YUMUŞAK GÜÇ

Yorumlar

  1. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

    ELHAMDÜLİLLAH

    ALLAHUEKBER

    SUBHANALLAH

    ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED

    ESTAGFİRULLAH

    SALLAAHUALEYHİVESELLEM

    BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ

    GİBİDİR

    ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR

    HADİS İ ŞERİF

    YanıtlaSil

    yuksel4 Şubat 2026 23:14
    Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)

    YanıtlaSil

    yuksel4 Şubat 2026 23:10
    Bir Hazinenin Anahtarı

    RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI

    FİHRİST VE İNDEKSİ

    İSMAİL MUTLU

    İKİNCİ BASKI

    YanıtlaSil

    yuksel6 Mart 2026 18:57
    -1929-Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.

    1939-Almanya'nın Polonya'ya saldırması Üzerine, II. Dunya Savaşı başlamış oldu.

    1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.

    EYLUL

    01

    PAZARTESİ

    9 1447 R.EVVEL

    RUMI: 19 AĞUSTOS 1441

    HIZIR: 119

    tevekkül ettim

    Hud Suresi: 56

    BİR HADİS

    Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.

    Taberani

    İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülāsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ekberde

    bulunacaktır. Lem'alar

    YanıtlaSil

    yuksel17 Mart 2026 07:59
    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
    MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN GİZLİ VASİYETİ ACİKLANABİLSEYDİ TURKİYE DE Kİ TARİH DEGİSEBİLİRDİ

    YanıtlaSil

    yuksel19 Mart 2026 04:40
    YUMUŞAK GÜÇ Joseph S. Nye, Jr.

    Amerikan hükümetlerinde etkin görevler almış olan ünlü siyaset bilimci Joseph Nye, "yumuşak güç kavramını ilk kez 1980'lerin sonlarında kullanmıştır. Günümüzde tüm dünyada siyasî liderler, köşe yazarları ve akademisyenler tarafından sık sık ama çoğunlukla yanlış biçimde-kullanılmaktadır. Peki, yumuşak güç nedir? Yumuşak güç cezbetme ve ikna etme kabiliyetine dayalıdır. Zorlama kabiliyeti olan sert güç bir ülkenin askerî ve iktisadi gücünden kaynaklanırken yumuşak güç ülkenin kültürünün, siyasî fikirlerinin ve politikalarının cezbediciliğinden kaynaklanır.

    Sert güç, devletlerin bağımsızlıklarını şiddete meyilli devlet dışı gruplardan da- korumaya çalıştığı bir dünyada elzemdir. Sert güç, Bush yönetiminin yeni ulusal güvenlik stratejisini oluşturmuştur. Nye'a göre ise başkana tavsiyelerde bulunan neo-muhafazakarlar çok yanlış bir hesaplama yapmışlardır: Diğer devletleri ABD'nin istediklerini yaptırmaya zorlamak için askerî güce çok fazla odaklanıp yumuşak güce çok az önem vermişlerdir. Teröristlerin ılımlı çoğunluk arasından destekçi bulmasını engellemek yumuşak güç sayesinde olacaktır. Yumuşak güç, aynı zamanda devletler arasında çok-uluslu işbirliği gerektirecek önemli küresel meselelerle uğraşırken gerekli olacaktır. Bu yüzden yumuşak gücü daha iyi anlamak ve uygulamak mutlak derecede önemlidir.

    YanıtlaSil
  2. 106. Biz, bir âyetin hükmünü yürürlükten kal-anır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka Jaha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir.

    (Sonra gelen bir âyetin, daha önceki âyetin hükmü-nü yürürlükten kaldırmasına «nesh» denir. Allah Teâlâ, insanlığın medenî ve kültürel gelişmesine ve bu gelişmenin doğurduğu ihtiyaçlara uygun olarak, ge-rektikçe yeni peygamber ve kitaplar göndermiş, önce-kilere ait bazı hükümleri yürürlükten kaldırmıştır. Naslarının hükmü ebedi olan Kur'an-ı Kerim nâzil olurken, bu döneme mahsus olmak üzere bazı âyetler, diğerlerini neshetmiştir, ancak bunların sayısı olduk-ça azdır ve ilk İslâm neslinin terbiye ve intibakını te-min maksadına yöneliktir.)

    107. (Yine) bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır?

    YanıtlaSil

    yuksel13 Nisan 2026 10:24
    Mn:Münazarat

    YanıtlaSil

    yuksel13 Nisan 2026 10:25
    NESH

    Zamanın hükmü nesh etmesi. (Mn.) 117.

    NEVRUZ

    Nevruz gününün açık olması. (S.T.) 22.

    Nevruz-u Sultânî. (S.) 58:10. Söz, 10. sûret

    Nevruza tefekkür gözlüğüyle bakmak. (S.) 78:10. Söz, 9. sûret

    Ölüm Nevruz Bayramı günümüzdür. (Mn.) 101

    FİHRIST/501

    YanıtlaSil

    yuksel13 Nisan 2026 10:20
    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

    ELHAMDÜLİLLAH

    ALLAHUEKBER

    SUBHANALLAH

    ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED

    ESTAGFİRULLAH

    SALLAAHUALEYHİVESELLEM

    BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ

    GİBİDİR

    ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR

    HADİS İ ŞERİF

    YanıtlaSil
  3. ye

    سورة نفره (٢٧-٢٤)

    (در دیسی) امرار بين امر الدن عبادتك يا بهامه ی لازم كلير ( تخسى ( عبادتك با پیام می نشر کرو

    وسیله در

    اشته بوحمل الرن آراسنده بولونان لز و مارك له سندن (فاتقوا الله (إن لم تفعلوا ) سندھ کی وکری لزوم تنها راید. و بو پاپیام ایجاز اختصار در اعجاز به شعاعی میدانه کامندر التي وَقُودُهَا النَّاسُ والحجارة ) قانه کریم، اوناری (فاتقوا النار) جمله سیا تهدید بندگی کر نان کامه سنك بو جمله اياه وصفلا ندير يا سيله ده او تهدیدی تأکید و تشدید این شد. زیرا آوردونی بدیلی کی

    انسانلى ايله طاشهر اولان بر آتشك هيبتي دهشتی، خوفی، البته داها شدید در

    وكذا، بو جمله ایله ده، صماده عبادت اید ناری زجر و منع الجون اشارت ايد المدر. شویله که ای انسان اریا یا بار گنی محققه بیلی از کی اللهال الموارينه امتثال التمريوب، بالخاصة طاشاره و جامد شياره عبادت یا پارسه کن طايا نار الله طاير قارى شياري بعيوب یوناجعه اولان بر آتشه کیده جک گیر

    أعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ ) بو جمله، (فَاتَّقُوا ) ايله (إِنْ لَمْ تَفْعَلُوا) جمله لری آراسنده کی لزومی ایضاح ایور وقرار لا شدير. یعنی تو آتن ایله یا پیلاجق عذاب قرآنه امتثال ايتمرين و فراره حاضر لا نشور هم بو نه، طوفان و سائر مصيبت الربي، مؤمن و ا فریتون از اناره شامل مصلبتار دن دیگلور. آنجه بو انه مصيبتني جلب ايد نهار اهل كفر واهل انظار اولاد نار در . او نارك بو بلادن قورتولمه لری آنچه قرآن کریم امتثال اینه لريله ممکند.

    ماضي صيغه سیله ذكر ايديله ( أعِدَّتْ ) كلمه ى، جهمك الآن مخلوق وموجود اولديفنه و اهل اعتزالك بالآخره وجوده حله جگنه ذاهب اولد قاری کی اولما ديفنه اشار تدر.

    ای آر قدام ! آنه عنصری، ما فاتك بتونه قمارینی استیلا اتمن يك بيون بر عنصر در بر طمار کبی لاناتك يا رادیلیشند نه باشلا یارمه، هر طرفه دال بودام صالحب كلن شو شجره ناريه به نظر محاكمتهانه دقت اید ارس، بوشجره نك نهایتنده بيون برميوه سنك بولوند يفي أهلا شيار . اوت، طوير اغك ایچنده بیون و اوزونه طمار کی بر کوکی کور نه بر آدم، او کومه باشنده قاوون کی بر میوه نك بولوند یعنی طن ایتدیگی کی عالمك هر طرفنده يك كثر تله طما لری بولونان شو شجره ناریه نه ده، جهنم کمی بر ميوه سناك بولوند يفنه بالحرس القادم، یعنی طوغری بر تخمین ایله حكم ايدياله بیاید.

    YanıtlaSil
  4. بالحدس الصادق

    Bilhadsi's-sâdık: Ani ve doğ-ru anlayış ile

    بالنامه

    Bilhassa: Özellikle

    جايد

    Camid: (Cansız gibi görü-nen) donuk şey

    جَلْب

    Celb: Çekme

    آهْل اعتزال

    Ehl-i istizal: Bâtıl i'tikādi bir mezheb olan mu'tezile mezhebinden olanlar

    Ehl-i küfür: İnkår edenler

    أَهْلِ كُفُرْ

    Elan: Hala

    الان

    Havf: Korku

    خوف

    Heybet: Korku ve hürmet hissini uyandırma

    هیبت

    İcaz: Az söyle çok şey an-latma

    إيجاز

    İhtisar: Kısa tutma

    اختصار

    Kesret: Çokluk

    كثرت

    Mahluk: Yaratılmış

    مخلوق

    Mazi: Geçmiş zaman

    ماضى

    Nazar-ı hikmet: Hikmet bakışı

    نَظَرِ حِكْمَتْ

    Sair: Diğer

    سائر

    Sanem: Put

    صنم

    Siga: Kip

    صيغه

    Şamil: İçine alan

    شامل

    Secere-i nariye: Ateş ağacı

    شجرة نارية

    Te'kid: Kuvvetlendirme, sağlamlaştırma

    تأكيد

    Tesdid: Şiddetlendirme

    تشديد

    Tezahür: Görünme

    تظاهر

    Zahib: Bir fikirde olan

    ذايب

    Zecir: Yasaklama, zorlama

    زيز

    YanıtlaSil
  5. Dördüncüsü: Emirlerine imtisålden ibadetin yapılman lazun gelir. Besincisi: İbadetin yapılması ateşe girmemeye vesiledir.

    silsilesinden ile arasındaki o gizli Iste bu cümlelerin arasında bulunan lüzumların lüzüm tezahür eder. Ve bu yapılan icaz ve ihtisardan i'câzın bir şuât meydana gelmiştir

    . التى ولونها الثان: المادة Kur'an-ı Kerim, onları ü cümlesiyle tehdid ettiği gibi,

    (b) kelimesinin bu cümle ile vasıflandırılmasıyla da o tehdidi te'kid ve tesdid etmiştir. Zira odunu insanlar ile taşlar olan bir ateşin heybeti, dehşeti, havfı, elbette daha şediddir.

    Ve keza, bu cümle ile de, sanemlere ibådet edenleri zecir ve men' için isaret edilmiştir. Şöyle ki: "Ey insanlarl Allah'm emirlerine imtisal etmeyip, bilhassa taşlara ve câmid şeylere ibådet yaparsanız, muhakkak biliniz ki, tapanlar ile taptıkları şeyleri yiyip yutacak olan bir ateşe gireceksiniz."

    إن لم تفعلوا ile فَاتَّقُوا Bu cümle أعند الكافرين cümleleri arasındaki lüzûmu izah eder

    ve kararlaştırır. Yani şu ateş ile yapılacak azab, Kur'ân'a imtisal etmeyen kâfirlere hazırlanmıştır. Hem bu ateş, tufan vesâir musibetler gibi, mü'min ve kåfır bütün insanlara şâmil musibetlerden değildir. Ancak bu ateş musibetini celb edenler, ehl-i küfür ve ehl-i inkâr olanlardır. Onların bu belâdan kurtulmaları, ancak Kur'ân-ı Kerîm'e imtisâl etmeleriyle mümkündür.

    Mâzî sîgasıyla zikredilen أعدن kelimesi, cehen-

    nemin el'ân mahlûk ve mevcûd olduğuna ve Ehl-i İ'tizal'in bil'âhire vücûda geleceğine

    zahib oldukları gibi olmadığına işarettir. Ey arkadaş! Ateş unsuru, kâinâtın bütün kısımlarını istîlâ etmiş pek büyük bir unsurdur. Bir damar gibi kâinâtın yaratılışından başlayarak, her tarafa dal-budak salıp gelen şu şecere-i nâriyeye nazar-ı hikmetle dikkat edilirse, bu şecerenin nihâyetinde büyük bir meyvesinin bulunduğu anlaşılır. Evet,

    toprağın içinde büyük ve uzun damar gibi bir kökü gören bir adam, o kökün başında kavun gibi bir meyvenin bulunduğunu zannettiği gibi; âlemin her tarafında pek kesretle damarları bulunan şu şecere-i nâriyenin de, cehennem gibi bir

    meyvesinin bulunduğuna bilhadsi's-sâdık, yani doğru bir tahmîn ile hüküm edilebilir.

    YanıtlaSil
  6. TARİHTE BUGÜN

    1402 - Yıldırım Bayezid'ın ordusu, Ankara Meydan Muharebesinde Timur'un ordularına yenildi.

    1974 - Kıbrıs Barış harekâtının başlaması.

    1877 - Plevne müdaafası.

    TEMMUZ

    20

    PAZAR

    25 1447 MUHARREM

    RUMI: 7 TEMMUZ 1441 HIZIR: 76

    BİR AYET

    Biz her insanın sevabını ve günahını boynuna doladık; öyle ki kıyamet günü önüne, her şeyi açık açık kaydedilmiş bulacağı bir defter çıkaracağız.

    (İsra: 13)

    BİR HADİS

    İlmin kaldırılması, cehlin kökleşmesi, içkinin içilmesi ve zinanın çoğalması, kıyamet alametlerindendir.

    Buhârî

    Öyle de bugünü halk eden, kıyamet gününü halk edebilir ve baharı icad edecek, haşrin icadına muktedir bir zat olabilir. Sözler

    Imsak Günes Öğle İkindi Akşam Yatsı

    YanıtlaSil
  7. 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    628 - Hudeybiye Gazvesi

    1962 - Anayasa

    Mahkemesinin kuruluşu.

    1986 - Rusya'da Çernobil

    faciası

    NİSAN

    26

    PAZAR

    BİR AYET

    Yeryüzünde ne varsa sizin için O yarattı.

    Bakara Suresi: 29

    BİR HADİS

    9 1447 ZİLKA'DE

    Alim yeryüzünde Allah adına hareket eden bir sultandır. Ona dil uzatan helâk olmuştur.

    RUMI: 13 NİSAN 1442 KASIM: 170

    Bu dünya dârü'l-hikmettir, dârü'lhizmettir; dârü'l-ücret ve mükafat değil. Buradaki, a'mâl ve hizmetlerin ücretleri berzahta ve ahirettedir. Buradaki a'mâl, berzahta ve ahirette meyve verir.

    Mektubat

    YanıtlaSil
  8. ONE Adem'den Bak, hem öyle bir cemaat-i uzmada niyaz ediyor ki onun azametli namazıyla namaz kılar, niyaz eder. namazıyla namaz kirada dua ediyor ki, guya su cezire, belki

    TARİHTE BUGÜN

    - 1475-Fatih Sultan Mehmet'in Kırım'ı fethi.

    1944 - Normandiya çıkarması.

    1965 - Millî Emniyet Hizmetleri Teşkilatı, Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) adını aldı.

    6

    PAZARTESİ

    MONDAY

    BIR AYET İslam'a çağrıldığı halde, Allah'a karşı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez.

    Bakara Suresi: 149

    HAZİRAN

    BİR HADİS

    JUNE

    Cahiliye gayr-i meşruluğundan hiçbir şey bana bulaşmamıştır.

    Cenab-ı Hak, senin ibadetine, belki hiç bir şeye muhtaç değil. Fakat sen ibadete muhtaçsın; mânen hastasın. İbadet ise, mânevî yaralarına tiryaklar hükmündedir.

    Lem'alar

    YanıtlaSil
  9. PEYGAMBERİMİZİN BENİ ECA'LAR HAKKINDAKİ YAZISI

    Beni Eca'ların Soyları:

    Beni Eca'lar, Kahtan'ın soyundan gelen Tayyi'lerden bir oymaktır.

    Bunların Ata soyları şöyledir:

    Beni Eban b. Amr, b. Rebia, b. Cervel, b. Süal, b. Amr, b. Gavs, b. Tayyi' (1), b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan (2)

    b. Sebe' (3).

    Eban'ın:

    1. Malik,

    2. Kusayy

    adlarında iki oğlu vardı.

    Beni Ebanlar, Eca' dağına nisbetle Beni Eca'lar diye anılmışlar-

    dir (4).

    Habib b. Amr'ın Peygamberimize Gelişi ve Peygamberimizin Beni Eca'lar Hakkındaki Yazısı:

    geldi.

    Beni Eca'lardan Habib b. Amr, Temsilci olarak Peygamberimize

    Peygamberimiz, ona bir yazı yazdı ve yazısında şöyle buyurdu: Bu, Allahın Resülü Muhammed tarafından Beni Eca'ların kardeşi

    Habib b. Amr ve onun kavmından Müslüman olanlar için yazılmıştır. Şehirde ve kırda oturup ta, namaz kılan ve zekât veren kimsenin, üzerinde bulunduğu malı ve suyu yine kendisinindir.

    dır. (5)

    Bu hususta Allahın ahdi ve Allâhın Resûlünün de, himâyesi var-

    (1) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 164

    (2) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 326

    (3) İbn-i Hazm-Cemhere s. 404

    (4) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 154 (

    3) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 280, İbn-i Hacer-Isabe c. 1, s. 308

    YanıtlaSil
  10. Terzi Kendi Söküğünü Dikemez

    İnsanların başkalarına yaptıkları hizmetleri kendilerine yapmadıklarını anlatmak için "Terzi kendi söküğünü dike-mez." deriz. Esasında kendi söküğünü dikemeyen terzi yoktur fakat bir ücret karşılığında yaptığı işe daha çok önem verip de kendi işini aksatan terziler vardır. İşte biz bu atasözünü kendi işimizin de önemli olduğunu hatırlatmak için kullanırız.

    Sözgelişi başkalarına ev yaptığı hâlde kendisinin bir evi bile olmayan müteahhitler, yüzlerce kitabın çıkmasını sağlayıp da bir türlü kendi dosyasını yayına hazırlayamayan editörler, yine başkalarının çocuklarını yetiştirdiği halde kendi çocuğuna yeterince zaman ayıramayan eğitimcilerimiz vardır.

    Tamam, hayatın devamını sağlamak adına para kazanmak ve başkalarının işini sorunsuz bir şekilde halletmek iyidir ama insanın kendi evindeki veya iş yerindeki sorunları çözmek için de biraz gayret göstermesi lazımdır. Çünkü çözüm bek-leyen sorunların ve ihmal edilen işlerin sonu çok acı veren pişmanlıklarla bitebilir. Şöyle ki eğer bir elektrik ustası başka-sının evinde çıkabilecek her türlü sorunu vaktinde giderirken,

    -74-

    YanıtlaSil
  11. kendi evindeki elektrik kaçağını "yarın yaparım" diye ertelerse bir felakete kapı aralamış olur. İşte bu ustalık değildir. Asıl marilet, insanın kendi söküğünü de zamanında dikecek bir beceriye sahip olmasıdır.

    Çok şükür ki kendi elleriyle evini yapan taşeron ustalar, kendi bahçesini çiçeklerle donatan bahçıvanlar, ailesinin eği-timiyle yakından ilgilenen eğitimciler ve en az başkalarının sağlığını önemsediği kadar kendi ailesinin sağlığıyla da ilgile-nen doktorlarımız vardır, bundan sonra da olmaya devam ede-cektir. Ancak bu şekilde düşünen insan sayısı arttıkça yaygın olan kanaat, yani "Terzi kendi söküğünü dikemez." sözü deği-şecektir ve belki de bunun yerine, "Terzi önce kendi söküğünü diker." sözü hafızalardaki yerini alacaktır.

    Tabii ki bu sözümüz bir temenniden ibarettir.

