BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:14 Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:10 Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
YanıtlaSil
yuksel6 Mart 2026 18:57 -1929-Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.
1939-Almanya'nın Polonya'ya saldırması Üzerine, II. Dunya Savaşı başlamış oldu.
1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.
EYLUL
01
PAZARTESİ
9 1447 R.EVVEL
RUMI: 19 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 119
tevekkül ettim
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.
Taberani
İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülāsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ekberde
bulunacaktır. Lem'alar
YanıtlaSil
yuksel17 Mart 2026 07:59 BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN GİZLİ VASİYETİ ACİKLANABİLSEYDİ TURKİYE DE Kİ TARİH DEGİSEBİLİRDİ
٥٩٨٠ لا شُفَعَةَ لِصغير ولا الغائب ولا لشريك على شريك اذا سمعة بالسَّرَاءِ وَالشَّفْعَةُ كَحَل العقال " (طب) ق خط عن ابن عمر)
5980- Küçüğe, yitik olan kişiye, satacağını duyup da ta-lip olmayan ortağa şüf'a hakkı yoktur. Şüf'a iplerin çözülmesi gi bidir (biri talip çıkmazsa hak diğerine intikal eder).
٥٩٨١ - لا شُومَ فَإِنْ يَكُ شُومٌ فَفِى الْفَرَسِ وَالْمَرْأَةِ وَالْمَسْكَنِ (طب عن ابن عباس بن سهل بن سعد عن ابيه عن جده)
5981- Kötümserlik (uğursuz sayma) yoktur. Şayet olursa atta, kadında, meskende olur.
٥٩٨٢ - لاَ صَلَوةَ بَعْدَ الْعَصْرِ حَتَّى تَغْرُبَ الشَّمْسُ وَلَا بَعْدَ الْفَجْرِ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ إِلَّا بِمَكَّةَ إِلَّا بِمَكَّةَ (حم قط طس حل ق عن أبي ذر)
5982- İkindiden sonra güneş batana kadar namaz yokt. ur. Sabahtan sonra güneş doğuncaya kadar namaz yoktur. An-cak Mekke'de, ancak Mekke'de.
٥٩٨٣ - لا صَلَوةَ لِجَارِ الْمَسْجِدِ إِلا فِي الْمَسْجِدِ (قط عن جابر ق قط عن ابى هريرة حب عن عائشة
5983- Cami komşusunun namazı ancak camide olur.
٥٩٨٤ - لا صَلوةَ بِحَضْرَةِ طَعَامٍ وَلاَ وَهُوَ يُدَافِعُهُ الْأَخْبَثَانِ (م د عن عائشة)
5984- Yemek hazırken namaz kılınmaz, küçük ve büyük abdesti varken namaz kılınmaz.
عليه ولا يؤمن بالله من لا يؤمن بى ولا يؤمن بى من لا نحب الانصار
قط على من عن سعيد بن زيد طلب عن الى صورة له من السماء بنت سعيد)
5988 Abdesti olmayanın namazı olmaz. Besmele'siz de olmaz. Bana iman etmeyen Allah'a iman etmiş olamaz. Paan sexmeyen de bana iman etmiş sayılmaz.
٥٩٨٧ - لا ضرر ولا ضرار من ضار ضارة الله ومن شاقى فى الله عليه
مالك والشافعي عن عمرو بن يحيى موسلا قط لك في عن أبي سعيد)
5987- Zarar vermek de yok, zarar görmek de yok. Kim zover verirse Allah ona zarar verir. Kim güçlük çıkartırsa Allah da one güçlük çıkartır.
٥٩٨٨ - لا ضرر ولا ضرار والرجل أن يضع خشبة في حائط جاره والطريق الْمَيْتَاءُ سَبْعَةُ أَذْرُعٍ (عب حم عن ابن عباس)
5988- Zarar vermek de, zarar görmek de yoktur. Ancak kişi komşusunun duvarına zarar vermiyorsa odun koyabilir. Yü-rüme yolu yedi arşındır.
٥٩٨٩ - لا طاعة لأحَدٍ فِي مَعْصِيَةِ اللهِ إِنما الطاعة في المعروف (خ) مدد
حب عن على
5989- Allah'a isyan olan yerde hiç kimseye itaat edilmez. İtaat ancak İslami hudutlar dahilinde olur.
٥٩٩٠ - لا طَاعَةَ لِمَخْلُوقِ فِي مَعْصِيَةِ الخَالِقِ" (حم طب له وابن خزيمة وابن جرير عن
عمران والحكم بن عمرو وابو نعيم خط عن انس طب عن النواس
5990- Halık'a olan isyanda mahluka itaat yoktur.
٥٩٩١ - لا طلاق إلا فيما تملك ولا عنق إلا فِيمَا تَمْلِكُ وَلا بَيْعَ إِلا فيما تَمْلِكُ وَلا وَفَاءَ نَذْرٍ إلا فيما تملك ولا نذر الا فِيمَا أَبْتَغِيَ وَجْهُ اللَّهِ تَعَالَى وَمَنْ
حَلَفَ عَلَى قَطِيعَةِ رَحْم فَلا يَمينَ لَهُ (دلك عن عمرو بن شعيب عن أبيه عن جده)
sahteciliği var. "Bir yerde ucuza satabildiğin ürünü başka yerde Evet, Migros, Şok gibi... Ama orada inkâr yok, kapitalizmin daha pahalı niye satıyorsun?" sorusu sahipsizdir. Ayrı fasıl, geçe lim. Neticede, "Duvarcı Ustası" ve çıraklarının buluştuğu kulüp-lerin her birinin uluslararası örgütlenmeler oldukları ortada. Bazı yerlere gelebilmek için niye bu örgütlere üye olmak acayip bir ilti-mas sağlıyor? Sistem acaba ne ölçüde ahlâki ölçütler çerçevesinde işliyor? Gülünç bir ayinleri olduğunu biliyoruz. Bu ayinleri ye. nilemeye, hatta kısmen güncellemeye dahi cesaretleri yetmeyen masonların toplumda yenilik öncüsü olmaları akılla bağdaşır mı?
Ama o ritüelleri belirleyen birileri var demek ki...
O ayinler eskiden beri var, ama artık köhneleşmiş ve bundan beş yüz yıl öncesine ait. Fransada Tapınak Şövalyelerine yapılan operasyon için mahkeme sırasında haklarında iddia edilen ahlâk dışı alışkanlıklara dair söylentiler bugün ne kadar geçerli? Günü-müzde çok mu farklı? Onun için Masonların küresel oyun içinde şöyle bir rolleri olduğunu düşünüyorum: Bulundukları toplumun milli kültürlerini, milli duyarlılık noktalarını yok etmek. Bulun-dukları toplumdaki insanların mümkünse tamamını dünya va-tandaşı haline getirmek... Bulundukları ülkeleri sömürgeci siste-me bağımlı kılmak için ortam oluşturmak görevindedirler. Çoğu bunu bilinçli yapmaz elbette. Ama süreçte hizmet edilen efendi başka bir yerdedir; ülkenin içinde değildir.
Peki, hizmet edilen o efendi veya efendiler kimlerdir?
Mesela CFR'ye (Dış İlişkiler Konseyi) hizmet edebilirler. Bu işlerin en tepesi CFR'dir demiyorum. Belki görünürde en üst ma-
kamlardan biridir. Küresel dalavereleri geliştirip uygulayanlar herhalde tek bir örgütte buluşmuş değillerdir. Her şeyi oradan ya piyor da değillerdir. Öyle bir tane imparator hazretleri ve onun idare ettiği gizli küresel yönetim kurulu olmasa gerek. Bir yerde birilerinin borusu ötüyordur. Birbirleriyle de amiyane tabirle si-dik yarışı içindedirler. Islah olunmamış hırsları, törpülenmemiş benlikleri yüzünden kaçınılmaz bir biçimde birbirlerini de yer-ler. Onları birbirleri aleyhinde dengeleyen tek şey küresel çarktır. Tabii nihai tahlilde soracak olursak dünyayı kim yönetiyor diye, dünyayı Allah yönetiyor. Buna hiç şüphe yok. İslam'ın itikat sis-temini Sufi yorumuyla benimsemiş bir insan olarak inanıyorum ki, her durumda yeryüzünde gerçekleşen her işin biricik, mutfak faili Allah'tır. Gerçekte her işi tedvir eden Allah'tır. Ama bu işleri nasıl tedvir eder? Şeytanı özgür bırakarak, şeytanın yardımcıları ile sınav çarkını yürütüyordur. Allah dilemese, izin vermese bir şey yapabilmesi mümkün olabilir? Bu yüzden dünyayı kim idare ediyor sorusunun cevabı tek kelimedir: Allah! Fakat Allah dünya-yı bütünüyle şeytanın eline bırakmış gibidir. Onun için kendile-rini dünyayı yönetecek devler ve yarı tanrı varlıklar olarak algıla-yanlar bana bütün ciddiyetlerine rağmen çok gülünç görünürler. Neden? Şeytanın yardımcısı veya oyuncağı oldukları halde bu-nun farkına varamamaları çok gülünç bir durum değil midir? Bu kadroların bir kısmı da ayinlerinde doğrudan şeytanla bilinçli bir şekilde işbirliği yapabilirler. Sadece Masonları kast etmiyorum. Mesela Türkiye'de herhangi bir Mason locası kendisini, belki de bütün mensuplarını, hatta üstadını bile bağımsız zannedebilir. Sadece şöyle de düşünüyor olabilir: Tamamen insani değerler bağlamında Fransa ya da İngiltere'deki genel merkezle işbirliği-miz var. Fakat farkında olmadan CFR'nin yönlendirdiği, yönetti-ği bir örgüt misyonu yürütüyor olabilirler. Zira kültür ve siyaset
hayatımızda yaptıkları genellikle böyle bir iştir. Küresel hayat tar tici yetiştirmek... Yani adam diyelim ki Masondur, çok büyük bir zını yaymak... Daha açık bir ifade ile küresel çeteye köle ve tüke gelip özelleştirmeye girmesini ister. Daha doğrusu istiyor görül zengindir. Fakat tutar, filan veya feşmekân yabancı sermayenin nür. Kendi sermaye gücü yetmediğine göre kamunun elinde kalsa ne olur? Özerk olarak yönetilmesi halinde niye özelleştirme şart? Olmaz! Çünkü onun ilahları öyle istiyordur. Kimdir ilahları? Kü-resel sermayedir. Onlarla işbirliği yapmazsa palazlanamayacağı ni, bulunduğu yerde bile kalamayacağını, yutulacağını bilir.
Mozart, Voltaire, Balzac, George Washington gibi çok bü yük masonlar var. Ama mesela Mozart niye mason olma ih-tiyacı duysun? Mason olmasa büyük sanatçı olamaz mıydı?
Mozart zaten çok genç yaşta ölmüş bir adam. Mozart'ı diğer-lerinden farklı tutmak lazım... İleri derecede bir mason olduğu-nu da sanmıyorum. Ama o günün şartları içerisinde masonlar iyi örgütlenmişler. Üstelik "yükselen değer" haline getirilmişler. Gizli işler her zaman insanları cezp eder. Düşünün, ancak seç-kinlerin kabul edildiği karanlık ve derin bir oda... Aynı zamanda moda... Gerçek yıldızlar da, bütün yeteneklerine ve özgüvenle-rine rağmen böyle bir cazibeye de meyledebilirler. Muhtemelen Goethe de masondur ve daha sonra Müslüman da olmuştur. İn-sanlar niçin 10 ya da 20 milyar verir de Galatasaray, Fenerbahçe üyesi olurlar?
Kendi reklâmını yapmak, itibar görmek için...
Kendi reklamını yapar tabii. Fakat ayrıca toplum ona bir de-ğer veriyordur. Milyonlarca insan futbolla ilgileniyor. Büyük ku-lüpler herkesin gözdesi. Oralarda sözde karar vericiler arasına
o dö-girmek yüksek bir konum elde etmek gibi görülüyor. İşte nemde masonluk batılılar için öyledir. Hani bir zamanlar Ana-dolu'da memurların üye olduğu şehir kulübü gibi nasıl mahalli seçkinliğin belirtisi ise öyle. Üstelik Masonlukta bir de sana dün-ya çapında bağlantının esrarlı çekiciliği sunuluyor. Öte yandan bizzat Masonluk, "Filanca adam da burada" dedirtmek için ün-lüleri de aralarına almaya büyük önem verirler, özen gösterirler. Mozart, Balzac gibi yetenekli insanlar masonluğun içindeki istis-nalardır. Mason olmamaları halinde de büyük yeteneklerdir.
Burada bir noktayı daha belirtmek isterim. Masonlar hakkın-da bir sürü şey okudum, ama sağlıklı bir kanaat sahibi olamadım. Buna karşılık çok basit bir kitaptan, daha doğrusu kitapçıktan epey ciddi bir kanaat edinebildim. Sözünü ettiğim kitapçık ka-palı devre yayındı. Üzerinde Masonluk işareti olan bir kitapçık... 1933 tarihli. Üzerinde 35 kuruş diye fiyat da var. Satıldığına göre, herhalde çok da kapalı devre yayın sayılmaz... İki mason üstadın konferansı vardı bu kitapçıkta. Konferanslardan birisini Mehmet Akif Ersoy'un damadı ve önemli masonlarımızdan Ömer Rıza Doğrul vermiş. Diğer isim şu anda aklımda değil.
Hangi yıl verilmiş?
Konferansın verildiği tarihi çok iyi bilmiyorum, ama kitabın basım yılı 1933... Orada şunu gördüm. Bu iki konferans âdeta tasavvuftaki "vahdeti vücut" anlayışıyla pozitivist batı düşüncesi-nin çarpıtılmış şeklinden ibaret bir felsefe koyuyor ortaya. Aslın-da çok tanrılı, çok tanrıcı bir inanç oluşturuyor. O zaman kendi kendime dedim ki, Masonluğun en azından çağımızdaki ana he-defi, birincil derdi semavi itikatları yok etmektir.
Masonluğun Yahudiliğe hizmet ettiği tezi çürür o zaman, İlk bakışta öyle görünür, ama bence çürümez. Niye? Her şeyi
sen kontrol edersen herkesin semavi itikadı yıkılır, seninki hariç Kaldı ki İsrail için semavi itikat çok önemli değildir... Bugün Si yonistlere deseniz ki, "Size dünya krallığını vereceğiz, siz de Tev. rat'i inkâr edeceksiniz" acaba ne derler size? Pek çok tanrıtanımaz Siyonist vardır, malum. Milli ülkü önemlidir onlar için. Yahudi inancı, Siyonistler açısından milli ülküyü diri tutmaya yarayacak bir dayanaktır. Gerisi önemli değil. Adam belki sosyal demokrat-tir, belki tanrıtanımazdır, ama büyük İsrail ülküsünü herhangi bir Tevrat tutkunu Siyonist kadar savunabilir. Siyonist olmak böyle bir şeydir, ama Yahudi olmak bu değildir. İnsan Yahudi'dir, belki bir ölçüye kadar da dindardır, ama "kendisinin seçilmiş bir ırkın temsilcisi, bütün insanların da köle olduğu yolundaki saplantıyı benimsememektedir. Siyonizm ile Yahudilik birbirine karıştırıl-mamalıdır. Yani Masonluk Yahudiliğe hizmet etmez, ama Siyo-nizme eder.
Ama maddi hirstan dolayı önemli bir konuma geleyim diye bunu yaparlar. Ülkenin kim olduğu önemli değil, yeter ki ben nemalanayım diye düşünürler.
Daha açık konuşalım. Amerikalı vatandaşa sorarsanız insan-cıldır değil mi? Ortalama vatandaş böyledir... Çoğunluk genelde iyi hisler taşır. Fakat Amerikan orduları üç beş günde Irak'ı işgal ettiğinde bundan klasik sömürgeci hazzı duymazlar mı? "Benim ordum, benim askerim, zafer, kahramanlık, aslanlar, kaplanlar" türünden duygular onların yüreklerine uğramaz mı? Elbette bir gurur yaşarlar. Karşı çıkanlar bile büyüklüklerinin ve güçlerinin farkında olmanın bir tür keyfini de çıkarırlar. Kendi milletinin haklı veya haksız zaferinden ötürü rahatsızlık duyabilecek kaç in-
sanhk tutkunu vatandaş bulabilirsiniz dünyada? Biz Kıbrısa mü-dahale ettik. Olağan durumda bize sorarsanız zaten bizim olması gereken bir yere müdahale ettik ve kahramanığımızla gurur duy-duk. Milliyetçilerimiz bununla gurur duydu da solcular rahatsız mu oldu? Gerçekten "enternasyonalci" veya satılmış olanlar böy-le bir başarıdan dolayı hiçbir şekilde olumlu duygular yaşama-yabilirler. Ha, bir de adam evrensel değerler için her şeyini feda edebilecek yapıdadır da huzursuz olmuş olabilir. İsrail'in küresel boyutta başarılı olmasını sadece Siyonistler mi arzu eder? Mesela bir zamanlar Fenerbahçede, kısa bir süre de Galatasaray'da top oynayan Revivo'nun hoşuna gitmez mi? Kolayca "hoşuna gitmez" diyebilir miyiz? Malum, İsrail'de resmi nikâhta söylenen şarkının sözleri Kudüs üzerine bir kutsama içerir. Evlenen her İsrailli o şarkıyı coşkuyla söylediği için kesinlikle Siyonist duyguların aşı-sını bir ölçüde alır. Görünürde Kudüs'ün İsrail için hep mukad-des bir yer olduğu vurgulanır, ama Kudüs merkezli bir dünyanın efendiliğinin özlemi satır arasında dile getirilir. Düşünün resmi nikâhlarında bile bu vardır. Masonlukla ilgili bugün yeni bir şey göremiyorum, ama Masonları kullananların karanlıkta olduğunu düşünüyorum. Masonlara ısmarlanan tasarıların ille de somut bir küresel tezgâh olması gerekmiyor. Bir kere çarkı kurarsınız. Ortak değerler, kardeşlik, eşitlik, adalet... Sonra buradan nereye gelirsi-niz? Özgür ticarete. Dünya ticaret örgütü ne diyor? Sıfır gümrük diyor. Dün özgürlük, adalet, eşitlik, bugünse sıfır gümrük... Sıfır gümrükle ticaret olduğu zaman özgürlük mümkün mü? En çok sermayesi olan, en çok üretim yapan adamla yeni yeni bir şeyler üretmeyi deneyecek bir toplumun eşit şartlarda rekabet etmesi-ne imkân ve ihtimal var mı? Kâğıt üzerinde baktığınız zaman bu eşitlik olur. Fransa, İngiltere ya da öteki sömürgeci ülkeler özgür-lük, eşitlik, adalet adına Osmanlı İmparatorluğu'ndaki toplumla-
kendileri neredeyse bir yüzyıl daha imparatorluklarını sürdürdü. rı daha 19. yüzyılın ortasından itibarın kopartıp ayırdılar. Fakat ler. 1960'da Fransa'nın Cezayir'de sömürgesi vardı.
Fransız İhtilali, I. Dünya Savaşı, Endüstri Devrimi gibi dünya yönetiminde meydana gelen önemli olayları Mason-ların gerçekleştirdiği söyleniyor. Bu doğru olabilir mi?
Bu çok katıksız bir komplo teorisi olur. Böyle pek çok iddia okudum. Oturup Masonlar olarak karar vermişler ve Yakışıklı Philip'in Tapınak Şövalyeleri'ne yaptıkları kötülük ve katliamın intikamını almak için Fransız Hanedanı'nı yok etmek üzere ihti-lali örgütlemişler. Ilginç bir senaryo... Yüzlerce yıl sonrasına kur-gulanan bir intikam, insana kolay kabul edilebilecek bir teori gibi gelmiyor. Fakat İhtilali'nde masonların çok ciddi rolü olduğu da gerçektir.
Voltaire, Balzac gibi isimlerle mi?
Voltaire, Balzac önemliler. Doğrudan ihtilalin liderliğini yü-rütenler içinde çok Masonlar çoğunluktadır. Fakat Fransada o ihtilâl hiç yoktan mı oldu? Bu şuna benzer: PKK'nın arkasında kesinlikle gizli servisler vardır. Peki, eğer güneydoğuda Türki-ye Cumhuriyeti devleti kurulduğundan itibaren orada ciddi bir eğitim hamlesi gerçekleştirilse, o insanlar iş sahibi olsa ve fe-odalizm geriletilmiş olsaydı, PKK'nın sömüreceği ağalık düze-ni olmasaydı, PKK diye bir örgütün dışarıdan destekle koca bir bölgede ayrılık duygularını bu kadar yükseltebilmesi mümkün olur muydu? Onun için Fransada krallığın çürümesi, hanedanla aristokrasi arasındaki ilişkilerin çarpıklaşması ihtilalin önünü açmıştır.
kendileri neredeyse bir yüzyıl daha imparatorluklarını sürdürdü. rı daha 19. yüzyılın ortasından itibarın kopartıp ayırdılar. Fakat ler. 1960'da Fransa'nın Cezayir'de sömürgesi vardı.
Fransız İhtilali, I. Dünya Savaşı, Endüstri Devrimi gibi dünya yönetiminde meydana gelen önemli olayları Mason-ların gerçekleştirdiği söyleniyor. Bu doğru olabilir mi?
Bu çok katıksız bir komplo teorisi olur. Böyle pek çok iddia okudum. Oturup Masonlar olarak karar vermişler ve Yakışıklı Philip'in Tapınak Şövalyeleri'ne yaptıkları kötülük ve katliamın intikamını almak için Fransız Hanedanı'nı yok etmek üzere ihti-lali örgütlemişler. Ilginç bir senaryo... Yüzlerce yıl sonrasına kur-gulanan bir intikam, insana kolay kabul edilebilecek bir teori gibi gelmiyor. Fakat İhtilali'nde masonların çok ciddi rolü olduğu da gerçektir.
Voltaire, Balzac gibi isimlerle mi?
Voltaire, Balzac önemliler. Doğrudan ihtilalin liderliğini yü-rütenler içinde çok Masonlar çoğunluktadır. Fakat Fransada o ihtilâl hiç yoktan mı oldu? Bu şuna benzer: PKK'nın arkasında kesinlikle gizli servisler vardır. Peki, eğer güneydoğuda Türki-ye Cumhuriyeti devleti kurulduğundan itibaren orada ciddi bir eğitim hamlesi gerçekleştirilse, o insanlar iş sahibi olsa ve fe-odalizm geriletilmiş olsaydı, PKK'nın sömüreceği ağalık düze-ni olmasaydı, PKK diye bir örgütün dışarıdan destekle koca bir bölgede ayrılık duygularını bu kadar yükseltebilmesi mümkün olur muydu? Onun için Fransada krallığın çürümesi, hanedanla aristokrasi arasındaki ilişkilerin çarpıklaşması ihtilalin önünü açmıştır.
Masonlar bunu yapacak kadar organize değillerdir diyorsu nuz...
Ne kadar iyi örgütlenmiş olurlarsa olsunlar, şartlar elverişli hale gelmese ne yapabilirlerdi. Şartlar çok elverişli hale gelmişti.
Bu olaylarda liderlik yapanların önemli bir kısmının mason ol-ması, karar veren mercilerin bunlar olduğunu göstermez. Ha, ka-rar veren ve uygulayanların tamamı Mason olabilir. Bunlar daha sonra üst düzey kulüplerin görevlileri de olmuşlardır. Şöyle ifade etmek daha doğru olur: Bunlar locaların merkezinde başlamış ve pişirilmiş işler olmayabilirler. Fakat Mason localarının rah-le-i tedrisinden geçmiş insanların oluşturduğu başka üst düzey mekanizmalarda planlandıkları ve uygulandıkları düşünülebilir. Fransız ihtilaline öncülük etmişlerdir. Birinci ve İkinci Dünya Sa-vaşı'nda etkin olmuşlardır, tamam... Fakat bu ölçekte büyük olay ve süreçler ne kadar iyi planlanmış olursa olsunlar şartlar müsait olmasa geliştirilemez ve gerçekleştirilemezler. Şöyle bir örnek ve-reyim: Mesela, "Karda yürür iz bırakmaz" deriz. Bazı zamparalar böyle yaparmış... Fakat bu zor bir şeydir. Karda yürüyorsunuz, arkanızdan da şiddetli bir şekilde kar yağmaya devam ediyor. Şimdi siz arkanızda iz bırakmamış mı oluyorsunuz? Yoksa karda yürüdüğünüz takdirde iziniz kalır. Tek yolu, arkadan tekrar karın yağmaya devam etmesidir. Yani şartlar size yardım etmelidir.
Arkada bir güç var...
Arkada bir güç var. Birisi gider filanca ülkenin ormanını ate-şe verir. İtfaiye bu yangını çok kısa sürede de söndürebilir, ama bir şiddetli rüzgâr çıkarsa söndüremez. Fransız İhtilâli veya Bi-rinci Dünya Savaşı'nda her şey sadece planlayanların planladığı gibi gelişmiş değildir. Doğal gelişmeler de bu hadiselerin cereyan edişinde rol oynamıştır. Bunu kaçırmamak lazım... Zaten bir in-
sanın tanrı gibi her işi tıpkı planladığı gibi bitirebilmesi mümkün doğruya şeytanda var olduğuna inandığımız güçlerin tamamını değildir. Hiçbir zaman böyle bir şeye inanmıyorum. Doğrudan özgürce kullanabilseler bile, insanoğlu ne birey ne de grup olarak böyle bir yeterlilik edinemez! Allah bunu kıskanır? Benim tezim budur. Allah peygamberlerine bile böyle bir iktidar vermemiştir, niye alçakça işler yapan adamlara versin? Fakat bunlar kendile. rini ilahlar olarak kandırsınlar diye Allah onları şaşırtmış. Çark, sınav çarkı... Sınavın olabilmesi için, en azından belli bakış açı-larına göre bir "kötü adam" cephesi bulunmalı. Bir zorlayan, bir soran, soruşturan olmalı...
. Atatürk'ün mason olduğuna dair bir rivayet var. Makedon-ya'daki mason locasına kayıtlı olduğu söyleniyor. Ama Ata-türk'ün mason localarını kapattığını da biliyoruz. Bu duru-mu nasıl yorumluyorsunuz?
Bu kaynakların doğru olup olmadığını bilmiyoruz, olaya akıl yürüterek bakalım. Mustafa Kemal Atatürk hakkında Türkiye'de iki kesin yorum vardır: Birincisi Atatürk tanrıdır demeye varacak kadar at gözlüğüyle bakanlarınkidir. İkincisi de, "Atatürk deccal-dır" diyen, onun yaptığı her işin arkasında bir melanet arayan-ların yorumu. Bu yorumların ikisi de aynı derecede kötüdür ve akıl dışıdır Atatürk tanrı da değildir, deccal de. Atatürk yetenekli, hırslı, tutkulu, kabına sığmayan bir adamdır. Böyle bir adamın döneminde bütün acar subayların heves ettiği uluslararası bir ör-gütlenmenin parçası olmayı istemesi çok doğaldır. İnandığı veya inanacağı için değil, kendi hayallerini gerçekleştirmesine yardım-cı olabilme ihtimalini gördüğü için girebilir. Bu, Atatürk'ü diğer-lerinden daha aşağı veya yukarıya çıkarmaz.
Deli dolu, bıçkın, kabına sığmayan, kural tanımayan bir adam... Sistemle de kavgası var, belki de saltanata kafa tutan bu insanların tamamın Masonlukta şöyle bir değer de görmüşlerdir: Küresel özgürlükçü vizyonun mekanizması Mason localarıdır. O zaman için onlara öyle gelmiştir. Hele bir de, "Bakın biz Masonlar Fransız İhtilali'nin mimarıyız" diye propaganda da yapıyor iseler. aynısını Osmanlı'da hayal eden bu yeni Türklerin localara gidişini anlamak zor olmamalı... Ancak Atatürk girmiş bile olsa çok faz-la içli dışlı olduğunu sanmıyorum. Her toplantıya gittiğini, çok disiplinli bir katılımcı olarak devamlılık gösterdiğini düşünmü-yorum. Atatürk gibi çılgın bir yetenek böyle bir mekanizmayı va-tanperver olarak zararlı, siyasetçi olarak kendi gücünü paylaşan bir erk olarak görebilir. Bu durum Atatürk'ü küçültmez, sonradan locaları kapatması da yüceltmez.
Niye kapattı? Nasıl olsa ülkenin tek lideri konumunda, hiç dokunmayabilirdi.
Dedim ya, Atatürk vatanperver olarak bu uluslararası örgüt-lenmenin ülkeye zararını veya kendi bağımsızlık duygularıyla çe-liştiğini gördüğü için kapatmış olabilir. Ya da sadece bir devlet adamı olarak kendi iktidarının yarı ortağı gibi davranabilecek bir örgütlenme biçimi olduğunu görür, o yüzden yok etmek isteye-bilir. Bu gerekçeler Atatürk'ü ne yüceltir ne de küçültür. Ayrıca bu kapatma hiçbir şekilde Masonların en hızlı ve en sıkı Atatürk-çü olan kesimlerinde kolayca örgütlenmelerine engel olmamıştır. Bir yandan Atatürk kapattı diyoruz, ama bu memleketin en iyi Atatürkçüleri veya öyle geçinenleri mason oluyorlar. Bu Mason-ların meziyeti mi ya da Atatürk'ün kusuru mu? Öyle her şeyin düz bir mantıkla çözülebildiği bir gerçeklik alanında değiliz. Ta-
rihte bir sürü çelişkiler vardır. Aynı ideolojiye mensup insanlar karşıt ideolojilerdeki insanlarla ailevi, maddi sebeplerden, yani rüzgârın esiş tarzından ötürü aynı çizgide buluşmuş olabilirler. Alın işte, Susurluk kazasında aynı arabada bir feodal bey, bir de. rin vadi insanı, bir polis şefi, bir de şov dünyasının kenarlarında dolaşan hatun vardı. Bu dördünü bir araya hangi ideolojik man-tıkla getirebilirsiniz. Hiçbir şekilde gelmez. Mesela bazı iktidarla rın içerisinde öyle etkin adamlar vardır ki, Karadenizli başbaka nın saltanatının sürdüğü dönemde Karadeniz mafyasını çökertir, Kürt mafyasına ivme kazandırabilir. Yahut Çerkez mafyasına... Yahut Gürcü mafyasına... O yüzden her şey doğrusu doğrusu-na, eğrisi eğrisine gelmez. Bazı şeyleri açıklayamayız, çünkü in-san gibi karmaşık bir organizmanın teşkil ettiği yapılar çok daha karmaşık olma durumundadırlar. Neticede Gazi'nin bir zamanlar mason locasına girdiği yolundaki iddia doğru olabilir ve bu hiç-bir şeyi değiştirmez.
Peki masonlar kime hizmet ediyorlar?
Sanırım daha önce değinmiştim: Masonlar öyle veya böyle sonuçta dünya vatandaşı üretimine hizmet ediyorlar. Bu da milli toplumları yok edici bir süreçtir. Bir numaralı hizmetleri bence budur. O yüzden mesela bir bakarsınız Masonik bir örgütlen-me Türkiye'de batı musikisi konserleri vermeye öncülük edebilir, bunların yaygınlaşması için çalışabilir. Ama milli musiki ekolüne katkıda bulunmak gibi bir dertleri olmaz. Uluslararası resim sa-natını öne çıkarabilir, ama mesela minyatür için bir dertleri pek olmaz. Zaman zaman birtakım milli kültür değerlerine saygılı ya da sahip çıkıcı davranışlarda bulunan Masonlar da görebiliriz. Şunu da istisna olarak kaydedelim: Bugün Türkiye'de milli duyar-
"Bütün gerçekler üç aşamadan geçerek sınanır. Önce komik bulunur, sonra şiddetli bir direnişle karşılaşır ve üçüncü aşamada kesin doğru olarak kabul edilir.
Arthur Schopenhauer, Filozof, 1788-1860
Soğuk Savaş sonrası Yeni Dünya Düzeni fikrini ortaya atanlar nasıl bir model öngörüyorlardı?
Uyuşturucu, eroin, organ nakli, kaçak insan ticareti, fuhuş gibi yasa dışı yollardan gelen kara paralar kimlerin kontrolünde?
Opus Dei ve Vatikan çok güçlü sermaye yapılarına rağmen, niçin dünyayı kontrol etmede etkin değiller?
Küresel sermaye ve büyük aileler medyayı nasıl istedikleri gibi manipüle ediyorlar?
Dünyayı yönetiminde etkin olduğu farz edilen gizli örgütler aslında sadece birer görüntüden mi ibaretler?
hir Il Halk Kütüphanesi
DEMO
zorluğun gizli kurmayları Türkiye llerini gerçekleştirmek için kimleri
Sadece senin bildiğin başka birisinin bilmediği ismin hürmetine, bütün hepsinin bildiğin isimlerinin hürmetine manevi âlemde ki, maddi âlemde ki, ilimleri, hayırları, nimetleri, afiyetleri, selâmet leri yakinleri ezelden ebede müminlerin ve hayırlı ların hürmetine ezelden ebede müminlerin hayırlıların üzerine indiriver yarabbi. Y. C.
kiraat-i seba قرائت سبعه : Kur'an'ın yedi çeşit okunuşu, Kur'an'daki bazı kelimelerin (sı-rat, målik, Cibril kelimelerinde olduğu gibi) farklı şekillerde okunuşu: 1.Kureyş 2.Huzeyl 3.Havāzin 4.Kinane 5.Sakif 6. Temim 7. Ye-men halkının şivesine göre yedi farklı tarzda okunuşu
kıraatsız قرائنسز : okuması olmayan, okuma bilmeyen
kira قرا : susuz ve verimsiz(yer(
kiraet قرائت bk kıraat(
kiraeten قرائة : okuyarak
kirba قربه : deriden yapılmış su kabı, su tulu-mu, su torbası
kırbaç قرباج : deriden yapılmış kamçı
Kirgiz قيرغيز : Orta Asya'da bir Türk toplumu.
Kırgızlar, Türkistan ve Doğu Türkistan'la Si-birya arasındaki bölgede uzun süre göçebe olarak yaşamışlardır. Batı tarafta yaşayanlara Kırgız ve Kazak, Çin'in kuzeyindeki bölge-lerde yaşayanlara Kara Kırgız adı verilmiştir. Konuştukları dil esas olarak Türkçe olmakla beraber Moğolca ve Farsça kelimeler ve Arap-ça İslamî bir kısım terimler de Kırgız diline geçmiştir
Kirim قبرم : Kırım Karadeniz'in kuzeyinde Azak Denizi'nin güneyinde bir yarımadadır. Kerç yarımadası ile doğuya doğru uzanır
Kırım'ın 2005 nüfus sayımı sonuçlarına göre nüfusu 1.994.300 idi
Ülke nüfusunun büyük çoğunluğu Rus ol-makla birlikte, ülkede Ukrainler ve Kırım Ta-tarları oldukça büyük nüfusa sahiptir. Ruslar: %58, 32; Ukrainler: %24, 32; Kırım Tatarları: %12, 1; Beyaz Ruslar: %1, 44; Tatarlar: %0, 54;
Diğer azınlık grupları: Karadeniz Almanları, Romanlar, Bulgarlar, Polonyalılar, Azeriler, Koreliler ve Yunanlılar'dır.
mektedir devlet işlemleri sıklıkla Rusça ile yürütül Devletin resmi dili Ukrayna dili'dir, ancak
Kırım Halk Cumhuriyeti kurulmadan önce Kırım, Rusya İmparatorluğu içindeki Tavrida Guberniyası'nın bir parçasıdır.
7 Nisan 1917 günü Akmescit'de Bütün K rım Müslümanları Kongresi toplanmıştır. Bu 1500'den çok kişi katılnıştır. Toplantıda en ak tif olanlar Vatan Cemiyeti'nden Seyitcelil Hat-tat, Ablakim İlmiy, Asan Sabri Ayvazov gibi milletçilerdir. Toplantıda Kırım Müslümanlan Merkezi İcra Komitesi belirlenmiştir. Noman Celebicihan komitenin başkanı ve Kırım Müf tüsü seçilmiş, Cafer Seydamet ise o Rusya Hu kümetinin ellerinde olan Vakıf Komisyonu'nın başkanı seçilmiştir. İkisi de o zaman Kırım'da değil, savaştaydılar.
Bu vakitlerde bütün Kırımlıların aklından geçen "Kırım Kırımlılarındır!" fikri aydınlar tarafından söylenmeye başlanmıştır.
Ekim 1917'de İcra Komitesi'nin bir toplantı sında Noman Çelebicihan Kırım'ın geleceği-nin belirlenmesi Kurultay (Qurultay)'ın top lanmasının mümkün olacağını söylemiş ve bu fikir kabul edilip Kurultay'ın toplanması kararı alınmıştır.
Kurultay'a 76 milletvekili katılmıştır. Bu milletvekillerinden 24'ü Yalta'dan, 19'u Ak-mescit'den, 16'sı Kefe'den, 11'i Kezlev'den ve 6'sı Orkapı'dan gelmiştir. Milletvekillerinin aralarında dört kadın: Şefika Gasprinskaya, Anife Bdaninskaya, İlhan Tohtar, Hatice Avcı da vardır.
Kırım Halk Cumhuriyeti, her ne kadar Kı-rım Tatarları'nın oluşturduğu Qurultay'ın girişimleriyle kurulmuş olsa da yarımadada yaşayan tüm etnik kimliklerin eşitliğine da-yanmaktaydı. O dönemde nüfusun çoğunlu-ğu Ruslardan oluşmaktaydı (%42). Rusların haricinde yarımadada Ukraynalılar (%11), Ermeniler ve Yunanlılar da yaşamaktaydı.
Ukrayna, Kurultay toplantısına hayırlama mektubunu yollamıştır. Rusya'nın Bolşevik Hükümeti ise Kırım Tatar Kurultayı'nı ve Hükümeti'ni tanımamıştır.
Ranya'da ise Imparatorluk devrilip komo Karadenia Floninun gemilerini Akyar dan nist rejim başlamıştır. Arbty Ihtilal Komitesi, Keule, Yalta, Kele, Ker ve diger sehirlerine rollayop Cumhuriyet askerleriyle savaşmaya
16 Ocak dan Subat'ın başına kadar Akyar ve Bahçesaray yakınlarında savaş sürdo. Sayren kovánun yakınlarında 40 bin kişilik Bolşevik usu ile savaşa giren 3 bin kişilik Cumhuri vet ordun yenilgiye uğradı. Bunun ardından. Kim' istila eden Bolsevikler Cumhuriyeti tiklarını ilan ettiler. Kırım Halk Cumhu yeti Hükümetinin başkanı Noman Çele bahan Akyar'da 23 Şubat 1918 idam edildi Böylece tarihteki ilk Kırım Tatar Cumhuriye and
ti yok oldu. Kirkages فرق الماج : Ege Bölgesinde, Manisa ili ne bagh ilçe
sas قصص : kossalar, geçmişte meydana gel miş ibret verici gerçek olaylar, bu olayların anlatılması, hikâyesi
ksas Kur'aniye قصص قرآنیه : Kur'an'da anlatı
lan kıssalar, Kur'an'da anlatılan ibret verici olaylar
ds قصاص : aldarme veya yaralama suçunda suçluya ayrı cezanın verilmesi, suça eşit cesa verme, suç ve ceza eşitliği
قيصر : dogurmayan, yavru meydana getirmeye elverişli olmayan 2.verimsiz, so
km: 1. parça, bölüm 2 grup, takım, boluk
kasm : Ook kasım)
kisms her قسم اخر : öteki kısım, diger kısım
kism ahir قسم اخر son kasm
smaram قسم اعظم : en böyük kastm
lam-salm قسم عظيم : boyük kasım
kams diger قسم ديكر : diğer kasım, öteki kısım
kam ekserisi قسم الكتريسي : eksert kısmı,
çoğu kasmı
mehall قسم قليل : askısım, ambıkta kalan
kasem
kisme mühim قسم مهم : onemli kısım
kam sani قسم ثانی : ikinci kasum
kismen bir kısım, biraz
kismet قسمت : dagen pay, alınan pay, nasip
kismi قسمى : bir kısma ait, bir kısmını ilgilen diren
yın hikâyesi, anlatılması 2.hikâye, masal, des tan, fıkra 3.olay; macera 4. Kur'an'da anlatılan ibret verici olay
kissa-l acibe قمة عجيبيه : hayret verici kıssa (olay)
kissa-i acībe-i meşhure قصة عجيبة مشهوره : her kesçe bilinen (ünlü) ve hayret verici hikâye
kissa-i Lut ve Davud (as.( قضة لوط و داود : Lut ve Davud (a.s.)'ın kıssası (ibret verici olayı)
kissa-i meşhure فضة مشهوره : unlu lassa, her kesçe bilinen ibret verici olay (veya hikaye)
kissa-i Musa (a.s.( فضة موسى : Musa (a.a.)'nın kıssası, Musa (a.s.)'nın yaşadığı ibret verici olay
kissa-i müdafaa قصة مدافعه : savunma olayı
kissa-i temsiliye قصة تمثيلية : temsili olay, ör-nekle anlaşılması için örnekle anlatılan ibret-li olay
kissa-i Yusuf (Yusufiyye as. قصة يوسفيه : Yusuf (a.s.)'ın kıssası. Yusuf (a.s.)'ın yaşadığı ibret verici olay
K
kissat قضات : bk. kıssa(
kissis قسيس : keşiş, papaz, manastır rahibi, Hi-ristiyan din adamı
kistas قسطاس : ölçü; doğruluk, adalet, değer gibi mânevî konularda başvurulacak ilke, prensip, kriter, mi'yar
kışır قشر : kabuk
kışla فيشله : askerlerin topluca barındıkları bina
kışr قشر : )bk. kışır(
kışr-ı zahirî قشر ظاهری : dış kabuk görünen ka-buk
kışri قشری : kabukla ilgili, (mec.) temele, esasa, öze ait olmayan
kita 1 : قطعه.kita, dünyanın büyük kara parça-'arından her biri (Asya, Avrupa, Kuzey ve Gü-ney Amerika, Avustralya, Antarktika) Antarktika) 2.bölge 2. (ülke) 3.parça, bölüm, kısım 4.(ed) iki beyit veya dört mısradan meydana gelen şiir parça-sı 5.askerî birlik, başında komutanı bulunan bir grup asker 6.(zaman için) devir, çağ, asır, yüzyıl, zaman bölümü
kita قال : savas harp 2.çarpışma, vuruşma, öldürmek için karşılıklı çarpışma
kitlik قطلق : mal veya yiyecek üretiminin azlığı veya yetersizliği 2.açlık, açlık sıkıntısı 3.azlık, yetmezlik
İmam Süyûtî, 3 Ekim 1445'te Kahire'de doğdu. Annesinin Türk veya Çerkez asıllı bir câriye oldu-ğu belirtilir. Babası vefât edince altı yaşında yetim kaldı. Aile bü-yükleri tarafından himaye edildi ve dinî ilimler tahsil etti. Sekizin-de hafız oldu, on yedisinde kitap te'lif etti, on sekizinde ders ver-
meye başladı. Tefsir, hadis ve fi-kıh ilimlerinde derinleşti. İmam Süyûtî, 18 Ekim 1505 tarihinde vefat etti. Kabri, Kahirededir.
*
İmam Süyûtîye «İbnü'l-Kü-tüb> yani «Kitapların Oğlu» de-nirdi. Zira ilim ehli olan babası bir gün mütalâa etmek üzere hanımın dan bir kitap isteyince, hanımı kü-tüphaneden kitabı getirmeye git-ti. Kitapların arasında iken sancısı
başladı ve İmam Süyûtîyi bu kü-tüphanede doğurdu. (Kamil ÇAKIN, Celaleddin es-Süyüti», Dini Araştırmalar Dergisi, Ankara, 2001, c. 4, s. 10,7-8)
الجواب ] مادامكه ارضده نظام وار. البته موازنه ده وار حتمی نظام، موازنه یه تا بعد جائے علمی ماكنه نك ديشاری آراسته دو شهر كوجك برشيدن ماكينه متأثر اولور يلكرده ماكينة نك فعاليه طورور و با خود فرضا اللى طاغ برتر ازمنك انكى كوزنه قونول، ترازی موازی اولد یعنی وقت زاریان بر کوزینه بر جویز علاوه اید یاسمه، تر ازین موازنه ی بوز ولور . دندانه ده معنوی نظام ماکین می و بارد.
أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ ) (أوليك ) اوج شيئى افاده لیدیو. (بریسی) احضار ایمان - (ایکنجیسی محو بند ( او چنجیبی) اوزا قلقدر. ديمك بو ( أولئِكَ ) غائبده اولان او فاسقاری احضار ايدر، محسوس
به شکده کوسترير.
[ سؤال ؟ ] او نارك احضار يني ايجاب ايدن سبب نه در؟ [ الجواب ] سامعك طلبي وابسته مبيدر اوت او نارك پيس احوالی ایشیته سامع، او نادره قارشو حس ایتدیگی حدت و نفرتی ازاله ایمان ايجون، او نارك خسرانه ایله تجزیه لرنده و توصیف برنده، دانکه او زاری قایشوینده ها خر او درهم
كورمن ایسته یور. تا (اوخ، اوخ) ديمه قلبي راحت اولون.
لكن مشاهده اتمك ممكن او لاديفى تقديرده ( أوليك ) ایله محسوس كوستر يلم لری ، کو یا او نارك احواللری، خبيث صفتهاری و شهرت و كثر تاری، اویله بر هذه بالغ اولمشدركه، هر كسان نظر نفرتی او کنده او نارك او حا لاديني تجسم التديره رك محسوس بي شكره كوسترير. و بواشار ندن، خسارته محكوم ہیں
اولد قلد ينك سبي ده افلا شيدا من اولور.
او فاستفاده راجع اولان ( أولئِكَ ) نك افاده ! ( أُولئِكَ ) نك افاده ایتدیگی او را قلعه ایسه، او نارك طريق حقونه اوز اقلقاری اویله به درجه یه بالغ اولمشدركه او نارك طريق حقه رجو عاری ممکن دیگور. وبو یوزدن ذمه ، تحقیر مستحق اولمن اولد قلمدينه اشار تدر.
مصرى افاده ليدن ( هم ) خسارتك اوزاره منحصر اولديغنه دلالت ايدر. حتى مؤمن ادرك بعض دنيا لف تارنده خار تاری، خسارت صابرلمان و بینه مؤمنار من اهل تجارتك تجار تارنده واقع اولان
Sual: Bir fasıkın fıskıyla arzın sekenesinin müteessir olması akıldan uzaktır?
Elcevabr Madem ki arzda nizam var. Elbette muvázene de bir makinenin disleri arasına düşen küçük bir şeyden var Hatta nizam, muvázeneye tabi'dir. Binaenaleyh makine müteessir olur. Belki de makinenin fa'aliyeti
durur. Veyahud faraza iki dağ bir terazinin iki gozune konulsa, terâzi muvázi olduğu vakit terazinin bozulur. Dünyanın da ma'nevi nizâm makinesi böyledir bir gözüne bir ceviz ilave edilse, terazinin muvázenesi
Mütemerrid bir fâsıkın fıskı, arzın muvázene-i ma'neviyesini bozmaya vesile olabilir.
)أوليك) (أوليك هم الكاميرون( Üç şeyi ifade ediyor.
Birisi ihzår etmek, ikincisi mahsûsiyet, üçüncüsü uzaklıktır. Demek bu اوليك gäibde olan o fâsıkları ihzår eder, mahsüs bir şekilde gösterir.
Sual: Onların ihzârını îcâb eden sebeb nedir? Elcevab: Sâmiin talebi ve istemesidir. Evet, onların pis ahvâlini işiten såmi', onlara karşı hissettiği hiddet ve nefretini izâle etmek için, onların hüsran ile tecziyelerinde ve tavsiflerinde, sanki onları karşısında hazır olarak görmek istiyor. Tå "Oh, oh!" demekle kalbi rahat olsun.
Läkin müşâhede etmek mümkün olmadığı takdirde أوليك ile mahsüs gösterilmeleri, güya onların
pis ahvålleri, habîs sıfatları ve şöhret ve kesretleri, öyle bir hadde båliğ olmuştur ki, herkesin nazar-ı nefreti önünde onların o hållerini tecessüm ettirerek mahsús bir şekilde gösterir. Ve bu işaretten, hasårete mahkûm olduklarının sebebi de anlaşılmış olur.
O fâsıklara râci' olan أوليك 'nin ifade ettiği uzaklık ise, onların tarik-i haktan
uzaklıkları öyle bir dereceye bâliğ olmuştur ki, onların tarik-i hakka rücuʻları mümkün değildir. Ve bu yüzden zemme, tahkire müstehak olmuş
olduklarına işarettir.
Hasrı ifade eden (4) hasâretin onlara münhasır olduğuna delalet eder. Hatta mü'minlerin bazı dünya lezzetlerinde hasaretleri, hasâret sayılmaz. Ve yine mü'minlerden ehl-i ticaretin ticaretlerinde väki olan zararları, hasâret değildir.
66 Ben sadece gücümün yettiği kadar islah etmek istiyorum. Fakat başarmam ancak Allah'ın yardımı iledir. Yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na döneceğim.99 (Hüd, 11/88)
نوزا فور
Mushaf sayfa no: 230
Hafızlık sayfa no: 12. cüz/11. sayfa
BAŞARI ALLAH TAN
BİLGİ
Ayette, Hz. Şuayb'ın, davetine uymayanlara söylediği bir söz aktarılmakta-dır. Böylece, peygamberlerin insanları hidayete erdirmelerinin kendilerinden kaynaklanan bir kabiliyet olmadığı, gayret ettikten sonra başarının sadece Allah'ın inayetiyle mümkün olduğu, Hz. Şuayb'ın dilinden ifade edilmiştir. Ayrıca, müşriklerin Müslüman olması için kendisini helak edercesine yoran Peygamberimize de bir mesaj verilmiş. Allah'ın yardımı ve izni olmadan hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceği bildirilmiştir. Peygamberlerin görevi sadece vahyi tebliğ etmektir. Hidayete erdirmek Allah'ın elindedir.
MESAJ:
1. Gayret bizden başarı ise Allah'tandır.
2. Dinimiz uğrunda elimizden gelen gayreti göstermekle mükellefiz.
KELİME DAĞARCIĞI:
Tevfik: Hayırlı işlerde Allah'ın kişiyi başarılı kılması. Islah: Düzeltmek, daha iyi håle getirmek. İfsadın zıddı.
Şuayb (a.s.), Medyen halkına gönderilmişti. Bütün çabalarına ve daha önceki kavimlerin başına gelen musibetleri hatırlatmasına rağmen kavminin büyük çoğunluğu ona iman etmemişti. Hz. Şuayb, ayette geçen ifadelerle kavmini bir kez daha Allah'a yönelmeye, günahlarından tövbe etmeye davet etti. Onlara Al-lah'ın kullarına olan merhametini ve muhabbetini hatırlattı. Fakat kötülükte inat eden Medyen halkı bu davete kulak asmadılar. Sonunda da helak olup gittiler.
MESAJ:
1. Rabbimizin bize olan merhamet ve sevgisi en büyük güvencemizdir. 2. Günah ne kadar büyük olursa olsun Allah'ın affı daha büyüktür.
KELİME DAĞARCIĞI:
İstiğfar: Kusur ve günahların bağışlanmasını Allah'tan talep etmek.
Vedûd: Esmâ-i hüsnådan biri; sâlih kullarını çok seven ve onlar tarafından sevilen.
"O gün geldiğinde Allah'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onlardan kimi bedbahttır, kimi mutlu!99 (Hûd, 11/105)
ملاكات
Mushaf sayfa no: 232
Hafızlık sayfa no: 12. cüz/9. sayfa
AMELLERİN KONUŞTUĞU GÜN
BİLGİ:
Ahiret gününün diğer ismi de "hesap" günüdür. 103. ayette "bütün insanların bir araya toplandığı gün" diye tarif edilen hesap günü, fani dünya hayatının hesabını vereceğimiz gündür. O gün büyük bir mahkeme kurulacaktır. Burada herkes, iman ve amel durumuna göre değerlendirilecektir. Herkes yaptığının karşılığını tam olarak alacak, insanlar; mutlular/cennetlikler ve bedbahtlar/cehennemlikler olmak üzere ikiye ayrılacaktır. Ayetin devamında ise bu kim-selerin ahiretteki durumları anlatılmıştır.
MESAJ:
1. Hesap günü tek hüküm sahibi, Allah'tır.
2. Salih amel işleyenlerin sonu ebedi mutluluk, günah içinde yaşayanların sonu ise mutsuzluktur.
KELİME DAĞARCIĞI:
Şakî: Mutsuz, suçlu, kötü amelleri yüzünden cehenneme giden.
Said: Mutlu, salih amelleri sayesinde cenneti kazanan.
66 Senin yanında hak yola dönenlerle birlikte, sana buyurulduğu gibi dosdoğru oll Siz de azıp sapmayın. Allah, yaptıklarınızı çok iyi
görmektedir.99
(Hüd, 11/112)
فلا لله في مزيد ممَّا يَعْبُدُ الولاهُ مَا يَعْبُدُونَ إلا كنا بعد أبا لهم مِنْ قَبْلُ وَإِنَّا لَمُوفُوهُمْ نَصِيبَهُمْ غَيْرَ منقوص ولقد الينا موسى الكتاب فالخلف فيه ولولا كلمة سبقت من ربك للبي بينَهُم وَإِنَّهُمْ لفي قالي جنة مريب . وَإِنَّ كُلَّا لَمَّا لَيُوَقِيلَهُمْ رَبُّكَ أَعْمَالَهُمْ اله بما يعملون خبير فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ معاك ولا تطفوا إلهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ وَلَا تَرْكَنُوا إلى الذين ظلموا فَتَمَسكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ الله من أولياء ثم لا للضرون وأقم الصلوة طرق النهار والما من اليْلِ إِنَّ الحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَات ذلك ذكرى الماكرين وَاصْبِرْ فَإِنَّ اللهَ لَا يُضِيعُ أَجْر المحسنين فلولا كَانَ مِنَ الْقُرُونِ مِنْ قَبْلِكُمْ أُولُوا بقية ينهون عن الفساد في الْأَرْضِ إِلَّا قَلِيلًا مِمَّن الحينا منهم والبعَ الَّذِينَ ظَلَمُوا مَا اكْرِهُوا فِيهِ وَكَانُوا مُجْرِمِينَ . وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرَى بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا مُصْلِحُونَ .
Mushaf sayfa no: 231
Hafızlık sayfa no: 12. cüz/8. sayfa
İHTİYARLATAN AYET
BİLGİ
Islam, doğruluk dinidir. İslam ile bize öğretilen hakikatler, istikamet sahibi olmamızı ve değer kazanmamızı sağlarken İslam'dan uzak kalmak insanlığı sefalet ve felakete sürükler. Ayette geçen "dosdoğru ol" emri dinimizin özünü teşkil eden büyük emirlerdendir. Peygamberimiz (s.a.s.) bu ayet sebebiyle "Beni Hud Süresi ihtiyarlattı." buyurarak "dosdoğru ol" emrinin bizlere ne kadar ağır bir sorumluluk yüklediğini hissettirmiştir. Ayette ayrıca müminin üç vasfına dikkat çekilmiştir ki bunlar: "hakka yönelmek", "dosdoğru olmak" ve "doğru-luktan ayrılmamaktır.
MESAJ
1. Sahip olmamız gereken en önemli değerlerden biri, doğruluktur.
2. Hak yolda olanlardan ayrılmamalıyız.
KELİME DAĞARCIĞI:
İstikåmet: Doğruluk ve dürüstlük üzere bulunma, istikrarlı ve dengeli olma. Basir. Her şeyi bütün özellikleriyle gören.
Altınoluk Dergisi'nin, kuruluşundan beri abonelerine her yıl teberrüken bir hediye kitap verdiği mâlumdur. Bu sene -mes'üd bir tesadüf eseri olarak-hediyemizi "Osmanlı Cihan Devleti'nin kuruluşunun 700. yıldönümü"nde seçmek ve dağıtmak durumunda bulunuyoruz. Bu sebepledir ki, bu yılın hedi-yesini şu mânidar yıldönümüne uygun bir eser olarak tercih etmek lüzumunu hissettik.
Yüzyıla yakın bir zamandan beri Osmanlı'nın bazı nådânlar tarafından kötülenmesine onun dıştaki düşmanlarından daha çirkin bir şekilde gayret sar-fedilmiş olmasına rağmen o büyük devleti halkın gönlündeki tahttan indirmek kābil olmamıştır. Üstelik 1789 Fransız ihtilāli ile başlayan kısır milliyetçilik an-layışı sebebiyle o devleti homojen (tek cins) olmayan yapısından dolayı tenkîd edenler, bugün dünyânın, Osmanlı'da gerçekleşmiş bulunan birçok topluluk ve kültürünü bir arada ve âhenk içinde yaşatmanın hasretini duymaktadır. ABD'nin çeşitli milletlerden - Osmanlı benzeri bir üslubla- tek bir millet vücûda getirme gayretlerine ilåveten asırlarca birbiriyle harbetmiş Avrupa devletlerini birleştirerek tek bir Avrupa devleti ortaya çıkarmak istikametindeki gayretler de, bu temâyülün zamanımızdaki yeni ve ciddi bir tezahürüdür.
İşte bu yeni gelişme sebebiyledir ki, aslında bütün gâyeleri Osmanlı'yı vü-cûda getiren mânevî sermayeyi yok etmek olan bazı gazeteler bile, Osmanlı'-ya alâkalarını müsbet göstermeye çalışarak halk nezdinde itibar tazelemeye kendilerini mecbur hissetmektedirler. Bundan birkaç sene evvel yahûdiler, Osmanlılar tarafından İspanya katliamından kurtarılarak İstanbul'a getirilmele-rinin 500. yıldönümünü "Osmanlı'ya şükrân" hisleri içinde kutlamışlardı. Bu se-ne de İstanbul fethinin 546. yıldönümü münasebetiyle ermeni cemâati dînî hey'eti, Fâtih Câmii ve türbesini ziyaret edip duâ ettiler. İşte Osmanlı'daki çok kültürlü topluluklara sağlanılan vicdan toleransının günümüze akseden bu ve benzeri tezahürleri dolayısıyladır ki, gerçekte rûh ve gâyeleri Osmanlı'ya ters birtakım gazeteler de, Osmanlı'nın yıkılamayan itibarına ister istemez taraftar
görünme ihtiyacını hissetmişlerdir. Bunlardan birinin okuyucularına hediye olarak seçtiği eser, Avusturyalı Hammer'in genelde müslümanlık ve Türklük düşmanlığı kokan ve ilmi zihniyetten uzak eseridir. Diğerinin hediye olarak seçtiği Ord. Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın eseri ise emsâlleri arasın-da en mufassal ve en sağlam olanıdır. Ancak merhûmun ömrü bu eseri ta-mamlamaya kifayet etmediğinden Tanzimat sonrasını bir başka prof. ünvanlı şahıs tamamen tarafgir bir surette kaleme almıştır.
Dolayısıyla yalnız yeni yazıyla okur-yazar olan genç nesillerin elinde kıy-met hükümleri sağlam, verdiği bilgiler güvenilir, ciddî, büyük bir eser için Os-manlı arşivinde hâlen kifayetsiz tasnîf faaliyeti sebebiyle el sürülememiş olan yüzelli milyon civarında evråk, müstakbel araştırıcıları beklemektedir. Zirâ bi-zim bugün içine yuvarlandığımız keşmekeşten kurtulmak için muhtaç olduğu-muz ibret ve ikazların zengin bir hazinesi durumunda olan Osmanlı tarihi üze-rine büyük bir aşk ve şevkle eğilmek ihtiyacında bulunduğumuz inkâr oluna-maz. Nicedir bizi kendi benliğimizden uzaklaştıran müteselsil menfi hamlelerin te'sirinden kurtulabilmek yolunda Osmanlı tarihi, yegâne kurtarıcı can simidi-mizdir. Onu, muhtaç olduğumuz dersleri almak için dikkatli bir mü'min gözüyle ve lâyıkıyla incelemekte geç kaldığımızı söylemek mübalağa olmaz.
Bu itibarla, öteden beri mecmûamızda yazılarını zevkle okuduğunuz muh-terem müellif Osman Nüri TOPBAŞ'ın zikrettiğimiz ölçülerle kaleme aldığı bu değerli eserini sizin için tercih etmiş bulunmaktayız. Bu eser, Osmanlı tarihin-den muhtaç olduğumuz ibret ışıklarını genç nesillerin yürüyeceği yollara ser-piştirerek o yolları aydınlatmaya vesile olacak bir vasıftadır. Böyle bir eseri sizlere hediye olarak takdim etmekle ihtiyaçlar karşısında en doğru olanı yap-tığımıza kaniyiz. Gerçekten Osmanlı'yı anlamak için birtakım kuru hadiseler ve kronoloji zincirine vakıf olmak kâfi değildir. Bilakis asıl ehemmiyetli olan hâ-diselerin arkasındaki mânevî iklimdir. Bu değerli eser, işte bu ana gâyeyi ger-çekleştirme istikametinde birçok nirengi şahsiyetin hayat ve mücadelesini naklederken Osmanlı tarihini dolduran azametli askerî ve siyasî hâdiselerin mânevî müessirlerini ortaya çıkarmakta ve okuyucunun dikkatine sunmaktadır. Onu gönül dolusu iftihår duygularıyla muhterem okuyucularımıza takdim eder-ken değerli müellifini de tebrik ediyoruz. Cenâb-ı Hakk'dan, muhterem müellifi daha nice yıllar sıhhatli bir ömürle muammer kılıp kendisine böyle pek çok kıy-metli eserler vücüda getirme nailiyyetini ihsân buyurmasını niyâz ediyoruz.
1944 - Bediüzzaman Denizli Mahkemesinde müdafaada bulundu.
1946 - Seçimlerde açık oy gizli tasnifin kaldırılışı.
Dünya Sigara İçmeme Günü.
MAYIS
31
CUMARTESİ
4 1446 ZİLHİCCE
Birbirinizle hayırda yarışın.
Bakara Suresi: 148
BİR HADİS
Fitnelerden sakının! Dille ona karışmak kılıçla karışmak gibidir.
(C. Sağîr, No: 1580)
RUMI: 18 MAYIS 1441 HIZIR: 26
O kadar sevdiğin mal ve evlât; ve perestiş ettiğin nefis ve hevâ; meftun olduğun gençlik ve hayat zayi olup kaybolacak, elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp
çocukların, beyaz çocuklarla aynı okula gitmelerini önleyen yasa yürürlükten kaldırıldı.
1967 - İmam Hatip Okulu mezunlarına, üniversitelere girme hakkı tanındı.
17
SALI
TUESDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET
Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi yazarız.
Yasin Suresi: 12
BİR HADİS
Allah Kıyamet Günü mü'minlerin arasını adaletiyle düzeltecektir.
Hakiki bir Müslüman, samimi bir mü'min hiçbir zaman anarşiye ve bozgunculuğa taraftar olmaz. Dinin şiddetle menettiği şey, fitne ve anarşidir. Tarihçe-i Hayat
«Hiç şüphe yok ki ölüm, kılıçların vurmasından, desterelerle -vani bıçkılarla biçilmesinden ve makaslarla doğranmasından daha şiddet. lidir» (1).
26 Hafız Ebu Nuaym'ın merfu olarak Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem'den rivayet ettiği bir hadiste Resûl-i Ekrem Efendimiz:
Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, muhakkak ölüm meleğini görmek, kılıçla bin defa vurulmaktan daha şiddetlidir», buyurmuştur (2).
İsa aleyhisselâm, havarilere, ölümün şiddetlerini sizlere, hafiflet-mesi, kolaylaştırması için Allah'a dua ediniz, derdi.
27 Ebu Hamid et-Tavil'in sened-i sabitle (yani merfu olarak) rivayet ettiği bir hadiste Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendi. miz şöyle buyurmuştur:
Şüphesiz melekler (ölüm zamanlarında) kuliarın etrati kuşatap onları hapsederler. Eğer böyle o'masaydı muhakkak ölüm acılarının şiddetinden insanlar sahra ve ovalar içinde koşuşur dururlardı» (3).
28 Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
Käinattaki bütün canlılar öldükten sonra Allah Tasia olum me-legine kendi ruhunu da almasını emrettiği zaman, Azrail:
İzzet ve Celâline yemin ederim ki, eğer ben şimdiki hissetmekte oldugum ölüm acısının şiddetini bilmiş olsaydım hiç bir mü'minin ruhu-nu alamazdım, diyecektir».
20 vine hadis-i şerifte şöyle rivayet olunmuştur:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e ölümden ve onun şiddetinden soruldu da, Allah'ın Resûlü:
Ölümün en hafifi, en kolayı yün makulesi içinde bulunan dikeali demir tel gibidir. Yünün içinden dikenli demir tel çıkarken muhakkak kendisiyle beraber yünden biraz bulunur» buyurdu (4).
Amr İbnü'l-As'a ölüm zamanı yaklaştığında oğlu Abdullah kendi-sine. keske ben ölüm (kendisine) indiği vakit akıllı, zeki bir kimseye tesadüf etsem de o, hissetmekte olduğu şeyleri bana haber verse diye arzu ederdin. Ev babacığım! İşte sen o zatsın. Şimdi ölümü bana an-lat. diye rica etti. Bunun üzerine Amr İbnü'l-As:
Ey oğulcağızım! Vallahi vücudum sanki ateşten bir kuyunun içinde bulunuyor da ben de sanki iğne deliğinden nefes alıyorum ve ruhum da ayaklarımdan beynime doğru (etrafını yırtarak) çekilen diken dalı gibidir, dedi. Sonra şu şiiri okuyarak:
Ah şu benim için meydana gelen hadiselerden önce keşke ben dağlarda yaban keçisi çobanlığı yapan olaydım, dedi.
(1) İbni Ebid-Dünya, Şeddat bin Evs'den rivayet etmiştir Ş. Sudur, 13 (2) Ebu Nuaym Hilye-de Vasil bin el-Eska (r.a.) dan. Ş. Sudur, 14 (3) Enes (ra)' den rivayet edilmiştir Ş. Sudur, 13 (4) İbni Ebid-Dünya, Şehr ibni Havseb'den rivayet etmiştir.
30 Merfu olan bir hadis-i şerifte Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur;
Ölüm halindeki insanın tek bir lalının hissettiği acı, gökler ile yer-deki ahalinin üzerine konulsaydı muhakkak hepsi (o acının şiddetinden) ölürlerdis (1).
Bazı şairler de şiir söyleyerek şöyle dediler:
Ölümü hatırlıyorum fakat ondan korkamıyorum, çünkü kalbim taş gibi katılaşmıştır.
Ölüm arkamdan izi(mi) takib etmekte olduğu halde ben sanki ebedi imişim gibi dünyalığı talep etmekteyim.
İyi bil ki ölüm kendisine mukadder olan kimse için nasihat
olarak ölüm yeter.
Ölümler kendisini etrafından gözetlemekte olduğu halde onlar dan kaçmak insanı asla kurtaramaz.
Emevi halifelerinden meşhur Ömer ibni Abdilaziz şöyle derdi:
1- Bana ulaştı ki Allah daha iyi bilir-:
Ölüm meleği her insanın yüzüne her gün üçyüzaltmış altı defa bakmak suretiyle nazar etmektedir.
Yine bana ulaştı ki: 2
Ölüm meleği gök kubbesinin altında bulunan her eve (günde) yediyüz defa bakmaktadır.
3 Yine bana ulaştı ki:
Ölüm meleği (Azrail) in başı gökyüzünde, ayakları yerdedir. Bütün dünya da ölüm meleğinin elinin içinde, herhangi birinizin önün-de içinden yemek yediği çanak gibidir.
4 Yine bana geldi ki:
Ölüm meleği dünyanın ortasında dikelmiş vaziyette bulunur da dünyanın her tarafına; karasına, denizine ve dağlarına bakar durur. Dünya ise onun önünde birinizin iki ayağı arasıdaki yumurta gibidir.
5 Yine bana ulaştı ki:
Ölüm meleğinin birtakım yardımcıları vardır. Allah onları (in hakikatlarını) daha iyi bilir. Onlardan herhangi birine yüce ve yüksek olan Allah Taâlâ gökler ile yeri bir lokmada yutmaya izin verirse mu-
hakkak o melek bu işi yapar.
6 Yine bana geldi ki:
Ölüm meleğinden bütün melekler, herhangi birinizin zararlı arslandan korktuğundan daha çok korkmaktadırlar.
7 Yine bana ulaştı ki:
Arşı (A'lâyı) taşıyan (büyük) meleklere Azrail yaklaştığı za man onlardan herhangi biri ölüm meleğinden korkusundan arpa tanesi gibi oluncaya kadar küçülürmüş.
(1) Mervezi, Cendiz'de Meysere'den rivayet etmiştir. Ş. Sudur, 13.
Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz ve aklınızda İyice tutunuz. Müslüman, Müslümanın kardeşidir ve böylece, bütün Musluman-
Kişiye, kardeşinin malı kendisi, onu, gönlünden koparak vermiş lar, kardeştirler. olmadıkca helâl olmaz.
Kendinize zulüm ve yazık etmeyiniz!» buyurdu.
«Allah aşkına tebliğ ettim mi?» diye sordu.
Müslümanlar «Allah için, evet!» dediler (382). Peygamberimiz «Ey Allahım Şahid ol!» diyerek Allahı, şahid tut-
tu (383).
Sakın, benden sonra, kâfircesine cahiliyet haline dönmeyiniz ve
birbirinizin boynunu vurmayınız!
Ey insanlar! Rabbınız bir, babanız birdir.
Hepiniz, Adem'in soyundansınız.
Ådem de, topraktandır (384).
Allâh katında sizin en şerefliniz, en müttaki olanınız, Allâhın emir-lerini en çok yerine getiren, yasaklarından da, en çok sakınanınızdır.
du ve :
Arab'ın, Arap olmayana üstünlüğü, ancak takva iledir.» buyur-
Tebliğ ettim mi?» diye sordu.
<<<Evet!» dediler.
«Sizden, burada bulunanlar, bunları, bulunmayanlara da, tebliğ edip ulaştırsın (385).
Ey insanlar! Şüphe yok ki: Allâh, her hak sahibine hakkını ver-miştir.
Vårls için, vasiyete gerek yoktur.
Çocuk, kimin döşeğinde doğmuşsa, ona aiddir. Zâni için, mahrumluk vardır.
Kendisini, babasından başkasına nisbet eden kişi veya Efendisin-lånetine uğrasın! den başkasına nisbet eden köle, Allâhın, Meleklerin ve bütün insanların
kabul eder (386). Allah, öylelerinin, ne tevbe ve nafilesini, ne de, fidye ve farizasını
Kölelerinize karşı iyi davranınız.
Kölelerinize İyi bakınız: Onlara, kendi yediklerinizden yediriniz! Kendi giydiklerinizden de, giydiriniz!
(382) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, 5, 251-252, Taberi-Tarih c, 3, 5, 169 (383) İbn-i İshak, İbn-1 Hişam-Sire e. 4, s, 252, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid e, 2, 8. 111, TaberiTarih c. 3, s. 169
Onlar, bir suç işlerler de, kendilerini bağışlamak istemezseniz, Allah'ın kullarını satınız.
Fakat, onlara azap ve işkence yapmayınız! (387)
Ey insanlar! Size, âzası kesik bir köle de, amir tayin edilecek olsa, sizi, Allâhın Kitabile idare ettiği zaman, onu, dinleyiniz ve kendisine jtaat ediniz!» buyurdu (388)
Size, ben, sorulacağım.
Benim hakkımda ne söyleyeceksiniz bakayım?» diye sordu.
Müslümanlar (Allah tarafından getirdiklerini bize tebliğ ettin. Peygamberlik vazifeni yerine getirdin. Bizi, öğütledin!) diyerek şehâ-dette bulunacağız!» dediler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz, şehadet parmağını semaya kaldı-rıp halka işaret ederek «Allahımı Şahid ol!
Allahım! Şahid oll
Allâhım! Şahid ol! (389)
Vesselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh = Allâhın selân-mı, rahmet ve bereketleri üzerinize olsun! buyurarak hutbesini sona erdirdi (390).
Peygamberimiz, önce, öğle namazını kıldırdı. Arkasından da, ka-
met getirilip ikindi namazını kıldırdı (394).
Bir ezan, iki kametle, iki vaktin namazını birleştirdi (395).
İkisinin arasında başka namaz kılmadı.
(387) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s, 185, Ahmet b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 381, Süyuti-Camlüssağir c, 1, s. 39
(388) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, 5, 185, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s, 381, c. 6, s, 402, 403
( 389) Vakıdi-Megazi c, 3, s, 1103, Müslim-Sahih c. 2, 5, 890, Ebû Davud-Sünen c. 2, s, 185, İbn-i Mace-Sünen e, 2, s. 1025, Daremi-Sünen c. 1, s. 377 ( 390) İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid c. 2, s. 111
(391) Vakıdi-Megazi c, 3, s. 1102, Ebû Davud-Sünen c, 2, s. 185, İbn-1 Mace-Sünen c, 2, s. 1025, Daremi-Sünen c, 1, s. 377
(392) Vakıdi-Megazi c, 3, s. 1102 (393) Vakıdi-Megazi c, 3, s. 1102, Ebû Davud-Sünen c, 2, 8, 185, İbn-i Mace-Sünen c, 2, s. 1025, Daremi-Sünen e, 1, s, 377
(395) Vakıdi-Megazi c, 3, 8, 1102
(394) Vakıdi-Megazi c. 3, 8, 1102, Müslim-Sahih c, 2, 5, 890, Ebû Davud-Sünen e. 2, 9, 185, İbn-i Mace-Sünen c, 2, 8, 1025, Daremi-Sünen c. 1, s. 377
şan maddelerden sıçrayan küçük ateş par-çası 2.(mec.) bir hareketi başlatan, bir olayı hareketlendiren veya bir şeyi canlandıran, kamçılayıcı etki 3.(mec.) etkili ve aydınlatıcı hakikat (gerçek)
kıvılcım misal فيولجم مثال : kavilam gibi, kıvıl-cım örneği
kivranmak 1 : قيورائم.çok acı çekmek 2.çok acı çekmeyi ifade eden hareketler yapmak
kiyafet giyim, giyiniş şekli, dış görünüş, kılık
kyam 1: قيام.ayakta durma, durma 2.ayağa
kalkma 3.(gece) kalkma 4.ayaklanma, isyan
kiyam-ı saat قيام ساعت : kıyamet saati, dünya-nın son saati
kıyamet 1 : قیامت.dünyanın sonu, dünyanın yıkılışı 2.dünyanın sonu geldikten sonra, Allah'ın (c.c.) emriyle ölmüşlerin yeniden dirilmesi, ayağa kalkması 3.ölmüşlerin yeni-den dirilip yaptıklarından Allah'a (c.c.) hesap vermek üzere toplanacakları zaman 4.diriliş, canlanma 5.(mec.) büyük gürültü, büyük ka-rışıklık
kıyamet-i kübra قیامت کبری: büyük kıyamet, dünyanın yıkılışı ve ölmüşlerin yeniden diri-lişi
kıyamet-i kübray-i umumi قیامت کبرای عمومی umumi büyük kıyamet, dünyanın yıkılışın-dan sonra bütün ölmüşlerin yeniden dirilişi
kıyamet-i mükerrere قیامت مکرره : dünyamız-
da kıyamete örnek olan)tekrar tekrar diriliş,
tekrarlanan yeniden diriliş, yeniden canlanış kıyamet-i mükerrere-i nev'iye قیامت مکررة نوعيه
: (dünyamızda kıyamete örnek olan)varlık türlerinin her birinin tekrar tekrar yeniden dirilişi
kıyamet-i nev'iiye قیامت نوعيه : )dünyamızda kı-yamete örnek olan)varlık türlerinin her biri-ne ait yeniden diriliş, yeniden canlanma
kıyamet-i şahsiye قیامت شخصيه : şahsi kıyamet, tek kişi olarak yeniden diriliş
kıyamet-i şahsiyeti umumiye قیامت شخصية عموميه : genel olarak şahsî kıyamet, herkesin tek tek kişi olarak yeniden dirilişi
kabul edilen ve ortak terimleri bulunan (iki veya daha çok) hükümden hareketle bunlara bağlı olarak zorunlu ve doğru bir sonuç ç karma 3. (fik.) hakkında hüküm bulunmayan bir konuda, hüküm bulunan benzer konu ile karşılaştırma yaparak, ortak sebep veya ga-yeyi gerekçe gösterip hüküm koyma, hüküm getirme
kiyası adli adalet örneği ile yapılan kıyas, (Allah'a(c.c.) ait) adalet üzerinde dú-şünüp karşılaştırma yaparak adaletin gereği olan sonucu (ahiretin varlığını) bulma
kiyası akim قياس عقیم : doğru sonuç vermeyen kıyas, yanlış sonuca götüren karşılaştırma ile düşünme
kıyası binnefs قياس بالنفس : başkalarını kendiy le karşılaştırarak düşünme ve sonuç çıkarma, kendi hakkında doğru gördüğü şeyi başkaları için de doğru ve geçerli sayan düşünce tarzı(-bk. kıyas-ı nefis)
kiyası evlevi قياس اولوی : evleviyete dayanan kıyas, benzer iki şeyden birisi hakkında olan hükmün, daha iyi ve üstün durumdaki için de geçerli sayan düşünce tarzı ve çıkarılan sonuç
kiyası fasid قياس فاسد : bozuk kaya, yanlış kı-yas
kiyası hadi قياس خادع : aldatıcı kıyas yanıltıcı kıyas
kıyas-ı hâdi'-i müşebbit قياس خادع مشبط : engel olan yanıltıcı kıyas, yanıltıcı karşılaştırma
kıyası kat'iyye قياس قطعيه : kesin kuyas, kesin sonuç veren düşünme yolu
kiyası maalfarik قياس مع الفارق : farklı şeyleri karşılaştırarak sonuç çıkarma
kiyası mantiki (ye( قياس منطقه : mantığa uygun kıyas, mantığa uygun düşünme yolu
kiyası mevsul قياس موصول : )man) zincirleme kıyas; bir kıyasın sonucu diğerinin başlangıcı ve onun sonucu üçüncünün başlangıcı şek-linde birbirine eklenerek yapılar kıyas (dü-şünme yolu)
kıyas-ı mürekkeb ve mütesaab قياس مرکب و
منشعب : )man.) birleşik ve bölümler halinde birbirine eklemlenmiş kıyas; sonuç çıkarmak için dayanak olarak alınan hükümler (öner-meler) birden fazla olan ve sonuç olarak çı-karılan ikiden fazla hükümlerde, "demek ki,
oyle ise sözleri ile birbirine eklemlenmiş la-yas şekli(bk. kıyas)
kaneis قياس başkalarını kendiyle karşılaştırarak düşünme ve sonuç çıkarma, kendi hakkında doğru gördüğünü başkaları için de doğru ve geçerli sayan düşünce tarzı (bak, kıyas-1 binnefs)
kiyası temsili(y( قياس تمثيليه : )man temsili kıyas, bir düşünceyi açıklamak veya doğrulu gunu ispat için benzerliklere dayanarak yapı-lan kıyas (analoji, benzetiş)
yasat kıyaslar, karşılaştırmalar (bk.
kıyas)
kiyasat-i mantikiye قياسات منطقه : mantığa uy-gun kıyaslar, mantığa uygun düşünme yolları
kiyasi hafi (yyve gizli kıyas, açıkça söylenmemiş bir prensibe (temel hükme) dayanarak yapılan kıyas; sonuç çıkarırken dayanılan bütün gerçekler tek tek sayılıp açıklanmadan, kabul edilmiş gizli bir prensi-be dayanarak doğrudan kesin sonuca vardı-ran kıyas. Tümevarım (kıyas-ı istikraî) buna örnektir. Tümevarım (endüksiyon) yolu ile sonuç çıkarmak, bir genelleme yapmaktır. Meselâ: "su 100 derecede kaynar" sonucunu çıkarmak için dünyadaki bütün suları aynı hava basıncı altında kaynatmaya atmaya ger gerek yok-tur. "şartlar ve sebepler aynı kaldıkça sonuç hep aynı olur"(determinizm) prensibine (ka-idesine) dayanarak, sınırlı sayıdaki deneye dayanarak genelleyici bir sonuç olan "su 100 derecede kaynar" sonucu çıkarılır. Burada gizli (hafi) (hafi olan önerme (hüküm) işaret edilen "determinizm" prensibidir. Çünkü bu prensip söylenmeden sınırlı sayıda deneyden sonuç çıkarılmıştır. Tıpkı bunun gibi Hz. Muham-med'in (a.s.m.) peygamberliğini ispat için geçmiş bütün peygamberlerin bütün mu'ci-zelerini ve üstün vasıflarını (niteliklerini) tek tek saymaya gerek yoktur. Bir kısmını ele alıp bu deliller peygamberliğin gerçekliğini ispat eden deliller olduğua göre bunlar gibi ve daha iyisi (evleviyetle) Hz. Muhammed'de (s.a.v.) vardır. Öyle ise O'da hak peygamberdir." Şek-linde bir sonuç "kıyas-ı hafi"ile varılan kesin
bir sonuçtur
kiyası istikrai قیاس استقرائی : )man.)istikrai kı-yas, gözlem ve tecrübe ile elde edilen bilgile-re dayanarak genel sonuca ulaşma yolu (bk.
kıyas, bir sonuç çıkarmak üzere, doğru olarak kabul edilen iki önermeden biri şartlı öner-me (kaziye-i şartiye), ikincisi bu şartlı öner-menin ön bileşeni (mukaddem), yahut şartlı önermenin ard bileşeneninin (tāli) olumsuzu alınarak yapılan kıyas şeklidir. Çıkan sonuç kesin ve zorunludur. Örnek: "Bir varlık yer kaplıyor ise bu varlık maddeden yapılmıştır. " (1) Bu şartlı önerme (kaziye-i şartiye)dir. Bunun iki bileşeni vardır. Ön bileşen (mukad-dem), "Bir varlık yer kaplar" (p) cümlesidir. Ard bileşen (tâli), bu varlık maddeden yapıl-mıştır. (g) cümlesidir. İkisi "ise" şart eki ile birleşmiştir. Bir kıyas yapmak için (1) ile gös-terilen önermenin yanında ikinci bir önerme gerekir. İkinci önerme olarak, (1) numara ile gösterilen şartlı önermenin ya ön bileşeni alı-nır (p) veya ard bileşeninin olumsuz şekli alı-nır (g). Birinci durumda kıyas şöyle olur: "Bir varlık yer kaplıyorsa bu varlık maddeden ya-pılmıştır "(1), " bu varlık yer kaplıyor" (2); kı-yas yolu ile bu ikisinden çıkan zorunlu sonuç şudur: "Öyle ise bu varlık maddeden yapılmış-tır." (3) İkinci durumda kıyas şöyle olur: "Bir varlık yer kaplıyorsa bu varlık maddeden ya-pılmıştır. "(1), "bu varlık yer kaplamıyor" (2); bundan çıkan zorunlu sonuç şu olur: "Öyle ise bu varlık maddeden yapılmamıştır." (3)
Bu örneklerin genel ve cebirsel ifadesi şöyle-dir:
Birinci durum:
İkinci durum:
Kullanılan sembollerin okunuşu ve mânâsı:
İkinci sıra:
Kıyasın bu şekline "istisnaî kıyas" denme-sinin sebebi, ise şart eklemi ile birleşen iki hükümden (yani sembolle gösterilen p ve g önermesinden) birini ayırıp (yani istisna edip)" bu doğru ise veya yanlış ise diğeri ne olur?" diye sormamız ve ona göre hüküm çı-karmamızdır. Verilen iki durumda (1) ve (2) numara ile gösterilen hükümler doğru olunca bunlardan çıkan sonuç(yani, 3 numaralı hü-küm) de doğru olur
و جناريني كورمك ايترين وارس، اوزاره باقين. (الْخَاسِرُونَ) ده کی حرف تعریف، جنسی و حقیقتی افتاده ایدر یعنی خسران کو فارن مصر كنار او نارك مساری محض خانه باشقه خسارتاره بكره في ( خاسرين ) كلم سنده خسارتك مطلق براق همه سی، یعنی به شدایه انصر اريام فى خسارتك تون انواعنه شامل اولد يفنه اشارند مثلا او نار وفای عهد ده نقل اله خسارت انت على ماار حمده قطعه خسارت ابتديلي اصلا حده افتاد الله خسارت ایتد والى الان کفر ایله خسارت ایتدیار سعادت ابدیه ده شفا وتله خسارت ایتدیلر. وكذا وكذا
یعنی مزار نہ صور تله اللهى انظار الديور كر؟ مالبوكر -حياتكز يوقدي، او سره هیات و بردی سرك موکره نری تولديره جك ، صوره بینه ره حیات ویره چکدر موکره او که او رجوع ایده جلسه کنی
ایتان نظمنه عائد اوج وجه، بو آینده ده جارید.. اولا، بو آيتك ما قبلهام ارتباطی: وقد که فرام کریم اناناری الله ایمانه ایمگه و عبادت ایمگه دعوت ابتدى، و ايمانك اعتقاد ايديلو جاك اساسماء اليه یا پیلا جع حكماء بنك اجمالاً دليلارين اشارتاً ذكر ابتدى. مجملاً اشارت البديله دلي هاري تضمن البند نعمت الرك تعدا ديني اوليه ذکر ایتدیگی ایجون، بو آیت که او ناری ذکر ایمدی.
بو آیتاله) ان بیون نعمت اولان حياته اشارت اید یا مشد. (اینجی آیله) بقا نعمتنه اشارت اليد المشدر اون سماوات و ارضك تنظيماتي، حياتك كمال و سعادتني تأمين ايدر. او چنجی آقام) بشرك مكانات اوزرینه تفضيل و تکریم ایدیلدیگنه اشارت ایدر . ( در دنجی آیتله ) بشره تعلیم علم نعمتنه اشارت ايديا مشدر.
بو نعمت الرك صورتنم یعنی نعمت اولد قاری جهتنه با قیلی، بو نعمتهای عنایت الهیه به دلیل اولدقاری کی عبادته وفي دليلد لی چونکه نعمتاری وبرنه شكر ايتمك واجبدر. كفران نعمت ایسه، عقلا ده حرامد اگر او نعمت لون حقيقة الرينه با قیلی، مبدأ و معادى اثبات ليدن دليه المدر.
و كذا بو آیت، او لکی آیت کرده کچه لا فراون و منا فقارن بحثارينه ده ناظر در اونك ايجون، تعیی افاده المقام انتظاری تضمن ايدن ( كيف ) ایله یا بیلان استفهام، او نارك تهديد لرینه اشار تدر.
'deki harf-i ta'rif, cinsi ve hakikati ve cinslerini görmek isteyen varsa, onlara baksin " ifade eder. Yani "Hüsran görenlerin hakikatım Ve keza, onların meslekleri mahz-1 hasarettir hasaretin mutlak bırakılması, yani bir şeyle takyid Baska hasaretlere benzemez kelimesinde edilmemesi, hasaretin bütün enväina şamil olduğuna işarettir. Mesela, onlar vefâ-yı ahidde nakz ile hasaret ettiler. Sıla-i rahimde kat'la hasarer ettiler. Islahta ifsad ile hasåret ettiler. İmanda küfür ile hasaret ettiler. Saadet-i ebediyede sekävetle hasaret ettiler. Ve kezá, ve keza..
كيف تكفرون . بالله وكنت أمواتاً فَأَنياكه ثم يميتكم ثم تخييكلة اليه ترجعون
Yani "Sizler ne suretle Allah'ı inkar ediyorsunuz? Halbuki sizin hayatınız yoktu, o size hayat verdi. Sonra sizi öldürecek, sonra yine size hayat verecektir. Sonra ona rücü' edeceksiniz."
Ayetlerin nazmına ait üç vecih, bu âyette de câridir. Evvela, bu åyetin måkabliyle irtibatı: Vaktâ ki Kur'ân-ı Kerim insanları Allah'a îmân etmeye ve ibådet etmeye da'vet etti. Ve îmânın i'tikād edilecek esaslarıyla, yapılacak hükümlerinin icmålen delillerine işareten zikretti. Mücmelen işaret edilen delilleri tazammun eden ni'metlerin ta'dâdını evvelce zikrettiği için, bu âyetle onları zikretmedi.
Bu âyetle, en büyük ni'met olan hayata işaret edilmiştir. İkinci âyetle, bekā ni'metine işaret edilmiştir. Evet, semâvât ve arzın tanzimâtı, hayatın kemål ve saadetini te'min eder. Üçüncü âyetle, beşerin käinât üzerine tafdil ve tekrim edildiğine işaret eder. Dördüncü âyetle, beşere ta'lim-i ilim ni'metine işaret edilmiştir.
Bu ni'metlerin suretine, yani ni'met oldukları cihetine bakılırsa, bu ni'metler inâyet-i İlâhiyeye delil oldukları gibi, ibâdete dahi delildirler. Çünki ni'metleri verene şükür etmek vacibdir. Küfrân-ı ni'met ise, aklen de haramdır.
Eğer o ni'metlerin hakikatlerine bakılırsa, mebde' ve meâdı isbat eden delillerdir.
Ve keză bu âyet, evvelki âyetlerde geçen kâfirlerin ve mü nâfıkların bahislerine de nåzırdır. Onun için, taaccübü ifade etmekle inkârı tazammun eden كَيْدَ ile yapılan istifhâm, onların tehdidlerine işarettir.
ولو شاء ربك لجعل الناس أمة واحدة ولا يرون التصري من رحم ربك ولذلك لخلقهم ولمن كالا من الجنة والناس اجمعين ولا نقص عليك على التوالي والله به فؤادك وجاءك في هذم الحمل وموعظة وذكرى التليد وقل الذين لا يُؤْمِنُونَ اعْمَلُوا على مكانكم الا علي وانتظروا إلا منتظرون والله غيب السنوات والأرمن النور الأمر كله فاعْبُدُهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِ وَمَا رَبُّكَ بعاملي عنا الملا و
"Göklerin ve yerin gaybı yalnız Allah'a aittir. Her iş O'na döndürülür. Öyleyse O'na kulluk et ve O'na güvenip dayan! Rabbin, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir. 99
(Hûd, 11/123)
شورا طور
Mushaf sayfa no: 234
Hafızlık sayfa no: 12. cúz/7. sayfa
İMANIN GÖSTERGESİ
BILGI
Allah (c.c.), önceki ayetlerde peygamberlerin, helak olan kavimleriyle mücade-lelerini aktarmıştı. Böylece müşriklerle mücadele hâlinde olan Resûlullah'ı ve ashabını teselli ederek onların kalbini takviye etmişti. Ardından Yüce Allah, Peygamberin müşriklere, "Elinizden geleni yapın, biz de gerekeni yapmaktayız, bekleyin biz de beklemedeyiz." diyerek meydan okumasını istemişti. Teselli ve meydan okumadan sonra bu ayette Resûlullah'ın şahsında ashab-ı kirama ve biz müminlere imanın gereği hatırlatılmıştır: Yalnızca Allah'a ibadet etmek ve O'na güvenip dayanmak.
MESAJ:
1. Kulluk vazifesi yerine getirilmeden yapılan tevekkül, eksiktir.
2. Allah'a iman eden kimse yalnız değildir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Gayb: Beş duyumuzla algılanamayan, gizli olan.
Gåfil: Maddi ve manevi menfaatlerinden habersiz olan.
Andolsun ki Yūsuf ve kardeşlerinde, almak isteyenler için ibretler vardır. 99
(Yūsuf, 12/7)
Mushaf sayfa no: 235
Hafızlık sayfa no: 12. cüz/6. sayfa
YUSUFUN RÜYASI
BİLGİ
Yūsuf Süresi, Kur'an-ı Kerim'in 12. sûresidir. 111 ayetten oluşan bu sûre Kur'an'ın ifadesiyle kıssaların en güzelidir. Hz. Yūsuf'un ibretle dolu hayatını anlatmaktadır. Kıssa, 4. ayette geçen Yûsuf'un ilginç rüyası ile başlar. Hz. Yûsuf, rüyasında güneşin, ayın ve on bir tane yıldızın kendi önünde secdeye kapandığını görür. Bu esrarengiz rüyayı babası Hz. Yakub'a anlatır. Yakub (a.s.) rüyayı açıklar. Kardeşlerine anlatmaması için Yûsufu iyice tembihler. Sûre pek çok ders barındırmakta; iffet, sabır ve tevekkülün kıymetini, gerçek hayattan çarpıcı örneklerle bizlere göstermektedir.
MESAJ
1. Kur'an kıssalarını ibret almak üzere dikkatle okumalıyız.
2. Hz. Yûsuf'un hayatı hepimiz için ibretlerle doludur.
Biz aciz kullarını îmânın neşve ve huzuru ile merzük kılan Allahü Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri'ne hamd ü senålar olsun!
İnsanlığı zulmetten kurtarıp nûra gark etmeğe vesile olan käinâtın Fahr-i Ebedi'sine salât ve selam olsun!
Milletler, târih sahnesinde hayâtiyetlerini dîn, dil ve târih şuūru unsurları sayesinde devam ettirirler. Din, hilkat ve fıtratın gâyesi, kundak ile kefen ara-sındaki hayatı tanzîm eden, böylece kulu âhıret seâdetine hazırlayan ilâhî ka-nunlar mecmüasıdır; dil, onun ortaya koyduğu hak ve hakikatlerin ifåde vâsı-tası, tarnih de bu iki unsur çerçevesinde insanlığın yaşadığı hadiselerin sebeb ve neticelerinin tesbît ve tahlili ile milletlerin müstakbel yollarını aydınlatan bir meş'aledir.. Bu bakımdan bu üç unsurun birbirinden ayrılamayacağı gerçeği-ni göz önüne alarak te'lif ettiğimiz bu eserde muhterem okuyucularımıza târi-himizdeki abide şahsiyetlerimiz vesilesiyle birtakım hikmet ve ibretleri sergi-lemeye gayret ettik.
Atalarımızın mukaddes emåneti olan dîn, dil, târih ve kültür mirâsına lå-yıkıyla sahip olabilmek, sadece haråbe hâline gelmiş olan maddî eserlerinin tâmirinden ibaret değildir. Aslolan, o rûh, heyecan ve medeniyetin canlandı-rılması ve müstakbel nesillere intikālidir. Osmanlı medeniyetinin temelini oluş-turan İslâm kültüründen tecrid için Agop Dilaçan ve benzerlerinin müdahale-siyle tahrib edilmiş olan dilimiz, -ådetå- ciddi bir tefekküre imkân vermeyecek bir surette kısırlaştırılmıştır. Lisanımızı kurtarmadıkça, başımıza musallat olan binbir çeşit kargaşadan kurtulmamız mümkün değildir. Zîrâ insanlar kelime-lerle düşünürler. Mefhûmları ve dolayısıyla onları ifadeye vesile olan kelime-leri eksiltilmiş ve çarpıtılmış bir "dil" ile derin İslâmî tefekkürün ufuklarına açıl-
mak asla mümkün değildir. Bu yapılmadıkça da, hareketlerin temel säikı olan tefekkür, ortaya çıkmaz ve ciddi bir seviye kazanamaz. Bu yüzdendir ki, biz yazılarımızda tab'ımıza, milli kültür ve milli şuûra zıd olan uydurma dile aslå iltifat ve itibar etmedik.
Diğer taraftan tarihimiz de kendi gerçek hüviyetiyle bilinmelidir. Yoksa bir-takım garazkår yerli tärihçiler ile İslâm ve Türk düşmanı olan yabancıların yaz-dığı eserlerle cihan-şümül bir medeniyyeti doğru olarak îzah edebilmek ve geçmişi layıkıyla öğrenip geleceğimizi istikâmetlendirebilmek mümkün ola-maz! Bunun için şanlı ecdâdımızın bizlere bıraktığı târih mîrâsının, milletimi-zin en basit ferdinin şuûr ve idrâkine bile doğru aksettirilip mâl edilmesi, dînî ve milli bir vazîfedir. Merhûm Mehmed Åkif, bu büyük hakikati asırlara ve ne-sillere şöyle hatırlatır:
Sahipsiz olan memleketin batması haktır, Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır...
Tarih şâhiddir ki, milletler ve fertler, hayatlarını, geçirdikleri tecrübelerin aydınlığında tanzim ederler. Târih bir milletin hafızası ve millî tecrübeler mec-mûasıdır. Bu sebepledir ki fert, geçirdiği tecrübelerden müstağnî ve mücer-red olarak yaşayamayacağı gibi milletler de târihî hâdiselerin îkâz ve irşâdına dâimâ muhtaçtırlar. Gerçekten milletlerin kaderinde yaşanan iniş ve çıkışlar, istikbâle aktarılacak bir tecrübeler yığınıdır. Bunların sebep ve neticelerinin yeni hadiseler ile birlikte doğru bir şekilde mukâyesesi ise, milletler için istik-bâli aydınlatıcı bir rol oynamakta devam eder.
Bir millet, gerçek tarihini ve maddî-mânevî rehberlerini tanıyıp bunları yerli yerince takdir ettiği müddetçe ileri millet, büyük millet demektir. Yetişen yeni nesiller, kendi târihlerini, başkalarının tarihlerinden daha iyi bilir ve geçmişten gerekli ibretleri alırsa, gelecekten endişe edilmez! Şâyet târihine yüz çeviren, Üstelik onu kötüleyen, maddî-mânevî rehberlerini tanımayan, böylece özüne yabancılaşan ve muhteşem bir mîrâsa nankör bir vâris olarak geçmişteki bü-yük kahramanlarını hâin, hâinleri de kahraman olarak îlân eden bir nesil yeti-şirse, istikbal karanlık ve endişe verici olur. Çünkü mâzîye istinad etmeyenle-rin geleceği, hiçbir zaman emniyet altında olmamıştır. Dolayısıyla köklerimiz mâzîye, dallarımız istikbāle uzanmalıdır.
Târih ilmini sadece kuru bir vak'alar mecmûası sanmak ve öyle telâkkî et-mek, büyük bir hatâdır. Gerçek târih ilmi, çeşitli hadiseler, sürprizler ve mâce-
rålar ile dolu toplumların hayatiyetlerinde hak veya bâtılın, doğru veya yanlı-şın asıl zeminini gösteren mübarek bir ilimdir. Cemiyetlerin hål ve geleceğine mükemmel bir surette düzen verebilmek, tarihin önümüze koyduğu hâdisele-rin sebeb ve neticelerinin mukâyesesini yapabilmek için bu zemini doğru ola-rak tanımak ve ondan gerekli ders ve ibretleri alarak değerlendirme yapmak şarttır.
Yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerîm de, insanlığa, geçmiş toplulukların yaşa-mış bulundukları menfi veya müsbet çeşitli hadiselerin hikmet ve ibretlerini bu sebeple nakletmektedir. Meselā zulüm, haksızlık ve Allah'a isyan eden millet-lerin, kahr-ı ilâhîye düçar olarak hazin bir akıbet ile târihin çöplüğünde kaybo-luşlarını şöyle bildirir:
فَجَعَلْنَاهُمْ سَلَفًا وَمَثَلاً لِلْآخِرِينَ
"Onları, sonradan gelen ümmetler için ibret verici bir geçmiş ve mi-sâl yaptık." (ez-Zuhruf, 56)
"Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi." (ed-Duhân, 29)
Buna mukâbil Cenâb-ı Hakk, ilâhî istikâmetten ayrılmayıp dînde sebât eden ve tevhîdi bayrak edinerek hidâyeti dünyânın dört bir köşesine taşıyan milletlerin de âbâd olduğunu Kur'ân-ı Kerîm'de beyân buyurur ve:
Bu da gösteriyor ki, doğru veya yanlış olan davranışları müşahhas hâle getiren ve bu suretle onlardan istifâdeyi kolaylaştıran şu Kur'ânî metoddan müstağnî kalınamaz. Bu hususta alınması gereken ibretlerin ehemmiyetini merhûm Mehmed Åkif, ne güzel aksettirir:
1826-Yeniçeri Ocağının yerine Eskinci Aske Teşkilatı'nın kurulmasına
başlandı
18:30-Fransanın Cezayir
HAZİRAN
12
CUMA
26 1447 ZİLHICCE
HOOR AVET
Sen herşeyi hakkıyla ball herbi hikmetle yaparsan
Bakara Suresi: 32
BIR HADIS
En büyük iftira, insanlar arasında söz taşmaktır.
Baba ne kadar haksız da olsa, oğul onun nasını tahsil etmeye mecburdur. Oğul ne kadar serkeş de olsa, baba, pefkat i fitriyesini ona karı esirgemez ve esirgememel
1957 - IBMin, yeni geliştirdiği bilgisayarın ağırlığı 21 tondu.
1993 - DYP Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel, Türkiye'nin dokuzuncu Cumhurbaşkanı seçildi.
2016 - Nur Talebelerinden Said Gecegezen vefat etti.
16
PAZARTESİ
MONDAY
MAYIS
MAY
BİR AYET
Sabret. Senin sabrın da ancak Allah'ın yardımıyladır.
Nahl Suresi: 127
BİR HADİS
Allah'ın takdir ettiği rızka razı ol ki, zengin olasın.
Bu kâinatta görünen bütün güzellikler öyle bir güzelden geliyorki, bu mütemadiyen değişen ve tazelenen kâinat, bütün mevcudatıyla ayinedarlık dilleriyle, o güzelin cemalini tavsif ve tarif eder.
Ölüm meleği insanoğlunun organlarının, tırnaklarının ve tüyle-rinin altlarından ruhunu çekip alır. Ruh, bir eklemden diğer ekleme ula-şınca şüphesiz bu ruhun çıkışı (nın acısı) o mafsala kılıç ile bin defa vurmaktan ve süngü ile bin defa saplamaktan daha ağır, daha şiddetli gelirmiş.
9 Yine bana ulaştı ki:
Ölünün her kılının hissettiği acı, gökler ile yer halkının üzerine konulsa onların hepsi (bu acının şiddetinden) muhakkak eriyerek ölür-lermiş. Nihayet can boğaza geldiğinde onu alma işini (bizzat) ölüm me-leği (Azrail) yaparmış.
10 Ve yine bana ulaştı ki:
Ölüm meleği mü'minin ruhunu aldığında onu beyaz ve hâlis ipe-ğin ve çok güzel kokan misk'in içine koyar, kâfirin ruhunu da aldığın-da ise onu leş'den daha pis kokan ateşten bir balçık çanağın içindeki bir paçavranın içine koyarmış.
