BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:14 Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:10 Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
YanıtlaSil
yuksel6 Mart 2026 18:57 -1929-Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.
1939-Almanya'nın Polonya'ya saldırması Üzerine, II. Dunya Savaşı başlamış oldu.
1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.
EYLUL
01
PAZARTESİ
9 1447 R.EVVEL
RUMI: 19 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 119
tevekkül ettim
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.
Taberani
İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülāsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ekberde
bulunacaktır. Lem'alar
YanıtlaSil
yuksel17 Mart 2026 07:59 BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN GİZLİ VASİYETİ ACİKLANABİLSEYDİ TURKİYE DE Kİ TARİH DEGİSEBİLİRDİ
YanıtlaSil
yuksel19 Mart 2026 04:40 YUMUŞAK GÜÇ Joseph S. Nye, Jr.
Amerikan hükümetlerinde etkin görevler almış olan ünlü siyaset bilimci Joseph Nye, "yumuşak güç kavramını ilk kez 1980'lerin sonlarında kullanmıştır. Günümüzde tüm dünyada siyasî liderler, köşe yazarları ve akademisyenler tarafından sık sık ama çoğunlukla yanlış biçimde-kullanılmaktadır. Peki, yumuşak güç nedir? Yumuşak güç cezbetme ve ikna etme kabiliyetine dayalıdır. Zorlama kabiliyeti olan sert güç bir ülkenin askerî ve iktisadi gücünden kaynaklanırken yumuşak güç ülkenin kültürünün, siyasî fikirlerinin ve politikalarının cezbediciliğinden kaynaklanır.
Sert güç, devletlerin bağımsızlıklarını şiddete meyilli devlet dışı gruplardan da- korumaya çalıştığı bir dünyada elzemdir. Sert güç, Bush yönetiminin yeni ulusal güvenlik stratejisini oluşturmuştur. Nye'a göre ise başkana tavsiyelerde bulunan neo-muhafazakarlar çok yanlış bir hesaplama yapmışlardır: Diğer devletleri ABD'nin istediklerini yaptırmaya zorlamak için askerî güce çok fazla odaklanıp yumuşak güce çok az önem vermişlerdir. Teröristlerin ılımlı çoğunluk arasından destekçi bulmasını engellemek yumuşak güç sayesinde olacaktır. Yumuşak güç, aynı zamanda devletler arasında çok-uluslu işbirliği gerektirecek önemli küresel meselelerle uğraşırken gerekli olacaktır. Bu yüzden yumuşak gücü daha iyi anlamak ve uygulamak mutlak derecede önemlidir.
106. Biz, bir âyetin hükmünü yürürlükten kal-anır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka Jaha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir.
(Sonra gelen bir âyetin, daha önceki âyetin hükmü-nü yürürlükten kaldırmasına «nesh» denir. Allah Teâlâ, insanlığın medenî ve kültürel gelişmesine ve bu gelişmenin doğurduğu ihtiyaçlara uygun olarak, ge-rektikçe yeni peygamber ve kitaplar göndermiş, önce-kilere ait bazı hükümleri yürürlükten kaldırmıştır. Naslarının hükmü ebedi olan Kur'an-ı Kerim nâzil olurken, bu döneme mahsus olmak üzere bazı âyetler, diğerlerini neshetmiştir, ancak bunların sayısı olduk-ça azdır ve ilk İslâm neslinin terbiye ve intibakını te-min maksadına yöneliktir.)
107. (Yine) bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır?
(در دیسی) امرار بين امر الدن عبادتك يا بهامه ی لازم كلير ( تخسى ( عبادتك با پیام می نشر کرو
وسیله در
اشته بوحمل الرن آراسنده بولونان لز و مارك له سندن (فاتقوا الله (إن لم تفعلوا ) سندھ کی وکری لزوم تنها راید. و بو پاپیام ایجاز اختصار در اعجاز به شعاعی میدانه کامندر التي وَقُودُهَا النَّاسُ والحجارة ) قانه کریم، اوناری (فاتقوا النار) جمله سیا تهدید بندگی کر نان کامه سنك بو جمله اياه وصفلا ندير يا سيله ده او تهدیدی تأکید و تشدید این شد. زیرا آوردونی بدیلی کی
انسانلى ايله طاشهر اولان بر آتشك هيبتي دهشتی، خوفی، البته داها شدید در
وكذا، بو جمله ایله ده، صماده عبادت اید ناری زجر و منع الجون اشارت ايد المدر. شویله که ای انسان اریا یا بار گنی محققه بیلی از کی اللهال الموارينه امتثال التمريوب، بالخاصة طاشاره و جامد شياره عبادت یا پارسه کن طايا نار الله طاير قارى شياري بعيوب یوناجعه اولان بر آتشه کیده جک گیر
أعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ ) بو جمله، (فَاتَّقُوا ) ايله (إِنْ لَمْ تَفْعَلُوا) جمله لری آراسنده کی لزومی ایضاح ایور وقرار لا شدير. یعنی تو آتن ایله یا پیلاجق عذاب قرآنه امتثال ايتمرين و فراره حاضر لا نشور هم بو نه، طوفان و سائر مصيبت الربي، مؤمن و ا فریتون از اناره شامل مصلبتار دن دیگلور. آنجه بو انه مصيبتني جلب ايد نهار اهل كفر واهل انظار اولاد نار در . او نارك بو بلادن قورتولمه لری آنچه قرآن کریم امتثال اینه لريله ممکند.
ماضي صيغه سیله ذكر ايديله ( أعِدَّتْ ) كلمه ى، جهمك الآن مخلوق وموجود اولديفنه و اهل اعتزالك بالآخره وجوده حله جگنه ذاهب اولد قاری کی اولما ديفنه اشار تدر.
ای آر قدام ! آنه عنصری، ما فاتك بتونه قمارینی استیلا اتمن يك بيون بر عنصر در بر طمار کبی لاناتك يا رادیلیشند نه باشلا یارمه، هر طرفه دال بودام صالحب كلن شو شجره ناريه به نظر محاكمتهانه دقت اید ارس، بوشجره نك نهایتنده بيون برميوه سنك بولوند يفي أهلا شيار . اوت، طوير اغك ایچنده بیون و اوزونه طمار کی بر کوکی کور نه بر آدم، او کومه باشنده قاوون کی بر میوه نك بولوند یعنی طن ایتدیگی کی عالمك هر طرفنده يك كثر تله طما لری بولونان شو شجره ناریه نه ده، جهنم کمی بر ميوه سناك بولوند يفنه بالحرس القادم، یعنی طوغری بر تخمین ایله حكم ايدياله بیاید.
Dördüncüsü: Emirlerine imtisålden ibadetin yapılman lazun gelir. Besincisi: İbadetin yapılması ateşe girmemeye vesiledir.
silsilesinden ile arasındaki o gizli Iste bu cümlelerin arasında bulunan lüzumların lüzüm tezahür eder. Ve bu yapılan icaz ve ihtisardan i'câzın bir şuât meydana gelmiştir
. التى ولونها الثان: المادة Kur'an-ı Kerim, onları ü cümlesiyle tehdid ettiği gibi,
(b) kelimesinin bu cümle ile vasıflandırılmasıyla da o tehdidi te'kid ve tesdid etmiştir. Zira odunu insanlar ile taşlar olan bir ateşin heybeti, dehşeti, havfı, elbette daha şediddir.
Ve keza, bu cümle ile de, sanemlere ibådet edenleri zecir ve men' için isaret edilmiştir. Şöyle ki: "Ey insanlarl Allah'm emirlerine imtisal etmeyip, bilhassa taşlara ve câmid şeylere ibådet yaparsanız, muhakkak biliniz ki, tapanlar ile taptıkları şeyleri yiyip yutacak olan bir ateşe gireceksiniz."
إن لم تفعلوا ile فَاتَّقُوا Bu cümle أعند الكافرين cümleleri arasındaki lüzûmu izah eder
ve kararlaştırır. Yani şu ateş ile yapılacak azab, Kur'ân'a imtisal etmeyen kâfirlere hazırlanmıştır. Hem bu ateş, tufan vesâir musibetler gibi, mü'min ve kåfır bütün insanlara şâmil musibetlerden değildir. Ancak bu ateş musibetini celb edenler, ehl-i küfür ve ehl-i inkâr olanlardır. Onların bu belâdan kurtulmaları, ancak Kur'ân-ı Kerîm'e imtisâl etmeleriyle mümkündür.
Mâzî sîgasıyla zikredilen أعدن kelimesi, cehen-
nemin el'ân mahlûk ve mevcûd olduğuna ve Ehl-i İ'tizal'in bil'âhire vücûda geleceğine
zahib oldukları gibi olmadığına işarettir. Ey arkadaş! Ateş unsuru, kâinâtın bütün kısımlarını istîlâ etmiş pek büyük bir unsurdur. Bir damar gibi kâinâtın yaratılışından başlayarak, her tarafa dal-budak salıp gelen şu şecere-i nâriyeye nazar-ı hikmetle dikkat edilirse, bu şecerenin nihâyetinde büyük bir meyvesinin bulunduğu anlaşılır. Evet,
toprağın içinde büyük ve uzun damar gibi bir kökü gören bir adam, o kökün başında kavun gibi bir meyvenin bulunduğunu zannettiği gibi; âlemin her tarafında pek kesretle damarları bulunan şu şecere-i nâriyenin de, cehennem gibi bir
meyvesinin bulunduğuna bilhadsi's-sâdık, yani doğru bir tahmîn ile hüküm edilebilir.
Alim yeryüzünde Allah adına hareket eden bir sultandır. Ona dil uzatan helâk olmuştur.
RUMI: 13 NİSAN 1442 KASIM: 170
Bu dünya dârü'l-hikmettir, dârü'lhizmettir; dârü'l-ücret ve mükafat değil. Buradaki, a'mâl ve hizmetlerin ücretleri berzahta ve ahirettedir. Buradaki a'mâl, berzahta ve ahirette meyve verir.
ONE Adem'den Bak, hem öyle bir cemaat-i uzmada niyaz ediyor ki onun azametli namazıyla namaz kılar, niyaz eder. namazıyla namaz kirada dua ediyor ki, guya su cezire, belki
TARİHTE BUGÜN
- 1475-Fatih Sultan Mehmet'in Kırım'ı fethi.
1944 - Normandiya çıkarması.
1965 - Millî Emniyet Hizmetleri Teşkilatı, Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) adını aldı.
6
PAZARTESİ
MONDAY
BIR AYET İslam'a çağrıldığı halde, Allah'a karşı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez.
Bakara Suresi: 149
HAZİRAN
BİR HADİS
JUNE
Cahiliye gayr-i meşruluğundan hiçbir şey bana bulaşmamıştır.
Cenab-ı Hak, senin ibadetine, belki hiç bir şeye muhtaç değil. Fakat sen ibadete muhtaçsın; mânen hastasın. İbadet ise, mânevî yaralarına tiryaklar hükmündedir.
Beni Eca'lar, Kahtan'ın soyundan gelen Tayyi'lerden bir oymaktır.
Bunların Ata soyları şöyledir:
Beni Eban b. Amr, b. Rebia, b. Cervel, b. Süal, b. Amr, b. Gavs, b. Tayyi' (1), b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan (2)
b. Sebe' (3).
Eban'ın:
1. Malik,
2. Kusayy
adlarında iki oğlu vardı.
Beni Ebanlar, Eca' dağına nisbetle Beni Eca'lar diye anılmışlar-
dir (4).
Habib b. Amr'ın Peygamberimize Gelişi ve Peygamberimizin Beni Eca'lar Hakkındaki Yazısı:
geldi.
Beni Eca'lardan Habib b. Amr, Temsilci olarak Peygamberimize
Peygamberimiz, ona bir yazı yazdı ve yazısında şöyle buyurdu: Bu, Allahın Resülü Muhammed tarafından Beni Eca'ların kardeşi
Habib b. Amr ve onun kavmından Müslüman olanlar için yazılmıştır. Şehirde ve kırda oturup ta, namaz kılan ve zekât veren kimsenin, üzerinde bulunduğu malı ve suyu yine kendisinindir.
dır. (5)
Bu hususta Allahın ahdi ve Allâhın Resûlünün de, himâyesi var-
(1) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 164
(2) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 326
(3) İbn-i Hazm-Cemhere s. 404
(4) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 154 (
3) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 280, İbn-i Hacer-Isabe c. 1, s. 308
İnsanların başkalarına yaptıkları hizmetleri kendilerine yapmadıklarını anlatmak için "Terzi kendi söküğünü dike-mez." deriz. Esasında kendi söküğünü dikemeyen terzi yoktur fakat bir ücret karşılığında yaptığı işe daha çok önem verip de kendi işini aksatan terziler vardır. İşte biz bu atasözünü kendi işimizin de önemli olduğunu hatırlatmak için kullanırız.
Sözgelişi başkalarına ev yaptığı hâlde kendisinin bir evi bile olmayan müteahhitler, yüzlerce kitabın çıkmasını sağlayıp da bir türlü kendi dosyasını yayına hazırlayamayan editörler, yine başkalarının çocuklarını yetiştirdiği halde kendi çocuğuna yeterince zaman ayıramayan eğitimcilerimiz vardır.
Tamam, hayatın devamını sağlamak adına para kazanmak ve başkalarının işini sorunsuz bir şekilde halletmek iyidir ama insanın kendi evindeki veya iş yerindeki sorunları çözmek için de biraz gayret göstermesi lazımdır. Çünkü çözüm bek-leyen sorunların ve ihmal edilen işlerin sonu çok acı veren pişmanlıklarla bitebilir. Şöyle ki eğer bir elektrik ustası başka-sının evinde çıkabilecek her türlü sorunu vaktinde giderirken,
kendi evindeki elektrik kaçağını "yarın yaparım" diye ertelerse bir felakete kapı aralamış olur. İşte bu ustalık değildir. Asıl marilet, insanın kendi söküğünü de zamanında dikecek bir beceriye sahip olmasıdır.
Çok şükür ki kendi elleriyle evini yapan taşeron ustalar, kendi bahçesini çiçeklerle donatan bahçıvanlar, ailesinin eği-timiyle yakından ilgilenen eğitimciler ve en az başkalarının sağlığını önemsediği kadar kendi ailesinin sağlığıyla da ilgile-nen doktorlarımız vardır, bundan sonra da olmaya devam ede-cektir. Ancak bu şekilde düşünen insan sayısı arttıkça yaygın olan kanaat, yani "Terzi kendi söküğünü dikemez." sözü deği-şecektir ve belki de bunun yerine, "Terzi önce kendi söküğünü diker." sözü hafızalardaki yerini alacaktır.
Tabii ki bu sözümüz bir temenniden ibarettir.
Tıpkı bu atasözünde olduğu gibi değişmesini istediğimiz her şey için değişimin kendimizden başlaması şarttır. Mesela çevre kirliliğinden bahseden bir kimse eğer yerlere çöp atmaya devam ediyorsa onun sözleri slogandan öteye geçemez. O se-beple gerçek hayatta karşılığı olmayan sözler ruhsuz bir cesede benzer. Nasıl ki her yeni gün gecenin örtüsünden sıyrılıp bizi öyle selamlıyorsa biz de gereksiz sözler örtüsünden sıyrılıp hayatı ve insanları aynı şekilde kucaklayabilmeliyiz.
Sahi, gerçekten de bunu yapabilir miyiz?
Kendi söküğümüzü dikmeye niyet ettikten sonra her şe-yin üstesinden geliriz evvel Allah. Yeter ki biz buna yürekten inanalım, kendimizin ve yakınlarımızın işlerinin de önemli olduğunu aklımızdan çıkarmayalım.
وما لكم الا تأكلوا مما ذكر اسم الله الله فضل لكم ما حرم عليكم الا من الخطر النا كثيرا أيضلون بالهواتهم بغير علم الى فر بالمعلمين . وذروا ظاهر الالم يطيبون الألم سيجرون بما قالوالدين ولا تأكلوا مما لم يذكر اسم الله عليهم الله من وان الشياطين ليوحون إلى أولياتهم التجار و
المعلموهم الكم المشركون أرمل محال باد رجعك اله لورا يمشي به في الناس كمن مثله في الحلب
ليس خارج منها كذلك ابن المكابرين ما القوابع وكذلك جَعَلْنَا في كل قرية أكابر تجرميها البنكري من وَمَا يَمْكُرُونَ إِلَّا بِالفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ وَانَا جلي اية قالوا لن نُؤْمِنَ حَتَّى تولى مثل ما أولى رسل . اللهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَل رسالة سيصيب الدين الحزن
66 Günahın açığını da bırakın, gizlisini de. Çünkü günah kazananlar yaptıkları karşılığında cezalandırılacaklardır. 99 (Enam, 6/120)
Mal sayfa nox 142
ik sayfa no 8. Cüz/19. sayfa
GÜNAH YÜKÜNDEN KURTULMAK
Insanlar hayır ve şerle; günah ve sevapla sürekli bir sınav hålindedirler. Günah dinimizde yapılması yasaklanan, kişi ve toplum için zararlı olan, işleyen için bir pişmanlığa ve ahirette azaba sebebiyet verecek şeylerdir. Alkollü içki içmek, domuz eti yemek, faiz alıp vermek, yalan söylemek, haksızlık yapmak, iftira etmek, gıybet etmek, zina yapmak, kumar oynamak ve hırsızlık yapmak gibi olumsuz tutum ve davranışlar günah sayılan şeyler arasındadır. Tövbe etmeyip ısrarla günahlara devam edenler ilahi cezaya uğrayacaklardır. Yapılan en küçük İyilik de kötülük de karşılıksız kalmaz.
MESAJ
Biz müminler gizli veya açık günahın her türlüsünden uzak durmalıyız.
Allah'a iman edip yaratılış amaçlarına uygun olarak hayat süren Müslümanlar ilahi armağanlarla ödüllendirileceklerdir. Doğru yoldan ayrılmayan, haramlar-dan sakınan, yararlı davranışları en güzel biçimde yerine getirenler Allah'ın hoşnutluğunu kazanırlar. Böyle olan müminler dünya hayatında huzurludur-lar. İmanın lezzetini tadarlar. Gönülleri Allah'ı daima anarak ve unutmayarak tatmin olur. Ahirette ise ebedi cennet nimetlerine erişirler. Cennet, Allah'ın müminler için hazırladığı sonsuzluk yurdudur. Müslümanların gerçek dostu, sığınağı, mevlası Allah'tır.
MESAJ:
Müslümana düşen, Kur'an ahlakı ile ahlaklanmak ve müminler için hazırlanan güven ve huzur yurdu cennete talip olmaktır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Dâru's-Selam: Esenlik yurdu, selam yurdu, barış mekânı, cennet.
kabasını almak: Biçim verilecek bir maddenin gereksiz bölümlerini gidermek.
kabahat bulmak: Bir kusur, suç aramak.
kabak çiçeği gibi açılmak: Utangaçlıktan çabucak sıyrılarak aşırı Öj. çüde serbestlik göstermek.
kabuğunun dışına çıkmak: İçinde bulunduğu ortam veya durumdan ayrılmak.
kabuğuna çekilmek (kendi): Dışarısı ile olan ilişkilerini kesmek, kim. se ile görüşmemek.
kabuğunu çatlatmak (veya kabuğunu kırmak): İçinde buluduğu güç, olumsuz veya kötü durumdan kurtulup rahatlamak.
kaburgaları çıkmak (veya sayılmak): Çok zayıflamak.
kaçın kur'ası: Birinin kolay kolay aldanmayacak kadar görmüş geçir. miş olduğunu anlatmak için söylenir.
kaçak güreşmek: Asıl konuya girmeksizin başka şeylerden söz et. mek veya politikada sık sık düşünce değiştirip esas amacını gizlemek.
kaçacak delik aramak: Korku ile saklanacak yer aramak.
kaçmaktan kovalamaya vakit olmamak: Önemli işler yüzünden başka işlere yetişememek.
kafa eskitmek: Zihni yoran sorunlarla sürekli uğraşmak.
kafa göz yarmak: Beceriksizlik göstermek.
kafa kafaya vermek: İki veya birkaç kişi bir kenara çekilip konuşmak.
kafa patlatmak: Bir konu üzerinde pek çok düşünmek. kafa şişirmek: Gürültü veya gevezelikle bir kimseyi tedirgin etmek. kafa tutmak: Boyun eğmemek, karşı
gelmek. kafa ütülemek: argo. Çok laf edip tedirgin etmek.
410- "Kiyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için saygı gösterilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulmeder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni dalkavuktur "müdahin" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakandır).
إِذَا اقْتَرَبَ الزَّمانُ "Zaman yaklaştığında..." Yani kıyamet saati yaklaştığında...
[1/221]
كثر ليس الطيالسة "taylasan giyme çoğalır" Rafiziler ve Şia gibi hak etmedikleri halde içi başka dışı başka, münafıklık için taylasan giyerler. Deccal çıkar ve Isfehan'dan taylasanlarla yetmiş bin kişi ona tabi olur.
وَ كَثُرَتِ التَّجَارَةُ ticaret çoğalır" Bu, açgözlülüğün çok olup, kanaatin olmamasından, nefis isteklerinin çok olmasındadır.
وَ كَثُرَ الْمَالُ "mal çoğalır" كثر kelimesi başka bir nüshada önceki kelimede olduğu gibi كَثرت şeklindedir. Dünya sevgisinin çokluğundan.
وَ عُظْمَ "saygı gösterilir" عظيم kelimesi التعظيم kökündendir.
رَبُّ الْمَالِ لِمَالِهِ "mal sahibine malı nedeniyle" Yani mal sahibi, dini için değil malı için, insanlar mala meylettikleri için saygın olur.
وَ كَثُرَبِّ الْفَاحِشَةُ "fuhuş çoğalır" Yani zina...
وَ كَانَتْ إِمَارَةُ الصِّبْيَانِ "Çocuklar amir olur" Yani yaşı genç olanlar. Nitekim Allah bir kavme azap ettiği zaman akılsızları veya çocukları yahut kadınları başlarına yönetici yapar. (Onlara bunları musallat eder.)
وَ كَثُرَتِ النِّسَاءُ "kadınlar çoğalır" Kütüb-i sitte'deki bir rivayette حَتَّى يَكُونَ لِخَمْسِينَ إمرأة "öyle ki elli kadına (bir adam düşer) bir başka rivayette ise لأَرْبَعِينَ قَيْمًا وَاحِدًا "kırk kadına bir erkek idareci düşer." şeklindedir.
Bu durum fitnelerin çokluğu nedeniyle erkeklerde öldürmeler artar. Çünkü savaşanlar kadınlar değil erkeklerdir. Bunun, fetihlerin çoğalacağına ve esirliğin artacağına işaret olduğu da söylenmiştir.
وَ جَارَ السُّلْطَانُ "Baştaki yönetici zulmeder" Çeşitli zulümlerle zulmeder.
1100 Taberâni, el-Mu'cemü'l-evsåt, V, 126, Hakim, Müstedrek, III, 386.
وخفف في المكال والميزان ölçü ve tartıda eksiklik yapılır" Yani onlarda noksanlık yapılır Bu ifade, kayıp nedeniyle noksanlıktan kinayedir. Allahu Teala Olekte ve ويل للمطففين الذين إذا اكتالوا على الناس يستوفون وإذا كالوهم أو وزنوهُمْ يُحرُون tartida hileye sapanlarin vay haline! Ki onlar insanlardan ölçekle aldıkları zaman haklarını tastaman alanlar, onlara ölçekle yahut tartı ile verdikleri zaman ise eksiltenlerdir." buyurur. (el-Mutaffifin 1,2,3.)
وربى الرجل جزءًا Adamköpek yavrusu yetiştirip eitir kelimesi, "cim" harfinin esresiyledir. Köpek yavrusu demektir.
خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يُرَبِّي وَلَدًا لَهُ )Bu) Ona, kendisinin çocuğunu beslemekten daha iyi, yararlı olur. Çocuğunun kötülüklerinden, bereketsizliğinden, itaatsizliğinden dolayı.
وَلا يُوفِّرٌ كبيرٌ "büyüğe saygı duyulmaz" Yani ilim ve yaşça büyük olan hürmet görmez, ondan utanılmaz.
وَلَا يُرْحَمْ صغيرٌ "küçüğe merhamet edilmez" Iki cümledeki fiiller edilgen/mechül kiptedir. Yani insanlar çocuklara şefkat, merhamet gösteren kimseler değillerdir.
وَ يَكْتُرُ أَوْلَادُ الزَّنَا "zinadan olma çocuklar çoğalır" Zinanın çokluğu ve nikahların bozukluğu nedeniyle. Zinanın çokluğunu Resûlüllah (s.a.v)'ın;
oyleki adam yol ortasında kadınla حَتَّى إِنَّ الرَّجُلَ لَيُغَنِّي الْمَرْأَةَ عَلَى قَارِعَةِ الطريق yakın olur." Ifadesi teyit eder. Yani hanımından başkasıyla bile yol ortasında zina eder.
وَ يَلْبَسُونَ جُلُودَ الضَّأْنِ ")insanlar) koyun postu giyerler" الضأن kelimesi noktalı harf olan "ض/dat" harfinin üstünüyledir. Koyun demektir.
عَلَى قُلُوبِ الذَّتَابِ "kurt kalpleri üzerine" Bu ifade, onların görünüşte yumuşak olduklarını ve kalplerinin de katılığını açıklar. Onlar insanlara merhamet etmezler.
أمْثَلُهُمْ فِي ذَلِكَ الزَّمَانِ الْمُدَاهِنُ "bu zamanda insanların en iyisi, dalkavuk olandır" Onlar dalkavukluk, yağcılık ederler. Insanları günahlar işlerken görür, onları kendi hallerine bırakırlar.
Hadiste kastedilen şey bu işlerin aşikâre olması ve çoğalmasıdır. Yoksa bu işlerin aslı değildir. (Bu tür günahlar gizli ve az da olsa her devirde vardır.)
Hadisi Taberânî (el-Mu'cemü'l-kebîr'de), Hakim (el-Müstedrek'te) Ebu Zer (r.a)'den naklederler. Hadisin sahih olduğunu söyleyen Hâkim'i (el-Müstedrek alå Müstedreki'l-Hakim'de) Zehebî eleştirmiştir.
Bu hadiste, Resulallah (s.a.v)'ın söyledikleri aynen gerçekleşmekte olduğu için peygamberliğinin hayretengiz alametleri bulunmaktadır.
Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır. Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.) Sayfa: 33 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
(سوال ؟) جهنم شمدی موجود اولدیفی تقدیر ده بری نه سیدر ؟ [ الحوار ) اهل سنت والجمار الآن مهمك موجود اولدیفنه اعتقاد اند سورز. اما رنی تعیین ایده وریز
(سوال (9) بعض حد شهرك ظاهر من لوره مهمه تحت الارضدر، برك آلتنده در وكذا بر هونه
جهنم انشن دنیا آتشند نه انکی نوز درجه فضله حرارتی واردر بو نقطه الرك ايضا حى ابتداء
الجواب ) كره نك تحتى مركزندن عبار ندر بوط ناء أرضك تحتى ده مرکز ندر نظریات حکمته خرداد ولد يقى وجها، رهنك مركزنده حرارتى اللى توزييك درجه به بالغ اولان انه واردر جونارا مرکز ینه اینبالد که هر او توز اوج ذراع در پنل کده، تخمیناً به درجه حرارت آرتار بولا جنان، مرکز فورد ایکی یوزبین در جدولی بر حرارت میدانه کایر ایسته بو نظريه به مذکور حديثك مالي مطالعه كابر بوط بناء، كرة ارضيك مركزنده بولونانه ایکی یوزبيك درجه حرار تالی بر آنه، جهنمه بر چاکردن میکند ولوب، فرامنده قابوغی حکمنده بولونان طبقه ترا بیدی چاتلا تعب، بتونه دهستیدله چیقار، توقع انگار باشلار و نام تجهیزاتی له جهنم میدانه کالیر، دیندا به بیاید.
وكذا، به حدیثه نظراً، مهریه نامنده برودت ایله یا قان بر آنه وار در بو حدیث ده او نظریه مطابقدر. زیرا مرکز ار ضدن سطحنه قدر درجه درجه آرتان و یا تناقص اید نه آنسه، ز مهر برده داخل او طعه اوزره آتشك بتونه مرتبه لرین شاملدر حکمت طبیعیه ده تقرر ایتدیگی کی، آنهم بعضاً او یاله به درجه به کیر که یا قیننده بولونانه شیار دن حرار تلرى تماماً جلب و جذب ایدر او ناری برودت ایله ياقار. صوبي انجماد ايتدير.
[ سؤال ؟ ) مذکور حدیثه کوره، جهنم ارضان مرکزنده در حالبوکر ارض ، جهنمه نستا بو مورطه قدر در او توجه جهنم، ارضك قارننده فاصل بركشير ؟
الجواب ] اوت، عالم ملک، یعنی عالم شهادته، یعنی بو کور والده اولد فخم عالمه کوره، جهنم، ارضنا ایچنده در دبیمه جهنمی کوچان کو ستر بیورز. فقط عالم آخرته نظراً، جهنم اویله عظمت پیدا ایدر که، بیکار له إظاهری ایجنه الير طويماز. و بو عالم شهادت، بر پرده کبی اونك توسعه مانع اولمشدر. بناء عليه ارضك ایچنده کی جهنمون مقصد، جهمن قالبی و جهنمان چکر دگیدر.
Sual: Cehennem şimdi mevcüd olduğu takdirde, yeri neresidir? Elcevab: Biz Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat, el'an cehennemin mevcûd olduğuna itikad ediyoruz. Ama yerini ta'yin edemeyiz
. tahtelarzdır, yerin altındadır. Ve keza bir hadise nazaran, Sual: Bazı hadislerin zahirine göre cehennem cehennem ateşinin dünya atesinden iki yüz derece fazla harareti vardır. Bu noktaların izahını istiyoruz.
Elcevab: Kürenin tahtı, merkezinden ibarettir. Buna binden arzın tahtı da merkezidir. Nazariyât-ı hikemiyece såbit olduğu vechile, arzın merkezinde, harareti iki yüz bin dereceye bålig olan bir ateş vardır. Çünki arzın merkezine inildikçe, her otuz üç zira' derinlikte, tahminen bir derece harâret artar. Buna binaen, merkeze kadar iki yüz bin dereceli bir harâret meydana gelir. İste bu nazariyeye, mezkûr hadisin meâli mutabık gelir. Buna binaen, küre-i arzın merkezinde bulunan iki yüz bin derece harâretli bir ateş, cehenneme bir çekirdek hükmünde olup, kıyamette kabuğu hükmünde bulunan tabaka-i
türabiyeyi çatlatıp, bütün dehşetiyle çıkar, tevessü' etmeye
başlar. Ve tam techizâtıyla cehennem
meydana gelir, denilebilir.
Ve kezâ, bir hadîse nazaran, zemherîr nâmında burûdet ile yakan bir ateş vardır. Bu hadîs de, o nazariyeye mutabıktır. Zîrå, merkez-i arzdan sathına kadar derece derece artan veya tenâkus eden ateş, zemherîr de dâhil olmak üzere, ateşin bütün mertebelerine
şåmildir. Hikmet-i tabiiyede takarrur ettiği gibi, ateş bazen öyle bir dereceye gelir ki, yakınında bulunan şeylerden harâretleri tamamen celb ve cezb eder, onları burûdet ile yakar. Suyu incimâd ettirir.