    Tıpkı bu atasözünde olduğu gibi değişmesini istediğimiz her şey için değişimin kendimizden başlaması şarttır. Mesela çevre kirliliğinden bahseden bir kimse eğer yerlere çöp atmaya devam ediyorsa onun sözleri slogandan öteye geçemez. O se-beple gerçek hayatta karşılığı olmayan sözler ruhsuz bir cesede benzer. Nasıl ki her yeni gün gecenin örtüsünden sıyrılıp bizi öyle selamlıyorsa biz de gereksiz sözler örtüsünden sıyrılıp hayatı ve insanları aynı şekilde kucaklayabilmeliyiz.

    Sahi, gerçekten de bunu yapabilir miyiz?

    Kendi söküğümüzü dikmeye niyet ettikten sonra her şe-yin üstesinden geliriz evvel Allah. Yeter ki biz buna yürekten inanalım, kendimizin ve yakınlarımızın işlerinin de önemli olduğunu aklımızdan çıkarmayalım.

    -75-

    YanıtlaSil
  12. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    وما لكم الا تأكلوا مما ذكر اسم الله الله فضل لكم ما حرم عليكم الا من الخطر النا كثيرا أيضلون بالهواتهم بغير علم الى فر بالمعلمين . وذروا ظاهر الالم يطيبون الألم سيجرون بما قالوالدين ولا تأكلوا مما لم يذكر اسم الله عليهم الله من وان الشياطين ليوحون إلى أولياتهم التجار و

    المعلموهم الكم المشركون أرمل محال باد رجعك اله لورا يمشي به في الناس كمن مثله في الحلب

    ليس خارج منها كذلك ابن المكابرين ما القوابع وكذلك جَعَلْنَا في كل قرية أكابر تجرميها البنكري من وَمَا يَمْكُرُونَ إِلَّا بِالفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ وَانَا جلي اية قالوا لن نُؤْمِنَ حَتَّى تولى مثل ما أولى رسل . اللهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَل رسالة سيصيب الدين الحزن

    صَغَارُ عِندَ اللهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِما كانُوا ينكرون .

    فر

    وَذَرُوا ظَاهِرَ الْأَثْمِ وَبَاطِنَهُ إِنَّ الَّذِينَ يَكْسِبُونَ الْإِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُوا يَفْتَرِفُونَ

    66 Günahın açığını da bırakın, gizlisini de. Çünkü günah kazananlar yaptıkları karşılığında cezalandırılacaklardır. 99 (Enam, 6/120)

    Mal sayfa nox 142

    ik sayfa no 8. Cüz/19. sayfa

    GÜNAH YÜKÜNDEN KURTULMAK

    Insanlar hayır ve şerle; günah ve sevapla sürekli bir sınav hålindedirler. Günah dinimizde yapılması yasaklanan, kişi ve toplum için zararlı olan, işleyen için bir pişmanlığa ve ahirette azaba sebebiyet verecek şeylerdir. Alkollü içki içmek, domuz eti yemek, faiz alıp vermek, yalan söylemek, haksızlık yapmak, iftira etmek, gıybet etmek, zina yapmak, kumar oynamak ve hırsızlık yapmak gibi olumsuz tutum ve davranışlar günah sayılan şeyler arasındadır. Tövbe etmeyip ısrarla günahlara devam edenler ilahi cezaya uğrayacaklardır. Yapılan en küçük İyilik de kötülük de karşılıksız kalmaz.

    MESAJ

    Biz müminler gizli veya açık günahın her türlüsünden uzak durmalıyız.

    KELİME DAĞARCIĞI

    Záhir: Açık, aşikâr.

    Bâtın: Kapalı, gizli, bir şeyin içyüzü.

    142

    YanıtlaSil
  13. HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI

    المرة الثامن

    من يرد الله أن يهبية يشرح صدره الاسلام ومن برد لمدة يجعل صدره ضيقًا حَرَجًا كَأَنَّمَا يَصعد في السماء كان يجعل الله الرجس على الذين لا يُؤْمِنُونَ .

    لَهُمْ دَارُ السَّلَامِ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

    "Rableri katında selam yurdu (cennet) onlarındır. Allah, yapmakta oldukları şeylerden dolayı onların dostudur.99

    (En'am, 6/127)

    وهذا جزاء زنك مستقيما قد فصلنا الآيات لقوم اكرون لهُمْ دَارُ السَّلَامِ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كلوا يعملون وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ ال كارتُم مِنَ الْإِنْسِ وَقَالَ أَوْلِيَاؤُهُمْ مِنَ الْإِنْسِ رَبَّنَا ع بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَا أَجَلْنَا الَّذِي أَجَلْتَ لَنَا قَالَ ار منويكُمْ خَالِدِينَ فِيهَا إِلَّا مَا شَاءَ اللَّهُ إِنَّ رَبَّكَ حكيم عَلِيمٌ وَكَذَلِكَ نُوَلَّى بَعْضَ الظَّالِمِينَ بَعْضًا بِمَا لوا يَكْسِبُونَ يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ أَيَاتِي وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا قَالُوا شَهِدْنَا عَلَى أَنْفُسِنَا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَوة الدُّنْيَا وَشَهِدُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرِينَ ذَلِكَ أَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرَى بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا غَافِلُونَ .

    Mushaf sayfa no: 143

    Hafızlık sayfa no: 8. Cüz/18. sayfa

    CENNET, MÜMİNLER İÇİN ESENLİK YERİDİR.

    BİLGİ

    Allah'a iman edip yaratılış amaçlarına uygun olarak hayat süren Müslümanlar ilahi armağanlarla ödüllendirileceklerdir. Doğru yoldan ayrılmayan, haramlar-dan sakınan, yararlı davranışları en güzel biçimde yerine getirenler Allah'ın hoşnutluğunu kazanırlar. Böyle olan müminler dünya hayatında huzurludur-lar. İmanın lezzetini tadarlar. Gönülleri Allah'ı daima anarak ve unutmayarak tatmin olur. Ahirette ise ebedi cennet nimetlerine erişirler. Cennet, Allah'ın müminler için hazırladığı sonsuzluk yurdudur. Müslümanların gerçek dostu, sığınağı, mevlası Allah'tır.

    MESAJ:

    Müslümana düşen, Kur'an ahlakı ile ahlaklanmak ve müminler için hazırlanan güven ve huzur yurdu cennete talip olmaktır.

    KELİME DAĞARCIĞI:

    Dâru's-Selam: Esenlik yurdu, selam yurdu, barış mekânı, cennet.

    143

    YanıtlaSil
  14. 223

    DEYİMLER

    ufadan atmak: Bir konu üzerinde inceleme yapmadan, rastgele ko-şmak, uydurmak.

    atadan gayri müsellāh: şaka. Akılsız, aklında bozukluk olan.

    afası bozulmak: Ofkelenmek, kızmak.

    tafası bulanmak: Bir olay karşısında aklı karışmak, anlayamaz, kav-ayamaz duruma gelmek.

    kafası dumanlanmak: 1) Çok dalgın olmak. 2) Sarhoş olmak.

    kafası kazan olmak: bk. Kafası şişmek.

    kafası sersem sepet (olmak): Gürültü ve uğultudan zihni yorulmuş cimak.

    kafası şişmek: 1) Zihni yorulmak. 2) Gürültüden tedirgin olmak.

    kafası takılmak: Zihni sürekli olarak bir şeyle uğraşmak.

    kafası yerinde olmamak: Gereği gibi düşünecek durumda olmamak.

    kafası yerine gelmek: Kendini toparlamak.

    kafasına dank etmek: Bir olay sebebiyle birden ayılmak, doğruyu anlamak.

    kafasına uymak: bk. aklına uymak

    kafasına vur, ekmeğini elinden al: Uysal ve sessiz kimseler için söy-lenir.

    kafasına vura vura: Zorla, İsteyip istemediğine bakmadan.

    kafasında şimşek çakmak: bk. Beyninde şimşek çakmak.

    kafasını kaldırmak: 1) Karşı gelmek, baş kaldırmak. 2) Yoğun bir bi-çimde düşünmek veya çalışmak.

    kafasını kaşıyacak vakti olmamak: bk. Başını kaşıyacak vakti ol-mamak

    kafasını kırmak: lyice dövmek, pataklamak.

    kafasını sokmak: Barınabilecek bir yere yerleşmek, başını sokmak.

    kafasını taştan taşa çarpmak: 1) bk. Başını taştan taşa çarpmak

    kafasının bir tahtası noksan olmak: alay. Akıl durumunda bozukluk olmak.

    YanıtlaSil
  15. K

    kabasını almak: Biçim verilecek bir maddenin gereksiz bölümlerini gidermek.

    kabahat bulmak: Bir kusur, suç aramak.

    kabak çiçeği gibi açılmak: Utangaçlıktan çabucak sıyrılarak aşırı Öj. çüde serbestlik göstermek.

    kabuğunun dışına çıkmak: İçinde bulunduğu ortam veya durumdan ayrılmak.

    kabuğuna çekilmek (kendi): Dışarısı ile olan ilişkilerini kesmek, kim. se ile görüşmemek.

    kabuğunu çatlatmak (veya kabuğunu kırmak): İçinde buluduğu güç, olumsuz veya kötü durumdan kurtulup rahatlamak.

    kaburgaları çıkmak (veya sayılmak): Çok zayıflamak.

    kaçın kur'ası: Birinin kolay kolay aldanmayacak kadar görmüş geçir. miş olduğunu anlatmak için söylenir.

    kaçak güreşmek: Asıl konuya girmeksizin başka şeylerden söz et. mek veya politikada sık sık düşünce değiştirip esas amacını gizlemek.

    kaçacak delik aramak: Korku ile saklanacak yer aramak.

    kaçmaktan kovalamaya vakit olmamak: Önemli işler yüzünden başka işlere yetişememek.

    kafa eskitmek: Zihni yoran sorunlarla sürekli uğraşmak.

    kafa göz yarmak: Beceriksizlik göstermek.

    kafa kafaya vermek: İki veya birkaç kişi bir kenara çekilip konuşmak.

    kafa patlatmak: Bir konu üzerinde pek çok düşünmek. kafa şişirmek: Gürültü veya gevezelikle bir kimseyi tedirgin etmek. kafa tutmak: Boyun eğmemek, karşı

    gelmek. kafa ütülemek: argo. Çok laf edip tedirgin etmek.

    kafa yapmak: Dalga geçmek.

    YanıtlaSil
  16. 257

    mak.

    ama

    vet an e, 1. e t

    TEHYIC تهييج : Heyecan landırma. Coşturma. Ayağa kaldırma.

    TEHZİB تهذيب : Islah etme.. Temizleme. Fazlalığını, pis-liğini giderme.

    TEKABBEL تقبل : "Kabul et-sin" mânasında söylenir.

    TEKABUL تقابل : Karşılıklı olma. Yüzleşme. Karşılık olma. Karşılama.

    TEKADDÜM تقدم : One geçme. İlerleme. Zamanı geçmiş bulunmak.

    TEKALIF تكاليف : Teklifler, vergiler.

    TEKAMÜL تكامل : Kemâl bul-ma. Olgunlaşma.

    TEKARÜB تقارب : Birbirine yaklaşma. Birbirine yakın gelme. Tedenni etme.

    TEKASÜF تكاثف : Kesi fleşme. Yoğunlaşma. Sıklaşma.

    TEKASÜL تكاسل : Üşenmek. Gevşeklik. Tembellik.

    TEKASÜR تكاثر : Çoğalma. Kesret bulma. Mal ve evlâdın coğluğuyla övünmek.

    TEKATU تقاطع : Kesme Kesişme. Çatışma. İki çizginin bir noktada birbiri-ni kesmesi.

    TEKAÜD تقاعد : Oturma Emeklilik.

    TEKAVVUS Kavislen-me. Bükülme. Eğilme. Ka-vis şekline girme.

    TEKBİR تكبير : "Allahü ekber" demek. Allah'ın büyük olduğunu ifade etmek.

    TEKDİR تكدير : Azarlama Kederlenme. etme. Ta'zir. Bulanık

    TEKEDDÜR تكدر : Bulanık olma. Kederlenme.

    TEKEFFÜL تكفل : Boynuna almak. Birine kefil olmak.

    TEKELLÜM تکلم Konuşmak. Söylemek.

    TEKEMMUL تكمل : Olgun-laşmak. Kemâle doğru git-mek.

    TEKERRÜR تكرر : Tekrarlan mak.

    TEKESSÜR تكثر : çoğalmak Kesretli olmak. Adet mik-tarına adet ilâve olmak.

    TEKEVVÜN تكون : Vücuda gelmek. Meydana geliş. * Var olmak.

    TEKFİR تكفير : Birisine "kâfir" deme, kâfirliğine hükm-etme. *Setretme, örtme.

    TEKID تأكيد : Kuvvetlen-dirme, sağlamlaştırma. * Üsteleme. Bir iş için ev-velce yazılan bir yazıyı tek-rarlama.

    YanıtlaSil
  17. 256

    TEFRİH تفریح : Ferahlandırma, gönül açma.

    TEFRİH تفريخ : Gelişme, Yumurtadan çıkmak. filizlenme.

    seçmek, TEFRIK تفريق : Ayılmak, ayırdetmek, ayrı kılmak.

    TEFRIKA تفريقه : Nifak. Ayrılık Bozuşma. Gazete veya dergi-lerde parça parça çıkan uzun yazı. Fırka fırka olmak.

    TEFRİŞ تفريش : Döşeme Yayıp döşeme. Yayma

    TEFRIT تفريط : Geride kalmak. Normalden aşağı olmak.

    : تفسيق TEFSIK Günaha sürükleme. Birisine fâsıkla itti-ham etmek, kabahatli, günahkâr bulmak..

    TEFSIR تفسیر : Yorum. Açıklama, gizli bir şeyi aşikâr etmek.

    TEFTIS تفتيش : Kontrol etmek. sormak. Ayırmak.

    TEFVİZ تفويض : İşi başakısına bırakma. İşini Allah'a havâle etme. İhale etme.

    TEGAFUL تغافل : Anlamazlıktan gelmek. Bilerek kendisini gafil göstermek.

    TEGAYÜR تغاير : zıt olmak. Uyma-mak. Başka türlü olmak.

    TEGAYYUR تغير : Halden hale geçmek, değişmek. * Bozulmak. Zit olmak.

    TEHACUM تهاجم : Saldırı. Hücum etme.

    TEHALUF تخالف : Muhalif olmak. Ters düşmek. Uymama.

    TEHALÜF تحالف Hâkimin, her iki tarafa da yemin ettirmesi.

    TEHARRÜK تحرك : Kımıldamak. Hareket etmek.

    TEHASUM تخاصم : Muhasama etme, düşmanlık etme.

    TEHAVUN اون ته Önemsememek. Ehemmiyet vermemek. Aldırış etmemek. Hakir görme.

    TEHCİR تهجير : Yurdundan çıkarma, hicret ettirme, sürme.

    TEHDİD تهديد : Gözdağı verme, Korkutma.

    TEHECCÜD تهجد : Gece namazı

    TEHEKKÜM تهكم : Tevbih Azarlama. Alay. Görünüşte ciddi, hakikatta alaydan ibaret olan eğlenme.

    TEHEVVÜN تهون : Hakir kılınma. Horlanma. Hakaret görme. Aşağılanma.

    : تهـ TEHEVVÜR سور Düşünmeden korkusuzca hareket etmek. Sonunu düşünmeden karar ver-mek.

    TEHEYYÜC تهيج : Heyecan lanma. Coşma. Deprenme. Harekete gelme.

    TEHİR تأخير : Geciktirme. Sonraya bırakma.

    TEHLİKE تهلکه : Helakete sebep olacak hâl. Felâket.

    TEHLİL Lâilâhe İllälläh" söylemek.

    TEHVIN تهوین : Kolay laştırma. Ucuzlatma. Alçaltma. Hakir görmek.

    YanıtlaSil
  18. İÇİNDEKİLER

    TAKRİZ

    ÖNSÖZ

    BİRİNCİ BÖLÜM :

    Mü'min A

    B Kâfir

    C- Fásık

    D Münafık

    NİFAK

    Nifakın Lügavi Anlamı

    Nifakın Istılahi Anlamı

    a) Amelî Nifak

    b) İtikadi Nifak

    Özellikleri:

    1) Küfürdür

    *

    2) Küfürden Daha Şiddetlidir

    3) Zahiri İnançlarından Dolayı Bu Nifâka Dahil Olanlar Öldürülmemiştir

    *4) Namazları Kılınmaz

    İMAN BAKIMINMAN İTİKADİ NİFAKIN BELİRTİLERİ...

    a) Tezebzüb

    b) Kalblerinde Maraz Vardır

    c) Münafık Dinin Bir Tarafından Tutar

    d) Münafık Önce İman Etmiştir Sonra Küfre Girmiştir

    e) Münafık İmandan, Halidir

    f) Münafık İmandan İmtina Eder ... ...

    5

    9

    18

    22

    25

    27

    29

    29

    31

    33

    34

    35

    36

    41

    44

    47

    47

    50

    54

    55

    61

    63

    YanıtlaSil
  19. EYLEM BAKIMINDAN İTİKADİ NİFAKIN BELİRTİLERİ

    a) Hud'a

    66

    66

    75

    b) Münafığın Sulh ve Fesat Anlayışı

    c) Yalan Yemin

    d) Sadakalarda Münafık

    79

    1) Harblerde Harcamada Münafık

    83

    2) Verilen Sadakalarda

    84

    3) Sadakanın Dağıtılmasında Münafık

    85

    87

    e) Savaşta Münafık

    90

    1) Şaşkınlık

    90

    2) İstizan

    91

    3) Ganîmetlere Karşı Tutumu

    101

    **

    f) Hükümleşmede Münafık

    104

    g) Tarabbus (Gözetleme)

    i) Kötü Propaganda (İrcaf)

    107

    111

    118

    121

    j) Münafıkların Mü'minleri Peygamber'den Uzaklaştırma Gayreti

    k) Korku ve Münafık

    ...

    100

    1) Dost Edinmede Münafık

    1184

    m) Münafık ve Sûikast

    n) İftira (İfk)

    126

    127

    p) Kur'ân'ın Nüzûlu Esnasında Münafık

    ...

    129

    r) Münafığı Kimse Temize Çıkaramaz

    İKİNCİ BÖLÜM

    Ameli Nifåk (Hadislerle)

    135

    Görüşlerin Neticesi ve Hadisten Murad

    142

    143

    Ameli Nifakın Belirtileri

    143

    a) Sözde Aşırılık

    144

    b) Sözde İkiyüzlülük

    145

    c) Namazda Cemaate Devamsızlık Yatsı ve Sabah Namazları

    146

    147

    d) Namazı Geciktirme

    149

    ...

    e) Kur'ân-ı Kerîm Kıraatinde

    150

    *

    f) Cihaddan Geri Kalmak

    153

    Sonuç

    Bibliyoğrafya

    ...

    155

    YanıtlaSil
  20. DR. SADIK KILIÇ

    KUR'AN'A GÖRE NIFAK

    FURKAN

    YanıtlaSil
  21. İÇİNDEKİLER

    Önsöz/11

    Yalan Söyleme ve Sahtekârlık/19

    Yalan Yeminler/29

    Allah Yolundan Geri Kalmak/35

    Münafıkların Riyakârlıkları ve Düşmanla Ortak Çalışmaları/59

    Münafıklar Çalışma ve Karar Verme Konusunda Mütereddiddirler/67

    Pratik Girişimler Esnasında Münafıklar/77

    Olayların Son Aşamasında Münafıklar/89

    Çirkin İşler/101

    Kararsız İman/107

    Aldatıcı Dış Görünüş/111

    İlgi Çekici Sözler/113

    Sözünde ve Kararında Durmama/115

    YanıtlaSil
  22. Münafıklar Herşeyden Korkarlar/117

    Genel ve Gergeç Düşman/121

    Büyüklenme ve Gurur/125

    Azılı Münafık Doğru Yolun Gösterilmesini

    Kabul Etmez/137

    Maddi Hükümler/141

    Münafıkların Değer Ölçüleri/145

    Allah'ı Anmaktan Gaflet/151

    Cimrilik ve Dar Görüşlülük/167

    Sonuç/173

    YanıtlaSil
  23. Gülbeddin HİKMETYAR

    KUR'AN'DA NİFAK OLAYI

    Türkçesi Mehmed KAFADAROĞLU

    YanıtlaSil
  24. Levamiu'l-Ukül

    531

    صغير ويكثرُ أَوْلَادُ الزِّنَا حَتَّى إِنَّ الرَّجُلَ لَيُغَشِى الْمَرْأَةَ عَلَى قارعة الطريق ويلبسون جلود الضَّأْنِ عَلَى قُلُوبِ الذَّتَابِ أَمْثَلُهُمْ فِي ذَلِكَ الزَّمَانِ الْمُدَاهِنُ

    Ahir zaman alametleri

    410- "Kiyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için saygı gösterilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulmeder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni dalkavuktur "müdahin" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakandır).