Ey kardeşim! İşte şunlar senin nefsin gibidir. Sana ölümün şiddetli acıları geldi, sana inlemeler, baygınlıklar ve şiddetler indi. Nihayet biri, Filân kimse vasıyyet etmiştir, der. Diğeri de, Filanca kimsenin dili ağırlaştı, komşularını unuttu. Artık kardeşleriyle konuşamıyor, söy-leneni işittiği halde cevap vermeye muktedir olamıyor», der.
Bir kız ölüm halinde bulunan babasının yanına girmiş de şu şiiri söylemiş:
Ey dostum babacığım yuvasından uzakta bulunan kuş yavruları-
nın tüyleri gibi yetimleri kime bıraktın?
Ey kardeşim! Senin nefsin de böyledir. Şüphe yok ki, sen yatağın-dan yıkanacağın (teneşir) tahtana taşınacaksın, seni elbisenden soya-caklar, senin kefenini getirecekler, sonra seni yıkayıp kefene saracak-lar. Başında ise ailen, komşuların ağlayacaklar, seni dostların, ihvanın kaybedecekler. Seni yıkayacak zat:
Falanca kimseyi tevdi edecek, şimdi buna hakkını helal edecek olan hanımı nerededir, diye soracak. Filan kimsenin vaki olan (ölüm) haberi hakkında hanımı içeri girecektir. Bu hususta şairler şu şiiri söy-lemişlerdir:
Dikkat et ey mağrur kişi! Sana ne oldu da oynuyorsun? Ölümün yakın olduğu halde birçok arzular (ın tahakkukunu)
umuyorsun.
Biliyorsun ki, hırs ve tamahkârlık insanı (içine doğru) çekip uzaklaştırıcı bir deniz, gemisi de dünyadır. Binaenaleyh sen he-lak olmaktan sakın.
Yine biliyorsun ki ölüm, sana koşarak gelmektedir. Sen ise tadı tatlı olmayan içki (yi içerek) zevkleniyorsun.
Sanki sen vasıyyetini yapıyor, yetimleri görüyorsun. Anneleri ise yavrusunu kaybetmiş halde nağmeler düzüp ağlıyorlar.
Kadın ellerini ısırıyor, sonra yüzünü tokathyor. Kendisi perde arkasıma girdikten soura erkekler onu görüyorlar.
Onlar kefenlerle seni kastederek yanına gelip üzerine suyu dö küyorlar, göz ise yaş döküyor.
Alimler dediler ki (Allah onlardan razı olsun):
veliler Allah Taâlâ, peygamberler aleyhimüssclátü vesselâm ve üzerine ancak derecelerinin yüksekliğini artırmak için ruhlarının çıkı-şını şiddetlendirmiş, zorlaştırmıştır. Müslümanlardan onların başkaları için de günahlarına bir keffåret yahut Aziz ve Celil olan Allah'ın ilm-i ezelisinde geçtiği gibi günahlarına karşı bir ceza olmak için ruhlarının çıkışlarını çetinleştirmiştir. Eğer böyle olmasaydı yüce ve münezzeh olan Hak Taâlâ belâya uğratmadan da bu mevkileri kendilerine ihsan etmeye hakkiyle kaadirdir. En iyisini Allah bilir.
Ez kardeşler (im)! Bilmiş oldunuz ki ölüm, en fena şey, en fena iş tir. Tadı, en acı, en kötü olan şerbettir. Muhakkak ki o ortaya çıkıp zevk ve lezzetleri kesen, rahat ve huzurları bozan ve çirkinlikleri geti-ren, asabları ve organları ayıran (ın ta kendisi) dir...
Reşid (r.a.) den hikâye olundu ki; (Harun ér-) Reşid'in hastalığı şiddetlendiği zaman yanına Acemceyi iyi bilen Tûslu bir doktor getiril-di. Bu doktor birçok hasta ve sağlam insanların idrarıyle birlikte Re-şid'in de idranının getirilmesini istedi ve idrar şişelerini karıştırıp bak-maya başladı. Nihayet Reşid'in idrar şişesini görünce:
Bu idrarın sahibine artık vasıyyetini yapmasını söyleyiniz. Çün-kü onun kuvvetleri çözülmüş, bünyesi harap olmuştur, dedi. Bunun üzerine Harune'r-Reşid hayatından ümidini keserek şu şiiri söylemeye başladı:
Muhakkak ki insanın ecelinde gecikme olduğu müddetçe dokto-run ona delalet eden ilmi vardır.
Nihayet mehil günleri geçtiği vakit doktor hayrette kalır ilaç
otlarının kökü de ihanet eder.
Sonra Harune'r-Reşid birtakım kefenler istedi ve içlerinden bir tane kefen seçti. Yatağının önünde kendisine bir mezar kazılmasını em-retti, ve:
«Malım bana bir faide vermedi. Bütün saltanatın benden ayrılıp anahvoldu (1) dedi ve o gece vefat etti.
Allah Taålà, gaflet üzere ölmüş olan kimselerle ibret alanlara rahmet eylesin. Sanki gaflet içinde ölen kendisidir də ölüm o vazi-yette kendisine gelmiştir. Sonra kendisini haşarat ve kurtları çok bu-lunan karanlık bir çukura soktular. Sonra senin yok olman karar-
Peygamberimiz, namazdan sonra Kasva'ya binip Cebelürrahme'nin
dibindeki Vakfe yerine vardı. Kasvå'nın göğsünü, kayalara çevirdi.
Kayaların toplu bulunduğu yeri, önüne aldı ve Kıble'ye döndü.
Güneş, batıp sarılığı azıcık gidinceye kadar Vakfe yaptı (396). Müslümanlara da, Arafatta Vakfe yapmalarını elile işaret etti (397).
Arafatta uzakça bir yerde bulunanlara da, haber göndererek "Me şålrinizin (Allâha ibadete vesile olan ibadet yerlerinizin) üzerinde bu-!
lununuz Çünki, siz, babanız İbrahim'in mirasından bir miras üzerinde bu-
lunuyorsunuzdur! (398)
İşte, burası, Arafat'tır ve o, Vakfe yeridir (399). Arafat'ın her tarafı, Vakfe yeridir! (400)
Lebbeyk Allâhümme lebbeyk..." diyerek Telbiye etti ve Hayr, an-cak, Ahiret hayrıdır.» buyurdu (401).
Peygamberimiz, ellerini, memelerinin üzerine, omuzları hizasından biraz aşağıya kadar kaldırdı.
Avuçlarının sırtını, yere doğru çevirdi (402).
Kasva, başını eğince, yuları düştü.
Peygamberimiz, devesinin yularını bir elile tutup diğer elini kaldı-rarak (403), dualarının efdal ve üstünü, en çok yaptığı ve Kendisinden Önceki Peygamberlerin de, duâsı olan şu dua ile (404) duâya başladı:
«Allah'dan başka ilah yoktur.
O, birdir, Onun, eşi, ortağı yoktur.
Mülk, Onundur.
Hamd, Ona mahsustur.
e. 2, s. 1025, Daremi-Sünen c, 1, s, 377 (396) Müslim-Sahih e, 2, 8, 890, Ebû Davud-Sünen c. 2, 8, 185, İbn-i Mace-Sünen
(397) Vakıdi-Megazi e, 3, 8, 1102
(398) Vakıdi-Megazi e, 3, 8, 1103, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 189, Tirmizi-Sünen c. 3, s, 230, Nesal-Sünen e, 5, s. 255
(390) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, 5, 253, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 157, Tirmizi-Sünen c, 3, 5, 232
401) Häkim-Müstedrek e, 1, 8, 465
İbn-i Mace-Sünen e, 2, 5, 1001-1002
(400) İbn-i İshalk, İbn-i Hisam-Sire e. 4, s. 253, Vakıdi-Megazi e, 3, s. 1103, Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 1, 8, 157, Ebû Davud-Sünen c, 2, 5, 193, 194, (
(402) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 85
(
103) Ahmed b. Hanbel-Müsmed e, 5, s, 209, Nesal-Sünen e, 5, s. 254 (404) Malik-Muvatta c. 1, s. 215, 422-423, Vakıdi-Megazi, 254, 1104, Tirmizi
348-350, İbn-i Teymiye-Münteka e, 2, s. 273
565, s. 572, Bağavi-Mesåblhussünne e, 1, 8. 128, Ebülfida-Sire e, 4,
(Allah, şu gerçek'e şehadet eyledi ki: Allah'dan başka ilah yok, ancak, O, var!
Bütün Meleklerle ilim uluları da, adı ve hakkaniyetle durarak şå-hid ki: Allah'dan başka ilah yok, ancak, Aziz ve Hakim olan O, var!
(Al-i İmran: 18)
Ben de, bu gerçek'e şahid olanlardanım ya Rab! (406) Ey Allâhım! Senin buyurduğun gibi, bizim söylediğimizden daha üstün olarak Sana hamd olsun!
Ey Allahım! Benim namazım, ibadetim, diriliğim, ölümüm, Senin İçindir.
nıklığından Sana sığınırım!
Dönüşüm, Sanadır. Mirasım da, ey Rabbım! Sana aiddir. Ey Allahım! Kabir azabından, kalbin vesvesesinden, işlerin dağı-
Ey Allâhım! Rüzgârların getirdiği âfetin şerrinden Sana sığını-rım! (407)
Ey Allahım! Göğsüme genişlik ver, işimi kolaylaştır!
Ey Allahım! Göğüslere vesvese veren Şeytan'dan, işlerin karışıklı-
Ey Allâhım! Gözümde bir Nur, kulağımda bir Nur, kalbinde bir Nur yarat!
ğından, kabir fitnesinin şerrinden, gecenin getirdiği şeylerin şerrin-den, gündüzün getirdiği şeylerin şerrinden, korkunç rüzgârların getir-diği afetlerin şerrinden, zamanın nöbet nöbet gelen mihnet ve belâla-rının şerrinden Sana sığınırım! (408)
Ey Allahım! Sağlığın, hastalığa çevirilmesinden, birden bire gelip
çatacak azabından ve bütün gazabından Sana sığınırım! Ey Allâhım! Beni, hidayetine ulaştır! Geçmişimi, geleceğimi ba-
ğışla!
Ey baş vurulacakların en hayırlısı, Kendisinden istenilenlerin en keremlisi, en vergilisi,
Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allâh! Yaratıklarına ve Beyt'inin hacılarına verdiklerinin en üstününü şu akşam üzeri bana ver!
(405) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1104, Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 2, s. 210, Tirmizi Sünen e, 5, s. 572, Heysemi-Mecmauzzevaid c. 3, s. 252, Gazzall-İhyalül-Ulům,
e. 1, s. 332, İbn-i Kayyım-Zadülmad e, 3, s. 268,
(406) Alamed b. Hanbel-Müsmed c, I, s, 166, Ebülfida-Sire c, 4, 5. 349 (407) Tirmizi-Sunen c. 3, s. 537, Gazzall-İhyaül'ulům, e, I, s, 332, İbn-i Kayyım-
Zadilmaad e, 3, s. 268, Ebüllida-Sire e, 4, 5, 349-350 (408) Beyhaki'den naklen Ebülfida-Sire c, 4, 8, 350, Gazzali-İhyaül'ulüm, e, 1, 333
dik etmekten başka bir niyetle evinden çıkmayan kimseye, onu cennetine koyacağına, yahut bir çok ecir ve ganimetle çıktığı eve sağ salim döndüreceğine tekeffül etmiştir.
3230- Kardeşin sana mükellef bir yemek hazırlamış, sen ona: "Ben oruçluyuml" diyorsun, ye. Yerine sonra bir gün oruç tut, (nafile oruçlunun orucunu bozabileceğine bir delildir.)
3231- Kıyamet günü yetmiş millet tamamlanır. Sonuncu-su ve hayırlısı biz oluruz.
۳۲۳۲- تَكُونُ فِي أُمَّتِي رَجْفَةٌ يَهْلِكُ فِيهَا عَشْرُ الْآفِ عِشْرُونَ الْفًا ثَلاثُونَ الْفًا يَجْعَلُهَا اللَّهُ مَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ وَعَذَابًا عَلَى الْكَافِرِينَ (كر عن عروة بن رويم عن الانصاري
3232- Ümmetim büyük bir depremle karşı karşıya kala-caktır. On bin, yirmi bin, otuz bin kişi ölecektir. Bu, mü'minler için bir öğüt ve rahmet vesilesi olurken, kafirler için de serapa bir azap olacaktır.
kadar devam edecek, sonra kaldırmak isteyince onu kaldıracak; sonra nübüvvetin yolunda olan hilafet Allah'ın dilediği müddete kadar sürecek, sonra onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra ısıran saltanat devri gelecek, o da Allah'ın dilediği zamana kadar kalacak, sonra Allah onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra onu zorba bir hükümdarlık takip edecek, sonra da nübüvvet yolu üzerinde olan bir hilafet devri gelecek.
٣٢٣٤ - تَكُونُ لَأَصْحَابِى زَلَّةٌ يَغْفِرُهَا اللهُ لَهُمْ لِسَابِقَتِهِمْ مَعِي (كر عن محمد بن الحنفية عن ابيه)
3234- Ashabımın zellesi (ayak kayması) olur. Lakin Allah onları benimle beraber güzel geçmişleri bulunduğu için bağışlar.
3236- Beni asfar ile aranızda sulh olacak, sonra size hi-yanette bulunup her birinin altında on iki bin kişi bulunan seksen sancakla size doğru saldıracaklar.
3237- Dört fitne başgösterecek: Birincisinde adam öl-dürmek helal sayılacak. İkincisinde hem o, hem de mal, üçüncü-sünde kan, mal, zina helal sayılacak, dördüncüsü ise Deccal'dir.
النبتُ ويُكذِّبُ فيها الصَّادِقُ ويُصَدِّقُ فيها الْكَاذِبُ وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ ويُحوِّنُ فيها الأمين وتنطق فيها الرويبضة قيل يا رَسُولَ اللهِ وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ قَالَ من لا يُوبه له (طب عن عوف بن مالك)
3238- Deccal'den önce aldatıcı yıllar olacak. O yıllarda yağmur çok, bitki az olacak, doğru söyleyen yalanlanacak, yalan söyleyense doğrulanacak, haline güvenilecek emin olan kişi hain sayılacak, Ruvaybıza konuşacak. "Ruvaybıza nedir ey Allah'ın Ra-sulü?" diye sordular. "Ruvaybıza, kendisine önem verilmeyen ki-şi." buyurdu.
3240- Şu altı hususla karşılaştığınız zaman, ölümü te-menni edin. Alçaklar başa geçirilince, hükümler satılınca, insan öldürmek hafife alınınca, şart ve yemin çoğalınca, akraba ile ilgi kesilince, Kur'an şarkı gibi oyuncak ve eğlence edinilince ki, in-sanlar kendilerinden çok daha az bilgisi bulunan adama gelip ondan medet umarlar.
Siz bu satırları okurken dünyanın dört bir yanında istihbarat servisleri ve sahadaki ajanları, büyük ihtimalle hayat boyu tanık olmayacağınız, adını bile bilemeyeceğiniz savaşların içindeler. Bu ajanların bir kısmı suikast, cinayet, zehirleme, nokta atışı bombalı saldırılar ve kaza süsü verilmiş operasyonlar gibi cesaret gerektiren, kanlı ve göz korkutucu işlerin tam ortasında görev yapıyorlar. Ama çok daha derinde, sinsi, tehlikeli olan başka cepheler de var. Bunlar bilgi uğruna verilen savaşlar, yani düşmanın askerî sırlarına ulaşmak ya da propaganda ve korku yoluyla karşı tarafın toplumsal düzenini istikrarsızlaştırmak için yürütülen görünmez mücadeleler... Çoğu zaman sıradan görünen binaların içindeki yönetim kademeleri, bu operasyonları yalnızca akıllı telefonların kameraları aracılığıyla ekranlardan, ajanların gözünden izleyebiliyor. Bizim gündelik olarak kullandığımız bu aygıtlar, gizli servislerin elinde en sofistike casusluk aygıtları kadar ölümcül silahlara dönüşebiliyor.
okka, yaklaşık 1282 gr kyyski ağırlık ölçüsü, başka bir adı
kiyyelik kıyye ağırlığında (bk. kıyye)
kizi parlak kırmızı 2. Komünist 3. (mec.) aşırı, ileri derecede
Kızılcazقل اج :stad Bediüzzaman'ın Ara bça bir risalesinin adı. Bazı parçaları Türkce ye tercüme edildi (bk. Mesnevi-i Nurive, A Badıllı)
1899 yılında telif edilip 1921 yılında basılan bu eser, Abdurrahman Ahdarî'nin Arapça yazmış olduğu Es-Süllemü'l-Münevrak fi il mi'l-Mantık isimli mantık kitabına Ustad Said Nursî'nin yine Arapça olarak yazdığı ha şiyelerden meydana gelmektedir.
kibir 1 : كبر.büyüklenme, kendini beğenmiş lik, böbürlenme, gururluluk 2.büyüklük
kibirli کبرلی : kendini beğenmiş, kendini bu yük sanan, böbürlenen
kibbibir)
kibri nefs کبر نفس : kendine değer verme, kendini alçaltmama, kendine saygı, şerefini koruma (vakar, izzet-i nefis, şeref, haysiyet, onur)
kibrü azamet کبر و عظمت : kibir ve azamet, kendini beğenmişlik ve böbürlenme
kibrü gurur کبر و غرور : kibir ve gurur, kendini büyük görme ve kendinde kusur görmeme
kibrit 1 : کبریت.bir ucunda sürtününce yanan madde sürülmüş küçük çöp 2.kırmızı renk yakut
kibrit-i ahmer 1 : کبریت احمر.kırmızı kibrit 2.Orta Çağda cisimleri altına çavirebilir diye düşünülen kimyasal madde 3.(mec.)doğru yola ileten çok değerli rehber (kılavuz) 4.(Tas.) (mec.) çok değerli mürşid, yol gösterici 5.lk
sir, (mec.) ölümsüzlüğe erdiren kaynak
kibriya 1 : كبرياء.büyüklük, erişilmezlik 2.ku-
sursuzluk 3.Allah'ın c. c. sonsuz ve erişilmez büyüklük ve kusursuzluğu 4.sonsuz ve erişil-mez büyüklük sahibi (Allah c.c.) 5.büyük, ulu, yüce
5 kitab-ı akide ve iman ve zikir ve fikir ve davet
kin كين : öç alma düşüncesini taşıyan gizli düşmanlık, düşmanlık, garez
kin-i muzmer كين مضمر : gizli kin
kinai (ye( کناء به : kinayeli, kinaye ile ilgili, do-laylı ve üstü kapalı
kinaili کنائیلی : kinayeli, dolaylı ve üstü kapalı
kinalyet کنائیت : dolayı ve üstü kapalı sözler, kinayeler
kinaiyat-ı Kur'aniye ve hadisiye کنائیات قرانیه و حديثية : Kur'an ve hadisteki kinayeli (dolaylı ve üstü kapalı) sözler (müteşabihat ve kinayat-1 Kur'aniye ve hadisiye: kuran ve hadisteki benzetmeler (müteşabihat) ve dolaylı, üstü kapalı sözler.)
kinaye کنایه : dolaylı ve üstü kapalı söz
kinayeten كناينا : kinaye şeklinde, kinaye ola-rak, dolaylı ve üstü kapalı olarak
kinedar کینه دار : kindar, kin tutan
kinin كينين : sıtma ilacı
kinli کیلی: kintutan, öç alma düşüncesi olan
kiram 1: كرام.büyükler 2.mübarekler 3.bağış, iyilik ve yardımseverlikleri çok olanlar
kirpik كيرييك : göz kapaklarının kenarındaki kıllar
kirpik-i akl (akıl كيربيك عقل : aklın kirpiği,
(mec.)aklı yanıltan, aklı engelleyen durum
kisra کسری : Iran Sasanî hükümdarının unvanı
kisra-yi Fars کسرای فارس : İran hükümdarı
kisve 1 : کوه.klık, kıyafet, özel elbise 2.(mec.(
(bir şeyin) kendini gösterme aracı
kisve-i Arabiye كسوة عربيه : )mec.) Arabça ifede, Arab dili, Arapça
kisve-i ilmiye كسوة علميه : müderris (ders ho-cası, profesör) elbisesi, ilim adamı (din âlimi) elbisesi
kitab 1 : کتاب.yazılı eser 2.yazıya geçirilmiş sözler 3.peygamberlere vahiy yoluyla gelen ve sonra yazıya geçirilen Allah'ın (c.c.) sözle-ri 4. Kur'an 5.Levh-i mahfuz, olmuş ve olacak her şeyin, Allah'ın (c.c.) ilmiyle belirlenmiş saklı yazısı
kitab-ı Abdulkadir (ks( كتاب عبد القادر : Hz. Ab dulkadir Geylâni'nin eseri olan kitap
kitab-ı akîde ve iman ve zikir ve fikir ve davet
کتاب عقیده و ایمان و ذکر و فکر و دعوت : )kitab-ı akîde ve kitab-ı iman ve kitab-ı zikir ve kitab-ı fikir
Vladimir Putin, 1975'te İstihbarat teşkilatına katıldı ve 17 yıl boyunca KGB subayı olarak görev yaptı. Birinci ve İkinci Genel Direktörlük'te hizmet veren Putin, akıcı Almancası sayesinde 1985-90 arasında Doğu Almanya'da gizli görevlerde bulundu, burada tercüman kimliğiyle çalıştı ve yarbay rütbesine yükseldi. KGB geçmişi bugün sık sık haber konusu olsa da, Putin'in teşkilat İçindeki başarılarının aslında çok da dikkat çekici olmadığı düşünülür. Bunun yanında, Putin'in Çekist geçmişini her zaman gururla sahiplenmesi ilgi çekicidir. İstihbarat teşkilatında geçirdiği yıllar, kendisini bir vatansever olarak konumlandırmasında ve iktidar yolunda ilerlemesinde belirleyici bir rol oynadı. Yaklaşık yirmi yıl boyunca teşkilatta çalıştıktan sonra Putin, 20 Ağustos 1991'de KGB'den istifa etti. Bu tarih, Vladimir Kryuçkov'un öncülük ettiği darbe girişiminin ikinci gününe denk geliyordu ve bu hamlenin, dönemin başbakanı Boris Yeltsin üzerinde güçlü bir etki bıraktığı kuşkusuzdur. Nitekim Yeltsin, Putin'in hızlı bir şekilde Federal Güvenlik Servisi'nin (FSB) başına yükselmesini bizzat sağladı. Yeltsin'in 3 31 Aralık 1999'daki beklenmedik istifasının ardından Putin geçici olarak devlet başkanı ilan edildi ve ertesi yıl bu görev resmiyet kazandı. Başkan olarak attığı ilk imza ise, Yeltsin hakkında açılabilecek yolsuzluk soruşturmalarının önünü kesmek oldu. Sovyetler sonrası Rusya'nın siyasal ruhu üzerindeki mücadele, büyük
ölçüde siloviki (eski güvenlik ve istihbarat mensupları) ile oligarklar (yeni zenginler) arasında yaşandı. Putin'in iktidara yükselişi, siloviki cephesi için kuşkusuz büyük bir zaferdi. Zira eski meslektaşlarıyla çevrili olmaktan çekinmeyen, istihbarat kökenli bir lider, onlar için doğal ve güvenilir bir müttefikti.
شهدی، بو جمله لون آر الرنده کی ارتباط و منا ستار من بحث ايده هكر قرآن کریم اوله عامان باریم مطر دن مولده، بوراده حاضرانه خطا به باشلادی بوده بلاغتجه معلوم بر نکته بجوندر تولہ کہ انسان، ردمك فى الفندن، عبدا لندن بحث الدرله، حدتی، غضى او قدر غلبه مدرک ضد الا اولون، يعنى خيالى باحضار ايله خطاب اتمك صورتيله أو قد القارى بابان آدمك كنديم توجيه كلام ايمان باشلاء. وما اعلط ندن بحث الدركين او قدر شوقی و عشقی غلبانه کار که همانه خير النك قارشونه او الى آدمى لترى كند سنه خطاب الدرك قونو شمعه باشلار.
بو حالت، التفات الله من الدين و قاعده در بو قاعده نك لسان عربده سول و موقعی وارد ایشته قرآن کریم بو قاعده بي تعقيباً ( كيف تكفُرُونَ ) ديبورن، صحیفه خطاب ایله او نار
توجيه كلام اتمشدر.
موكره وقتها كه بو مقامده تعقيب الديله مقصد ، ايمان ليدوب عبادت ايتمك و كفران نعمت ایجوهان و کفری رد اتمك كبى كچه اصول و الاسرى اثبات ایتمان ايجون لازم اولان دليلهاري ذكر المكدر اشته او دليل الموك ان واضحى، احوال بشر سلسله سندن استفاده ابديان دليه الهر در و او نعمه الان ان بیوگی او
سللانك عقده لرنده و دو گو مارنده در.
قرآن کريم (وَكُنتُمْ أَمْوَانًا فَأَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ) آیت کریمه سیاه بسته دوگوهای اولان مرتب أو سلسله عجيبه به اشارت ايتمشور بزده او به دو گومی (به متار) ده حل و
بیان ایده جگر
برنجی مثله ) ( كنت و اموانا ) جمله ی برنجی عقده بی، یعنی برنجی دو گومی آجیور شویله که: انسانك جدینی تشکیل این ذره ای، عالمك ذراتی ایچنده جامد، طاغینیه به ماده ای که با فارست که مخصوص بر قانون ایله معینه به نظام ایله انتظام آلتن الينا مه عالم عناصره كوندريلي. عالم عنا مرده ساکت ساکن کیزلی بر وضعیتده ایکه به دنبره قافله قافله، معین به دستور ایله، یومی بر انتظام ایله به قصد و به حکمت التنده عالم موالیده انتقال ايدر. عالم مواليد ده ده سکوت ایچنده ایکه بر دنده عجیب غریب به طرز ایله نطفه به انقلاب ایدر موكره متسلسل انقلا بار له علقه اولور.
Simdi, bu cümlelerin aralarındaki irtibat ve munasebetlerden bahsedeceğiz. Kur'ân-ı Kerim, evvelce gäibane yaptig hikâyeden sonra, burada hazıráne hitaba
basladı. Bu da belägatçe ma'lum bir nükte ıçındır.
Şöyle ki: Insan, bir adamın fenâlığından, ayıblarından bahsederken, hiddeti, gazabı o kadar galebe eder ki, hayalen olsun, yani hayali bir ihzâr ile hitab etmek suretiyle o fenalıkları yapan adamın kendisine
tevcih-i kelâm etmeye baslar. Veya iyiliklerinden bahse. derken o kadar sevki ve askı galeyana gelir ki, hemen
hayalinin karşısına o iyi adamı getirir.
Kendisine hitåb ederek konuşmaya başlar.
Bu halet, iltifat' ile tesmiye edilen bir kaidedir.
Bu kaidenin lisân-ı Arabda büyük bir mevkii vardır. İste
Kur'ân-ı Kerim bu kaidevi ta'kiben كلف تكفون diyerek, sîga-i hitâb ile onlara tevcih-i kelâm etmiştir.
Sonra vaktâ ki, bu makamda ta'kib edilen maksad, îmân edip ibâdet etmek ve küfrân-ı ni'met etmemek ve küfrü reddetmek gibi geçen usûl ve esasları isbat etmek için lâzım olan delilleri zikretmektir. İşte o delillerin en vâzıhı, ahvâl-i beşer silsilesinden istifade edilen delillerdir. Ve o ni'metlerin en büyüğü, o silsilenin ukdelerinde ve düğümlerindedir.
düğümlü olan, müretteb o silsile-i acîbeye işaret etmiştir. Biz de o beş düğümü beş mes'elede hall ve beyân edeceğiz.
Birinci Mesele: كنت أمواتا cümlesi birinci ukdeyi, yani birinci düğümü açıyor. Şöyle ki: İnsanın
cesedini teşkil eden zerreler, âlemin zerrâtı içinde câmid, dağınık bir şekilde iken, bakarsın ki,
mahsûs bir kanun ile, muayyen bir nizâm ile intizâm altına alınarak âlem-i anasıra gönderilir. Ålem-i
anâsırda sakit, sâkin, gizli bir vaziyette iken, birdenbire kafile kafile, muayyen bir düstûr ile, yevmi
bir intizam ile. bir kasid ve bir hikmet altında alem-i mevalide intikal eder. Alem-i mevalidde de sükût içinde iken, birdenbire acîb, garib bir tarz ile nutfeve
inkılâb eder. Sonra müteselsil inkılâblarla alaka olur.
66 Bir de üzerine, sahte bir kan bulaştırılmış gömleğini getirdiler. Yakub dedi ki: 'Hayır! Nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe sürükledi. Artık bana düşen, güzel bir sabırdır.
Anlattıklarınıza karşı yardımı istenilecek de ancak Allah'tır.'99
(Yūsuf, 12/18)
Mushaf sayfa no: 236
Hafızlık sayfa no: 12. cùz/5. sayfa
KANLI GÖMLEK
BİLGI
Hz. Yakub'un 12 oğlu vardı. Yakub (a.s.), üstün karakteri sebebiyle oğulları arasından Hz. Yūsuf'u daha çok seviyordu. Bünyamin'i de küçük olduğu için el üstünde tutuyordu. Bu durum diğer on kardeşi kıskandırıyordu. Onlar ba-balarının sevgisini kazanacak güzel davranışlar sergilemek yerine kendilerine rakip gördükleri Yûsuf'u ortadan kaldırmak için plan yaptılar. Gezip oynamak bahanesiyle onu evden çıkardılar ve götürüp bir kuyuya attılar. Gömleğini de kana bulayıp babalarına getirdiler ve sahte gözyaşlarıyla "Yūsufu kurt kaptı." dediler. Yakub (a.s.), olayın onların anlattığından farklı olduğunu anladı ve bağrına taş basarak bu imtihana sabredeceğini söyledi.
MESAJ:
1. Nefsimize uymak bizi yanlışa götürür.
2. Musibetler karşısında Yakub (a.s.) gibi güzel bir sabır göstermeliyiz.
KELİME DAĞARCIĞI:
Nefis: Ruh, can, kötü huyların içimizdeki kaynağı.
Hz. Yûsuf'u kardeşlerinin attığı kuyudan, yoldan geçen bir kervan kurtardı. Onu çok ucuza köle pazarında sattılar. Dönemin devlet adamlarından biri onu satın aldı ve evine götürdü. Eşine, "belki onu evlat ediniriz" diyerek iyi bakma-sını söyledi. Yûsuf, o evde büyüdü. Son derece yakışıklı bir delikanlı oldu. Bu durum kadının aklını çeldi ve kadın Yûsufa âşık oldu. Kocası evde yokken bütün kapıları kilitleyerek Yûsuf'la olmak istedi. Fakat Hz. Yûsuf kadının bu davranışı karşısında Allah'a sığındı. Kendine sahip oldu ve kadının teklifini reddedip kaçmaya başladı.
MESAJ:
1. Nerede olursak olalım Rabbimiz bizi görür.
2. Haramın bulunduğu ortamdan ateşten kaçar gibi kaçmalıyız.
Tarihi tekerrür diye târîf ediyorlar, Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi!..
Tarih arşive dayanır. Osmanlı gibi büyük bir medeniyete âid vesikalar ye-ni yeni elden geçirilirken, yapılan kasıtlı veya câhilâne ithamların hiçbir kiy-meti olmadığı gitgide ortaya çıkmaktadır.
Tärihleri zengin, medeniyetleri azametli milletler, büyük milletlerdir. Bu-gün birçok san'at eserleri meydana gelse de, Süleymaniye, yine muazzam ve vakûr bir eser olarak kalacaktır. Nitekim şurası bir gerçektir ki, bugün dahi umûmiyetle turistlerin en çok rağbet ettikleri, oturup hayranlıkla seyrederek rühlarını dinlendirdikleri yerler, yine Osmanlı eserleridir.
Yerli ve yabancı araştırmacılar, halâ bu cihan devletinin dehâsını anla-mak ve bundan istifade etmek için gayret sarfetmekte, öğrendiklerinden his-se almaya çalışmaktadırlar. Bu sebebledir ki arşivlerimiz, yerliden çok yaban-cı ilim adamları ile dolup taşmaktadır. Bu da gösteriyor ki, yirmibirinci asra gi-rerken yeni nesillere, şeref ve şanla dolu kültür ve medeniyetimizi ve bunları meydana getiren mânevî yapımızı tanıtıp, o ihtişamlı yolda yürümek mecbū-riyetindeyiz.
*
Nasıl ki, dünyâ târihinin dünü ve bugünü, Osmanlı târihi bilinmeden an-laşılamaz ise, Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu hassas ve her an patlama-ya hazır bölgelerinin mes'eleleri de Osmanlı târihinin akışı bilinmeden anlaşı-lamaz. Aynı şekilde İslâm dünyasının yaşamakta olduğu buhranlardan kurtu-luş çareleri de Osmanlı tarih mîrâsının doğru olarak tedkîk ve araştırılmasına bağlıdır.
Kur'ân-ı Kerîm'de güzel bir mü'min olarak rızâ-yı ilâhîye vâsıl olabilmek İçin sevdiklerimizden infâk etmemizin emredilmesinde pek çok hikmetler var-dır. Bunlardan en mühimini şöyle îzah edebiliriz:
İnsan için dünyaya âid çok kıymetli iki varlık vardır. Biri candır, diğeri ise maddi imkânlardır. Bu iki nesne ile rızâ-yı ilâhî ve cennet alış-verişi yapılır. Bu-nun içindir ki kendisini Hakk'a adayan vakıf insanlar ve âbide şahsiyetler, an-cak bu iki varlığın infâkı ile yetişir. Bu ise, çok mühim bir mes'eledir. Zīra hâ
kim milletlerle mahkûm milletlerin arasındaki tek fark, bir avuç yetişmiş insan, yani kendisini Cenab-ı Allah'a ve toplumuna malıyla ve canıyla adamis vakıf insan farkıdır.
O derecede ki, cemiyetlerin huzur ve sükūnu, ancak bu vakıf insanlarla hayatiyyətini devam ettirir. Aynı şekilde toplumların şeref ve şanları da, ekse-riya bu vakıf insanların ömürleri kadardır. Bugün her zamankinden fazla ola-rak o diğergâm insanların îmân ve vecd dolu gönüllerinin rühî derinliklerine inebilmek, onları duymak, anlamak ve onların gönül yapılarından hisse almak mecbûriyetindeyiz. İnsanlığın ekseriyetle kuvvete râm olup nefs sultasında yaşadığı günümüzde, Osman Gazî ve nesli gibi diğergâm, gönül eri ve kendi-sini Cenab-ı Hakk'a adayan abide insanlara ne kadar muhtâcız. Mânevî ışık-larla rûhumuzun derinliklerine girip, bugün o yapıya yeniden kavuşmamız zarûrîdir.
* Vakıf insanların en zirvesinde bulunanlar, peygamberler, veliler ve onla-rın terbiye ettikleridir. Onlar, çok kısa zamanda gönüllerdeki îmân heyecanını dünyanın dört bir tarafına taşımışlar, yine târihin en güzîde altın sahîfelerini onlar doldurmuşlardır.
*
Nitekim Osmanlı Devleti'nin asıl mîmârı, Allah'ın has kulu Şeyh Edebali Hazretleri'dir. Öyle ki, Edebali silsilesi devam ettiği müddetçe cihan sultanla-rına yön verilmiş ve insanlık, aradığı huzura kavuşmuştur. Bu itibarla onun ve silsilesinin yetiştirdiği zahir ve bâtın sultanlarının aşk ve vecdine yakından şâ-hid olmak ve o hali yeniden yaşayarak kendimizi istikâmetlendirmek mecbūri-yetindeyiz.
**
İslâm târihinin sahâbe devrinden sonra en ihtişamlı safahātını teşkil eden Osmanlı Devleti, pâdişâhından çobanına kadar bütün halkının Peygamber muhabbetiyle temeyyüz ettiği bir devlettir. Peygamber -aleyhi's-salâtü ve's-selâm-'a, her adı anıldığında salât ü selâm getirmenin yanında, ihtirâm ile eli-ni kalbine koymak, O'nun mevlid-i şerîfi okunurken velådet ânını ifade eden mısraları topyekûn ayakta dinlemek gibi sayısız ihtirâm tezahürünün en mü-kemmel örneklerini bu yüce devletin zirvesindeki padişahlar, bir örf hâline ge-tirerek ortaya koymuştur. Medîne-i Münevvere postası geldiği zaman abdes-tini tazelemeden, oradan gelen kâğıtları öpüp gözüne sürmeden ve ayağa kalkmadan okutturan bir tek Osmanlı pâdişâhı yoktur.
Ayrıca Mescid-i Nebevî'nin ta'mîrinde her taşı, büyük ve küçük abdestli
- 1453 - Fatih'in İstanbul'u Fethi ve Ortaçağ'ın sona ermesi.
1453 - Ayasofya'nın cami olması.
1953 - Bediüzzaman, İstanbul Fethinin 500. yılı münasebetiyle düzenlenen merasimlere katıldı.
1985 - Fatih Sultan
Mehmet Köprüsü'nün temeli atıldı.
MAYIS
29
PERŞEMBE
21446
ZİLHİCCE
RUMI: 16 MAYIS 1441
HIZIR: 24
Nakl-i sahih-i katî ile, İstanbul'un İslâm eliyle fetholacağını ve Hazret-i Sultan Mehmed Fatih'in yüksek bir mertebe sahibi olduğunu haber vermiş. Haber verdiği gibi zuhur etmiş.
Mu'cizat-ı Ahmediye
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam Yatsı
İmsak
Gerçekten biz sana, ardı ardına gelecek nice fetihlerin öncüsü ve müjdecisi olacak apaçık bir fetih ihsân ettik.
(Fatih: 1)
BİR HADİS
İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.
Allah her şeyi hakkıyla işitir, her şeyi hakkıyla bilir.
Bakara Suresi: 224
27 1447
ZİLHİCCE
Selâmı önce veren kişi, kibirden uzaktır.
BİR HADİS
RUMI: 31 MAYIS 1442 HIZIR: 39
Bir elmayı halk edecek, elbette dünyada bütün elmaları halk etmeye ve koca baharı icad etmeye muktedirdir. Baharı icad etmeyen, bir elmayı icad edemez. Zira o elma, o tezgahta dokunuyor.
laştı ve sen toprağa karıştın. Artık sen, çıplak ayakların, ayakkabı ların çiğnediği toprak oldun. Bazen senin (vücudunun) toprağından ses çıkaran kap, yani çanak-çömlek imal ederler. Senin (toprağınla yapılan kerpiç)le herhangi bir kimse de ev yapar. Ve senin vücu dundan hasıl olan toprağa pis suyu karıştırarak ateşte pişirirler. Ali bin Ebi Talip (r.a.)den bize ulaştı ki, kendisine (içinieki suyu) içme-si için bir (toprak) kap getirilmiş de Ali onu eline alıp, içine baka-rak, «Sende nice sürmeli gözler, yumuşak yanaklar vardır», demiştir.
Hikâye olundu ki, iki kimse bir yer hususunda niza edip onun üzerinde hasımlaşmışlar. Bunun üzerine Allah Taâlâ o arazinin duva-rındaki bir kerpici dile getirmiş de o kerpiç:
Ey adamlar, muhakkak ki ben hükümdarlardan bir hüküm-dar idim. Ben bin sene dünyaya sahip ol (up hükümdarlık yap)dım. Bin şehir kurdum, bin bakire kızla evlendim. Sonra ölerek toprak oldum. Nihayet şöyle ve şöyle bin sene (toprak halinde) kaldım. Son-ra bir çömlekçi benden hasıl olan toprağı alıp bir kap imål etti ve beni insanlar kullandılar. Nihayet ben kırıldım, sonra bin sene top-rak kaldım. Sonra beni bir kimse alıp benden kerpiç dökerek bu du-varın içine yerleştirdi. Binaenaleyh sizin münakaşa etmeniz hangi şev hususundadır ve ne şey hakkında hasımlaşıyorsunuz, demiştir. Bu hususta hikâyeler çoktur. Öyle ise kardeşler (im) bunu iyi bilme-lisiniz.
Alemlerin Rabbı olan Allah'a hamdolsun.
YEDİNCİ BAB
ÖLÜM, HER MÜSLÜMAN İÇİN BİR KEFFARETTİR
31 Ebu Nuaym, güzel ve sahih senedle Enes'den (r.a.) rivayet ettiği hadiste Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
Ölüm her müslüman için bir keffarettir, buyurmuşlardır (10.
Alimler şöyle demişlerdir: Ancak ölümün her müslüman için bir keffaret (günahlarını örtmek) oluşu, müslümanın hastalığında ve kabrinde karşılaştığı acıdan dolayıdır. Bu hususta İmam Müs-lim'in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin:
32- Kendisine hastalık ve daha başka neviden herhangi bir ezi-yet isabet eden hiç bir müslüman kimse yoktur ki, (sonbaharda) ağa-cın yapraklarını dökmesi gibi muhakkak Allah da bu eza sebebiyle onun günalılarını döker» (2), buyurmasının delâletine binâendir.
(1) Ebu Nuaym Hilye-de, Beyhaki etmişlerdir. Feyzü'l-Kadir, 6/279. (2) dan rivayet etmiştir. 4/1001 Şuabü'l-Iman-da Enes (r.a.)den rivayet Imam Müslim, Abdullah bin Mes'ud (a.)-
33 Imam Malik, «el-Muvatta' adındaki kitabında merfu olarak ri-vayet ettiği hadiste Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur:
«Allah Taâlâ her kime bir hayır dilerse o kimseyi (birtakım bela ve musibetler sebebiyle) bu hayra nâil eyler», (1).
34 Yine kudsî bir hadiste Aziz ve Celil olan Allah:
«Izzet ve Celalime yemin ederim ki Ben, kendisine merhamet etmek istediğim herhangi bir kulu, onun her işlemiş olduğu hatâ ve günaha mukabil onun vücudunda bir hastalık, yahut aile ve çocuklar hususun-da bir belâ veya geçiminde bir sıkıntı ve kazancında bir darlık, hatta onun vücudundan zerre miktarlarına kadar vardırmak suretiyle tasta-mam bir karşılık olarak verinceye kadar onu dünyadan çıkarmam. Eğer üzerinde herhangi bir günah kalırsa kendisini annesinin doğurdu-ğu gündeki gibi (günahsız olarak) bana kavuşması için ona çetinleştiririm, buyurur (2). ölümünii
Alimler, İşte bu Aziz ve Celîl olan Allah'ın sevmediği müslüman kimse, şu hadisin işaretiyle bu hükme muhaliftirs dediler:
35 Aziz ve Celil olan Allah Taâlâ «İzzet ve celâlime yemin olsun ki Ben, kendisine azab etmek istediğim herhangi bir kulu da, onun işle-miş olduğu her haseneye, iyiliğe mukabil vücudunda sıhhat, rızkında genişlik, geçiminde bolluk ve nefsindeki emniyeti tastamam olarak hat-ta onun zerre miktarlarına ulaştırıncaya kadar vermedikçe onu dünya-dan çıkarmam. Eğer (onun iyiliğinden karşılıksız) bir şey kalırsa onun-la kendisini cehennemden koruyacak tek bir hasenesi olmayarak ruhu-nun Benim tarafıma alınması için kendisine ölümü kolay ve hafif tat-bik ederim buyurur (3).
Bu mânânın benzerini sahih senedle merfu olarak Ebu Davud tah-riç etmiştir ki, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
36 «Füc'eten (yani ansızın) ölmek öfke ile yakalanmaktır, (yani ansızın ölmek-Allah'ın öfkeli olarak ruhunu alması demektir)».
37 İmam Tirmizî'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem sallallahu aley-hi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur:
«Füc'eten ölüm mü'min için rahatlıktır. Kâfir, yahut fâsık için ise Allah'ın öfke ile yakalamasının alâmetidir», (4).
Ibni Abbas (r.a.) dan, Dâvud aleyhisselâmın bir cumartesi gününde füc'eten öldüğü rivayet edilmiştir.
Ömer İbni Hattab (r.a.) şöyle derdi.
Mü'min kimsenin üzerinde günahlarından (derecesine iyi) ameli ile yetişemediği bir şey kaldığı zaman, onunla cennetteki derecesine
i) Imam Buhari, Ebu Hureyre'den. 7/3 İstanbul baskısı. (2) Dinaveri, Vũ-heyb den rivayet etmistır. Ş. Sudur, 11-12. (3) Dinaveri, Vüheyb'den rivayet et-misur. S. Sudur, 12. (4) Imam Ahmed Müsned-inde Hazret-i Aişe'den. Pey-zü'l-Kadir 6/246
Ey dereceleri yükselten, bereketleri indiren, ey gökleri ve yer'l ya-ratan Allâhım!
Sesler, türlü türlü dillerle gürüldeyip Sana doğru yükseliyor, Ben-den dileklerde bulunuyor.
Benim dileğim de: dünya halkının, beni unuttuğu İmtihan yurdun-
da, Senin, beni anmaklığındır! (400) Ey Allâhım! Sen, sözümü İşitiyor, yerimi görüyor, gizli, açık nem
varsa, biliyorsundur. İşlerimden, hiç biri Sana gizli değildir. Ben, çaresizim, yoksulum. Senden yardım ve emån diliyorum. Korkuyorum. Kusurlarımı İtiraf ediyorum.
Bir çaresiz, Senden nasıl isterse, ben de, öyle istiyorum.
Zelil bir günahkar, Sana nasıl yalvarırsa, ben de, öyle yalvarıyorum. Senin yüce huzurunda boynunu bükmüş, Senin için gözlerinden yaşlar boşanan,
Senin uğrunda bütün varlığını zelil eden, Senin için burnunu top-raklara sürten bir kulun Sana nasıl dua ederse, ben de, öyle dua edi-yorum.
Ey Rabbim! Duâmı kabul buyurmaktan beni mahrum kılmal
Bana Rauf ve Rahim ol ey istenilenlerin en hayırlısı ve verenlerin en Keremlisi! (410)
İlâhil Sana karşı kim, kendisini övebilir? Ben, ancak, kendimi kınarımdır.
İlâhi! Dilim, mâsiyetlerle tutulmuş, benim, Sana vesile kılacak ne işe yarar bir amelim, ne de, emelden başka bir şefâatcım var! İlâhi! Biliyorum ki: kusurlarım yüzünden, ne huzurunda mevkiim,
ne de, Senden özür dilemeye yüzüm kalmıştır!
Fakat, Sen, keremlilerin en keremlisisindir! İlâhi! Ben, rahmetine yetişebilmeğe ehliyetli değilsem, rahmetin
bana yetişebilirdir. Çünki, Senin rahmetin, her şeyi kuşatacak derecelerde geniştir. Ben de, o şeylerdenimdir.
İlâhi! Benim kusurum ne kadar büyük olsa da, Senin afvının ya-nında küçük kalırdır. Sen, onları, bana bağışlayıver ey kerem sahibi Allah!
İlâhi! Sen, kerem sahibi Allah'sın Sen!
Ben ise, âciz bir kul'umdur.
Ben, günah ve kusur işler durursam, Sen de, bağışlar durursun! İlâhil Sen, ancak, Sana itaatlı olanlara rahmet ve merhamet ede ceksen, günahkarlar, kime sığınacaklar?!
(409) Gazzali-İhyaül'ulům, c. 1, s. 332
(410) Taberani-Mücemüssagir c. I, s, 247, Gazzali-İhyaül'ulům, c. 1, s. 332-333, Hey-semi-Mecmauzzevaid c. 3, s. 352, Ebülfida-Sire c, 4, 5, 350
flahi! Bile bile taatından uzaklaştım, Sana karşı, günah sayılacak yana yöneldim.
Senin şän'ın, her türlü eksik ve noksan sıfatlardan uzaktır.
Benim üzerimde Senin delil'in, af ve keremin büyüktür. Bana karşı, Senin delil'in såbittir.
Benim ise, Sana karşı hiç bir delil'im yoktur.
Ben, Sana her an muhtacım.
Senin ise, bana hiç ihtiyacın yok! Sen, ancak, yaratan'ım olarak beni bağışlarsın!
Ey duâcıların dualarını kabul edenlerin en hayırlısı ve ey ümid tağlayanların en üstünü! İslâmiyet ve Muhammed Aleyhisselâm üze-rindeki himayen hürmetine Sana yöneliyorum. Benim bütün suçlarımı bağışla!
Beni, şu durduğum yerden, bütün hâcetlerimi yerine getirmiş, di-leklerimi ihsan buyurmuş, temennilerimi gerçekleştirmiş olarak dön-dür!
İlahi! Bana öğrettiğin dua ile Sana duâ ediyorum.
Bana öğretip verdiğin ümidden beni mahrum etme!
İlahi! Karşında huşů ve huzû ile eğilen, kusurlarını itiraf ederek Sana sığınan, göz yaşları akıtarak tevbe, haksız davranışlarının bağış-lanması ve af edilmesi için yalvaran, umduğuna ermeyi ancak Senden bekleyen, bütün kusurlarına rağmen Vakfesinde ihsanından ümidini
kesmeyen bu kuluna akşam üzeri ne yapacaksın? Ey bütün canlıların sığınağı ve bütün Mü'minlerin yardımcısı ve koruyucusu!
İyilik edenler, Senin rahmetinle kurtulurlar, kötülük edenler de, kendi günahlarile helâk olurlardır.
Şu karanlık dünyada yol alınmaz güneşsiz, Dâvâ adamı olmaz; gözyaşsız, kalp ateşsiz, Er meydanında kayıp, ancak reklâmda eşsiz;
Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
Gönlü gülzâr eyleyip, kalbini açmak gerek, Nefsi put eyleyenden hemence kaçmak gerek! Sırât'ın üzerinden huzurla geçmek gerek! Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
Hasenî niyet ile hakkı haykır sözünden, Aldatma hiç kimseyi, hile saçma özünden, Aşkla yürü her dâim, can Nebî'nin izinden; Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
ve kitab- davet) inanç, iman, zikir, düşün dürme ve doğru yola çağrı kitabı
kitab: alem کتاب عالم kainat kitabı, Allah'ın (c.c.) eseri bir kitap gibi olan käinat (yaratıl mış varlıklar dünyası.)
kitab-ı amik ve dakik کتاب عمیق و دقیق : )kitab-1 amik ve kitab-ı dakik)derin ve ince gerçekler kitabı, derin ve ince gerçekleri gösteren ve öğreten kitap
kitab: Avrupa کتاب اوروبا : Avrupa tarihini ya-zan kitap, Avrupa tarihi
kitab-i aziz کتاب عزیز : saygıya değer, üstün ve
mübarek kitap
kitab belagat کتاب بلاغت : belägat kitabı, konu ve dinleyicilerin durumuna tam uygun, güzel, etkileyici ve doğru söz söyleme sanatı-na örnek kitap (Kur'an)
kitab- davet کتاب دعوت : doğru yola çağrı ki tabı
kitab-i dua کتاب دعاء : dua kitabı, nasıl dua edi leceğini örnekleriyle öğreten kitap(Kur'an)
kitab-ı dua ve davet کتاب دعاء و دعوت : dua ve davet kitabı, nasıl dua edileceğini örnekle riyle öğreten ve doğru yola çağrıda bulunan kitap (Kur'an)
kitab-ı dua ve ubudiyet کتاب دعاء و عبودیت : tab-ı dua ve kitab-ı ubudiyet)dua ve ibadet kitabı, nasıl dua edileceğini, nasıl ve hangi ibadetlerin yapılacağını, Allah'a (c.c.) nasıl kul olunacağını öğreten kitap(Kur'an)
kitab-i edeb کتاب ادب : Edeb kitabı, güzel ahlak ve terbiye kitabı(Kur'an)
kitab ekber كتاب اکبر : en büyük kitap, Al-lah'ın (c.c.) eseri en büyük kitap gibi olan käinat
kitab-ı emir ve davet کتاب امر و دعوت : emir ve davet kitabı, Allah'ın (c.c.) emirlerini bildiren ve doğru yola çağrıda bulunan kitap(Kur'an)
kitab-ı emr ü davet کتاب امر و دعوت : bk kitab-emir ve davet.)
kitab-ı emr ve davet کتاب امر و دعوت : bkki tab-ı emir ve davet.)
kitab-ı fikir کتاب فکر : fikir kitabı, gerçeği bul-mak için düşündüren kitap, Allah'ın (c.c.) eserlerine bakarak O'nun varlığını, birliğini ve sıfatlarını (öz niteliklerini) anlamak için doğru düşünme yolunu gösteren kitap
kitab- fikr کتاب فکر : bk kitabı fikir.(
kitab- hakim كتاب حكيم : hikmet dolu kitap
hikmetli kitap; varlığın, hayatın, olumun, bu dünyanın mana ve yaradılış gaye ve içyüzle (Kur'an) rini ve insana gerekli ilimleri bildiren kitap
kitab- hakikat کتاب حققت: hakikat kitabı, 20 rünen ve görünmeyen gerçeklerin mana ve özünü, Allah'a (c.c.) ait doğru bilgileri öğre ten kitap (Kur'an)
kitab-r hakikat ve seriat کتاب حقیقت و (kitabu hakikat ve kitab-1 seriat)hakikat ve şeriat kitabı; görünen ve görünmeyen ger-ceklerin mâna ve özünu, Allah'a (c.c.) ait dog. ru bilgileri (hakikati) ve Allah'ın (c.c.) emir ve yasaklarını, Allah'ın (c.c.) rızasına uygun doğru yolu ve yaşama biçimini (şeriatı) anla tan kitap(Kur'an)
kitab-i hikem كتاب حكم : hikmetler kitabi o rünen ve görünmeyen gerçeklerin mâna ve özlerini, Allah'a (c.c.) ait doğru bilgileri, var-lığın, hayatın, ölümün, dünyanın mána, gaye ve içyüzlerini açıklayan kitap(Kur'an(
kitab-ı hikmet کتاب حکمت : hikmet kitabı; var lığın, hayatın, ölümün mâna, gaye ve iç yüzu-nu açıklayan ve Allah'a (c.c.) ait doğru bilgile-ri veren, doğru yaşama tarzını gösteren kitap (Käinat ve Kur'an)
kikitabı hikmet-i Samedani کتاب حکمت صمدانی Samed olan Allah'ın (c.c.) hikmet kitabı; ken-disi hiçbir şeye muhtaç olmayıp her an her şey kendisine muhtaç (Samed) olan Allah'ın na, gayesiz, faydasız, sebepsiz yaratmadığını (c.c.) hikmet eseri olan, yani hiç birşeyi boşu-gösteren kitap (kâinat, çeşitli varlıklar dünya-
sı) (bk. kitab-ı hikmet)
kitab-ı hikmet nüma کتاب حکمتنما : Allah'ın (c.c.)hikmetini gösteren kitap, Allah'ın (c.c.) yesiz, faydasız, sebepsiz yaratmadığını gös-hikmet eseri olan, yani hiç birşeyi boşuna, ga-teren kitap(kâinat, çeşitli varlıklar dünyası) (bk. kitab-ı hikmet)
kitab-ı hikmet ve seriat کتاب حکمت و شریعت (kitab-ı hikmet ve kitab-ı şeriat)hikmet ve şe-riat kitabı, Allah'ın (c.c.) yarattıklarında gö-yolunu (şeriat) öğreten kitap (Kur'an) zettiği gaye, fayda ve mânaları (hikmet), emir ve yasaklarını, rızasına uygun doğru yaşama
kitab-ı hüküm كتاب حكم : hüküm kitabı;hak-lı, haksız, iyi-kötü, doğru-yanlış gibi konu-larda karar vermek için dayanak olan kitap (Kur'an)
(Kur'an) rinda temel kural ve gerçekleri gösteren kitap
537
kitab-i İlahiyat كتاب الهيات: ilahiyat kitabı, Al-lah (c.c.) ve gönderdiği din hakkında doğru bilgiler veren kitap (Kur'an)
kitab-i ilm-i kelam كتاب علم کلام kelam ilmi kitabı, Allah (c.c.) ve gönderdiği dinin inanç sistemi hakkında doğru bilgiler veren ve is-pat ve açıklamasını yapan kitap
kitab-i ilm-ül kelam كتاب علم الكلام : bk kitab-1 ilm-i kelâm)
-kitab) : كتاب الزام و اسکاط kitab-i ilzam ve iskat ilzam ve kitab-ı iskatkat)inkârcı karşı fikir ve iddiaları delillere dayanarak çürütme ve sus-turma kitabı. (Kur'an)
kitab-ı isbat-ı vahdaniyet کتاب اثبات وحدانیت Allah'ın (c.c.) birliğini ispatlayan kitap (Kur'an)
kitab-ı kâinat كتاب كائنات : kainat kitabı, Al-lah'ın (c.c.) eseri bir kitap gibi olan kâinat (yaratılmış varlıklar dünyası)
kitab-ı kamil کتاب کامل : kusursuz kitap
kitab-ıkebir كتاب كبير : büyük kitap, Allah'ın (c.c.) eseri çok büyük bir kitap gibi olan käi-nat (yaratılmış varlıklar dünyası)
kitab-ı kebir-i alem كتاب كبير عالم : büyük âlem kitabı, Allah'ın (c.c.) eseri çok büyük bir kitap gibi olan kâinat (yaratılmış varlıklar dünyası)
kitab-i kebir-i hikmet كتاب كبير حکمت : büyük hikmet kitabı, (mec.) Allah'ın (c.c.) eseri çok büyük bir kitap gibi olan kâinat(varlıklar dünyası) (yani, Allah'ın (c.c.) yarattıkları hak-kında doğru bilgilerin; onların yaradılışların-da gözetilen gaye ve faydaların; Allah'ın (c.c.) varlığı, birliği ve sıfatları hakkında doğru bilgilerin öğrenilebileceği bir kitap gibi olan kâinat)
kitab-ı kebir-i kâinat كتاب كبير كاءنات : büyük kâinat kitabı, Allah'ın (c.c.) eseri çok büyük bir kitap gibi olan kâinat (yaratılmış varlıklar dünyası)
kitab-ı kerim-i muciznüma كتاب كريم معجزنما : mucizeli yüce ve mübarek(kerim) kitap
(Kur'an)
kitab-ı ledünniyat كتاب لدنيات : ledünniyat ki tabı, gizli gerçekler ve düşünerek bilinemez olan Allah (c.c.) ve mânevî gerçekler hakkın-da doğru bilgiler veren kitap(Kur'an)
kitab-ı mantık کتاب منطق : mantık kitabı, doğru
kitab-ı semaviye-i Kur'aniye
düşünme ve ispat yollarını gösteren kitap
kitab - marifet کتاب معرفت : Allah'ı (c.c.) tanıtıcı kitap, Allah (c.c.) hakkında doğru bilgiler ka-zandıran kitap (eser)
kitab-ı marifet ve hikmet کتاب معرفت و حکمت marifet ve hikmet kitabı: Allah'ı (c.c.) tanıtan, Allah (c.c.) hakkında doğru bilgiler (marifet) veren ve O'nun yarattıklarında gözettiği gaye ve faydaları, yaradılışın gaye ve mânasını, rı-zasına uygun doğru yaşama yolunu (hikmet) gösteren kitap
kitab-ı mu'ciz-ül beyan کتاب معجز البيان : anlat ma tarzı mucize olan kitap, sözleri mucize derecesinde olan kitap (Kur'an)
kitab-ı mu'ciznüma كتاب معجزنما : mucize gös-teren kitap, mucizeli kitap (Kur'an)
kitab-i mu'teber کتاب معتبر : Muteber kitap, güvenilen, beğenilen ve tutulan kitap
kitab-ı mukaddes كتاب مقدس : mukaddes kitap, kutsal kitap, Allah (c.c.) tarafından gönderil-miş mübarek kitap
kitab-ı mübarek كتاب مبارك: mübarek kitap, kutlu kitap
Kitab-ı Mübin 1 : کتاب مبين.gerçekleri açıklayan kitap 2. Kur'an 3.Levh-i mahfuz, olmuş ve ola-cak her şeyin, Allah'ın (c.c.) emriyle belirlen-miş yazısı, kayıtları
Kitab-ı Münzel كتاب منزل : Allah (c.c.) tarafın-
dan indirilen kitap (Kur'an)
kitab-ı Rabbani کتاب ربانی : Rabbimize ait kitap, Rabbimize ait eser, (mec.)mânası ve yaradılış özellikleriyle sahibini ve yaratıcısını tanıtan, Allah'ın (c.c.) yarattığı her varlık veya varlık-
lar dünyası
kitab-ı Rahmani کتاب رحمانی : Allah'ın (c.c.( rahmetinin eseri olan kitap; (mec.) merhame-tiyle herşeyi kuşatan Allah'ın (c.c.) merhame-tinin örneğini gösteren eseri( yaratılmış her bir varlık, veya varlıklar dünyası(
kitab-ı Samedani کتاب صمدانی: Samed olan Allah'ın (c.c.) kitabı, (mec.) hiçbir şeye muh-taç olmayıp her an her şey kendisine muhtaç olan Allah'ın (c.c.) eseri bir kitap gibi olan kâinat (yaratılmış varlıklar dünyası)
kitab-i semavi کتاب سماوی Allah (c.c.) tarafın-
dan gönderilmiş kitap
kitab-ı semaviye-i Kur'aniye کتاب سماوية قرآنيه : Allah (c.c
: Mu teber kitap, güvenilen, beğenilen ve tutulan kitap
kitab-ı mukaddes كتاب مقدّس : mukaddes kitap, kutsal kitap, Allah (c.c.) tarafından gönderil-miş mübarek kitap
kitab-ı mübarek كتاب مبارك : mübarek kitap, kutlu kitap
Kitab-ı Mübin 1 : کتاب مبين.gerçekleri açıklayan kitap 2.Kur'an 3.Levh-i mahfuz, olmuş ve ola-cak her şeyin, Allah'ın (c.c.) emriyle belirlen-miş yazısı, kayıtları
Kitab-ı Münzel كتاب منزل : Allah (c.c.) tarafın-dan indirilen kitap (Kur'an)
kitab-ı Rabbani کتاب ربانی : Rabbimize ait kitap, Rabbimize ait eser, (mec.)mânası ve yaradılış özellikleriyle sahibini ve yaratıcısını tanıtan, Allah'ın (c.c.) yarattığı her varlık veya varlık-lar dünyası
kitab-ı Rahmani کتاب رحمانی : Allah'ın (c.c.( rahmetinin eseri olan kitap; (mec.) merhame-tiyle herşeyi kuşatan Allah'ın(c.c.) merhame-tinin örneğini gösteren eseri( yaratılmış her bir varlık, veya varlıklar dünyası)
kitab-ı Samedanî کتاب صمدانی : Samed olan Allah'ın (c.c.) kitabı, (mec.) hiçbir şeye muh-taç olmayıp her an her şey kendisine muhtaç olan Allah'ın (c.c.) eseri bir kitap gibi olan kâinat (yaratılmış varlıklar dünyası)
kitab-ı semavi کتاب سماوی : Allah (c.c.) tarafın-dan gönderilmiş kitap
kitab-ı semaviye-i Kur'aniye کتاب سماویه قرآنیه : Allah (c.c.) tarafından gönderilmiş Kur'an semasından gelen kitap, Kur'an'ın yüksek hakikatlerini (gerçeklerini) açıklayan kitap,
موکی مصفر اولور مو كروان - كميك اولور بو انقلا بارك هر برسي، ولكي انستا داها ماس
ایمرده مواند، چیدانه در
(سوال ؟ ) موت حياتك زوالبدر حالتوك او ذره کرده حیات بوقدر كن ، موت اولسون؟
الجواب ] لونك او ذرّه لره اطلاق الريامي محاز در سبی اسم او ضحی در یکی دو گولی ذهنه قبول التدير من ايجون به حاضر لقدر.
(ایکنجی مسئله) (فَاحْياكم) دو گومنی آجیور اوت، حيرات، قدرت از لينك ان بيون و ان انجیر وان عجیب به معجزه سيدر. وبتون نعمته اردن اوستوندر. ومبدأ و معادك برها نارندن ان ظاهر بر برهاندر. اوت، حيات نو على بنك ان ادناس، نبات حياتيدر. و حيات نباتي لك باشد نصیحی چکر د کده و یا جبر ده حیات دو گومنك او یا نوب آچیلمه سيدر. حياتك كيفيتي او قدر ظاهر او فيه عمومی، او قدر مألوف ،ایکه، زمان آمدن شمدی به قدر حکمت بشرك فلسفه سند نر كيز لي قالمندر
٢٢٩
ایشته حياتك ماهیتی نه درجه اینجه اولدیفی اقلا شیلدی.
وكذا، حیاتی او لمايان برجسم ان بیون به طاغ ده اولیه تكدر، يتحدر ما نندن باشقه به شمار مناسبتي يوقدر. لكن بال آریسی کی کوچک بر جسم حياته مظهر اولدیفی زمان، بتونه کا ئناتاله مناسبتدار اولور. و هر شيله اليس ويرين يا بار. حتی دید بیاید که: کائنات بنجم ما کمدد، بنم با غمدر. لا ناتك هر طرفنه کیدر، حواشيله تعرف ايدر بتون اشيا الله
کسب معارفه ایدر
بالخاصه حيات انسانية طبقه نه چيقان حيرات، عقلك نوريله عالماري كرمن اولور . عالم جمانیده تصرف ایندیگی کی، عالم روحانیده کند. عالم مثاله سیاحت ایدر کندیسی او عالماری زيارته کیندیگی کی، او عالم رده اونك روحنه آیینه سنه تحمل ایتمام اعداده زیارت ایمن کی اولولی. حتى انسان ، الله فضاليل، عالم بنم ايجون خلقه ولو شد. دیه بیاید حیرات انسانی
هر بریسی چومه طبقه لده شامل اولعه اوزره حیات ماديه، حیرات روحانی، حیات معنویر حیات جسمانیم کی نو عاده آريايي انبساط ايدر. ديمك ضيا، نظرك و جملوك كوروغه سنه سبب اولدیفی کی حیات ده، موجوداتك كاشفى و سبب ظهور يدر.
Sonra mudga olur. Sonra et-kemik olur. Bu inkıläblana her birisi, evvelkisine nisbeten daha mükemmel ise de, mevättır, hayatsızdır.
Sual: Mevt, hayatın zevalidir. Halbuki o zerrelerde hayat yoktur ki, mevt olsun" Elcevab: Bunun o zerrelere itlak edilmesi, mecazdır. Sebebi ise üçüncü, dördüncu dugumleri zihne kabul ettirmek için bir hazırlıktır.
İkinci Mes'ele: düğümünü açıyor. Evet,
hayat, kudret-i ezeliyenin en büyük ve en ince üstündür. Ve mebde' ve meâdın burhânlarından en zähir ve en acib bir mucizesidir. Ve bütün nimetlerden bir burhåndır. Evet, hayat nev'lerinin en ednası, nebât hayatıdır. Ve hayat-ı nebåtiyenin başlangıcı, çekirdekte veya habbede hayat düğümünün uyanıp açılmasıdır. Hayatın keyfiyeti o kadar zâhır, o kadar umůmi, o kadar me'lûf iken, zaman-ı Ademden şimdiye kadar hikmet-i beşerin felsefesinden gizli kalmıştır. İşte hayatın mahiyeti ne derece ince olduğu anlaşıldı.
Ve kezá, hayatı olmayan bir cisim, en büyük bir dağ da olsa tektir, yetîmdir. Mekânından başka bir şeyle münasebeti yoktur. Lakin bal arısı gibi küçük bir cisim, hayata mazhar olduğu zaman, bütün käinätla münasebetdår olur. Ve her şeyle alışveriş yapar. Hatta diyebilir ki: "Käinât benim mülkümdür, benim bağımdır." Käinâtın her tarafına gider, havâssıyla tasarruf eder. Bütün eşya ile kesb-i muârefe eder.
Bilhassa hayat-ı insaniye tabakasına çıkan
hayat, aklın nûruyla âlemleri gezmiş olur. Ålem-i cismânîde tasarruf ettiği gibi, âlem-i rûhânîde gezer. Ålem-i misåle seyahat eder. Kendisi o âlemleri ziyarete gittiği gibi, o âlemler de onun ruhunun aynasına temessül etmekle iade-i ziyaret etmiş gibi olurlar. Hatta insan, Allah'ın fazlıyla, "Ålem benim için halk olunmuştur" diyebilir. Hayat-ı insaniye, her birisi çok tabakalara şamil olmak üzere, hayat-1 maddiye, hayat-ı rûhâniye, hayat-ı ma'neviye,
hayat-ı cismâniye gibi nev'lere ayrılır, inbisât eder. Demek ziyâ, renklerin ve cisimlerin görünmesine sebeb olduğu gibi; hayat da, mevcûdâtın kâşifi ve sebeb-i zuhûrudur.
فلما سبعت بمكر هل أرسلت اليهن والعنك الله وأنت كل واحدة منهن سكينا وقالت الخرج علي رابلة أكبرنه وقطعن أيديها والن خالى الله فاقت الله ان هذا إلا ملك كريم ثالث الاسان الذي انشر ولقد راودته عن نفسه فاستعصم ولين لم يفعل عالم لنسخان وليكونا من الصاغرين قال رب الشعراني إلى مِمَّا يَدْعُونَنِي إِلَيْهِ وَإِلَّا تَصْرِفْ عَلى كيدوزان اليهِنَّ وَأَكنَ مِنَ الْجَاهِلِينَ ، فَاسْتَجَابَ لَهُ رَبَّة مصر عَنْهُ كَيْدَهُنَّ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ ثُمَّ بَنَا لَهُمْ مِن تم ما رَأَوُا الْآيَاتِ لَيَسْجُللَهُ عَلى جبين ودخل معه السير فتيان قَالَ أَحَدُهُنَا إِلَى أَرْبَنِي أَعْصِرُ الحمرا وقال الأحرار از بني احمل فوق رأسي الحبرا تأكل الطير ملة تبتنا بتأويلا إِنَّا نُريك مِنَ الْمُحْسِنِينَ قَالَ لَا يَأْتِيكُمَا طَعَامُ الرقابة الا نباتكما بتأويله قبل أَنْ يَأْتِيَكُمَا ذَلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنِي را ان تركتُ مِنْهُ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَهُمْ بِالْآخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ .
" Yūsuf, "Rabbim! Zindan bana, bunların benden istediklerinden daha iyidir. Eğer onların bana kurdukları tuzağı boşa çıkarmazsan, onlara meyleder ve cahillerden olurum!" dedi. 99
(Yüsuf, 12/33)
Mushaf sayfa no: 238
Hafızlık sayfa no: 12. cüz/3. sayfa
YA ZİNDAN YA HARAM
BILGI
Züleyha, kendi tuzağından kaçmaya çalışan Yūsufa yetişip onun gömleğini arkadan yırtmıştı. Kapıda, Züleyha'nın kocası ile karşılaştılar. Kadın baskın çıkarak Yūsuf'u suçladı. Kendisine saldırdığını iddia ederek cezalandırılmasını istedi. Gömleğin arkadan yırtılmış olması Yūsufun suçsuz olduğuna delil oldu. Sonra Mısır kadınları "hizmetçisine gönül vermiş diye Züleyha'yı kınadılar. Züleyha, Yûsuftan vazgeçmemişti. Kadınları evine davet ederek Yūsufu gös-terdi. Kadınlar Yûsufu görünce güzelliği karşısında şaşırıp kaldılar. Züleyha ise, âşık olduğu gencin bu olduğunu ve eğer istediğini yapmazsa onu hapse attıracağını söyledi. Hz. Yûsuf ise haram işlemektense zindana girmeyi seçti.
66 Ey zindan arkadaşlarımı Çeşitli tanrılara mı, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah'a mi (inanıp bağlanmak) daha iyi?
(Yūsuf, 12/39)
Mushaf sayfa no: 239
Hafızlık sayfa no: 12. cüz/2. sayfa
ZİNDAN ARKADAŞLARI
BİLGİ
Hz. Yûsuf zindana atılmıştı. Zindanda iki delikanlı daha vardı. Tanışıp arka-daş oldular. Bir gece rüya gördüler ve Yûsuf'tan rüyalarının tabirini istediler. Çünkü Allah (c.c.), Yûsuf'a rüya yorumlama kabiliyeti vermişti. Yûsuf (a.s.), önce onlara nasihat etti. Hz. İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine tabi olduğunu, yalnız Allah'a inandığını ve başka varlıkları ilah edinmenin yanlışlığını anlattı. İşte ayette geçen ifadeler de bu nasihatin devamıdır. Yūsuf (a.s.) zindanı okula çevirmiş, onlara Allah'ı anlatmıştır.
MESAJ:
1. Vaktimizi boş işlerle heba etmemeliyiz.
2. Dinimize hizmet için tüm fırsatları değerlendirmek gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI:
el-Vahid: Esmâ-i hüsnâdan biri; bir ve tek, yegâne varlık. el-Kahhår: Esmâ-i hüsnâdan biri; yenilmeyen, yegâne kudret sahibi.
olarak ve besmele ile yerine koyan Osmanlılar'ın bu ta'mir esnasında çekiç lerine keçe bağlayarak rûhâniyet-i Rasûlullah'ı tedirgin kılmaktan teeddüb et meleri, misli görülmemiş birer edeb ve ihtirâm nümûnesidir.
Yine Osmanlılar devrinde Medine-i Münevvere'ye müteveccihen gelen sürre alayı, şehre girmeden, yakın bir yerde konaklar, kendilerini Medine-i Münevvere'nin mânevî havasına hazırlayıp istihåreden sonra mânevî işaretle huzûr-i Rasûlullah'a yaklaşırlar, ziyaretlerini îfâ ederlerdi. Dönüşlerinde de memleketlerine şifâ ve teberrük olarak Medîne-i Münevvere'nin mübarek top-rağını götürürlerdi.
Osmanlı padişahlarının zamanının portreleri demek olan minyatürlerinde sarıkların ucundaki sorgucun bir süpürgé maskotu olduğunu acabâ kim bilir? Bununla Harameyni'ş-Şerîfeyn'in süpürgecisi olduğunu teläkkî ederler ve Ha-rameyn'in süpürgecilerinin maaşlarını, kendi servetleri içinden verirlerdi.
Yine Hazret-i Peygamber -sallallâhü aleyhi ve sellem- Efendimiz'den muazzez bir hâtırâ olarak saç ve sakallarının mübarek tellerinin, câmî min-berlerinde kırk bohça içinde saklanıp "sakal-ı şerîf" adı ile asırlardan beri ümmete bir bereket ve rahmet olması, ne büyük bir muhabbet ve ihtirâm ni-şânesidir.
Bütün bu muhabbet tezahürleri ve ulvî husûsiyetler gösteriyor ki, Osman Gâzi'nin:
"Gâyemiz, kuru bir cihangirlik değil, i'lâ-yı kelimetullah'dır!" şeklin-deki son sözleri, bütün sultanlara rehber olmuş, bu vasiyetten ayrılmamak için târihî bir îtinâ ve titizlik gösterilmiştir.
Orhan Gâzî'nin, oğlu Murâd Han'a verdiği şu tâlimat, bir îmân vecdinin ufkunu göstermeye kâfidir:
"Osmanlı'ya iki kıt'a üzerinde hükmetmek yetmez! Zirâ i'lâ-yı kelime-tullâh (Allah'ın dînini yüceltmek) azmi iki kıt'aya sığmayacak kadar büyük bir dâvâdır! Selçuklular'ın vârisi biz olduğumuz gibi Roma'nın (Avrupa'-nın) da vârisi biziz!.."
Kosova şehîdi, şehîd sultan, büyük velî I. Murad Han'ın temiz nâşı, şe-hâdetin mübarek kanlarına bürünürken söylediği son sözleri, hakîkî şehîdli-ğin ne güzel bir örneğidir:
"İslâm'ın muzafferiyeti, benim şehîd olmama bağlı ise, şehîdlik şerbeti-ni nasib buyurmasını Cenâb-ı Hakk'dan duâ ve niyaz eylemiştim. Demek ki duâm kabül buyuruldu. Allah'a hamd ve senâ olsun! İslâm askerlerinin zaferi-ni gördükten sonra hayatım son bulmaktadır."
Osmanlılar, dâimâ mazlûmların yanında yer almışlardır. Onlar, fethettik-leri yerlere insanlığı ve hizmetin en güzelini taşımışlardır. Fethedilen yerlerde hıristiyan olarak hayatını idâme ettiren topluluklar arasında dahî aç ve açıkta kimse bırakılmamış, dul kadınlar korunmuş, giyecek-yiyecek ve barınak te'mîn edilmiştir. Osmanlı sultanlarının idealleri "nizâm-ı âlem" fikri üzerinde top-lanmış ve devletin hikmet-i vücûdu, "İslâmî ve insanî esaslara bağlı bir cihan hâkimiyeti" düşüncesine dayandırılmıştır.
Fâtih devrinin Bizans asillerinden olan hıristiyan Notaras'ın feth-i mü-bînden evvel sarfettiği şu ifâde, İslâm'daki gerçek adâlet ve vicdan toleransı-na ne güzel bir misâldir:
"İstanbul'da kardinal şapkası (hotozu) görmektense, Türkler'in sarı-ğını görmeyi tercih ederim!.."
Ölüm döşeğinde kendisine:
"-Pâdişâhım, şimdi Allâh ile olmak zamanıdır." diyen lalası Hasan Can'a:
"-Lala, lala! Sen şimdiye kadar beni kiminle beraber sanırdın?" diyen Ya-vuz gibi bir sultanı yetiştiren îmândaki aşk, ahlâkdaki fazîlet, idealdeki ulvîli-ğe ne kadar muhtâcız.
Düşünmelidir ki, pîr-i fânî olmuş, yarım yüzyıl devlete hükmetmiş olan Kânûnî gibi bir cihan pâdişâhını hasta hasta sefere çıkartan ne olabilir? Özi Kalesi elden çıkınca, bunun acısına dayanamayıp kısa zamanda vefât eden I. Abdülhamid'in hâli, nasıl îzâh edilebilir? «Asker evlâdlarımız ve mâsûm ahâlî parçalandı!>> diye sultana hayatına mal olacak derecede «âhh» çektiren ve gönlünü elemle dolduran îmân hassasiyeti ne müthiştir!
* Bu hakikatleri derinden hissedebilmek, ızdırâbını duyabilmek, târih şu-urunu yaşayabilmek ve onlara vücûd vermiş olan mânevî iklîmi tanıyabilmek için vak'a ve şahsiyetlerin doğru tahlili zarûrîdir. Ecdâdımızın bütün hâtırâları ile gönüllerde dipdiri yaşaması ve mânevî heyecanın, bilhassa Hazret-i Pey-
kitab-i Sinan کتاب سنان : Muhammed Sinan-1 Ummi'nin kitabı (bk. Sinan-ı Ümmi)
538
kitab-i Sübhani کتاب سبحانی : Subhan (yani, her bakımdan kusursuz ve sonsuz mükemmellik-lerin sahibi) olan Allah'ın (c.c.) eseri ve O'nu bu sıfatla tanıtan kitap (käinat)
kitab-i sünen کتاب سنن : dinimizin emir ve ya-saklarından ve sünnetlerinden bahseden ha-dis kitabı
kitab-i şeriat کتاب شریعت : seriat kitabı, Allah'ın emir ve yasaklarını, O'nun rızasına uygun ya-şayış yolunu anlatan kitap (Kur'an)
kitab-ı şeriat ve ahkâm ve hikmet کتاب شریعت و احکام و حکمت : )kitab-ı şeriat ve kitab-ı ahkâm ve kitab-ı hikmet)şeriat, ahkam ve hikmet kitabı; Allah'ın (c.c.) rızasına uygun yaşayış yolunu, emir ve yasaklarını (şeriat) ve dinde uygulanacak kuralları (ahkâm) ve yarattıkla-rında Allah'ın (c.c.) gözettiği fayda ve gaye-leri, buna en uygun yaşayış yolunu (hikmet) öğreten kitap (Kur'an)
KK
kitab-ı şeriat ve hikmet ve irşad کتاب شریعت و حکمت و ارشاد : )kitab-ı şeriat ve kitab-ı hikmet ve kitab-ı irşad) şeriat, hikmet ve irşad kita-bı, Allah'ın (c.c.) emir ve yasaklarını, O'nun rızasına uygun yaşayış yolunu (şeriat) ve ya-rattıklarında Allah'ın (c.c.) gözettiği fayda ve gayeleri, buna uygun yaşayış yolunu (hikmet) gösteren ve dünya ve âhiretteki tehlikelere karşı uyarıp doğru yolu bildiren (irşad eden) kitap (Kur'an)
kitab-ı tarih کتاب تاریخ : tarih kitabı
kitab-ı tasavvuf كتاب تصرف tasavvuf kitabı; Kur'an ve sünnete tam bağlı kalarak günah-lardan uzak yaşama, ahlâkı güzelleştirme, mânevî olgunluk kazanma yolunu (tasavvuf) öğreten kitap
kitab-ı teşvik-i san'at کتاب تشویق صنعت : sanata teşvik kitabı
kitab-i ubudiyet کتاب عبودیت : Allah'a (c.c.) iba-det ve kulluk kitabı; nasıl ve hangi ibadetlerin yapılacağını, Allah'a (c.c.) nasıl kul olunacağı-nı öğreten kitap (Kur'an)
kitab-i vahid کتاب واحد : tek kitap
kitab-i Yevakit كتاب يواقيت :bkkitab-ül Ye-vakît)
kitab-ı zikir كتاب ذكر : zikir kitabı Allah'ı (c.c.( mübarek ismiyle nasıl anılıp zikredileceğini öğreten kitap(Kur'an)
kitab-ı zikir ve dua ve davet کتاب ذکر و دعاء و دعوت:)kitab-ı zikir ve kitab-ı dua ve kitab-mübarek isimleriyle çok anmayı(zikir), dua davet) zikir, dua ve davet kitabı; Allah's (c.c.) etmeyi öğreten ve doğru yola davet eden ki-tap(Kur'an)
kitab-ı zikir ve iman ve fikir کتاب ذکر و ایمان و فكر : kitabı zikir ve kitab-1 iman ve kitab-1 fikir)zikir, iman ve fikir kitabı: Allah't (c.c.) mübarek isimleriyle çok anmayı (zikir) öğre ten, iman esaslarını gercekleriyle bildiren ve Allah'ın (c.c.) yarattıklarına bakarak O'nun varlığını, birliğini ve kusursuz ve sonsuz si-fatlarını düşünüp anlama(fikir) yolunu açık layan kitap(Kur'an)
kitab-ı zikir ve marifet کتاب ذکر و معرفت : zikir ve marifet kitabı; Allah'ı (c.c.) mübarek isim-leriyle çok anmayı(zikir) öğreten ve Allah'ı (c.c.) tanıtan ve tanıma yollarını gösteren(-marifet) kitap (Kur'an)
kitab-ül Yevakît vel Cevahir کتاب الیواقیت و الجواهر : Yevakit ve cevahir (yakutlar ve cev-herler) adlı kitap
kitabet 1 : کتابت.yazı yazmak, yazıya geçir-mek, kâtiplik 2.yazılı veya kayıtlı şeyler, ya-zılar veya kayıtlar 3.(mec.)kitap gibi mânalı, san'atlı ve sahibini [Allah'ı (c.c.)] tanıtan ya-ratılmış varlıklar, eserler
kitabet-i fitriye 1 : کتابت فطریه.yaradılıştan olan kayıtlar, yazılar (çekirdek ve tohumlardaki kayıtlı yazılar, "genetik şifreler") 2.yaradılış eseri san'atlı varlıklar
kitabet-i kudret 1 : کتابت قدرت.Allah'ın (c.c.( sonsuz gücünün eserleri 2.Allah'ın (c.c.) sonsuz gücünün yazıp çizmesi. (mec.)bir var edip, bir yok etmesi
kitabet-i kudsiye کتابت قدسيه : kutlu yazılar; (mec.)Allah'ın (c.c.) kutsal ve kusursuz eser-leri (mec.) (yaratılışı kusursuz varlıklar ve olaylar)
kitabet-i Rabbaniye کتابت ربانیه : her şeyin sahi-bi, yetiştiricisi, terbiye edicisi ve ihtiyaçlarını sağlayacak imkânların yaratıcısının (Rabb'in) yazma eseri, (mec.) sanat eseri, düzenleme-leri
tabullah كتابه : Allah'ın (c.c.) kitabı, Al-lah'in (c.c.) gönderdiği kitap (Kur'an)
Title : topluluk, grup, küme 2.kütle, yı , bütünlük
utle-i azime-i mayia-yı nâarive كتلة عظمة مابعة erimiş çok büyük ateş kütlesi (Günes)
itle-i cemaat كل جماعت: cemaat kitlesi, ce-maat grubu
tle cazكتلة اع : mucizeli dizilmiş söz (veya harf) kümeleri, tevafuklu söz ve harf Himeleri (bk. tevafuk)
itle-l mayia-yi azime-i nârive كتله ماع عظیم ates halindeki çok büyük erimiş kütle(-Güneş)
itle-l mevat كتلة موات cansız maddeler kütle-si, cansız maddeler yığını
title-i nariye كتلة ناريه : ateş kütlesi
كذب و : yalan, yalancılık
Klemanso له مانسو :)Georges Clmancao: oku-
nuşu: Jorj Klemanso) fransız siyaset ada-(1841-1929) Tıp öğrenimi gördü. Belediye Başkanlığı yaptı. Milletvekii oldu. Aşırı sol kanat liderliğini yürüttü. Adalet adlı (Lajusti-ce) bir gazete çıkarark muhaliflerine sert dille deştirdi. Daha sonra senatör seçildi. (1902). İçişleri Bakanı ve Başbakan oldu. Hür Adam Homme Libre) gazetesini çıkardı(1913). 1. Dünya savaşının, Fransa'nın dahil olduğu Igtilaf Devletlerince kazanılmasında önem-payı oldu. Saldırgan bir din düşmanlığı, lına ve hırçın bir politika anlayışını temsil etti. Hayli düşman kazandı. Cumhurbaşka-nığı seçiminde aday oldu, fakat seçimi kay-betti(1920). Bu arada savaş ve siyasetle ilgili birkaç eser de yazdı
1 : قلي.baskı kalıbı 2.özelliği ve orjinal-Uiği olmayan, ve sık sık tekrarlanan (düşünce, görüş, bilgi)
kocakari 1 : قوه قاری.huysuz ve çirkin yaşlı ka-din, acůze 2. (mec.)çok yaşlı kadın
kocalmak رجالمق : kocamak, ihtiyarlamak, yaşlanmak, yaşı ilerlemek
Klemanso قله مانسو : )Georges Clmancao: oku-nuşu: Jorj Klemanso) fransız siyaset ada-mi(1841-1929) Tıp öğrenimi gördü. Belediye Başkanlığı yaptı. Milletvekii oldu. Aşırı sol kanat liderliğini yürüttü. Adalet adlı (Lajusti-ce) bir gazete çıkarark muhaliflerine sert dille eleştirdi. Daha sonra senatör seçildi. (1902). İçişleri Bakanı ve Başbakan oldu. Hür Adam (L' Homme Libre) gazetesini çıkardı(1913). I. Dünya savaşının, Fransa'nın dahil olduğu İğtilaf Devletlerince kazanılmasında önem-li payı oldu. Saldırgan bir din düşmanlığı, kırıcı ve hırçın bir politika anlayışını temsil etti. Hayli düşman kazandı. Cumhurbaşka-nığı seçiminde aday oldu, fakat seçimi kay-betti(1920). Bu arada savaş ve siyasetle ilgili birkaç eser de yazdı
klise قلیشه : baskı kalıbı 2.özelliği ve orjinal-liği olmayan, ve sık sık tekrarlanan(düşünce, görüş, bilgi)
kocakari وجه قاری : .huysuz ve çirkin yaşlı ka-dın, acûze 2.(mec.)çok yaşlı kadın
kocalmak قوجالمق : kocamak, ihtiyarlamak, yaşlanmak, yaşı ilerlemek
kogus قوغوش : hastahane, okul, hapishane, askeri bina gibi kalabalık yerlerde oturulan veya yatılan büyük oda
kolera قوله را : mikroplu, bulaşıcı, ishal ve kus-mayla başlayan öldürücü hastalık
Kolomb-u züfünun قولومب ذيفنون : )denizcilikle
ilgili) ilimleri bilen Kolomb, Amerika'yı keş-feden Kristof Kolomb. (Cristoph Colomb) okunuşu Kristof Kolomb (1451-1506). Ünlü Cenovalı Denizci İspanya Krallığı himayesin-de Dünya'yı Batı'dan dolaşmak için olaşmak için yola çıktı. Gemisine Santa Marina (Kutsal Hz. Meryem) adını verdi. Bu sayede okyanus'un fırtınala-rı ve dalgalarından korunacağını düşündü. Amerika'ya vardı (1492). Fakat gittiği ve bulduğu yerlerin yeni bir kıta olduğunu an-layamadı. O Dünya'yı dolaşarak Hindistan'a vardığını sandı. Bu yüzden Bahama ve An-dil Adalarını Hindistan'a ait adalar zannet-ti. Dönüşünde İspanya onu büyük coşku ile karşıladı. İspanya Krallığı ona büyük pâyeler verdi. Kolomb üç defa daha Amerika'ya sefer düzenledi. Bu seferlere daha çok sayıda ge-miler katıldı. İspanyollar yerli halkı yok etme ve yağmalama hareketine giriştiler. Kolomb buna karşı çıktı. Gözden düştü ve adeta hâin muamelesi gördü. Hayatının sonunu fakir ve terkedilmiş olarak geçirdi. Amerika'nın yeni bir kıta olduğu İtalyan denizci Amerigo Ves-pulci'nin yeni keşifleriyle anlaşıldı. Yeni kıta-ya Amerika adı verildi (1507)
kolordu قول اوردو : üç tümen ve bağlı birlikler-den meydana gelen büyük askeri birlik
komiser 1 : قومیسر.polis amiri 2.toplantıları hükümet adına denetleyen görevli kimse
komisyon قومیسیون : bir konuda görevlendiril-
miş kurul, heyet
komite 1 : قومیته.)komita) siyasî gaye ile si-lahlanmış gizli teşkilât (örgüt), silahlı çete 2.kötü ve yıkıcı amaçlı gizli teşkilat (örgüt) 3.dernek, cemiyet
Cumhuriyeti'nin ilk şeker fabrikası Alpullu'da üretime başladı.
HAZİRAN
14
Onun hâkimiyet ve saltanatı gökleri ve yeri kuşatmıştır.
Bakara Suresi: 255
TARİH
kuruldu.
1930- Askerî Yargıtay
1992-Av. Bekir Berk'in vefatı.
PAZAR
BİR HADİS
İstikamet üzere ol. İnsanlara karşı ahlâkın güzel olsun.
Ey bizi ni'metleriyle perverde eden sultanımız! Bize gösterdiğin nümûnelerin ve gölgelerin asıllarını, menbalarına göster; ve bizi makarr-ı saltanatına celb et. Bizi bu çöllerde mahvettirme...
ulaşabilmesi için Allah Takla bu kula ölüm acılarını ve şiddetlerini çe tin olarak tatbik eder. Kafir ise dünyada herhangi bir iyilik yaptığı zaman o da iyiliğinin sevabını dünyada tastamam olarak alması için Allah kendisine ölümün kolayını tatbik eder de sonra ofnun yolu) ce-henneme doğru olur.
38- Ebu Nasym, merfu olarak rivayet etti ki, Allah'ın Resûlü sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
Mü'minin ruhn rüzgâr gibi (hafif) çıkar. Kâfirin ruhu ise eşeğin siddetli nefes alması gibi şiddetli çıkar. Muhakkak ki mü'min, bir gü nah işlerse bu hatasının kendisinden mağfiret olunması için o hata sе bebiyle kendisine ölümü çetinleştirilir. Kafir de muhakkak bir güzel. lik, iyilik ederse bu sebeple ölüm zamanında (ruhunun çıkışı) kendisine kolaylaştırılırs (1)
En iyisini yüce Allah bilir.
SEKİZİNCİ BAB
HİÇ BİR KİMSE ALLAH'A GÜZEL ZANN BESLER BİR HALDE OLMAKTAN BAŞKA BİR HALDE SAKIN ÖLMESİN HADİSİ VE AZİZ VE CELİL OLAN ALLAH'DAN KORKMAK
Imam Müslim'in Cabir (r.a.)den rivayet ettiği bir hadiste Cabir şöyle demiştir: «Ben vefatından üç gün önce Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'den işittim. O, şöyle buyuruyordu:
39 «Herhangi biriniz Allah Taala'ya güzel zann besler bir halde olmaktan başka bir halde sakın ölmesin».
Bu hadis-i şerifi Imam Buhari de rivayet etmiştir.
İbni Ebi'd-Dünya, kendi rivayetindeki hadiste şunu da ziyade etmiştir:
40- Muhakkak bir topluluk vardır ki, onları Allah'a karşı besledik-leri kötü zanları, helâk etti de Allah onlara: Rabbinize karşı beslediğiniz su zannınız (yok mu?) işte sizi bu helâk etti de bu yüzden hüsrâna dü-senlerden oldunuz, buyurdu».
Ibni Mace'nin Enes'ten (r.a.) rivayet ettiği hadiste Peygamber sal-lallahü aleyhi ve sellem Efendimiz ölüm halinde olan bir gencin yanına girdi ve:
«Kendini nasıl buluyorsun? diye sordu. O zat da:
Ya Resûlallah, ben Allah'ın rahmetinden ümid ediyorum, gli-nahlarımdan da korkuyorum, dedi. Bunun üzerine Resûl-i Kibriya:
Bu zamanda iki haslet (yani ümid ile korku) hiç bir mü'min kun-Jun kalbinde toplanmaz. Ancak Allah ona (rahmetinden) umduğunu ve-rir ve korktuğundan da emin kılar», buyurdu.
(1) Taberani Kebir de Ibni Mes'ud'dan Ş. Sudur, 11.
41 Hakim et-Tirmizi'nin rivayet ettiği hadiste de Resûlüllah sal-lallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurdu:
-39
«Aziz ve Celil olan Rabbınız:
Ben kulumun (kalbin)de ild korkuyu bir araya getirmem. Ona Iki emniyeti de vera:cm. Her kim Benden dünyada korkarsa ahirette onu (korkulardan) emin kalarım. Her kim de dünyada kendini benden emin tanırsa Ben de onu Ahirette korkuturum, buyurur».
Hazret-i Musa aleyhisselâmın (Rabbiyle olan) münâcâtı sırasında zikredilen sözler şöyle rivayet edilmiştir:
Allah Taala (Hz. Musa'ya) şöyle buyurmuş:
(YA Musa) kullarımdan bana kavuşan her kulu muhakkak Ben amellerine göre hesaba çekecek ve amelleri hususunda onları sıkı sıkı soruşturmaya tâbí tutacağım. Fakat vera' yani takva sahiplerinden olanlar müstesnadır. Çünkü Ben takvâlı olan kimselerden hayâ ederim, onları yücelterek ikram eder ve onları hesabsız olarak cennete soka-rım. Binsenaleyh her kim bu dünyada işlemekte olduğu şeylerde Allah-dan hayâ ederse, Allah da Kıyamet Günü'nde onu hesaba çekmekten hayå eder; ona iki korkuyu birden yüklemediği gibi...
Alimler (Allah onlardan razı olsun), Allah Taala'ya hüsn ü zann beslemenin şekli hususunda: Kul, Allah Taala'nın kendisine merhamet edeceğini, (ceza vermeksizin) kendisinden geçivereceğini, kendisine aid olan bütün günahları mağfiret edeceğini ve bunun Allah Taâlâ üzerine çok kolay olduğunu zannetmesidir, dediler. Alimler bu hüsn ü zannı ölüm nişaneleri bulunması zamanında (olmasını) müstehab saydılar. Çünkü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in,
42 «Herhangi biriniz Aziz ve Celil olan Rabbına karşı güzel zann besler bir halde olmaktan başka bir halde sakın ölmesin sözü gereğince her ne kadar hüsn ü zann her vakitte arzu edilen bir şey ise de, bu gü zel zann üzere ölmesi ve Kıyamet Günü'nde meyvesini toplaması için ölüm zamanındaki güzel zann beslemesi, başka zamanlarda arzu edilen-den daha kuvvetlidir. Bazen kul kendisi için, kendisi hastalıktan salim vaziyetinde Rabbına karşı hüsn ü zann hâsıl eder de sonra o, ölüm ha-linde Allah'a karşı kötü zanna düşer de bu hal üzere ölür de bu suret-le Allah'ın kendisine rahmet etmemesiyle, günahlarından geçmemesiyle ve günahlarını mağfiret buyurmamasiyle kötü zannının meyvesini top-lar. Allah'dan kendimiz ve bütün müslümanlar için åfiyet isteriz.
Amin...
İmdi, ölüme yaklaşan hastanın yanında bulunan her kimse için lā-zım olan, o hastanın Allah'a karşı hüsn ü zann besleyerek ölmesini te-min etmektir ve (Hadis-i kudsi'de) Allah Taâlâ,
Bizier de, Senin misafirleriniz. Bizleri, Cennetine kondurup ağırlat Ey Allahım! Her kafileye bahşiş, her isteyene atıyye verilir.
Her ziyaretçiye ikram edilir. Her sevap umucuya sevap verilir.
Senin katındaki mükafattan her mükafat dileyene, mükafat, Senin katındaki rahmetten her rahmet dileyene rahmet,
Sana yakın olmayı özleyen her özleyiciye yakınlık
ihsan olunur.
Senin af yollarını her arayan da, af ve mağfiret buyrulur. Bizler, topluca Senin Beyt-i Haramına geldik. Şu büyük Meşairde Vakfeye durduk. Şu mübarek yerlerde hazır bulunduk. Ümidimiz, yüce katındaki sevap ve mükafata nail olmaktır.
Ümidimizi, boşa çıkarma Allâhım! (410)
Peygamberimizin Arafatta Ümmeti İçin Duası:
Peygamberimiz, Arafatta akşam üzeri, ümmetinin yarlığanması ve rahmete nail olması için Allâha pek çok yalvardı (411).
Yüce Allah, Peygamberimize «Birbirlerine zulüm ve haksızlık eden-ler håric olmak üzere ümmetini bağışladım.» (412) Zalimden, mazlumun hakkını alacağım! buyurdu (413).
Peygamberimiz Ya Rab! Sen, istersen, uğradığı zulümden dolayı mazluma Cennet verip zalimi de, yarlığamağa kaadirsin!» dedi. Arefe akşamı, Peygamberimizin bu duâsı kabul buyrulmadı (414).
ğadı.
Peygamberimiz «Ey insanlar! Yüce Allah, bu gün, size in'am ve ih-sanda bulunup aranızdaki haklar haric olmak üzre sizleri, yarlı-
İyilerinize, diledikleri şeyleri verdi. Besmele ile Müzdelife'ye sökün edip gidiniz! buyurdu (415).
Bu gün, sizin dininizi kemåle erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi ta-mamladım ve İslamiyeti size din olarak seçip kabul ettim... Maide: 3) mealli ayet, Peygamberimize cuma günü, Arafatta akşam üzeri nazil oldu (416).
Yüce Allahın Meleklere Övünmesi:
Peygamberimiz, buyurdular ki Yüce Allah, Arefe günü, akşam üzeri (417) Meleklere (Şu kullarıma bakınız: Toz toprak içinde (418), her uzak yoldan (419) bana geldiler.
Onlar, rahmetimi umuyor, azabımdan korkuyorlar.
Halbuki , Beni görmüş değillerdir. Acebå, görmüş olsalar, ne yaparlardı? (420)
Cübeyr b. Mut'im'in Peygamberimizi Arafatta Görünce Şaşırması:
Cübeyr b. Mut'im der ki Arefe günü, devemi yitirmiş ve onu, ara-yarak Arafat'a kadar gitmiştim.
3252- Mehir hususunda kolaylık gösterin. Çünkü kişi ka-dına (mutaddan fazla) mehir verirse bu nefsinde evlendiği kadına karşı bir düşmanlık olarak kalır.
nı bulur: 3253- Üç şey vardır ki, bunları hisseden kişi imanın tadı-
malı, a) Allah ve Rasulü kendisine herşeyden fazla sevimli ol-
b) Kişi sevdiğini ancak Allah için sevmeli,
c) Allah kendisini küfür belasından kurtardıktan sonra,
tekrar küfre dönmekten ateşe atılmak gibi ürküp nefret etmeli.
٣٢٥٤ - ثَلَاثُ دَعَوَاةٍ لاَ تُرَدُّ دَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ وَدَعْوَةُ الصَّائِمِ وَدَعْوَةُ الْمَسَافِرِ (ابو الحسن بن مهروية في كتاب الثلاثيات ق ض عن انس)
a) Lâ ilâhe illellâh diyene ilişmemek, Biz bunu diyen kimseyi, günahı yüzünden tekfir etmeyiz ve işlediği herhangi bir kötü amel sebebiyle de İslam'dan çıkarmayız.-
b) Cihat ki, beni Allah, peygamber olarak gönderdiği günden, ümmetimin en sonu Deccal'ı öldürünceye kadar devam edecektir. Onu ne zalimin zulmü ne de adilin adaleti katiyyen ip-tal edemez.
c) Bütün kaderlerin Cenabı Hakk'ın takdir ettiği zaman-da meydana geleceğine iman etmektir.
بی یا بار. اوت ،حدات به ذره بي لره کی نادار اصحاب حياتك هر ريسى، عالم نحدر من على آرار مزاحمت و منها فشرده اولماز مزاحمت و مناقش، بالتز نوع برده اولور نشسته هدانان به سوی
بر نعمت اولد يفي بوايضا ما تدن آفلا شيلدي.
وكذا حامد طاغييق بعض ذره لرك بردبره بر وضعتندن حق، معقول بسبب والارام حالده دیگر بر وضعیته کیرسی، من انعك وجودينه ظاهر به دليلور. حتى حيات، حقیق اران بازی اشر في ان تمیزید. هیچ بر جهت له خشتی یوقدر چرکیه هیچ به لکه ی یوقدر. حمدان طی دورود ایچی ده، هر ای کی یوزی ده لطیفدر. حتى ان كوچك و خسیس بر حيوانك حيات برام بول کر بونک ایجوندر که حیات ایله قدرت آراسنده ظاهری به سبب توسط التمييور. حياته بالذات قدرنان مباشرتی، عزته منافی دگلدر حالبو که امور خسیس به قدر تن ظاهر مباشرقی کو روغم من الجوده اسباب ظاهره وضع ايد يا مشدر ديمك حياتده خست یو قدر. ایشته بوند نه آخالا شیا پیور که جیران
صانعك وجودينه ان ظاهر به دليلور.
