Aleyhissalatü Vesselâmı âlâ-yı illiyyine çıkaran sıdktır ve doğruluktur.

    (Sözler)

    343

    YanıtlaSil
  65. RISALE-I NUR DAN SECİLMIS VECİZELER

    Allah namına iftira eden, yalan söyleyen, en edna bir dereceye düşer.

    [Mektübat

    344

    Ahlāk-ı âliyeyi ve yüksek huyları hakikate yapıştıran ve o ahlakı daima yaşattıran, ciddiyet ile sıdktır. Eğer sıdk kalkıp araya kizb girerse, rüzgârlara oyuncak olan yapraklar gibi, o adam da in sanlara oyuncak olur.

    (Isârâtü'l-cazi

    S-Herşeyden evvel bize lazım olan nedir?

    C-Doğruluk.

    S-Daha?

    C-Yalan söylememek.

    S-Sonra?

    C-Sıdk, ihlås, sadakat, sebat, tesanüd.

    S-Yalnız...

    C-Evet...

    S-Neden?

    C-Küfrün mahiyeti yalandır. İmanın mahiyeti sıdktır. Şu burhan käfi değil midir ki, hayatı-mızın bekası imaın ve sıdkın ve tesanüdün devamıyladır?

    (Münazarat)

    Bir zatta içtima eden ahlâk-ı âliye kizb, hile gibi alçak halleri reddeder. Evet, yalnız şecaatle iş tihar eden bir zat, kolay kolay yalana tenezzül etmez.

    (İşârâtü'l-İcaz)

    Hulfülvaad ve hilaf ve kizb ve aldatmak, en çirkin bir haslet ve naks ve kusurdur.

    [Mektübat)

    YanıtlaSil
  66. Sohret

    Şöhret, insarun malı olmayarı da insana mal eder.

    Muhakemar!

    Ey şan ve şerefi, nam ve şöhreti isteyen adam! Gel, o dersi benden al Şöhret ayn-ı riyadır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. Ve insanı insanlara abd ve köle yapar O belá ve musibete düşersen, "İnna lillah ve inna ileyhi raciûn" de, o beladan kurtul

    Mesnevi Nünyal

    Birşey kaldı: O da şöhret-i käzibedir. İşte ben ondan usandım, kaçıyorum. Zira uhdesindien gelmediğim çok vazifeyi bana yükletiyor.

    Münazarrar

    Ey fahre meftun, şöhrete müptelă, medhe düşkün, hodbinlikte bibemtä, sersem nefisimi Eğer binler meyve veren incirin menşei olan küçücük bir çekirdeği ve yüz salkım ona takıldım üzümün siyah kurucuk çubuğu, bütün o meyveleri, o salkımları kendi bünerleri olduğu ve anlar dan istifade edenler o çubuğa, o çekirdeğe medih ve hürmet etmek lazım olduğu hak bir dündas senin dahi sana yüklenen nimetler için fahre, gurura belki bir hakkın var.

    Halbuki sen, daim zemme müstehaksın. Zira o çekirdek ve o çubuk gibi değilsin. Senin bur cüz-i ihtiyarın bulunmakla, o nimetlerin kıymetlerini fahrinle tenkis ediyorsun, gururunla tailbrig ediyorsun ve küfranınla iptal ediyorsun ve temellükle gasp ediyorsun.

    Senin vazifen fahir değil, şükürdür. Sana layık olan şöhret değil, tevazudur, bacilemie Senin hakkın medih değil, istiğfardır, nedämettir. Senin kemälin hodbinlik değil, büdäbirlikwdin

    Sizler

    İnsanda, ekseriyet itibarıyla, hubb-u cah denilen hırsı şöhret ve hodfuruşluk ve şan ve şan denilen riyākârâne halklara görünmek ve nazar-ı âmmede mevki sahibi olmaya, ehl-i dünyanın

    YanıtlaSil
  67. RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER

    her ferdinde cüz'î, külli arzu vardır. Hattâ o arzu için hayatını feda eder derecesinde şöhretperest.

    lik hissi onu sevk eder. Ehl-i âhiret için bu his gayet tehlikelidir. Ehl-i dünya için de gayet dağdağalıdır, çok ahlâk-seyyienin de menşeidir ve insanların da en zayıf damarıdır. Yani, bir insanı yakalamak ve kendi ne çekmek, onun o hissini okşamakla kendine bağlar, hem onunla onu mağlup eder.

    (Mektûbat)

    Dalâlette, iktidarsızlar muktedir görünmeleri ve ehemmiyetsizler şöhret kazanmaları içindir ki, hodfuruş, şöhretperest, riyâkâr insanlar ve az birşeyle iktidarlarını göstermek ve ihâfe ve izrar cihetinden bir mevki kazanmak için ehl-i hakka muhalefet vaziyetine girerler. Tâ görünsün ve na-zar-ı dikkat ona celb olunsun. Ve iktidar ve kudretle değil, belki terk ve atâletle sebebiyet verdiği tahribat ona isnad edilip ondan bahsedilsin. Nasıl ki böyle şöhret divanelerinden birisi namazgā-hı telvis etmiş, tâ herkes ondan bahsetsin. Hattâ ondan lânetle de bahsedilmiş de, şöhretperestlik damarı kendisine bu lânetli şöhreti hoş göstermiş diye darbı mesel olmuş.

    (Lem'alar)

    YanıtlaSil
  68. HALİL DÜLGAR

    Adavet-Düşmanlık

    Ehl-i adāvet, mizacı bozulmuş bir çocuğa benziyor ki, ağlamak ister; birşey arıyor ki onunla ağlasın. Sinek kanadı kadar ehemmiyetsiz birşey, ağlamasına bahane olur. Hem insafsız, bedbin hir adama benzer ki, su-i zan mümkün oldukça hüsn-ü zan etmez. Bir seyyie ile on haseneyi örter.

    [Hutbe-i Şamiyel

    Adåvet etmek istersen, kalbindeki adåvete adâvet et, onun refine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmårene ve hevă-i nefsine adåvet et, ıslahına çalış. O muzır nefsin hatırı için mü'minlere adâvet etme. Eğer düşmanlık etmek istersen, kâfirler, zındıklar çoktur, onlara adävet et. Evet, nasıl ki muhabbet sıfatı muhabbete layıktır. Öyle de, adâvet hasleti, herşeyden evvel ken-disi adåvete lâyıktır.

    [Mektübat]

    Hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi zîr ü zeber eden düşmanlık ve adavet, herşeyden ziyade nefre te ve adâvete ve ondan çekilmeye müstahak ve çirkin ve muzır bir sıfattır.

    (Hutbe-i Samiye)

    Acaba birgün adâvete değmeyen birşeye bir sene kin ve adavetle mukabele etmeyi hangi in-saf kabul eder, bozulmamış hangi vicdana sığar?

    Halbuki, mü'min kardeşinden sana gelen bir fenalığı bütün bütün ona verip onu mahkûm edemezsin. Çünkü, evvelâ kaderin onda bir hissesi var. Onu çıkarıp, o kader ve kazā hissesine kar-şı rıza ile mukabele etmek gerektir.

    Saniyen, nefis ve şeytanın hissesini de ayırıp, o adama adâvet değil, belki nefsine mağlûp ol-duğundan, acımak ve nedamet edeceğini beklemek.

    Salisen, sen kendi nefsinde görmediğin veya görmek istemediğin kusurunu gör, bir hisse de ona ver.

    YanıtlaSil
  69. RISALE NUR DAN SEÇİLMIS VECİZELER

    Sonra baki kalan küçük bir hisseye karşı, en selâmetli ve en çabuk hasmını mağlüp edecek af ve safh ile ve ulüvvucenaplıkla mukabele etsen, zulümden ve zarardan kurtulursun. Yoksa, sar-hoş ve divane olan ve şişeleri ve buz parçalarını elmas fiyatıyla alan cevherci bir Yahudi gibi, beş paraya değmeyen fäni, zil, muvakkat, ehemmiyetsiz umur-u dünyeviyeye, guya ebedi dunyada durup ebedi beraber kalacak gibi şedit bir hırsla ve daimi bir kinle, mütemadiyen bir adavetle mu-kabele etmek, siga-i mubalağa ile, bir zalûmiyettir veya bir sarhoşluktur, bir nevi divaneliktir.

    İşte, hayat-ı şahsiyece bu derece muzır olan adåvete ve fikr-i intikama, eğer şahsını seversen yol verme ki kalbine girsin.

    (Mektübat)

    Bazan insanın gururu ve nefisperestliği, şuursuz olarak, ehl-i imana karşı haksız olarak ada-vet eder, kendini haklı zanneder. Halbuki, bu husumet ve adavetle, ehl-i imâna karşı muhabbete vesile olan iman, İslâmiyet ve cinsiyet gibi kuvvetli esbabı istihfaf etmektir, kıymetlerini tenzil et-mektir. Adävetin ehemmiyetsiz esbablarını, muhabbetin dağ gibi sebeplerine tercih etmek gibi bir divåneliktir.

    (Hutbe-i Samiyel

    "Dunya öyle bir metă değil ki nizāa değsin." Çünkü, fāni ve geçici olduğundan kıymetsizdir. Koca dünya böyle ise, dünyanın cüzi işleri ne kadar ehemmiyetsiz olduğunu anlarsın.

    (Mektübat)

    İnsanın hayat-ı içtimaiyesini ifsad eden bir desise-i şeytaniye şudur ki: Bir mü'minin birtek seyyiesiyle bütün hasenâtını örter. Şeytanın bu desisesini dinleyen insafsızlar, o mü'mine adâvet ederler.

    Halbuki, Cenâb-ı Hak, haşirde adalet-i mutlaka ile mizan-ı ekberinde a'mål-i mükellefini tart-tığı zaman, hasenâtı seyyiåta galibiyeti-mağlûbiyeti noktasında hükmeyler. Hem seyyiâtın esbabı çok ve vücutları kolay olduğundan, bazan birtek hasene ile çok seyyiâtırı örter. Demek, bu dün-yada o adalet-i llâhiye noktasında muamele gerektir. Eğer bir adamın iyilikleri fenalıklarına kemi-yeten veya keyfiyeten ziyade gelse, o adam muhabbete ve hürmete müstehaktır. Belki, kıymettar birtek hasene ile, çok seyyiâtına nazar-ı afla bakmak lazımdır.

    Halbuki, insan, fıtratındaki zulüm damarıyla, şeytanın telkiniyle, bir zâtın yüz hasenâtırı bir-tek seyyie yüzünden unutur, mü'min kardeşine adâvet eder, günahlara girer. Nasıl bir sinek kana-dı göz üstüne bırakılsa bir dağı setreder, göstermez. Öyle de, insan, garaz damarıyla, sinek kana-dı kadar bir seyyie ile dağ gibi hasenātı örter, unutur, mü'min kardeşine adâvet eder, insanların hayat-ı içtimaiyesinde bir fesat åleti olur.

    (Lem'alarl

    348

    YanıtlaSil
  70. HALİL DÜLGAR

    Sebeb-i adâvet olan şeyler çakıl taşları gibidir. Çakıl taşlarını Cebel-i Uhud'dan daha ağır te-lukki etmek ne kadar akılsızlıksa, mu'minin mü'mine adâveti, o kadar kalbsizliktir.

    (Hutbe-i Samiye)

    Dünyada en sevdiğim şey muhabbet; ve en darıldığım şey de husumet ve adåvettir. (Müna-zarat)

    SİYASET

    Hey efendiler! Ben imanın cereyanındayım. Karşımda imansızlık cereyanı var. Başka cereyan-larla alākam yok.

    (Mektûbat]

    Câ-yı dikkat bir hadise: Bir zaman, bu garazkârâne tarafgirlik neticesi olarak gördüm ki, mü-tedeyyin bir ehl-i ilim, fikr-i siyasîsine muhalif bir âlim-i salihi, tekfir derecesinde tezyif etti. Ve kendi fikrinde olan bir münafığı, hürmetkârâne medhetti. İşte, siyasetin bu fena neticelerinden ürktüm, "Eüzü billāhi mine'ş-şeytani ve's-siyaseti" dedim, o zamandan beri hayat-ı siyasiyeden çekildim.

    (Mektübat)

    Bu zamanda merakla radyo vasıtasıyla ciddi alākadarâne küre-i arzdaki boğuşmalara merak edip bakanlar, dikkat edenler, maddi ve manevi pek çok zararları vardır. Ya aklını dağıtır, mânevi bir divane olur; ya kalbini dağıtır, manevi bir dinsiz olur; ya fikrini dağıtır, månevi bir ecnebi olur.

    (Kastamonu Lâhikası)

    Ben kendim gördüm: Lüzumsuz bir merakla mütedeyyin iken åmi bir adam, biri de ilme men-subiyeti varken, eskiden beri İslâm düşmanı olan bir kâfirin mağlübiyetiyle ağlamak derecesinde bir mahzuniyet ve Al-i Beytten seyyidler cemaatinin bir kāfire karşı mağlûbiyetinden mesruriye-tini gördüm. Böyle âmi bir adamın alakası, bir geniş daire-i siyaset hätırı için böyle käfir bir düş-manı, mücahit bir seyyide tercih etmek, acaba divaneliğin ve aklı dağıtmaklığın en acip bir misa-li değil midir?

    (Kastamonu Lähikası)

    Harici siyaset memurları ve erkân-ı harpler ve kumandanlara bir derece vazifece münasebe ti bulunan siyasetin geniş dairelerine ait mesäili, basit fikirli ve idare-i ruhiye ve dîniyesine ve şah siyesine ve beytiyesine ve karyesine ait lüzumlu vazifesini geri bıraktırmakla onları meraklandı

    3

    YanıtlaSil
  71. RISALE-I NUR'DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER

    rıp ruhlarını serseri, akıllarını geveze ve kalblerini de hakaik-i imaniye ve İslâmiyeye ait zevkleri-ni, şevklerini kırıp havalandırmak ve o kalbleri serseri etmek ve månen öldürmekle dinsizliğe yer ihzar etmek tarzında, kemål-i merakla, onlara göre mâlâyâni ve lüzumsuz mesail-i siyasiyeyi rad-yoyla ders verip dinlettirmek, hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeye öyle bir zarardır ki, ileride vereceği neticeleri düşündükçe tüyler ürperir.

    (Kastamonu Lähikasıl

    Herbir adam vatarıyla, milletiyle, hükümetiyle alâkadardır. Fakat bu alākadarlık, muvakkat cereyanlara kapılıp millet ve vatarı ve hükümetin menfaatini bazı şahısların muvakkat siyasetle-rine täbi etmek, belki aynını teläkki etmek çok yanlış olmakla beraber; o vatanperverlik, milletper-verlik hissinden ve vazifesinden herkese düşen vazife bir ise, kendi kalb ve ruhundan idare-i şah-siye ve beytiye ve diniye, ve hâkeza, çok dairelerde hakiki vazifedar olduğu hizmet ve alāka ve merak on, yirmi, belki yüzdür. Bu ciddi ve lüzumlu bu kadar alākaların zararına olarak, o birtek lüzumsuz ve ona göre mâlâyani olan siyaset cereyanlarına feda etmek divanelik değil de nedir?

    (Kastamonu Lâhikası)

    Bu zamanda siyaset, kalbleri ifsad eder ve asabi ruhları azap içinde bırakır. Selåmet-i kalb ve istirahat-i ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı.

    (Kastamonu Lähikasıl

    Kur'ân-ı Hakimin hizmeti, beni şiddetli bir surette siyaset åleminden men etti. Hatta düşün mesini de bana unutturdu. Yoksa, bütün sergüzəşt-i hayatım şahittir ki, hak gördüğüm meslekte gitmeye karşı korku elimi tutup men edememiş ve edemiyor.

    Hem neden korkum olacak? Dünya ile, ecelimden başka bir alākam yok. Çoluk çocuğumu dü şüneceğim yok. Malımı düşüneceğim yok. Hanedanımın şerefini düşüneceğim yok. Riyåkår bir şöhret-i kāzibeden ibaret olan şan ve şeref-i dünyeviyenin muhafazasına değil, kırılmasına yardım edene rahmet! Kaldı ecelim. O, Hälık-ı Zülcelălin elindedir. Kimin haddi var ki, vakti gelmeden ona ilişsin? Zaten izzetle mevti, zilletle hayata tercih edenlerdeniz.

    (Mektübat)

    Menfaati esas tutan siyaset canavardır

    Menfaat üzere çarlı kurulmuş olan siyaset-i hazıra müfterisdir, canavar.

    Aç olan canavara karşı tahabbüp etsen, merhametini değil, iştihasını açar. Sonra döner geliyor; tırnağının, hem dişinin kirasını senden ister.

    (Lemeat)

    350

    YanıtlaSil
  72. HALIL DOLGAR

    Anne-Baba

    Hayat-ı içtimaiyede en muhterem bir hakikat olan peder ve validesinin şefkatlerine mukabil, hastalıkları zamanında kemål-i hürmet ve şefkat-i ferzendåne ile mukabele eden o iyi evladın va ziyetini ve insaniyetin ulviyetini gösteren o vefâdår levhaya karşı, hattå meläikeler dahi "Maşaal-lah, bårekållah" deyip alkışlıyorlar.