Suâl: Mezkúr hadîse göre, cehennem arzın merkezin-
dedir. Halbuki arz, cehenneme nisbeten bir yumurta kadardır. O koca cehennem, arzın karnında nasıl yerleşir?
Elcevab: Evet, âlem-i mülke, yani âlem-i şehadete, yani bu görmekte olduğumuz âleme göre, cehennem, arzın içindedir diye cehennemi küçük gösteriyoruz. Fakat âlem-âhirete nazaran, cehennem öyle azamet peydâ eder ki, binlerle arzları içine alır, doymaz. Ve bu âlem-i şehîdet, bir perde gibi onun tevessüüne mâni olmuştur. Binâenaleyh, arzın içindeki cehennemden maksad, cehennemin kalbi ve cehennemin çekirdeğidir.
- 1948 - Gizli oy, açık sayım sistemini getiren yeni Seçim Kanunu kabul edildi.
1980-12 Mart dönemi başbakanı Nihat Erim, İstanbul'da öldürüldü.
TEMMUZ
19
CUMARTESİ
24 1447 MUHARREM
RUMI: 6 TEMMUZ 1441 HIZIR: 75
BIR AYET
Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz nimetlerden yiyin. Şeytanın adımları ardınca gitmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. (Bakara: 168)
BİR HADİS Helal, Allah'ın kitabında helal kıldıklarıdır. Haram da Allah'ın kitabında haram kıldıklarıdır. Hakkında bir şey demedikleri ise mübah şeylerdendir. Tirmizî
Haram dairesindeki bir saat lezzet, bazen bir sene ve on sene hapis cezasını çektirir.
- 1495 - Kanunî Sultan Süleyman'ın doğumu. (ö. 1566)
1909-II. Abdülhamid tahttan indirildi; yerine V. Mehmed Reşad tahta geçti.
NİSAN
27
PAZARTESİ
10 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 14 NİSAN 1442 KASIM: 171
BİR AYET İman eden ve güzel işler yapanları müjdele.
Bakara Suresi: 25
BİR HADİS Alimlerin, üzerinde kaymaktan kurtulamadığı çok kaygan bir tepe vardır ki, o da tamâdır.
Tezkiyesiz nefs-i emmâresi bulunmak şartıyla, kendi nefsini beğenen ve seven adam başkasını sevmez. Eğer zâhirî sevse de samimi sevemez; belki ondaki menfaatini ve lezzetini sever.
Ölüm, ehl-i iman için bir terhestie cel tristekeresüdik, bir tebi i mekandır, bir hayat bäkiyenin mukaddimesi ve kapısıdır. Zindan dünyadan çıkmak ve bağıntan- cinana bir uçmakt
Kuşkusuz Rabbin katındakiler Ona kulluk etmekten kibirlenmezler.
A'raf Suresi: 206
BİR HADİS
Ben akrabalık bağlarını kesmek için gönderilmedim.
Ölüm, ehl-i iman için bir terhistir. Ecel terhis tezkeresidir, bir tebdil-i mekândır, bir hayat-ı bakiyenin mukaddimesi ve kapısıdır. Zindan-ı dünyadan çıkmak ve bağıstan-ı cinâna bir uçmaktır.
ni Reha Temsilcilerine de, bahşişlerini verdirdi. Peygamberimiz, Medine'ye gelen Elçilere verdiği bahşişler gibi, Be-
Temsilcilerin durumlarına göre her birine en az bes, en çok on iki buçuk ukiye olarak bahşişlerini dağıttırdı (B).
Amr b. Sübey' için bir Sancak bağladı (9), Beni Rehå Temsilcileri, yurdlarına döndüler.
Beni Rehalardan Gelip Medine'de Oturanlara Hayber Mahsülundan
Tahsis Yapılması:
Beni Rehalardan bazı kimseler, Peygamberimizle birlikte hace yap-mak üzre Medine'ye geldiler. Peygamberimizin vefatına kadar Medi-ne'de oturdular (10).
Peygamberimizin vefat edeceği sırada vasiyet ettiği üç şeyden bi-risi: Rehávilere her yıl Hayber hurma mahsülünden yüz vesk veril-mesi idi (11).
Peygamberimiz, Hayber'in Ketibe kalesi mahsülünden verilmesini vasiyet ettiği yüz vesk hakkında Rehåviler için bir yazı da, yazmıştı. Beni Rehålar, Muaviye b. Ebi Süfyan'ın Halifeliği zamanında bu
tahsisatlarını sattılar (12).
(8) Ihn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 344
(9) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 345, Ibn-i Fair-Usdülgabe c. 4, s. 227, Ibn-i Hacer-Isa-
-۷۲۱- إذا ظننتُمْ فلا تحققوا واذا حدة فلا تبقوا واذا عطبرة فالضوا
وعلى الله توكلوا واذا ورنهم فارحلوا (هـ) من (جلو)
721-Zanna kapildiniz mi araştırmayın. Haset effinia es an gitmeyin Plated arkasını takip etmeyin) Bir şeyi uğumuz odbrada zerinde durmayıp geçip işinize devam edin ve Al shio tevekkül edin ve tarttiniz mi dürüst tartın.
-۷۲۲- إذا ظهر الزنا والربا فى قرية فقد أحلوا بانفسهم كتاب الله اواسط الله
عذاب الله ب طب ك هب عن ابن عباس
722. Bir ülkede zina ve riba sökün edip yayıldığı zaman Allah'in kitabın başka bir rivayette Allah'ın azabını karşıla indo buluriar,
723- Ummetimde beş şey göründü mü üzerlerine helalk
çöker:
Lanetleşmek (birbirlerine küfür etmek).
İçki içilmesi.
İpek (erkeklerin kullanması).
Çalgılanın çalınması.
Erkeklerin (cinsi ilişkiler kurarak) erkeklerle yetinmesi, ko dinlann da (cinsiyet hususunda) kadınlarla yetinmesi.
٧٢٤ - إِذَا ظَهَرَ فِيكُمْ مِثْلُ مَا ظَهَرَ فِي بَنِي إِسْرَائِلَ إِذَا كَانَتِ الْفَاحِشَةُ فِي كباركُمْ وَالْمُلْكُ فِي صِغَارِكُمْ وَالْعِلْمُ فِي رُذَالِكُمْ (حم ع هـ عن انس قبل يا رسول الله على ندع الأمر بالمعروف والنهي عن المنكر قال فذكرة ولفظ ع اذا ظهر الادهان في خياركم والفاحشة في شراركم وتحول الملك في صغاركم والفقه في رد الكم)
724. Sizde İsrailoğullarında meydana gelen şu hususlar meydana gelince ilahi azap üzerinize çöküverir;
Hz. Enes (r.a.)'dan rivayet edilen hadiste, Peygamber E-fendimiz'e: "Ey Allah'ın Rasulü! Marufu emretmeyi ve münkerden nehyetmeyi ne zaman terk ederiz?" diye soruldu da, Peygamber (s.a.v.) cevaben bu hadisi zikretmiştir. (Begavi'nin rivayetindeki hadiste şöyle buyurulmuştur:
Hayırlılarınız içinde yağcılık.
Şerlileriniz arasında fuhşun yaygınlığı,
Devlet idaresinin gençlerin eline geçmesi.
Fıkıh (din) ilmi rezillerinizin eline geçtiği zaman (umumi belaları bekleyin.)
725- Yeryüzünde kötülük yaygın hale geldiği zaman, Al-lah yer ehline içinde salih kavim bulunsa bile bir azab indirir ki, onlara da isabet eder. Sonra onlar, (salih kavim) Allah'ın rahme-tine ve mağfiretine dönerler (ahirette).
726- Kötülük zuhur ettiğinde ondan kaçınmazlarsa, Allah onlara azabını indirir. "Ya içlerinde salih kimseler de varsa?" diye soruldu. "Evet, salih kimselere de onlara isabet eden azap, isabet eder. Sonra onlar (kıyamet gününde) Allah'ın rahmetine ve mağ-firetine mazhar olurlar." buyurdu.
الذئاب أمثلهم فى ذلك الزمان المداهن (طب) ك وتعاقب عن ابى قر) 409- Kıyamet yaklaştığı zaman, başlarına taylasan (bas
ve omuzları örten bir giyecek) giyenler çoğalacak. Ticaret artacak ve mal çoğalacak. Para sahibi sırf parasından ötürü saygı göre. Kadınlar çoğalacak, sultanın zulmű artacak, Tarlı ve ölçüde hile cek. Fuhuş yaygın hal alacak. Çocuklar hakim duruma gelecek. yapılacak. Kişi köpek yavrusunu beslemeyi çocuk yetiştirmekten daha hayırlı görecek. Büyüğe saygı, küçüğe de sevgi ve merha. met kalkacak. Zina çocukları çoğalacak, hatta kişi yol ortasında kadınla cinsi ilişki kuracak. Kurt kalpli olan kişiler koyun derileri giyecekler. (Dışları mülayim, içleri katı olacak). O zamanda en göze çarpan insan müdaheneci (kötülükleri görüp de mâni olma. yan) kişidir.
410- Kıyamet yaklaştığında, müslümanın rüyası yalana çıkmayacaktır. En doğru rüyayı en doğru konuşanınız görecektir. Gerçek müslümanın rüyası nübüvvetin kırk beş parçasından bir parçadır. Rüya üç kısımdır: Salih rüya, bu Allah'tan bir müjdedir. Hüzün veren rüya ki, bu da şeytandandır. Bir de kişinin kendi ku-runtularından gördüğü rüya. Kişi hoşlanmadığı bir rüya görürse, kalksın, okuyup üflesin. Kimseye onu anlatmasın. Rüyada kendini bağlı görmeyi sev. Boyundaki bağdan hoşlanma. Rüyada ayak-taki bağ dinde sebattır.
Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır. Ravi: Hz. Ebû Zerr (r.a.) Sayfa: 33 / No: 7 Ramuz El-Ehadis
استلزام اتمن زیرا شمس قمر بلوزی وارحمہ کی کر لی، هب كرة خلقتك ميووا وكذا ههمك ارضيك الشنده لولوغي ارضك فارننده و يا ارض الله متصل و با سی ال معلومدركي ميوه تك التي نون واللون الرين ثمولى واردر خاء عليه اللهك ملكي بله کنند.
تحرة خلقتك والارى ده هر طرفه او زانو نشود. جهنم نه کندر میں اوران
بری واردر
وكذاء حديثه لوره، جهنم مصوند، یعنی بولو لمشدر یعنی نامه اصن دکور دین گھری یو مورطه کبی ارضا مرکزنده موجود و بالآخره تفه هر ایده جنگی ممکنه اندند. (اخطار ) جهنمك يمجدی موجود او لما ديفنه معتزله لری سوحه ايدن، بو حدیث اوله کرکس
ار قداس بوايتك جمله الرينه باقالم، معزالده ظرف اولان بو جمله لي فاصل صد قد الر ؟ .
ایج زنده نه کی جوهر لی واردر ؟
اون، ( وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا ) جمله سنان باشنده کی (و) حرف عطفدر
معلوم اولدیفی اوزره بر شيك ديكي بر شیشه عطفی آرالرنده به مناسبتك بولوغنه متوقع حالبوكر (إن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ ) جمله بيا ( يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا جمله می آراسنده مناسبت کو رو غیور بو جملہ کون آرالرزندہ کی مناسبت، آنجہ ایکی سوال و جوابك تقدير ياه تفه هر اید. شویله که:
اولکی آینده عبادته امر ایدیلدی گنده ( عبادت ناصلدر؟) دبينه ايديله سؤاله جواباً ( قرآنك تعليم ایتدیگی بی دینه لری . (قرآنه الان کار میدر) دینه ایدیاله ای کنجی سؤاله جواباً ( وان كنند في ريب) الخزره دينيلدي. ايشته هر ایکی جمله آراسنده بو صورتهاه مناسبت تظاهر ایده و حرف
عطفك ده مقتضاس برين طير.
سوال ؟ ) (ان) شك و ترددى افاده ایدر (إذا) ايس، جرم و قطعيه دلالت الدر. او نارك شك و شبه الری، قرآن حقنده قطعيد. بناءً عليه مقامك اقتضاى خلافته (إن) كلمه منك (إذا ) قلم منه ترجیحاً ذکرنده نه کمی بر اشارت وار در؟
Ve keza cehennemin arzın altında bulunması, arzın karnında veya arz ile muttasıl ve yapışık olmasını istilzam etmez. Zira sems, kamer, yıldızlar ve arz Ma'lumdur ki, meyvenin altı, bütün dalların aralarına gibi küreler, hep secere-i hilkatin meyveleridirler. sumülü vardır. Binâenaleyh Allah'ın mülkü pek genntir, Secere-i hilkatin dalları da her tarafa uzanıp gitmiştir Cehennem nereye giderse, orada yeri vardır.
Ve kezȧ bir hadise göre, cehennem matvidir, yani bükül. müştür. Yani tam açık değildir. Demek cehennemin bir
yumurta gibi arzın merkezinde mevcûd ve bil'ahire tezahür edeceği mümkinâttandır.
İhtar: Cehennemin şimdi mevcud olmadığına Mu'tezileleri sevk eden, bu hadis olsa gerektir.
Arkadaş! Bu âyetin cümlelerine bakalım. Ma'nâlara zarf olan bu cümleler nasıl sadeftirler? Ve içlerinde ne gibi cevherler vardır?
Ma'lûm olduğu üzere, bir şeyin diğer bir şeye atfı, aralarında bir münasebetin bulunmasına mütevakkıftır.
Halbuki إنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ cümlesiyle يا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا
cümlesi arasında münasebet görünmüyor. Bu cümlelerin aralarındaki münasebet, ancak iki suâl ve cevabın takdîriyle tezahür eder. Şöyle ki:
Evvelki âyette ibâdete emredildiğinde "İbâdet nasıldır?" diye edilen suâle cevâben "Kur'ân'ın ta'lim
ettiği gibi" denildi. "Kur'ân Allah'ın kelâmı mıdır?" diye edilen ikinci suâle cevâben وإن كنت
في ريب ila ahirihi - denildi. İşte her iki cümle arasında bu suretiyle münasebet tezahür eder. Ve harf-i atfın da muktezâsı yerine gelir.
Suâl
: )اِنْ( şekk ve tereddüdü ifade eder. )1(
ise, cezm ve kat'iyete delâlet eder. Onların şekk ve şübheleri, Kur'ân hakkında kat'îdir. Binâenaleyh makamın iktizâsı hilafına ) إن( kelimesinin (5) kelimesine tercîhen zikrinde ne gibi bir işaret vardır?
1487 - Şah İsmail İran'ı Sünnîlîkten Şiîliğe geçirdi.
1588 - Mimar Sinan vefat etti.
1964-Nur Talebeleri
Zülfikar isimli bir gazete çıkarmaya başladılar.
TEMMUZ
17
PERŞEMBE
22 1447
RUMI: 4 TEMMUZ 1441 HIZIR: 73
BİR AYET
Beni anın ki Ben de sizi
anayım.
(Bakara: 152)
BİR HADİS
Hiçbiriniz kendisi için arzu ettiğini kardeşi için de arzu etmedikçe iman etmiş olmaz. Müslim
MUHARREM
Dua eden adam anlar ki: Birisi var; onun hatırat-ı kalbini işitir, her şeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına meded eder. Sözler
Kendin için istediğini başkaları için de iste ki, gerçek Müslüman olasın.
Ey kardeşlerim! Mühim ve büyük bir umûr-u hayriyenin çok muzır mânileri olur. Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır. Bu mânilere ve bu şeytanlara karşı ihlás kuvvetine dayanmak
1951 - Türkiye'de ilk kalp ameliyatı GATA'da yapıldı.
8
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın.
Al-i İmran Suresi: 139
BİR HADİS Ben zulme şahitlik yapmam.
Dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlatlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır.
Kendisinin Bekkâlara mensup olduğu da, rivayet edilir (3). Buna göre: Beni Bekka Rebía b. Amir, b. Rebia, b. Amir, b. Sa'saa-
lardandı (4).
Suayr b. Adda'ın Rahıh'a Bekci Tayin Edilmesi :
Abdullah b. Yahya b. Selman der ki «Suayr b. Adda'ın oğlu (5), ba-na geldi. Yanında bulunan (6) ve Resûlullah Aleyhisselâm tarafın dan yazılan (7) yazıyı bana gösterdi.
Yazı, şöyle idi:
(Allâhın Resûlü Muhammed'den Suayr b. Adda'ya! Ben, seni Rahih'a Bekci ve koruyucu yaptım (8).
Oradan, koruyup geçireceğin yolcuların verecekleri bahşişleri de, sana bıraktım.) (9)
İbn-i Esir'e göre: Suayr b. Adda'nın, Bekci ve koruyucu olarak ta-yin edildiği yer, Rahih veya Züceyc (10), İbn-i Hacer'e göre ise Recih idi (11).
Züceyc, Hacıların, Basra ile Mekke arasında, Suvac yakınında ko-nakladıkları bir yerdir (12).
(1) İbn-i Esir-Üsdülgabe с, 2, s. 402, İbn-1 Hacer-İsabe c. 2, s. 53
(2) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, s. 402
(3) Ibn-i Hacer-İsabe c. 2, s. 53
(4) İbn-i Hazm-Cemhere s. 468, Kolkagandi-Nihayetülereb s. 44
(5) Ibn- Sa'd-Tabakat c. 1, s. 282. Ibn-1 Esir-Usdülgabe c. 2, s. 402. Ibn-i Hacer-Isa-be c. 2, s. 53
( 6) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, s. 402
( 7) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 283, Ibn-i Esir-Usdülgabe c. 2, 5, 402, İbn-i Hacer-Isa-be c. 2, s. 53
(9) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 282
(8) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, a, 282, İbn-i Hacer-İsabe c. 2, s. 53
Kaetani, 45. fıkrasında, Peygamberimizin yazısının tercemesinde rum (13) diyorsa da, yanlıştır. Ben, seni Rahihden geçen yolculara refakat etmek hakkını veriyo
Bunun Ben, seni Rahih'a Bekci ve koruyucu yaptım. dive terce-me edilmesi gerekirdi.
Kaetani, 1 numaralı notunda «Suayr ismi şayan-ı dikkattir.
Çünki, Anezelerin sanemlerinden birinin isminin aynıdır. Bu Suayr b. Adda'nın hangi kabileye mensup olduğunu menbai-
mian mesküt bırakması çok yazıktır.» (14) diyorsa da, yanılıyordur.
Çünki, Suayr'ın, bir putun da ismi olması, bizce hiç önemli değildir. Her yerde ve her zamanda şahısların taşıdıkları isimlerle mutlaka bir ilişkileri bulunduğu söylenemez.
Arslan demek olan ve fakat, Arslanla, Arslanlıkla hiç bir münase-betleri bulunmayan nice Esed'ler, Håris'ler vardır ki höd! desen, ödlerl kopar!
Güzel yüzlü demek olan nice Hasenler, Melihler, Hasnålar, Meliha-lar, Cemiller, Cemileler vardır ki çirkinliklerinden yüzlerine bakılmaz. Nice Halimler, Halimeler vardır ki, kızdıkları zaman, arslan kesi-
ilrler.
Osman ismini taşıyanların da, herhalde yılan veya kuş yavruları ile bir ilişkileri bulunduğu söylenemez.
Suayr b. Adda'nın hangi kabileye mensup bulunduğunun Kaynak-
larda mesküt geçilmesine eseflenilmesine gelince, bu da, yersizdir. Çünki, Suayr'ın Fürey'î (15) veya Bekkâi olduğu (16), Hicazlılar-
dan sayıldığı da, açıklanmıştır (17). Beni Bekka'ların ise, Rebia b. Amir, b. Rebia, b. Amir, b. Sa'saalar olduğu mâlumdur (18).
Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 82
(14) Kaetani-İslâm Tarihi c, 7, s. 82 (
15) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, s. 402, Ibn-i Hacer-sabe c. 2, s. 53
İbn-i Hacer-İsabe c. 2, в. 53
Ibn-i Esir-Usdülgabe c. 2, s. 402 (18)
İbn-i Hazm-Cemhere 5. 468. Kalkasandi-Nihayetülereb s. 44
BENİ GAFIK TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
Beni Gafıkların Soyu:
Beni Gafıklar, Kahtan'ın soyundan gelen Åkk oymağından olup
Ata soyları şöyledir:
Beni Gafık b. Şahid, b. Alkama, b. Akk (1), b. Adnan, b. Abdullah,
b. Ezd.
Abdullah b. Ezd'in:
1. Adnan,
2. Karn,
3. Hâris,
4. Abdullah
adlarında dört oğlu olup Adnan ile Karn'den iki kabile türemiştir (2). Beni Galık Temsilcilerinin Medine'ye Gelişi ve Müslüman Oluşu:
Beni Gafıklardan, Cüleyha b. Şeccar, b. Suhar'ül'Gafıki, kavmın-dan bazı adamlarla birlikte Peygamberimize gelip «Yâ Resûlallah! Biz, kavmımızın olgunluk çağında bulunanlarıyız. Müslüman olmuş, zekât
ve sadakalarımızı da, yanımızda tutmuş bulunuyoruz. dediler.
Peygamberimiz «Müslümanlar için tanınan haklar, sizin için de. tanınacak, onların mükellef bulundukları şeylerle siz de, mükellef bu-lunacaksınız!» buyurdu.
bi olduk! dedi (3). Avz b. Süreyr'ül'Gafıki «Biz, Allâha imân ettik ve Resûlullâha tâ-
(1) İbn-i Hazm-Cemhere s. 328, Kalkagandi-Nihayetülereb s. 386 (2) İbn-i Hazm-Comhere s. 375
2693- Zulüm üçtür: Allah'ın bırakmadığı zulüm, affettiği zulüm, affetmediği zulüm. Affetmediği zulme gelince, o şirktir. O-nu Allah asla affetmez. Allah'ın bağışladığı zulüm ise kulun ken-disi ile Allah arasında irtikap ettiği zulümdür. Allah'ın terk etme-diği zulüm ise, kulların birbirlerine karşı işledikleri zulümdür ki, onlar aralarında hesaplaşmadıkça Allah yakalarını bırakmaz.
2690- Temizlik imanın yarısıdır. "Elhamdü lillâh" mizanı doldurur. "Sübhânellâhi vel hamdü lillâh" yer ile göğün arasını doldurur. Namaz nurdur, zekat bürhandır, sabır ziyadır. Kur'an ya lehine veyahut aleyhine bir hüccettir. Sabahleyin evinden çıkan herkes nefsinin satıcısıdır, onu ya azat eder, ya da helak eder.
٢٦٩١ - الطيرَةُ شِرْكَ الطَّيرَةُ شِرْكَ الطَّيرَةُ شِرْكٌ (ط حم هـ د ك هب عن ابن (مسعود)
بِعِلْمِهِ أَفْضَلُ مِنْ أَلْفِ عَابِدٍ" (الخليل عن على)
2874- Takvaya erenler ulu kişilerdir. Fakihler öncüdürler. Yanlarında oturmak kişinin (feyz ve bereketini) artırır. İlmi ile fay-dalanan âlim, bin abidden efdaldir.
3081- Beyt-i Makdis mahşer yeridir. Oraya gelin ve için. de namaz kılın. Çünkü orada kılınan bir namaz, diğer mescitler. de kılınan bin namaz gibidir. Buna gücün yetmezse oraya yakıla cak zeytinyağı hediye et. Böyle yapan kişi, oraya gelip namaz kılan insan gibi sevap alır.
۳۰۸۲ - بَيْنَ الْمَلْحَمَةِ وَفَتْحِ الْمَدِينَةِ سِتُّ سِنِينَ وَيَخْرُجُ الْمَسِيحُ الدَّجَّالُ فِي السابعة (حم) د هـ ع ونعيم فى الفتن قط ض ق عن عبد الله بن بسر)
3082- Melhame (büyük harp) ile Medine'nin fethi ara-sında altı sene olacaktır, yedinci senede ise Mesih Deccal zuhur edecektir.
۳۰۸۳ - بَيْنَ الْعَبْدِ وَالْجَنَّةِ سَبْعُ عِقَابِ أَهْوَنُهَا الْمَوْتُ وَأَصْعَبُهَا الْوُقُوفُ بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ تَعَالَى إِذَا تَعَلَّقَ الْمَظْلُومُونَ بِالظَّالِمِينَ (ابو سعيد في معجمه وابن النجار
عن أبي هدبة عن انس)
3083- Kul ile cennet arasında yedi tehlikeli geçit vardır. En kolay olanı ölümdür. En güç olanı da mazlumlar zalimlerin yakasına yapıştıkları an Allah'ın huzurunda durmak.
٣٠٨٤ - بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ مَسْخٌ وَخَسَفٌ وَقَذَفٌ (هـ عن ابن مسعود)
cennetine koyacağına, yahut bir çok ecir ve ganimetle çıktığı eve dik etmekten başka bir niyetle evinden çıkmayan kimseye, onu salim döndüreceğine tekeffül etmiştir
-۳۲۳۰ تكلف لك الحوك وصنع ثم تقول إلى صالم كل وصم يان
مكانه (قط عن أبي سعيد قط عن جابر)
3230- Kardeşin sana mükellef bir yemek hazırlamış, sen ana: "Ben oruçluyuml" diyorsun, ye, Yerine sonra bir gün oruç ut. (nafile oruçlunun orucunu bozabileceğine bir delildir.)
3232- Ümmetim büyük bir depremle karşı karşıya kala-caktır. On bin, yirmi bin, otuz bin kişi ölecektir. Bu, mü'minler çin bir öğüt ve rahmet vesilesi olurken, kafirler için de serapa bir azap olacaktır.
sonra nübüvvetin yolunda olan hilafet Allah'ın dilediği müddete kadar devam edecek, sonra kaldırmak isteyince onu kaldıracak; kadar sürecek, sonra onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra kalacak, sonra Allah onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra isiran saltanat devri gelecek, o da Allah'ın dilediği zamana kadar onu zorba bir hükümdarlık takip edecek, sonra da nübüvvet yolu Üzerinde olan bir hilafet devri gelecek.
٣٢٣٤ - تَكُونُ الأَصْحَابِي زَلَّةٌ يَغْفِرُهَا اللهُ لَهُمْ لِسَابِقَتِهِمْ مَعِي (كر عن محمد بن الحنفية عن ابيه)
3234- Ashabımın zellesi (ayak kayması) olur. Lakin Allah onları benimle beraber güzel geçmişleri bulunduğu için bağışlar.
3237- Dört fitne başgösterecek: Birincisinde adam öl-dürmek helal sayılacak. İkincisinde hem o, hem de mal, üçüncü-sünde kan, mal, zina helal sayılacak, dördüncüsü ise Deccal'dir.
[ الجواب ] او نارك شك و ريباريني ازاله ايده جنك سبارك ظهور اتماله، اولى شبه الرك وجود نه قطعبداله
حکم ایدیاله م به جگنه اشار تدر.
[ افطار ] (اِن) كلم سنك افاده ابتديكى شك و تردد، اسلوبك اقتضاسنه کوره در حاشا منار
عائد دگلدر
(وَإِنْ كُكنتم في ريب ( الله ) ان ارته حمله لری هر انكسی ده بر معنایی افاده ابتدکاری کی ایکنی جمله نان برنجی جمله دن داها قيصه اولمه سيله اسلوبه داها او يفون اولديفي حالده .. برنجی جماله نان ايكنجي جمله به ترجيحاً ذكرى، أو نكون ريبلرينك منشی، خسته مزاج لريله فندا دوشونجه لری اولديقة
اشار تدر.
[ سؤال ؟ ] اونارك ريباره ظرف و محل اولد قاری حالده، او نارك مظروف، ريبك او نكره ظرف اولارقہ کو ستر یامی نه یه بناء در؟
الجواب ] او نارك قلب ارزنده كى ربك ظلمتي قلب ارندن انتشار ايدوب، بتون بد ناريني استيلا ايمن
نکره اولارمه ( ريب) قلمه سنك ذكرى، تعميم الجوندر یعنی نه قدر شبه لریکز وارسی، جواب بر در هر بر ریبگره مخصوص برر جواب ويرمك لازم دی در همانگی چاره به باسن و ور کن، الا جف از جواب
قرآنك اعجاز يدر.
اوت، بر چشمه در صوایحه و او صويك واتليلغنی آنگلا یان بر آدم، او چشمه در تشعب ابیدن بتون چشمه الری تجربه ایمگه حقى يوقدر. زیرا منبع برد. كذلك، بر سوره نك معارضه سند نه عاجز قالان بر آدمك ، بتونه قرآنی تجربه ایمگه حقى يوقدر.
چونکه مرتب بر در.
(هما) ده کی (من) بیانی افاده ایتدیکندن ( في شئ ) كلمه منك تقدير بني ايستر. تقدير كلام
( نزلنا) تعبیر ند نه آهلا يا اير كه او نارك شبه الرينك منشی نزول صفتی اولوب، قطعی جواباری ده اثبات نزولدر تدریجاً، یعنی آیت آیت، سوره سوره، حادثه اره کوره نزولی افتاده اید نه تفصیل با بند نه
Elcevab: Onların şekk ve rayblerini izale edecek esbabun zuhûr etmesiyle, o gibi şübhelerin vücûduna kat'iyetle hüküm edilemeyeceğine işarettir,
ihtar: (5) kelimesinin ifade ettiği sekk ve tereddüd, üslübun iktizasına göredir. Haşa, Mütekellime äit değildir.
وإن كنت في ريب ile إن الكتلة cümleleri, her ikisi de bir ma'na ifade ettikleri gibi, ikinci cümlenin birinci cümleden daha kısa olmasıyla üslüba daha uygun olduğu halde: birinci cümlenin ikinci cümleye tercihen zikri, onların rayblerinin mensei, hasta mizáçlarıyla fena düsünceleri olduğuna işarettir.
Sual: Onların rayblere zarf ve mahal oldukları halde, onların mazrûf, raybin onlara zarf olarak gösterilmesi neye binâendir?
Elcevab: Onların kalblerindeki raybin zulmeti kalblerinden intişâr edip, bütün bedenlerini istilå etmiş olduğundan, kendilerinin rayb içinde bulundukları sanılmakta olduğuna işarettir.
Nekre olarak )ريب ( kelimesinin zikri, ta'mim içindir.
Yani "Ne kadar şübheleriniz varsa, cevab birdir. Her bir raybinize mahsûs birer cevab vermek lazım değildir. Hangi çareye başvursanız, alacağınız cevab Kur'ân'ın i'câzıdır."
Evet, bir çeşmeden su içen ve o suyun tatlılığını anlayan bir adam, o çeşmeden teşa'ub eden bütün çeşmeleri tecrübe etmeye hakkı yoktur. Zirâ menba birdir. Kezâlik, bir sürenin muârazasından aciz kalan bir adamın, bütün Kur'ân'ı tecrübe
etmeye hakkı yoktur.
Çünki kâtib birdir.