وكذا، ان بسيط برجسمك كبير من اولديغي انقلابات و تحولاته دقتله با قیای مه کورولور که عالم ذراندہ کی ذره لی، عالم عناصره انتقال اید نه باشقه صور تاره كيرلي عالم مواليد ده باته صور تكره دوزلی نظفر ده باشقه وضعیت البرلى صوكره علقه اولورلي صوكره مضفه اولورلي وکر انسانه صورتی کبیری او ته به چیقار لر بوقدر انقلابات عجیب مانده ذه لی، او له منظم حرکات ایاله و اویله معینه دستور لر اوزرینه جریانه ایدر لوکی، صدا که به ذره، مثلا عالم درانده ای که وظيف الندير يامن، عبد المجيدك كو زنده بر آلوب وظیفه کورون اوزره پوله چیقار یا مشور. بو هالی بو وضعیتی و بو انتظامی كورن بر ذهن، بلا تردد حکم ایدر که، او ذره که بر قصد ایله و بر حکمت
التنده كوندريالبيورلي.
ایسته ذراتك حياته مظهريتي ايجون كبير دیگی بو قدر عجیب و غریب طور لی، انسانه ایکنجی حياتك بو میاندن داها قولای و داها سهل اولدیفنه ده به قناعت كتيرير. ایشته حياتك مبدأ و معاده دليل
اولدینی بو حقيقتهاء من اقلا شيلدي.
فاحياكم جمله د منكم) جمله سه به دلیل بید. هی به لکده (گیف) در استفاده ادامه انظار دید.
Evet, hayat, bir zerreyi bir küre gibi yapar Ashab-müzáhamet ve münakasa da olmaz. Müzáhamet ve mani hayatın her birisi, "Alem benimdır" diyebilir. Aralarmida kasa, yalnız nev'i beserde olur. İste hayatın ne büyuk bir ni'met olduğu bu izahatdan anlasıldı
Ve keza câmid, dağınık bazı zerrelerin birdenbire bir vaziyetten çıkıp, ma'kül bir sebeb olmadıgs halde diğer bir vaziyete girmesi, Sani'n vucúduma zahir bir delildir. Hatta hayat, hakikatlerin en esrefi, en temizidir. Hiçbir cihetle hisseti yoktur Çirkin hiçbir lekesi yoktur. Hayatın dışı da ici de, her iki yüzü de latiftir, Hatta en küçük ve hasis bir hayvanın hayatı bile yüksektir Bunun içindir ki, hayat ile kudret arasında zaluri bir sebeb tavassut etmiyor. Hayata bizzat kudretin mübasereti, izzete münafi değildir. Halbuki umûr-u hasiseye kudretin zâhiren mübasereti görünmemek için, esbâb-ı záhire vaz' edilmiştir. Demek hayatta husset yoktur. İşte bundan anlaşılıyor ki, hayat, Sâni'in vücuduna en zähir bir delildir.
Ve kezâ, en basit bir cismin geçirmiş olduğu inkıläbit ve tahavvülâta dikkatle bakılırsa görülür ki, ålem-i zerrâttaki zerreler, âlem-i anâsıra intikal edince başka suretlere girerler. Ålem-i mevälidde başka
suretlere dönerler. Nutfede başka vaziyet alırlar. Sonra alaka olurlar. Sonra mudga olurlar.
Sonra insan suretini giyerler, ortaya çıkarlar. Bu kadar inkılâbât-ı acîbe esnasında zerreler, öyle muntazam harekât ile ve öyle muayyen düstûrlar üzerine cereyan ederler ki, sanki bir zerre, meselâ âlem-i zerrátta iken vazîfelendirilmiş, Abdülmecid'in gözünde yer alıp vazîfe görmek üzere yola çıkarılmıştır. Bu halı,
bu vaziyeti ve bu intizâmı gören bir zihin, bilå-tereddüd hükmeder ki, o zerreler bir kasıd ile ve bir hikmet altında gönderiliyorlar.
İşte zerrâtın hayata mazhariyeti için geçirdiği bu kadar acîb ve garib tavırlar, insana ikinci hayatın bu hayattan daha kolay ve daha sehil olduğuna da bir kanâat getirir. İşte hayatın mebde' ve meåda delil olduğu bu hakikatlerden anlaşıldı.
تأنياكة cümlesi ثُمَّ يُبيتُكُمْ cümlesine bir delil gibidir. Hepsi birlikte den istifade edilen inkâra delildir
Zindan arkadaşlarının rüyaları hakkında Hz. Yūsuf'un yaptığı tabirler aynen gerçekleşmişti. Bir arkadaşı idam edilmiş diğeri de kralın özel hizmetkârı ol-muştu. Yûsuf ona, krala kendisinden bahsetmesini söylemişti. Ancak arkadaşı, Yūsuf'u unuttu. Derken bir gün kral tuhaf bir rüya gördü. Rüyasında yedi zayıf inek, yedi semiz ineği yiyordu. Ayrıca yedi yeşil ve yedi kuru başak vardı. Kimse bu karışık rüyayı çözememişti. Kralın özel hizmetkârı olan arkadaşı bir anda Yûsuf'u hatırladı. Kraldan izin alarak zindana gitti. Yûsufa rüyanın tabirini sordu. Buradaki âyet, arkadaşının Hz. Yûsufa seslenme cümlesidir.
MESAJ:
1. Çevremizde özü sözü doğru biri olarak tanınmalıyız.
وما أبرك نفسي أن النفس لا ان النفس الأمارة بالسوء إِلَّا مَا رَحِمَ رَان ان رب غفور عفُورٌ رَحِيم وقال الملك التوبي به اسْتَخْلِصة افي فلما كلمة قال الك النوم لدينا مكيل أمين .
"Yine de ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis, rabbimin acıyıp koruması dışında, daima kötülüğü emreder, şüphesiz rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.99
(Yūsuf, 12/53)
قال العلبي على خرائي الْأَرْضِ إِلى حَفِيظٌ عَلِيمٌ . وكذلك مكنا لِيُوسُفَ فِي الْأَرْضِ يَتَبَوَّأُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَاءُ نصيب برحمتنا مَنْ نَشَاءُ وَلَا تُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ . والأخر الأخرَةِ خَيْرٌ لِلَّذِينَ آمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ وَجَاءَ الخوة يوسف مدخلُوا عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ . وَلَمَّا جَهْرَهُمْ بِجَهَارِهِمْ قَالَ التُونِي بِاحَ لَكُمْ مِنْ أَبِيكُمْ الا ترون إلى أوفى الْكَيْلَ وَأَنَا خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ . فَإِنْ لم تأتوني به فلا كَيْلَ لَكُمْ عِنْدِي وَلَا تَقْرَبُونِ قَالُوا ستراود عنه أناهُ وَإِنَّا لَفَاعِلُونَ وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُوا بضاعتهم في رِجَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَهَا إِذَا انْقَلَبُوا إِلَى أَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ فَلَمَّا رَجَعُوا إِلَى أَبِيهِمْ قَالُوا يَا أَبَانَا مُنِعَ منا الكَيْل فَأَرْسِلْ مَعَنَا أَخَانَا نَكْتَلُ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ .
Mushaf sayfa no: 241
Hafızlık sayfa no: 13. cüz/20. sayfa
BERAAT KARARI
BİLGİ:
Hz. Yūsuf, kralın rüyasını bütün ayrıntılarıyla tabir etmişti. Kral bu güzel yorum karşısında şaştı kaldı. Yūsuf'u tanımak istedi. Onun zindandan çıka-rılıp getirilmesini istedi. Hz. Yûsuf ise önce hakkındaki ihanet ve iffetsizlik iftirasının, olayı bilen Mısır kadınlarına sorulmasını istedi. Kadınlar Yûsufun suçsuz olduğuna şahitlik ettiler. Züleyha da suçunu itiraf etti. Böylece Yūsufun efendisine ihanet etmediği anlaşıldı ve hakkındaki hüküm bozuldu. Kral da onu hazinenin başına getirdi. Ayet, Hz. Yūsuf'un, aklandığında söylediği mütevazı sözlerini bize bildirmektedir.
MESAJ:
1. Günahlar karşısında kendimizi güvende hissetmek doğru değildir. 2. Allah, sabredip güzel davrananlara büyük nimetler verir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Nefs-i Emmâre: Kişiye günahı ve kötülüğü emreden nefis.
gamber -sallallahü aleyhi ve sellem-'in muhabbetinin tâze tutulması bakımın-dan da bu hususta eserlerin yazılması ve okunması, şarttır.
Dolayısıyla bu kitabımızda târihe bir şeref ve insanlık âbīdesi, muhabbet nümünesi olarak geçen birkısım vakıf ve gönül insanlarının, hâkim oldukları beldelerde rızâ-yı ilâhî için yaptıkları merhamet, şefkat ve muhabbet dolu hiz-met ve kahramanlıklarını, topluma yön veren nasîhat ve fiillerini, târîhe mu-azzez bir hâtırâ olarak bıraktıkları hayat hikâyelerinin hikmet ve ibretli yönle-rini aktarmaya çalıştık.
Eserimizi Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun yediyüzüncü yıldönümüne ar-mağan olarak bu ikinci baskıya hazırlarken Osmanoğulları'nın birkısım müs-tesna şahsiyetleriyle birlikte onların devirlerini ziynetlendiren ilim, irfân ve san'at erbåbından da birkaçını ilave etmek mecbûriyetini hissettik ve bunları iki ana bölüm hâlinde tasnîf ettik.
*
Nitekim bu kitapta cihangir bir imparatorluğun cihana hükmeden sultan-larının, onlara yön veren Hakk dostlarının, âlimlerin, devlet adamlarının ve di-ğer mümtaz sîmâların bazılarını bulacak, onların örnek şahsiyetlerini sergile-yen gönül âlemlerine âid satırları okuyacaksınız. Onlar ki, Türk milletinin, dev-let kurma ve askerlikte zirve olduğu kadar ilim, irfân, ahlâk ve san'atta da müs-tesna bir mevkîye sahip bulunduğunu bütün cihana göstermiş ve her sahada destanlar yazan bir millet olmanın maddî-mânevî husûsiyetlerini en güzel bir şekilde sergilemişlerdir.
Osmanlı'nın husûsiyle ilk üç asrı, Hazret-i Ebûbekir'in îmân ve sadâka-tinden, Hazret-i Ömer'in şecâat ve adaletinden, Hazret-i Osman'ın haya, aşk ve vecdinden, Hazret-i Alî'nin ilim, irfân ve cengâverliğinden coşup âlemi ku-şatan bir i'lâ-yı kelimetullah şerâresidir.
Hiçbir milletin tarihinde üç asır süren bir müddet içinde birbiri ardınca сі-hangir padişahlar ve dehålar silsilesi gelmemiştir. Cihan tarihinde Osmanlılar kadar hem uzun ömürlü, hem de hakka, hukûka ve insaniyyete meş'ale olan hiçbir devlet kurulmamıştır. Osman Gâzî'nin kurduğu devletin, tam 623 sene hüküm sürdüğünü hatırlatmak, bu gerçeğe şâhid olarak yeter.
Bu şanlı devletin dörtyüz atlı ile ekilen çekirdeği, ulu bir çınar olmuş, dal-ları üç kıtayı gölgesine almış ve altı asır izzet ü şerefle yaşamış, sonra da ar-dından birçok yetim devletçik bırakmış ve târih isimli kabristanda şanlı bir tür-be şekline bürünmüştür. Şimdi bize düşen, bu şanlı türbenin lâyık bir türbe-dârı olmaktır.
Biz tārihçi değiliz. Bu sebebledir ki, kronolojik bir tarih yazmak yeri-ne dînî ve milli târihimizin bazı nirengi şahsiyetlerini ve onların ilim, irfân ve san'attaki müstesnä mevkilerini ele alarak maddi ve zahiri yükselişi-mizin mânevi zemini ile hazin yıkılışın arûnî eshâb ve hikmetini ortaya koymaya çalıştık.
Elbette böyle kendisini kudsî bir dâvâya adayan vakıf şahsiyetler, bu bi-zim ele aldıklarımızdan ibaret değildir. Bu listeyi alabildiğince genişletmek kā-bilse de, biz, kâmil bir fikir ve kanâat husûle gelmesine kifâyet edecek bir mik-tar ile sayıyı tahdid etmiş bulunmaktayız.
Böyle eserlerde kaynak göstermek, umûmî bir âdet îcâbı olduğu gibi ço-ğu defa esere "ilmîlik" görüntüsü vermek üzere de başvurulan bir taktiktir. Biz iddiasız bir kalem tecrübesi mâhiyetindeki bu eserde hem okuyucuyu kaynak yığınları ile sıkmamak ve hem de ilmîlik iddiasında bulunmamak için böyle bir usûle başvurmadık.
Görülecek hatâ ve nisyanların nâçiz kalemimize âid telâkkî olunarak ba-ğışlanmasını muhterem okuyucularımızdan ricâ ederek bu eserin, dînî ve milli heyecan ile dopdolu yetişmesini arzuladığımız müstakbel gençlerimize fâide-li olmasını ümid ederiz. Bu talebimizin kabülünü Cenâb-ı Hakk'dan niyaz eder, O'nun sonsuz rahmetine sığınırız...
Bu eserin hazırlanmasında emeği geçen değerli kardeşlerimize, bilhassa ihlâs ve fedakârlıkla çalışan genç talebelerimizden Muhammed Ali EŞMELİ'-ye teşekkür eder, bu hizmetlerinin bir sadaka-i câriye olmasını Allâh Teâlâ'dan niyâz ederiz.
Bu vesileyle şunu da arz ve ifâde etmek isteriz ki, hiçbir müellif ortaya koyduğu bilgi ve kıymet hükümleriyle doğmaz. Birkısım rehberler, onların rüh ve dimağlarına şekil verir ve kendilerini hak veya bâtıl bir istikâmete yönlen-dirir. Böyle bir himmetten mahrûm kalanlar ise, kuru bir kaval sesi gibi âhenk-siz, nâ-hoş bir sadâ ile bu âlemden göçüp giderler. Eserleri de, sırf bir mâlu-mat yığını olarak kalır. Dolayısıyla mânevî bir himmet olmadan hiçbir müesşir insan ve onun eseri ortaya çıkmaz.
Bu bakımdan Cenâb-ı Hakk'a şükürler olsun ki, biz, müstesnā bir lutuf ile rûh ve idrâkimize hak istikametinde yön verecek ve gönlümüzü mânevî nef-
haları ile besleyecek mübarek bir yuvada hayata başlamış bulunmaktayız. Öy le ki, çocukluğumuzdan beri pek feyizli bir kaynağın te'sir sahası içinde ge-çen hayatımızda İslâm ölçüsüyle mäkul ve makbûl ne varsa hepsini o mâne-vi kaynağa borçlu bulunmaktayız. O da, hîn-i hayatında hizmetine lâyıkıyla muktedir olamadığımız muhterem pederimiz Mūsâ TOPBAŞ Efendi'dir. O, seksen küsur senelik ömrüyle Osmanlı'yı Osmanlı yapan månevi husûsiyetle-ri, îmân, irlân, nezâket, zerâfet ve inceliğiyle günümüze taşımış ve gönülleri-mizi bu hissiyat ile yoğurmuştur. Bu vesileyle hem şükrân ifadelerimizi, hem de hakikati dile getirme bakımından nâçiz kalemimizden sâdır olan in'ikås ve füyüzâtın asıl kaynağına işaret etmeyi bir vefâ borcu addediyor ve 16 Temmuz 1999 Cuma günü ilâhî rahmete tevdî ettiğimiz Hakk dostu muhterem pederi-mize okuyucularımızdan da üç ihlâs-ı şerîf, bir fâtiha-i şerîfe ikrâm etmelerini istirhâm ediyoruz. Rahmetullahi aleyh!
Önce Cenâb-ı Hakk'ın lutuf ve keremine sonra da mübarek ellerinde ye-tiştiğimiz merhûm pederimize karşı bu vecībeyi îfâdan sonra sizleri nâçiz eserimizle başbaşa bırakıyoruz.
Ve minallāhittevfik!
18
Osman Nuri TOPBAŞ Azîz Mahmûd Hüdâyî Vakfı 22.07.1999
komünizm قومونیزم : kişilere özel mülk sahibi olma, ticaret yapma, iş kurma, işçi çalıştırma hakkı tanımayan (1); serbest düşünme, ser-best inanma, inancını yaşama, serbest örgüt-lenme gibi temel insan hak ve hürriyetlerine yer vermeyen (2); varlığı, kâinatı, toplumu, insanı, hayatı ve tarihi maddenin eseri sayan, her şeyi madde ile açıklayıp Allah (c.c.) inan-cını ve dini reddeden, maddeci görüş(mater-yalizm) (3), ihtilalcı-devrimci görüş
konferans 1 : قونفرانس.belli bir konuda dinleyi-
ciler karşısında yapılan ilmî (yani, araştırma, delil ve ispata dayanan) konuşma 2.bir konu-nun incelenmesi, bir meselenin çözümü için çeşitli ülke temsilcilerinin bir arada çalıştığı toplantı
incelemelerin ele alınıp tartışıldığı toplantı 2.ülkeler arası bir konunun ele alınıp ince-lendiği uluslar arası toplantı 3.siyasî parti veya meslek kuruluşu, dernek gibi teşkilatlı (örgütlü) toplulukların genel kurul toplantısı
konserve قونسروه : uzun zaman kabında bozul-madan saklanır durumda tutulan besin (yiye-cek, içecek)
kontقونت قون : Avrupa'da soyluluk unvanı (1.kral, 2.prens veya arşidük 3.dük 4.kont)
kontrol 1 : قونترول.inceleme, gözden geçirme 2.teftiş, denetleme, denetim 3.arama, yokla-ma 4.göz altında tutma; gözetleme 5.bir şe-yin yönetimini veya hareketini elinde tutma
kopya 1: قويا.bir yazı veya şeklin elle veya makine ile çoğaltılmış şekli, sureti, nüshası 2.bir yazı veya şekli elle veya makine ile ço-ğaltma, suret çıkarma
kor قور : sıcakta ateş rengine girmiş madde
kordon قوردون : örülerek yapılmış, süslü, par-
lak, kalın ip
Kore قوره : Doğu Asya'da Japan Denizi ile Sarı Deniz arasında uzanan bir yarımada. 1945 yı-lında Kuzey Kore ve Güney Kore olmak üzere ikiye ayrıldı. Kuzeyde Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti adıyla Komünist bir devlet ku-ruldu. Baş şehri Pyöng-Yang'dır. Güneyde'de Kore Demokratik Cumhuriyeti adı ile ikinci
540 bir devlet kuruldu. Başkenti Seul'dur. Guney Kore'nin nüfusu, Kuzey Kore'nin üç katı ka-dardır. İki devlet arasındaki sınır, II. Dünya Savaşı sonunda 38. paralael olarak kaldı. Fa-hak iddia etmekteydi. Bunun için askeri ha-kat Kuzey Kore, Kore'nin bütünü üzerinde zırlıklara hız verdi. Sovyetler Birliği ve Çin Kuzey Kore'yi silah ve eğitim bakımından desteklediler. Nihayet 1950 yılında Kuzey Kore saldırıya geçti. ABD. saldırının durdu-rulması için Birleşmiş Milletlerin yardımını istedi. Birleşmiş Milletler Güney Kore'ye yar-dım kararı aldı. Sovyet Rusya toplantıyı boy-kot ettiği için kararı veto edemedi. ABD başta olmak üzere Güney Kore Birlikleri ve Birles-miş Milletlerin askeri gücü Güney Kore'de bir karşı cephe oluşturdılar. Bu, Birleşmiş Millet-lerin ilk askeri müdahelesi idi. Türkiye bu sa-vaşa bir piyade tugayı ile katıldı. Sovyet Rus-ya ve Çin, Kuzey Kore'nin yanında yer aldılar. Rusya silah ve cephane yardımı yaparken Çin 1500 kadar bir askeri güç ile Kuzey Kore Or-dusu ile doğrudan savaşa katıldı
Savaş iki tarafa da önemli kayıplar verdirdi.
Fakat iki tarafta belirgin bir üstünlük sağla-yamadı. Rusya'nın teklifi üzerine ateşkes ve barış görüşmelerine başlandı(1951). Bu gö-rüşmeler iki yıl kadar sürdü. Savaş 1953 'de durdu. Bu savaşta Çinliler 900 000, Kuzey Kore 520 000 civarında kayıp verdi. BM ise 14 000 ölü ve 250 000 yaralı, 83 000 civarında esir ve kayıp verdi. ABD'nin kaybı ise 34 000 ölü, 10 000 kadar yaralı ve 5000 civarında esir ve kayıp olarak kayıtlara geçti
Türkiye ilk defa Kore Savaşında yurtdışına asker gönderdi. Kore'ye gönderilen Türk Tu-gayı 5 000 kişilik kara kuvvetiyle ilk Kore'ye çıkan askeri birliğin komutanı Albay Tahsin Yazıcı idi. Türk Birliği en önemli kaybını Ku-nuri Savaşında verdi. Bu çarpışmalarda 78 kişi şehit düştü. Ve 352 kişi yaralandı. Türk tugayı bu savaşta, VII. Amerikan Ordusu'nu yok edilmekten kurtadı. Savaşın bitimine ka-dar (1953) tugayın kayıp miktarı 717 şehit, 5247 yaralı, 229 kişi esirdi. Kayıplar listesine geçen 167 kişidir. Daha sonra esirlerin hepsi geri dönmüştür. Tugay 5000 kişilik kuvvetten eksilmeler olunca gönderilen yeni birlikler-le sayıca aynı tutulmuştur. Türk Kuvvetleri savaşın bitimine kadar sürekli ateş hattında kalmıştır
ka-anya Fa-nde ha-Çin dan zey du-ani ar-y-ta $-ir t-a-
Aoridor
541
alumlu etkileri olmuştur. Kore Halkı ilk defa Müslümanları bu savaş dolayısıyla tanıdı. As-kerlerimizin halkla olan olumlu ilişkileri bir Jasım Kore'linin Müslümanlığı seçmesine yol Kore'de Kore'li Müs-açmıştır. Bu gün Güney Kore laman bir cemaat vardır
Günümüzde Kuzey Kore'nin bütün Kore üze-rinde hak iddiası devam etmektedir. Kuzey Kore son zamanlarda atom silahını geliştir-miştir. ABD ve BM, yeni bir savaşı önlemek ve Doğu ve Batı Almanya'nın birleşmesi gibi barışçı bir yolla Kuzey ve Güney Kore'yi bir-leştirmek yolunda çaba göstermeye devam etmektedir
koridor قوريدور : bir binanın odaları dısında kalan ve odalara girişi sağlayan kapalı ortak alan
Kosova فوصورا : balkanlarda bir bölge
Kostantin قسطنطين :: )Costantinius) Bu adı ta-
şıyan beş Roma Imparatoru ve iki papa yaşa-mıştır. Büyük Kostantin (CostantiniusI) ola-rak bilinen İmparator o zaman adı Bizantion (Bizans) olan İstanbul'u Doğu Roma İmpara-torlığu'nun merkezi yaptı. (mi 330). Şehrin adı da Konstantinopolis oldu. Roma'da yasak olan Hristiyanlığa serbestlik tanıdı. Kendisi de Hristiyan oldu. Doğu Roma İmparatorlu-ğunun adı Bizans İmparatorluğu oldu. Kons-tantin l'in İmparatorluğu mi 306-337 yılları arasındadır
Kostantiniye قسطنطينيه : İstanbul'un Bizanslı-lar zamanındaki Arapça adı
Kosturma قوسطورما : Kostroma, Moskova'nın yaklaşık 300km kuzey-doğusunda ve yaklaşık 41 doğu boylamı, 43 kuzey paraleli üzerinde Rusya'da bir şehir. Üstad Bediüzzaman (r.a.) bir süre burada esir hayatı yaşadı. Sonunda esaretten kurtuldu ve yurda döndü. (bk. Eski Said)
kovan قووان : insan yapımı arı yuvası
kozalak قوزالاق : cam türü ağaçların koni biçi-minde odunsu meyvesi
Kozca قوزجا : Kastamonu'da ve Isparta ilinde bu adı taşıyan yerleşim yeri
kozmoğrafya قوزموغرافيا : gök ilmi yıldızları, gök cisimlerini ve hareketlerini inceleyen ilim
kozmoğrafyacı قوزموغرافیاجی : gök ilmiyle uğra-şan kimse
köhne 1 : کهنه.eski, eskimiş 2.devri ve zamanı geçmiş, terkedilmiş
kök 1 : كوك.bitkinin toprak altında kalan ve toprağa bağlanmasını, su ve besin maddele rini almasını sağlayan bölümü 2.bağlı olunan soyun aslı, eski atalar 3.(mec.)asıl, temel, kaynak
kökleşmek 1 : كوكلشمك.kok salmak 2.(mec.( derinlere uzanarak iyice yerleşmek, çok sağ lam şekilde tutunmak
köklü کوکلی : kökü olan, kök salmış olan 2.(mec.) temelleşmiş, sağlam şekilde yerleş-miş 3.(mec.)soyu çok eski, sağlam ve itibarlı; soylu
köle 1 : كوله.kendi başına buyrukluk ve ser-bestlikten yoksun, başkasına bağlı ve onun hesabına iş görüp hizmet eden 2.kul 3.esir 4.(mec.)başkasına bağımlı 5.(mec.) bir büyü-ğe karşı derin bağlılık, saygı ve alçak gönüllü-lük gösteren kimsenin kendisi için kullandığı unvan (ad, vasıf, nitelik)
kölelik كوله لك : köle olma hali; kulluk, esirlik
körlük 1 : كورلك.)mec.) gerçekleri görmezlik, görüş kapalılığı, anlayış kıtlığı, anlayışsızlık 2.(mec.) duyarsızlık 3.ışıktan yoksunluk, ka-ranlık 4.(mec.) iman zayıflığı veya yokluğu 5.(mec.) bilgisizlik, cahillik, gerçeklerden ha-bersizlik
körleşmek كورلشمك : )mec.) manevi gerçekleri
görmez ve anlamaz hale gelmek
körleştirmek كورلشدير مك : kör hale getirmek. (bk. körlük)
kösteklemek كوستكلمك : )mec.) engellemek, mâni olmak
köşe کوشه : )mec.) tenha veya ücra yer, inziva
yeri
köşe-i nisyan کوشه نسیان : her şeyi bir kenara bırakıp unutacak tenha ve inziva yeri
köşk 1 : كوشك.bağ ve bahçe içinde yapılmış, süslü, güzel ve zarif bina, kasr 2.bağ ve bahçe içinde yapılmış ev
kroki فروکی : çizim, bir bina veya yerin ana hatlarıyla gösterir şekilde çizilmiş şekli
)k.s.( ق س : "Keddesallahu sirruhů" (Allah c.c. sırrını mübarek etsin) şeklinde evliya yani er-mişler için söylenen saygı ve dua ifadesi veya
BIR ATEL Onlar cehennemliktir ve orada ebedi kalacaklardır.
(Bakara: 217)
BİR HADİS
Cehennemde bir vadi vardır ki içinde Hephep denilen bir kuyu bulunur. Buraya bütün zorba zalimlerin yerleştirilmesi Allah üzerine bir haktır. (Müstedrek)
Bir Hayy-ı Lâyemut'u tanımayan, elbette değil ahmak bir insan ve divâne bir hayvan, belki Cehennem ateşini karıştıran bir serseri şeytandan daha bedbaht ve ebedî ölüme mahkûm olur.
İşittik ve emrine uyduk. Affını ve mağfiretini dileriz, ey Rabbimiz!
Bakara Suresi: 285
BİR HADİS
Evlerinize gireceğiniz zaman kapıda Allah'ın ismini anınız.
İnsan-ı mü'mine nur-u imanla gösterir ki, mevt, idam değil, tebdil-i mekândır. Kabir ise nuraniyetli âlemlerin kapısıdır. Dünya ise, bütün şaşaasıyla, âhirete nisbeten bir zindan
utun hayatında uning-west a ve ispat ettikleri hakikat-hasrive, elbette günes avi fermanların ve kainat hakikatlerinin tasdikleri içinde b an enbiya ve evliyanın tasdikleri altında diğeri alem-i gayb spat ederek, ikisi beraber, biri alem i şehadet lisam b binler ayatıyla
TARİHTE BUGÜN
1277 Karamanoglu Mehmet Bey, Türkçeyi resmi dil ilan etti.
1953-Bediüzzaman
Samsun mahkemesine gidemiyeceğine dair hey'et-i sıhhiyeden rapor aldı.
2009 - Bediüzzamanın talebelerinden Ali İhsan Tola vefat etti.
13
CUMA
FRIDAY
MAYIS
MAY
C
BIR AYEL Ey Rabbimizi Baze yetiremeyeceğimiz ş yüklem
Bakara Suresi: 28
BİR HADİS
Ålim, ilmiyle amel etmezse insanları aydınlatıp da kendini yakan lamba gibi olur.
Nasihat istersen ölüm yeter. Evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve ahiretine ciddi çalışır.
Başka bir rivayette de Allah Taâlâ kul hakkında tehdit yolunu kas-
45-Kul benim hakkınıda dilediğini zannetsin (düşünsün), sözünü; başka bir rivayette kesûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:
46-Herhangi biriniz Aziz ve Celil olan Kabbına karşı güzel zann-da bulunur bir halde olmakdan başka bir vaziyette sakın ölmesin. Çün-kü Allah Taala'ya hüsn ü zann beslemek cennetin meyvasıdır», buyur-muştur.
Başka bir rivayette Resûl-i Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
47 «Sizden herhangi bir kimse Allah Taala'ya hüsn i zann besler bir halde ölürse o nazlanarak cennet'e girer, sözleri cümlesinin içine gir mesi için o hastanın yanında kendisine Allah'a hüsn ü zanı beslemesini hatarlatmasıdır».
Abdullah ibni Mes'ud şöyle derdi:
Kendisinden başka hak ilâh olmayan Allah'a yemin ederim ki, her kim Allah Taala'ya hüsnü zann beslerse, muhakkak yüce olan Allah kendisine düşündüğünü verir. Bu da, şüphesiz ki, bütün hayırlar O'nun kudret elindedir, sözüne binaendir».
Ibni Abbas (r.a.) şöyle derdi:
Bir adamı, ölüm kendisine yaklaşmış vaziyette gördüğünüz zaman kendisine müjde verip sevindiriniz ki o, Rabbına hüsn ü zann besler bir halde kavuşsun. Sağlam bir kimseyi de gördüğünüzde onu korkutur-sunuz.
Fudayl bin Iyaz, İnsan sıhhatli olduğu zaman korku, ümidden daha faziletlidir... Fakat kendisine ölüm indiği zaman ise ümid, korkudan daha faziletlidir», rdi.
Mu'temir şöyle derdi:
Babam ölüme hazır olduğu vakit (bana hitaben): (Ey çocuğum! Bana ruhsatlardan bir şey söyle. Umarım ki, ben hüsn ü zann besler bir halde Allah'a kavuşurum, dedi)».
İbrahim et-Teymi şöyle derdi: «Alimler bir kimseye ölüm (nişane-leri) hazır olduğu zaman onun Aziz ve Celil olan Rabbına karşı güzel zanır beslemesi için yanında amelinin güzellerini söyleyip hatırlatma-larını müstehap sayarlardı».
Sabit el-Benani derdi ki: «Civarımızda güzel simah bir genç deli-kanlı vardı. Nihayet kendisine ölüm yaklaştığı zaman annesi:
diyerek üzerine kanandı, Delikanlı: Ey yavruasjum ben senin böyle yatmandan sakındinyordum.
Ey anneciğim, şüphesiz benim ihsanı çok olan Rabbım var ki. ben bugün onun benden bir kısım ikramını esirgemeyeceğini kuvvetle ümid etmekteyim, dedi. Sabit der ki:
Onun bu haldeki hüsn ü zannı sebebiyle Allah kendisine rah-met ihsan buyurdu».
Ömer ibni Zerr, (Allah Taáła'dan) korkusu çok olan bir kimse idi. Kendisine ölüm zamanı gelince Aziz ve Celil olan Allah hakkında çok ümidli bir kimse oldu. Derken birgün Ebu Hanife ile loni Ebu Davud (ziyaret için) yanına girdiler. Bu zat ziyaretçilerin dönüp ayrılacağı va-kit dua edip, Ya Rab! İçimizde tevhid (inancı) bulunduğu halde Sen bize azap eder misin? Hayır ben Senden böyle bir şey beklemem (Sen-den iyilik beklerim) dedikten sonra Allah'ım kendilerini mağfiret ettiğin saidler içinde, (önce Firavun'un hizmetinde olan, sonra elçin Hazreti Musa'nın mucizesini görünce iman eden) durumunda olan kimseyi de mağfiret eyle. Çünkü onlar Biz âlemlerin Rabbı olan Allah'a iman ettik» demişlerdi... Bu sözleri duyan Ebu Hanife, Ömer ibni Zerr'e, Allah'ın rahmeti senin üzerine olsun dedi. Senin sihirbazların
Rivayet olundu ki, Zekeriya Peygamberin oğlu Yahya Peygamber (Allah'ın selâmı üzerlerine olsun), Meryem'in oğlu Isa aleyhisselâm ile karşılaştığı zaman yüzünü ekşitirdi. Meryem oğlu Isa ise Yahya Pey-gamber ile karşılaştığında (bir gülümseme ile) tebessüm ederdi. Der-ken İsa Peygamber, Yahya Peygamber'e, «Sen bana ekşi suratlı olarak tesadüf ediyorsun ki, sen sanki yüce olan Allah'ın rahmetinden ümid kesmiş gibisin, dedi. Yahya Peygamber de İsa Peygamber'e «Sen ba-na sanki Allah'ın azabından emin olmuş gibi gülerekten kavuşuyorsun», dedi. Bunun üzerine Allah Taâlâ onların ikisine vahyederek:
«Sizin Bana en sevgiliniz, Bana karşı zann beslemede güzel olanınız-dır, buyurdu. Bu kıssayı Taberi zikretmiştir.
Zeyd ibni Eslem (r.a.) şöyle derdi:
«Kıyamet günü (Mahşer yerine) bir kimse getirilerek:
Bunu cehenneme götürünüz, diye emrolunacak. O zat da:
Ya Rab! Namazlarım, oruçlarım nerede? diye soracak. Bunun Üzerine Aziz ve Celil olan Allah:
Senin (dünyada) kullarımı rahmetimden ümidsiz bıraktığın gibi Ben de seni bugün rahmetimden kesip ümidsizlikte bırakıyoruım, buyu-racaktır.
Alemlerim Rabbı olan Allah'a hamd olsun.
DOKUZUNCU BAB
ÖLEN KİMSEYE LA ILAHE ILLALLAH KELİMESINI TELKİN ETMEK
Müslim'in Ebu Said el-Hudri'den (r.a.) rivayet ettiği hadiste Ebu Said demiştir ki: Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz-den işittim. Şöyle buyuruyordu:
Kim, Müzdelife gecesi, sabah namazından (Tirmizi'ye göre: fecrin doğuşundan) önce, Arafat'a gelirse, o, haccı tamamlamış, hacca yetiş miş olur.
Mina günleri üçtür.
Acele edip orada iki gün kalan kimseye günah yoktur.
Geciken kimseye de, günah yoktur. buyurdu.
Peygamberimizin bu buyruğu, bir Münâdi tarafından da, halka
tebliğ edildi (427).
Arafat Vakfesinde Devesinden Düşüp Ölen Müslüman:
Bir, adam, Arafatta Peygamberimizle vakfe yaparken, birden bire hayvanından düştü. Boynu kırılıp hemen öldü (428).
Peygamberimiz Onu, su ve sidirle yıkayınız ve iki elbise içine ke-fenleyiniz. Kefene, koku saçmayınız. Başını ve yüzünü de, örtmeyiniz. Çünki, Allah, onu, kıyamet gününde Telbiye eder bir halde dirilte-cektir. buyurdu (429).
Müslümanların Arafatta Telbiye ve Tekbirle Meşgul Olmaları:
Arafatta, Müslümanlardan kimi Telbiye etmekte, kimisi de, Tek-bir getirmekte idi (430).
Arafattan Müzdelife'ye Ne Zaman ve Nasıl Dönüldü?
Cahiliye devrinde hacılar, erkeklerin başlarına sardıkları sarık gi-bi, güneş te, dağların başında sarık gibi bulunduğu sırada Arafattan
dönerlerdi,
Kureyşller, Peygamberimizi de, öyle yapacak sanıyorlardı.
(425) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, 3, 335
(435) İbn-i Sa'd-Tabakat e, 2, s. 179, Ahmed b. Hanbel-Müsmed c, 4, 6, 309, 310, (427) İbn-i Sa'd-Tahaknt e, 2, s. 179, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, 5, 309, 310, 335, Ebû Davud-Sünen e, 2, 8, 196, Tirmizi-Sünen e, 3, s, 237, İbn-i Mace-
Sünen e, 2, 8, 1003, Nesal-Sünen c. 5, 5. 264-265 ( 428) Müslim-Sahih e, 2, 3, 865, Nesal-Sünen e, 5, 8, 196
(429) Ahmed b. Hanbel-Müsned e. I, s. 215, Buhari-Sahih e, 2, s. 217, Müslim-Sa-
hihe. 2, 8. 855-857, Tirmizi-Sünen c. 3, s. 286, İbn-1 Mace-Sünen e, 2, 8. 1030, Nesal-Sünen e, 5, s. 196
(430) Ahmed b. Hanbel-Mümed c. 3, 4, 110, Buhari-Sahih c, 2, s. 174, Müslim-Sahih e, 2, 8, 933
Fakat, Peygamberimiz, böyle yapmamış, dönüşü, güneşin batması-na bırakmıştı (431).
Çünki, Arafat Vakfesinde Cebrail Aleyhisselâm gelip Hz. İbrahim Aleyhisselami, akşam namazı kılınmadan acele yola çıkarmıştı (432). Misver b. Mahreme'nin bildirdiğine göre: Peygamberimiz, Arafat-taki bir hitabesinde, Allah'a hamd-ü senâda bulunduktan sonra şöyle buyurmuştu: «Mâlümunuz olsun ki (433): Putlara tapan cahiliye hal-b. güneş, batmadan önce, adamların yüzlerinde sarıkları gibi olduğu mman, Arafattan dağılırlardı.
Biz, güneş batmadıkça, Arafattan dağılmayacağız!» (434)
Güneş, tamamiyle battıktan sonra, Peygamberimiz, terkisinde Üsâ-me b. Zeyd olduğu halde, Arafattan (435), Müzdelife'ye doğru hareket etti (436).
Peygamberimizin gidişi; hızlı gidişle ağır gidiş arası bir gidişti.
Meydan buldukça, hayvanını hızlandırmakta (437), ağır gitmek is-
tediği zaman, Kasvå'nın yularını, başı, semerin altındaki deriye çarpa-
cak derecede kasmakta, kum tepeciklerinden birine geldikçe de, düz-lüğe çıkıncaya kadar, dizginini gevşetmekte idi (438)
Halk ta, sağdan, soldan akın edip giderlerken sağa, sola çarpıyor-lardı (439)
Peygamberimiz, bir ara, onların, hayvanlarını koşturmağa başla-dıklarını gördü (440).
Arka tarafında bazı kimselerin de, develerini bağıra bağıra azar-ladıklarını İşitti.
(431) Vakıdl-Megazi c, 3, 8, 1104
(432) İbn-i Ebi Şeybe-Musannef c, 4, 5, 7
(433) Hayseml Mecmuazzevaid e, 3, 5, 255, Ebülfida-Sira c, 4, s. 366 (434)
Bağavi-Mesabihussünne c, 1, s. 129, Haysemi-Mecmauzzevaid c, 3, 5, 255 (435) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, I, s, 72, 75, Müslim-Sahih c, 2, s. 890, Ebû Da-
vud-Sünen c. 2, 8, 190, Tirmizi-Sünen c. 3, 3, 3, İbn-1 Mace-Sünen c. 2, s. 1025, Daremi-Sünen c. I, s. 377
(135) Vakıdl-Megazi c, 3, s. 1105, Bağavi-Mesabihussünne c. I, s, 128 (437) Vakıdl-Megari c. 3, s. 1105, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 205, Malik-Muvatta e, I, a, 392, İbn-i Sa'd -Tabakat c, 2, 3, 180, Buhari-Sahih c. 2, 8.
176, Müslim-Sahih e, 2, 8, 936, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 191 Sünen c, 2, 8, 1025-1026, Daremi-Sünen c. 1, s. 377 (438) Milslim-Sahih c. 2, s. 890-891, Ebû Davud-Sünen c, 2, 3, 185, İbn-i Mace-
Sünen c. 3, s. 232 (420) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. I, 8, 72, Ebu Davud-Sünen c. 2, s. 190, Tirmizi-
Fidel Castro'yu herhangi bir yolla ortadan kaldırmayı hedefleyen planlar bütünü. Bu operasyon, Kennedy yönetimi döneminde ZR/RIFLE projesi kapsamındaki tüm eylemleri bu hedef etrafında yoğunlaştırdı.
k
CIA, 1940'lardan 1970'lere uzanan dönemde komünizme karşı yürüttüğü amansız mücadele kapsamında dünyanın dört bir yanında gizli operasyonlar gerçekleştirdi
Önceki projenin bir varyasyonu. Amaç, düşman ajanlardan bilgi almak için "doğruluk serumu" niteliğinde bir madde geliştirmekti. Program ayrıca "uyuyan ajan" (zihinsel olarak programlanmış, gerektiğinde harekete geçirilen tetikçi) yaratılmasına yönelik çalışmaları da kapsıyordu.
Nükleer, kimyasal ve balistik silahlar alanında Nazi rejimi için çalışmış Alman bilim insanları ve mühendislerin gizlice kaçırılarak ABD'ye transfer edilmesini amaçlayan operasyondu.
Komünizmin yayılmasına karşı yürüttüğü mücadelede CIA'in gizli operasyonları dünyanın dört bir yanına yayıldı. Ancak kendi kuruluş yasalarında yer alan hükümlerin aksine, kurum en gizli deneylerinden bazılarını Amerikan vatandaşları üzerinde de gerçekleştirdi.
Doktor Sidney Gottlieb tarafından hazırlanan MKULTRA projesi raporuna göre, CIA bir kediyi canlı bir "keşif aracı"na dönüştürmeye çalıştı. Ajanlar hayvanın içine kablolar ve piller yerleştirdi. Kedi aç bırakılarak gözetleme alanında kalması sağlandı. Hayvan nihayet görev için hazır hale geldiğinde ise, sokağı geçerken bir kamyonun çarpması sonucu öldü. Kedinin ameliyatı ve boşa giden ekipmanların maliyeti, o dönemin parasıyla 15 bin dolan buldu.
OPERASYONLAR at beglama faaliyetleri, aikastlar ve daha fazlas
ALİ KUZU
HEDEF TÜRKİYE
KUTSAL KASE
Yabancı istihbarat kuruluşlarının Kutsal Kase'si Türkiye'dir. Kutsal Kase Türkiye, çok acıdır ama bir casus cennetidir. ABD, İsrail, Almanya, İngiltere, Fransa, İran ve benzeri ülkelerin casusları Türkiye söz konusu olduğunda, almış oldukları eğitimlerinin "gizlilik" gibi teknik düzeydeki temel hususları bir kenara bırakarak, pervasızca "icra-i faaliyet" gösterebilmektedirler.
"CIA ve KGB kızdıkları bazı ülkelerde, doğruluğu hakkında kesin bilgilere sahip olunmayan belgeleri, o ülkelerde tiraji yüksek olmayan gazetelere ulaştırırlar ve ülkeyi birbirine katarlar. Belge gercekmiş, değilmiş kimse üzerinde durmazdı önceleri... Bu belgeyi alanlar da 'Bu belgeyi bana neden verdiler? Amaçları nedir?' diye en ufak bir sorgulama yapmadan yazar... O ülkelerde bunlar hep oldu..."
Ali Kuzu'nun kaleminden yabancılar için Kutsal Kase olarak görülen ülkemiz üzerinde oynanan tüm oyunlardan haberdar olacaksınız.
اوضحی مثلہ ( ) ثُمَّ عُشْكُمْ ) عقده منى اجبار. اوت موتك ده حيات لى مخلوق ولد يعيه موزاري عدام و عدم محض والماديقة دلالت ايدر. موت، من روحك حد قفسندن چیقمه سيله تبدیل مان ایتمندن عبار تدر. وكذا نوع بشرده موجود امارات و اشارات کثره دن قطعيته اخلاش البركه انسان تولد کد به مکه به شیمی باقی قالیه او شهاده انجه روحید. ديمك روحك بقای ، به اهدا ان دور بو خاصته ذاتيه نك بر فرد ده موجود اولمه سی، نوعك تمامنده موجود اوله سنی است امام ایماکی موجعة جزئيرنك موجبه علیه حکمنده اولدیفنه به مثال تشکیل ایدر، بناء عليه موت، حیات کی بر معجزه قدر تند بوقه مونده حياتك شر طارى بولو نماد يفندن، موت عدمك دائره سنه كير من دگلدر [ سؤال ؟ ] تولوم فاصل نعمت اولور ؟ و نه صورتاله نعمتهارك صيره منه داخل ايد يا مشور؟
tir.
الجواب ) (اولاً) تولوم، سعادت ابدیر یه مقدمه در بو اعتبار له نعمت صدای بالا بیاید. چون که نعمان مقدم سماده نعمتدر. نتركیم واجبك مقدمه ی واجب، حرامك مقدمه من حرامد. (ثانياً) ولوم مصر حيوانار له طولو به چيدن کنیسه به صحرایه حیشمه کبیدر، بناء عليه روح ، جو قفند نه چیقاره نجات بولور . (ثالثاً) اگر تولوم او لماسه ایدی، کره ارض نوع بشری استیعاب ایده مزدی و نوع بشر مد هن پريشانيتاره معروض قاليردى. رابعاً) اختيار یقه یوزنده او یاله به در جه یه کانالی وارکه تكاليف حيا تيريه قادر اولا مازلي. دائما تولو ماريني ايسترلر. ایشته بونك ايجون تولوم نعمتدر.
در دنجی مسئله) (ته يحييكم ) عقده سنه بیاننده در اوت، بو حیات ایکنی حیا تدرکه، تولومدنه موکره و حشر در اول وقوعه كليد. ديمك حيات اخرويه بو بو اي ايكنجي نجي حيات حيات الله باشلار. بناء عليه بود يحييكم ) ده کی خطاب، بالگران اندر عائد دیگلور بالجمله کائناته را جعدر . چونکه بوحيات اخرويه بتون ما فاتك نتیجه سیدر. اگر بوحيات او لمانه لا فائده حقیقت دینیان هر شی ضدينه انقلاب ايدر. مثلا نعمت نعمت اولور . عقل بلا اولور، شفقت بيلان اولور.
رشی مثل ) (ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ) عقده ی حقنده در اوت، جناب همه عالم گون و فساد دينيا شو عالمده من قبح، نفع ، ضرر کبی ضداری، چومه ها معتاده بناء قاریشینه به طر زده
Üçüncü Mesele:ukdesini açar. Evet, dim ve adem-i mahz olmadığına delalet eder. Mevt mevtin de havat gibi mahlük olduğuna, mevtin ancak ruhun cesed kafesinden çıkmasıyla tebdil- mekan emarit ve isirat-1 kesîreden kativetle anlasılır ki, insan etmesinden ibarettir. Ve keza nev'i beserde mevcud öklükten sonra bir sevi baki kalır. O sev de ancak rahudur. Demek ruhun bekası, bir hisse-i zátivedir Bu hisse-i zátivenin bir ferdde meveûd olması, nev'in cüz'iyenin mücibe-i küllive hükmünde olduğuna bir ma tamamında mevcüd olmasını istılzám etmekle, mücibe-teskil eder. Binienalevh mevt, havat gibi bir mu' cize-1 kudret Yoksa mevtte hayatın şartları bulunmadığından, mevt ademin dairesine girmiş değildir.
Sual: Olim nasıl nimet olur? Ve ne suretiyle nimetlerin sırasına dahil edilmiştir?
Elcevab: Evvelen: Ölüm, saadet-i ebediyeye mukad. demedir. Bu i'tibarla ni met savılabilir. Çünki ni metin mukaddemesi de nimettir. Nitekim vacibin mukaddemesi vacib, haramin mukaddemesi haramdır. Saniven: Olum. muzır hayvanlarla dolu bir hapisten geniş bir sahraya çıkmak gibidir. Binâenaleyh ruh, cesed kafesinden çıkara necât bulur. Sålisen: Eğer ölüm olmasa idi, küre-i arz nev'-i beşeri istiäb edemezdi. Ve nev'-i beşer müdhiş perişaniyetlere maʼrůz kalırdı. Râbian: İhtiyarlık yüzünden öyle bir dereceye gelenler var ki, tekälif-i hayatiyeye kadir olamazlar. Däima ölümlerini isterler. İşte bunun için ölüm ni'mettir.
Dördüncü Mes'ele: ة يخيفةukdesinin beya-
nındadır. Evet, bu hayat ikinci hayattır ki, ölümden sonra ve haşirden evvel vuküa gelir. Demek hayat-1 uhreviye bu ikinci hayat ile başlar. Binåenaleyh, bu خبيكة 'deki hitâb, yalnız insanlara ait değildir. Bilcümle käinâta râci'dir. Çünki bu hayat-1
uhreviye bütün kâinâtın neticesidir. Eğer bu hayat olmasa, käinâtta hakikat denilen her şey zıddına inkıläb eder. Meselâ ni'met nikmet olur. Akıl belä olur.
Şefkat yılan olur.
Beşinci Mesele: فة إليه ترجعونukdesi hakkın
dadır. Evet, Cenâb-ı Hakk ålem-i kevn ü fesåd denilen su alemde hüsün. kubuh, nef. zarar gibi zıdlan, çok hikmetlere binȧen karışık bir tarzda
" Allah en iyi koruyandır ve O, merhametlilerin en merhametlisidir.99 (Yusuf. 12/64)
Mushaf sayfa no: 242
Rafızlık sayfa no: 13. cüz/19. sayfa
ZİNDANDAN ZİRVEYE
BİLGİ: Hz. Yūsuf'un rüya tabirine göre Mısır'da önce yedi yıl bolluk ardından yedi yıl da kıtlık olacaktı. Hz. Yūsuf, bilgi ve karakterine hayran olan kraldan görev istedi ve aldı. Bir anda Mısır'ın en gözde adamı olmuştu. Derken yedi yıl bolluk oldu. Ambarlar tahılla doldu. Ardından kıtlık yılları geldi. Civar memleketlerden bile tahıl almaya gelenler oluyordu. Bünyamin hariç Yûsuf'un kardeşleri de geldiler. Yûsuf onları tanıdı. Bünyamin'i de getirmezlerse bir daha tahıl vermeyeceğini söyledi. Döndüklerinde Hz. Yakub'a durumu anlat-tılar. Buradaki ayet, oğullarına güvenmeyen Hz. Yakub'un, söz konusu haberi duyunca kullandığı ifadedir.
MESAJ:
1. Rabbimizin koruduğuna kimse zarar veremez.
2. Rahmete, kulluk uğrunda çektiğimiz zahmetle ulaşabiliriz.
لذا جهازهم مهارهم جعل النقابة في رحل أخيه لم الان تولد آلاها العبير الكم لساركون . قالوا والتلوا عليهم مَاذَا تَفْقِدُونَ . قَالُوا تفيد شراع الملك ولمن جاء به عمل تعوي وانا بم زعيم قالوا الله لقد عليكم ما جلنا المفسد في الْأَرْضِ وَمَا كنا شارين . قالوا فما جزارة إن كلكم كاذبين .
قالوا جزارة من وجد في رحلم فهو جزارة كذلك التجرى العالمين . فبدا بأوعيتهم قبل وعاء أحيم لم استخرجها من وعاء أخيه كذلك كدنا ليوسف ما كان ليأخذ أحاء في دين الملك إِلَّا أَنْ يَشَاء الله لرفع دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاءُ وَفَوْقَ كُلِّ فِى عِلْمٍ عَلِيمٌ .
قالوا إن يشرق فقد سرق أخٌ لَهُ مِنْ قَبْلُ فَاسَرهَا يُوسُف في تقسيم ولم يُبْدِهَا لَهُمْ قَالَ الكُمْ شَرُّ مَكَانًا وَاللَّهُ أَعْلَمُ بنا لصفون قالُوا يَا أَيُّهَا الْعَزِيرُ إِنَّ لَهُ أَبَا شَيْئًا كبيرا فخذ أحدنَا مَكَانَهُ إِنَّا تَرْيَكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ .
Hafızlık sayfa no: 13. cüz/18. sayfa
Mushaf sayfa no: 243
ترْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاءُ وَفَوْقَ كُلِّ ذِي
عِلْمٍ عَلِيمٌ .
" Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır.99
(Yusuf, 12/76)
INCE PLAN
BİLGİ
Hz. Yakub, Bünyamin'in de başına bir şey gelmesinden endişeliydi. Yûsufun kardeşleri zar zor onu ikna ettiler ve tahıl almak için Bünyamin'le birlikte tekrar Mısır'a gittiler. Hz. Yûsuf, Bünyamin için çok ince bir plan yapmıştı. Onu bir kenara çekip kendisini tanıttı. Sonra yükünün içine kendi su kabını gizledi. Kervan dönüşe geçince muhafızlar her yerde kabı aramaya başladı. Kar-deşleri, kayıp kap kimin yükünde bulunursa o kişinin alıkonulması gerektiğini söylediler. Nihayet aranan kap Bünyamin'in yükü arasında bulundu. Gerçekte kralın kanunlarına göre hırsızı alıkoyma imkânı yoktu. Fakat Allah'ın yardımı ile Hz. Yusuf böyle bir plan uygulayıp Bünyamin'i yanına aldı. Yukarıdaki ayet Yūsuf'un (a.s.) ilminin üstünlüğünü göstermektedir.
MESAJ
1. Allah, dilediği insanı ve milleti yüceltir.
2. Bilgi, kişiyi şımartmamalıdır. Zira herkesten daha iyi bilen biri vardır.
İ'lâ-yı Kelimetullâh Yolunda Muhteşem Bir Cihan İmparatorluğunun Temelini Atan Cengâverler Sultanı
OSMAN GÂZÎ
(1258-1326)
Osmanoğulları, Orta Asya'dan göç edip Anadolu'ya geçen Oğuz Türk-leri'nin Kayı aşîretindendir.
Osman Gâzî, Ertuğrul Gâzî'nin üç oğlundan biridir. Lâkabı "Fahrud-dîn"dir.
Rivâyetlere nazaran, daha O doğmadan evvel, yapacağı büyük işler babası Ertuğrul Gâzî'ye mânen bildirilmişti. Nitekim kendisine lutfedilen yüksek kabiliyet ve idâredeki dirâyetinden dolayı, babasının vefâtını mü-teâkib, diğer bütün beyler, en küçük evlåd olmasına rağmen O'nu ittifakla aşîretin reisi olarak tanıdılar. O'nun, beyliğin başına geçişini zamanın şâ-irleri şöyle dile getirmişlerdir:
Kuşandı dîn kılıncın bele,
Ede İslâm'ı izhâr bütün âleme. Açıldı fırsat-ı İslâm'ın kapusu O, Muhammed ümmetinin serveridir..
Osmanlı arması: Güneş, halîfeliği; Ay, padişahlığı; silahlar, devletin gücünü; çiçekler, sevgi ve muhabbeti; terâzi, adāleti; kitap, hukūku ve Allah'ın kanunlarına bağlılığı; en alt-taki yuvarlak şekiller, başarılı kimselere verilen devlet nişanlarını ifade eder. En üstteki yu-varlak içindeki tuğrā, devrin padişahının tuğrâsıdır. (el-Gāzi ....... Han el-Muzaffer Däimå) Ay'ın içindeki yazı: "el-Müstenidű bi-tevfikâti'r-Rabbaniyye melikü'd-devleti'l-Osmâniyye" (=Osmanlı Devleti'nin padişahları, Allâh Teälä'nın tevfikine dayanırlar.)
kubh 1 : قبح.cirkinlik 2.kötülük, fenalık 3.çir kin ve kötü hal veya iş 4.günah, suç, kabahat, kusur
kubh-u mutlak قبح مطلق : son derece (sonsuz)
kötülük ve çirkinlik
kubh-u zati قبح ذاتی : bir şeyin özünden ayrıl-mayan, özünü oluşturan kötülük ve çirkinlik; bir şeyin varlığıyla aynı olan, varlığından kay naklanan çirkinlik ve kötülük
kubuhsuz فبحسز : çirkinlik karışmamış, çirkin lik bulaşmamış
kubhun tedahülü قبحك تداخلى : çirkinlik ve kö-tülüğün (bir şeye) katılması, karışması; (bir şeyle) birlikteliği, birlikte bulunması
kubur قبور : kabirler, mezarlar
kuddise قدس : )Ar.) kutlu olsun, mübarek olsun
Kudüs قدوس : son derece (sonsuz) kutsal, hiç bir kusur ve noksanlığı bulunmayan, sonsuz mükemmelliklerin sahibi (Allah'ın (c.c.) bir ismi ve sıfatı)
Kuddüsü A'zam قدوس اعظم : sonsuz büyüklük sahibi (A'zam) ve hiçbir kusur ve noksanlığı bulunmayan, sonsuz mükemmelliklerin sahi-bi (Allah c.c.)
Kuddüs kuşu قدوس قوشی : "Kuddüs, Kudüs der gibi ötüşü olan küçük bir tür kuş
kudema قدماء : öncekiler, önceki büyük zatlar, daha önce yaşamış olanlar
kudema-yı sahabe قدمای صحابه : ilk ve önde ge-len sahabe (sahabiler), Hz. Peygamber'e ve
İslâm'a ilk sahip çıkan müslümanlar. (ülema ve kudema-yı sahabe: ilk sahabenin en bü-yükleri ve âlimleri)
kudret 1 : قدرت.güç ve kuvvet 2.kabiliyet, ye
tenek
Kudret 1 : قدرت.sonsuz güç ve kuvvet sahipliği (Allah'ın (c.c.) bir sıfatı) 2.Allah'ın (c.c.) son-
suz güç ve kuvveti 3.güç, kuvvet
kudret-i alem-sümul قدرت عالم شمول: kainat (varatılmış bütün varlıklar dünyasını) kuşa tan kudret(Allah'ın (c.c.) kudreti)
Kudret-i Bariقدرت بار : herseyi bütunlüğü içinde uyumlu, ölçülü, güzel ve gayeli yaratan (Bari) yuce yaratıcı kudret. Allah'in c. c. gucu ve kuvveti
Kudret-i Basire قدرت بصيره : her şeyi görup go zeten (Allah'a cc ait) üstün kudret (güç ve
kuvvet)
kudret-i beşer قدرت بشر : insan gücu
kudret-i bila-gaye قدرت بلا غايه : sonsuz güç ve
kuvvet
Kudret-i Ehad-i Samed قدرت احد صمد : Ehad ve Samed olan Allah'ın (c.c.) kudreti; hiçbir şeye muhtaç olmayan, her an her şey kendisine muhtaç olan (Samed) ve bir olan (Ehad) Al-lah'ın (c.c.) sonsuz güç ve kudreti
Kudret-i ezeli (ye( قدرت ازلیه : ezeli kudret; ezel-den beri, başlangıçsız olarak daima var olan güç ve kuvvet, Allah'ın (c.c.) güç ve kudreti
Kudret-i Fatır قدرت فاطر : her şeyi örneksiz ya-ratanın (Fåtır'ın) sonsuz güç ve kuvveti, Al-lah'ın (c.c.) yaratıcı gücü
kudret-i gayr-ı mütenahi (ye(( قدرت غير متناهيه sonsuz güç ve kuvvet
kudret-i Halık قدرت خالق : yaratıcı güç, Yaratı-
cı'nın sonsuz gücü
kudret-i hârika قدرت خارقه : imkanların üstünde sonsuz kudret (güç ve kuvvet)
Kudret-i İlahiye( قدرت الهيه : Allah'ın (c.c.) son-suz güç ve kuvveti. (azamet ve kudret-i İlâhiye: Allah'ın (c.c.) büyüklüğü ve kudreti. (ilim ve irade ve kudret-i İlâhiye: Allah'ın (c.c.) ilmi, iradesi ve kudreti.)
kudret-i ilmiye قدرت علميه : ilim yeteneği ve gücü
kudret-i ilmiye ve kemaliye ve nuriye ve irşa-
Allah'a) : قدرت علمیه و کمالیه و نوریه و ارشادیه diye cc ait) kâmil kudret;yani, (kudret-i ilmiye ve
ret-i irşadiye) ilim, olgunluk(kemal), aydın-kudret-i kemaliye ve kudret-i nuriye ve kud-latıcılık(nuriye) ve doğru yolu gösterme ve uyarma(irşad) yeteneği
kudret-i kalemiye قدرت قلمه : yazı yazma yete-
neği
kudreti kamile قدرت کامله : her şeye yeterli ek siksiz güç ve kuvvet
kudret-i kamile-i İlahiye قدرت كاملة إلهية lah'ın (c.c.) her şeye yeterli, eksiksiz (kamil) güç ve kuvveti
543
kudret-i kudsiye قدرت قدسیه : )Allah'a ceait) kutsal ve kusursuz, sonsuz, mükemmel kud ret (güç ve kuvvet)
kudret-i meçhule-i ezeliye قدرت مجهوله ازلیه : )Al-lah'a cc ait) ezeli meçhul kudret, özü ve aslı bilinmeyen (meçhul) ezeli sonsuz güç ve kuv vet
kudret-i meşhude قدرت مشهوده : )Allah'a cc ait( eserleri görünen üstün güç ve kuvvet
kudret-i mevhume قدرت موهومه : gerçeklikten uzak ve sadece akılda varmış gibi tasarlanan güç ve kuvvet
kudret-i mutlaka قدرت مطلقه : )Allah'a ceait) sonsuz güç ve kuvvet
kudret-i mutlaka-i kämile قدرت مطلقه كامله : )A) lah'a cc ait) her şeye yeterli, tam ve noksan sız, mükemmel (kamil) olan sonsuz güç ve kuvvet
kudret-i mutlaka-i tamme قدرت مطلقه نامه : )A) lah'a cc ait) her şeye yeterli, tam ve noksan-sız, mükemmel olan sonsuz güç ve kuvvet. (bk. kudret-i mutlaka-i kâmile)
Kudret-i mutlaka i zatiye قدرت مطلقة ذاتيه : )A(
lah'a cc ait) doğrudan kendi öz varlığına ait olup öz varlığı (zåt) onsuz düşünülemez olan sonsuz güç ve kuvvet
kudret-i mümkinat قدرت ممکنات : var olması kadar yok olması da mümkün olan (ezelden beri var olmayıp sonradan yaratılmış olan) varlıklardaki güç ve kuvvet
Kudret-i nuraniye-i ezeliye قدرت نورانیه از لبه : yerlen, lerin ve göklerin nuru olan ezeli üstün güç ve kuvvet, Allah'ın (c.c.) sonsuz yaratıcı güç ve kuvveti
Kudret-i Rabbani (y( قدرت ربانيه Rabbimizin sonsuz kudreti; her şeyin sahibi, yetiştiricisi, terbiyecisi ve ihtiyaçlarını karşılayacak im kânların yaratıcısının (Rabbimize ait) sonsuz güç ve kuvveti
kudret-i Samedaniye قدرت صمدانیه : Samed olan Allah'ın sonsuz kudreti; hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şey her an kendisine muhtaç olan Allah'ın (c.c.) sonsuz gücü
kudret-i Sani قدرت صانع : yaratıcı sanatkârın (Allah'ın c. c.) sonsuz gücü
kudret-i sermediye قدرت سرمدیه : ezeli ve ebe-
kudsiyet-i hizmet
lah'ın (c.c.) sonsuz gücü ve kuvveti) di kudret, sonradan olmayıp hep var olan ve hep var olacak olan sonsuz güç ve kuvvet (Al
kudret-i Sübhaniye قدرت سبحانیه : Subhan olan Allah'ın (c.c.) sonsuz kudreti; hiçbir kusur bakımdan hiçbir ve noksanı olmayan, sonsuz mükemmelliklerin sahibi olanın (Allah'ın c c.) sonsuz güç ve kuvveti
kudret-i tâmme قدرت نامه : hiçbir eksiği ve nok sanı olmayan tam kudret, her şeye yeterli sonsuz güç ve kuvvet (Allah'ın (c.c.) sonsuz kudreti)
kudret-i vacibe قدرت واجبه : sonradan olmayıp ezeli ve ebedi olarak var olan, varlığı zorun lu (văcib, yani var olmaması imkânsız) olan sonsuz güç ve kuvvet (Allah'ın c. c. sonsuz kudreti(
kudret-i Vähid-i Ehad قدرت واحد احد : Vahid ve
Ehad olan Allah'ın (c.c.) sonsuz kudreti; eşi, benzeri olmayıp bir ve tek (Vähid) olduğunu kâinatın bütünlüğünde gösteren ve yarattığı her bir varlıkta isim ve sıfatlarıyla birliğini tanıtan (Ehad) Allah'ın (c.c.) sonsuz güç ve kuvveti
kudret-i zatiye قدرت ذاتيه : )Allah'in c. c.) doğru-dan kendi öz varlığına ait olup öz varlığı (zát) onsuz düşünülemez olan güç ve kuvvet
kudret-i Zülcelal قدرت ذو الجلال : sonsuz büyük-
lük ve yücelik sahibinin (Allah'ın c. c.) gücü ve kuvveti
kudretce قدرته : )Allah'a ait) kudrete göre
kudreti قدرتی : )Allah'a ait) güç ve kuvvetin işi olan, kudrete ait olan
kudretyab قدرتیاب : gücü yetebilen, başarabi-yapabilen
kudretyab olmak قدرتیاب اولمق : güc yetmek, başarabilmek, yapabilmek
BIR AYET 0, hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır.
17 ÇARŞAMBA
En'am Suresi: 18
2 1448 MUHARREM
BİR HADİS
Kendisine danışılan kişi emin olmalıdır.
RUMI: 4 HAZİRAN 1442
HIZIR: 43
Hem, her baharda gözümüz önünde îcad edilen nebatât ve hayvanattan hiçbir tanesi yoktur ki, sanat-ı acibesiyle, latîf zînetiyle ve tam temeyyüzüyle, intizamıyla ve mevzuniyetiyle seni
48 Olmesi yaklaşmış olan kimselerinize LA ILAHE-ILLALLAH kelimesini telkin ediniz (ve hatırlatınıg) (1).
Zira şu muhakkak ki, herhangi bir kulun ölümü zamanında son sö zü bu tevhid kelimesiyle biterse, muhakkak onurr azığı cennetfelir.
Ömer ibni Hattab (r.a.) «Sizler ölmesi yaklaşmış olanlarınızın y nında bulunun ve onlara LA ILAHE ILLALLAH (kelimesin)i hatırla-tın. Çünkü onlar göremedikleriniz şeyi görür (ve onunla meşgul olur). derdi.
Ebu Nuaym'ın merfu olarak rivayet ettiği hadiste Resûlullah sal-lallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
49- Sizler ölümil yaklaşmış olanlarınızın yanında bulununuz, ken-dilerine LA ILAHE ILLALLAH'i telkin ediniz ve onlara cenneti müj deleyi (b sevindiri)niz. Çünkü erkek ve kadınlardan hakim kimseler bu ölüm zamanında hayrete düşüp bocalayabilir. Bu ölüm zamanında in-sanoğluna en yakın olanı muhakkak ki şeytandır. Hayatım kudret ellm-de olan Allah'a yemin ederim ki Ölüm Meleğini görmek, bin defa kılıç darbesinden daha şiddetlidir. Nefsim (kudret) elinde olan Allah'a ye. min ederim ki, kendisinden her uzuv ruhun çıkması İçin takatı derece-sinde acı hissetmedikçe hiçbir mü'min kulun ruhu dünyadan çık-maz (2).
halde ey kardeşler (im)! Herhangi biriniz ölüm halinde olan (din) kardeşinin yanında bulunursa, ölmeye hazır olmuş o kimsenin bunu söylemesine bir vesile olması için «LA İLAHE ILLALLAH» desin de bu suretle ölünün son kelâmı LA ILAHE ILLALLAH (kelime-i tevhidi) olsun ve (ömrü) saadetli hitama ererek Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin:
50 «Her kimin son kelâmı (LA İLAHE ILLALLAH - Allah'dan başka hiçbir hak ilah yoktur), sözü olursa o cennete girecek diye bu-yurduğu sözünün şümülü (kapsamı) içine girsin.
Ey kardeşler (im)! İşte bilmiş oldunuz ki, ölmeye hazırlanmış kim-senin yanında sizin LA İLAHE ILLALLAH sözünüzde muhakkak (ölümle pençeleşen) o kimse onunla şeytanı yanından kovacağı şey'e muhakkak bir tenbih ve bir ikaz vardır. Çünkü şeytan, ölüm halindeki insanın akidesini imanını bozmak için karşısına dikilir. O zat ise bu (kelime-i tevhid) sözünü bir defa söyleyince (şeytan kaçar ve) o zat bu kelimeden başkasını söylemedikçe şeytan bir daha karşısına gelemez.
Abdullah bin Mübarek, Sizler ölüme hazırlanmış kimseye LA İLA-HE ILLALLAH kelimesini hatırlatınız, fakat o bu sözü söyleyince ar-uk kendisini bırakınız derdi.
(1) Sahih-i Müslim, 2/631. (2) Ebu Nuaym Hilye-de, Vasil bin al-Eska-dan rivayet etmiştir, Imam Suyütt, Şerhu's-Sudur, s. 14.
Alimler dediler ki: «Bu husus (çok önemlidir). Çünkü ölüm halin-deki insana karşı endişe edilip de bu kelimeyi onun söylemesi için ısrar ettikleri zaman şeytan diline ağırlık getirerek bu sözü söylemekten âciz bırakabilir de, bu suretle o ısrar, bu zatın su'-i hâtimesine (yani haya-tının kötülükle bitmesine) sebep (lur».
Hüseyn bin İsa şöyle dedi: «(Abdullah) İbni Mübarek'e ölüm geldiği vakit bana LA ILAHE ILLALLAH de, fakat bunu bana karşı tekrar etme, meğer ki ben o kelimeden başka ikinci bir kelâm söylemiş olayım».
Şüphesiz telkinden maksat işte budur ki, Adem oğlunun kalbinde Allah'dan başka hiçbir şey yok iken ölmesidir. Nazar-ı dikkate alına-cak şey, kalbe gelen şey ve kalbin amelidir. Ki, kurtuluş da onunla olur. Dilin hareketi ise, kalbde olanı tercemeden ibarettir. Eğer böyle olma-saydı dilin hareketinde hiçbir fayda olmazdı.
Geçmişteki âlimlerin bazıları, âlim kimsenin yanında sadece telkin hadisini (yani ölmeye hazır olanların yanında «LA ILAHE ILLAL LAH1) zikretmekle yetinirlerdi.
En iyisini yüce Allah bilir.
ONUNCU BAB
ÖLÜNÜN YANINDA KÖTÜ SÖZ SÖYLEMEYİP HAYIRLI KELAM KONUŞMAK VE ÖLÜNCE ÖLÜ İÇİN NASIL DUA EDİLECEĞİ İLE GÖZÜNÜN KAPATILMASI
İmam Müslim'in Ümmü Seleme'den (r.a.) rivayet ettiği hadiste Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
51 «Hasta yanında yahut ölüm halinde bulunan kimse yanına vardığınızda hayır (dua) söyleyiniz. Çünkü melekler söyleyeceğiniz söz lere âmin derler». buyurdu.
Ümmü Seleme der ki: (Kocam) Ebu Seleme öldüğü zaman Pey-gamber sallallahü aleyhi ve sellemin yanına geldim ve:
Yâ Resûlallah, Ebu Seleme ölmüştür, dedim. Resûlullah sallal-lahü aleyhi ve sellem bana hitaben:
- Ey Allah'ım, beni ve onu mağfiret eyle ve bana onun ardından güzel bir bedel ihsan eyle diye dua et, buyurdu. Ben de böyle dua ettim de Allah Taâlâ bana, benim için Ebu Seleme'den daha hayırlı olanı, (yani) Resûlullah'ı ihsan buyurdu (1).
52 Yine Ümmü Seleme'den rivayet edilen bir hadiste Ümmü Se-leme şöyle demiştir: Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendi-miz, (zevcim) Ebu Seleme'nin (ölümünü müteakip) onun yanına girdi. Ebu Seleme'nin gözü açık vaziyette idi. Peygamber onun gözünü ka-pattıktan sonra:
Onlara, kamçısıyla işaret ederek (441) «Ey insanlar! Sükünetli ve
ağır başlı olmanızı size tavsiye ederim! (442)
Acele etmeyiniz! (443) Develeri, atları sürüp hızlandırmak, tâat ve iyilik değildir! bu-
yurdu (444). Bunu, halka iylän ettirince, Müzdelife'ye varılıp konaklanıncaya kadar ne insanların, ne de, hayvanlarının ayaklarının yerden yüksel-
diği görüldü (445).
Insanı Cehennemden Kurtaracak ve Cennete Götürecek Ameller:
Feygamberimizin vasıflarını öğrenerek Küfe'den kalkıp gelen Ab-dullâhül-Yeşküri der ki «Onu, Mina'da aradım.
Bana O, Arafattadır!» denildi.
Arafata kadar gittim. Arafat yolunda durdum.
Kendisini görünce, sıfatlariyle tanıdım.
Önünde giden bir adam (Resûlullah'ın yolundan çekil!) dedi.
Resûlullah (Bırak adamı, bakalım ne hâceti var?) buyurdu.
Sıkışa sıkışa yanına kadar sokuldum, Hayvanının yularını tuttum. (Ya Resûlallah! Sana, iki şey soracağım: Beni, Cehennemden kur-
taracak, Cennete sokacak şey nedir? Beni, Cennete yaklaştıracak, Cehennemden de uzaklaştıracak ame-
li, bana bildir?) dedim. eğdi. Resûlullah Aleyhisselâm, semâya baktıktan sonra, başını, önüne
Sonra da, bana yüzünü döndürüp, (Eğer, sen, meseleyi büyütmez, uzatmaz, kısa kesersen, benim söy-
leyeceklerimi, aklında iyice tut:
Farz olan beş vakit namazı kıl!
Farz olan zekâtı ver!
Allâha, hiç bir sevi eş, ortak koşmaksızın ibâdet et.
Beytullah'a hacc et!
Ramazan orucunu tut!
Halkın, sana yapmasını istemediğin şeyi, sen de, onlara yapma! Çekil artık hayvanın yolundan!) buyurdu.» (446)
(441) Buhari-Sahih e, 2, s. 176
(442) Vakıdl-Megazi e, 3, 5, 1105, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. I, s. 269, Buhari-Sahih e, 2, s. 176, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 190, İbn-i Mace-Sünen c. 2, 5. 1026, Daremi-Sünen c. I, s. 377
(443) Vakıdl-Megazi c. 3, s. 1105
(445) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, I, 8. 251 (446) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 6, 8, 383, 384
(444) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, I, s, 269, Buharl-Sahih c. 2, s. 177, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 190
Peygamberimizin Müzdelife Yolunda inip Abdest Alışı ve
Müzdelife'ye Gelişi:
273
Peygamberimiz, Müzdelife yolunun solunda (447), Me'zeman (*) iki dağ yolu arasında (448) Müzdelife yakınında bulunan (449) Şr'b'a, Emevi Halifelerinin konakladıkları dağ yoluna (450) gelince, hayvanını Indırdıktan sonra (451), oradaki büyük bir kayanın arkasına siperle-
nerek (452) su döktü, küçük abdestini bozdu (453). Dönünce, Üsâme b. Zeyd'den abdest suyu istedi (454).
Usáme, abdest suyunu döktü.
Üsâme Yâ Resûiallah! Namaz kılacak mısın?» diye sordu.
Müzdelife'de Akşam ve Yatsı Namazlarının Birleştirilerek Kılınışı:
Müzdelife'de bir ezan okundu (457). Kamet getirildi (458). Peygamberimiz, bir ezan ve iki kametle (459), önce akşamı, arka-sından da, yatsıyı toptan (460), akşamı üç, yatsıyı da, iki rekât olarak kıldırdı (461).
(447) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1106, Buhari-Sahih e, 2, s. 176 (*) Me'zeman: Arafat ile Müzdelife arasında iki dağ olup aralarında dar bir yol
bulunmaktadır, (Nevevi-Tehzībül'esmå c. 2, s. 148)
(448) Vakıdl-Megazi c, 3, 5, 1106
(449) Buharl-Sahih c, 2, 5, 176
(450) Müslim-Sahih e, 2, 8, 935, İbn-1 Mace-Sünen c. 2, s. 1005, Nesal-Sünen
с. 5, #, 259
(451) Buhari-Sahih e, 2, 5, 176, Müslim-Sahih c. 2, s, 935
(452) Ezraki-Ahbaru Mekke c, 2, 8. 108 (453) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 5, 8, 202, Buhart-Sahih, 2, 5, 176, Müslim -Sahih c. 2, 6, 935
(454) Müslim-Sahih c. 2, 8, 935
( 455) Malik-Muvatta c. I, s, 401, Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 5, s. 202, Buhari -Sahih c, 2, 5, 176, Müslim-Sahih c, 2, 8, 934, 935, Ezraki-Ahbaru Mekke c. 2,
8, 197, Nesal-Sünen c, 5, s. 250
(456) Malik-Muvaita' c, I, s, 401, Buhari-Sahih c, 2, 5, 176, Müslim-Sahih c. 2, #. 934, Ebû Davud-Sünen e, 2, s. 191
( 457) Vakıdi-Megazi c, 3, s. 1106, TirmiziSünen c, 3, 5, 236, İbn-i Mace-Sünen c. 2, s, 1005, Daremi-Sünen c, I, 8, 377, Ezrakl-Ahbaru Mekke c. 1, 5, 197
(458) Buharî-Sahih c. 2, 9, 177, Müslim-Sahih e, 2, 5, 934, Ebû Davud-Sünen e, 2,
(459) Vakıdi-Megazi c, 3, s. 1106, Ebû Davud-Sünen e, 2, 5, 186
, 191, İbn-i Mace-Sünen c, 2, 3, 1005, Daremi-Sünen e, I, s. 377
(460) Malik-Muvatta c. I, s, 400, 401, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, 5, 202, Bu-hari-Sahih c. 2, 8, 177, Müslim-Sahih e, 2, 5, 937
(401) Müslim-Sahih c. 2, 8, 937, Ebû Davud-Sünen c, 2, 3, 192 I T. Medine Devri X/F: 18
بارا تمشدر هم ده اظهار عزت كون وسائط و اسبابي وضع بخشدر حشر و قیا متده کامان تصفیہ عملہ اتنی کوردیگی ،زمان ضدالر بروندن ارياي اسباب ایله وسائط دہ اور نہ دن فالفار اور تودہ کی برده و حجاب ولقد قدم موكره، هر کس مانعنى كورور
و حقيقي والكني بيلير.
(تمه) مذکور آینده کی جملہ لرن آراسنده کی ارتباطك خلاصه سندن به دیکدر جناب همه، وقتا که او نارك كفرینی، استفها می افاده لیدن ( كيف) ایله روایتدی و خلفی در تعجبه دعوت ایتدی و اوندن موکره کان ( درت بیون انقلاب) ی کوشتنه در جمال ارایه عاده برهان كثيره وك وار لغنى اثبات ابتدى. واو انقلا بارك هر بریسی، چومه طور لره، وضع نداره و مرتبه كره شامل اولدیفی کبی، کند یارندن صوكره مكن انقلاباري حاضر لا يجي
بدر مقدمه اولدی .
برنجی انقلابه ، ( وَكُنتُه أَمْوَانًا ) جمله سيله اشارت ايديال مدر. يعني بر انسانك جسدين تشكيل ايدن ذره لرك عالم ذراتده كبير من اولديفى وضعية الردن حول وضعيتنه اشار تدركه ( فَأَحْيَاكُمْ ) جمله سيله اشارت ايدياس ايكنجي انقلا به مقدم اولور.
ش حقائق كونيه نك ان عجیبی اولان شو ایکنجی انقلاب ده چومه مرتب اره چومه طور اره شاملدر کر حول طوری و وضعیتی ( تويتكم تو تحيكم جمله سيله اشارت البديل او نجی انقلابم
مقدم اولور
بو انقلاب دخی يك چومه برزخی و حشری وضعیت اره شامل اولوب ، ال حول وضعيتي ( توليه ترجعون) جمله سیله ختام بولان در دنجی انقلا به حاضر لایکی و مقدمه اولور
ديمك بر ذي حياتك جدى، برنجی انقلابك برنجی وضعيتندن با شلام اوزره دائما تجدد ايدر تازه لنير. یعنی بر لب اسدن به قیافتندن چیقار، داها كوزل بر لباسه، بر قیافته کیرر. وهكذا، بویله جه سعادت ابديه مظهر اولو نجريه قدر دوام الدر. بناء على هذا، بر ذى حياتك شو متسلسل وضعية المدينة با قان بر آدم، ناصل اولورده انظاره جسارت ایده بیالیر؟
yaratmiştir. Hem de azhar-ı izzet için veshit ve esbabi vaz etmiştir. Hasir ve kıyamette käimåt tasfiye ameliyatını gördüğü zaman, zıdlar birbirinden ayrılır. Esbab ile vesait de ortadan kalkar.
Ortadaki perde ve hicab kalktıktan sonra, herkes Sani'ini görür ve hakiki málikini bilir.
Tetimme: Mezkûr åyetteki cümlelerin arasındaki irtibatın hulasasından bir zeyildir Cenab-ı Hakk, vakta ki onların küfrünü .
istifhamı ifade eden ile reddetti. Ve halkı da taaccübe da'vet etti. Ve ondan sonra gelen dört büyük inkılâbı gösteren dört cümle ile burhân getirerek varlığını isbat etti. Ve o inkı-labların her birisi, çok tavırlara, vaz'iyetlere ve mertebelere şamil olduğu gibi, kendilerinden sonra gelen inkılâbları hazırlayıcı birer mukaddeme oldu.
Birinci inkılâba و كنتُ آنوانا cümlesiyle işaret edilmiştir. Yani bir insanın cesedini teşkil eden zerrelerin âlem-i zerrâtta geçirmiş olduğu vaz'iyetlerden son vaz'iyetine işarettir ki, تاخيانة cümlesiyle işaret edilen ikinci inkılâba mukaddeme olur.
Hakäik-i kevniyenin en acibi olan şu ikinci in-kılåb da çok mertebelere çok tavırlara şamildir ki, son tavrı ve vaziyeti لة يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُة cümlesiyle işaret edilen üçüncü inkılâba mukaddeme olur.
Bu inkılâb dahi, pek çok berzahî ve haşri vaz'iyetlere şamil olup, en son vaziyeti ثُمَّ إِلَيْه ترجعون cümlesiyle hitâm bulan dördüncü inkılâba hazırlayıcı bir mukaddime olur.
Demek bir zîhayatın cesedi, birinci inkılâbın birinci vaz'iyetinden başlamak üzere dâimâ teceddüd eder, tazelenir. Yani bir libâstan, bir kıyafetten çıkar, daha güzel bir libâsa, bir kıyafete girer. Ve hâkezá, böylece Binaen alā hâzâ, bir zîhayatın şu müteselsil vaziyetlerine saadet-i ebediyeye mazhar oluncaya kadar devam eder. bakan bir adam, nasıl olur da inkâra cesaret edebilir?
" Yakub da şöyle dedi: 'Ben acımı ve kederimi ancak Allah'a arz ediyorum ve ben sizin bilmediklerinizi Allah'tan gelen bilgiyle biliyorum.'99 (Yūsuf, 12/86)
Mushaf sayfa no: 244
Hafızlık sayfa no: 13. cüz/17. sayfa
"AH YUSUF'UMI"
BİLGİ:
Hz. Yûsuf, kurduğu planla Bünyamin'i kendi yanına alınca kardeşleri telaşa kapıldılar. "Yaşlı bir babalarının olduğunu ve oğlunun yokluğuna dayanamayacağını" söylediler. İçlerinden başka birinin alıkonulması için yalvardılar. Fakat nafilel Çaresizce bir kenara çekildiler, kara kara düşündüler. Geçmişte Yüsuf için bir bahane bulmuşlardı. Peki Bünyamin için ne uyduracaklardı? Memleketlerine döndüler. Ezilip büzülerek olan biteni anlattılar. Hz. Yakub onlara inanmadı. Yüreği iyice yanmıştı. Yūsufunu hatırlayıp ağlamaya başladı. Ağlamaktan gözleri artık görmez olmuştu. Bu ayet Hz. Yakub'un engin sabrını ve Allah'a teslimiyetini ortaya koymaktadır.
MESAJ:
1. Hâlimizi Rabbimize arz etmek en büyük tesellidir
2. Peygamberler farklı özelliklerle donatılmış seçkin kimselerdir.
yaptıklarınız yüzünüze vurulmayacak, Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir.'99
(Yūsuf, 12/92)
Mushaf sayfa no: 245
Hafızlık sayfa no: 13. cüz/16. sayfa
AFFETMENİN İZZETİ
BİLGİ: Hz. Yakub, Allah'tan ümidini kesmemişti. Hem ciğerpareleri Yûsuf'u ve Bün-yamin'i bulmaları hem de erzak almaları için oğullarını bir kez daha Mısır'a yolcu etti. Yûsuf'un huzuruna çıktılar. "Kıtlıktan dolayı zor duruma düştüklerini, ellerinde az bir para olduğunu söyleyerek boyun büküp merhamet dilediler. Hz. Yūsuf "Yūsuf ve kardeşine ne yaptınız?" diye sordu onlara. Bu soruyu sora-nın, ancak kendisini kuyuya attıkları "Yûsuf" olabileceğini anlayıp şaşkınlık ve mahcubiyet yaşadılar. Yaptıklarından pişman oldular. Allah'ın Yûsuf'a verdiği nimet ve üstünlüğe boyun eğdiler. Hz. Yûsuf ise kardeşlerine hesap sormak yerine ayette geçtiği gibi engin bir hoşgörüyle onları affetti. MESAJ:
1. Her yanlış yüze vurulmamalıdır.
2. Affetmek, kişinin yüceliğini gösterir. Güçlüyken affetmekse daha büyük bir erdemdir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Erhamü'r-rahimîn: Merhametlilerin en merhametlisi.
66 Rabbim, sen bana mülk verdin, sözlerin yorumunu öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim sensin.
Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni sâlihlerin arasına kat.99 (Yūsuf, 12/101)
وقا
Mushaf sayfa no: 246
Hafızlık sayfa no: 13. Cüz/15. Sayfa
SABRIN SONU SELAMET
BİLGİ:
Hz. Yûsuf, kardeşlerini kendisinden merakla haber bekleyen babalarına uğurladı. Gömleğini de hem yaşadığını göstermek hem de gözlerine şifa olmak üzere babasına gönderdi. Hz. Yakub, daha kervan gelmeden Yûsuf'un kokusunu aldı. Yūsuf yaşıyor ve üstelik onları Mısır'a davet ediyordu. Bir an evvel yola çıkıp hep birlikte Mısır'a geldiler. Hz. Yûsuf gözyaşları içinde anne babasını bağrına bastı. Büyük bir sevinçle şükrederek secdeye kapandılar. Böylece Hz. Yûsuf'un en başta gördüğü rüya gerçekleşmiş oluyordu. Yukarıdaki ayette, Hz. Yûsuf'un bu büyük nimet karşısındaki derin şükrü ve duası yer almaktadır.
MESAJ:
1. İnsan, başına gelen sıkıntılara sabretmeli ve hiçbir zaman ümitsizliğe ka-pılmamalıdır.
2. Her hâlimizde Rabbimize şükretmeliyiz.
3. En büyük duamız ve gayretimiz müslüman olarak ölebilmek olmalıdır.
" Göklerde ve yerde, yanlarından geçtikleri nice ayetler/deliller vardır ki, onlara sırtlarını dönüp giderler.99 (Yūsuf, 12/105)
Mushaf sayfa no: 247
Hafızlık sayfa no: 13. Cüz/14. Sayfa
HER ŞEY ALLAH'IN VARLIĞINI HAYKIRIYOR!
BİLGİ:
İnsanoğlu bir şeyin kendi kendine var olamayacağını bilir. Çok önemli bir yapı gördüğünde bu yapıyı birinin yaptığını anlar, kimin yaptığını merak eder. İşte Yüce Allah, kâinatın yaratılışı konusunda bu merak duygusundan yoksun ve aklını kullanmayan insanları kınamaktadır. Halbuki yerde ve gökte olan her şey hål diliyle bize Allah'ın varlığını haykırmaktadır. Ancak inanmak isteme-yenler, Allah'ın yarattığı mahlûkat üzerinde düşünmek yerine inkârı tercih etmektedirler.
MESAJ:
1. İnanmak isteyen için dünyadaki her şey Allah'ın varlığına delildir.
2. Akıl nimetiyle donatılan insanın Allah'ın varlığını bilmesi için aklını kul-lanması yeterlidir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Avet: Bir şeyin varlığını gösteren işaret, açık alamet, delil, ibret, mucize. Mahlükat: Yaratılan her şey.
" (Ey Peygamber!) Eğer şaşıyorsan asıl şaşılacak olan onların, "Biz toprak olunca yeniden mi yaratılacağız?" demeleridir. 99
(Ra'd, 13/5)
و استعجلوك
Mushaf sayfa no: 248
Hafızlık sayfa no: 13. Cüz/13. Sayfa
ÖLÜMDEN SONRA DİRİLİŞ
BİLGİ:
Allah Teâla'nın, aynı topraktan çıkmasına ve aynı suyla sulanmasına rağmen farklı tatlarda türlü meyveler ve sebzeler çıkarması hayret edilecek bir durum-dur. Fakat asıl hayret edilmesi gereken, inkârcıların, "Biz toprak olduktan sonra yeniden mi yaratılacağız" diye itiraz etmeleridir. Çünkü Allah nasıl ürünleri topraktan çıkarıyorsa öldükten sonra da insanları öylece diriltecektir. Aklını kullanan bir insanın buna inanmaması gerçekten şaşılacak bir durumdur.
MESAJ:
1. Käinattaki olaylara ibret nazarıyla bakan kişinin ölümden sonra dirilişi inkâr etmesi akıl işi değildir.
2. Tarihte yaşanmış olaylardan ibret almak, bizi yanlışlara düşmekten korur. 3. Asıl şaşılacak olan topraktan yaratılan insanın, topraktan yeniden yaratıl-masını inkâr etmesidir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Ba's: Ölümden sonra diriltme. canlandırma Halkun cedid: Yeniden yaratılış.
66 Kişinin önünde ve arkasında Allah'ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler vardır. Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah, herhangi bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir.
Onların Allah'tan başka yardımcıları da bulunmaz.99
Yüce Allah, her insanın önünde, arkasında, sağında ve solunda görev yapan, onu bazı kötülüklerden koruyan ve amellerini yazan melekler tayin etmiştir. Dolayısıyla bizler tek başımıza kaldığımızda bile aslında yalnız değiliz. Kişinin sağ tarafında bulunan melek iyi amellerini, sol tarafında bulunan melek ise kötü amellerini yazmaktadır. Önünde ve arkasında bulunan melekler ise onu korumakla görevlidir. Kişinin eceli gelinceye kadar önünde ve arkasında bu-lunan melekler onu ölümden korur. Ne zaman ecel gelirse kişinin üzerindeki bu koruma kalkar.
MESAJ:
1. Yaptığımız ve -yapmamız gerektiği hâlde- yapmadığımız her şeyi yazan melekler vardır.
2. İnsan sorumlu bir varlık olarak ancak yaptıklarının karşılığını görecektir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Muakkibât: Kulları. Allah'ın izniyle gece gündüz, daima koruyan melekler.
Böylece ittifakla beyliğin başına geçen Osman Gází, babasından ka-lan 4800 km² araziyi 16.000 km²'ye çıkarmıştır. İlk sikke, onun zamanın da bastırılmıştır.
Babası Ertuğrul Gâzi, hayatı boyunca hocası ve mürşidi Şeyh Ede-bali Hazretleri'ni kendine rehber edinmiş, O'nun mânevî terbiyesi ile ke-mâl sahibi bir aşiret reisi olmuştu. Bu sebeple oğlunun da O'nun terbiyesi altında yetişmesini çok arzu ediyordu. Osman Gâzî de sık sık Edebali Hazretleri'ni ziyaret ediyor, duâsını alıyordu.
Şeyh Edebali'nin evinde misafir kaldığı bir gece Osman Bey, rûhuna sükûnet veren, nefsinin çırpınışlarını dindiren sohbetin huzuru içinde he-yecan dolu anlar yaşamıştı. Bir rivâyette, kendisine yatması için gösteri-len odanın duvarında asılı bir Kur'ân-ı Kerîm olduğu için ayağını uzatma-yıp, kıvrılarak oturduğu yerde tatlı bir uykuya daldı. Rü'yâsında, Şeyh Ede-bali'nin göğsünden çıkan ve giderek hilâl şeklini alan Ay'ın, bir ucunun kendi göğsüne girdiğini ve kendisi ile Şeyh Edebali Hazretleri arasından çıkan bir fidanın çınar hâline geldiğini ve bu çınarın dallarının üç kıt'aya yayıldığını ve birçok milleti gölgesi altına aldığını gördü. Bu topraklarda haşmetli kule ve kubbeler üzerinde Ezân-ı Muhammedî okunuyor; bül-büller Kur'ân-ı Kerîm tilâvet ediyorlardı. Semânın görülebilen her yeri gül-şen olmuştu.
Osman Bey, rü'yâsında bu güzel manzaraları büyük bir hayranlıkla seyrederken, âniden bir ceylanın ortaya çıktığını gördü. Batıya doğru kaç-maya çalışan ceylana ok atmak üzere nişan alırken uyandı.
Abdest aldı. Müsâade alarak Edebali'nin huzûruna girdi. Rü'yâsını an-latmağa başladı. Anlattıkça şeyhin yüzünde tatlı tebessümler beliriyor, gözleri, nûrânî bir ışık ile parlıyordu. Zîrâ Edebali, kalb gözüyle bu rü'yā-nın sırrını çözmüştü. Osman Bey susunca, Şeyh, başını kaldırdı; gözleri-nin içine bakarak yumuşak, âhenkli sesi ile konuşmağa başladı:
"-Oğlum! Gâibi ancak Allâh bilir. Lakin gördüğün bu rü'yâda dolu do-lu hayır vardır. Cenâb-ı Hakk sana ve soyuna saltanat nasib edecektir. Dünya, oğullarının himâyesine girecektir. Benim zürriyetimden bir kız ile
evleneceksin. Bu izdivaçtan doğanlar, senin kuracağın ve giderek büyü-yecek olan büyük bir devletin başına geçeceklerdir. Bu devlet de Batı'ya doğru genişleyecektir..."
Âşıkpaşazâde, Edebali Hazretleri'nin Osman Gâzî'ye söylediği bu sözleri şöylece şiirleştirmiştir:
Hidâyet menzili nîmet senindir, Ezelî tâ ebed devlet senindir.
Duâlar, nesline erden senindir, Döşene sofralar dâvet senindir.. Neseb ve nesil ile bürhân senindir, Cihânda olan devrân senindir; Ki ins ü cinne hem fermân senindir...
Şeyh Edebali'nin tabir ettiği rü'yânın üzerinden uzun bir zaman geç-meden Osman Bey, Şeyh'in kızı Mal Hatun ile evlendi. Bu izdivaç, iktisa-dî kuvveti ve fütüvvet erbâbını Osman Gâzî'nin etrafına topladı. Altıyüz kü-sûr sene dünyayı hidâyet ve i'lâ-yı kelimetullâh (Allâh'ın dînini yüceltmek) cehdiyle nûrlandıracak nizâm-ı âlemi sağlayacak devletin, maddî temeli atılmış oldu.
Diğer taraftan zamanının bütün mânevî ricâli de, Osman Gâzî ve sü-lâlesinin liderliğinde ittifak ettiler. Husûsiyle Edebali Hazretleri, Hacı Bek-tâş-ı Velî ve Ahî Evrân, bunu çok arzu etmişler ve Cenâb-ı Hakk'a niyaz-da bulunmuşlardır.
Bu arzu ve niyazların sebebi, daha evvel verilen birtakım mânevî işâ-retlerdi. Nitekim Ahmed Cevdet Paşa'nın naklettiği vechile Muhyiddîn-i Arabî Hazretleri, Osmanlı Devleti kurulmadan yetmiş sene önce onun müjdesini vermişti. O, bunu ilm-i cifir ile Kur'ân-ı Kerîm'deki âyetlerden is-tinbât etmiş ve üstelik eserinin ismini henüz Osmanlı beyliği bile ortada yok iken "ed-Dâiratü'n-Nu'mâniyye fi'd-Devleti'l-Osmâniyye" (Osmanlı Devleti'nde Soy Dâiresi) koymuştur. Ayrıca bu eserde Osmanoğulları'ndan birinci halîfenin Yavuz Sultan Selîm Han olacağı v.s. birtakım hâdiseler de yer almaktadır.
İşte bu ve benzeri ulvî müjdelerle Osmanlı'nın açtığı bayrak, büyük
kudsiyet-i kudret قدسبت قدرت : )Allah'a cc.ait) kudretin kutsallığı, kusursuzluğu ve sonsuz mükemmelliği (izzet ve kudsiyet-i kudret: )Allah'a cc. ait) kudretin kutsallığı (kudsiyeti) yani kusursuzluğu, noksanlığı, sonsuz mü-kemmelliği ve izzeti yani sonsuz üstünlüğü ve karşı konulmazlığı
kudüd قدود : boylar, ölçümler, buutla, boyutlar
kudüm قدوم : ayak basma, gelme, geliş
kuduz 1 : قدرط.kudurmuş 2.kuduz hastalığı, kudurmuş hayvanın ısırması veya salyasıyla bulaşan öldürücü hastalık
Kudüs قدس : Filistin'de bulunan eski ve kut sal şehir, Hz. Süleyman'ın yaptırdığı kutsal måbedin (Mescid-i Aksa) bulunduğu eski peygamberler şehri, Käbe'den önce müslü-manların kıbleleri Mescid-i Aksa idi
kulaklı tabaka فولافلی طبقه : kulağına gelenle ri düşünce süzgecinden geçirmeyen, bilgisi kıt;işittiklerini yalnız hoşuna gidip gitmeme sine göre değerlendiren, bilgisi işittiklerin den ibaret olan
kule قله : dar ve yüksek yapı
kulp 1 : قلب.halka şeklinde tutamak 2.(mec.) bahane, uydurma sebep
kulp takmak قلب طاقمق : )mec.) bahane bul mak, uydurma sebep bulmak
kumandan قوماندان : emir verme, sevk ve idare etme yetkisine ve gücüne sahip kimse, komu-tan
Kumandan-ı Akdes قوماندان اقدس : son derece kutsal komutan; en küçük bir kusuru bulun-mayan, sonsuz mükemmelliklere sahip kai-natın komutanı (Allah c.c.)
kumandan-ı a'zam قوماندان اعظم : bas komutan Kumandan-1 Ferd قوماندان فرد : esi ve benzeri
olmayan, bir ve tek olan kâinatın biricik ko-mutanı (Allah c.c.)
Kur'an-ı azim ve kebir قرآن عظیم و کبیر : yuce ve büyük Kur'an (mec.), yüce ve büyük Kur'an gibi olan käinat
Kur'an-ı Arabi قرآن عربی : Arapça Kur'an
Kur'an-ı azamet قرآن عظمت : çok büyük Kur'an (mec.)kâinat
Kur'an-ı azim-i hakim قرآن عظیم حکیم : yüce ve hikmet kaynağı Kur'an
Kur'an-ı azim-i kainat قرآن عظیم کائنات : yüce Kur'an'ın bir başka şekli gibi olan büyük kai-nat
Kur'an-ı azim-ül beyan قرآن عظیم البيان : her şeyi açıklayan yüce Kur'an
Kur'an-ı azim-ül bürhan قرآن عظيم البرهان : Ilahi ve dini gerçeklerin ispatında en büyük delil(-bürhan) olan yüce Kur'an
Kur'an-ı Azimüşşan قرآن عظیم الشان :şanı yüce
Kur'an
Kur'an-ı bahir-ül bürhan قرآن باهر البرهان ger çeklerin ispatında apaçık delil olan Kur'an
Kur'an-ı cami قرآن جامع : bütün gerçekleri, üs-tünlükleri ve güzellikleri kendinde toplamış olan Kur'an
545
mec.) Kur'an'ın en büyük bir başka şekli gibi Kur'an-ı ekber قرآن اکبر: En büyük Kur'an)-olan kâinat
Kur'an-ı ekber-i âlem قرآن اكبر عالم : Kur'an'ın en büyük bir başka şekli gibi olan kâinat
Kur'an-ı ezher قرآن از هر : ay gibi parlak Kur'an, parlak hakikatleriyle karanlık dünyayı (akıl ve gönülleri) aydınlatan Kur'an
Kur'an-ı hakim قرآن حکیم : hikmet kaynağı Kur'an, her konuda en sağlam gerçeklerin kaynağı olan Kur'an
Kur'an-ı hakim-i muciz-ül beyan قرآن حکیم معجز البيان : hikmet kaynağı (hakîm) ve anlatma
tarzı mucizeli (mu'ciz-ül beyan) olan Kur'an; her konuda en sağlam gerçeklerin kaynağı ve mucize derecesinde anlatma üstünlüğüne sa-
hip olan Kur'an
Kur'an-ı hatib-i mu'ciz-beyan قرآن خطیب معجز بیان : anlatma tarzı mu'cizeli (mu'ciz beyan) ve son derece üstün ve güzel konuşmacı (hatib) olan Kur'an; mu'cize derecesinde anlatma üs-tünlüğüne sahip ve son derece güzel ve üstün anlatma tarzı ile sahip konuşan Kur'an
kurb-u huzur
Kur'an-ı hikmet قرآن حکمت baştan başa hik-met kaynağı olan Kur'an, her konuda en sağ-lam gerçeklerin kaynağı olan Kur'an
Kur'an-ı kebir قرآن كبير : büyük Kur'an, (mec.( büyük bir Kur'an gibi olan kâinat
Kur'an-ı kerim قرآن کريم : yüce Kur'an, değeri ve
şerefi yüksek olan Kur'an
Kur'an-ı mecid قرآن مجید:sance Kur'an
Kur'an-ı muciz قرآن معجز: mucize kitap olan
Kur'an
Kur'an-ı mu'ciz-beyan قرآن معجز بیان : mucize derecesinde anlatma tarzına ve üstünlüğüne sahip olan Kur'an
Kur'an-ı mu'ciz-ül beyan-ı Azimüşşan قرآن معجز البيان عظيم الشان : mucize derecesinde anlatma üstünlüğüne sahip (mu'ciz-ül beyan) ve şanı yüce (azimüşşan) olan Kur'an
Kur'an-ı mübin قرآن مبین : gerçekleri apaçık an-
latan Kur'an
Kur'an-ı mürşid قرآن مرشد : doğru yolun rehberi (doğru yolu gösteren) ve uyarıcı olan Kur'an
Kur'an-ı Rabbani قرآن ربانی Rabbimizin eseri Kur'an; (mec.) Kur'an'daki mâna ve gerçekleri gözle görülür şekilde ve çok büyük ölçüler içinde gösteren, Rabbimizin eseri olan kâinat
Kur'an-ı Samedani قرآن صمدانی : Samed olan yani; hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, her şey her an kendisine muhtaç olan Allah'ın (c.c.) eseri olan Kur'an; (mec.) Kur'an'daki mâna ve ger-çekleri çok büyük ölçüde gözle görülür şekil-de gösteren, Samed olan Allah'ın (c.c.) eseri
olan kâinat
Kur'an-ı Sübhani قرآن سبحانی : sübhan olan yani; sonsuz mükemmelliklere sahip, her türlü ku-sur ve noksanlıklardan uzak (Sübhan) olan Allah'ın (c.c.) eseri
Kur'an-ı vâzıhul beyan قرآن واضح البيان : ifade tarzı apaçık olan Kur'an
Kur'an-il hakim قرآن الحكيم: hakim) Kuran-ı
Kur'anci قرآنجی : Kur'an'a bağlı
Kur'ani (y( قرآنی : Kur'an'a ait, Kur'an'daki
kurb قرب : yakınlık, yakınlık kazanmak
kurb-u huzur قرب حضور : her an Allah'ın (c.c.( gözetimi altında bulunma (huzur) bilinci (şu-
Said Nursî Varşova, Berlin, Viyana üzerinden İstanbul'a geldi.