    إِذَا اقْتَرَبَ الزَّمانُ "Zaman yaklaştığında..." Yani kıyamet saati yaklaştığında...

    [1/221]

    كثر ليس الطيالسة "taylasan giyme çoğalır" Rafiziler ve Şia gibi hak etmedikleri halde içi başka dışı başka, münafıklık için taylasan giyerler. Deccal çıkar ve Isfehan'dan taylasanlarla yetmiş bin kişi ona tabi olur.

    وَ كَثُرَتِ التَّجَارَةُ ticaret çoğalır" Bu, açgözlülüğün çok olup, kanaatin olmamasından, nefis isteklerinin çok olmasındadır.

    وَ كَثُرَ الْمَالُ "mal çoğalır" كثر kelimesi başka bir nüshada önceki kelimede olduğu gibi كَثرت şeklindedir. Dünya sevgisinin çokluğundan.

    وَ عُظْمَ "saygı gösterilir" عظيم kelimesi التعظيم kökündendir.

    رَبُّ الْمَالِ لِمَالِهِ "mal sahibine malı nedeniyle" Yani mal sahibi, dini için değil malı için, insanlar mala meylettikleri için saygın olur.

    وَ كَثُرَبِّ الْفَاحِشَةُ "fuhuş çoğalır" Yani zina...

    وَ كَانَتْ إِمَارَةُ الصِّبْيَانِ "Çocuklar amir olur" Yani yaşı genç olanlar. Nitekim Allah bir kavme azap ettiği zaman akılsızları veya çocukları yahut kadınları başlarına yönetici yapar. (Onlara bunları musallat eder.)

    وَ كَثُرَتِ النِّسَاءُ "kadınlar çoğalır" Kütüb-i sitte'deki bir rivayette حَتَّى يَكُونَ لِخَمْسِينَ إمرأة "öyle ki elli kadına (bir adam düşer) bir başka rivayette ise لأَرْبَعِينَ قَيْمًا وَاحِدًا "kırk kadına bir erkek idareci düşer." şeklindedir.

    Bu durum fitnelerin çokluğu nedeniyle erkeklerde öldürmeler artar. Çünkü savaşanlar kadınlar değil erkeklerdir. Bunun, fetihlerin çoğalacağına ve esirliğin artacağına işaret olduğu da söylenmiştir.

    وَ جَارَ السُّلْطَانُ "Baştaki yönetici zulmeder" Çeşitli zulümlerle zulmeder.

    1100 Taberâni, el-Mu'cemü'l-evsåt, V, 126, Hakim, Müstedrek, III, 386.

    1101 Buhari, Illim 21; Müslim, llim 9; Ibn Máce, Fiten 25, Tirmizi, Fiten 34,

    1102 Bk. Bezzar, Müsned, VIII, 112.

    YanıtlaSil
  25. Levamiu'l-Ukül

    32

    وخفف في المكال والميزان ölçü ve tartıda eksiklik yapılır" Yani onlarda noksanlık yapılır Bu ifade, kayıp nedeniyle noksanlıktan kinayedir. Allahu Teala Olekte ve ويل للمطففين الذين إذا اكتالوا على الناس يستوفون وإذا كالوهم أو وزنوهُمْ يُحرُون tartida hileye sapanlarin vay haline! Ki onlar insanlardan ölçekle aldıkları zaman haklarını tastaman alanlar, onlara ölçekle yahut tartı ile verdikleri zaman ise eksiltenlerdir." buyurur. (el-Mutaffifin 1,2,3.)

    وربى الرجل جزءًا Adamköpek yavrusu yetiştirip eitir kelimesi, "cim" harfinin esresiyledir. Köpek yavrusu demektir.

    خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يُرَبِّي وَلَدًا لَهُ )Bu) Ona, kendisinin çocuğunu beslemekten daha iyi, yararlı olur. Çocuğunun kötülüklerinden, bereketsizliğinden, itaatsizliğinden dolayı.

    وَلا يُوفِّرٌ كبيرٌ "büyüğe saygı duyulmaz" Yani ilim ve yaşça büyük olan hürmet görmez, ondan utanılmaz.

    وَلَا يُرْحَمْ صغيرٌ "küçüğe merhamet edilmez" Iki cümledeki fiiller edilgen/mechül kiptedir. Yani insanlar çocuklara şefkat, merhamet gösteren kimseler değillerdir.

    وَ يَكْتُرُ أَوْلَادُ الزَّنَا "zinadan olma çocuklar çoğalır" Zinanın çokluğu ve nikahların bozukluğu nedeniyle. Zinanın çokluğunu Resûlüllah (s.a.v)'ın;

    oyleki adam yol ortasında kadınla حَتَّى إِنَّ الرَّجُلَ لَيُغَنِّي الْمَرْأَةَ عَلَى قَارِعَةِ الطريق yakın olur." Ifadesi teyit eder. Yani hanımından başkasıyla bile yol ortasında zina eder.

    وَ يَلْبَسُونَ جُلُودَ الضَّأْنِ ")insanlar) koyun postu giyerler" الضأن kelimesi noktalı harf olan "ض/dat" harfinin üstünüyledir. Koyun demektir.

    عَلَى قُلُوبِ الذَّتَابِ "kurt kalpleri üzerine" Bu ifade, onların görünüşte yumuşak olduklarını ve kalplerinin de katılığını açıklar. Onlar insanlara merhamet etmezler.

    أمْثَلُهُمْ فِي ذَلِكَ الزَّمَانِ الْمُدَاهِنُ "bu zamanda insanların en iyisi, dalkavuk olandır" Onlar dalkavukluk, yağcılık ederler. Insanları günahlar işlerken görür, onları kendi hallerine bırakırlar.

    Hadiste kastedilen şey bu işlerin aşikâre olması ve çoğalmasıdır. Yoksa bu işlerin aslı değildir. (Bu tür günahlar gizli ve az da olsa her devirde vardır.)

    Hadisi Taberânî (el-Mu'cemü'l-kebîr'de), Hakim (el-Müstedrek'te) Ebu Zer (r.a)'den naklederler. Hadisin sahih olduğunu söyleyen Hâkim'i (el-Müstedrek alå Müstedreki'l-Hakim'de) Zehebî eleştirmiştir.

    Bu hadiste, Resulallah (s.a.v)'ın söyledikleri aynen gerçekleşmekte olduğu için peygamberliğinin hayretengiz alametleri bulunmaktadır.

    ٤١١ - إِذَا اقْتَرَبَ الزَّمَانُ لَمْ تَكَدْ رُؤْيَا الْمُسْلِمِ تَكْذِبُ وَأَصْدَقُكُمْ رُؤْيَا أَصْدَقُكُمْ حَدِيثًا وَ رُؤْيَا الْمُسْلِمِ جُزْءٌ مِنْ خَمْسَةٍ وَ أَرْبَعِينَ جُزْءً مِنَ النُّبُوَّةِ وَ الرُّؤْيَا ثَلَاثَةٌ فَالرُّؤْيَا الصَّالِحَةُ

    YanıtlaSil
  26. لوامع العقول شرح راموز الأحاديث

    للكمشخانوي

    Râmûzü'l-ehâdîs Şerhi

    LEVAMI'U'L-‘UKÛL

    ZEKA PARILTILARI

    Hadis-i Serifler ve Açıklamaları

    Ahmed Ziyâüddîn Gümüshânevî (1813-1893)

    Editör

    Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit

    I. Cilt

    YanıtlaSil
  27. Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır.
    Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.)
    Sayfa: 33 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  28. سور القرى (٢٢-٢١)

    (سوال ؟) جهنم شمدی موجود اولدیفی تقدیر ده بری نه سیدر ؟ [ الحوار ) اهل سنت والجمار الآن مهمك موجود اولدیفنه اعتقاد اند سورز. اما رنی تعیین ایده وریز

    (سوال (9) بعض حد شهرك ظاهر من لوره مهمه تحت الارضدر، برك آلتنده در وكذا بر هونه

    جهنم انشن دنیا آتشند نه انکی نوز درجه فضله حرارتی واردر بو نقطه الرك ايضا حى ابتداء

    الجواب ) كره نك تحتى مركزندن عبار ندر بوط ناء أرضك تحتى ده مرکز ندر نظریات حکمته خرداد ولد يقى وجها، رهنك مركزنده حرارتى اللى توزييك درجه به بالغ اولان انه واردر جونارا مرکز ینه اینبالد که هر او توز اوج ذراع در پنل کده، تخمیناً به درجه حرارت آرتار بولا جنان، مرکز فورد ایکی یوزبین در جدولی بر حرارت میدانه کایر ایسته بو نظريه به مذکور حديثك مالي مطالعه كابر بوط بناء، كرة ارضيك مركزنده بولونانه ایکی یوزبيك درجه حرار تالی بر آنه، جهنمه بر چاکردن میکند ولوب، فرامنده قابوغی حکمنده بولونان طبقه ترا بیدی چاتلا تعب، بتونه دهستیدله چیقار، توقع انگار باشلار و نام تجهیزاتی له جهنم میدانه کالیر، دیندا به بیاید.

    وكذا، به حدیثه نظراً، مهریه نامنده برودت ایله یا قان بر آنه وار در بو حدیث ده او نظریه مطابقدر. زیرا مرکز ار ضدن سطحنه قدر درجه درجه آرتان و یا تناقص اید نه آنسه، ز مهر برده داخل او طعه اوزره آتشك بتونه مرتبه لرین شاملدر حکمت طبیعیه ده تقرر ایتدیگی کی، آنهم بعضاً او یاله به درجه به کیر که یا قیننده بولونانه شیار دن حرار تلرى تماماً جلب و جذب ایدر او ناری برودت ایله ياقار. صوبي انجماد ايتدير.

    [ سؤال ؟ ) مذکور حدیثه کوره، جهنم ارضان مرکزنده در حالبوکر ارض ، جهنمه نستا بو مورطه قدر در او توجه جهنم، ارضك قارننده فاصل بركشير ؟

    الجواب ] اوت، عالم ملک، یعنی عالم شهادته، یعنی بو کور والده اولد فخم عالمه کوره، جهنم، ارضنا ایچنده در دبیمه جهنمی کوچان کو ستر بیورز. فقط عالم آخرته نظراً، جهنم اویله عظمت پیدا ایدر که، بیکار له إظاهری ایجنه الير طويماز. و بو عالم شهادت، بر پرده کبی اونك توسعه مانع اولمشدر. بناء عليه ارضك ایچنده کی جهنمون مقصد، جهمن قالبی و جهنمان چکر دگیدر.

    YanıtlaSil
  29. عالم ملك

    Alem-i mülk: Sebeblerin perde olduğu âlem

    آر Arz: Yeryüzü

    عَظَمَتْ

    Azamet: Büyüklük

    بالغ

    Balig: Erisen

    برودت

    Burudet: Soğukluk

    جذب

    Cezb: Çekme

    أَهْلِ سنت

    Ehl-i sünnet velcemaat:

    Peygamberimiz (asm) ve sahâbelerine inanç ve amelde uyanlar

    النجباء

    İncimad: Donma

    مطابق

    Mutabık: Uygun

    نظراً

    Nazaran: Nisbetle

    نَظَرِيَاتِ حِكَيية

    Nazariyat-ı hikemiye: Beşeri, felsefi ilimlere ait düşünceler

    نظريه

    Nazariye: Kesin isbat edil-memiş düşünce, teori

    نسبتاً

    Nisbeten: Kıyasla

    سخ

    Satih: Yüzey

    تعيين

    Ta'yin: Belirleme

    طبقة ترابية

    Tabaka-i türabiye: Toprak tabakası

    تحت الأرض

    Tahtelarz: Yeraltı

    تقرر

    Takarrur: Karar kılma

    تجهيزات

    Techizat: Donatmalar

    تناقض

    Tenakus: Azalma

    توسع

    Tevessii : Genişleme

    توسع

    Tevessi : Genişleme

    ظاهر

    Zahir: Açık görünür olan

    زمهريز

    Zemherir: Kara kış, şiddetli soğuk

    ذراغ

    Zira: Dirsekten orta parmak ucuna kadar olan bir uzunluk ölçüsü

    YanıtlaSil
  30. Bakane, 21-24

    Sual: Cehennem şimdi mevcüd olduğu takdirde, yeri neresidir? Elcevab: Biz Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat, el'an cehennemin mevcûd olduğuna itikad ediyoruz. Ama yerini ta'yin edemeyiz

    . tahtelarzdır, yerin altındadır. Ve keza bir hadise nazaran, Sual: Bazı hadislerin zahirine göre cehennem cehennem ateşinin dünya atesinden iki yüz derece fazla harareti vardır. Bu noktaların izahını istiyoruz.

    Elcevab: Kürenin tahtı, merkezinden ibarettir. Buna binden arzın tahtı da merkezidir. Nazariyât-ı hikemiyece såbit olduğu vechile, arzın merkezinde, harareti iki yüz bin dereceye bålig olan bir ateş vardır. Çünki arzın merkezine inildikçe, her otuz üç zira' derinlikte, tahminen bir derece harâret artar. Buna binaen, merkeze kadar iki yüz bin dereceli bir harâret meydana gelir. İste bu nazariyeye, mezkûr hadisin meâli mutabık gelir. Buna binaen, küre-i arzın merkezinde bulunan iki yüz bin derece harâretli bir ateş, cehenneme bir çekirdek hükmünde olup, kıyamette kabuğu hükmünde bulunan tabaka-i

    türabiyeyi çatlatıp, bütün dehşetiyle çıkar, tevessü' etmeye

    başlar. Ve tam techizâtıyla cehennem

    meydana gelir, denilebilir.

    Ve kezâ, bir hadîse nazaran, zemherîr nâmında burûdet ile yakan bir ateş vardır. Bu hadîs de, o nazariyeye mutabıktır. Zîrå, merkez-i arzdan sathına kadar derece derece artan veya tenâkus eden ateş, zemherîr de dâhil olmak üzere, ateşin bütün mertebelerine

    şåmildir. Hikmet-i tabiiyede takarrur ettiği gibi, ateş bazen öyle bir dereceye gelir ki, yakınında bulunan şeylerden harâretleri tamamen celb ve cezb eder, onları burûdet ile yakar. Suyu incimâd ettirir.

    Suâl: Mezkúr hadîse göre, cehennem arzın merkezin-

    dedir. Halbuki arz, cehenneme nisbeten bir yumurta kadardır. O koca cehennem, arzın karnında nasıl yerleşir?

    Elcevab: Evet, âlem-i mülke, yani âlem-i şehadete, yani bu görmekte olduğumuz âleme göre, cehennem, arzın içindedir diye cehennemi küçük gösteriyoruz. Fakat âlem-âhirete nazaran, cehennem öyle azamet peydâ eder ki, binlerle arzları içine alır, doymaz. Ve bu âlem-i şehîdet, bir perde gibi onun tevessüüne mâni olmuştur. Binâenaleyh, arzın içindeki cehennemden maksad, cehennemin kalbi ve cehennemin çekirdeğidir.

    YanıtlaSil
  31. TARİHTE BUGÜN

    - 1948 - Gizli oy, açık sayım sistemini getiren yeni Seçim Kanunu kabul edildi.

    1980-12 Mart dönemi başbakanı Nihat Erim, İstanbul'da öldürüldü.

    TEMMUZ

    19

    CUMARTESİ

    24 1447 MUHARREM

    RUMI: 6 TEMMUZ 1441 HIZIR: 75

    BIR AYET

    Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz nimetlerden yiyin. Şeytanın adımları ardınca gitmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. (Bakara: 168)

    BİR HADİS Helal, Allah'ın kitabında helal kıldıklarıdır. Haram da Allah'ın kitabında haram kıldıklarıdır. Hakkında bir şey demedikleri ise mübah şeylerdendir. Tirmizî

    Haram dairesindeki bir saat lezzet, bazen bir sene ve on sene hapis cezasını çektirir.

    Asa-yı Musa

    YanıtlaSil
  32. 1

    92

    2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    - 1495 - Kanunî Sultan Süleyman'ın doğumu. (ö. 1566)

    1909-II. Abdülhamid tahttan indirildi; yerine V. Mehmed Reşad tahta geçti.

    NİSAN

    27

    PAZARTESİ

    10 1447 ZİLKA'DE

    RUMI: 14 NİSAN 1442 KASIM: 171

    BİR AYET İman eden ve güzel işler yapanları müjdele.

    Bakara Suresi: 25

    BİR HADİS Alimlerin, üzerinde kaymaktan kurtulamadığı çok kaygan bir tepe vardır ki, o da tamâdır.

    Tezkiyesiz nefs-i emmâresi bulunmak şartıyla, kendi nefsini beğenen ve seven adam başkasını sevmez. Eğer zâhirî sevse de samimi sevemez; belki ondaki menfaatini ve lezzetini sever.

    Lem'alar

    Sale

    Ikindi Aksam

    Yatsı

    YanıtlaSil
  33. TARİHTE BUGÜN

    1920 - Büyük Millet

    Meclisi'nde milletvekilleri, Misak-ı Milli üzerine yemin etti.

    1932 - Ezan-ı

    Muhammedi'nin Arapça aslından okunması yasaklandı. Bu zulüm 18 sene devam etti.

    TEMMUZ

    18

    CUMA

    BİR AYET

    Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokca hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.

    (Bakara: 269)

    23 1447

    MUHARREM

    BİR HADİS

    Hikmet, mü'minin yitik malıdır; nerede bulursa onu alır. İbn Mace

    RUMI: 5 TEMMUZ 1441 HIZIR: 74

    Evet görünüyor ki şu âlemde tasarruf eden Zat, nihayetsiz bir hikmetle iş görüyor.

    İmsak

    Öğle

    Akşam

    Yatsı

    İmsak Güneş

    Öğle

    İkindi Akşam Yatsı

    Güneş

    İkindi

    Sözler

    YanıtlaSil
  34. Dadete apid

    -1856-Dolmabahçe Sarayı kullanıma açıldı

    1933-Cye ait ilk madeni

    para basuld

    1967-Israil birlikd

    Kudus'e girdi (Altı Gün Savaşlan).

    7

    SALI

    TUESDAY

    HAZİRAN

    JUNE

    Cadie na kullan

    Avuf Suresit: 2:06

    Ben akrabalik bağlanm lesnek için günderlinedin.

    Ölüm, ehl-i iman için bir terhestie cel tristekeresüdik, bir tebi i mekandır, bir hayat bäkiyenin mukaddimesi ve kapısıdır. Zindan dünyadan çıkmak ve bağıntan- cinana bir uçmakt

    Sualar

    HOCRE ZILKA DE 1443-25 1408

    YanıtlaSil
  35. TARINTE BUGÜN

    1557-Suleymaniye Camii ibadete açıldı.

    - 1856 - Dolmabahçe Sarayı kullanıma açıldı.

    1933 - TC'ye ait ilk madenî para basıldı.

    1967 - İsrail birlikleri

    Kudüs'e girdi (Altı Gün Savaşları).

    7

    SALI

    TUESDAY

    HAZİRAN

    JUNE

    BIR AYET

    Kuşkusuz Rabbin katındakiler Ona kulluk etmekten kibirlenmezler.

    A'raf Suresi: 206

    BİR HADİS

    Ben akrabalık bağlarını kesmek için gönderilmedim.

    Ölüm, ehl-i iman için bir terhistir. Ecel terhis tezkeresidir, bir tebdil-i mekândır, bir hayat-ı bakiyenin mukaddimesi ve kapısıdır. Zindan-ı dünyadan çıkmak ve bağıstan-ı cinâna bir uçmaktır.

    Şualar

    YanıtlaSil
  36. REIHAVİYYİN TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE

    MÜSLÜMAN OLUŞU

    Reháviyyun'un Soyları:

    Beni Rehalar, Kahtan ve Kehlan'ın soyundan gelen (1) Mezhicler. den bir kabiledir (2).

    Beni Rehåların Ata soyları şöyledir:

    Beni Reha b. Münebbih, b. Harb, b. Ule, b. Celd, b. Malik, b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb (3), b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe' (4).