    (Lem'alar)

    Peder ve valideyi şefkatle teçhiz eden ve seni onların merhametli elleriyle terbiye ettiren hik met ve rahmet hesabına onlara hürmet ve muhabbet, Cenab-ı Hakkın muhabbetine aittir. O mu habbet ve hürmet, şefkat, lillah için olduğunun alåmeti şudur ki: Onlar ihtiyar oldukları ve sana hiçbir faydaları kalmadığı ve seni zahmet ve meşakkate attıkları zaman, daha ziyade muhabbet ve merhamet ve şefkat etmektir.

    (Sözler)

    Halis muhabbet, fitrat-ı insaniyede ve umum validelerde derc edilmiştir. İşte bu hålis muhab bete tam månäsıyla validelerin şefkatleri mazhardır. Valideler, o sırrı şefkatle, evlatlarına karşı muhabbetlerine bir mükafat, bir rüşvet istemediklerine ve talep etmediklerine delil; ruhunu, bel-ki saadet-i uhreviyesini de onlar için feda etmeleridir.

    (Lem'alar)

    İhtiyar peder ve validesine tam itaat eden bahtiyar bir veled, evladından aynı vaziyeti gördü-ğü gibi, bedbaht bir veled, eğer ebeveynini rencide etse, azab-i uhreviden başka, dünyada çok fe läketlerle cezasını gördüğü, çok vukuatla sabittir.

    (Lem'alar)

    353

    YanıtlaSil
  73. RISALE-I NUR'DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER

    Dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlatlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hu-kuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır. Çünkü onlar, hayatlarını, kemål-i lez-zetle evlatlarının hayatı için feda edip sarf ediyorlar. Öyleyse, insaniyeti sukut etmemiş ve cana-vara inkılâp etmemiş herbir veled, o muhterem, sadık, fedakâr dostlara hâlisâne hürmet ve sami-mâne hizmet ve rızalarını tahsil ve kalblerini hoşnut etmektir.

    (Mektûbat)

    En bahtiyar çocuklar onlardır ki, Risale-i Nur dairesine girip dünyada peder ve validesine hürmet ve hizmet ve hasenatı ile onların defter-i a'mâline vefatlarından sonra hasenatı yazdırmak-la ve âhirette onlara derecesine göre şefaat etmekle bahtiyar evlât olurlar.

    (Emirdağ Lähikası

    İşte, ey insan, aklını başına al. Eğer sen ölmezsen, ihtiyar olacaksın. "El-cezâü min cinsil-amel" sırrıyla, sen valideynine hürmet etmezsen, senin evlâdın dahi sana hizmet etmeyecektir. Eğer âhiretini seversen, işte sana mühim bir define: Onlara hizmet et, rızalarını tahsil eyle. Eğer dünyayı seversen, yine onları memnun et ki, onların yüzünden hayatın rahatlı ve rızkın bereketli geçsin. Yoksa onları istiskal etmek, ölümlerini temenni etmek ve onların nazik ve seriütteessur kalblerini rencide etmekle "Hasiret dünya vel-ähiret" sırrına mazhar olursun. Eğer rahmet-i Rah-mân istersen, o Rahman'ın vedîalarına ve senin hanendeki emanetlerine rahmet et.

    (Mektübat)

    Pederine isyan eden ve onu rencide eden, insan bozması bir canavardır.

    (Sözler)

    Rahmet-i Rabbaniyenin en hürmetli, en halåvetli, en låtif ve en şirin bir cilvesi olan şefkat-i va-lide, hakaik-i kâinat içinde en muhterem, en mükerrem bir hakikattir. Ve valide, en kerim, en ra him, öyle fedakâr bir dosttur ki, o şefkat saikasıyla, bir valide, bütün dünyasını ve hayatını ve ra-hatını, veledi için feda eder. Hattå, valideliğin en basit ve en ednå derecesinde olan korkak tavuk. o şefkatin küçücük bir lem'asıyla, yavrusunu müdafaa için ite atılır, arslana saldırır.

    [Mektübal

    İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir.

    (Lem'alar)

    354

    YanıtlaSil
  74. HALİL DÜLGÅR

    O şefkatli valide, çocuğunun hayat-ı dünyeviyede tehlikeye girmemesi, istifade ve fayda gör-mesi için her fedakârlığı nazara alır, onu öyle terbiye eder. "Oğlum paşa olsun" diye bütün malı-nı verir, hafız mektebinden alır, Avrupa'ya gönderir. Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyesi tehlikeye girdiğini düşünmüyor. Ve dünya hapsinden kurtarmaya çalışıyor, Cehennem hapsine düşmeme sini nazara almıyor. Fitri şefkatin tam zıddı olarak, o masum çocuğunu, âhirette şefaatçi olmak lå-zım gelirken dāvācı ediyor. O çocuk, "Niçin benim imanımı takviye etmeden bu heläketime sebe-biyet verdin?" diye şekvå edecek. Dünyada da, terbiye-i İslamiyeyi tam almadığı için, validesinin harika şefkatinin hakkına karşı layıkıyla mukabele edemez, belki de çok kusur eder.

    Eğer hakiki şefkat sû-i istimal edilmeyerek, biçare veledini haps-i ebedi olan Cehennemden ve idam-1 ebedi olan dalâlet içinde ölmekten kurtarmaya o şefkat sırrıyla çalışsa, o veledin bütün et-tiği hasenâtının bir misli, validesinin defter-i a'mâline geçeceğinden, validesinin vefatından sonra her vakit hasenatlarıyla ruhuna nurlar yetiştirdiği gibi, âhirette de, değil dāvācı olmak, bütün ruh u canıyla şefaatçi olup ebedi hayatta ona mübarek bir evlât olur.

    (Lem'alar)

    YanıtlaSil
  75. RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER

    Aile

    İnsanın, hususan Müslümanın tahassungälu ve bir nevi cenneti ve küçük bir dünyası aile ha-yatıdır.

    (Lem'alar)

    Her insanın küçük bir dünyası, belki küçük bir cenneti dahi kendi hanesidir.

    (Suâlar)

    Bir ailenin saadet-i hayatiyesi, koca ve karı måbeyninde bir emniyet-i mütekabile ve samimi bir hürmet ve muhabbetle devam eder.

    (Lem'alar)

    Kadın ve erkek ortasında gayet esaslı ve şiddetli münasebet, muhabbet ve alāka, yalnız dün-yevi hayatın ihtiyacından ileri gelmiyor. Evet, bir kadın, kocasına yalnız hayat-ı dünyeviyeye mah-sus bir refika-i hayat değildir. Belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayattır.

    (Lem'alar)

    Şer'an koca, karıya küfüv olmalı, yani, birbirine münasip olmalı. Bu küfüv ve denk olmak, en mühimi, diyanet noktasındadır.

    Ne mutlu o kocaya ki, kadınının diyanetine bakıp taklit eder; refikasını hayat-ı ebediyede kay-betmemek için mütedeyyin olur.

    Bahtiyardır o kadın ki, kocasının diyanetine bakıp "Ebedi arkadaşımı kaybetmeyeyim" diye takvaya girer.

    Veyl o erkeğe ki, saliha kadınını ebedi kaybettirecek olan sefahete girer.

    Ne bedbahttır o kadın ki, müttaki kocasını taklit etmez, o mübarek ebedî arkadaşını kaybeder. Binler veyl o iki bedbaht zevc ve zevceye ki, birbirinin fıskırı ve sefahetini taklit ediyorlar, bir-birine ateşe atılmasında yardım ediyorlar.

    (Lem'alar)

    356

    YanıtlaSil
  76. Şimdi aile hayatında en mühim nokta budur ki, kadın, kocasında fenalık ve sadakatsizlik gör-se, o da kocasının inadına, kadının vazife-i ailevisi olan sadakat ve emniyeti bozsa, aynen askeri-yedeki itaatin bozulması gibi, o aile hayatının fabrikası zürüzeber olur.

    (Lem'alar)

    En serseri ve asri bir genç dahi refika-i hayatını namuslu ister. Kendi gibi asri, yani açık saçık olmasını istemediğinden bekår kalır, belki de fuhşa sülük eder.

    (Lem'alar)

    YanıtlaSil
  77. RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER

    Kadın

    Kalblerin en lätifi, en şefiki, "kısm-ı sani" ile tabir edilen kadın kalbidir. Fakat kadın ile ruhi imtizacı (geçimi) ikmal eden, kalbi ünsiyet ve ülfeti itmam eden, sûrî ve zahiri olan arkadaşlığı sa-mimileştiren, kadının iffetiyle, ahlâk-ı seyyieden temiz ve påk bulunması ve çirkin arızalardan hå-li olmasıdır.

    (İsârâtü'l-İcaz)

    Fitne-i āhirzamanın mahiyeti bana göründü ki, o fitnenin en dehşetlisi ve cazibedarı, kadınla-rın yüzsüz yüzünden çıkıyor. İhtiyarı selbedip, pervane gibi sefahet ateşine atıyor. Ve bir dakika hayat-ı dünyeviyeyi, senelerle hayat-ı bâkiyeye tercih ettiriyor.

    (İman ve Küfür Muvazeneleri)

    Ahirzamanın fitnesinde en dehşetli rolü oynayan täife-i nisaiye ve onların fitnesi olduğu ha-disin rivayetlerinden anlaşılıyor.

    (Gençlik Rehberi)

    Kadın kendi güzelliklerini göstermeye fıtraten çok meyyal olmasından, seve seve o fitneye ah-lır, baştan çıkar.

    (Suâlar)

    Bu zamanda zındıka dalâleti, İslâmiyete karşı muharebesinde, nefs-i emmarenin plânıyla, şey-tan kumandasına verilen fırkalardan en dehşetlisi; yarım çıplak harımlardır ki; açık bacağıyla deh-şetli bıçaklarla ehl-i imana taarruz edip saldırıyorlar. Nikâh yolunu kapamaya, fuhuşhâne yolunu genişlettirmeye çalışarak; çokların nefislerini birden esir edip, kalb ve ruhlarını kebair ile yaralı yorlar. Belki o kalblerden bir kısmını öldürüyorlar.

    (Gençlik Rehberil

    358

    YanıtlaSil
  78. HALİL DÜLGAR

    Birkaç sene namahrem hevesatına göstermenin tam cezası olarak; o bıçaklı bacaklar Cehenne-min odunları olup, en evvel o bacaklar yanacaklarını ve dünyada emniyet ve sadakatı kaybettiği için, hulkaten çok istediği ve fıtraten çok muhtaç olduğu münasip kocayı daha bulamaz. Bulsa da başına belă bulur. Hattå bu halin neticesi olarak, o âhirzamanda, bazı yerlerde nikäha rağbetsizlik ve riayetsizlik yüzünden, kırk kadına bir erkek nezaret edecek derecede ehemmiyetsiz, sahipsiz, kıymetsiz bir surete gireceği, hadisin rivayetinden anlaşılıyor.

    (Gençlik Rehberil

    Eğer terbiye-i İslamiye dairesinde, ådâb-ı Kur'aniye zinetiyle o cemål güzelleştirilse, o fäni hü-sün, månen båki kalacağı ve Cennette hûrilerin cemalinden daha şirin ve daha parlak bir tarzda kendine verileceği hadiste kat'iyetle sabittir. Eğer o güzelin zerre miktar akı varsa, bu güzel ve parlak ve ebedi neticeyi elinden kaçırmayacak.

    [Genclik Rehberil

    Nasıl ki kadınlar kahramanlıkta, ihlāsta, şefkat itibarıyla erkeklere benzemedikleri gibi, erkek-ler de o kahramanlıkta onlara yetişemiyorlar. Öyle de, o măsum hanımlar dahi, sefahette hiçbir ve-cihle erkeklere yetişemezler. Onun için, fıtratlarıyla ve zayıf hilkatleriyle nåmahremlerden şiddet-li korkarlar ve çarşaf altında saklanmaya kendilerini mecbur bilirler. Çünkü, erkek sekiz dakika zevk ve lezzet için sefahete girse, ancak sekiz lira kadar birşey zarar eder. Fakat kadın sekiz daki-ka sefahetteki zevkin cezası olarak, dünyada dahi sekiz ay ağır bir yükü karnında taşır ve sekiz se-ne de o hamisiz çocuğun terbiyesinin meşakkatine girdiği için, sefahette erkeklere yetişemez, yüz derece fazla cezasını çeker.

    Az olmayan bu nevi vukuat da gösteriyor ki, mübarek taife-i nisäiye, fıtraten yüksek ahlâka menşe olduğu gibi, fisk ve sefahette dünya zevki için kabiliyetleri yok hükmündedir. Demek on-lar daire-i terbiye-i İslâmiye içinde mes'ut bir aile hayatını geçirmeye mahsus bir nevi mübarek mahlükturlar. Bu mübarekleri ifsad eden komiteler kahrolsunlar! Allah, bu hemşirelerimi de bu serserilerin şerlerinden muhafaza eylesin. Amin.

    (Lem'alar)

    Bu zamanda aile hayatının ve dünyevî ve uhrevî saadetinin ve kadınlarda ulvi seciyelerin in-kişafının sebebi, yalnız daire-i şeriattaki ādâb-ı İslamiyetle olabilir.

    (Lem'alar)

    359

    YanıtlaSil
  79. RISALE-I NUR DAN SECİLMIS VECİZELER

    Valide veledini tehlikeden kurtarmak için hiçbir ücret istemeden ruhunu feda etmesi ve haki. ki bir ihlas ile vazife-i fitriyesi itibarıyla kendini evladına kurban etmesi gösteriyor ki, hanımlarda gayet yüksek bir kahramanlık var. Bu kahramanlığın inkişafı ile hem hayat-ı dünyeviyesini, hem hayat-ı ebediyesini onunla kurtarabilir.

    (Lem'alar)

    Sizin hanenizdeki másum evlatlarınızla másûmåne sohbet, yüzer sinemadan daha ziyade zevklidir.

    (Lem'alar)

    Fıtraten kadın, zaafı için maişet noktasında bir yardımcıya muhtaçtır. O ihtiyaç için şimdiki terbiye-i İslâmiyeden ders almayan, serseriliğe, tahakküme alışanlardan o küçük bir iaşesi hatırı için tahakkümler altına girip riyakărăne kocasının rızasını tahsil etmek yolunda hayat-ı dünyevi ye ve uhreviyesinin medarı olan ubudiyetini ve ahlakını bozmak bedeline, köy kadınları gibi ken-di nafakasını kendi çalışmasıyla kazanmak, on defa daha kolaydır. Rezzak-ı Hakikî çocukların rız-kını sütle verdiği gibi, onların da rızkını o Halık-ı Rahîm veriyor. O rızık hatırı için namazsız ve ahlakını kaybetmiş bir zevci aramak, riyakârâne çalışıp tahakkümü altına girmek, elbette Nur ta-lebesinin kårı değil.

    (Emirdağ Lähikası)

    360

    YanıtlaSil
  80. HALİL DÜLGÅR

    Gençlik

    Gençlik damarı, akıldan ziyade hissiyatı dinler. His ve heves ise kördür, åkıbeti görmez. Bir dirhem hazır lezzeti, ileride bir batman lezzete tercih eder. Bir dakika intikam lezzeti ile katleder, seksen bin saat hapis elemlerini çeker. Ve bir saat sefahet keyfiyle, bir namus meselesinde binler gün, hem hapsin, hem düşmanın endişesinden sıkıntılarla ömrünün saadeti mahvolur.

    (Sözler)

    O şirin, güzel gençlik nimetine istikametle, taatle şükretse, hem ziyadeleşir, hem bâkileşir, hem lezzetlenir. Yoksa hem belalı olur, hem elemli, gamlı, kâbuslu olur, gider. Hem akrabasına, hem vatanına, hem milletine muzır bir serseri hükmüne geçirmeye sebebiyet verir.

    (Sözler)

    Gençlik, eğer ehl-i kalb, ehl-i huzur ve aklı başında ve kalbi yerinde bulunan mü'minlerde ol-sa, ibadete ve hayrâta ve ticaret-i uhreviyeye sarf edilse, en kuvvetli bir vesile-i ticaret ve güzel ve şirin bir vasıta-i hayrattır. Ve o gençlik, vazife-i diniyesini bilip sû-i istimal etmeyenlere, kıymettar, zevkli bir nimet-i İlâhiyedir. Eğer istikamet, iffet, takvå beraber olmazsa, çok tehlikeleri var; taş-kırılıklarıyla saadet-i ebediyesini ve hayat-ı uhreviyesini zedeler. Belki hayat-ı dünyeviyesini de berbat eder. Belki bir iki sene gençlik zevkine bedel, ihtiyarlıkta çok seneler gam ve keder çeker.

    (Lem'alar)

    Gençlik hiç şüphe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi kat'iyetinde, gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değişecek.

    (Şuâlar)

    361

    YanıtlaSil
  81. RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER

    Eğer o fani ve geçici gençliğini iffetle hayrata istikamet dairesinde sarf etse, onunla ebedi, bi ki bir gençliği kazanacağını bütün semáví fermanlar müjde veriyorlar.