1953 - Mısır'ın
bağımsızlığına kavuşması.
HAZİRAN
18
PERŞEMBE
BİR AYET
Unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme!
Bakara Suresi: 286
3 1448
BİR HADİS
Allah'ın en hoşlanmadığı helâl, boşanmadır.
MUHARREM
RUMI: 5 HAZİRAN 1442 HIZIR: 44
Arının dimağını, mikrobun gözünü tanzim eden Zat, senin ef'âl ve a'mâlini mühmel, başıboş, hesapsız, kitapsız bırakmayarak İmâm-ı Mübînde yazar. Ona göre muhaseben olacaktır.
«Muhakkak ki ruh kabzedildiği (alındığı) vakit göz, onu arkasın. dan takip eders, buyurdu. O sırada ev halkından bazı kimseler feryadla ağladılar. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
«Kendi nefisleriniz üzerine hayırdan başka şey dua etmeyiniz. Çün-kü melekler söyleyeceğiniz sözlere âmin derler», buyurdu.
Sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
Ya Allah! Ebu Seleme'ye mağfiret et. Onun derecesini hidayete erdirilenlerin içinde yükselt. Onun arkasından ailesinin geride kalanları arasında ona halef ol (yani onun işini üzerine al). Ey âlemlerin Rabbi! Bizim ve onun günahlarımı mağfiret eyle. Kabrinde ona genişlik ihsau cyle ve kabrin içinde kendisini nurlandır, diye dua buyurdu (1).
Bundan dolayı âlimler ölüme hazır olmuş kimsenin yanında kendi-sine tevbe etmesi, kelime-i şehadetleri hatırlatması ve kendisi ile ar-kada bıraktığı kimseler için (hayır) dua ederek onların bu dua ile fay-dalanmaları için iyi kimselerin ve ilim sahiplerinin hazır olmalarını müs-
tehap saydılar. Münezzeh ve yüce olan Allah iyisini bilir.
ONBİRİNCİ BAB
ÖLÜNÜN GÖZLERİNİN KAPATILMASI SIRASINDA SÖYLENECEK SÖZ
İbni Mâce, Şeddad bin Evs'den (r.a.) rivayet ettiği hadiste Şeddad şöyle demiştir: Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurdu ki:
53 Ölenlerinizin yarında bulunduğunuz zaman (onların) gözle-rini kapatanız. Zira göz, ruhu, arkasından takip eder. Ve (ölünün yanın-da) hayır söz (yani dua kelimeleri) söyleyiniz. Çünkü ölen kimsenin ev halkının söylediği dualara melekler åmin derler» (2).
54 Hasan-ı Basri (r.a.) nin annesi şöyle demiştir:
Ben Ümmü Seleme (r.a.) nin yanında bulunduğum sırada onun ya-nına biri gelerek:
Filanca zat ölüm halindedir, dedi. Bunun üzerine Ümmü Seleme (r.a.) bir kadına hitaben:
Ölmekte olan zatın yanına git ve ona ölüm gelince:
Resullere (yani gelen melek elçilerine) selam olsun. Alemlerin Rabbı olan Allah'a da hamd olsun, deyiniz, dedi (3).
Tâbiinden olan Bekr bin Abdullah el-Müzeni şöyle derdi: «Ölünün gözünü kapattığınızda:
55 'Allah'ın ismiyle ve Resûlullah'ın milleti üzere kapatıyorum', deyiniz ve tesbih getiriniz (4). Orada hazır olan Süfyan (bunu işittik-ten) sonra:
(1) Ebu Davud: 3/191. (2) Ibni Mace: 1/468. (3) - Said bin Mansur Sü Mervezi Bekr nen-inde Ümmü'l-Hasen'den rivayet etmiştir. Şerhu's-Sudur. (4) bin Abdullah el-Müzeniden. Aynı eser. 17.
Tabiünden bazıları der ki: «Ben zahid bir kişi olan Ebu Meysere'den işittim. O şöyle derdi:
- Ben, Abid ve zâhid kişi olan muallim Ca'fer'in ölümü halinde iken gözünü kapattım. Sonra o ölünce kendisini rüyada gördüm ve ba-na. Bann ağır gelen şey, ölümümden önce gözümü kapatman olmuş-tur dedi.
Yüce ve münezzeh olan Allah iyisini bilir.
ONİKİNCİ BAB
ÖLÜM HALİNDE OLAN KİMSENİN YANINDA ŞEYTANIN HAZIR OLMASI VE İMANSIZ GİTMEKTEN KORKULMASI.
(BU HUSUSTA) ALLAH'DAN AFİYET İSTERİZ
Maliki mezhebinden olan Ebü'l-Hasan-ı Fasi'nin şöyle zikrettiği ri vayet olunmuştur:
Bir kul, ölüm halinde olduğu zaman, biri sağ tarafında, diğeri sol tarafında olmak üzere muhakkak yanında iki şeytan oturur. Sağ tara-fındaki şeytan babası suretinde olarak, Ey oğulcağızım! Muhakkak ki ben sana karşı çok merhametli ve seni çok sevmekteyim. Lakin ben dinlerin en hayırlısı olan Hıristiyan dini üzere öldüm, (binaenaleyh sen de Hıristiyan olarak öl) der. Sol tarafında oturan şeytan da anasının suretinde olarak, (Ey oğulcağızım) Şüphe yok ki, benim karnım se-nin için bir kap yani koruyucu, memelerim senin için bir saka (olup seni sulamıştı), kucağım da sana basıp oturacağın yer olmuştu. Fakat ben Yahudi dini üzere öldüm. Yahudilik ise dinlerin en hayırlısıdır. (Şu halde sen de Yahudi olarak ölmelisin) diye telkin eder».
Ebu Hamid -yani İmam Gazali bunun mânasını Keşfü Ulumi'l-Ahire kitabında zikrederek şöyle demiştir:
Ruh aşağıdan yukarı çıkarak boğazda beklediği sırada ona fitne-ler arzolunur. Şöyle ki: İblis, bilhassa bu haldeki insanın yanında yar-dımcılarını oturtup bu zatın aleyhine memur ederek kullanır. Şeytanın yardımcıları olan şeytanlar, kişinin yanına gelirler. Halbuki bu zat, o çok şiddetli ve akıllı insanların (bile) akıllarının sarsıldığı feci kor-ku halinde bulunur. Şeytanlar bu kimseye baba, ana, erkek kardeş kız kardeş, yakın akraba ve dostları gibi dünyada kendini sevip nasihat edenlerden ölmüş bulunan kimselerin suretine girer (ek) ona gözükür-ler ve kendisine:
Ey filanca sen ölüyorsun. Biz ise senin bu halini geçirmiş vazi-yetteyiz. Binaenaleyh sen (fırsatı kaçırma) Yahudi olarak öl. Çünkü Allah katında makbul olan din odur, diye şaşırtmak isterler. Eğer o kimse bu şeytanlara karşı dayatarak onlardan yüzünü çevirirse bu se-fer yanına başka bir şeytan güruhu gelir ve ona:
Akşamla yatsıdan ibaret olan bu iki namaz, ancak, şu yerde belli vakitlerinden değiştirilmiştir. Sakın, halk, yatsı girmedikçe, Müzdelife'ye gelmeye çalışmasını
buyurdu (462).
Peygamberimizin Müzdelife'deki Konak Yeri:
Peygamberimiz, Müzdelife'dc, Kuzah dağı yaknında konaklamış-(463).
ti Kuzah, Müzdelife'de, İmam konak yerinin sağında, ötedenberi üze rinde ateş yakıla gelen ve Kureyşilerin Vakfe yeri olan bir dağ tepest-dir (464).
Peygamberimizin Müzdelife'de Vakfe Yapması ve Sabah Namazını
Erkence Kıldırması:
Peygamberimiz, fecir doğuncaya kadar Müzdelife'de yattı (465) Sabah namazını, bir ezan ve bir kametle (466), vaktinden ön
ce (467), alaca karanlıkta kıldırdı (468).
«Sabah namazının vakti (Şafağın sökmesine işaretle) şu saattir!>>> buyurdu (469).
Sonra, Kasva'ya binerek Meş'ar-1 Haram'a geldi (470). Kuzah da-ğının üzerinde (°) durdu. «İşte Kuzah! O, Vakfe yeridir (471).
Müzdelife'nin her yeri, Vakfe yeridir. buyurdu (472).
(470) Müslim-Sahih e, 2, 5, 891, Ebû Davud-Sünen c, 2, 5, 186, İbn-1 Mace-Sünen c. 2, 3, 1026, Dareml-Sünen c, I, s. 377
(*) Kuzah, Müzdelife'de, hacıların Kurban günü sabah namazından sonra üzerin-de durup düa ettikleri dağ olup Hârûn-ür-Reşid'in Halifeliği devrinde Müz-delife gecesinde mum, ondan önce de, odun yakılırdı,
Hârün'ür'Reşidden sonra, ışıkları uzaklardan görünecek kadar büyük çıralar, daha sonra da, küçük çıralar yakılırdı, (Nevevi-Tehzibül'esmâ c. 2, s. 110)
(471) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, I, s, 75, 81, Tirmizi-Sünen c, 3, s. 232 (472) Vakıdi-Megazi c. 3, 8, 1107, Ahmed b. Hanbel-Müsned e, I, s. 81, Tirmizi-Sünen c. 3, 8, 232, Nesal-Sünen c, 5, 8, 265
Allaha hamd-ü senâ (474) ve dua etti (475) Tekbir getirdi. Tehlil ve Tevhid okudu.
275
Ortalık iyice aydınlanıncaya kadar Vakfe'den ayrılmadı (476). Lebbeyk Allâhümme lebbeyk..." diyerek Telbiye'ye devam et
ti (477).
المشعر الحرام (مزدلفة )
امير ميمن المدينة المنورة
Müzdelife'de Mey'arulharam'dan bir görüntü
Peygamberimizin Ümmeti Hakkındaki Duâsının Kabul Buyruluşu ve
Şeytanın Feryad Edişi:
Yüce Allah, Peygamberimizin Arafat'ta «Sen, istersen, uğradığı zulümden dolayı mazluma Cennet verip zalimi de, yarlığamağa kaadir-sin! diyerek yaptığı duasına o akşam icâbet buyurmamıştı. Peygamberimiz, ertesi günü Müzdelife sabahında bu husustaki du-
Bu kitap, M.E.B.'nın 7 Mart 1969 tarih ve 611-3. 04052 sayılı kararı ile İmam-Hatip Okullarının Siyer ve Ahlâk dersleri için, yar-dımcı ders kitabı olarak kabul edilmiştir.
(نجی) حمله ) ( كيف تكفرون بالله ) بو جمله ايام باسيلان استفهام. او فرارك ذهناء في الوزيري قرار الدار باید قاری کوتولگی، فبالفہ صور تركى بالذات تفاوتا نى لورسونار با انصاف wb (تکفرون) ده کی خطاب، جناب معك شدت غضنه اشار ندر جوناه غائبدن خطاب با سلان التفات با شدت حدته وباكثرت محبته اشار ندر. ( تكفرون) به بدل ( لا تؤمنون ) نك ذكر ان بامر مسمى. او نارك شدت عناد لرن اثار تدر. جونكه اونای مضافتی دلائل الله ثابت ولان عالى ترك.
و بطلانی به هانا له ثابت اولانه کفری قبول ایتدیلی.
ونه اخوان) بو جمله ده کی (و) و او حالیه در. یعنى ما بعد ينك ما قبلنه حال اولد يفنه دلالت ايدر. ديمك ( كُنتُمْ أَمْوَانًا) (تَكْفُرُونَ ) نك فاعلنه مالدر. حالك، ذو الحالك عاملي ايله برابر اولادی شر طور ما بو که بوداده درت جماله وار در بوندار در ایکسی ماضی، ایکسی مستقبل اولد قاری ذو الحالك عاملى اولان ( تَكْفُرُونَ ) ایله زمانجه مقارن دگلدرلی. بناء عليه ( و ) ك ماليتي بر مقدره النارندر. تقدير كلام : ( وَتَعْلَمُونَ أَنَّكُمْ كُنتُمْ أَمْوَانًا) بو اعتبار له، ( تَكْفُرُونَ ) نك فاعلنه ( تعلمون ) جمله ی حال اولور اوتر کی جملہ لر (آن) یہ خبر اولورلی
[ سؤال ؟ ] اونار برنجی تولوم ایله بر حیاتی بیای بر سر ده، الهدن اولد قلريني بالمنزلي، انظار ايدولى. ايا نجي حيات ايله اللهم رجوعي ذاتاً انهار ايد ولى.
الجواب ) جهای از الهايده جان دليلهم ظاهر این او جهله جهل دينيامه مى، بالاغتك قاعده لرندن برید. بونا با برنج موت ایله برنج جهان اطور و حواله یا پیلانه دقت، صانعی اقرار و تصدیقه اینماگه اجبار ايدر. وعينه زمانده او لكى حيرات و مماتك اللهدن اولد يغني سلمك ايكنجي بر حياتك اولا جفنه ده ذهنی اقناع واجدا راید. حال بویله ای که جاهل تلقى اينديون او لا فری عالمار جمله منه
داخلد رلی
(کشتند ) ده کی خط بدید، او بارك عالم ذرانده دخی بر نوع وجو داری و تعیناری اولدیفی تلاشی لیور که اگر اویله اولماز، او رات، تصادف ایله راست کلمه معین جسماری تشکیل ایده مزلی
Birinci Cümle كيف تكفرون بالله Bu cumle ile yapılan istifhâm, o kafirlerin zihinlerini, gözlerim yaptıkları kötülüğe, fenålığa çevirtır ki, bizzát sekävetlerini görsünler. Belki insafa gelip ikrar ederler 'deki hitab. Cenab-ı Hakk'in siddet-i gazabına işarettir. Çünkı gäibden hitaba yapılan iltifat, ya siddet-i hiddete veya kesret-i muhabbete işarettir كفرون bedel 'nin zikredilmemesi, onların siddet-i inadlarına isarettir. Çünki onlar, hakkaniyeti delail ile sabit olan imam terk: ve butlam burhanlarla sabit olan küfrü kabul ettiler.
Bu cümledeki (1) vây-ı hâliyedir. Yani måba'dinin måkabline hål olduğuna delâlet eder. Demek )تكفُرُونَ) (كلة أمواتاً( 'nin failine håldir. Hålin, zülhälin åmili ile beraber olması şarttır. Halbuki burada dört cümle vardır. Bunlardan ikisi mázi, ikisi müstakbel olduklarından, zülhalin amili olan تكفرون ile zamanca mukärin değildirler. Binâenaleyh (3)'ın håliyeti, bir mukaddere işarettir. Takdir-i kelâm: nin تكفرون Bu itibarla و تَعْلَمُونَ أَنَّكُمْ كلتُه أَمْوَانا failine تَعْلَمُوة cümlesi hål olur. Öteki cümleler ()'ye haber olurlar.
Suâl: Onlar, birinci ölüm ile bir hayatı bilirlerse de, Allah'dan olduklarını bilmezler, inkâr ederler. İkinci hayat ile Allah'a rücûu zaten inkâr ederler?
Elcevab: Cehli izåle edecek deliller záhir iken o cehle cehil denilmemesi, belägatin kaidelerinden biridir. Buna binâen, birinci mevt ile birinci hayatın etvår ve ahväline yapılan dikkat, Sâni'i ikrår ve tasdik etmeye icbår eder. Ve aynı zamanda evvelki hayat ve memåtın Allah'dan olduğunu bilmek, ikinci bir hayatın olacağına da zihni iknå' ve icbår eder. Hål böyle iken, câhil telakki ettiğin o kâfirler, âlimler cümlesine dâhildirler.
'deki hitâbdan, onların âlem-i zerrätta dahi bir nevi' vücûdları ve taayyünleri olduğu anlaşılıyor ki. Eğer öyle olmazsa, o zerrát, tesadüf ile rast gele muayyen cisimleri teşkil edemezler.
66 El açıp yalvarmaya layık olan ancak O'dur. O'nun dışında el açıp dua ettikleri, onların isteklerini hiçbir şeyle karşılamazlar. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Halbuki (suyu ağzına götürmedikçe) su onun ağzına girecek değildir. Kafirlerin duası hep boşa gider.99
(Ra'd, 13/14)
الفستق
Mushaf sayfa no: 250
Hafızlık sayfa no: 13. Cüz/11. Sayfa
SADECE O'NA YALVARIRIZ.
BİLGİ
İnsanoğlu fıtratı itibariyle daima bir yaratıcının varlığına inanma ihtiyacında olmuştur. Ayet-i kerime, hak dine inanmayanların batıl tanrılara inanıp onlardan yardım istemesini çok veciz bir şekilde tasvir etmiştir: Su almak için uzaktan avuçlarını suya uzatan kimsenin ağzına su kendiliğinden gelip onun ihtiyacına cevap vermeyeceği gibi, batıl tanrılara sığınıp onlardan yardım isteyenlerin istek ve dileklerine de hiçbir şekilde cevap verilmeyecektir.
MESAJ:
1. "Ancak sana kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz." (Fatiha, 1/5) 2. Mutlak manada her istediğimizi Allah'tan istememiz, tevhidin ruhuna en uygun davranıştır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Dua: İnsanın bütün benliğiyle Allah'a yönelerek maddi ve manevi isteklerini O'na arz etmesi.
Dalâl/Dalâlet: Hidayetin zıddı, doğru yoldan sapmak.
BİLGİ Allah'a inanarak O'nu zikreden ve O'nun indirdiği Kur'an'ı okuyan kimselerin kalpleri yatışır, huzur bulur. Bu, Allah'ın mümin kullarına dünyadaki belki de en güzel hediyesidir. Zira hayatın meşakkatleriyle bunalan mümin, hemen Allah'ı zikrederek, Kur'an okuyarak, namaz kılarak huzur bulur. Aynı şekilde Allah'ın ayetlerini okuyan mümin kulun kalbi, şüpheden, tereddütten kurtulur.
MESAJ
1. Allah'ı zikrederek onun yardımını ve gücünü devamlı yanımızda hissederiz. 2. İnanmayanların gönülleri Allah'ı anmaktan gafil olduğu için asla huzura eremez.
KELİME DAĞARCIĞI:
Zikr. Allah'ı anmak ve hatırlamak, onu unutmamak, Allah kelimesini ve tekbir, tehlil, tesbih, tahmid cümlelerini söylemek; Kur'an'ın bir ismi.
evliyâullâhın manevi kanatlarının gölgesinde yükseldi. Moğolların binbir zulümle dolu kasıp kavuran istilâsı neticesinde bunalan Anadolu'nun mü min insanı, Allah dostu olan gönül insanlarının kanatları altına koşarak hu-zura erdi; canlandı ve dirildi. Aksi halde bütün bir Anadolu, mânevî kimliği-ni yitirmek tehlikesi ile karşı karşıya gelmişti. Çünkü puta tapıcı bir kavim olan Moğollar'ın, İslâm'ın en kuvvetli ordularını yene yene batıya ilerleyi-şi, Anadolu halkını, elemli, kederli, hatta ümidsiz kılmıştı. Öyle ki, büyük bir bıkkınlıkla yavaş yavaş özünden kopma emâreleri başgöstermiş ve Moğol adetleri, gelenekleri ve yaşayışları moda haline gelmeye başlamıştı. İşte Osmanlı, bu elîm vaziyete Edebali silsilesi ile gönül gönüle vererek "dur" diyebilmiş ve o âna kadar vâkî mağlûbiyetlerin hakdan inhirâfın bir neticesi veya imtihan olduğunun tecrübe ve idrāki içinde olmuştur. Teb'asına, Ce-nâb-ı Hakk'ın te'yîdine mazhar olan mü'minlerin, tekrar mansûr ve muzaf-fer olacağını îlân ve telkin etmiştir.
Osmanlı'nın Anadolu beylikleri arasındaki faydasız boş çekişmelere karışmayıp batıya doğru fetih rûhuyle ilerleyip cihâd üzre olması, bu îlân ve telkîndeki samîmiyeti sergilediğinden Osman Gâzî'nin etrafında sarsıl-maz bir tevhîd hâlesi oluşturdu. İ'lâ-yı kelimetullâh gâyesinin kendisi için İslâm'ın bir emri olduğu şuûrunda olan herkes, O'nun açtığı mukaddes bayrağın altına koştu. O sıralarda Moğol istîlâsı ile dağılmış bulunan Sel-çuklu'nun ulemâ ve ümerâsı da Osman Gâzî'nin yanına gelmiş ve kendi-sine bey'at etmişlerdir. Bunda son Selçuklu sultanının Osman Gâzî'ye olan teveccühü de, rol oynamıştır. O, Osman Gâzî'ye:
"-Oğul Osman Gâzî! Sende seâdet nişanları çoktur. Sana ve nesline âlemde mukâbil yoktur. Benim duâm, Allah'ın inâyeti, Hazret-i Peygam-ber-sallallahü aleyhi ve sellem-'in mûcizâtı ve evliyânın himmeti seninle-dir." iltifatını yapmış ve i'lâ-yı kelimetullah yolundaki muvaffakıyet ve gay-retleri dolayısıyla O'na tuğ, alem, kılıç ve bir de fermân göndermişti.
Bunun içindir ki, Osman Gâzî, Selçuklular'a, onlar tamamen târih sah-nesinden çekilene kadar bağlı kalmış ve hukûken bizzat Selçuklu sultanı tarafından müstakil hâle getirilmesine rağmen böyle bir hareket içine gir-memiştir. Bütün bunlar da göstermektedir ki, Osmanlı, Selçuklu devletinin vâris-i tablisi olmuştur.
Osman Gâzî devrinin dikkat çeken en mühim husûsu, O'nun, devletin temelini mânevî ve kalıcı esaslar üzerine kurmuş olmasıdır. O'nun çevre-
sinde Edebali Hazretleri, Şeyh Mahmûd, Dursun Fakih, Kasım Karahi-sári, Şeyh Muhlis Karamâni, Äsık Paşa, Elvan Çelebi gibi ilim, îmân ve ehemmiyeti vardı ki. Osman Gâzî'nin beyliği, Karacahisar fethinden sonra idan sahibi has kimseler mevcûddu. Devlet yapısında måneviyatın o kadar Dursun Fakih'in cum'a namazındaki hutbesiyle tasdik olunmuştu.
Silsile-i Nakşibendiyye'den Häce Arif Rivgerî -kuddise sirruh- ve Ha-ce Mahmud İncir Fagnevi -kuddise sirruh: Seyh Sâdeddin Cibavi -kud-dise sirruh-, Bahâüddin Veled -kuddise sirruh-, Şeyh Edebali -kuddise sirruh- ve emsålleri, Osman Gâzî zamanında yaşayan, dünyaya ışık tu-tan gönül sultanlarıdır.
Birçok rivâyete göre Edebali Hazretleri, "evlâd-ı rasûl"dendir. Os-manoğulları, anne tarafından böyle bir şeref ve şana da nail olmuşlardır. Böylece silsile ile anne tarafından Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sel-lem-'e vâsıl olmuşlardır.
Ertuğrul Gâzî, Allâh dostlarına ihtimâm husûsunda oğlu Osman Gâ-zi'ye ve O'nun şahsında bütün haleflerinin rûhlarına yön verecek olan şu kıymetli vasiyette bulunmuştur:
"Bak Oğul!
Beni incit, Şeyh Edebali'yi incitme! O, bizim aşîretimizin mâne-viyat güneşidir. Terâzîsi dirhem şaşmaz!
Bana karşı gel, O'na karşı gelme! Bana karşı gelirsen üzülür, in-cinirim; O'na karşı gelirsen gözlerim sana bakmaz olur, baksa da gör-mez olur!
Sözümüz Edebali için değil, senceğiz içindir! Bu dediklerimi va-siyetim say!.."
Edebali Hazretleri, çok hareketli bir genç olan Osman Gâzî'yi terbiye ve tasarrufu altına almış, O'na mârifetullâhın (Allah'ı tanıyabilmenin) zevki-ni tattırmış, O'nu; güzel ahlâk, diğergâmlık, ağırbaşlılık ve olgunluğa ka-vuşturmuştur. Böylece O'nu cihan-şümûl bir devletin başkanlığına hazır-lamıştır.
kurb-u huzuru lahiقرب حضور الهى heran Al-lah'ın (c.c.) gözetimi altında bulunma (huzur) bilinci (şuuru) ile erişilen Allah'ın (c.c.) må nevi yakınlığı
kurb-u huzur-u Sübhani قرب حضور سبحانی : (c.c.) her an gözetimi altında bulunma(hu-bhan (her türlü kusurdan uzak) olan Allah'ın zur) bilinci (şuuru) ile erişilen Allah'ın (c.c.) månevi yakınlığı
kurb-u şahane قرب شاهانه : )kainatın sahibi) sultanın Allah'ın(c.c.) gözetimi ve manevi yakınlığı
kurban 1 : قربان.Allah'ın (c.c.) yakınlığını ka zanma vesilesi 2.Allah (c.c.) rızasını kazan-mak ve etleri usulüne göre dağıtmak üzere kesilen hayvan (koyun, keçi, sığır, deve)
kurbiyet 1 : قربت.yakınlık 2.yakınlık kazanma
kurbiyet-i ilahiye قربيت إليه : Allah'ın (c.c.) mâ-nevi yakınlığı, Allah'ın (c.c.) herkese ve her-şeye son derece yakın olması
küşe-i kabr (kabir( کوشه قبر : mezardaki köşe, mezar
gida, besin 2.yiyecek ve içecek
kutu kulüb قوت قلوب : kalplerin gidası (besini(
kadar kutu layemut 1 : قوت لایموت.olmeyecek az gıda (besin) 2.ölmeyecek kadar az
kutb (kutub( 1 : قطب.belli bir zamanda yaşa-yan evliyaların (ermişlerin) büyüğü 2.tarikat noktası 4.bir şeyin temeli, dayanağı, merkez önderi 3.dünyanın en kuzey veya en güney veya topluluğun önderi noktası, en başta gelen esası 5.bir toplum
mel) 2.evliyanın en büyüğü, belli bir dönem kutb-u azam 1 : قطب اعظم.en büyük esas (te-deki evliyanın en büyüğü; büyük veli (ermiş zât)
kutb-u azim قطب عظیم : büyük kutub, bir dö-kişi( nemdeki evliyanın büyüğü, büyük veli (ermiş
kutb-u iman )1( قطب ایمانی : imanın büyük ve başta gelen esası, temeli
kutb-u irşad, merci-il has ve amm قطب ارشاد مرجع الخاص والعام : irsad sahasında kutup, özel ve toplum hayatında her kesin başvurduğu din büyüğü, ermiş kişi
kutb-ül arifin قطب العارفين : ariflerin kutbu; şe riat, tarikat ve tasavvuf yolunda en ince ve
قطرirsad sahasında ku dogru yola davet ve manevi tehlikeleri parma yolunda onder ve basta ge bayagi, ermis kisi
Rabbani قطب ربانی Rabbimizin veli (er ng) derecesine eriştirdiklerinin en büyüğü, en deride olam
buth small قطب شمالي kuzey kutbu
blet قطببت : )evliyalık derecelerinden) ku rublak, ermislikte onderlik belli bir dönemde papayan evliyaya onder ve büyük olma makamı
daire çapı, dairenin merkezinden vip cemberin iki tarafındaki noktaya ula jan doğru parçası
utub قطب : )bk. kutb(
قطر : )bk. kutr
bood قعود : )namazda) oturma durumu, otur ma hali
uva (kuva( قرى : )ps) 1.güç(ler), kuvvet(ler( 2.yetenek(ler), kabiliyet(ler), melekeler 3.his-ler, duygular 4 psikolojik güç, yetenek veya duygu ile ilgili organlar veya merkezler
kuva beseriye قواى بشريه : insanın guçleri, duygu ve yetenekleri
kuva-yı cismaniye ve nefsiye قوای جسمانیه و نفسیه beden ve nefse (zorlayıcı isteklere) ait kuv-vetler, duygular ve yetenekler
kuva-yi hafiza 1 : قوای حافظه.)insanda hafıza gücü ve yeteneği, bilgileri akılda tutma güç ve yeteneği(bellek gücü) 2.(canlı veya cansız varlıklarda) yaratılıştan verilmiş bilgileri sak-lama ve koruma güç ve yeteneği
kuva-yı insaniye قوای انسانیه : )psk.) insanın güçleri, duygu, ve yetenekleri
Kuva-y Milliye قوای ملیه : Birinci Dünya Sava-sinda ülkemizi işgal eden düşmanlara karşı kurtuluş savaşını başlatan ve yürüten (yani milletçe oluşturulmuş) teşkilat (örgüt) ve ona bağlı silahlı güçler
kuva-yı sariye قوای ساریه : )fi) akım güçleri; çok büyük hızla akan, yayılan ve bir yerden diğerine geçen kuvvetler (çekim ve itme gücü, elektrik, ışık, manyetik, kimyevi (kim-yasal) vb. kuvvetler.)
kuva-yı umumiye قوای عمومی : )fi) madde dünyasında ve kâinatta ortaya çıkan genel ve yaygın kuvvetler. (bk. kuvve-yı sariye) (psk.)
kuvve-i akliye-i melekiye قوة عقلية ملكيه : düşün me ve kazanılan bilgileri kullanabilme gücü ve yeteneği
kuvve-i akliye ve fikriye قوة عقلية فكرية : akıl ve düşünme gücü ve yeteneği
kuvve-i an-il-merkeziye قوة عن المركزية : )fiz.( merkezkaç kuvveti; bir merkez (bir eksen) et-rafında ve dönen cismi merkezden dışa doğru iten kuvvet, merkezden dışa yayılan kuvvet
kuvve-i bâsıra قوة باصره : görme duyusu (duy-gusu)
kuvve-i bedeniye قوه بدنه : beden gücü
kuvve-i behimiye قوه بهیمیه : hayvanlardaki gibi olan cinsel zevk duygusu ve gücü
kuvve-i belagat قره بلاغت belagat gücü ve ye-teneği; konu ve dinleyicilerin durumuna uy-gun, etkileyici, doğru ve güzel söz söyleme gücü ve yeteneği
kuvve-i beşeriye قوه بشريه : insan gücü ve ye-teneği
kuvve-i cazibe قوة جاذبه : çekim güc (mec.( sevgi, ilgi, maddî veya manevi fayda, güzel-lik, iyilik, ilim gibi sebeplere bağlı başkasını kendine çekme gücü ve kuvveti 2.(fiz.) (her cisimde var olan) cisimlerin birbirini çekme gücü ve kuvveti(bu güç, cisimlerin kütleleri ile doğru, aralarındaki uzaklıkla ters oran-tılıdır. F=çekim kuvveti, m-bir cismin küt-lesi;m'=başka bir cismin kütlesi, d=uzaklık ise; çekim gücü F=m. m': d. d olarak gösteri-lebilir. Uzaya fırlatılan bir cismi iten kuvvet yer çekiminden büyükse, fırlatılan cisim geri dönmez, uzayda aynı yönde hareketine de-vam eder. İki kuvvetin eşitlendiği noktada da yani, cismi fırlatan kuvvetle cisme etki eden yerçekimi kuvvetinin eşit olduğu noktada, cisim dengede kalır ve Dünya'nın çevresinde dönmeye başlar.)
kuvve-i dafia 1 : قوة دافعه.)sk) zararlı görünen veya istenmeyen şeylere karşı uyanan savun-ma, mücadele etme ve onlara karşı koyma duygusu ve gücü 2.(fiz.)farklı elektrik veya elektro manyetik yüklü cisimlerde bulunan birbirini itme gücü ve kuvveti
19 Beyan Kuranin ucten birisi haşre ve ahirete bakar, her davay Vesselâmın nübüvvetine şehadet eden bütün mucizeleri ve umum cetleri, ahiretin vücuduna dahi delâlet ettikleri gibi, Muhammed Aleyh bina eder. Öyle ise, Kur'an'ın hakkaniyetini ispat eden bütün mucizeleri V m delall-i hissalatü ayi ona
TARINTE BUGÜN
-1799- Osmanlı ordusu, Akka'da Napolyon Bonapart'in komutasındaki Fransız ordusunu yenilgiye uğrattı.
1868 - Bugünkü adı Danıştay, olan Şura-yı Devlet kuruldu.
1876 - Osmanlı
Devleti'nde, basına sansür uygulaması başlatıldı.
10
SALI
TUESDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET Allah esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.
Yunus Suresi: 25
BİR HADİS
Birbirinizi övmekten sakının. Çünkü o kişiyi manen boğazlamaktır.
Büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o İmandan hissesi olmadığına delildir.
Sen Hıristiyan olarak öl. Çünkü hıristiyanlık Mesih (İsa'n) in dinidir. Onunla Allah Tuâln Musa'nın dinini nesh etmiştir, diycrek her milletin (küfr) itikadını ona zikrederler.
Elhâsıl Allah Taalanır şu, «Ey Rabbimiz ölümden önce (dünyada) uzun zaman bize hidayet verdikten sonra ölüm zamanında kalblerimizi kaydumas (1) diye buyurduğu sözü gereğince hak ve doğru yoldan ayırmak istediği kimseyi şaşırtarak (hak dinden) ayırır.
Allah Taala kulunu hayır yolda, hidayette sabit kılmayı istediği zaman o kulun yanına Cebrail ile birlikte rahmet melekleri gelirler de yanından şeytanları kovuverirler ve hastanın yüzünü de mesh ederek Üzüntüyü giderirler. İşte o sırada şüphesiz ki Aziz ve Celil olan Allah
tarafından hastaya gelen müjdeden dolayı o kimse gülümser (2).. Rivayet olundu ki, Cebrail (aleyhisselam o sırada) ona:
Ey falanca! Beni tanıyor musun? Ben Cebrail'im. Bunlar da şey. (İbrahim)
tanlardan sehift düşmanlarındır. Sen dosdoğru millet ve Halil (den intikal eden Muhammed) şeriatı üzere öldün (ölüyorsun), sözden daha diye müjde eder. İşte (o sırada) insan için hiçbir şey o sevgili, ondan daha sevindirici olamaz. Bu da yüce Allah'ın:
Onlar iman edip takvaya ermiş olanlardır. Dünya hayatında da, âhirette de onlar için müjde (ler) vardır (3), kavl-i şerifiyle,
«Ey Rabbimiz... Bize kendi canibinden bir rahmet ver. Şüphesiz bağışı en çok olan Sen'sin, Sen» (4), sözüdür. Bu müjdeden sonra ge-
lecekteki şekil üzere onun ruhunu alıp götürürler.
Imam Ahmed'in oğlu Abdullah şöyle demiştir: «(Babam) Imam Ahmed'in vefatı zamanı geldiğinde o bayılıyordu. Benim elimde ise çe-nelerini bağlamak için bir bez parçası vardı. Sonra babam ayılınca:
Hayır, defol, defol, diye bağırdı. Ve bunu, tekrar tekrar söyledi. Ben de ona:
bam da: Ey babacığım, sen bu söz ile neyi kastettin? diye sordum. Ba-
Şeytan karşımda dikilip bana karşı parmak uçlarını ısırarak: «Ya Ahmed diye bana fitne veriyordu. Ben de ona ölünceye kadar «Hayır, defol deyerek kovdum, dedi.
Imam Ebu Ca'fer-i Kurtubî (r.a.) öiüm zamanı kendisine «LA ILAHE ILLALLAH» de diye telkinde bulundular. Ebu yakınlaştığında Ca'fer de «Hayır diyordu. Nihayet ayıldığında kendisine bu sözü ha-tırlattılar. O da Sağ ve sol tarafımda olmak üzere yanıma iki şeytan geldi. Onlardan birisi «Sen Yahudi olarak öl. Çünkü o, dinlerin en ha-yırlısıdır diyor, öbürü de «Sen Hıristiyan olarak öl. Zira hıristiyanlık dinlerin hayırlısıdır» diyordu. Ben de onlara «Hayır, hayır. Bunu bana siz söylüyorsunuz», derdim. Ve ben bunu kendi elimle (İmam) Tirmizi
sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: yazmıştım ki, Peygamber
56 «Herhangi birinize ölümünden önce muhakkak şeytan gelir ve ona, «Sen Yahudi olarak öl, Son Hıristiyan olarak öl», derler» diye buyurmuştur. İşte benim hayır diye cevap verişim şeytanlaraydı. Size cevap değildi.
47
Imam Kurtubi, «Bu cevabın benzeri çok kere iyi ameller yapan in-sanlar hakkında da varit olmuştur. Fakat onlardan birinin «Hayır» diye red sözü ile cevabı şeytana olur, (yoksa) kendisine şehadet (keli-melerin)i telin eden kimseye karşı değildir, demiştir.
Mücahid (r.a.) şöyle dedi: «Herhangi bir mümin ölürken muhak-kak ona, beraber oturmakta olduğu meclis arkadaşları, eğer o arkadaş-lar oyun-eğlence ahalisi iseler oyun halkı olarak, eğer onlar zikr halkı iseler zikr ahalisi olarak kendisine arz olunurlar».
Rebî ibni Sedre der ki: «Ben Şam'da bir zatın ölümünde hazır olduın da ona Ey filanca «LA ILAHE ILLALLAH -Allah'tan başka hiçbir hak ilah yoktur-de, diye hatırlatıldı. O da cevaben, İç ve bana (su) içir, dedi. Ehvâz memleketinden olan diğer bir kimseye «LA ILAHE ILLALLAH de, denildi. Bunun üzerine o kimse On, onbir, oniki de-meye başladı. Bu zat kalem halkından ve daire kâtiplerinden olup ken-disine (o sırada) hesap etmek ve tartmak işi galip gelmişti>
Hikâye olundu ki: Bir kimsenin üzerinde haraç vergisi borcu olup onu pazartesi günü ile perşembe günü verirdi. Nihayet ölüm zamanı gelince kendisine «Ey falanca LA ILAHE ILLALLAH de, dediler. O da, pazartesi, perşembe de (meye başla) dı. Ve ölünceve kadar bu söz-leri söylemeye devam etti.
Basra'da olan başka bir kimseye Ey filanca LA ÎLAHE İLLAL-LAH de, denildi. O da:
Ya Rabbi! Bir gün soyunulacak hamama giden yol nerede?, diye söyleyip, sormuştu demeye başladı.
O zat şu kimse idi ki, kendisinden bir kadın hamamı göstermesini istemişti. Fakat bu zat o kadını evine götürerek ona hayran olup âşık olmuştu. İşte bundan dolayı o kadının aşkı kendisine çok tesir ettiği için zavallı, ölümü zamanında bu beyti söylemiştir.
Imam Ebu Muhammed Abdü'l-Hakk, «Akaben» adındaki kitabında zikretti ki bu kelâm hakkında uzun bir kıssa vardır. Fakat özeti şöyledir:
Bir kimse evinin karşısında duruyordu. Evinin kapısı ise süslen-miş olarak hamam kapısına benziyordu. Derken, güzel ve cemal sahibi bir kadın yanına vardı ve:
Soyunulacak hamama giden yol nerededir, diye sordu. Punun üzerine o zat kadına kendi evini göstererek:
Eshabdan bazıları (470), yâni Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer (480) Ya Resülallah! Babam, anam Sana fedâ olsun! Sen, bu saatte, şura-la hiç gülmezdin. Seni güldüren, nedir? Allah, Seni hep güldürsün!
dediler (481).
Feygamberimiz Yüce Allah, iyi olanlarınızı yarığadı.
İyilerinizin , iyi olmayanlar hakkındaki şefaatını kabul buyurdu.
Înen İlahi rahmet, onları da, içine aldı. Sonra, yer yüzüne dağıldı. Tevbe edip dilini ve elini günahdan koruyan ve sakınan herkesin üze rine düştü.
Şeytan'la askerleri ise, Arafat dağlarının üzerinde, Allah, onlara bakalım ne yapacak? diye gözlüyorlardı (482). Yüce Allahın, benim duamı kabul buyurduğunu ve ümmetimi yar-
lığadığını öğrenince, Şeytan, başına toprak saçtı (483). (Biz, zaten, uzun zamandanberi, onlar hakkında korkup duru-
yorduk. Nihayet, rahmet ve mağfiret gelip onları bürüdül (484) Eyvah!
Mahvolduk!) diye çığlıklar kopardılar (485). Dağıldılar (486).
Onun yaptığı feryada güldüm (487).
Şeytan'ın, Bedir günü dışında hiç bir gün, Arefe gününde olduğu kadar, Allâhın rahmetini indirip büyük günahlardan geçtiğini görün-ce, zelil, hayrdan uzak, hor ve hakir, öfkeli bir duruma düştüğü görül-
memiştir. buyurdu.
Şeytan, Bedir günü, ne görmüştü?» diye soruldu.
görmüştülə buyurdu (488).
Peygamberimiz Cebrail'in, çarpışmak için Melekleri sıraladığını
( (479) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 4, s. 15
478) Ahmed b. Hanbel-Mümed c. 4, 8, 14-15, İbn-i Mace-Sünen c, 2, 3, 1002
( 483) Ahmed b. Hanbel-Müsmed c. 4, 4, 15, İbn-i Mace-Sünen c, 2, 3, 1002 (484) Abdurrezzak-Musannef c, 5, 5, 17, Taberani'den naklen vald e, 3, s. 257, Ebiülfida-Sire c. 4, s. 352 Heysemi-Mecmauz-
(485) Abdurrezzak-Musannef c, 5, 5, 17, Ahmed b. Hanbel-Müsmed c, 4, 3, 15, İbn-i Mace-Sünen e, 2, s. 1002 Taberani'den naklen Haysemi-Mecmauzzevald c, 3, , 257, Ehülfida-Siro e, 4, 5, 352
(486) vald c. 3, 8, 257, Ebülfida-Sire c. 4, s. 352 Abdulrezzak-Musannef c, 5, s. 17, Taberani'den naklen Heysemi-Mecmauzze-
( 487) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, 8, 15, İbn-1 Mace-Sünen c, 2, 8, 1007 (488) Malik-Muvatta e, I, 1, 422, Abdurrezzak-Musannef c. 5, s. 17-18
Urve b. Mudarris'üt'Tâi, halkın, Peygamberimizle birlikte yaptığı Arafat Vakfesine yetişememiş, Arafat'a, ancak, Peygamberimiz ve halk. Müzdelife'de bulunduğu sırada, geceleyin varabilmiş, orada Vakfesini yaptıktan sonra Müzdelife'ye dönmüştü (489).
Urve b. Mudarris der ki «Resûlullah Aleyhisselâmı, Müzdelife'de Vakfe yaptığı sırada gördüm.
(Kim, şu namazımızı, şurada bizimle birlikte kılar ve bundan ön-
ce de, Arafat'ta geceleyin veya gündüzün Vakfe yapmış bulunursa, o, haccını tamamlamıştır.
Müzdelife'den dönüş yapılıncaya kadar hac Amiri ile halka yetişe-bilen kişi, hacca yetişmiştir.
Hac Amiri ile halka, burada yetişemeyen kişi ise, hacca yetişmiş ol-maz!) buyurdu (490).
dim
Namaza çıktığı sırada 491, Resûlullah Aleyhisselâmın yanına var-
(Ya Resûlallah! Ben, Tayyi'in iki dağından geliyorum. Hayvanımı da, kendimi de, yormuş bulunuyorum.
Vallahi, üzerinde Vakfe'ye durmadığım bir tepe bırakmadım.
Benim için hac olmuşmudur?) dedim (492).
Resûlullah Aleyhisselâm (Müzdelife'de sabahleyin (493), şu namaz-da bizimle birlikte bulunan (494), sabah namazını, burada bizimle bir-likte kılan (495), şu namazda bize yetişen (496), şu Vakfe yerinde (497), bizimle birlikte Vakfe ve bizimle birlikte dönüş yapan (498), bundan önce de (499), Arafat'a gidip (500) geceleyin veya gündüzün (501)
(469) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 4, 5, 15
(490) Nesal-Sünen c. 5, s. 263
(491) Tirmizi-Sünen c. 3, s. 238
( 492) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 15, Ebû Davud-Sünen c. 2, 8, 196, Tirmizi-Sünen c. 3, s. 238, İbn-i Mace-Sünen c, 2, 5, 1004, Nesal-Sünen c. 5, s. 263 (403
) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 15 (494) Ahmed b. Hanbel-Musned c, 4, 5, 15, Tirmizi-Sünen c. 3, s. 238, Daremi-Sü-
nen e I, s. 387
(495) İbn-i Sa'd-Tabakat c, 2, s. 179, Nesal-Sünen c. 5, 5, 264
(496) Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 197
( 497) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 2, s. 261, Nesaî-Sünen e, 5, s. 260
(498) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 15, Tirmizi-Sünen c, 3, 5, 239, Nesai-Sünen
c. 5, s. 264
(499) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s, 179, Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 4, s. 15, Eba Davud-Sünen c. 2, s, 197, Tirmizi-Sünen c. 3, s, 239, Daremi-Sünen c, I, s. 387, Nesai-Sünen c, 5, s. 264
Sünen c, I, 3, 387, Nesal-Sünen c. 5, в. 264
(500) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, 261, Ebû Davud-Sünen c. 2, 8, 197, Daremi-
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
YanıtlaSilELHAMDÜLİLLAH
ALLAHUEKBER
SUBHANALLAH
ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED
ESTAGFİRULLAH
SALLAAHUALEYHİVESELLEM
BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:14
Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:10
Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
YanıtlaSil
yuksel6 Mart 2026 18:57
-1929-Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.
1939-Almanya'nın Polonya'ya saldırması Üzerine, II. Dunya Savaşı başlamış oldu.
1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.
EYLUL
01
PAZARTESİ
9 1447 R.EVVEL
RUMI: 19 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 119
tevekkül ettim
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.
Taberani
İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülāsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ekberde
bulunacaktır. Lem'alar
YanıtlaSil
yuksel17 Mart 2026 07:59
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN GİZLİ VASİYETİ ACİKLANABİLSEYDİ TURKİYE DE Kİ TARİH DEGİSEBİLİRDİ
٥٩٨٠ لا شُفَعَةَ لِصغير ولا الغائب ولا لشريك على شريك اذا سمعة بالسَّرَاءِ وَالشَّفْعَةُ كَحَل العقال " (طب) ق خط عن ابن عمر)
YanıtlaSil5980- Küçüğe, yitik olan kişiye, satacağını duyup da ta-lip olmayan ortağa şüf'a hakkı yoktur. Şüf'a iplerin çözülmesi gi bidir (biri talip çıkmazsa hak diğerine intikal eder).
٥٩٨١ - لا شُومَ فَإِنْ يَكُ شُومٌ فَفِى الْفَرَسِ وَالْمَرْأَةِ وَالْمَسْكَنِ (طب عن ابن عباس بن سهل بن سعد عن ابيه عن جده)
5981- Kötümserlik (uğursuz sayma) yoktur. Şayet olursa atta, kadında, meskende olur.
٥٩٨٢ - لاَ صَلَوةَ بَعْدَ الْعَصْرِ حَتَّى تَغْرُبَ الشَّمْسُ وَلَا بَعْدَ الْفَجْرِ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ إِلَّا بِمَكَّةَ إِلَّا بِمَكَّةَ (حم قط طس حل ق عن أبي ذر)
5982- İkindiden sonra güneş batana kadar namaz yokt. ur. Sabahtan sonra güneş doğuncaya kadar namaz yoktur. An-cak Mekke'de, ancak Mekke'de.
٥٩٨٣ - لا صَلَوةَ لِجَارِ الْمَسْجِدِ إِلا فِي الْمَسْجِدِ (قط عن جابر ق قط عن ابى هريرة حب عن عائشة
5983- Cami komşusunun namazı ancak camide olur.
٥٩٨٤ - لا صَلوةَ بِحَضْرَةِ طَعَامٍ وَلاَ وَهُوَ يُدَافِعُهُ الْأَخْبَثَانِ (م د عن عائشة)
5984- Yemek hazırken namaz kılınmaz, küçük ve büyük abdesti varken namaz kılınmaz.
٥٩٨٥ - لاَ صَلَوةَ لِمَنْ لاَ وُضُوءَ لَهُ وَلاَ وُضُوءَ لِمَنْ لَمْ يَذْكُرْ اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهِ
حم د هـ ك عن ابي هريرة ك عن ابن عبد الرحمن بن ابي سعيد)
5985- Abdesti olmayanın namazı yoktur. Abdest alırken Allah adını anmayanın da kâmil bir abdesti olmaz.
٥٩٨٦ - لا صَلَوةَ لِمَنْ لا وُضُوءَ لَهُ وَلَا وُضُوءَ لِمَنْ لَمْ يَذْكُرْ اسْمَ اللَّهِ تَعَالَى
1388
عليه ولا يؤمن بالله من لا يؤمن بى ولا يؤمن بى من لا نحب الانصار
YanıtlaSilقط على من عن سعيد بن زيد طلب عن الى صورة له من السماء بنت سعيد)
5988 Abdesti olmayanın namazı olmaz. Besmele'siz de olmaz. Bana iman etmeyen Allah'a iman etmiş olamaz. Paan sexmeyen de bana iman etmiş sayılmaz.
٥٩٨٧ - لا ضرر ولا ضرار من ضار ضارة الله ومن شاقى فى الله عليه
مالك والشافعي عن عمرو بن يحيى موسلا قط لك في عن أبي سعيد)
5987- Zarar vermek de yok, zarar görmek de yok. Kim zover verirse Allah ona zarar verir. Kim güçlük çıkartırsa Allah da one güçlük çıkartır.
٥٩٨٨ - لا ضرر ولا ضرار والرجل أن يضع خشبة في حائط جاره والطريق الْمَيْتَاءُ سَبْعَةُ أَذْرُعٍ (عب حم عن ابن عباس)
5988- Zarar vermek de, zarar görmek de yoktur. Ancak kişi komşusunun duvarına zarar vermiyorsa odun koyabilir. Yü-rüme yolu yedi arşındır.
٥٩٨٩ - لا طاعة لأحَدٍ فِي مَعْصِيَةِ اللهِ إِنما الطاعة في المعروف (خ) مدد
حب عن على
5989- Allah'a isyan olan yerde hiç kimseye itaat edilmez. İtaat ancak İslami hudutlar dahilinde olur.
٥٩٩٠ - لا طَاعَةَ لِمَخْلُوقِ فِي مَعْصِيَةِ الخَالِقِ" (حم طب له وابن خزيمة وابن جرير عن
عمران والحكم بن عمرو وابو نعيم خط عن انس طب عن النواس
5990- Halık'a olan isyanda mahluka itaat yoktur.
٥٩٩١ - لا طلاق إلا فيما تملك ولا عنق إلا فِيمَا تَمْلِكُ وَلا بَيْعَ إِلا فيما تَمْلِكُ وَلا وَفَاءَ نَذْرٍ إلا فيما تملك ولا نذر الا فِيمَا أَبْتَغِيَ وَجْهُ اللَّهِ تَعَالَى وَمَنْ
حَلَفَ عَلَى قَطِيعَةِ رَحْم فَلا يَمينَ لَهُ (دلك عن عمرو بن شعيب عن أبيه عن جده)
-1389
Dünyayı Kimler Yönetiyor
YanıtlaSilMigros'un küçüğü Şok marketler gibi...
sahteciliği var. "Bir yerde ucuza satabildiğin ürünü başka yerde Evet, Migros, Şok gibi... Ama orada inkâr yok, kapitalizmin daha pahalı niye satıyorsun?" sorusu sahipsizdir. Ayrı fasıl, geçe lim. Neticede, "Duvarcı Ustası" ve çıraklarının buluştuğu kulüp-lerin her birinin uluslararası örgütlenmeler oldukları ortada. Bazı yerlere gelebilmek için niye bu örgütlere üye olmak acayip bir ilti-mas sağlıyor? Sistem acaba ne ölçüde ahlâki ölçütler çerçevesinde işliyor? Gülünç bir ayinleri olduğunu biliyoruz. Bu ayinleri ye. nilemeye, hatta kısmen güncellemeye dahi cesaretleri yetmeyen masonların toplumda yenilik öncüsü olmaları akılla bağdaşır mı?
Ama o ritüelleri belirleyen birileri var demek ki...
O ayinler eskiden beri var, ama artık köhneleşmiş ve bundan beş yüz yıl öncesine ait. Fransada Tapınak Şövalyelerine yapılan operasyon için mahkeme sırasında haklarında iddia edilen ahlâk dışı alışkanlıklara dair söylentiler bugün ne kadar geçerli? Günü-müzde çok mu farklı? Onun için Masonların küresel oyun içinde şöyle bir rolleri olduğunu düşünüyorum: Bulundukları toplumun milli kültürlerini, milli duyarlılık noktalarını yok etmek. Bulun-dukları toplumdaki insanların mümkünse tamamını dünya va-tandaşı haline getirmek... Bulundukları ülkeleri sömürgeci siste-me bağımlı kılmak için ortam oluşturmak görevindedirler. Çoğu bunu bilinçli yapmaz elbette. Ama süreçte hizmet edilen efendi başka bir yerdedir; ülkenin içinde değildir.
Peki, hizmet edilen o efendi veya efendiler kimlerdir?
Mesela CFR'ye (Dış İlişkiler Konseyi) hizmet edebilirler. Bu işlerin en tepesi CFR'dir demiyorum. Belki görünürde en üst ma-
146
Mahir Kaynak Omer Lütfe Mete
YanıtlaSilkamlardan biridir. Küresel dalavereleri geliştirip uygulayanlar herhalde tek bir örgütte buluşmuş değillerdir. Her şeyi oradan ya piyor da değillerdir. Öyle bir tane imparator hazretleri ve onun idare ettiği gizli küresel yönetim kurulu olmasa gerek. Bir yerde birilerinin borusu ötüyordur. Birbirleriyle de amiyane tabirle si-dik yarışı içindedirler. Islah olunmamış hırsları, törpülenmemiş benlikleri yüzünden kaçınılmaz bir biçimde birbirlerini de yer-ler. Onları birbirleri aleyhinde dengeleyen tek şey küresel çarktır. Tabii nihai tahlilde soracak olursak dünyayı kim yönetiyor diye, dünyayı Allah yönetiyor. Buna hiç şüphe yok. İslam'ın itikat sis-temini Sufi yorumuyla benimsemiş bir insan olarak inanıyorum ki, her durumda yeryüzünde gerçekleşen her işin biricik, mutfak faili Allah'tır. Gerçekte her işi tedvir eden Allah'tır. Ama bu işleri nasıl tedvir eder? Şeytanı özgür bırakarak, şeytanın yardımcıları ile sınav çarkını yürütüyordur. Allah dilemese, izin vermese bir şey yapabilmesi mümkün olabilir? Bu yüzden dünyayı kim idare ediyor sorusunun cevabı tek kelimedir: Allah! Fakat Allah dünya-yı bütünüyle şeytanın eline bırakmış gibidir. Onun için kendile-rini dünyayı yönetecek devler ve yarı tanrı varlıklar olarak algıla-yanlar bana bütün ciddiyetlerine rağmen çok gülünç görünürler. Neden? Şeytanın yardımcısı veya oyuncağı oldukları halde bu-nun farkına varamamaları çok gülünç bir durum değil midir? Bu kadroların bir kısmı da ayinlerinde doğrudan şeytanla bilinçli bir şekilde işbirliği yapabilirler. Sadece Masonları kast etmiyorum. Mesela Türkiye'de herhangi bir Mason locası kendisini, belki de bütün mensuplarını, hatta üstadını bile bağımsız zannedebilir. Sadece şöyle de düşünüyor olabilir: Tamamen insani değerler bağlamında Fransa ya da İngiltere'deki genel merkezle işbirliği-miz var. Fakat farkında olmadan CFR'nin yönlendirdiği, yönetti-ği bir örgüt misyonu yürütüyor olabilirler. Zira kültür ve siyaset
147
Dünyayı Kimler Yönetiyor
YanıtlaSilhayatımızda yaptıkları genellikle böyle bir iştir. Küresel hayat tar tici yetiştirmek... Yani adam diyelim ki Masondur, çok büyük bir zını yaymak... Daha açık bir ifade ile küresel çeteye köle ve tüke gelip özelleştirmeye girmesini ister. Daha doğrusu istiyor görül zengindir. Fakat tutar, filan veya feşmekân yabancı sermayenin nür. Kendi sermaye gücü yetmediğine göre kamunun elinde kalsa ne olur? Özerk olarak yönetilmesi halinde niye özelleştirme şart? Olmaz! Çünkü onun ilahları öyle istiyordur. Kimdir ilahları? Kü-resel sermayedir. Onlarla işbirliği yapmazsa palazlanamayacağı ni, bulunduğu yerde bile kalamayacağını, yutulacağını bilir.
Mozart, Voltaire, Balzac, George Washington gibi çok bü yük masonlar var. Ama mesela Mozart niye mason olma ih-tiyacı duysun? Mason olmasa büyük sanatçı olamaz mıydı?
Mozart zaten çok genç yaşta ölmüş bir adam. Mozart'ı diğer-lerinden farklı tutmak lazım... İleri derecede bir mason olduğu-nu da sanmıyorum. Ama o günün şartları içerisinde masonlar iyi örgütlenmişler. Üstelik "yükselen değer" haline getirilmişler. Gizli işler her zaman insanları cezp eder. Düşünün, ancak seç-kinlerin kabul edildiği karanlık ve derin bir oda... Aynı zamanda moda... Gerçek yıldızlar da, bütün yeteneklerine ve özgüvenle-rine rağmen böyle bir cazibeye de meyledebilirler. Muhtemelen Goethe de masondur ve daha sonra Müslüman da olmuştur. İn-sanlar niçin 10 ya da 20 milyar verir de Galatasaray, Fenerbahçe üyesi olurlar?
Kendi reklâmını yapmak, itibar görmek için...
Kendi reklamını yapar tabii. Fakat ayrıca toplum ona bir de-ğer veriyordur. Milyonlarca insan futbolla ilgileniyor. Büyük ku-lüpler herkesin gözdesi. Oralarda sözde karar vericiler arasına
148
Mahir Kaynak - Ömer Lütfe Mete
YanıtlaSilo dö-girmek yüksek bir konum elde etmek gibi görülüyor. İşte nemde masonluk batılılar için öyledir. Hani bir zamanlar Ana-dolu'da memurların üye olduğu şehir kulübü gibi nasıl mahalli seçkinliğin belirtisi ise öyle. Üstelik Masonlukta bir de sana dün-ya çapında bağlantının esrarlı çekiciliği sunuluyor. Öte yandan bizzat Masonluk, "Filanca adam da burada" dedirtmek için ün-lüleri de aralarına almaya büyük önem verirler, özen gösterirler. Mozart, Balzac gibi yetenekli insanlar masonluğun içindeki istis-nalardır. Mason olmamaları halinde de büyük yeteneklerdir.
Burada bir noktayı daha belirtmek isterim. Masonlar hakkın-da bir sürü şey okudum, ama sağlıklı bir kanaat sahibi olamadım. Buna karşılık çok basit bir kitaptan, daha doğrusu kitapçıktan epey ciddi bir kanaat edinebildim. Sözünü ettiğim kitapçık ka-palı devre yayındı. Üzerinde Masonluk işareti olan bir kitapçık... 1933 tarihli. Üzerinde 35 kuruş diye fiyat da var. Satıldığına göre, herhalde çok da kapalı devre yayın sayılmaz... İki mason üstadın konferansı vardı bu kitapçıkta. Konferanslardan birisini Mehmet Akif Ersoy'un damadı ve önemli masonlarımızdan Ömer Rıza Doğrul vermiş. Diğer isim şu anda aklımda değil.
Hangi yıl verilmiş?
Konferansın verildiği tarihi çok iyi bilmiyorum, ama kitabın basım yılı 1933... Orada şunu gördüm. Bu iki konferans âdeta tasavvuftaki "vahdeti vücut" anlayışıyla pozitivist batı düşüncesi-nin çarpıtılmış şeklinden ibaret bir felsefe koyuyor ortaya. Aslın-da çok tanrılı, çok tanrıcı bir inanç oluşturuyor. O zaman kendi kendime dedim ki, Masonluğun en azından çağımızdaki ana he-defi, birincil derdi semavi itikatları yok etmektir.
149
Dünyayı Kimler Yönetiyor
YanıtlaSilMasonluğun Yahudiliğe hizmet ettiği tezi çürür o zaman, İlk bakışta öyle görünür, ama bence çürümez. Niye? Her şeyi
sen kontrol edersen herkesin semavi itikadı yıkılır, seninki hariç Kaldı ki İsrail için semavi itikat çok önemli değildir... Bugün Si yonistlere deseniz ki, "Size dünya krallığını vereceğiz, siz de Tev. rat'i inkâr edeceksiniz" acaba ne derler size? Pek çok tanrıtanımaz Siyonist vardır, malum. Milli ülkü önemlidir onlar için. Yahudi inancı, Siyonistler açısından milli ülküyü diri tutmaya yarayacak bir dayanaktır. Gerisi önemli değil. Adam belki sosyal demokrat-tir, belki tanrıtanımazdır, ama büyük İsrail ülküsünü herhangi bir Tevrat tutkunu Siyonist kadar savunabilir. Siyonist olmak böyle bir şeydir, ama Yahudi olmak bu değildir. İnsan Yahudi'dir, belki bir ölçüye kadar da dindardır, ama "kendisinin seçilmiş bir ırkın temsilcisi, bütün insanların da köle olduğu yolundaki saplantıyı benimsememektedir. Siyonizm ile Yahudilik birbirine karıştırıl-mamalıdır. Yani Masonluk Yahudiliğe hizmet etmez, ama Siyo-nizme eder.
Ama maddi hirstan dolayı önemli bir konuma geleyim diye bunu yaparlar. Ülkenin kim olduğu önemli değil, yeter ki ben nemalanayım diye düşünürler.
Daha açık konuşalım. Amerikalı vatandaşa sorarsanız insan-cıldır değil mi? Ortalama vatandaş böyledir... Çoğunluk genelde iyi hisler taşır. Fakat Amerikan orduları üç beş günde Irak'ı işgal ettiğinde bundan klasik sömürgeci hazzı duymazlar mı? "Benim ordum, benim askerim, zafer, kahramanlık, aslanlar, kaplanlar" türünden duygular onların yüreklerine uğramaz mı? Elbette bir gurur yaşarlar. Karşı çıkanlar bile büyüklüklerinin ve güçlerinin farkında olmanın bir tür keyfini de çıkarırlar. Kendi milletinin haklı veya haksız zaferinden ötürü rahatsızlık duyabilecek kaç in-
150
Mahir Kaynak Omer Lütfe Mete
YanıtlaSilsanhk tutkunu vatandaş bulabilirsiniz dünyada? Biz Kıbrısa mü-dahale ettik. Olağan durumda bize sorarsanız zaten bizim olması gereken bir yere müdahale ettik ve kahramanığımızla gurur duy-duk. Milliyetçilerimiz bununla gurur duydu da solcular rahatsız mu oldu? Gerçekten "enternasyonalci" veya satılmış olanlar böy-le bir başarıdan dolayı hiçbir şekilde olumlu duygular yaşama-yabilirler. Ha, bir de adam evrensel değerler için her şeyini feda edebilecek yapıdadır da huzursuz olmuş olabilir. İsrail'in küresel boyutta başarılı olmasını sadece Siyonistler mi arzu eder? Mesela bir zamanlar Fenerbahçede, kısa bir süre de Galatasaray'da top oynayan Revivo'nun hoşuna gitmez mi? Kolayca "hoşuna gitmez" diyebilir miyiz? Malum, İsrail'de resmi nikâhta söylenen şarkının sözleri Kudüs üzerine bir kutsama içerir. Evlenen her İsrailli o şarkıyı coşkuyla söylediği için kesinlikle Siyonist duyguların aşı-sını bir ölçüde alır. Görünürde Kudüs'ün İsrail için hep mukad-des bir yer olduğu vurgulanır, ama Kudüs merkezli bir dünyanın efendiliğinin özlemi satır arasında dile getirilir. Düşünün resmi nikâhlarında bile bu vardır. Masonlukla ilgili bugün yeni bir şey göremiyorum, ama Masonları kullananların karanlıkta olduğunu düşünüyorum. Masonlara ısmarlanan tasarıların ille de somut bir küresel tezgâh olması gerekmiyor. Bir kere çarkı kurarsınız. Ortak değerler, kardeşlik, eşitlik, adalet... Sonra buradan nereye gelirsi-niz? Özgür ticarete. Dünya ticaret örgütü ne diyor? Sıfır gümrük diyor. Dün özgürlük, adalet, eşitlik, bugünse sıfır gümrük... Sıfır gümrükle ticaret olduğu zaman özgürlük mümkün mü? En çok sermayesi olan, en çok üretim yapan adamla yeni yeni bir şeyler üretmeyi deneyecek bir toplumun eşit şartlarda rekabet etmesi-ne imkân ve ihtimal var mı? Kâğıt üzerinde baktığınız zaman bu eşitlik olur. Fransa, İngiltere ya da öteki sömürgeci ülkeler özgür-lük, eşitlik, adalet adına Osmanlı İmparatorluğu'ndaki toplumla-
151
Dünyayı Kenler Yönetiyor
YanıtlaSilkendileri neredeyse bir yüzyıl daha imparatorluklarını sürdürdü. rı daha 19. yüzyılın ortasından itibarın kopartıp ayırdılar. Fakat ler. 1960'da Fransa'nın Cezayir'de sömürgesi vardı.
Fransız İhtilali, I. Dünya Savaşı, Endüstri Devrimi gibi dünya yönetiminde meydana gelen önemli olayları Mason-ların gerçekleştirdiği söyleniyor. Bu doğru olabilir mi?
Bu çok katıksız bir komplo teorisi olur. Böyle pek çok iddia okudum. Oturup Masonlar olarak karar vermişler ve Yakışıklı Philip'in Tapınak Şövalyeleri'ne yaptıkları kötülük ve katliamın intikamını almak için Fransız Hanedanı'nı yok etmek üzere ihti-lali örgütlemişler. Ilginç bir senaryo... Yüzlerce yıl sonrasına kur-gulanan bir intikam, insana kolay kabul edilebilecek bir teori gibi gelmiyor. Fakat İhtilali'nde masonların çok ciddi rolü olduğu da gerçektir.
Voltaire, Balzac gibi isimlerle mi?
Voltaire, Balzac önemliler. Doğrudan ihtilalin liderliğini yü-rütenler içinde çok Masonlar çoğunluktadır. Fakat Fransada o ihtilâl hiç yoktan mı oldu? Bu şuna benzer: PKK'nın arkasında kesinlikle gizli servisler vardır. Peki, eğer güneydoğuda Türki-ye Cumhuriyeti devleti kurulduğundan itibaren orada ciddi bir eğitim hamlesi gerçekleştirilse, o insanlar iş sahibi olsa ve fe-odalizm geriletilmiş olsaydı, PKK'nın sömüreceği ağalık düze-ni olmasaydı, PKK diye bir örgütün dışarıdan destekle koca bir bölgede ayrılık duygularını bu kadar yükseltebilmesi mümkün olur muydu? Onun için Fransada krallığın çürümesi, hanedanla aristokrasi arasındaki ilişkilerin çarpıklaşması ihtilalin önünü açmıştır.
152
Dünyayı Kenler Yönetiyor
YanıtlaSilkendileri neredeyse bir yüzyıl daha imparatorluklarını sürdürdü. rı daha 19. yüzyılın ortasından itibarın kopartıp ayırdılar. Fakat ler. 1960'da Fransa'nın Cezayir'de sömürgesi vardı.
Fransız İhtilali, I. Dünya Savaşı, Endüstri Devrimi gibi dünya yönetiminde meydana gelen önemli olayları Mason-ların gerçekleştirdiği söyleniyor. Bu doğru olabilir mi?
Bu çok katıksız bir komplo teorisi olur. Böyle pek çok iddia okudum. Oturup Masonlar olarak karar vermişler ve Yakışıklı Philip'in Tapınak Şövalyeleri'ne yaptıkları kötülük ve katliamın intikamını almak için Fransız Hanedanı'nı yok etmek üzere ihti-lali örgütlemişler. Ilginç bir senaryo... Yüzlerce yıl sonrasına kur-gulanan bir intikam, insana kolay kabul edilebilecek bir teori gibi gelmiyor. Fakat İhtilali'nde masonların çok ciddi rolü olduğu da gerçektir.
Voltaire, Balzac gibi isimlerle mi?
Voltaire, Balzac önemliler. Doğrudan ihtilalin liderliğini yü-rütenler içinde çok Masonlar çoğunluktadır. Fakat Fransada o ihtilâl hiç yoktan mı oldu? Bu şuna benzer: PKK'nın arkasında kesinlikle gizli servisler vardır. Peki, eğer güneydoğuda Türki-ye Cumhuriyeti devleti kurulduğundan itibaren orada ciddi bir eğitim hamlesi gerçekleştirilse, o insanlar iş sahibi olsa ve fe-odalizm geriletilmiş olsaydı, PKK'nın sömüreceği ağalık düze-ni olmasaydı, PKK diye bir örgütün dışarıdan destekle koca bir bölgede ayrılık duygularını bu kadar yükseltebilmesi mümkün olur muydu? Onun için Fransada krallığın çürümesi, hanedanla aristokrasi arasındaki ilişkilerin çarpıklaşması ihtilalin önünü açmıştır.
152
Mahir Kaynak Omer Lütfe Mete
YanıtlaSilMasonlar bunu yapacak kadar organize değillerdir diyorsu nuz...
Ne kadar iyi örgütlenmiş olurlarsa olsunlar, şartlar elverişli hale gelmese ne yapabilirlerdi. Şartlar çok elverişli hale gelmişti.
Bu olaylarda liderlik yapanların önemli bir kısmının mason ol-ması, karar veren mercilerin bunlar olduğunu göstermez. Ha, ka-rar veren ve uygulayanların tamamı Mason olabilir. Bunlar daha sonra üst düzey kulüplerin görevlileri de olmuşlardır. Şöyle ifade etmek daha doğru olur: Bunlar locaların merkezinde başlamış ve pişirilmiş işler olmayabilirler. Fakat Mason localarının rah-le-i tedrisinden geçmiş insanların oluşturduğu başka üst düzey mekanizmalarda planlandıkları ve uygulandıkları düşünülebilir. Fransız ihtilaline öncülük etmişlerdir. Birinci ve İkinci Dünya Sa-vaşı'nda etkin olmuşlardır, tamam... Fakat bu ölçekte büyük olay ve süreçler ne kadar iyi planlanmış olursa olsunlar şartlar müsait olmasa geliştirilemez ve gerçekleştirilemezler. Şöyle bir örnek ve-reyim: Mesela, "Karda yürür iz bırakmaz" deriz. Bazı zamparalar böyle yaparmış... Fakat bu zor bir şeydir. Karda yürüyorsunuz, arkanızdan da şiddetli bir şekilde kar yağmaya devam ediyor. Şimdi siz arkanızda iz bırakmamış mı oluyorsunuz? Yoksa karda yürüdüğünüz takdirde iziniz kalır. Tek yolu, arkadan tekrar karın yağmaya devam etmesidir. Yani şartlar size yardım etmelidir.
Arkada bir güç var...
Arkada bir güç var. Birisi gider filanca ülkenin ormanını ate-şe verir. İtfaiye bu yangını çok kısa sürede de söndürebilir, ama bir şiddetli rüzgâr çıkarsa söndüremez. Fransız İhtilâli veya Bi-rinci Dünya Savaşı'nda her şey sadece planlayanların planladığı gibi gelişmiş değildir. Doğal gelişmeler de bu hadiselerin cereyan edişinde rol oynamıştır. Bunu kaçırmamak lazım... Zaten bir in-
153
Dünyayı Kimler Yönetiyor
YanıtlaSilsanın tanrı gibi her işi tıpkı planladığı gibi bitirebilmesi mümkün doğruya şeytanda var olduğuna inandığımız güçlerin tamamını değildir. Hiçbir zaman böyle bir şeye inanmıyorum. Doğrudan özgürce kullanabilseler bile, insanoğlu ne birey ne de grup olarak böyle bir yeterlilik edinemez! Allah bunu kıskanır? Benim tezim budur. Allah peygamberlerine bile böyle bir iktidar vermemiştir, niye alçakça işler yapan adamlara versin? Fakat bunlar kendile. rini ilahlar olarak kandırsınlar diye Allah onları şaşırtmış. Çark, sınav çarkı... Sınavın olabilmesi için, en azından belli bakış açı-larına göre bir "kötü adam" cephesi bulunmalı. Bir zorlayan, bir soran, soruşturan olmalı...
. Atatürk'ün mason olduğuna dair bir rivayet var. Makedon-ya'daki mason locasına kayıtlı olduğu söyleniyor. Ama Ata-türk'ün mason localarını kapattığını da biliyoruz. Bu duru-mu nasıl yorumluyorsunuz?
Bu kaynakların doğru olup olmadığını bilmiyoruz, olaya akıl yürüterek bakalım. Mustafa Kemal Atatürk hakkında Türkiye'de iki kesin yorum vardır: Birincisi Atatürk tanrıdır demeye varacak kadar at gözlüğüyle bakanlarınkidir. İkincisi de, "Atatürk deccal-dır" diyen, onun yaptığı her işin arkasında bir melanet arayan-ların yorumu. Bu yorumların ikisi de aynı derecede kötüdür ve akıl dışıdır Atatürk tanrı da değildir, deccal de. Atatürk yetenekli, hırslı, tutkulu, kabına sığmayan bir adamdır. Böyle bir adamın döneminde bütün acar subayların heves ettiği uluslararası bir ör-gütlenmenin parçası olmayı istemesi çok doğaldır. İnandığı veya inanacağı için değil, kendi hayallerini gerçekleştirmesine yardım-cı olabilme ihtimalini gördüğü için girebilir. Bu, Atatürk'ü diğer-lerinden daha aşağı veya yukarıya çıkarmaz.
154
Mahir Kaynak-Ömer Lütfe Mete
YanıtlaSilGenclik dönemlerinde en azından...
Deli dolu, bıçkın, kabına sığmayan, kural tanımayan bir adam... Sistemle de kavgası var, belki de saltanata kafa tutan bu insanların tamamın Masonlukta şöyle bir değer de görmüşlerdir: Küresel özgürlükçü vizyonun mekanizması Mason localarıdır. O zaman için onlara öyle gelmiştir. Hele bir de, "Bakın biz Masonlar Fransız İhtilali'nin mimarıyız" diye propaganda da yapıyor iseler. aynısını Osmanlı'da hayal eden bu yeni Türklerin localara gidişini anlamak zor olmamalı... Ancak Atatürk girmiş bile olsa çok faz-la içli dışlı olduğunu sanmıyorum. Her toplantıya gittiğini, çok disiplinli bir katılımcı olarak devamlılık gösterdiğini düşünmü-yorum. Atatürk gibi çılgın bir yetenek böyle bir mekanizmayı va-tanperver olarak zararlı, siyasetçi olarak kendi gücünü paylaşan bir erk olarak görebilir. Bu durum Atatürk'ü küçültmez, sonradan locaları kapatması da yüceltmez.
Niye kapattı? Nasıl olsa ülkenin tek lideri konumunda, hiç dokunmayabilirdi.
Dedim ya, Atatürk vatanperver olarak bu uluslararası örgüt-lenmenin ülkeye zararını veya kendi bağımsızlık duygularıyla çe-liştiğini gördüğü için kapatmış olabilir. Ya da sadece bir devlet adamı olarak kendi iktidarının yarı ortağı gibi davranabilecek bir örgütlenme biçimi olduğunu görür, o yüzden yok etmek isteye-bilir. Bu gerekçeler Atatürk'ü ne yüceltir ne de küçültür. Ayrıca bu kapatma hiçbir şekilde Masonların en hızlı ve en sıkı Atatürk-çü olan kesimlerinde kolayca örgütlenmelerine engel olmamıştır. Bir yandan Atatürk kapattı diyoruz, ama bu memleketin en iyi Atatürkçüleri veya öyle geçinenleri mason oluyorlar. Bu Mason-ların meziyeti mi ya da Atatürk'ün kusuru mu? Öyle her şeyin düz bir mantıkla çözülebildiği bir gerçeklik alanında değiliz. Ta-
155
Dünyayı Kimler Yönetiyor
YanıtlaSilrihte bir sürü çelişkiler vardır. Aynı ideolojiye mensup insanlar karşıt ideolojilerdeki insanlarla ailevi, maddi sebeplerden, yani rüzgârın esiş tarzından ötürü aynı çizgide buluşmuş olabilirler. Alın işte, Susurluk kazasında aynı arabada bir feodal bey, bir de. rin vadi insanı, bir polis şefi, bir de şov dünyasının kenarlarında dolaşan hatun vardı. Bu dördünü bir araya hangi ideolojik man-tıkla getirebilirsiniz. Hiçbir şekilde gelmez. Mesela bazı iktidarla rın içerisinde öyle etkin adamlar vardır ki, Karadenizli başbaka nın saltanatının sürdüğü dönemde Karadeniz mafyasını çökertir, Kürt mafyasına ivme kazandırabilir. Yahut Çerkez mafyasına... Yahut Gürcü mafyasına... O yüzden her şey doğrusu doğrusu-na, eğrisi eğrisine gelmez. Bazı şeyleri açıklayamayız, çünkü in-san gibi karmaşık bir organizmanın teşkil ettiği yapılar çok daha karmaşık olma durumundadırlar. Neticede Gazi'nin bir zamanlar mason locasına girdiği yolundaki iddia doğru olabilir ve bu hiç-bir şeyi değiştirmez.
Peki masonlar kime hizmet ediyorlar?
Sanırım daha önce değinmiştim: Masonlar öyle veya böyle sonuçta dünya vatandaşı üretimine hizmet ediyorlar. Bu da milli toplumları yok edici bir süreçtir. Bir numaralı hizmetleri bence budur. O yüzden mesela bir bakarsınız Masonik bir örgütlen-me Türkiye'de batı musikisi konserleri vermeye öncülük edebilir, bunların yaygınlaşması için çalışabilir. Ama milli musiki ekolüne katkıda bulunmak gibi bir dertleri olmaz. Uluslararası resim sa-natını öne çıkarabilir, ama mesela minyatür için bir dertleri pek olmaz. Zaman zaman birtakım milli kültür değerlerine saygılı ya da sahip çıkıcı davranışlarda bulunan Masonlar da görebiliriz. Şunu da istisna olarak kaydedelim: Bugün Türkiye'de milli duyar-
156
"Bütün gerçekler üç aşamadan geçerek sınanır. Önce komik bulunur, sonra şiddetli bir direnişle karşılaşır ve üçüncü aşamada kesin doğru olarak kabul edilir.
YanıtlaSilArthur Schopenhauer, Filozof, 1788-1860
Soğuk Savaş sonrası Yeni Dünya Düzeni fikrini ortaya atanlar nasıl bir model öngörüyorlardı?
Uyuşturucu, eroin, organ nakli, kaçak insan ticareti, fuhuş gibi yasa dışı yollardan gelen kara paralar kimlerin kontrolünde?
Opus Dei ve Vatikan çok güçlü sermaye yapılarına rağmen, niçin dünyayı kontrol etmede etkin değiller?
Küresel sermaye ve büyük aileler medyayı nasıl istedikleri gibi manipüle ediyorlar?
Dünyayı yönetiminde etkin olduğu farz edilen gizli örgütler aslında sadece birer görüntüden mi ibaretler?
hir Il Halk Kütüphanesi
DEMO
zorluğun gizli kurmayları Türkiye llerini gerçekleştirmek için kimleri
1 4 6 0 *
Dermraunyanın politik büroları kimler?
DÜNYAYI KİMLER YÖNETİYOR
YanıtlaSilZUZL
Küresel İmparatorluğun Gizli Kurmayları
22
Mahir Kaynak & Ömer Lütfi Mete
022
Müsibetler ne Zaman Gelir, Nasıl Önlenir?
YanıtlaSiliçindekiler
Önsöz
6
Takdim
7
Felâkete davetiye çıkarmak
9
Uyarı ve ceza
16
Umumî musibetler ne zaman gelir?
19
1. Dine savaş açılırsa
23
2. Küfürde inatlaşılınca
26
3. Zulümler artınca
28
4. Zulme taraftar olunca
32
5. Yaratılış gâyesinden uzaklaşılırsa
35
6. Emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münkerde ihmalkârlık
37
7. Kötülükler yaygınlaşırsa
44
FELAKETE UĞRAYAN KİŞİ VE TOPLUMLAR
51
Azgın ve taşkın bir kavmin sonu
Kasırgayla helâk olan kavim
52
Korkunç gürültü ve Semud KP
54
Hz. İbrahim ve Nemrud
Lût Kavmi niçin helâk
Medyen ve Eyke halk
Sadece senin bildiğin başka birisinin bilmediği ismin hürmetine, bütün hepsinin bildiğin isimlerinin hürmetine manevi âlemde ki, maddi âlemde ki, ilimleri, hayırları, nimetleri, afiyetleri, selâmet leri yakinleri ezelden ebede müminlerin ve hayırlı ların hürmetine ezelden ebede müminlerin hayırlıların üzerine indiriver yarabbi.
YanıtlaSilY. C.
K
YanıtlaSilkılınç
530
liling فلنج : )bak kılıç(
killet : azlık
killet-i ilm (ilim( قلت علم : ilim azlığı ilimce ye tersizlik
kir قبر : evlerin bulunmadığı açık arazi
kiraat 1 : قرائت.okuma 2.okunuş
kiraatça قرائنجه : okuma bakımından
kıraat edilmek قرائت ايدلمك : okunmak
kiraat etmek قرائت ايتمك : okumak
kiraat - Fatiha قرائت فاتحه : Fatiha Suresini oku-ma
kiraat Kur'an قرائت قرآن : Kur'an okuma
kiraat-i seba قرائت سبعه : Kur'an'ın yedi çeşit okunuşu, Kur'an'daki bazı kelimelerin (sı-rat, målik, Cibril kelimelerinde olduğu gibi) farklı şekillerde okunuşu: 1.Kureyş 2.Huzeyl 3.Havāzin 4.Kinane 5.Sakif 6. Temim 7. Ye-men halkının şivesine göre yedi farklı tarzda okunuşu
kıraatsız قرائنسز : okuması olmayan, okuma bilmeyen
kira قرا : susuz ve verimsiz(yer(
kiraet قرائت bk kıraat(
kiraeten قرائة : okuyarak
kirba قربه : deriden yapılmış su kabı, su tulu-mu, su torbası
kırbaç قرباج : deriden yapılmış kamçı
Kirgiz قيرغيز : Orta Asya'da bir Türk toplumu.
Kırgızlar, Türkistan ve Doğu Türkistan'la Si-birya arasındaki bölgede uzun süre göçebe olarak yaşamışlardır. Batı tarafta yaşayanlara Kırgız ve Kazak, Çin'in kuzeyindeki bölge-lerde yaşayanlara Kara Kırgız adı verilmiştir. Konuştukları dil esas olarak Türkçe olmakla beraber Moğolca ve Farsça kelimeler ve Arap-ça İslamî bir kısım terimler de Kırgız diline geçmiştir
Kirim قبرم : Kırım Karadeniz'in kuzeyinde Azak Denizi'nin güneyinde bir yarımadadır. Kerç yarımadası ile doğuya doğru uzanır
Kırım'ın 2005 nüfus sayımı sonuçlarına göre nüfusu 1.994.300 idi
Ülke nüfusunun büyük çoğunluğu Rus ol-makla birlikte, ülkede Ukrainler ve Kırım Ta-tarları oldukça büyük nüfusa sahiptir. Ruslar: %58, 32; Ukrainler: %24, 32; Kırım Tatarları: %12, 1; Beyaz Ruslar: %1, 44; Tatarlar: %0, 54;
530 Ermeniler: %0, 43; ve Yahudiler: % 0, 22.
YanıtlaSilKirim
Diğer azınlık grupları: Karadeniz Almanları, Romanlar, Bulgarlar, Polonyalılar, Azeriler, Koreliler ve Yunanlılar'dır.
mektedir devlet işlemleri sıklıkla Rusça ile yürütül Devletin resmi dili Ukrayna dili'dir, ancak
Kırım Halk Cumhuriyeti kurulmadan önce Kırım, Rusya İmparatorluğu içindeki Tavrida Guberniyası'nın bir parçasıdır.
7 Nisan 1917 günü Akmescit'de Bütün K rım Müslümanları Kongresi toplanmıştır. Bu 1500'den çok kişi katılnıştır. Toplantıda en ak tif olanlar Vatan Cemiyeti'nden Seyitcelil Hat-tat, Ablakim İlmiy, Asan Sabri Ayvazov gibi milletçilerdir. Toplantıda Kırım Müslümanlan Merkezi İcra Komitesi belirlenmiştir. Noman Celebicihan komitenin başkanı ve Kırım Müf tüsü seçilmiş, Cafer Seydamet ise o Rusya Hu kümetinin ellerinde olan Vakıf Komisyonu'nın başkanı seçilmiştir. İkisi de o zaman Kırım'da değil, savaştaydılar.
Bu vakitlerde bütün Kırımlıların aklından geçen "Kırım Kırımlılarındır!" fikri aydınlar tarafından söylenmeye başlanmıştır.
Ekim 1917'de İcra Komitesi'nin bir toplantı sında Noman Çelebicihan Kırım'ın geleceği-nin belirlenmesi Kurultay (Qurultay)'ın top lanmasının mümkün olacağını söylemiş ve bu fikir kabul edilip Kurultay'ın toplanması kararı alınmıştır.
Kurultay'a 76 milletvekili katılmıştır. Bu milletvekillerinden 24'ü Yalta'dan, 19'u Ak-mescit'den, 16'sı Kefe'den, 11'i Kezlev'den ve 6'sı Orkapı'dan gelmiştir. Milletvekillerinin aralarında dört kadın: Şefika Gasprinskaya, Anife Bdaninskaya, İlhan Tohtar, Hatice Avcı da vardır.
Kırım Halk Cumhuriyeti, her ne kadar Kı-rım Tatarları'nın oluşturduğu Qurultay'ın girişimleriyle kurulmuş olsa da yarımadada yaşayan tüm etnik kimliklerin eşitliğine da-yanmaktaydı. O dönemde nüfusun çoğunlu-ğu Ruslardan oluşmaktaydı (%42). Rusların haricinde yarımadada Ukraynalılar (%11), Ermeniler ve Yunanlılar da yaşamaktaydı.
Ukrayna, Kurultay toplantısına hayırlama mektubunu yollamıştır. Rusya'nın Bolşevik Hükümeti ise Kırım Tatar Kurultayı'nı ve Hükümeti'ni tanımamıştır.
Ranya'da ise Imparatorluk devrilip komo Karadenia Floninun gemilerini Akyar dan nist rejim başlamıştır. Arbty Ihtilal Komitesi, Keule, Yalta, Kele, Ker ve diger sehirlerine rollayop Cumhuriyet askerleriyle savaşmaya
YanıtlaSil16 Ocak dan Subat'ın başına kadar Akyar ve Bahçesaray yakınlarında savaş sürdo. Sayren kovánun yakınlarında 40 bin kişilik Bolşevik usu ile savaşa giren 3 bin kişilik Cumhuri vet ordun yenilgiye uğradı. Bunun ardından. Kim' istila eden Bolsevikler Cumhuriyeti tiklarını ilan ettiler. Kırım Halk Cumhu yeti Hükümetinin başkanı Noman Çele bahan Akyar'da 23 Şubat 1918 idam edildi Böylece tarihteki ilk Kırım Tatar Cumhuriye and
ti yok oldu. Kirkages فرق الماج : Ege Bölgesinde, Manisa ili ne bagh ilçe
sas قصص : kossalar, geçmişte meydana gel miş ibret verici gerçek olaylar, bu olayların anlatılması, hikâyesi
ksas Kur'aniye قصص قرآنیه : Kur'an'da anlatı
lan kıssalar, Kur'an'da anlatılan ibret verici olaylar
ds قصاص : aldarme veya yaralama suçunda suçluya ayrı cezanın verilmesi, suça eşit cesa verme, suç ve ceza eşitliği
قيصر : dogurmayan, yavru meydana getirmeye elverişli olmayan 2.verimsiz, so
km: 1. parça, bölüm 2 grup, takım, boluk
kasm : Ook kasım)
kisms her قسم اخر : öteki kısım, diger kısım
kism ahir قسم اخر son kasm
smaram قسم اعظم : en böyük kastm
lam-salm قسم عظيم : boyük kasım
kams diger قسم ديكر : diğer kasım, öteki kısım
kam ekserisi قسم الكتريسي : eksert kısmı,
çoğu kasmı
mehall قسم قليل : askısım, ambıkta kalan
kasem
kisme mühim قسم مهم : onemli kısım
kam sani قسم ثانی : ikinci kasum
kismen bir kısım, biraz
kismet قسمت : dagen pay, alınan pay, nasip
kismi قسمى : bir kısma ait, bir kısmını ilgilen diren
kissa قفه : Libret alınacak olay, böyle bir ola
11
YanıtlaSilkitlik
yın hikâyesi, anlatılması 2.hikâye, masal, des tan, fıkra 3.olay; macera 4. Kur'an'da anlatılan ibret verici olay
kissa-l acibe قمة عجيبيه : hayret verici kıssa (olay)
kissa-i acībe-i meşhure قصة عجيبة مشهوره : her kesçe bilinen (ünlü) ve hayret verici hikâye
kissa-i Lut ve Davud (as.( قضة لوط و داود : Lut ve Davud (a.s.)'ın kıssası (ibret verici olayı)
kissa-i meşhure فضة مشهوره : unlu lassa, her kesçe bilinen ibret verici olay (veya hikaye)
kissa-i Musa (a.s.( فضة موسى : Musa (a.a.)'nın kıssası, Musa (a.s.)'nın yaşadığı ibret verici olay
kissa-i müdafaa قصة مدافعه : savunma olayı
kissa-i temsiliye قصة تمثيلية : temsili olay, ör-nekle anlaşılması için örnekle anlatılan ibret-li olay
kissa-i Yusuf (Yusufiyye as. قصة يوسفيه : Yusuf (a.s.)'ın kıssası. Yusuf (a.s.)'ın yaşadığı ibret verici olay
K
kissat قضات : bk. kıssa(
kissis قسيس : keşiş, papaz, manastır rahibi, Hi-ristiyan din adamı
kistas قسطاس : ölçü; doğruluk, adalet, değer gibi mânevî konularda başvurulacak ilke, prensip, kriter, mi'yar
kışır قشر : kabuk
kışla فيشله : askerlerin topluca barındıkları bina
kışr قشر : )bk. kışır(
kışr-ı zahirî قشر ظاهری : dış kabuk görünen ka-buk
kışri قشری : kabukla ilgili, (mec.) temele, esasa, öze ait olmayan
kita 1 : قطعه.kita, dünyanın büyük kara parça-'arından her biri (Asya, Avrupa, Kuzey ve Gü-ney Amerika, Avustralya, Antarktika) Antarktika) 2.bölge 2. (ülke) 3.parça, bölüm, kısım 4.(ed) iki beyit veya dört mısradan meydana gelen şiir parça-sı 5.askerî birlik, başında komutanı bulunan bir grup asker 6.(zaman için) devir, çağ, asır, yüzyıl, zaman bölümü
kita قال : savas harp 2.çarpışma, vuruşma, öldürmek için karşılıklı çarpışma
kitlik قطلق : mal veya yiyecek üretiminin azlığı veya yetersizliği 2.açlık, açlık sıkıntısı 3.azlık, yetmezlik
KÜTÜPHANE DOĞUMHÂNE OLDU
YanıtlaSilİmam Süyûtî, 3 Ekim 1445'te Kahire'de doğdu. Annesinin Türk veya Çerkez asıllı bir câriye oldu-ğu belirtilir. Babası vefât edince altı yaşında yetim kaldı. Aile bü-yükleri tarafından himaye edildi ve dinî ilimler tahsil etti. Sekizin-de hafız oldu, on yedisinde kitap te'lif etti, on sekizinde ders ver-
meye başladı. Tefsir, hadis ve fi-kıh ilimlerinde derinleşti. İmam Süyûtî, 18 Ekim 1505 tarihinde vefat etti. Kabri, Kahirededir.
*
İmam Süyûtîye «İbnü'l-Kü-tüb> yani «Kitapların Oğlu» de-nirdi. Zira ilim ehli olan babası bir gün mütalâa etmek üzere hanımın dan bir kitap isteyince, hanımı kü-tüphaneden kitabı getirmeye git-ti. Kitapların arasında iken sancısı
başladı ve İmam Süyûtîyi bu kü-tüphanede doğurdu. (Kamil ÇAKIN, Celaleddin es-Süyüti», Dini Araştırmalar Dergisi, Ankara, 2001, c. 4, s. 10,7-8)
de
YanıtlaSilسورة بقره (٢٦-٢٧)
[سوال ؟ ] ، فاسقك فقله ارضك سكننك متأثر ولمى عقلدن اوزا قد ؟
الجواب ] مادامكه ارضده نظام وار. البته موازنه ده وار حتمی نظام، موازنه یه تا بعد جائے علمی ماكنه نك ديشاری آراسته دو شهر كوجك برشيدن ماكينه متأثر اولور يلكرده ماكينة نك فعاليه طورور و با خود فرضا اللى طاغ برتر ازمنك انكى كوزنه قونول، ترازی موازی اولد یعنی وقت زاریان بر کوزینه بر جویز علاوه اید یاسمه، تر ازین موازنه ی بوز ولور . دندانه ده معنوی نظام ماکین می و بارد.
متمرد بر فاسقك فقی، ارضك موازنه معنویه سنی بوز مه وسیله اولا بیاید.
أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ ) (أوليك ) اوج شيئى افاده لیدیو. (بریسی) احضار ایمان - (ایکنجیسی محو بند ( او چنجیبی) اوزا قلقدر. ديمك بو ( أولئِكَ ) غائبده اولان او فاسقاری احضار ايدر، محسوس
به شکده کوسترير.
[ سؤال ؟ ] او نارك احضار يني ايجاب ايدن سبب نه در؟ [ الجواب ] سامعك طلبي وابسته مبيدر اوت او نارك پيس احوالی ایشیته سامع، او نادره قارشو حس ایتدیگی حدت و نفرتی ازاله ایمان ايجون، او نارك خسرانه ایله تجزیه لرنده و توصیف برنده، دانکه او زاری قایشوینده ها خر او درهم
كورمن ایسته یور. تا (اوخ، اوخ) ديمه قلبي راحت اولون.
لكن مشاهده اتمك ممكن او لاديفى تقديرده ( أوليك ) ایله محسوس كوستر يلم لری ، کو یا او نارك احواللری، خبيث صفتهاری و شهرت و كثر تاری، اویله بر هذه بالغ اولمشدركه، هر كسان نظر نفرتی او کنده او نارك او حا لاديني تجسم التديره رك محسوس بي شكره كوسترير. و بواشار ندن، خسارته محكوم ہیں
اولد قلد ينك سبي ده افلا شيدا من اولور.
او فاستفاده راجع اولان ( أولئِكَ ) نك افاده ! ( أُولئِكَ ) نك افاده ایتدیگی او را قلعه ایسه، او نارك طريق حقونه اوز اقلقاری اویله به درجه یه بالغ اولمشدركه او نارك طريق حقه رجو عاری ممکن دیگور. وبو یوزدن ذمه ، تحقیر مستحق اولمن اولد قلمدينه اشار تدر.
مصرى افاده ليدن ( هم ) خسارتك اوزاره منحصر اولديغنه دلالت ايدر. حتى مؤمن ادرك بعض دنيا لف تارنده خار تاری، خسارت صابرلمان و بینه مؤمنار من اهل تجارتك تجار تارنده واقع اولان
خریدی، خسارت دگلدر
بالغ
YanıtlaSilBalig: Erisen
فايق
Fasik: Haram işleyen
فنق
Fisk: Haram işleme
خبيث
Habis: Kötü pis
حارة
Hasaret: Zarar
حضر
Hasr: Mahsús kılma
خسران
Hüsran: Zarar
الخضار
ihzar: Hazırlama
إزالة
İzale: Giderme
كثرت
Kesret: Çokluk
محسوس
Mahsus: Hissolunan
محسوسيت
Mahsasiyet: Hissolunma
مُوَازَنَةٍ مَعْنَوِيَّهِ
Muvazene-i ma'neviye: Ma'nevi denge
موازی
Muvazi: Paralel
مخصر
Münhasır: Mahsús kılınmış
مستحق
Mistahak: Hak eden
مشاهده
Müsahede: Görme, gözlem-
leme
متأثر
Müteessir: Etkilenen
متمرد
Mütemerrid: İnåd eden
نَظَرِ نَفْرَتْ
Nazar-ı nefret: Nefret bakışı
راجع
Raci: Geri dönen
رجوع
Rica: Geri dönme
سمع
Sami: İşiten, dinleyen
تحقير
Tahkir: Hakaret etme
طريق حق
Tariki hak: Hak yolu
توصيف
Tavsif: Vasıflandırma
تجزيه
Tecessüm: Cisimlenme
Tecziye: Cezalandırma
واقع
Vakı: Meydana gelen
Zem: Kötüleme
Sual: Bir fasıkın fıskıyla arzın sekenesinin müteessir olması akıldan uzaktır?
YanıtlaSilElcevabr Madem ki arzda nizam var. Elbette muvázene de bir makinenin disleri arasına düşen küçük bir şeyden var Hatta nizam, muvázeneye tabi'dir. Binaenaleyh makine müteessir olur. Belki de makinenin fa'aliyeti
durur. Veyahud faraza iki dağ bir terazinin iki gozune konulsa, terâzi muvázi olduğu vakit terazinin bozulur. Dünyanın da ma'nevi nizâm makinesi böyledir bir gözüne bir ceviz ilave edilse, terazinin muvázenesi
Mütemerrid bir fâsıkın fıskı, arzın muvázene-i ma'neviyesini bozmaya vesile olabilir.
)أوليك) (أوليك هم الكاميرون( Üç şeyi ifade ediyor.
Birisi ihzår etmek, ikincisi mahsûsiyet, üçüncüsü uzaklıktır. Demek bu اوليك gäibde olan o fâsıkları ihzår eder, mahsüs bir şekilde gösterir.
Sual: Onların ihzârını îcâb eden sebeb nedir? Elcevab: Sâmiin talebi ve istemesidir. Evet, onların pis ahvâlini işiten såmi', onlara karşı hissettiği hiddet ve nefretini izâle etmek için, onların hüsran ile tecziyelerinde ve tavsiflerinde, sanki onları karşısında hazır olarak görmek istiyor. Tå "Oh, oh!" demekle kalbi rahat olsun.
Läkin müşâhede etmek mümkün olmadığı takdirde أوليك ile mahsüs gösterilmeleri, güya onların
pis ahvålleri, habîs sıfatları ve şöhret ve kesretleri, öyle bir hadde båliğ olmuştur ki, herkesin nazar-ı nefreti önünde onların o hållerini tecessüm ettirerek mahsús bir şekilde gösterir. Ve bu işaretten, hasårete mahkûm olduklarının sebebi de anlaşılmış olur.
O fâsıklara râci' olan أوليك 'nin ifade ettiği uzaklık ise, onların tarik-i haktan
uzaklıkları öyle bir dereceye bâliğ olmuştur ki, onların tarik-i hakka rücuʻları mümkün değildir. Ve bu yüzden zemme, tahkire müstehak olmuş
olduklarına işarettir.