    Beni Rehålar Medine'ye Ne Zaman Geldiler? Kaç Kişi İdiler ve Nasıl Müslüman Oldular?

    Hicretin onuncu yılında Beni Rehålardan on beş kişilik bir Temsil-ci heyeti gelip Remle bint-i Håris'in konağına indiler (5).

    İçlerinde Beni Süleym b. Rehå, b. Münebbihlerden (6) Amr b. Sü bey'de bulunuyordu (7).

    kendilerile konuştu. Peygamberimiz, yanlarına vardı. Yanlarında uzun müddet kalıp

    Beni Rehá Temsilcileri, Peygamberimize hediyeler sundular. nuyordu. Sundukları hediyeler arasında Mirvah diye anılan bir at ta bulu-

    Pek hoşuna gitti. Peygamberimiz, emr etti. Önünde üzerine binilip yürüttürüldü.

    Beni Reha Temsilcileri, Müslüman oldular.

    Kur'ân-ı Kerimi ve İslamın farzlarını öğrendiler.

    (1) Kalkasandi-Nihayetülereb s. 266

    (2) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 314, İbn-i Esir-Kamil c. 2, s. 208

    (3) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 266

    (4) Ibn-i Hazm-Cemhere s. 412

    (5) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 314

    (6) Ibn-i Hazn-Comhere s. 412

    (7)

    c. 4. 8. 226-227, İbn-i Hacer-İsabe c. 2, s. 537 Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 345, Ibn-i Hazm-Cemhere s. 412, Ion-i Esir-Usdülgabe

    YanıtlaSil
  37. REHAVİYYİN TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU

    155

    Beni Rehå Temsilcilerinin Yurdlarına Dönmeleri:

    ni Reha Temsilcilerine de, bahşişlerini verdirdi. Peygamberimiz, Medine'ye gelen Elçilere verdiği bahşişler gibi, Be-

    Temsilcilerin durumlarına göre her birine en az bes, en çok on iki buçuk ukiye olarak bahşişlerini dağıttırdı (B).

    Amr b. Sübey' için bir Sancak bağladı (9), Beni Rehå Temsilcileri, yurdlarına döndüler.

    Beni Rehalardan Gelip Medine'de Oturanlara Hayber Mahsülundan

    Tahsis Yapılması:

    Beni Rehalardan bazı kimseler, Peygamberimizle birlikte hace yap-mak üzre Medine'ye geldiler. Peygamberimizin vefatına kadar Medi-ne'de oturdular (10).

    Peygamberimizin vefat edeceği sırada vasiyet ettiği üç şeyden bi-risi: Rehávilere her yıl Hayber hurma mahsülünden yüz vesk veril-mesi idi (11).

    Peygamberimiz, Hayber'in Ketibe kalesi mahsülünden verilmesini vasiyet ettiği yüz vesk hakkında Rehåviler için bir yazı da, yazmıştı. Beni Rehålar, Muaviye b. Ebi Süfyan'ın Halifeliği zamanında bu

    tahsisatlarını sattılar (12).

    (8) Ihn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 344

    (9) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 345, Ibn-i Fair-Usdülgabe c. 4, s. 227, Ibn-i Hacer-Isa-

    be c. 2, s. 537

    (10) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 314

    ( 11) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 3, s. 367

    (12) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 344

    YanıtlaSil
  38. -۷۲۱- إذا ظننتُمْ فلا تحققوا واذا حدة فلا تبقوا واذا عطبرة فالضوا

    وعلى الله توكلوا واذا ورنهم فارحلوا (هـ) من (جلو)

    721-Zanna kapildiniz mi araştırmayın. Haset effinia es an gitmeyin Plated arkasını takip etmeyin) Bir şeyi uğumuz odbrada zerinde durmayıp geçip işinize devam edin ve Al shio tevekkül edin ve tarttiniz mi dürüst tartın.

    -۷۲۲- إذا ظهر الزنا والربا فى قرية فقد أحلوا بانفسهم كتاب الله اواسط الله

    عذاب الله ب طب ك هب عن ابن عباس

    722. Bir ülkede zina ve riba sökün edip yayıldığı zaman Allah'in kitabın başka bir rivayette Allah'ın azabını karşıla indo buluriar,

    ۷۲۳- إِذَا ظَهَرَ فِي أُمَّتِي خَمْسُ حَل عَلَيْهم الديار التلاعن والحمر والحرير وَالْمَعَارِفُ وَاكْتِفَاءُ الرِّجَالِ بِالرِّجَالِ وَالنِّسَاءُ بِالنِّسَاء" (لك والديلمي عن الس)

    723- Ummetimde beş şey göründü mü üzerlerine helalk

    çöker:

    Lanetleşmek (birbirlerine küfür etmek).

    İçki içilmesi.

    İpek (erkeklerin kullanması).

    Çalgılanın çalınması.

    Erkeklerin (cinsi ilişkiler kurarak) erkeklerle yetinmesi, ko dinlann da (cinsiyet hususunda) kadınlarla yetinmesi.

    ٧٢٤ - إِذَا ظَهَرَ فِيكُمْ مِثْلُ مَا ظَهَرَ فِي بَنِي إِسْرَائِلَ إِذَا كَانَتِ الْفَاحِشَةُ فِي كباركُمْ وَالْمُلْكُ فِي صِغَارِكُمْ وَالْعِلْمُ فِي رُذَالِكُمْ (حم ع هـ عن انس قبل يا رسول الله على ندع الأمر بالمعروف والنهي عن المنكر قال فذكرة ولفظ ع اذا ظهر الادهان في خياركم والفاحشة في شراركم وتحول الملك في صغاركم والفقه في رد الكم)

    724. Sizde İsrailoğullarında meydana gelen şu hususlar meydana gelince ilahi azap üzerinize çöküverir;

    182-

    YanıtlaSil
  39. Büyüklerinizde hayasızlık (zina, fuhuş).

    Küçüklerinizde hakimiyet.

    Adi olanlarınızda ilim.

    Hz. Enes (r.a.)'dan rivayet edilen hadiste, Peygamber E-fendimiz'e: "Ey Allah'ın Rasulü! Marufu emretmeyi ve münkerden nehyetmeyi ne zaman terk ederiz?" diye soruldu da, Peygamber (s.a.v.) cevaben bu hadisi zikretmiştir. (Begavi'nin rivayetindeki hadiste şöyle buyurulmuştur:

    Hayırlılarınız içinde yağcılık.

    Şerlileriniz arasında fuhşun yaygınlığı,

    Devlet idaresinin gençlerin eline geçmesi.

    Fıkıh (din) ilmi rezillerinizin eline geçtiği zaman (umumi belaları bekleyin.)

    ٧٢٥ - إِذَا ظَهَرَ السُّوءُ فِي الْأَرْضِ أَنْزَلَ اللهُ بَأْسَهُ بِأَهْلِ الْأَرْضِ وَإِنْ كَانَ فِيهِمْ قَوْمٌ صَالِحُونَ يُصِيبُهُمْ مَا أَصَابَ النَّاسُ ثُمَّ يَرْجِعُونَ إِلَى رَحْمَةِ اللَّهِ وَمَغْفِرَتِهِ (طب حل عن ام سلمة)

    725- Yeryüzünde kötülük yaygın hale geldiği zaman, Al-lah yer ehline içinde salih kavim bulunsa bile bir azab indirir ki, onlara da isabet eder. Sonra onlar, (salih kavim) Allah'ın rahme-tine ve mağfiretine dönerler (ahirette).

    ٧٢٦ - إِذَا ظَهَرَ السُّوءُ فَلَمْ يَنْهَوْا عَنْهُ أَنْزَلَ اللهُ بِهِمْ بَأْسَهُ قِيلَ وَإِنْ كَانَ فِيهِمُ الصَّالِحُونَ قَالَ نَعَمْ يُصِيبُهُمْ مَا أَصَابَهُمْ ثُمَّ يُصِيرُونَ إِلَى مَغْفِرَةِ اللَّهِ وَرَحْمَتِهِ نعيم في الفتن ك عن مولاة صلعم)

    726- Kötülük zuhur ettiğinde ondan kaçınmazlarsa, Allah onlara azabını indirir. "Ya içlerinde salih kimseler de varsa?" diye soruldu. "Evet, salih kimselere de onlara isabet eden azap, isabet eder. Sonra onlar (kıyamet gününde) Allah'ın rahmetine ve mağ-firetine mazhar olurlar." buyurdu.

    ۷۲۷ - إِذَا ظَهَرَ الْقَوْلُ وَحُزِنَ الْعَمَلُ وَاخْتَلَفَتِ الْأَلْسِنَةُ وَتَبَاغَضَتِ الْقُلُوبُ

    183

    YanıtlaSil
  40. الذئاب أمثلهم فى ذلك الزمان المداهن (طب) ك وتعاقب عن ابى قر) 409- Kıyamet yaklaştığı zaman, başlarına taylasan (bas

    ve omuzları örten bir giyecek) giyenler çoğalacak. Ticaret artacak ve mal çoğalacak. Para sahibi sırf parasından ötürü saygı göre. Kadınlar çoğalacak, sultanın zulmű artacak, Tarlı ve ölçüde hile cek. Fuhuş yaygın hal alacak. Çocuklar hakim duruma gelecek. yapılacak. Kişi köpek yavrusunu beslemeyi çocuk yetiştirmekten daha hayırlı görecek. Büyüğe saygı, küçüğe de sevgi ve merha. met kalkacak. Zina çocukları çoğalacak, hatta kişi yol ortasında kadınla cinsi ilişki kuracak. Kurt kalpli olan kişiler koyun derileri giyecekler. (Dışları mülayim, içleri katı olacak). O zamanda en göze çarpan insan müdaheneci (kötülükleri görüp de mâni olma. yan) kişidir.

    ٤١٠ - إِذَا اقْتَرَبَ الزَّمَانُ لَمْ تَكَدْ رُؤْيَا الْمُسْلِمِ تَكْذِبُ وَأَصْدَقُكُمْ رُؤْيَا أَصْدَقُكُمْ حَدِيثًا وَرُؤْيَا الْمُسْلِمِ جُزْءٌ مِنْ خَمْسَةِ وَأَرْبَعِينَ جُزْءً مِنَ النُّبُوَّةِ وَالرُّؤْيَا ثَلاثَ فَالرُّؤْيَا الصَّالِحَةُ بُشْرَى مِنَ اللهِ وَرُؤْيَا تَحْزِينِ مِنَ الشَّيْطَانِ وَرُؤْيَا مِمَّا يَحْدُتُ الْمَرْءُ نَفْسَهُ فَإِذَا رَأَى أَحَدُكُمْ مَا يَكْرَهُ فَلْيُقِمْ وَلْيَتْقُلْ وَلَا يُحَدِّثُ بِمَا النَّاسُ وَاحِبُّ الْقَيْدَ فِي النَّوْمِ وَاكْرَهِ الْغَلِ الْقَيْدَ ثَبَاتٌ فِي الدِّينِ (حم م د ت عن ابي

    هريرة)

    410- Kıyamet yaklaştığında, müslümanın rüyası yalana çıkmayacaktır. En doğru rüyayı en doğru konuşanınız görecektir. Gerçek müslümanın rüyası nübüvvetin kırk beş parçasından bir parçadır. Rüya üç kısımdır: Salih rüya, bu Allah'tan bir müjdedir. Hüzün veren rüya ki, bu da şeytandandır. Bir de kişinin kendi ku-runtularından gördüğü rüya. Kişi hoşlanmadığı bir rüya görürse, kalksın, okuyup üflesin. Kimseye onu anlatmasın. Rüyada kendini bağlı görmeyi sev. Boyundaki bağdan hoşlanma. Rüyada ayak-taki bağ dinde sebattır.

    ٤١١ - إِذَا اقْتَرَبَ السَّاعَةُ تَقَارَبَ الزَّمَانُ فَتَكُونُ السَّنَةُ كَالشَّهْرِ وَالشَّهْرُ

    -112-

    YanıtlaSil
  41. Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır.
    Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.)
    Sayfa: 33 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis

    YanıtlaSil
  42. سورة البقره (۲۲-۲۱)

    استلزام اتمن زیرا شمس قمر بلوزی وارحمہ کی کر لی، هب كرة خلقتك ميووا وكذا ههمك ارضيك الشنده لولوغي ارضك فارننده و يا ارض الله متصل و با سی ال معلومدركي ميوه تك التي نون واللون الرين ثمولى واردر خاء عليه اللهك ملكي بله کنند.

    تحرة خلقتك والارى ده هر طرفه او زانو نشود. جهنم نه کندر میں اوران

    بری واردر

    وكذاء حديثه لوره، جهنم مصوند، یعنی بولو لمشدر یعنی نامه اصن دکور دین گھری یو مورطه کبی ارضا مرکزنده موجود و بالآخره تفه هر ایده جنگی ممکنه اندند. (اخطار ) جهنمك يمجدی موجود او لما ديفنه معتزله لری سوحه ايدن، بو حدیث اوله کرکس

    ار قداس بوايتك جمله الرينه باقالم، معزالده ظرف اولان بو جمله لي فاصل صد قد الر ؟ .

    ایج زنده نه کی جوهر لی واردر ؟

    اون، ( وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا ) جمله سنان باشنده کی (و) حرف عطفدر

    معلوم اولدیفی اوزره بر شيك ديكي بر شیشه عطفی آرالرنده به مناسبتك بولوغنه متوقع حالبوكر (إن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ ) جمله بيا ( يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا جمله می آراسنده مناسبت کو رو غیور بو جملہ کون آرالرزندہ کی مناسبت، آنجہ ایکی سوال و جوابك تقدير ياه تفه هر اید. شویله که:

    اولکی آینده عبادته امر ایدیلدی گنده ( عبادت ناصلدر؟) دبينه ايديله سؤاله جواباً ( قرآنك تعليم ایتدیگی بی دینه لری . (قرآنه الان کار میدر) دینه ایدیاله ای کنجی سؤاله جواباً ( وان كنند في ريب) الخزره دينيلدي. ايشته هر ایکی جمله آراسنده بو صورتهاه مناسبت تظاهر ایده و حرف

    عطفك ده مقتضاس برين طير.

    سوال ؟ ) (ان) شك و ترددى افاده ایدر (إذا) ايس، جرم و قطعيه دلالت الدر. او نارك شك و شبه الری، قرآن حقنده قطعيد. بناءً عليه مقامك اقتضاى خلافته (إن) كلمه منك (إذا ) قلم منه ترجیحاً ذکرنده نه کمی بر اشارت وار در؟

    ۱۸۲

    YanıtlaSil
  43. الأخيرة

    Bil'dhire: Sonradan

    بناء علية

    Bindenaleyh: Bunun üzerine

    Cezm: Kesin karar

    دلال

    Delalet: Delil olma

    حرف عطف

    Harfi atf: İki kelime veya cümleyi birbirine bağlayan harf, bağlaç

    انماز

    İhtar: Hatırlatma

    المستلزام

    İstilzam: Gerektirme

    قبر

    Kamer: Ay

    كذا

    Keza: Bunun gibi

    مطوى وی

    Matvi: Atlanmış, dürülmüş

    موجود Mevcud: Var olan

    معتزله

    Mu'tezile: Bâtıl i'tikādi bir mezheb

    مقتضا

    Mukteza: Gereken

    متصل

    Muttasıl: Bitişik

    مُنَاسَبَتْ

    Münasebet: Aláka

    متوقف

    Mütevakkı: Bağlı olan

    شَجَرَةِ خِلْقَتْ

    Secere-i hilkat: Yaratılış ağacı

    شن

    Şems: Güneş

    شمول

    Şumûl: İçine alma

    تعلية

    Talim: Öğretme

    تقدير

    Takdir: Zikredilmediği halde sözün gelişinden anlaşılan ma'na

    ترجيحاً

    Tercihan: Üstün tutarak

    تظاهر

    Tezahür : Görünme

    ظرف

    Zarf: Kılıf kap

    YanıtlaSil
  44. 183 Säre- Babans, 23-24

    Ve keza cehennemin arzın altında bulunması, arzın karnında veya arz ile muttasıl ve yapışık olmasını istilzam etmez. Zira sems, kamer, yıldızlar ve arz Ma'lumdur ki, meyvenin altı, bütün dalların aralarına gibi küreler, hep secere-i hilkatin meyveleridirler. sumülü vardır. Binâenaleyh Allah'ın mülkü pek genntir, Secere-i hilkatin dalları da her tarafa uzanıp gitmiştir Cehennem nereye giderse, orada yeri vardır.

    Ve kezȧ bir hadise göre, cehennem matvidir, yani bükül. müştür. Yani tam açık değildir. Demek cehennemin bir

    yumurta gibi arzın merkezinde mevcûd ve bil'ahire tezahür edeceği mümkinâttandır.

    İhtar: Cehennemin şimdi mevcud olmadığına Mu'tezileleri sevk eden, bu hadis olsa gerektir.

    Arkadaş! Bu âyetin cümlelerine bakalım. Ma'nâlara zarf olan bu cümleler nasıl sadeftirler? Ve içlerinde ne gibi cevherler vardır?

    وَإِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا Evet cümlesinin başındaki (5) harf-i atıftır.

    Ma'lûm olduğu üzere, bir şeyin diğer bir şeye atfı, aralarında bir münasebetin bulunmasına mütevakkıftır.

    Halbuki إنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ cümlesiyle يا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا

    cümlesi arasında münasebet görünmüyor. Bu cümlelerin aralarındaki münasebet, ancak iki suâl ve cevabın takdîriyle tezahür eder. Şöyle ki:

    Evvelki âyette ibâdete emredildiğinde "İbâdet nasıldır?" diye edilen suâle cevâben "Kur'ân'ın ta'lim

    ettiği gibi" denildi. "Kur'ân Allah'ın kelâmı mıdır?" diye edilen ikinci suâle cevâben وإن كنت

    في ريب ila ahirihi - denildi. İşte her iki cümle arasında bu suretiyle münasebet tezahür eder. Ve harf-i atfın da muktezâsı yerine gelir.

    Suâl

    : )اِنْ( şekk ve tereddüdü ifade eder. )1(

    ise, cezm ve kat'iyete delâlet eder. Onların şekk ve şübheleri, Kur'ân hakkında kat'îdir. Binâenaleyh makamın iktizâsı hilafına ) إن( kelimesinin (5) kelimesine tercîhen zikrinde ne gibi bir işaret vardır?

    YanıtlaSil
  45. 2023 DEDIO.

    TARİHTE BUGÜN

    1166-Abdülkadir-i Geylânî Hz.nin vefatı.

    1487 - Şah İsmail İran'ı Sünnîlîkten Şiîliğe geçirdi.

    1588 - Mimar Sinan vefat etti.

    1964-Nur Talebeleri

    Zülfikar isimli bir gazete çıkarmaya başladılar.

    TEMMUZ

    17

    PERŞEMBE

    22 1447

    RUMI: 4 TEMMUZ 1441 HIZIR: 73

    BİR AYET

    Beni anın ki Ben de sizi

    anayım.

    (Bakara: 152)

    BİR HADİS

    Hiçbiriniz kendisi için arzu ettiğini kardeşi için de arzu etmedikçe iman etmiş olmaz. Müslim

    MUHARREM

    Dua eden adam anlar ki: Birisi var; onun hatırat-ı kalbini işitir, her şeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına meded eder. Sözler

    Gala kindi Aksam Yatsı

    YanıtlaSil
  46. TARİHTE BUGÜN

    -1915-Çanakkale'de I.

    Kirte zaferi.

    - 1960 - Türkiye'de ilk anarşik hadiseler.

    2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    NİSAN

    28

    SALI

    11 1447 ZİLKA'DE

    RUMI: 15 NİSAN 1442 KASIM: 172

    BİR AYET

    Allah onların gizle-diklerini de bilir, açığa

    vurduklarını da...

    Bakara Suresi: 77

    BİR HADİS

    Kendin için istediğini başkaları için de iste ki, gerçek Müslüman olasın.

    Ey kardeşlerim! Mühim ve büyük bir umûr-u hayriyenin çok muzır mânileri olur. Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır. Bu mânilere ve bu şeytanlara karşı ihlás kuvvetine dayanmak

    Imsak

    gerektir. Lem'alar

    YanıtlaSil
  47. Risale-i Ahmediye (as at, hem öyle Semi, Kerim bir Kadir'den, öyle Basir, Rahim bir

    Bak

    TARİHTE BUGÜN

    - Miladi 632 - Sevgili Peygamberimizin (asm) vefatı.