    (Sualar)

    Gençliğe muhabbetin ise, madem Cenab-ı Hakkın güzel bir nimeti cihetinde sevmişsin. Elbet te onu ibadette sarf edersin, sefahette boğdurup öldürmezsin. Öyleyse, o gençlikte kazandığın iba detler, o fáni gençliğin bäki meyveleridir. Sen ihtiyarlandıkça, gençliğin iyilikleri olan bāki meyve lerini elde ettiğin halde, gençliğin zararlarından, taşkınlıklarından kurtulursun. Hem ihtiyarlıkta daha ziyade ibadete muvaffakiyet ve merhamet-i İlâhiyeye daha ziyade liyakat kazandığını düşü nürsün. Ehl-i gaflet gibi beş on senelik bir gençlik lezzetine mukabil, elli senede "Eyvah, gençliğim gitti" diye teessüf edip gençliğe ağlamayacaksın.

    (Sözler)

    Gençlik nimetine bir şükür olarak, o tatlı nimeti iffetle, istikamette sarf etmek lazım ve elzem-dir.

    (Sualar)

    Gençlik gayet şirin ve güzel bir nimet-i İlâhiye ve tatlı ve kuvvetli bir vasıta-i hayrat olarak ähirette gayet parlak ve bäki bir gençlik netice vereceğini, başta Kur'ân olarak çok kať'î âyâtıyla bütün semåvi kitaplar ve fermanlar haber verip müjde ediyorlar.

    (Suālar)

    Sizdeki gençlik kat'iyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız, o gençlik zayi olup, başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem ahirette, kendi lezzetinden çok ziyade belâlar ve elem-ler getirecek. Eğer terbiye-i İslamiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namuslu-luk ve taatte sarf etseniz, o gençlik månen bâki kalacak ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebep olacak.

    (Sözlerl

    Gençlik gidecek. Sefahette gitmişse, hem dünyada, hem âhirette binler belâ ve elemler netice verdiğini ve öyle gençler ekseriyetle suiistimal ile, israfat ile gelen evhamlı hastalıkla hastahanele re ve taşkınlıklarıyla hapishanelere veya sefalethanelere ve mânevî elemlerden gelen sıkıntılarla meyhanelere düşeceklerini anlamak isterseniz, hastahanelerden ve hapishanelerden ve kabristan-lardan sorunuz. Elbette hastahanelerin ekseriyetle lisan-ı halinden, gençlik saikasıyla israfat ve su iistimalden gelen hastalıktan eninler, eyvahlar işittiğiniz gibi, hapishanelerden dahi, ekseriyetle

    362

    YanıtlaSil
  82. HALİL DÜLGAR

    gençliğin taşkınlık saikasıyla gayr-ı meşru dairedeki harekâtın tokatlarını yiyen bedbaht gençlerin teessüflerini işiteceksiniz. Ve kabristanda ve mütemadiyen oraya girenler için kapıları açılıp kapa-nan o âlem-i berzahta, ehl-i keşfü'l-kuburun müşahedāâtıyla ve bütün ehl-i hakikatin tasdikiyle ve şehadetiyle, ekser azaplar, gençlik suiistimalâtının neticesi olduğunu bileceksiniz.

    (Sözler)

    Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız. Ayā, Avrupa'nın size ettikleri hadsiz zu-lüm ve adâvetten sonra, hangi akılla onların sefahet ve båtıl efkarlarına ittibă edip emniyet ediyor-sunuz? Yok, yok! Sefihäne taklit edenler, ittiba değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi idam ediyorsunuz. Agah olunuz ki, siz ahlaksızcasına itti-bâ ettikçe, hamiyet dâvâsında yalancılık ediyorsunuz. Çünkü şu surette ittibāınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzâdır.

    (Lem'alarl

    YanıtlaSil
  83. RISALE-I NUR DAN SECİLMİS VECİZELER

    Helal Daire

    Helal dairesi geniştir, keyfe käfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. Feräiz-i İlâhiye ise hafiftir, azdır. Allah'a abd ve asker olmak öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif edilmez. Vazife ise, yal-nız bir asker gibi, Allah namına işlemeli, başlamalı. Ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı. Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı. Kusur etse, istiğfar etmeli.

    "Ya Rab, kusurumuzu affet. Bizi kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Amin" demeli ve Ona yalvarmalı.

    (Sözler)

    İnsanın helâl sa'yiyle, meşru dairede gördüğü zevkler, lezzetler, keyfine kâfidir; harama gir-meye ihtiyaç bırakmaz.

    (Sözler)

    Ve madem helâl dairesi keyfe käfidir. Ve madem haram dairesindeki bir saat lezzet, bazan bir sene ve on sene hapis cezasını çektirir. Elbette gençlik nimetine bir şükür olarak, o tatlı nimeti if-fetle, istikamette sarf etmek lazım ve elzemdir.

    (Şuālar)

    İşte, ey hayat-ı dünyeviyenin zevkine müptelâ ve endişe-i istikbal ile istikbalini ve hayatını te min için çabalayan biçareler! Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz, meşru da-iredeki keyfe iktifa ediniz. O keyfinize kâfidir.

    (Sözler)

    364

    YanıtlaSil
  84. HALİL DÜLGAR

    Saadet-Mutluluk

    Dünya ve âhirette ebedi ve daimi süruru isteyen, iman dairesindeki terbiye-i Muhammediye-yi (a.s.m.) kendine rehber etmek gerektir.

    (Sözler)

    Saadet-i dâreyn ve elemsiz lezzet ve vahşetsiz ünsiyet ve hakiki zevk ve ciddi saadet, iman ve İslamiyetin hakikatindedir.

    (Sözlerl

    Ey zevk ve lezzete müptelä insan! Ben yetmiş beş yaşımda, binler tecrübelerle ve hüccetlerle ve hadiselerle aynelyakin bildim ki, hakikî zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur.

    (Sözler)

    İşte, ey hayat-ı dünyeviyenin zevkine müptelä ve endişe-i istikbal ile istikbalini ve hayatını te-min için çabalayan biçareler! Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz, meşru da-iredeki keyfe iktifa ediniz. O keyfinize kâfidir.

    (Sözler)

    Dünyanın akıbeti ne olursa olsun, lezäizi terk etmek evlådır. Çünkü, akıbetin ya saadettir; sa-adet ise şu fâni lezāizin terkiyle olur. Veya şekavettir. Ölüm ve idam intizarında bulunan bir adam, sehpanın tezyin ve süslendirilmesinden zevk ve lezzet alabilir mi? Dünyasının akıbetini küfür så-ikasıyla adem-i mutlak olduğunu tevehhüm eden adam için de terk-i lezāiz evlådır. Çünkü, o le-zaizin zevaliyle vukua gelen hususî ve mukayyed ademlerden, adem-i mutlakın elim elemleri her dakikada hissediliyor. Bu gibi lezzetler o elemlere galebe edemez.

    (Mesnevî-i

    Nüriyel

    Ahiret gibi dünya saadeti dahi ibadette ve Allah'a asker olmaktadır. Öyleyse biz daima "El-hamdū lillāhi ale't-täati ve't-tevfik" demeliyiz ve Müslüman olduğumuza şükretmeliyiz.

    (Sözler)

    365

    YanıtlaSil
  85. HALIL DÜLGAR

    Risale-i Nur ve Hizmet-i İmâniye

    Risaletu'n-Nur sair telifat gibi ulûm ve fünundan ve başka kitaplardan alınmamış. Kur'ân'dan a me hazı yok, Kur'ân'dan başka üstadı yok, Kur'ân'dan başka mercii yoktur. Telif olduğu va-hiçbir kitap müellifinin yanında bulunmuyordu. Doğrudan doğruya Kur'ân'ın feyzinden mül-dir ve sema-i Kur'âniden ve åyåtının nücûmundan, yıldızlarından iniyor, nüzul ediyor.

    (Sualar)

    Resäili'n-Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbin felsefe ve fünunun-in gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki, semåvi olan Kur'ân'ın şark garbin fevkindeki yüksek mertebe-i arşisinden iktibas edilmiştir.

    (Suâlar)

    Dinin, şeriatın ve Kur'ân'ın yüzden ziyade tılsımlarını, muammålarını hal ve keşfeden; ve en muannid dinsizleri susturup ilzam eden; ve Miraç ve haşr-i cismânî gibi sırf akıldan çok uzak zan-medilen Kur'ân hakikatlerini en mütemerrid ve en muannid filozoflara ve zındıklara karşı güneş chi ispat eden ve onların bir kısmını imana getiren Risale-i Nur eczaları, elbette küre-i arz ve kü-ne haväiyeyi kendi ile alâkadar eder ve bu asrı ve istikbali kendiyle meşgul edecek bir hakikat-i Kur'aniyedir ve ehl-i iman elinde bir elmas kılınçtır.

    (Emirdağ Lähikası)

    Risale-i Nur doğrudan doğruya Kur'ân'ın bahir bir burhanı ve kuvvetli bir tefsiri ve parlak bir 'a-i i'câz-ı mânevîsi ve o bahrin bir reşhası ve o güneşin bir şuâsı ve o måden-i ilm-i hakikat-ten mülhem ve feyzinden gelen bir tercüme-i mâneviyesi olduğundan, onun kıymetini ve ehem-

    369

    YanıtlaSil
  86. RISALE-I NUR DAN SEÇİLMIS VECIZELER

    miyetini beyan etmek Kur'ân'ın şerefine ve hesabına ve senâsına geçtiğinden, elbette Risale-i Nur'un meziyetini beyan etmekliği, hak iktiza eder ve hakikat ister, Kur'ân izin verir.

    (Şuālar)

    Risale-i Nur, dinsizliğin belini kırmış ve temel taşlarını târümar etmiştir.

    (Tarihçe-i Hayat)

    Risale-i Nur hariçten hücum eden küfr-ü mutlaka karşı bu milleti ve âlem-i İslâmiyeti muha-faza edecek Kur'ân-ı Hakimin mu'cize-i mâneviyesinden bir derstir ki, dinsiz filozoflardan hiçbi-risi ona karşı mukabele çaresi bulamadılar.

    (Emirdağ Lähikası)

    Risale-i Nur benim değil, Kur'ân'ın malıdır; Kur'ân'ın feyzinden gelmiştir. Hiçbir kuvvet onu Anadolu'nun sinesinden koparıp atamayacaktır. Risale-i Nur Kur'ân'a bağlıdır; Kur'ân ise Arşı Azamla bağlanmıştır. Kimin haddi var ki, onu oradan söküp atsın?

    (Emirdağ Lähikasıl

    Risale-i Nur, Kur'ân'ın malıdır. Benim ne haddim var ki, sahip olayım, tå ki kusurlarım ona si-rayet etsin. Belki o Nur'un kusurlu bir hädimi ve o elmas mücevherat dükkânırın bir dellälıyım.

    (Emirdağ Lähikası)

    O büyük dâvâyı yüzde doksanına kazandıran ve yirmi senede yirmi bin adama o dāvānın ka-zancının vesikası ve senedi ve beratı olan iman-ı tahkikiyi eline veren ve Kur'ân-ı Hakimin mu'ci-ze-i måneviyesinden neş'et edip çıkan ve bu zamanın birinci bir dāvā vekili bulunan Risale-i Nur'dur.

    (Sualar)

    Risale-i Nur'u gaye-i hayat edinen bir Nur talebesi, yüz adam kuvvetinde olduğu ve yüz nå-sih kadar iman ve İslâmiyete hizmet ettiği, ehl-i hakikatçe müsellem ve musaddaktır.

    (Tarihçe-i Hayatl

    Nur talebeleri, tek birşeyi gaye edinmiştir: "İmanlarını kurtarmak niyetiyle Risale-i Nur'u okumak ve rızâ-yı İlâhî için iman ve İslâmiyete Risale-i Nur'la hizmet etmek." Bu gayelerinde mu-vaffak olmak için, herşeylerini bu hizmete hizmetkâr yapmışlardır.

    [Tarihçe-i Hayat)

    370

    YanıtlaSil
  87. HALİL DÜLGAR

    Tevfik-i lähi refiki olan adam, tarikat berzahına girmeden zahirden hakikate geçebilir. Evet, uran'dan, hakikat-i tarikati, tarikatsiz feyiz suretiyle gördüm ve bir parça aldım. Ve keza, mak-- bizzat olan ilimlere ulûm-u aliyeyi okumaksızın

    isäl edici bir yol buldum. Seriussevir olan bu zamanın evladına, kısa ve selamet bir tariki ihsan etmek rahmet-i häkime in sinundandır.

    (Mesnevî-i Nûriyel

    Risaletu'n-Nur ise. Kur'ân'ın bir manevi mucizesi olarak imarun esasatını kurtarıyor ve mev. cut imandan istifade cihetine değil, belki çok deliller ve parlak burhanlarla imanın ispatına ve tah-kine ve muhafazasına ve sübehattan kurtarmasına hizmet ettiğinden, herkese bu zamanda ek-mek gibi, ilaç gibi lüzumu var olduğunu dikkatle bakanlar hükmediyorlar.

    (Kastamonu Lähikası)

    Kur'ân'dan gelen o Sözler ve o nurlar, yalnız akli mesäil-i ilmiye değil, belki kalbi, ruhi, håli mesail-i imaniyedir. Ve pek yüksek ve kıymettar maarif-i İlâhiye hükmündedirler.

    (Mektübat)

    Risale-i Nur, yüze yakın din tılsımlarını ve hakaik-i Kur'âniyenin muammälarını hal ve keş-fetmiştir ki, her bir tılsının bilinmemesinden, çok insanlar şübehata ve şüküke düşüp, tereddüt-lerden kurtulamayıp, bazan imanını kaybederdi. Şimdi, bütün dinsizler toplansalar, o tılsımların keşfinden sonra galebe edemezler.

    (Kastamonu Lähikası)

    Şu zamanda en mühim vazife, imana hizmettir. İman saådet-i ebediyenin anahtarıdır.

    (Barla Lähikası)

    Bu zamanda en büyük bir ihsan, bir vazife, imanını kurtarmaktır, başkaların imanına kuvvet verecek bir surette çalışmaktır.

    (Emirdağ Lähikasıl

    Evet, efendiler! Gerçi Risale-i Nur sırf ahirete bakar, gayesi Rıza-yı İlâhî ve imanı kurtarmak ve şakirtlerinin ise, kendilerini ve vatandaşlarını idam-ı ebediden ve ebedi haps-i münferitten kur-tarmaya çalışmaktır. Fakat dünyaya ait ikinci derecede gayet ehemmiyetli bir hizmettir; ve bu mil-

    371

    411

    YanıtlaSil
  88. RISALE- NUR DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER

    let ve vatanı anarsilik tehlikesinden ve nesl-i atinin bicareler kısmını dalalet-i mutlakadan kurtar-maktır. Çünkü bir Müslüman başkasına benzemez. Dini terk edip Islamiyet seciyesinden çıkan bir Müslim dalälet-i mutlakaya düşer, anarşist olur, daha idare edilmez.

    (Emirdağ Lähikası)

    Risale-i Nur, sefine-i Nuh gibi Anadolu'yu Cebel-i Cûdi hükmüne getirip, küre-i arzın yang nindan ve tokatından kurtulmasına bir sebeptir. Çünkü, zaaf-1 imandan gelen tugyan, ekseri mu-sibet-i âmmeyi celb ettiği gibi, imanı feykalade kuvvetlendiren Risale-i Nur, o musibet-i ammeyi dairesinin haricine bırakmaya rahmet-i İlâhiye tarafından vesile oldu.

    (Kastamonu Lähikasıl

    Vazifemiz hizmettir. Muvaffak olmak, insanlara kabul ettirmek, Cenab-ı Hakkın vazifesidir. Biz vazifemizi yapmakla mükellefiz. Sen orada, 'Bu insanlar ne zaman Risale-i Nur'u dinleyecek-ler?" diye ümitsizliğe düşme, merak etme. Kat'iyen bil ki, mele-i âlânın hadsiz sakinleri, bugün Ri-sale-i Nur'u alkışlıyorlar. Onun için, hiç ehemmiyeti yok. Kıymet, kemiyette değil, keyfiyettedir. Bazan bir halis ve fedakâr talebe, bine mukabildir.

    (Tarihçe-i Hayat)

    İman-ı tahkikiyi pek kuvvetli bir surette bu vatanda neşreden Risale-i Nur olmasaydı, bu deh-şetli asırda, acip inkılâp ve infilāklarda bu mübarek vatan, Kur'ân'ını, imanını dehşetli sadmeler-den tam muhafaza edebilir miydi?

    (Emirdağ Lähikası)

    Hıristiyan dinini mağlûp eden ve anarşiliği yetiştiren şimalde çıkan dehşetli dinsizlik cereya-nı, bu vatanı mânevî istilāsına karşı Risalei'n-Nur, sedd-i Zülkarneyn gibi bir sedd-i Kur'âní vazi-fesini görebilir ve âlem-i İslâmın bu mübarek vatanın ahalisine karşı pek şiddetli itiraz ve itham-larını izale etmek için matbuat lisarıyla konuşmak lazım gelmiş diye kalbime ihtar edildi.

    Avrupa'da istilākârâne hükmeden ve edyan-ı semaviyeye dayanmayan dehşetli cereyarın is-tilâsına karşı Risale-i Nur hakikatleri bir kale olduğu gibi, âlem-i İslâmın ve Asya kıtasının hal-i hazırdaki itiraz ve ithamını izale ve eskideki muhabbet ve uhuvvetini iade etmeye vesile olan bir mucize-i Kur'âniyedir.