Hasrı ifade eden (4) hasâretin onlara münhasır olduğuna delalet eder. Hatta mü'minlerin bazı dünya lezzetlerinde hasaretleri, hasâret sayılmaz. Ve yine mü'minlerden ehl-i ticaretin ticaretlerinde väki olan zararları, hasâret değildir.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilفَلَمَّا جَاءَ أَمْرُنَا جَعَلْنَا عَلَيْهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا على
ودو
حجارة من سجيلٍ مَنْضُودٍ مُسَوَّمَةً على وَمَا هِيَ مِنَ الظَّالِمِينَ بِبَعِيدٍ ، وإلى مدين العالم شعيباً قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنَ اللَّهِ يا وَلَا تَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ إِلَى أَرْبَكُمْ عَيْنِ وَإِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُجِيطٍ وَيَا اور أَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ وَلَا تَبْخَسُوا الثاني أَشْيَاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ بَقِيتُ الله خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ وَمَا أَنَا عَلَيْكُمْ بِحَقِيدٌ . قَالُوا يَا شُعَيْبُ أَصَلُّوتُكَ تَأْمُرُكَ أَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ آبَاؤُنَا أَوْ أَنْ تَفْعَلَ فِي أَمْوَالِنَا مَا نَشَؤُا إِنَّكَ لَأَنْتَ الحَلِيمُ الرَّشِيدُ قَالَ يَا قَوْمِ أَرَأَيْتُمْ إِنْ كُنْتُ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّي وَرَزَقَنِي مِنْهُ رِزْقًا حَسَنًا وَمَا أُرِيدُ أَنْ أَخَالِفَكُمْ إِلَى مَا أَنْهُيكُمْ عَنْهُ إِنْ أُرِيدُ إِلَّا الْإِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُ وما توفيقي إلا بِاللهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ أَنِيبُ .
إِنْ أُرِيدُ إِلَّا الْإِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُ وَمَا توْفِيقِي إِلَّا بِاللَّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ أنيب .
66 Ben sadece gücümün yettiği kadar islah etmek istiyorum. Fakat başarmam ancak Allah'ın yardımı iledir. Yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na döneceğim.99 (Hüd, 11/88)
نوزا فور
Mushaf sayfa no: 230
Hafızlık sayfa no: 12. cüz/11. sayfa
BAŞARI ALLAH TAN
BİLGİ
Ayette, Hz. Şuayb'ın, davetine uymayanlara söylediği bir söz aktarılmakta-dır. Böylece, peygamberlerin insanları hidayete erdirmelerinin kendilerinden kaynaklanan bir kabiliyet olmadığı, gayret ettikten sonra başarının sadece Allah'ın inayetiyle mümkün olduğu, Hz. Şuayb'ın dilinden ifade edilmiştir. Ayrıca, müşriklerin Müslüman olması için kendisini helak edercesine yoran Peygamberimize de bir mesaj verilmiş. Allah'ın yardımı ve izni olmadan hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceği bildirilmiştir. Peygamberlerin görevi sadece vahyi tebliğ etmektir. Hidayete erdirmek Allah'ın elindedir.
MESAJ:
1. Gayret bizden başarı ise Allah'tandır.
2. Dinimiz uğrunda elimizden gelen gayreti göstermekle mükellefiz.
KELİME DAĞARCIĞI:
Tevfik: Hayırlı işlerde Allah'ın kişiyi başarılı kılması. Islah: Düzeltmek, daha iyi håle getirmek. İfsadın zıddı.
-230
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء الثاني عشر
وَاسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا إِلَيْهِ إِنَّ رَبِّي
رَحِيمٌ وَدُودُ .
"Rabbinizden bağışlanmayı dileyin, sonra O'na tövbe edin. Muhakkak ki rabbimin merhameti ve sevgisi boldur.'
dedi.99
(Hüd, 11/90)
وَيَا قَوْمِ لَا يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاقَى أَنْ يُصِيبَكُمْ مِثْلُ مَا أَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ أَوْ قَوْمَ هُودٍ أَوْ قَوْمَ صَالِحٍ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِنْكُمْ يبَعِيدٍ وَاسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا إِلَيْهِ إِنَّ رَبِّي رَحِيمٌ وَدُودُ قَالُوا يَا شُعَيْبُ مَا نَفْقَهُ كَثِيرًا مِمَّا تَقُولُ وَإِنَّا لنريك فينا ضَعِيفًا وَلَوْلَا رَهْطُكَ لَرَجَمْنَاكَ وَمَا أَنْتَ عَلَيْنَا بِعَزِيزِ قَالَ يَا قَوْمِ أَرَهْطَى أَعَزُّ عَلَيْكُمْ مِنَ اللَّهِ وَاتَّخَذْتُمُوهُ وَرَاءَكُمْ ظِهْرِبًا إِنَّ رَبِّي بِمَا تَعْمَلُونَ مُحِيطٌ وَيَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلَى مَكَانَتِكُمْ إِنِّي عَامِلٌ سَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ يَأْتِيهِ عَذَابٌ يُخْزِيهِ وَمَنْ هُوَ كَاذِبٌ وَارْتَقِبُوا إِنِّي مَعَكُمْ رَقِيبٌ وَلَمَّا جَاءَ أَمْرُنَا نَجَيْنَا شُعَيْبًا وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَأَخَذَتِ الَّذِينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَأَصْبَحُوا فِي دِيَارِهِمْ جَاثِمِينَ كَأَنْ لَمْ يَغْنَوْا فِيهَا أَلَا بُعْدًا لِمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَى بِآيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُبِينٍ إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَائِهِ فَاتَّبَعُوا أَمْرَ فِرْعَوْنَ وَمَا أَمْرُ فِرْعَوْنَ بِرَشِيدٍ .
Mushaf sayfa no: 231
Hafızlık sayfa no: 12. cùz/10. sayfa
SON DAVET
BİLGİ
Şuayb (a.s.), Medyen halkına gönderilmişti. Bütün çabalarına ve daha önceki kavimlerin başına gelen musibetleri hatırlatmasına rağmen kavminin büyük çoğunluğu ona iman etmemişti. Hz. Şuayb, ayette geçen ifadelerle kavmini bir kez daha Allah'a yönelmeye, günahlarından tövbe etmeye davet etti. Onlara Al-lah'ın kullarına olan merhametini ve muhabbetini hatırlattı. Fakat kötülükte inat eden Medyen halkı bu davete kulak asmadılar. Sonunda da helak olup gittiler.
MESAJ:
1. Rabbimizin bize olan merhamet ve sevgisi en büyük güvencemizdir. 2. Günah ne kadar büyük olursa olsun Allah'ın affı daha büyüktür.
KELİME DAĞARCIĞI:
İstiğfar: Kusur ve günahların bağışlanmasını Allah'tan talep etmek.
Vedûd: Esmâ-i hüsnådan biri; sâlih kullarını çok seven ve onlar tarafından sevilen.
231
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورا خور
يَقْدُمُ قَوْمَهُ يَوْمَ القيمة فأَوْرَدَهُمُ النار وينس أو الْمَوْرُودُ وَاتَّبِعُوا فِي هَذِهِ لَعْنَةً وَيَوْمَ القِيمة بلس الزائد الْمَرْفُودُ ذَلِكَ مِنْ أَنْبَاءِ الْقُرَى نَقُصُّهُ عَلَيْكَ مِنْهَا قَالَ وَحَصِيدٌ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلَكِنْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ وَن أغْنَتْ عَنْهُمْ الهَتُهُمُ الَّتِي يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِن تَن لَمَّا جَاءَ أَمْرُ رَبِّكَ وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَثْبِيبٍ ، وَكَلين أخُذُ رَبِّكَ إِذَا أَخَذَ الْقُرَى وَهِيَ ظَالِمَةٌ إِنَّ الحَلَةَ أَلِيه شَدِيدٌ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةٌ لِمَنْ خَافَ عَذَابَ الْآخِرَةِ ذَلِكَ يَوْمُ مَجْمُوعٌ لَهُ النَّاسُ وَذَلِكَ يَوْمُ مَشْهُودٌ وَمَا نُوجْنَ إِلَّا لِأَجَلٍ مَعْدُودٍ يَوْمَ يَأْتِ لَا تَكَلَّمُ نَفْسٌ إِلَّا بِإِذْهِ فَمِنْهُمْ شَقِيٌّ وَسَعِيدُ فَأَمَّا الَّذِينَ شَقُوا فَفِي النَّارِ لَهُمْ فيهَا زَفِيرٌ وَشَهِيقُ خَالِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ السَّمْوَاتُ وَالْأَرْضُ إِلَّا مَا شَاءَ رَبُّكَ إِنَّ رَبَّكَ فَعَالُ لِمَا يُرِيدُ . وَأَمَّا الَّذِينَ سُعِدُوا فَفِي الْجَنَّةِ خَالِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ السَّمَوَاتُ وَالْأَرْضُ إِلَّا مَا شَاءَ رَبُّكَ عَطَاءٌ غَيْرَ مَجْدُودٍ
يَوْمَ يَأْتِ لَا تَكَلَّمُ نَفْسٌ إِلَّا بِإِذْنِهِ فَمِنْهُمْ
شَقِيٌّ وَسَعِيدُ .
"O gün geldiğinde Allah'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onlardan kimi bedbahttır, kimi mutlu!99 (Hûd, 11/105)
ملاكات
Mushaf sayfa no: 232
Hafızlık sayfa no: 12. cüz/9. sayfa
AMELLERİN KONUŞTUĞU GÜN
BİLGİ:
Ahiret gününün diğer ismi de "hesap" günüdür. 103. ayette "bütün insanların bir araya toplandığı gün" diye tarif edilen hesap günü, fani dünya hayatının hesabını vereceğimiz gündür. O gün büyük bir mahkeme kurulacaktır. Burada herkes, iman ve amel durumuna göre değerlendirilecektir. Herkes yaptığının karşılığını tam olarak alacak, insanlar; mutlular/cennetlikler ve bedbahtlar/cehennemlikler olmak üzere ikiye ayrılacaktır. Ayetin devamında ise bu kim-selerin ahiretteki durumları anlatılmıştır.
MESAJ:
1. Hesap günü tek hüküm sahibi, Allah'tır.
2. Salih amel işleyenlerin sonu ebedi mutluluk, günah içinde yaşayanların sonu ise mutsuzluktur.
KELİME DAĞARCIĞI:
Şakî: Mutsuz, suçlu, kötü amelleri yüzünden cehenneme giden.
Said: Mutlu, salih amelleri sayesinde cenneti kazanan.
232
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزا ملال علم
فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْا إِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ .
66 Senin yanında hak yola dönenlerle birlikte, sana buyurulduğu gibi dosdoğru oll Siz de azıp sapmayın. Allah, yaptıklarınızı çok iyi
görmektedir.99
(Hüd, 11/112)
فلا لله في مزيد ممَّا يَعْبُدُ الولاهُ مَا يَعْبُدُونَ إلا كنا بعد أبا لهم مِنْ قَبْلُ وَإِنَّا لَمُوفُوهُمْ نَصِيبَهُمْ غَيْرَ منقوص ولقد الينا موسى الكتاب فالخلف فيه ولولا كلمة سبقت من ربك للبي بينَهُم وَإِنَّهُمْ لفي قالي جنة مريب . وَإِنَّ كُلَّا لَمَّا لَيُوَقِيلَهُمْ رَبُّكَ أَعْمَالَهُمْ اله بما يعملون خبير فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ معاك ولا تطفوا إلهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ وَلَا تَرْكَنُوا إلى الذين ظلموا فَتَمَسكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ الله من أولياء ثم لا للضرون وأقم الصلوة طرق النهار والما من اليْلِ إِنَّ الحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَات ذلك ذكرى الماكرين وَاصْبِرْ فَإِنَّ اللهَ لَا يُضِيعُ أَجْر المحسنين فلولا كَانَ مِنَ الْقُرُونِ مِنْ قَبْلِكُمْ أُولُوا بقية ينهون عن الفساد في الْأَرْضِ إِلَّا قَلِيلًا مِمَّن الحينا منهم والبعَ الَّذِينَ ظَلَمُوا مَا اكْرِهُوا فِيهِ وَكَانُوا مُجْرِمِينَ . وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرَى بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا مُصْلِحُونَ .
Mushaf sayfa no: 231
Hafızlık sayfa no: 12. cüz/8. sayfa
İHTİYARLATAN AYET
BİLGİ
Islam, doğruluk dinidir. İslam ile bize öğretilen hakikatler, istikamet sahibi olmamızı ve değer kazanmamızı sağlarken İslam'dan uzak kalmak insanlığı sefalet ve felakete sürükler. Ayette geçen "dosdoğru ol" emri dinimizin özünü teşkil eden büyük emirlerdendir. Peygamberimiz (s.a.s.) bu ayet sebebiyle "Beni Hud Süresi ihtiyarlattı." buyurarak "dosdoğru ol" emrinin bizlere ne kadar ağır bir sorumluluk yüklediğini hissettirmiştir. Ayette ayrıca müminin üç vasfına dikkat çekilmiştir ki bunlar: "hakka yönelmek", "dosdoğru olmak" ve "doğru-luktan ayrılmamaktır.
MESAJ
1. Sahip olmamız gereken en önemli değerlerden biri, doğruluktur.
2. Hak yolda olanlardan ayrılmamalıyız.
KELİME DAĞARCIĞI:
İstikåmet: Doğruluk ve dürüstlük üzere bulunma, istikrarlı ve dengeli olma. Basir. Her şeyi bütün özellikleriyle gören.
233
TAKDIM
YanıtlaSilAltınoluk Dergisi'nin, kuruluşundan beri abonelerine her yıl teberrüken bir hediye kitap verdiği mâlumdur. Bu sene -mes'üd bir tesadüf eseri olarak-hediyemizi "Osmanlı Cihan Devleti'nin kuruluşunun 700. yıldönümü"nde seçmek ve dağıtmak durumunda bulunuyoruz. Bu sebepledir ki, bu yılın hedi-yesini şu mânidar yıldönümüne uygun bir eser olarak tercih etmek lüzumunu hissettik.
Yüzyıla yakın bir zamandan beri Osmanlı'nın bazı nådânlar tarafından kötülenmesine onun dıştaki düşmanlarından daha çirkin bir şekilde gayret sar-fedilmiş olmasına rağmen o büyük devleti halkın gönlündeki tahttan indirmek kābil olmamıştır. Üstelik 1789 Fransız ihtilāli ile başlayan kısır milliyetçilik an-layışı sebebiyle o devleti homojen (tek cins) olmayan yapısından dolayı tenkîd edenler, bugün dünyânın, Osmanlı'da gerçekleşmiş bulunan birçok topluluk ve kültürünü bir arada ve âhenk içinde yaşatmanın hasretini duymaktadır. ABD'nin çeşitli milletlerden - Osmanlı benzeri bir üslubla- tek bir millet vücûda getirme gayretlerine ilåveten asırlarca birbiriyle harbetmiş Avrupa devletlerini birleştirerek tek bir Avrupa devleti ortaya çıkarmak istikametindeki gayretler de, bu temâyülün zamanımızdaki yeni ve ciddi bir tezahürüdür.
İşte bu yeni gelişme sebebiyledir ki, aslında bütün gâyeleri Osmanlı'yı vü-cûda getiren mânevî sermayeyi yok etmek olan bazı gazeteler bile, Osmanlı'-ya alâkalarını müsbet göstermeye çalışarak halk nezdinde itibar tazelemeye kendilerini mecbur hissetmektedirler. Bundan birkaç sene evvel yahûdiler, Osmanlılar tarafından İspanya katliamından kurtarılarak İstanbul'a getirilmele-rinin 500. yıldönümünü "Osmanlı'ya şükrân" hisleri içinde kutlamışlardı. Bu se-ne de İstanbul fethinin 546. yıldönümü münasebetiyle ermeni cemâati dînî hey'eti, Fâtih Câmii ve türbesini ziyaret edip duâ ettiler. İşte Osmanlı'daki çok kültürlü topluluklara sağlanılan vicdan toleransının günümüze akseden bu ve benzeri tezahürleri dolayısıyladır ki, gerçekte rûh ve gâyeleri Osmanlı'ya ters birtakım gazeteler de, Osmanlı'nın yıkılamayan itibarına ister istemez taraftar
7
KAMULAŞTIRILAN TAŞINMAZIN
YanıtlaSilel Kanukava Mahallesi, 835
görünme ihtiyacını hissetmişlerdir. Bunlardan birinin okuyucularına hediye olarak seçtiği eser, Avusturyalı Hammer'in genelde müslümanlık ve Türklük düşmanlığı kokan ve ilmi zihniyetten uzak eseridir. Diğerinin hediye olarak seçtiği Ord. Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın eseri ise emsâlleri arasın-da en mufassal ve en sağlam olanıdır. Ancak merhûmun ömrü bu eseri ta-mamlamaya kifayet etmediğinden Tanzimat sonrasını bir başka prof. ünvanlı şahıs tamamen tarafgir bir surette kaleme almıştır.
Dolayısıyla yalnız yeni yazıyla okur-yazar olan genç nesillerin elinde kıy-met hükümleri sağlam, verdiği bilgiler güvenilir, ciddî, büyük bir eser için Os-manlı arşivinde hâlen kifayetsiz tasnîf faaliyeti sebebiyle el sürülememiş olan yüzelli milyon civarında evråk, müstakbel araştırıcıları beklemektedir. Zirâ bi-zim bugün içine yuvarlandığımız keşmekeşten kurtulmak için muhtaç olduğu-muz ibret ve ikazların zengin bir hazinesi durumunda olan Osmanlı tarihi üze-rine büyük bir aşk ve şevkle eğilmek ihtiyacında bulunduğumuz inkâr oluna-maz. Nicedir bizi kendi benliğimizden uzaklaştıran müteselsil menfi hamlelerin te'sirinden kurtulabilmek yolunda Osmanlı tarihi, yegâne kurtarıcı can simidi-mizdir. Onu, muhtaç olduğumuz dersleri almak için dikkatli bir mü'min gözüyle ve lâyıkıyla incelemekte geç kaldığımızı söylemek mübalağa olmaz.
Bu itibarla, öteden beri mecmûamızda yazılarını zevkle okuduğunuz muh-terem müellif Osman Nüri TOPBAŞ'ın zikrettiğimiz ölçülerle kaleme aldığı bu değerli eserini sizin için tercih etmiş bulunmaktayız. Bu eser, Osmanlı tarihin-den muhtaç olduğumuz ibret ışıklarını genç nesillerin yürüyeceği yollara ser-piştirerek o yolları aydınlatmaya vesile olacak bir vasıftadır. Böyle bir eseri sizlere hediye olarak takdim etmekle ihtiyaçlar karşısında en doğru olanı yap-tığımıza kaniyiz. Gerçekten Osmanlı'yı anlamak için birtakım kuru hadiseler ve kronoloji zincirine vakıf olmak kâfi değildir. Bilakis asıl ehemmiyetli olan hâ-diselerin arkasındaki mânevî iklimdir. Bu değerli eser, işte bu ana gâyeyi ger-çekleştirme istikametinde birçok nirengi şahsiyetin hayat ve mücadelesini naklederken Osmanlı tarihini dolduran azametli askerî ve siyasî hâdiselerin mânevî müessirlerini ortaya çıkarmakta ve okuyucunun dikkatine sunmaktadır. Onu gönül dolusu iftihår duygularıyla muhterem okuyucularımıza takdim eder-ken değerli müellifini de tebrik ediyoruz. Cenâb-ı Hakk'dan, muhterem müellifi daha nice yıllar sıhhatli bir ömürle muammer kılıp kendisine böyle pek çok kıy-metli eserler vücüda getirme nailiyyetini ihsân buyurmasını niyâz ediyoruz.
ALTINOLUK
8
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1664-Kanije Zaferi.
1944 - Bediüzzaman Denizli Mahkemesinde müdafaada bulundu.
1946 - Seçimlerde açık oy gizli tasnifin kaldırılışı.
Dünya Sigara İçmeme Günü.
MAYIS
31
CUMARTESİ
4 1446 ZİLHİCCE
Birbirinizle hayırda yarışın.
Bakara Suresi: 148
BİR HADİS
Fitnelerden sakının! Dille ona karışmak kılıçla karışmak gibidir.
(C. Sağîr, No: 1580)
RUMI: 18 MAYIS 1441 HIZIR: 26
O kadar sevdiğin mal ve evlât; ve perestiş ettiğin nefis ve hevâ; meftun olduğun gençlik ve hayat zayi olup kaybolacak, elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp
boynuna yükletecekler. Sözler
İmsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
Imsak Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1868 - Kızılay'ın kuruluşu.
1967 - Bediüzzaman
Said Nursî'nin kardeşi Abdülmecid Nursî vefat
etti.
HAZİRAN
11
PERŞEMBE
25 1447
ZİLHİCCE
HIZIR: 37
BİR AYET
Ey insanlar! Rabbinize kulluk edin ki takvāya erişesiniz.
Bakara Suresi: 21
BİR HADİS
Hanımının yüzüne karşı, "çirkinsin" deme ve dövme.
RUMI: 29 MAYIS 1442
İnsanın Cenâb-ı Haktan hiçbir hakkı talep etmeye hakkı yoktur. Bilakis, dâimâ Ona şükretmeye medyûndur. Çünkü, mülk Onundur, insan Onun memlüküdür.
Mesnevî-i Nûriye
طاعة
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil-804-Imam Muhammed'in vefatı.
1639 - Kasr-ı Şirin Antlaşması.
1954 - ABD'de siyah
çocukların, beyaz çocuklarla aynı okula gitmelerini önleyen yasa yürürlükten kaldırıldı.
1967 - İmam Hatip Okulu mezunlarına, üniversitelere girme hakkı tanındı.
17
SALI
TUESDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET
Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi yazarız.
Yasin Suresi: 12
BİR HADİS
Allah Kıyamet Günü mü'minlerin arasını adaletiyle düzeltecektir.
Hakiki bir Müslüman, samimi bir mü'min hiçbir zaman anarşiye ve bozgunculuğa taraftar olmaz. Dinin şiddetle menettiği şey, fitne ve anarşidir. Tarihçe-i Hayat
32
YanıtlaSilÖLÜM KIYAMET - AHIRET
25 Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
«Hiç şüphe yok ki ölüm, kılıçların vurmasından, desterelerle -vani bıçkılarla biçilmesinden ve makaslarla doğranmasından daha şiddet. lidir» (1).
26 Hafız Ebu Nuaym'ın merfu olarak Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem'den rivayet ettiği bir hadiste Resûl-i Ekrem Efendimiz:
Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, muhakkak ölüm meleğini görmek, kılıçla bin defa vurulmaktan daha şiddetlidir», buyurmuştur (2).
İsa aleyhisselâm, havarilere, ölümün şiddetlerini sizlere, hafiflet-mesi, kolaylaştırması için Allah'a dua ediniz, derdi.
27 Ebu Hamid et-Tavil'in sened-i sabitle (yani merfu olarak) rivayet ettiği bir hadiste Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendi. miz şöyle buyurmuştur:
Şüphesiz melekler (ölüm zamanlarında) kuliarın etrati kuşatap onları hapsederler. Eğer böyle o'masaydı muhakkak ölüm acılarının şiddetinden insanlar sahra ve ovalar içinde koşuşur dururlardı» (3).
28 Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
Käinattaki bütün canlılar öldükten sonra Allah Tasia olum me-legine kendi ruhunu da almasını emrettiği zaman, Azrail:
İzzet ve Celâline yemin ederim ki, eğer ben şimdiki hissetmekte oldugum ölüm acısının şiddetini bilmiş olsaydım hiç bir mü'minin ruhu-nu alamazdım, diyecektir».
20 vine hadis-i şerifte şöyle rivayet olunmuştur:
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e ölümden ve onun şiddetinden soruldu da, Allah'ın Resûlü:
Ölümün en hafifi, en kolayı yün makulesi içinde bulunan dikeali demir tel gibidir. Yünün içinden dikenli demir tel çıkarken muhakkak kendisiyle beraber yünden biraz bulunur» buyurdu (4).
Amr İbnü'l-As'a ölüm zamanı yaklaştığında oğlu Abdullah kendi-sine. keske ben ölüm (kendisine) indiği vakit akıllı, zeki bir kimseye tesadüf etsem de o, hissetmekte olduğu şeyleri bana haber verse diye arzu ederdin. Ev babacığım! İşte sen o zatsın. Şimdi ölümü bana an-lat. diye rica etti. Bunun üzerine Amr İbnü'l-As:
Ey oğulcağızım! Vallahi vücudum sanki ateşten bir kuyunun içinde bulunuyor da ben de sanki iğne deliğinden nefes alıyorum ve ruhum da ayaklarımdan beynime doğru (etrafını yırtarak) çekilen diken dalı gibidir, dedi. Sonra şu şiiri okuyarak:
Ah şu benim için meydana gelen hadiselerden önce keşke ben dağlarda yaban keçisi çobanlığı yapan olaydım, dedi.
(1) İbni Ebid-Dünya, Şeddat bin Evs'den rivayet etmiştir Ş. Sudur, 13 (2) Ebu Nuaym Hilye-de Vasil bin el-Eska (r.a.) dan. Ş. Sudur, 14 (3) Enes (ra)' den rivayet edilmiştir Ş. Sudur, 13 (4) İbni Ebid-Dünya, Şehr ibni Havseb'den rivayet etmiştir.
ÖLÜMÜN ŞİDDETLERİ
YanıtlaSil-33
30 Merfu olan bir hadis-i şerifte Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur;
Ölüm halindeki insanın tek bir lalının hissettiği acı, gökler ile yer-deki ahalinin üzerine konulsaydı muhakkak hepsi (o acının şiddetinden) ölürlerdis (1).
Bazı şairler de şiir söyleyerek şöyle dediler:
Ölümü hatırlıyorum fakat ondan korkamıyorum, çünkü kalbim taş gibi katılaşmıştır.
Ölüm arkamdan izi(mi) takib etmekte olduğu halde ben sanki ebedi imişim gibi dünyalığı talep etmekteyim.
İyi bil ki ölüm kendisine mukadder olan kimse için nasihat
olarak ölüm yeter.
Ölümler kendisini etrafından gözetlemekte olduğu halde onlar dan kaçmak insanı asla kurtaramaz.
Emevi halifelerinden meşhur Ömer ibni Abdilaziz şöyle derdi:
1- Bana ulaştı ki Allah daha iyi bilir-:
Ölüm meleği her insanın yüzüne her gün üçyüzaltmış altı defa bakmak suretiyle nazar etmektedir.
Yine bana ulaştı ki: 2
Ölüm meleği gök kubbesinin altında bulunan her eve (günde) yediyüz defa bakmaktadır.
3 Yine bana ulaştı ki:
Ölüm meleği (Azrail) in başı gökyüzünde, ayakları yerdedir. Bütün dünya da ölüm meleğinin elinin içinde, herhangi birinizin önün-de içinden yemek yediği çanak gibidir.
4 Yine bana geldi ki:
Ölüm meleği dünyanın ortasında dikelmiş vaziyette bulunur da dünyanın her tarafına; karasına, denizine ve dağlarına bakar durur. Dünya ise onun önünde birinizin iki ayağı arasıdaki yumurta gibidir.
5 Yine bana ulaştı ki:
Ölüm meleğinin birtakım yardımcıları vardır. Allah onları (in hakikatlarını) daha iyi bilir. Onlardan herhangi birine yüce ve yüksek olan Allah Taâlâ gökler ile yeri bir lokmada yutmaya izin verirse mu-
hakkak o melek bu işi yapar.
6 Yine bana geldi ki:
Ölüm meleğinden bütün melekler, herhangi birinizin zararlı arslandan korktuğundan daha çok korkmaktadırlar.
7 Yine bana ulaştı ki:
Arşı (A'lâyı) taşıyan (büyük) meleklere Azrail yaklaştığı za man onlardan herhangi biri ölüm meleğinden korkusundan arpa tanesi gibi oluncaya kadar küçülürmüş.
(1) Mervezi, Cendiz'de Meysere'den rivayet etmiştir. Ş. Sudur, 13.
F. 3
260
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ x
Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz ve aklınızda İyice tutunuz. Müslüman, Müslümanın kardeşidir ve böylece, bütün Musluman-
Kişiye, kardeşinin malı kendisi, onu, gönlünden koparak vermiş lar, kardeştirler. olmadıkca helâl olmaz.
Kendinize zulüm ve yazık etmeyiniz!» buyurdu.
«Allah aşkına tebliğ ettim mi?» diye sordu.
Müslümanlar «Allah için, evet!» dediler (382). Peygamberimiz «Ey Allahım Şahid ol!» diyerek Allahı, şahid tut-
tu (383).
Sakın, benden sonra, kâfircesine cahiliyet haline dönmeyiniz ve
birbirinizin boynunu vurmayınız!
Ey insanlar! Rabbınız bir, babanız birdir.
Hepiniz, Adem'in soyundansınız.
Ådem de, topraktandır (384).
Allâh katında sizin en şerefliniz, en müttaki olanınız, Allâhın emir-lerini en çok yerine getiren, yasaklarından da, en çok sakınanınızdır.
du ve :
Arab'ın, Arap olmayana üstünlüğü, ancak takva iledir.» buyur-
Tebliğ ettim mi?» diye sordu.
<<<Evet!» dediler.
«Sizden, burada bulunanlar, bunları, bulunmayanlara da, tebliğ edip ulaştırsın (385).
Ey insanlar! Şüphe yok ki: Allâh, her hak sahibine hakkını ver-miştir.
Vårls için, vasiyete gerek yoktur.
Çocuk, kimin döşeğinde doğmuşsa, ona aiddir. Zâni için, mahrumluk vardır.
Kendisini, babasından başkasına nisbet eden kişi veya Efendisin-lånetine uğrasın! den başkasına nisbet eden köle, Allâhın, Meleklerin ve bütün insanların
kabul eder (386). Allah, öylelerinin, ne tevbe ve nafilesini, ne de, fidye ve farizasını
Kölelerinize karşı iyi davranınız.
Kölelerinize İyi bakınız: Onlara, kendi yediklerinizden yediriniz! Kendi giydiklerinizden de, giydiriniz!
(382) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 4, 5, 251-252, Taberi-Tarih c, 3, 5, 169 (383) İbn-i İshak, İbn-1 Hişam-Sire e. 4, s, 252, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid e, 2, 8. 111, TaberiTarih c. 3, s. 169
(384 ) İbn-i Abd-1 Rabbih-Ikdülferid c. 2, s. 111
в. 111
(385) İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid c, 2, s. 111, Yakubi-Tarih c, 2, 5, 110 (386) Ion-1 İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, s, 253, İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid c, 2,
PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI
YanıtlaSil261
Onlar, bir suç işlerler de, kendilerini bağışlamak istemezseniz, Allah'ın kullarını satınız.
Fakat, onlara azap ve işkence yapmayınız! (387)
Ey insanlar! Size, âzası kesik bir köle de, amir tayin edilecek olsa, sizi, Allâhın Kitabile idare ettiği zaman, onu, dinleyiniz ve kendisine jtaat ediniz!» buyurdu (388)
Size, ben, sorulacağım.
Benim hakkımda ne söyleyeceksiniz bakayım?» diye sordu.
Müslümanlar (Allah tarafından getirdiklerini bize tebliğ ettin. Peygamberlik vazifeni yerine getirdin. Bizi, öğütledin!) diyerek şehâ-dette bulunacağız!» dediler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz, şehadet parmağını semaya kaldı-rıp halka işaret ederek «Allahımı Şahid ol!
Allahım! Şahid oll
Allâhım! Şahid ol! (389)
Vesselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh = Allâhın selân-mı, rahmet ve bereketleri üzerinize olsun! buyurarak hutbesini sona erdirdi (390).
Peygamberimizin Öğle İle İkindi Namazını Birleştirerek Kılışı:
Peygamberimiz, Hutbesini sona erdirdiği sırada, Bilål-1 Habeşi, öğle ezanını okumağa başladı (391).
Peygamberimiz, susup ezanı dinledi.
Ezan, bitince, Peygamberimiz, devesini ındırdı (392).
Bilal-ı Habeşî, kamet getirdi (393).
Peygamberimiz, önce, öğle namazını kıldırdı. Arkasından da, ka-
met getirilip ikindi namazını kıldırdı (394).
Bir ezan, iki kametle, iki vaktin namazını birleştirdi (395).
İkisinin arasında başka namaz kılmadı.
(387) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s, 185, Ahmet b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 381, Süyuti-Camlüssağir c, 1, s. 39
(388) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, 5, 185, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s, 381, c. 6, s, 402, 403
( 389) Vakıdi-Megazi c, 3, s, 1103, Müslim-Sahih c. 2, 5, 890, Ebû Davud-Sünen c. 2, s, 185, İbn-i Mace-Sünen e, 2, s. 1025, Daremi-Sünen c. 1, s. 377 ( 390) İbn-i Abd-i Rabbih-Ikdülferid c. 2, s. 111
(391) Vakıdi-Megazi c, 3, s. 1102, Ebû Davud-Sünen c, 2, s. 185, İbn-1 Mace-Sünen c, 2, s. 1025, Daremi-Sünen c, 1, s. 377
(392) Vakıdi-Megazi c, 3, s. 1102 (393) Vakıdi-Megazi c, 3, s. 1102, Ebû Davud-Sünen c, 2, 8, 185, İbn-i Mace-Sünen c, 2, s. 1025, Daremi-Sünen e, 1, s, 377
(395) Vakıdi-Megazi c, 3, 8, 1102
(394) Vakıdi-Megazi c. 3, 8, 1102, Müslim-Sahih c, 2, 5, 890, Ebû Davud-Sünen e. 2, 9, 185, İbn-i Mace-Sünen c, 2, 8, 1025, Daremi-Sünen c. 1, s. 377
kıyas-ı mürel
YanıtlaSilK
kitr
532
kitr قطر : erimiş bakır
kivam 1 : قوام.dayanak, temel, direk 2.olgun-laşma derecesi 3.koyuluk
kivilcom قبولم : yanmakta olan veya çarpı-
şan maddelerden sıçrayan küçük ateş par-çası 2.(mec.) bir hareketi başlatan, bir olayı hareketlendiren veya bir şeyi canlandıran, kamçılayıcı etki 3.(mec.) etkili ve aydınlatıcı hakikat (gerçek)
kıvılcım misal فيولجم مثال : kavilam gibi, kıvıl-cım örneği
kivranmak 1 : قيورائم.çok acı çekmek 2.çok acı çekmeyi ifade eden hareketler yapmak
kiyafet giyim, giyiniş şekli, dış görünüş, kılık
kyam 1: قيام.ayakta durma, durma 2.ayağa
kalkma 3.(gece) kalkma 4.ayaklanma, isyan
kiyam-ı saat قيام ساعت : kıyamet saati, dünya-nın son saati
kıyamet 1 : قیامت.dünyanın sonu, dünyanın yıkılışı 2.dünyanın sonu geldikten sonra, Allah'ın (c.c.) emriyle ölmüşlerin yeniden dirilmesi, ayağa kalkması 3.ölmüşlerin yeni-den dirilip yaptıklarından Allah'a (c.c.) hesap vermek üzere toplanacakları zaman 4.diriliş, canlanma 5.(mec.) büyük gürültü, büyük ka-rışıklık
kıyamet-i kübra قیامت کبری: büyük kıyamet, dünyanın yıkılışı ve ölmüşlerin yeniden diri-lişi
kıyamet-i kübray-i umumi قیامت کبرای عمومی umumi büyük kıyamet, dünyanın yıkılışın-dan sonra bütün ölmüşlerin yeniden dirilişi
kıyamet-i mükerrere قیامت مکرره : dünyamız-
da kıyamete örnek olan)tekrar tekrar diriliş,
tekrarlanan yeniden diriliş, yeniden canlanış kıyamet-i mükerrere-i nev'iye قیامت مکررة نوعيه
: (dünyamızda kıyamete örnek olan)varlık türlerinin her birinin tekrar tekrar yeniden dirilişi
kıyamet-i nev'iiye قیامت نوعيه : )dünyamızda kı-yamete örnek olan)varlık türlerinin her biri-ne ait yeniden diriliş, yeniden canlanma
kıyamet-i şahsiye قیامت شخصيه : şahsi kıyamet, tek kişi olarak yeniden diriliş
kıyamet-i şahsiyeti umumiye قیامت شخصية عموميه : genel olarak şahsî kıyamet, herkesin tek tek kişi olarak yeniden dirilişi
kıyamet-i umumiye قیامت عمومیه : umumi kıya-
kitr
YanıtlaSil532
kıyas-ı mürekkeb ve mütesaab
met, ölmüş herkesin yeniden dirilişi
kiya1.karşılaştırma 2. (man.) doğru
kabul edilen ve ortak terimleri bulunan (iki veya daha çok) hükümden hareketle bunlara bağlı olarak zorunlu ve doğru bir sonuç ç karma 3. (fik.) hakkında hüküm bulunmayan bir konuda, hüküm bulunan benzer konu ile karşılaştırma yaparak, ortak sebep veya ga-yeyi gerekçe gösterip hüküm koyma, hüküm getirme
kiyası adli adalet örneği ile yapılan kıyas, (Allah'a(c.c.) ait) adalet üzerinde dú-şünüp karşılaştırma yaparak adaletin gereği olan sonucu (ahiretin varlığını) bulma
kiyası akim قياس عقیم : doğru sonuç vermeyen kıyas, yanlış sonuca götüren karşılaştırma ile düşünme
kıyası binnefs قياس بالنفس : başkalarını kendiy le karşılaştırarak düşünme ve sonuç çıkarma, kendi hakkında doğru gördüğü şeyi başkaları için de doğru ve geçerli sayan düşünce tarzı(-bk. kıyas-ı nefis)
kiyası evlevi قياس اولوی : evleviyete dayanan kıyas, benzer iki şeyden birisi hakkında olan hükmün, daha iyi ve üstün durumdaki için de geçerli sayan düşünce tarzı ve çıkarılan sonuç
kiyası fasid قياس فاسد : bozuk kaya, yanlış kı-yas
kiyası hadi قياس خادع : aldatıcı kıyas yanıltıcı kıyas
kıyas-ı hâdi'-i müşebbit قياس خادع مشبط : engel olan yanıltıcı kıyas, yanıltıcı karşılaştırma
kıyası kat'iyye قياس قطعيه : kesin kuyas, kesin sonuç veren düşünme yolu
kiyası maalfarik قياس مع الفارق : farklı şeyleri karşılaştırarak sonuç çıkarma
kiyası mantiki (ye( قياس منطقه : mantığa uygun kıyas, mantığa uygun düşünme yolu
kiyası mevsul قياس موصول : )man) zincirleme kıyas; bir kıyasın sonucu diğerinin başlangıcı ve onun sonucu üçüncünün başlangıcı şek-linde birbirine eklenerek yapılar kıyas (dü-şünme yolu)
kıyas-ı mürekkeb ve mütesaab قياس مرکب و
منشعب : )man.) birleşik ve bölümler halinde birbirine eklemlenmiş kıyas; sonuç çıkarmak için dayanak olarak alınan hükümler (öner-meler) birden fazla olan ve sonuç olarak çı-karılan ikiden fazla hükümlerde, "demek ki,
533
YanıtlaSilkiy
kiyasi nefis
oyle ise sözleri ile birbirine eklemlenmiş la-yas şekli(bk. kıyas)
kaneis قياس başkalarını kendiyle karşılaştırarak düşünme ve sonuç çıkarma, kendi hakkında doğru gördüğünü başkaları için de doğru ve geçerli sayan düşünce tarzı (bak, kıyas-1 binnefs)
kiyası temsili(y( قياس تمثيليه : )man temsili kıyas, bir düşünceyi açıklamak veya doğrulu gunu ispat için benzerliklere dayanarak yapı-lan kıyas (analoji, benzetiş)
yasat kıyaslar, karşılaştırmalar (bk.
kıyas)
kiyasat-i mantikiye قياسات منطقه : mantığa uy-gun kıyaslar, mantığa uygun düşünme yolları
kiyasi hafi (yyve gizli kıyas, açıkça söylenmemiş bir prensibe (temel hükme) dayanarak yapılan kıyas; sonuç çıkarırken dayanılan bütün gerçekler tek tek sayılıp açıklanmadan, kabul edilmiş gizli bir prensi-be dayanarak doğrudan kesin sonuca vardı-ran kıyas. Tümevarım (kıyas-ı istikraî) buna örnektir. Tümevarım (endüksiyon) yolu ile sonuç çıkarmak, bir genelleme yapmaktır. Meselâ: "su 100 derecede kaynar" sonucunu çıkarmak için dünyadaki bütün suları aynı hava basıncı altında kaynatmaya atmaya ger gerek yok-tur. "şartlar ve sebepler aynı kaldıkça sonuç hep aynı olur"(determinizm) prensibine (ka-idesine) dayanarak, sınırlı sayıdaki deneye dayanarak genelleyici bir sonuç olan "su 100 derecede kaynar" sonucu çıkarılır. Burada gizli (hafi) (hafi olan önerme (hüküm) işaret edilen "determinizm" prensibidir. Çünkü bu prensip söylenmeden sınırlı sayıda deneyden sonuç çıkarılmıştır. Tıpkı bunun gibi Hz. Muham-med'in (a.s.m.) peygamberliğini ispat için geçmiş bütün peygamberlerin bütün mu'ci-zelerini ve üstün vasıflarını (niteliklerini) tek tek saymaya gerek yoktur. Bir kısmını ele alıp bu deliller peygamberliğin gerçekliğini ispat eden deliller olduğua göre bunlar gibi ve daha iyisi (evleviyetle) Hz. Muhammed'de (s.a.v.) vardır. Öyle ise O'da hak peygamberdir." Şek-linde bir sonuç "kıyas-ı hafi"ile varılan kesin
bir sonuçtur
kiyası istikrai قیاس استقرائی : )man.)istikrai kı-yas, gözlem ve tecrübe ile elde edilen bilgile-re dayanarak genel sonuca ulaşma yolu (bk.
istikra)
kiyası istisnai قياس استثنائی : )mant.) İstisnaî
533
YanıtlaSilkıyasi
kıyas, bir sonuç çıkarmak üzere, doğru olarak kabul edilen iki önermeden biri şartlı öner-me (kaziye-i şartiye), ikincisi bu şartlı öner-menin ön bileşeni (mukaddem), yahut şartlı önermenin ard bileşeneninin (tāli) olumsuzu alınarak yapılan kıyas şeklidir. Çıkan sonuç kesin ve zorunludur. Örnek: "Bir varlık yer kaplıyor ise bu varlık maddeden yapılmıştır. " (1) Bu şartlı önerme (kaziye-i şartiye)dir. Bunun iki bileşeni vardır. Ön bileşen (mukad-dem), "Bir varlık yer kaplar" (p) cümlesidir. Ard bileşen (tâli), bu varlık maddeden yapıl-mıştır. (g) cümlesidir. İkisi "ise" şart eki ile birleşmiştir. Bir kıyas yapmak için (1) ile gös-terilen önermenin yanında ikinci bir önerme gerekir. İkinci önerme olarak, (1) numara ile gösterilen şartlı önermenin ya ön bileşeni alı-nır (p) veya ard bileşeninin olumsuz şekli alı-nır (g). Birinci durumda kıyas şöyle olur: "Bir varlık yer kaplıyorsa bu varlık maddeden ya-pılmıştır "(1), " bu varlık yer kaplıyor" (2); kı-yas yolu ile bu ikisinden çıkan zorunlu sonuç şudur: "Öyle ise bu varlık maddeden yapılmış-tır." (3) İkinci durumda kıyas şöyle olur: "Bir varlık yer kaplıyorsa bu varlık maddeden ya-pılmıştır. "(1), "bu varlık yer kaplamıyor" (2); bundan çıkan zorunlu sonuç şu olur: "Öyle ise bu varlık maddeden yapılmamıştır." (3)
Bu örneklerin genel ve cebirsel ifadesi şöyle-dir:
Birinci durum:
İkinci durum:
Kullanılan sembollerin okunuşu ve mânâsı:
İkinci sıra:
Kıyasın bu şekline "istisnaî kıyas" denme-sinin sebebi, ise şart eklemi ile birleşen iki hükümden (yani sembolle gösterilen p ve g önermesinden) birini ayırıp (yani istisna edip)" bu doğru ise veya yanlış ise diğeri ne olur?" diye sormamız ve ona göre hüküm çı-karmamızdır. Verilen iki durumda (1) ve (2) numara ile gösterilen hükümler doğru olunca bunlardan çıkan sonuç(yani, 3 numaralı hü-küm) de doğru olur
kıyasat-ı temsiliye قياسات تمثيليه : )man.) temsilî kıyaslar (bak. kıyas-ı temsilî)
kiyasen قياسا : kıyas ederek benzeterek, karşı-laştırma yolu uygulayarak
kiyasi karşılaştırmaya bağlı, karşılaş-tırma ile ilgili 2.ölçme ile ilgili 3.(man.) kıyas şeklindeki düşünme yoluna ait
سورة نفره (۲۸)
YanıtlaSilو جناريني كورمك ايترين وارس، اوزاره باقين. (الْخَاسِرُونَ) ده کی حرف تعریف، جنسی و حقیقتی افتاده ایدر یعنی خسران کو فارن مصر كنار او نارك مساری محض خانه باشقه خسارتاره بكره في ( خاسرين ) كلم سنده خسارتك مطلق براق همه سی، یعنی به شدایه انصر اريام فى خسارتك تون انواعنه شامل اولد يفنه اشارند مثلا او نار وفای عهد ده نقل اله خسارت انت على ماار حمده قطعه خسارت ابتديلي اصلا حده افتاد الله خسارت ایتد والى الان کفر ایله خسارت ایتدیار سعادت ابدیه ده شفا وتله خسارت ایتدیلر. وكذا وكذا
( كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنتُمْ أَمْوَانًا فَأَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ تُقَالَيْهِ تُرْجَعُونَ
یعنی مزار نہ صور تله اللهى انظار الديور كر؟ مالبوكر -حياتكز يوقدي، او سره هیات و بردی سرك موکره نری تولديره جك ، صوره بینه ره حیات ویره چکدر موکره او که او رجوع ایده جلسه کنی
ایتان نظمنه عائد اوج وجه، بو آینده ده جارید.. اولا، بو آيتك ما قبلهام ارتباطی: وقد که فرام کریم اناناری الله ایمانه ایمگه و عبادت ایمگه دعوت ابتدى، و ايمانك اعتقاد ايديلو جاك اساسماء اليه یا پیلا جع حكماء بنك اجمالاً دليلارين اشارتاً ذكر ابتدى. مجملاً اشارت البديله دلي هاري تضمن البند نعمت الرك تعدا ديني اوليه ذکر ایتدیگی ایجون، بو آیت که او ناری ذکر ایمدی.
بو آیتاله) ان بیون نعمت اولان حياته اشارت اید یا مشد. (اینجی آیله) بقا نعمتنه اشارت اليد المشدر اون سماوات و ارضك تنظيماتي، حياتك كمال و سعادتني تأمين ايدر. او چنجی آقام) بشرك مكانات اوزرینه تفضيل و تکریم ایدیلدیگنه اشارت ایدر . ( در دنجی آیتله ) بشره تعلیم علم نعمتنه اشارت ايديا مشدر.
بو نعمت الرك صورتنم یعنی نعمت اولد قاری جهتنه با قیلی، بو نعمتهای عنایت الهیه به دلیل اولدقاری کی عبادته وفي دليلد لی چونکه نعمتاری وبرنه شكر ايتمك واجبدر. كفران نعمت ایسه، عقلا ده حرامد اگر او نعمت لون حقيقة الرينه با قیلی، مبدأ و معادى اثبات ليدن دليه المدر.
و كذا بو آیت، او لکی آیت کرده کچه لا فراون و منا فقارن بحثارينه ده ناظر در اونك ايجون، تعیی افاده المقام انتظاری تضمن ايدن ( كيف ) ایله یا بیلان استفهام، او نارك تهديد لرینه اشار تدر.
بقا
YanıtlaSilBeka: Varıkta kalma
جاری
Cart: Geçerli
انواع
Enva: Turler, çeşitler
إصلاح
Islah: İyileştirme
اعتقاذ
itikad: İnanç
اجمالاً
icmalen: Özetle
إنكان
ifsad: Bozma
عنايت الهيه
İnayet-i İlahiye: Allah'ım yardımı
استفهام
İstiham: Suål, soru
قطع
Kat: Kesme
كُفْرَانِ نِعْمَتْ
Küfran-ı ni'met: Ni'mete nankörlük etme
مَحْضِ خَسَارَتْ
Mahz-ı hasåret: Tamamen zarar
مَبْدَاً وَمَعاذ
Mebde ve meâd: Başlangıç ve geri dönüş yeri
مطلق
Mutlak: Sınırsız
مجماً
Micmelen: Özetlenmiş olarak
ناظر
Nazır: Bakan gözeten
شايل
Şamil : İçine alan
شَقَاوَتْ
Şekavet: Saadetten mahru-miyet
تعداد
Ta'dad: Sayma
تعليم على
Ta'limi ilim: İlim öğretme
تعجب
Taacciüb: Hayret etme
تفضيل
Tafdil: Üstün tutma
تقييد
Takyid: Sınırlama, bağlı kılma
تنظيمات
Tanzimat: Düzenlemeler
تَضَعُنْ
Tazammun: İçine alma
تكريم
Tekrim: Yüceltme
وَفَأَي عَهْدُ
Vefa-yı ahd: Ahdine sadık kalma
227 Site- Bakan, 28
YanıtlaSil'deki harf-i ta'rif, cinsi ve hakikati ve cinslerini görmek isteyen varsa, onlara baksin " ifade eder. Yani "Hüsran görenlerin hakikatım Ve keza, onların meslekleri mahz-1 hasarettir hasaretin mutlak bırakılması, yani bir şeyle takyid Baska hasaretlere benzemez kelimesinde edilmemesi, hasaretin bütün enväina şamil olduğuna işarettir. Mesela, onlar vefâ-yı ahidde nakz ile hasaret ettiler. Sıla-i rahimde kat'la hasarer ettiler. Islahta ifsad ile hasåret ettiler. İmanda küfür ile hasaret ettiler. Saadet-i ebediyede sekävetle hasaret ettiler. Ve kezá, ve keza..
كيف تكفرون . بالله وكنت أمواتاً فَأَنياكه ثم يميتكم ثم تخييكلة اليه ترجعون
Yani "Sizler ne suretle Allah'ı inkar ediyorsunuz? Halbuki sizin hayatınız yoktu, o size hayat verdi. Sonra sizi öldürecek, sonra yine size hayat verecektir. Sonra ona rücü' edeceksiniz."
Ayetlerin nazmına ait üç vecih, bu âyette de câridir. Evvela, bu åyetin måkabliyle irtibatı: Vaktâ ki Kur'ân-ı Kerim insanları Allah'a îmân etmeye ve ibådet etmeye da'vet etti. Ve îmânın i'tikād edilecek esaslarıyla, yapılacak hükümlerinin icmålen delillerine işareten zikretti. Mücmelen işaret edilen delilleri tazammun eden ni'metlerin ta'dâdını evvelce zikrettiği için, bu âyetle onları zikretmedi.
Bu âyetle, en büyük ni'met olan hayata işaret edilmiştir. İkinci âyetle, bekā ni'metine işaret edilmiştir. Evet, semâvât ve arzın tanzimâtı, hayatın kemål ve saadetini te'min eder. Üçüncü âyetle, beşerin käinât üzerine tafdil ve tekrim edildiğine işaret eder. Dördüncü âyetle, beşere ta'lim-i ilim ni'metine işaret edilmiştir.
Bu ni'metlerin suretine, yani ni'met oldukları cihetine bakılırsa, bu ni'metler inâyet-i İlâhiyeye delil oldukları gibi, ibâdete dahi delildirler. Çünki ni'metleri verene şükür etmek vacibdir. Küfrân-ı ni'met ise, aklen de haramdır.
Eğer o ni'metlerin hakikatlerine bakılırsa, mebde' ve meâdı isbat eden delillerdir.
Ve keză bu âyet, evvelki âyetlerde geçen kâfirlerin ve mü nâfıkların bahislerine de nåzırdır. Onun için, taaccübü ifade etmekle inkârı tazammun eden كَيْدَ ile yapılan istifhâm, onların tehdidlerine işarettir.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilقاله و
قال بال
ولو شاء ربك لجعل الناس أمة واحدة ولا يرون التصري من رحم ربك ولذلك لخلقهم ولمن كالا من الجنة والناس اجمعين ولا نقص عليك على التوالي والله به فؤادك وجاءك في هذم الحمل وموعظة وذكرى التليد وقل الذين لا يُؤْمِنُونَ اعْمَلُوا على مكانكم الا علي وانتظروا إلا منتظرون والله غيب السنوات والأرمن النور الأمر كله فاعْبُدُهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِ وَمَا رَبُّكَ بعاملي عنا الملا و
ن
سورا یوسف مکتا رهی مانة واحدى عشرا با
سم الله الرحمن الرحيم
الر ر تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ إِنَّا أَنزَلْنَاهُ قُرْمنًا عربي لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ أَحْسَنَ القصر بمَا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ هَذَا الْقُرْآنُ وَإِنْ كُنْتَ مِن نت لَمِنَ الْغَافِلِينَ إِذْ قَالَ يُوسُفُ لَا بِيهِ يَا أَبَتِ إِنِّي رَأَيْنَا عَشَرَ كَوْكَبًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ رَأَيْتُهُمْ لِي سَاجِدِينَ .
وَلِلَّهِ غَيْبُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِلَيْهِ يُرْجَعُ الْأَمْرُ كُلُّهُ فَاعْبُدُهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ .
"Göklerin ve yerin gaybı yalnız Allah'a aittir. Her iş O'na döndürülür. Öyleyse O'na kulluk et ve O'na güvenip dayan! Rabbin, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir. 99
(Hûd, 11/123)
شورا طور
Mushaf sayfa no: 234
Hafızlık sayfa no: 12. cúz/7. sayfa
İMANIN GÖSTERGESİ
BILGI
Allah (c.c.), önceki ayetlerde peygamberlerin, helak olan kavimleriyle mücade-lelerini aktarmıştı. Böylece müşriklerle mücadele hâlinde olan Resûlullah'ı ve ashabını teselli ederek onların kalbini takviye etmişti. Ardından Yüce Allah, Peygamberin müşriklere, "Elinizden geleni yapın, biz de gerekeni yapmaktayız, bekleyin biz de beklemedeyiz." diyerek meydan okumasını istemişti. Teselli ve meydan okumadan sonra bu ayette Resûlullah'ın şahsında ashab-ı kirama ve biz müminlere imanın gereği hatırlatılmıştır: Yalnızca Allah'a ibadet etmek ve O'na güvenip dayanmak.
MESAJ:
1. Kulluk vazifesi yerine getirilmeden yapılan tevekkül, eksiktir.
2. Allah'a iman eden kimse yalnız değildir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Gayb: Beş duyumuzla algılanamayan, gizli olan.
Gåfil: Maddi ve manevi menfaatlerinden habersiz olan.
234
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء الثاني عشر
قَالَ يَا بُني لَا تَقْصُصْ رُؤْيَاكَ عَلَى الْحَوَتِكَ فَيَكِيدُوا لك كينا إِنَّ الشَّيْطَانَ لِلإِنْسَانِ عَدُوٌّ مُبِينٌ وكذلك يخليك لكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَأْوِيلِ الْأَحَادِيثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلَى آلِ يَعْقُوبَ كَمَا أَتَمَّهَا عَلَى أَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ إِبْرَاهِيمَ وَاسْحَق إِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ لَقَدْ كَانَ في يُوسُف والحوته أَياتُ لِلسَّائِلِينَ إِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَأَخُوهُ أَحَبُّ إلى أَبِينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌ إِنَّ أَبَانَا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ . اقْتُلُوا يُوسُفَ أَوِ اطْرَحُوهُ أَرْضًا يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ أَبِيكُمْ وَتَكُونُوا مِنْ بَعْدِهِ قَوْمًا صَالِحِينَ . قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ لا تَقْتُلُوا يُوسُفَ وَالْقُوهُ فِي غَيَابَتِ الْجَبَ يَلْتَقِطْهُ بَعْضُ السَّيَّارَةِ إِنْ كُنتُمْ فَاعِلِينَ قَالُوا يَا أَبَانَا مَا لَكَ لَا تَأْمَنَا عَلَى يُوسُفَ وَإِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ أَرْسِلْهُ مَعَنَا غَدًا يَرْتَعُ وَيُلْعَبُ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ قَالَ إِنِّي لَيَحْزُنُنِي أَنْ تَذْهَبُوا به وَأَخَافُ أَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَأَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ . قَالُوا لَئِنْ أَكْلَهُ الذِّئْبُ وَنَحْنُ عُصْبَةٌ إِنَّا إِذًا لَخَاسِرُونَ .
لَقَدْ كَانَ فِي يُوسُفَ وَالخَوَتِةِ أَيَاتٌ
لِلسَّائِلِينَ .
Andolsun ki Yūsuf ve kardeşlerinde, almak isteyenler için ibretler vardır. 99
(Yūsuf, 12/7)
Mushaf sayfa no: 235
Hafızlık sayfa no: 12. cüz/6. sayfa
YUSUFUN RÜYASI
BİLGİ
Yūsuf Süresi, Kur'an-ı Kerim'in 12. sûresidir. 111 ayetten oluşan bu sûre Kur'an'ın ifadesiyle kıssaların en güzelidir. Hz. Yūsuf'un ibretle dolu hayatını anlatmaktadır. Kıssa, 4. ayette geçen Yûsuf'un ilginç rüyası ile başlar. Hz. Yûsuf, rüyasında güneşin, ayın ve on bir tane yıldızın kendi önünde secdeye kapandığını görür. Bu esrarengiz rüyayı babası Hz. Yakub'a anlatır. Yakub (a.s.) rüyayı açıklar. Kardeşlerine anlatmaması için Yûsufu iyice tembihler. Sûre pek çok ders barındırmakta; iffet, sabır ve tevekkülün kıymetini, gerçek hayattan çarpıcı örneklerle bizlere göstermektedir.
MESAJ
1. Kur'an kıssalarını ibret almak üzere dikkatle okumalıyız.
2. Hz. Yûsuf'un hayatı hepimiz için ibretlerle doludur.
KELİME DAĞARCIĞI
İbret: Olanlardan ders almak, sonuç çıkarmak.
235
ÖNSÖZ
YanıtlaSilBiz aciz kullarını îmânın neşve ve huzuru ile merzük kılan Allahü Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri'ne hamd ü senålar olsun!
İnsanlığı zulmetten kurtarıp nûra gark etmeğe vesile olan käinâtın Fahr-i Ebedi'sine salât ve selam olsun!
Milletler, târih sahnesinde hayâtiyetlerini dîn, dil ve târih şuūru unsurları sayesinde devam ettirirler. Din, hilkat ve fıtratın gâyesi, kundak ile kefen ara-sındaki hayatı tanzîm eden, böylece kulu âhıret seâdetine hazırlayan ilâhî ka-nunlar mecmüasıdır; dil, onun ortaya koyduğu hak ve hakikatlerin ifåde vâsı-tası, tarnih de bu iki unsur çerçevesinde insanlığın yaşadığı hadiselerin sebeb ve neticelerinin tesbît ve tahlili ile milletlerin müstakbel yollarını aydınlatan bir meş'aledir.. Bu bakımdan bu üç unsurun birbirinden ayrılamayacağı gerçeği-ni göz önüne alarak te'lif ettiğimiz bu eserde muhterem okuyucularımıza târi-himizdeki abide şahsiyetlerimiz vesilesiyle birtakım hikmet ve ibretleri sergi-lemeye gayret ettik.
Atalarımızın mukaddes emåneti olan dîn, dil, târih ve kültür mirâsına lå-yıkıyla sahip olabilmek, sadece haråbe hâline gelmiş olan maddî eserlerinin tâmirinden ibaret değildir. Aslolan, o rûh, heyecan ve medeniyetin canlandı-rılması ve müstakbel nesillere intikālidir. Osmanlı medeniyetinin temelini oluş-turan İslâm kültüründen tecrid için Agop Dilaçan ve benzerlerinin müdahale-siyle tahrib edilmiş olan dilimiz, -ådetå- ciddi bir tefekküre imkân vermeyecek bir surette kısırlaştırılmıştır. Lisanımızı kurtarmadıkça, başımıza musallat olan binbir çeşit kargaşadan kurtulmamız mümkün değildir. Zîrâ insanlar kelime-lerle düşünürler. Mefhûmları ve dolayısıyla onları ifadeye vesile olan kelime-leri eksiltilmiş ve çarpıtılmış bir "dil" ile derin İslâmî tefekkürün ufuklarına açıl-
9
ARAN TAŞINMAZIN, kava Mahallesi, 835
YanıtlaSilmak asla mümkün değildir. Bu yapılmadıkça da, hareketlerin temel säikı olan tefekkür, ortaya çıkmaz ve ciddi bir seviye kazanamaz. Bu yüzdendir ki, biz yazılarımızda tab'ımıza, milli kültür ve milli şuûra zıd olan uydurma dile aslå iltifat ve itibar etmedik.
Diğer taraftan tarihimiz de kendi gerçek hüviyetiyle bilinmelidir. Yoksa bir-takım garazkår yerli tärihçiler ile İslâm ve Türk düşmanı olan yabancıların yaz-dığı eserlerle cihan-şümül bir medeniyyeti doğru olarak îzah edebilmek ve geçmişi layıkıyla öğrenip geleceğimizi istikâmetlendirebilmek mümkün ola-maz! Bunun için şanlı ecdâdımızın bizlere bıraktığı târih mîrâsının, milletimi-zin en basit ferdinin şuûr ve idrâkine bile doğru aksettirilip mâl edilmesi, dînî ve milli bir vazîfedir. Merhûm Mehmed Åkif, bu büyük hakikati asırlara ve ne-sillere şöyle hatırlatır:
Sahipsiz olan memleketin batması haktır, Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır...
Tarih şâhiddir ki, milletler ve fertler, hayatlarını, geçirdikleri tecrübelerin aydınlığında tanzim ederler. Târih bir milletin hafızası ve millî tecrübeler mec-mûasıdır. Bu sebepledir ki fert, geçirdiği tecrübelerden müstağnî ve mücer-red olarak yaşayamayacağı gibi milletler de târihî hâdiselerin îkâz ve irşâdına dâimâ muhtaçtırlar. Gerçekten milletlerin kaderinde yaşanan iniş ve çıkışlar, istikbâle aktarılacak bir tecrübeler yığınıdır. Bunların sebep ve neticelerinin yeni hadiseler ile birlikte doğru bir şekilde mukâyesesi ise, milletler için istik-bâli aydınlatıcı bir rol oynamakta devam eder.
Bir millet, gerçek tarihini ve maddî-mânevî rehberlerini tanıyıp bunları yerli yerince takdir ettiği müddetçe ileri millet, büyük millet demektir. Yetişen yeni nesiller, kendi târihlerini, başkalarının tarihlerinden daha iyi bilir ve geçmişten gerekli ibretleri alırsa, gelecekten endişe edilmez! Şâyet târihine yüz çeviren, Üstelik onu kötüleyen, maddî-mânevî rehberlerini tanımayan, böylece özüne yabancılaşan ve muhteşem bir mîrâsa nankör bir vâris olarak geçmişteki bü-yük kahramanlarını hâin, hâinleri de kahraman olarak îlân eden bir nesil yeti-şirse, istikbal karanlık ve endişe verici olur. Çünkü mâzîye istinad etmeyenle-rin geleceği, hiçbir zaman emniyet altında olmamıştır. Dolayısıyla köklerimiz mâzîye, dallarımız istikbāle uzanmalıdır.
Târih ilmini sadece kuru bir vak'alar mecmûası sanmak ve öyle telâkkî et-mek, büyük bir hatâdır. Gerçek târih ilmi, çeşitli hadiseler, sürprizler ve mâce-
10
rålar ile dolu toplumların hayatiyetlerinde hak veya bâtılın, doğru veya yanlı-şın asıl zeminini gösteren mübarek bir ilimdir. Cemiyetlerin hål ve geleceğine mükemmel bir surette düzen verebilmek, tarihin önümüze koyduğu hâdisele-rin sebeb ve neticelerinin mukâyesesini yapabilmek için bu zemini doğru ola-rak tanımak ve ondan gerekli ders ve ibretleri alarak değerlendirme yapmak şarttır.
YanıtlaSilYüce kitabımız Kur'ân-ı Kerîm de, insanlığa, geçmiş toplulukların yaşa-mış bulundukları menfi veya müsbet çeşitli hadiselerin hikmet ve ibretlerini bu sebeple nakletmektedir. Meselā zulüm, haksızlık ve Allah'a isyan eden millet-lerin, kahr-ı ilâhîye düçar olarak hazin bir akıbet ile târihin çöplüğünde kaybo-luşlarını şöyle bildirir:
فَجَعَلْنَاهُمْ سَلَفًا وَمَثَلاً لِلْآخِرِينَ
"Onları, sonradan gelen ümmetler için ibret verici bir geçmiş ve mi-sâl yaptık." (ez-Zuhruf, 56)
فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَاءُ وَالْأَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَرِينَ
"Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi." (ed-Duhân, 29)
Buna mukâbil Cenâb-ı Hakk, ilâhî istikâmetten ayrılmayıp dînde sebât eden ve tevhîdi bayrak edinerek hidâyeti dünyânın dört bir köşesine taşıyan milletlerin de âbâd olduğunu Kur'ân-ı Kerîm'de beyân buyurur ve:
أَنَّ الْأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ
"... Yeryüzüne sâlih kullarım vâris olacaktır!" (el-Enbiyā, 105) va'dinin bir-çok tahakkuk sahnesini gözler önüne serer.
Bu da gösteriyor ki, doğru veya yanlış olan davranışları müşahhas hâle getiren ve bu suretle onlardan istifâdeyi kolaylaştıran şu Kur'ânî metoddan müstağnî kalınamaz. Bu hususta alınması gereken ibretlerin ehemmiyetini merhûm Mehmed Åkif, ne güzel aksettirir:
11
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil- 1236-Alaaddin Keykubat'ın vefatı.
1908-İstanbul'da
bulunan Bediüzzaman'ın genel ve sağlık durumu hakkında bilgi almak üzere Van Valiliği'ne soruşturma yazısı yazıldı.
1952 - Bediüzzaman Said Nursî Afyon Mahkemesi duruşmasına katıldı.
MAYIS
30
CUMA
3 1446 ZİLHİCCE
RUMI: 17 MAYIS 1441 HIZIR: 25
BIR AYET
Allah sizin için kolaylık diler, fakat zorluk dilemez.
(Bakara: 185)
BİR HADİS
Meşru dairede eğleniniz ve oynayınız. Ben dinimizde bir katılığın görünmesinden hoşlanmıyorum. (Beyhaki)
Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.
Sözler
Imsak Günes Öğle İkindi Akeam Vale
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARINTE BUGUN
1826-Yeniçeri Ocağının yerine Eskinci Aske Teşkilatı'nın kurulmasına
başlandı
18:30-Fransanın Cezayir
HAZİRAN
12
CUMA
26 1447 ZİLHICCE
HOOR AVET
Sen herşeyi hakkıyla ball herbi hikmetle yaparsan
Bakara Suresi: 32
BIR HADIS
En büyük iftira, insanlar arasında söz taşmaktır.
Baba ne kadar haksız da olsa, oğul onun nasını tahsil etmeye mecburdur. Oğul ne kadar serkeş de olsa, baba, pefkat i fitriyesini ona karı esirgemez ve esirgememel
Emirdağ Lähikası
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVIMI
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1826 - Yeniçeri Ocağı'nın yerine Eşkinci Askerî Teşkilatı'nın kurulmasına başlandı.
1830 - Fransa'nın Cezayir'i işgali.
HAZİRAN
12
CUMA
BİR AYET
Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.
Bakara Suresi: 32
BİR HADİS
26 14470
ZİLHİCCE
RUMI: 30 MAYIS 1442 HIZIR: 38
En büyük iftira, insanlar arasında söz taşımaktır.
Baba ne kadar haksız da olsa, oğul onun rızasını tahsil etmeye mecburdur. Oğul ne kadar serkeş
de olsa, baba, şefkat-i fıtriyesini ona karşı esirgemez ve esirgememeli.
Emirdağ Lâhikası
TARIHTE BUGÜN
YanıtlaSil1957 - IBMin, yeni geliştirdiği bilgisayarın ağırlığı 21 tondu.
1993 - DYP Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel, Türkiye'nin dokuzuncu Cumhurbaşkanı seçildi.
2016 - Nur Talebelerinden Said Gecegezen vefat etti.
16
PAZARTESİ
MONDAY
MAYIS
MAY
BİR AYET
Sabret. Senin sabrın da ancak Allah'ın yardımıyladır.
Nahl Suresi: 127
BİR HADİS
Allah'ın takdir ettiği rızka razı ol ki, zengin olasın.
Bu kâinatta görünen bütün güzellikler öyle bir güzelden geliyorki, bu mütemadiyen değişen ve tazelenen kâinat, bütün mevcudatıyla ayinedarlık dilleriyle, o güzelin cemalini tavsif ve tarif eder.
HİCRÍ: 15 ŞEVVAL 1443 - RUMI: 3 MAYIS 1438
Şualar
KASIM: 11 - GÜN: 136 KALAN: 229 - GÜN UZA.: 1
DK
34
YanıtlaSilÖLÜM KIYAMET - AHIRET
8 Yine bana ulaştı ki:
Ölüm meleği insanoğlunun organlarının, tırnaklarının ve tüyle-rinin altlarından ruhunu çekip alır. Ruh, bir eklemden diğer ekleme ula-şınca şüphesiz bu ruhun çıkışı (nın acısı) o mafsala kılıç ile bin defa vurmaktan ve süngü ile bin defa saplamaktan daha ağır, daha şiddetli gelirmiş.
9 Yine bana ulaştı ki:
Ölünün her kılının hissettiği acı, gökler ile yer halkının üzerine konulsa onların hepsi (bu acının şiddetinden) muhakkak eriyerek ölür-lermiş. Nihayet can boğaza geldiğinde onu alma işini (bizzat) ölüm me-leği (Azrail) yaparmış.
10 Ve yine bana ulaştı ki:
Ölüm meleği mü'minin ruhunu aldığında onu beyaz ve hâlis ipe-ğin ve çok güzel kokan misk'in içine koyar, kâfirin ruhunu da aldığın-da ise onu leş'den daha pis kokan ateşten bir balçık çanağın içindeki bir paçavranın içine koyarmış.
Ey kardeşim! İşte şunlar senin nefsin gibidir. Sana ölümün şiddetli acıları geldi, sana inlemeler, baygınlıklar ve şiddetler indi. Nihayet biri, Filân kimse vasıyyet etmiştir, der. Diğeri de, Filanca kimsenin dili ağırlaştı, komşularını unuttu. Artık kardeşleriyle konuşamıyor, söy-leneni işittiği halde cevap vermeye muktedir olamıyor», der.
Bir kız ölüm halinde bulunan babasının yanına girmiş de şu şiiri söylemiş:
Ey dostum babacığım yuvasından uzakta bulunan kuş yavruları-
nın tüyleri gibi yetimleri kime bıraktın?
Ey kardeşim! Senin nefsin de böyledir. Şüphe yok ki, sen yatağın-dan yıkanacağın (teneşir) tahtana taşınacaksın, seni elbisenden soya-caklar, senin kefenini getirecekler, sonra seni yıkayıp kefene saracak-lar. Başında ise ailen, komşuların ağlayacaklar, seni dostların, ihvanın kaybedecekler. Seni yıkayacak zat:
Falanca kimseyi tevdi edecek, şimdi buna hakkını helal edecek olan hanımı nerededir, diye soracak. Filan kimsenin vaki olan (ölüm) haberi hakkında hanımı içeri girecektir. Bu hususta şairler şu şiiri söy-lemişlerdir:
Dikkat et ey mağrur kişi! Sana ne oldu da oynuyorsun? Ölümün yakın olduğu halde birçok arzular (ın tahakkukunu)
umuyorsun.
Biliyorsun ki, hırs ve tamahkârlık insanı (içine doğru) çekip uzaklaştırıcı bir deniz, gemisi de dünyadır. Binaenaleyh sen he-lak olmaktan sakın.
Yine biliyorsun ki ölüm, sana koşarak gelmektedir. Sen ise tadı tatlı olmayan içki (yi içerek) zevkleniyorsun.
ÖLÜMÜN ŞİDDETLERI
YanıtlaSil35
Sanki sen vasıyyetini yapıyor, yetimleri görüyorsun. Anneleri ise yavrusunu kaybetmiş halde nağmeler düzüp ağlıyorlar.
Kadın ellerini ısırıyor, sonra yüzünü tokathyor. Kendisi perde arkasıma girdikten soura erkekler onu görüyorlar.
Onlar kefenlerle seni kastederek yanına gelip üzerine suyu dö küyorlar, göz ise yaş döküyor.
Alimler dediler ki (Allah onlardan razı olsun):
veliler Allah Taâlâ, peygamberler aleyhimüssclátü vesselâm ve üzerine ancak derecelerinin yüksekliğini artırmak için ruhlarının çıkı-şını şiddetlendirmiş, zorlaştırmıştır. Müslümanlardan onların başkaları için de günahlarına bir keffåret yahut Aziz ve Celil olan Allah'ın ilm-i ezelisinde geçtiği gibi günahlarına karşı bir ceza olmak için ruhlarının çıkışlarını çetinleştirmiştir. Eğer böyle olmasaydı yüce ve münezzeh olan Hak Taâlâ belâya uğratmadan da bu mevkileri kendilerine ihsan etmeye hakkiyle kaadirdir. En iyisini Allah bilir.
Ez kardeşler (im)! Bilmiş oldunuz ki ölüm, en fena şey, en fena iş tir. Tadı, en acı, en kötü olan şerbettir. Muhakkak ki o ortaya çıkıp zevk ve lezzetleri kesen, rahat ve huzurları bozan ve çirkinlikleri geti-ren, asabları ve organları ayıran (ın ta kendisi) dir...
Reşid (r.a.) den hikâye olundu ki; (Harun ér-) Reşid'in hastalığı şiddetlendiği zaman yanına Acemceyi iyi bilen Tûslu bir doktor getiril-di. Bu doktor birçok hasta ve sağlam insanların idrarıyle birlikte Re-şid'in de idranının getirilmesini istedi ve idrar şişelerini karıştırıp bak-maya başladı. Nihayet Reşid'in idrar şişesini görünce:
Bu idrarın sahibine artık vasıyyetini yapmasını söyleyiniz. Çün-kü onun kuvvetleri çözülmüş, bünyesi harap olmuştur, dedi. Bunun üzerine Harune'r-Reşid hayatından ümidini keserek şu şiiri söylemeye başladı:
Muhakkak ki insanın ecelinde gecikme olduğu müddetçe dokto-run ona delalet eden ilmi vardır.
Nihayet mehil günleri geçtiği vakit doktor hayrette kalır ilaç
otlarının kökü de ihanet eder.
Sonra Harune'r-Reşid birtakım kefenler istedi ve içlerinden bir tane kefen seçti. Yatağının önünde kendisine bir mezar kazılmasını em-retti, ve:
«Malım bana bir faide vermedi. Bütün saltanatın benden ayrılıp anahvoldu (1) dedi ve o gece vefat etti.
Allah Taålà, gaflet üzere ölmüş olan kimselerle ibret alanlara rahmet eylesin. Sanki gaflet içinde ölen kendisidir də ölüm o vazi-yette kendisine gelmiştir. Sonra kendisini haşarat ve kurtları çok bu-lunan karanlık bir çukura soktular. Sonra senin yok olman karar-
(1) el-llakka: 28-29
263
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Peygamberimizin Arafat Vaklesi ve Duası:
Peygamberimiz, namazdan sonra Kasva'ya binip Cebelürrahme'nin
dibindeki Vakfe yerine vardı. Kasvå'nın göğsünü, kayalara çevirdi.
Kayaların toplu bulunduğu yeri, önüne aldı ve Kıble'ye döndü.
Güneş, batıp sarılığı azıcık gidinceye kadar Vakfe yaptı (396). Müslümanlara da, Arafatta Vakfe yapmalarını elile işaret etti (397).
Arafatta uzakça bir yerde bulunanlara da, haber göndererek "Me şålrinizin (Allâha ibadete vesile olan ibadet yerlerinizin) üzerinde bu-!
lununuz Çünki, siz, babanız İbrahim'in mirasından bir miras üzerinde bu-
lunuyorsunuzdur! (398)
İşte, burası, Arafat'tır ve o, Vakfe yeridir (399). Arafat'ın her tarafı, Vakfe yeridir! (400)
Lebbeyk Allâhümme lebbeyk..." diyerek Telbiye etti ve Hayr, an-cak, Ahiret hayrıdır.» buyurdu (401).
Peygamberimiz, ellerini, memelerinin üzerine, omuzları hizasından biraz aşağıya kadar kaldırdı.
Avuçlarının sırtını, yere doğru çevirdi (402).
Kasva, başını eğince, yuları düştü.
Peygamberimiz, devesinin yularını bir elile tutup diğer elini kaldı-rarak (403), dualarının efdal ve üstünü, en çok yaptığı ve Kendisinden Önceki Peygamberlerin de, duâsı olan şu dua ile (404) duâya başladı:
«Allah'dan başka ilah yoktur.
O, birdir, Onun, eşi, ortağı yoktur.
Mülk, Onundur.
Hamd, Ona mahsustur.
e. 2, s. 1025, Daremi-Sünen c, 1, s, 377 (396) Müslim-Sahih e, 2, 8, 890, Ebû Davud-Sünen c. 2, 8, 185, İbn-i Mace-Sünen
(397) Vakıdi-Megazi e, 3, 8, 1102
(398) Vakıdi-Megazi e, 3, 8, 1103, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 189, Tirmizi-Sünen c. 3, s, 230, Nesal-Sünen e, 5, s. 255
(390) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c, 4, 5, 253, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, s. 157, Tirmizi-Sünen c, 3, 5, 232
401) Häkim-Müstedrek e, 1, 8, 465
İbn-i Mace-Sünen e, 2, 5, 1001-1002
(400) İbn-i İshalk, İbn-i Hisam-Sire e. 4, s. 253, Vakıdi-Megazi e, 3, s. 1103, Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 1, 8, 157, Ebû Davud-Sünen c, 2, 5, 193, 194, (
(402) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 3, s. 85
(
103) Ahmed b. Hanbel-Müsmed e, 5, s, 209, Nesal-Sünen e, 5, s. 254 (404) Malik-Muvatta c. 1, s. 215, 422-423, Vakıdi-Megazi, 254, 1104, Tirmizi
348-350, İbn-i Teymiye-Münteka e, 2, s. 273
565, s. 572, Bağavi-Mesåblhussünne e, 1, 8. 128, Ebülfida-Sire e, 4,
PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI
YanıtlaSilO, diriltirdir. Öldürürdür.
Hayr, yalnız Onun Elindedir.
265
O, her şeye kaadirdir (405).
(Allah, şu gerçek'e şehadet eyledi ki: Allah'dan başka ilah yok, ancak, O, var!
Bütün Meleklerle ilim uluları da, adı ve hakkaniyetle durarak şå-hid ki: Allah'dan başka ilah yok, ancak, Aziz ve Hakim olan O, var!
(Al-i İmran: 18)
Ben de, bu gerçek'e şahid olanlardanım ya Rab! (406) Ey Allâhım! Senin buyurduğun gibi, bizim söylediğimizden daha üstün olarak Sana hamd olsun!
Ey Allahım! Benim namazım, ibadetim, diriliğim, ölümüm, Senin İçindir.
nıklığından Sana sığınırım!
Dönüşüm, Sanadır. Mirasım da, ey Rabbım! Sana aiddir. Ey Allahım! Kabir azabından, kalbin vesvesesinden, işlerin dağı-
Ey Allâhım! Rüzgârların getirdiği âfetin şerrinden Sana sığını-rım! (407)
Ey Allahım! Göğsüme genişlik ver, işimi kolaylaştır!
Ey Allahım! Göğüslere vesvese veren Şeytan'dan, işlerin karışıklı-
Ey Allâhım! Gözümde bir Nur, kulağımda bir Nur, kalbinde bir Nur yarat!
ğından, kabir fitnesinin şerrinden, gecenin getirdiği şeylerin şerrin-den, gündüzün getirdiği şeylerin şerrinden, korkunç rüzgârların getir-diği afetlerin şerrinden, zamanın nöbet nöbet gelen mihnet ve belâla-rının şerrinden Sana sığınırım! (408)
Ey Allahım! Sağlığın, hastalığa çevirilmesinden, birden bire gelip
çatacak azabından ve bütün gazabından Sana sığınırım! Ey Allâhım! Beni, hidayetine ulaştır! Geçmişimi, geleceğimi ba-
ğışla!
Ey baş vurulacakların en hayırlısı, Kendisinden istenilenlerin en keremlisi, en vergilisi,
Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allâh! Yaratıklarına ve Beyt'inin hacılarına verdiklerinin en üstününü şu akşam üzeri bana ver!
(405) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1104, Ahmed b. Hanbel-Müsned e. 2, s. 210, Tirmizi Sünen e, 5, s. 572, Heysemi-Mecmauzzevaid c. 3, s. 252, Gazzall-İhyalül-Ulům,
e. 1, s. 332, İbn-i Kayyım-Zadülmad e, 3, s. 268,
(406) Alamed b. Hanbel-Müsmed c, I, s, 166, Ebülfida-Sire c, 4, 5. 349 (407) Tirmizi-Sunen c. 3, s. 537, Gazzall-İhyaül'ulům, e, I, s, 332, İbn-i Kayyım-
Zadilmaad e, 3, s. 268, Ebüllida-Sire e, 4, 5, 349-350 (408) Beyhaki'den naklen Ebülfida-Sire c, 4, 8, 350, Gazzali-İhyaül'ulüm, e, 1, 333
dik etmekten başka bir niyetle evinden çıkmayan kimseye, onu cennetine koyacağına, yahut bir çok ecir ve ganimetle çıktığı eve sağ salim döndüreceğine tekeffül etmiştir.
YanıtlaSil۳۲۳۰- تَكَلَّفَ لَكَ أَخُوكَ وَصَنَعَ ثُمَّ تَقُولُ إِلَى صَالِمٌ كُلِّ وَصُمْ يَوْمًا
مكانه (قط عن أبي سعيد قط عن جابر)
3230- Kardeşin sana mükellef bir yemek hazırlamış, sen ona: "Ben oruçluyuml" diyorsun, ye. Yerine sonra bir gün oruç tut, (nafile oruçlunun orucunu bozabileceğine bir delildir.)
۳۲۳۱- تُكَمَّلُ يَوْمَ الْقِيَمَةِ سَبْعُونَ أُمَّةً نَحْنُ آخِرُهَا وَخَيْرُها (هـ عن تمرين
حكيم عن ابيه)
3231- Kıyamet günü yetmiş millet tamamlanır. Sonuncu-su ve hayırlısı biz oluruz.
۳۲۳۲- تَكُونُ فِي أُمَّتِي رَجْفَةٌ يَهْلِكُ فِيهَا عَشْرُ الْآفِ عِشْرُونَ الْفًا ثَلاثُونَ الْفًا يَجْعَلُهَا اللَّهُ مَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ وَعَذَابًا عَلَى الْكَافِرِينَ (كر عن عروة بن رويم عن الانصاري
3232- Ümmetim büyük bir depremle karşı karşıya kala-caktır. On bin, yirmi bin, otuz bin kişi ölecektir. Bu, mü'minler için bir öğüt ve rahmet vesilesi olurken, kafirler için de serapa bir azap olacaktır.
۳۲۳۳- تَكُونُ النُّبُوَّةُ فِيكُمْ مَا شَاءَ اللهُ اَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعَهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مَلِكًا عَضُوضًا فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ مُلْكُ جَبْرِيَّةٍ ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ (ط حم ن والروياني ض عن حذيفة)
3233- Peygamberlik içinizde, Allah'ın dilediği zamana
773
kadar devam edecek, sonra kaldırmak isteyince onu kaldıracak; sonra nübüvvetin yolunda olan hilafet Allah'ın dilediği müddete kadar sürecek, sonra onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra ısıran saltanat devri gelecek, o da Allah'ın dilediği zamana kadar kalacak, sonra Allah onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra onu zorba bir hükümdarlık takip edecek, sonra da nübüvvet yolu üzerinde olan bir hilafet devri gelecek.
YanıtlaSil٣٢٣٤ - تَكُونُ لَأَصْحَابِى زَلَّةٌ يَغْفِرُهَا اللهُ لَهُمْ لِسَابِقَتِهِمْ مَعِي (كر عن محمد بن الحنفية عن ابيه)
3234- Ashabımın zellesi (ayak kayması) olur. Lakin Allah onları benimle beraber güzel geçmişleri bulunduğu için bağışlar.
٣٢٣٥ - تَكُونُ بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ أَيَّامٌ يُرْفَعُ فِيهَا الْعِلْمُ وَيُنْزَلُ فِيهَا الْجَهْلُ وَيُكْثَرُ فِيهَا الْخَرَجُ وَالْهَرَجُ الْقَتْلُ (هـ عن ابن مسعود)
3235- Kıyamet öncesi öyle günler olacak ki, o günlerde ilim kalkacak, cehalet yaygın hal alacak, cinayetler çoğalacak.
٣٢٣٦- تَكُونُ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ بَنِي الْأَصْفَرِ هُدْنَةٌ فَيَغْدِرُونَ بِكُمْ فَيَسِيرُونَ إِلَيْكُمْ فِي ثَمَانِينَ غَايَةً تَحْتَ كُلِّ غَايَةٍ اِثْنَى عَشَرَ أَلْفًا (هـ عن عوف بن مالك)
3236- Beni asfar ile aranızda sulh olacak, sonra size hi-yanette bulunup her birinin altında on iki bin kişi bulunan seksen sancakla size doğru saldıracaklar.
۳۲۳۷- تَكُونُ اَرْبَعُ فِتَنِ الأُولَى يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالثَّانِيَةُ يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ وَالثَّالِثُ يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ الْفَرْجُ وَالرَّابِعَةُ الدَّجَّالُ (نعيم عن عمران بن حصين
3237- Dört fitne başgösterecek: Birincisinde adam öl-dürmek helal sayılacak. İkincisinde hem o, hem de mal, üçüncü-sünde kan, mal, zina helal sayılacak, dördüncüsü ise Deccal'dir.
۳۲۳۸ - تَكُونُ أَمَامَ الدَّجَّالِ سِنُونٌ خَوَادِعُ يُكْثَرُ فِيهَا الْمَطَرُ وَيُقَلُّ فِيهَا
774
النبتُ ويُكذِّبُ فيها الصَّادِقُ ويُصَدِّقُ فيها الْكَاذِبُ وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ ويُحوِّنُ فيها الأمين وتنطق فيها الرويبضة قيل يا رَسُولَ اللهِ وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ قَالَ من لا يُوبه له (طب عن عوف بن مالك)
YanıtlaSil3238- Deccal'den önce aldatıcı yıllar olacak. O yıllarda yağmur çok, bitki az olacak, doğru söyleyen yalanlanacak, yalan söyleyense doğrulanacak, haline güvenilecek emin olan kişi hain sayılacak, Ruvaybıza konuşacak. "Ruvaybıza nedir ey Allah'ın Ra-sulü?" diye sordular. "Ruvaybıza, kendisine önem verilmeyen ki-şi." buyurdu.
۳۲۳۹- تَكُونُ بَيْنَ النَّاسِ فِرْقَةً وَاخْتِلافُ فَيَكُونُ هَذَا وَأَصْحَابُهُ عَلَى الْحَقِّ
يعنى عَليًّا (طب عن كعب بن عجرة)
3239- İnsanlar arasında ayrılık ve ihtilaf olacak, bu ve arkadaşları doğru yol üzere olacaklar. (Hazreti Ali kastediliyor.)
٣٢٤٠ - تَمَنَّوْا الْمَوْتَ عِنْدَ خِصَالِ سِنّ عِنْدَ إِمَارَةِ السُّفَهَاءِ وَبَيْعِ الْحُكَمِ وَاسْتِخْفَافِ بِالدَّمِ وَكَثْرَةِ الشَّرْطِ وَقَطِيعَةِ الرَّحْمِ وَنُشُوءٍ يَسْتَخْذُونَ الْقُرْآنَ مَزَامِيرَ يُقَدِّمُونَ الرَّجُلَ لِيُغَنَيَهُمْ وَلَيْسَ بِافْقَههم (طب عن عابس لغفارى)
3240- Şu altı hususla karşılaştığınız zaman, ölümü te-menni edin. Alçaklar başa geçirilince, hükümler satılınca, insan öldürmek hafife alınınca, şart ve yemin çoğalınca, akraba ile ilgi kesilince, Kur'an şarkı gibi oyuncak ve eğlence edinilince ki, in-sanlar kendilerinden çok daha az bilgisi bulunan adama gelip ondan medet umarlar.
٣٢٤١ - تَنَاصَحُوا فِي الْعِلْمِ وَلاَ يَكْتُمُ بَعْضُكُمْ بَعْضًا فَإِنَّ خِيَانَةً فِي الْعِلْمِ أَشَدُّ مِنْ خِيَانَةٍ فِي الْمَالِ (حل عن ابن عباس)
3241- İlimde birbirinize yardımcı olun. Kimse kimseden ilmi gizlemesin. Çünkü ilimde hıyanet, maldaki hıyanetten daha şiddetlidir.
775-
GİZLİ
YanıtlaSilSERVISLER
Siz bu satırları okurken dünyanın dört bir yanında istihbarat servisleri ve sahadaki ajanları, büyük ihtimalle hayat boyu tanık olmayacağınız, adını bile bilemeyeceğiniz savaşların içindeler. Bu ajanların bir kısmı suikast, cinayet, zehirleme, nokta atışı bombalı saldırılar ve kaza süsü verilmiş operasyonlar gibi cesaret gerektiren, kanlı ve göz korkutucu işlerin tam ortasında görev yapıyorlar. Ama çok daha derinde, sinsi, tehlikeli olan başka cepheler de var. Bunlar bilgi uğruna verilen savaşlar, yani düşmanın askerî sırlarına ulaşmak ya da propaganda ve korku yoluyla karşı tarafın toplumsal düzenini istikrarsızlaştırmak için yürütülen görünmez mücadeleler... Çoğu zaman sıradan görünen binaların içindeki yönetim kademeleri, bu operasyonları yalnızca akıllı telefonların kameraları aracılığıyla ekranlardan, ajanların gözünden izleyebiliyor. Bizim gündelik olarak kullandığımız bu aygıtlar, gizli servislerin elinde en sofistike casusluk aygıtları kadar ölümcül silahlara dönüşebiliyor.
K
YanıtlaSilkıyaslamak
534
kıyaslamak اسلام : karşılaştırmak
kyklقبل و ق : )bk.kilukal
kiymet قیمت : değer
kiymeti aliye قیمت عالیه : yüksek değer
kiymeti asliye قیمت اصليه : aslındaki değer, esas değer
kıymet-i binihaye قیمت بی نهایه : sonsuz değer
kiymeti bipayan قیمت بی پایان : snursiz değer
krymet-i diniye قیمت دینیه : dini kıymet, dini ba-kımından değer
kıymet-i ilmiye ve edebiye قیمت علمی و ادبیه ilmi ve edebi kıymet, ilim ve edebiyat bakı-mından kabul edilen değer
kiymet-i maneviye قیمت معنویه : manevi değer
kıymet-i nâtıkıyet قیمت ناطقی : konuşma yete-neği bakımından sahip olunan değer
kiymeti ruhiye قیمت روحيه : ruh bakımından (ruhtaki duygu ve yetenekler bakımından) sahip olunan değer
kiymeti san'at قیمت صنعت : san'at değeri, san'at bakımından kabul edilen değer (kiy-met-i sanatça: sanat bakımından değer)
kıymet-i şahsiyeقیمت شخص kendine ait değer sahsî kıymet,
kiymeti vücud قیمت وجود : varlık olarak sahip olunan değer
kıymeti zatiye قیمت ذاتيه : zatın bir şeyin veya kişinin) kendine ait) vasıf ve değeri
kiymete قیمتجه : değerce, değer bakımından
kiymetdar قیمتدار : kıymetli, değerli
kiymetdari قیمتداری : kıymetli, değerli
kiymetdarlık قیمتدارلك : kıymetlilik değerlilik, değer sahibi olmak, değer taşıyıcılık
kıymetlendirmek قيمتلندرمك : değerli hale ge-tirmek, değerlendirmek
kıymetli قیمتلی : değerli
kymetlilik قيمتليلك : değerlilik
kıymetsiz 1 : قیمتز.değersiz 2.önemsiz
kıymetsizlik 1 : قيمتسزلك.değersizlik 2.önem-sizlik
kıymet-şinas (kıymetinas قیمتشناس : değerbi lir, değerli olanı anlar ve üstün tutar
kıymetşinaslık قيمتشناسلك : değerbilirlik, de-ğerli olanı bilmek, anlamak ve üstün tutm
534
YanıtlaSilkıyaslamak
kibriya
kymettar مدار:biymetdar(
kıymettarlık قیمتدارك bk kıymetdarlık(
kiymet ü İzzet قیمت و عزت: değer ve şereflilik
okka, yaklaşık 1282 gr kyyski ağırlık ölçüsü, başka bir adı
kiyyelik kıyye ağırlığında (bk. kıyye)
kizi parlak kırmızı 2. Komünist 3. (mec.) aşırı, ileri derecede
Kızılcazقل اج :stad Bediüzzaman'ın Ara bça bir risalesinin adı. Bazı parçaları Türkce ye tercüme edildi (bk. Mesnevi-i Nurive, A Badıllı)
1899 yılında telif edilip 1921 yılında basılan bu eser, Abdurrahman Ahdarî'nin Arapça yazmış olduğu Es-Süllemü'l-Münevrak fi il mi'l-Mantık isimli mantık kitabına Ustad Said Nursî'nin yine Arapça olarak yazdığı ha şiyelerden meydana gelmektedir.
kibir 1 : كبر.büyüklenme, kendini beğenmiş lik, böbürlenme, gururluluk 2.büyüklük
kibirli کبرلی : kendini beğenmiş, kendini bu yük sanan, böbürlenen
kibbibir)
kibri nefs کبر نفس : kendine değer verme, kendini alçaltmama, kendine saygı, şerefini koruma (vakar, izzet-i nefis, şeref, haysiyet, onur)
kibr-i san'at meal کبر صنعت مال : sanatça bü yüklük
kibrü azamet کبر و عظمت : kibir ve azamet, kendini beğenmişlik ve böbürlenme
kibrü gurur کبر و غرور : kibir ve gurur, kendini büyük görme ve kendinde kusur görmeme
kibrit 1 : کبریت.bir ucunda sürtününce yanan madde sürülmüş küçük çöp 2.kırmızı renk yakut
kibrit-i ahmer 1 : کبریت احمر.kırmızı kibrit 2.Orta Çağda cisimleri altına çavirebilir diye düşünülen kimyasal madde 3.(mec.)doğru yola ileten çok değerli rehber (kılavuz) 4.(Tas.) (mec.) çok değerli mürşid, yol gösterici 5.lk
sir, (mec.) ölümsüzlüğe erdiren kaynak
kibriya 1 : كبرياء.büyüklük, erişilmezlik 2.ku-
sursuzluk 3.Allah'ın c. c. sonsuz ve erişilmez büyüklük ve kusursuzluğu 4.sonsuz ve erişil-mez büyüklük sahibi (Allah c.c.) 5.büyük, ulu, yüce
briya-i uluhlyet
YanıtlaSilubriya-luluhiyet كبرياء الوهيت Allah(c.c.) ait baran isim ve sıfatlarının sonsuz yücelik ve büyüklaga 535
Albriya-i vahdet كبرياء وحدت : Allah'inc. c. birli
indeki sonsuz yücelik ve büyüklük
Libriya-yazamet کبریای عظمت : Allah'a (c.c.) ait bayüklukteki sonsuz yücelik ve kusursuzluk
Libriya-yi saltanat کبریای سلطنت Allah'a (c.c.( ait hakimiyetteki büyüklük
kibriya-yı uluhiyet بریای الوهيت biriya-i uluhiyet)
kibriyaziya کبریای ضیاء stk kaynağı olarak büyüklük
kibriya büyüklük ve erişilmezlik sı-
fatına sahip
kifayet yeterlilik, yeterli olma, yetme
kifayet-i ilmiye کفایت علميه : ilim bakımından yeterlilik
kifayet etmek كفايت ايتمك : yetmek, yetişmek, eterli olmak yeterli
kifayetle کفایتله : yeterlilikle, yeterli şekilde
kifayetsiz کفایتز : yetersiz
kifayetsizlik كفايتسزلك : yetersizlik
قبل : )Ar.) (kve i kalın okunur) 1.söz 2."de-nildi" ("kile"ler: "denildi" şeklinde başkala-rından yapılan aktarmalar, rivayetler)
kukal قیل و قال : )Ar.) "denildi" ve "dedi" şek-lindeki başkasından aktarmalar 2.dedikodu
kile كيله : eski ağırlık ve hacim ölçüsü
kille کله : kalem kamış, kalem
kliki کلکی : kalemle yapılan
killo كيلو : kilogram, ağırlık ölçüsü (sıcaklığı *+4santigrat derece" olan bir litre saf suyun ağırlığı)
kilometre كيلو متره : bin metre
kimya كيمياء : maddelerin iç yapılarını, birleş-me ve ayrışma şart ve sebeplerini ve bu açı-
lardan taşıdıkları özellikleri deney ve gözlem metodu ile inceleyen ilim
kimya-yi gayr-i uzvi کیمیای غیر عضوی : inorganik kimya, cansız maddeler kimyası
kimya ile uğraşan. (bk. kimya) kimyager kimyacı, kimya ilmini bilen,
kimyahane كيمياخانه : kimya laboratuarı, kim-
ya maddelerinin üretildiği yer
kimyeviye كيميه : kimya ile ilgili
5 kitab-ı akide ve iman ve zikir ve fikir ve davet
YanıtlaSilkin كين : öç alma düşüncesini taşıyan gizli düşmanlık, düşmanlık, garez
kin-i muzmer كين مضمر : gizli kin
kinai (ye( کناء به : kinayeli, kinaye ile ilgili, do-laylı ve üstü kapalı
kinaili کنائیلی : kinayeli, dolaylı ve üstü kapalı
kinalyet کنائیت : dolayı ve üstü kapalı sözler, kinayeler
kinaiyat-ı Kur'aniye ve hadisiye کنائیات قرانیه و حديثية : Kur'an ve hadisteki kinayeli (dolaylı ve üstü kapalı) sözler (müteşabihat ve kinayat-1 Kur'aniye ve hadisiye: kuran ve hadisteki benzetmeler (müteşabihat) ve dolaylı, üstü kapalı sözler.)
kinaye کنایه : dolaylı ve üstü kapalı söz
kinayeten كناينا : kinaye şeklinde, kinaye ola-rak, dolaylı ve üstü kapalı olarak
kinedar کینه دار : kindar, kin tutan
kinin كينين : sıtma ilacı
kinli کیلی: kintutan, öç alma düşüncesi olan
kiram 1: كرام.büyükler 2.mübarekler 3.bağış, iyilik ve yardımseverlikleri çok olanlar
kiramen katibin كراما كاتبين : yazıcı mübarek melekler(bk. kâtibîn-i kiramlar)
kirpik كيرييك : göz kapaklarının kenarındaki kıllar
kirpik-i akl (akıl كيربيك عقل : aklın kirpiği,
(mec.)aklı yanıltan, aklı engelleyen durum
kisra کسری : Iran Sasanî hükümdarının unvanı
kisra-yi Fars کسرای فارس : İran hükümdarı
kisve 1 : کوه.klık, kıyafet, özel elbise 2.(mec.(
(bir şeyin) kendini gösterme aracı
kisve-i Arabiye كسوة عربيه : )mec.) Arabça ifede, Arab dili, Arapça
kisve-i ilmiye كسوة علميه : müderris (ders ho-cası, profesör) elbisesi, ilim adamı (din âlimi) elbisesi
kitab 1 : کتاب.yazılı eser 2.yazıya geçirilmiş sözler 3.peygamberlere vahiy yoluyla gelen ve sonra yazıya geçirilen Allah'ın (c.c.) sözle-ri 4. Kur'an 5.Levh-i mahfuz, olmuş ve olacak her şeyin, Allah'ın (c.c.) ilmiyle belirlenmiş saklı yazısı
kitab-ı Abdulkadir (ks( كتاب عبد القادر : Hz. Ab dulkadir Geylâni'nin eseri olan kitap
kitab-ı akîde ve iman ve zikir ve fikir ve davet
کتاب عقیده و ایمان و ذکر و فکر و دعوت : )kitab-ı akîde ve kitab-ı iman ve kitab-ı zikir ve kitab-ı fikir
K
Vladimir Putin, 1975'te İstihbarat teşkilatına katıldı ve 17 yıl boyunca KGB subayı olarak görev yaptı. Birinci ve İkinci Genel Direktörlük'te hizmet veren Putin, akıcı Almancası sayesinde 1985-90 arasında Doğu Almanya'da gizli görevlerde bulundu, burada tercüman kimliğiyle çalıştı ve yarbay rütbesine yükseldi. KGB geçmişi bugün sık sık haber konusu olsa da, Putin'in teşkilat İçindeki başarılarının aslında çok da dikkat çekici olmadığı düşünülür. Bunun yanında, Putin'in Çekist geçmişini her zaman gururla sahiplenmesi ilgi çekicidir. İstihbarat teşkilatında geçirdiği yıllar, kendisini bir vatansever olarak konumlandırmasında ve iktidar yolunda ilerlemesinde belirleyici bir rol oynadı. Yaklaşık yirmi yıl boyunca teşkilatta çalıştıktan sonra Putin, 20 Ağustos 1991'de KGB'den istifa etti. Bu tarih, Vladimir Kryuçkov'un öncülük ettiği darbe girişiminin ikinci gününe denk geliyordu ve bu hamlenin, dönemin başbakanı Boris Yeltsin üzerinde güçlü bir etki bıraktığı kuşkusuzdur. Nitekim Yeltsin, Putin'in hızlı bir şekilde Federal Güvenlik Servisi'nin (FSB) başına yükselmesini bizzat sağladı. Yeltsin'in 3 31 Aralık 1999'daki beklenmedik istifasının ardından Putin geçici olarak devlet başkanı ilan edildi ve ertesi yıl bu görev resmiyet kazandı. Başkan olarak attığı ilk imza ise, Yeltsin hakkında açılabilecek yolsuzluk soruşturmalarının önünü kesmek oldu. Sovyetler sonrası Rusya'nın siyasal ruhu üzerindeki mücadele, büyük
YanıtlaSilölçüde siloviki (eski güvenlik ve istihbarat mensupları) ile oligarklar (yeni zenginler) arasında yaşandı. Putin'in iktidara yükselişi, siloviki cephesi için kuşkusuz büyük bir zaferdi. Zira eski meslektaşlarıyla çevrili olmaktan çekinmeyen, istihbarat kökenli bir lider, onlar için doğal ve güvenilir bir müttefikti.