'daki )ين ( beyanı ifade ettiğinden
ينا في قن kelimesinin takdirini ister. Takdir-i kelâm
olsa gerektir وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ فِي شَيْءٍ مِمَّا نَزَلْنَا
تول ta'birinden anlaşılır ki, onların şübhelerinin menşei nüzûl sıfatı olup, kat'î cevabları da isbât-ı nüzüldür. Tedríîcen, yani âyet âyet, sûre sûre, hâdiselere göre nüzûlü ifade eden tefil bâbından
1516-Cezayir în Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethi.
-1904-Modern kısa
öykünün en önemli ustalarından Rus yazar Anton Çehov öldü.
2016-15 Temmuz askeri darbe girişimi.
TEMMUZ
15
SALI
20
1447
RUMI: 2 TEMMUZ 1441
HIZIR: 71
BIR AVEL
Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. Insanların bu hususta
seçme hakkı ve yetkisi yoktur. Allah onların ortak koştuğu şeylerden çok uzak ve pek yücedir.
(Kasas: 68)
BİR HADİS
MUHARREM
İlim tahsil etmek için yolculuğa çıkan kimse, evine dönünceye kadar Allah yolundadır. Tirmizí
Ey maraz- vesvese ile müptela! Bilir misin vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Sen ona ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet vermezsen söner. Nurun İlk Kapısı
durup, Arş-1 A'zam ma müteveccihen el kaldırıp dua eden şu şeref-i nev-i insan ve ferid-i kevn ü zama Acaba bütün efazılı beni Adem'i arkasına alıp, arz üstünde ve bihakkın Fahri Käina man
TARİHTE BUGÜN
632-Hz. Ebu Bekir (ra) ilk halife seçildi.
- 1617-Sultanahmet Camii'nin ibadete açılması.
1944 - Bediüzzaman'ın yeğeni, Abdülmecid Nursî'nin (Ünlükul) oğlu Fuad Ünlükul vefat etti.
1950 - Adnan Menderes DP genel başkanlığına seçildi.
9
PERŞEMBE THURSDAY
HAZİRAN
JUNE
Sırr-ı imtihan ve hikmet-i teklif iktiza eder ki, akla kapı açılsın ve aklın ihtiyarı elinden alınmasın. Eğer gayet bedihî bir surette olsa, o vakit aklın ihtiyarı kalmaz.
Mektûbât
BIR AYET
Şüphesiz Allah butun işlerinde mutlak galiptir ve hikmet sahibidir.
Beni Batıklar, Kahtan'ın soyundan gelen Ezd kabilesindendir-
ler (1). Beni Bârıkların Ata soyları şöyle sıralanır:
Beni Bårık Sa'd b. Adiyy, b. Hârise, b. Sålebe, b. Amr Müzeykı-
yà (2).
Beni Bårık Temsilcilerinin Müslüman Oluşu:
Beni Bårık Temsilcileri, Peygamberimize geldiler.
Peygamberimiz, İslâmiyete davet edince, hemen Müslüman oldu-lar, bey'at ettiler.
Peygamberimizin Beni Bârıklar İçin Yazısı:
Peygamberimiz, Beni Bârıklar için bir yazı yazdı.
Yazısında şöyle buyurdu:
Bu, Allâhın Resûlü Muhammed tarafından Bârıklar için yazılan yazıdır.
Bârıkların meyvaları kesilmeyecek, kendileri istemedikçe, yağmur düşen baharlık ve yazlık yurdlarında hayvan da, otlatılmayacaktır. Onlar, harp veya kıtlık sıralarında Müslümanlardan kendilerine uğrayacak kimseleri üç gün konuklamakla mükelleftirler.
Onların meyvaları yetiştiği zaman, yolcular, dalından koparma-mak, kesmemek ve toplayıp götürmemek şartile, yere dökülenlerden karınlarını doyurabilirler.
@beyy b. Ka'b yazdı.» (3)
Ebû Ubeyde b. Cerrah ve Huzeyfe b. Yeman şahid oldu ve bunu,
Onların meyvaları henüz kemale ermedikçe toplanmayacaktır.» (4) Kaetani, 57. fıkrasında, Peygamberimizin yazısının tercemesinde diyorsa da, yanlıştır.
gerekirdi. Bunu Bârıkların meyvaları kesilmeyecektir." diye terceme etmek
Yine yazı metnindeki «Harp veya kıtlık sıralarında» diye terceme edilmesi gereken (fi arkin ev cedbin) ibaresini «kıtlık veya kuraklık mevsiminde diye terceme etmek te, yanlıştır.
«Onların meyvaları yetiştiği zaman, yolcular, dalından koparma-mak, kesmemek ve toplayıp götürmemek şartile yere dökülenlerden ka-rınlarını doyurabilirler." diye terceme dilmesi gereken ibâreyi «Meyva-lar kemale erdiği zaman yolcular yiyecekleri kadar toplayacaklardır. yanlıştır. Fakat, ceplerine hiç bir şey koymayacaklardır.» diye terceme etmek te,
Kaetani, 2 numaralı notunda «Şayan-ı dikkattır ki vesika Bârık-ların İslâmiyetlerine dair hiç bir îmayı havi değildir.
Bunun için, İbn-i Sa'd'in vesika bidayetinde söylediği sözlere rağ-diyorsa da, yanlıştır. men Ezdlerin kısm-ı âzamı gibi müşrik kalmış olacaklardır.» (5)
İbn-i Sa'd gibi eski ve müteber bir kaynağın verdiği tarihî bir bil-giden şüphelenebilmek için elde onunkinin aksini ortaya koyan daha sağlam br tarihi bilgi ve belgenin bulunması gerekir.
Her hangi bir vesikada İslâmiyet esasları zikr edildiği zaman, bu-nun vesikaya sonradan eklenmiş olabileceğini iddia etmek, zikr edil-mediği zaman da, bunu, İslâmiyetin yayılışı aleyhinde kullanmağa kal-kışmak, samimiyetsizlikten, daha doğrusu garazkârlıktan başka bir şey ifade etmez.
Tarihi bilgi ve belgelere göre gerçek ve vaki olan şudur: İslâmiyeti kabul ederek İslâmiyet üzerine bey'at yapan Bârıklar, Peygamberimizden bir kaç istekte bulunmuşlar, Peygamberimiz de, on-bu hususta yazdırdığı yazıyı kendilerine vermiştir. ların isteklerini bazı vecîbeleri yerine getirmek kaydiyle kabul buyurup
EZEL الأزل Başlangıçsız zaman, zihnen başlangıcı düşünülemeyen süre, varlığın geçmişte sonsuzca devam etmesi anlamında felsefe ve kelâm terimi. İlişkili Maddeler EBED Sonsuz zaman, zihnen son bulması düşünülemeyen süre, varlığın gelecekte sonsuzca devam etmesi anlamında felsefe ve kelâm terimi. EZELİYET Allah Teâlâ’nın başlangıcının olmadığını ifade eden bir terim.
Müellif: AHMET SAİM KILAVUZ Sözlükte kıdem ile eş anlamlı olarak “başlangıcı olmama” anlamına gelir. Ezel kelimesinin “şiddet, darlık, hapislik” mânasındaki ezl köküyle bir anlam ilişkisi bulunmamaktadır. Bu sebeple bazı dil bilginleri ezelin, “yok olmadı, zeval bulmadı” mânasındaki lem yezel fiilinden ihtisar edilmiş olabileceğini (lemyezel ⟶ yezeliyyün ⟶ ezeliyyün ⟶ ezel) düşünmüşlerdir (bk. Lisânü’l-ʿArab, “ezl” md).
Ezel ve ezelî kelimeleri Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde geçmez. Ancak Hadîd sûresinin 3. âyetinde yer alan, “O evveldir ve âhirdir” ifadesindeki “evvel” kelimesi İslâm âlimleri tarafından Allah’ın ezelî olduğu mânasında anlaşılmıştır. Ayrıca halk, ibdâ‘, inşâ, tekvin gibi hususlara dair âyetlerle Allah’ın doğmuş olmadığını, bir benzerinin bulunmadığını, hiçbir şeye ihtiyacı olmayıp her şeyin ona muhtaç olduğunu, bütün kusurlardan münezzeh bulunduğunu ifade eden âyetler de dolaylı olarak Allah’ın varlığının ezelî ve kadîm olduğunu, O’ndan başka hiçbir varlığın bu vasıfla nitelendirilemeyeceğini göstermektedir. Aynı mahiyetteki anlatımlar hadislerde de görülür. Bundan başka Allah’ın doksan dokuz isminin sıralandığı hadiste ezeliyeti ifade eden evvel, mübdi‘, tâm gibi isimlerle birlikte ezelî ile aynı mânaya gelen kadîm ismi de zikredilmiştir (İbn Mâce, “Duʿâʾ”, 10). “Kendisiyle birlikte hiçbir şey yokken Allah vardı” anlamındaki hadis (Müsned, IV, 431, 432; Buhârî, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 1, “Tevḥîd”, 22; Tirmizî, “Menâḳıb”, 74), İslâm âlimlerince Allah’ın ezelî olduğu mânasında anlaşılmıştır. Kur’an ve Sünnet’te Allah’ın varlığının bir başlangıcı bulunmadığı yönündeki bu doğrudan veya dolaylı ifadeler sebebiyle bütün müslümanlar, Allah’ın varlığı ve birliği gibi itikadî esaslar yanında ezelî ve ebedîliği konusunda da görüş ve inanç birliğine varmışlardır.
Özellikle vahdet-i vücûdcu düşünürlere göre Allah’ın dışındaki bir kısım varlıklara da ezelî sıfatı nisbet edilebilir; meselâ a‘yân-ı sâbitenin Allah’ın ilminde ezelî olduğu söylenir. Ancak bu nisbî ve itibarî bir ezeliyet olup gerçek anlamda ezelîlik yalnız Allah’a mahsustur. Bu farkı vurgulamak üzere Allah’ın ezelîliği için “el-ezelü’l-mutlak” veya “ezelü’l-âzâl” terkipleri kullanılmıştır (Abdülkerîm el-Cîlî, I, 101-102, 104). Ayrıca İslâmî literatürde “kadîm” ve “ezelî” anlamında lem yezel, “bâkī” ve “ebedî” anlamında lâ yezâl tabirleri de geçmektedir.
İlk İslâm filozofu olarak bilinen ve aynı zamanda kelâmcılarla yakın ilişkisi bulunan Ya‘kūb b. İshak el-Kindî, ezelî terimini “yok olması imkânsız varlık” diye tarif eder. Ona göre ezelînin varlığı için bir başlangıç düşünülemez, çünkü sürekli olarak vardır. Varlığı başkasına bağlı değildir, bu sebeple onun illeti yoktur. Ezelî varlık istihâle geçirmez; çünkü istihâle bir değişmedir ve ezelî varlık değişmez, eksiklikten tamlığa doğru da olsa başkalaşmaz. Ezelînin eksik varlık olması mümkün değildir; zira o, kendisini daha yetkin kılacak bir duruma doğru değişime uğramaz. Şu halde ezelî varlık zorunlu olarak tamdır (Resâʾil, s. 113-114). Öte yandan maddî varlık cinsleri ve türleri olan varlıktır, ezelînin ise cinsi yoktur; buna göre maddî varlık ezelî olamaz. Kindî çeşitli aklî deliller göstererek hareket ve zamanın da ezelî olmadığını ispatlamakta ve sonuç olarak sadece “gerçek bir”in yani Allah’ın ezelîlikle nitelendirilebileceğini ortaya koymaktadır (a.g.e., s. 113-122, 153, 215). Fârâbî’ye göre de tam anlamıyla ezelî olan sadece “ilk varlık” yani Allah’tır. Zira ilk varlık diğer bütün varlıkların ilk sebebidir. O bütün eksiklik çeşitlerinden münezzehtir; en şerefli ve en kadîm varlıktır. O bilfiil vardır; bilkuvve var olduğu, yahut herhangi bir şekilde yok olmasının da mümkün bulunduğu düşünülemez. Bundan dolayı O ezelîdir ve ezelî olması için varlığının geriye doğru devam etmesini sağlayacak başka bir şeye ihtiyaç göstermeksizin varlığı süreklidir (Ârâʾü ehli’l-medîneti’l-fâżıla, s. 37-38).
Ancak gerek Fârâbî gerekse daha açık ve ayrıntılı olarak İbn Sînâ, Aristo’nun âlemin ezelîliği yönündeki görüşlerinin etkisiyle, Yeni Eflâtuncu sudûr teorisinden de faydalanarak zât ve zaman bakımından olmak üzere iki türlü ezelîlik kabul etmişlerdir. Buna göre Tanrı zât ve mertebe bakımından ezelîdir; şu anlamda ki O illeti bulunmayan varlık olup kendisi diğer bütün varlıkların illetidir ve bu mânada ezelî olarak bütün varlıklardan öncedir. Fakat Tanrı ezelî bir sebeptir ve bundan dolayı O’nun eserlerinin de ezelî olması gerekir; bu da âlemin bir eser (ma‘lûl) olarak zaman bakımından ezelî olduğu sonucunu doğurur (İbn Sînâ, eş-Şifâʾ, s. 266-268). Şu halde “yokluk ve zıtlık ancak ay feleğinin altındaki şeyler için söz konusudur” (Fârâbî, Ârâʾü ehli’l-medîneti’l-fâżıla, s. 37). Bu şekilde Allah’ın zât bakımından ezelî olduğu hususunda İslâm filozofları ile kelâmcılar arasında görüş birliği bulunmakla birlikte, kelâmcılar Allah’ın zât ve sıfatlarından başka ezelî varlık kabul etmenin imkânsız olduğunu söylerken Fârâbî ve İbn Sînâ gibi bazı İslâm düşünürleri Allah’ın zâtı yanında âlemin, yani feyz ve sudûr sürecinde yer alan akıllar, nefisler, felekler gibi kozmik varlıkların zât bakımından Tanrı’ya bağlı ve O’ndan sonra, zaman bakımından ise ezelî olduğunu savunmuşlardır. Bu yüzden de kelâmcılar tarafından şiddetle eleştirilmiş, hatta zaman zaman tekfir edilmişlerdir. Ancak bu onların nihaî görüşü değildir; nitekim Fârâbî, “Allah zaman olmaksızın bir anda feleği yaratmış ve onun hareketi sonucunda zaman meydana gelmiştir” (el-Mecmûʿ, s. 27) demektedir. Ebû Bekir er-Râzî ise Fârâbî ve İbn Sînâ’dan daha da ileri giderek Allah ile birlikte nefis, zaman, mekân (halâ) ve maddenin de (heyûlâ) ezelî olduğunu iddia etmiştir (bk. ÂLEM; HUDÛS; KIDEM).
İslâm akaidine göre Allah için bir başlangıç ve son düşünülemez. O hep vardı ve daima var olacaktır; yokluğu düşünülemeyen vâcibü’l-vücûddur. O’nun bulunmadığı bir zaman düşünülürse sonradan (hâdis) olduğu kabul edilmiş olur; hâdis olan ise Tanrı olamaz. Eğer O ezelî varlık kabul edilmezse ontolojik, kozmolojik ve teleolojik delillerden vazgeçilmesi gerekir. Çünkü her üç delil de Tanrı’nın ezelî olduğu öncülüne dayanmaktadır. Ontolojik delil, Tanrı’yı “yokluğu mantıken düşünülemeyen varlık” olarak kabul ederek yola çıkar; kozmolojik delilin “ilk sebep” terimindeki “ilk” kelimesi zaman açısından önce olan anlamında değildir. Çünkü Tanrı zaman üstüdür, zamanın dışındadır. Bu sebeple “ilk” kelimesi burada ontolojik mânada kullanılmıştır. Yine Tanrı ezelî olmasaydı teleolojik delil, âlemdeki nizam ve gayeyi kaostan çıkarmak gibi bir mecburiyetle karşı karşıya kalırdı ki bu imkânsızdır.
Kelâmcılar, varlıkları ezelî olup olmamaları bakımından başlıca üç kısma ayırmışlardır. a) Hem ezelî hem ebedî olan varlık; bu iki sıfat sadece Allah’a mahsustur. b) Ne ezelî ne de ebedî olan varlık: Kâinat. c) Ezelî olmayıp ebedî olan varlık: Âhiret. Bunun aksi, yani ezelî olup da ebedî olmayan bir varlık düşünülemez; çünkü “kıdemi sâbit olanın ademi imkânsızdır” (et-Taʿrîfât, “ezelî” md.).
Ezelî kelimesinin nisbet ifade ettiğine bakarak Allah’ın zâtının “ezel” denilen bir şeyde hasıl olduğunu düşünmek uygun bulunmamıştır; zira bu durumda Allah’ın zâtının bir şeye muhtaç olduğu izlenimi doğmaktadır. Ezelî, “hiç evveli olmayan (lem yezel) varlık” demektir. Allah’ın zâtının “lem yezel” olması, geçmişte O’nun varlığı bulunmaksızın herhangi bir zamanın geçmemiş olduğu anlamına gelir. Bazı âlimler, Allah hakkında zaman fikrini hatıra getirir ve tenzih akîdesini zedeler düşüncesiyle, “Allah ezelde mevcuttu” denilmesini de uygun bulmamışlardır.
Tevhid, sadece 'Allah birdir' demekten ibaret değildir; bilakis O'nun zatında, sıfatlarında ve fiillerinde tekliğini, mutlak güç ve otoritenin ise yalnızca O'na ait olduğunu tasdik etmektir.
Tevhid Inancının olmadığı bir yerde, sağlam bir ahiret inancı da kök salamaz. Çünkü ahiret, tevhidin bir gereği olarak adaletin mutlak tecellisidir. Müslüman bir birey için en temel hedef, her ne işle meşgul olursa olsun, bu tevhid ilkesine zarar vermemektir.
(تركنا ) كلمه سنك، دفعة نزوله دلالت ايدن افعال با بندن (أنزلنا ) قلعه سنه ترجیحا و کرایا۔ او نارك دعو الرندة ان اكون قرآن دفعة نازل او المامشدر دين دليل كتير دورين الشارند
) عندنا) عبد لفظنك ( نى) وبا ( محمد ) لفظار منه جهت ترجیحی: عبد تفسیری، میں الصلاة والسلامك عظمتنه وعبادتك علو درجه من اشارت اول یعی کی (اعدو) تأكيد در ورسول الرحم عليه الصلاة والسلام حقنده وارد اولان و همارى دفع انمار کی آواز بتونه ان انار دن زیاده عبادت ایمن و قرآنی او قوم شد
(قَالُوا ) نواحي تعميرا موندر یعنی امرون مقصد، مخاطبدن برشى طلب اتمك دوار النجمه با نار و در مقاله معارضه و تجربه به دعوت این مکدر تاکه عجزاری میدانه چیفیه
(بسورة ) الخزره لو تعبرون اقلا شاركى، او نارك الزام ايديام لدى وعزارى حول هذه بالند اولمشدور. زيرا ( طوقوز درجه) به بالغ اولان تحدينه، یعنی معارضه به دعوت اینمه ناك طبقه ای
و تعبیر الری شویله در
(برنجیسی) بوكسان نظمیله و اخبارات غیبته سیاه و احتوا ایتدیگی علوميه و على حقائق له بار تام بر قرآنك مثانی، امتی بر شخص مه كتير ياز
(یا نجیبی) گر بویله جه مثانی کثیر من طاقت گزن فوقنده ایسه، بلیغ بر نظمه او دیر مه شیاردر
اولسونه کتریگز
( چنجی) اگر بود ده قدر تگز تمیزی اور سوره قدر اولسونه به همدانی با پیگیر
(در د نجیبی) شاید بوده ممکن دیگه، اوزونه به سوره فك مثانی یا پیگیر
(تشخیی) اگر بوده مزه فولدی دیگر قیصه بر قيص بر سوره نك مثلني اولسون كثير يكز.
( التنجیبی) اگر امی به شخص به امامه بولامدی ایسترگنز، عالم و کاتب بر آدم من اولور کثیری از
بو نجیبی) شاید بوده ممکن و الماریخی تقدیرده، بری بریگره یاردیم ایتمان صور تیله با پیگیر
(سكر نجیبی) بوداده امكان بولا مدیف از تقدیرده، بتون انس و جناردن یاردیم ایست می گیرد و بتونه افطاره نتیجه برند نه استعداد ایدیگی زیر انتجه لری، تماماً یا نگزده بولونان کتب عربی ده موجود در بتونه کتب عربیه ایله قرآن آراسنده به مقایسه با پیدایی، قرآن مقایسه به قامی
UD kelimesinin, defaten nüzüle delalet eden fäl babından kelimesine tercihen zikredilmesi. onlarin da'valarında "Ne için Kur'an defaten nazil
olmamıstır" diye delil getirdiklerine işarettir. Abd'lafzının 'Nebi' veya 'Muhammed' lafızlanına cihet-i tercihi: Abd ta'biri, Peygamber Aleyhis-salatü Vesselâm'ın azametine ve ibadetin ulüvv-i derecesine işaret olduğu gibi emrini hakkında vårid olan vehimleri def etmektir ki, o zát te'kiddir. Ve Resûl-ü Ekrem Aleyhissalátů Vesseläm bütün insanlardan ziyade ibâdet etmiş ve Kur'ân'ı okumuştur.
Bu emir, ta'cîz içindir. Yani emirden maksad, muhatabdan bir şey taleb etmek değildir. Ancak başlarına vurmakla muáraza ve tecrübeye da'vet etmektir.
Tå ki aczleri meydana çıksın.
يورة -ila ahirihi. Bu ta'birden anlaşılır ki, onların ilzám edilmeleri ve aczleri son hadde båliğ olmuştur. Zirá dokuz dereceye bâliğ olan tahaddinin, yani muârazaya da'vet etmenin tabakaları ve ta'bîrleri şöyledir:
Birincisi: Yüksek nazmıyla ve ihbârât-ı gaybiyesiyle ve ihtiva ettiği ulûmuyla ve âli hakäikiyle beraber tam bir Kur'ân'ın mislini,
ümmî bir şahıstan getiriniz.
İkincisi: Eğer böylece mislini getirmek tâkatinizin fevkınde ise, beliğ bir nazımla uydurma şeylerden olsun getiriniz.
Üçüncüsü: Eğer buna da kudretiniz yetmezse, on sûre kadar olsun bir mislini yapınız.
Dördüncüsü: Şâyet bu da mümkün değilse,
uzun bir sürenin mislini yapınız.
Beşincisi: Eğer bu da size kolay değilse,
kısa bir sürenin mislini olsun getiriniz.
Altıncısı: Eğer ümmî bir şahıstan imkân bulamadı
iseniz, âlim ve kâtib bir adamdan olsun getiriniz.
Yedincisi: Şâyet bu da mümkün olmadığı takdirde,
biri birinize yardım etmek suretiyle yapınız.
Sekizincisi: Buna da imkân bulamadığınız takdirde, bütün ins ve cinlerden yardım isteyiniz.
Ve bütün efkârın neticelerinden istimdâd ediniz. Zira neticeleri, tamamen yanınızda bulunan kütüb-ü Arabiyede mevcüddur. Bütün kütüb-ü Arabiye ile Kur'ân arasında bir mukāyese yapılırsa, Kur'ân mukāyeseye gelmez.
1966 - Meclis, Yassıada mahkûmları ile siyasî firarileri affetti.
Imsak
Günes
Qale
İkindi Aksam
Yatsı
TEMMUZ
14
PAZARTESİ
19 MUHARREM
1447
RUMI: 1 TEMMUZ 1441 HIZIR: 70
Imsak
Günes
Öğle
İkindi
BIR AYET
Yeryüzünde ne varsa hep-sini sizin için yaratan, sonra semaya yönelip onları yedi kat gök olarak tastamam tanzim eden Odur. O her şeyi hakkıyla bilendir.
(Bakara: 29)
BİR HADİS
Allah katında duadan daha kıymetli bir şey yoktur.
Tirmizî
Cenab-ı Hakkın kudreti ve ilmi her şeyin fevkinde büyüktür, hiçbir şey daire-i ilminden çıkamaz, tasarruf-u kudretinden kaçamaz ve kurtulamaz. Asa-yı Musa
Yeryüzünde ne varsa hep-sini sizin için yaratan, sonra semaya yönelip onları yedi kat gök olarak tastamam tanzim eden Odur. O her şeyi hakkıyla bilendir.
1966 - Meclis, Yassıada mahkûmları ile siyasî firarileri affetti.
TEMMUZ
14
PAZARTESİ
19
1447
MUHARREM
RUMI: 1 TEMMUZ 1441 HIZIR: 70
BİR AYET
Yeryüzünde ne varsa hep-sini sizin için yaratan, sonra semaya yönelip onları yedi kat gök olarak tastamam tanzim eden Odur. O her şeyi hakkıyla bilendir.
(Bakara: 29)
BİR HADİS
Allah katında duadan daha kıymetli bir şey yoktur.
Tirmizî
Cenab-ı Hakkın kudreti ve ilmi her şeyin fevkinde büyüktür, hiçbir şey daire-i ilminden çıkamaz, tasarruf-u kudretinden kaçamaz ve kurtulamaz. Asa-yı Musa
1966 - Meclis, Yassıada mahkûmları ile siyasî firarileri affetti.
Imsak Güneş
Öğle
İkindi
TEMMUZ
14
PAZARTESİ
19 1447 MUHARREM)
RUMI: 1 TEMMUZ 1441 HIZIR: 70
Akşam Yatsı
İmsak
BİR AYET
Yeryüzünde ne varsa hep-sini sizin için yaratan, sonra semaya yönelip onları yedi kat gök olarak tastamam tanzim eden Odur. O her şeyi hakkıyla bilendir.
(Bakara: 29)
BİR HADİS
Allah katında duadan daha kıymetli bir şey yoktur.
Tirmizî
Cenab-ı Hakkın kudreti ve ilmi her şeyin fevkinde büyüktür, hiçbir şey daire-i ilminden çıkamaz, tasarruf-u kudretinden kaçamaz ve kurtulamaz. Asa-yı Musa
Nursî 31 Mart Vak'asına karıştığı iddiasıyla tevkif edildi, Divan-ı Harb-i Örfi'de yargılandı ve beraat etti.
NİSAN
30
PERŞEMBE
13 1447
ZİLKA'DE
RUMI: 17 NİSAN 1442 KASIM: 174
BİR AYET
O hesap gününün sahibidir.
Fâtiha Suresi: 4
BİR HADİS
İki zayıfın hakkını gözetmede Allah'tan korkun: dul kadın ve yetim çocuk.
O kadar sevdiğin mal ve evlât ve prestiş ettiğin nefis ve hevâ meftun olduğun gençlik ve hayat zayi olup kaybolacak, elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp boynuna
olmasa idi, şu zatın tek duası, baharımızın icadı kadar Eğer rahmet, inayet, hikmet, adalet gibi, hesapsız o matlubun etin bi
TARINTE BOGON
1773 110 nun kuruluşu. - 1915-Conkbayırı zaferi.
- 1960-Celal Bayar ve Adnan Menderes, yargılanmak üzere Yassıada'ya götürüldü.
10
CUMA
FRIDAY
HAZİRAN
JUNE
Allah diledigini doğru yola iletir.
Bakara Suresi: 213
BİR HADİS
Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.
Kıyâmetle, saadet-i ebediyenin geleceğine en büyük delil, rahmettir. Evet, rahmetin rahmet olması ve nîmetin nîmet olması, ancak ve ancak haşir ve saadet-i ebediyeye bağlıdır.
1967-Bediüzzaman Said Nursî'nin kardeşi Abdülmecid Nursî vefat etti.
1911 - Bediüzzaman'ın da iştirak ettiği Sultan Reşad'ın Balkan seyahatinde Üsküp'e varıldı.
LL
CUMARTESİ
SATURDAY
HAZİRAN
JUNE
BIR ATC
Muhakkak ki amenü olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler)
ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar için naîm Cennetleri vardır.
Lokmân Suresi: 8
BİR HADİS
Allah, dünya işlerinin âlimi, ahiret işlerinin ise cahili olan kimseye buğz eder.
Taklidî bir imân, hususan bu zamandaki dalâlet, sapkınlık fırtınaları karşısında çabuk söner. Tahkikî imânı kazanan bir kimseyi, en dinsiz feylesoflar dahi bir vesvese veya şüpheye düşürtemez.
SA'DÜL'AŞİRELERDEN ZÜBABIN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
Beni Sa'dül'Aşirelerin Soyları:
Beni Sa'dül'Aşireler, Kahtan'ın soyundan gelme Kehlan kabilele-rinden Idiler (1).
Beni Sa'dül'Aşirelerin Ata soyları şöyle sıralanır:
Arib, b. Zeyd, b. Kehlan (2), b. Sebe'. Beni Sa'dül'Aşire b. Mâlik (Mezhic), b. Uded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b.
Sa'dül'Aşîre'nin :
1. Hakem,
2. Sa'b,
3. Nemire,
4. Cu'fi,
5. Äizullah,
6. Evsullâh,
7. Enesullâh,
8. Zeydullah,
9. Hurr
adlarında dokuz oğlu vardı (3).
Sa'd'e, Sa'd'ül'Aşire denilmesi, neslinden üç yüz atlı yetişmiş olup kendisile birlikte giderlerken «Kim bunlar?» diye soranlara, göz değ-mesinden korkarak «Aşiretimdir.» demesinden ileri gelmiştir (4).
Zübab'ın Soyu ve Müslüman Oluşu:
Beni Enesullâhlardan Zübab'ın Ata soyu şöyledir:
Zübab b. Hâris, b. Amr, b. Muaviye, b. Haris, b. Rebia, b. Bilal, b.
Enesullâh, b. Sa'dül'Aşîre (5).
Sa'dül'Aşirelerin Ferras diye anılan bir putları olup ona tazimde bulunurlardı.
Putun Bakıcısı da, Enesullah b. Sa'd'ül'Aşirelerden İbn-i Rakblyye veya Vakşa idi.
ber verirdi.
( 1) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 290-201
Kendisi, Cinlerden birisile görüşür, Cin, ona, olan biten şeyleri ha-
(2) İbn-i Hazm-Cemhere s. 407, Kalkaşandi-Nihayetllereb s. 290-201
(3) İbn-i Hazm-Cemhere s. 407-408
(4) Ibn-1 Hazm-Cemhere s. 405 (5)
İbn-i Esîr-Üsdülgabe c. 2, s. 167, İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 481
O da, Zübab'ın yüzüne bakarak Ey Zübab! Ey Zübab! Ey Zübabi
Dinle şaşılacakların şaşılacak olanını!!
Muhammed, Kitabla gönderilmiş, Mekke'de halkı dâvete başlamış,
Zubab Ne demektir bu?" diye sorunca, Ferras'ın Bakıcısı «Bilmi-yorum. Bana, böyle denildi!» cevabını verir (6).
Dâvetine icåbet edilmemiş!» der.
Aradan bir müddet geçtikten sonra, Peygamberimizin ortaya çıktı-
ğını ve Medine'ye geldiğini işitirler.
Bunun üzerine, Zübab, Sa'd'ül'Aşirelerin putu olan Ferras'ın ya-nına varır, vurup onu kırar (7). Sonra da, Elçi olarak (8), Peygambe rimize gelir, Müslüman olur.