    (Emirdağ Lähikasıl

    372

    YanıtlaSil
  89. HALİL DÜLGÅR

    Risale-i Nur'un bu dehşetli zamanda kazandırdığı iki netice-i muhakkikası herşeyin fevkinde-dir; başka şeylere ve makamlara ihtiyaç bırakmıyor.

    Birinci neticesi: Sadakat ve kanaatle Risale-i Nur dairesine giren, imanla kabre gireceğine ga-yet kuvvetli senetler var.

    İkinci neticesi: Risale-i Nur dairesinde, ihtiyarımız olmadan, haberimiz yokken takarrur ve tahak-kuk eden şirket-i maneviye-i uhreviye cihetiyle, herbir hakiki sadık şakirdi binler dillerle, kalblerle dua etmek, istiğfar etmek, ibadet etmek ve bazı meläike gibi kırk bin lisanla tesbih etmektir. Ve Rama-zan-ı Şerifteki hakikat-i leyle-i Kadir gibi, kudsi ve ulvi hakikatleri, yüz bin elle aramaktır.

    (Kastamonu Lähikasıl

    Risale-i Nur mesleği, tarikat değil, hakikattir, Sahabe mesleğinin bir cilvesidir.

    (Emirdağ Lähikası)

    YanıtlaSil
  90. Lügat

    HALİL DÜLGÅR

    A

    abd:kul

    abes boş, manasız

    abesiyet: manasızlık

    ab-ı hayat hayat suyu

    abid: ibadet eden

    acaib-i sanat: hayret edilecek sanat

    acube-i hilkat-i Rabbaniye: Allah'ın Rab is-

    miyle terbiye ederek yarattığı çok hayret

    edilecek şey

    acube-i sanat: çok hayret edilecek sanat

    aculiyet: acelecilik

    acz: acizlik

    acz-i beşeri: insanın acizliği

    Åd: Hud aleyhisselamın kavmi

    a'da düşman

    adalet-i İlahiye: Allah'ın adaleti

    adalet-i mahz: katıksız adalet

    adat: adetler

    adavet: düşmanlık

    adavetkarane: düşmancasına

    addetmek: saymak

    aded-i enfas: nefesleri adedince

    adem: yokluk

    ademi: yokluğa dair

    adem-i ihlas: ihlasın yokluğu

    adem-i ilim: ilmin yokluğu

    adem-i mesuliyet: sorumluluğun yokluğu

    adem-i mutlak: sonsuz yokluk

    adem-i sırf: sırf yokluk

    ademiyet: insanlık

    adetullah: Allah'ın kanunları

    adiyat: her zaman olan alışılmış şeyler

    afat: afetler, musibetler

    ågåh: uyanık

    aguş-u nazdarane: nazlı kucak

    ahkam: hükümler

    ahlak-1 aliye yüce ahlak

    ahlak-ı hamide: övülmüş ahlak

    ahlak-ı hasene: güzel ahlak

    ahlak-ı rezile rezil ahlak

    ahlak-ı seyyie: kötü ahlak

    ahlakiyyun: ahlakçılar

    ahsen-i takvim en güzel kıvam

    ahval: haller

    ahz-ı ücret ücret almak

    akıbet: son

    aks-i nur: nurun yansıması

    aksül-amel işin tersi, tepki

    aktar-ı arz: yeryüzünün her yeri

    alaka-i kalp: kalbin alakası

    alakülli hal: her halde

    âlâm: elemler

    alamet-i farika: fark ettiren alamet, ayrıcalık

    alât: aletler

    alā-yı illiyyin: Cennetin en üst yeri

    alelekser :çoğunlukla

    alem: simge

    377

    YanıtlaSil
  91. 378

    RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER

    alem-i asgar: küçük alem, herkesin hususi dünyası

    alem-i beka: ebediyet alemi, ahiret

    alem-i berzah berzah alemi, dünya ve ahiret arası alem.

    alem-i cezb çekici, cazibedar alem

    alem-i dünya dünya alemi

    alem-i ervah: ruhlar alemi

    alem-i esir esir (alemi kaplayan latif bir

    madde) alemi

    alem-i gayb: gizli alem

    alem-i insaniyet: insanlık alemi

    alem-i İslam İslam alemi

    alem-i kebir büyük alem, kainat

    alem-i mahşer: mahşer alemi

    alem-i maneviyat: manevi alem

    alem-i misal: misal alemi

    alem-i mubsırat: görünen alem

    alem-i rahat: rahat alemi, Cennet

    alem-i vücud: varlık alemi

    alempesend: dünyaca ünlü

    alet-i bela: bela aleti

    ali: yüce

    alihe: ilahlar, putlar

    alil: hasta, sakat

    alude: karışık

    amal-i ahiret: ahiret işleri, ibadet

    amal-i maliye: ekonomik işler

    amal-i mükellefin mükelleflerin yapması

    gereken işler

    amal-i salih: dine uygun güzel işler

    ami: alim olmayan sıradan kimse

    amin-i daimi: sürekli amin (amin: Allahım

    kabul et, manasında dua)

    amiyane: bilgisizce, körü körüne

    anasır unsurlar

    anasir-i erbaa: dört unsur (Hava, su, işik, hararet)

    andelib-i zişan şanlı bülbül, Hz. Muham-med (a.s.m.)

    an-ı seyyale: akıp giden bir an

    arif-i billah: Allah'ı tanıyan, bilen

    arkadaşane: arkadaşça

    ars: Allah'ın kudret ve saltanatının tecelli

    yeri

    arşı azam: büyük arş

    arşı kemalat: mükemmelliğin en yücesi

    arz-ı ihtiyaç: ihtiyacını açıklama

    arzlı: dünyalı

    âsân: kolay

    asap: sinirler

    asår: eserler

    asar-ı rahmet: rahmet eserleri

    asår-ı sanat: sanat eserleri

    asayiş: güvenlik

    asri devre, modaya, zamanın günahlarına

    uyan

    aşikare: açıkça

    aşire: onda bir

    aşk-ı hakiki: hakiki aşk, Allah aşkı

    aşk-ı lahuti: Allah'a dair aşk

    aşk-ı mecazi: fanilere olan geçici aşk

    aşr-ı mi'şar yüzde bir

    ata verme, lütuf

    atalet: işsizlik, tenbellik

    atiyye: hediye

    avam: sıradan bilgisiz halk tabakası

    avarız-ı naks: noksanlık, eksiklik arızaları

    avdet etmek: geri dönmek

    aya: acaba

    YanıtlaSil
  92. ayat: ayetler

    ayat-ı tekviniye: kudret ayetleri

    ayet-i kübra: büyük ayet

    ayine: ayna

    ayinedarlık: Esma-i İlahiyeyi hayatıyla gös-

    terme

    ayine-i cemal: Allah'ın Cemaline ayine

    ayine-i Samedaniye: Allah'ın Samed ismine

    ayine

    ayine-misal: ayna gibi

    aynelyakin göz ile görür gibi iman

    ayn-ı adil adaletin ta kendisi

    ayn-ı belahet: ahmaklığın ta kendisi

    ayn-ı riya: ikiyüzlülüğün ta kendisi

    ayniyet: aynısı olma

    azab-ı müeccele: ertelenmiş azap

    azamet: büyüklük

    azamet-i İlahiye: Allah'ın büyüklüğü

    aza-yı esasi: esas aza

    B

    bad-i heva: boşuboşuna

    bağy: azgınlık

    bakıyane: ölümsüzce

    Baki-i Hakiki: Ezeli ve Ebedi olan Allah

    Baki-i Sermedi: Ezeli ve Ebedi olan Allah

    bakiyat-ı daime: daimi sonsuzluk, ebediyet

    bar: yük

    basar: görme

    ba's-1 enbiya: Nebileri gönderme

    basiret: ileri görüş

    batıl boş, yalan, çürük

    batman: iki ile sekiz kilo arasında değişen

    ağırlık ölçüsü

    HALİL DÜLGAR

    bedaheten: apaçık bir biçimde

    bedavet: bedevilik, göçerlik

    bedbaht: bahtı kara, talihsiz

    bedbin: kötümser, karamsar

    bedevi: göçebe

    behimiyat: hayvanlar

    beka: sonsuzluk

    Bektaşi: Bektaşilik tarikatının mensubu

    belağat en güzel ve gerektiği şekilde söz

    söyleme sanatı

    belahet: ahmaklık

    beliğ güzel ve yerinde belağatla söylenmiş

    SÖZ

    beliye: belalar

    beri: temiz, arınmış

    berk: şimşek

    berzah: perde

    beşeriyet: insanlık

    beşîr: müjdeci

    beyder: harman

    biçare: çaresiz

    bidat: dinde yeri olmayan, dine sokulmaya

    çalışılan şeyler

    bihakkın tam hakkıyla

    bihemta: benzersiz

    bila teşbih: benzetmesiz

    bilasale: arıcasız, vasıtasız

    bilbedahe: açık seçik

    bilfiil: fiilen, çalışarak

    bilkuvve: düşünce halinde

    bilmüşahede: görerek

    binaenaleyh: bundan dolayı

    bi'set: peygamberlerin gönderilmesi

    bittecrübe tecrübeyle

    bizatihi: kendiliğinden

    379

    YanıtlaSil
  93. RISALE-I NUR'DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER

    bizzat: kendisi

    bostan-1 cinan cennet bostanı, bahçesi

    Burak: Peygamberimizin Miracta bindiği binek

    Burhan: delil

    bülbül-ü zil-Kur'an: Kur'an bülbülü

    Bürhan delil, hüccet

    Bürhan-ı akliye: aklın tam kabul ettiği delil

    bürhan-ı innî Hadiselerden kanunlarına, neticelerden sebeblerine ve eserden mües-sire olan delil. Dumanın ateşe delil olması gibi.

    bürhan-ı limmi: Kanunlardan hadiselerine, sebeblerden neticelerine ve müessirden esere olan istidlål. Yani eseri meydana getirenden esere olan delil. Kabli delil. Ateşin dumana delil olması gibi.

    bürhan-ı şeriat Dini kanunların hak ol-duğuna dair olan delil

    bürhan-ı vahdet: Allah'ın birliğinin delili

    C

    cadde-i kübra Bütün insanlığın yürüye-

    bileceği Kur'an yolu

    cah: makam

    câmi: toplayan

    camid: cansız

    camiyyet: toplayıcılık

    camus: manda

    cay-1 teessüf: teessüfe değer

    cazibe: çekicilik

    cazibedar: çekici

    cebanet: korkaklık

    cebbar: zorlayan

    Cebel-i Cudi: Cudi dağı

    Cebel-i Uhud: Uhud dağı

    cehalet: ilimden yoksun olmak, bilgisizlik

    cehil: bilgisizlik

    cehl: bilgisizlik

    cehl-i mürekkeb: bilmediği halde bildiğini

    iddia eden cahil kimse

    celb: kendine çekme

    celb-i nef: hayırları kendine çekmek

    cemal: güzellik

    cemiyyat-ı hayriye: hayırlı topluluklar

    cenah: kanat

    Cennet-i hususiye: hususi, şahsi cennet

    cennet-i kazibe-i dünyeviye dünyadaki yalancı cennet

    cereyan-ı riba: faizin işleyişi

    cevv-i hava: atmosfer

    ceza-yı amel: günahlı amellerin cezası

    cezbe : çekicilik

    cibilliyet: yaradılış, soyluluk

    cihad din adına yapılan savaş

    cihad-1 ekber: nefisle olan büyük savaş

    cihat: yönler

    cihat-ı isnad: dayanak yönleri

    cihat-ı site: altı yön

    cihazat: cihazlar

    cihazat-ı acibe: acaib cihazlar

    cihazat-ı manevi: manevi cihazlar

    cihet: yön

    cihet-i istimdad: dayanak yönü

    cihet'ül-vahdet: Allah'a bakan yön

    cilve-i azam: büyük tecelli

    cilve-i esma-i İlahiye: Allah'ın isimlerinin tecellisi

    cilve-i rahmet-i Rahmaniye : Allah'ın Rah-

    YanıtlaSil
  94. HALİL DÜLGAR

    man isminden tecelli eden rahmetin tecellisi

    cilve-i vahdet: Allah'ın birlik tecellisi

    cinayet-i külliye-i daime: daimi nihayetsiz

    büyük cinayet

    cinayetkar cinayet işleyen, katil

    cismanî: cisimle ilgili

    cüz': parça

    cüz'i: azıcık

    cüz-i ihtiyari insana verilen azıcık seçme

    hakkı

    çar u naçar: ister istemez, mecburen

    çare-i yegane: tek çare

    çarh: çark

    çendan: gerçi

    çeşme-i rahmet: rahmet çeşmesi

    D

    da': hastalık

    dafi-i beliyyat: belaların define vesile

    dağda-yı hayat-ı cismaniye: cismani, maddi

    hayatın gürültüsü

    dahili: içe ait

    dai: duacı

    daire-i azime: büyük daire

    daire-i emir: Allah'ın emrettiği daire

    daire-i hayat: hayat dairesi

    daire-i kübra: büyük daire

    daire-i meşiet: meşiet (dileme) dairesi

    daire-i meşrua: helal daire

    daire-i rahmet: rahmet dairesi

    daire-i ufk-u cibali: dağların ufuk dairesi

    dakik: ince

    dalālāt: sapıklıklar

    dalalet: sapıklık

    dane: tane

    dane-i hakikat: bir tane hakikat

    darb-1 mesel: atasözü

    dar-ı mükafat: mükafat yeri

    dar-1 saadet: saadet yeri

    darül-hizmet: hizmet yeri

    darüsselam: Cennet

    dava-yı halk: yaratmak davası

    dava-yı mücerret desteklenmeyen tek

    başına dava

    Deccal kıyametten önce dini yıkmaya

    çalışacak şerli kimse

    def: kovma

    defaten birdenbire

    def-i mefasid: fenalıkları kovma

    def-i şer: şerleri kovma

    defter-i a'mal: günah-sevap defteri

    dehalet: dahil olma, içeriye girme

    delail: deliller

    delålet: delil olma

    dellal: ilancı, yüksek sesle bağıran

    derc içine alma

    derd-i maişet: geçim derdi

    derecat: dereceler

    derecat-ı kurbiye yakınlık dereceleri

    derece-i ehemmiyet: önemli derece

    derece-i hararet: ısı derecesi

    derece-i hayat: hayat derecesi

    derece-i iştiyak: aşk derecesinde arzulanan

    derece

    derece-i nimet: nimet derecesi

    derece-i şuhud: şuhud (Allah'a görür gibi

    381

    YanıtlaSil
  95. RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER

    inanmak) derecesi

    derekat: dereceler (olumsuz yönde)

    dergah-ı İlahi: Allah'ın dergahı

    derk: anlama, kavrama

    ders-i imani: iman dersi

    desise-i şeytaniye şeytanın hileleri

    dessas: hileli

    dest-i itaat: itaat eli

    dest-i kudret: kudret eli

    ecram: yıldızlar

    ecram-ı ulviye: yüksek yıldızlar

    ecza-i asliye: asıl parçalar

    edna: pek aşağı

    edyan-ı semavi: semavi dinler

    efal: filler

    efal-i Rabbaniye: Rabbani filler

    efdalü'l-halk: yaradılmışların en faziletlisi

    Hz. Muhammed (a.s.m.)

    efkar: fikirler

    efkar-ı amme-i alem: Alemin genel fikirleri

    efrad: ferdler, kişiler

    382

    devr-i senevi: senelik devir

    din-i hak hak din

    divanhane: büyük salon

    dostane dostça

    dua-yı fiili: neticeye ulaşmak için sebeplere

    riayet edilmesi, fiilen dua etmek

    ehadis-i Nebevi: Nebi'nin (a.s.m.) hadisleri

    ehadis-i şerife: Efendimizin (a.s.m.) şerefli

    sözleri

    dua-yı manevi: manevi dua

    ehl-i ahiret: ahiret ehli, ahireti maksat edi-

    dûnhimmet: himmeti, gayreti az

    nen kimse

    ehl-i dalalet: hak yoldan sapanlar

    ehl-i gaflet: yaradılış gayesinden uzak olan-

    lar

    ehl-i hak: hak ehli, hakiki iman edenler

    Ehl-i hal: hal ehli, inandığıyla hallenen kim-

    se

    ehl-i himmet himmetini (maddi-manevi)

    durub-u emsal: ata sözleri

    dünya-ı zaile geçici dünya

    dünya-yı deniyye: adi dünya

    dünyevi: dünyaya dair

    düstur-u cidal mücadele düsturu

    düstur-u mütearife: açıkça bilinen düstur

    düstur-u teavün; yardımlaşma düsturu

    düstur-u umumi: genel düstur

    E

    ebedi: sonsuz, nihayeti olmayan

    ebedül-abad: sonsuzlar sonsuzu

    ebleh: çok ahmak

    ebna-yı cins: aynı türden olanlar

    ecdat: atalar, dedeler

    echel-i mutlak: sonsuz cehalet

    echeliyet: en büyük cahillik

    ecnebi: yabancı

    Allah için sarfeden kimse

    ehl-i ihtisas: ihtisas sahibi

    Ehl-i ilim ilim ehli, alimler

    ehl-i iman: iman ehli, Mü'minler

    ehl-i kerem: kerem ehli, ikramda bulunan-

    lar

    ehl-i keşif ve tahkik: hakikatı araştıran ve

    keşfeden ilim aşığı kimseler

    ehl-i marifet Allah'ı tanımak bilmek için

    ilim tahsil eden kimse

    ehl-i sadakat: sözünün gereğini icra eden

    YanıtlaSil
  96. kimse

    ehl-i sehavet: cömert kimse

    ehl-i takva takva ehli, günahtan kendini

    koruyan kimse

    ehl-i tarikat tasavvuf yolunda yürüyen,

    tarikat ehli

    ehl-i vakıf: konuyu bilen

    ehlullah: Allah adamı

    ekmel: pek mükemmel

    ekser: çoğunluk

    ekseriyet-i mutlaka mutlak çoğunluk

    ekval: konuşmalar

    el-hubbu fillah Allah için sevmek

    elim acı veren

    el-mevtü hak ölüm haktır

    elvan-ı ibadet: ibadetin rengi

    elzem çok lazım

    emanet-i kübra: büyük emanet

    emarat: emareler, belirtiler

    emniyet-i mütekabile: karşılıklı güven

    emniyet-i tamme: tam bir emniyet

    emniyet-i umumiye genel emniyet, güven-lik

    emr-i ademî: Olması mümkün olan bir-

    şeyin sebeblerinden bir veya birkaçını yap-

    mamakla o şeyin olmamasına sebep olmak.