48
سوره بقره (۲۸)
YanıtlaSillen
e
SCA
شهدی، بو جمله لون آر الرنده کی ارتباط و منا ستار من بحث ايده هكر قرآن کریم اوله عامان باریم مطر دن مولده، بوراده حاضرانه خطا به باشلادی بوده بلاغتجه معلوم بر نکته بجوندر تولہ کہ انسان، ردمك فى الفندن، عبدا لندن بحث الدرله، حدتی، غضى او قدر غلبه مدرک ضد الا اولون، يعنى خيالى باحضار ايله خطاب اتمك صورتيله أو قد القارى بابان آدمك كنديم توجيه كلام ايمان باشلاء. وما اعلط ندن بحث الدركين او قدر شوقی و عشقی غلبانه کار که همانه خير النك قارشونه او الى آدمى لترى كند سنه خطاب الدرك قونو شمعه باشلار.
بو حالت، التفات الله من الدين و قاعده در بو قاعده نك لسان عربده سول و موقعی وارد ایشته قرآن کریم بو قاعده بي تعقيباً ( كيف تكفُرُونَ ) ديبورن، صحیفه خطاب ایله او نار
توجيه كلام اتمشدر.
موكره وقتها كه بو مقامده تعقيب الديله مقصد ، ايمان ليدوب عبادت ايتمك و كفران نعمت ایجوهان و کفری رد اتمك كبى كچه اصول و الاسرى اثبات ایتمان ايجون لازم اولان دليلهاري ذكر المكدر اشته او دليل الموك ان واضحى، احوال بشر سلسله سندن استفاده ابديان دليه الهر در و او نعمه الان ان بیوگی او
سللانك عقده لرنده و دو گو مارنده در.
قرآن کريم (وَكُنتُمْ أَمْوَانًا فَأَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ) آیت کریمه سیاه بسته دوگوهای اولان مرتب أو سلسله عجيبه به اشارت ايتمشور بزده او به دو گومی (به متار) ده حل و
بیان ایده جگر
برنجی مثله ) ( كنت و اموانا ) جمله ی برنجی عقده بی، یعنی برنجی دو گومی آجیور شویله که: انسانك جدینی تشکیل این ذره ای، عالمك ذراتی ایچنده جامد، طاغینیه به ماده ای که با فارست که مخصوص بر قانون ایله معینه به نظام ایله انتظام آلتن الينا مه عالم عناصره كوندريلي. عالم عنا مرده ساکت ساکن کیزلی بر وضعیتده ایکه به دنبره قافله قافله، معین به دستور ایله، یومی بر انتظام ایله به قصد و به حکمت التنده عالم موالیده انتقال ايدر. عالم مواليد ده ده سکوت ایچنده ایکه بر دنده عجیب غریب به طرز ایله نطفه به انقلاب ایدر موكره متسلسل انقلا بار له علقه اولور.
احوال بشر
YanıtlaSilAhwal - beşer: İnsanık hålleri
علقه
Alaka: Ana rahmi duvarı-na tutunmuş asılı bir hücre topluluğu, insan yaratılışının ilk safhası
عالم عناصر
Atem-i anasır: Unsurlar alemi
عالم مواليد
Alem-i mevalid: Ma'denler
جامد
Camid: (Cansız gibi görü-nen) donuk şey
غَخَبْ
Gazab: Öfke
غائبانه
Gaibane: Gonneyerek
عَلَيَّان
Galeyan: Kaynama, coşma
حاضرانه
Hazirane: Huzurunda olarak
الخضار
İzar: Hazırlama
انقلاب İnkılab: Dönüşme
انتقال
İntikal: Geçme
معين Muayyen: Belirli
مرتب Müretteb: Sıralanmış
متليل
Müteselsil: Peş peşe
نطقه
Nutfe: Meni
سايت
Sakit: Susan
صيغة خِطَابٌ
Siga-i hitab: Fiilin ikinci tekil ve çoğul şahıs şekli
سِلْسِلَة عجيبة
Silsile-i acibe: (Yaratılışa dit( Acaib zincir
شكوت
Sükût: Susma
تنبيه
Tesmiye: İsimlendirme
توجيه كلام
Tevcih-i kelâm: Söz yöneltme
عقده
Ukde: Düğüm
Her hayırlı şeyi tehir etmek günahtır ama tevbeyi terketmek
YanıtlaSildaha günahtır.
Tesvif Tehir etmek
Mahmûd Esad Coşan
Akra fm.
GÜNÜN sohbeti
228 Shri Bakana, 28
YanıtlaSilSimdi, bu cümlelerin aralarındaki irtibat ve munasebetlerden bahsedeceğiz. Kur'ân-ı Kerim, evvelce gäibane yaptig hikâyeden sonra, burada hazıráne hitaba
basladı. Bu da belägatçe ma'lum bir nükte ıçındır.
Şöyle ki: Insan, bir adamın fenâlığından, ayıblarından bahsederken, hiddeti, gazabı o kadar galebe eder ki, hayalen olsun, yani hayali bir ihzâr ile hitab etmek suretiyle o fenalıkları yapan adamın kendisine
tevcih-i kelâm etmeye baslar. Veya iyiliklerinden bahse. derken o kadar sevki ve askı galeyana gelir ki, hemen
hayalinin karşısına o iyi adamı getirir.
Kendisine hitåb ederek konuşmaya başlar.
Bu halet, iltifat' ile tesmiye edilen bir kaidedir.
Bu kaidenin lisân-ı Arabda büyük bir mevkii vardır. İste
Kur'ân-ı Kerim bu kaidevi ta'kiben كلف تكفون diyerek, sîga-i hitâb ile onlara tevcih-i kelâm etmiştir.
Sonra vaktâ ki, bu makamda ta'kib edilen maksad, îmân edip ibâdet etmek ve küfrân-ı ni'met etmemek ve küfrü reddetmek gibi geçen usûl ve esasları isbat etmek için lâzım olan delilleri zikretmektir. İşte o delillerin en vâzıhı, ahvâl-i beşer silsilesinden istifade edilen delillerdir. Ve o ni'metlerin en büyüğü, o silsilenin ukdelerinde ve düğümlerindedir.
و كنته أمواتاً فَأَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ Kur'an - Kerim ayeti kerimesiyle bes ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
düğümlü olan, müretteb o silsile-i acîbeye işaret etmiştir. Biz de o beş düğümü beş mes'elede hall ve beyân edeceğiz.
Birinci Mesele: كنت أمواتا cümlesi birinci ukdeyi, yani birinci düğümü açıyor. Şöyle ki: İnsanın
cesedini teşkil eden zerreler, âlemin zerrâtı içinde câmid, dağınık bir şekilde iken, bakarsın ki,
mahsûs bir kanun ile, muayyen bir nizâm ile intizâm altına alınarak âlem-i anasıra gönderilir. Ålem-i
anâsırda sakit, sâkin, gizli bir vaziyette iken, birdenbire kafile kafile, muayyen bir düstûr ile, yevmi
bir intizam ile. bir kasid ve bir hikmet altında alem-i mevalide intikal eder. Alem-i mevalidde de sükût içinde iken, birdenbire acîb, garib bir tarz ile nutfeve
inkılâb eder. Sonra müteselsil inkılâblarla alaka olur.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilتوانید
ندار وقال الله الولا وال ول ال
فلما ذهبوا به واجمعوا إلى يجعلوه في السيد وأوحينا إليه لتبتلهم بأمرهم هذا وهم لا يهم رجَاؤُ أَبَاهُمْ عِشَاءُ يَبْكُونَ قَالُوا بها اللال تستبق وتركنا يوسف عند مناعنا فالله الله وَمَا أَنْتَ بِمُؤْمِنٍ لَنَا وَلَوْ كُنَّا صَادِقِيل رجال فى السما ینم كَذِبٍ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُم المسلم المالية جميل وَاللَّهُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ وَجَاءَل فَأَرْسَلُوا وَارِدَهُمْ فَأَدْلى دَلُوهُ قَالَ يَا بُشْرَى هذا لا وَأَسَرُّوهُ بِضَاعَةُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَعْمَلُونَ * وَدْ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَرَاهِمَ مَعْدُودَةٍ وَكَانُوا فِيهِ مِنَ الراهبين . وَقَالَ الَّذِي اشْتَريهُ مِنْ مِصْرَ لا مراية الحربي ملوي عَلَى أَنْ يَنْفَعْنَا أَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَمَّا وَكَذَلِكَ مكلا الوند في الْأَرْضِ وَلِتُعَلِّمَهُ مِنْ تَأْوِيلِ الْأَحَادِيثِ وَاللهُ كاله عَلى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ وَلَمَّا بَله أشُدَّهُ أَتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَكَذَلِكَ تَجْزِي الْمُحْسِنِينَ .
وَجَاؤُ عَلَى قَمِيصِهِ بِدَمٍ كَذِبٍ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنْفُسُكُمْ أَمْرًا فَصَبْرٌ جَمِيلٌ وَاللهُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ .
66 Bir de üzerine, sahte bir kan bulaştırılmış gömleğini getirdiler. Yakub dedi ki: 'Hayır! Nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe sürükledi. Artık bana düşen, güzel bir sabırdır.
Anlattıklarınıza karşı yardımı istenilecek de ancak Allah'tır.'99
(Yūsuf, 12/18)
Mushaf sayfa no: 236
Hafızlık sayfa no: 12. cùz/5. sayfa
KANLI GÖMLEK
BİLGI
Hz. Yakub'un 12 oğlu vardı. Yakub (a.s.), üstün karakteri sebebiyle oğulları arasından Hz. Yūsuf'u daha çok seviyordu. Bünyamin'i de küçük olduğu için el üstünde tutuyordu. Bu durum diğer on kardeşi kıskandırıyordu. Onlar ba-balarının sevgisini kazanacak güzel davranışlar sergilemek yerine kendilerine rakip gördükleri Yûsuf'u ortadan kaldırmak için plan yaptılar. Gezip oynamak bahanesiyle onu evden çıkardılar ve götürüp bir kuyuya attılar. Gömleğini de kana bulayıp babalarına getirdiler ve sahte gözyaşlarıyla "Yūsufu kurt kaptı." dediler. Yakub (a.s.), olayın onların anlattığından farklı olduğunu anladı ve bağrına taş basarak bu imtihana sabredeceğini söyledi.
MESAJ:
1. Nefsimize uymak bizi yanlışa götürür.
2. Musibetler karşısında Yakub (a.s.) gibi güzel bir sabır göstermeliyiz.
KELİME DAĞARCIĞI:
Nefis: Ruh, can, kötü huyların içimizdeki kaynağı.
236
2
YanıtlaSilHAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
الجزء الثاني على
قَالَ مَعَاذَ اللَّهِ إِنَّهُ رَبِّي أَحْسَنَ مَثْوَاى إِنَّهُ
لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ .
66 O da "Haşa, Allah'a sığınırım! Zira kocan benim velinimetimdir, bana iyilik edip evini açtı. Gerçek şu ki zalimler iflah olmaz!" dedi.99
(Yūsuf, 12/23)
ورَاوَدَتْهُ الَّتِي هُوَ فِي بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِهِ وَغَلَّقَتِ الْأَبْوَابَ وقالت هيت لك قال معاذ الله إنه رَبّى أَحْسَنَ مَثْوَاى اله لا يُفْلِحُ . الظَّالِمُونَ . وَلَقَدْ هَمَّتْ بِهِ وَهُمْ بِهَا لولا آن را بُرْهَانَ رَبِّهِ كَذَلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّوءَ وَالْفَحْشَاءَ إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَصِينَ وَاسْتَبَقَا الْبَابَ وَقَدَّتْ قَمِيصَهُ مِنْ دُبُرٍ وَالْفَيَا سَيِّدَهَا لَنَا الْبَابِ قَالَتْ مَا جَزَاء مَنْ أَرَادَ بِأَهْلِكَ سُوءًا إِلَّا أَنْ يُسْجَنَ أَوْ عَذَابٌ ألِيمٌ قَالَ فِي رَاوَدَتْنِي عَنْ نَفْسِي وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ أَهْلِهَا إِنْ كَانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِنْ قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الْكَاذِبِينَ وَإِنْ كَانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ الصَّادِقِينَ فَلَمَّا رَا قَمِيصَهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ قَالَ الهُ مِنْ كَيْدِكُنَّ إِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظِيمٌ يُوسُفُ أَعْرِضُ عَنْ هَنَّا وَاسْتَغْفِرِى لِذَنْبِكَ إِنَّكِ كُنْتِ مِنَ الْخَاطِئِينَ . وقال بسوه في المَدِينَةِ امْرَأَتُ الْعَزِيزِ تُرَاوِدُ فَتْيهَا عَنْ نَفْسِهِ قَدْ شَغَفَهَا حُبًّا إِنَّا لَنَرْبهَا فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ .
Mushaf sayfa no: 237
Hafızlık sayfa no: 12. cûz/4. sayfa
HARAMDAN KAÇ!
BİLGİ:
Hz. Yûsuf'u kardeşlerinin attığı kuyudan, yoldan geçen bir kervan kurtardı. Onu çok ucuza köle pazarında sattılar. Dönemin devlet adamlarından biri onu satın aldı ve evine götürdü. Eşine, "belki onu evlat ediniriz" diyerek iyi bakma-sını söyledi. Yûsuf, o evde büyüdü. Son derece yakışıklı bir delikanlı oldu. Bu durum kadının aklını çeldi ve kadın Yûsufa âşık oldu. Kocası evde yokken bütün kapıları kilitleyerek Yûsuf'la olmak istedi. Fakat Hz. Yûsuf kadının bu davranışı karşısında Allah'a sığındı. Kendine sahip oldu ve kadının teklifini reddedip kaçmaya başladı.
MESAJ:
1. Nerede olursak olalım Rabbimiz bizi görür.
2. Haramın bulunduğu ortamdan ateşten kaçar gibi kaçmalıyız.
KELİME DAĞARCIĞI:
Maâzallâh: Allah'a sığınırım.
Felâh: Dünya ve ahiret mutluluğu.
237
KAMULAŞTIRILAN TAŞINMAZIN BULUNDUĞU YER: Tom--
YanıtlaSilparsel
Tarihi tekerrür diye târîf ediyorlar, Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi!..
Tarih arşive dayanır. Osmanlı gibi büyük bir medeniyete âid vesikalar ye-ni yeni elden geçirilirken, yapılan kasıtlı veya câhilâne ithamların hiçbir kiy-meti olmadığı gitgide ortaya çıkmaktadır.
Tärihleri zengin, medeniyetleri azametli milletler, büyük milletlerdir. Bu-gün birçok san'at eserleri meydana gelse de, Süleymaniye, yine muazzam ve vakûr bir eser olarak kalacaktır. Nitekim şurası bir gerçektir ki, bugün dahi umûmiyetle turistlerin en çok rağbet ettikleri, oturup hayranlıkla seyrederek rühlarını dinlendirdikleri yerler, yine Osmanlı eserleridir.
Yerli ve yabancı araştırmacılar, halâ bu cihan devletinin dehâsını anla-mak ve bundan istifade etmek için gayret sarfetmekte, öğrendiklerinden his-se almaya çalışmaktadırlar. Bu sebebledir ki arşivlerimiz, yerliden çok yaban-cı ilim adamları ile dolup taşmaktadır. Bu da gösteriyor ki, yirmibirinci asra gi-rerken yeni nesillere, şeref ve şanla dolu kültür ve medeniyetimizi ve bunları meydana getiren mânevî yapımızı tanıtıp, o ihtişamlı yolda yürümek mecbū-riyetindeyiz.
*
Nasıl ki, dünyâ târihinin dünü ve bugünü, Osmanlı târihi bilinmeden an-laşılamaz ise, Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu hassas ve her an patlama-ya hazır bölgelerinin mes'eleleri de Osmanlı târihinin akışı bilinmeden anlaşı-lamaz. Aynı şekilde İslâm dünyasının yaşamakta olduğu buhranlardan kurtu-luş çareleri de Osmanlı tarih mîrâsının doğru olarak tedkîk ve araştırılmasına bağlıdır.
Kur'ân-ı Kerîm'de güzel bir mü'min olarak rızâ-yı ilâhîye vâsıl olabilmek İçin sevdiklerimizden infâk etmemizin emredilmesinde pek çok hikmetler var-dır. Bunlardan en mühimini şöyle îzah edebiliriz:
İnsan için dünyaya âid çok kıymetli iki varlık vardır. Biri candır, diğeri ise maddi imkânlardır. Bu iki nesne ile rızâ-yı ilâhî ve cennet alış-verişi yapılır. Bu-nun içindir ki kendisini Hakk'a adayan vakıf insanlar ve âbide şahsiyetler, an-cak bu iki varlığın infâkı ile yetişir. Bu ise, çok mühim bir mes'eledir. Zīra hâ
12
kim milletlerle mahkûm milletlerin arasındaki tek fark, bir avuç yetişmiş insan, yani kendisini Cenab-ı Allah'a ve toplumuna malıyla ve canıyla adamis vakıf insan farkıdır.
YanıtlaSilO derecede ki, cemiyetlerin huzur ve sükūnu, ancak bu vakıf insanlarla hayatiyyətini devam ettirir. Aynı şekilde toplumların şeref ve şanları da, ekse-riya bu vakıf insanların ömürleri kadardır. Bugün her zamankinden fazla ola-rak o diğergâm insanların îmân ve vecd dolu gönüllerinin rühî derinliklerine inebilmek, onları duymak, anlamak ve onların gönül yapılarından hisse almak mecbûriyetindeyiz. İnsanlığın ekseriyetle kuvvete râm olup nefs sultasında yaşadığı günümüzde, Osman Gazî ve nesli gibi diğergâm, gönül eri ve kendi-sini Cenab-ı Hakk'a adayan abide insanlara ne kadar muhtâcız. Mânevî ışık-larla rûhumuzun derinliklerine girip, bugün o yapıya yeniden kavuşmamız zarûrîdir.
* Vakıf insanların en zirvesinde bulunanlar, peygamberler, veliler ve onla-rın terbiye ettikleridir. Onlar, çok kısa zamanda gönüllerdeki îmân heyecanını dünyanın dört bir tarafına taşımışlar, yine târihin en güzîde altın sahîfelerini onlar doldurmuşlardır.
*
Nitekim Osmanlı Devleti'nin asıl mîmârı, Allah'ın has kulu Şeyh Edebali Hazretleri'dir. Öyle ki, Edebali silsilesi devam ettiği müddetçe cihan sultanla-rına yön verilmiş ve insanlık, aradığı huzura kavuşmuştur. Bu itibarla onun ve silsilesinin yetiştirdiği zahir ve bâtın sultanlarının aşk ve vecdine yakından şâ-hid olmak ve o hali yeniden yaşayarak kendimizi istikâmetlendirmek mecbūri-yetindeyiz.
**
İslâm târihinin sahâbe devrinden sonra en ihtişamlı safahātını teşkil eden Osmanlı Devleti, pâdişâhından çobanına kadar bütün halkının Peygamber muhabbetiyle temeyyüz ettiği bir devlettir. Peygamber -aleyhi's-salâtü ve's-selâm-'a, her adı anıldığında salât ü selâm getirmenin yanında, ihtirâm ile eli-ni kalbine koymak, O'nun mevlid-i şerîfi okunurken velådet ânını ifade eden mısraları topyekûn ayakta dinlemek gibi sayısız ihtirâm tezahürünün en mü-kemmel örneklerini bu yüce devletin zirvesindeki padişahlar, bir örf hâline ge-tirerek ortaya koymuştur. Medîne-i Münevvere postası geldiği zaman abdes-tini tazelemeden, oradan gelen kâğıtları öpüp gözüne sürmeden ve ayağa kalkmadan okutturan bir tek Osmanlı pâdişâhı yoktur.
Ayrıca Mescid-i Nebevî'nin ta'mîrinde her taşı, büyük ve küçük abdestli
13
TARİHTE BUGUN
YanıtlaSil- 1453 - Fatih'in İstanbul'u Fethi ve Ortaçağ'ın sona ermesi.
1453 - Ayasofya'nın cami olması.
1953 - Bediüzzaman, İstanbul Fethinin 500. yılı münasebetiyle düzenlenen merasimlere katıldı.
1985 - Fatih Sultan
Mehmet Köprüsü'nün temeli atıldı.
MAYIS
29
PERŞEMBE
21446
ZİLHİCCE
RUMI: 16 MAYIS 1441
HIZIR: 24
Nakl-i sahih-i katî ile, İstanbul'un İslâm eliyle fetholacağını ve Hazret-i Sultan Mehmed Fatih'in yüksek bir mertebe sahibi olduğunu haber vermiş. Haber verdiği gibi zuhur etmiş.
Mu'cizat-ı Ahmediye
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam Yatsı
İmsak
Gerçekten biz sana, ardı ardına gelecek nice fetihlerin öncüsü ve müjdecisi olacak apaçık bir fetih ihsân ettik.
(Fatih: 1)
BİR HADİS
İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.
(Müsned)
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1550 - Süleymaniye Camii'nin temeli atıldı.
1643 - Avustralya'nın keşfi.
1854 - Silistre Müdafaası.
1987 - Cemil Meriç'ın vefatı.
HAZİRAN
13
CUMARTESİ
BİR AYET
Allah her şeyi hakkıyla işitir, her şeyi hakkıyla bilir.
Bakara Suresi: 224
27 1447
ZİLHİCCE
Selâmı önce veren kişi, kibirden uzaktır.
BİR HADİS
RUMI: 31 MAYIS 1442 HIZIR: 39
Bir elmayı halk edecek, elbette dünyada bütün elmaları halk etmeye ve koca baharı icad etmeye muktedirdir. Baharı icad etmeyen, bir elmayı icad edemez. Zira o elma, o tezgahta dokunuyor.
Sözler
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1926-Vahideddin (VI. Mehmet) İtalya'nın San Remo kentinde kalp yetmezliği sebebi ile öldü.
1953 - Bediüzzaman'ın rahatsızlık sebebiyle iştirak edemediği ve neticede beraet de ettiği Samsun Mahkemesi duruşması.
15
PAZAR
SUNDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET
Tartıyı adaletle tutup doğrultun ve tartıyı noksan
tutmayın.
Rahman Suresi: 9
BİR HADİS
Allah beni yanlış konuşan kılmadı. Benim için en hayırlı kelâm olan kitabı, Kur'ân'ı verdi.
Hadiste vardır ki, "Bir tek adam seninle İmana gelse, sahra dolusu kırmızı koyundan daha hayırlıdır." Asa-yı Musa
HİCRÎ: 14 ŞEVVAL 1443 - RUMI: 2 MAYIS 1438
Vater
KASIM: 10 - GÜN: 135 KALAN: 230 - GÜN UZA.: 2
DK
İmsak
Günes
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
36-
YanıtlaSilÖLÜM KIYAMET -AHIRET
laştı ve sen toprağa karıştın. Artık sen, çıplak ayakların, ayakkabı ların çiğnediği toprak oldun. Bazen senin (vücudunun) toprağından ses çıkaran kap, yani çanak-çömlek imal ederler. Senin (toprağınla yapılan kerpiç)le herhangi bir kimse de ev yapar. Ve senin vücu dundan hasıl olan toprağa pis suyu karıştırarak ateşte pişirirler. Ali bin Ebi Talip (r.a.)den bize ulaştı ki, kendisine (içinieki suyu) içme-si için bir (toprak) kap getirilmiş de Ali onu eline alıp, içine baka-rak, «Sende nice sürmeli gözler, yumuşak yanaklar vardır», demiştir.
Hikâye olundu ki, iki kimse bir yer hususunda niza edip onun üzerinde hasımlaşmışlar. Bunun üzerine Allah Taâlâ o arazinin duva-rındaki bir kerpici dile getirmiş de o kerpiç:
Ey adamlar, muhakkak ki ben hükümdarlardan bir hüküm-dar idim. Ben bin sene dünyaya sahip ol (up hükümdarlık yap)dım. Bin şehir kurdum, bin bakire kızla evlendim. Sonra ölerek toprak oldum. Nihayet şöyle ve şöyle bin sene (toprak halinde) kaldım. Son-ra bir çömlekçi benden hasıl olan toprağı alıp bir kap imål etti ve beni insanlar kullandılar. Nihayet ben kırıldım, sonra bin sene top-rak kaldım. Sonra beni bir kimse alıp benden kerpiç dökerek bu du-varın içine yerleştirdi. Binaenaleyh sizin münakaşa etmeniz hangi şev hususundadır ve ne şey hakkında hasımlaşıyorsunuz, demiştir. Bu hususta hikâyeler çoktur. Öyle ise kardeşler (im) bunu iyi bilme-lisiniz.
Alemlerin Rabbı olan Allah'a hamdolsun.
YEDİNCİ BAB
ÖLÜM, HER MÜSLÜMAN İÇİN BİR KEFFARETTİR
31 Ebu Nuaym, güzel ve sahih senedle Enes'den (r.a.) rivayet ettiği hadiste Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
Ölüm her müslüman için bir keffarettir, buyurmuşlardır (10.
Alimler şöyle demişlerdir: Ancak ölümün her müslüman için bir keffaret (günahlarını örtmek) oluşu, müslümanın hastalığında ve kabrinde karşılaştığı acıdan dolayıdır. Bu hususta İmam Müs-lim'in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin:
32- Kendisine hastalık ve daha başka neviden herhangi bir ezi-yet isabet eden hiç bir müslüman kimse yoktur ki, (sonbaharda) ağa-cın yapraklarını dökmesi gibi muhakkak Allah da bu eza sebebiyle onun günalılarını döker» (2), buyurmasının delâletine binâendir.
(1) Ebu Nuaym Hilye-de, Beyhaki etmişlerdir. Feyzü'l-Kadir, 6/279. (2) dan rivayet etmiştir. 4/1001 Şuabü'l-Iman-da Enes (r.a.)den rivayet Imam Müslim, Abdullah bin Mes'ud (a.)-
ÖLÜM BİR KEFFARETTIR
YanıtlaSil-37
33 Imam Malik, «el-Muvatta' adındaki kitabında merfu olarak ri-vayet ettiği hadiste Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur:
«Allah Taâlâ her kime bir hayır dilerse o kimseyi (birtakım bela ve musibetler sebebiyle) bu hayra nâil eyler», (1).
34 Yine kudsî bir hadiste Aziz ve Celil olan Allah:
«Izzet ve Celalime yemin ederim ki Ben, kendisine merhamet etmek istediğim herhangi bir kulu, onun her işlemiş olduğu hatâ ve günaha mukabil onun vücudunda bir hastalık, yahut aile ve çocuklar hususun-da bir belâ veya geçiminde bir sıkıntı ve kazancında bir darlık, hatta onun vücudundan zerre miktarlarına kadar vardırmak suretiyle tasta-mam bir karşılık olarak verinceye kadar onu dünyadan çıkarmam. Eğer üzerinde herhangi bir günah kalırsa kendisini annesinin doğurdu-ğu gündeki gibi (günahsız olarak) bana kavuşması için ona çetinleştiririm, buyurur (2). ölümünii
Alimler, İşte bu Aziz ve Celîl olan Allah'ın sevmediği müslüman kimse, şu hadisin işaretiyle bu hükme muhaliftirs dediler:
35 Aziz ve Celil olan Allah Taâlâ «İzzet ve celâlime yemin olsun ki Ben, kendisine azab etmek istediğim herhangi bir kulu da, onun işle-miş olduğu her haseneye, iyiliğe mukabil vücudunda sıhhat, rızkında genişlik, geçiminde bolluk ve nefsindeki emniyeti tastamam olarak hat-ta onun zerre miktarlarına ulaştırıncaya kadar vermedikçe onu dünya-dan çıkarmam. Eğer (onun iyiliğinden karşılıksız) bir şey kalırsa onun-la kendisini cehennemden koruyacak tek bir hasenesi olmayarak ruhu-nun Benim tarafıma alınması için kendisine ölümü kolay ve hafif tat-bik ederim buyurur (3).
Bu mânânın benzerini sahih senedle merfu olarak Ebu Davud tah-riç etmiştir ki, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
36 «Füc'eten (yani ansızın) ölmek öfke ile yakalanmaktır, (yani ansızın ölmek-Allah'ın öfkeli olarak ruhunu alması demektir)».
37 İmam Tirmizî'nin rivayetinde Resûl-i Ekrem sallallahu aley-hi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur:
«Füc'eten ölüm mü'min için rahatlıktır. Kâfir, yahut fâsık için ise Allah'ın öfke ile yakalamasının alâmetidir», (4).
Ibni Abbas (r.a.) dan, Dâvud aleyhisselâmın bir cumartesi gününde füc'eten öldüğü rivayet edilmiştir.
Ömer İbni Hattab (r.a.) şöyle derdi.
Mü'min kimsenin üzerinde günahlarından (derecesine iyi) ameli ile yetişemediği bir şey kaldığı zaman, onunla cennetteki derecesine
i) Imam Buhari, Ebu Hureyre'den. 7/3 İstanbul baskısı. (2) Dinaveri, Vũ-heyb den rivayet etmistır. Ş. Sudur, 11-12. (3) Dinaveri, Vüheyb'den rivayet et-misur. S. Sudur, 12. (4) Imam Ahmed Müsned-inde Hazret-i Aişe'den. Pey-zü'l-Kadir 6/246
266
YanıtlaSilİSLÂM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Ey dereceleri yükselten, bereketleri indiren, ey gökleri ve yer'l ya-ratan Allâhım!
Sesler, türlü türlü dillerle gürüldeyip Sana doğru yükseliyor, Ben-den dileklerde bulunuyor.
Benim dileğim de: dünya halkının, beni unuttuğu İmtihan yurdun-
da, Senin, beni anmaklığındır! (400) Ey Allâhım! Sen, sözümü İşitiyor, yerimi görüyor, gizli, açık nem
varsa, biliyorsundur. İşlerimden, hiç biri Sana gizli değildir. Ben, çaresizim, yoksulum. Senden yardım ve emån diliyorum. Korkuyorum. Kusurlarımı İtiraf ediyorum.
Bir çaresiz, Senden nasıl isterse, ben de, öyle istiyorum.
Zelil bir günahkar, Sana nasıl yalvarırsa, ben de, öyle yalvarıyorum. Senin yüce huzurunda boynunu bükmüş, Senin için gözlerinden yaşlar boşanan,
Senin uğrunda bütün varlığını zelil eden, Senin için burnunu top-raklara sürten bir kulun Sana nasıl dua ederse, ben de, öyle dua edi-yorum.
Ey Rabbim! Duâmı kabul buyurmaktan beni mahrum kılmal
Bana Rauf ve Rahim ol ey istenilenlerin en hayırlısı ve verenlerin en Keremlisi! (410)
İlâhil Sana karşı kim, kendisini övebilir? Ben, ancak, kendimi kınarımdır.
İlâhi! Dilim, mâsiyetlerle tutulmuş, benim, Sana vesile kılacak ne işe yarar bir amelim, ne de, emelden başka bir şefâatcım var! İlâhi! Biliyorum ki: kusurlarım yüzünden, ne huzurunda mevkiim,
ne de, Senden özür dilemeye yüzüm kalmıştır!
Fakat, Sen, keremlilerin en keremlisisindir! İlâhi! Ben, rahmetine yetişebilmeğe ehliyetli değilsem, rahmetin
bana yetişebilirdir. Çünki, Senin rahmetin, her şeyi kuşatacak derecelerde geniştir. Ben de, o şeylerdenimdir.
İlâhi! Benim kusurum ne kadar büyük olsa da, Senin afvının ya-nında küçük kalırdır. Sen, onları, bana bağışlayıver ey kerem sahibi Allah!
İlâhi! Sen, kerem sahibi Allah'sın Sen!
Ben ise, âciz bir kul'umdur.
Ben, günah ve kusur işler durursam, Sen de, bağışlar durursun! İlâhil Sen, ancak, Sana itaatlı olanlara rahmet ve merhamet ede ceksen, günahkarlar, kime sığınacaklar?!
(409) Gazzali-İhyaül'ulům, c. 1, s. 332
(410) Taberani-Mücemüssagir c. I, s, 247, Gazzali-İhyaül'ulům, c. 1, s. 332-333, Hey-semi-Mecmauzzevaid c. 3, s. 352, Ebülfida-Sire c, 4, 5, 350
PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI
YanıtlaSil267
flahi! Bile bile taatından uzaklaştım, Sana karşı, günah sayılacak yana yöneldim.
Senin şän'ın, her türlü eksik ve noksan sıfatlardan uzaktır.
Benim üzerimde Senin delil'in, af ve keremin büyüktür. Bana karşı, Senin delil'in såbittir.
Benim ise, Sana karşı hiç bir delil'im yoktur.
Ben, Sana her an muhtacım.
Senin ise, bana hiç ihtiyacın yok! Sen, ancak, yaratan'ım olarak beni bağışlarsın!
Ey duâcıların dualarını kabul edenlerin en hayırlısı ve ey ümid tağlayanların en üstünü! İslâmiyet ve Muhammed Aleyhisselâm üze-rindeki himayen hürmetine Sana yöneliyorum. Benim bütün suçlarımı bağışla!
Beni, şu durduğum yerden, bütün hâcetlerimi yerine getirmiş, di-leklerimi ihsan buyurmuş, temennilerimi gerçekleştirmiş olarak dön-dür!
İlahi! Bana öğrettiğin dua ile Sana duâ ediyorum.
Bana öğretip verdiğin ümidden beni mahrum etme!
İlahi! Karşında huşů ve huzû ile eğilen, kusurlarını itiraf ederek Sana sığınan, göz yaşları akıtarak tevbe, haksız davranışlarının bağış-lanması ve af edilmesi için yalvaran, umduğuna ermeyi ancak Senden bekleyen, bütün kusurlarına rağmen Vakfesinde ihsanından ümidini
kesmeyen bu kuluna akşam üzeri ne yapacaksın? Ey bütün canlıların sığınağı ve bütün Mü'minlerin yardımcısı ve koruyucusu!
İyilik edenler, Senin rahmetinle kurtulurlar, kötülük edenler de, kendi günahlarile helâk olurlardır.
Ey Allahım! Senin huzuruna çıktık. Senin civarına konduk. Umudlarımız, Sende, dileklerimiz, Senin yanındadır. Senin ihsanı-
nu diler, rahmetini umarız. Azabından da, korkarız. Kusurlarımızın bütün ağırlığıyla yine Sana kaçıp sığındık. Senin
Beyt-1 Haram'ını ziyaret kasdinde bulunduk.
Ey İstekcilerin ihtiyaçlarının Sahip ve Mâliki olan Allah! Ey susup duranların içlerinden geçirdiklerini bilen Allah!
Ey yanı başında yardım beklenecek başka Rab bulunmayan Allah! Ey Kendisinin üstünde korkulacak başka bir yaratıcı bulunmayan Allah!
Ey yanına varılacak Vezir'l, rüşvet verilecek kapıcısı bulunma-yan Allah! Ey dilekler çoğaldıkça, cömerdliği, keremi artan, ihtiyaçlar çoğal-
dıkça, fazl-u ihsanı artan Allah!
Ey Allahim! Sen, her misafiri kondurup ağırlarsın.
DAVASIZ MÜSLÜMANLAR!
YanıtlaSilHasan KONÇ hasankonc1453@hotmail.com
<> suâlini sormayan,
Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar! Kālû belâ ahdine bedenini yormayan,
Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
Bir kötülük görünce; «Aman bana ne!» diyen, Haramı ayırmadan helâle katıp yiyen, Tefekkürden uzakta gaflet gömleği giyen;
Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
Haksıza mütebessim, zâlimin yalakası, Olmaz ki böylesinin mertlikle alâkası, Hiç umrunda değilse ölümsüzlük hırkası; Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
Duvardan, taştan farksız; his yoksulu, kof kaya, Kaybetmişse edebi, uğramamışsa hayâ, Değişmez hasletiyse fitne, fesat ve riyâ; Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
Şu karanlık dünyada yol alınmaz güneşsiz, Dâvâ adamı olmaz; gözyaşsız, kalp ateşsiz, Er meydanında kayıp, ancak reklâmda eşsiz;
YanıtlaSilUzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
Gönlü gülzâr eyleyip, kalbini açmak gerek, Nefsi put eyleyenden hemence kaçmak gerek! Sırât'ın üzerinden huzurla geçmek gerek! Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
Hasenî niyet ile hakkı haykır sözünden, Aldatma hiç kimseyi, hile saçma özünden, Aşkla yürü her dâim, can Nebî'nin izinden; Uzak dursunlar benden, dâvâsız müslümanlar!
عر
Muhteşem Bir Máziden İhtişamlı Yaunlara...
YanıtlaSilYUZAKI
YIL 21 ARALIK 2025
AYLIK EDEBİYAT, KÜLTÜR SANAT, TARİH ve TOPLUM DERGİSİ
Fecre andolsun!.. (Fecr, 1)
"Bu can bu tende oldukça;
Hazret-i Kur'ân'ın kölesiyim,
Hazret-i Muhammed Muhtar'ın
mübarek yolunun toprağıyım."
مَنْ بَنْدَهِ قُرْآنَمْ أَكَرْ جَانْ دَارَمْ مَنْ خَاكِ رَهِ مُحَمَّدٌ مُخْتَارَمْ
kitab-ı âlem
YanıtlaSilkitab-ilim
K
536
ve kitab- davet) inanç, iman, zikir, düşün dürme ve doğru yola çağrı kitabı
kitab: alem کتاب عالم kainat kitabı, Allah'ın (c.c.) eseri bir kitap gibi olan käinat (yaratıl mış varlıklar dünyası.)
kitab-ı amik ve dakik کتاب عمیق و دقیق : )kitab-1 amik ve kitab-ı dakik)derin ve ince gerçekler kitabı, derin ve ince gerçekleri gösteren ve öğreten kitap
kitab: Avrupa کتاب اوروبا : Avrupa tarihini ya-zan kitap, Avrupa tarihi
kitab-i aziz کتاب عزیز : saygıya değer, üstün ve
mübarek kitap
kitab belagat کتاب بلاغت : belägat kitabı, konu ve dinleyicilerin durumuna tam uygun, güzel, etkileyici ve doğru söz söyleme sanatı-na örnek kitap (Kur'an)
kitab- davet کتاب دعوت : doğru yola çağrı ki tabı
kitab-i dua کتاب دعاء : dua kitabı, nasıl dua edi leceğini örnekleriyle öğreten kitap(Kur'an)
kitab-ı dua ve davet کتاب دعاء و دعوت : dua ve davet kitabı, nasıl dua edileceğini örnekle riyle öğreten ve doğru yola çağrıda bulunan kitap (Kur'an)
kitab-ı dua ve ubudiyet کتاب دعاء و عبودیت : tab-ı dua ve kitab-ı ubudiyet)dua ve ibadet kitabı, nasıl dua edileceğini, nasıl ve hangi ibadetlerin yapılacağını, Allah'a (c.c.) nasıl kul olunacağını öğreten kitap(Kur'an)
kitab-i edeb کتاب ادب : Edeb kitabı, güzel ahlak ve terbiye kitabı(Kur'an)
kitab ekber كتاب اکبر : en büyük kitap, Al-lah'ın (c.c.) eseri en büyük kitap gibi olan käinat
kitab-ı emir ve davet کتاب امر و دعوت : emir ve davet kitabı, Allah'ın (c.c.) emirlerini bildiren ve doğru yola çağrıda bulunan kitap(Kur'an)
kitab-ı emr ü davet کتاب امر و دعوت : bk kitab-emir ve davet.)
kitab-ı emr ve davet کتاب امر و دعوت : bkki tab-ı emir ve davet.)
kitab-ı fikir کتاب فکر : fikir kitabı, gerçeği bul-mak için düşündüren kitap, Allah'ın (c.c.) eserlerine bakarak O'nun varlığını, birliğini ve sıfatlarını (öz niteliklerini) anlamak için doğru düşünme yolunu gösteren kitap
kitab- fikr کتاب فکر : bk kitabı fikir.(
kitab- hakim كتاب حكيم : hikmet dolu kitap
hikmetli kitap; varlığın, hayatın, olumun, bu dünyanın mana ve yaradılış gaye ve içyüzle (Kur'an) rini ve insana gerekli ilimleri bildiren kitap
kitab- hakikat کتاب حققت: hakikat kitabı, 20 rünen ve görünmeyen gerçeklerin mana ve özünü, Allah'a (c.c.) ait doğru bilgileri öğre ten kitap (Kur'an)
kitab-r hakikat ve seriat کتاب حقیقت و (kitabu hakikat ve kitab-1 seriat)hakikat ve şeriat kitabı; görünen ve görünmeyen ger-ceklerin mâna ve özünu, Allah'a (c.c.) ait dog. ru bilgileri (hakikati) ve Allah'ın (c.c.) emir ve yasaklarını, Allah'ın (c.c.) rızasına uygun doğru yolu ve yaşama biçimini (şeriatı) anla tan kitap(Kur'an)
kitab-i hikem كتاب حكم : hikmetler kitabi o rünen ve görünmeyen gerçeklerin mâna ve özlerini, Allah'a (c.c.) ait doğru bilgileri, var-lığın, hayatın, ölümün, dünyanın mána, gaye ve içyüzlerini açıklayan kitap(Kur'an(
kitab-ı hikmet کتاب حکمت : hikmet kitabı; var lığın, hayatın, ölümün mâna, gaye ve iç yüzu-nu açıklayan ve Allah'a (c.c.) ait doğru bilgile-ri veren, doğru yaşama tarzını gösteren kitap (Käinat ve Kur'an)
kikitabı hikmet-i Samedani کتاب حکمت صمدانی Samed olan Allah'ın (c.c.) hikmet kitabı; ken-disi hiçbir şeye muhtaç olmayıp her an her şey kendisine muhtaç (Samed) olan Allah'ın na, gayesiz, faydasız, sebepsiz yaratmadığını (c.c.) hikmet eseri olan, yani hiç birşeyi boşu-gösteren kitap (kâinat, çeşitli varlıklar dünya-
sı) (bk. kitab-ı hikmet)
kitab-ı hikmet nüma کتاب حکمتنما : Allah'ın (c.c.)hikmetini gösteren kitap, Allah'ın (c.c.) yesiz, faydasız, sebepsiz yaratmadığını gös-hikmet eseri olan, yani hiç birşeyi boşuna, ga-teren kitap(kâinat, çeşitli varlıklar dünyası) (bk. kitab-ı hikmet)
kitab-ı hikmet ve seriat کتاب حکمت و شریعت (kitab-ı hikmet ve kitab-ı şeriat)hikmet ve şe-riat kitabı, Allah'ın (c.c.) yarattıklarında gö-yolunu (şeriat) öğreten kitap (Kur'an) zettiği gaye, fayda ve mânaları (hikmet), emir ve yasaklarını, rızasına uygun doğru yaşama
kitab-ı hüküm كتاب حكم : hüküm kitabı;hak-lı, haksız, iyi-kötü, doğru-yanlış gibi konu-larda karar vermek için dayanak olan kitap (Kur'an)
kitab-i ilim كتاب علم : ilim kitabı, ilim konula-
kitab-ı İlahiyat
YanıtlaSil(Kur'an) rinda temel kural ve gerçekleri gösteren kitap
537
kitab-i İlahiyat كتاب الهيات: ilahiyat kitabı, Al-lah (c.c.) ve gönderdiği din hakkında doğru bilgiler veren kitap (Kur'an)
kitab-i ilm-i kelam كتاب علم کلام kelam ilmi kitabı, Allah (c.c.) ve gönderdiği dinin inanç sistemi hakkında doğru bilgiler veren ve is-pat ve açıklamasını yapan kitap
kitab-i ilm-ül kelam كتاب علم الكلام : bk kitab-1 ilm-i kelâm)
-kitab) : كتاب الزام و اسکاط kitab-i ilzam ve iskat ilzam ve kitab-ı iskatkat)inkârcı karşı fikir ve iddiaları delillere dayanarak çürütme ve sus-turma kitabı. (Kur'an)
kitab-ı isbat-ı vahdaniyet کتاب اثبات وحدانیت Allah'ın (c.c.) birliğini ispatlayan kitap (Kur'an)
kitab-ı kâinat كتاب كائنات : kainat kitabı, Al-lah'ın (c.c.) eseri bir kitap gibi olan kâinat (yaratılmış varlıklar dünyası)
kitab-ı kamil کتاب کامل : kusursuz kitap
kitab-ıkebir كتاب كبير : büyük kitap, Allah'ın (c.c.) eseri çok büyük bir kitap gibi olan käi-nat (yaratılmış varlıklar dünyası)
kitab-ı kebir-i alem كتاب كبير عالم : büyük âlem kitabı, Allah'ın (c.c.) eseri çok büyük bir kitap gibi olan kâinat (yaratılmış varlıklar dünyası)
kitab-i kebir-i hikmet كتاب كبير حکمت : büyük hikmet kitabı, (mec.) Allah'ın (c.c.) eseri çok büyük bir kitap gibi olan kâinat(varlıklar dünyası) (yani, Allah'ın (c.c.) yarattıkları hak-kında doğru bilgilerin; onların yaradılışların-da gözetilen gaye ve faydaların; Allah'ın (c.c.) varlığı, birliği ve sıfatları hakkında doğru bilgilerin öğrenilebileceği bir kitap gibi olan kâinat)
kitab-ı kebir-i kâinat كتاب كبير كاءنات : büyük kâinat kitabı, Allah'ın (c.c.) eseri çok büyük bir kitap gibi olan kâinat (yaratılmış varlıklar dünyası)
kitab-ı kerim-i muciznüma كتاب كريم معجزنما : mucizeli yüce ve mübarek(kerim) kitap
(Kur'an)
kitab-ı ledünniyat كتاب لدنيات : ledünniyat ki tabı, gizli gerçekler ve düşünerek bilinemez olan Allah (c.c.) ve mânevî gerçekler hakkın-da doğru bilgiler veren kitap(Kur'an)
kitab-ı mantık کتاب منطق : mantık kitabı, doğru
kitab-ı semaviye-i Kur'aniye
düşünme ve ispat yollarını gösteren kitap
kitab - marifet کتاب معرفت : Allah'ı (c.c.) tanıtıcı kitap, Allah (c.c.) hakkında doğru bilgiler ka-zandıran kitap (eser)
kitab-ı marifet ve hikmet کتاب معرفت و حکمت marifet ve hikmet kitabı: Allah'ı (c.c.) tanıtan, Allah (c.c.) hakkında doğru bilgiler (marifet) veren ve O'nun yarattıklarında gözettiği gaye ve faydaları, yaradılışın gaye ve mânasını, rı-zasına uygun doğru yaşama yolunu (hikmet) gösteren kitap
kitab-ı mu'ciz-ül beyan کتاب معجز البيان : anlat ma tarzı mucize olan kitap, sözleri mucize derecesinde olan kitap (Kur'an)
kitab-ı mu'ciznüma كتاب معجزنما : mucize gös-teren kitap, mucizeli kitap (Kur'an)
kitab-i mu'teber کتاب معتبر : Muteber kitap, güvenilen, beğenilen ve tutulan kitap
kitab-ı mukaddes كتاب مقدس : mukaddes kitap, kutsal kitap, Allah (c.c.) tarafından gönderil-miş mübarek kitap
kitab-ı mübarek كتاب مبارك: mübarek kitap, kutlu kitap
Kitab-ı Mübin 1 : کتاب مبين.gerçekleri açıklayan kitap 2. Kur'an 3.Levh-i mahfuz, olmuş ve ola-cak her şeyin, Allah'ın (c.c.) emriyle belirlen-miş yazısı, kayıtları
Kitab-ı Münzel كتاب منزل : Allah (c.c.) tarafın-
dan indirilen kitap (Kur'an)
kitab-ı Rabbani کتاب ربانی : Rabbimize ait kitap, Rabbimize ait eser, (mec.)mânası ve yaradılış özellikleriyle sahibini ve yaratıcısını tanıtan, Allah'ın (c.c.) yarattığı her varlık veya varlık-
lar dünyası
kitab-ı Rahmani کتاب رحمانی : Allah'ın (c.c.( rahmetinin eseri olan kitap; (mec.) merhame-tiyle herşeyi kuşatan Allah'ın (c.c.) merhame-tinin örneğini gösteren eseri( yaratılmış her bir varlık, veya varlıklar dünyası(
kitab-ı Samedani کتاب صمدانی: Samed olan Allah'ın (c.c.) kitabı, (mec.) hiçbir şeye muh-taç olmayıp her an her şey kendisine muhtaç olan Allah'ın (c.c.) eseri bir kitap gibi olan kâinat (yaratılmış varlıklar dünyası)
kitab-i semavi کتاب سماوی Allah (c.c.) tarafın-
dan gönderilmiş kitap
kitab-ı semaviye-i Kur'aniye کتاب سماوية قرآنيه : Allah (c.c
: Mu teber kitap, güvenilen, beğenilen ve tutulan kitap
YanıtlaSilkitab-ı mukaddes كتاب مقدّس : mukaddes kitap, kutsal kitap, Allah (c.c.) tarafından gönderil-miş mübarek kitap
kitab-ı mübarek كتاب مبارك : mübarek kitap, kutlu kitap
Kitab-ı Mübin 1 : کتاب مبين.gerçekleri açıklayan kitap 2.Kur'an 3.Levh-i mahfuz, olmuş ve ola-cak her şeyin, Allah'ın (c.c.) emriyle belirlen-miş yazısı, kayıtları
Kitab-ı Münzel كتاب منزل : Allah (c.c.) tarafın-dan indirilen kitap (Kur'an)
kitab-ı Rabbani کتاب ربانی : Rabbimize ait kitap, Rabbimize ait eser, (mec.)mânası ve yaradılış özellikleriyle sahibini ve yaratıcısını tanıtan, Allah'ın (c.c.) yarattığı her varlık veya varlık-lar dünyası
kitab-ı Rahmani کتاب رحمانی : Allah'ın (c.c.( rahmetinin eseri olan kitap; (mec.) merhame-tiyle herşeyi kuşatan Allah'ın(c.c.) merhame-tinin örneğini gösteren eseri( yaratılmış her bir varlık, veya varlıklar dünyası)
kitab-ı Samedanî کتاب صمدانی : Samed olan Allah'ın (c.c.) kitabı, (mec.) hiçbir şeye muh-taç olmayıp her an her şey kendisine muhtaç olan Allah'ın (c.c.) eseri bir kitap gibi olan kâinat (yaratılmış varlıklar dünyası)
kitab-ı semavi کتاب سماوی : Allah (c.c.) tarafın-dan gönderilmiş kitap
kitab-ı semaviye-i Kur'aniye کتاب سماویه قرآنیه : Allah (c.c.) tarafından gönderilmiş Kur'an semasından gelen kitap, Kur'an'ın yüksek hakikatlerini (gerçeklerini) açıklayan kitap,
سوره نقره (۲۸)
YanıtlaSilالثلاثات الوجود
موکی مصفر اولور مو كروان - كميك اولور بو انقلا بارك هر برسي، ولكي انستا داها ماس
ایمرده مواند، چیدانه در
(سوال ؟ ) موت حياتك زوالبدر حالتوك او ذره کرده حیات بوقدر كن ، موت اولسون؟
الجواب ] لونك او ذرّه لره اطلاق الريامي محاز در سبی اسم او ضحی در یکی دو گولی ذهنه قبول التدير من ايجون به حاضر لقدر.
(ایکنجی مسئله) (فَاحْياكم) دو گومنی آجیور اوت، حيرات، قدرت از لينك ان بيون و ان انجیر وان عجیب به معجزه سيدر. وبتون نعمته اردن اوستوندر. ومبدأ و معادك برها نارندن ان ظاهر بر برهاندر. اوت، حيات نو على بنك ان ادناس، نبات حياتيدر. و حيات نباتي لك باشد نصیحی چکر د کده و یا جبر ده حیات دو گومنك او یا نوب آچیلمه سيدر. حياتك كيفيتي او قدر ظاهر او فيه عمومی، او قدر مألوف ،ایکه، زمان آمدن شمدی به قدر حکمت بشرك فلسفه سند نر كيز لي قالمندر
٢٢٩
ایشته حياتك ماهیتی نه درجه اینجه اولدیفی اقلا شیلدی.
وكذا، حیاتی او لمايان برجسم ان بیون به طاغ ده اولیه تكدر، يتحدر ما نندن باشقه به شمار مناسبتي يوقدر. لكن بال آریسی کی کوچک بر جسم حياته مظهر اولدیفی زمان، بتونه کا ئناتاله مناسبتدار اولور. و هر شيله اليس ويرين يا بار. حتی دید بیاید که: کائنات بنجم ما کمدد، بنم با غمدر. لا ناتك هر طرفنه کیدر، حواشيله تعرف ايدر بتون اشيا الله
کسب معارفه ایدر
بالخاصه حيات انسانية طبقه نه چيقان حيرات، عقلك نوريله عالماري كرمن اولور . عالم جمانیده تصرف ایندیگی کی، عالم روحانیده کند. عالم مثاله سیاحت ایدر کندیسی او عالماری زيارته کیندیگی کی، او عالم رده اونك روحنه آیینه سنه تحمل ایتمام اعداده زیارت ایمن کی اولولی. حتى انسان ، الله فضاليل، عالم بنم ايجون خلقه ولو شد. دیه بیاید حیرات انسانی
هر بریسی چومه طبقه لده شامل اولعه اوزره حیات ماديه، حیرات روحانی، حیات معنویر حیات جسمانیم کی نو عاده آريايي انبساط ايدر. ديمك ضيا، نظرك و جملوك كوروغه سنه سبب اولدیفی کی حیات ده، موجوداتك كاشفى و سبب ظهور يدر.
عالي جسماني
YanıtlaSilAlem-i ismaní: Cisim, madde dlemi
عالي مثال
Atem-i misal: Her şeyin suretlerinin bulunduğu alem
عالم روحاني
Atem-i rahant: Ruha dit ålem
برهان
Burhan: Delil
EST Edna: En aşağı
تلق Halk: Yaratma
حواش
Havass: Hisler, duygular
حيات نباتية
Hayat-nebâtiye: Bitki hayatı
حِكْمَتِ بَشَرْ
Hikmet-i beşer: Beşeri fen ve ilimler
الملا
Itlak: Serbest ve sınırsız kılma
انبساط
İnbisat: Yayılma, genişleme
كاشف
Kasif: Keşfedici
كَسْبِ معارفه
Kesb-i muârefe: Tanışma
كيفيت
Keyfiyet: Bir şeyin nasıl olduğu
ماهیت
Mahiyet: Bir şeyin ne olduğu
مظهر
Mazhar: Nail olan
مَبْدَأَ وَمَعَادٌ
Mebde ve meâd: Başlangıç ve geri dönüş yeri
مجاز
Mecaz: Hakiki olmayan
موات
Mevat: Cansızlar
موت
Mert: Ölüm
مُدْنَه
Mudga: Çiğnenmiş ete ben-zeyen cenin safhası
نبات
Nebat: Bitki
سَبَبٍ ظُهُورٌ
Sebebi zuhur: Ortaya çıkma sebebi
شامل
Şamil : İçine alan
تمثل
Temessül: Benzer şekil ve surete girme, suretlenme
ظاهر
Zahir: Açık görünür olan
زوال
Zeval: Son bulma
عالم جسماني
YanıtlaSilAlem-i ismanî: Cisim, madde alemi
عالم مثال
Alem-i misal: Her şeyin suretlerinin bulunduğu alem
عالم روحاني
Alem-i rahânî: Ruha dit alem
برهان
Burhan: Delil
آنا
Edna: En aşağı
علق Halk: Yaratma
حواش
Havass: Hisler, duygular
حَيَاتِ نباتية
Hayat - nebâtiye: Bitki hayatı
Hikmet-i beşer: Beşeri fen ve ilimler
حِكْمَتِ بَشَرْ
الملا Itlak: Serbest ve sınırsız kılma
انبساط
Inbisat: Yayılma, genişleme
كاشف
Kaşif: Keşfedici
كَسْبِ معارفه
Kesb-i muârefe: Tanışma
كيفيت
Keyfiyet: Bir şeyin nasıl olduğu
ماهيت
Mahiyet: Bir şeyin ne olduğu
مظهر
Mazhar: Nail olan
مَبْدَأَ وَمَعَادٌ
Mebde ve meâd: Başlangıç ve geri dönüş yeri
مجاز
Mecaz: Hakiki olmayan
موات
Mevat: Cansızlar
مَوْتُ
Mevt: Ölüm
مُدْنَه
Mudga: Çiğnenmiş ete ben-zeyen cenin safhası
نبات
Nebat: Bitki
سَبَبٍ ظهور
Sebeb-i zuhur: Ortaya çıkma sebebi
شايل
Samil: İçine alan
تكفل
Temessül: Benzer şekil ve surete girme, suretlenme
ظاهر
Zahir: Açık görünür olan
زوال
Zeval: Son bulma
229 S- Bakune, 28
YanıtlaSilSonra mudga olur. Sonra et-kemik olur. Bu inkıläblana her birisi, evvelkisine nisbeten daha mükemmel ise de, mevättır, hayatsızdır.
Sual: Mevt, hayatın zevalidir. Halbuki o zerrelerde hayat yoktur ki, mevt olsun" Elcevab: Bunun o zerrelere itlak edilmesi, mecazdır. Sebebi ise üçüncü, dördüncu dugumleri zihne kabul ettirmek için bir hazırlıktır.
İkinci Mes'ele: düğümünü açıyor. Evet,
hayat, kudret-i ezeliyenin en büyük ve en ince üstündür. Ve mebde' ve meâdın burhânlarından en zähir ve en acib bir mucizesidir. Ve bütün nimetlerden bir burhåndır. Evet, hayat nev'lerinin en ednası, nebât hayatıdır. Ve hayat-ı nebåtiyenin başlangıcı, çekirdekte veya habbede hayat düğümünün uyanıp açılmasıdır. Hayatın keyfiyeti o kadar zâhır, o kadar umůmi, o kadar me'lûf iken, zaman-ı Ademden şimdiye kadar hikmet-i beşerin felsefesinden gizli kalmıştır. İşte hayatın mahiyeti ne derece ince olduğu anlaşıldı.
Ve kezá, hayatı olmayan bir cisim, en büyük bir dağ da olsa tektir, yetîmdir. Mekânından başka bir şeyle münasebeti yoktur. Lakin bal arısı gibi küçük bir cisim, hayata mazhar olduğu zaman, bütün käinätla münasebetdår olur. Ve her şeyle alışveriş yapar. Hatta diyebilir ki: "Käinât benim mülkümdür, benim bağımdır." Käinâtın her tarafına gider, havâssıyla tasarruf eder. Bütün eşya ile kesb-i muârefe eder.
Bilhassa hayat-ı insaniye tabakasına çıkan
hayat, aklın nûruyla âlemleri gezmiş olur. Ålem-i cismânîde tasarruf ettiği gibi, âlem-i rûhânîde gezer. Ålem-i misåle seyahat eder. Kendisi o âlemleri ziyarete gittiği gibi, o âlemler de onun ruhunun aynasına temessül etmekle iade-i ziyaret etmiş gibi olurlar. Hatta insan, Allah'ın fazlıyla, "Ålem benim için halk olunmuştur" diyebilir. Hayat-ı insaniye, her birisi çok tabakalara şamil olmak üzere, hayat-1 maddiye, hayat-ı rûhâniye, hayat-ı ma'neviye,
hayat-ı cismâniye gibi nev'lere ayrılır, inbisât eder. Demek ziyâ, renklerin ve cisimlerin görünmesine sebeb olduğu gibi; hayat da, mevcûdâtın kâşifi ve sebeb-i zuhûrudur.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilنوالیاف
فلما سبعت بمكر هل أرسلت اليهن والعنك الله وأنت كل واحدة منهن سكينا وقالت الخرج علي رابلة أكبرنه وقطعن أيديها والن خالى الله فاقت الله ان هذا إلا ملك كريم ثالث الاسان الذي انشر ولقد راودته عن نفسه فاستعصم ولين لم يفعل عالم لنسخان وليكونا من الصاغرين قال رب الشعراني إلى مِمَّا يَدْعُونَنِي إِلَيْهِ وَإِلَّا تَصْرِفْ عَلى كيدوزان اليهِنَّ وَأَكنَ مِنَ الْجَاهِلِينَ ، فَاسْتَجَابَ لَهُ رَبَّة مصر عَنْهُ كَيْدَهُنَّ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ ثُمَّ بَنَا لَهُمْ مِن تم ما رَأَوُا الْآيَاتِ لَيَسْجُللَهُ عَلى جبين ودخل معه السير فتيان قَالَ أَحَدُهُنَا إِلَى أَرْبَنِي أَعْصِرُ الحمرا وقال الأحرار از بني احمل فوق رأسي الحبرا تأكل الطير ملة تبتنا بتأويلا إِنَّا نُريك مِنَ الْمُحْسِنِينَ قَالَ لَا يَأْتِيكُمَا طَعَامُ الرقابة الا نباتكما بتأويله قبل أَنْ يَأْتِيَكُمَا ذَلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنِي را ان تركتُ مِنْهُ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَهُمْ بِالْآخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ .
قَالَ رَبِّ السِّجْنُ أَحَبُّ إِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَنِي إِلَيْهِ وَإِلَّا تَصْرِفْ عَنِّى كَيْدَهُنَّ أَصْبُ إِلَيْهِنَّ وَأَكُنْ مِنَ الْجَاهِلِينَ .
" Yūsuf, "Rabbim! Zindan bana, bunların benden istediklerinden daha iyidir. Eğer onların bana kurdukları tuzağı boşa çıkarmazsan, onlara meyleder ve cahillerden olurum!" dedi. 99
(Yüsuf, 12/33)
Mushaf sayfa no: 238
Hafızlık sayfa no: 12. cüz/3. sayfa
YA ZİNDAN YA HARAM
BILGI
Züleyha, kendi tuzağından kaçmaya çalışan Yūsufa yetişip onun gömleğini arkadan yırtmıştı. Kapıda, Züleyha'nın kocası ile karşılaştılar. Kadın baskın çıkarak Yūsuf'u suçladı. Kendisine saldırdığını iddia ederek cezalandırılmasını istedi. Gömleğin arkadan yırtılmış olması Yūsufun suçsuz olduğuna delil oldu. Sonra Mısır kadınları "hizmetçisine gönül vermiş diye Züleyha'yı kınadılar. Züleyha, Yûsuftan vazgeçmemişti. Kadınları evine davet ederek Yūsufu gös-terdi. Kadınlar Yûsufu görünce güzelliği karşısında şaşırıp kaldılar. Züleyha ise, âşık olduğu gencin bu olduğunu ve eğer istediğini yapmazsa onu hapse attıracağını söyledi. Hz. Yûsuf ise haram işlemektense zindana girmeyi seçti.
MESAJ
Zindana düşmek harama düşmekten iyidir.
KELİME DAĞARCIĞI
Sicn: Hapishane, zindan.
238-
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالنظرة الثاني عشر
والنعت منه اناى ابراهيم واسحق ويعقوب ما كان لنا
ان نشرك بالله مِنْ شَيْءٍ ذَلِكَ مِنْ فَضْلِ اللَّهِ عَلَيْنَا وَعَلَى الناس ولكن أكثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ يَا صَاحِي السجن أَرْبَابٌ مُنفَرِقُونَ خَيْرُ أَمِ اللهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ ما تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِهِ إِلَّا أَسْمَاءُ سَمَّيْتُمُوهَا أَنتُمْ وَآبَاؤُكُمْ ما انزل الله بها مِنْ سُلْطَانٍ إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِله أَمَرَ الا تعبدوا إلا إياه ذلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ الناس لا يَعْلَمُونَ يَا صَاحِي السِّجْنِ أَمَّا أَحَدُكُمَا مسْفِى رَبَّهُ حمرا وَأَمَّا الْآخَرُ فَيُصْلَبُ فَتَأْكل الطير مِنْ رَبِّهِ قُضِيَ الْأَمْرُ الَّذِي فِيهِ تَسْتَفْتِيَانِ وَقَالَ النبي من أنه ناج مِنْهُمَا اذْكُرْنِي عِنْدَ رَبِّكَ فَأَنْسيه الشيطان ذكر ربه فلبث في السجن بضع سنين . وَقَالَ الْمَلِكُ إِلى أَرى سَبْعَ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعُ عجاف وسَبْعَ سُنُبُلَاتٍ خُضْرٍ وَأَخَرَ يَابِسَاتٍ يَا أَيُّهَا الملأ افتوني في رُؤْيَايَ إِنْ كُنْتُمْ لِلرُّؤْيَا تَعْبُرُونَ .
يَا صَاحِبَي السِّجْنِ أَرْبَابٌ مُتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ امِ اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
66 Ey zindan arkadaşlarımı Çeşitli tanrılara mı, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah'a mi (inanıp bağlanmak) daha iyi?
(Yūsuf, 12/39)
Mushaf sayfa no: 239
Hafızlık sayfa no: 12. cüz/2. sayfa
ZİNDAN ARKADAŞLARI
BİLGİ
Hz. Yûsuf zindana atılmıştı. Zindanda iki delikanlı daha vardı. Tanışıp arka-daş oldular. Bir gece rüya gördüler ve Yûsuf'tan rüyalarının tabirini istediler. Çünkü Allah (c.c.), Yûsuf'a rüya yorumlama kabiliyeti vermişti. Yûsuf (a.s.), önce onlara nasihat etti. Hz. İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine tabi olduğunu, yalnız Allah'a inandığını ve başka varlıkları ilah edinmenin yanlışlığını anlattı. İşte ayette geçen ifadeler de bu nasihatin devamıdır. Yūsuf (a.s.) zindanı okula çevirmiş, onlara Allah'ı anlatmıştır.
MESAJ:
1. Vaktimizi boş işlerle heba etmemeliyiz.
2. Dinimize hizmet için tüm fırsatları değerlendirmek gerekir.
KELİME DAĞARCIĞI:
el-Vahid: Esmâ-i hüsnâdan biri; bir ve tek, yegâne varlık. el-Kahhår: Esmâ-i hüsnâdan biri; yenilmeyen, yegâne kudret sahibi.
239
olarak ve besmele ile yerine koyan Osmanlılar'ın bu ta'mir esnasında çekiç lerine keçe bağlayarak rûhâniyet-i Rasûlullah'ı tedirgin kılmaktan teeddüb et meleri, misli görülmemiş birer edeb ve ihtirâm nümûnesidir.
YanıtlaSilYine Osmanlılar devrinde Medine-i Münevvere'ye müteveccihen gelen sürre alayı, şehre girmeden, yakın bir yerde konaklar, kendilerini Medine-i Münevvere'nin mânevî havasına hazırlayıp istihåreden sonra mânevî işaretle huzûr-i Rasûlullah'a yaklaşırlar, ziyaretlerini îfâ ederlerdi. Dönüşlerinde de memleketlerine şifâ ve teberrük olarak Medîne-i Münevvere'nin mübarek top-rağını götürürlerdi.
Osmanlı padişahlarının zamanının portreleri demek olan minyatürlerinde sarıkların ucundaki sorgucun bir süpürgé maskotu olduğunu acabâ kim bilir? Bununla Harameyni'ş-Şerîfeyn'in süpürgecisi olduğunu teläkkî ederler ve Ha-rameyn'in süpürgecilerinin maaşlarını, kendi servetleri içinden verirlerdi.
Yine Hazret-i Peygamber -sallallâhü aleyhi ve sellem- Efendimiz'den muazzez bir hâtırâ olarak saç ve sakallarının mübarek tellerinin, câmî min-berlerinde kırk bohça içinde saklanıp "sakal-ı şerîf" adı ile asırlardan beri ümmete bir bereket ve rahmet olması, ne büyük bir muhabbet ve ihtirâm ni-şânesidir.
Bütün bu muhabbet tezahürleri ve ulvî husûsiyetler gösteriyor ki, Osman Gâzi'nin:
"Gâyemiz, kuru bir cihangirlik değil, i'lâ-yı kelimetullah'dır!" şeklin-deki son sözleri, bütün sultanlara rehber olmuş, bu vasiyetten ayrılmamak için târihî bir îtinâ ve titizlik gösterilmiştir.
Orhan Gâzî'nin, oğlu Murâd Han'a verdiği şu tâlimat, bir îmân vecdinin ufkunu göstermeye kâfidir:
"Osmanlı'ya iki kıt'a üzerinde hükmetmek yetmez! Zirâ i'lâ-yı kelime-tullâh (Allah'ın dînini yüceltmek) azmi iki kıt'aya sığmayacak kadar büyük bir dâvâdır! Selçuklular'ın vârisi biz olduğumuz gibi Roma'nın (Avrupa'-nın) da vârisi biziz!.."
Kosova şehîdi, şehîd sultan, büyük velî I. Murad Han'ın temiz nâşı, şe-hâdetin mübarek kanlarına bürünürken söylediği son sözleri, hakîkî şehîdli-ğin ne güzel bir örneğidir:
14
"İslâm'ın muzafferiyeti, benim şehîd olmama bağlı ise, şehîdlik şerbeti-ni nasib buyurmasını Cenâb-ı Hakk'dan duâ ve niyaz eylemiştim. Demek ki duâm kabül buyuruldu. Allah'a hamd ve senâ olsun! İslâm askerlerinin zaferi-ni gördükten sonra hayatım son bulmaktadır."
YanıtlaSilOsmanlılar, dâimâ mazlûmların yanında yer almışlardır. Onlar, fethettik-leri yerlere insanlığı ve hizmetin en güzelini taşımışlardır. Fethedilen yerlerde hıristiyan olarak hayatını idâme ettiren topluluklar arasında dahî aç ve açıkta kimse bırakılmamış, dul kadınlar korunmuş, giyecek-yiyecek ve barınak te'mîn edilmiştir. Osmanlı sultanlarının idealleri "nizâm-ı âlem" fikri üzerinde top-lanmış ve devletin hikmet-i vücûdu, "İslâmî ve insanî esaslara bağlı bir cihan hâkimiyeti" düşüncesine dayandırılmıştır.
Fâtih devrinin Bizans asillerinden olan hıristiyan Notaras'ın feth-i mü-bînden evvel sarfettiği şu ifâde, İslâm'daki gerçek adâlet ve vicdan toleransı-na ne güzel bir misâldir:
"İstanbul'da kardinal şapkası (hotozu) görmektense, Türkler'in sarı-ğını görmeyi tercih ederim!.."
Ölüm döşeğinde kendisine:
"-Pâdişâhım, şimdi Allâh ile olmak zamanıdır." diyen lalası Hasan Can'a:
"-Lala, lala! Sen şimdiye kadar beni kiminle beraber sanırdın?" diyen Ya-vuz gibi bir sultanı yetiştiren îmândaki aşk, ahlâkdaki fazîlet, idealdeki ulvîli-ğe ne kadar muhtâcız.
Düşünmelidir ki, pîr-i fânî olmuş, yarım yüzyıl devlete hükmetmiş olan Kânûnî gibi bir cihan pâdişâhını hasta hasta sefere çıkartan ne olabilir? Özi Kalesi elden çıkınca, bunun acısına dayanamayıp kısa zamanda vefât eden I. Abdülhamid'in hâli, nasıl îzâh edilebilir? «Asker evlâdlarımız ve mâsûm ahâlî parçalandı!>> diye sultana hayatına mal olacak derecede «âhh» çektiren ve gönlünü elemle dolduran îmân hassasiyeti ne müthiştir!
* Bu hakikatleri derinden hissedebilmek, ızdırâbını duyabilmek, târih şu-urunu yaşayabilmek ve onlara vücûd vermiş olan mânevî iklîmi tanıyabilmek için vak'a ve şahsiyetlerin doğru tahlili zarûrîdir. Ecdâdımızın bütün hâtırâları ile gönüllerde dipdiri yaşaması ve mânevî heyecanın, bilhassa Hazret-i Pey-
15
kitab-ı Sinan
YanıtlaSilKur'an tefsiri olan kitap (Risale-i Nur)
kitab-i Sinan کتاب سنان : Muhammed Sinan-1 Ummi'nin kitabı (bk. Sinan-ı Ümmi)
538
kitab-i Sübhani کتاب سبحانی : Subhan (yani, her bakımdan kusursuz ve sonsuz mükemmellik-lerin sahibi) olan Allah'ın (c.c.) eseri ve O'nu bu sıfatla tanıtan kitap (käinat)
kitab-i sünen کتاب سنن : dinimizin emir ve ya-saklarından ve sünnetlerinden bahseden ha-dis kitabı
kitab-i şeriat کتاب شریعت : seriat kitabı, Allah'ın emir ve yasaklarını, O'nun rızasına uygun ya-şayış yolunu anlatan kitap (Kur'an)
kitab-ı şeriat ve ahkâm ve hikmet کتاب شریعت و احکام و حکمت : )kitab-ı şeriat ve kitab-ı ahkâm ve kitab-ı hikmet)şeriat, ahkam ve hikmet kitabı; Allah'ın (c.c.) rızasına uygun yaşayış yolunu, emir ve yasaklarını (şeriat) ve dinde uygulanacak kuralları (ahkâm) ve yarattıkla-rında Allah'ın (c.c.) gözettiği fayda ve gaye-leri, buna en uygun yaşayış yolunu (hikmet) öğreten kitap (Kur'an)
KK
kitab-ı şeriat ve hikmet ve irşad کتاب شریعت و حکمت و ارشاد : )kitab-ı şeriat ve kitab-ı hikmet ve kitab-ı irşad) şeriat, hikmet ve irşad kita-bı, Allah'ın (c.c.) emir ve yasaklarını, O'nun rızasına uygun yaşayış yolunu (şeriat) ve ya-rattıklarında Allah'ın (c.c.) gözettiği fayda ve gayeleri, buna uygun yaşayış yolunu (hikmet) gösteren ve dünya ve âhiretteki tehlikelere karşı uyarıp doğru yolu bildiren (irşad eden) kitap (Kur'an)
kitab-ı tarih کتاب تاریخ : tarih kitabı
kitab-ı tasavvuf كتاب تصرف tasavvuf kitabı; Kur'an ve sünnete tam bağlı kalarak günah-lardan uzak yaşama, ahlâkı güzelleştirme, mânevî olgunluk kazanma yolunu (tasavvuf) öğreten kitap
kitab-ı teşvik-i san'at کتاب تشویق صنعت : sanata teşvik kitabı
kitab-i ubudiyet کتاب عبودیت : Allah'a (c.c.) iba-det ve kulluk kitabı; nasıl ve hangi ibadetlerin yapılacağını, Allah'a (c.c.) nasıl kul olunacağı-nı öğreten kitap (Kur'an)
kitab-i vahid کتاب واحد : tek kitap
kitab-i Yevakit كتاب يواقيت :bkkitab-ül Ye-vakît)
kitab-ı zikir كتاب ذكر : zikir kitabı Allah'ı (c.c.( mübarek ismiyle nasıl anılıp zikredileceğini öğreten kitap(Kur'an)
kitahu Sinan
YanıtlaSilkitabetsiz
538
kitab-ı zikir ve dua ve davet کتاب ذکر و دعاء و دعوت:)kitab-ı zikir ve kitab-ı dua ve kitab-mübarek isimleriyle çok anmayı(zikir), dua davet) zikir, dua ve davet kitabı; Allah's (c.c.) etmeyi öğreten ve doğru yola davet eden ki-tap(Kur'an)
kitab-ı zikir ve iman ve fikir کتاب ذکر و ایمان و فكر : kitabı zikir ve kitab-1 iman ve kitab-1 fikir)zikir, iman ve fikir kitabı: Allah't (c.c.) mübarek isimleriyle çok anmayı (zikir) öğre ten, iman esaslarını gercekleriyle bildiren ve Allah'ın (c.c.) yarattıklarına bakarak O'nun varlığını, birliğini ve kusursuz ve sonsuz si-fatlarını düşünüp anlama(fikir) yolunu açık layan kitap(Kur'an)
kitab-ı zikir ve marifet کتاب ذکر و معرفت : zikir ve marifet kitabı; Allah'ı (c.c.) mübarek isim-leriyle çok anmayı(zikir) öğreten ve Allah'ı (c.c.) tanıtan ve tanıma yollarını gösteren(-marifet) kitap (Kur'an)
kitab-ül Yevakît vel Cevahir کتاب الیواقیت و الجواهر : Yevakit ve cevahir (yakutlar ve cev-herler) adlı kitap
kitabet 1 : کتابت.yazı yazmak, yazıya geçir-mek, kâtiplik 2.yazılı veya kayıtlı şeyler, ya-zılar veya kayıtlar 3.(mec.)kitap gibi mânalı, san'atlı ve sahibini [Allah'ı (c.c.)] tanıtan ya-ratılmış varlıklar, eserler
kitabet-i fitriye 1 : کتابت فطریه.yaradılıştan olan kayıtlar, yazılar (çekirdek ve tohumlardaki kayıtlı yazılar, "genetik şifreler") 2.yaradılış eseri san'atlı varlıklar
kitabet-i kaderiye کتابت قدری kader yazıları, kaderdeki kayıtlar
kitabet-i kudret 1 : کتابت قدرت.Allah'ın (c.c.( sonsuz gücünün eserleri 2.Allah'ın (c.c.) sonsuz gücünün yazıp çizmesi. (mec.)bir var edip, bir yok etmesi
kitabet-i kudsiye کتابت قدسيه : kutlu yazılar; (mec.)Allah'ın (c.c.) kutsal ve kusursuz eser-leri (mec.) (yaratılışı kusursuz varlıklar ve olaylar)
kitabet-i Rabbaniye کتابت ربانیه : her şeyin sahi-bi, yetiştiricisi, terbiye edicisi ve ihtiyaçlarını sağlayacak imkânların yaratıcısının (Rabb'in) yazma eseri, (mec.) sanat eseri, düzenleme-leri
kitabeten كتابتاً : yazılı olarak, yazı olarak
kitabetle کتابتله : yazıyla, yazmakla
kitabetsiz کتابتسز : yazı yazamaz, yazı bilmez
Altabsız
YanıtlaSilstabsiz 1: کتابسز.kitap olmadan, kitap bu-hundurmadan 2.kitap bilmez. Allah'ın (c.c.) enderdiği kitaplardan habersiz 3.(mec.) Al-in (c.c.) gönderdiği kitaba (Kur'an'a) inan-mayan, dinsiz 4.kayıtsız geçirmeden 5.(mec.) malim, insafsız, acımasız 539
ka as
tabullah كتابه : Allah'ın (c.c.) kitabı, Al-lah'in (c.c.) gönderdiği kitap (Kur'an)
Title : topluluk, grup, küme 2.kütle, yı , bütünlük
utle-i azime-i mayia-yı nâarive كتلة عظمة مابعة erimiş çok büyük ateş kütlesi (Günes)
itle-i cemaat كل جماعت: cemaat kitlesi, ce-maat grubu
tle cazكتلة اع : mucizeli dizilmiş söz (veya harf) kümeleri, tevafuklu söz ve harf Himeleri (bk. tevafuk)
itle-l mayia-yi azime-i nârive كتله ماع عظیم ates halindeki çok büyük erimiş kütle(-Güneş)
itle-l mevat كتلة موات cansız maddeler kütle-si, cansız maddeler yığını
title-i nariye كتلة ناريه : ateş kütlesi
كذب و : yalan, yalancılık
Klemanso له مانسو :)Georges Clmancao: oku-
nuşu: Jorj Klemanso) fransız siyaset ada-(1841-1929) Tıp öğrenimi gördü. Belediye Başkanlığı yaptı. Milletvekii oldu. Aşırı sol kanat liderliğini yürüttü. Adalet adlı (Lajusti-ce) bir gazete çıkarark muhaliflerine sert dille deştirdi. Daha sonra senatör seçildi. (1902). İçişleri Bakanı ve Başbakan oldu. Hür Adam Homme Libre) gazetesini çıkardı(1913). 1. Dünya savaşının, Fransa'nın dahil olduğu Igtilaf Devletlerince kazanılmasında önem-payı oldu. Saldırgan bir din düşmanlığı, lına ve hırçın bir politika anlayışını temsil etti. Hayli düşman kazandı. Cumhurbaşka-nığı seçiminde aday oldu, fakat seçimi kay-betti(1920). Bu arada savaş ve siyasetle ilgili birkaç eser de yazdı
1 : قلي.baskı kalıbı 2.özelliği ve orjinal-Uiği olmayan, ve sık sık tekrarlanan (düşünce, görüş, bilgi)
kocakari 1 : قوه قاری.huysuz ve çirkin yaşlı ka-din, acůze 2. (mec.)çok yaşlı kadın
kocalmak رجالمق : kocamak, ihtiyarlamak, yaşlanmak, yaşı ilerlemek
1 : فردا.içi boş işe yaramaz, güçsüz, kuv-
vet
kitabsız
YanıtlaSil539 lundurmadan 2.kitap bilmez. Allah'ın (c.c.) kitabsız 1: كتاب.kitap olmadan, kitap bu-gönderdiği kitaplardan habersiz 3.(mec.) Al-lah'ın (c.c.) gönderdiği kitaba (Kur'an'a) inan-dinsiz 4.kayıtsız geçirmeden 5.(mec.) mayan, zalim, insafsız, acımasız
vet ka
kitabullah كتاب الله : Allah'ın (c.c.) kitabı, Al-lah'ın (c.c.) gönderdiği kitap (Kur'an)
kitopluluk, grup, küme 2. kütle, yr-ğın, bütünlük
kitle-i azime-i mayia-yı nariye كتلة عظيمة مابعة erimisok büyük ateş kütlesi(Günes)
kitle-i cemaat كتلة جماعت : cemaat kitlesi, се-maat grubu
kitle-i icazکتله اعجاز : mucizeli dizilmis söz (veya harf) kümeleri, tevafuklu söz ve harf kümeleri (bk. tevafuk)
kitle-i mayia-yı azîme-i nariye كتلة مايعة عظيمه ناريه : ateş halindeki çok büyük erimiş kütle)-Güneş)
kitle-i mevat كتله موات : cansız maddeler kütle-si, cansız maddeler yığını
kitle-i nariye كتله ناريه : ateş kütlesi
kizb كذب : yalan, yalancılık
Klemanso قله مانسو : )Georges Clmancao: oku-nuşu: Jorj Klemanso) fransız siyaset ada-mi(1841-1929) Tıp öğrenimi gördü. Belediye Başkanlığı yaptı. Milletvekii oldu. Aşırı sol kanat liderliğini yürüttü. Adalet adlı (Lajusti-ce) bir gazete çıkarark muhaliflerine sert dille eleştirdi. Daha sonra senatör seçildi. (1902). İçişleri Bakanı ve Başbakan oldu. Hür Adam (L' Homme Libre) gazetesini çıkardı(1913). I. Dünya savaşının, Fransa'nın dahil olduğu İğtilaf Devletlerince kazanılmasında önem-li payı oldu. Saldırgan bir din düşmanlığı, kırıcı ve hırçın bir politika anlayışını temsil etti. Hayli düşman kazandı. Cumhurbaşka-nığı seçiminde aday oldu, fakat seçimi kay-betti(1920). Bu arada savaş ve siyasetle ilgili birkaç eser de yazdı
klise قلیشه : baskı kalıbı 2.özelliği ve orjinal-liği olmayan, ve sık sık tekrarlanan(düşünce, görüş, bilgi)
kocakari وجه قاری : .huysuz ve çirkin yaşlı ka-dın, acûze 2.(mec.)çok yaşlı kadın
kocalmak قوجالمق : kocamak, ihtiyarlamak, yaşlanmak, yaşı ilerlemek
kof 1 : قوف.içi boş 2.işe yaramaz, güçsüz, kuv-
as
V
539
YanıtlaSilkomünist
vetsiz, değersiz
kogus قوغوش : hastahane, okul, hapishane, askeri bina gibi kalabalık yerlerde oturulan veya yatılan büyük oda
kolera قوله را : mikroplu, bulaşıcı, ishal ve kus-mayla başlayan öldürücü hastalık
Kolomb-u züfünun قولومب ذيفنون : )denizcilikle
ilgili) ilimleri bilen Kolomb, Amerika'yı keş-feden Kristof Kolomb. (Cristoph Colomb) okunuşu Kristof Kolomb (1451-1506). Ünlü Cenovalı Denizci İspanya Krallığı himayesin-de Dünya'yı Batı'dan dolaşmak için olaşmak için yola çıktı. Gemisine Santa Marina (Kutsal Hz. Meryem) adını verdi. Bu sayede okyanus'un fırtınala-rı ve dalgalarından korunacağını düşündü. Amerika'ya vardı (1492). Fakat gittiği ve bulduğu yerlerin yeni bir kıta olduğunu an-layamadı. O Dünya'yı dolaşarak Hindistan'a vardığını sandı. Bu yüzden Bahama ve An-dil Adalarını Hindistan'a ait adalar zannet-ti. Dönüşünde İspanya onu büyük coşku ile karşıladı. İspanya Krallığı ona büyük pâyeler verdi. Kolomb üç defa daha Amerika'ya sefer düzenledi. Bu seferlere daha çok sayıda ge-miler katıldı. İspanyollar yerli halkı yok etme ve yağmalama hareketine giriştiler. Kolomb buna karşı çıktı. Gözden düştü ve adeta hâin muamelesi gördü. Hayatının sonunu fakir ve terkedilmiş olarak geçirdi. Amerika'nın yeni bir kıta olduğu İtalyan denizci Amerigo Ves-pulci'nin yeni keşifleriyle anlaşıldı. Yeni kıta-ya Amerika adı verildi (1507)
kolordu قول اوردو : üç tümen ve bağlı birlikler-den meydana gelen büyük askeri birlik
komiser 1 : قومیسر.polis amiri 2.toplantıları hükümet adına denetleyen görevli kimse
komisyon قومیسیون : bir konuda görevlendiril-
miş kurul, heyet
komite 1 : قومیته.)komita) siyasî gaye ile si-lahlanmış gizli teşkilât (örgüt), silahlı çete 2.kötü ve yıkıcı amaçlı gizli teşkilat (örgüt) 3.dernek, cemiyet
komiteci قومیته جی : komite kurucusu veya üye-
si. (bk. komite)
komitecilik قومیته جيلك : komite kurma ve ko-mitede çalışma. (bk. komite)
komprime 1 : قومبریمه.hap 2.öz olarak yoğun-
laştırılmış, saf ve yoğun hale getirilmiş
komünist 1 : قومونیست.komünizm düşüncesine inanan ve bu uğurda çalışan, komünizm yan-
K
TARINTE BUGUN
YanıtlaSil1356 - Türklerin Rumeliye geçişi.
1812 - Osmanlı-Rus Savaşı sona erdi.
1862 - Sayıştay'ın kuruluşu.
1902 - Bilim adamı Thomas Edison pili buldu.
1918 - Tiflis'te Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti ilan edildi.
Dünya Kıble Günü.
MAYIS
28
ÇARŞAMBA
11446 ZİLHİCCE
RUMI: 15 MAYIS 1441 HIZIR: 23
BİR AYET
Zilhicce ayının ilk on gecesine and olsun!
(Fecr: 2)
BİR HADİS
Ayların efendisi Ramazan ayıdır. Hürmet bakımından en büyükleri ise Zilhicce'dir.
(Beyhaki)
Leyali-i aşerenizi [Zilhicce'nin ilk on günü) ruh u canımızla tebrik ederiz.
Emirdağ Lahikası
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1925 - Türkiye
Cumhuriyeti'nin ilk şeker fabrikası Alpullu'da üretime başladı.
HAZİRAN
14
Onun hâkimiyet ve saltanatı gökleri ve yeri kuşatmıştır.
Bakara Suresi: 255
TARİH
kuruldu.
1930- Askerî Yargıtay
1992-Av. Bekir Berk'in vefatı.
PAZAR
BİR HADİS
İstikamet üzere ol. İnsanlara karşı ahlâkın güzel olsun.
Ey bizi ni'metleriyle perverde eden sultanımız! Bize gösterdiğin nümûnelerin ve gölgelerin asıllarını, menbalarına göster; ve bizi makarr-ı saltanatına celb et. Bizi bu çöllerde mahvettirme...
-622-
tarafın
okunm
1826
kaldırı
1873 kurulu
Imsak Günes
Öğle
28 1447
ZİLHİCCE
BİR AYET
RUMI: 1 HAZİRAN 1442 HIZIR: 40
Sözler
İkindi Aksam Yatsı
İmsak
Günes
Öğle
İkindi Akşam
Yatsı
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil622 - Bilal-i Habeşi tarafından ilk ezanın okunması.
1826 - Yeniçeri Ocağı
kaldırıldı.
1873 - Darüşşafaka'nın kuruluşu.
HAZİRAN
15
PAZARTESİ
BİR AYET
Onun (Allah'ın) her işi hikmet iledir.
Bakara Suresi: 260
BİR HADİS
Şerri dokunabilecek kötü adamlara rastladığınızda selâm veriniz.
29 1447 ZİLHİCCE
RUMI: 2 HAZİRAN 1442 HIZIR: 41
Ey insanlar! Fâni, kısa, faydasız ömrünüzü bâki, uzun, faydalı, meyvedar yapmak ister misiniz? Madem istemek insaniyetin iktizasıdır; Bâkî-i Hakikînin yoluna sarfediniz.
Lem'alar
ادة
Imsak Güner Öğle İkindi Akcam Yatri
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1950-27 yıllık Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı son buldu.
Demokrat Parti yüzde 53 oyla tek başına iktidara geldi. Türkiye'de tek parti dönemi sona erdi.
Dünya Çiftçiler Günü
Dünya Eczacılık Günü
14
CUMARTESİ
SATURDAY
BIR AYET Sakınılmaya layık olan da
MAYIS
MAY
Odur, mağfiret sahibi de Odur.
Müddessir Suresi: 56
BİR HADİS
Zenginlerle oturup kalkmaktan sakın.
Yamamadıkça bir elbiseyi eski diye bırakma.
Çok kıymettar nimetlerin makbul fiyatları, başta "Bismillahirrahmanirrahim" ve âhirinde "elhamdülillah" demektir.
Şualar
HİCRÎ: 13 ŞEVVAL 1443 - RUMÎ: 1 MAYIS 1438
KASIM: 9 - GÜN: 134 KALAN: 231 - GÜN UZA.: 2 DK
عادة
İlindi
Mecam
Valeu
38
YanıtlaSilÖLÜM KIYAMET-AHIRET
ulaşabilmesi için Allah Takla bu kula ölüm acılarını ve şiddetlerini çe tin olarak tatbik eder. Kafir ise dünyada herhangi bir iyilik yaptığı zaman o da iyiliğinin sevabını dünyada tastamam olarak alması için Allah kendisine ölümün kolayını tatbik eder de sonra ofnun yolu) ce-henneme doğru olur.
38- Ebu Nasym, merfu olarak rivayet etti ki, Allah'ın Resûlü sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
Mü'minin ruhn rüzgâr gibi (hafif) çıkar. Kâfirin ruhu ise eşeğin siddetli nefes alması gibi şiddetli çıkar. Muhakkak ki mü'min, bir gü nah işlerse bu hatasının kendisinden mağfiret olunması için o hata sе bebiyle kendisine ölümü çetinleştirilir. Kafir de muhakkak bir güzel. lik, iyilik ederse bu sebeple ölüm zamanında (ruhunun çıkışı) kendisine kolaylaştırılırs (1)
En iyisini yüce Allah bilir.
SEKİZİNCİ BAB
HİÇ BİR KİMSE ALLAH'A GÜZEL ZANN BESLER BİR HALDE OLMAKTAN BAŞKA BİR HALDE SAKIN ÖLMESİN HADİSİ VE AZİZ VE CELİL OLAN ALLAH'DAN KORKMAK
Imam Müslim'in Cabir (r.a.)den rivayet ettiği bir hadiste Cabir şöyle demiştir: «Ben vefatından üç gün önce Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'den işittim. O, şöyle buyuruyordu:
39 «Herhangi biriniz Allah Taala'ya güzel zann besler bir halde olmaktan başka bir halde sakın ölmesin».
Bu hadis-i şerifi Imam Buhari de rivayet etmiştir.
İbni Ebi'd-Dünya, kendi rivayetindeki hadiste şunu da ziyade etmiştir:
40- Muhakkak bir topluluk vardır ki, onları Allah'a karşı besledik-leri kötü zanları, helâk etti de Allah onlara: Rabbinize karşı beslediğiniz su zannınız (yok mu?) işte sizi bu helâk etti de bu yüzden hüsrâna dü-senlerden oldunuz, buyurdu».
Ibni Mace'nin Enes'ten (r.a.) rivayet ettiği hadiste Peygamber sal-lallahü aleyhi ve sellem Efendimiz ölüm halinde olan bir gencin yanına girdi ve:
«Kendini nasıl buluyorsun? diye sordu. O zat da:
Ya Resûlallah, ben Allah'ın rahmetinden ümid ediyorum, gli-nahlarımdan da korkuyorum, dedi. Bunun üzerine Resûl-i Kibriya:
Bu zamanda iki haslet (yani ümid ile korku) hiç bir mü'min kun-Jun kalbinde toplanmaz. Ancak Allah ona (rahmetinden) umduğunu ve-rir ve korktuğundan da emin kılar», buyurdu.
(1) Taberani Kebir de Ibni Mes'ud'dan Ş. Sudur, 11.
ALLAH DAN KORKMAK
YanıtlaSil41 Hakim et-Tirmizi'nin rivayet ettiği hadiste de Resûlüllah sal-lallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurdu:
-39
«Aziz ve Celil olan Rabbınız:
Ben kulumun (kalbin)de ild korkuyu bir araya getirmem. Ona Iki emniyeti de vera:cm. Her kim Benden dünyada korkarsa ahirette onu (korkulardan) emin kalarım. Her kim de dünyada kendini benden emin tanırsa Ben de onu Ahirette korkuturum, buyurur».
Hazret-i Musa aleyhisselâmın (Rabbiyle olan) münâcâtı sırasında zikredilen sözler şöyle rivayet edilmiştir:
Allah Taala (Hz. Musa'ya) şöyle buyurmuş:
(YA Musa) kullarımdan bana kavuşan her kulu muhakkak Ben amellerine göre hesaba çekecek ve amelleri hususunda onları sıkı sıkı soruşturmaya tâbí tutacağım. Fakat vera' yani takva sahiplerinden olanlar müstesnadır. Çünkü Ben takvâlı olan kimselerden hayâ ederim, onları yücelterek ikram eder ve onları hesabsız olarak cennete soka-rım. Binsenaleyh her kim bu dünyada işlemekte olduğu şeylerde Allah-dan hayâ ederse, Allah da Kıyamet Günü'nde onu hesaba çekmekten hayå eder; ona iki korkuyu birden yüklemediği gibi...
Alimler (Allah onlardan razı olsun), Allah Taala'ya hüsn ü zann beslemenin şekli hususunda: Kul, Allah Taala'nın kendisine merhamet edeceğini, (ceza vermeksizin) kendisinden geçivereceğini, kendisine aid olan bütün günahları mağfiret edeceğini ve bunun Allah Taâlâ üzerine çok kolay olduğunu zannetmesidir, dediler. Alimler bu hüsn ü zannı ölüm nişaneleri bulunması zamanında (olmasını) müstehab saydılar. Çünkü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in,
42 «Herhangi biriniz Aziz ve Celil olan Rabbına karşı güzel zann besler bir halde olmaktan başka bir halde sakın ölmesin sözü gereğince her ne kadar hüsn ü zann her vakitte arzu edilen bir şey ise de, bu gü zel zann üzere ölmesi ve Kıyamet Günü'nde meyvesini toplaması için ölüm zamanındaki güzel zann beslemesi, başka zamanlarda arzu edilen-den daha kuvvetlidir. Bazen kul kendisi için, kendisi hastalıktan salim vaziyetinde Rabbına karşı hüsn ü zann hâsıl eder de sonra o, ölüm ha-linde Allah'a karşı kötü zanna düşer de bu hal üzere ölür de bu suret-le Allah'ın kendisine rahmet etmemesiyle, günahlarından geçmemesiyle ve günahlarını mağfiret buyurmamasiyle kötü zannının meyvesini top-lar. Allah'dan kendimiz ve bütün müslümanlar için åfiyet isteriz.
Amin...
İmdi, ölüme yaklaşan hastanın yanında bulunan her kimse için lā-zım olan, o hastanın Allah'a karşı hüsn ü zann besleyerek ölmesini te-min etmektir ve (Hadis-i kudsi'de) Allah Taâlâ,
43 «Ben, kulumun Beni zannı üzereyim, buyurmuştur.
268
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Bizier de, Senin misafirleriniz. Bizleri, Cennetine kondurup ağırlat Ey Allahım! Her kafileye bahşiş, her isteyene atıyye verilir.
Her ziyaretçiye ikram edilir. Her sevap umucuya sevap verilir.
Senin katındaki mükafattan her mükafat dileyene, mükafat, Senin katındaki rahmetten her rahmet dileyene rahmet,
Sana yakın olmayı özleyen her özleyiciye yakınlık
ihsan olunur.
Senin af yollarını her arayan da, af ve mağfiret buyrulur. Bizler, topluca Senin Beyt-i Haramına geldik. Şu büyük Meşairde Vakfeye durduk. Şu mübarek yerlerde hazır bulunduk. Ümidimiz, yüce katındaki sevap ve mükafata nail olmaktır.
Ümidimizi, boşa çıkarma Allâhım! (410)
Peygamberimizin Arafatta Ümmeti İçin Duası:
Peygamberimiz, Arafatta akşam üzeri, ümmetinin yarlığanması ve rahmete nail olması için Allâha pek çok yalvardı (411).
Yüce Allah, Peygamberimize «Birbirlerine zulüm ve haksızlık eden-ler håric olmak üzere ümmetini bağışladım.» (412) Zalimden, mazlumun hakkını alacağım! buyurdu (413).
Peygamberimiz Ya Rab! Sen, istersen, uğradığı zulümden dolayı mazluma Cennet verip zalimi de, yarlığamağa kaadirsin!» dedi. Arefe akşamı, Peygamberimizin bu duâsı kabul buyrulmadı (414).
ğadı.
Peygamberimiz «Ey insanlar! Yüce Allah, bu gün, size in'am ve ih-sanda bulunup aranızdaki haklar haric olmak üzre sizleri, yarlı-
İyilerinize, diledikleri şeyleri verdi. Besmele ile Müzdelife'ye sökün edip gidiniz! buyurdu (415).
Bildiren Ayetin İnişi: İslâm Dininin Kemâle Erdiğini ve İlahi Nimetin Tamamlandığını
.... Artık, bu gün, kâfirler, dininizden umudlarını kestiler. Onlar-dan korkmayınız. Ancak, Benden korkunuz!
(410) Imam Gazzalt-thyaül'ulüm, e, I, s. 333
(411) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 4, 8, 14
( 412) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 14, İbn-i Mace-Sünen e, 2, s. 1002
( 413) İbn-1 Mace-Sünen c, 2, 3, 1002 ( 414) Ahmed b. Hanbel-Müaned c. 4, s. 14, İbn-i Mace-Sünen c. 2, 8, 1002
vaid c, 3, 8, 256, Ebülfida-Sire c, 3, a, 256
( 415) Abdurrezzak-Musannef c. 5, s. 17, Taberaniden naklen Heysemi-Mecmauzze
PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI
YanıtlaSil209
Bu gün, sizin dininizi kemåle erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi ta-mamladım ve İslamiyeti size din olarak seçip kabul ettim... Maide: 3) mealli ayet, Peygamberimize cuma günü, Arafatta akşam üzeri nazil oldu (416).
Yüce Allahın Meleklere Övünmesi:
Peygamberimiz, buyurdular ki Yüce Allah, Arefe günü, akşam üzeri (417) Meleklere (Şu kullarıma bakınız: Toz toprak içinde (418), her uzak yoldan (419) bana geldiler.
Onlar, rahmetimi umuyor, azabımdan korkuyorlar.
Halbuki , Beni görmüş değillerdir. Acebå, görmüş olsalar, ne yaparlardı? (420)
Cübeyr b. Mut'im'in Peygamberimizi Arafatta Görünce Şaşırması:
Cübeyr b. Mut'im der ki Arefe günü, devemi yitirmiş ve onu, ara-yarak Arafat'a kadar gitmiştim.
Peygamber Aleyhisselâmı, Arafatta Vakfe yaparken, görünce, ken-di kendime (Vallahi, O, Hums'den (İmtiyazlı sınıftan) dır,
O'nun, burada ne işi var ola?! (Ne diye Vakfe'yi, Müzdelife'de Hums'le birlikte yapmıyor da, burada halk ile birlikte yapıyor?) demiş-
tim (421).
Peygamberimizin Hac Hakkındakı Açıklaması:
Peygamberimiz, Arafatta bulunduğu sırada, yanına Necid halkın-dan bazı kimseler gelerek Yå Resûlallah! Hac, nasıldır? Nasıl tamam
olur?» diye sordular (422).
Peygamberimiz «Hac, Arafa'dır (423). Arefe günüdür (424).
(416) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 2, 8, 188, Ahmed b. Hanbel-Müsned c, I, s. 28, Tirmizi-Sünen e, 5, s. 250, İbn-i Kayyım-Zadülmaad e, I, 8, 209
(417) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 2, 8. 224
(418) Abdurrezzak-Musannef c, 5, 8, 16, Ahmed b. Hanbel-Milaned e, 2, n. 224
sünns c. I, s. 128
(419) Abdurrezza-Musannef c. 5, 8, 16 (420) Müalim-Sahih e, 2, s. 983, Hâkim-Müstedrek e, I, n. 464, Bağavi-Mesabihus-
(421) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 1, s. 80, Duharl-Sahih e, 2, 8, 175, Müslim-Sahih с. 2, п. 894
(422) Ahmed b. Hanbel-Mümned c, 4, 8, 300 (423) Ahmed b. Hanbel-Milaned e, 4, 8, 309, Tirmizi-Sünen e, 3, 8, 237, İbn-1 Mace-
Sünen e, 2, s . 1003, Nesat-Sünen c, 5 s. 204 (424) Ion-1 Sa'd-Tabakat e, 2, 8, 179, Ahmed b. Hanbel-Mümed e, 4, 8, 309, Ευά Davud-Sünen c. 2, 5, 196
abdest al (elini, ağzını ve) zekerini (tenasül uzvunu) yıka, sonra u-yu.