Bu hususta söylediği bir kıt'ada şöyle der:
Hidayetle geldiği zaman Resûlullâha tâbi oldum.
Ferras'ı, hor ve hakir bir halde gerimde bıraktım (9).
olmamış, yokmuş gibi yaptım (10)
Üzerine öyle bir yürüyüşle yürüyüp kırdım ki onu, dünyada hiç
ce, dåvetini hemen kabul ettim (11).
Allahın, dinini açıkladığını görünce ve Resûlullah, beni davet edin-
göğsümü Onun yoluna koymuşumdur!» (12)
Sağ oldukça, İslâma yardımcı olarak sabahlayacağım. Boynumu ve
38- Biz (onlara): "Hepiniz oradan (cennetten) inin. Eğer benden size bir rehber (peygamber/kitap) gelir de, kim o rehberime tâbî olursa, artık onlara hiçbir endişe yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir" dedik.
39- O küfre sapanlar ve âyetlerimizi yalan sayanlar var ya, işte onlar ce-hennemliktirler. Onlar orada sürekli kalacaklardır.¹
40- Ey İsrailoğullan, size verdiğim nîmeti hatırlayın (şükredin; bana îman ve itaat hususunda) verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size ver-diğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun (ahdinizi bozma-yin).
41-Yanınızdaki (Tevrat'ın aslını tasdik edici olarak indirdiğim (Kur'ân)'a
îman edin, ona inanmayanların ilki siz olmayın; benim âyetlerimi az bir paha (olan dünya menfaati) ile satmayın ve ancak 'benim emri-me uygun yaşayın'.
42- Hakkı (gerçeği) bâtıla sokup bulamayın ve bilip dururken hakkı giz-lemeyin.
43- Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû eden (mü'min)lerle bir-likte rüků edin.
44- Siz Kitabı okuyup durduğunuz halde, kendinizi unutup da (diğer) in-sanlara iyilik yapmalarını (ve takvayı) mı emrediyorsunuz? (Bunun çirkin olduğunu) hiç düşünmüyor musunuz?
45- (Ey müslümanlar) sabır ve namazla Allah'tan yardım isteyin. Gerçi bu (nefislere) ağır gelirse de, ancak Allah'a içten saygı duyanlara gö-re böyle değildir.
46- Onlar ki, mutlaka Rablerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini bilirler (de namazlannı yüksünmeden kılarlar).
47- Ey İsrailoğullan! Size bağışladığım (bunca) nimetimi ve (bir zaman) insanlardan sizi tercih ettiğimi hatırlayın.
48- Öyle bir günden korkun ki, (o günde) azaptan kurtulmak için hiçbir kimse, bir başkası yerine bir şey ödeyemez. (Allah'ın izni olmadıkça) hiç kimseden şefaat kabul olunmaz; hiç kimseden bedel de alınmaz ve o (inanmayan)lara yardım da edilmez.
1 Krş.7/24-35:20/123
2 Böyle yapılırsa hak anlaşılmaz ve insanlar da haktan saptırılmış olur. Diğer taraftan bu, "bâtılı da hakla süslemeyin" demektir.
3 Ayet-i Kerime'de "önce namaz kılın" buyurulduğu halde tekrar "rükü edenlerle bera-ber rükü edin" buyurulmasında namazın cemaatle kılınmasına delalet vardır. (Bkz. Beydivi. Tefsir-i Kebir Tere, 2/475, Hâzin c. 1/43, Mezahhib-i Erbaa c.1/405-406.)
Selmân, Bilal, Ebû Zer gibi deyyar Eğer devlet ararsan hâk-i pâyine yüz sür. Bu dünya gam evidir, burda seyyâr olalım!
Gül o Yârin remzidir... Cirân, civar olalım; Hep çağlasın aşkımız, hep ümitvar olalım! Gülistan kenarında bülbül niye dem çeker? Durmak zamanı değil, bu cenkte var olalım! İnsanın yüreğine güneşler kondurur aşk; Alemde zulmetleri yırtan nevvâr olalım! Aşkımız çanaklarda tütsün buhurdan gibi, Biz varlıklar içinde, ey can, envâr olalım! Şefâat erişmezse sıratı aşmak muhal, İblîs, o büyük düşman, ister ki nâr olalım! Goncalar, tatlı güller, erguvanlar, zambaklar; Biz bir tûba yaprağı, biz bir gülnâr olalım! Nice şahlar, Velîler, ârifler bendesidir, O kervana karışıp saf, saf, par, par olalım! Aşıkların yüzleri ay gibi nur saçacak! Yarın mahşer yerinde istemez târ olalım! Nurunun incisine pervanedir ay, güneş... Her gün artsın şevkimiz lütfa mazhar olalım! Başka yerde arama Allah sevgisine yol; Biz dünya şahı değil, aşk-ı dîdâr olalım! Nice gönüller var ki, gam ipine bağlamış.
Bu uykular elverir, artık bîdâr olalım! O Cenâb-ı Muhammed Mahşerin Seyyididir; Yüz sürüp eşiğine âlî-tebâr olalım! Ey zamanın Yûsuf'u, sevgili vefâ bekler, Ya gidelim dünyadan, ya da Ammar olalım!
چونکه قرآن هیچ برینه باز میبود و به ایسه قرآن با ا عبده ديا هيندن بوسید باطور، محالور اورله ايه هيندن توفان فوق النقل وكتابدن اون اور عار و نزی فرار و احتمال باطور . کالمہ مشدد و بوندن موکره اصلا وجوده كامب حلون والسلام.
(طوفون کسى) (بزم شاهد الريمز بوقدر اگر معارضه ن كر ترك، برای دستگاه به جای کیسه بر نوید دی کوستر د کاری او بهانه ی ده دفع اتمك كون، شهد الزهده مساعده ايد بالمشدر اوزاری در جایی
سره یاردیم ایتسینداری
ایشته بو به دره دقت او بایرن مارنا او را روانه اشارها را رها باید یا ایران کومتر دیدگی اعجازه بر شعاع کورونور.
ار قداسه ! قرآن کر مدن ان قیصه بر سوره به معارضه ایتمدن بشرن عاجز اول دیفی، شو مذكور ايضداهان رابه ثابت اولدی، فقط اعجازك الميت جهتى قالدى. یعنی بشرن تجزيني انتاج ايدن علت و سبب نو در؟ اوت قرآن ایله معارضه و مبارزه به چیقان انسا نامرن فوتی جذاب هم طرفندن هم كور الشديد بالمن هم معارفه لي يا يا بيله جك قابليتدن سقوط التدير بالمشدر فقط عبد القاهر جرجاني، زمخشری و سالی کی بلاغت اما ما رنجره، بشرك قوتى قرآنك بوكسك اسلوبنه و نظمنه پیشه مدی گندم، عجزی تفه هر این شد برده شمالی دی شد که اعجاز، ذو قدر ، تعریف و تعيد الديله من ( من لم يذق لم يَدْرِ ) يعنى فكرى ابله
اعجازی زومه ایتمرین، تعریف ایله واقف اولا مان، بال كبيدر. لكن عبد القاهره التزام التبديكي وجهه كوره، اعجازی تعریف و تغیر ایمان ممکندر نزده بو و چھی قبول اید بیورز
الجواب ] او ناری، شبه الرينك منشى ليله الزام ايمان و بوغمقدر. شویله که او ناری شبهه به دو شورتهم كو يا قرآنك دفعة نازل أو لما سيد.. ديمك قرآن دفعة نازل او لمن اولر ايدي، اللهمك كلامي اولد يفنده شبه الرى او لما يا قدی . لکه قرآنك پارچه پارچه نازل اولی، او نارك شبه الرين باعث والمشدر . و بوبش کلامیدر پارچه پارچه با پیدایشی قولایدر بزده یا پا بیایز) دیه شبه به دو شمشکر در
Çünki Kur'an hiçbirisine benzemiyor. Öyle ise Kur'an, ya hepsinden aşağıdır veya hepsinden yukarıdır. Birinci ihtimal båtıldır, muhâldir. Öyle ise hepsinden yukarıdır Fevka'l-küll bir kitaptır. On üç asırdan beri misli vücuda gelmemiştir. Ve bundan sonra asla vücuda gelmeyecektir. Vesselâm.
Dokuzuncusu: "Bizim şâhidlerimiz yoktur. Eğer muarazaya girişsek, bizi destekleyecek kimsemiz yoktur diye gösterdikleri o bahaneyi de def etmek için, sühedânıza da müsaade edilmiştir. Onları da çağırınız. Size yardım etsinler.
mertebelerine işareten, Kur'ân-ı Kerim'in yaptığı icaz ile Iste bu tabakalara dikkat edilirse, muârazanın şu gösterdiği i'câza bir şuâ görünür.
Arkadas! Kur'ân-ı Kerim'den en kısa bir süreye muaraza etmekten beşerin âciz olduğu, şu mezkûr îzáhât ile sabit oldu. Fakat i'câzın limmiyet ciheti kaldı. Yani beşerin aczini intâc eden illet ve sebeb nedir?
Evet, Kur'ân ile muâraza ve mübârezeye çıkan insanların kuvveti Cenâb-ı Hakk tarafından hem körleştirilmiş, hem muârazayı yapabilecek kabiliyetten sukūt ettirilmiştir.
Fakat Abdülkähir-i Cürcânî, Zemahşerî ve Sekkâki gibi belâgat imamlarınca, beşerin kuvveti Kur'ân'ın yüksek üslûbuna ve nazmına yetişemediğinden, aczi tezahür etmiştir. Bir de Sekkâkî demiştir ki: "İ'câz, zevkidir, ta'rif ve ta'bîr edilemez." مَنْ لَمْ يَذْقُ لَمْ يَدْرِ Yani fikri ile i'câzı zevk etmeyen, ta'rîf ile våkıf olamaz,
bal gibidir. Lâkin Abdülkähir'in iltizâm ettiği veche göre, i câzı ta'rîf ve ta'bîr etmek mümkündür. Biz de bu vechi kabul ediyoruz.
Suâl: Tâife, necim, nevbet kelimeleri, sûre kelimesinin vazîfesini îfâ edebilirler. Sûre kelimesinin onlara tercîhen zikrinde ne vardır?
Elcevab: Onları, şübhelerinin menşei ile ilzâm etmek ve boğmaktır. Şöyle ki: Onları şübheye düşürten, güya Kur'ân'ın def aten nâzil olmamasıdır. Demek Kur'ân def'aten nâzil olmuş olsa idi, Allah'ın kelâmı olduğunda şübheleri olmayacaktı. Lâkin Kur'ân'ın parça parça nâzil olması, onların şübhelerini bâis olmuştur. Ve "Bu beşer kelâmıdır. Parça parça yapılışı kolaydır. Biz de yapabiliriz" diye şübheye düşmüşlerdir.
Namazda ruhun ve kalbin büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır.
ediye (asm (USD) ndan tecerrüd edip, fikren Asr-i Saadete ubudivet rab'a gidiyoruz Gel, bu zaman yalen eziretu'l-A-Cez ve haya uz. Ta ki Resul-i Ekremi (aleyhissalātű vessela de
TARİHTE BUGÜN
- 1826 - Yeniçeri Ocağı'nın yerine Eşkinci Askerî Teşkilatı'nın kurulmasına başlandı.
1830 - Fransa'nın Cezayir'i işgali.
12
PAZAR
SUNDAY
HAZİRAN
JUNE
Ölüm, idam değil, firak değil, belki hayat-ı ebe ebediyenin mukaddemesidir, mebdeidir. Ve vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekândır.
7 vazife b sselâm) pasında ve
BİR AYET O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.
Beni Cu'filer, Kahtan'ın soyundan gelen Ba'dül Aşirelerden bir oy-
mak idiler (1).
Cu'fi b. Sa'dül'Aşire'nin:
1. Merran,
2. Harim
adında iki oğlu vardı (2).
birisi Kays olup Merran'ın soyundandı (3).
Ibnülkelbl'ye göre: Peygamberimize Temsilci olarak gelenlerden
Kays'ın Ata soyu şöyledir:
Kays b. Seleme, b. Şerähil, b. Şeytan, b. Häris, b. Asbeb (Avf) h Ka'b, b. Haris, b. Zühl, b. Merran (4).
İbnülkelbi'nin diğer rivayetine göre de Kays'ın Ata soyu şöyledir: Kays b. Seleme, b. Yezid, b. Meşcaa, b. Mücemmi', b. Mask, h. Kih
b. Sa'd, b. Avf, b. Harim, b. Cu'fi (5).
Kays Île Seleme'nin Medine'ye Gelişi ve Müslüman Oluşu:
Beni Cu'filerden Kays b. Seleme ile Seleme b. Yezid, h. Meşcaa, h Mücemmi', b. Malik, b. Ka'b, b. Sa'd, b. Avf, h. Harim, b. Cu'fi, Temsil-ci olarak Peygamberimize geldiler (6). Müslüman oldular,
Bunlar, anneleri (7) ve babaları bir (8) kardeş olup anneleri, Beni Harim b. Cu'filerden Müleyke bint-i Huluv, b. Malik idi.
Cu'filer, cahiliye çağında hayvan kalbini yemeyi kendilerine ya-
saklamışlardı.
(1) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 216 (2) İbn-i Hazm-Cembere s. 409, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 47
(3)Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324
(4) Ibn-i Hazm-Cemhere s. 409, Ilm-i Fair-Usiliilgabe. 4.
(5) Ibn-i Sa'd-Tabakat e 1, 324, Ibn-i Esir-Usdüigabe c. 2, s. 436
buyurdu. Onlar için kızarmış bir yürek getirtip Seleme b. Yezid'e verdi.
Seleme, onu alınca, eli titremeğe başladı. Peygamberimiz «Ye onu!» buyurdu.
Seleme, yedi ve söylediği bir beytte:
Ben, yüreği istemiyerek yedim. Parmaklarım, ona dokunduğu za man, titredi. demiştir (9).
Peygamberimizin Kays'i Vali Tâyini Hakkındaki Yazısı:
Peygamberimiz, Kays b. Seleme İçin bir yazı yazdı.
Yazısında şöyle buyurdu:
«Allâhın Resülü Muhammed tarafından Kays İçin yazılan yazıdır. Ben, seni, Merran ve müttefiklerinden, Harim ve müttefiklerinden, Kilap ve müttefiklerinden namaz kılanlar, zekât verenler ve mallarını verecekleri sadakalarla saf hale getirenler üzerine Vali tayin ettim.
Kilaplar'ın Hangi Kabileler Olduğu:
Kilap: Evd, Zübeyd, Cez' b. Sa'd'ül'Aşîre, Zeyd'ullah b. Sa'd'ül'Aşi-re, Aiz b. Sa'd'ül'Aşire, Beni Hâris b. Ka'blardan Beni Salåetlerdir.
Peygamberimiz «Kız çocuğunu, diri diri toprağa gömen, ateşte, Ce-
hennemdedir (17). Ancak, İslâmlyete erişen çocuk gömücünün suçunu Allâh, bağış-
larl (18)
Diri diri gömülen kız çocuğu ise, Cennettedir!» buyurdu (19). Temsilciler, kızarak kalkıp gittiler.
Peygamberimiz «Onları, bana geri çeviriniz!» buyurdu.
Geldikleri zaman «Benim annem de, sizin annenizle birliktedir!»
buyurdu.
Fakat, onlar, yüz çevirdiler ve Vallâhi, Adam, bize hem yürek ye-dirdi, hem de, anamızın ateşte, Cehennemde olduğunu söyledi. O, kendisine asla tabi olunmayacak bir kimsedir!» diyerek gittiler.
Cu'fi Temsilcilerinin Zekât Develerini Sürüp Götürmeleri:
Cu'fi Temsilcileri, yolda, Peygamberimizin Eshabından, yanında zekât develeri bulunan bir zata rastladılar. Onu, tutup bağladılar. De-veleri de, sürüp götürdüler.
Peygamberimiz, hadiseyi haber alınca, onlara lânet etti (20).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 50. fıkrasında «Muhammed onların ihtidasındaki samimi-yeti tecrübe İçin kızarmış bir koyun yüreğini kendi önünde yemelerini onlara emr etti. İki Cu'fi, korkularından titreye titreye bu emri icra et-tiler. (21)
diyorsa da, yanlıştır.
Doğrusu şöyledir: Peygamberimiz, Cu'fi Temsilcilerine «Bana eri-şen habere göre, sizler yürek yemez imişsiniz öyle mi?» diye sordu. Onlar «Evet!» dediler.
Peygamberimiz «Onu yemedikçe, Müslümanlığınız tamamlanmaz!» buyurdu. Onlar için, kızarmış bir yürek getirtip Seleme b. Yezîd'e verdi. Seleme, onu alınca, eli titremeğe başladı.
Peygamberimiz «Ye onu!» buyurdu. O da, yedi (22).
Görülüyor ki: yiyen, ikisi değil, birisidir.
(16) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, 8. 325
( 17) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 325, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, s. 436
maktan korktuğu için elleri titremiştir. Onun da, Peygamberimizden değil, yasak saydığı bir şeyi yemiş ol
kelimelerini azadlılar diye terceme ediyorsa da, bu kelimelerin burada, Kaetani, ayı fıkrasında, Peygamberimizin yazısında geçen Mevali Azadlılar değil, müttefikler diye terceme etmesi doğru ve yerinde olurdu. Kaetani, 1 numaralı notunda ise "Ibn-1 Sa'd'in istinad ettiği İbnül.
kelbi'nin rivayeti, müşrik ecdadı når-ı Cehenneme mahkûm eder yolda defeatia Muhammed'e isnad edilen sözler, Hadis'in bütün heyet-l mec-muası bende bu vak'anın tamamen değilse de büyük bir kısmı yanlış ve uydurma olduğu yolunda bir şüphe tevlid ediyor... (23)
diyor ve iftira ediyordur. Çünki, müşriklerin temelli olarak Cehennemde kalacakları, Hadis-lerden önce, Kur'ân-ı Kerim'in bir çok åyetlerinde açıklanmıştır.
Kur'ân-ı Kerim'in ise, en çok itimad ettiği Kaynakların başında geldiğini söyleyen de yine Kaetani olduğuna göre Kur'ân-ı Kerimle sa-bit olan bir hususu yanlış veya uydurma sayması, sözleri ve prensipleri arasında çelişki, tutarsızlık, ne söylediğini bilmezlik ifade eder. Kaetani, notundaki yersiz mutâlea ve iddialarını şöyle sürdürüyor.
"Maamafih, birbirlerinden ayrı surette ayrı ailelere mensup olduk-ları halde müşterek bir valide hatırasile samimi ve devamlı bir suret-te yekdiğerine merbut iki adamdan bahs edilmesi ve bunların Muham-med'e yalnız müşterek validelerinin akıbetlerini sorup babalarını hiç zikr etmemeleri pek şayan-ı dikkattır.
Bu, Cu'filer, kabilesinde ana tarikıyle nesep usulünün hüküm sür-düğü bir devrenin sarih ve kat'i bir hatırasıdır.
Hadis'in bu kısmı yani hikâyenin muhteviyatından bilvasıta mün-
yeyi haiz bulunan parçadır.» (24) fehim olan kısım ihtimal ki yegâne hakiki olan ve bir kıymeti tarihi-
Şunu hemen söyleyelim ki Peygamberimizin yanına gelen iki Cu'fi temsilcisinin, Kaetani'nin zan ve iddia ettiği gbi, birbirlerinden ayrı su-rette ayrı ailelere mensup oldukları muhakkak değildir.
çocuğudurlar (25). İbnü Kelbi'nin diğer rivayetine göre aynı ailenin ve aynı babanın
cek bir durum değildir. Bir anneden doğmuş olmak ta önemsenmeyecek veya garipsene-
Her yerde ilk kocasından çocuğu olup dul kaldıktan sonra tekrar evlenerek çocuk doğuran ve bu suretle önceki ve sonraki çocukları ara-sında kendisi vasıtasile kardeşlik kurmuş bulunan kadınlar yok mudur?
(23) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 89
(24) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 89
(25) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 428, İbn-i Hacer-İsabe c. 3, 251
Temsilcilerin, Peygamberimizden, annelerinin Ähiretteki durumla-nrı sorup babalarından hiç bahs etmemiş olmalarına gelince; bunda da, dikkata değer bir şey yoktur.
Eğer Kaetani, bu kadar basit bir şeyi anlayamayacak kadar anla-yışsızsa, çok yazıktır.
Temsilcilerin, annelerinin işledikleri iyiliklerle birlikte küçük kız-kardeşlerini diri diri gömmek suretile bir cinayet te işlemiş olduğunu anlatıp kendisinin Ähiretteki durumunu öğrenmek istemeleri ne kadar tabil ise, böyle bir suçu olmayan babalarının akıbetini sormamaları da, o kadar tabiidir.
Bundan, öküz altında buzağı aramak kabilinden, Araplar arasında anne tarikıyla nesep usülünün hüküm sürdüğü ve binnetice soysuzluk mânâsını çıkarmağa çalışmak, yalnız gülünç değil, mânâsızdır da!
Kaetani, böyle bir soysuzluğu, atlarında bile titizlikle soy arayan Araplarda değil, genç kız ve oğlanların ilişkiler kurmasını ve evlendik-ten sonra bile bu ilişkilerin sürdürülmesini mübah sayan ve hatta ala-ca karanlık gece âlemleri düzenliyerek teşvik eden Batı dünyasında crasa, daha iyi ederdi!
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
YanıtlaSilELHAMDÜLİLLAH
ALLAHUEKBER
SUBHANALLAH
ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED
ESTAGFİRULLAH
SALLAAHUALEYHİVESELLEM
BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:14
Nefsin isteklerine uymak merhametsizliği netice verir. (ML)
YanıtlaSil
yuksel4 Şubat 2026 23:10
Bir Hazinenin Anahtarı
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI
FİHRİST VE İNDEKSİ
İSMAİL MUTLU
İKİNCİ BASKI
YanıtlaSil
yuksel6 Mart 2026 18:57
-1929-Arapça ve Farsça dersleri okullardan kaldırıldı.
1939-Almanya'nın Polonya'ya saldırması Üzerine, II. Dunya Savaşı başlamış oldu.
1947-TBMM, Amerikan yardım anlaşmasını oy birliği ile kabul etti.
EYLUL
01
PAZARTESİ
9 1447 R.EVVEL
RUMI: 19 AĞUSTOS 1441
HIZIR: 119
tevekkül ettim
Hud Suresi: 56
BİR HADİS
Misvak kabuğu ile de olsa karnınızı doyurabilecek-seniz insanlardan bir şey istemeyin.
Taberani
İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülāsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ekberde
bulunacaktır. Lem'alar
YanıtlaSil
yuksel17 Mart 2026 07:59
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÜN GİZLİ VASİYETİ ACİKLANABİLSEYDİ TURKİYE DE Kİ TARİH DEGİSEBİLİRDİ
YanıtlaSil
yuksel19 Mart 2026 04:40
YUMUŞAK GÜÇ Joseph S. Nye, Jr.
Amerikan hükümetlerinde etkin görevler almış olan ünlü siyaset bilimci Joseph Nye, "yumuşak güç kavramını ilk kez 1980'lerin sonlarında kullanmıştır. Günümüzde tüm dünyada siyasî liderler, köşe yazarları ve akademisyenler tarafından sık sık ama çoğunlukla yanlış biçimde-kullanılmaktadır. Peki, yumuşak güç nedir? Yumuşak güç cezbetme ve ikna etme kabiliyetine dayalıdır. Zorlama kabiliyeti olan sert güç bir ülkenin askerî ve iktisadi gücünden kaynaklanırken yumuşak güç ülkenin kültürünün, siyasî fikirlerinin ve politikalarının cezbediciliğinden kaynaklanır.
Sert güç, devletlerin bağımsızlıklarını şiddete meyilli devlet dışı gruplardan da- korumaya çalıştığı bir dünyada elzemdir. Sert güç, Bush yönetiminin yeni ulusal güvenlik stratejisini oluşturmuştur. Nye'a göre ise başkana tavsiyelerde bulunan neo-muhafazakarlar çok yanlış bir hesaplama yapmışlardır: Diğer devletleri ABD'nin istediklerini yaptırmaya zorlamak için askerî güce çok fazla odaklanıp yumuşak güce çok az önem vermişlerdir. Teröristlerin ılımlı çoğunluk arasından destekçi bulmasını engellemek yumuşak güç sayesinde olacaktır. Yumuşak güç, aynı zamanda devletler arasında çok-uluslu işbirliği gerektirecek önemli küresel meselelerle uğraşırken gerekli olacaktır. Bu yüzden yumuşak gücü daha iyi anlamak ve uygulamak mutlak derecede önemlidir.
106. Biz, bir âyetin hükmünü yürürlükten kal-anır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka Jaha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir.
YanıtlaSil(Sonra gelen bir âyetin, daha önceki âyetin hükmü-nü yürürlükten kaldırmasına «nesh» denir. Allah Teâlâ, insanlığın medenî ve kültürel gelişmesine ve bu gelişmenin doğurduğu ihtiyaçlara uygun olarak, ge-rektikçe yeni peygamber ve kitaplar göndermiş, önce-kilere ait bazı hükümleri yürürlükten kaldırmıştır. Naslarının hükmü ebedi olan Kur'an-ı Kerim nâzil olurken, bu döneme mahsus olmak üzere bazı âyetler, diğerlerini neshetmiştir, ancak bunların sayısı olduk-ça azdır ve ilk İslâm neslinin terbiye ve intibakını te-min maksadına yöneliktir.)
107. (Yine) bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır?
YanıtlaSil
yuksel13 Nisan 2026 10:24
Mn:Münazarat
YanıtlaSil
yuksel13 Nisan 2026 10:25
NESH
Zamanın hükmü nesh etmesi. (Mn.) 117.
NEVRUZ
Nevruz gününün açık olması. (S.T.) 22.
Nevruz-u Sultânî. (S.) 58:10. Söz, 10. sûret
Nevruza tefekkür gözlüğüyle bakmak. (S.) 78:10. Söz, 9. sûret
Ölüm Nevruz Bayramı günümüzdür. (Mn.) 101
FİHRIST/501
YanıtlaSil
yuksel13 Nisan 2026 10:20
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
ELHAMDÜLİLLAH
ALLAHUEKBER
SUBHANALLAH
ALLAHÜMMESALLİALASEYYİDİNAMUHAMMED
ESTAGFİRULLAH
SALLAAHUALEYHİVESELLEM
BEŞ VAKİT NAMAZI CAMİDE KILAN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DEMİŞ
GİBİDİR
ÜMMETİM YILDIZLARA GİDESİYE KADAR KIYAMET KOPMAYACAKTIR
HADİS İ ŞERİF
ye
YanıtlaSilسورة نفره (٢٧-٢٤)
(در دیسی) امرار بين امر الدن عبادتك يا بهامه ی لازم كلير ( تخسى ( عبادتك با پیام می نشر کرو
وسیله در
اشته بوحمل الرن آراسنده بولونان لز و مارك له سندن (فاتقوا الله (إن لم تفعلوا ) سندھ کی وکری لزوم تنها راید. و بو پاپیام ایجاز اختصار در اعجاز به شعاعی میدانه کامندر التي وَقُودُهَا النَّاسُ والحجارة ) قانه کریم، اوناری (فاتقوا النار) جمله سیا تهدید بندگی کر نان کامه سنك بو جمله اياه وصفلا ندير يا سيله ده او تهدیدی تأکید و تشدید این شد. زیرا آوردونی بدیلی کی
انسانلى ايله طاشهر اولان بر آتشك هيبتي دهشتی، خوفی، البته داها شدید در
وكذا، بو جمله ایله ده، صماده عبادت اید ناری زجر و منع الجون اشارت ايد المدر. شویله که ای انسان اریا یا بار گنی محققه بیلی از کی اللهال الموارينه امتثال التمريوب، بالخاصة طاشاره و جامد شياره عبادت یا پارسه کن طايا نار الله طاير قارى شياري بعيوب یوناجعه اولان بر آتشه کیده جک گیر
أعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ ) بو جمله، (فَاتَّقُوا ) ايله (إِنْ لَمْ تَفْعَلُوا) جمله لری آراسنده کی لزومی ایضاح ایور وقرار لا شدير. یعنی تو آتن ایله یا پیلاجق عذاب قرآنه امتثال ايتمرين و فراره حاضر لا نشور هم بو نه، طوفان و سائر مصيبت الربي، مؤمن و ا فریتون از اناره شامل مصلبتار دن دیگلور. آنجه بو انه مصيبتني جلب ايد نهار اهل كفر واهل انظار اولاد نار در . او نارك بو بلادن قورتولمه لری آنچه قرآن کریم امتثال اینه لريله ممکند.
ماضي صيغه سیله ذكر ايديله ( أعِدَّتْ ) كلمه ى، جهمك الآن مخلوق وموجود اولديفنه و اهل اعتزالك بالآخره وجوده حله جگنه ذاهب اولد قاری کی اولما ديفنه اشار تدر.
ای آر قدام ! آنه عنصری، ما فاتك بتونه قمارینی استیلا اتمن يك بيون بر عنصر در بر طمار کبی لاناتك يا رادیلیشند نه باشلا یارمه، هر طرفه دال بودام صالحب كلن شو شجره ناريه به نظر محاكمتهانه دقت اید ارس، بوشجره نك نهایتنده بيون برميوه سنك بولوند يفي أهلا شيار . اوت، طوير اغك ایچنده بیون و اوزونه طمار کی بر کوکی کور نه بر آدم، او کومه باشنده قاوون کی بر میوه نك بولوند یعنی طن ایتدیگی کی عالمك هر طرفنده يك كثر تله طما لری بولونان شو شجره ناریه نه ده، جهنم کمی بر ميوه سناك بولوند يفنه بالحرس القادم، یعنی طوغری بر تخمین ایله حكم ايدياله بیاید.
بالحدس الصادق
YanıtlaSilBilhadsi's-sâdık: Ani ve doğ-ru anlayış ile
بالنامه
Bilhassa: Özellikle
جايد
Camid: (Cansız gibi görü-nen) donuk şey
جَلْب
Celb: Çekme
آهْل اعتزال
Ehl-i istizal: Bâtıl i'tikādi bir mezheb olan mu'tezile mezhebinden olanlar
Ehl-i küfür: İnkår edenler
أَهْلِ كُفُرْ
Elan: Hala
الان
Havf: Korku
خوف
Heybet: Korku ve hürmet hissini uyandırma
هیبت
İcaz: Az söyle çok şey an-latma
إيجاز
İhtisar: Kısa tutma
اختصار
Kesret: Çokluk
كثرت
Mahluk: Yaratılmış
مخلوق
Mazi: Geçmiş zaman
ماضى
Nazar-ı hikmet: Hikmet bakışı
نَظَرِ حِكْمَتْ
Sair: Diğer
سائر
Sanem: Put
صنم
Siga: Kip
صيغه
Şamil: İçine alan
شامل
Secere-i nariye: Ateş ağacı
شجرة نارية
Te'kid: Kuvvetlendirme, sağlamlaştırma
تأكيد
Tesdid: Şiddetlendirme
تشديد
Tezahür: Görünme
تظاهر
Zahib: Bir fikirde olan
ذايب
Zecir: Yasaklama, zorlama
زيز
Dördüncüsü: Emirlerine imtisålden ibadetin yapılman lazun gelir. Besincisi: İbadetin yapılması ateşe girmemeye vesiledir.