    emr-i Rabbani: Rabbimizin emri

    emvac: dalgalar

    enaniyet: benlik

    ender: içinde

    endişe-i istikbal: gelecek endişesi

    ene: benlik

    enfa: çok faydalı

    enin: inilti

    enkaz-ı maddiye: maddi yıkıntı

    ensep: en uygun

    enva: türler

    HALİL DÜLGÅR

    enva-1 dalalet: sapıklık çeşitleri

    enva-1 mahlukat mahlukat türleri

    enva-1 niam: nimet çeşitleri

    enva-ı zihayat: canlı türleri

    envar nurlar

    envar-ı vücudiye: Allah'ın varlık nurları

    enzar-ı dikkat: dikkat bakışı

    erkan: esaslar, rükünler

    erkan-ı hamse-i İslam İslamın beş esası

    erkan-ı harp: komutanlar

    erkan-ı imaniye: Iman esasları

    erkan-ı islamiye; İslami esaslar

    erkan-ı site: altı esas

    ervah-ı bakiye: baki ruhlar

    ervah-ı habise: pis ruhlar

    erzak-ı umumiye: genel olan rızıklar

    esasat: esaslar

    esas-1 ubudiyet: kulluğun esası

    esbab: sebepler

    esbab-ı kabul: kabul sebepleri

    esbab-ı muhabbet muhabbet sebepleri

    esbab-ı zahiriye: maddi sebepler

    esbabperest: sebepe taparcasına sarılma,

    makam verme hali

    esfeli safilin: Cehennemin en aşağı tabakası

    esir bütün alemi kaplamış ince, latif bir

    madde

    eslaf-1 izam :geçmiş büyükler

    Esma-i Hünsa: Allah'ın güzel isimleri

    Esma-i Kudsiye: Allah'ın kudsi isimleri

    esrar: sırlar

    eşhas-ı müdhişe-i muzırra Kıyamet ön-

    cesinde ortaya çıkacak zararlı dehşetli şahıs

    383

    YanıtlaSil
  97. frenk: batılı

    fuzuli: boş

    fücur: aşırı günah

    fünun-u medeniye: medeni ilimler

    füruat: ayrıntılar

    fütur: bezginlik, gevşeklik

    gabavet: anlayışsızlık, kalın kafalılık

    gurub: batma

    günah-ı kebair: büyük günahlar

    H

    HALİL DÜLGAR

    G

    gaddar: acımasız

    gadir: haksızlık etme

    gaflet yaradılış vazifesini unutma

    galebe: galip gelme

    galiz: çirkin

    garaib: gariplikler

    garaib-i hilkat: yaradılış gariplikleri

    garazkarane kötü niyetle hareket eder-cesine

    gark: batma, boğulma

    gavur: dinsiz, imansız

    gayat: gayeler

    gaybi: gaybi aleme dair

    gaye-i Aksa: yüksek gaye

    gaye-i hayal hayali kurulan gaye, maksat, ideal

    gayr-ı meşru: haram

    gayr-ı mütenahi :sonsuz, nihayetsiz

    gayr-i Müslim: Müslüman olmayan

    gayya: Cehennem kuyusu

    geda: fakir

    gina: zenginlik

    gına-yı İlâhî: Allah'ın zenginliği

    gıybet: aleyhte konuşma

    giriftar: tutulmuş

    habbe: tohum, dane

    habis: pis

    hacalet: utanma

    hacaletaver: utandırıcı

    hacât: ihtiyaçlar

    hacat-ı insaniye: İnsanların ihtiyaçları

    Hacer-ül Esved: Käbe'de bulunan kara taş

    hadim: hizmetçi

    hadim-i Hak: Hak'kın hizmetçisi

    hadisat hadiseler, olaylar

    hadisat-ı azime: büyük olaylar

    hadisat-ı kainat: kainat hadiseleri

    hadsen birdenbire sezmekle

    hads-i kati :birdenbire sezilen hakikat

    hafå: gizli saklı

    hafi: gizli, saklı

    hakaik hakikatler

    hakeza: bunun gibi

    hakikat-ı hariciye: Aleme gelmiş varlık

    hakikat-ı Kur'an: Kur'an hakikati

    hakikat-ı Kur'aniye: Kurani hakikatler

    hakikat-ı nuraniye: nurlu hakikatler

    hakikat-ı uzma: azim, büyük hakikatler

    hakperest: hakka aşık

    halās: kurtarıcı

    halaskår: kurtarıcı

    halat: haller

    halavet tatlılık, şirinlik

    halet-i içtimaiye: sosyal hayata dair haller

    hâli: ıssız

    385

    YanıtlaSil
  98. RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER

    haliçe: küçük halı

    halidin: sonsuz

    halife-i arz: yeryüzünde Allah'ın temsilcisi

    Halik: Yaratıcı, yoktan var eden Allah

    hålik helak olan

    Halik-ı alem: Alemin Yaradıcısı

    Halik-ı kainat Kainatın Yaradıcısı

    halk etmek yaratmak

    halka-i zikir: zikir halkası

    hamele: taşıyıcı

    hamiyet: din ve millet gibi önemli değerleri

    koruma ve bunlara hizmet etme duygusu.

    hamiyet-i milliye milliyetini koruma ve

    hizmet etme duygusu

    haps-i münferid: tek başına hapis

    harici: dışa ait, dışla ilgili

    harika-i hikmet-i Rabbarniye Rabbimizin

    hikmet harikası işleri

    harika-i sanat: sanat harikası

    harikulade: olağanüstü

    harim-i Islam: İslami harem, mahrem, Müs-

    lümanların dışında olanların giremeyeceği

    yasak yer

    harita-i kudsiyye: kutsal harita

    hasarat: zararlar

    hasaret: zarar

    hasbī: karşılık beklemeyen

    hasebiyle: sebebiyle

    hasenat: sevapiar

    hasene. sevap

    hasıl ortaya çıkan

    hasıl-ı darp: çarpma sonrası çıkan netice

    hasım: düşman

    hasid: hased eden

    hasis: basit

    hasiyet: özellik

    hasr-ı muhabbet: muhabbetini yalnız bit

    İçin ayırma

    hasr-ı nazar: bakışını yalnız biri için ayırma

    hassa: özellik

    haşa: asla

    haşerat: böcekler

    haşerat-ı muzırra: zararlı böcekler

    haşir: ölümden sonra dirilme, toplanma

    hatem: mühür

    hatem-i rahimiyet Rahim olan Allah'ın

    mührü

    hatemü'l-enbiya: Peygamberlerin sonun-

    cusu

    hatırat-ı kalp: kalpteki hatıralar

    havas: seçkinler

    havass-1 hamse: beş duygu

    havf: korku

    havfullah: Allah korkusu

    hayalat: hayaller

    hayat-ı bakiye: baki, sonsuz hayat

    hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı

    hayat-ı ebediye: ebedi hayat

    hayat-ı faniye: fani hayat

    hayat-ı içtimai: sosyal hayat

    hayat-ı içtimaiyye-i beşeriye insanların

    sosyal hayatı

    hayat-ı insaniye: insan hayatı

    hayat-ı kalbi ve ruhî: kalp ve ruh hayatı

    hayat-ı mesudane: mesut, mutluluk içinde

    bir hayat

    hayat-ı Muhammediye: Hz. Muhammed'in

    (a.s.m.) hayatı

    hayat-ı uhreviye: ahiret hayatı

    hayat-ı vacibe: varlığı zorunlu olana hayat

    386

    YanıtlaSil
  99. hayrat: hayırlar

    hayretnüma hayrete düşüren

    hayriyet: hayırlılık, İyilik

    hayt-ı şua: ışıktan ip

    hazer çekinme

    hazine-i ezeliye: ezeli hazine

    hazine-i rahmet: rahmet hazinesi

    heba boşa gitme

    hedaya: hediyeler

    hedaya-yı Rahmaniye : Rahmanî hediyeler

    hediye-i llahi: Allah'ın hediyesi

    helaket: helak olma, yıkılma

    hendese geometri, mühendislik

    hengam an, zaman

    herzekarane: saçma-sapan konuşarak

    heva nefsin istekleri

    hevaî nefsin isteklerine düşkün

    heva-i nefis nefsin istekleri

    hezeyan: saçamalık

    hifz etmek muhafaza etmek

    hifz-ı hayat: hayatın muhafazası

    himye:: hastanın, hekim tarafından verilen

    ilaçlarla kanaat edip ve tavsiyelerine uyup o

    hududun dışına çıkmaması

    hısn-ı hasın: sağlam kale

    hıyanet: hainlik

    hicab: utanma

    hicap: perde

    hiç-ender-hiç: hiç içinde hiç

    hikmet-i amme: kainatı kuşatan hikmet

    hikmet-i amme-i kainat kainatı kuşatan

    hikmet

    hikmet-i hilkat: yaradılış hikmeti

    hikmet-i İlahiye: Allah'ın hikmeti

    hikmetnüma: hikmet gösteren

    hilaf: zıt, aykırı

    hilaf-ı akıl: akla aykırı

    hilaf-ı hakikat: hakikata aykırı

    HALİL DÜLDAR

    hilaf-ı maslahat-ı içtimaiye sosyal fay-

    dalara aykırı

    hilaf-1 vicdan: vicdan aykırı

    hilkat: yaradılış

    himayetkarane: himayet edercesine

    himmet: yardım

    himmet-i Peygamber: Peygamber yardımı

    hiss-i kablel vuku: vukuundan önce hisset-

    me

    hissiyat: duygular

    hissiyat-ı nefsiye: nefsani duygular

    hissiyatı ulviye yüce hisler

    hitabat-1 semavi: semavi hitaplar

    hizmet-i ubudiyet: kulluk hizmeti

    hodbin: kendini gören

    hodfuruş: kendini öven

    Hủ: Q, Allah

    hubb-u dünya dünya sevgisi

    hukuk-u ibad: kulların hukuku

    hukuk-u umumiye: genel hukuk

    hukukullah Allah hukuku

    hulfülvaad: sözden dönme

    hulle: değerli elbise

    hulle-i inayet: inayet elbisesi

    hulle-i rahmet: rahmet elbisesi

    hums: beşte bir

    humud şehvet yokluğu, isteksizlik

    hurafat: dinde yeri olmayan hurafeler

    hurdebini: mikroskobik

    hurmet-i riba: faizin haram olması

    huruc: çıkma, çıkış

    hurufat: harfler

    YanıtlaSil
  100. RISALE-I NUR'DAN SEÇİLMİS VECİZELER

    husumet: düşmanlık

    huşu: sevgiyle karışık korku

    huz ma safa: safa vereni al

    huzur-u daimi: sürekli huzur halini yakala-

    ma

    huzuzat-ı nefsaniyye: nefsin hazları

    hüccet: delil

    hüccet-i risalet: Peygamberlik delili

    hüceyrat-ı beden: bedenin hücreleri

    Hüdabin hak ve hakikati gören, Allah'ı

    tanıyan

    hükm-ü kader: kaderin hükmü

    hülasa :özet

    hülasatül-hülasa: özetin özeti, özün özü

    hüsn-ü kabul güzel kabul

    hüsn-ü terbiye güzel terbiye

    hüsn-ü zan: güzel düşünce

    hüşyar: uyanık

    Hüve: O, Allah

    I

    ızdırar: zorda kalma

    İ

    ibad: kullar

    ibda: yoktan örneksiz yaratma

    ibka: bakileşme

    ibtal-i his: duyguları uyuşturma

    icabet: cevap verme

    icad-1 İlahiye: Allah'ın yoktan hiçten icadı

    icmal: kısaca

    içtima: toplanma

    içtimaiye-i beşeriye İnsanlığın sosyal

    hayatı

    içtimaiyyun: toplumbilimci

    içtimaü'z-zıddeyn zıdların bir arada

    bulunması

    içtinap: seçme

    idame: devam

    idam-1 ebedi: ebedi idam

    iddihar: biriktirme

    idhal: dahil olma

    idlal: bozma, saptırma

    iffet: namusluluk

    ifrat: aşırılık

    ifsad: bozma

    iftihar övünme

    iftikar: fakirliğini bilip gösterme

    iftirak: ayrılma

    iftiras: parçalama

    iğfal: aldatma

    ihata kuşatma

    ihdas: yeni bir şey ortaya çıkarma

    ihfa: gizleme

    ihlal bozma, sakatlama

    ihraç çıkarma, dışarı atma

    ihsas hissetme, hissettirme

    ihtar: ikaz, uyarı

    ihtilaf ayrı düşme

    ihtiläf-ı efkår: fikir ayrılığı

    ihtilalat: ayaklanmalar

    ihtilalat-ı beşeriye İnsanlığın isyanları,

    ayaklanmaları

    ihtilat: karışma, görüşme

    ihtimamkarane: özenerek

    ihtira: yepyeni bir şey ortaya çıkarma

    ihtiram: hürmet gösterme

    ihtirasat: aşırı istekler

    388

    YanıtlaSil
  101. ihtiyac-ı şedid: şiddetli ihtiyaçlar

    ihtizaz: titreme

    ihvan: kardeşler

    ihya: hayat verme

    ihzar hazırlama

    ikab-ı uhrevi: ahiret azabı

    ikap: azap

    ikram-ı İlahi: Allah'ın ikramı

    ikram-ı Rahmani: Rahman olan Allah'ın ik-

    ramı

    iksir çok tesirli ilaç

    iksir-i nurani: nurlu iksir (çok tesirli ilaç)