YanıtlaSil٣٢٥٢ - تَيَاسَرُوا فِي الصَّدَاقِ فَإِنَّ الرَّجُلَ لَيُعْطِي الْمَرْئَةَ حَتَّى يَبْقَى ذَلِكَ فِي نَفْسِهِ عَلَيْهَا حَسِيكَةً" (عب والخطابي عن ابن ابي حبيب مرسلا)
3252- Mehir hususunda kolaylık gösterin. Çünkü kişi ka-dına (mutaddan fazla) mehir verirse bu nefsinde evlendiği kadına karşı bir düşmanlık olarak kalır.
حرف الثاء
٣٢٥٣ - ثَلاثَ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ بِهِ حَلَاوَةَ الإِيمَانِ أَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا وَأَنْ يُحِبَّ الْمَرْءُ لاَ يُحِبُّهُ إِلَّا لِلَّهِ وَأَنْ يَكْرَهُ أَنْ يَعُودَ فِي الْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنْقَذَهُ اللهُ مِنْهُ كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُلْقَى فِي النَّارِ (ط خ م م ت ن هـ حب طب عن انس وابي امامة
nı bulur: 3253- Üç şey vardır ki, bunları hisseden kişi imanın tadı-
malı, a) Allah ve Rasulü kendisine herşeyden fazla sevimli ol-
b) Kişi sevdiğini ancak Allah için sevmeli,
c) Allah kendisini küfür belasından kurtardıktan sonra,
tekrar küfre dönmekten ateşe atılmak gibi ürküp nefret etmeli.
٣٢٥٤ - ثَلَاثُ دَعَوَاةٍ لاَ تُرَدُّ دَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ وَدَعْوَةُ الصَّائِمِ وَدَعْوَةُ الْمَسَافِرِ (ابو الحسن بن مهروية في كتاب الثلاثيات ق ض عن انس)
3254- Üç dua vardır ki, katiyyen geri çevrilmez:
a) Babanın çocuğuna duası,
b) Oruçlu kimsenin duası,
c) Misafirin duası.
-778
٣٢٥٥- ثلاث فيهنَّ شَفَاءٌ مِنْ كلّ دَاءِ إِلا السَّامَ السَّنَا وَالسَّنُوتَ قَالَ
YanıtlaSilمُحَمَّدٌ وَنَسِيَتْ الثَّالِثَةَ (ن ض وسمويه عن انس)
3255- Üç şey var ki, ölümden başka her şeye şifadır:
a) Sinameki,
b) Bal.
Ravi dedi ki: "Üçüncüsünü unuttum."
٣٢٥٦ - ثَلَاثَ مِنْ أَصْلِ الإِيمَانِ الْكَفُّ عَمَّنْ قَالَ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَلَا نُكَفِّرُهُ بِذَنْبٍ وَلَا تُخْرِجُهُ مِنَ الإِسْلامِ بِعَمَلٍ وَالْجِهَادُ مَاضٍ مُنْذُ بَعَثَنِيَ اللَّهُ إِلَى أَنْ يُقَاتِلُ آخِرُ أُمَّتِي الدَّجَّالُ لَا يُبْطِلُهُ جَوْرُ جَائِرٍ وَلَا عَدْلُ عَادِلٍ وَالْإِيمَانُ بِالْأَقْدَارِ كلها (د وابن منيع ق ض عن انس)
3256- Üç şey var ki, imanın aslındandır:
a) Lâ ilâhe illellâh diyene ilişmemek, Biz bunu diyen kimseyi, günahı yüzünden tekfir etmeyiz ve işlediği herhangi bir kötü amel sebebiyle de İslam'dan çıkarmayız.-
b) Cihat ki, beni Allah, peygamber olarak gönderdiği günden, ümmetimin en sonu Deccal'ı öldürünceye kadar devam edecektir. Onu ne zalimin zulmü ne de adilin adaleti katiyyen ip-tal edemez.
c) Bütün kaderlerin Cenabı Hakk'ın takdir ettiği zaman-da meydana geleceğine iman etmektir.
٣٢٥٧ - ثَلَاثَ لَنْ تَزَلَنَّ فِي أُمَّتِي التَّفَاخُرُ بِالْأَحْسَابِ وَالنِّيَاحَةِ وَالْأَنْوَاءِ (ع
3257- Üç şey vardır ki, ümmetimde devam edecektir:
ض ن عن انس)
a) Soylarla övünmek,
b) Ölünün ardından ağlamak,
c) Yıldızlarla yağmur istemek.
٣٢٥٨ - ثَلاثُ لا يَحِلُّ لَأَحْدٍ أَنْ يَفْعَلَهُنَّ لَا يَؤُمُّ رَجُلٌ قَوْمًا فَيَخُصُّ نَفْسَهُ
779
سوره نقره (۲۸)
YanıtlaSilاشارات خوب
بی یا بار. اوت ،حدات به ذره بي لره کی نادار اصحاب حياتك هر ريسى، عالم نحدر من على آرار مزاحمت و منها فشرده اولماز مزاحمت و مناقش، بالتز نوع برده اولور نشسته هدانان به سوی
بر نعمت اولد يفي بوايضا ما تدن آفلا شيلدي.
وكذا حامد طاغييق بعض ذره لرك بردبره بر وضعتندن حق، معقول بسبب والارام حالده دیگر بر وضعیته کیرسی، من انعك وجودينه ظاهر به دليلور. حتى حيات، حقیق اران بازی اشر في ان تمیزید. هیچ بر جهت له خشتی یوقدر چرکیه هیچ به لکه ی یوقدر. حمدان طی دورود ایچی ده، هر ای کی یوزی ده لطیفدر. حتى ان كوچك و خسیس بر حيوانك حيات برام بول کر بونک ایجوندر که حیات ایله قدرت آراسنده ظاهری به سبب توسط التمييور. حياته بالذات قدرنان مباشرتی، عزته منافی دگلدر حالبو که امور خسیس به قدر تن ظاهر مباشرقی کو روغم من الجوده اسباب ظاهره وضع ايد يا مشدر ديمك حياتده خست یو قدر. ایشته بوند نه آخالا شیا پیور که جیران
صانعك وجودينه ان ظاهر به دليلور.
وكذا، ان بسيط برجسمك كبير من اولديغي انقلابات و تحولاته دقتله با قیای مه کورولور که عالم ذراندہ کی ذره لی، عالم عناصره انتقال اید نه باشقه صور تاره كيرلي عالم مواليد ده باته صور تكره دوزلی نظفر ده باشقه وضعیت البرلى صوكره علقه اولورلي صوكره مضفه اولورلي وکر انسانه صورتی کبیری او ته به چیقار لر بوقدر انقلابات عجیب مانده ذه لی، او له منظم حرکات ایاله و اویله معینه دستور لر اوزرینه جریانه ایدر لوکی، صدا که به ذره، مثلا عالم درانده ای که وظيف الندير يامن، عبد المجيدك كو زنده بر آلوب وظیفه کورون اوزره پوله چیقار یا مشور. بو هالی بو وضعیتی و بو انتظامی كورن بر ذهن، بلا تردد حکم ایدر که، او ذره که بر قصد ایله و بر حکمت
التنده كوندريالبيورلي.
ایسته ذراتك حياته مظهريتي ايجون كبير دیگی بو قدر عجیب و غریب طور لی، انسانه ایکنجی حياتك بو میاندن داها قولای و داها سهل اولدیفنه ده به قناعت كتيرير. ایشته حياتك مبدأ و معاده دليل
اولدینی بو حقيقتهاء من اقلا شيلدي.
فاحياكم جمله د منكم) جمله سه به دلیل بید. هی به لکده (گیف) در استفاده ادامه انظار دید.
٢٢٠
عالم دران Alem-i zerrat: Zerreler (atomlar) ålemi
YanıtlaSilاصحاب حيات
Ashab-hayat: Hayat sahibleri
بلا تردن Bila-tereddud: Tereddudsüz
جامد
Camid: (Cansız gibi görü-nen) donuk şey
آشباب ظاهره
Esbab - zahire: Görünürdeki sebebler
آخرف
Esref: En şerefli
حبيش
Hasis: Değersiz
خشت
Hisset: Cimrilik
انقلابات تجيبة
İnkılabat-ı acibe: Şaşılacak dönüşümler
انتقال
İntikal: Geçme
izahat: Aklamalar
إيضاحات عزّتْ معقول
İzzet: Değeri yüce olma, şeref
Makül: Akla uygun
مظهريت منتظم
Mazhariyet: Nail olma
Muntazam: Düzenli
Mübaseret: Temás etme
مباشرت مناقي
Münafi: Zid
مزاحمت نَوْعٍ بَشَرْ
Müzahamet: Çekişme
Nev-i beşer: İnsan nevi
صانع Sani: San'atla yaratan (Allah)
سهل تحولات
Sehil: Kolay
Tahavviilat: Hâlden hâle girmeler
توسط
Tavassut: Aracılık
أمور حسبيسه
Umur-u hasîse: Değersiz işler
ظاهراً
Zahiren: Görünüşe göre
230 Sire- Bahane, 28
YanıtlaSilEvet, hayat, bir zerreyi bir küre gibi yapar Ashab-müzáhamet ve münakasa da olmaz. Müzáhamet ve mani hayatın her birisi, "Alem benimdır" diyebilir. Aralarmida kasa, yalnız nev'i beserde olur. İste hayatın ne büyuk bir ni'met olduğu bu izahatdan anlasıldı
Ve keza câmid, dağınık bazı zerrelerin birdenbire bir vaziyetten çıkıp, ma'kül bir sebeb olmadıgs halde diğer bir vaziyete girmesi, Sani'n vucúduma zahir bir delildir. Hatta hayat, hakikatlerin en esrefi, en temizidir. Hiçbir cihetle hisseti yoktur Çirkin hiçbir lekesi yoktur. Hayatın dışı da ici de, her iki yüzü de latiftir, Hatta en küçük ve hasis bir hayvanın hayatı bile yüksektir Bunun içindir ki, hayat ile kudret arasında zaluri bir sebeb tavassut etmiyor. Hayata bizzat kudretin mübasereti, izzete münafi değildir. Halbuki umûr-u hasiseye kudretin zâhiren mübasereti görünmemek için, esbâb-ı záhire vaz' edilmiştir. Demek hayatta husset yoktur. İşte bundan anlaşılıyor ki, hayat, Sâni'in vücuduna en zähir bir delildir.
Ve kezâ, en basit bir cismin geçirmiş olduğu inkıläbit ve tahavvülâta dikkatle bakılırsa görülür ki, ålem-i zerrâttaki zerreler, âlem-i anâsıra intikal edince başka suretlere girerler. Ålem-i mevälidde başka
suretlere dönerler. Nutfede başka vaziyet alırlar. Sonra alaka olurlar. Sonra mudga olurlar.
Sonra insan suretini giyerler, ortaya çıkarlar. Bu kadar inkılâbât-ı acîbe esnasında zerreler, öyle muntazam harekât ile ve öyle muayyen düstûrlar üzerine cereyan ederler ki, sanki bir zerre, meselâ âlem-i zerrátta iken vazîfelendirilmiş, Abdülmecid'in gözünde yer alıp vazîfe görmek üzere yola çıkarılmıştır. Bu halı,
bu vaziyeti ve bu intizâmı gören bir zihin, bilå-tereddüd hükmeder ki, o zerreler bir kasıd ile ve bir hikmet altında gönderiliyorlar.
İşte zerrâtın hayata mazhariyeti için geçirdiği bu kadar acîb ve garib tavırlar, insana ikinci hayatın bu hayattan daha kolay ve daha sehil olduğuna da bir kanâat getirir. İşte hayatın mebde' ve meåda delil olduğu bu hakikatlerden anlaşıldı.
تأنياكة cümlesi ثُمَّ يُبيتُكُمْ cümlesine bir delil gibidir. Hepsi birlikte den istifade edilen inkâra delildir
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورایف
قالوا أضغاث احلام وما تحل بتأويل الاعلام بماسبين وقال الذي نجا منهما واذكر بعد أمة أنا البلك فارسلون يُوسُفُ أَيُّها الصديق الحبنا في سبع المرابين يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنُبُلَاتٍ لحصر وآخر ياس لعَلى أَرْجِعُ إلى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ قال الزغول . سنين ذابًا فَمَا حَصَدْتُمْ فَذَرُوهُ فِي سُبُلِهِ إِلَّا قليلا . تأْكُلُونَ ثُمَّ يَأْتِي مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ سَبْعُ شِدَادٌ يَأْكر مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ إِلَّا قَلِيلًا مِمَّا تُحْصِنُونَ ثُمَّ يَأْتِي مِن بَعْدِ ذلِكَ عَامُ فِيهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَفِيهِ يَعْصِرُونَ وَقَال السبيل ائْتُونِي بِهِ فَلَمَّا جَاءَهُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ مُسْتَلهُ ما بال النسوة التي قطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ إِنَّ رَبِّي بِكَيْدِهِنَّ عَلِيمٌ قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ إِذْ رَا وَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِهِ قُلْنَ حَاش ...
مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِنْ سُوءٍ قَالَتِ امْرَأَتُ الْعَزِيزِ الْمَنْ حَصْحَصَ الْحَقُّ أَنَا رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِهِ وَإِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ ذَلِكَ لِيَعْلَ الي لَمْ أَخْنُهُ بِالْغَيْبِ وَأَنَّ اللهَ لَا يَهْدِي كَيْدَ الجانبين .
يُوسُفُ أَيُّهَا الصِّدِّيقُ
66 Yūsuf! Ey özü sözü doğru
arkadaş!99
(Yūsuf, 12/46)
Mushaf sayfa no: 240
Hafızlık sayfa no: 12. cüz/1. sayfa
EY DOĞRU ARKADAŞ!
BİLGİ:
Zindan arkadaşlarının rüyaları hakkında Hz. Yūsuf'un yaptığı tabirler aynen gerçekleşmişti. Bir arkadaşı idam edilmiş diğeri de kralın özel hizmetkârı ol-muştu. Yûsuf ona, krala kendisinden bahsetmesini söylemişti. Ancak arkadaşı, Yūsuf'u unuttu. Derken bir gün kral tuhaf bir rüya gördü. Rüyasında yedi zayıf inek, yedi semiz ineği yiyordu. Ayrıca yedi yeşil ve yedi kuru başak vardı. Kimse bu karışık rüyayı çözememişti. Kralın özel hizmetkârı olan arkadaşı bir anda Yûsuf'u hatırladı. Kraldan izin alarak zindana gitti. Yûsufa rüyanın tabirini sordu. Buradaki âyet, arkadaşının Hz. Yûsufa seslenme cümlesidir.
MESAJ:
1. Çevremizde özü sözü doğru biri olarak tanınmalıyız.
2. Dostlarımıza hitap ederken özen göstermeliyiz.
KELİME DAĞARCIĞI:
Sıddik: Doğru sözlü, doğruluktan ayrılmayan.
240
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالنقرة مالك على
وما أبرك نفسي أن النفس لا ان النفس الأمارة بالسوء إِلَّا مَا رَحِمَ رَان ان رب غفور عفُورٌ رَحِيم وقال الملك التوبي به اسْتَخْلِصة افي فلما كلمة قال الك النوم لدينا مكيل أمين .
وَمَا أُبَرِّئُ نَفْسِي إِنَّ النَّفْسَ لَأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ إِلَّا مَا رَحِمَ رَبِّي إِنَّ رَبِّي غَفُورٌ رَحِيمٌ .
"Yine de ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis, rabbimin acıyıp koruması dışında, daima kötülüğü emreder, şüphesiz rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.99
(Yūsuf, 12/53)
قال العلبي على خرائي الْأَرْضِ إِلى حَفِيظٌ عَلِيمٌ . وكذلك مكنا لِيُوسُفَ فِي الْأَرْضِ يَتَبَوَّأُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَاءُ نصيب برحمتنا مَنْ نَشَاءُ وَلَا تُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ . والأخر الأخرَةِ خَيْرٌ لِلَّذِينَ آمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ وَجَاءَ الخوة يوسف مدخلُوا عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ . وَلَمَّا جَهْرَهُمْ بِجَهَارِهِمْ قَالَ التُونِي بِاحَ لَكُمْ مِنْ أَبِيكُمْ الا ترون إلى أوفى الْكَيْلَ وَأَنَا خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ . فَإِنْ لم تأتوني به فلا كَيْلَ لَكُمْ عِنْدِي وَلَا تَقْرَبُونِ قَالُوا ستراود عنه أناهُ وَإِنَّا لَفَاعِلُونَ وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُوا بضاعتهم في رِجَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَهَا إِذَا انْقَلَبُوا إِلَى أَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ فَلَمَّا رَجَعُوا إِلَى أَبِيهِمْ قَالُوا يَا أَبَانَا مُنِعَ منا الكَيْل فَأَرْسِلْ مَعَنَا أَخَانَا نَكْتَلُ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ .
Mushaf sayfa no: 241
Hafızlık sayfa no: 13. cüz/20. sayfa
BERAAT KARARI
BİLGİ:
Hz. Yūsuf, kralın rüyasını bütün ayrıntılarıyla tabir etmişti. Kral bu güzel yorum karşısında şaştı kaldı. Yūsuf'u tanımak istedi. Onun zindandan çıka-rılıp getirilmesini istedi. Hz. Yûsuf ise önce hakkındaki ihanet ve iffetsizlik iftirasının, olayı bilen Mısır kadınlarına sorulmasını istedi. Kadınlar Yûsufun suçsuz olduğuna şahitlik ettiler. Züleyha da suçunu itiraf etti. Böylece Yūsufun efendisine ihanet etmediği anlaşıldı ve hakkındaki hüküm bozuldu. Kral da onu hazinenin başına getirdi. Ayet, Hz. Yūsuf'un, aklandığında söylediği mütevazı sözlerini bize bildirmektedir.
MESAJ:
1. Günahlar karşısında kendimizi güvende hissetmek doğru değildir. 2. Allah, sabredip güzel davrananlara büyük nimetler verir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Nefs-i Emmâre: Kişiye günahı ve kötülüğü emreden nefis.
241
KAMULAŞTIRILAN TASINAA
YanıtlaSilgamber -sallallahü aleyhi ve sellem-'in muhabbetinin tâze tutulması bakımın-dan da bu hususta eserlerin yazılması ve okunması, şarttır.
Dolayısıyla bu kitabımızda târihe bir şeref ve insanlık âbīdesi, muhabbet nümünesi olarak geçen birkısım vakıf ve gönül insanlarının, hâkim oldukları beldelerde rızâ-yı ilâhî için yaptıkları merhamet, şefkat ve muhabbet dolu hiz-met ve kahramanlıklarını, topluma yön veren nasîhat ve fiillerini, târîhe mu-azzez bir hâtırâ olarak bıraktıkları hayat hikâyelerinin hikmet ve ibretli yönle-rini aktarmaya çalıştık.
Eserimizi Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun yediyüzüncü yıldönümüne ar-mağan olarak bu ikinci baskıya hazırlarken Osmanoğulları'nın birkısım müs-tesna şahsiyetleriyle birlikte onların devirlerini ziynetlendiren ilim, irfân ve san'at erbåbından da birkaçını ilave etmek mecbûriyetini hissettik ve bunları iki ana bölüm hâlinde tasnîf ettik.
*
Nitekim bu kitapta cihangir bir imparatorluğun cihana hükmeden sultan-larının, onlara yön veren Hakk dostlarının, âlimlerin, devlet adamlarının ve di-ğer mümtaz sîmâların bazılarını bulacak, onların örnek şahsiyetlerini sergile-yen gönül âlemlerine âid satırları okuyacaksınız. Onlar ki, Türk milletinin, dev-let kurma ve askerlikte zirve olduğu kadar ilim, irfân, ahlâk ve san'atta da müs-tesna bir mevkîye sahip bulunduğunu bütün cihana göstermiş ve her sahada destanlar yazan bir millet olmanın maddî-mânevî husûsiyetlerini en güzel bir şekilde sergilemişlerdir.
Osmanlı'nın husûsiyle ilk üç asrı, Hazret-i Ebûbekir'in îmân ve sadâka-tinden, Hazret-i Ömer'in şecâat ve adaletinden, Hazret-i Osman'ın haya, aşk ve vecdinden, Hazret-i Alî'nin ilim, irfân ve cengâverliğinden coşup âlemi ku-şatan bir i'lâ-yı kelimetullah şerâresidir.
Hiçbir milletin tarihinde üç asır süren bir müddet içinde birbiri ardınca сі-hangir padişahlar ve dehålar silsilesi gelmemiştir. Cihan tarihinde Osmanlılar kadar hem uzun ömürlü, hem de hakka, hukûka ve insaniyyete meş'ale olan hiçbir devlet kurulmamıştır. Osman Gâzî'nin kurduğu devletin, tam 623 sene hüküm sürdüğünü hatırlatmak, bu gerçeğe şâhid olarak yeter.
Bu şanlı devletin dörtyüz atlı ile ekilen çekirdeği, ulu bir çınar olmuş, dal-ları üç kıtayı gölgesine almış ve altı asır izzet ü şerefle yaşamış, sonra da ar-dından birçok yetim devletçik bırakmış ve târih isimli kabristanda şanlı bir tür-be şekline bürünmüştür. Şimdi bize düşen, bu şanlı türbenin lâyık bir türbe-dârı olmaktır.
16
Biz tārihçi değiliz. Bu sebebledir ki, kronolojik bir tarih yazmak yeri-ne dînî ve milli târihimizin bazı nirengi şahsiyetlerini ve onların ilim, irfân ve san'attaki müstesnä mevkilerini ele alarak maddi ve zahiri yükselişi-mizin mânevi zemini ile hazin yıkılışın arûnî eshâb ve hikmetini ortaya koymaya çalıştık.
YanıtlaSilElbette böyle kendisini kudsî bir dâvâya adayan vakıf şahsiyetler, bu bi-zim ele aldıklarımızdan ibaret değildir. Bu listeyi alabildiğince genişletmek kā-bilse de, biz, kâmil bir fikir ve kanâat husûle gelmesine kifâyet edecek bir mik-tar ile sayıyı tahdid etmiş bulunmaktayız.
Böyle eserlerde kaynak göstermek, umûmî bir âdet îcâbı olduğu gibi ço-ğu defa esere "ilmîlik" görüntüsü vermek üzere de başvurulan bir taktiktir. Biz iddiasız bir kalem tecrübesi mâhiyetindeki bu eserde hem okuyucuyu kaynak yığınları ile sıkmamak ve hem de ilmîlik iddiasında bulunmamak için böyle bir usûle başvurmadık.
Görülecek hatâ ve nisyanların nâçiz kalemimize âid telâkkî olunarak ba-ğışlanmasını muhterem okuyucularımızdan ricâ ederek bu eserin, dînî ve milli heyecan ile dopdolu yetişmesini arzuladığımız müstakbel gençlerimize fâide-li olmasını ümid ederiz. Bu talebimizin kabülünü Cenâb-ı Hakk'dan niyaz eder, O'nun sonsuz rahmetine sığınırız...
Bu eserin hazırlanmasında emeği geçen değerli kardeşlerimize, bilhassa ihlâs ve fedakârlıkla çalışan genç talebelerimizden Muhammed Ali EŞMELİ'-ye teşekkür eder, bu hizmetlerinin bir sadaka-i câriye olmasını Allâh Teâlâ'dan niyâz ederiz.
Bu vesileyle şunu da arz ve ifâde etmek isteriz ki, hiçbir müellif ortaya koyduğu bilgi ve kıymet hükümleriyle doğmaz. Birkısım rehberler, onların rüh ve dimağlarına şekil verir ve kendilerini hak veya bâtıl bir istikâmete yönlen-dirir. Böyle bir himmetten mahrûm kalanlar ise, kuru bir kaval sesi gibi âhenk-siz, nâ-hoş bir sadâ ile bu âlemden göçüp giderler. Eserleri de, sırf bir mâlu-mat yığını olarak kalır. Dolayısıyla mânevî bir himmet olmadan hiçbir müesşir insan ve onun eseri ortaya çıkmaz.
Bu bakımdan Cenâb-ı Hakk'a şükürler olsun ki, biz, müstesnā bir lutuf ile rûh ve idrâkimize hak istikametinde yön verecek ve gönlümüzü mânevî nef-
17
KAMULASTIRILAN TASINIRA
YanıtlaSilhaları ile besleyecek mübarek bir yuvada hayata başlamış bulunmaktayız. Öy le ki, çocukluğumuzdan beri pek feyizli bir kaynağın te'sir sahası içinde ge-çen hayatımızda İslâm ölçüsüyle mäkul ve makbûl ne varsa hepsini o mâne-vi kaynağa borçlu bulunmaktayız. O da, hîn-i hayatında hizmetine lâyıkıyla muktedir olamadığımız muhterem pederimiz Mūsâ TOPBAŞ Efendi'dir. O, seksen küsur senelik ömrüyle Osmanlı'yı Osmanlı yapan månevi husûsiyetle-ri, îmân, irlân, nezâket, zerâfet ve inceliğiyle günümüze taşımış ve gönülleri-mizi bu hissiyat ile yoğurmuştur. Bu vesileyle hem şükrân ifadelerimizi, hem de hakikati dile getirme bakımından nâçiz kalemimizden sâdır olan in'ikås ve füyüzâtın asıl kaynağına işaret etmeyi bir vefâ borcu addediyor ve 16 Temmuz 1999 Cuma günü ilâhî rahmete tevdî ettiğimiz Hakk dostu muhterem pederi-mize okuyucularımızdan da üç ihlâs-ı şerîf, bir fâtiha-i şerîfe ikrâm etmelerini istirhâm ediyoruz. Rahmetullahi aleyh!
Önce Cenâb-ı Hakk'ın lutuf ve keremine sonra da mübarek ellerinde ye-tiştiğimiz merhûm pederimize karşı bu vecībeyi îfâdan sonra sizleri nâçiz eserimizle başbaşa bırakıyoruz.
Ve minallāhittevfik!
18
Osman Nuri TOPBAŞ Azîz Mahmûd Hüdâyî Vakfı 22.07.1999
ÜSKÜDAR
komünistlik
YanıtlaSil540
K
lısı 2.dinsiz, imansız (bk. komünizm)
komünistlik 1 : قومونيستلك.komünizm 2.dinsiz-
lik, inançsızlık
komünizm قومونیزم : kişilere özel mülk sahibi olma, ticaret yapma, iş kurma, işçi çalıştırma hakkı tanımayan (1); serbest düşünme, ser-best inanma, inancını yaşama, serbest örgüt-lenme gibi temel insan hak ve hürriyetlerine yer vermeyen (2); varlığı, kâinatı, toplumu, insanı, hayatı ve tarihi maddenin eseri sayan, her şeyi madde ile açıklayıp Allah (c.c.) inan-cını ve dini reddeden, maddeci görüş(mater-yalizm) (3), ihtilalcı-devrimci görüş
konferans 1 : قونفرانس.belli bir konuda dinleyi-
ciler karşısında yapılan ilmî (yani, araştırma, delil ve ispata dayanan) konuşma 2.bir konu-nun incelenmesi, bir meselenin çözümü için çeşitli ülke temsilcilerinin bir arada çalıştığı toplantı
konferansçı قرنفرانسجی : konferans veren, top-lantıda ilmî konuşma yapan. (bk. konferans)
kongre 1: قونغره.bir konudaki araştırma ve
incelemelerin ele alınıp tartışıldığı toplantı 2.ülkeler arası bir konunun ele alınıp ince-lendiği uluslar arası toplantı 3.siyasî parti veya meslek kuruluşu, dernek gibi teşkilatlı (örgütlü) toplulukların genel kurul toplantısı
konserve قونسروه : uzun zaman kabında bozul-madan saklanır durumda tutulan besin (yiye-cek, içecek)
kontقونت قون : Avrupa'da soyluluk unvanı (1.kral, 2.prens veya arşidük 3.dük 4.kont)
kontrol 1 : قونترول.inceleme, gözden geçirme 2.teftiş, denetleme, denetim 3.arama, yokla-ma 4.göz altında tutma; gözetleme 5.bir şe-yin yönetimini veya hareketini elinde tutma
kopya 1: قويا.bir yazı veya şeklin elle veya makine ile çoğaltılmış şekli, sureti, nüshası 2.bir yazı veya şekli elle veya makine ile ço-ğaltma, suret çıkarma
kor قور : sıcakta ateş rengine girmiş madde
kordon قوردون : örülerek yapılmış, süslü, par-
lak, kalın ip
Kore قوره : Doğu Asya'da Japan Denizi ile Sarı Deniz arasında uzanan bir yarımada. 1945 yı-lında Kuzey Kore ve Güney Kore olmak üzere ikiye ayrıldı. Kuzeyde Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti adıyla Komünist bir devlet ku-ruldu. Baş şehri Pyöng-Yang'dır. Güneyde'de Kore Demokratik Cumhuriyeti adı ile ikinci
Kore
YanıtlaSil540 bir devlet kuruldu. Başkenti Seul'dur. Guney Kore'nin nüfusu, Kuzey Kore'nin üç katı ka-dardır. İki devlet arasındaki sınır, II. Dünya Savaşı sonunda 38. paralael olarak kaldı. Fa-hak iddia etmekteydi. Bunun için askeri ha-kat Kuzey Kore, Kore'nin bütünü üzerinde zırlıklara hız verdi. Sovyetler Birliği ve Çin Kuzey Kore'yi silah ve eğitim bakımından desteklediler. Nihayet 1950 yılında Kuzey Kore saldırıya geçti. ABD. saldırının durdu-rulması için Birleşmiş Milletlerin yardımını istedi. Birleşmiş Milletler Güney Kore'ye yar-dım kararı aldı. Sovyet Rusya toplantıyı boy-kot ettiği için kararı veto edemedi. ABD başta olmak üzere Güney Kore Birlikleri ve Birles-miş Milletlerin askeri gücü Güney Kore'de bir karşı cephe oluşturdılar. Bu, Birleşmiş Millet-lerin ilk askeri müdahelesi idi. Türkiye bu sa-vaşa bir piyade tugayı ile katıldı. Sovyet Rus-ya ve Çin, Kuzey Kore'nin yanında yer aldılar. Rusya silah ve cephane yardımı yaparken Çin 1500 kadar bir askeri güç ile Kuzey Kore Or-dusu ile doğrudan savaşa katıldı
Savaş iki tarafa da önemli kayıplar verdirdi.
Fakat iki tarafta belirgin bir üstünlük sağla-yamadı. Rusya'nın teklifi üzerine ateşkes ve barış görüşmelerine başlandı(1951). Bu gö-rüşmeler iki yıl kadar sürdü. Savaş 1953 'de durdu. Bu savaşta Çinliler 900 000, Kuzey Kore 520 000 civarında kayıp verdi. BM ise 14 000 ölü ve 250 000 yaralı, 83 000 civarında esir ve kayıp verdi. ABD'nin kaybı ise 34 000 ölü, 10 000 kadar yaralı ve 5000 civarında esir ve kayıp olarak kayıtlara geçti
Türkiye ilk defa Kore Savaşında yurtdışına asker gönderdi. Kore'ye gönderilen Türk Tu-gayı 5 000 kişilik kara kuvvetiyle ilk Kore'ye çıkan askeri birliğin komutanı Albay Tahsin Yazıcı idi. Türk Birliği en önemli kaybını Ku-nuri Savaşında verdi. Bu çarpışmalarda 78 kişi şehit düştü. Ve 352 kişi yaralandı. Türk tugayı bu savaşta, VII. Amerikan Ordusu'nu yok edilmekten kurtadı. Savaşın bitimine ka-dar (1953) tugayın kayıp miktarı 717 şehit, 5247 yaralı, 229 kişi esirdi. Kayıplar listesine geçen 167 kişidir. Daha sonra esirlerin hepsi geri dönmüştür. Tugay 5000 kişilik kuvvetten eksilmeler olunca gönderilen yeni birlikler-le sayıca aynı tutulmuştur. Türk Kuvvetleri savaşın bitimine kadar sürekli ateş hattında kalmıştır
Türk askerlerinin Güney Kore halkı üzerinde
Kore
YanıtlaSilAney
ka-anya Fa-nde ha-Çin dan zey du-ani ar-y-ta $-ir t-a-
Aoridor
541
alumlu etkileri olmuştur. Kore Halkı ilk defa Müslümanları bu savaş dolayısıyla tanıdı. As-kerlerimizin halkla olan olumlu ilişkileri bir Jasım Kore'linin Müslümanlığı seçmesine yol Kore'de Kore'li Müs-açmıştır. Bu gün Güney Kore laman bir cemaat vardır
Günümüzde Kuzey Kore'nin bütün Kore üze-rinde hak iddiası devam etmektedir. Kuzey Kore son zamanlarda atom silahını geliştir-miştir. ABD ve BM, yeni bir savaşı önlemek ve Doğu ve Batı Almanya'nın birleşmesi gibi barışçı bir yolla Kuzey ve Güney Kore'yi bir-leştirmek yolunda çaba göstermeye devam etmektedir
koridor قوريدور : bir binanın odaları dısında kalan ve odalara girişi sağlayan kapalı ortak alan
Kosova فوصورا : balkanlarda bir bölge
Kostantin قسطنطين :: )Costantinius) Bu adı ta-
şıyan beş Roma Imparatoru ve iki papa yaşa-mıştır. Büyük Kostantin (CostantiniusI) ola-rak bilinen İmparator o zaman adı Bizantion (Bizans) olan İstanbul'u Doğu Roma İmpara-torlığu'nun merkezi yaptı. (mi 330). Şehrin adı da Konstantinopolis oldu. Roma'da yasak olan Hristiyanlığa serbestlik tanıdı. Kendisi de Hristiyan oldu. Doğu Roma İmparatorlu-ğunun adı Bizans İmparatorluğu oldu. Kons-tantin l'in İmparatorluğu mi 306-337 yılları arasındadır
Kostantiniye قسطنطينيه : İstanbul'un Bizanslı-lar zamanındaki Arapça adı
Kosturma قوسطورما : Kostroma, Moskova'nın yaklaşık 300km kuzey-doğusunda ve yaklaşık 41 doğu boylamı, 43 kuzey paraleli üzerinde Rusya'da bir şehir. Üstad Bediüzzaman (r.a.) bir süre burada esir hayatı yaşadı. Sonunda esaretten kurtuldu ve yurda döndü. (bk. Eski Said)
kovan قووان : insan yapımı arı yuvası
kozalak قوزالاق : cam türü ağaçların koni biçi-minde odunsu meyvesi
Kozca قوزجا : Kastamonu'da ve Isparta ilinde bu adı taşıyan yerleşim yeri
kozmoğrafya قوزموغرافيا : gök ilmi yıldızları, gök cisimlerini ve hareketlerini inceleyen ilim
kozmoğrafyacı قوزموغرافیاجی : gök ilmiyle uğra-şan kimse
köhne 1 : کهنه.eski, eskimiş 2.devri ve zamanı geçmiş, terkedilmiş
541
YanıtlaSil(k.s.)
kök 1 : كوك.bitkinin toprak altında kalan ve toprağa bağlanmasını, su ve besin maddele rini almasını sağlayan bölümü 2.bağlı olunan soyun aslı, eski atalar 3.(mec.)asıl, temel, kaynak
kökleşmek 1 : كوكلشمك.kok salmak 2.(mec.( derinlere uzanarak iyice yerleşmek, çok sağ lam şekilde tutunmak
köklü کوکلی : kökü olan, kök salmış olan 2.(mec.) temelleşmiş, sağlam şekilde yerleş-miş 3.(mec.)soyu çok eski, sağlam ve itibarlı; soylu
köksüz 1 : كوكز.soysuz, soyu bozuk 2.(mec.( ahlaksız edepsiz, terbiyesiz
köksüzlük 1 : كوكسزلك.)mec.) soysuzluk, soy bozukluğu 2.(mec.) ahlaksızlık, edepsizlik, terbiyesizlik
köle 1 : كوله.kendi başına buyrukluk ve ser-bestlikten yoksun, başkasına bağlı ve onun hesabına iş görüp hizmet eden 2.kul 3.esir 4.(mec.)başkasına bağımlı 5.(mec.) bir büyü-ğe karşı derin bağlılık, saygı ve alçak gönüllü-lük gösteren kimsenin kendisi için kullandığı unvan (ad, vasıf, nitelik)
kölelik كوله لك : köle olma hali; kulluk, esirlik
körlük 1 : كورلك.)mec.) gerçekleri görmezlik, görüş kapalılığı, anlayış kıtlığı, anlayışsızlık 2.(mec.) duyarsızlık 3.ışıktan yoksunluk, ka-ranlık 4.(mec.) iman zayıflığı veya yokluğu 5.(mec.) bilgisizlik, cahillik, gerçeklerden ha-bersizlik
körleşmek كورلشمك : )mec.) manevi gerçekleri
görmez ve anlamaz hale gelmek
körleştirmek كورلشدير مك : kör hale getirmek. (bk. körlük)
kösteklemek كوستكلمك : )mec.) engellemek, mâni olmak
köşe کوشه : )mec.) tenha veya ücra yer, inziva
yeri
köşe-i nisyan کوشه نسیان : her şeyi bir kenara bırakıp unutacak tenha ve inziva yeri
köşk 1 : كوشك.bağ ve bahçe içinde yapılmış, süslü, güzel ve zarif bina, kasr 2.bağ ve bahçe içinde yapılmış ev
kroki فروکی : çizim, bir bina veya yerin ana hatlarıyla gösterir şekilde çizilmiş şekli
)k.s.( ق س : "Keddesallahu sirruhů" (Allah c.c. sırrını mübarek etsin) şeklinde evliya yani er-mişler için söylenen saygı ve dua ifadesi veya
K
-1935-Hafta tatili Cuma'dan Pazar'a alındı.
YanıtlaSil1942 - Elmalılı Hamdi Yazır'ın vefatı.
1960 - 27 Mayıs İhtilali (Askerî darbe).
MAYIS
27 SALI
29 1446
ZİLKA'DE
RUMI: 14 MAYIS 1441
HIZIR: 22
BIR ATEL Onlar cehennemliktir ve orada ebedi kalacaklardır.
(Bakara: 217)
BİR HADİS
Cehennemde bir vadi vardır ki içinde Hephep denilen bir kuyu bulunur. Buraya bütün zorba zalimlerin yerleştirilmesi Allah üzerine bir haktır. (Müstedrek)
Bir Hayy-ı Lâyemut'u tanımayan, elbette değil ahmak bir insan ve divâne bir hayvan, belki Cehennem ateşini karıştıran bir serseri şeytandan daha bedbaht ve ebedî ölüme mahkûm olur.
Sualar
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1535 - Barbaros
Hayreddin Paşanın Preveze Zaferi.
-1950-TBMM,
ezanın Türkçeleştirilmiş eskiden olduğu gibi Arapça okunmasına dair kanunu kabul etti.
HİCRİ YILBAŞINIZI TEBRİK EDER, HAYIRLARA VESİLE OLMASINI DİLERİZ.
HAZİRAN
16
SALI
11448 MUHARREM
RUMI: 3 HAZİRAN 1442 HIZIR: 42
BİR AYET
İşittik ve emrine uyduk. Affını ve mağfiretini dileriz, ey Rabbimiz!
Bakara Suresi: 285
BİR HADİS
Evlerinize gireceğiniz zaman kapıda Allah'ın ismini anınız.
İnsan-ı mü'mine nur-u imanla gösterir ki, mevt, idam değil, tebdil-i mekândır. Kabir ise nuraniyetli âlemlerin kapısıdır. Dünya ise, bütün şaşaasıyla, âhirete nisbeten bir zindan
hükmündedir. Sözler
İmsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
İmsak Güneş
Öğle
İkindi
Yatsı
Akşam
utun hayatında uning-west a ve ispat ettikleri hakikat-hasrive, elbette günes avi fermanların ve kainat hakikatlerinin tasdikleri içinde b an enbiya ve evliyanın tasdikleri altında diğeri alem-i gayb spat ederek, ikisi beraber, biri alem i şehadet lisam b binler ayatıyla
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1277 Karamanoglu Mehmet Bey, Türkçeyi resmi dil ilan etti.
1953-Bediüzzaman
Samsun mahkemesine gidemiyeceğine dair hey'et-i sıhhiyeden rapor aldı.
2009 - Bediüzzamanın talebelerinden Ali İhsan Tola vefat etti.
13
CUMA
FRIDAY
MAYIS
MAY
C
BIR AYEL Ey Rabbimizi Baze yetiremeyeceğimiz ş yüklem
Bakara Suresi: 28
BİR HADİS
Ålim, ilmiyle amel etmezse insanları aydınlatıp da kendini yakan lamba gibi olur.
Nasihat istersen ölüm yeter. Evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve ahiretine ciddi çalışır.
Mektubat
KASIM: 8-GÜN: 133 KALAN: 232 - GÜN UZA.: 3 DK
HİCRİ: 12 ŞEVVAL 1443 - RUMI: 30 NİSAN 1438
Vater
40
YanıtlaSilOLUM-KIYAMET - AHIRET
Başka bir rivayette de Allah TañIA:
44- Ben, kulumun Beni zannetmesi tarafındayım, binaenaleyh Benim hakkımda hayır zannetsin (ve düşünsün)».
tederek:
Başka bir rivayette de Allah Taâlâ kul hakkında tehdit yolunu kas-
45-Kul benim hakkınıda dilediğini zannetsin (düşünsün), sözünü; başka bir rivayette kesûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:
46-Herhangi biriniz Aziz ve Celil olan Kabbına karşı güzel zann-da bulunur bir halde olmakdan başka bir vaziyette sakın ölmesin. Çün-kü Allah Taala'ya hüsn ü zann beslemek cennetin meyvasıdır», buyur-muştur.
Başka bir rivayette Resûl-i Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
47 «Sizden herhangi bir kimse Allah Taala'ya hüsn i zann besler bir halde ölürse o nazlanarak cennet'e girer, sözleri cümlesinin içine gir mesi için o hastanın yanında kendisine Allah'a hüsn ü zanı beslemesini hatarlatmasıdır».
Abdullah ibni Mes'ud şöyle derdi:
Kendisinden başka hak ilâh olmayan Allah'a yemin ederim ki, her kim Allah Taala'ya hüsnü zann beslerse, muhakkak yüce olan Allah kendisine düşündüğünü verir. Bu da, şüphesiz ki, bütün hayırlar O'nun kudret elindedir, sözüne binaendir».
Ibni Abbas (r.a.) şöyle derdi:
Bir adamı, ölüm kendisine yaklaşmış vaziyette gördüğünüz zaman kendisine müjde verip sevindiriniz ki o, Rabbına hüsn ü zann besler bir halde kavuşsun. Sağlam bir kimseyi de gördüğünüzde onu korkutur-sunuz.
Fudayl bin Iyaz, İnsan sıhhatli olduğu zaman korku, ümidden daha faziletlidir... Fakat kendisine ölüm indiği zaman ise ümid, korkudan daha faziletlidir», rdi.
Mu'temir şöyle derdi:
Babam ölüme hazır olduğu vakit (bana hitaben): (Ey çocuğum! Bana ruhsatlardan bir şey söyle. Umarım ki, ben hüsn ü zann besler bir halde Allah'a kavuşurum, dedi)».
İbrahim et-Teymi şöyle derdi: «Alimler bir kimseye ölüm (nişane-leri) hazır olduğu zaman onun Aziz ve Celil olan Rabbına karşı güzel zanır beslemesi için yanında amelinin güzellerini söyleyip hatırlatma-larını müstehap sayarlardı».
Sabit el-Benani derdi ki: «Civarımızda güzel simah bir genç deli-kanlı vardı. Nihayet kendisine ölüm yaklaştığı zaman annesi:
diyerek üzerine kanandı, Delikanlı: Ey yavruasjum ben senin böyle yatmandan sakındinyordum.
OLUYE TELKIN
YanıtlaSil41
Ey anneciğim, şüphesiz benim ihsanı çok olan Rabbım var ki. ben bugün onun benden bir kısım ikramını esirgemeyeceğini kuvvetle ümid etmekteyim, dedi. Sabit der ki:
Onun bu haldeki hüsn ü zannı sebebiyle Allah kendisine rah-met ihsan buyurdu».
Ömer ibni Zerr, (Allah Taáła'dan) korkusu çok olan bir kimse idi. Kendisine ölüm zamanı gelince Aziz ve Celil olan Allah hakkında çok ümidli bir kimse oldu. Derken birgün Ebu Hanife ile loni Ebu Davud (ziyaret için) yanına girdiler. Bu zat ziyaretçilerin dönüp ayrılacağı va-kit dua edip, Ya Rab! İçimizde tevhid (inancı) bulunduğu halde Sen bize azap eder misin? Hayır ben Senden böyle bir şey beklemem (Sen-den iyilik beklerim) dedikten sonra Allah'ım kendilerini mağfiret ettiğin saidler içinde, (önce Firavun'un hizmetinde olan, sonra elçin Hazreti Musa'nın mucizesini görünce iman eden) durumunda olan kimseyi de mağfiret eyle. Çünkü onlar Biz âlemlerin Rabbı olan Allah'a iman ettik» demişlerdi... Bu sözleri duyan Ebu Hanife, Ömer ibni Zerr'e, Allah'ın rahmeti senin üzerine olsun dedi. Senin sihirbazların
Rivayet olundu ki, Zekeriya Peygamberin oğlu Yahya Peygamber (Allah'ın selâmı üzerlerine olsun), Meryem'in oğlu Isa aleyhisselâm ile karşılaştığı zaman yüzünü ekşitirdi. Meryem oğlu Isa ise Yahya Pey-gamber ile karşılaştığında (bir gülümseme ile) tebessüm ederdi. Der-ken İsa Peygamber, Yahya Peygamber'e, «Sen bana ekşi suratlı olarak tesadüf ediyorsun ki, sen sanki yüce olan Allah'ın rahmetinden ümid kesmiş gibisin, dedi. Yahya Peygamber de İsa Peygamber'e «Sen ba-na sanki Allah'ın azabından emin olmuş gibi gülerekten kavuşuyorsun», dedi. Bunun üzerine Allah Taâlâ onların ikisine vahyederek:
«Sizin Bana en sevgiliniz, Bana karşı zann beslemede güzel olanınız-dır, buyurdu. Bu kıssayı Taberi zikretmiştir.
Zeyd ibni Eslem (r.a.) şöyle derdi:
«Kıyamet günü (Mahşer yerine) bir kimse getirilerek:
Bunu cehenneme götürünüz, diye emrolunacak. O zat da:
Ya Rab! Namazlarım, oruçlarım nerede? diye soracak. Bunun Üzerine Aziz ve Celil olan Allah:
Senin (dünyada) kullarımı rahmetimden ümidsiz bıraktığın gibi Ben de seni bugün rahmetimden kesip ümidsizlikte bırakıyoruım, buyu-racaktır.
Alemlerim Rabbı olan Allah'a hamd olsun.
DOKUZUNCU BAB
ÖLEN KİMSEYE LA ILAHE ILLALLAH KELİMESINI TELKİN ETMEK
Müslim'in Ebu Said el-Hudri'den (r.a.) rivayet ettiği hadiste Ebu Said demiştir ki: Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz-den işittim. Şöyle buyuruyordu:
270
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Arefe günü haccıdır (425).
Arafat günüdür (426).
Kim, Müzdelife gecesi, sabah namazından (Tirmizi'ye göre: fecrin doğuşundan) önce, Arafat'a gelirse, o, haccı tamamlamış, hacca yetiş miş olur.
Mina günleri üçtür.
Acele edip orada iki gün kalan kimseye günah yoktur.
Geciken kimseye de, günah yoktur. buyurdu.
Peygamberimizin bu buyruğu, bir Münâdi tarafından da, halka
tebliğ edildi (427).
Arafat Vakfesinde Devesinden Düşüp Ölen Müslüman:
Bir, adam, Arafatta Peygamberimizle vakfe yaparken, birden bire hayvanından düştü. Boynu kırılıp hemen öldü (428).
Peygamberimiz Onu, su ve sidirle yıkayınız ve iki elbise içine ke-fenleyiniz. Kefene, koku saçmayınız. Başını ve yüzünü de, örtmeyiniz. Çünki, Allah, onu, kıyamet gününde Telbiye eder bir halde dirilte-cektir. buyurdu (429).
Müslümanların Arafatta Telbiye ve Tekbirle Meşgul Olmaları:
Arafatta, Müslümanlardan kimi Telbiye etmekte, kimisi de, Tek-bir getirmekte idi (430).
Arafattan Müzdelife'ye Ne Zaman ve Nasıl Dönüldü?
Cahiliye devrinde hacılar, erkeklerin başlarına sardıkları sarık gi-bi, güneş te, dağların başında sarık gibi bulunduğu sırada Arafattan
dönerlerdi,
Kureyşller, Peygamberimizi de, öyle yapacak sanıyorlardı.
(425) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, 3, 335
(435) İbn-i Sa'd-Tabakat e, 2, s. 179, Ahmed b. Hanbel-Müsmed c, 4, 6, 309, 310, (427) İbn-i Sa'd-Tahaknt e, 2, s. 179, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, 5, 309, 310, 335, Ebû Davud-Sünen e, 2, 8, 196, Tirmizi-Sünen e, 3, s, 237, İbn-i Mace-
Sünen e, 2, 8, 1003, Nesal-Sünen c. 5, 5. 264-265 ( 428) Müslim-Sahih e, 2, 3, 865, Nesal-Sünen e, 5, 8, 196
(429) Ahmed b. Hanbel-Müsned e. I, s. 215, Buhari-Sahih e, 2, s. 217, Müslim-Sa-
hihe. 2, 8. 855-857, Tirmizi-Sünen c. 3, s. 286, İbn-1 Mace-Sünen e, 2, 8. 1030, Nesal-Sünen e, 5, s. 196
(430) Ahmed b. Hanbel-Mümed c. 3, 4, 110, Buhari-Sahih c, 2, s. 174, Müslim-Sahih e, 2, 8, 933
PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI
YanıtlaSil271
Fakat, Peygamberimiz, böyle yapmamış, dönüşü, güneşin batması-na bırakmıştı (431).
Çünki, Arafat Vakfesinde Cebrail Aleyhisselâm gelip Hz. İbrahim Aleyhisselami, akşam namazı kılınmadan acele yola çıkarmıştı (432). Misver b. Mahreme'nin bildirdiğine göre: Peygamberimiz, Arafat-taki bir hitabesinde, Allah'a hamd-ü senâda bulunduktan sonra şöyle buyurmuştu: «Mâlümunuz olsun ki (433): Putlara tapan cahiliye hal-b. güneş, batmadan önce, adamların yüzlerinde sarıkları gibi olduğu mman, Arafattan dağılırlardı.
Biz, güneş batmadıkça, Arafattan dağılmayacağız!» (434)
Güneş, tamamiyle battıktan sonra, Peygamberimiz, terkisinde Üsâ-me b. Zeyd olduğu halde, Arafattan (435), Müzdelife'ye doğru hareket etti (436).
Peygamberimizin gidişi; hızlı gidişle ağır gidiş arası bir gidişti.
Meydan buldukça, hayvanını hızlandırmakta (437), ağır gitmek is-
tediği zaman, Kasvå'nın yularını, başı, semerin altındaki deriye çarpa-
cak derecede kasmakta, kum tepeciklerinden birine geldikçe de, düz-lüğe çıkıncaya kadar, dizginini gevşetmekte idi (438)
Halk ta, sağdan, soldan akın edip giderlerken sağa, sola çarpıyor-lardı (439)
Peygamberimiz, bir ara, onların, hayvanlarını koşturmağa başla-dıklarını gördü (440).
Arka tarafında bazı kimselerin de, develerini bağıra bağıra azar-ladıklarını İşitti.
(431) Vakıdl-Megazi c, 3, 8, 1104
(432) İbn-i Ebi Şeybe-Musannef c, 4, 5, 7
(433) Hayseml Mecmuazzevaid e, 3, 5, 255, Ebülfida-Sira c, 4, s. 366 (434)
Bağavi-Mesabihussünne c, 1, s. 129, Haysemi-Mecmauzzevaid c, 3, 5, 255 (435) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, I, s, 72, 75, Müslim-Sahih c, 2, s. 890, Ebû Da-
vud-Sünen c. 2, 8, 190, Tirmizi-Sünen c. 3, 3, 3, İbn-1 Mace-Sünen c. 2, s. 1025, Daremi-Sünen c. I, s. 377
(135) Vakıdl-Megazi c, 3, s. 1105, Bağavi-Mesabihussünne c. I, s, 128 (437) Vakıdl-Megari c. 3, s. 1105, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, s. 205, Malik-Muvatta e, I, a, 392, İbn-i Sa'd -Tabakat c, 2, 3, 180, Buhari-Sahih c. 2, 8.
176, Müslim-Sahih e, 2, 8, 936, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 191 Sünen c, 2, 8, 1025-1026, Daremi-Sünen c. 1, s. 377 (438) Milslim-Sahih c. 2, s. 890-891, Ebû Davud-Sünen c, 2, 3, 185, İbn-i Mace-
Sünen c. 3, s. 232 (420) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. I, 8, 72, Ebu Davud-Sünen c. 2, s. 190, Tirmizi-
(440) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 1, 8, 235
ZR/RIFLE PROJESİ
YanıtlaSil(30 Ekim 1960 - 22 Ekim 1970)
ABD'nin çıkarlarına karşı duran ülkelerin
liderlerine yönelik suikastlar gerçekleştirmek amacıyla oluşturulmuş gizli bir CIA programı.
PAS OKY
(07.08.1960 - 22.10.1962)
YanıtlaSilFidel Castro'yu herhangi bir yolla ortadan kaldırmayı hedefleyen planlar bütünü. Bu operasyon, Kennedy yönetimi döneminde ZR/RIFLE projesi kapsamındaki tüm eylemleri bu hedef etrafında yoğunlaştırdı.
k
CIA, 1940'lardan 1970'lere uzanan dönemde komünizme karşı yürüttüğü amansız mücadele kapsamında dünyanın dört bir yanında gizli operasyonlar gerçekleştirdi
MKULTRA PROJESİ
YanıtlaSil(13.04.1953-14.08.1964)
Uyuşturucular, cerrahi müdahaleler ve psikolojik testler kullanarak
zihin kontrolü yöntemleri
Boston
geliştirmeyi amaçlayan program.
m.
YanıtlaSilMKSEARCH PROJESİ
(11.08.1966 -10.12.1972)
Önceki projenin bir varyasyonu. Amaç, düşman ajanlardan bilgi almak için "doğruluk serumu" niteliğinde bir madde geliştirmekti. Program ayrıca "uyuyan ajan" (zihinsel olarak programlanmış, gerektiğinde harekete geçirilen tetikçi) yaratılmasına yönelik çalışmaları da kapsıyordu.
Sao Paulo,
PAPERCLIP OPERASYONU
YanıtlaSil(1945-1947)
Nükleer, kimyasal ve balistik silahlar alanında Nazi rejimi için çalışmış Alman bilim insanları ve mühendislerin gizlice kaçırılarak ABD'ye transfer edilmesini amaçlayan operasyondu.
PHOENIX PROJESİ
YanıtlaSil(Ocak 1968 - Ağustos 1971)
Vietkong destekçilerini hedef alan gözaltı ve öldürme programi. Güney Vietnam'da binlerce sivilin
hayatını kaybetmesine yol açtı
HINT
OKY
CIA GİZLİ OPERASYONLARI
YanıtlaSilKomünizmin yayılmasına karşı yürüttüğü mücadelede CIA'in gizli operasyonları dünyanın dört bir yanına yayıldı. Ancak kendi kuruluş yasalarında yer alan hükümlerin aksine, kurum en gizli deneylerinden bazılarını Amerikan vatandaşları üzerinde de gerçekleştirdi.
CIA'İN EN ÜNLÜ PROJELERİ
CIA H
Doktor
canlı b
yerles
icin h
amel
CIA HİÇ HAYVANLARI CASUS OLARAK KULLANDI MI?
YanıtlaSilBU DÜŞÜNCEL
nyanın e, kurum
Doktor Sidney Gottlieb tarafından hazırlanan MKULTRA projesi raporuna göre, CIA bir kediyi canlı bir "keşif aracı"na dönüştürmeye çalıştı. Ajanlar hayvanın içine kablolar ve piller yerleştirdi. Kedi aç bırakılarak gözetleme alanında kalması sağlandı. Hayvan nihayet görev için hazır hale geldiğinde ise, sokağı geçerken bir kamyonun çarpması sonucu öldü. Kedinin ameliyatı ve boşa giden ekipmanların maliyeti, o dönemin parasıyla 15 bin dolan buldu.
LSD
GE
KUZEY
AUZ
Ca
CENTRAL INTELLIGENCE
YanıtlaSilGİZLİ
SERVİSLER
GÖLGELERDE GİZLENEN AJANLAR VE KİMSENİN GÖRÜP BİLMEDİĞİ, ADI KONMAMIŞ SAVAŞLAR
FBI
FB
akasya akasya, kitap
YanıtlaSilANKARA'DA GİZLİ İSRAİL
DEVLETİ Mİ VAR?
Hasan DEMİR
GİZLENEN AJANL
YanıtlaSilDİĞİ, ADI KONY
F
OPERASYONLAR at beglama faaliyetleri, aikastlar ve daha fazlas
ALİ KUZU
HEDEF TÜRKİYE
KUTSAL KASE
Yabancı istihbarat kuruluşlarının Kutsal Kase'si Türkiye'dir. Kutsal Kase Türkiye, çok acıdır ama bir casus cennetidir. ABD, İsrail, Almanya, İngiltere, Fransa, İran ve benzeri ülkelerin casusları Türkiye söz konusu olduğunda, almış oldukları eğitimlerinin "gizlilik" gibi teknik düzeydeki temel hususları bir kenara bırakarak, pervasızca "icra-i faaliyet" gösterebilmektedirler.
"CIA ve KGB kızdıkları bazı ülkelerde, doğruluğu hakkında kesin bilgilere sahip olunmayan belgeleri, o ülkelerde tiraji yüksek olmayan gazetelere ulaştırırlar ve ülkeyi birbirine katarlar. Belge gercekmiş, değilmiş kimse üzerinde durmazdı önceleri... Bu belgeyi alanlar da 'Bu belgeyi bana neden verdiler? Amaçları nedir?' diye en ufak bir sorgulama yapmadan yazar... O ülkelerde bunlar hep oldu..."
Ali Kuzu'nun kaleminden yabancılar için Kutsal Kase olarak görülen ülkemiz üzerinde oynanan tüm oyunlardan haberdar olacaksınız.
50 00
HPC
www.kariyeryayinlari.com twitter.com/Kariyer Yayin
00
سوره انفره (۲۸)
YanıtlaSilاشارات الاعمار
اوضحی مثلہ ( ) ثُمَّ عُشْكُمْ ) عقده منى اجبار. اوت موتك ده حيات لى مخلوق ولد يعيه موزاري عدام و عدم محض والماديقة دلالت ايدر. موت، من روحك حد قفسندن چیقمه سيله تبدیل مان ایتمندن عبار تدر. وكذا نوع بشرده موجود امارات و اشارات کثره دن قطعيته اخلاش البركه انسان تولد کد به مکه به شیمی باقی قالیه او شهاده انجه روحید. ديمك روحك بقای ، به اهدا ان دور بو خاصته ذاتيه نك بر فرد ده موجود اولمه سی، نوعك تمامنده موجود اوله سنی است امام ایماکی موجعة جزئيرنك موجبه علیه حکمنده اولدیفنه به مثال تشکیل ایدر، بناء عليه موت، حیات کی بر معجزه قدر تند بوقه مونده حياتك شر طارى بولو نماد يفندن، موت عدمك دائره سنه كير من دگلدر [ سؤال ؟ ] تولوم فاصل نعمت اولور ؟ و نه صورتاله نعمتهارك صيره منه داخل ايد يا مشور؟
tir.
الجواب ) (اولاً) تولوم، سعادت ابدیر یه مقدمه در بو اعتبار له نعمت صدای بالا بیاید. چون که نعمان مقدم سماده نعمتدر. نتركیم واجبك مقدمه ی واجب، حرامك مقدمه من حرامد. (ثانياً) ولوم مصر حيوانار له طولو به چيدن کنیسه به صحرایه حیشمه کبیدر، بناء عليه روح ، جو قفند نه چیقاره نجات بولور . (ثالثاً) اگر تولوم او لماسه ایدی، کره ارض نوع بشری استیعاب ایده مزدی و نوع بشر مد هن پريشانيتاره معروض قاليردى. رابعاً) اختيار یقه یوزنده او یاله به در جه یه کانالی وارکه تكاليف حيا تيريه قادر اولا مازلي. دائما تولو ماريني ايسترلر. ایشته بونك ايجون تولوم نعمتدر.
در دنجی مسئله) (ته يحييكم ) عقده سنه بیاننده در اوت، بو حیات ایکنی حیا تدرکه، تولومدنه موکره و حشر در اول وقوعه كليد. ديمك حيات اخرويه بو بو اي ايكنجي نجي حيات حيات الله باشلار. بناء عليه بود يحييكم ) ده کی خطاب، بالگران اندر عائد دیگلور بالجمله کائناته را جعدر . چونکه بوحيات اخرويه بتون ما فاتك نتیجه سیدر. اگر بوحيات او لمانه لا فائده حقیقت دینیان هر شی ضدينه انقلاب ايدر. مثلا نعمت نعمت اولور . عقل بلا اولور، شفقت بيلان اولور.
رشی مثل ) (ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ) عقده ی حقنده در اوت، جناب همه عالم گون و فساد دينيا شو عالمده من قبح، نفع ، ضرر کبی ضداری، چومه ها معتاده بناء قاریشینه به طر زده
Eh V t t
YanıtlaSilعَدَمٍ مَحْضُ
Adem-i mahz: Tamamen yokluk
عالم كون و
Alem-i kevn ü fesâd: Yapma قان )yaratma) bozma âlemi
بالجنله
Bilcümle: Bütün olarak
آماران و اشارَاتِ كَثِيرَه
Emarat ve işârât-ı kesîre: Çok sayıda belirti ve işaretler
حَاضَةِ ذَاتِيهِ
Hassa-i zâtiye: Záta áit hususiyet
حسن Hüsün Güzellik
استيعاب
İstiab: İçine alma
استلزام
İstilzam: Gerektirme
قادر Kadir: Güç kudret sahibi
Kubuh: Çirkinlik
كرة ارض
Kiire-i arz: Yerküre
موت
Mevt: Ölüm
مُوجِبَة جزويه
Mncibe-i cüz'iye: Parçada ve ferdde geçerli olan hüküm
مُوجِبَةِ كُلِّيه
Macibe-i külliye: Bütünde ve cemâatte geçerli olan hüküm
مُقَدَّمه
Mukaddeme: Öne alınan, takdim edilen
مصر
Muzır: Zararlı
نجات
Necât: Kurtuluş
نفع
Nef: Fayda
نَوْعٍ بَشَرْ
Nev-i beşer: İnsan nevi'
نقمَتْ
Nikmet: Şiddetli cezâ
رابعاً
Rabian: Dördüncü olarak
راجع
Raci: Geri dönen
تبديل مكان
Tebdil-i mekân: Yer değiş-tirme
تكاليف حياتيه
Teklifi hayatiye: Hayatın
yükümlülükleri
عقده
Ukde: Düğüm
Üçüncü Mesele:ukdesini açar. Evet, dim ve adem-i mahz olmadığına delalet eder. Mevt mevtin de havat gibi mahlük olduğuna, mevtin ancak ruhun cesed kafesinden çıkmasıyla tebdil- mekan emarit ve isirat-1 kesîreden kativetle anlasılır ki, insan etmesinden ibarettir. Ve keza nev'i beserde mevcud öklükten sonra bir sevi baki kalır. O sev de ancak rahudur. Demek ruhun bekası, bir hisse-i zátivedir Bu hisse-i zátivenin bir ferdde meveûd olması, nev'in cüz'iyenin mücibe-i küllive hükmünde olduğuna bir ma tamamında mevcüd olmasını istılzám etmekle, mücibe-teskil eder. Binienalevh mevt, havat gibi bir mu' cize-1 kudret Yoksa mevtte hayatın şartları bulunmadığından, mevt ademin dairesine girmiş değildir.
YanıtlaSilSual: Olim nasıl nimet olur? Ve ne suretiyle nimetlerin sırasına dahil edilmiştir?
Elcevab: Evvelen: Ölüm, saadet-i ebediyeye mukad. demedir. Bu i'tibarla ni met savılabilir. Çünki ni metin mukaddemesi de nimettir. Nitekim vacibin mukaddemesi vacib, haramin mukaddemesi haramdır. Saniven: Olum. muzır hayvanlarla dolu bir hapisten geniş bir sahraya çıkmak gibidir. Binâenaleyh ruh, cesed kafesinden çıkara necât bulur. Sålisen: Eğer ölüm olmasa idi, küre-i arz nev'-i beşeri istiäb edemezdi. Ve nev'-i beşer müdhiş perişaniyetlere maʼrůz kalırdı. Râbian: İhtiyarlık yüzünden öyle bir dereceye gelenler var ki, tekälif-i hayatiyeye kadir olamazlar. Däima ölümlerini isterler. İşte bunun için ölüm ni'mettir.
Dördüncü Mes'ele: ة يخيفةukdesinin beya-
nındadır. Evet, bu hayat ikinci hayattır ki, ölümden sonra ve haşirden evvel vuküa gelir. Demek hayat-1 uhreviye bu ikinci hayat ile başlar. Binåenaleyh, bu خبيكة 'deki hitâb, yalnız insanlara ait değildir. Bilcümle käinâta râci'dir. Çünki bu hayat-1
uhreviye bütün kâinâtın neticesidir. Eğer bu hayat olmasa, käinâtta hakikat denilen her şey zıddına inkıläb eder. Meselâ ni'met nikmet olur. Akıl belä olur.
Şefkat yılan olur.
Beşinci Mesele: فة إليه ترجعونukdesi hakkın
dadır. Evet, Cenâb-ı Hakk ålem-i kevn ü fesåd denilen su alemde hüsün. kubuh, nef. zarar gibi zıdlan, çok hikmetlere binȧen karışık bir tarzda
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورا الوند
قالَ هَلْ آمَنكُمْ عَليه إلا كما امتلكم فى . مِنْ قَبْلُ وَاللهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ أَرْحَمُ الراحمين . فتَحُوا مَتَاعَهُمْ وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ النهم . يا أَبَانَا مَا نَبْغِي هَذِهِ بِضَاعَتُنَا رُدَّتْ إِلَيْنَا وَلمير من وتحفظ أَخَانَا وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَعِيرٍ ذَلِكَ كيل بيره قَالَ لَنْ أُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتَّى تُؤْتُونِ مَوْلِفًا مِن .. لتَأْتُننِي بِهِ إِلَّا أَنْ يُحَاطَ بِكُمْ فَلَمَّا أَتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ . عَلَى مَا تَقُولُ وَكِيلُ وَقَالَ يَا بَنِي لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابِ رَاحِ وَادْخُلُوا مِنْ أَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍ وَمَا أَغْبَى عَنْكُمْ مِن ال من شَيْءٍ إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهُ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَعَلَيْهِ فَلْبَرَهُ الْمُتَوَكَّلُونَ وَلَمَّا دَخَلُوا مِنْ حَيْثُ أَمَرَهُمْ أَبود مَا كَانَ يُغْنِي عَنْهُمْ مِنَ اللَّهِ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا حَاجَةً فِي نَفْسِي يَعْقُوبَ قَضْبهَا وَإِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ لِمَا عَلَّمْنَاهُ وَلَكِنَّ أَطار النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ وَلَمَّا دَخَلُوا عَلَى يُوسُفَ أَرى ان أَخَاهُ قَالَ إِنِّي أَنَا أَخُوكَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ )
فَاللَّهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ .
" Allah en iyi koruyandır ve O, merhametlilerin en merhametlisidir.99 (Yusuf. 12/64)
Mushaf sayfa no: 242
Rafızlık sayfa no: 13. cüz/19. sayfa
ZİNDANDAN ZİRVEYE
BİLGİ: Hz. Yūsuf'un rüya tabirine göre Mısır'da önce yedi yıl bolluk ardından yedi yıl da kıtlık olacaktı. Hz. Yūsuf, bilgi ve karakterine hayran olan kraldan görev istedi ve aldı. Bir anda Mısır'ın en gözde adamı olmuştu. Derken yedi yıl bolluk oldu. Ambarlar tahılla doldu. Ardından kıtlık yılları geldi. Civar memleketlerden bile tahıl almaya gelenler oluyordu. Bünyamin hariç Yûsuf'un kardeşleri de geldiler. Yûsuf onları tanıdı. Bünyamin'i de getirmezlerse bir daha tahıl vermeyeceğini söyledi. Döndüklerinde Hz. Yakub'a durumu anlat-tılar. Buradaki ayet, oğullarına güvenmeyen Hz. Yakub'un, söz konusu haberi duyunca kullandığı ifadedir.
MESAJ:
1. Rabbimizin koruduğuna kimse zarar veremez.
2. Rahmete, kulluk uğrunda çektiğimiz zahmetle ulaşabiliriz.
KELİME DAĞARCIĞI
Hafız: Muhafaza eden, koruyan.
242
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSil17
لذا جهازهم مهارهم جعل النقابة في رحل أخيه لم الان تولد آلاها العبير الكم لساركون . قالوا والتلوا عليهم مَاذَا تَفْقِدُونَ . قَالُوا تفيد شراع الملك ولمن جاء به عمل تعوي وانا بم زعيم قالوا الله لقد عليكم ما جلنا المفسد في الْأَرْضِ وَمَا كنا شارين . قالوا فما جزارة إن كلكم كاذبين .
قالوا جزارة من وجد في رحلم فهو جزارة كذلك التجرى العالمين . فبدا بأوعيتهم قبل وعاء أحيم لم استخرجها من وعاء أخيه كذلك كدنا ليوسف ما كان ليأخذ أحاء في دين الملك إِلَّا أَنْ يَشَاء الله لرفع دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاءُ وَفَوْقَ كُلِّ فِى عِلْمٍ عَلِيمٌ .
قالوا إن يشرق فقد سرق أخٌ لَهُ مِنْ قَبْلُ فَاسَرهَا يُوسُف في تقسيم ولم يُبْدِهَا لَهُمْ قَالَ الكُمْ شَرُّ مَكَانًا وَاللَّهُ أَعْلَمُ بنا لصفون قالُوا يَا أَيُّهَا الْعَزِيرُ إِنَّ لَهُ أَبَا شَيْئًا كبيرا فخذ أحدنَا مَكَانَهُ إِنَّا تَرْيَكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ .
Hafızlık sayfa no: 13. cüz/18. sayfa
Mushaf sayfa no: 243
ترْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاءُ وَفَوْقَ كُلِّ ذِي
عِلْمٍ عَلِيمٌ .
" Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır.99
(Yusuf, 12/76)
INCE PLAN
BİLGİ
Hz. Yakub, Bünyamin'in de başına bir şey gelmesinden endişeliydi. Yûsufun kardeşleri zar zor onu ikna ettiler ve tahıl almak için Bünyamin'le birlikte tekrar Mısır'a gittiler. Hz. Yûsuf, Bünyamin için çok ince bir plan yapmıştı. Onu bir kenara çekip kendisini tanıttı. Sonra yükünün içine kendi su kabını gizledi. Kervan dönüşe geçince muhafızlar her yerde kabı aramaya başladı. Kar-deşleri, kayıp kap kimin yükünde bulunursa o kişinin alıkonulması gerektiğini söylediler. Nihayet aranan kap Bünyamin'in yükü arasında bulundu. Gerçekte kralın kanunlarına göre hırsızı alıkoyma imkânı yoktu. Fakat Allah'ın yardımı ile Hz. Yusuf böyle bir plan uygulayıp Bünyamin'i yanına aldı. Yukarıdaki ayet Yūsuf'un (a.s.) ilminin üstünlüğünü göstermektedir.
MESAJ
1. Allah, dilediği insanı ve milleti yüceltir.
2. Bilgi, kişiyi şımartmamalıdır. Zira herkesten daha iyi bilen biri vardır.
KELİME DAĞARCIĞI
Zi ilm: Bilgi sahibi, bilgili.
243
1. BÖLÜM
YanıtlaSilOSMANLI SULTANLARI
İ'lâ-yı Kelimetullâh Yolunda Muhteşem Bir Cihan İmparatorluğunun Temelini Atan Cengâverler Sultanı
YanıtlaSilOSMAN GÂZÎ
(1258-1326)
Osmanoğulları, Orta Asya'dan göç edip Anadolu'ya geçen Oğuz Türk-leri'nin Kayı aşîretindendir.
Osman Gâzî, Ertuğrul Gâzî'nin üç oğlundan biridir. Lâkabı "Fahrud-dîn"dir.
Rivâyetlere nazaran, daha O doğmadan evvel, yapacağı büyük işler babası Ertuğrul Gâzî'ye mânen bildirilmişti. Nitekim kendisine lutfedilen yüksek kabiliyet ve idâredeki dirâyetinden dolayı, babasının vefâtını mü-teâkib, diğer bütün beyler, en küçük evlåd olmasına rağmen O'nu ittifakla aşîretin reisi olarak tanıdılar. O'nun, beyliğin başına geçişini zamanın şâ-irleri şöyle dile getirmişlerdir:
Kuşandı dîn kılıncın bele,
Ede İslâm'ı izhâr bütün âleme. Açıldı fırsat-ı İslâm'ın kapusu O, Muhammed ümmetinin serveridir..
Osmanlı arması: Güneş, halîfeliği; Ay, padişahlığı; silahlar, devletin gücünü; çiçekler, sevgi ve muhabbeti; terâzi, adāleti; kitap, hukūku ve Allah'ın kanunlarına bağlılığı; en alt-taki yuvarlak şekiller, başarılı kimselere verilen devlet nişanlarını ifade eder. En üstteki yu-varlak içindeki tuğrā, devrin padişahının tuğrâsıdır. (el-Gāzi ....... Han el-Muzaffer Däimå) Ay'ın içindeki yazı: "el-Müstenidű bi-tevfikâti'r-Rabbaniyye melikü'd-devleti'l-Osmâniyye" (=Osmanlı Devleti'nin padişahları, Allâh Teälä'nın tevfikine dayanırlar.)
21
kubbe
YanıtlaSil542
"Kuddise sirruhů" (sırrı mübarek olsun) sö-zünün kısaltılmışı
kudret-i kåmile
ubbyarım küre veya benzeri tarzda ya pılmış çatı
kubbe-i ali قبة عالى : yüksek kubbe
kubbe-i asuman قبه اسمان : gök kubbe
kubbe-i mina قبة مينا : saydam kubbe, ışıklı kubbe (gök kubbe)
kubbe-i saadet قبة سعادت : mutluluk verici kub-be (kubbeli türbe)
kubbe-i sema قبه سماء : gök kubbe
kubh 1 : قبح.cirkinlik 2.kötülük, fenalık 3.çir kin ve kötü hal veya iş 4.günah, suç, kabahat, kusur
kubh-u mutlak قبح مطلق : son derece (sonsuz)
kötülük ve çirkinlik
kubh-u zati قبح ذاتی : bir şeyin özünden ayrıl-mayan, özünü oluşturan kötülük ve çirkinlik; bir şeyin varlığıyla aynı olan, varlığından kay naklanan çirkinlik ve kötülük
kubuhsuz فبحسز : çirkinlik karışmamış, çirkin lik bulaşmamış
kubhun tedahülü قبحك تداخلى : çirkinlik ve kö-tülüğün (bir şeye) katılması, karışması; (bir şeyle) birlikteliği, birlikte bulunması
kubur قبور : kabirler, mezarlar
kuddise قدس : )Ar.) kutlu olsun, mübarek olsun
Kudüs قدوس : son derece (sonsuz) kutsal, hiç bir kusur ve noksanlığı bulunmayan, sonsuz mükemmelliklerin sahibi (Allah'ın (c.c.) bir ismi ve sıfatı)
Kuddüsü A'zam قدوس اعظم : sonsuz büyüklük sahibi (A'zam) ve hiçbir kusur ve noksanlığı bulunmayan, sonsuz mükemmelliklerin sahi-bi (Allah c.c.)
Kuddüs kuşu قدوس قوشی : "Kuddüs, Kudüs der gibi ötüşü olan küçük bir tür kuş
kudema قدماء : öncekiler, önceki büyük zatlar, daha önce yaşamış olanlar
kudema-yı sahabe قدمای صحابه : ilk ve önde ge-len sahabe (sahabiler), Hz. Peygamber'e ve
İslâm'a ilk sahip çıkan müslümanlar. (ülema ve kudema-yı sahabe: ilk sahabenin en bü-yükleri ve âlimleri)
kudret 1 : قدرت.güç ve kuvvet 2.kabiliyet, ye
tenek
Kudret 1 : قدرت.sonsuz güç ve kuvvet sahipliği (Allah'ın (c.c.) bir sıfatı) 2.Allah'ın (c.c.) son-
suz güç ve kuvveti 3.güç, kuvvet
kudret-i alem-sümul قدرت عالم شمول: kainat (varatılmış bütün varlıklar dünyasını) kuşa tan kudret(Allah'ın (c.c.) kudreti)
Kudret-i Bariقدرت بار : herseyi bütunlüğü içinde uyumlu, ölçülü, güzel ve gayeli yaratan (Bari) yuce yaratıcı kudret. Allah'in c. c. gucu ve kuvveti
Kudret-i Basire قدرت بصيره : her şeyi görup go zeten (Allah'a cc ait) üstün kudret (güç ve
kuvvet)
kudret-i beşer قدرت بشر : insan gücu
kudret-i bila-gaye قدرت بلا غايه : sonsuz güç ve
kuvvet
Kudret-i Ehad-i Samed قدرت احد صمد : Ehad ve Samed olan Allah'ın (c.c.) kudreti; hiçbir şeye muhtaç olmayan, her an her şey kendisine muhtaç olan (Samed) ve bir olan (Ehad) Al-lah'ın (c.c.) sonsuz güç ve kudreti
Kudret-i ezeli (ye( قدرت ازلیه : ezeli kudret; ezel-den beri, başlangıçsız olarak daima var olan güç ve kuvvet, Allah'ın (c.c.) güç ve kudreti
Kudret-i Fatır قدرت فاطر : her şeyi örneksiz ya-ratanın (Fåtır'ın) sonsuz güç ve kuvveti, Al-lah'ın (c.c.) yaratıcı gücü
kudret-i gayr-ı mütenahi (ye(( قدرت غير متناهيه sonsuz güç ve kuvvet
kudret-i Halık قدرت خالق : yaratıcı güç, Yaratı-
cı'nın sonsuz gücü
kudret-i hârika قدرت خارقه : imkanların üstünde sonsuz kudret (güç ve kuvvet)
Kudret-i İlahiye( قدرت الهيه : Allah'ın (c.c.) son-suz güç ve kuvveti. (azamet ve kudret-i İlâhiye: Allah'ın (c.c.) büyüklüğü ve kudreti. (ilim ve irade ve kudret-i İlâhiye: Allah'ın (c.c.) ilmi, iradesi ve kudreti.)
kudret-i ilmiye قدرت علميه : ilim yeteneği ve gücü
kudret-i ilmiye ve kemaliye ve nuriye ve irşa-
Allah'a) : قدرت علمیه و کمالیه و نوریه و ارشادیه diye cc ait) kâmil kudret;yani, (kudret-i ilmiye ve
ret-i irşadiye) ilim, olgunluk(kemal), aydın-kudret-i kemaliye ve kudret-i nuriye ve kud-latıcılık(nuriye) ve doğru yolu gösterme ve uyarma(irşad) yeteneği
kudret-i kalemiye قدرت قلمه : yazı yazma yete-
neği
kudreti kamile قدرت کامله : her şeye yeterli ek siksiz güç ve kuvvet
kudret-i kamile-i İlâhiye
YanıtlaSilkudret-i kamile-i İlahiye قدرت كاملة إلهية lah'ın (c.c.) her şeye yeterli, eksiksiz (kamil) güç ve kuvveti
543
kudret-i kudsiye قدرت قدسیه : )Allah'a ceait) kutsal ve kusursuz, sonsuz, mükemmel kud ret (güç ve kuvvet)
kudret-i meçhule-i ezeliye قدرت مجهوله ازلیه : )Al-lah'a cc ait) ezeli meçhul kudret, özü ve aslı bilinmeyen (meçhul) ezeli sonsuz güç ve kuv vet
kudret-i meşhude قدرت مشهوده : )Allah'a cc ait( eserleri görünen üstün güç ve kuvvet
kudret-i mevhume قدرت موهومه : gerçeklikten uzak ve sadece akılda varmış gibi tasarlanan güç ve kuvvet
kudret-i mutlaka قدرت مطلقه : )Allah'a ceait) sonsuz güç ve kuvvet
kudret-i mutlaka-i kämile قدرت مطلقه كامله : )A) lah'a cc ait) her şeye yeterli, tam ve noksan sız, mükemmel (kamil) olan sonsuz güç ve kuvvet
kudret-i mutlaka-i tamme قدرت مطلقه نامه : )A) lah'a cc ait) her şeye yeterli, tam ve noksan-sız, mükemmel olan sonsuz güç ve kuvvet. (bk. kudret-i mutlaka-i kâmile)
Kudret-i mutlaka i zatiye قدرت مطلقة ذاتيه : )A(
lah'a cc ait) doğrudan kendi öz varlığına ait olup öz varlığı (zåt) onsuz düşünülemez olan sonsuz güç ve kuvvet
kudret-i mümkinat قدرت ممکنات : var olması kadar yok olması da mümkün olan (ezelden beri var olmayıp sonradan yaratılmış olan) varlıklardaki güç ve kuvvet
Kudret-i nuraniye-i ezeliye قدرت نورانیه از لبه : yerlen, lerin ve göklerin nuru olan ezeli üstün güç ve kuvvet, Allah'ın (c.c.) sonsuz yaratıcı güç ve kuvveti
Kudret-i Rabbani (y( قدرت ربانيه Rabbimizin sonsuz kudreti; her şeyin sahibi, yetiştiricisi, terbiyecisi ve ihtiyaçlarını karşılayacak im kânların yaratıcısının (Rabbimize ait) sonsuz güç ve kuvveti
kudret-i Samedaniye قدرت صمدانیه : Samed olan Allah'ın sonsuz kudreti; hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şey her an kendisine muhtaç olan Allah'ın (c.c.) sonsuz gücü
kudret-i Sani قدرت صانع : yaratıcı sanatkârın (Allah'ın c. c.) sonsuz gücü
kudret-i sermediye قدرت سرمدیه : ezeli ve ebe-
kudsiyet-i hizmet
lah'ın (c.c.) sonsuz gücü ve kuvveti) di kudret, sonradan olmayıp hep var olan ve hep var olacak olan sonsuz güç ve kuvvet (Al
kudret-i Sübhaniye قدرت سبحانیه : Subhan olan Allah'ın (c.c.) sonsuz kudreti; hiçbir kusur bakımdan hiçbir ve noksanı olmayan, sonsuz mükemmelliklerin sahibi olanın (Allah'ın c c.) sonsuz güç ve kuvveti
kudret-i tâmme قدرت نامه : hiçbir eksiği ve nok sanı olmayan tam kudret, her şeye yeterli sonsuz güç ve kuvvet (Allah'ın (c.c.) sonsuz kudreti)
kudret-i vacibe قدرت واجبه : sonradan olmayıp ezeli ve ebedi olarak var olan, varlığı zorun lu (văcib, yani var olmaması imkânsız) olan sonsuz güç ve kuvvet (Allah'ın c. c. sonsuz kudreti(
kudret-i Vähid-i Ehad قدرت واحد احد : Vahid ve
Ehad olan Allah'ın (c.c.) sonsuz kudreti; eşi, benzeri olmayıp bir ve tek (Vähid) olduğunu kâinatın bütünlüğünde gösteren ve yarattığı her bir varlıkta isim ve sıfatlarıyla birliğini tanıtan (Ehad) Allah'ın (c.c.) sonsuz güç ve kuvveti
kudret-i zatiye قدرت ذاتيه : )Allah'in c. c.) doğru-dan kendi öz varlığına ait olup öz varlığı (zát) onsuz düşünülemez olan güç ve kuvvet
kudret-i Zülcelal قدرت ذو الجلال : sonsuz büyük-
lük ve yücelik sahibinin (Allah'ın c. c.) gücü ve kuvveti
kudretce قدرته : )Allah'a ait) kudrete göre
kudreti قدرتی : )Allah'a ait) güç ve kuvvetin işi olan, kudrete ait olan
kudretyab قدرتیاب : gücü yetebilen, başarabi-yapabilen
kudretyab olmak قدرتیاب اولمق : güc yetmek, başarabilmek, yapabilmek
kuds قدس : kutsallık, mübareklik, mükemmel-
lik, kusursuzluk, tertemizlik
kudsi (y( 1 : قدسيه.temiz, lekesiz 2.günahsız, hatasız 3.değerli, kıymetli; büyük 4.mübarek 5.kutsal, kutlu 6. mükemmel, kusursuz
kudsiyan قدسیان : kudsiler, mübarekler; melek-ler
kudsiyet 1 : قدسیت.kudsilik, kutsallık 2.temiz-lik, lekesizlik, kusursuzluk, mükemmellik 3.değerlilik, kıymetlilik, büyüklük
kudsiyet-i hizmet قدسیت خدمت : hizmetin kut-
sallığı
1421-5. Osmanlı Padişahı Çelebi Mehmed'in vefatı.
YanıtlaSilMAYIS
BIR AYET
Bazı insanlar da: "Rabbimiz bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi Cehennem azabından koru"
1512 - II. Beyazid'in vefatı.
1564 - İmâm-1
Rabbânî'nin doğumu.
1895 - Mecelle'yi
hazırlayan Ahmet Cevdet Paşa'nın vefatı.
1948 - Afyon Sorgu
Hakimliği otuz kadar Nur Talebesinin Ağır Cezada yargılanmasına karar verdi.
26
PAZARTESİ
28 1446 ZİLKA'DE
RUMI: 13 MAYIS 1441 HIZIR: 21
derler. (Bakara: 201)
BİR HADİS
Allah'ım, kadınların fitnesinden ve kabir azabından Sana sığınırım.
(C. Sağîr, No: 911)
Lüzumsuz, geçici, günahlı zevklerin akıbeti elemler, teessüfler olmasından, istemiyorum.
Emirdağ Lahikası
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
-656-Hz. Osmanin (ra) şehadeti.
HAZİRAN
BIR AYET 0, hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır.
17 ÇARŞAMBA
En'am Suresi: 18
2 1448 MUHARREM
BİR HADİS
Kendisine danışılan kişi emin olmalıdır.
RUMI: 4 HAZİRAN 1442
HIZIR: 43
Hem, her baharda gözümüz önünde îcad edilen nebatât ve hayvanattan hiçbir tanesi yoktur ki, sanat-ı acibesiyle, latîf zînetiyle ve tam temeyyüzüyle, intizamıyla ve mevzuniyetiyle seni
bildirmesin. Şuâlar
ve şaşırtmaz en doğru rehber olarak M Madem Halık'ımız, bize en büyük muallim ve en mükemmel üstad ve şaşırmaz
YanıtlaSilRisalet i Ahmediye (asm)
TARİHTE BUGÜN -1929-İlk Tıp Bayramı
Haydarpaşa Tip Fakültesi'nde kutlandı.
Dünya Hemşireler Günü
12
PERŞEMBE THURSDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET
Ey Adem oğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin.
A'raf Suresi: 31
BİR HADİS
Allah bir kulun rezil olmasını isterse, ilim ve edepten mahrum bırakır.
Oruç çok cihetlerle hakiki vazife-i insaniye olan şükrün anahtarı hükmüne geçer.
Mektubat
42-->
YanıtlaSilÖLÜM KIYAMET - AHIRET
48 Olmesi yaklaşmış olan kimselerinize LA ILAHE-ILLALLAH kelimesini telkin ediniz (ve hatırlatınıg) (1).
Zira şu muhakkak ki, herhangi bir kulun ölümü zamanında son sö zü bu tevhid kelimesiyle biterse, muhakkak onurr azığı cennetfelir.
Ömer ibni Hattab (r.a.) «Sizler ölmesi yaklaşmış olanlarınızın y nında bulunun ve onlara LA ILAHE ILLALLAH (kelimesin)i hatırla-tın. Çünkü onlar göremedikleriniz şeyi görür (ve onunla meşgul olur). derdi.
Ebu Nuaym'ın merfu olarak rivayet ettiği hadiste Resûlullah sal-lallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
49- Sizler ölümil yaklaşmış olanlarınızın yanında bulununuz, ken-dilerine LA ILAHE ILLALLAH'i telkin ediniz ve onlara cenneti müj deleyi (b sevindiri)niz. Çünkü erkek ve kadınlardan hakim kimseler bu ölüm zamanında hayrete düşüp bocalayabilir. Bu ölüm zamanında in-sanoğluna en yakın olanı muhakkak ki şeytandır. Hayatım kudret ellm-de olan Allah'a yemin ederim ki Ölüm Meleğini görmek, bin defa kılıç darbesinden daha şiddetlidir. Nefsim (kudret) elinde olan Allah'a ye. min ederim ki, kendisinden her uzuv ruhun çıkması İçin takatı derece-sinde acı hissetmedikçe hiçbir mü'min kulun ruhu dünyadan çık-maz (2).
halde ey kardeşler (im)! Herhangi biriniz ölüm halinde olan (din) kardeşinin yanında bulunursa, ölmeye hazır olmuş o kimsenin bunu söylemesine bir vesile olması için «LA İLAHE ILLALLAH» desin de bu suretle ölünün son kelâmı LA ILAHE ILLALLAH (kelime-i tevhidi) olsun ve (ömrü) saadetli hitama ererek Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin:
50 «Her kimin son kelâmı (LA İLAHE ILLALLAH - Allah'dan başka hiçbir hak ilah yoktur), sözü olursa o cennete girecek diye bu-yurduğu sözünün şümülü (kapsamı) içine girsin.
Ey kardeşler (im)! İşte bilmiş oldunuz ki, ölmeye hazırlanmış kim-senin yanında sizin LA İLAHE ILLALLAH sözünüzde muhakkak (ölümle pençeleşen) o kimse onunla şeytanı yanından kovacağı şey'e muhakkak bir tenbih ve bir ikaz vardır. Çünkü şeytan, ölüm halindeki insanın akidesini imanını bozmak için karşısına dikilir. O zat ise bu (kelime-i tevhid) sözünü bir defa söyleyince (şeytan kaçar ve) o zat bu kelimeden başkasını söylemedikçe şeytan bir daha karşısına gelemez.
Abdullah bin Mübarek, Sizler ölüme hazırlanmış kimseye LA İLA-HE ILLALLAH kelimesini hatırlatınız, fakat o bu sözü söyleyince ar-uk kendisini bırakınız derdi.
(1) Sahih-i Müslim, 2/631. (2) Ebu Nuaym Hilye-de, Vasil bin al-Eska-dan rivayet etmiştir, Imam Suyütt, Şerhu's-Sudur, s. 14.
ÖLÜNÜN YANINDA NASIL DAVRANILIR
YanıtlaSil43
Alimler dediler ki: «Bu husus (çok önemlidir). Çünkü ölüm halin-deki insana karşı endişe edilip de bu kelimeyi onun söylemesi için ısrar ettikleri zaman şeytan diline ağırlık getirerek bu sözü söylemekten âciz bırakabilir de, bu suretle o ısrar, bu zatın su'-i hâtimesine (yani haya-tının kötülükle bitmesine) sebep (lur».
Hüseyn bin İsa şöyle dedi: «(Abdullah) İbni Mübarek'e ölüm geldiği vakit bana LA ILAHE ILLALLAH de, fakat bunu bana karşı tekrar etme, meğer ki ben o kelimeden başka ikinci bir kelâm söylemiş olayım».
Şüphesiz telkinden maksat işte budur ki, Adem oğlunun kalbinde Allah'dan başka hiçbir şey yok iken ölmesidir. Nazar-ı dikkate alına-cak şey, kalbe gelen şey ve kalbin amelidir. Ki, kurtuluş da onunla olur. Dilin hareketi ise, kalbde olanı tercemeden ibarettir. Eğer böyle olma-saydı dilin hareketinde hiçbir fayda olmazdı.
Geçmişteki âlimlerin bazıları, âlim kimsenin yanında sadece telkin hadisini (yani ölmeye hazır olanların yanında «LA ILAHE ILLAL LAH1) zikretmekle yetinirlerdi.
En iyisini yüce Allah bilir.
ONUNCU BAB
ÖLÜNÜN YANINDA KÖTÜ SÖZ SÖYLEMEYİP HAYIRLI KELAM KONUŞMAK VE ÖLÜNCE ÖLÜ İÇİN NASIL DUA EDİLECEĞİ İLE GÖZÜNÜN KAPATILMASI
İmam Müslim'in Ümmü Seleme'den (r.a.) rivayet ettiği hadiste Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
51 «Hasta yanında yahut ölüm halinde bulunan kimse yanına vardığınızda hayır (dua) söyleyiniz. Çünkü melekler söyleyeceğiniz söz lere âmin derler». buyurdu.
Ümmü Seleme der ki: (Kocam) Ebu Seleme öldüğü zaman Pey-gamber sallallahü aleyhi ve sellemin yanına geldim ve:
Yâ Resûlallah, Ebu Seleme ölmüştür, dedim. Resûlullah sallal-lahü aleyhi ve sellem bana hitaben:
- Ey Allah'ım, beni ve onu mağfiret eyle ve bana onun ardından güzel bir bedel ihsan eyle diye dua et, buyurdu. Ben de böyle dua ettim de Allah Taâlâ bana, benim için Ebu Seleme'den daha hayırlı olanı, (yani) Resûlullah'ı ihsan buyurdu (1).
52 Yine Ümmü Seleme'den rivayet edilen bir hadiste Ümmü Se-leme şöyle demiştir: Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendi-miz, (zevcim) Ebu Seleme'nin (ölümünü müteakip) onun yanına girdi. Ebu Seleme'nin gözü açık vaziyette idi. Peygamber onun gözünü ka-pattıktan sonra:
(1) Sakih-i Müslim: 2/633, Ebu Davud: 3/190
272
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Onlara, kamçısıyla işaret ederek (441) «Ey insanlar! Sükünetli ve
ağır başlı olmanızı size tavsiye ederim! (442)
Acele etmeyiniz! (443) Develeri, atları sürüp hızlandırmak, tâat ve iyilik değildir! bu-
yurdu (444). Bunu, halka iylän ettirince, Müzdelife'ye varılıp konaklanıncaya kadar ne insanların, ne de, hayvanlarının ayaklarının yerden yüksel-
diği görüldü (445).
Insanı Cehennemden Kurtaracak ve Cennete Götürecek Ameller:
Feygamberimizin vasıflarını öğrenerek Küfe'den kalkıp gelen Ab-dullâhül-Yeşküri der ki «Onu, Mina'da aradım.
Bana O, Arafattadır!» denildi.
Arafata kadar gittim. Arafat yolunda durdum.
Kendisini görünce, sıfatlariyle tanıdım.
Önünde giden bir adam (Resûlullah'ın yolundan çekil!) dedi.
Resûlullah (Bırak adamı, bakalım ne hâceti var?) buyurdu.
Sıkışa sıkışa yanına kadar sokuldum, Hayvanının yularını tuttum. (Ya Resûlallah! Sana, iki şey soracağım: Beni, Cehennemden kur-
taracak, Cennete sokacak şey nedir? Beni, Cennete yaklaştıracak, Cehennemden de uzaklaştıracak ame-
li, bana bildir?) dedim. eğdi. Resûlullah Aleyhisselâm, semâya baktıktan sonra, başını, önüne
Sonra da, bana yüzünü döndürüp, (Eğer, sen, meseleyi büyütmez, uzatmaz, kısa kesersen, benim söy-
leyeceklerimi, aklında iyice tut:
Farz olan beş vakit namazı kıl!
Farz olan zekâtı ver!
Allâha, hiç bir sevi eş, ortak koşmaksızın ibâdet et.
Beytullah'a hacc et!
Ramazan orucunu tut!
Halkın, sana yapmasını istemediğin şeyi, sen de, onlara yapma! Çekil artık hayvanın yolundan!) buyurdu.» (446)
(441) Buhari-Sahih e, 2, s. 176
(442) Vakıdl-Megazi e, 3, 5, 1105, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. I, s. 269, Buhari-Sahih e, 2, s. 176, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 190, İbn-i Mace-Sünen c. 2, 5. 1026, Daremi-Sünen c. I, s. 377
(443) Vakıdl-Megazi c. 3, s. 1105
(445) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, I, 8. 251 (446) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 6, 8, 383, 384
(444) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, I, s, 269, Buharl-Sahih c. 2, s. 177, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 190
PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI
YanıtlaSilPeygamberimizin Müzdelife Yolunda inip Abdest Alışı ve
Müzdelife'ye Gelişi:
273
Peygamberimiz, Müzdelife yolunun solunda (447), Me'zeman (*) iki dağ yolu arasında (448) Müzdelife yakınında bulunan (449) Şr'b'a, Emevi Halifelerinin konakladıkları dağ yoluna (450) gelince, hayvanını Indırdıktan sonra (451), oradaki büyük bir kayanın arkasına siperle-
nerek (452) su döktü, küçük abdestini bozdu (453). Dönünce, Üsâme b. Zeyd'den abdest suyu istedi (454).
Usáme, abdest suyunu döktü.
Üsâme Yâ Resûiallah! Namaz kılacak mısın?» diye sordu.
Peygamberimiz, hafif bir abdest aldı.
Peygamberimiz Namaz, ilerinde kılınacak! buyurdu (455).
Hayvanına binip Müzdelife'ye gelince, tam bir abdest aldı.
Herkes, hayvanlarını konak yerlerine ihdırdılar (456).
Müzdelife'de Akşam ve Yatsı Namazlarının Birleştirilerek Kılınışı:
Müzdelife'de bir ezan okundu (457). Kamet getirildi (458). Peygamberimiz, bir ezan ve iki kametle (459), önce akşamı, arka-sından da, yatsıyı toptan (460), akşamı üç, yatsıyı da, iki rekât olarak kıldırdı (461).
(447) Vakıdi-Megazi c. 3, s. 1106, Buhari-Sahih e, 2, s. 176 (*) Me'zeman: Arafat ile Müzdelife arasında iki dağ olup aralarında dar bir yol
bulunmaktadır, (Nevevi-Tehzībül'esmå c. 2, s. 148)
(448) Vakıdl-Megazi c, 3, 5, 1106
(449) Buharl-Sahih c, 2, 5, 176
(450) Müslim-Sahih e, 2, 8, 935, İbn-1 Mace-Sünen c. 2, s. 1005, Nesal-Sünen
с. 5, #, 259
(451) Buhari-Sahih e, 2, 5, 176, Müslim-Sahih c. 2, s, 935
(452) Ezraki-Ahbaru Mekke c, 2, 8. 108 (453) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 5, 8, 202, Buhart-Sahih, 2, 5, 176, Müslim -Sahih c. 2, 6, 935
(454) Müslim-Sahih c. 2, 8, 935
( 455) Malik-Muvatta c. I, s, 401, Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 5, s. 202, Buhari -Sahih c, 2, 5, 176, Müslim-Sahih c, 2, 8, 934, 935, Ezraki-Ahbaru Mekke c. 2,
8, 197, Nesal-Sünen c, 5, s. 250
(456) Malik-Muvaita' c, I, s, 401, Buhari-Sahih c, 2, 5, 176, Müslim-Sahih c. 2, #. 934, Ebû Davud-Sünen e, 2, s. 191
( 457) Vakıdi-Megazi c, 3, s. 1106, TirmiziSünen c, 3, 5, 236, İbn-i Mace-Sünen c. 2, s, 1005, Daremi-Sünen c, I, 8, 377, Ezrakl-Ahbaru Mekke c. 1, 5, 197
(458) Buharî-Sahih c. 2, 9, 177, Müslim-Sahih e, 2, 5, 934, Ebû Davud-Sünen e, 2,
(459) Vakıdi-Megazi c, 3, s. 1106, Ebû Davud-Sünen e, 2, 5, 186
, 191, İbn-i Mace-Sünen c, 2, 3, 1005, Daremi-Sünen e, I, s. 377
(460) Malik-Muvatta c. I, s, 400, 401, Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 5, 5, 202, Bu-hari-Sahih c. 2, 8, 177, Müslim-Sahih e, 2, 5, 937
(401) Müslim-Sahih c. 2, 8, 937, Ebû Davud-Sünen c, 2, 3, 192 I T. Medine Devri X/F: 18
سوره بقره (۲۸)
YanıtlaSilاشارات مولی
٢٧٢
بارا تمشدر هم ده اظهار عزت كون وسائط و اسبابي وضع بخشدر حشر و قیا متده کامان تصفیہ عملہ اتنی کوردیگی ،زمان ضدالر بروندن ارياي اسباب ایله وسائط دہ اور نہ دن فالفار اور تودہ کی برده و حجاب ولقد قدم موكره، هر کس مانعنى كورور
و حقيقي والكني بيلير.
(تمه) مذکور آینده کی جملہ لرن آراسنده کی ارتباطك خلاصه سندن به دیکدر جناب همه، وقتا که او نارك كفرینی، استفها می افاده لیدن ( كيف) ایله روایتدی و خلفی در تعجبه دعوت ایتدی و اوندن موکره کان ( درت بیون انقلاب) ی کوشتنه در جمال ارایه عاده برهان كثيره وك وار لغنى اثبات ابتدى. واو انقلا بارك هر بریسی، چومه طور لره، وضع نداره و مرتبه كره شامل اولدیفی کبی، کند یارندن صوكره مكن انقلاباري حاضر لا يجي
بدر مقدمه اولدی .
برنجی انقلابه ، ( وَكُنتُه أَمْوَانًا ) جمله سيله اشارت ايديال مدر. يعني بر انسانك جسدين تشكيل ايدن ذره لرك عالم ذراتده كبير من اولديفى وضعية الردن حول وضعيتنه اشار تدركه ( فَأَحْيَاكُمْ ) جمله سيله اشارت ايدياس ايكنجي انقلا به مقدم اولور.