YanıtlaSilsilsilesinden ile arasındaki o gizli Iste bu cümlelerin arasında bulunan lüzumların lüzüm tezahür eder. Ve bu yapılan icaz ve ihtisardan i'câzın bir şuât meydana gelmiştir
. التى ولونها الثان: المادة Kur'an-ı Kerim, onları ü cümlesiyle tehdid ettiği gibi,
(b) kelimesinin bu cümle ile vasıflandırılmasıyla da o tehdidi te'kid ve tesdid etmiştir. Zira odunu insanlar ile taşlar olan bir ateşin heybeti, dehşeti, havfı, elbette daha şediddir.
Ve keza, bu cümle ile de, sanemlere ibådet edenleri zecir ve men' için isaret edilmiştir. Şöyle ki: "Ey insanlarl Allah'm emirlerine imtisal etmeyip, bilhassa taşlara ve câmid şeylere ibådet yaparsanız, muhakkak biliniz ki, tapanlar ile taptıkları şeyleri yiyip yutacak olan bir ateşe gireceksiniz."
إن لم تفعلوا ile فَاتَّقُوا Bu cümle أعند الكافرين cümleleri arasındaki lüzûmu izah eder
ve kararlaştırır. Yani şu ateş ile yapılacak azab, Kur'ân'a imtisal etmeyen kâfirlere hazırlanmıştır. Hem bu ateş, tufan vesâir musibetler gibi, mü'min ve kåfır bütün insanlara şâmil musibetlerden değildir. Ancak bu ateş musibetini celb edenler, ehl-i küfür ve ehl-i inkâr olanlardır. Onların bu belâdan kurtulmaları, ancak Kur'ân-ı Kerîm'e imtisâl etmeleriyle mümkündür.
Mâzî sîgasıyla zikredilen أعدن kelimesi, cehen-
nemin el'ân mahlûk ve mevcûd olduğuna ve Ehl-i İ'tizal'in bil'âhire vücûda geleceğine
zahib oldukları gibi olmadığına işarettir. Ey arkadaş! Ateş unsuru, kâinâtın bütün kısımlarını istîlâ etmiş pek büyük bir unsurdur. Bir damar gibi kâinâtın yaratılışından başlayarak, her tarafa dal-budak salıp gelen şu şecere-i nâriyeye nazar-ı hikmetle dikkat edilirse, bu şecerenin nihâyetinde büyük bir meyvesinin bulunduğu anlaşılır. Evet,
toprağın içinde büyük ve uzun damar gibi bir kökü gören bir adam, o kökün başında kavun gibi bir meyvenin bulunduğunu zannettiği gibi; âlemin her tarafında pek kesretle damarları bulunan şu şecere-i nâriyenin de, cehennem gibi bir
meyvesinin bulunduğuna bilhadsi's-sâdık, yani doğru bir tahmîn ile hüküm edilebilir.
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1402 - Yıldırım Bayezid'ın ordusu, Ankara Meydan Muharebesinde Timur'un ordularına yenildi.
1974 - Kıbrıs Barış harekâtının başlaması.
1877 - Plevne müdaafası.
TEMMUZ
20
PAZAR
25 1447 MUHARREM
RUMI: 7 TEMMUZ 1441 HIZIR: 76
BİR AYET
Biz her insanın sevabını ve günahını boynuna doladık; öyle ki kıyamet günü önüne, her şeyi açık açık kaydedilmiş bulacağı bir defter çıkaracağız.
(İsra: 13)
BİR HADİS
İlmin kaldırılması, cehlin kökleşmesi, içkinin içilmesi ve zinanın çoğalması, kıyamet alametlerindendir.
Buhârî
Öyle de bugünü halk eden, kıyamet gününü halk edebilir ve baharı icad edecek, haşrin icadına muktedir bir zat olabilir. Sözler
Imsak Günes Öğle İkindi Akşam Yatsı
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
628 - Hudeybiye Gazvesi
1962 - Anayasa
Mahkemesinin kuruluşu.
1986 - Rusya'da Çernobil
faciası
NİSAN
26
PAZAR
BİR AYET
Yeryüzünde ne varsa sizin için O yarattı.
Bakara Suresi: 29
BİR HADİS
9 1447 ZİLKA'DE
Alim yeryüzünde Allah adına hareket eden bir sultandır. Ona dil uzatan helâk olmuştur.
RUMI: 13 NİSAN 1442 KASIM: 170
Bu dünya dârü'l-hikmettir, dârü'lhizmettir; dârü'l-ücret ve mükafat değil. Buradaki, a'mâl ve hizmetlerin ücretleri berzahta ve ahirettedir. Buradaki a'mâl, berzahta ve ahirette meyve verir.
Mektubat
ONE Adem'den Bak, hem öyle bir cemaat-i uzmada niyaz ediyor ki onun azametli namazıyla namaz kılar, niyaz eder. namazıyla namaz kirada dua ediyor ki, guya su cezire, belki
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1475-Fatih Sultan Mehmet'in Kırım'ı fethi.
1944 - Normandiya çıkarması.
1965 - Millî Emniyet Hizmetleri Teşkilatı, Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) adını aldı.
6
PAZARTESİ
MONDAY
BIR AYET İslam'a çağrıldığı halde, Allah'a karşı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez.
Bakara Suresi: 149
HAZİRAN
BİR HADİS
JUNE
Cahiliye gayr-i meşruluğundan hiçbir şey bana bulaşmamıştır.
Cenab-ı Hak, senin ibadetine, belki hiç bir şeye muhtaç değil. Fakat sen ibadete muhtaçsın; mânen hastasın. İbadet ise, mânevî yaralarına tiryaklar hükmündedir.
Lem'alar
PEYGAMBERİMİZİN BENİ ECA'LAR HAKKINDAKİ YAZISI
YanıtlaSilBeni Eca'ların Soyları:
Beni Eca'lar, Kahtan'ın soyundan gelen Tayyi'lerden bir oymaktır.
Bunların Ata soyları şöyledir:
Beni Eban b. Amr, b. Rebia, b. Cervel, b. Süal, b. Amr, b. Gavs, b. Tayyi' (1), b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan (2)
b. Sebe' (3).
Eban'ın:
1. Malik,
2. Kusayy
adlarında iki oğlu vardı.
Beni Ebanlar, Eca' dağına nisbetle Beni Eca'lar diye anılmışlar-
dir (4).
Habib b. Amr'ın Peygamberimize Gelişi ve Peygamberimizin Beni Eca'lar Hakkındaki Yazısı:
geldi.
Beni Eca'lardan Habib b. Amr, Temsilci olarak Peygamberimize
Peygamberimiz, ona bir yazı yazdı ve yazısında şöyle buyurdu: Bu, Allahın Resülü Muhammed tarafından Beni Eca'ların kardeşi
Habib b. Amr ve onun kavmından Müslüman olanlar için yazılmıştır. Şehirde ve kırda oturup ta, namaz kılan ve zekât veren kimsenin, üzerinde bulunduğu malı ve suyu yine kendisinindir.
dır. (5)
Bu hususta Allahın ahdi ve Allâhın Resûlünün de, himâyesi var-
(1) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 164
(2) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 326
(3) İbn-i Hazm-Cemhere s. 404
(4) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 154 (
3) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 280, İbn-i Hacer-Isabe c. 1, s. 308
Terzi Kendi Söküğünü Dikemez
YanıtlaSilİnsanların başkalarına yaptıkları hizmetleri kendilerine yapmadıklarını anlatmak için "Terzi kendi söküğünü dike-mez." deriz. Esasında kendi söküğünü dikemeyen terzi yoktur fakat bir ücret karşılığında yaptığı işe daha çok önem verip de kendi işini aksatan terziler vardır. İşte biz bu atasözünü kendi işimizin de önemli olduğunu hatırlatmak için kullanırız.
Sözgelişi başkalarına ev yaptığı hâlde kendisinin bir evi bile olmayan müteahhitler, yüzlerce kitabın çıkmasını sağlayıp da bir türlü kendi dosyasını yayına hazırlayamayan editörler, yine başkalarının çocuklarını yetiştirdiği halde kendi çocuğuna yeterince zaman ayıramayan eğitimcilerimiz vardır.
Tamam, hayatın devamını sağlamak adına para kazanmak ve başkalarının işini sorunsuz bir şekilde halletmek iyidir ama insanın kendi evindeki veya iş yerindeki sorunları çözmek için de biraz gayret göstermesi lazımdır. Çünkü çözüm bek-leyen sorunların ve ihmal edilen işlerin sonu çok acı veren pişmanlıklarla bitebilir. Şöyle ki eğer bir elektrik ustası başka-sının evinde çıkabilecek her türlü sorunu vaktinde giderirken,
-74-
kendi evindeki elektrik kaçağını "yarın yaparım" diye ertelerse bir felakete kapı aralamış olur. İşte bu ustalık değildir. Asıl marilet, insanın kendi söküğünü de zamanında dikecek bir beceriye sahip olmasıdır.
YanıtlaSilÇok şükür ki kendi elleriyle evini yapan taşeron ustalar, kendi bahçesini çiçeklerle donatan bahçıvanlar, ailesinin eği-timiyle yakından ilgilenen eğitimciler ve en az başkalarının sağlığını önemsediği kadar kendi ailesinin sağlığıyla da ilgile-nen doktorlarımız vardır, bundan sonra da olmaya devam ede-cektir. Ancak bu şekilde düşünen insan sayısı arttıkça yaygın olan kanaat, yani "Terzi kendi söküğünü dikemez." sözü deği-şecektir ve belki de bunun yerine, "Terzi önce kendi söküğünü diker." sözü hafızalardaki yerini alacaktır.
Tabii ki bu sözümüz bir temenniden ibarettir.
Tıpkı bu atasözünde olduğu gibi değişmesini istediğimiz her şey için değişimin kendimizden başlaması şarttır. Mesela çevre kirliliğinden bahseden bir kimse eğer yerlere çöp atmaya devam ediyorsa onun sözleri slogandan öteye geçemez. O se-beple gerçek hayatta karşılığı olmayan sözler ruhsuz bir cesede benzer. Nasıl ki her yeni gün gecenin örtüsünden sıyrılıp bizi öyle selamlıyorsa biz de gereksiz sözler örtüsünden sıyrılıp hayatı ve insanları aynı şekilde kucaklayabilmeliyiz.
Sahi, gerçekten de bunu yapabilir miyiz?
Kendi söküğümüzü dikmeye niyet ettikten sonra her şe-yin üstesinden geliriz evvel Allah. Yeter ki biz buna yürekten inanalım, kendimizin ve yakınlarımızın işlerinin de önemli olduğunu aklımızdan çıkarmayalım.
-75-
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilوما لكم الا تأكلوا مما ذكر اسم الله الله فضل لكم ما حرم عليكم الا من الخطر النا كثيرا أيضلون بالهواتهم بغير علم الى فر بالمعلمين . وذروا ظاهر الالم يطيبون الألم سيجرون بما قالوالدين ولا تأكلوا مما لم يذكر اسم الله عليهم الله من وان الشياطين ليوحون إلى أولياتهم التجار و
المعلموهم الكم المشركون أرمل محال باد رجعك اله لورا يمشي به في الناس كمن مثله في الحلب
ليس خارج منها كذلك ابن المكابرين ما القوابع وكذلك جَعَلْنَا في كل قرية أكابر تجرميها البنكري من وَمَا يَمْكُرُونَ إِلَّا بِالفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ وَانَا جلي اية قالوا لن نُؤْمِنَ حَتَّى تولى مثل ما أولى رسل . اللهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَل رسالة سيصيب الدين الحزن
صَغَارُ عِندَ اللهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِما كانُوا ينكرون .
فر
وَذَرُوا ظَاهِرَ الْأَثْمِ وَبَاطِنَهُ إِنَّ الَّذِينَ يَكْسِبُونَ الْإِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُوا يَفْتَرِفُونَ
66 Günahın açığını da bırakın, gizlisini de. Çünkü günah kazananlar yaptıkları karşılığında cezalandırılacaklardır. 99 (Enam, 6/120)
Mal sayfa nox 142
ik sayfa no 8. Cüz/19. sayfa
GÜNAH YÜKÜNDEN KURTULMAK
Insanlar hayır ve şerle; günah ve sevapla sürekli bir sınav hålindedirler. Günah dinimizde yapılması yasaklanan, kişi ve toplum için zararlı olan, işleyen için bir pişmanlığa ve ahirette azaba sebebiyet verecek şeylerdir. Alkollü içki içmek, domuz eti yemek, faiz alıp vermek, yalan söylemek, haksızlık yapmak, iftira etmek, gıybet etmek, zina yapmak, kumar oynamak ve hırsızlık yapmak gibi olumsuz tutum ve davranışlar günah sayılan şeyler arasındadır. Tövbe etmeyip ısrarla günahlara devam edenler ilahi cezaya uğrayacaklardır. Yapılan en küçük İyilik de kötülük de karşılıksız kalmaz.
MESAJ
Biz müminler gizli veya açık günahın her türlüsünden uzak durmalıyız.
KELİME DAĞARCIĞI
Záhir: Açık, aşikâr.
Bâtın: Kapalı, gizli, bir şeyin içyüzü.
142
HAFIZ LAFZIN HAMILI MANANIN AMILI
YanıtlaSilالمرة الثامن
من يرد الله أن يهبية يشرح صدره الاسلام ومن برد لمدة يجعل صدره ضيقًا حَرَجًا كَأَنَّمَا يَصعد في السماء كان يجعل الله الرجس على الذين لا يُؤْمِنُونَ .
لَهُمْ دَارُ السَّلَامِ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
"Rableri katında selam yurdu (cennet) onlarındır. Allah, yapmakta oldukları şeylerden dolayı onların dostudur.99
(En'am, 6/127)
وهذا جزاء زنك مستقيما قد فصلنا الآيات لقوم اكرون لهُمْ دَارُ السَّلَامِ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كلوا يعملون وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ ال كارتُم مِنَ الْإِنْسِ وَقَالَ أَوْلِيَاؤُهُمْ مِنَ الْإِنْسِ رَبَّنَا ع بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَا أَجَلْنَا الَّذِي أَجَلْتَ لَنَا قَالَ ار منويكُمْ خَالِدِينَ فِيهَا إِلَّا مَا شَاءَ اللَّهُ إِنَّ رَبَّكَ حكيم عَلِيمٌ وَكَذَلِكَ نُوَلَّى بَعْضَ الظَّالِمِينَ بَعْضًا بِمَا لوا يَكْسِبُونَ يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ أَيَاتِي وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا قَالُوا شَهِدْنَا عَلَى أَنْفُسِنَا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَوة الدُّنْيَا وَشَهِدُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرِينَ ذَلِكَ أَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرَى بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا غَافِلُونَ .
Mushaf sayfa no: 143
Hafızlık sayfa no: 8. Cüz/18. sayfa
CENNET, MÜMİNLER İÇİN ESENLİK YERİDİR.
BİLGİ
Allah'a iman edip yaratılış amaçlarına uygun olarak hayat süren Müslümanlar ilahi armağanlarla ödüllendirileceklerdir. Doğru yoldan ayrılmayan, haramlar-dan sakınan, yararlı davranışları en güzel biçimde yerine getirenler Allah'ın hoşnutluğunu kazanırlar. Böyle olan müminler dünya hayatında huzurludur-lar. İmanın lezzetini tadarlar. Gönülleri Allah'ı daima anarak ve unutmayarak tatmin olur. Ahirette ise ebedi cennet nimetlerine erişirler. Cennet, Allah'ın müminler için hazırladığı sonsuzluk yurdudur. Müslümanların gerçek dostu, sığınağı, mevlası Allah'tır.
MESAJ:
Müslümana düşen, Kur'an ahlakı ile ahlaklanmak ve müminler için hazırlanan güven ve huzur yurdu cennete talip olmaktır.
KELİME DAĞARCIĞI:
Dâru's-Selam: Esenlik yurdu, selam yurdu, barış mekânı, cennet.
143
223
YanıtlaSilDEYİMLER
ufadan atmak: Bir konu üzerinde inceleme yapmadan, rastgele ko-şmak, uydurmak.
atadan gayri müsellāh: şaka. Akılsız, aklında bozukluk olan.
afası bozulmak: Ofkelenmek, kızmak.
tafası bulanmak: Bir olay karşısında aklı karışmak, anlayamaz, kav-ayamaz duruma gelmek.
kafası dumanlanmak: 1) Çok dalgın olmak. 2) Sarhoş olmak.
kafası kazan olmak: bk. Kafası şişmek.
kafası sersem sepet (olmak): Gürültü ve uğultudan zihni yorulmuş cimak.
kafası şişmek: 1) Zihni yorulmak. 2) Gürültüden tedirgin olmak.
kafası takılmak: Zihni sürekli olarak bir şeyle uğraşmak.
kafası yerinde olmamak: Gereği gibi düşünecek durumda olmamak.
kafası yerine gelmek: Kendini toparlamak.
kafasına dank etmek: Bir olay sebebiyle birden ayılmak, doğruyu anlamak.
kafasına uymak: bk. aklına uymak
kafasına vur, ekmeğini elinden al: Uysal ve sessiz kimseler için söy-lenir.
kafasına vura vura: Zorla, İsteyip istemediğine bakmadan.
kafasında şimşek çakmak: bk. Beyninde şimşek çakmak.
kafasını kaldırmak: 1) Karşı gelmek, baş kaldırmak. 2) Yoğun bir bi-çimde düşünmek veya çalışmak.
kafasını kaşıyacak vakti olmamak: bk. Başını kaşıyacak vakti ol-mamak
kafasını kırmak: lyice dövmek, pataklamak.
kafasını sokmak: Barınabilecek bir yere yerleşmek, başını sokmak.
kafasını taştan taşa çarpmak: 1) bk. Başını taştan taşa çarpmak
kafasının bir tahtası noksan olmak: alay. Akıl durumunda bozukluk olmak.
K
YanıtlaSilkabasını almak: Biçim verilecek bir maddenin gereksiz bölümlerini gidermek.
kabahat bulmak: Bir kusur, suç aramak.
kabak çiçeği gibi açılmak: Utangaçlıktan çabucak sıyrılarak aşırı Öj. çüde serbestlik göstermek.
kabuğunun dışına çıkmak: İçinde bulunduğu ortam veya durumdan ayrılmak.
kabuğuna çekilmek (kendi): Dışarısı ile olan ilişkilerini kesmek, kim. se ile görüşmemek.
kabuğunu çatlatmak (veya kabuğunu kırmak): İçinde buluduğu güç, olumsuz veya kötü durumdan kurtulup rahatlamak.
kaburgaları çıkmak (veya sayılmak): Çok zayıflamak.
kaçın kur'ası: Birinin kolay kolay aldanmayacak kadar görmüş geçir. miş olduğunu anlatmak için söylenir.
kaçak güreşmek: Asıl konuya girmeksizin başka şeylerden söz et. mek veya politikada sık sık düşünce değiştirip esas amacını gizlemek.
kaçacak delik aramak: Korku ile saklanacak yer aramak.
kaçmaktan kovalamaya vakit olmamak: Önemli işler yüzünden başka işlere yetişememek.
kafa eskitmek: Zihni yoran sorunlarla sürekli uğraşmak.
kafa göz yarmak: Beceriksizlik göstermek.
kafa kafaya vermek: İki veya birkaç kişi bir kenara çekilip konuşmak.
kafa patlatmak: Bir konu üzerinde pek çok düşünmek. kafa şişirmek: Gürültü veya gevezelikle bir kimseyi tedirgin etmek. kafa tutmak: Boyun eğmemek, karşı
gelmek. kafa ütülemek: argo. Çok laf edip tedirgin etmek.
kafa yapmak: Dalga geçmek.
257
YanıtlaSilmak.
ama
vet an e, 1. e t
TEHYIC تهييج : Heyecan landırma. Coşturma. Ayağa kaldırma.
TEHZİB تهذيب : Islah etme.. Temizleme. Fazlalığını, pis-liğini giderme.
TEKABBEL تقبل : "Kabul et-sin" mânasında söylenir.
TEKABUL تقابل : Karşılıklı olma. Yüzleşme. Karşılık olma. Karşılama.
TEKADDÜM تقدم : One geçme. İlerleme. Zamanı geçmiş bulunmak.
TEKALIF تكاليف : Teklifler, vergiler.
TEKAMÜL تكامل : Kemâl bul-ma. Olgunlaşma.
TEKARÜB تقارب : Birbirine yaklaşma. Birbirine yakın gelme. Tedenni etme.
TEKASÜF تكاثف : Kesi fleşme. Yoğunlaşma. Sıklaşma.
TEKASÜL تكاسل : Üşenmek. Gevşeklik. Tembellik.
TEKASÜR تكاثر : Çoğalma. Kesret bulma. Mal ve evlâdın coğluğuyla övünmek.
TEKATU تقاطع : Kesme Kesişme. Çatışma. İki çizginin bir noktada birbiri-ni kesmesi.
TEKAÜD تقاعد : Oturma Emeklilik.
TEKAVVUS Kavislen-me. Bükülme. Eğilme. Ka-vis şekline girme.
TEKBİR تكبير : "Allahü ekber" demek. Allah'ın büyük olduğunu ifade etmek.
TEKDİR تكدير : Azarlama Kederlenme. etme. Ta'zir. Bulanık
TEKEDDÜR تكدر : Bulanık olma. Kederlenme.
TEKEFFÜL تكفل : Boynuna almak. Birine kefil olmak.
TEKELLÜM تکلم Konuşmak. Söylemek.
TEKEMMUL تكمل : Olgun-laşmak. Kemâle doğru git-mek.
TEKERRÜR تكرر : Tekrarlan mak.
TEKESSÜR تكثر : çoğalmak Kesretli olmak. Adet mik-tarına adet ilâve olmak.
TEKEVVÜN تكون : Vücuda gelmek. Meydana geliş. * Var olmak.
TEKFİR تكفير : Birisine "kâfir" deme, kâfirliğine hükm-etme. *Setretme, örtme.
TEKID تأكيد : Kuvvetlen-dirme, sağlamlaştırma. * Üsteleme. Bir iş için ev-velce yazılan bir yazıyı tek-rarlama.
256
YanıtlaSilTEFRİH تفریح : Ferahlandırma, gönül açma.
TEFRİH تفريخ : Gelişme, Yumurtadan çıkmak. filizlenme.
seçmek, TEFRIK تفريق : Ayılmak, ayırdetmek, ayrı kılmak.
TEFRIKA تفريقه : Nifak. Ayrılık Bozuşma. Gazete veya dergi-lerde parça parça çıkan uzun yazı. Fırka fırka olmak.
TEFRİŞ تفريش : Döşeme Yayıp döşeme. Yayma
TEFRIT تفريط : Geride kalmak. Normalden aşağı olmak.
: تفسيق TEFSIK Günaha sürükleme. Birisine fâsıkla itti-ham etmek, kabahatli, günahkâr bulmak..
TEFSIR تفسیر : Yorum. Açıklama, gizli bir şeyi aşikâr etmek.
TEFTIS تفتيش : Kontrol etmek. sormak. Ayırmak.
TEFVİZ تفويض : İşi başakısına bırakma. İşini Allah'a havâle etme. İhale etme.
TEGAFUL تغافل : Anlamazlıktan gelmek. Bilerek kendisini gafil göstermek.
TEGAYÜR تغاير : zıt olmak. Uyma-mak. Başka türlü olmak.
TEGAYYUR تغير : Halden hale geçmek, değişmek. * Bozulmak. Zit olmak.
TEHACUM تهاجم : Saldırı. Hücum etme.
TEHALUF تخالف : Muhalif olmak. Ters düşmek. Uymama.
TEHALÜF تحالف Hâkimin, her iki tarafa da yemin ettirmesi.
TEHARRÜK تحرك : Kımıldamak. Hareket etmek.
TEHASUM تخاصم : Muhasama etme, düşmanlık etme.
TEHAVUN اون ته Önemsememek. Ehemmiyet vermemek. Aldırış etmemek. Hakir görme.
TEHCİR تهجير : Yurdundan çıkarma, hicret ettirme, sürme.
TEHDİD تهديد : Gözdağı verme, Korkutma.
TEHECCÜD تهجد : Gece namazı
TEHEKKÜM تهكم : Tevbih Azarlama. Alay. Görünüşte ciddi, hakikatta alaydan ibaret olan eğlenme.
TEHEVVÜN تهون : Hakir kılınma. Horlanma. Hakaret görme. Aşağılanma.
: تهـ TEHEVVÜR سور Düşünmeden korkusuzca hareket etmek. Sonunu düşünmeden karar ver-mek.
TEHEYYÜC تهيج : Heyecan lanma. Coşma. Deprenme. Harekete gelme.
TEHİR تأخير : Geciktirme. Sonraya bırakma.
TEHLİKE تهلکه : Helakete sebep olacak hâl. Felâket.
TEHLİL Lâilâhe İllälläh" söylemek.
TEHVIN تهوین : Kolay laştırma. Ucuzlatma. Alçaltma. Hakir görmek.
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilTAKRİZ
ÖNSÖZ
BİRİNCİ BÖLÜM :
Mü'min A
B Kâfir
C- Fásık
D Münafık
NİFAK
Nifakın Lügavi Anlamı
Nifakın Istılahi Anlamı
a) Amelî Nifak
b) İtikadi Nifak
Özellikleri:
1) Küfürdür
*
2) Küfürden Daha Şiddetlidir
3) Zahiri İnançlarından Dolayı Bu Nifâka Dahil Olanlar Öldürülmemiştir
*4) Namazları Kılınmaz
İMAN BAKIMINMAN İTİKADİ NİFAKIN BELİRTİLERİ...
a) Tezebzüb
b) Kalblerinde Maraz Vardır
c) Münafık Dinin Bir Tarafından Tutar
d) Münafık Önce İman Etmiştir Sonra Küfre Girmiştir
e) Münafık İmandan, Halidir
f) Münafık İmandan İmtina Eder ... ...
5
9
18
22
25
27
29
29
31
33
34
35
36
41
44
47
47
50
54
55
61
63
EYLEM BAKIMINDAN İTİKADİ NİFAKIN BELİRTİLERİ
YanıtlaSila) Hud'a
66
66
75
b) Münafığın Sulh ve Fesat Anlayışı
c) Yalan Yemin
d) Sadakalarda Münafık
79
1) Harblerde Harcamada Münafık
83
2) Verilen Sadakalarda
84
3) Sadakanın Dağıtılmasında Münafık
85
87
e) Savaşta Münafık
90
1) Şaşkınlık
90
2) İstizan
91
3) Ganîmetlere Karşı Tutumu
101
**
f) Hükümleşmede Münafık
104
g) Tarabbus (Gözetleme)
i) Kötü Propaganda (İrcaf)
107
111
118
121
j) Münafıkların Mü'minleri Peygamber'den Uzaklaştırma Gayreti
k) Korku ve Münafık
...
100
1) Dost Edinmede Münafık
1184
m) Münafık ve Sûikast
n) İftira (İfk)
126
127
p) Kur'ân'ın Nüzûlu Esnasında Münafık
...
129
r) Münafığı Kimse Temize Çıkaramaz
İKİNCİ BÖLÜM
Ameli Nifåk (Hadislerle)
135
Görüşlerin Neticesi ve Hadisten Murad
142
143
Ameli Nifakın Belirtileri
143
a) Sözde Aşırılık
144
b) Sözde İkiyüzlülük
145
c) Namazda Cemaate Devamsızlık Yatsı ve Sabah Namazları
146
147
d) Namazı Geciktirme
149
...
e) Kur'ân-ı Kerîm Kıraatinde
150
*
f) Cihaddan Geri Kalmak
153
Sonuç
Bibliyoğrafya
...
155
DR. SADIK KILIÇ
YanıtlaSilKUR'AN'A GÖRE NIFAK
FURKAN
İÇİNDEKİLER
YanıtlaSilÖnsöz/11
Yalan Söyleme ve Sahtekârlık/19
Yalan Yeminler/29
Allah Yolundan Geri Kalmak/35
Münafıkların Riyakârlıkları ve Düşmanla Ortak Çalışmaları/59
Münafıklar Çalışma ve Karar Verme Konusunda Mütereddiddirler/67
Pratik Girişimler Esnasında Münafıklar/77
Olayların Son Aşamasında Münafıklar/89
Çirkin İşler/101
Kararsız İman/107
Aldatıcı Dış Görünüş/111
İlgi Çekici Sözler/113
Sözünde ve Kararında Durmama/115
Münafıklar Herşeyden Korkarlar/117
YanıtlaSilGenel ve Gergeç Düşman/121
Büyüklenme ve Gurur/125
Azılı Münafık Doğru Yolun Gösterilmesini
Kabul Etmez/137
Maddi Hükümler/141
Münafıkların Değer Ölçüleri/145
Allah'ı Anmaktan Gaflet/151
Cimrilik ve Dar Görüşlülük/167
Sonuç/173
Gülbeddin HİKMETYAR
YanıtlaSilKUR'AN'DA NİFAK OLAYI
Türkçesi Mehmed KAFADAROĞLU
Levamiu'l-Ukül
YanıtlaSil531
صغير ويكثرُ أَوْلَادُ الزِّنَا حَتَّى إِنَّ الرَّجُلَ لَيُغَشِى الْمَرْأَةَ عَلَى قارعة الطريق ويلبسون جلود الضَّأْنِ عَلَى قُلُوبِ الذَّتَابِ أَمْثَلُهُمْ فِي ذَلِكَ الزَّمَانِ الْمُدَاهِنُ
Ahir zaman alametleri
410- "Kiyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için saygı gösterilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulmeder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni dalkavuktur "müdahin" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakandır).
إِذَا اقْتَرَبَ الزَّمانُ "Zaman yaklaştığında..." Yani kıyamet saati yaklaştığında...
[1/221]
كثر ليس الطيالسة "taylasan giyme çoğalır" Rafiziler ve Şia gibi hak etmedikleri halde içi başka dışı başka, münafıklık için taylasan giyerler. Deccal çıkar ve Isfehan'dan taylasanlarla yetmiş bin kişi ona tabi olur.
وَ كَثُرَتِ التَّجَارَةُ ticaret çoğalır" Bu, açgözlülüğün çok olup, kanaatin olmamasından, nefis isteklerinin çok olmasındadır.
وَ كَثُرَ الْمَالُ "mal çoğalır" كثر kelimesi başka bir nüshada önceki kelimede olduğu gibi كَثرت şeklindedir. Dünya sevgisinin çokluğundan.
وَ عُظْمَ "saygı gösterilir" عظيم kelimesi التعظيم kökündendir.
رَبُّ الْمَالِ لِمَالِهِ "mal sahibine malı nedeniyle" Yani mal sahibi, dini için değil malı için, insanlar mala meylettikleri için saygın olur.
وَ كَثُرَبِّ الْفَاحِشَةُ "fuhuş çoğalır" Yani zina...
وَ كَانَتْ إِمَارَةُ الصِّبْيَانِ "Çocuklar amir olur" Yani yaşı genç olanlar. Nitekim Allah bir kavme azap ettiği zaman akılsızları veya çocukları yahut kadınları başlarına yönetici yapar. (Onlara bunları musallat eder.)