    iktibas: alıntı

    iktida tabi olma, uyma

    iktidar-ı ilmi: ilim gücü

    iktifa: kanaat etme

    iktiran: iki şetin bir arada gelmesi

    iktisad: tutumlu, israfa kaçmadan harcama hali

    iktiza: gereklilik

    ilâm: bildirme

    ilâyı kelimetullah: Allah ismini yüceltme

    HALİL DÜLGAR

    iltifat-1 Rahmani: Rahman olan Allah'ın il

    tifatı

    iltihak: katılma

    iltimas: kayırma

    iltizam: kayırma

    iman-ı bilahiret: ahirete iman

    İman-1 Billah: Allah'a iman

    iman-ı tahkiki: delillere dayanan kuvvetli

    iman

    imha: bozma, yıkma

    imkanat: olasılıklar

    imtina: zor

    imtisal: uyma, tabi olma

    imtizac: uyuşma, kaynaşma

    imtizac-1 efkar: fikirlerin uyuşması

    imtizackarane: kaynaşarak

    in'am: nimetler

    inayet-i İlahiye: Allah'ın inayeti, yardımı

    inayet-i şamile: her şeyi kuşatan inayet

    inayetperver: yardımsever

    inbisat genişleme

    incirar çekilme, sona erme

    incizap: cezbedilme

    infial: hareketlenme

    ilelebed: sonsuza kadar

    ilhah etmek: zorlama

    ille-i gaye: esas gaye

    inhilal: dağılma

    illet: asıl sebep

    inikas: yansıma

    illet-i mucide :icad sebebi

    inkılap: değişim

    ilm-i ekmel ilmin mükemmeli

    ilm-i hikmet: hikmet ilmi

    ilm-i İlahi: Allah'ın ilmi

    ilm-i muhit: her şeyi kuşatan ilim

    ilm-i tabakatül-arz: jeoloji

    iltica: sığınma

    ilticakarane: sığınarak

    iltifat-ı Rabbani: Rabbimizin iltifatı

    inkısam: kısımlara ayrlma

    inkişaf: gelişim

    ins: insan

    insan-ı ekber: büyük insan, kainat

    insan-ı müşteki: şikayetçi insan

    İnsanî: insana dair

    inşirah: ferahlama

    inşirah-ı kalp: kalp ferahlığı

    38

    YanıtlaSil
  102. RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER

    intac: netice

    intibah uyanma

    intihap:seçme

    intisab-ı ubudiyet: kullukla bağlanma

    intisap: baplanma, mensubiyet

    intişar: yayılma

    intizamat: düzgünlükler, intizamlar

    intizar salonu: bekleme salonu

    inzibat sıkı düzen

    irade-i hassa: hususi irade

    irae: gösterme

    iras: verme

    irşad: hakkı batıldan ayırıp, insanları hakka

    yöneltme

    irza razı etme

    isal: ulaşma

    iska: sulama

    ism-i azam: en büyük ilahi isim

    isnad-1 acz: acizlik isnadı

    istihdam: hizmet ettirme

    istihfaf: hafife alma

    istihkak haketme

    istihkar hor görme

    istihza: dalga geçme, alay etme

    istila: kaplama

    istilzam: gerektirme

    istimal: kullanma

    İstinaden: dayanarak

    İstinkaf çekimserlik

    İstinsah: sayfaları yazarak çoğaltma

    istirahat-i ruh ruhun istirahati

    istirham: rica

    istiskal: soğuk davranarak kovma

    isti'zam: büyütme

    iş'ar: sezdirme, bildirme

    işarat: işaretler

    işba: doyurma

    iştigal: meşguliyet

    iştiha iştahlı olma

    390

    istiaze: sığınma

    istibad akıldan uzak görme

    istibdad: baskı

    istibdad-ı manevî: manevi baskı

    istidadat-ı gayr-ı mahdut hudutsuz

    kabiliyetler

    istidad-ı hayat yaşama kabiliyeti

    istidad-1 muhabbet: muhabbet kabiliyeti

    istidat: kabiliyet

    istidat lisanı: kabiliyet dili

    istifade-i huzuzat hazlardan, zevklerden

    iştihar: şöhret kazanma

    iştirak-i umumi: genel katılım

    iştiyak: aşk derecesinde arzu

    ita: verme

    it'am: nimetlendirme

    itham: suçlama

    i'tisaf: haksızlık

    itminan: tatmin olma

    ittiba: uymak

    ittiba-ı sünnet-i seniyye: Sünnet-i Seniy-

    yeye tabi olma

    ittifak: birlik ve beraberlik

    istifade

    istiğfar: Allah'dan af dileme

    istiğna: gönül tokluğu

    istiğrap: yadırgama, garipseme

    ittihad-1 İslam: İslam birliği

    istihale: başkalaşma

    ittihaz :sayma

    ittihad: birlik ve beraberlik

    YanıtlaSil
  103. istiskal: soğuk davranarak kovma

    isti'zam: büyütme

    iş'ar: sezdirme, bildirme

    işarat: işaretler

    işba : doyurma

    iştigal: meşguliyet

    iştiha: iştahlı olma

    iştihar: şöhret kazanma

    iştirak-i umumi: genel katılım

    iştiyak: aşk derecesinde arzu

    ita: verme

    it'am: nimetlendirme

    itham: suçlama

    i'tisaf: haksızlık

    itminan: tatmin olma

    ittiba : uymak

    ittiba-ı sünnet-i seniyye: Sünnet-i Seniy-yeye tabi olma

    ittifak: birlik ve beraberlik

    ittihad : birlik ve beraberlik

    ittihad-ı İslam : İslam birliği

    ittihaz :sayma

    YanıtlaSil
  104. ivazsız: karşılıksız

    izale: giderme

    iz'an: anlayış

    izan-ı kalp: kalbin anlaması

    izhar: gösterme

    izzet-i İslamiye: İslamın izzet ve şerefi

    izzet-i nefis: nefsin izzeti

    K

    kabih: çirkin

    kabul-ü Rabbani: Allah'ın kabul etmesi

    kabz etmek ruh almak

    kabza-i Rububiyet: Allah'ın Rab ismiyle her

    şeyi terbiye etmesi

    kaim: ayakta duran

    kainat-ı suğra: küçük kainat

    kal'a kale, sur

    kalak: gönül sıkıntısı

    kal'a-yı kudsiye: kutsi kale

    kalb: değiştirme

    kalb-i İslam İslamın kalbi

    kalem-i kudret: kudret kalemi

    kamer: ay

    kamet: boy

    kar-ı akıl: aklın gereği

    kasavet: kalb katılığı

    kasır: kısa

    katarat: damlalar

    kat'ı intisap: bağ kesme

    kat-1 meratip: mertebe kat etme. yükselme

    kat'ı mükaleme konuşmatı kesme

    kať'i: kesin

    katiyen: kesinlikle

    katl öldürme

    katre: damla

    kavanin-i emriye:

    kavileşmek: güçlenmek

    kavli: sözlü

    kavvad: günaha vasıta olan

    kay: kusmuk

    kazf-i muhsanat:

    kebair: büyük günahlar

    HALİL DÜLGAR

    kebair-i azime: büyük günahlar

    keffaret üz-zünup günahların keffareti

    kelam-ı İlahi: Allah'ın sözü

    kelime-i aliye: yüce kelimeler

    kelime-i kudsiye: kudsi, değerli kelime

    kelime-i mektube: mektup kelimeleri

    kemal: olgunluk

    Kemalåt: kemaller, olgunluklar

    kemalat-ı beşeriye insanlığın olgunluğu,

    gelişmesi

    kemalât-ı insaniye insanlığın olgunlaş

    ması, gelişmesi

    kemalat-ı medeniyet medeniyetin geliş

    mesi, olgunlaşması

    kemal-i cemal-i İlahi Allah'n güzelliğinin

    tam olması, mükemmelliği

    kemal-i ihtiram: tam hürmet etme

    kemal-i intizam: tam düzenle olma

    kemal-i liyakat: tam manasıyla layık olma

    kemal-i Rububiyet: Allah'ın canlıları bes-

    lemesi ve terbiye etmesinin müklemmelliği

    kemal-i sürat: tam süratli olma

    kemiyet: nicelik

    kerahet çirkin olma, kerih

    keramet: Allah'ın izniyle velilerin göster-

    diği olağanüstü şeyler

    kesb: kazanma, elde etme

    391

    YanıtlaSil
  105. RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER

    kesb-i insani insanın kazanması, elde et-

    mesi

    kesret çokluk

    kesret-i etba tabi olanların çokluğu

    keşfel kubur kabirdekilerin halini keşfet-

    me. bilme

    keşşaf: keşfeden

    keyfiyet: özellik, nitelik, durum

    keyfiyyat: özellikler, nitelikler, durumlar

    kezalik: bunun gibi, bu da öyle

    kıraat-1 Kur'an: Kuran okuma

    kısm-1 sani: ikinci kısım

    kıymettar: kıymetli

    kifayet: yeterlilik

    kitab-ı alem: alem kitabı

    kitab-1 Samedani Samed olan Allah'ın

    kitabı

    kizb: yalan

    kozmoğrafya: astronomi, uzay ilmi

    kubbe-i mina minanın kubbesi

    kubuh çirkin, kötü

    kudsi: kutsal, temiz, pak

    kulub: kalpler

    kurun-u uhra: son çağ

    kurun-u vusta: orta çağ

    kuşe: köşe

    kut: gıda, besin

    kuvve: kuvvet

    kuvve-i akliye-i melekiyye: aklın gücü

    kuvve-i hafıza: hafıza kuvveti

    kuvve-i ruhiye: ruh kuvveti

    kuvve-i sebuuyye-i gadabiye

    kuvve-i şehevite-i behimiye: aşağılık şehvet

    kuvveti

    kuvve-i vahime: kuruntu, zannetme, vehim

    kuvveti

    kuvve-i zaika: tad alma kuvveti

    kuvvet-i maneviye: manevi güç

    kübra : en büyük

    küfran-ı nimet: nimete karşı saygısızlık

    küfüv: denk, eşit

    küll: bütün

    külli bütün fertleri ihtiva eden kavram

    genel, kapsamlı

    kün: 'ol'emri

    künuz-u mahfiye: gizli hazineler

    küre-i arz: yer yüzü

    küre-i zemin: yer yüzü

    küreyvat-ı beyza: alyuvarlar

    küreyvat-ı hamra: akyuvarlar

    küsuf: katılık, kararma

    L

    laakal en az

    lakayt kalmak laubali olmak, önem ver-

    memek, saygısız olmak

    latif: hoş, güzel, yumuşak

    layemut: ölümsüz

    layetzelzel: sarsılmaz, sallanmaz

    layezel: sona ermeyen

    layuhti: hatasız olma

    lazıme-i zaruriye gerekli olma, zaruri ih-

    tiyaç

    lebbeyk: buyur, emret

    lem'a: parıltı

    lem'a-i i'caz-ı manevi: manevi mucize

    parıltılar

    lemyezel: yok olmaz, devamlı

    letaif: latifeler, duygular, hisler

    92

    YanıtlaSil
  106. levazımat: lazım olan şeyler

    Levh-i mahfuz: olmuş ve olacak her şeyin

    yazılı olduğu kader levhası

    Levm: kınama

    Levvame: kınayan

    leyle-i kadir: Kadir gecesi

    leyle-i süveyda: kara gece

    lezaiz: lezzetler

    lezaiz-i dünyeviye: dünyevi lezzetler

    lezzet-i hazıra: hazır lezzet

    lezzet-i maddiye: maddi lezzet

    lezzet-i ruhaniye: ruhani lezzet

    lezzet-i zahiri: görünüşteki dış lezzet

    libas: elbise

    lieclillah: yalnız Allah için

    lillah: Allah için

    lisan: dil

    lisan-ı acz: acizlik lisanı

    Lisan-ı hál: hal dili

    lisan-ı ihtiyac-ı fıtri yaratılıştan gelen ih-

    tiyaç dili

    lisan-ı istidat: kabiliyet dili

    lisan-ı kal: söz dili, söyleyerek

    lisan-ı natık: konuşan dil

    livechillah: Allah namına, O'na yönelik

    liyakat: layık olma

    luab-alud: oynarcasına

    lüküs: aşırı süs, şatafat, debdebe, lüks

    lümme-i şeytaniye şeynaını insana ves-

    vese verdiği nokta

    lütf-u İlahi: Allah'ın lütfu, ikramı

    lütf-u Rububiyet: Rab olan Allah'ın ihsanı,

    lütfu, ikramı

    M

    maada başka, gayrı

    HALİL DÜLGAR

    maahaza: bununla bereaber, aynen bunun

    gibi

    maasi günahlar, isyanlar

    mabeyn: arası, iki şeyin arası

    mabud: kendisine ibadet edilen Allah

    maddeten: maddi olarak, madde olarak

    maden-i hasaret: zarar etme, kaybetme kay-

    nağı

    maden-i nimet: nimet kaynağı

    maden-i zillet: zillet kaynağı

    madum: idam olmuş, yok olmuş, yok olan

    mahal: yer,

    mahall-i saadet: saadet, mutluluk yeri

    mahbub sevilen, kendisine muhabbet

    edilen

    mahbubetün lizatiha sevginin, sevmenin

    kendinden olması

    mahbubiyet: sevilirlik

    Mahbub-u Baki: Baki olan sevgili

    Mahfi: gizli

    mahiyet-i camia: genel, kapsamlı özellikler

    mahiyet-i insaniye: insanın mahiyeti, özel-

    likleri

    mahkeme-i kübra en büyük mahkeme,

    hesap günü

    mahkum-u adem: yokluğa mahkum olma

    mahreç: çıkış, çıkış yeri

    mahsud: hased edilen, kıskanılan

    mahşer-i acaip: acaip olan dirilme yeri

    mahviyet silinme, nefsinden vazgeçme,

    benliği terketme

    mahzen: kaynak, hazine odası

    393

    YanıtlaSil
  107. 94

    RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER

    mahz-ı cehalet: tam bir cahillik, sırf cahillik

    mahz-ı fazıl sırf lütuf, tamamaen ihsan

    mahz-ı nimet: sırf nimet

    ma-i nisan nisan yağmuru

    maide: sofra

    makam: bulunulan yer, konum

    makamat makamlar.

    makam-ı mahmud övülen makam

    makarr-ı saltanat: saltanatının karargalu

    makasıdı hayriye-i külliye bütün maksat-

    ların hayır olması

    makasıdı Sübhaniye: Sübhan olan Allah'ın

    iradesi, maksadı

    Makbul: kabul olunmuş

    makine-i hayat: hayat makinesi

    Maksad-ı alå: yüce, ulvi maksad

    maksad-ı İlahi: Allah'ın maksadı, isteği

    maksat: kasdedilen şey, amaç, istenen

    maksube: kesbedilen, kazanılan şey

    maksud: istenen şey

    bilip sevme

    manen manevi olarak

    manzume-i şemsiye güneş sistemi

    maraz-ı içtimai: toplumsal hastalık

    Marifet: bilmek

    marifet-i İlahiye : Allah'ı bilme, Allah bilgisi

    Marifetullah: Allah'ı tanıma ve bilme

    Mariz: hastalık

    maruz-u fena

    marziyat: razı olunan şeyler

    marziyat-ı Ralımaniye : Allah'ın razı olduğu

    şeyler

    masdar kök, kaynak

    masiva O'ndan gayrı her şey, yaratılmış

    şeyler

    masivaullah: Allah'ın yarattıkları

    masiyet: günahlar, isyanlar

    masnů: sanatlı yapılmış eser

    masnuat: sanatlı yapılmış eserler

    maksud-u bizzat: bizzat istenen şey

    makul akıllıca, akla uygun

    masnuat-ı İlahiye: Allah'ın sanatlı eserleri

    masnuat-ı Rabbaniye: Allah'ın sanatlı eser-

    leri

    malayani boş, lüzumsuz, faydasız

    masumane: masum bir şekilde, masumca

    malayutak: dayanılmaz, güç yetmez

    malekät:

    maşuka: aşık olunan, sevilen kadın

    mal-i umumi: umum malı, herkesin malı

    Malik: sahip olan, mülkün sahibi

    Malum: bilinen

    Malumat: bilinenler

    malumat-ı kalbiye: kalbin bilgileri, kalbe ait

    bilgiler

    mamafih: bununla beraber

    mana-yı harfi bir şeyin kendisini değil

    sahibini bildirdiği için sevme

    mana-yı ismi bir şeyin sadece kendisini

    matbah: mutfak

    matbuat: basılmış şeyler

    matem-i umumi: genel umumi matem, yas

    matiyye: binek

    matla: güneşin doğduğu yer

    matlup: talep edilen, istenen

    maye: maya, öz

    mazhar: nail olma, ulaşma

    mazhar-ı cami: kapsamlı geniş mazhar

    mazhariyet: mahzarlık, mazhar olma

    mazur: özürlü

    YanıtlaSil
  108. mebde: başlangıç

    Mebde-i hareket: başlangıç hareketi

    Mecaz: sözün başka manada kullanılması ücretsiz

    Meccannen: , parasız olarak meclis-i nurani: nurani meclis

    тестаü'l-mesakin: miskinlerin toplanması

    mecmu-u vahşet vahşet topluluğu

    meczup: cezbeye kapılmış, kendini kaptır-

    medar: sebep, kaynak, vesile

    medar-ı hüsnü maişet: iyi geçinme sebebi

    medar-1 ibret: ibret sebebi

    medar-ı maişet: geçim kaynağı

    medar-ı necat: kurtuluş kaynağı, sebebi

    medar-ı niza çekişme sebebi

    medar-ı saadet: saadet sebebi, kaynağı

    medar-ı sürur: sevinç kaynağı

    medar-ı tahakküm: baskı sebebi

    medeni çağdaş, kibar, şehirli

    medeniyet: düzenli ve ileri hayat seviyesi, şehirlilik

    medeniyet-i garbiye-i hazıra şu an ki batı medeniyeti

    medeniyet-i sefihe : aşağılık, sefih medeniyet

    HALİL DÜLGAR

    melce'ül-fukara: fakirlerin sığınağı

    melekutiyet: melekut alemi her şeyin iç

    yüzü

    meleküt: her şeyin iç yüzü

    mel'un: lanetlenmiş

    memlukiyet: kölelik

    memlük: köle

    men: yasak

    men dakka dukka:

    menafi: menfaatler

    menafi-i şahsiye: şahsi menfaatler

    menba: kaynak

    menba-ı tefeyyüz: feyz alma kaynağı

    menfi: olumsuz. sürgün

    menfur: nefret edilen

    mensubiyet: bağlılılık, aitlik

    menşe': kaynak, esas. kök

    menşur-u mukaddes: mukaddes yayınlar

    meram: maksat, niyet, istek

    meratib-i esma Allah'ın isimlerinin mer-

    tebeleri

    meratib-i muhabbet: muhabbet mertebeleri

    meratib-i münkeşife-i meşhude: gelişmenin

    görünen mertebeleri

    meratib-i velayet: velilik mertebeleri

    merdane: mertçesine

    mehafetullah: Allah korkusu

    meharet: hüner

    mehasin: güzelikler

    mertebe-i dünya: dünya mertebesi

    mertebe-i huzur: huzur mertebesi

    mehasin-i ahlak: ahlak güzelliği

    mertebe-i külliye: bütün mertebeler

    me'haz: kaynak

    mertebe-i rıza: Allah'ın rıza mertebesi

    mekkar hileci, aldatıcı

    mektep: okul

    mektubat-ı İlahiye: Allah'ın mektubları

    me'kulat: yiyecekler

    melabegah: oyun oynama yeri

    mesail: meseleler

    mesafe-i maneviye: manevi mesafi

    mesaib: müsibetler

    mesalih-i hayatiye: hayata ait işler, faydalár

    mescid-i zikir: zikir mescidi

    395

    YanıtlaSil
  109. ISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER

    mesil:

    mesmuat işitilenler

    mest: zevkle kendinden geçen

    meşher-i Rabbani Allah'ın sanatını teşhir

    ettiği yer

    meşhud: görünen, şahid olunan

    meşrubat: içeçekler

    meşveret: fikir alış-verişi darışma

    meşveret-i şeriyye:

    meta: mal

    mevadd-ı gıdaiye: gıda maddeleri

    mevadd-ı münasebe:

    mevhibe-i İlahiye: Allah vergisi

    mevhube: verilen

    mevhum: zan, kuruntu

    Mevlä: sahip, efendi, Allah

    mevlevi: Mevlananın tarikatından olan

    mevt: ölüm

    mevt-i dünya dünyanın ölümü

    meydan-ı imtihan: imtihan meydanı

    meydan-ı imtihan-ı ins ü can İnsanlar ve

    cinleri imtihan meydanı

    meydan-ı tayaran-ı ervah ruhların uçuş

    meydanı

    meyelan-ı hayr: hayra meyilli olma

    meyelan-ı şer: şerre meyilli olma

    meyl-i sa'y çalışma meyli

    me'yusane: ümitsizcesine

    meyyit: ölü

    mezahir çiçeklik

    mezc: karıştırma

    mezkur: zikredilen, anılan

    mezmum: yerilmiş

    mezraa: tarla

    miftah anahtar

    mihrap: imamın namaz kıldırdığı yer

    mikyas: ölçü

    millet-i İslamiye: İslam milleti

    milletperver: milliyetçi

    minber: camide hutbe okunan yet

    mi'rac: yükselme, merdiven

    mi'rac-ı ekber: en büyük yükseliş, Peygam-

    berimizin miracı

    mirat-ı marifet: marifet aynası

    miri: devlete ait, devlet malı

    mirsad: dürbün

    misafirhane-i askeri askeri misafirhane

    misafirhane-i dünya dünya misafirhanesi

    misafir-i Rabbani: Allah'ın misafiri olan in-

    san

    misak-ı ezeliye ezelde yapılan sözleşme

    söz verme

    misal-i musağğar: küçük bir örnek

    misdar cetvel

    misliyet: benzerlik

    misüllü gibi benzeri

    mizac: huy, tabiat

    mizac-ı ruh ruh mizacı

    mizan ölçü, denge., ahenk

    mizan-ı ekber: en büyük ölçü

    mizan-ı hacet: ihtiyaç ölçüsü

    mizan-ı hikmet: hikmet ölçüsü

    mizanül-hararet: ısı ölçüsü

    mualla: yüce

    muallim öğretmen

    muallim-i hakaik: hakikatların öğretmeni

    muamma-yı müşkülküşa: zorlukları

    gideren bilinmezler

    muarra: temiz, arınmış

    muavenet: yardım

    96

    YanıtlaSil
  110. muayyen: tayin edilmiş, belli olan

    muazzeb: eziyet çeken

    mu'ciza-i rahmet: rahmet mucizeleri

    mu'cizat-1 sanat: sanat mucizeleri

    mu'cizat-ı sanat-1 Samedaniyye: Samed

    olan Allah'ın sanatındaki mu'cizelikler

    mu'cize: insanın gücünün ulaşamıyacağı

    harika haller

    mu'cize-i kudret: kudret mu'cizesi

    muciznüma: mucize gösteren

    muhabbet-i İlâhiye: Allah'ın muhabbeti

    muhabbet-i kudsiye: kudsal muhabbet

    muhabbet-i münezzehe muhabbet temiz, arınmış

    muhabbet-i Rabbaniye: muhabbeti Rabbimizin

    muhabbetullah: Allah sevgisi

    muhabere: haberleşme

    muhakeme: idrak etme

    muhal imkansız

    muhalat: imkansızlar

    muhassala-i mesai mesai sonucu elde

    edilen

    muhatab-ı has: özel muhatap

    muhatab-ı İlahi: Allah'ın muhattabı

    muhatap: hitap edilen kişi

    muhkemat-ı Kur'aniye Kur'anın kesin

    hükümleri

    muhtelif çeşit çeşit

    muhtelifulcins: cinsleri farklı

    mukabele: karşılık olarak

    mukabil: karşılık

    mukaddeme: başlangıç

    mukaddeme-i mükafat-ı lahika mükafat-

    ların başlangıç sebebi

    mukadder: takdir edilmiş

    mukaddes: kutsal

    HALİL DÜLGÅR

    mukavemet: dayanma, direnme

    mukayyed: kayıtlı

    muktazi: gerekçe

    muktedir: iktidarlı

    mukteza: gereklilik

    murassa süslü, mücevherli

    musaffa: safi

    musahhar emir altında olan

    musalaha: barış yapma

    musallat sataşma

    musi' isyan eden

    musibet-i amme: genel musibet, bela

    musibet-i diniye: dine gelen musibet

    musika-i kübra: büyük orkestra

    musika-i zikriye: zikir orkestrası

    musin: yaşlı

    mutasarrıf tasarruf eden

    mutasavvire: suretlendiren

    mutemidane: itimat ederek, güvenerek

    muti: itaat eden

    mutlak: sonsuz

    mutlaka-i muhita: sonsuzluğu kuşatan

    mutmain: tatmin olan

    mutmaine: tatmin olmuş

    muttasıf: sıfatlanan

    muvaffak: başarmış

    muvafık: uygun

    muvakkat: vakitli, geçici

    muvazene: ölçülü

    muvazzaf: vazifeli

    muzaaf: kat kat

    muzdarip: ızdırap çeken

    muzır: zararlı

    YanıtlaSil
  111. 0

    RISALE-I NUR'DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER

    nazar-ı akli: aklın bakışı

    nazarı ala yüksek bakış

    nazar-ı hikmet: hikmetli bakış

    nazari: henüz düşünce halinde olan

    nazdar: nazlı

    nazenin: nazlı

    nazır: nezaret eden

    nazır-ı mahir: meharetli nezaretçi

    nebatat: bitkiler

    Nebiyy-i Zişan: Şanlı Nebi (a.s.m.)

    necaset: pislik

    necat: kurtuluş

    nef: fayda

    nefisperest: nefse düşkünlük

    nefiy olumsuzluk, sürülme

    nefs-i emare: kötülüğü emreden nefis

    nefs-i insaniye: insan nefsi

    nehar: gündüz

    nehar-ı ebyaz gündüzün beyazı

    nemalandırmak artırmak, çoğaltmak

    nesc-i kudret: kudret dokuması

    nesim-i zikir: zikir rüzgarı

    neşet etme: meydana gelme, ortaya çıkma

    neşv ü nema filizlenme

    netaid: neticeler

    netice-i hilkat: yaradılış neticesi

    netice-i nimet-i sabıka geçmiş nimetlerin

    neticesi

    netice-i zaruriye: zaruri netice

    nid: eş, misil

    nida: seslenme

    nifak içi dışı farklı olan

    nihan: gizli, saklı

    nim-şeffaf: yarı saydam

    nisbet: oran

    nisyan: unutma

    nisyan-ı mutlak: nihayetsiz unutma hali

    niza: kavga

    nizamat: nizamlar

    nizam-ı alem: alemin nizamı

    nokta-i istimdad: meded noktası

    nokta-i istinad: dayanak noktası

    nokta-i mihrakiyye: odak noktası

    nukuş: nakışlar

    nukuş-u Esma-i Rabbaniye Rabbimizin

    isimlerinin nakışları

    nur-u fikir fikir nuru

    nur-u hakikat: hakikat nuru

    nur-u hidayet: hidayet nuru

    nur-u Kur'an: Kur'an nuru

    nur-u vahdet: Allah'ın varlık nurları

    nücum: yıldızlar

    ة

    ömr-ü baki: ebedi ömür

    nev-i beşer: insan türü

    P

    nevm: uyku

    nezih: temiz

    nezîr: müjdeci

    nisf: yarı

    nısf-ı arz: yeryüzünün yarısı

    payimal: ayak altında kalmış

    peder: baba

    pederane: baba gibi

    pencere-i tevhid: Allah'ın varlığını gösteren

    pencere, bakış açısı

    YanıtlaSil
  112. pencere-i visal: kavuşma

    perdedar-1 dest-i kudret kudret elinin per-desi

    perde-i amme-i rahmet: umumi rahmetin

    perdesi perde-i dest-i kudret: kudret elinin perdesi

    perde-i esbab: sebepler perdesi

    perde-i hikmet: hikmet perdesi

    perde-i inayet: inayet, yardım perdesi

    perde-i izzet: izzet perdesi

    perestiş etmek adeta tapar gibi halde

    bulunmak

    pervaz: uçuş

    perverde: beslenmiş

    peydā: var olan, açıkta, meydanda

    peyman: yemin

    Resûl-i Zişan Şanlı Resul

    re'sül-mal: ana mal, sermaye

    reşha: sızıntı

    reyhan hoş kokulu bir bitki

    revac gözde, geçerlilik

    rızadade: razı olma hali

    rıza-yı İlahi: Allah razısı

    HALIL DOLGAR

    rızkı umumi-i iaşe umumi rızık, laye

    riba: faiz

    rikkat acıma, yufka yüreklilik

    Risalet-i Muhammediye Muhammedi

    Alayhissalatü Vesselamın Risaleti, Peygarm

    berliği

    rivayet-i sahiha: doğru rivayet

    riya: iki yüzlülük

    riyazet: az yemekle nefsi terbiye etme

    ruhani görünmez mahluklar, ruhla ilgili

    ruhban: hristiyanlarda din adamı

    R

    ruy-i zemin yeryüzü

    Rabb-i nås insanların Rabbi

    rücu' geri dönüş

    rabıta: bağ

    rabıta-i ittihad: birlik bağı

    rabtetmek: bağlamak

    rüçhaniyyet: üstünlük

    rükn-ü imani: imanın esası

    rüyet: görme

    racih seçilen, üstün

    rağmına inadına

    rahmet-i hassa hususi, özel rahmet

    S

    rahmet-i mücesseme: cisimlenmiş rahmet

    rahmet-i vasia: her şeyi kuşatan rahmet

    saadetaver: mutluluk verici

    raiyet: idare edilenler, millet

    rayiha: koku

    reca: ümit

    refet-i Rabbaniye: Rabbimizin merhameti

    rehber-i kemalat kemalat (mükemmeliyet,

    olgunluk) rehberi

    rencide etmek :kırmak

    saadet-i azime: büyük saadet

    saadet-i dareyn: iki cihan saadeti

    saadet-i ebediye: ebedi saadet

    saadet-i sermediye: nihayetsiz saadet

    saadet-i uzma: büyük saadet

    sabavet: çocukluk

    sabiyy-i müteşeyyih: yaşlı çocuk

    sada: ses

    YanıtlaSil
  113. SALE-I NUR DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER

    sadakte ve bilhakkı natakte: sen doğrusun

    ve hakkı söylüyorsun

    safa: gönül şenliği, ferahlık

    saf: duru, temiz

    safsata: saçmalık

    sahaif-i mevcudat: mevcudat sahifeleri

    sahib-i mal: mal sahibi

    sahih: doğru

    saika: sevkedip götüren

    sair: diğer

    salat: namaz

    salavat: Peygambere (A.S.M.) yapılan dua

    saltanat-ı insaniyet: İnsanların saltanatı

    sanat-ı İlahiye: Allah'ın sanatı

    sanat-ı ilim ilim sanatı

    sanat-1 Rabbaniye: Rabbimizin sanatı

    sandıkça-i uhreviye: ahiret sandığı

    sanem: put

    sath-ı arz: yeryüzü

    satıh: yüzey

    savlet: saldırı

    savt: ses

    sa'y: çalışma

    sayha: ses

    sebeb-i beka: ebediyet sebebi

    sebeb-i bereket: bereket sebebi

    sebeb-i haybet: zarar sebebi

    sebeb-i istibdad: baskı sebebi

    sebeb-i mahrumiyet: mahrumiyet sebebi

    sebeb-i necat: kurtuluş sebebi

    sebeb-i ref-i bereket: bereketin artma sebebi

    sebeb-i saadet mutluluk sebebi

    sebeb-i taciz: rahatsızlk verme sebebi

    sebeb-i tevazu: alçakgönüllü olma sebebi

    sebeb-i vücud: varlık sebebi

    seceya-yı hasene: güzel hasletler

    seciye: haslet, huy

    seciye-i İslamiye: İslamiyet huyu, karakteri

    sefahet: günahlara düşkünlük

    sefahetkarane: günahlara dalarcasına

    sefihane: günahlı halde

    sehiv: hata

    sekam: hastalık

    sekerat vakti: ölüm anı

    selamet-i kalp: kalbin huzuru

    selb etmek: kaybetmek

    sem' işitme duygusu

    semere: netice, meyve

    semere-i sa'y: çalışmanın meyvesi

    Semud: Salih aleyhisselamın kavmi

    sera: yer

    seraser: baştan başa

    seratan kanser

    sergerdan: şaşkın, başıboş

    sergüzeşte-i hayat: hayat macerası

    seriütteessür: hemen etkilenen

    serkeşane: baş kaldırırcasına

    sermaye-i insaniye: insanın sermayesi

    sermaye-i ömür: ömür sermayesi

    servet-i riba: faiz serveti

    serzakir: zikirbaşı

    setr-i gayb: başa gelecek halleri gizlemek

    sevab-ı amal: amellerin sevabı

    sevab-ı uhrevi: ahiret sevabı

    seyr ü sefer: yolculuk seyri

    seyr-i süluk-u ruhani manen yükselmek

    için manevi yollarda yürümek

    seyyarat: gezegenler

    seyyare: gezegen

    seyyidü'l-enam: İnsanların Efendisi (a.s.m.)