    1949 - Emekli Sandığının kurulması.

    1951 - Türkiye'de ilk kalp ameliyatı GATA'da yapıldı.

    8

    ÇARŞAMBA

    WEDNESDAY

    HAZİRAN

    JUNE

    BİR AYET Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın.

    Al-i İmran Suresi: 139

    BİR HADİS Ben zulme şahitlik yapmam.

    Dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlatlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır.

    Mektubat

    YanıtlaSil
  48. PEYGAMBERİMİZİN SUAYR B. ADDA'YA YAZISI

    Suayr b. Adda'nın Soyu:

    Suayr b. Adda', Fürey'alara mensuptu (1).

    Hicazlılardan sayılırdı (2).

    Kendisinin Bekkâlara mensup olduğu da, rivayet edilir (3). Buna göre: Beni Bekka Rebía b. Amir, b. Rebia, b. Amir, b. Sa'saa-

    lardandı (4).

    Suayr b. Adda'ın Rahıh'a Bekci Tayin Edilmesi :

    Abdullah b. Yahya b. Selman der ki «Suayr b. Adda'ın oğlu (5), ba-na geldi. Yanında bulunan (6) ve Resûlullah Aleyhisselâm tarafın dan yazılan (7) yazıyı bana gösterdi.

    Yazı, şöyle idi:

    (Allâhın Resûlü Muhammed'den Suayr b. Adda'ya! Ben, seni Rahih'a Bekci ve koruyucu yaptım (8).

    Oradan, koruyup geçireceğin yolcuların verecekleri bahşişleri de, sana bıraktım.) (9)

    İbn-i Esir'e göre: Suayr b. Adda'nın, Bekci ve koruyucu olarak ta-yin edildiği yer, Rahih veya Züceyc (10), İbn-i Hacer'e göre ise Recih idi (11).

    Züceyc, Hacıların, Basra ile Mekke arasında, Suvac yakınında ko-nakladıkları bir yerdir (12).

    (1) İbn-i Esir-Üsdülgabe с, 2, s. 402, İbn-1 Hacer-İsabe c. 2, s. 53

    (2) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, s. 402

    (3) Ibn-i Hacer-İsabe c. 2, s. 53

    (4) İbn-i Hazm-Cemhere s. 468, Kolkagandi-Nihayetülereb s. 44

    (5) Ibn- Sa'd-Tabakat c. 1, s. 282. Ibn-1 Esir-Usdülgabe c. 2, s. 402. Ibn-i Hacer-Isa-be c. 2, s. 53

    ( 6) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, s. 402

    ( 7) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 283, Ibn-i Esir-Usdülgabe c. 2, 5, 402, İbn-i Hacer-Isa-be c. 2, s. 53

    (9) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 282

    (8) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, a, 282, İbn-i Hacer-İsabe c. 2, s. 53

    (10) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, E. 402

    (11) İbn-i Hacer-İsabe c. 2, s. 53

    (12) Yakut-Macemülbüldan e, 3, s. 133

    YanıtlaSil
  49. PEYGAMBERİMİZİN SUAYR B ADDAYA YAZISI

    Kaetani'nin Yanlışları:

    157

    Kaetani, 45. fıkrasında, Peygamberimizin yazısının tercemesinde rum (13) diyorsa da, yanlıştır. Ben, seni Rahihden geçen yolculara refakat etmek hakkını veriyo

    Bunun Ben, seni Rahih'a Bekci ve koruyucu yaptım. dive terce-me edilmesi gerekirdi.

    Kaetani, 1 numaralı notunda «Suayr ismi şayan-ı dikkattir.

    Çünki, Anezelerin sanemlerinden birinin isminin aynıdır. Bu Suayr b. Adda'nın hangi kabileye mensup olduğunu menbai-

    mian mesküt bırakması çok yazıktır.» (14) diyorsa da, yanılıyordur.

    Çünki, Suayr'ın, bir putun da ismi olması, bizce hiç önemli değildir. Her yerde ve her zamanda şahısların taşıdıkları isimlerle mutlaka bir ilişkileri bulunduğu söylenemez.

    Arslan demek olan ve fakat, Arslanla, Arslanlıkla hiç bir münase-betleri bulunmayan nice Esed'ler, Håris'ler vardır ki höd! desen, ödlerl kopar!

    Güzel yüzlü demek olan nice Hasenler, Melihler, Hasnålar, Meliha-lar, Cemiller, Cemileler vardır ki çirkinliklerinden yüzlerine bakılmaz. Nice Halimler, Halimeler vardır ki, kızdıkları zaman, arslan kesi-

    ilrler.

    Osman ismini taşıyanların da, herhalde yılan veya kuş yavruları ile bir ilişkileri bulunduğu söylenemez.

    Suayr b. Adda'nın hangi kabileye mensup bulunduğunun Kaynak-

    larda mesküt geçilmesine eseflenilmesine gelince, bu da, yersizdir. Çünki, Suayr'ın Fürey'î (15) veya Bekkâi olduğu (16), Hicazlılar-

    dan sayıldığı da, açıklanmıştır (17). Beni Bekka'ların ise, Rebia b. Amir, b. Rebia, b. Amir, b. Sa'saalar olduğu mâlumdur (18).

    Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 82

    (14) Kaetani-İslâm Tarihi c, 7, s. 82 (

    15) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, s. 402, Ibn-i Hacer-sabe c. 2, s. 53

    İbn-i Hacer-İsabe c. 2, в. 53

    Ibn-i Esir-Usdülgabe c. 2, s. 402 (18)

    İbn-i Hazm-Cemhere 5. 468. Kalkasandi-Nihayetülereb s. 44

    YanıtlaSil
  50. BENİ GAFIK TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU

    Beni Gafıkların Soyu:

    Beni Gafıklar, Kahtan'ın soyundan gelen Åkk oymağından olup

    Ata soyları şöyledir:

    Beni Gafık b. Şahid, b. Alkama, b. Akk (1), b. Adnan, b. Abdullah,

    b. Ezd.

    Abdullah b. Ezd'in:

    1. Adnan,

    2. Karn,

    3. Hâris,

    4. Abdullah

    adlarında dört oğlu olup Adnan ile Karn'den iki kabile türemiştir (2). Beni Galık Temsilcilerinin Medine'ye Gelişi ve Müslüman Oluşu:

    Beni Gafıklardan, Cüleyha b. Şeccar, b. Suhar'ül'Gafıki, kavmın-dan bazı adamlarla birlikte Peygamberimize gelip «Yâ Resûlallah! Biz, kavmımızın olgunluk çağında bulunanlarıyız. Müslüman olmuş, zekât

    ve sadakalarımızı da, yanımızda tutmuş bulunuyoruz. dediler.

    Peygamberimiz «Müslümanlar için tanınan haklar, sizin için de. tanınacak, onların mükellef bulundukları şeylerle siz de, mükellef bu-lunacaksınız!» buyurdu.

    bi olduk! dedi (3). Avz b. Süreyr'ül'Gafıki «Biz, Allâha imân ettik ve Resûlullâha tâ-

    (1) İbn-i Hazm-Cemhere s. 328, Kalkagandi-Nihayetülereb s. 386 (2) İbn-i Hazm-Comhere s. 375

    (3) İbn-i Sa'd-Tabakat e. 1, s. 352

    YanıtlaSil
  51. 2692- Hayırsızlık meskende, kadında ve atta olur.

    -٢٦٩٣ - اَلظَّلْمُ ثَلاثَةٌ فَظَلَمٌ لا يَتْرُكُهُ اللهُ وَظَلَمٌ يَغْفِرُ وَظُلْمٌ لا يَغْفِرُ فَامَّا الظُّلْمُ الَّذِي لَا يَغْفِرُ فَالشَّرْكُ لَا يَغْفِرُهُ اللَّهُ وَأَمَّا الظُّلْمُ الَّذِي يَغْفِرُهُ اللَّهُ فَقُلْمُ الْعَبْدِ فِيمَا بَيْنَهُ وَبَيْنَ رَبِّهِ وَأَمَّا الظَّلْمُ الَّذى لا يَتْرُكُ يَقُصُّ اللهُ بَعْضَهُمْ مِنْ

    بَعْضٍ (ط عن انس)

    2693- Zulüm üçtür: Allah'ın bırakmadığı zulüm, affettiği zulüm, affetmediği zulüm. Affetmediği zulme gelince, o şirktir. O-nu Allah asla affetmez. Allah'ın bağışladığı zulüm ise kulun ken-disi ile Allah arasında irtikap ettiği zulümdür. Allah'ın terk etme-diği zulüm ise, kulların birbirlerine karşı işledikleri zulümdür ki, onlar aralarında hesaplaşmadıkça Allah yakalarını bırakmaz.

    ٢٦٩٤ - الْعَافِيَةُ عَشَرَةُ أَجْزَاء تِسْعَةٌ مِنْهَا فِي الصَّمْتِ وَالْعَاشِرَةُ الْإِعْتِزَالُ عَن

    النَّاسِ (الديلمي عن ابن عباس)

    2694- Afiyet on parçadır, dokuzu sukūnette (fazla konuş-mamakta) biri de uzlette (insanlardan ayrı kalmakta) dir.

    15

    ٢٦٩٥ - الْعَافِيَةُ عَشَرَةُ أَجْزَاء تِسْعَةٌ فِي طَلَبِ الْمَعِيشَةِ وَجُزْءٌ فِي سَائِرِ

    الأَشْيَاءِ الديلمي عن انس)

    2695- Afiyet on parçadır, dokuzu geçim için çalışmakta,

    birisi diğer şeylerdedir.

    ٢٦٩٦ - الْعَالِمُ وَالْمُتَعَلِّمُ شَرِيكَانِ فِي الْخَيْرِ وَسَائِرُ النَّاسِ لَا خَيْرَ فِيهِمْ (طب

    عن أبي الدرداء)

    2696- Âlim ve talebe hayırda müşterektirler, diğer insan-lara gelince onlarda hayır yoktur.

    ٢٦٩٧ - الْعَالِمُ أَمِينُ اللهِ فِي الْأَرْضِ (ابن عبد البر في العلم الديلمي عن معاذ)

    2697- Alim, Allah'ın yeryüzündeki eminidir.

    659

    YanıtlaSil
  52. -٢٦٨٧ - الطبيبُ اللهُ وَلَعَلَّكَ تَرْفُقُ بِأَشْيَاءِ يَخْرُقُ بِمَا غَيْرَكَ الشيرازى فى

    الالقاب عن مجاهد مرسلا)

    2687- Gercek tabip Allah'tır. Her ne kadar sen baskalo. rının bulduğu bazı ilaçlarla tedavi etsen de.

    -٢٦٨٨ - اَلطَّاهِرُ النَّائِمُ كالصائم القائم الديلمى عن عمرو بن حريث

    2688- Tertemiz abdestli olarak uyuyan kişi gündüzü o ruçla, geceyi ibadetle geçiren insan gibidir.

    ٢٦٨٩ - الطَّهَارَاتُ اَرْبَعٌ قَصُّ الشَّارِبِ وَحَلْقُ الْعَانَةِ وَتَقْلِيمُ الْأَطْفَارِ

    وَالسَّوَاكُ (ع) طب عن أبي الدرداء)

    2689- Temizlik dörttür: Bıyıkları kırpmak, etek tıraşı ol-mak, tırnak kesmek, misvak kullanmak.

    ٢٦٩٠ - الطُّهُورُ شَطْرُ الإِيمَانِ وَالْحَمْدُ للهِ تَمْلأُ الْمِيزَانَ وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ اللهِ تَمَلآنِ مَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ وَالصَّلَوةُ نُورٌ وَالصَّدَقَةُ بُرْهَانٌ وَالصَّبْرُ ضِيَاءٌ وَالْقُرْآنُ حُجَّةٌ لَكَ اَوْ عَلَيْكَ كُلُّ النَّاسِ يَغْدُو فَبَايَعَ نَفْسَهُ فَمُعْتِقَهَا أَوْ

    موبقها (حم م ت عن ابي ملاك الاشعرى)

    2690- Temizlik imanın yarısıdır. "Elhamdü lillâh" mizanı doldurur. "Sübhânellâhi vel hamdü lillâh" yer ile göğün arasını doldurur. Namaz nurdur, zekat bürhandır, sabır ziyadır. Kur'an ya lehine veyahut aleyhine bir hüccettir. Sabahleyin evinden çıkan herkes nefsinin satıcısıdır, onu ya azat eder, ya da helak eder.

    ٢٦٩١ - الطيرَةُ شِرْكَ الطَّيرَةُ شِرْكَ الطَّيرَةُ شِرْكٌ (ط حم هـ د ك هب عن ابن (مسعود)

    2691- Uğursuz saymak şirktir. Uğursuz saymak şirktir. U-ğursuz saymak şirktir.

    ٢٦٩٢ - الطَّيرَةُ فِي الْمَسْكَنِ وَالْمَرْئَةِ وَالْفَرَسِ* (ابن جرير عن ابن عمر)

    658

    YanıtlaSil
  53. mıştır. Yanlarında oturmak bereket, yüzlerine bakmak ise aydın-

    liktır. ٢٨٧٤ - اَلْمُتَّقُونَ سَادَةٌ وَالْفُقَهَاءُ قَادَةٌ وَالْجُلُوسُ إِلَيْهِمْ زِيَادَة وَعَالَم ينفع

    بِعِلْمِهِ أَفْضَلُ مِنْ أَلْفِ عَابِدٍ" (الخليل عن على)

    2874- Takvaya erenler ulu kişilerdir. Fakihler öncüdürler. Yanlarında oturmak kişinin (feyz ve bereketini) artırır. İlmi ile fay-dalanan âlim, bin abidden efdaldir.

    ۲۸۷۵ - اَلْمُتَوَفَّى عَنْهَا زَوْجُهَا لاَ تَلْبَسُ الْمُعَصْفَرَ مِنَ الثَّيَابِ وَلاَ الْمُمثّقة

    وَلَا الْحَلِيَّ وَلَا تَخْتَضِبُ وَلَا تَكْتَحِلُ (حم د ق ن عن ام سلمة)

    2875- Kocası ölen kadın, renkli elbiseler giymez, süslü ve ipekli elbiseler de giymez, eline kına yakmaz, sürme sürmez.

    ٢٨٧٦ - اَلْمُتَمُ الصَّلوةَ فى السفر كالمُقَصِّر فى الحضر * قط فى الافراد وابن

    النجار عن ابي هريرة)

    2876- Seferde namazı tam kılan, hazerde namazı (sefer-de olduğu gibi) kısaltan gibidir.

    ۲۸۷۷ - الْمَجَالِسُ بِالأَمَانَةِ إِلا ثَلَاثَةُ مَجَالِسٍ مَجْلِسٌ سُفِكَ فِيهِ دَمٌ حَرَامٌ وَمَجْلِسٌ يَسْتَحِلُّ فِيهِ فَرْجٌ حَرَامٌ وَمَجْلِسٌ يَسْتَحِلُّ فِيهِ مَالٌ مِنْ غَيْرِ حَلِهِ الخرائطي عن جابر)

    2877- Meclislerdeki sözler birer emanettir. (İfşa edilmez)

    ancak üç meclis hariç. Haram olan kan akıtma (adam öldürme) meclisi, zina meclisi, başkasına ait olan malı almak için konuşu-lan meclis.

    ۲۸۷۸ - الْمَجَالِسُ أَمَانَةٌ فَلَا يَحِلُّ لِمُؤْمِنٍ أَنْ يَرْفَعَ عَلَى مُؤْمِنٍ قَبِيحًا" (ا)

    لال عن اسامة ابن زيد)

    2878- Meclisler emanettir. Bir mü'minin diğer bir mü'-mine karşı çirkin bir harakette bulunması helal olmaz.

    697

    YanıtlaSil
  54. ya peştemalsız girmesi helal olmaz. Mü'mine kadınlar ise oraya asla giremezler.

    ۳۰۸۰- بَيْت لا صبيان فيه لا بركة فيه وبَيْتٌ لاَ خَلٌّ فيه يُعَالُ لأَهْلِه

    (ابو الشيخ فى الثواب عن ابن عباس)

    3080- İçinde çocuk olmayan evde bereket yoktur. Sirke bulunmayan eve fakirlik gelir.

    -۳۰۸۱- بَيْتُ الْمُقَدَّسِ اَرْضُ الْمَحْشَر وَالْمَنْشَ ائْتُوهُ فَصَلُّوا فِيهِ فَإِنَّ صَلوةَ فِيهِ كَالْفِ صَلَوةٍ فِي غَيْرِهِ فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَتُهْدِي لَهُ زَيْتًا يُسْرَجُ فِيهِ فَهُوَ كَمَنْ آتَاهُ فَصَلَّى فِيهِ (حم هـ طب ع عن ميمونة مولاه النبي عم)

    3081- Beyt-i Makdis mahşer yeridir. Oraya gelin ve için. de namaz kılın. Çünkü orada kılınan bir namaz, diğer mescitler. de kılınan bin namaz gibidir. Buna gücün yetmezse oraya yakıla cak zeytinyağı hediye et. Böyle yapan kişi, oraya gelip namaz kılan insan gibi sevap alır.

    ۳۰۸۲ - بَيْنَ الْمَلْحَمَةِ وَفَتْحِ الْمَدِينَةِ سِتُّ سِنِينَ وَيَخْرُجُ الْمَسِيحُ الدَّجَّالُ فِي السابعة (حم) د هـ ع ونعيم فى الفتن قط ض ق عن عبد الله بن بسر)

    3082- Melhame (büyük harp) ile Medine'nin fethi ara-sında altı sene olacaktır, yedinci senede ise Mesih Deccal zuhur edecektir.

    ۳۰۸۳ - بَيْنَ الْعَبْدِ وَالْجَنَّةِ سَبْعُ عِقَابِ أَهْوَنُهَا الْمَوْتُ وَأَصْعَبُهَا الْوُقُوفُ بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ تَعَالَى إِذَا تَعَلَّقَ الْمَظْلُومُونَ بِالظَّالِمِينَ (ابو سعيد في معجمه وابن النجار

    عن أبي هدبة عن انس)

    3083- Kul ile cennet arasında yedi tehlikeli geçit vardır. En kolay olanı ölümdür. En güç olanı da mazlumlar zalimlerin yakasına yapıştıkları an Allah'ın huzurunda durmak.

    ٣٠٨٤ - بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ مَسْخٌ وَخَسَفٌ وَقَذَفٌ (هـ عن ابن مسعود)

    738

    YanıtlaSil
  55. cennetine koyacağına, yahut bir çok ecir ve ganimetle çıktığı eve dik etmekten başka bir niyetle evinden çıkmayan kimseye, onu salim döndüreceğine tekeffül etmiştir

    -۳۲۳۰ تكلف لك الحوك وصنع ثم تقول إلى صالم كل وصم يان

    مكانه (قط عن أبي سعيد قط عن جابر)

    3230- Kardeşin sana mükellef bir yemek hazırlamış, sen ana: "Ben oruçluyuml" diyorsun, ye, Yerine sonra bir gün oruç ut. (nafile oruçlunun orucunu bozabileceğine bir delildir.)

    -۳۲۳۱- تكمل يَوْمَ القِيمَة سَبْعُونَ أمَّهُ نَحْنُ آخِرُهَا وَخَيْرُها (هـ) عن كترين

    حكيم عن ابيه)

    3231- Kıyamet günü yetmiş millet tamamlanır. Sonuncu su ve hayırlısı biz oluruz.

    ٣٢٣٢ - تَكُونُ فِي أُمَّتِي رَجْفَةٌ يَهْلِكُ فِيهَا عَشْرُ الْآفِ عِشْرُونَ أَلْفًا ثَلاثُونَ أَلْفًا يَجْعَلُهَا اللَّهُ مَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ وَعَذَابًا عَلَى الْكَافِرِينَ" (كرعي

    عروة بن رويم عن الانصاري)

    3232- Ümmetim büyük bir depremle karşı karşıya kala-caktır. On bin, yirmi bin, otuz bin kişi ölecektir. Bu, mü'minler çin bir öğüt ve rahmet vesilesi olurken, kafirler için de serapa bir azap olacaktır.