وَ كَثُرَتِ النِّسَاءُ "kadınlar çoğalır" Kütüb-i sitte'deki bir rivayette حَتَّى يَكُونَ لِخَمْسِينَ إمرأة "öyle ki elli kadına (bir adam düşer) bir başka rivayette ise لأَرْبَعِينَ قَيْمًا وَاحِدًا "kırk kadına bir erkek idareci düşer." şeklindedir.
Bu durum fitnelerin çokluğu nedeniyle erkeklerde öldürmeler artar. Çünkü savaşanlar kadınlar değil erkeklerdir. Bunun, fetihlerin çoğalacağına ve esirliğin artacağına işaret olduğu da söylenmiştir.
وَ جَارَ السُّلْطَانُ "Baştaki yönetici zulmeder" Çeşitli zulümlerle zulmeder.
1100 Taberâni, el-Mu'cemü'l-evsåt, V, 126, Hakim, Müstedrek, III, 386.
1101 Buhari, Illim 21; Müslim, llim 9; Ibn Máce, Fiten 25, Tirmizi, Fiten 34,
1102 Bk. Bezzar, Müsned, VIII, 112.
Levamiu'l-Ukül
YanıtlaSil32
وخفف في المكال والميزان ölçü ve tartıda eksiklik yapılır" Yani onlarda noksanlık yapılır Bu ifade, kayıp nedeniyle noksanlıktan kinayedir. Allahu Teala Olekte ve ويل للمطففين الذين إذا اكتالوا على الناس يستوفون وإذا كالوهم أو وزنوهُمْ يُحرُون tartida hileye sapanlarin vay haline! Ki onlar insanlardan ölçekle aldıkları zaman haklarını tastaman alanlar, onlara ölçekle yahut tartı ile verdikleri zaman ise eksiltenlerdir." buyurur. (el-Mutaffifin 1,2,3.)
وربى الرجل جزءًا Adamköpek yavrusu yetiştirip eitir kelimesi, "cim" harfinin esresiyledir. Köpek yavrusu demektir.
خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يُرَبِّي وَلَدًا لَهُ )Bu) Ona, kendisinin çocuğunu beslemekten daha iyi, yararlı olur. Çocuğunun kötülüklerinden, bereketsizliğinden, itaatsizliğinden dolayı.
وَلا يُوفِّرٌ كبيرٌ "büyüğe saygı duyulmaz" Yani ilim ve yaşça büyük olan hürmet görmez, ondan utanılmaz.
وَلَا يُرْحَمْ صغيرٌ "küçüğe merhamet edilmez" Iki cümledeki fiiller edilgen/mechül kiptedir. Yani insanlar çocuklara şefkat, merhamet gösteren kimseler değillerdir.
وَ يَكْتُرُ أَوْلَادُ الزَّنَا "zinadan olma çocuklar çoğalır" Zinanın çokluğu ve nikahların bozukluğu nedeniyle. Zinanın çokluğunu Resûlüllah (s.a.v)'ın;
oyleki adam yol ortasında kadınla حَتَّى إِنَّ الرَّجُلَ لَيُغَنِّي الْمَرْأَةَ عَلَى قَارِعَةِ الطريق yakın olur." Ifadesi teyit eder. Yani hanımından başkasıyla bile yol ortasında zina eder.
وَ يَلْبَسُونَ جُلُودَ الضَّأْنِ ")insanlar) koyun postu giyerler" الضأن kelimesi noktalı harf olan "ض/dat" harfinin üstünüyledir. Koyun demektir.
عَلَى قُلُوبِ الذَّتَابِ "kurt kalpleri üzerine" Bu ifade, onların görünüşte yumuşak olduklarını ve kalplerinin de katılığını açıklar. Onlar insanlara merhamet etmezler.
أمْثَلُهُمْ فِي ذَلِكَ الزَّمَانِ الْمُدَاهِنُ "bu zamanda insanların en iyisi, dalkavuk olandır" Onlar dalkavukluk, yağcılık ederler. Insanları günahlar işlerken görür, onları kendi hallerine bırakırlar.
Hadiste kastedilen şey bu işlerin aşikâre olması ve çoğalmasıdır. Yoksa bu işlerin aslı değildir. (Bu tür günahlar gizli ve az da olsa her devirde vardır.)
Hadisi Taberânî (el-Mu'cemü'l-kebîr'de), Hakim (el-Müstedrek'te) Ebu Zer (r.a)'den naklederler. Hadisin sahih olduğunu söyleyen Hâkim'i (el-Müstedrek alå Müstedreki'l-Hakim'de) Zehebî eleştirmiştir.
Bu hadiste, Resulallah (s.a.v)'ın söyledikleri aynen gerçekleşmekte olduğu için peygamberliğinin hayretengiz alametleri bulunmaktadır.
٤١١ - إِذَا اقْتَرَبَ الزَّمَانُ لَمْ تَكَدْ رُؤْيَا الْمُسْلِمِ تَكْذِبُ وَأَصْدَقُكُمْ رُؤْيَا أَصْدَقُكُمْ حَدِيثًا وَ رُؤْيَا الْمُسْلِمِ جُزْءٌ مِنْ خَمْسَةٍ وَ أَرْبَعِينَ جُزْءً مِنَ النُّبُوَّةِ وَ الرُّؤْيَا ثَلَاثَةٌ فَالرُّؤْيَا الصَّالِحَةُ
لوامع العقول شرح راموز الأحاديث
YanıtlaSilللكمشخانوي
Râmûzü'l-ehâdîs Şerhi
LEVAMI'U'L-‘UKÛL
ZEKA PARILTILARI
Hadis-i Serifler ve Açıklamaları
Ahmed Ziyâüddîn Gümüshânevî (1813-1893)
Editör
Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit
I. Cilt
Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Zerr (r.a.)
Sayfa: 33 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
سور القرى (٢٢-٢١)
YanıtlaSil(سوال ؟) جهنم شمدی موجود اولدیفی تقدیر ده بری نه سیدر ؟ [ الحوار ) اهل سنت والجمار الآن مهمك موجود اولدیفنه اعتقاد اند سورز. اما رنی تعیین ایده وریز
(سوال (9) بعض حد شهرك ظاهر من لوره مهمه تحت الارضدر، برك آلتنده در وكذا بر هونه
جهنم انشن دنیا آتشند نه انکی نوز درجه فضله حرارتی واردر بو نقطه الرك ايضا حى ابتداء
الجواب ) كره نك تحتى مركزندن عبار ندر بوط ناء أرضك تحتى ده مرکز ندر نظریات حکمته خرداد ولد يقى وجها، رهنك مركزنده حرارتى اللى توزييك درجه به بالغ اولان انه واردر جونارا مرکز ینه اینبالد که هر او توز اوج ذراع در پنل کده، تخمیناً به درجه حرارت آرتار بولا جنان، مرکز فورد ایکی یوزبین در جدولی بر حرارت میدانه کایر ایسته بو نظريه به مذکور حديثك مالي مطالعه كابر بوط بناء، كرة ارضيك مركزنده بولونانه ایکی یوزبيك درجه حرار تالی بر آنه، جهنمه بر چاکردن میکند ولوب، فرامنده قابوغی حکمنده بولونان طبقه ترا بیدی چاتلا تعب، بتونه دهستیدله چیقار، توقع انگار باشلار و نام تجهیزاتی له جهنم میدانه کالیر، دیندا به بیاید.
وكذا، به حدیثه نظراً، مهریه نامنده برودت ایله یا قان بر آنه وار در بو حدیث ده او نظریه مطابقدر. زیرا مرکز ار ضدن سطحنه قدر درجه درجه آرتان و یا تناقص اید نه آنسه، ز مهر برده داخل او طعه اوزره آتشك بتونه مرتبه لرین شاملدر حکمت طبیعیه ده تقرر ایتدیگی کی، آنهم بعضاً او یاله به درجه به کیر که یا قیننده بولونانه شیار دن حرار تلرى تماماً جلب و جذب ایدر او ناری برودت ایله ياقار. صوبي انجماد ايتدير.
[ سؤال ؟ ) مذکور حدیثه کوره، جهنم ارضان مرکزنده در حالبوکر ارض ، جهنمه نستا بو مورطه قدر در او توجه جهنم، ارضك قارننده فاصل بركشير ؟
الجواب ] اوت، عالم ملک، یعنی عالم شهادته، یعنی بو کور والده اولد فخم عالمه کوره، جهنم، ارضنا ایچنده در دبیمه جهنمی کوچان کو ستر بیورز. فقط عالم آخرته نظراً، جهنم اویله عظمت پیدا ایدر که، بیکار له إظاهری ایجنه الير طويماز. و بو عالم شهادت، بر پرده کبی اونك توسعه مانع اولمشدر. بناء عليه ارضك ایچنده کی جهنمون مقصد، جهمن قالبی و جهنمان چکر دگیدر.
عالم ملك
YanıtlaSilAlem-i mülk: Sebeblerin perde olduğu âlem
آر Arz: Yeryüzü
عَظَمَتْ
Azamet: Büyüklük
بالغ
Balig: Erisen
برودت
Burudet: Soğukluk
جذب
Cezb: Çekme
أَهْلِ سنت
Ehl-i sünnet velcemaat:
Peygamberimiz (asm) ve sahâbelerine inanç ve amelde uyanlar
النجباء
İncimad: Donma
مطابق
Mutabık: Uygun
نظراً
Nazaran: Nisbetle
نَظَرِيَاتِ حِكَيية
Nazariyat-ı hikemiye: Beşeri, felsefi ilimlere ait düşünceler
نظريه
Nazariye: Kesin isbat edil-memiş düşünce, teori
نسبتاً
Nisbeten: Kıyasla
سخ
Satih: Yüzey
تعيين
Ta'yin: Belirleme
طبقة ترابية
Tabaka-i türabiye: Toprak tabakası
تحت الأرض
Tahtelarz: Yeraltı
تقرر
Takarrur: Karar kılma
تجهيزات
Techizat: Donatmalar
تناقض
Tenakus: Azalma
توسع
Tevessii : Genişleme
توسع
Tevessi : Genişleme
ظاهر
Zahir: Açık görünür olan
زمهريز
Zemherir: Kara kış, şiddetli soğuk
ذراغ
Zira: Dirsekten orta parmak ucuna kadar olan bir uzunluk ölçüsü
Bakane, 21-24
YanıtlaSilSual: Cehennem şimdi mevcüd olduğu takdirde, yeri neresidir? Elcevab: Biz Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat, el'an cehennemin mevcûd olduğuna itikad ediyoruz. Ama yerini ta'yin edemeyiz
. tahtelarzdır, yerin altındadır. Ve keza bir hadise nazaran, Sual: Bazı hadislerin zahirine göre cehennem cehennem ateşinin dünya atesinden iki yüz derece fazla harareti vardır. Bu noktaların izahını istiyoruz.
Elcevab: Kürenin tahtı, merkezinden ibarettir. Buna binden arzın tahtı da merkezidir. Nazariyât-ı hikemiyece såbit olduğu vechile, arzın merkezinde, harareti iki yüz bin dereceye bålig olan bir ateş vardır. Çünki arzın merkezine inildikçe, her otuz üç zira' derinlikte, tahminen bir derece harâret artar. Buna binaen, merkeze kadar iki yüz bin dereceli bir harâret meydana gelir. İste bu nazariyeye, mezkûr hadisin meâli mutabık gelir. Buna binaen, küre-i arzın merkezinde bulunan iki yüz bin derece harâretli bir ateş, cehenneme bir çekirdek hükmünde olup, kıyamette kabuğu hükmünde bulunan tabaka-i
türabiyeyi çatlatıp, bütün dehşetiyle çıkar, tevessü' etmeye
başlar. Ve tam techizâtıyla cehennem
meydana gelir, denilebilir.
Ve kezâ, bir hadîse nazaran, zemherîr nâmında burûdet ile yakan bir ateş vardır. Bu hadîs de, o nazariyeye mutabıktır. Zîrå, merkez-i arzdan sathına kadar derece derece artan veya tenâkus eden ateş, zemherîr de dâhil olmak üzere, ateşin bütün mertebelerine
şåmildir. Hikmet-i tabiiyede takarrur ettiği gibi, ateş bazen öyle bir dereceye gelir ki, yakınında bulunan şeylerden harâretleri tamamen celb ve cezb eder, onları burûdet ile yakar. Suyu incimâd ettirir.
Suâl: Mezkúr hadîse göre, cehennem arzın merkezin-
dedir. Halbuki arz, cehenneme nisbeten bir yumurta kadardır. O koca cehennem, arzın karnında nasıl yerleşir?
Elcevab: Evet, âlem-i mülke, yani âlem-i şehadete, yani bu görmekte olduğumuz âleme göre, cehennem, arzın içindedir diye cehennemi küçük gösteriyoruz. Fakat âlem-âhirete nazaran, cehennem öyle azamet peydâ eder ki, binlerle arzları içine alır, doymaz. Ve bu âlem-i şehîdet, bir perde gibi onun tevessüüne mâni olmuştur. Binâenaleyh, arzın içindeki cehennemden maksad, cehennemin kalbi ve cehennemin çekirdeğidir.
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil- 1948 - Gizli oy, açık sayım sistemini getiren yeni Seçim Kanunu kabul edildi.
1980-12 Mart dönemi başbakanı Nihat Erim, İstanbul'da öldürüldü.
TEMMUZ
19
CUMARTESİ
24 1447 MUHARREM
RUMI: 6 TEMMUZ 1441 HIZIR: 75
BIR AYET
Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz nimetlerden yiyin. Şeytanın adımları ardınca gitmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. (Bakara: 168)
BİR HADİS Helal, Allah'ın kitabında helal kıldıklarıdır. Haram da Allah'ın kitabında haram kıldıklarıdır. Hakkında bir şey demedikleri ise mübah şeylerdendir. Tirmizî
Haram dairesindeki bir saat lezzet, bazen bir sene ve on sene hapis cezasını çektirir.
Asa-yı Musa
1
YanıtlaSil92
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
TARİHTE BUGÜN
- 1495 - Kanunî Sultan Süleyman'ın doğumu. (ö. 1566)
1909-II. Abdülhamid tahttan indirildi; yerine V. Mehmed Reşad tahta geçti.
NİSAN
27
PAZARTESİ
10 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 14 NİSAN 1442 KASIM: 171
BİR AYET İman eden ve güzel işler yapanları müjdele.
Bakara Suresi: 25
BİR HADİS Alimlerin, üzerinde kaymaktan kurtulamadığı çok kaygan bir tepe vardır ki, o da tamâdır.
Tezkiyesiz nefs-i emmâresi bulunmak şartıyla, kendi nefsini beğenen ve seven adam başkasını sevmez. Eğer zâhirî sevse de samimi sevemez; belki ondaki menfaatini ve lezzetini sever.
Lem'alar
Sale
Ikindi Aksam
Yatsı
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1920 - Büyük Millet
Meclisi'nde milletvekilleri, Misak-ı Milli üzerine yemin etti.
1932 - Ezan-ı
Muhammedi'nin Arapça aslından okunması yasaklandı. Bu zulüm 18 sene devam etti.
TEMMUZ
18
CUMA
BİR AYET
Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokca hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.
(Bakara: 269)
23 1447
MUHARREM
BİR HADİS
Hikmet, mü'minin yitik malıdır; nerede bulursa onu alır. İbn Mace
RUMI: 5 TEMMUZ 1441 HIZIR: 74
Evet görünüyor ki şu âlemde tasarruf eden Zat, nihayetsiz bir hikmetle iş görüyor.
İmsak
Öğle
Akşam
Yatsı
İmsak Güneş
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
Güneş
İkindi
Sözler
Dadete apid
YanıtlaSil-1856-Dolmabahçe Sarayı kullanıma açıldı
1933-Cye ait ilk madeni
para basuld
1967-Israil birlikd
Kudus'e girdi (Altı Gün Savaşlan).
7
SALI
TUESDAY
HAZİRAN
JUNE
Cadie na kullan
Avuf Suresit: 2:06
Ben akrabalik bağlanm lesnek için günderlinedin.
Ölüm, ehl-i iman için bir terhestie cel tristekeresüdik, bir tebi i mekandır, bir hayat bäkiyenin mukaddimesi ve kapısıdır. Zindan dünyadan çıkmak ve bağıntan- cinana bir uçmakt
Sualar
HOCRE ZILKA DE 1443-25 1408
TARINTE BUGÜN
YanıtlaSil1557-Suleymaniye Camii ibadete açıldı.
- 1856 - Dolmabahçe Sarayı kullanıma açıldı.
1933 - TC'ye ait ilk madenî para basıldı.
1967 - İsrail birlikleri
Kudüs'e girdi (Altı Gün Savaşları).
7
SALI
TUESDAY
HAZİRAN
JUNE
BIR AYET
Kuşkusuz Rabbin katındakiler Ona kulluk etmekten kibirlenmezler.
A'raf Suresi: 206
BİR HADİS
Ben akrabalık bağlarını kesmek için gönderilmedim.
Ölüm, ehl-i iman için bir terhistir. Ecel terhis tezkeresidir, bir tebdil-i mekândır, bir hayat-ı bakiyenin mukaddimesi ve kapısıdır. Zindan-ı dünyadan çıkmak ve bağıstan-ı cinâna bir uçmaktır.
Şualar
REIHAVİYYİN TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE
YanıtlaSilMÜSLÜMAN OLUŞU
Reháviyyun'un Soyları:
Beni Rehalar, Kahtan ve Kehlan'ın soyundan gelen (1) Mezhicler. den bir kabiledir (2).
Beni Rehåların Ata soyları şöyledir:
Beni Reha b. Münebbih, b. Harb, b. Ule, b. Celd, b. Malik, b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb (3), b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe' (4).
Beni Rehålar Medine'ye Ne Zaman Geldiler? Kaç Kişi İdiler ve Nasıl Müslüman Oldular?
Hicretin onuncu yılında Beni Rehålardan on beş kişilik bir Temsil-ci heyeti gelip Remle bint-i Håris'in konağına indiler (5).
İçlerinde Beni Süleym b. Rehå, b. Münebbihlerden (6) Amr b. Sü bey'de bulunuyordu (7).
kendilerile konuştu. Peygamberimiz, yanlarına vardı. Yanlarında uzun müddet kalıp
Beni Rehá Temsilcileri, Peygamberimize hediyeler sundular. nuyordu. Sundukları hediyeler arasında Mirvah diye anılan bir at ta bulu-
Pek hoşuna gitti. Peygamberimiz, emr etti. Önünde üzerine binilip yürüttürüldü.
Beni Reha Temsilcileri, Müslüman oldular.
Kur'ân-ı Kerimi ve İslamın farzlarını öğrendiler.
(1) Kalkasandi-Nihayetülereb s. 266
(2) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 314, İbn-i Esir-Kamil c. 2, s. 208
(3) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 266
(4) Ibn-i Hazm-Cemhere s. 412
(5) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 314
(6) Ibn-i Hazn-Comhere s. 412
(7)
c. 4. 8. 226-227, İbn-i Hacer-İsabe c. 2, s. 537 Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 345, Ibn-i Hazm-Cemhere s. 412, Ion-i Esir-Usdülgabe
REHAVİYYİN TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil155
Beni Rehå Temsilcilerinin Yurdlarına Dönmeleri:
ni Reha Temsilcilerine de, bahşişlerini verdirdi. Peygamberimiz, Medine'ye gelen Elçilere verdiği bahşişler gibi, Be-
Temsilcilerin durumlarına göre her birine en az bes, en çok on iki buçuk ukiye olarak bahşişlerini dağıttırdı (B).
Amr b. Sübey' için bir Sancak bağladı (9), Beni Rehå Temsilcileri, yurdlarına döndüler.
Beni Rehalardan Gelip Medine'de Oturanlara Hayber Mahsülundan
Tahsis Yapılması:
Beni Rehalardan bazı kimseler, Peygamberimizle birlikte hace yap-mak üzre Medine'ye geldiler. Peygamberimizin vefatına kadar Medi-ne'de oturdular (10).
Peygamberimizin vefat edeceği sırada vasiyet ettiği üç şeyden bi-risi: Rehávilere her yıl Hayber hurma mahsülünden yüz vesk veril-mesi idi (11).
Peygamberimiz, Hayber'in Ketibe kalesi mahsülünden verilmesini vasiyet ettiği yüz vesk hakkında Rehåviler için bir yazı da, yazmıştı. Beni Rehålar, Muaviye b. Ebi Süfyan'ın Halifeliği zamanında bu
tahsisatlarını sattılar (12).
(8) Ihn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 344
(9) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 345, Ibn-i Fair-Usdülgabe c. 4, s. 227, Ibn-i Hacer-Isa-
be c. 2, s. 537
(10) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 314
( 11) İbn-i İshak, İbn-i Hişam-Sire c. 3, s. 367
(12) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 344
-۷۲۱- إذا ظننتُمْ فلا تحققوا واذا حدة فلا تبقوا واذا عطبرة فالضوا
YanıtlaSilوعلى الله توكلوا واذا ورنهم فارحلوا (هـ) من (جلو)
721-Zanna kapildiniz mi araştırmayın. Haset effinia es an gitmeyin Plated arkasını takip etmeyin) Bir şeyi uğumuz odbrada zerinde durmayıp geçip işinize devam edin ve Al shio tevekkül edin ve tarttiniz mi dürüst tartın.
-۷۲۲- إذا ظهر الزنا والربا فى قرية فقد أحلوا بانفسهم كتاب الله اواسط الله
عذاب الله ب طب ك هب عن ابن عباس
722. Bir ülkede zina ve riba sökün edip yayıldığı zaman Allah'in kitabın başka bir rivayette Allah'ın azabını karşıla indo buluriar,
۷۲۳- إِذَا ظَهَرَ فِي أُمَّتِي خَمْسُ حَل عَلَيْهم الديار التلاعن والحمر والحرير وَالْمَعَارِفُ وَاكْتِفَاءُ الرِّجَالِ بِالرِّجَالِ وَالنِّسَاءُ بِالنِّسَاء" (لك والديلمي عن الس)
723- Ummetimde beş şey göründü mü üzerlerine helalk
çöker:
Lanetleşmek (birbirlerine küfür etmek).
İçki içilmesi.
İpek (erkeklerin kullanması).
Çalgılanın çalınması.
Erkeklerin (cinsi ilişkiler kurarak) erkeklerle yetinmesi, ko dinlann da (cinsiyet hususunda) kadınlarla yetinmesi.
٧٢٤ - إِذَا ظَهَرَ فِيكُمْ مِثْلُ مَا ظَهَرَ فِي بَنِي إِسْرَائِلَ إِذَا كَانَتِ الْفَاحِشَةُ فِي كباركُمْ وَالْمُلْكُ فِي صِغَارِكُمْ وَالْعِلْمُ فِي رُذَالِكُمْ (حم ع هـ عن انس قبل يا رسول الله على ندع الأمر بالمعروف والنهي عن المنكر قال فذكرة ولفظ ع اذا ظهر الادهان في خياركم والفاحشة في شراركم وتحول الملك في صغاركم والفقه في رد الكم)
724. Sizde İsrailoğullarında meydana gelen şu hususlar meydana gelince ilahi azap üzerinize çöküverir;
182-
Büyüklerinizde hayasızlık (zina, fuhuş).
YanıtlaSilKüçüklerinizde hakimiyet.
Adi olanlarınızda ilim.
Hz. Enes (r.a.)'dan rivayet edilen hadiste, Peygamber E-fendimiz'e: "Ey Allah'ın Rasulü! Marufu emretmeyi ve münkerden nehyetmeyi ne zaman terk ederiz?" diye soruldu da, Peygamber (s.a.v.) cevaben bu hadisi zikretmiştir. (Begavi'nin rivayetindeki hadiste şöyle buyurulmuştur:
Hayırlılarınız içinde yağcılık.
Şerlileriniz arasında fuhşun yaygınlığı,
Devlet idaresinin gençlerin eline geçmesi.
Fıkıh (din) ilmi rezillerinizin eline geçtiği zaman (umumi belaları bekleyin.)
٧٢٥ - إِذَا ظَهَرَ السُّوءُ فِي الْأَرْضِ أَنْزَلَ اللهُ بَأْسَهُ بِأَهْلِ الْأَرْضِ وَإِنْ كَانَ فِيهِمْ قَوْمٌ صَالِحُونَ يُصِيبُهُمْ مَا أَصَابَ النَّاسُ ثُمَّ يَرْجِعُونَ إِلَى رَحْمَةِ اللَّهِ وَمَغْفِرَتِهِ (طب حل عن ام سلمة)
725- Yeryüzünde kötülük yaygın hale geldiği zaman, Al-lah yer ehline içinde salih kavim bulunsa bile bir azab indirir ki, onlara da isabet eder. Sonra onlar, (salih kavim) Allah'ın rahme-tine ve mağfiretine dönerler (ahirette).
٧٢٦ - إِذَا ظَهَرَ السُّوءُ فَلَمْ يَنْهَوْا عَنْهُ أَنْزَلَ اللهُ بِهِمْ بَأْسَهُ قِيلَ وَإِنْ كَانَ فِيهِمُ الصَّالِحُونَ قَالَ نَعَمْ يُصِيبُهُمْ مَا أَصَابَهُمْ ثُمَّ يُصِيرُونَ إِلَى مَغْفِرَةِ اللَّهِ وَرَحْمَتِهِ نعيم في الفتن ك عن مولاة صلعم)
726- Kötülük zuhur ettiğinde ondan kaçınmazlarsa, Allah onlara azabını indirir. "Ya içlerinde salih kimseler de varsa?" diye soruldu. "Evet, salih kimselere de onlara isabet eden azap, isabet eder. Sonra onlar (kıyamet gününde) Allah'ın rahmetine ve mağ-firetine mazhar olurlar." buyurdu.
۷۲۷ - إِذَا ظَهَرَ الْقَوْلُ وَحُزِنَ الْعَمَلُ وَاخْتَلَفَتِ الْأَلْسِنَةُ وَتَبَاغَضَتِ الْقُلُوبُ
183
الذئاب أمثلهم فى ذلك الزمان المداهن (طب) ك وتعاقب عن ابى قر) 409- Kıyamet yaklaştığı zaman, başlarına taylasan (bas
YanıtlaSilve omuzları örten bir giyecek) giyenler çoğalacak. Ticaret artacak ve mal çoğalacak. Para sahibi sırf parasından ötürü saygı göre. Kadınlar çoğalacak, sultanın zulmű artacak, Tarlı ve ölçüde hile cek. Fuhuş yaygın hal alacak. Çocuklar hakim duruma gelecek. yapılacak. Kişi köpek yavrusunu beslemeyi çocuk yetiştirmekten daha hayırlı görecek. Büyüğe saygı, küçüğe de sevgi ve merha. met kalkacak. Zina çocukları çoğalacak, hatta kişi yol ortasında kadınla cinsi ilişki kuracak. Kurt kalpli olan kişiler koyun derileri giyecekler. (Dışları mülayim, içleri katı olacak). O zamanda en göze çarpan insan müdaheneci (kötülükleri görüp de mâni olma. yan) kişidir.
٤١٠ - إِذَا اقْتَرَبَ الزَّمَانُ لَمْ تَكَدْ رُؤْيَا الْمُسْلِمِ تَكْذِبُ وَأَصْدَقُكُمْ رُؤْيَا أَصْدَقُكُمْ حَدِيثًا وَرُؤْيَا الْمُسْلِمِ جُزْءٌ مِنْ خَمْسَةِ وَأَرْبَعِينَ جُزْءً مِنَ النُّبُوَّةِ وَالرُّؤْيَا ثَلاثَ فَالرُّؤْيَا الصَّالِحَةُ بُشْرَى مِنَ اللهِ وَرُؤْيَا تَحْزِينِ مِنَ الشَّيْطَانِ وَرُؤْيَا مِمَّا يَحْدُتُ الْمَرْءُ نَفْسَهُ فَإِذَا رَأَى أَحَدُكُمْ مَا يَكْرَهُ فَلْيُقِمْ وَلْيَتْقُلْ وَلَا يُحَدِّثُ بِمَا النَّاسُ وَاحِبُّ الْقَيْدَ فِي النَّوْمِ وَاكْرَهِ الْغَلِ الْقَيْدَ ثَبَاتٌ فِي الدِّينِ (حم م د ت عن ابي
هريرة)
410- Kıyamet yaklaştığında, müslümanın rüyası yalana çıkmayacaktır. En doğru rüyayı en doğru konuşanınız görecektir. Gerçek müslümanın rüyası nübüvvetin kırk beş parçasından bir parçadır. Rüya üç kısımdır: Salih rüya, bu Allah'tan bir müjdedir. Hüzün veren rüya ki, bu da şeytandandır. Bir de kişinin kendi ku-runtularından gördüğü rüya. Kişi hoşlanmadığı bir rüya görürse, kalksın, okuyup üflesin. Kimseye onu anlatmasın. Rüyada kendini bağlı görmeyi sev. Boyundaki bağdan hoşlanma. Rüyada ayak-taki bağ dinde sebattır.
٤١١ - إِذَا اقْتَرَبَ السَّاعَةُ تَقَارَبَ الزَّمَانُ فَتَكُونُ السَّنَةُ كَالشَّهْرِ وَالشَّهْرُ
-112-
Kıyamet yaklaştığında; taylasan giyilmesi çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibine malı için tazim edilir, fuhuş yayılır, çocuklar amir durumuna gelir, kadınların sayısı artar, Sultan zulüm eder, eksik ölçü ve tartı yapılır, bir adamın köpek yavrusunu yetiştirmesi, kendi çocuğunu yetiştirmekten kendisine daha cazip gelir, büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmez ve gayri meşru çocuklar çoğalır, hatta yol ortasında adam kadınla yakınlaşır. İnsanlar, kalbleri kurt olduğu halde koyun postuna bürünürler, o zaman da insanların en iyi görüneni "müdahim" (kötülükleri gördüğü halde karışmayıp, kendi işine bakan) olanıdır.
YanıtlaSilRavi: Hz. Ebû Zerr (r.a.)
Sayfa: 33 / No: 7
Ramuz El-Ehadis
سورة البقره (۲۲-۲۱)
YanıtlaSilاستلزام اتمن زیرا شمس قمر بلوزی وارحمہ کی کر لی، هب كرة خلقتك ميووا وكذا ههمك ارضيك الشنده لولوغي ارضك فارننده و يا ارض الله متصل و با سی ال معلومدركي ميوه تك التي نون واللون الرين ثمولى واردر خاء عليه اللهك ملكي بله کنند.
تحرة خلقتك والارى ده هر طرفه او زانو نشود. جهنم نه کندر میں اوران
بری واردر
وكذاء حديثه لوره، جهنم مصوند، یعنی بولو لمشدر یعنی نامه اصن دکور دین گھری یو مورطه کبی ارضا مرکزنده موجود و بالآخره تفه هر ایده جنگی ممکنه اندند. (اخطار ) جهنمك يمجدی موجود او لما ديفنه معتزله لری سوحه ايدن، بو حدیث اوله کرکس
ار قداس بوايتك جمله الرينه باقالم، معزالده ظرف اولان بو جمله لي فاصل صد قد الر ؟ .