    402

    YanıtlaSil
  114. seyyie: günah

    sibğa: boya

    sıddıkın-i evliya: sıddık veliler

    sıdk: doğruluk

    sıfat-ı İlahiye: Allah'ın sıfatları

    sıfat-ı muhita: her şeyi kuşatan sıfatlar

    sıfat-1 Sübhaniye Sübhan olan Allah'ın

    sıfatları

    sıklet: ağırlık

    sırat-ı müstakim: doğru yol

    sırr-ı azam: büyük sır

    sırr-ı azim-i ubudiyet: kulluktaki büyük sır

    sırrı ihlas: ihlas sırrı

    sırr-ı vahdet: Allah'ın birlik sırrı

    siga-i mübalağa: abartı sigası

    sikke: damga

    sikke-i rahmet: rahmet damgası

    sille: tokat

    sille-i zillet: zillet tokadı

    silsile-i efkar: fikirler silsilesi

    sirac: lamba

    siyasivyun: siyasetçiler

    sofestai: kendini ve her şeyi inkar eden din-siz

    sofi: tarikat adamı

    sorfa-i rızk-ı umumi: Bütün canlıların rızık-

    landığı sofra

    subh-u haşir: haşir sabahı

    suğra: pek küçük

    suhulet: kolay

    su-i akıbet: kötü son

    su-i ihtiyar kötü irade

    su-i te'vil: söze kötü mana verme

    su-i zan: kötü düşünce

    Sultan-ı kainat: Kainatın Sultanı

    sure-i nahl: nahl suresi

    suret-i mülevvese: pis suretler

    suubet: zor

    suud yükseliş

    süfli: aşağı

    sükunet: sessizlik

    sükut: sessizlik

    sükut: alçalma

    Süreyya: bir yıldız topluluğu

    sürur sevinç, neşe

    HALIL DÜLGAR

    sütur-u kainat: kainat kitabının satırları

    süveyda-i kalp kalpteki siyahlık

    şahid-i kat'i: kesin şahid

    şahs-ı manevi insanların biraraya gelip

    oluştırdukları manevi kişilik

    şahs-i şerire şerli şahıs

    şaki: eşkiya

    şåkird: talebe

    şarab-ı muhabbet muhabbet şarabı

    Şari şeriatın sahibi

    Şark: doğu

    şayetse uygun, layık

    şeair: İslami alåmetler

    şebih: benzer

    şecaat: yiğitlik

    şecere-i hayat: hayat ağacı

    şecere-i kelimat: kelimeler ağacı

    şecere-i nurani: nurani ağaç

    şecere-i tuba: tuba ağacı

    şecere-i zakkum: zakkum ağacı

    şedit: şiiddetli

    şefkat-i ferzandane; evlada edilen şefkat

    403

    YanıtlaSil
  115. 404

    RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER

    şefkat-i mukaddese: mukaddes şefkat

    şehadet şahitlik

    şehamet: yiğitlik

    şehamet-i imaniye imandaki yiğitlik

    şek: şüphe

    şekavet: azap

    şekavet-i daime: daimi azap

    şekva: şikayet

    şems: güneş

    şe'n: şan

    şerait: şartlar

    şerait-i hayatiye: hayat şartları

    şeran dini hükümler gereğince

    şeriat dini hükümler

    şeriat-ı fıtrıye: kainatta yaradılış kanunları

    şerik: ortak

    şerur: çok şerli kimse

    şetm: sövme, kötü söz

    şevk şiddetli istek

    şevk-i ebediyet: ebediyet şevki

    şevk-i sa'y: çalışma şevki

    şiddet-i galeyan :galeyana gelme şiddeti

    şiddet-i hacalet: utanma şiddeti

    şiddet-i ihtiyaç: ihtiyaç şiddeti

    şiddet-i muhabbet: muhabbet şiddeti

    şikak: ayrılık

    şirk: Allah'a eş, ortak koşma

    şirk-i hafi: gizli şirk

    şöhret-i kazibe: yalancı şöhret

    şua: ışın

    şua-ı elektrik: elektrik ışığı

    şuara: şairler

    şuhud: şahid olma

    şura: fikir alış-verişi

    şuur-u imani: iman şuuru

    şümul: şamil, kuşatıcı

    şümus: güneşler

    T

    taahhüt söz verme

    taalluk: ilgili olma

    taallukat: ilgili olanlar

    taam: yemek

    taammül çalışma

    taassup: şiddetli taraftarlık

    taat: itaat

    tabaka-i turabiye: toprak tabakası

    tabakat: tabakalar

    tabasbus: yaltaklanma

    tabiatperest: tabiatı yaratıcı zanneden din-

    siz

    tabiiyyun: tabiatperestler

    tabirat-ı Nebeviye: Nebi'nin (a.s.m.) tabir-

    leri

    tadad: saymak

    tadil: düzeltme

    tagallüp: galip gelme

    tagayyür: değiştirme

    tağyir: değişiklik

    tahakkuk: vuku bulması, gerçekleşme

    tahakküm: baskı

    taharri araştırma

    tahassun sığınma

    tahassüngah: sığınak yeri

    tahavvül: değişme

    tahayyül: hayal kurma

    tahdid: sınırlama

    tahkir: hakaret

    tahribat: tahripler, yıkımlar

    YanıtlaSil
  116. HALİL DÜLGÅR

    tahrik: kışkırtma

    tahsis-i taabbüd: ibadetini tahsis etme

    taht-1 emir: emir altında

    taht-1 riyaset: reislik altında

    tahvilat: değiştirmeler

    taife: bölük, gurup

    taife-i nisaiye: kadınlar gurubu

    takdis: mukaddes tanıma

    taksirat: kusurlar, günahlar

    takva günahlardan korunma

    takviye: destek

    taleb-i hakikat: hakikat isteği

    talimat: talimler, öğretmeler

    talimgah-ı beşer: insanın öğrenme yeri

    taltif: iltifat

    tarafgirlik: bir tarafa taraf olmak

    taravet: tazelik

    tarihçe-i hayat: hayatın geçmişi

    tarikat manevi yol

    tarik-ı hakikat: hakikat yolu

    tarik-1 ubudiyet: kulluk yolu

    tarümar: darmadağın

    tarz-ı libas: elbise tarzı

    tasaffi: safileşme

    tasarruf: icraat

    tasarrufat-ı azime-i yevmiye: günlük büyük

    icraatlar

    tasarruf-u İlâhi: Allah'ın icraatı

    tasavvuf: tarikat

    tasfiye: temizlenme

    taslit: musallat etme

    tasvir: resmetme, zihinde canlandırma

    tathir: temizlik

    tatil-i eşgal: meşguliyeti tatil

    taun: veba

    tavattun: vatan edinme

    tavla: alır

    tayakkuz: uyanıklık

    tayinat belirlemeler

    tayyaremisal: uçak gibi

    tayyibat :iyi, güzel, hoş şeyler

    tazammun içerme, içine alma

    tazarru: niyaz, dua

    tazim: büyüklüğünü tanıma

    tebaiyet: tabi olma

    tebarüz açığa çıkma

    tebdil: değişim

    tebdil-i mekan: yer değişimi

    tebeddül: değişiklik

    teberri müberra olma

    teberruat: yardımlar

    teb'id: azap

    tecavüzat: tecavüzler

    teceddüd: yenileme

    tecelligah: tecelli yeri

    tecelli-i azam: büyük tecelli

    tecelli-i merhamet: merhamet tecellisi

    tecelli-i rahmet-i İlahiye Allah'ın rah-

    metinin tecellisi

    tecelliyat: tecelliler

    tecerrüd: soyutlanma

    tecessüm cisimlenme

    tecezzi: ayrışma

    tedarik edinme, ele geçirme

    tedayi-i efkar: fikirlerin çağrışımı

    tedenni: alçalma

    tedrisat: eğitim

    teenni: düşünerek iş yapma

    teenni-i hikmet: hikmetle dikkatle

    teessür: etkilenme, üzülme

    et

    cuğu

    rahmet.

    "

    nimetfic

    405

    YanıtlaSil
  117. RISALE-I NUR DAN SEÇİLMİS VECİZELER

    teessürat etkilenmeler, üzülmeler

    tefani birbirinde fani olma

    tefekkür: fikretmek, düşünmek

    tefessüh çürüme

    tefevvuk üstünlük

    tefeyyüz feyiz alma

    tefriş döşeme, yayma

    tefrit: normalin altı

    tefviz işi birine bırakma

    tegafül: gaflete dalma

    tehacüm: hücum etme

    tehir: gecikme

    tekebbür: kibirlilik

    tekellüfkarane: gösterişe kapılırcasına

    tekellüm: konuşma

    tekfir: birine kafir demek

    tekmil: olgunlaştırma

    tekzip: yalanlama

    telakki: anlayış

    tel'in lanetleme

    telkin: aşılama

    telvis: pisletme

    temeddüh: kendini övme

    temekkün yerleşme

    temellük: yaltaklanma

    temessük sarılma

    temessül: yansıma

    temhir: mühürleme

    temyiz: ayırma

    tenasi unutma

    tenezzüh: gezinti

    tenezzühgah: gezinti yeri

    tenezzülat-ı İlahi: Allah'ın kullarına tenez-

    zül etmesi

    tenkid: eleştiri

    tenkis: noksanlaştırma

    tentene dantela, ince örgü

    tenvir nurlandırma

    tenzih kusur kondurmama

    terakki: yükselme

    terakkiyat: yükselişler

    terakkiyat-ı beşeriye İnsanlığın yükselişi

    terbiye-i Muhammediye Muhammedin

    (a.s.m.) terbiyesi

    tercüme-i ezeliye: ezeli tercüme

    terhisat: vazifeden paydos

    terk-i enaniyet: benliği terk etme

    terk-i kebair: büyük günahları terk etme

    terk-i masiva: dünyayı terk etme

    tersim resimleme

    tertib-i mukaddemat: başlangıcı düzenleme

    tesanüd: dayarışma

    tesbihhan: tesbih eden

    teselsül: zincirleme

    teshil: kolaylık

    teshir: itaat

    teskin sakinleştirme

    teslim-i silah: silahı teslim etme

    teşahhus: şahıslanma, belirme

    teşci: cesaret verme

    teşekki: şikayet

    06

    tenasüb: uygunluk

    tena'um: nimetlendirme

    teşettüt şiddetlenme

    tenebbüt: büyüme, yetişme

    teşmil: kapsama

    teneffür: nefret etme

    teşrifatçı: teşrif eden

    tenevvü-ü hacat: ihtiyaçların çeşitliliği

    teşrik-i mesai: iş birliği

    YanıtlaSil
  118. HALİL DÜLGAR

    teşvikkarane: teşvik ederek

    teşyici : taşıyıcı

    tevağğul: çokça meşgul olma

    tevahhuş: vahşet alma, ürkme

    tevatür: doğru haber

    tevazu: alçak gönüllülük

    tevcih: yöneltme

    tevdi: bırakma, emanet verme

    teveccüh-ü nas: insanların yönelmesi

    teveccüh-ü rahmet Allah'ın rahmetinin

    yönelmesi

    tevehhüm: vehim etmek, kuruntu yapmak

    tevekkül: Allah'a güvenmek

    tevellüd: doğum

    tevessül: başvurma, sarılma

    tevfik-ı hareket: hareketin uygunluğu

    tevhid: Allah'ın birliği

    tevhid-i imani: iman birliği

    tevhid-i kulüp: kalplerin birliği

    tevzi: dağıtım

    tevziat memuru: dağıtım memuru

    tezahür görünme

    tezellül: zillet gösterme

    tezgah-ı azam: büyük tezgah

    tezkiye: temizlik

    tezyid: artma

    tezyif: çürütme, küçük düşürme

    tezyinat: süsleme

    tezyin-i müddea: süslü iddialar

    tılsım-ı hayretfeza; hayrete düşülecek tıl-

    sım, esrarengiz sır

    tılsım-ı muğlak: kapalı sır

    ticaret-i uhreviye: ahiret ticareti

    tilavet-i Kur'an: Kur'an okuma

    timsal model, sembol

    timsal-i münevver: nurlu örnek

    tulu: doğum

    turfanda: taze

    U

    ubûdiyet: kulluk

    ucub: ameline güvenme

    uhde: sorumluluk

    uhrevi: ahirete dair

    uhuvvet: kardeşlik

    uhuvvet-i İslamiye: İslam kardeşliği

    ukde-i hayat :hayatın düğümü

    ukul: akıllar

    ulema-i ilm-i kelam kelam ilminin alimleri

    ulüm ilimler

    ulum-u aliye yüksek ilimler

    ulûm-u diniye: dini ilimler

    ulûm-u imaniye: iman ilimleri

    ulüvvücenap: büyüklük ve yücelik

    umur: işler

    umur-u ebediye: ebedi hayata bakan işler

    unsur-u hava: hava unsuru

    usulu'd-din: dinin metodu

    Ü

    ümid-i mutlak: sonsuz ümit

    ünsiyet: alışma

    üssü'l-esas: esasların esası

    V

    va esefa: esefler olsun

    va hasreta ah özledim

    nimettir

    YanıtlaSil
  119. RISALE INUR DAN SECILMIS VECIZELER

    vabeste hagh

    Vacib il Vücud Varlığı zorunlu

    vahdet birlik

    vahidi kıyas kıyas birimi

    vahşetgah vahşet alınan yer

    vakaat olaylar

    valide anne

    valideyn anne-baba

    vasat orta hal, normal

    vasıl ulaşma

    vasıta-i zillet zillete düşme vasıtası

    vatanperver valansever

    vaveyla-i firak ayrılık feryadı

    vazife-i asliye-i fhtriye asli yaradılş vazifesi

    vazife-i asliye esas vazife

    vazife-i fitrat yaradılış vazifesi

    vazife-i fitriye yaradılış vazifesi

    vazife-i kudsiyye: kutsal vazife

    vazife-i muavenet: yardımlaşma vazifesi

    vecih: yên

    vedia emanet

    vefiyat ölümler

    velmi kuruntu

    velayet: maneviyat yolu

    veli: Allah dostu

    velvele gürültü

    velvele-i hayret: hayret gürültüsü

    veraset-i Nübüvvet: Peygamber varisleri

    vesait-i sefahet: günah vasıtası

    vesait-i zahiriye görünürdeki vasıtalar

    vesile-i makasad: maksadların vesilesi

    veyl: vay haline, yazık!

    vicdan-ı beşer: insan vicdanı

    vifak: ayrılık

    vikaye: koruma

    vird-i zeban: Sürekli okunan zikir

    visal: kavuşma

    vukuat-ı tarihiye: tarihteki olaylar

    vücub-u vücud: varlığı zorunlu

    vücub-u zekat: zekatın zorunlu kılınma

    vücudi varlığa dair

    vücud-u eşya eşyanın varlığı

    vüsat: kapsama

    vüsul: ulaşma

    Y

    yabani yabancı

    yakin kesin biliş

    yasub arı beyi

    yeis: ümitsizlik

    yeknesak: monoton, tekdüze

    yeknesaklık: monotonluk

    yekta: tek

    ye's-i mutlak: sonsuz ümitsizlik

    yetimane yetim gibi

    Z

    zaaf: zayıflık

    zaaf-ı iman: iman zayıflığı

    zaaf-ı kalbi: kalbin zayıflığı

    zabit: komutan

    zad: azık

    zad-ı ahiret: ahiret azığı

    zahir: görünen

    zahiren: görünen itibariyle

    zahiri: dış yüzü

    zaid: fazlalık

    zail: geçici

    408

    YanıtlaSil
  120. zailat-1 faniye: fani geçici işler

    zalumiyyet: kat kat zalimlik

    zaman-1 Adem Hz. Adem aleyhisselam

    zamanı

    zaman-ı hazır: şimdiki zaman

    Zaruret: mecburiyet, zorunluluk

    Zâyi: elden çıkan, yitik

    zehr-i katil: öldürücü zehir

    zekať'ül-ömür: ömrün zekatı

    zekavet: zekilik

    zelzele-i kübra : büyük zelzele, kıyamet

    zem: aleyhte konuşma

    zerrat: atomlar

    zerrat-ı alem: kainattaki bütün atomlar

    zeval: bitme

    zevil-ukul: akıl sahipleri

    zevk-i ruhani: ruhun lezzeti

    zındıka: zındıklar, dinsizler

    zihayat: hayat sahibi

    zikr-i İlahi: Allah'ın zikri

    zilal: gölge

    zillet: alçalma, düşme

    zindan-ı mezar: mezar zindanı

    zir ü zeber: darmadağın

    ziruh ruh sahibi

    ziyadar : ışıklı

    ziyafetgah-ı ebedi: ebedi ziyafet yeri

    ziya-yı kalp: kalbin aydınlığı

    ziynet: süs

    zuhur: görünme

    zulmet: karanlık

    zulmet-i kesafet: yoğun bir karanlık

    zulm-ü azim: büyük zulüm

    zübde: öz

    zühd: din için dünyayı terk etme

    zülumat-ı ebediye : ebedi karanlıklar

    YanıtlaSil
  121. Takdim

    Harfler birbirine sarılınca, kelime arz-ı endam eder. Kelimeler omuz omuza verince de, ku-laklarımızın kapısını çalar, sözler.

    Sözler var; mutluluk hazinelerini, saadet definelerini açar hatta ebedî ziyafetgah Cennetin ka-pısını da açar.

    Sözler var; inkılap yapar, istikametini değiştirir hayatın.

    Sözler var; azgın nefislere gem vurur, bulanık akılları uçurumdan kurtarır, ruhları ulvi âlem-lerin mihverine sevk eder, gönülleri gönül, kalpleri kalp, yürekleri yürek, insanları insan yapar.

    Sözler var; güneşten daha parlaktır. Gözleri aydınlatır, özleri aydınlatır, dem ve damarlara ka-dar nur yayar.

    Sözler var; zindanları saray yapar, ölümü sevgili, kabri gül bahçesi gibi sevdirir, darağacında asılmayı bekleyen bir çaresizi ebedi idamdan kurtarır, fani ve fakir bir adama dünya kadar ebedi bir mülkü kazandırır, ebedi hayatın levâzımatını buldurur. Yeterki insan kulağını tıkamasın, yeter-ki gönül kapılarındaki kilitleri kırsın, ölüden daha ölü olanları dirilten, maddesiyle manasıyla if-las etmiş zavallıları sultan yapan sözler var.

    Zamanı geçmez, hiç eskimez, yıpranmaz ve ölmez sözler var ki, hava gibi, su gibi, gıda gibi muhtacız onlara. O sözler olmasa biz olmazdık, biz başkaları olurduk yada başkaların rüzgarın-da savrulan aciz yapraklar olurduk. O sözlerden ilham almasak idealsiz, gayesiz, hedefsiz, hayat-sız bir halde madde ve hevanın kölesi bir bedbaht, esaret çukurlarında çürümeye yüz tutan bir hiç olurduk.

    O dürbün misal sözler olmasa ne ile temaşa edebilirdik Cennet bağlarını? Nereden bulabilir-dik ebedî ufukları? O sözlerle beslenmeseydi eğer kalplerimiz; anamıza-babamıza, eşimize, evlā-dımıza, dostumuza-ahbabımıza nihayetsiz mülakatları netice verecek ölümsüz sevgilerle nasıl bağlanabilirdik?

    11

    YanıtlaSil
  122. RİSALE-İ NUR'DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER

    Kainatın zerreleri adedince, ezelden ebede kadar olan zamanların saniyeleri mislince Rabb-1

    Rahimimize hamdolsun ki, o sözler var.

    "Nerede o sözler, hani?" diyorsanız, gözlerinizi yüreğinizle birlikte açın, basiretinizde yanı-nızda bulunsun ve elinizdeki kitabın sayfalarını çevirmeye başlayın.

    "Haydi ileri arş!"

    Halil DÜLGÂR

    Ekim 2006/ PENDİK

    İrtibat İçin:

    nuradavet34@hotmail.com

    sahaberuhu@hotmail.com

    halilsaiddulgar@hotmail.com

    YanıtlaSil
  123. Kız çocuğu rahmet

    Erket nimettir.

    Allah nimet için sorgu Sual eder

    Rahmet için sadece

    Ödüllendiris.

    H2. Muhammed. SAU.

    YanıtlaSil
  124. RISALE-I NUR'DAN SEÇİLMİŞ VECİZELER / Halil Dülgâr

    Halil Dülgår / Moralite Yayınları

    Yayıncı / Mehmet Denktas

    Editör/Zeynep Gürün

    Mizanpaj / Adem Şenel

    Kapak Tasarımı / Salih Koca

    Baskı / Çalış Ofset

    İstanbul Aralık 2006

    1. Baskı / Aralık 2006

    MORALİTE YAYINLARI

    Alemdar Mah. Ticarethane Sok. Fetih Han.

    No.33/5 Eminönü /İstanbul

    Tel: (0212) 511 58 20

    Faks: (0212) 511 59 41

    www.moraliteyayinlari.com

    YanıtlaSil

Yorum Gönder