    ۳۲۳۳ - تَكُونُ النُّبُوَّةُ فِيكُمْ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعَهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مَلِكًا عَضُوضًا فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ مُلْكُ جَبْرِيَّةٍ ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَا

    النبوَّة" (ط حم ن والروياني ض عن حذيفة)

    3233- Peygamberlik içinizde, Allah'ın dilediği zamana

    -773

    YanıtlaSil
  56. sonra nübüvvetin yolunda olan hilafet Allah'ın dilediği müddete kadar devam edecek, sonra kaldırmak isteyince onu kaldıracak; kadar sürecek, sonra onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra kalacak, sonra Allah onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra isiran saltanat devri gelecek, o da Allah'ın dilediği zamana kadar onu zorba bir hükümdarlık takip edecek, sonra da nübüvvet yolu Üzerinde olan bir hilafet devri gelecek.

    ٣٢٣٤ - تَكُونُ الأَصْحَابِي زَلَّةٌ يَغْفِرُهَا اللهُ لَهُمْ لِسَابِقَتِهِمْ مَعِي (كر عن محمد بن الحنفية عن ابيه)

    3234- Ashabımın zellesi (ayak kayması) olur. Lakin Allah onları benimle beraber güzel geçmişleri bulunduğu için bağışlar.

    ٣٢٣٥ - تَكُونُ بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ أَيَّامٌ يُرْفَعُ فِيهَا الْعِلْمُ وَيُنْزَلُ فِيهَا الْجَهْلُ وَيُكْثَرُ فِيهَا الْهَرَجُ وَالْهَرَجُ الْقَتْلُ (هـ عن ابن مسعود)

    3235- Kıyamet öncesi öyle günler olacak ki, o günlerde ilim kalkacak, cehalet yaygın hal alacak, cinayetler çoğalacak.

    ٣٢٣٦ - تَكُونُ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ بَنِي الْأَصْفَرِ هُدْنَةٌ فَيَغْدِرُونَ بِكُمْ فَيَسِيرُونَ إِلَيْكُمْ فِي ثَمَانِينَ غَايَةً تَحْتَ كُلِّ غَايَةٍ اِثْنَى عَشَرَ أَلْفًا" (هـ عن عوف بن مالك)

    3236- Beni asfar ile aranızda sulh olacak, sonra size hi-

    yanette bulunup her birinin altında on iki bin kişi bulunan seksen sancakla size doğru saldıracaklar.

    ۳۲۳۷- تَكُونُ اَرْبَعُ فِتَنِ الأُولَى يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالثَّانِيَةُ يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ وَالثَّالِثُ يُسْتَحَلُ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ الْفَرْجُ وَالرَّابِعَةُ الدَّجَّالُ (نعيم

    عن عمران بن حصين

    3237- Dört fitne başgösterecek: Birincisinde adam öl-dürmek helal sayılacak. İkincisinde hem o, hem de mal, üçüncü-sünde kan, mal, zina helal sayılacak, dördüncüsü ise Deccal'dir.

    ۳۲۳۸ - تَكُونُ اَمَامَ الدَّجَّالِ سِنُونٌ خَوَادِعُ يُكْثَرُ فِيهَا الْمَطَرُ وَيُقَلُّ فِيهَا

    774

    YanıtlaSil
  57. اشارات الاعمار

    سوره نقره (٢٧-٢٤)

    [ الجواب ] او نارك شك و ريباريني ازاله ايده جنك سبارك ظهور اتماله، اولى شبه الرك وجود نه قطعبداله

    حکم ایدیاله م به جگنه اشار تدر.

    [ افطار ] (اِن) كلم سنك افاده ابتديكى شك و تردد، اسلوبك اقتضاسنه کوره در حاشا منار

    عائد دگلدر

    (وَإِنْ كُكنتم في ريب ( الله ) ان ارته حمله لری هر انكسی ده بر معنایی افاده ابتدکاری کی ایکنی جمله نان برنجی جمله دن داها قيصه اولمه سيله اسلوبه داها او يفون اولديفي حالده .. برنجی جماله نان ايكنجي جمله به ترجيحاً ذكرى، أو نكون ريبلرينك منشی، خسته مزاج لريله فندا دوشونجه لری اولديقة

    اشار تدر.

    [ سؤال ؟ ] اونارك ريباره ظرف و محل اولد قاری حالده، او نارك مظروف، ريبك او نكره ظرف اولارقہ کو ستر یامی نه یه بناء در؟

    الجواب ] او نارك قلب ارزنده كى ربك ظلمتي قلب ارندن انتشار ايدوب، بتون بد ناريني استيلا ايمن

    اولد يفندن، كند يارينك ريب ايجنده بولوند قارى عمان المقده اولديفنه اشار تدر.

    نکره اولارمه ( ريب) قلمه سنك ذكرى، تعميم الجوندر یعنی نه قدر شبه لریکز وارسی، جواب بر در هر بر ریبگره مخصوص برر جواب ويرمك لازم دی در همانگی چاره به باسن و ور کن، الا جف از جواب

    قرآنك اعجاز يدر.

    اوت، بر چشمه در صوایحه و او صويك واتليلغنی آنگلا یان بر آدم، او چشمه در تشعب ابیدن بتون چشمه الری تجربه ایمگه حقى يوقدر. زیرا منبع برد. كذلك، بر سوره نك معارضه سند نه عاجز قالان بر آدمك ، بتونه قرآنی تجربه ایمگه حقى يوقدر.

    چونکه مرتب بر در.

    (هما) ده کی (من) بیانی افاده ایتدیکندن ( في شئ ) كلمه منك تقدير بني ايستر. تقدير كلام

    ( وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ فِي شَيْءٍ مِمَّا نَزَّلْنَا ، اوله كركور .

    ( نزلنا) تعبیر ند نه آهلا يا اير كه او نارك شبه الرينك منشی نزول صفتی اولوب، قطعی جواباری ده اثبات نزولدر تدریجاً، یعنی آیت آیت، سوره سوره، حادثه اره کوره نزولی افتاده اید نه تفصیل با بند نه

    YanıtlaSil
  58. بان Bab: Mezid füllerin her bir grubu

    بيان

    Beyan: Açıklama

    آشیان

    Esbab: Sebebler

    اعجاز

    İcaz: Mucize olma, herkesi áciz bırakma

    اقتضا

    İktiza: Gerekme

    انتشار

    Intisar: Yayılma

    إزاله

    İzale: Giderime

    كانن

    Katib: Yazıcı

    كذلك

    Kezalik: Bunun gibi

    محل

    Mahal: Yer

    مخصوص

    Mahsus: Hususi

    مظروف

    Mazrif: Zarf içinde olan, içerik

    منبع

    Menba: Kaynak

    منقاً

    Mense: Kaynak

    مزاج

    Mizac: Huy, yaradılış

    معارضة

    Muaraza: Karşı çıkma

    مُتَكَلِّمْ

    Mütekellim: Konuşan

    نكرة

    Nekre: Belirsiz

    ترول

    Nüzûl: İnme

    ريب

    Rayb: Şübhe

    تعبية

    Tamim: Umumileştirme

    تقدير كلام

    Takdir-i kelâm: Zikredilme-diği halde sözün gelişinden anlaşılan ma'na

    تدريجاً

    Tedricen: Derece derece

    تَشَعْبُ

    Tesa ub: Şubelenme

    ظهور

    Zuhur: Meydana çıkma

    طلعت

    Zulmet: Karanlık

    YanıtlaSil
  59. 184

    km 21-24

    Elcevab: Onların şekk ve rayblerini izale edecek esbabun zuhûr etmesiyle, o gibi şübhelerin vücûduna kat'iyetle hüküm edilemeyeceğine işarettir,

    ihtar: (5) kelimesinin ifade ettiği sekk ve tereddüd, üslübun iktizasına göredir. Haşa, Mütekellime äit değildir.

    وإن كنت في ريب ile إن الكتلة cümleleri, her ikisi de bir ma'na ifade ettikleri gibi, ikinci cümlenin birinci cümleden daha kısa olmasıyla üslüba daha uygun olduğu halde: birinci cümlenin ikinci cümleye tercihen zikri, onların rayblerinin mensei, hasta mizáçlarıyla fena düsünceleri olduğuna işarettir.

    Sual: Onların rayblere zarf ve mahal oldukları halde, onların mazrûf, raybin onlara zarf olarak gösterilmesi neye binâendir?

    Elcevab: Onların kalblerindeki raybin zulmeti kalblerinden intişâr edip, bütün bedenlerini istilå etmiş olduğundan, kendilerinin rayb içinde bulundukları sanılmakta olduğuna işarettir.

    Nekre olarak )ريب ( kelimesinin zikri, ta'mim içindir.

    Yani "Ne kadar şübheleriniz varsa, cevab birdir. Her bir raybinize mahsûs birer cevab vermek lazım değildir. Hangi çareye başvursanız, alacağınız cevab Kur'ân'ın i'câzıdır."

    Evet, bir çeşmeden su içen ve o suyun tatlılığını anlayan bir adam, o çeşmeden teşa'ub eden bütün çeşmeleri tecrübe etmeye hakkı yoktur. Zirâ menba birdir. Kezâlik, bir sürenin muârazasından aciz kalan bir adamın, bütün Kur'ân'ı tecrübe

    etmeye hakkı yoktur.

    Çünki kâtib birdir.

    'daki )ين ( beyanı ifade ettiğinden

    ينا في قن kelimesinin takdirini ister. Takdir-i kelâm

    olsa gerektir وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ فِي شَيْءٍ مِمَّا نَزَلْنَا

    تول ta'birinden anlaşılır ki, onların şübhelerinin menşei nüzûl sıfatı olup, kat'î cevabları da isbât-ı nüzüldür. Tedríîcen, yani âyet âyet, sûre sûre, hâdiselere göre nüzûlü ifade eden tefil bâbından

    YanıtlaSil
  60. TARİHTE BUGÜN

    BİR AYET

    622 - Peygamberimizin (asm) Medine'ye hicreti.

    1683 - Viyana'ya taarruz eden Osmanlı Ordusu, Avusturya Ordusunu mağlup etti.

    1885 - Pastör'ün Kuduz aşısını bulması.

    TEMMUZ

    16

    ÇARŞAMBA

    21

    1447

    MUHARREM

    RUMI: 3 TEMMUZ 1441

    HIZIR: 72

    İman edip salih ameller işleyenlere gelince, onlar Cennetliklerdir, onlar orada ebedî olarak kalacaklardır.

    (Bakara: 82)

    BİR HADİS

    Her doğan çocuk İslam fıtratı üzere doğar. Sonra ana-babası onu ya Yahudileştirir, ya Mecusileştirir yahut Hristiyanlaştırır. Müslim

    Demek iman, bir manevî tuba-i cennet çekirdeğini taşıyor. Küfür ise manevî bir zakkum-u cehennem tohumunu saklıyor. Sözler

    İmsak Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam Yatsı

    Imsak Günes üle

    YanıtlaSil
  61. FARERTE PUSUR

    1099 Hachilaon Kudus

    Izgali

    1516-Cezayir în Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethi.

    -1904-Modern kısa

    öykünün en önemli ustalarından Rus yazar Anton Çehov öldü.

    2016-15 Temmuz askeri darbe girişimi.

    TEMMUZ

    15

    SALI

    20

    1447

    RUMI: 2 TEMMUZ 1441

    HIZIR: 71

    BIR AVEL

    Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. Insanların bu hususta

    seçme hakkı ve yetkisi yoktur. Allah onların ortak koştuğu şeylerden çok uzak ve pek yücedir.

    (Kasas: 68)

    BİR HADİS

    MUHARREM

    İlim tahsil etmek için yolculuğa çıkan kimse, evine dönünceye kadar Allah yolundadır. Tirmizí

    Ey maraz- vesvese ile müptela! Bilir misin vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Sen ona ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet vermezsen söner. Nurun İlk Kapısı

    YanıtlaSil
  62. 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    - 1919-İtalyanların

    Antalya'yı işgali.

    1945-Nazi lideri Adolf

    Hitler'in tabancayla intiharı.

    NİSAN

    29

    ÇARŞAMBA

    BİR AYET

    Ancak Allah, dilediğini doğru yola iletir.

    Bakara Suresi: 272

    BİR HADİS

    Namazı şartlarına uygun bir şekilde kılmak konusunda Allah'tan korkun.

    12 1447 ZİLKA'DE

    RUMI: 16 NİSAN 1442

    KASIM: 173

    Kanaatsizlik, çalışmanın şevkini kırar, tenbelliğe atar, hayatından şekvā kapısını açar, mütemadiyen şekvâ ettirir. Hem ihlâsı kırar, riyâ kapısını açar. Hem izzetini kırar, dilencilik yolunu

    gösterir. Lem'alar

    İmsak Günes

    Öäle

    İkindi

    Aksam

    Yatsı

    Imsak

    Günes

    Öğle

    İkindi

    Aksam

    Yatsu

    YanıtlaSil
  63. Risaleti Abosediyu Can

    durup, Arş-1 A'zam ma müteveccihen el kaldırıp dua eden şu şeref-i nev-i insan ve ferid-i kevn ü zama Acaba bütün efazılı beni Adem'i arkasına alıp, arz üstünde ve bihakkın Fahri Käina man

    TARİHTE BUGÜN

    632-Hz. Ebu Bekir (ra) ilk halife seçildi.

    - 1617-Sultanahmet Camii'nin ibadete açılması.

    1944 - Bediüzzaman'ın yeğeni, Abdülmecid Nursî'nin (Ünlükul) oğlu Fuad Ünlükul vefat etti.

    1950 - Adnan Menderes DP genel başkanlığına seçildi.

    9

    PERŞEMBE THURSDAY

    HAZİRAN

    JUNE

    Sırr-ı imtihan ve hikmet-i teklif iktiza eder ki, akla kapı açılsın ve aklın ihtiyarı elinden alınmasın. Eğer gayet bedihî bir surette olsa, o vakit aklın ihtiyarı kalmaz.

    Mektûbât

    BIR AYET

    Şüphesiz Allah butun işlerinde mutlak galiptir ve hikmet sahibidir.

    Bakara Suresi: 220

    BİR HADİS

    Bir koyun kesmekle de olsa düğün yemeğini ver.

    YanıtlaSil
  64. BENİ BARIK TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE

    MÜSLÜMAN OLUŞU

    Beni Bârıkların Soyları:

    Beni Batıklar, Kahtan'ın soyundan gelen Ezd kabilesindendir-

    ler (1). Beni Bârıkların Ata soyları şöyle sıralanır:

    Beni Bårık Sa'd b. Adiyy, b. Hârise, b. Sålebe, b. Amr Müzeykı-

    yà (2).

    Beni Bårık Temsilcilerinin Müslüman Oluşu:

    Beni Bårık Temsilcileri, Peygamberimize geldiler.

    Peygamberimiz, İslâmiyete davet edince, hemen Müslüman oldu-lar, bey'at ettiler.

    Peygamberimizin Beni Bârıklar İçin Yazısı:

    Peygamberimiz, Beni Bârıklar için bir yazı yazdı.

    Yazısında şöyle buyurdu:

    Bu, Allâhın Resûlü Muhammed tarafından Bârıklar için yazılan yazıdır.

    Bârıkların meyvaları kesilmeyecek, kendileri istemedikçe, yağmur düşen baharlık ve yazlık yurdlarında hayvan da, otlatılmayacaktır. Onlar, harp veya kıtlık sıralarında Müslümanlardan kendilerine uğrayacak kimseleri üç gün konuklamakla mükelleftirler.

    Onların meyvaları yetiştiği zaman, yolcular, dalından koparma-mak, kesmemek ve toplayıp götürmemek şartile, yere dökülenlerden karınlarını doyurabilirler.

    @beyy b. Ka'b yazdı.» (3)

    Ebû Ubeyde b. Cerrah ve Huzeyfe b. Yeman şahid oldu ve bunu,

    (1) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 160

    (2) Ibn-i Hazm-Cemhere a. 473

    (3) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 352

    YanıtlaSil
  65. 100

    İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X

    Kaetani'nin Yanlışları:

    Onların meyvaları henüz kemale ermedikçe toplanmayacaktır.» (4) Kaetani, 57. fıkrasında, Peygamberimizin yazısının tercemesinde diyorsa da, yanlıştır.

    gerekirdi. Bunu Bârıkların meyvaları kesilmeyecektir." diye terceme etmek

    Yine yazı metnindeki «Harp veya kıtlık sıralarında» diye terceme edilmesi gereken (fi arkin ev cedbin) ibaresini «kıtlık veya kuraklık mevsiminde diye terceme etmek te, yanlıştır.

    «Onların meyvaları yetiştiği zaman, yolcular, dalından koparma-mak, kesmemek ve toplayıp götürmemek şartile yere dökülenlerden ka-rınlarını doyurabilirler." diye terceme dilmesi gereken ibâreyi «Meyva-lar kemale erdiği zaman yolcular yiyecekleri kadar toplayacaklardır. yanlıştır. Fakat, ceplerine hiç bir şey koymayacaklardır.» diye terceme etmek te,

    Kaetani, 2 numaralı notunda «Şayan-ı dikkattır ki vesika Bârık-ların İslâmiyetlerine dair hiç bir îmayı havi değildir.

    Bunun için, İbn-i Sa'd'in vesika bidayetinde söylediği sözlere rağ-diyorsa da, yanlıştır. men Ezdlerin kısm-ı âzamı gibi müşrik kalmış olacaklardır.» (5)

    İbn-i Sa'd gibi eski ve müteber bir kaynağın verdiği tarihî bir bil-giden şüphelenebilmek için elde onunkinin aksini ortaya koyan daha sağlam br tarihi bilgi ve belgenin bulunması gerekir.

    Her hangi bir vesikada İslâmiyet esasları zikr edildiği zaman, bu-nun vesikaya sonradan eklenmiş olabileceğini iddia etmek, zikr edil-mediği zaman da, bunu, İslâmiyetin yayılışı aleyhinde kullanmağa kal-kışmak, samimiyetsizlikten, daha doğrusu garazkârlıktan başka bir şey ifade etmez.

    Tarihi bilgi ve belgelere göre gerçek ve vaki olan şudur: İslâmiyeti kabul ederek İslâmiyet üzerine bey'at yapan Bârıklar, Peygamberimizden bir kaç istekte bulunmuşlar, Peygamberimiz de, on-bu hususta yazdırdığı yazıyı kendilerine vermiştir. ların isteklerini bazı vecîbeleri yerine getirmek kaydiyle kabul buyurup

    (4) Kaetani-Islam Tarih (5) Kastani

    YanıtlaSil
  66. EZEL
    الأزل
    Başlangıçsız zaman, zihnen başlangıcı düşünülemeyen süre, varlığın geçmişte sonsuzca devam etmesi anlamında felsefe ve kelâm terimi.
    İlişkili Maddeler
    EBED
    Sonsuz zaman, zihnen son bulması düşünülemeyen süre, varlığın gelecekte sonsuzca devam etmesi anlamında felsefe ve kelâm terimi.
    EZELİYET
    Allah Teâlâ’nın başlangıcının olmadığını ifade eden bir terim.

    Müellif: AHMET SAİM KILAVUZ
    Sözlükte kıdem ile eş anlamlı olarak “başlangıcı olmama” anlamına gelir. Ezel kelimesinin “şiddet, darlık, hapislik” mânasındaki ezl köküyle bir anlam ilişkisi bulunmamaktadır. Bu sebeple bazı dil bilginleri ezelin, “yok olmadı, zeval bulmadı” mânasındaki lem yezel fiilinden ihtisar edilmiş olabileceğini (lemyezel ⟶ yezeliyyün ⟶ ezeliyyün ⟶ ezel) düşünmüşlerdir (bk. Lisânü’l-ʿArab, “ezl” md).