ایج زنده نه کی جوهر لی واردر ؟
اون، ( وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا ) جمله سنان باشنده کی (و) حرف عطفدر
معلوم اولدیفی اوزره بر شيك ديكي بر شیشه عطفی آرالرنده به مناسبتك بولوغنه متوقع حالبوكر (إن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ ) جمله بيا ( يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا جمله می آراسنده مناسبت کو رو غیور بو جملہ کون آرالرزندہ کی مناسبت، آنجہ ایکی سوال و جوابك تقدير ياه تفه هر اید. شویله که:
اولکی آینده عبادته امر ایدیلدی گنده ( عبادت ناصلدر؟) دبينه ايديله سؤاله جواباً ( قرآنك تعليم ایتدیگی بی دینه لری . (قرآنه الان کار میدر) دینه ایدیاله ای کنجی سؤاله جواباً ( وان كنند في ريب) الخزره دينيلدي. ايشته هر ایکی جمله آراسنده بو صورتهاه مناسبت تظاهر ایده و حرف
عطفك ده مقتضاس برين طير.
سوال ؟ ) (ان) شك و ترددى افاده ایدر (إذا) ايس، جرم و قطعيه دلالت الدر. او نارك شك و شبه الری، قرآن حقنده قطعيد. بناءً عليه مقامك اقتضاى خلافته (إن) كلمه منك (إذا ) قلم منه ترجیحاً ذکرنده نه کمی بر اشارت وار در؟
۱۸۲
الأخيرة
YanıtlaSilBil'dhire: Sonradan
بناء علية
Bindenaleyh: Bunun üzerine
Cezm: Kesin karar
دلال
Delalet: Delil olma
حرف عطف
Harfi atf: İki kelime veya cümleyi birbirine bağlayan harf, bağlaç
انماز
İhtar: Hatırlatma
المستلزام
İstilzam: Gerektirme
قبر
Kamer: Ay
كذا
Keza: Bunun gibi
مطوى وی
Matvi: Atlanmış, dürülmüş
موجود Mevcud: Var olan
معتزله
Mu'tezile: Bâtıl i'tikādi bir mezheb
مقتضا
Mukteza: Gereken
متصل
Muttasıl: Bitişik
مُنَاسَبَتْ
Münasebet: Aláka
متوقف
Mütevakkı: Bağlı olan
شَجَرَةِ خِلْقَتْ
Secere-i hilkat: Yaratılış ağacı
شن
Şems: Güneş
شمول
Şumûl: İçine alma
تعلية
Talim: Öğretme
تقدير
Takdir: Zikredilmediği halde sözün gelişinden anlaşılan ma'na
ترجيحاً
Tercihan: Üstün tutarak
تظاهر
Tezahür : Görünme
ظرف
Zarf: Kılıf kap
183 Säre- Babans, 23-24
YanıtlaSilVe keza cehennemin arzın altında bulunması, arzın karnında veya arz ile muttasıl ve yapışık olmasını istilzam etmez. Zira sems, kamer, yıldızlar ve arz Ma'lumdur ki, meyvenin altı, bütün dalların aralarına gibi küreler, hep secere-i hilkatin meyveleridirler. sumülü vardır. Binâenaleyh Allah'ın mülkü pek genntir, Secere-i hilkatin dalları da her tarafa uzanıp gitmiştir Cehennem nereye giderse, orada yeri vardır.
Ve kezȧ bir hadise göre, cehennem matvidir, yani bükül. müştür. Yani tam açık değildir. Demek cehennemin bir
yumurta gibi arzın merkezinde mevcûd ve bil'ahire tezahür edeceği mümkinâttandır.
İhtar: Cehennemin şimdi mevcud olmadığına Mu'tezileleri sevk eden, bu hadis olsa gerektir.
Arkadaş! Bu âyetin cümlelerine bakalım. Ma'nâlara zarf olan bu cümleler nasıl sadeftirler? Ve içlerinde ne gibi cevherler vardır?
وَإِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا Evet cümlesinin başındaki (5) harf-i atıftır.
Ma'lûm olduğu üzere, bir şeyin diğer bir şeye atfı, aralarında bir münasebetin bulunmasına mütevakkıftır.
Halbuki إنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ cümlesiyle يا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا
cümlesi arasında münasebet görünmüyor. Bu cümlelerin aralarındaki münasebet, ancak iki suâl ve cevabın takdîriyle tezahür eder. Şöyle ki:
Evvelki âyette ibâdete emredildiğinde "İbâdet nasıldır?" diye edilen suâle cevâben "Kur'ân'ın ta'lim
ettiği gibi" denildi. "Kur'ân Allah'ın kelâmı mıdır?" diye edilen ikinci suâle cevâben وإن كنت
في ريب ila ahirihi - denildi. İşte her iki cümle arasında bu suretiyle münasebet tezahür eder. Ve harf-i atfın da muktezâsı yerine gelir.
Suâl
: )اِنْ( şekk ve tereddüdü ifade eder. )1(
ise, cezm ve kat'iyete delâlet eder. Onların şekk ve şübheleri, Kur'ân hakkında kat'îdir. Binâenaleyh makamın iktizâsı hilafına ) إن( kelimesinin (5) kelimesine tercîhen zikrinde ne gibi bir işaret vardır?
2023 DEDIO.
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
1166-Abdülkadir-i Geylânî Hz.nin vefatı.
1487 - Şah İsmail İran'ı Sünnîlîkten Şiîliğe geçirdi.
1588 - Mimar Sinan vefat etti.
1964-Nur Talebeleri
Zülfikar isimli bir gazete çıkarmaya başladılar.
TEMMUZ
17
PERŞEMBE
22 1447
RUMI: 4 TEMMUZ 1441 HIZIR: 73
BİR AYET
Beni anın ki Ben de sizi
anayım.
(Bakara: 152)
BİR HADİS
Hiçbiriniz kendisi için arzu ettiğini kardeşi için de arzu etmedikçe iman etmiş olmaz. Müslim
MUHARREM
Dua eden adam anlar ki: Birisi var; onun hatırat-ı kalbini işitir, her şeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına meded eder. Sözler
Gala kindi Aksam Yatsı
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil-1915-Çanakkale'de I.
Kirte zaferi.
- 1960 - Türkiye'de ilk anarşik hadiseler.
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
NİSAN
28
SALI
11 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 15 NİSAN 1442 KASIM: 172
BİR AYET
Allah onların gizle-diklerini de bilir, açığa
vurduklarını da...
Bakara Suresi: 77
BİR HADİS
Kendin için istediğini başkaları için de iste ki, gerçek Müslüman olasın.
Ey kardeşlerim! Mühim ve büyük bir umûr-u hayriyenin çok muzır mânileri olur. Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır. Bu mânilere ve bu şeytanlara karşı ihlás kuvvetine dayanmak
Imsak
gerektir. Lem'alar
Risale-i Ahmediye (as at, hem öyle Semi, Kerim bir Kadir'den, öyle Basir, Rahim bir
YanıtlaSilBak
TARİHTE BUGÜN
- Miladi 632 - Sevgili Peygamberimizin (asm) vefatı.
1949 - Emekli Sandığının kurulması.
1951 - Türkiye'de ilk kalp ameliyatı GATA'da yapıldı.
8
ÇARŞAMBA
WEDNESDAY
HAZİRAN
JUNE
BİR AYET Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın.
Al-i İmran Suresi: 139
BİR HADİS Ben zulme şahitlik yapmam.
Dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlatlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır.
Mektubat
PEYGAMBERİMİZİN SUAYR B. ADDA'YA YAZISI
YanıtlaSilSuayr b. Adda'nın Soyu:
Suayr b. Adda', Fürey'alara mensuptu (1).
Hicazlılardan sayılırdı (2).
Kendisinin Bekkâlara mensup olduğu da, rivayet edilir (3). Buna göre: Beni Bekka Rebía b. Amir, b. Rebia, b. Amir, b. Sa'saa-
lardandı (4).
Suayr b. Adda'ın Rahıh'a Bekci Tayin Edilmesi :
Abdullah b. Yahya b. Selman der ki «Suayr b. Adda'ın oğlu (5), ba-na geldi. Yanında bulunan (6) ve Resûlullah Aleyhisselâm tarafın dan yazılan (7) yazıyı bana gösterdi.
Yazı, şöyle idi:
(Allâhın Resûlü Muhammed'den Suayr b. Adda'ya! Ben, seni Rahih'a Bekci ve koruyucu yaptım (8).
Oradan, koruyup geçireceğin yolcuların verecekleri bahşişleri de, sana bıraktım.) (9)
İbn-i Esir'e göre: Suayr b. Adda'nın, Bekci ve koruyucu olarak ta-yin edildiği yer, Rahih veya Züceyc (10), İbn-i Hacer'e göre ise Recih idi (11).
Züceyc, Hacıların, Basra ile Mekke arasında, Suvac yakınında ko-nakladıkları bir yerdir (12).
(1) İbn-i Esir-Üsdülgabe с, 2, s. 402, İbn-1 Hacer-İsabe c. 2, s. 53
(2) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, s. 402
(3) Ibn-i Hacer-İsabe c. 2, s. 53
(4) İbn-i Hazm-Cemhere s. 468, Kolkagandi-Nihayetülereb s. 44
(5) Ibn- Sa'd-Tabakat c. 1, s. 282. Ibn-1 Esir-Usdülgabe c. 2, s. 402. Ibn-i Hacer-Isa-be c. 2, s. 53
( 6) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, s. 402
( 7) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 283, Ibn-i Esir-Usdülgabe c. 2, 5, 402, İbn-i Hacer-Isa-be c. 2, s. 53
(9) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 282
(8) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, a, 282, İbn-i Hacer-İsabe c. 2, s. 53
(10) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, E. 402
(11) İbn-i Hacer-İsabe c. 2, s. 53
(12) Yakut-Macemülbüldan e, 3, s. 133
PEYGAMBERİMİZİN SUAYR B ADDAYA YAZISI
YanıtlaSilKaetani'nin Yanlışları:
157
Kaetani, 45. fıkrasında, Peygamberimizin yazısının tercemesinde rum (13) diyorsa da, yanlıştır. Ben, seni Rahihden geçen yolculara refakat etmek hakkını veriyo
Bunun Ben, seni Rahih'a Bekci ve koruyucu yaptım. dive terce-me edilmesi gerekirdi.
Kaetani, 1 numaralı notunda «Suayr ismi şayan-ı dikkattir.
Çünki, Anezelerin sanemlerinden birinin isminin aynıdır. Bu Suayr b. Adda'nın hangi kabileye mensup olduğunu menbai-
mian mesküt bırakması çok yazıktır.» (14) diyorsa da, yanılıyordur.
Çünki, Suayr'ın, bir putun da ismi olması, bizce hiç önemli değildir. Her yerde ve her zamanda şahısların taşıdıkları isimlerle mutlaka bir ilişkileri bulunduğu söylenemez.
Arslan demek olan ve fakat, Arslanla, Arslanlıkla hiç bir münase-betleri bulunmayan nice Esed'ler, Håris'ler vardır ki höd! desen, ödlerl kopar!
Güzel yüzlü demek olan nice Hasenler, Melihler, Hasnålar, Meliha-lar, Cemiller, Cemileler vardır ki çirkinliklerinden yüzlerine bakılmaz. Nice Halimler, Halimeler vardır ki, kızdıkları zaman, arslan kesi-
ilrler.
Osman ismini taşıyanların da, herhalde yılan veya kuş yavruları ile bir ilişkileri bulunduğu söylenemez.
Suayr b. Adda'nın hangi kabileye mensup bulunduğunun Kaynak-
larda mesküt geçilmesine eseflenilmesine gelince, bu da, yersizdir. Çünki, Suayr'ın Fürey'î (15) veya Bekkâi olduğu (16), Hicazlılar-
dan sayıldığı da, açıklanmıştır (17). Beni Bekka'ların ise, Rebia b. Amir, b. Rebia, b. Amir, b. Sa'saalar olduğu mâlumdur (18).
Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 82
(14) Kaetani-İslâm Tarihi c, 7, s. 82 (
15) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, s. 402, Ibn-i Hacer-sabe c. 2, s. 53
İbn-i Hacer-İsabe c. 2, в. 53
Ibn-i Esir-Usdülgabe c. 2, s. 402 (18)
İbn-i Hazm-Cemhere 5. 468. Kalkasandi-Nihayetülereb s. 44
BENİ GAFIK TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilBeni Gafıkların Soyu:
Beni Gafıklar, Kahtan'ın soyundan gelen Åkk oymağından olup
Ata soyları şöyledir:
Beni Gafık b. Şahid, b. Alkama, b. Akk (1), b. Adnan, b. Abdullah,
b. Ezd.
Abdullah b. Ezd'in:
1. Adnan,
2. Karn,
3. Hâris,
4. Abdullah
adlarında dört oğlu olup Adnan ile Karn'den iki kabile türemiştir (2). Beni Galık Temsilcilerinin Medine'ye Gelişi ve Müslüman Oluşu:
Beni Gafıklardan, Cüleyha b. Şeccar, b. Suhar'ül'Gafıki, kavmın-dan bazı adamlarla birlikte Peygamberimize gelip «Yâ Resûlallah! Biz, kavmımızın olgunluk çağında bulunanlarıyız. Müslüman olmuş, zekât
ve sadakalarımızı da, yanımızda tutmuş bulunuyoruz. dediler.
Peygamberimiz «Müslümanlar için tanınan haklar, sizin için de. tanınacak, onların mükellef bulundukları şeylerle siz de, mükellef bu-lunacaksınız!» buyurdu.
bi olduk! dedi (3). Avz b. Süreyr'ül'Gafıki «Biz, Allâha imân ettik ve Resûlullâha tâ-
(1) İbn-i Hazm-Cemhere s. 328, Kalkagandi-Nihayetülereb s. 386 (2) İbn-i Hazm-Comhere s. 375
(3) İbn-i Sa'd-Tabakat e. 1, s. 352
2692- Hayırsızlık meskende, kadında ve atta olur.
YanıtlaSil-٢٦٩٣ - اَلظَّلْمُ ثَلاثَةٌ فَظَلَمٌ لا يَتْرُكُهُ اللهُ وَظَلَمٌ يَغْفِرُ وَظُلْمٌ لا يَغْفِرُ فَامَّا الظُّلْمُ الَّذِي لَا يَغْفِرُ فَالشَّرْكُ لَا يَغْفِرُهُ اللَّهُ وَأَمَّا الظُّلْمُ الَّذِي يَغْفِرُهُ اللَّهُ فَقُلْمُ الْعَبْدِ فِيمَا بَيْنَهُ وَبَيْنَ رَبِّهِ وَأَمَّا الظَّلْمُ الَّذى لا يَتْرُكُ يَقُصُّ اللهُ بَعْضَهُمْ مِنْ
بَعْضٍ (ط عن انس)
2693- Zulüm üçtür: Allah'ın bırakmadığı zulüm, affettiği zulüm, affetmediği zulüm. Affetmediği zulme gelince, o şirktir. O-nu Allah asla affetmez. Allah'ın bağışladığı zulüm ise kulun ken-disi ile Allah arasında irtikap ettiği zulümdür. Allah'ın terk etme-diği zulüm ise, kulların birbirlerine karşı işledikleri zulümdür ki, onlar aralarında hesaplaşmadıkça Allah yakalarını bırakmaz.
٢٦٩٤ - الْعَافِيَةُ عَشَرَةُ أَجْزَاء تِسْعَةٌ مِنْهَا فِي الصَّمْتِ وَالْعَاشِرَةُ الْإِعْتِزَالُ عَن
النَّاسِ (الديلمي عن ابن عباس)
2694- Afiyet on parçadır, dokuzu sukūnette (fazla konuş-mamakta) biri de uzlette (insanlardan ayrı kalmakta) dir.
15
٢٦٩٥ - الْعَافِيَةُ عَشَرَةُ أَجْزَاء تِسْعَةٌ فِي طَلَبِ الْمَعِيشَةِ وَجُزْءٌ فِي سَائِرِ
الأَشْيَاءِ الديلمي عن انس)
2695- Afiyet on parçadır, dokuzu geçim için çalışmakta,
birisi diğer şeylerdedir.
٢٦٩٦ - الْعَالِمُ وَالْمُتَعَلِّمُ شَرِيكَانِ فِي الْخَيْرِ وَسَائِرُ النَّاسِ لَا خَيْرَ فِيهِمْ (طب
عن أبي الدرداء)
2696- Âlim ve talebe hayırda müşterektirler, diğer insan-lara gelince onlarda hayır yoktur.
٢٦٩٧ - الْعَالِمُ أَمِينُ اللهِ فِي الْأَرْضِ (ابن عبد البر في العلم الديلمي عن معاذ)
2697- Alim, Allah'ın yeryüzündeki eminidir.
659
-٢٦٨٧ - الطبيبُ اللهُ وَلَعَلَّكَ تَرْفُقُ بِأَشْيَاءِ يَخْرُقُ بِمَا غَيْرَكَ الشيرازى فى
YanıtlaSilالالقاب عن مجاهد مرسلا)
2687- Gercek tabip Allah'tır. Her ne kadar sen baskalo. rının bulduğu bazı ilaçlarla tedavi etsen de.
-٢٦٨٨ - اَلطَّاهِرُ النَّائِمُ كالصائم القائم الديلمى عن عمرو بن حريث
2688- Tertemiz abdestli olarak uyuyan kişi gündüzü o ruçla, geceyi ibadetle geçiren insan gibidir.
٢٦٨٩ - الطَّهَارَاتُ اَرْبَعٌ قَصُّ الشَّارِبِ وَحَلْقُ الْعَانَةِ وَتَقْلِيمُ الْأَطْفَارِ
وَالسَّوَاكُ (ع) طب عن أبي الدرداء)
2689- Temizlik dörttür: Bıyıkları kırpmak, etek tıraşı ol-mak, tırnak kesmek, misvak kullanmak.
٢٦٩٠ - الطُّهُورُ شَطْرُ الإِيمَانِ وَالْحَمْدُ للهِ تَمْلأُ الْمِيزَانَ وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ اللهِ تَمَلآنِ مَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ وَالصَّلَوةُ نُورٌ وَالصَّدَقَةُ بُرْهَانٌ وَالصَّبْرُ ضِيَاءٌ وَالْقُرْآنُ حُجَّةٌ لَكَ اَوْ عَلَيْكَ كُلُّ النَّاسِ يَغْدُو فَبَايَعَ نَفْسَهُ فَمُعْتِقَهَا أَوْ
موبقها (حم م ت عن ابي ملاك الاشعرى)
2690- Temizlik imanın yarısıdır. "Elhamdü lillâh" mizanı doldurur. "Sübhânellâhi vel hamdü lillâh" yer ile göğün arasını doldurur. Namaz nurdur, zekat bürhandır, sabır ziyadır. Kur'an ya lehine veyahut aleyhine bir hüccettir. Sabahleyin evinden çıkan herkes nefsinin satıcısıdır, onu ya azat eder, ya da helak eder.
٢٦٩١ - الطيرَةُ شِرْكَ الطَّيرَةُ شِرْكَ الطَّيرَةُ شِرْكٌ (ط حم هـ د ك هب عن ابن (مسعود)
2691- Uğursuz saymak şirktir. Uğursuz saymak şirktir. U-ğursuz saymak şirktir.
٢٦٩٢ - الطَّيرَةُ فِي الْمَسْكَنِ وَالْمَرْئَةِ وَالْفَرَسِ* (ابن جرير عن ابن عمر)
658
mıştır. Yanlarında oturmak bereket, yüzlerine bakmak ise aydın-
YanıtlaSilliktır. ٢٨٧٤ - اَلْمُتَّقُونَ سَادَةٌ وَالْفُقَهَاءُ قَادَةٌ وَالْجُلُوسُ إِلَيْهِمْ زِيَادَة وَعَالَم ينفع
بِعِلْمِهِ أَفْضَلُ مِنْ أَلْفِ عَابِدٍ" (الخليل عن على)
2874- Takvaya erenler ulu kişilerdir. Fakihler öncüdürler. Yanlarında oturmak kişinin (feyz ve bereketini) artırır. İlmi ile fay-dalanan âlim, bin abidden efdaldir.
۲۸۷۵ - اَلْمُتَوَفَّى عَنْهَا زَوْجُهَا لاَ تَلْبَسُ الْمُعَصْفَرَ مِنَ الثَّيَابِ وَلاَ الْمُمثّقة
وَلَا الْحَلِيَّ وَلَا تَخْتَضِبُ وَلَا تَكْتَحِلُ (حم د ق ن عن ام سلمة)
2875- Kocası ölen kadın, renkli elbiseler giymez, süslü ve ipekli elbiseler de giymez, eline kına yakmaz, sürme sürmez.
٢٨٧٦ - اَلْمُتَمُ الصَّلوةَ فى السفر كالمُقَصِّر فى الحضر * قط فى الافراد وابن
النجار عن ابي هريرة)
2876- Seferde namazı tam kılan, hazerde namazı (sefer-de olduğu gibi) kısaltan gibidir.
۲۸۷۷ - الْمَجَالِسُ بِالأَمَانَةِ إِلا ثَلَاثَةُ مَجَالِسٍ مَجْلِسٌ سُفِكَ فِيهِ دَمٌ حَرَامٌ وَمَجْلِسٌ يَسْتَحِلُّ فِيهِ فَرْجٌ حَرَامٌ وَمَجْلِسٌ يَسْتَحِلُّ فِيهِ مَالٌ مِنْ غَيْرِ حَلِهِ الخرائطي عن جابر)
2877- Meclislerdeki sözler birer emanettir. (İfşa edilmez)
ancak üç meclis hariç. Haram olan kan akıtma (adam öldürme) meclisi, zina meclisi, başkasına ait olan malı almak için konuşu-lan meclis.
۲۸۷۸ - الْمَجَالِسُ أَمَانَةٌ فَلَا يَحِلُّ لِمُؤْمِنٍ أَنْ يَرْفَعَ عَلَى مُؤْمِنٍ قَبِيحًا" (ا)
لال عن اسامة ابن زيد)
2878- Meclisler emanettir. Bir mü'minin diğer bir mü'-mine karşı çirkin bir harakette bulunması helal olmaz.
697
ya peştemalsız girmesi helal olmaz. Mü'mine kadınlar ise oraya asla giremezler.
YanıtlaSil۳۰۸۰- بَيْت لا صبيان فيه لا بركة فيه وبَيْتٌ لاَ خَلٌّ فيه يُعَالُ لأَهْلِه
(ابو الشيخ فى الثواب عن ابن عباس)
3080- İçinde çocuk olmayan evde bereket yoktur. Sirke bulunmayan eve fakirlik gelir.
-۳۰۸۱- بَيْتُ الْمُقَدَّسِ اَرْضُ الْمَحْشَر وَالْمَنْشَ ائْتُوهُ فَصَلُّوا فِيهِ فَإِنَّ صَلوةَ فِيهِ كَالْفِ صَلَوةٍ فِي غَيْرِهِ فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَتُهْدِي لَهُ زَيْتًا يُسْرَجُ فِيهِ فَهُوَ كَمَنْ آتَاهُ فَصَلَّى فِيهِ (حم هـ طب ع عن ميمونة مولاه النبي عم)
3081- Beyt-i Makdis mahşer yeridir. Oraya gelin ve için. de namaz kılın. Çünkü orada kılınan bir namaz, diğer mescitler. de kılınan bin namaz gibidir. Buna gücün yetmezse oraya yakıla cak zeytinyağı hediye et. Böyle yapan kişi, oraya gelip namaz kılan insan gibi sevap alır.
۳۰۸۲ - بَيْنَ الْمَلْحَمَةِ وَفَتْحِ الْمَدِينَةِ سِتُّ سِنِينَ وَيَخْرُجُ الْمَسِيحُ الدَّجَّالُ فِي السابعة (حم) د هـ ع ونعيم فى الفتن قط ض ق عن عبد الله بن بسر)
3082- Melhame (büyük harp) ile Medine'nin fethi ara-sında altı sene olacaktır, yedinci senede ise Mesih Deccal zuhur edecektir.
۳۰۸۳ - بَيْنَ الْعَبْدِ وَالْجَنَّةِ سَبْعُ عِقَابِ أَهْوَنُهَا الْمَوْتُ وَأَصْعَبُهَا الْوُقُوفُ بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ تَعَالَى إِذَا تَعَلَّقَ الْمَظْلُومُونَ بِالظَّالِمِينَ (ابو سعيد في معجمه وابن النجار
عن أبي هدبة عن انس)
3083- Kul ile cennet arasında yedi tehlikeli geçit vardır. En kolay olanı ölümdür. En güç olanı da mazlumlar zalimlerin yakasına yapıştıkları an Allah'ın huzurunda durmak.
٣٠٨٤ - بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ مَسْخٌ وَخَسَفٌ وَقَذَفٌ (هـ عن ابن مسعود)
738
cennetine koyacağına, yahut bir çok ecir ve ganimetle çıktığı eve dik etmekten başka bir niyetle evinden çıkmayan kimseye, onu salim döndüreceğine tekeffül etmiştir
YanıtlaSil-۳۲۳۰ تكلف لك الحوك وصنع ثم تقول إلى صالم كل وصم يان
مكانه (قط عن أبي سعيد قط عن جابر)
3230- Kardeşin sana mükellef bir yemek hazırlamış, sen ana: "Ben oruçluyuml" diyorsun, ye, Yerine sonra bir gün oruç ut. (nafile oruçlunun orucunu bozabileceğine bir delildir.)
-۳۲۳۱- تكمل يَوْمَ القِيمَة سَبْعُونَ أمَّهُ نَحْنُ آخِرُهَا وَخَيْرُها (هـ) عن كترين
حكيم عن ابيه)
3231- Kıyamet günü yetmiş millet tamamlanır. Sonuncu su ve hayırlısı biz oluruz.
٣٢٣٢ - تَكُونُ فِي أُمَّتِي رَجْفَةٌ يَهْلِكُ فِيهَا عَشْرُ الْآفِ عِشْرُونَ أَلْفًا ثَلاثُونَ أَلْفًا يَجْعَلُهَا اللَّهُ مَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ وَعَذَابًا عَلَى الْكَافِرِينَ" (كرعي
عروة بن رويم عن الانصاري)
3232- Ümmetim büyük bir depremle karşı karşıya kala-caktır. On bin, yirmi bin, otuz bin kişi ölecektir. Bu, mü'minler çin bir öğüt ve rahmet vesilesi olurken, kafirler için de serapa bir azap olacaktır.
۳۲۳۳ - تَكُونُ النُّبُوَّةُ فِيكُمْ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعَهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ مَلِكًا عَضُوضًا فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ مُلْكُ جَبْرِيَّةٍ ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَا
النبوَّة" (ط حم ن والروياني ض عن حذيفة)
3233- Peygamberlik içinizde, Allah'ın dilediği zamana
-773
sonra nübüvvetin yolunda olan hilafet Allah'ın dilediği müddete kadar devam edecek, sonra kaldırmak isteyince onu kaldıracak; kadar sürecek, sonra onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra kalacak, sonra Allah onu kaldırmak isteyince kaldıracak, sonra isiran saltanat devri gelecek, o da Allah'ın dilediği zamana kadar onu zorba bir hükümdarlık takip edecek, sonra da nübüvvet yolu Üzerinde olan bir hilafet devri gelecek.
YanıtlaSil٣٢٣٤ - تَكُونُ الأَصْحَابِي زَلَّةٌ يَغْفِرُهَا اللهُ لَهُمْ لِسَابِقَتِهِمْ مَعِي (كر عن محمد بن الحنفية عن ابيه)
3234- Ashabımın zellesi (ayak kayması) olur. Lakin Allah onları benimle beraber güzel geçmişleri bulunduğu için bağışlar.
٣٢٣٥ - تَكُونُ بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ أَيَّامٌ يُرْفَعُ فِيهَا الْعِلْمُ وَيُنْزَلُ فِيهَا الْجَهْلُ وَيُكْثَرُ فِيهَا الْهَرَجُ وَالْهَرَجُ الْقَتْلُ (هـ عن ابن مسعود)
3235- Kıyamet öncesi öyle günler olacak ki, o günlerde ilim kalkacak, cehalet yaygın hal alacak, cinayetler çoğalacak.
٣٢٣٦ - تَكُونُ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ بَنِي الْأَصْفَرِ هُدْنَةٌ فَيَغْدِرُونَ بِكُمْ فَيَسِيرُونَ إِلَيْكُمْ فِي ثَمَانِينَ غَايَةً تَحْتَ كُلِّ غَايَةٍ اِثْنَى عَشَرَ أَلْفًا" (هـ عن عوف بن مالك)
3236- Beni asfar ile aranızda sulh olacak, sonra size hi-
yanette bulunup her birinin altında on iki bin kişi bulunan seksen sancakla size doğru saldıracaklar.
۳۲۳۷- تَكُونُ اَرْبَعُ فِتَنِ الأُولَى يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالثَّانِيَةُ يُسْتَحَلُّ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ وَالثَّالِثُ يُسْتَحَلُ فِيهَا الدَّمُ وَالْمَالُ الْفَرْجُ وَالرَّابِعَةُ الدَّجَّالُ (نعيم
عن عمران بن حصين
3237- Dört fitne başgösterecek: Birincisinde adam öl-dürmek helal sayılacak. İkincisinde hem o, hem de mal, üçüncü-sünde kan, mal, zina helal sayılacak, dördüncüsü ise Deccal'dir.
۳۲۳۸ - تَكُونُ اَمَامَ الدَّجَّالِ سِنُونٌ خَوَادِعُ يُكْثَرُ فِيهَا الْمَطَرُ وَيُقَلُّ فِيهَا
774
اشارات الاعمار
YanıtlaSilسوره نقره (٢٧-٢٤)
[ الجواب ] او نارك شك و ريباريني ازاله ايده جنك سبارك ظهور اتماله، اولى شبه الرك وجود نه قطعبداله
حکم ایدیاله م به جگنه اشار تدر.
[ افطار ] (اِن) كلم سنك افاده ابتديكى شك و تردد، اسلوبك اقتضاسنه کوره در حاشا منار
عائد دگلدر
(وَإِنْ كُكنتم في ريب ( الله ) ان ارته حمله لری هر انكسی ده بر معنایی افاده ابتدکاری کی ایکنی جمله نان برنجی جمله دن داها قيصه اولمه سيله اسلوبه داها او يفون اولديفي حالده .. برنجی جماله نان ايكنجي جمله به ترجيحاً ذكرى، أو نكون ريبلرينك منشی، خسته مزاج لريله فندا دوشونجه لری اولديقة
اشار تدر.
[ سؤال ؟ ] اونارك ريباره ظرف و محل اولد قاری حالده، او نارك مظروف، ريبك او نكره ظرف اولارقہ کو ستر یامی نه یه بناء در؟
الجواب ] او نارك قلب ارزنده كى ربك ظلمتي قلب ارندن انتشار ايدوب، بتون بد ناريني استيلا ايمن
اولد يفندن، كند يارينك ريب ايجنده بولوند قارى عمان المقده اولديفنه اشار تدر.