ش حقائق كونيه نك ان عجیبی اولان شو ایکنجی انقلاب ده چومه مرتب اره چومه طور اره شاملدر کر حول طوری و وضعیتی ( تويتكم تو تحيكم جمله سيله اشارت البديل او نجی انقلابم
مقدم اولور
بو انقلاب دخی يك چومه برزخی و حشری وضعیت اره شامل اولوب ، ال حول وضعيتي ( توليه ترجعون) جمله سیله ختام بولان در دنجی انقلا به حاضر لایکی و مقدمه اولور
ديمك بر ذي حياتك جدى، برنجی انقلابك برنجی وضعيتندن با شلام اوزره دائما تجدد ايدر تازه لنير. یعنی بر لب اسدن به قیافتندن چیقار، داها كوزل بر لباسه، بر قیافته کیرر. وهكذا، بویله جه سعادت ابديه مظهر اولو نجريه قدر دوام الدر. بناء على هذا، بر ذى حياتك شو متسلسل وضعية المدينة با قان بر آدم، ناصل اولورده انظاره جسارت ایده بیالیر؟
برزخى
YanıtlaSilBerzahi: Kabre dair
بِنَاءٌ عَلَى هُدًا
Binden ala haza: Bundan dolayı
برهان
Burhan: Delil
اسباب
Esbab: Sebebler
حَقَائِقِ كَوْنِيَهُ
Hakaik-i kevniye: Varlığa dair hakikatler
حشر
Haşir: Ölüleri dirilterek toplama
حجاب
Hicab: Perde
ختام
Hitâm: Bitme, son
خلاصه
Hulasa: Öz
انقلاب İnkılab: Dönüşme
استفهام
İstifham: Suál, soru
إظهار عِزَّتْ
Izhar-ı izzet: İzzetini gösterme
لباس Libas: Elbise
مالك
Malik: Sahib
مظهر
Mazhar: Nail olan
مَذْكُورٌ
Mezkûr: Bahsi geçen
مُقَدَّمَه
Mukaddeme: Öne alınan, takdim edilen
مُتَسَلِّيل
Müteselsil: Peş peşe
صانع
Sani: San'atla yaratan (Allah)
شامل
Şamil: İçine alan
تعجب
Taaccüb: Hayret etme
تصفيه
Tasfiye: Arındırma
تجدد
Teceddüd: Yenilenme
تينه
Tetimme: Tamamlayıcı
وَقْتَايه
Vakta ki: Ne vakit ki
وضع
Vaz: Koyma
وَسَائِطٌ
Vesait: Vasıtalar
ذي حَيَاتْ
Zihayat: Hayat sahibi
yaratmiştir. Hem de azhar-ı izzet için veshit ve esbabi vaz etmiştir. Hasir ve kıyamette käimåt tasfiye ameliyatını gördüğü zaman, zıdlar birbirinden ayrılır. Esbab ile vesait de ortadan kalkar.
YanıtlaSilOrtadaki perde ve hicab kalktıktan sonra, herkes Sani'ini görür ve hakiki málikini bilir.
Tetimme: Mezkûr åyetteki cümlelerin arasındaki irtibatın hulasasından bir zeyildir Cenab-ı Hakk, vakta ki onların küfrünü .
istifhamı ifade eden ile reddetti. Ve halkı da taaccübe da'vet etti. Ve ondan sonra gelen dört büyük inkılâbı gösteren dört cümle ile burhân getirerek varlığını isbat etti. Ve o inkı-labların her birisi, çok tavırlara, vaz'iyetlere ve mertebelere şamil olduğu gibi, kendilerinden sonra gelen inkılâbları hazırlayıcı birer mukaddeme oldu.
Birinci inkılâba و كنتُ آنوانا cümlesiyle işaret edilmiştir. Yani bir insanın cesedini teşkil eden zerrelerin âlem-i zerrâtta geçirmiş olduğu vaz'iyetlerden son vaz'iyetine işarettir ki, تاخيانة cümlesiyle işaret edilen ikinci inkılâba mukaddeme olur.
Hakäik-i kevniyenin en acibi olan şu ikinci in-kılåb da çok mertebelere çok tavırlara şamildir ki, son tavrı ve vaziyeti لة يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُة cümlesiyle işaret edilen üçüncü inkılâba mukaddeme olur.
Bu inkılâb dahi, pek çok berzahî ve haşri vaz'iyetlere şamil olup, en son vaziyeti ثُمَّ إِلَيْه ترجعون cümlesiyle hitâm bulan dördüncü inkılâba hazırlayıcı bir mukaddime olur.
Demek bir zîhayatın cesedi, birinci inkılâbın birinci vaz'iyetinden başlamak üzere dâimâ teceddüd eder, tazelenir. Yani bir libâstan, bir kıyafetten çıkar, daha güzel bir libâsa, bir kıyafete girer. Ve hâkezá, böylece Binaen alā hâzâ, bir zîhayatın şu müteselsil vaziyetlerine saadet-i ebediyeye mazhar oluncaya kadar devam eder. bakan bir adam, nasıl olur da inkâra cesaret edebilir?
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورا نوشف
قَالَ مَعَادُ الله أن تأخذ الا من وَجَدْنَا مناع عن انا إذا لظَالِمُونَ . فَلَمَّا اسْتَيْسُوا منه خلصوا قال كبيرهم ألم تَعْلَمُوا أَنَّ أَبَاكُمْ قَد احد عليه مَوْثِقًا مِنَ اللَّهِ وَمِنْ قَبْلُ مَا فَرَّطْتُمْ فِي يُوسُفَ فَلَن تَن الْأَرْضَ حَتَّى يَأْذَنَ لِي أَبِي أَوْ يَحْكُمُ اللَّهُ لِي وَهُوَ عَن الحاكمين ارْجِعُوا إِلَى أَبِيكُمْ فَقُولُوا يا ابنا ابْنَكَ سَرَقَ وَمَا شَهِدْنَا إِلَّا بِمَا عَلِمْنَا وَمَا كُنَّا الغَيب حافظينَ وَسُئَلِ الْقَرْيَةَ الَّتِي كُنَّا فِيهَا وَالْعِيرِ أَني أقْبَلْنَا فِيهَا وَإِنَّا لَصَادِقُونَ قَالَ بَلْ سُؤلَتُ لكم انْفُسُكُمْ أَمْرًا فَصَبْرٌ جَمِيلٌ عَسَى اللَّهُ أَنْ يَأْتِيَنِي بِهِمْ جميعاً إِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ وَتَوَلَّى عَنْهُمْ وَقَالَ يا أَسَفَى عَلَى يُوسُفَ وَابْيَضَّتُ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ لَهُوَ كَظِيمُ قَالُوا تَاللهِ تَفْتَوا تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتَّى تَكون حَرَضًا أَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِكِينَ قَالَ إِنَّمَا أَشْكُر بَنِى وَحُزْنِي إِلَى اللهِ وَأَعْلَمُ مِنَ اللهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ .
مانی
قَالَ إِنَّمَا أَشْكُوا بَغَى وَحُزْنَى إِلَى اللَّهِ وَأَعْلَمُ مِنَ اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ .
" Yakub da şöyle dedi: 'Ben acımı ve kederimi ancak Allah'a arz ediyorum ve ben sizin bilmediklerinizi Allah'tan gelen bilgiyle biliyorum.'99 (Yūsuf, 12/86)
Mushaf sayfa no: 244
Hafızlık sayfa no: 13. cüz/17. sayfa
"AH YUSUF'UMI"
BİLGİ:
Hz. Yûsuf, kurduğu planla Bünyamin'i kendi yanına alınca kardeşleri telaşa kapıldılar. "Yaşlı bir babalarının olduğunu ve oğlunun yokluğuna dayanamayacağını" söylediler. İçlerinden başka birinin alıkonulması için yalvardılar. Fakat nafilel Çaresizce bir kenara çekildiler, kara kara düşündüler. Geçmişte Yüsuf için bir bahane bulmuşlardı. Peki Bünyamin için ne uyduracaklardı? Memleketlerine döndüler. Ezilip büzülerek olan biteni anlattılar. Hz. Yakub onlara inanmadı. Yüreği iyice yanmıştı. Yūsufunu hatırlayıp ağlamaya başladı. Ağlamaktan gözleri artık görmez olmuştu. Bu ayet Hz. Yakub'un engin sabrını ve Allah'a teslimiyetini ortaya koymaktadır.
MESAJ:
1. Hâlimizi Rabbimize arz etmek en büyük tesellidir
2. Peygamberler farklı özelliklerle donatılmış seçkin kimselerdir.
KELİME DAĞARCIĞI: Bess: Acı, şiddetli keder.
244
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء الثالث عشر
يابي اذْهَبُوا فَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وأخيه ولا تايوا مِنْ رَوْجَ اللهُ إِنَّهُ لَا يَابْنَسُ مِنْ رَوْحِ اللَّهِ إِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ فَلَمَّا دَخَلُوا عَلَيْهِ قَالُوا يَا أَيُّهَا الْعَزِيرُ منا وَأَهْلَنَا الضُّرُّ وَجِئْنَا بِبِضَاعَةٍ مُزْجُيَةٍ فَأَوْفِ لَنا الكَيْلَ وَتَصَدَّقُ عَلَيْنَا إِنَّ اللَّهَ يَجْرِي الْمُتَصَدِّقِينَ .
قَالَ هَلْ عَلِمْتُمْ مَا فَعَلْتُمْ بِيُوسُفَ وَأَخِيهِ إِذْ أَنْتُمْ جَاهِلُونَ قَالُوا وَإِنَّكَ لَأَنْتَ يُوسُفُ قَالَ أَنَا يُوسُفُ وَهَذَا أَخِي قَدْ مَنَّ اللَّهُ عَلَيْنَا إِنَّهُ مَنْ يَتَّقِ وَيَصْبِرُ فَإِنَّ اللهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ قَالُوا تَاللهِ لَقَدْ أنزل اللهُ عَلَيْنَا وَإِنْ كُنَّا لَخَاطِئِينَ قَالَ لَا تَثْرِيبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ يَغْفِرُ اللهُ لَكُمْ وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ .
اذْهَبُوا بقميصي هُذَا فَالْقُوهُ عَلَى وَجْهِ أَبِي يَأْتِ بصِيراً وأتُونِي بِأَهْلِكُمْ أَجْمَعِينَ وَلَمَّا فَصَلَتِ العِيرُ قَالَ أَبُوهُمْ إِنِّي لَأَجِدُ رِيحَ يُوسُفَ لَوْلَا أَنْ تُفْلِدُونِ قَالُوا تَاللهِ إِنَّكَ لَفِي ضَلَالِكَ الْقَدِيمِ .
قَالَ لَا تَقْرِيبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ يَغْفِرُ اللَّهُ لَكُمْ وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ .
66 Yūsuf şöyle dedi: 'Bugün
yaptıklarınız yüzünüze vurulmayacak, Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir.'99
(Yūsuf, 12/92)
Mushaf sayfa no: 245
Hafızlık sayfa no: 13. cüz/16. sayfa
AFFETMENİN İZZETİ
BİLGİ: Hz. Yakub, Allah'tan ümidini kesmemişti. Hem ciğerpareleri Yûsuf'u ve Bün-yamin'i bulmaları hem de erzak almaları için oğullarını bir kez daha Mısır'a yolcu etti. Yûsuf'un huzuruna çıktılar. "Kıtlıktan dolayı zor duruma düştüklerini, ellerinde az bir para olduğunu söyleyerek boyun büküp merhamet dilediler. Hz. Yūsuf "Yūsuf ve kardeşine ne yaptınız?" diye sordu onlara. Bu soruyu sora-nın, ancak kendisini kuyuya attıkları "Yûsuf" olabileceğini anlayıp şaşkınlık ve mahcubiyet yaşadılar. Yaptıklarından pişman oldular. Allah'ın Yûsuf'a verdiği nimet ve üstünlüğe boyun eğdiler. Hz. Yûsuf ise kardeşlerine hesap sormak yerine ayette geçtiği gibi engin bir hoşgörüyle onları affetti. MESAJ:
1. Her yanlış yüze vurulmamalıdır.
2. Affetmek, kişinin yüceliğini gösterir. Güçlüyken affetmekse daha büyük bir erdemdir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Erhamü'r-rahimîn: Merhametlilerin en merhametlisi.
245-
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورة الولف
فلما أنْ جَاءَ البشير الفيه على وجهه فازلة تصيران الم أقل لكم إلى أعْلَمُ من الله ما لا تعلمون الله تا آبانَا اسْتَغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا إنا كنا خاطئين قال سم اَسْتَغْفِرُ لَكُمْ رَى إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ فلما دخلو عَلَى يُوسُفَ أَوَى إِلَيْهِ أَبَوَيْهِ وَقَالَ ادْخُلُوا مِصْرَ إِنْ شَاءَ أمِنينَ وَرَفَعَ أَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّدًا وَقَالَ يَا أَبَتِ هُذَا تَأْوِيلُ رُؤْيَايَ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَعَلَهَا رَبِّي حَلْ وَقَدْ أَحْسَنَ فِي إِذْ أَخْرَجَنِي مِنَ السِّجْنِ وَجَاءَ بِك مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ أَنْ نَزَعَ الشَّيْطَانُ بَيْنِي وَبَيْنَ اخْوَل إِنَّ رَبِّي لَطِيفٌ لِمَا يَشَاءُ إِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ . قَدْ أَتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِنْ تَأْوِيلِ الْأَحَادِيث فَاطِرَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ أَنْتَ وَلِي فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَالْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ ذلِكَ مِن أنباء الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ إِذْ أَجْمَعُوا أَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ وَمَا أَكْثَرُ النَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِنِينَ .
رَبِّ قَدْ أَتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِنْ تَأْوِيلِ الْأَحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ أَنْتَ وَلِيَ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَالْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ .
66 Rabbim, sen bana mülk verdin, sözlerin yorumunu öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim sensin.
Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni sâlihlerin arasına kat.99 (Yūsuf, 12/101)
وقا
Mushaf sayfa no: 246
Hafızlık sayfa no: 13. Cüz/15. Sayfa
SABRIN SONU SELAMET
BİLGİ:
Hz. Yûsuf, kardeşlerini kendisinden merakla haber bekleyen babalarına uğurladı. Gömleğini de hem yaşadığını göstermek hem de gözlerine şifa olmak üzere babasına gönderdi. Hz. Yakub, daha kervan gelmeden Yûsuf'un kokusunu aldı. Yūsuf yaşıyor ve üstelik onları Mısır'a davet ediyordu. Bir an evvel yola çıkıp hep birlikte Mısır'a geldiler. Hz. Yûsuf gözyaşları içinde anne babasını bağrına bastı. Büyük bir sevinçle şükrederek secdeye kapandılar. Böylece Hz. Yûsuf'un en başta gördüğü rüya gerçekleşmiş oluyordu. Yukarıdaki ayette, Hz. Yûsuf'un bu büyük nimet karşısındaki derin şükrü ve duası yer almaktadır.
MESAJ:
1. İnsan, başına gelen sıkıntılara sabretmeli ve hiçbir zaman ümitsizliğe ka-pılmamalıdır.
2. Her hâlimizde Rabbimize şükretmeliyiz.
3. En büyük duamız ve gayretimiz müslüman olarak ölebilmek olmalıdır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Mülk: Hükümranlık.
246
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء الثالث عشر
وَمَا تَسْلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرَانْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ . ولاين مِنْ آيَةٍ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا
وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ وَمَا يُؤْمِنُ أَكْثَرُهُمْ بِاللَّهِ إِلَّا وَهُمْ مُشْرِكُونَ أَفَأَمِنُوا أَنْ تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابٍ الله أَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ . قُلْ هذِهِ سَبِيلَ ادْعُوا إِلَى اللَّهِ عَلَى بَصِيرَةِ أَنَا وَمَنِ اتَّبَعَنِي وَسُبْحَانَ اللهِ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قبْلِكَ إِلَّا رِجَالًا نُوحَى إِلَيْهِمْ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى أَفَلَمْ يَسِيرُوا ي الْأَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَمَارُ الْآخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا أَفَلَا تَعْقِلُونَ حَتَّى إِذَا اسْتَيْسَ الرُّسُلُ وَظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا جَاءَهُمْ نَصْرُنَا فَتَى مَنْ نَشَاءُ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ .
لَقَدْ كَانَ فِي قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِأُولِي الْأَلْبَابِ مَا كَانَ حَدِيثًا يُفْتَرَى وَلَكِنْ تَصْدِيقَ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ كُلِّ شَيْ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ .
وَكَأَيِّنْ مِنْ آيَةٍ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ .
" Göklerde ve yerde, yanlarından geçtikleri nice ayetler/deliller vardır ki, onlara sırtlarını dönüp giderler.99 (Yūsuf, 12/105)
Mushaf sayfa no: 247
Hafızlık sayfa no: 13. Cüz/14. Sayfa
HER ŞEY ALLAH'IN VARLIĞINI HAYKIRIYOR!
BİLGİ:
İnsanoğlu bir şeyin kendi kendine var olamayacağını bilir. Çok önemli bir yapı gördüğünde bu yapıyı birinin yaptığını anlar, kimin yaptığını merak eder. İşte Yüce Allah, kâinatın yaratılışı konusunda bu merak duygusundan yoksun ve aklını kullanmayan insanları kınamaktadır. Halbuki yerde ve gökte olan her şey hål diliyle bize Allah'ın varlığını haykırmaktadır. Ancak inanmak isteme-yenler, Allah'ın yarattığı mahlûkat üzerinde düşünmek yerine inkârı tercih etmektedirler.
MESAJ:
1. İnanmak isteyen için dünyadaki her şey Allah'ın varlığına delildir.
2. Akıl nimetiyle donatılan insanın Allah'ın varlığını bilmesi için aklını kul-lanması yeterlidir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Avet: Bir şeyin varlığını gösteren işaret, açık alamet, delil, ibret, mucize. Mahlükat: Yaratılan her şey.
→247
HAFIZ: LAFZIN HAMILI MANANIN AMİLİ
YanıtlaSilبن
سورة الرقم
جاری سورة الرعد مكتبة وهي الات والتعول بها
د الله الرحمن البير
المرتلك أيات الكتاب والذي انزل اليك من زبال المحل من أكثر النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ اللهُ الَّذِي رَفَعَ السَّنوات بتر من تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالمنزل من لأَجَلٍ مُسَمًّى يُدَبِّرُ الْأَمْرَ يُفَصِّلُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُم بالدار توقِنُونَ وَهُوَ الَّذِي مَدَّ الْأَرْضَ وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِين والي وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ فِيهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ يُغْشِي اليل النهار في ذلك لآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ وَفِي الْأَرْضِ قِطَع متجانوران وَجَنَّاتُ مِنْ أَعْنَابٍ وَزَرْعُ وَنَجِيلُ صِنْوَانٌ وَغَيْرُ صِنوان بنار بمَاءٍ وَاحِدٍ وَنُفَضِلُ بَعْضَهَا عَلَى بَعْضٍ فِي الأكل إلى في اباد لآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ وَإِنْ تَعْجَبْ فَعَجَبُ قَوْلُهُمْ عن كل تُرَابًا وَإِنَّا لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ أُولَئِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا بربهم وأوليا الأغلال في أعْنَاقِهِمْ وَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِمُونَ )
وَإِنْ تَعْجَبْ فَعَجَبُ قَوْلُهُمْ وَإِذَا كُنَّا تُرَابًا وَإِنَّا لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ
" (Ey Peygamber!) Eğer şaşıyorsan asıl şaşılacak olan onların, "Biz toprak olunca yeniden mi yaratılacağız?" demeleridir. 99
(Ra'd, 13/5)
و استعجلوك
Mushaf sayfa no: 248
Hafızlık sayfa no: 13. Cüz/13. Sayfa
ÖLÜMDEN SONRA DİRİLİŞ
BİLGİ:
Allah Teâla'nın, aynı topraktan çıkmasına ve aynı suyla sulanmasına rağmen farklı tatlarda türlü meyveler ve sebzeler çıkarması hayret edilecek bir durum-dur. Fakat asıl hayret edilmesi gereken, inkârcıların, "Biz toprak olduktan sonra yeniden mi yaratılacağız" diye itiraz etmeleridir. Çünkü Allah nasıl ürünleri topraktan çıkarıyorsa öldükten sonra da insanları öylece diriltecektir. Aklını kullanan bir insanın buna inanmaması gerçekten şaşılacak bir durumdur.
MESAJ:
1. Käinattaki olaylara ibret nazarıyla bakan kişinin ölümden sonra dirilişi inkâr etmesi akıl işi değildir.
2. Tarihte yaşanmış olaylardan ibret almak, bizi yanlışlara düşmekten korur. 3. Asıl şaşılacak olan topraktan yaratılan insanın, topraktan yeniden yaratıl-masını inkâr etmesidir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Ba's: Ölümden sonra diriltme. canlandırma Halkun cedid: Yeniden yaratılış.
248
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilلَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُوا مَا بِأَنْفُسِهِمْ وَإِذَا أَرَادَ اللهُ بِقَوْمٍ سُوءًا فَلَا مَرَدَّ لَهُ وَمَا لَهُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَالٍ .
66 Kişinin önünde ve arkasında Allah'ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler vardır. Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah, herhangi bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir.
Onların Allah'tan başka yardımcıları da bulunmaz.99
(Ra'd, 13/11)
الجزء الثالث عشر
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ من قبلهم المثلات وإن ربك لذو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ على ظُلْمِهِمْ وَإِنَّ رَبَّكَ لَشَدِيدُ الْعِقَابِ وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِنْ رَبِّهِ إِنَّمَا أَنْتَ منْذِرُ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ اللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ أُنْثَى وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ وَكُلُّ شَيْ عِنْدَهُ بِمِقْدَارٍ عالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَبِيرُ الْمُتَعَالِ سَوَاءٌ مِنْكُمْ مَنْ أَسْرُ الْقَوْلَ وَمَنْ جَهَرَ بِهِ وَمَنْ هُوَ مُسْتَخْفِ بِالَّيْلِ وَسَارِبُ بِالنَّهَارِ لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يحفظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُوا مَا بِأَنْفُسِهِمْ وَإِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِقَوْمٍ سُوءًا فَلَا مَرَدَّ لَهُ وَمَا لَهُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَالٍ هُوَ الَّذِي يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنْشِئُ السَّحَابَ الرِّقَالَ وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بحَمْدِهِ وَالْمَلَئِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُصِيبُ بِهَا مَنْ يَشَاءُ وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِي اللَّهِ وَهُوَ شَدِيدُ الْمِحَالِ
Mushaf sayfa no: 249
Hafızlık sayfa no: 13. Cüz/12. Sayfa
YALNIZ DEĞİLİZ!
BİLGİ:
Yüce Allah, her insanın önünde, arkasında, sağında ve solunda görev yapan, onu bazı kötülüklerden koruyan ve amellerini yazan melekler tayin etmiştir. Dolayısıyla bizler tek başımıza kaldığımızda bile aslında yalnız değiliz. Kişinin sağ tarafında bulunan melek iyi amellerini, sol tarafında bulunan melek ise kötü amellerini yazmaktadır. Önünde ve arkasında bulunan melekler ise onu korumakla görevlidir. Kişinin eceli gelinceye kadar önünde ve arkasında bu-lunan melekler onu ölümden korur. Ne zaman ecel gelirse kişinin üzerindeki bu koruma kalkar.
MESAJ:
1. Yaptığımız ve -yapmamız gerektiği hâlde- yapmadığımız her şeyi yazan melekler vardır.
2. İnsan sorumlu bir varlık olarak ancak yaptıklarının karşılığını görecektir.
KELİME DAĞARCIĞI:
Muakkibât: Kulları. Allah'ın izniyle gece gündüz, daima koruyan melekler.
249
KAMULAŞTIRILAN TA
YanıtlaSilBöylece ittifakla beyliğin başına geçen Osman Gází, babasından ka-lan 4800 km² araziyi 16.000 km²'ye çıkarmıştır. İlk sikke, onun zamanın da bastırılmıştır.
Babası Ertuğrul Gâzi, hayatı boyunca hocası ve mürşidi Şeyh Ede-bali Hazretleri'ni kendine rehber edinmiş, O'nun mânevî terbiyesi ile ke-mâl sahibi bir aşiret reisi olmuştu. Bu sebeple oğlunun da O'nun terbiyesi altında yetişmesini çok arzu ediyordu. Osman Gâzî de sık sık Edebali Hazretleri'ni ziyaret ediyor, duâsını alıyordu.
Şeyh Edebali'nin evinde misafir kaldığı bir gece Osman Bey, rûhuna sükûnet veren, nefsinin çırpınışlarını dindiren sohbetin huzuru içinde he-yecan dolu anlar yaşamıştı. Bir rivâyette, kendisine yatması için gösteri-len odanın duvarında asılı bir Kur'ân-ı Kerîm olduğu için ayağını uzatma-yıp, kıvrılarak oturduğu yerde tatlı bir uykuya daldı. Rü'yâsında, Şeyh Ede-bali'nin göğsünden çıkan ve giderek hilâl şeklini alan Ay'ın, bir ucunun kendi göğsüne girdiğini ve kendisi ile Şeyh Edebali Hazretleri arasından çıkan bir fidanın çınar hâline geldiğini ve bu çınarın dallarının üç kıt'aya yayıldığını ve birçok milleti gölgesi altına aldığını gördü. Bu topraklarda haşmetli kule ve kubbeler üzerinde Ezân-ı Muhammedî okunuyor; bül-büller Kur'ân-ı Kerîm tilâvet ediyorlardı. Semânın görülebilen her yeri gül-şen olmuştu.
Osman Bey, rü'yâsında bu güzel manzaraları büyük bir hayranlıkla seyrederken, âniden bir ceylanın ortaya çıktığını gördü. Batıya doğru kaç-maya çalışan ceylana ok atmak üzere nişan alırken uyandı.
Abdest aldı. Müsâade alarak Edebali'nin huzûruna girdi. Rü'yâsını an-latmağa başladı. Anlattıkça şeyhin yüzünde tatlı tebessümler beliriyor, gözleri, nûrânî bir ışık ile parlıyordu. Zîrâ Edebali, kalb gözüyle bu rü'yā-nın sırrını çözmüştü. Osman Bey susunca, Şeyh, başını kaldırdı; gözleri-nin içine bakarak yumuşak, âhenkli sesi ile konuşmağa başladı:
"-Oğlum! Gâibi ancak Allâh bilir. Lakin gördüğün bu rü'yâda dolu do-lu hayır vardır. Cenâb-ı Hakk sana ve soyuna saltanat nasib edecektir. Dünya, oğullarının himâyesine girecektir. Benim zürriyetimden bir kız ile
22
evleneceksin. Bu izdivaçtan doğanlar, senin kuracağın ve giderek büyü-yecek olan büyük bir devletin başına geçeceklerdir. Bu devlet de Batı'ya doğru genişleyecektir..."
YanıtlaSilÂşıkpaşazâde, Edebali Hazretleri'nin Osman Gâzî'ye söylediği bu sözleri şöylece şiirleştirmiştir:
Hidâyet menzili nîmet senindir, Ezelî tâ ebed devlet senindir.
Duâlar, nesline erden senindir, Döşene sofralar dâvet senindir.. Neseb ve nesil ile bürhân senindir, Cihânda olan devrân senindir; Ki ins ü cinne hem fermân senindir...
Şeyh Edebali'nin tabir ettiği rü'yânın üzerinden uzun bir zaman geç-meden Osman Bey, Şeyh'in kızı Mal Hatun ile evlendi. Bu izdivaç, iktisa-dî kuvveti ve fütüvvet erbâbını Osman Gâzî'nin etrafına topladı. Altıyüz kü-sûr sene dünyayı hidâyet ve i'lâ-yı kelimetullâh (Allâh'ın dînini yüceltmek) cehdiyle nûrlandıracak nizâm-ı âlemi sağlayacak devletin, maddî temeli atılmış oldu.
Diğer taraftan zamanının bütün mânevî ricâli de, Osman Gâzî ve sü-lâlesinin liderliğinde ittifak ettiler. Husûsiyle Edebali Hazretleri, Hacı Bek-tâş-ı Velî ve Ahî Evrân, bunu çok arzu etmişler ve Cenâb-ı Hakk'a niyaz-da bulunmuşlardır.
Bu arzu ve niyazların sebebi, daha evvel verilen birtakım mânevî işâ-retlerdi. Nitekim Ahmed Cevdet Paşa'nın naklettiği vechile Muhyiddîn-i Arabî Hazretleri, Osmanlı Devleti kurulmadan yetmiş sene önce onun müjdesini vermişti. O, bunu ilm-i cifir ile Kur'ân-ı Kerîm'deki âyetlerden is-tinbât etmiş ve üstelik eserinin ismini henüz Osmanlı beyliği bile ortada yok iken "ed-Dâiratü'n-Nu'mâniyye fi'd-Devleti'l-Osmâniyye" (Osmanlı Devleti'nde Soy Dâiresi) koymuştur. Ayrıca bu eserde Osmanoğulları'ndan birinci halîfenin Yavuz Sultan Selîm Han olacağı v.s. birtakım hâdiseler de yer almaktadır.
İşte bu ve benzeri ulvî müjdelerle Osmanlı'nın açtığı bayrak, büyük
23
kudsiyet-i kudret
YanıtlaSil544
Kur'an
kudsiyet-i kudret قدسبت قدرت : )Allah'a cc.ait) kudretin kutsallığı, kusursuzluğu ve sonsuz mükemmelliği (izzet ve kudsiyet-i kudret: )Allah'a cc. ait) kudretin kutsallığı (kudsiyeti) yani kusursuzluğu, noksanlığı, sonsuz mü-kemmelliği ve izzeti yani sonsuz üstünlüğü ve karşı konulmazlığı
kudüd قدود : boylar, ölçümler, buutla, boyutlar
kudüm قدوم : ayak basma, gelme, geliş
kuduz 1 : قدرط.kudurmuş 2.kuduz hastalığı, kudurmuş hayvanın ısırması veya salyasıyla bulaşan öldürücü hastalık
Kudüs قدس : Filistin'de bulunan eski ve kut sal şehir, Hz. Süleyman'ın yaptırdığı kutsal måbedin (Mescid-i Aksa) bulunduğu eski peygamberler şehri, Käbe'den önce müslü-manların kıbleleri Mescid-i Aksa idi
Kudüsü şerif قدس شريف : mübarek Kudüs şehri
kulak قولاق : işitme organı
kulak vermek قولاق ويرمك : merak edip dinle-
mek, dinlemeye çalışmak
kulak vermemek قولاق وبرمه مك : merak edip dinlememek, dinlemeye çalışmamak
kulaklı tabaka فولافلی طبقه : kulağına gelenle ri düşünce süzgecinden geçirmeyen, bilgisi kıt;işittiklerini yalnız hoşuna gidip gitmeme sine göre değerlendiren, bilgisi işittiklerin den ibaret olan
kule قله : dar ve yüksek yapı
kulp 1 : قلب.halka şeklinde tutamak 2.(mec.) bahane, uydurma sebep
kulp takmak قلب طاقمق : )mec.) bahane bul mak, uydurma sebep bulmak
kulüb قلوب : kalpler, gönüller
kulûb-u mecruha قلوب مجروحه : yaralı kalp(ler(, yaralı gönül(ler)
kulüb-u münevvere 1 : قلوب منوره.nurlu aydın
lık) kalpler 2.(mec..) imanlı kalp sahipleri, kalpleri imanla aydınlanmış ve manevi ge çekleri görebilir derecelere ermiş evliya (er-miş kişiler)
kulub-u nuraniye 1 : قلوب نورانيه.nurlu aydın lık) kalpler 2.(mec.)imanlı kalp sahipleri, kalpleri imanla aydınlanmış ve manevi ger-çekleri görebilir derecelere ermiş evliya (er-miş kişiler)
kuluçka 1 : فلوچه.yumurtaya yatmış veya civ-civ çıkarmış tavuk veya kuş 2.civciv çıkarmak
için yumurtaya yatma
kulung قولنج : sırtın omuzlar arasındaki bölge sinde meydana gelen şiddetli ağrı
kulübe قلوبه : basit şekilde yapılmış küçük ev
kulüp فلوب : yalnız üye olanların girebildiği toplantı ve görüşme yeri
kumanda 1 : قومانده.emir, komuta 2.åmirlik, komutanlık 3.yön verme, yönlendirme, idare
etme
kumandan قوماندان : emir verme, sevk ve idare etme yetkisine ve gücüne sahip kimse, komu-tan
Kumandan-ı Akdes قوماندان اقدس : son derece kutsal komutan; en küçük bir kusuru bulun-mayan, sonsuz mükemmelliklere sahip kai-natın komutanı (Allah c.c.)
kumandan-ı a'zam قوماندان اعظم : bas komutan Kumandan-1 Ferd قوماندان فرد : esi ve benzeri
olmayan, bir ve tek olan kâinatın biricik ko-mutanı (Allah c.c.)
Kumandan-ı Rabbani قوماندان ربانی : Allah'ın (c.c.) görevlendirdiği komutan Hz. Muham-
med (a.s.m.)
kumandanlık قوماندانلك : komutanlık; emir ver me, sevk ve idare etme yetkisi ve gücü
kumar قمار : para veya mal karşılığı oynanan her türlü şans oyunu veya şansa bağlı kazanç işi (İslâm'da bu tür kazançlar haramdır)
kumarbaz قمارباز : kumarcı, kumar düşkünü,
kumar oynayamaya alışmış
kumarhane قمارخانه : kumar oynanan yer
kumaş قماش : makineyle yapılmış dokuma
kumaşı hikmet قماش حکمت : hikmet kumaşı, (mec.) hikmetle yapılmış eser, bir çok gayeler ve faydalar gözetilecek yaratılmış eser
kumistan قومستان : kumla kaplı ülke, yer, kum çölü
kumpanya قومپانیه : ticaret ortaklığı
kumru قومری : boz renkli, güvercin türü bir kuş
kundura قوندورا : ayakkabı
kupa 1 : قربا.kırılmaz malzemeden yapılmış genişçe bardak 2.bir kupa kadar
yerleşim yerleri kura قرى : karyeler, köyler ve kasabalar, küçük
kur'a قرعه : şansa bağlı seçim ve çekiliş
Kur'an قرآن : Allah (cc) tarafından vahiy yolu ile Hz. Muhammed'e (a.s.m.) gönderilmiş
Kur'an-ı azim
YanıtlaSilson kutsal kitap
Kur'an-ı azim قرآن عظیم : yüce Kur'an
Kur'an-ı azim ve kebir قرآن عظیم و کبیر : yuce ve büyük Kur'an (mec.), yüce ve büyük Kur'an gibi olan käinat
Kur'an-ı Arabi قرآن عربی : Arapça Kur'an
Kur'an-ı azamet قرآن عظمت : çok büyük Kur'an (mec.)kâinat
Kur'an-ı azim-i hakim قرآن عظیم حکیم : yüce ve hikmet kaynağı Kur'an
Kur'an-ı azim-i kainat قرآن عظیم کائنات : yüce Kur'an'ın bir başka şekli gibi olan büyük kai-nat
Kur'an-ı azim-ül beyan قرآن عظیم البيان : her şeyi açıklayan yüce Kur'an
Kur'an-ı azim-ül bürhan قرآن عظيم البرهان : Ilahi ve dini gerçeklerin ispatında en büyük delil(-bürhan) olan yüce Kur'an
Kur'an-ı Azimüşşan قرآن عظیم الشان :şanı yüce
Kur'an
Kur'an-ı bahir-ül bürhan قرآن باهر البرهان ger çeklerin ispatında apaçık delil olan Kur'an
Kur'an-ı cami قرآن جامع : bütün gerçekleri, üs-tünlükleri ve güzellikleri kendinde toplamış olan Kur'an
545
mec.) Kur'an'ın en büyük bir başka şekli gibi Kur'an-ı ekber قرآن اکبر: En büyük Kur'an)-olan kâinat
Kur'an-ı ekber-i âlem قرآن اكبر عالم : Kur'an'ın en büyük bir başka şekli gibi olan kâinat
Kur'an-ı ezher قرآن از هر : ay gibi parlak Kur'an, parlak hakikatleriyle karanlık dünyayı (akıl ve gönülleri) aydınlatan Kur'an
Kur'an-ı hakim قرآن حکیم : hikmet kaynağı Kur'an, her konuda en sağlam gerçeklerin kaynağı olan Kur'an
Kur'an-ı hakim-i muciz-ül beyan قرآن حکیم معجز البيان : hikmet kaynağı (hakîm) ve anlatma
tarzı mucizeli (mu'ciz-ül beyan) olan Kur'an; her konuda en sağlam gerçeklerin kaynağı ve mucize derecesinde anlatma üstünlüğüne sa-
hip olan Kur'an
Kur'an-ı hatib-i mu'ciz-beyan قرآن خطیب معجز بیان : anlatma tarzı mu'cizeli (mu'ciz beyan) ve son derece üstün ve güzel konuşmacı (hatib) olan Kur'an; mu'cize derecesinde anlatma üs-tünlüğüne sahip ve son derece güzel ve üstün anlatma tarzı ile sahip konuşan Kur'an
kurb-u huzur
Kur'an-ı hikmet قرآن حکمت baştan başa hik-met kaynağı olan Kur'an, her konuda en sağ-lam gerçeklerin kaynağı olan Kur'an
Kur'an-ı kebir قرآن كبير : büyük Kur'an, (mec.( büyük bir Kur'an gibi olan kâinat
Kur'an-ı kerim قرآن کريم : yüce Kur'an, değeri ve
şerefi yüksek olan Kur'an
Kur'an-ı mecid قرآن مجید:sance Kur'an
Kur'an-ı muciz قرآن معجز: mucize kitap olan
Kur'an
Kur'an-ı mu'ciz-beyan قرآن معجز بیان : mucize derecesinde anlatma tarzına ve üstünlüğüne sahip olan Kur'an
Kur'an-ı mu'ciz-ül beyan قرآن معجز البيان : mucize derecesinde anlatma tarzına ve üstünlüğüne
sahip olan Kur'an
Kur'an-ı mu'ciz-ül beyan-ı Azimüşşan قرآن معجز البيان عظيم الشان : mucize derecesinde anlatma üstünlüğüne sahip (mu'ciz-ül beyan) ve şanı yüce (azimüşşan) olan Kur'an
Kur'an-ı mübin قرآن مبین : gerçekleri apaçık an-
latan Kur'an
Kur'an-ı mürşid قرآن مرشد : doğru yolun rehberi (doğru yolu gösteren) ve uyarıcı olan Kur'an
Kur'an-ı Rabbani قرآن ربانی Rabbimizin eseri Kur'an; (mec.) Kur'an'daki mâna ve gerçekleri gözle görülür şekilde ve çok büyük ölçüler içinde gösteren, Rabbimizin eseri olan kâinat
Kur'an-ı Samedani قرآن صمدانی : Samed olan yani; hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, her şey her an kendisine muhtaç olan Allah'ın (c.c.) eseri olan Kur'an; (mec.) Kur'an'daki mâna ve ger-çekleri çok büyük ölçüde gözle görülür şekil-de gösteren, Samed olan Allah'ın (c.c.) eseri
olan kâinat
Kur'an-ı Sübhani قرآن سبحانی : sübhan olan yani; sonsuz mükemmelliklere sahip, her türlü ku-sur ve noksanlıklardan uzak (Sübhan) olan Allah'ın (c.c.) eseri
Kur'an-ı vâzıhul beyan قرآن واضح البيان : ifade tarzı apaçık olan Kur'an
Kur'an-il hakim قرآن الحكيم: hakim) Kuran-ı
Kur'anci قرآنجی : Kur'an'a bağlı
Kur'ani (y( قرآنی : Kur'an'a ait, Kur'an'daki
kurb قرب : yakınlık, yakınlık kazanmak
kurb-u huzur قرب حضور : her an Allah'ın (c.c.( gözetimi altında bulunma (huzur) bilinci (şu-
TARINTE BUGUN - 1807 - Kabakçı Mustafa isyanı.
YanıtlaSil1983 - Necip Fazıl Kısakürek'in vefatı.
MAYIS
25
PAZAR
27 1446 ZİLKA'DE
RUMI: 12 MAYIS 1441 HIZIR: 20
BIR AYET
De ki: Ona isyan edecek
olursam hiç kimse beni Allah'ın azabından kurtaramaz; Ondan başka sığınacak birisi de bulamam.
(Cin Suresi: 22)
BİR HADİS
En zorlu savaş, kadınların fitnesinden korunabilmektir.
(C. Sağîr, No: 611)
Fitne-i âhirzamanın mahiyeti bana göründü ki, o fitnenin en dehşetlisi ve cazibedarı, kadınların yüzsüz yüzünden çıkıyor. Gençlik Rehberi
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1918 - Bedüzzaman
Said Nursî Varşova, Berlin, Viyana üzerinden İstanbul'a geldi.
1953 - Mısır'ın
bağımsızlığına kavuşması.
HAZİRAN
18
PERŞEMBE
BİR AYET
Unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme!
Bakara Suresi: 286
3 1448
BİR HADİS
Allah'ın en hoşlanmadığı helâl, boşanmadır.
MUHARREM
RUMI: 5 HAZİRAN 1442 HIZIR: 44
Arının dimağını, mikrobun gözünü tanzim eden Zat, senin ef'âl ve a'mâlini mühmel, başıboş, hesapsız, kitapsız bırakmayarak İmâm-ı Mübînde yazar. Ona göre muhaseben olacaktır.
Mesnevî-i Nuriye
TARINTE BUGÜN 330 Konstantinopolis
YanıtlaSil(Istanbul), Roma Imparatorluğunun resmi başkenti oldu.
1949- İsrail, Birleşmiş Milletler örgütüne katıldı.
1978- Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Dr. Tahir Barçın vefat etti.
11 ÇARŞAMBA
O (Allah) her şeyi işitendir,
bilendir.
En'am Suresi: 13
WEDNESDAY
MAYIS MAY
BİR HADİS
Bilmeyene yazıklar olsun. Bildiği halde uygulamayana da yazıklar olsun.
İmanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risale-i Nur'dadır. Kastamonu Lahikası
HİCRÎ: 10 ŞEVVAL 1443 - RUMÎ: 28 NİSAN 1438
KASIM: 6 - GÜN: 131 KALAN: 234 - GÜN UZA.: 2 DK
مادة
Hindi Meam Yatsı
44
YanıtlaSilÖLÜM - KIYAMET - AHIRET
«Muhakkak ki ruh kabzedildiği (alındığı) vakit göz, onu arkasın. dan takip eders, buyurdu. O sırada ev halkından bazı kimseler feryadla ağladılar. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
«Kendi nefisleriniz üzerine hayırdan başka şey dua etmeyiniz. Çün-kü melekler söyleyeceğiniz sözlere âmin derler», buyurdu.
Sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
Ya Allah! Ebu Seleme'ye mağfiret et. Onun derecesini hidayete erdirilenlerin içinde yükselt. Onun arkasından ailesinin geride kalanları arasında ona halef ol (yani onun işini üzerine al). Ey âlemlerin Rabbi! Bizim ve onun günahlarımı mağfiret eyle. Kabrinde ona genişlik ihsau cyle ve kabrin içinde kendisini nurlandır, diye dua buyurdu (1).
Bundan dolayı âlimler ölüme hazır olmuş kimsenin yanında kendi-sine tevbe etmesi, kelime-i şehadetleri hatırlatması ve kendisi ile ar-kada bıraktığı kimseler için (hayır) dua ederek onların bu dua ile fay-dalanmaları için iyi kimselerin ve ilim sahiplerinin hazır olmalarını müs-
tehap saydılar. Münezzeh ve yüce olan Allah iyisini bilir.
ONBİRİNCİ BAB
ÖLÜNÜN GÖZLERİNİN KAPATILMASI SIRASINDA SÖYLENECEK SÖZ
İbni Mâce, Şeddad bin Evs'den (r.a.) rivayet ettiği hadiste Şeddad şöyle demiştir: Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurdu ki:
53 Ölenlerinizin yarında bulunduğunuz zaman (onların) gözle-rini kapatanız. Zira göz, ruhu, arkasından takip eder. Ve (ölünün yanın-da) hayır söz (yani dua kelimeleri) söyleyiniz. Çünkü ölen kimsenin ev halkının söylediği dualara melekler åmin derler» (2).
54 Hasan-ı Basri (r.a.) nin annesi şöyle demiştir:
Ben Ümmü Seleme (r.a.) nin yanında bulunduğum sırada onun ya-nına biri gelerek:
Filanca zat ölüm halindedir, dedi. Bunun üzerine Ümmü Seleme (r.a.) bir kadına hitaben:
Ölmekte olan zatın yanına git ve ona ölüm gelince:
Resullere (yani gelen melek elçilerine) selam olsun. Alemlerin Rabbı olan Allah'a da hamd olsun, deyiniz, dedi (3).
Tâbiinden olan Bekr bin Abdullah el-Müzeni şöyle derdi: «Ölünün gözünü kapattığınızda:
55 'Allah'ın ismiyle ve Resûlullah'ın milleti üzere kapatıyorum', deyiniz ve tesbih getiriniz (4). Orada hazır olan Süfyan (bunu işittik-ten) sonra:
(1) Ebu Davud: 3/191. (2) Ibni Mace: 1/468. (3) - Said bin Mansur Sü Mervezi Bekr nen-inde Ümmü'l-Hasen'den rivayet etmiştir. Şerhu's-Sudur. (4) bin Abdullah el-Müzeniden. Aynı eser. 17.
ÖLÜM ANINDA ŞEYTANIN HAZIR OLMASI
YanıtlaSil45
... Melelder Rablerine hamd ile tesbih ediyorlar» (1), meâlindeki Ayet-i kerimeyi okudu.
Tabiünden bazıları der ki: «Ben zahid bir kişi olan Ebu Meysere'den işittim. O şöyle derdi:
- Ben, Abid ve zâhid kişi olan muallim Ca'fer'in ölümü halinde iken gözünü kapattım. Sonra o ölünce kendisini rüyada gördüm ve ba-na. Bann ağır gelen şey, ölümümden önce gözümü kapatman olmuş-tur dedi.
Yüce ve münezzeh olan Allah iyisini bilir.
ONİKİNCİ BAB
ÖLÜM HALİNDE OLAN KİMSENİN YANINDA ŞEYTANIN HAZIR OLMASI VE İMANSIZ GİTMEKTEN KORKULMASI.
(BU HUSUSTA) ALLAH'DAN AFİYET İSTERİZ
Maliki mezhebinden olan Ebü'l-Hasan-ı Fasi'nin şöyle zikrettiği ri vayet olunmuştur:
Bir kul, ölüm halinde olduğu zaman, biri sağ tarafında, diğeri sol tarafında olmak üzere muhakkak yanında iki şeytan oturur. Sağ tara-fındaki şeytan babası suretinde olarak, Ey oğulcağızım! Muhakkak ki ben sana karşı çok merhametli ve seni çok sevmekteyim. Lakin ben dinlerin en hayırlısı olan Hıristiyan dini üzere öldüm, (binaenaleyh sen de Hıristiyan olarak öl) der. Sol tarafında oturan şeytan da anasının suretinde olarak, (Ey oğulcağızım) Şüphe yok ki, benim karnım se-nin için bir kap yani koruyucu, memelerim senin için bir saka (olup seni sulamıştı), kucağım da sana basıp oturacağın yer olmuştu. Fakat ben Yahudi dini üzere öldüm. Yahudilik ise dinlerin en hayırlısıdır. (Şu halde sen de Yahudi olarak ölmelisin) diye telkin eder».
Ebu Hamid -yani İmam Gazali bunun mânasını Keşfü Ulumi'l-Ahire kitabında zikrederek şöyle demiştir:
Ruh aşağıdan yukarı çıkarak boğazda beklediği sırada ona fitne-ler arzolunur. Şöyle ki: İblis, bilhassa bu haldeki insanın yanında yar-dımcılarını oturtup bu zatın aleyhine memur ederek kullanır. Şeytanın yardımcıları olan şeytanlar, kişinin yanına gelirler. Halbuki bu zat, o çok şiddetli ve akıllı insanların (bile) akıllarının sarsıldığı feci kor-ku halinde bulunur. Şeytanlar bu kimseye baba, ana, erkek kardeş kız kardeş, yakın akraba ve dostları gibi dünyada kendini sevip nasihat edenlerden ölmüş bulunan kimselerin suretine girer (ek) ona gözükür-ler ve kendisine:
Ey filanca sen ölüyorsun. Biz ise senin bu halini geçirmiş vazi-yetteyiz. Binaenaleyh sen (fırsatı kaçırma) Yahudi olarak öl. Çünkü Allah katında makbul olan din odur, diye şaşırtmak isterler. Eğer o kimse bu şeytanlara karşı dayatarak onlardan yüzünü çevirirse bu se-fer yanına başka bir şeytan güruhu gelir ve ona:
(1) Şûra: 5.
274
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Akşamla yatsıdan ibaret olan bu iki namaz, ancak, şu yerde belli vakitlerinden değiştirilmiştir. Sakın, halk, yatsı girmedikçe, Müzdelife'ye gelmeye çalışmasını
buyurdu (462).
Peygamberimizin Müzdelife'deki Konak Yeri:
Peygamberimiz, Müzdelife'dc, Kuzah dağı yaknında konaklamış-(463).
ti Kuzah, Müzdelife'de, İmam konak yerinin sağında, ötedenberi üze rinde ateş yakıla gelen ve Kureyşilerin Vakfe yeri olan bir dağ tepest-dir (464).
Peygamberimizin Müzdelife'de Vakfe Yapması ve Sabah Namazını
Erkence Kıldırması:
Peygamberimiz, fecir doğuncaya kadar Müzdelife'de yattı (465) Sabah namazını, bir ezan ve bir kametle (466), vaktinden ön
ce (467), alaca karanlıkta kıldırdı (468).
«Sabah namazının vakti (Şafağın sökmesine işaretle) şu saattir!>>> buyurdu (469).
Sonra, Kasva'ya binerek Meş'ar-1 Haram'a geldi (470). Kuzah da-ğının üzerinde (°) durdu. «İşte Kuzah! O, Vakfe yeridir (471).
Müzdelife'nin her yeri, Vakfe yeridir. buyurdu (472).
(462) Buhari-Sahih c, 2, 5, 179
(463) Vakıdi-Megazi c, 3, 5, 1106, Ezraki-Ahbaru Mekke c, 2, s, 191
(404) Yakut-Mucemülbüldan c. 4, 5, 341
(465) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, I, s, 75, 157, Müslim-Sahih e, 2, 5, 891, İbn-1 Mace-Sünen c, 2, s. 1026 (
466) Müslim-Sahih e, 2, 3, 891, Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 186, İbn-i Mace -Sünen c, 2, 3, 1026, Daremi-Sünen c, I, s. 377
467) Ahmed b. Hanbel Müsned c. I, 5, 426, Müslim-Sahih e, 2, 5, 938, Buhari-Sa-
( hih c. 2, s. 179, Ebû Davud-Sünen c, 2, 193, Nesal-Sünen c. 5, s. 262
( 468) Müslim-Sahih c, 2, 8, 938 (469) Buharl-Sahih c, 2, 8, 179
(470) Müslim-Sahih e, 2, 5, 891, Ebû Davud-Sünen c, 2, 5, 186, İbn-1 Mace-Sünen c. 2, 3, 1026, Dareml-Sünen c, I, s. 377
(*) Kuzah, Müzdelife'de, hacıların Kurban günü sabah namazından sonra üzerin-de durup düa ettikleri dağ olup Hârûn-ür-Reşid'in Halifeliği devrinde Müz-delife gecesinde mum, ondan önce de, odun yakılırdı,
Hârün'ür'Reşidden sonra, ışıkları uzaklardan görünecek kadar büyük çıralar, daha sonra da, küçük çıralar yakılırdı, (Nevevi-Tehzibül'esmâ c. 2, s. 110)
(471) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, I, s, 75, 81, Tirmizi-Sünen c, 3, s. 232 (472) Vakıdi-Megazi c. 3, 8, 1107, Ahmed b. Hanbel-Müsned e, I, s. 81, Tirmizi-Sünen c. 3, 8, 232, Nesal-Sünen c, 5, 8, 265
PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI
YanıtlaSilKıble'ye yöneldi (473).
Allaha hamd-ü senâ (474) ve dua etti (475) Tekbir getirdi. Tehlil ve Tevhid okudu.
275
Ortalık iyice aydınlanıncaya kadar Vakfe'den ayrılmadı (476). Lebbeyk Allâhümme lebbeyk..." diyerek Telbiye'ye devam et
ti (477).
المشعر الحرام (مزدلفة )
امير ميمن المدينة المنورة
Müzdelife'de Mey'arulharam'dan bir görüntü
Peygamberimizin Ümmeti Hakkındaki Duâsının Kabul Buyruluşu ve
Şeytanın Feryad Edişi:
Yüce Allah, Peygamberimizin Arafat'ta «Sen, istersen, uğradığı zulümden dolayı mazluma Cennet verip zalimi de, yarlığamağa kaadir-sin! diyerek yaptığı duasına o akşam icâbet buyurmamıştı. Peygamberimiz, ertesi günü Müzdelife sabahında bu husustaki du-
âsını tekrarladı.
(473) Müslim-Sahih e, 2, 3, 891, Ebû Davud-Sünen c, 2, 3, 186
(474) Ebû Davud-Sünen c, 2, 5, 186, İbn-i Mace-Sünen e, 2, s. 1026
(475) Müslim-Sahih c, 2, 5, 891
( 476) Müslim-Sahih c. 2, s, 891, Ebû Davud-Sünen e, 2, s. 186, İbn-i Mace-Sünen
c. 2, s. 1026, Daremi-Sünen c, I, s. 377
(477) Nesai-Sünen c. 5, 8, 265
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilSahife
O'nu Tanımak
3
Önsöz
5
Hak ve Hak Dâvasında Sebat
7
Şecâat ve Cesâreti
16
Ahde Vefâ (sözünde durma)
25
Zühd ve Kanâatleri
33
Tevazû ve Müsâmahası
43
İbadet Şekli ve Kulluğu
52
Affı ve Bağışlaması
62
Merhamet ve İyiliği
71
Siyaset ve İdaredeki Üstün Başarısı
92
Askerlik Açısından Bedir
114
Vicdan Hürriyeti İçin Mücadelesi
119
Siyasetinden Örnekler
128
Dâvetinin Tesiri
136
Hattâb Oğlu Ömer (r.a.)
144
Hayreddin Karaman'ın çevirdiği diğer eserler (*)
1 Yolların Ayrılış Noktasında İSLÂM (M. Esed)
4 TL
2 İmam-ı Rabbani ve İSLÂM (Ebul-ala el Mevdûdî)
5
(*) Bu eserleri Yağmur Yayınevi'nden temin edebilirsiniz.
BÜYÜKLER BÜYÜĞÜ
YanıtlaSilRASÛL-İ EKREM'in
Örnek Ahlâkı
Ve Kahramanlığı
Bu kitap, M.E.B.'nın 7 Mart 1969 tarih ve 611-3. 04052 sayılı kararı ile İmam-Hatip Okullarının Siyer ve Ahlâk dersleri için, yar-dımcı ders kitabı olarak kabul edilmiştir.
Mevlâna ve Mesnevi Gözüyle
YanıtlaSilPEYGAMBER EFENDİMİZ
İÇİNDEKİLER
Sahife
MUHAMMED İKBAL'DEN BİR KIT'A
MEVLANA'DAN BİR KIT'A
3
4
5
MEVLANA'DAN BİR KIT'A
ÖN SÖZ
2
PEYGAMBER EFENDİMİZİN VÜCUT ŞEKLİ
9
EFENDİMİZİN HAYA SIFATI
13
15
EFENDİMİZİN TEVAZUU
EFENDİMİZİN İBADET VE ALLAH KORKUSU
18
EFENDİMİZİN KEREM VE SEHAVETİ
21
EFENDİMİZİN ŞECAATI
24
EFENDİMİZİN HİLİM VE MÜSAMAHASI
26
EFENDİMİZİN ADALETİ VE EMANETE RİAYETİ
29
EFENDİMİZİN VEKAR VE SÜKÜNETİ
31
EFENDİMİZİN NEZAFETİ VE GÜZEL KOKUSU
35
EFENDİMİZİ SEVMEK
37
201
MEVLANA VE MESNEVÍ GÖZÜYLE
YanıtlaSilPEYGAMBER EFENDİMİZ
Yazan:
Konya Müftisi TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ
Ahmed Said Matbaası
İstanbul 1970
سورة الفر (۲۸)
YanıtlaSilالشالات الوفيات
شهدی مذکور آمده كى حمام الرك هينانين بحث الدهماني
(نجی) حمله ) ( كيف تكفرون بالله ) بو جمله ايام باسيلان استفهام. او فرارك ذهناء في الوزيري قرار الدار باید قاری کوتولگی، فبالفہ صور تركى بالذات تفاوتا نى لورسونار با انصاف wb (تکفرون) ده کی خطاب، جناب معك شدت غضنه اشار ندر جوناه غائبدن خطاب با سلان التفات با شدت حدته وباكثرت محبته اشار ندر. ( تكفرون) به بدل ( لا تؤمنون ) نك ذكر ان بامر مسمى. او نارك شدت عناد لرن اثار تدر. جونكه اونای مضافتی دلائل الله ثابت ولان عالى ترك.
و بطلانی به هانا له ثابت اولانه کفری قبول ایتدیلی.
ونه اخوان) بو جمله ده کی (و) و او حالیه در. یعنى ما بعد ينك ما قبلنه حال اولد يفنه دلالت ايدر. ديمك ( كُنتُمْ أَمْوَانًا) (تَكْفُرُونَ ) نك فاعلنه مالدر. حالك، ذو الحالك عاملي ايله برابر اولادی شر طور ما بو که بوداده درت جماله وار در بوندار در ایکسی ماضی، ایکسی مستقبل اولد قاری ذو الحالك عاملى اولان ( تَكْفُرُونَ ) ایله زمانجه مقارن دگلدرلی. بناء عليه ( و ) ك ماليتي بر مقدره النارندر. تقدير كلام : ( وَتَعْلَمُونَ أَنَّكُمْ كُنتُمْ أَمْوَانًا) بو اعتبار له، ( تَكْفُرُونَ ) نك فاعلنه ( تعلمون ) جمله ی حال اولور اوتر کی جملہ لر (آن) یہ خبر اولورلی
[ سؤال ؟ ] اونار برنجی تولوم ایله بر حیاتی بیای بر سر ده، الهدن اولد قلريني بالمنزلي، انظار ايدولى. ايا نجي حيات ايله اللهم رجوعي ذاتاً انهار ايد ولى.
الجواب ) جهای از الهايده جان دليلهم ظاهر این او جهله جهل دينيامه مى، بالاغتك قاعده لرندن برید. بونا با برنج موت ایله برنج جهان اطور و حواله یا پیلانه دقت، صانعی اقرار و تصدیقه اینماگه اجبار ايدر. وعينه زمانده او لكى حيرات و مماتك اللهدن اولد يغني سلمك ايكنجي بر حياتك اولا جفنه ده ذهنی اقناع واجدا راید. حال بویله ای که جاهل تلقى اينديون او لا فری عالمار جمله منه
داخلد رلی
(کشتند ) ده کی خط بدید، او بارك عالم ذرانده دخی بر نوع وجو داری و تعیناری اولدیفی تلاشی لیور که اگر اویله اولماز، او رات، تصادف ایله راست کلمه معین جسماری تشکیل ایده مزلی
انوال
YanıtlaSilAhval: Haller
عامل
Amil: İşi yapan, etki eden
بطلان
Butlan: Batıl olma
جمل
Cehil: Bilmeme
دلايل
Delail: Deliller
دلالت
Delalet: Delil olma
آواز
Etvar: Tavırlar
خير
Haber: Cümle başındaki ismin ardından gelen ve onu tanımlayan bölüm
الخباز
İcbar: Zorlama
إفراز
İkrar: Dil ile söyleme
إزالة
İzle: Gidenne
كثرت محبت
Kesret-i muhabbet: Çokça sevme
مابعد
Mabad: Sonraki
ماقبل
Makabl: Ondeki, geçmiş
متان
Memat: Olüm
مقدر
Mukadder: Zikredilmedi-ği halde sözün gelişinden anlaşılan
مقارن
Mukarin: Yakın olan
رجوع
Rica: Geri dönme
ثابت
Sabit: Varlığı kesin olan
شِدَّتِ غَضَبْ
Şiddet-i gazab: Şiddetli kızgınlık
شِدَّتِ حِدَّتْ
Şiddet-i hiddet: Şiddetli öfke
تعين
Taayyün: Belli olma
تقدير كلام
Takdir-i kelâm: Zikredilme-diği halde sözün gelişinden anlaşılan ma'na
واو حالية
Var- haliye: Cümle içinde "halde" ma'nası veren vav harfi
ذو الحال
Zülhal: Cümledeki "hål" bildiren ma'nanın sahibi
233, 28
YanıtlaSilSimdi mezkúr dyetteki cümlelerin hey'etlerinden bahsedeceğiz
Birinci Cümle كيف تكفرون بالله Bu cumle ile yapılan istifhâm, o kafirlerin zihinlerini, gözlerim yaptıkları kötülüğe, fenålığa çevirtır ki, bizzát sekävetlerini görsünler. Belki insafa gelip ikrar ederler 'deki hitab. Cenab-ı Hakk'in siddet-i gazabına işarettir. Çünkı gäibden hitaba yapılan iltifat, ya siddet-i hiddete veya kesret-i muhabbete işarettir كفرون bedel 'nin zikredilmemesi, onların siddet-i inadlarına isarettir. Çünki onlar, hakkaniyeti delail ile sabit olan imam terk: ve butlam burhanlarla sabit olan küfrü kabul ettiler.
Bu cümledeki (1) vây-ı hâliyedir. Yani måba'dinin måkabline hål olduğuna delâlet eder. Demek )تكفُرُونَ) (كلة أمواتاً( 'nin failine håldir. Hålin, zülhälin åmili ile beraber olması şarttır. Halbuki burada dört cümle vardır. Bunlardan ikisi mázi, ikisi müstakbel olduklarından, zülhalin amili olan تكفرون ile zamanca mukärin değildirler. Binâenaleyh (3)'ın håliyeti, bir mukaddere işarettir. Takdir-i kelâm: nin تكفرون Bu itibarla و تَعْلَمُونَ أَنَّكُمْ كلتُه أَمْوَانا failine تَعْلَمُوة cümlesi hål olur. Öteki cümleler ()'ye haber olurlar.
Suâl: Onlar, birinci ölüm ile bir hayatı bilirlerse de, Allah'dan olduklarını bilmezler, inkâr ederler. İkinci hayat ile Allah'a rücûu zaten inkâr ederler?
Elcevab: Cehli izåle edecek deliller záhir iken o cehle cehil denilmemesi, belägatin kaidelerinden biridir. Buna binâen, birinci mevt ile birinci hayatın etvår ve ahväline yapılan dikkat, Sâni'i ikrår ve tasdik etmeye icbår eder. Ve aynı zamanda evvelki hayat ve memåtın Allah'dan olduğunu bilmek, ikinci bir hayatın olacağına da zihni iknå' ve icbår eder. Hål böyle iken, câhil telakki ettiğin o kâfirler, âlimler cümlesine dâhildirler.
'deki hitâbdan, onların âlem-i zerrätta dahi bir nevi' vücûdları ve taayyünleri olduğu anlaşılıyor ki. Eğer öyle olmazsa, o zerrát, tesadüf ile rast gele muayyen cisimleri teşkil edemezler.
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilشورا الله
له دعوة الحق والدين يدعون من دونه لا ينتحيونات إلا كتابط كفيه إلى الماء لتبلغ قاء وما هو بنامه الكافرين إلا في ضَلالٍ وَالله يَسْجُدُ مَن في الموجة لمونا وكرها وَظِلَالُهُمْ بِالْعُدْوَ وَالْآصَالِ قُل من اسالي وَالْأَرْضِ قُلِ اللَّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاء لا يسي الأنفُسِهِمْ نَفْعًا وَلَا ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْأَغْنى والنهي أمْ هَلْ تَسْتَوى الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُوا لله شركاء على كَخَلْقِهِ فَتَشَابَة الخَلْقَ عَلَيْهِمْ قُلِ الله خَالِقُ كُل شَيْءٍ وَهُوَ الوان الْقَهَّارُ انْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَسَالَتْ أودية بقدرها فاخر السَّيْل زَبَنا رَابِيا وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِي النَّارِ البقاء جلية أَوْ مَتَاعِ زَبَدُ مِثْلُهُ كَذلِكَ يَضْرِبُ اللهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِل فأما الريد فَيَذْهَبُ جُفَاء وَأَمَّا مَا يَنْفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُتُ فِي الْأَرْضِ كليك يَضْرِبُ اللهُ الْأَمْثَالَ لِلَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمُ الْحُسْى والمين لَمْ يَسْتَجِيبُوا لَهُ لَوْ أَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لا فتو به أُولئِكَ لَهُمْ سُوءُ الْحِسَابِ وَمَأْوَيهُمْ جَهَنَّمَ وَبِئْسَ الْبَهَادُ
لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ لَا يَسْتَجِيبُونَ لَهُمْ بِشَيْ إِلَّا كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ إِلَى الْمَاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِهُ وَمَا دُعَاءُ الْكَافِرِينَ إِلَّا فِي ضَلَالٍ .
66 El açıp yalvarmaya layık olan ancak O'dur. O'nun dışında el açıp dua ettikleri, onların isteklerini hiçbir şeyle karşılamazlar. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Halbuki (suyu ağzına götürmedikçe) su onun ağzına girecek değildir. Kafirlerin duası hep boşa gider.99
(Ra'd, 13/14)
الفستق
Mushaf sayfa no: 250
Hafızlık sayfa no: 13. Cüz/11. Sayfa
SADECE O'NA YALVARIRIZ.
BİLGİ
İnsanoğlu fıtratı itibariyle daima bir yaratıcının varlığına inanma ihtiyacında olmuştur. Ayet-i kerime, hak dine inanmayanların batıl tanrılara inanıp onlardan yardım istemesini çok veciz bir şekilde tasvir etmiştir: Su almak için uzaktan avuçlarını suya uzatan kimsenin ağzına su kendiliğinden gelip onun ihtiyacına cevap vermeyeceği gibi, batıl tanrılara sığınıp onlardan yardım isteyenlerin istek ve dileklerine de hiçbir şekilde cevap verilmeyecektir.
MESAJ:
1. "Ancak sana kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz." (Fatiha, 1/5) 2. Mutlak manada her istediğimizi Allah'tan istememiz, tevhidin ruhuna en uygun davranıştır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Dua: İnsanın bütün benliğiyle Allah'a yönelerek maddi ve manevi isteklerini O'na arz etmesi.
Dalâl/Dalâlet: Hidayetin zıddı, doğru yoldan sapmak.
250
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالجزء الثالث عشر
الَّذِينَ آمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللَّهُ أَلَا بِذِكْرِ اللَّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ .
"Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükünete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.99
(Ra'd, 13/28)
المَن يَعْلَمُ أَنَّمَا أنزل إليك من رنك الحلى من هو أغنى الما بتذكر أولوا الألباب الذين يوفون بعهد الله ولا يلفظون الميثاق وَالَّذِينَ يَصِلُّونَ ما أمر الله به أن يوصل ويخشون له ويخافون سوء الحساب والَّذِينَ صَبَرُوا ابْتِغَاء وَجْهِ ربِّهم وأَقَامُوا الصَّلوةَ وَأَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَهُ وَيَدْرُونَ بالحسنة السيئة أُولَئِكَ لَهُمْ عُقْبَى النَّارِ جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ آبَائِهِمْ وَأَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَالْمَلَئِكَ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِمْ مِنْ كُلِّ بَابٍ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى النَّارِ وَالَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ أُولَئِكَ لهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ النَّارِ اللَّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ ويَقْدِرُ وفَرِحُوا بالحيوة الدُّنْيا وَمَا الحيوة الدُّنْيا في الأخرة إلَّا مَتَاعُ وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِنْ رَبِّهِ قُلْ إِنَّ اللَّهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدَى إِلَيْهِ مَنْ أَتَابَ الَّذِينَ آمَنُوا وَتَطْمَئِنُ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللَّهُ إِلَّا بِذِكْرِ اللهِ تَطْمَئِنُ الْقُلُوبُ .
Mushaf sayfa no: 251
Hafızlık sayfa no: 13. Cüz/10. Sayfa
GÖNÜLLERİN İLACI: ZİKRULLAH
BİLGİ Allah'a inanarak O'nu zikreden ve O'nun indirdiği Kur'an'ı okuyan kimselerin kalpleri yatışır, huzur bulur. Bu, Allah'ın mümin kullarına dünyadaki belki de en güzel hediyesidir. Zira hayatın meşakkatleriyle bunalan mümin, hemen Allah'ı zikrederek, Kur'an okuyarak, namaz kılarak huzur bulur. Aynı şekilde Allah'ın ayetlerini okuyan mümin kulun kalbi, şüpheden, tereddütten kurtulur.
MESAJ
1. Allah'ı zikrederek onun yardımını ve gücünü devamlı yanımızda hissederiz. 2. İnanmayanların gönülleri Allah'ı anmaktan gafil olduğu için asla huzura eremez.
KELİME DAĞARCIĞI:
Zikr. Allah'ı anmak ve hatırlamak, onu unutmamak, Allah kelimesini ve tekbir, tehlil, tesbih, tahmid cümlelerini söylemek; Kur'an'ın bir ismi.
251
evliyâullâhın manevi kanatlarının gölgesinde yükseldi. Moğolların binbir zulümle dolu kasıp kavuran istilâsı neticesinde bunalan Anadolu'nun mü min insanı, Allah dostu olan gönül insanlarının kanatları altına koşarak hu-zura erdi; canlandı ve dirildi. Aksi halde bütün bir Anadolu, mânevî kimliği-ni yitirmek tehlikesi ile karşı karşıya gelmişti. Çünkü puta tapıcı bir kavim olan Moğollar'ın, İslâm'ın en kuvvetli ordularını yene yene batıya ilerleyi-şi, Anadolu halkını, elemli, kederli, hatta ümidsiz kılmıştı. Öyle ki, büyük bir bıkkınlıkla yavaş yavaş özünden kopma emâreleri başgöstermiş ve Moğol adetleri, gelenekleri ve yaşayışları moda haline gelmeye başlamıştı. İşte Osmanlı, bu elîm vaziyete Edebali silsilesi ile gönül gönüle vererek "dur" diyebilmiş ve o âna kadar vâkî mağlûbiyetlerin hakdan inhirâfın bir neticesi veya imtihan olduğunun tecrübe ve idrāki içinde olmuştur. Teb'asına, Ce-nâb-ı Hakk'ın te'yîdine mazhar olan mü'minlerin, tekrar mansûr ve muzaf-fer olacağını îlân ve telkin etmiştir.
YanıtlaSilOsmanlı'nın Anadolu beylikleri arasındaki faydasız boş çekişmelere karışmayıp batıya doğru fetih rûhuyle ilerleyip cihâd üzre olması, bu îlân ve telkîndeki samîmiyeti sergilediğinden Osman Gâzî'nin etrafında sarsıl-maz bir tevhîd hâlesi oluşturdu. İ'lâ-yı kelimetullâh gâyesinin kendisi için İslâm'ın bir emri olduğu şuûrunda olan herkes, O'nun açtığı mukaddes bayrağın altına koştu. O sıralarda Moğol istîlâsı ile dağılmış bulunan Sel-çuklu'nun ulemâ ve ümerâsı da Osman Gâzî'nin yanına gelmiş ve kendi-sine bey'at etmişlerdir. Bunda son Selçuklu sultanının Osman Gâzî'ye olan teveccühü de, rol oynamıştır. O, Osman Gâzî'ye:
"-Oğul Osman Gâzî! Sende seâdet nişanları çoktur. Sana ve nesline âlemde mukâbil yoktur. Benim duâm, Allah'ın inâyeti, Hazret-i Peygam-ber-sallallahü aleyhi ve sellem-'in mûcizâtı ve evliyânın himmeti seninle-dir." iltifatını yapmış ve i'lâ-yı kelimetullah yolundaki muvaffakıyet ve gay-retleri dolayısıyla O'na tuğ, alem, kılıç ve bir de fermân göndermişti.
Bunun içindir ki, Osman Gâzî, Selçuklular'a, onlar tamamen târih sah-nesinden çekilene kadar bağlı kalmış ve hukûken bizzat Selçuklu sultanı tarafından müstakil hâle getirilmesine rağmen böyle bir hareket içine gir-memiştir. Bütün bunlar da göstermektedir ki, Osmanlı, Selçuklu devletinin vâris-i tablisi olmuştur.
Osman Gâzî devrinin dikkat çeken en mühim husûsu, O'nun, devletin temelini mânevî ve kalıcı esaslar üzerine kurmuş olmasıdır. O'nun çevre-
24
sinde Edebali Hazretleri, Şeyh Mahmûd, Dursun Fakih, Kasım Karahi-sári, Şeyh Muhlis Karamâni, Äsık Paşa, Elvan Çelebi gibi ilim, îmân ve ehemmiyeti vardı ki. Osman Gâzî'nin beyliği, Karacahisar fethinden sonra idan sahibi has kimseler mevcûddu. Devlet yapısında måneviyatın o kadar Dursun Fakih'in cum'a namazındaki hutbesiyle tasdik olunmuştu.
YanıtlaSilSilsile-i Nakşibendiyye'den Häce Arif Rivgerî -kuddise sirruh- ve Ha-ce Mahmud İncir Fagnevi -kuddise sirruh: Seyh Sâdeddin Cibavi -kud-dise sirruh-, Bahâüddin Veled -kuddise sirruh-, Şeyh Edebali -kuddise sirruh- ve emsålleri, Osman Gâzî zamanında yaşayan, dünyaya ışık tu-tan gönül sultanlarıdır.
Birçok rivâyete göre Edebali Hazretleri, "evlâd-ı rasûl"dendir. Os-manoğulları, anne tarafından böyle bir şeref ve şana da nail olmuşlardır. Böylece silsile ile anne tarafından Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sel-lem-'e vâsıl olmuşlardır.
Ertuğrul Gâzî, Allâh dostlarına ihtimâm husûsunda oğlu Osman Gâ-zi'ye ve O'nun şahsında bütün haleflerinin rûhlarına yön verecek olan şu kıymetli vasiyette bulunmuştur:
"Bak Oğul!
Beni incit, Şeyh Edebali'yi incitme! O, bizim aşîretimizin mâne-viyat güneşidir. Terâzîsi dirhem şaşmaz!
Bana karşı gel, O'na karşı gelme! Bana karşı gelirsen üzülür, in-cinirim; O'na karşı gelirsen gözlerim sana bakmaz olur, baksa da gör-mez olur!
Sözümüz Edebali için değil, senceğiz içindir! Bu dediklerimi va-siyetim say!.."
Edebali Hazretleri, çok hareketli bir genç olan Osman Gâzî'yi terbiye ve tasarrufu altına almış, O'na mârifetullâhın (Allah'ı tanıyabilmenin) zevki-ni tattırmış, O'nu; güzel ahlâk, diğergâmlık, ağırbaşlılık ve olgunluğa ka-vuşturmuştur. Böylece O'nu cihan-şümûl bir devletin başkanlığına hazır-lamıştır.
25
kurb-u huzur-u İlähi
YanıtlaSil546
kutb-ül arifin
uru) ile erişilen Allah'ın(c.c.) mânevi yakınlığı
kurb-u huzuru lahiقرب حضور الهى heran Al-lah'ın (c.c.) gözetimi altında bulunma (huzur) bilinci (şuuru) ile erişilen Allah'ın (c.c.) må nevi yakınlığı
kurb-u huzur-u Sübhani قرب حضور سبحانی : (c.c.) her an gözetimi altında bulunma(hu-bhan (her türlü kusurdan uzak) olan Allah'ın zur) bilinci (şuuru) ile erişilen Allah'ın (c.c.) månevi yakınlığı
kurb-u şahane قرب شاهانه : )kainatın sahibi) sultanın Allah'ın(c.c.) gözetimi ve manevi yakınlığı
kurban 1 : قربان.Allah'ın (c.c.) yakınlığını ka zanma vesilesi 2.Allah (c.c.) rızasını kazan-mak ve etleri usulüne göre dağıtmak üzere kesilen hayvan (koyun, keçi, sığır, deve)
kurbiyet 1 : قربت.yakınlık 2.yakınlık kazanma
kurbiyet-i ilahiye قربيت إليه : Allah'ın (c.c.) mâ-nevi yakınlığı, Allah'ın (c.c.) herkese ve her-şeye son derece yakın olması
kurbiyet-i mâneviye قربیت معنويه : )kulun erişe bildiği) Allah'a (c.c.) månevi yakınlık derecesi
kurbiyet-i mekân قربيت مكان : mekan yakınlığı, bulunan yer bakımından yakınlık
kurbiyet-i zaman قربیت زمان : zamanca yakınlık kurbiyetçe فربینجه : manevi yakınlıkça
Kureyş قريش : İslam'dan önce Mekke'nin yöne timini elinde tutan, peygamberimiz Hz. Mu-hammed'in (a.s.m.) de mensup olduğu soylu Arap kabilesi
Kureyşî قریشی : Kureyş'li, Kureyş kabilesinden olan
Kurûn 1 : قرون.asırlar 2.devirler, çağlar
kurun-u salife قرون سالفه : geçmiş asırlar yüz yıllar), devirler
kurûn-u uhra قرون اخرى : son çağlar, son devir ler (Yeni Çağ ve Yakın Çağ)
kurûn-u üla قرون اولی : İlk Çağ, ilk yüzyıllar
kurûn-u ûlâ ve vüsta قرون اولی و وسطی : ilk ve orta çağlar
dönemleri urin-vista قرون وسطی : Orta Cag Orta Çağ
kurûn-u vüstä ve üla قرون وسطی و اولی : Orta ve İlk Çağlar
para kuruş غروش : bir liranın yüzde biri değerindeki
kuruşluk غروشلك : kuruş değerinde
kus eksiklik. noksanlık 2 hata, ka bahat, yanlışlık, yanılma, suç 3.kasırlar, köşk ler, saraylar
kusûr-u daime قصور دائمه : )cennette) ebedi, ka Sülıcı köşkler, saraylar
gökteki köşkler;mec. (yıldızlar, gezegenler kusûr-u semavive صور سماويةoksarayları vb. gök cisimleri)
kusur-u zihni قصور ذهنی : akıl ve anlama nok sanlığı
kusurat 1 : قصورات.kusurlar, eksiklikler, nok sanlıklar 2.hatalar, yanlışlıklar, kabahatler, suçlar
kusurkår قصور کار : kusurlu, hatalı
kusurkarane قصور کارانه : hatalı tarzda
kusvason, en son
küse کوشه : köşe
küşe-i kabr (kabir( کوشه قبر : mezardaki köşe, mezar
gida, besin 2.yiyecek ve içecek
kutu kulüb قوت قلوب : kalplerin gidası (besini(
kadar kutu layemut 1 : قوت لایموت.olmeyecek az gıda (besin) 2.ölmeyecek kadar az
kutb (kutub( 1 : قطب.belli bir zamanda yaşa-yan evliyaların (ermişlerin) büyüğü 2.tarikat noktası 4.bir şeyin temeli, dayanağı, merkez önderi 3.dünyanın en kuzey veya en güney veya topluluğun önderi noktası, en başta gelen esası 5.bir toplum
mel) 2.evliyanın en büyüğü, belli bir dönem kutb-u azam 1 : قطب اعظم.en büyük esas (te-deki evliyanın en büyüğü; büyük veli (ermiş zât)
kutb-u azim قطب عظیم : büyük kutub, bir dö-kişi( nemdeki evliyanın büyüğü, büyük veli (ermiş
kutb-u Geylani, Rüfat Sazeli قطب کیلانی رفاعی شاذلى : Geylani, Rüfaî ve Şazeli tarikatındaki evliyanın büyükleri
kutb-u iman )1( قطب ایمانی : imanın büyük ve başta gelen esası, temeli
kutb-u irşad, merci-il has ve amm قطب ارشاد مرجع الخاص والعام : irsad sahasında kutup, özel ve toplum hayatında her kesin başvurduğu din büyüğü, ermiş kişi
kutb-ül arifin قطب العارفين : ariflerin kutbu; şe riat, tarikat ve tasavvuf yolunda en ince ve
547
YanıtlaSilkuvve i dafia
ilgilere sahip olan evliyanın büyüga ande geleni
قطرirsad sahasında ku dogru yola davet ve manevi tehlikeleri parma yolunda onder ve basta ge bayagi, ermis kisi
Rabbani قطب ربانی Rabbimizin veli (er ng) derecesine eriştirdiklerinin en büyüğü, en deride olam
buth small قطب شمالي kuzey kutbu
blet قطببت : )evliyalık derecelerinden) ku rublak, ermislikte onderlik belli bir dönemde papayan evliyaya onder ve büyük olma makamı
daire çapı, dairenin merkezinden vip cemberin iki tarafındaki noktaya ula jan doğru parçası
utub قطب : )bk. kutb(
قطر : )bk. kutr
bood قعود : )namazda) oturma durumu, otur ma hali
uva (kuva( قرى : )ps) 1.güç(ler), kuvvet(ler( 2.yetenek(ler), kabiliyet(ler), melekeler 3.his-ler, duygular 4 psikolojik güç, yetenek veya duygu ile ilgili organlar veya merkezler
kuva beseriye قواى بشريه : insanın guçleri, duygu ve yetenekleri
kuva-yı cismaniye ve nefsiye قوای جسمانیه و نفسیه beden ve nefse (zorlayıcı isteklere) ait kuv-vetler, duygular ve yetenekler
kuva-yi hafiza 1 : قوای حافظه.)insanda hafıza gücü ve yeteneği, bilgileri akılda tutma güç ve yeteneği(bellek gücü) 2.(canlı veya cansız varlıklarda) yaratılıştan verilmiş bilgileri sak-lama ve koruma güç ve yeteneği
kuva-yı insaniye قوای انسانیه : )psk.) insanın güçleri, duygu, ve yetenekleri
Kuva-y Milliye قوای ملیه : Birinci Dünya Sava-sinda ülkemizi işgal eden düşmanlara karşı kurtuluş savaşını başlatan ve yürüten (yani milletçe oluşturulmuş) teşkilat (örgüt) ve ona bağlı silahlı güçler
kuva-yı sariye قوای ساریه : )fi) akım güçleri; çok büyük hızla akan, yayılan ve bir yerden diğerine geçen kuvvetler (çekim ve itme gücü, elektrik, ışık, manyetik, kimyevi (kim-yasal) vb. kuvvetler.)
kuva-yı umumiye قوای عمومی : )fi) madde dünyasında ve kâinatta ortaya çıkan genel ve yaygın kuvvetler. (bk. kuvve-yı sariye) (psk.)
47
YanıtlaSilkuvve-i dafia
kuvve 1 : قوه.kuvvet, güç 2.(psk.) kabiliyet, yetenek 3.(psk.) his, duygu 4.(biy. ve psk.) güç, yetenek veya duygu ile ilgili organ veya merkez
kuvve-i akliye قوة عقليه : akıl gücü, zeka gücü, düşünme yeteneği
kuvve-i akliye-i melekiye قوة عقلية ملكيه : düşün me ve kazanılan bilgileri kullanabilme gücü ve yeteneği
kuvve-i akliye ve fikriye قوة عقلية فكرية : akıl ve düşünme gücü ve yeteneği
kuvve-i an-il-merkeziye قوة عن المركزية : )fiz.( merkezkaç kuvveti; bir merkez (bir eksen) et-rafında ve dönen cismi merkezden dışa doğru iten kuvvet, merkezden dışa yayılan kuvvet
kuvve-i bâsıra قوة باصره : görme duyusu (duy-gusu)
kuvve-i bedeniye قوه بدنه : beden gücü
kuvve-i behimiye قوه بهیمیه : hayvanlardaki gibi olan cinsel zevk duygusu ve gücü
kuvve-i belagat قره بلاغت belagat gücü ve ye-teneği; konu ve dinleyicilerin durumuna uy-gun, etkileyici, doğru ve güzel söz söyleme gücü ve yeteneği
kuvve-i beşeriye قوه بشريه : insan gücü ve ye-teneği
kuvve-i cazibe قوة جاذبه : çekim güc (mec.( sevgi, ilgi, maddî veya manevi fayda, güzel-lik, iyilik, ilim gibi sebeplere bağlı başkasını kendine çekme gücü ve kuvveti 2.(fiz.) (her cisimde var olan) cisimlerin birbirini çekme gücü ve kuvveti(bu güç, cisimlerin kütleleri ile doğru, aralarındaki uzaklıkla ters oran-tılıdır. F=çekim kuvveti, m-bir cismin küt-lesi;m'=başka bir cismin kütlesi, d=uzaklık ise; çekim gücü F=m. m': d. d olarak gösteri-lebilir. Uzaya fırlatılan bir cismi iten kuvvet yer çekiminden büyükse, fırlatılan cisim geri dönmez, uzayda aynı yönde hareketine de-vam eder. İki kuvvetin eşitlendiği noktada da yani, cismi fırlatan kuvvetle cisme etki eden yerçekimi kuvvetinin eşit olduğu noktada, cisim dengede kalır ve Dünya'nın çevresinde dönmeye başlar.)
kuvve-i dafia 1 : قوة دافعه.)sk) zararlı görünen veya istenmeyen şeylere karşı uyanan savun-ma, mücadele etme ve onlara karşı koyma duygusu ve gücü 2.(fiz.)farklı elektrik veya elektro manyetik yüklü cisimlerde bulunan birbirini itme gücü ve kuvveti
K
TARINTE BUGÜN
YanıtlaSil-1909-Bediüzzaman'ın
31 Mart Hadisesi sebebiyle yargılandığı Divan-ı Harp mahkemesinden beraet edip tahliye edildiği haberi Tanin gazetesinde yer aldı.
2008 - Risalelerde adı geçen, Bediüzzaman'ın "manevî yeğenim" diye hitap ettiği Bedriye Eskicuma vefat etti.
MAYIS
24
CUMARTESİ
26 1446
ZİLKA'DE
RUMI: 11 MAYIS 1441 HIZIR: 19
BİR AYET
İşte Rablerinin
gösterdiği yolda yürüyenler onlardır, kurtuluşa erecek olanlar da yalnızca onlardır.
(Bakara: 5)
BİR HADİS
Karşından iki kadın birlikte geldiğinde aralarından geçme. Ya sağdan veya soldan geç.
(Beyhaki)
İlmin izzetini muhafaza etmek, beni [harama] baktırmıyor.
Emirdağ Lahikası
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 325 - İznik Konsülü toplantısı.
1097 - Haçlı Seferlerinin ilki sırasında İznik, Selçuklu Türkleri tarafından alındı.
1788 - Büyük âlim Şems-i Bitlis'in vefatı.
HAZİRAN
19
CUMA
BİR AYET
Allah'ın va'di haktır. O üstün ve güçlü olandır hüküm ve hikmet sahibidir.
Lokman Suresi: 9
BİR HADİS
Arabın Aceme, kırmızının siyaha üstünlüğü yoktur!
4 1448 MUHARREM
RUMI: 6 HAZİRAN 1442 HIZIR: 45
İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder.
Mesnevî-i Nûriye
İmsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
İmsak Güneş
Öğle
İkindi
Akşam Yatsı
19 Beyan Kuranin ucten birisi haşre ve ahirete bakar, her davay Vesselâmın nübüvvetine şehadet eden bütün mucizeleri ve umum cetleri, ahiretin vücuduna dahi delâlet ettikleri gibi, Muhammed Aleyh bina eder. Öyle ise, Kur'an'ın hakkaniyetini ispat eden bütün mucizeleri V m delall-i hissalatü ayi ona
YanıtlaSilTARINTE BUGÜN
-1799- Osmanlı ordusu, Akka'da Napolyon Bonapart'in komutasındaki Fransız ordusunu yenilgiye uğrattı.
1868 - Bugünkü adı Danıştay, olan Şura-yı Devlet kuruldu.
1876 - Osmanlı
Devleti'nde, basına sansür uygulaması başlatıldı.
10
SALI
TUESDAY
MAYIS
MAY
BIR AYET Allah esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.
Yunus Suresi: 25
BİR HADİS
Birbirinizi övmekten sakının. Çünkü o kişiyi manen boğazlamaktır.
Büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o İmandan hissesi olmadığına delildir.
Mektubat
wiiспе 1443 Mi. 27 MISAN 1428
KASIM 5. GÜN 130 KALAN-235-GÜN UZA-2 DK
6
YanıtlaSil-
ÖLÜM KIYAMET - ÂHIRET
Sen Hıristiyan olarak öl. Çünkü hıristiyanlık Mesih (İsa'n) in dinidir. Onunla Allah Tuâln Musa'nın dinini nesh etmiştir, diycrek her milletin (küfr) itikadını ona zikrederler.
Elhâsıl Allah Taalanır şu, «Ey Rabbimiz ölümden önce (dünyada) uzun zaman bize hidayet verdikten sonra ölüm zamanında kalblerimizi kaydumas (1) diye buyurduğu sözü gereğince hak ve doğru yoldan ayırmak istediği kimseyi şaşırtarak (hak dinden) ayırır.
Allah Taala kulunu hayır yolda, hidayette sabit kılmayı istediği zaman o kulun yanına Cebrail ile birlikte rahmet melekleri gelirler de yanından şeytanları kovuverirler ve hastanın yüzünü de mesh ederek Üzüntüyü giderirler. İşte o sırada şüphesiz ki Aziz ve Celil olan Allah
tarafından hastaya gelen müjdeden dolayı o kimse gülümser (2).. Rivayet olundu ki, Cebrail (aleyhisselam o sırada) ona:
Ey falanca! Beni tanıyor musun? Ben Cebrail'im. Bunlar da şey. (İbrahim)
tanlardan sehift düşmanlarındır. Sen dosdoğru millet ve Halil (den intikal eden Muhammed) şeriatı üzere öldün (ölüyorsun), sözden daha diye müjde eder. İşte (o sırada) insan için hiçbir şey o sevgili, ondan daha sevindirici olamaz. Bu da yüce Allah'ın:
Onlar iman edip takvaya ermiş olanlardır. Dünya hayatında da, âhirette de onlar için müjde (ler) vardır (3), kavl-i şerifiyle,
«Ey Rabbimiz... Bize kendi canibinden bir rahmet ver. Şüphesiz bağışı en çok olan Sen'sin, Sen» (4), sözüdür. Bu müjdeden sonra ge-
lecekteki şekil üzere onun ruhunu alıp götürürler.
Imam Ahmed'in oğlu Abdullah şöyle demiştir: «(Babam) Imam Ahmed'in vefatı zamanı geldiğinde o bayılıyordu. Benim elimde ise çe-nelerini bağlamak için bir bez parçası vardı. Sonra babam ayılınca:
Hayır, defol, defol, diye bağırdı. Ve bunu, tekrar tekrar söyledi. Ben de ona:
bam da: Ey babacığım, sen bu söz ile neyi kastettin? diye sordum. Ba-
Şeytan karşımda dikilip bana karşı parmak uçlarını ısırarak: «Ya Ahmed diye bana fitne veriyordu. Ben de ona ölünceye kadar «Hayır, defol deyerek kovdum, dedi.
Imam Ebu Ca'fer-i Kurtubî (r.a.) öiüm zamanı kendisine «LA ILAHE ILLALLAH» de diye telkinde bulundular. Ebu yakınlaştığında Ca'fer de «Hayır diyordu. Nihayet ayıldığında kendisine bu sözü ha-tırlattılar. O da Sağ ve sol tarafımda olmak üzere yanıma iki şeytan geldi. Onlardan birisi «Sen Yahudi olarak öl. Çünkü o, dinlerin en ha-yırlısıdır diyor, öbürü de «Sen Hıristiyan olarak öl. Zira hıristiyanlık dinlerin hayırlısıdır» diyordu. Ben de onlara «Hayır, hayır. Bunu bana siz söylüyorsunuz», derdim. Ve ben bunu kendi elimle (İmam) Tirmizi
(1). Al-i Imran: 8. (2) Fussilet sûresindeki 30-31 no.lu ayet-i kerimeler ge-reğince... (3) Yūnus: 63-64. (4) Al-i Imran: a
770
YanıtlaSilÖLÜM ANINDA ŞEYTANIN HAZIR OLMASI
sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: yazmıştım ki, Peygamber
56 «Herhangi birinize ölümünden önce muhakkak şeytan gelir ve ona, «Sen Yahudi olarak öl, Son Hıristiyan olarak öl», derler» diye buyurmuştur. İşte benim hayır diye cevap verişim şeytanlaraydı. Size cevap değildi.
47
Imam Kurtubi, «Bu cevabın benzeri çok kere iyi ameller yapan in-sanlar hakkında da varit olmuştur. Fakat onlardan birinin «Hayır» diye red sözü ile cevabı şeytana olur, (yoksa) kendisine şehadet (keli-melerin)i telin eden kimseye karşı değildir, demiştir.
Mücahid (r.a.) şöyle dedi: «Herhangi bir mümin ölürken muhak-kak ona, beraber oturmakta olduğu meclis arkadaşları, eğer o arkadaş-lar oyun-eğlence ahalisi iseler oyun halkı olarak, eğer onlar zikr halkı iseler zikr ahalisi olarak kendisine arz olunurlar».
Rebî ibni Sedre der ki: «Ben Şam'da bir zatın ölümünde hazır olduın da ona Ey filanca «LA ILAHE ILLALLAH -Allah'tan başka hiçbir hak ilah yoktur-de, diye hatırlatıldı. O da cevaben, İç ve bana (su) içir, dedi. Ehvâz memleketinden olan diğer bir kimseye «LA ILAHE ILLALLAH de, denildi. Bunun üzerine o kimse On, onbir, oniki de-meye başladı. Bu zat kalem halkından ve daire kâtiplerinden olup ken-disine (o sırada) hesap etmek ve tartmak işi galip gelmişti>
Hikâye olundu ki: Bir kimsenin üzerinde haraç vergisi borcu olup onu pazartesi günü ile perşembe günü verirdi. Nihayet ölüm zamanı gelince kendisine «Ey falanca LA ILAHE ILLALLAH de, dediler. O da, pazartesi, perşembe de (meye başla) dı. Ve ölünceve kadar bu söz-leri söylemeye devam etti.
Basra'da olan başka bir kimseye Ey filanca LA ÎLAHE İLLAL-LAH de, denildi. O da:
Ya Rabbi! Bir gün soyunulacak hamama giden yol nerede?, diye söyleyip, sormuştu demeye başladı.
O zat şu kimse idi ki, kendisinden bir kadın hamamı göstermesini istemişti. Fakat bu zat o kadını evine götürerek ona hayran olup âşık olmuştu. İşte bundan dolayı o kadının aşkı kendisine çok tesir ettiği için zavallı, ölümü zamanında bu beyti söylemiştir.
Imam Ebu Muhammed Abdü'l-Hakk, «Akaben» adındaki kitabında zikretti ki bu kelâm hakkında uzun bir kıssa vardır. Fakat özeti şöyledir:
Bir kimse evinin karşısında duruyordu. Evinin kapısı ise süslen-miş olarak hamam kapısına benziyordu. Derken, güzel ve cemal sahibi bir kadın yanına vardı ve:
Soyunulacak hamama giden yol nerededir, diye sordu. Punun üzerine o zat kadına kendi evini göstererek:
276
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Biraz sonra, Peygamberimiz gülümsedi (478).
Eshabdan bazıları (470), yâni Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer (480) Ya Resülallah! Babam, anam Sana fedâ olsun! Sen, bu saatte, şura-la hiç gülmezdin. Seni güldüren, nedir? Allah, Seni hep güldürsün!
dediler (481).
Feygamberimiz Yüce Allah, iyi olanlarınızı yarığadı.
İyilerinizin , iyi olmayanlar hakkındaki şefaatını kabul buyurdu.
Înen İlahi rahmet, onları da, içine aldı. Sonra, yer yüzüne dağıldı. Tevbe edip dilini ve elini günahdan koruyan ve sakınan herkesin üze rine düştü.
Şeytan'la askerleri ise, Arafat dağlarının üzerinde, Allah, onlara bakalım ne yapacak? diye gözlüyorlardı (482). Yüce Allahın, benim duamı kabul buyurduğunu ve ümmetimi yar-
lığadığını öğrenince, Şeytan, başına toprak saçtı (483). (Biz, zaten, uzun zamandanberi, onlar hakkında korkup duru-
yorduk. Nihayet, rahmet ve mağfiret gelip onları bürüdül (484) Eyvah!
Mahvolduk!) diye çığlıklar kopardılar (485). Dağıldılar (486).
Onun yaptığı feryada güldüm (487).
Şeytan'ın, Bedir günü dışında hiç bir gün, Arefe gününde olduğu kadar, Allâhın rahmetini indirip büyük günahlardan geçtiğini görün-ce, zelil, hayrdan uzak, hor ve hakir, öfkeli bir duruma düştüğü görül-
memiştir. buyurdu.
Şeytan, Bedir günü, ne görmüştü?» diye soruldu.
görmüştülə buyurdu (488).
Peygamberimiz Cebrail'in, çarpışmak için Melekleri sıraladığını
( (479) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 4, s. 15
478) Ahmed b. Hanbel-Mümed c. 4, 8, 14-15, İbn-i Mace-Sünen c, 2, 3, 1002
(480) İbn-i Mace-Sünen c, 2, s. 1002
(481) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 4, 5, 15, İbn-i Mace-Sünen c, 2, 5, 1002 (482) Abdurrezzak-Musannef c, 5, 5, 17, Teberani'den naklen Heysemi-Mecmauz-
zevaid e, 3, 8, 256, 257, Ebülfida-Sire c, 4, 5, 352
( 483) Ahmed b. Hanbel-Müsmed c. 4, 4, 15, İbn-i Mace-Sünen c, 2, 3, 1002 (484) Abdurrezzak-Musannef c, 5, 5, 17, Taberani'den naklen vald e, 3, s. 257, Ebiülfida-Sire c. 4, s. 352 Heysemi-Mecmauz-
(485) Abdurrezzak-Musannef c, 5, 5, 17, Ahmed b. Hanbel-Müsmed c, 4, 3, 15, İbn-i Mace-Sünen e, 2, s. 1002 Taberani'den naklen Haysemi-Mecmauzzevald c, 3, , 257, Ehülfida-Siro e, 4, 5, 352
(486) vald c. 3, 8, 257, Ebülfida-Sire c. 4, s. 352 Abdulrezzak-Musannef c, 5, s. 17, Taberani'den naklen Heysemi-Mecmauzze-
( 487) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, 8, 15, İbn-1 Mace-Sünen c, 2, 8, 1007 (488) Malik-Muvatta e, I, 1, 422, Abdurrezzak-Musannef c. 5, s. 17-18
PEYGAMBERİMİZİN VEDA HACCI
YanıtlaSilPeygamberimizin Hace Hakkındaki Tebliği:
277
Urve b. Mudarris'üt'Tâi, halkın, Peygamberimizle birlikte yaptığı Arafat Vakfesine yetişememiş, Arafat'a, ancak, Peygamberimiz ve halk. Müzdelife'de bulunduğu sırada, geceleyin varabilmiş, orada Vakfesini yaptıktan sonra Müzdelife'ye dönmüştü (489).
Urve b. Mudarris der ki «Resûlullah Aleyhisselâmı, Müzdelife'de Vakfe yaptığı sırada gördüm.
(Kim, şu namazımızı, şurada bizimle birlikte kılar ve bundan ön-
ce de, Arafat'ta geceleyin veya gündüzün Vakfe yapmış bulunursa, o, haccını tamamlamıştır.
Müzdelife'den dönüş yapılıncaya kadar hac Amiri ile halka yetişe-bilen kişi, hacca yetişmiştir.
Hac Amiri ile halka, burada yetişemeyen kişi ise, hacca yetişmiş ol-maz!) buyurdu (490).
dim
Namaza çıktığı sırada 491, Resûlullah Aleyhisselâmın yanına var-
(Ya Resûlallah! Ben, Tayyi'in iki dağından geliyorum. Hayvanımı da, kendimi de, yormuş bulunuyorum.
Vallahi, üzerinde Vakfe'ye durmadığım bir tepe bırakmadım.
Benim için hac olmuşmudur?) dedim (492).
Resûlullah Aleyhisselâm (Müzdelife'de sabahleyin (493), şu namaz-da bizimle birlikte bulunan (494), sabah namazını, burada bizimle bir-likte kılan (495), şu namazda bize yetişen (496), şu Vakfe yerinde (497), bizimle birlikte Vakfe ve bizimle birlikte dönüş yapan (498), bundan önce de (499), Arafat'a gidip (500) geceleyin veya gündüzün (501)
(469) Ahmed b. Hanbel-Müsned e, 4, 5, 15
(490) Nesal-Sünen c. 5, s. 263
(491) Tirmizi-Sünen c. 3, s. 238
( 492) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 15, Ebû Davud-Sünen c. 2, 8, 196, Tirmizi-Sünen c. 3, s. 238, İbn-i Mace-Sünen c, 2, 5, 1004, Nesal-Sünen c. 5, s. 263 (403
) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 15 (494) Ahmed b. Hanbel-Musned c, 4, 5, 15, Tirmizi-Sünen c. 3, s. 238, Daremi-Sü-
nen e I, s. 387
(495) İbn-i Sa'd-Tabakat c, 2, s. 179, Nesal-Sünen c. 5, 5, 264
(496) Ebû Davud-Sünen c. 2, s. 197
( 497) Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 2, s. 261, Nesaî-Sünen e, 5, s. 260
(498) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, s. 15, Tirmizi-Sünen c, 3, 5, 239, Nesai-Sünen
c. 5, s. 264
(499) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 2, s, 179, Ahmed b. Hanbel-Müsned c, 4, s. 15, Eba Davud-Sünen c. 2, s, 197, Tirmizi-Sünen c. 3, s, 239, Daremi-Sünen c, I, s. 387, Nesai-Sünen c, 5, s. 264
Sünen c, I, 3, 387, Nesal-Sünen c. 5, в. 264
(500) Ahmed b. Hanbel-Müsned c. 4, 261, Ebû Davud-Sünen c. 2, 8, 197, Daremi-