    Ezel ve ezelî kelimeleri Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde geçmez. Ancak Hadîd sûresinin 3. âyetinde yer alan, “O evveldir ve âhirdir” ifadesindeki “evvel” kelimesi İslâm âlimleri tarafından Allah’ın ezelî olduğu mânasında anlaşılmıştır. Ayrıca halk, ibdâ‘, inşâ, tekvin gibi hususlara dair âyetlerle Allah’ın doğmuş olmadığını, bir benzerinin bulunmadığını, hiçbir şeye ihtiyacı olmayıp her şeyin ona muhtaç olduğunu, bütün kusurlardan münezzeh bulunduğunu ifade eden âyetler de dolaylı olarak Allah’ın varlığının ezelî ve kadîm olduğunu, O’ndan başka hiçbir varlığın bu vasıfla nitelendirilemeyeceğini göstermektedir. Aynı mahiyetteki anlatımlar hadislerde de görülür. Bundan başka Allah’ın doksan dokuz isminin sıralandığı hadiste ezeliyeti ifade eden evvel, mübdi‘, tâm gibi isimlerle birlikte ezelî ile aynı mânaya gelen kadîm ismi de zikredilmiştir (İbn Mâce, “Duʿâʾ”, 10). “Kendisiyle birlikte hiçbir şey yokken Allah vardı” anlamındaki hadis (Müsned, IV, 431, 432; Buhârî, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 1, “Tevḥîd”, 22; Tirmizî, “Menâḳıb”, 74), İslâm âlimlerince Allah’ın ezelî olduğu mânasında anlaşılmıştır. Kur’an ve Sünnet’te Allah’ın varlığının bir başlangıcı bulunmadığı yönündeki bu doğrudan veya dolaylı ifadeler sebebiyle bütün müslümanlar, Allah’ın varlığı ve birliği gibi itikadî esaslar yanında ezelî ve ebedîliği konusunda da görüş ve inanç birliğine varmışlardır.

    YanıtlaSil
  67. Özellikle vahdet-i vücûdcu düşünürlere göre Allah’ın dışındaki bir kısım varlıklara da ezelî sıfatı nisbet edilebilir; meselâ a‘yân-ı sâbitenin Allah’ın ilminde ezelî olduğu söylenir. Ancak bu nisbî ve itibarî bir ezeliyet olup gerçek anlamda ezelîlik yalnız Allah’a mahsustur. Bu farkı vurgulamak üzere Allah’ın ezelîliği için “el-ezelü’l-mutlak” veya “ezelü’l-âzâl” terkipleri kullanılmıştır (Abdülkerîm el-Cîlî, I, 101-102, 104). Ayrıca İslâmî literatürde “kadîm” ve “ezelî” anlamında lem yezel, “bâkī” ve “ebedî” anlamında lâ yezâl tabirleri de geçmektedir.

    İlk İslâm filozofu olarak bilinen ve aynı zamanda kelâmcılarla yakın ilişkisi bulunan Ya‘kūb b. İshak el-Kindî, ezelî terimini “yok olması imkânsız varlık” diye tarif eder. Ona göre ezelînin varlığı için bir başlangıç düşünülemez, çünkü sürekli olarak vardır. Varlığı başkasına bağlı değildir, bu sebeple onun illeti yoktur. Ezelî varlık istihâle geçirmez; çünkü istihâle bir değişmedir ve ezelî varlık değişmez, eksiklikten tamlığa doğru da olsa başkalaşmaz. Ezelînin eksik varlık olması mümkün değildir; zira o, kendisini daha yetkin kılacak bir duruma doğru değişime uğramaz. Şu halde ezelî varlık zorunlu olarak tamdır (Resâʾil, s. 113-114). Öte yandan maddî varlık cinsleri ve türleri olan varlıktır, ezelînin ise cinsi yoktur; buna göre maddî varlık ezelî olamaz. Kindî çeşitli aklî deliller göstererek hareket ve zamanın da ezelî olmadığını ispatlamakta ve sonuç olarak sadece “gerçek bir”in yani Allah’ın ezelîlikle nitelendirilebileceğini ortaya koymaktadır (a.g.e., s. 113-122, 153, 215). Fârâbî’ye göre de tam anlamıyla ezelî olan sadece “ilk varlık” yani Allah’tır. Zira ilk varlık diğer bütün varlıkların ilk sebebidir. O bütün eksiklik çeşitlerinden münezzehtir; en şerefli ve en kadîm varlıktır. O bilfiil vardır; bilkuvve var olduğu, yahut herhangi bir şekilde yok olmasının da mümkün bulunduğu düşünülemez. Bundan dolayı O ezelîdir ve ezelî olması için varlığının geriye doğru devam etmesini sağlayacak başka bir şeye ihtiyaç göstermeksizin varlığı süreklidir (Ârâʾü ehli’l-medîneti’l-fâżıla, s. 37-38).

    Ancak gerek Fârâbî gerekse daha açık ve ayrıntılı olarak İbn Sînâ, Aristo’nun âlemin ezelîliği yönündeki görüşlerinin etkisiyle, Yeni Eflâtuncu sudûr teorisinden de faydalanarak zât ve zaman bakımından olmak üzere iki türlü ezelîlik kabul etmişlerdir. Buna göre Tanrı zât ve mertebe bakımından ezelîdir; şu anlamda ki O illeti bulunmayan varlık olup kendisi diğer bütün varlıkların illetidir ve bu mânada ezelî olarak bütün varlıklardan öncedir. Fakat Tanrı ezelî bir sebeptir ve bundan dolayı O’nun eserlerinin de ezelî olması gerekir; bu da âlemin bir eser (ma‘lûl) olarak zaman bakımından ezelî olduğu sonucunu doğurur (İbn Sînâ, eş-Şifâʾ, s. 266-268). Şu halde “yokluk ve zıtlık ancak ay feleğinin altındaki şeyler için söz konusudur” (Fârâbî, Ârâʾü ehli’l-medîneti’l-fâżıla, s. 37). Bu şekilde Allah’ın zât bakımından ezelî olduğu hususunda İslâm filozofları ile kelâmcılar arasında görüş birliği bulunmakla birlikte, kelâmcılar Allah’ın zât ve sıfatlarından başka ezelî varlık kabul etmenin imkânsız olduğunu söylerken Fârâbî ve İbn Sînâ gibi bazı İslâm düşünürleri Allah’ın zâtı yanında âlemin, yani feyz ve sudûr sürecinde yer alan akıllar, nefisler, felekler gibi kozmik varlıkların zât bakımından Tanrı’ya bağlı ve O’ndan sonra, zaman bakımından ise ezelî olduğunu savunmuşlardır. Bu yüzden de kelâmcılar tarafından şiddetle eleştirilmiş, hatta zaman zaman tekfir edilmişlerdir. Ancak bu onların nihaî görüşü değildir; nitekim Fârâbî, “Allah zaman olmaksızın bir anda feleği yaratmış ve onun hareketi sonucunda zaman meydana gelmiştir” (el-Mecmûʿ, s. 27) demektedir. Ebû Bekir er-Râzî ise Fârâbî ve İbn Sînâ’dan daha da ileri giderek Allah ile birlikte nefis, zaman, mekân (halâ) ve maddenin de (heyûlâ) ezelî olduğunu iddia etmiştir (bk. ÂLEM; HUDÛS; KIDEM).

    YanıtlaSil
  68. İslâm akaidine göre Allah için bir başlangıç ve son düşünülemez. O hep vardı ve daima var olacaktır; yokluğu düşünülemeyen vâcibü’l-vücûddur. O’nun bulunmadığı bir zaman düşünülürse sonradan (hâdis) olduğu kabul edilmiş olur; hâdis olan ise Tanrı olamaz. Eğer O ezelî varlık kabul edilmezse ontolojik, kozmolojik ve teleolojik delillerden vazgeçilmesi gerekir. Çünkü her üç delil de Tanrı’nın ezelî olduğu öncülüne dayanmaktadır. Ontolojik delil, Tanrı’yı “yokluğu mantıken düşünülemeyen varlık” olarak kabul ederek yola çıkar; kozmolojik delilin “ilk sebep” terimindeki “ilk” kelimesi zaman açısından önce olan anlamında değildir. Çünkü Tanrı zaman üstüdür, zamanın dışındadır. Bu sebeple “ilk” kelimesi burada ontolojik mânada kullanılmıştır. Yine Tanrı ezelî olmasaydı teleolojik delil, âlemdeki nizam ve gayeyi kaostan çıkarmak gibi bir mecburiyetle karşı karşıya kalırdı ki bu imkânsızdır.

    Kelâmcılar, varlıkları ezelî olup olmamaları bakımından başlıca üç kısma ayırmışlardır. a) Hem ezelî hem ebedî olan varlık; bu iki sıfat sadece Allah’a mahsustur. b) Ne ezelî ne de ebedî olan varlık: Kâinat. c) Ezelî olmayıp ebedî olan varlık: Âhiret. Bunun aksi, yani ezelî olup da ebedî olmayan bir varlık düşünülemez; çünkü “kıdemi sâbit olanın ademi imkânsızdır” (et-Taʿrîfât, “ezelî” md.).

    Ezelî kelimesinin nisbet ifade ettiğine bakarak Allah’ın zâtının “ezel” denilen bir şeyde hasıl olduğunu düşünmek uygun bulunmamıştır; zira bu durumda Allah’ın zâtının bir şeye muhtaç olduğu izlenimi doğmaktadır. Ezelî, “hiç evveli olmayan (lem yezel) varlık” demektir. Allah’ın zâtının “lem yezel” olması, geçmişte O’nun varlığı bulunmaksızın herhangi bir zamanın geçmemiş olduğu anlamına gelir. Bazı âlimler, Allah hakkında zaman fikrini hatıra getirir ve tenzih akîdesini zedeler düşüncesiyle, “Allah ezelde mevcuttu” denilmesini de uygun bulmamışlardır.

    YanıtlaSil
  69. BİBLİYOGRAFYA
    Lisânü’l-ʿArab, “ezl” md.

    Cürcânî, et-Taʿrîfât, “ezelî” md.

    a.mlf., Şerḥu’l-Mevâḳıf, İstanbul 1311, III, 22-23.

    İbrâhim Medkûr, el-Muʿcemü’l-felsefî, Kahire 1399/1979, “ezelî” md.

    Müsned, IV, 431, 432.

    Buhârî, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 1, “Tevḥîd”, 22, “Meġāzî”, 67, 74.

    İbn Mâce, “Duʿâʾ”, 10.

    Tirmizî, “Menâḳıb”, 74.

    Kindî, Resâʾil, s. 113-122, 153, 169, 185, 194, 215.

    Fârâbî, Âraʾü ehli’l-medîneti’l-fâżıla (nşr. A. Nasri Nâdir), Beyrut 1986, s. 37-38.

    a.mlf., el-Mecmûʿ, Kahire 1325/1907, s. 27.

    Eş‘arî, Maḳālât (Ritter), s. 517-518.

    İbn Sînâ, eş-Şifâʾ (nşr. İbrâhim Medkûr), Tahran 1363, s. 264-268; el-İlâhiyyât (1), s. 264-268.

    a.mlf., er-Risâle fi’l-ḥudûd (Resâʾil içinde), Kahire 1326, s. 102.

    Beyhakī, el-Esmâʾ ve’ṣ-ṣıfât, s. 9-11.

    Gazzâlî, el-Maḳṣadü’l-esnâ, s. 135-136.

    a.mlf., Tehâfütü’l-felâsife (nşr. Mâcid Fahrî), Beyrut 1982, s. 48 vd.

    Baklî, Meşrebü’l-ervâḥ, s. 218-219.

    Fahreddin er-Râzî, Şerḥu esmâʾillâhi’l-ḥüsnâ, Kahire 1396/1976, s. 323 vd., 355-356.

    Seyfeddin el-Âmidî, el-Mübîn (nşr. Hasan Mahmûd eş-Şâfiî), Kahire 1403/1983, s. 118-119.

    a.mlf., Ġāyetü’l-merâm, s. 246-247.

    Devvânî, Şerḥu’l-ʿAḳāʾid, İstanbul 1317, I, 76-78.

    Abdülkerîm el-Cîlî, el-İnsânü’l-kâmil, Kahire 1402/1981, I, 100-104.

    Beyâzîzâde, İşârâtü’l-merâm, s. 88, 90, 91, 111.

    YanıtlaSil
  70. Tevhid, sadece 'Allah birdir' demekten ibaret değildir; bilakis O'nun zatında, sıfatlarında ve fiillerinde tekliğini, mutlak güç ve otoritenin ise yalnızca O'na ait olduğunu tasdik etmektir.

    diyanet

    Aylık Dergi |

    Nisan 2026

    7

    YanıtlaSil
  71. Tevhid Inancının olmadığı bir yerde, sağlam bir ahiret inancı da kök salamaz. Çünkü ahiret, tevhidin bir gereği olarak adaletin mutlak tecellisidir. Müslüman bir birey için en temel hedef, her ne işle meşgul olursa olsun, bu tevhid ilkesine zarar vermemektir.

    YanıtlaSil
  72. سورة نفره (٢٢-٢١)

    (تركنا ) كلمه سنك، دفعة نزوله دلالت ايدن افعال با بندن (أنزلنا ) قلعه سنه ترجیحا و کرایا۔ او نارك دعو الرندة ان اكون قرآن دفعة نازل او المامشدر دين دليل كتير دورين الشارند

    ) عندنا) عبد لفظنك ( نى) وبا ( محمد ) لفظار منه جهت ترجیحی: عبد تفسیری، میں الصلاة والسلامك عظمتنه وعبادتك علو درجه من اشارت اول یعی کی (اعدو) تأكيد در ورسول الرحم عليه الصلاة والسلام حقنده وارد اولان و همارى دفع انمار کی آواز بتونه ان انار دن زیاده عبادت ایمن و قرآنی او قوم شد

    (قَالُوا ) نواحي تعميرا موندر یعنی امرون مقصد، مخاطبدن برشى طلب اتمك دوار النجمه با نار و در مقاله معارضه و تجربه به دعوت این مکدر تاکه عجزاری میدانه چیفیه

    (بسورة ) الخزره لو تعبرون اقلا شاركى، او نارك الزام ايديام لدى وعزارى حول هذه بالند اولمشدور. زيرا ( طوقوز درجه) به بالغ اولان تحدينه، یعنی معارضه به دعوت اینمه ناك طبقه ای

    و تعبیر الری شویله در

    (برنجیسی) بوكسان نظمیله و اخبارات غیبته سیاه و احتوا ایتدیگی علوميه و على حقائق له بار تام بر قرآنك مثانی، امتی بر شخص مه كتير ياز

    (یا نجیبی) گر بویله جه مثانی کثیر من طاقت گزن فوقنده ایسه، بلیغ بر نظمه او دیر مه شیاردر

    اولسونه کتریگز

    ( چنجی) اگر بود ده قدر تگز تمیزی اور سوره قدر اولسونه به همدانی با پیگیر

    (در د نجیبی) شاید بوده ممکن دیگه، اوزونه به سوره فك مثانی یا پیگیر

    (تشخیی) اگر بوده مزه فولدی دیگر قیصه بر قيص بر سوره نك مثلني اولسون كثير يكز.

    ( التنجیبی) اگر امی به شخص به امامه بولامدی ایسترگنز، عالم و کاتب بر آدم من اولور کثیری از

    بو نجیبی) شاید بوده ممکن و الماریخی تقدیرده، بری بریگره یاردیم ایتمان صور تیله با پیگیر

    (سكر نجیبی) بوداده امكان بولا مدیف از تقدیرده، بتون انس و جناردن یاردیم ایست می گیرد و بتونه افطاره نتیجه برند نه استعداد ایدیگی زیر انتجه لری، تماماً یا نگزده بولونان کتب عربی ده موجود در بتونه کتب عربیه ایله قرآن آراسنده به مقایسه با پیدایی، قرآن مقایسه به قامی

    YanıtlaSil
  73. عبد

    Abd: Kul

    عجز

    Acz: Güçsüzlük

    عالى

    Ali: Yüce

    عَظَمَتْ

    Azamet: Büyüklük

    بالغ

    Balig: Erişen

    بليغ

    Beliğ : Güzel belágatli söz

    جِهَتِ ترجيح

    Cihet-i tercih: Tercih etme yönü

    آنکار

    Efkar: Fikirler

    حذ

    Had: Sınır

    حقائق

    Hakaik: Hakikatler

    إِخْبَارَاتِ غَيْبِيَّة

    İhbarat-ı gaybiye: Gaybdan haber vermeler

    احتوا

    İhtiva: İçine alma

    الزام

    İlzam: Delille cevab veremez hâle getirme

    استمدان

    İstimdad: Yardım isteme

    كتب عربية

    Kütübü Arabiye: Arabca kitaplar

    لفظ

    Lafiz: Söz kelime

    نازل

    Nazil: İnen

    نظم

    Nazım: Sözün ölçülü bir şekilde dizilmesi

    تعجيز

    Taciz: Rahatsız etme, çare-siz bırakma

    تحدّى

    Tahaddi: Meydan okuma

    تأكيد

    Tekid: Kuvvetlendirme, sağlamlaştırma

    علوم

    Ulum: İlimler

    علو درجه

    Ulivv-i derece: Derece yüksekliği

    أبى

    Ümmi: Okur-yazar olmayan

    وارد

    Varid: Gelen

    وهم

    Vehim: Kuruntu

    YanıtlaSil
  74. UD kelimesinin, defaten nüzüle delalet eden fäl babından kelimesine tercihen zikredilmesi. onlarin da'valarında "Ne için Kur'an defaten nazil

    olmamıstır" diye delil getirdiklerine işarettir. Abd'lafzının 'Nebi' veya 'Muhammed' lafızlanına cihet-i tercihi: Abd ta'biri, Peygamber Aleyhis-salatü Vesselâm'ın azametine ve ibadetin ulüvv-i derecesine işaret olduğu gibi emrini hakkında vårid olan vehimleri def etmektir ki, o zát te'kiddir. Ve Resûl-ü Ekrem Aleyhissalátů Vesseläm bütün insanlardan ziyade ibâdet etmiş ve Kur'ân'ı okumuştur.

    Bu emir, ta'cîz içindir. Yani emirden maksad, muhatabdan bir şey taleb etmek değildir. Ancak başlarına vurmakla muáraza ve tecrübeye da'vet etmektir.

    Tå ki aczleri meydana çıksın.

    يورة -ila ahirihi. Bu ta'birden anlaşılır ki, onların ilzám edilmeleri ve aczleri son hadde båliğ olmuştur. Zirá dokuz dereceye bâliğ olan tahaddinin, yani muârazaya da'vet etmenin tabakaları ve ta'bîrleri şöyledir:

    Birincisi: Yüksek nazmıyla ve ihbârât-ı gaybiyesiyle ve ihtiva ettiği ulûmuyla ve âli hakäikiyle beraber tam bir Kur'ân'ın mislini,

    ümmî bir şahıstan getiriniz.

    İkincisi: Eğer böylece mislini getirmek tâkatinizin fevkınde ise, beliğ bir nazımla uydurma şeylerden olsun getiriniz.

    Üçüncüsü: Eğer buna da kudretiniz yetmezse, on sûre kadar olsun bir mislini yapınız.

    Dördüncüsü: Şâyet bu da mümkün değilse,

    uzun bir sürenin mislini yapınız.

    Beşincisi: Eğer bu da size kolay değilse,

    kısa bir sürenin mislini olsun getiriniz.

    Altıncısı: Eğer ümmî bir şahıstan imkân bulamadı

    iseniz, âlim ve kâtib bir adamdan olsun getiriniz.

    Yedincisi: Şâyet bu da mümkün olmadığı takdirde,

    biri birinize yardım etmek suretiyle yapınız.

    Sekizincisi: Buna da imkân bulamadığınız takdirde, bütün ins ve cinlerden yardım isteyiniz.

    Ve bütün efkârın neticelerinden istimdâd ediniz. Zira neticeleri, tamamen yanınızda bulunan kütüb-ü Arabiyede mevcüddur. Bütün kütüb-ü Arabiye ile Kur'ân arasında bir mukāyese yapılırsa, Kur'ân mukāyeseye gelmez.

    YanıtlaSil
  75. -678-Hz. Aişe Validemizin

    vefatı.

    - 1683 - II. Viyana kuşatması.

    İhtilali. 1789 - Büyük Fransız

    1945 - Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruldu.

    UGUN

    1950 - Türkiye'de Genel Af çıktı.

    1966 - Meclis, Yassıada mahkûmları ile siyasî firarileri affetti.

    Imsak

    Günes

    Qale

    İkindi Aksam

    Yatsı

    TEMMUZ

    14

    PAZARTESİ

    19 MUHARREM

    1447

    RUMI: 1 TEMMUZ 1441 HIZIR: 70

    Imsak

    Günes

    Öğle

    İkindi

    BIR AYET

    Yeryüzünde ne varsa hep-sini sizin için yaratan, sonra semaya yönelip onları yedi kat gök olarak tastamam tanzim eden Odur. O her şeyi hakkıyla bilendir.

    (Bakara: 29)

    BİR HADİS

    Allah katında duadan daha kıymetli bir şey yoktur.

    Tirmizî

    Cenab-ı Hakkın kudreti ve ilmi her şeyin fevkinde büyüktür, hiçbir şey daire-i ilminden çıkamaz, tasarruf-u kudretinden kaçamaz ve kurtulamaz. Asa-yı Musa

    Aksam Yatsı

    YanıtlaSil
  76. TEMMUZ

    14 PAZARTESİ

    191447

    MUHARREM

    RUMI: 1 TEMMUZ 1441

    HIZIR: 70

    BİR AYET

    Yeryüzünde ne varsa hep-sini sizin için yaratan, sonra semaya yönelip onları yedi kat gök olarak tastamam tanzim eden Odur. O her şeyi hakkıyla bilendir.

    (Bakara: 29)

    BİR HADİS

    Allah

    YanıtlaSil
  77. (use) әбірәшүү 1-1NzI2NJN

    TARIHTE BUGUN

    -678-Hz. Aişe Validemizin vefatı.

    - 1683 - II. Viyana kuşatması.

    1789 - Büyük Fransız İhtilali.

    1945 - Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruldu.

    1950 - Türkiye'de Genel Af çıktı.

    1966 - Meclis, Yassıada mahkûmları ile siyasî firarileri affetti.

    TEMMUZ

    14

    PAZARTESİ

    19

    1447

    MUHARREM

    RUMI: 1 TEMMUZ 1441 HIZIR: 70

    BİR AYET

    Yeryüzünde ne varsa hep-sini sizin için yaratan, sonra semaya yönelip onları yedi kat gök olarak tastamam tanzim eden Odur. O her şeyi hakkıyla bilendir.

    (Bakara: 29)

    BİR HADİS

    Allah katında duadan daha kıymetli bir şey yoktur.

    Tirmizî

    Cenab-ı Hakkın kudreti ve ilmi her şeyin fevkinde büyüktür, hiçbir şey daire-i ilminden çıkamaz, tasarruf-u kudretinden kaçamaz ve kurtulamaz. Asa-yı Musa

    İmsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    Imsak

    Güneş

    Öğle

    İkindi

    Aksam

    Yatsı

    İSTANBUL

    03.43

    05.37

    13.15

    17.13

    20.43

    22.29

    ISPARTA

    03.57

    05.40

    13.09

    17.01

    20.27

    22.03

    YanıtlaSil
  78. TARİHTE BUGÜN

    -678-Hz. Aişe Validemizin vefatı.

    1683 - II. Viyana kuşatması.

    1789 - Büyük Fransız İhtilali.

    1945 - Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruldu.

    1950 - Türkiye'de Genel Af çıktı.

    1966 - Meclis, Yassıada mahkûmları ile siyasî firarileri affetti.

    Imsak Güneş

    Öğle

    İkindi

    TEMMUZ

    14

    PAZARTESİ

    19 1447 MUHARREM)

    RUMI: 1 TEMMUZ 1441 HIZIR: 70

    Akşam Yatsı

    İmsak

    BİR AYET

    Yeryüzünde ne varsa hep-sini sizin için yaratan, sonra semaya yönelip onları yedi kat gök olarak tastamam tanzim eden Odur. O her şeyi hakkıyla bilendir.

    (Bakara: 29)

    BİR HADİS

    Allah katında duadan daha kıymetli bir şey yoktur.

    Tirmizî

    Cenab-ı Hakkın kudreti ve ilmi her şeyin fevkinde büyüktür, hiçbir şey daire-i ilminden çıkamaz, tasarruf-u kudretinden kaçamaz ve kurtulamaz. Asa-yı Musa

    Güneş

    Öğle

    İkindi Aksam Yatsı

    YanıtlaSil
  79. 2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ

    TARİHTE BUGÜN

    -1909-Bediüzzaman Said

    Nursî 31 Mart Vak'asına karıştığı iddiasıyla tevkif edildi, Divan-ı Harb-i Örfi'de yargılandı ve beraat etti.

    NİSAN

    30

    PERŞEMBE

    13 1447

    ZİLKA'DE

    RUMI: 17 NİSAN 1442 KASIM: 174

    BİR AYET

    O hesap gününün sahibidir.

    Fâtiha Suresi: 4

    BİR HADİS

    İki zayıfın hakkını gözetmede Allah'tan korkun: dul kadın ve yetim çocuk.

    O kadar sevdiğin mal ve evlât ve prestiş ettiğin nefis ve hevâ meftun olduğun gençlik ve hayat zayi olup kaybolacak, elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp boynuna

    yükletecekler. Sözler

    İmsak Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam Yatsı

    Imsak Güneş

    Öğle

    İkindi

    Akşam

    Yatsı

    YanıtlaSil
  80. TARİHTE BUGÜN

    1921 - Afyon'un Yunanlar tarafından işgali.

    1937 - Fransa, Hatay'ın bağımsızlığını resmen ilân etti.

    1995 - Isparta'nın Senirkent ilçesindeki sel feläketinde 74 kişi öldü.

    TEMMUZ

    13

    PAZAR

    181447

    MUHARREM

    RUMI: 30 HAZİRAN 1441

    HIZIR: 69

    BİR AYET

    Hepinizin ilahı, tek ilah olan Allah'tır. Ondan başka ilah yoktur. O Rahman ve Rahim'dir.

    (Bakara: 163)

    BİR HADİS

    Ey İnsanlar! Yüce Allah, yalnızca kendisine kullukta bulunmanızı ve Ona şirk koşmamanızı emrediyor.

    İbn Hanbel

    Tevhid ve vahdette cemal-i İlahî ve kemal-i Rabbanî tezahür eder.

    Şualar

    YanıtlaSil
  81. TARİHTE BUGÜN

    1960-Bediüzzaman Said Nursî'nin naaşı kabrinden alınarak bilinmeyen bir yere götürüldü.

    2007 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Mustafa Türkmenoğlu vefat etti.

    TEMMUZ

    12

    CUMARTESİ

    BIR AYET

    Bu Kur'an bütün insanlığa sadece bir öğüt, bir hatırlatmadır.

    (Sad: 87)

    17 1447 MUHARREM

    BİR HADİS

    Kulun Rabbine en yakın olduğu hâl secde hâlidir. İşte bu sebeple secdede çok dua etmeye bakın. Müslim

    RUMI: 29 HAZİRAN 1441

    HIZIR: 68

    Münîm-i Hakikî, bizden o kıymettar nimetlere, mallara bedel istediği fiyat ise üç şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir. Sözler

    İmsak

    Öğle

    İkindi Akşam Yatsı

    İmsak

    Günes

    Öğle

    İkindi

    Aksam

    Yatsı

    Günes

    YanıtlaSil
  82. Risalet i Ahmediye (asm)

    in esbab-i mucibesi

    olmasa idi, şu zatın tek duası, baharımızın icadı kadar Eğer rahmet, inayet, hikmet, adalet gibi, hesapsız o matlubun etin bi

    TARINTE BOGON

    1773 110 nun kuruluşu. - 1915-Conkbayırı zaferi.

    - 1960-Celal Bayar ve Adnan Menderes, yargılanmak üzere Yassıada'ya götürüldü.

    10

    CUMA

    FRIDAY

    HAZİRAN

    JUNE

    Allah diledigini doğru yola iletir.

    Bakara Suresi: 213

    BİR HADİS

    Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.

    Kıyâmetle, saadet-i ebediyenin geleceğine en büyük delil, rahmettir. Evet, rahmetin rahmet olması ve nîmetin nîmet olması, ancak ve ancak haşir ve saadet-i ebediyeye bağlıdır.

    İşârâtü'l-İ'câz

    HİCRÍ: 11 ZİLKA'DE 1443 - RUMI: 28 MAYIS 1438

    HIZIR: 36 - GÜN: 161 KALAN: 204 - GÜN UZA.: 1

    DK

    YanıtlaSil
  83. (xtsw) (

    pis iwisepeжe делец лә пчел

    TARİHTE BIGUN

    1868 Kızılay in kuruluşu.

    1967-Bediüzzaman Said Nursî'nin kardeşi Abdülmecid Nursî vefat etti.

    1911 - Bediüzzaman'ın da iştirak ettiği Sultan Reşad'ın Balkan seyahatinde Üsküp'e varıldı.

    LL

    CUMARTESİ

    SATURDAY

    HAZİRAN

    JUNE

    BIR ATC

    Muhakkak ki amenü olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler)

    ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar için naîm Cennetleri vardır.

    Lokmân Suresi: 8

    BİR HADİS

    Allah, dünya işlerinin âlimi, ahiret işlerinin ise cahili olan kimseye buğz eder.

    Taklidî bir imân, hususan bu zamandaki dalâlet, sapkınlık fırtınaları karşısında çabuk söner. Tahkikî imânı kazanan bir kimseyi, en dinsiz feylesoflar dahi bir vesvese veya şüpheye düşürtemez.

    Sözler

    HIZIR: 37 - GÜN: 162 KALAN: 203 - GÜN UZA.: 1

    DK

    1

    HİCRÎ: 12 ZİLKA'DE 1443 - RUMI: 29 MAYIS 1438

    YanıtlaSil
  84. SA'DÜL'AŞİRELERDEN ZÜBABIN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU

    Beni Sa'dül'Aşirelerin Soyları:

    Beni Sa'dül'Aşireler, Kahtan'ın soyundan gelme Kehlan kabilele-rinden Idiler (1).

    Beni Sa'dül'Aşirelerin Ata soyları şöyle sıralanır:

    Arib, b. Zeyd, b. Kehlan (2), b. Sebe'. Beni Sa'dül'Aşire b. Mâlik (Mezhic), b. Uded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b.

    Sa'dül'Aşîre'nin :

    1. Hakem,

    2. Sa'b,

    3. Nemire,

    4. Cu'fi,

    5. Äizullah,

    6. Evsullâh,

    7. Enesullâh,

    8. Zeydullah,

    9. Hurr

    adlarında dokuz oğlu vardı (3).

    Sa'd'e, Sa'd'ül'Aşire denilmesi, neslinden üç yüz atlı yetişmiş olup kendisile birlikte giderlerken «Kim bunlar?» diye soranlara, göz değ-mesinden korkarak «Aşiretimdir.» demesinden ileri gelmiştir (4).

    Zübab'ın Soyu ve Müslüman Oluşu:

    Beni Enesullâhlardan Zübab'ın Ata soyu şöyledir:

    Zübab b. Hâris, b. Amr, b. Muaviye, b. Haris, b. Rebia, b. Bilal, b.

    Enesullâh, b. Sa'dül'Aşîre (5).

    Sa'dül'Aşirelerin Ferras diye anılan bir putları olup ona tazimde bulunurlardı.

    Putun Bakıcısı da, Enesullah b. Sa'd'ül'Aşirelerden İbn-i Rakblyye veya Vakşa idi.

    ber verirdi.

    ( 1) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 290-201

    Kendisi, Cinlerden birisile görüşür, Cin, ona, olan biten şeyleri ha-

    (2) İbn-i Hazm-Cemhere s. 407, Kalkaşandi-Nihayetllereb s. 290-201

    (3) İbn-i Hazm-Cemhere s. 407-408

    (4) Ibn-1 Hazm-Cemhere s. 405 (5)

    İbn-i Esîr-Üsdülgabe c. 2, s. 167, İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 481

    1. T. Medine Devri X/F: 11

    YanıtlaSil
  85. İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRÍ X

    162

    Bir gün Cin gelir, ona bir şey haber verir.

    O da, Zübab'ın yüzüne bakarak Ey Zübab! Ey Zübab! Ey Zübabi

    Dinle şaşılacakların şaşılacak olanını!!

    Muhammed, Kitabla gönderilmiş, Mekke'de halkı dâvete başlamış,

    Zubab Ne demektir bu?" diye sorunca, Ferras'ın Bakıcısı «Bilmi-yorum. Bana, böyle denildi!» cevabını verir (6).

    Dâvetine icåbet edilmemiş!» der.

    Aradan bir müddet geçtikten sonra, Peygamberimizin ortaya çıktı-

    ğını ve Medine'ye geldiğini işitirler.

    Bunun üzerine, Zübab, Sa'd'ül'Aşirelerin putu olan Ferras'ın ya-nına varır, vurup onu kırar (7). Sonra da, Elçi olarak (8), Peygambe rimize gelir, Müslüman olur.

    Bu hususta söylediği bir kıt'ada şöyle der:

    Hidayetle geldiği zaman Resûlullâha tâbi oldum.

    Ferras'ı, hor ve hakir bir halde gerimde bıraktım (9).

    olmamış, yokmuş gibi yaptım (10)

    Üzerine öyle bir yürüyüşle yürüyüp kırdım ki onu, dünyada hiç

    ce, dåvetini hemen kabul ettim (11).

    Allahın, dinini açıkladığını görünce ve Resûlullah, beni davet edin-

    göğsümü Onun yoluna koymuşumdur!» (12)

    Sağ oldukça, İslâma yardımcı olarak sabahlayacağım. Boynumu ve

    Kaetani'nin Yanlışları:

    Kaetani, 52. fıkrasında «Muhammed'in hutbe söylemeğe başladığı nı duyar duymaz.. (13)

    diyorsa da, yanlıştır.

    Kendisinin dayandığı kaynakta, Sa'd'ül'Aşirelerden yalnız Zübab'-ın değil, Sa'd'ül'Aşirelerin,

    Peygamberimizin hutbe söylemeğe başladığını değil,

    ortaya çıktığını Sa'dül'Aşireler İşittikleri zaman» denilmiştir (14).

    (6) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, a. 167, İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 481

    (7) Tin-1 Sa'd-Tabakat, c. 1, s. 342, İbn-i Eair-Üsdülgabe c. 2, 8. 167, Ibn-i Hacer-Isa-be c. 1, s. 481 (8) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 342 (9)

    be c. 1, s. 481 İbn-i Sa'd-Tabakat e. 1, s. 342, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, s. 167, İbn-i Hacer-Isa-

    (10) 11) Ibn-Sa'd-Tabakat c. 1, 8. 342, İbn-1 Hacer-İsabe c. 1, s. 481

    ( (12) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 342

    Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 342, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, s. 167

    (13) Kastani-İslâm Tarihi e 7, s. 00

    (14) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 342

    YanıtlaSil
  86. BAKARA SÜRESİ

    Sure: 2

    38- Biz (onlara): "Hepiniz oradan (cennetten) inin. Eğer benden size bir rehber (peygamber/kitap) gelir de, kim o rehberime tâbî olursa, artık onlara hiçbir endişe yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir" dedik.

    39- O küfre sapanlar ve âyetlerimizi yalan sayanlar var ya, işte onlar ce-hennemliktirler. Onlar orada sürekli kalacaklardır.¹

    40- Ey İsrailoğullan, size verdiğim nîmeti hatırlayın (şükredin; bana îman ve itaat hususunda) verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size ver-diğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun (ahdinizi bozma-yin).

    41-Yanınızdaki (Tevrat'ın aslını tasdik edici olarak indirdiğim (Kur'ân)'a

    îman edin, ona inanmayanların ilki siz olmayın; benim âyetlerimi az bir paha (olan dünya menfaati) ile satmayın ve ancak 'benim emri-me uygun yaşayın'.

    42- Hakkı (gerçeği) bâtıla sokup bulamayın ve bilip dururken hakkı giz-lemeyin.

    43- Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû eden (mü'min)lerle bir-likte rüků edin.

    44- Siz Kitabı okuyup durduğunuz halde, kendinizi unutup da (diğer) in-sanlara iyilik yapmalarını (ve takvayı) mı emrediyorsunuz? (Bunun çirkin olduğunu) hiç düşünmüyor musunuz?

    45- (Ey müslümanlar) sabır ve namazla Allah'tan yardım isteyin. Gerçi bu (nefislere) ağır gelirse de, ancak Allah'a içten saygı duyanlara gö-re böyle değildir.

    46- Onlar ki, mutlaka Rablerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini bilirler (de namazlannı yüksünmeden kılarlar).

    47- Ey İsrailoğullan! Size bağışladığım (bunca) nimetimi ve (bir zaman) insanlardan sizi tercih ettiğimi hatırlayın.

    48- Öyle bir günden korkun ki, (o günde) azaptan kurtulmak için hiçbir kimse, bir başkası yerine bir şey ödeyemez. (Allah'ın izni olmadıkça) hiç kimseden şefaat kabul olunmaz; hiç kimseden bedel de alınmaz ve o (inanmayan)lara yardım da edilmez.

    1 Krş.7/24-35:20/123

    2 Böyle yapılırsa hak anlaşılmaz ve insanlar da haktan saptırılmış olur. Diğer taraftan bu, "bâtılı da hakla süslemeyin" demektir.

    3 Ayet-i Kerime'de "önce namaz kılın" buyurulduğu halde tekrar "rükü edenlerle bera-ber rükü edin" buyurulmasında namazın cemaatle kılınmasına delalet vardır. (Bkz. Beydivi. Tefsir-i Kebir Tere, 2/475, Hâzin c. 1/43, Mezahhib-i Erbaa c.1/405-406.)

    YanıtlaSil
  87. ALTINOLUK

    İyi Müslüman Olabilmek İçin iki şart

    Bilgi ve Terbiye

    Sayı: 169

    Mart 2000

    Zilhicce 1420

    Yuvamız eki ile birlikte Fiyatı: 900.000 TL. (KDV dahil)

    http://www.altinoluk.com

    YanıtlaSil
  88. M. Necati BURSALI

    BİZ O'NA YÂR OLALIM

    Muhammed Şah-ı Rusül.. Biz O'na yâr olalım;

    Geçelim mâsivâdan terk-i diyâr olalım!

    Sevmek için ey canlar, zaman geçmiş değildir.

    İster bir civan, ister, bir ihtiyar olalım!

    O'nun aşkı hayattır, köleyi sultan eder;

    Hep yansın yüreğimiz, hep bahtiyar olalım!

    Kevseri Cennetlerin arı duru ırmağı, Biz dahi bu meydanda Câfer Tayyâr olalım!

    Bir aşk, evet, bir aşk ki, anne sütünden sıcak; Üç beş sevdalı değil, belki milyar olalım!

    Gökler O'nu müjdeler, akıl O'nu gösterir Hem en kâmil insanlar, hem de hûş-yâr olalım! Saçının bir teline nice canlar fedadır,

    O'nun güzel nezdinde bir zülf-ü yâr olalım!

    Söz mülküne oturup nağmeler düzmek kolay;

    Selmân, Bilâl, Ebû Zer gibi deyyâr olalım!

    Eğer devlet ararsan hâk-i pâyine yüz sür.

    Bu dünya gam evidir, burda seyyâr olalım!

    Gül o Yârin remzidir... Cirân, civar olalım;

    YanıtlaSil
  89. Selmân, Bilal, Ebû Zer gibi deyyar Eğer devlet ararsan hâk-i pâyine yüz sür. Bu dünya gam evidir, burda seyyâr olalım!

    Gül o Yârin remzidir... Cirân, civar olalım; Hep çağlasın aşkımız, hep ümitvar olalım! Gülistan kenarında bülbül niye dem çeker? Durmak zamanı değil, bu cenkte var olalım! İnsanın yüreğine güneşler kondurur aşk; Alemde zulmetleri yırtan nevvâr olalım! Aşkımız çanaklarda tütsün buhurdan gibi, Biz varlıklar içinde, ey can, envâr olalım! Şefâat erişmezse sıratı aşmak muhal, İblîs, o büyük düşman, ister ki nâr olalım! Goncalar, tatlı güller, erguvanlar, zambaklar; Biz bir tûba yaprağı, biz bir gülnâr olalım! Nice şahlar, Velîler, ârifler bendesidir, O kervana karışıp saf, saf, par, par olalım! Aşıkların yüzleri ay gibi nur saçacak! Yarın mahşer yerinde istemez târ olalım! Nurunun incisine pervanedir ay, güneş... Her gün artsın şevkimiz lütfa mazhar olalım! Başka yerde arama Allah sevgisine yol; Biz dünya şahı değil, aşk-ı dîdâr olalım! Nice gönüller var ki, gam ipine bağlamış.

    Bu uykular elverir, artık bîdâr olalım! O Cenâb-ı Muhammed Mahşerin Seyyididir; Yüz sürüp eşiğine âlî-tebâr olalım! Ey zamanın Yûsuf'u, sevgili vefâ bekler, Ya gidelim dünyadan, ya da Ammar olalım!

    YanıtlaSil

Yorum Gönder