نکره اولارمه ( ريب) قلمه سنك ذكرى، تعميم الجوندر یعنی نه قدر شبه لریکز وارسی، جواب بر در هر بر ریبگره مخصوص برر جواب ويرمك لازم دی در همانگی چاره به باسن و ور کن، الا جف از جواب
قرآنك اعجاز يدر.
اوت، بر چشمه در صوایحه و او صويك واتليلغنی آنگلا یان بر آدم، او چشمه در تشعب ابیدن بتون چشمه الری تجربه ایمگه حقى يوقدر. زیرا منبع برد. كذلك، بر سوره نك معارضه سند نه عاجز قالان بر آدمك ، بتونه قرآنی تجربه ایمگه حقى يوقدر.
چونکه مرتب بر در.
(هما) ده کی (من) بیانی افاده ایتدیکندن ( في شئ ) كلمه منك تقدير بني ايستر. تقدير كلام
( وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ فِي شَيْءٍ مِمَّا نَزَّلْنَا ، اوله كركور .
( نزلنا) تعبیر ند نه آهلا يا اير كه او نارك شبه الرينك منشی نزول صفتی اولوب، قطعی جواباری ده اثبات نزولدر تدریجاً، یعنی آیت آیت، سوره سوره، حادثه اره کوره نزولی افتاده اید نه تفصیل با بند نه
بان Bab: Mezid füllerin her bir grubu
YanıtlaSilبيان
Beyan: Açıklama
آشیان
Esbab: Sebebler
اعجاز
İcaz: Mucize olma, herkesi áciz bırakma
اقتضا
İktiza: Gerekme
انتشار
Intisar: Yayılma
إزاله
İzale: Giderime
كانن
Katib: Yazıcı
كذلك
Kezalik: Bunun gibi
محل
Mahal: Yer
مخصوص
Mahsus: Hususi
مظروف
Mazrif: Zarf içinde olan, içerik
منبع
Menba: Kaynak
منقاً
Mense: Kaynak
مزاج
Mizac: Huy, yaradılış
معارضة
Muaraza: Karşı çıkma
مُتَكَلِّمْ
Mütekellim: Konuşan
نكرة
Nekre: Belirsiz
ترول
Nüzûl: İnme
ريب
Rayb: Şübhe
تعبية
Tamim: Umumileştirme
تقدير كلام
Takdir-i kelâm: Zikredilme-diği halde sözün gelişinden anlaşılan ma'na
تدريجاً
Tedricen: Derece derece
تَشَعْبُ
Tesa ub: Şubelenme
ظهور
Zuhur: Meydana çıkma
طلعت
Zulmet: Karanlık
184
YanıtlaSilkm 21-24
Elcevab: Onların şekk ve rayblerini izale edecek esbabun zuhûr etmesiyle, o gibi şübhelerin vücûduna kat'iyetle hüküm edilemeyeceğine işarettir,
ihtar: (5) kelimesinin ifade ettiği sekk ve tereddüd, üslübun iktizasına göredir. Haşa, Mütekellime äit değildir.
وإن كنت في ريب ile إن الكتلة cümleleri, her ikisi de bir ma'na ifade ettikleri gibi, ikinci cümlenin birinci cümleden daha kısa olmasıyla üslüba daha uygun olduğu halde: birinci cümlenin ikinci cümleye tercihen zikri, onların rayblerinin mensei, hasta mizáçlarıyla fena düsünceleri olduğuna işarettir.
Sual: Onların rayblere zarf ve mahal oldukları halde, onların mazrûf, raybin onlara zarf olarak gösterilmesi neye binâendir?
Elcevab: Onların kalblerindeki raybin zulmeti kalblerinden intişâr edip, bütün bedenlerini istilå etmiş olduğundan, kendilerinin rayb içinde bulundukları sanılmakta olduğuna işarettir.
Nekre olarak )ريب ( kelimesinin zikri, ta'mim içindir.
Yani "Ne kadar şübheleriniz varsa, cevab birdir. Her bir raybinize mahsûs birer cevab vermek lazım değildir. Hangi çareye başvursanız, alacağınız cevab Kur'ân'ın i'câzıdır."
Evet, bir çeşmeden su içen ve o suyun tatlılığını anlayan bir adam, o çeşmeden teşa'ub eden bütün çeşmeleri tecrübe etmeye hakkı yoktur. Zirâ menba birdir. Kezâlik, bir sürenin muârazasından aciz kalan bir adamın, bütün Kur'ân'ı tecrübe
etmeye hakkı yoktur.
Çünki kâtib birdir.
'daki )ين ( beyanı ifade ettiğinden
ينا في قن kelimesinin takdirini ister. Takdir-i kelâm
olsa gerektir وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ فِي شَيْءٍ مِمَّا نَزَلْنَا
تول ta'birinden anlaşılır ki, onların şübhelerinin menşei nüzûl sıfatı olup, kat'î cevabları da isbât-ı nüzüldür. Tedríîcen, yani âyet âyet, sûre sûre, hâdiselere göre nüzûlü ifade eden tefil bâbından
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSilBİR AYET
622 - Peygamberimizin (asm) Medine'ye hicreti.
1683 - Viyana'ya taarruz eden Osmanlı Ordusu, Avusturya Ordusunu mağlup etti.
1885 - Pastör'ün Kuduz aşısını bulması.
TEMMUZ
16
ÇARŞAMBA
21
1447
MUHARREM
RUMI: 3 TEMMUZ 1441
HIZIR: 72
İman edip salih ameller işleyenlere gelince, onlar Cennetliklerdir, onlar orada ebedî olarak kalacaklardır.
(Bakara: 82)
BİR HADİS
Her doğan çocuk İslam fıtratı üzere doğar. Sonra ana-babası onu ya Yahudileştirir, ya Mecusileştirir yahut Hristiyanlaştırır. Müslim
Demek iman, bir manevî tuba-i cennet çekirdeğini taşıyor. Küfür ise manevî bir zakkum-u cehennem tohumunu saklıyor. Sözler
İmsak Güneş
Öğle
İkindi
Akşam Yatsı
Imsak Günes üle
FARERTE PUSUR
YanıtlaSil1099 Hachilaon Kudus
Izgali
1516-Cezayir în Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethi.
-1904-Modern kısa
öykünün en önemli ustalarından Rus yazar Anton Çehov öldü.
2016-15 Temmuz askeri darbe girişimi.
TEMMUZ
15
SALI
20
1447
RUMI: 2 TEMMUZ 1441
HIZIR: 71
BIR AVEL
Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. Insanların bu hususta
seçme hakkı ve yetkisi yoktur. Allah onların ortak koştuğu şeylerden çok uzak ve pek yücedir.
(Kasas: 68)
BİR HADİS
MUHARREM
İlim tahsil etmek için yolculuğa çıkan kimse, evine dönünceye kadar Allah yolundadır. Tirmizí
Ey maraz- vesvese ile müptela! Bilir misin vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Sen ona ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet vermezsen söner. Nurun İlk Kapısı
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1919-İtalyanların
Antalya'yı işgali.
1945-Nazi lideri Adolf
Hitler'in tabancayla intiharı.
NİSAN
29
ÇARŞAMBA
BİR AYET
Ancak Allah, dilediğini doğru yola iletir.
Bakara Suresi: 272
BİR HADİS
Namazı şartlarına uygun bir şekilde kılmak konusunda Allah'tan korkun.
12 1447 ZİLKA'DE
RUMI: 16 NİSAN 1442
KASIM: 173
Kanaatsizlik, çalışmanın şevkini kırar, tenbelliğe atar, hayatından şekvā kapısını açar, mütemadiyen şekvâ ettirir. Hem ihlâsı kırar, riyâ kapısını açar. Hem izzetini kırar, dilencilik yolunu
gösterir. Lem'alar
İmsak Günes
Öäle
İkindi
Aksam
Yatsı
Imsak
Günes
Öğle
İkindi
Aksam
Yatsu
Risaleti Abosediyu Can
YanıtlaSildurup, Arş-1 A'zam ma müteveccihen el kaldırıp dua eden şu şeref-i nev-i insan ve ferid-i kevn ü zama Acaba bütün efazılı beni Adem'i arkasına alıp, arz üstünde ve bihakkın Fahri Käina man
TARİHTE BUGÜN
632-Hz. Ebu Bekir (ra) ilk halife seçildi.
- 1617-Sultanahmet Camii'nin ibadete açılması.
1944 - Bediüzzaman'ın yeğeni, Abdülmecid Nursî'nin (Ünlükul) oğlu Fuad Ünlükul vefat etti.
1950 - Adnan Menderes DP genel başkanlığına seçildi.
9
PERŞEMBE THURSDAY
HAZİRAN
JUNE
Sırr-ı imtihan ve hikmet-i teklif iktiza eder ki, akla kapı açılsın ve aklın ihtiyarı elinden alınmasın. Eğer gayet bedihî bir surette olsa, o vakit aklın ihtiyarı kalmaz.
Mektûbât
BIR AYET
Şüphesiz Allah butun işlerinde mutlak galiptir ve hikmet sahibidir.
Bakara Suresi: 220
BİR HADİS
Bir koyun kesmekle de olsa düğün yemeğini ver.
BENİ BARIK TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE'YE GELİŞİ VE
YanıtlaSilMÜSLÜMAN OLUŞU
Beni Bârıkların Soyları:
Beni Batıklar, Kahtan'ın soyundan gelen Ezd kabilesindendir-
ler (1). Beni Bârıkların Ata soyları şöyle sıralanır:
Beni Bårık Sa'd b. Adiyy, b. Hârise, b. Sålebe, b. Amr Müzeykı-
yà (2).
Beni Bårık Temsilcilerinin Müslüman Oluşu:
Beni Bårık Temsilcileri, Peygamberimize geldiler.
Peygamberimiz, İslâmiyete davet edince, hemen Müslüman oldu-lar, bey'at ettiler.
Peygamberimizin Beni Bârıklar İçin Yazısı:
Peygamberimiz, Beni Bârıklar için bir yazı yazdı.
Yazısında şöyle buyurdu:
Bu, Allâhın Resûlü Muhammed tarafından Bârıklar için yazılan yazıdır.
Bârıkların meyvaları kesilmeyecek, kendileri istemedikçe, yağmur düşen baharlık ve yazlık yurdlarında hayvan da, otlatılmayacaktır. Onlar, harp veya kıtlık sıralarında Müslümanlardan kendilerine uğrayacak kimseleri üç gün konuklamakla mükelleftirler.
Onların meyvaları yetiştiği zaman, yolcular, dalından koparma-mak, kesmemek ve toplayıp götürmemek şartile, yere dökülenlerden karınlarını doyurabilirler.
@beyy b. Ka'b yazdı.» (3)
Ebû Ubeyde b. Cerrah ve Huzeyfe b. Yeman şahid oldu ve bunu,
(1) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 160
(2) Ibn-i Hazm-Cemhere a. 473
(3) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 352
100
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Kaetani'nin Yanlışları:
Onların meyvaları henüz kemale ermedikçe toplanmayacaktır.» (4) Kaetani, 57. fıkrasında, Peygamberimizin yazısının tercemesinde diyorsa da, yanlıştır.
gerekirdi. Bunu Bârıkların meyvaları kesilmeyecektir." diye terceme etmek
Yine yazı metnindeki «Harp veya kıtlık sıralarında» diye terceme edilmesi gereken (fi arkin ev cedbin) ibaresini «kıtlık veya kuraklık mevsiminde diye terceme etmek te, yanlıştır.
«Onların meyvaları yetiştiği zaman, yolcular, dalından koparma-mak, kesmemek ve toplayıp götürmemek şartile yere dökülenlerden ka-rınlarını doyurabilirler." diye terceme dilmesi gereken ibâreyi «Meyva-lar kemale erdiği zaman yolcular yiyecekleri kadar toplayacaklardır. yanlıştır. Fakat, ceplerine hiç bir şey koymayacaklardır.» diye terceme etmek te,
Kaetani, 2 numaralı notunda «Şayan-ı dikkattır ki vesika Bârık-ların İslâmiyetlerine dair hiç bir îmayı havi değildir.
Bunun için, İbn-i Sa'd'in vesika bidayetinde söylediği sözlere rağ-diyorsa da, yanlıştır. men Ezdlerin kısm-ı âzamı gibi müşrik kalmış olacaklardır.» (5)
İbn-i Sa'd gibi eski ve müteber bir kaynağın verdiği tarihî bir bil-giden şüphelenebilmek için elde onunkinin aksini ortaya koyan daha sağlam br tarihi bilgi ve belgenin bulunması gerekir.
Her hangi bir vesikada İslâmiyet esasları zikr edildiği zaman, bu-nun vesikaya sonradan eklenmiş olabileceğini iddia etmek, zikr edil-mediği zaman da, bunu, İslâmiyetin yayılışı aleyhinde kullanmağa kal-kışmak, samimiyetsizlikten, daha doğrusu garazkârlıktan başka bir şey ifade etmez.
Tarihi bilgi ve belgelere göre gerçek ve vaki olan şudur: İslâmiyeti kabul ederek İslâmiyet üzerine bey'at yapan Bârıklar, Peygamberimizden bir kaç istekte bulunmuşlar, Peygamberimiz de, on-bu hususta yazdırdığı yazıyı kendilerine vermiştir. ların isteklerini bazı vecîbeleri yerine getirmek kaydiyle kabul buyurup
(4) Kaetani-Islam Tarih (5) Kastani
EZEL
YanıtlaSilالأزل
Başlangıçsız zaman, zihnen başlangıcı düşünülemeyen süre, varlığın geçmişte sonsuzca devam etmesi anlamında felsefe ve kelâm terimi.
İlişkili Maddeler
EBED
Sonsuz zaman, zihnen son bulması düşünülemeyen süre, varlığın gelecekte sonsuzca devam etmesi anlamında felsefe ve kelâm terimi.
EZELİYET
Allah Teâlâ’nın başlangıcının olmadığını ifade eden bir terim.
Müellif: AHMET SAİM KILAVUZ
Sözlükte kıdem ile eş anlamlı olarak “başlangıcı olmama” anlamına gelir. Ezel kelimesinin “şiddet, darlık, hapislik” mânasındaki ezl köküyle bir anlam ilişkisi bulunmamaktadır. Bu sebeple bazı dil bilginleri ezelin, “yok olmadı, zeval bulmadı” mânasındaki lem yezel fiilinden ihtisar edilmiş olabileceğini (lemyezel ⟶ yezeliyyün ⟶ ezeliyyün ⟶ ezel) düşünmüşlerdir (bk. Lisânü’l-ʿArab, “ezl” md).
Ezel ve ezelî kelimeleri Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde geçmez. Ancak Hadîd sûresinin 3. âyetinde yer alan, “O evveldir ve âhirdir” ifadesindeki “evvel” kelimesi İslâm âlimleri tarafından Allah’ın ezelî olduğu mânasında anlaşılmıştır. Ayrıca halk, ibdâ‘, inşâ, tekvin gibi hususlara dair âyetlerle Allah’ın doğmuş olmadığını, bir benzerinin bulunmadığını, hiçbir şeye ihtiyacı olmayıp her şeyin ona muhtaç olduğunu, bütün kusurlardan münezzeh bulunduğunu ifade eden âyetler de dolaylı olarak Allah’ın varlığının ezelî ve kadîm olduğunu, O’ndan başka hiçbir varlığın bu vasıfla nitelendirilemeyeceğini göstermektedir. Aynı mahiyetteki anlatımlar hadislerde de görülür. Bundan başka Allah’ın doksan dokuz isminin sıralandığı hadiste ezeliyeti ifade eden evvel, mübdi‘, tâm gibi isimlerle birlikte ezelî ile aynı mânaya gelen kadîm ismi de zikredilmiştir (İbn Mâce, “Duʿâʾ”, 10). “Kendisiyle birlikte hiçbir şey yokken Allah vardı” anlamındaki hadis (Müsned, IV, 431, 432; Buhârî, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 1, “Tevḥîd”, 22; Tirmizî, “Menâḳıb”, 74), İslâm âlimlerince Allah’ın ezelî olduğu mânasında anlaşılmıştır. Kur’an ve Sünnet’te Allah’ın varlığının bir başlangıcı bulunmadığı yönündeki bu doğrudan veya dolaylı ifadeler sebebiyle bütün müslümanlar, Allah’ın varlığı ve birliği gibi itikadî esaslar yanında ezelî ve ebedîliği konusunda da görüş ve inanç birliğine varmışlardır.
Özellikle vahdet-i vücûdcu düşünürlere göre Allah’ın dışındaki bir kısım varlıklara da ezelî sıfatı nisbet edilebilir; meselâ a‘yân-ı sâbitenin Allah’ın ilminde ezelî olduğu söylenir. Ancak bu nisbî ve itibarî bir ezeliyet olup gerçek anlamda ezelîlik yalnız Allah’a mahsustur. Bu farkı vurgulamak üzere Allah’ın ezelîliği için “el-ezelü’l-mutlak” veya “ezelü’l-âzâl” terkipleri kullanılmıştır (Abdülkerîm el-Cîlî, I, 101-102, 104). Ayrıca İslâmî literatürde “kadîm” ve “ezelî” anlamında lem yezel, “bâkī” ve “ebedî” anlamında lâ yezâl tabirleri de geçmektedir.
YanıtlaSilİlk İslâm filozofu olarak bilinen ve aynı zamanda kelâmcılarla yakın ilişkisi bulunan Ya‘kūb b. İshak el-Kindî, ezelî terimini “yok olması imkânsız varlık” diye tarif eder. Ona göre ezelînin varlığı için bir başlangıç düşünülemez, çünkü sürekli olarak vardır. Varlığı başkasına bağlı değildir, bu sebeple onun illeti yoktur. Ezelî varlık istihâle geçirmez; çünkü istihâle bir değişmedir ve ezelî varlık değişmez, eksiklikten tamlığa doğru da olsa başkalaşmaz. Ezelînin eksik varlık olması mümkün değildir; zira o, kendisini daha yetkin kılacak bir duruma doğru değişime uğramaz. Şu halde ezelî varlık zorunlu olarak tamdır (Resâʾil, s. 113-114). Öte yandan maddî varlık cinsleri ve türleri olan varlıktır, ezelînin ise cinsi yoktur; buna göre maddî varlık ezelî olamaz. Kindî çeşitli aklî deliller göstererek hareket ve zamanın da ezelî olmadığını ispatlamakta ve sonuç olarak sadece “gerçek bir”in yani Allah’ın ezelîlikle nitelendirilebileceğini ortaya koymaktadır (a.g.e., s. 113-122, 153, 215). Fârâbî’ye göre de tam anlamıyla ezelî olan sadece “ilk varlık” yani Allah’tır. Zira ilk varlık diğer bütün varlıkların ilk sebebidir. O bütün eksiklik çeşitlerinden münezzehtir; en şerefli ve en kadîm varlıktır. O bilfiil vardır; bilkuvve var olduğu, yahut herhangi bir şekilde yok olmasının da mümkün bulunduğu düşünülemez. Bundan dolayı O ezelîdir ve ezelî olması için varlığının geriye doğru devam etmesini sağlayacak başka bir şeye ihtiyaç göstermeksizin varlığı süreklidir (Ârâʾü ehli’l-medîneti’l-fâżıla, s. 37-38).
Ancak gerek Fârâbî gerekse daha açık ve ayrıntılı olarak İbn Sînâ, Aristo’nun âlemin ezelîliği yönündeki görüşlerinin etkisiyle, Yeni Eflâtuncu sudûr teorisinden de faydalanarak zât ve zaman bakımından olmak üzere iki türlü ezelîlik kabul etmişlerdir. Buna göre Tanrı zât ve mertebe bakımından ezelîdir; şu anlamda ki O illeti bulunmayan varlık olup kendisi diğer bütün varlıkların illetidir ve bu mânada ezelî olarak bütün varlıklardan öncedir. Fakat Tanrı ezelî bir sebeptir ve bundan dolayı O’nun eserlerinin de ezelî olması gerekir; bu da âlemin bir eser (ma‘lûl) olarak zaman bakımından ezelî olduğu sonucunu doğurur (İbn Sînâ, eş-Şifâʾ, s. 266-268). Şu halde “yokluk ve zıtlık ancak ay feleğinin altındaki şeyler için söz konusudur” (Fârâbî, Ârâʾü ehli’l-medîneti’l-fâżıla, s. 37). Bu şekilde Allah’ın zât bakımından ezelî olduğu hususunda İslâm filozofları ile kelâmcılar arasında görüş birliği bulunmakla birlikte, kelâmcılar Allah’ın zât ve sıfatlarından başka ezelî varlık kabul etmenin imkânsız olduğunu söylerken Fârâbî ve İbn Sînâ gibi bazı İslâm düşünürleri Allah’ın zâtı yanında âlemin, yani feyz ve sudûr sürecinde yer alan akıllar, nefisler, felekler gibi kozmik varlıkların zât bakımından Tanrı’ya bağlı ve O’ndan sonra, zaman bakımından ise ezelî olduğunu savunmuşlardır. Bu yüzden de kelâmcılar tarafından şiddetle eleştirilmiş, hatta zaman zaman tekfir edilmişlerdir. Ancak bu onların nihaî görüşü değildir; nitekim Fârâbî, “Allah zaman olmaksızın bir anda feleği yaratmış ve onun hareketi sonucunda zaman meydana gelmiştir” (el-Mecmûʿ, s. 27) demektedir. Ebû Bekir er-Râzî ise Fârâbî ve İbn Sînâ’dan daha da ileri giderek Allah ile birlikte nefis, zaman, mekân (halâ) ve maddenin de (heyûlâ) ezelî olduğunu iddia etmiştir (bk. ÂLEM; HUDÛS; KIDEM).
İslâm akaidine göre Allah için bir başlangıç ve son düşünülemez. O hep vardı ve daima var olacaktır; yokluğu düşünülemeyen vâcibü’l-vücûddur. O’nun bulunmadığı bir zaman düşünülürse sonradan (hâdis) olduğu kabul edilmiş olur; hâdis olan ise Tanrı olamaz. Eğer O ezelî varlık kabul edilmezse ontolojik, kozmolojik ve teleolojik delillerden vazgeçilmesi gerekir. Çünkü her üç delil de Tanrı’nın ezelî olduğu öncülüne dayanmaktadır. Ontolojik delil, Tanrı’yı “yokluğu mantıken düşünülemeyen varlık” olarak kabul ederek yola çıkar; kozmolojik delilin “ilk sebep” terimindeki “ilk” kelimesi zaman açısından önce olan anlamında değildir. Çünkü Tanrı zaman üstüdür, zamanın dışındadır. Bu sebeple “ilk” kelimesi burada ontolojik mânada kullanılmıştır. Yine Tanrı ezelî olmasaydı teleolojik delil, âlemdeki nizam ve gayeyi kaostan çıkarmak gibi bir mecburiyetle karşı karşıya kalırdı ki bu imkânsızdır.
YanıtlaSilKelâmcılar, varlıkları ezelî olup olmamaları bakımından başlıca üç kısma ayırmışlardır. a) Hem ezelî hem ebedî olan varlık; bu iki sıfat sadece Allah’a mahsustur. b) Ne ezelî ne de ebedî olan varlık: Kâinat. c) Ezelî olmayıp ebedî olan varlık: Âhiret. Bunun aksi, yani ezelî olup da ebedî olmayan bir varlık düşünülemez; çünkü “kıdemi sâbit olanın ademi imkânsızdır” (et-Taʿrîfât, “ezelî” md.).
Ezelî kelimesinin nisbet ifade ettiğine bakarak Allah’ın zâtının “ezel” denilen bir şeyde hasıl olduğunu düşünmek uygun bulunmamıştır; zira bu durumda Allah’ın zâtının bir şeye muhtaç olduğu izlenimi doğmaktadır. Ezelî, “hiç evveli olmayan (lem yezel) varlık” demektir. Allah’ın zâtının “lem yezel” olması, geçmişte O’nun varlığı bulunmaksızın herhangi bir zamanın geçmemiş olduğu anlamına gelir. Bazı âlimler, Allah hakkında zaman fikrini hatıra getirir ve tenzih akîdesini zedeler düşüncesiyle, “Allah ezelde mevcuttu” denilmesini de uygun bulmamışlardır.
BİBLİYOGRAFYA
YanıtlaSilLisânü’l-ʿArab, “ezl” md.
Cürcânî, et-Taʿrîfât, “ezelî” md.
a.mlf., Şerḥu’l-Mevâḳıf, İstanbul 1311, III, 22-23.
İbrâhim Medkûr, el-Muʿcemü’l-felsefî, Kahire 1399/1979, “ezelî” md.
Müsned, IV, 431, 432.
Buhârî, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 1, “Tevḥîd”, 22, “Meġāzî”, 67, 74.
İbn Mâce, “Duʿâʾ”, 10.
Tirmizî, “Menâḳıb”, 74.
Kindî, Resâʾil, s. 113-122, 153, 169, 185, 194, 215.
Fârâbî, Âraʾü ehli’l-medîneti’l-fâżıla (nşr. A. Nasri Nâdir), Beyrut 1986, s. 37-38.
a.mlf., el-Mecmûʿ, Kahire 1325/1907, s. 27.
Eş‘arî, Maḳālât (Ritter), s. 517-518.
İbn Sînâ, eş-Şifâʾ (nşr. İbrâhim Medkûr), Tahran 1363, s. 264-268; el-İlâhiyyât (1), s. 264-268.
a.mlf., er-Risâle fi’l-ḥudûd (Resâʾil içinde), Kahire 1326, s. 102.
Beyhakī, el-Esmâʾ ve’ṣ-ṣıfât, s. 9-11.
Gazzâlî, el-Maḳṣadü’l-esnâ, s. 135-136.
a.mlf., Tehâfütü’l-felâsife (nşr. Mâcid Fahrî), Beyrut 1982, s. 48 vd.
Baklî, Meşrebü’l-ervâḥ, s. 218-219.
Fahreddin er-Râzî, Şerḥu esmâʾillâhi’l-ḥüsnâ, Kahire 1396/1976, s. 323 vd., 355-356.
Seyfeddin el-Âmidî, el-Mübîn (nşr. Hasan Mahmûd eş-Şâfiî), Kahire 1403/1983, s. 118-119.
a.mlf., Ġāyetü’l-merâm, s. 246-247.
Devvânî, Şerḥu’l-ʿAḳāʾid, İstanbul 1317, I, 76-78.
Abdülkerîm el-Cîlî, el-İnsânü’l-kâmil, Kahire 1402/1981, I, 100-104.
Beyâzîzâde, İşârâtü’l-merâm, s. 88, 90, 91, 111.
Tevhid, sadece 'Allah birdir' demekten ibaret değildir; bilakis O'nun zatında, sıfatlarında ve fiillerinde tekliğini, mutlak güç ve otoritenin ise yalnızca O'na ait olduğunu tasdik etmektir.
YanıtlaSildiyanet
Aylık Dergi |
Nisan 2026
7
Tevhid Inancının olmadığı bir yerde, sağlam bir ahiret inancı da kök salamaz. Çünkü ahiret, tevhidin bir gereği olarak adaletin mutlak tecellisidir. Müslüman bir birey için en temel hedef, her ne işle meşgul olursa olsun, bu tevhid ilkesine zarar vermemektir.
YanıtlaSilسورة نفره (٢٢-٢١)
YanıtlaSil(تركنا ) كلمه سنك، دفعة نزوله دلالت ايدن افعال با بندن (أنزلنا ) قلعه سنه ترجیحا و کرایا۔ او نارك دعو الرندة ان اكون قرآن دفعة نازل او المامشدر دين دليل كتير دورين الشارند
) عندنا) عبد لفظنك ( نى) وبا ( محمد ) لفظار منه جهت ترجیحی: عبد تفسیری، میں الصلاة والسلامك عظمتنه وعبادتك علو درجه من اشارت اول یعی کی (اعدو) تأكيد در ورسول الرحم عليه الصلاة والسلام حقنده وارد اولان و همارى دفع انمار کی آواز بتونه ان انار دن زیاده عبادت ایمن و قرآنی او قوم شد
(قَالُوا ) نواحي تعميرا موندر یعنی امرون مقصد، مخاطبدن برشى طلب اتمك دوار النجمه با نار و در مقاله معارضه و تجربه به دعوت این مکدر تاکه عجزاری میدانه چیفیه
(بسورة ) الخزره لو تعبرون اقلا شاركى، او نارك الزام ايديام لدى وعزارى حول هذه بالند اولمشدور. زيرا ( طوقوز درجه) به بالغ اولان تحدينه، یعنی معارضه به دعوت اینمه ناك طبقه ای
و تعبیر الری شویله در
(برنجیسی) بوكسان نظمیله و اخبارات غیبته سیاه و احتوا ایتدیگی علوميه و على حقائق له بار تام بر قرآنك مثانی، امتی بر شخص مه كتير ياز
(یا نجیبی) گر بویله جه مثانی کثیر من طاقت گزن فوقنده ایسه، بلیغ بر نظمه او دیر مه شیاردر
اولسونه کتریگز
( چنجی) اگر بود ده قدر تگز تمیزی اور سوره قدر اولسونه به همدانی با پیگیر
(در د نجیبی) شاید بوده ممکن دیگه، اوزونه به سوره فك مثانی یا پیگیر
(تشخیی) اگر بوده مزه فولدی دیگر قیصه بر قيص بر سوره نك مثلني اولسون كثير يكز.
( التنجیبی) اگر امی به شخص به امامه بولامدی ایسترگنز، عالم و کاتب بر آدم من اولور کثیری از
بو نجیبی) شاید بوده ممکن و الماریخی تقدیرده، بری بریگره یاردیم ایتمان صور تیله با پیگیر
(سكر نجیبی) بوداده امكان بولا مدیف از تقدیرده، بتون انس و جناردن یاردیم ایست می گیرد و بتونه افطاره نتیجه برند نه استعداد ایدیگی زیر انتجه لری، تماماً یا نگزده بولونان کتب عربی ده موجود در بتونه کتب عربیه ایله قرآن آراسنده به مقایسه با پیدایی، قرآن مقایسه به قامی
عبد
YanıtlaSilAbd: Kul
عجز
Acz: Güçsüzlük
عالى
Ali: Yüce
عَظَمَتْ
Azamet: Büyüklük
بالغ
Balig: Erişen
بليغ
Beliğ : Güzel belágatli söz
جِهَتِ ترجيح
Cihet-i tercih: Tercih etme yönü
آنکار
Efkar: Fikirler
حذ
Had: Sınır
حقائق
Hakaik: Hakikatler
إِخْبَارَاتِ غَيْبِيَّة
İhbarat-ı gaybiye: Gaybdan haber vermeler
احتوا
İhtiva: İçine alma
الزام
İlzam: Delille cevab veremez hâle getirme
استمدان
İstimdad: Yardım isteme
كتب عربية
Kütübü Arabiye: Arabca kitaplar
لفظ
Lafiz: Söz kelime
نازل
Nazil: İnen
نظم
Nazım: Sözün ölçülü bir şekilde dizilmesi
تعجيز
Taciz: Rahatsız etme, çare-siz bırakma
تحدّى
Tahaddi: Meydan okuma
تأكيد
Tekid: Kuvvetlendirme, sağlamlaştırma
علوم
Ulum: İlimler
علو درجه
Ulivv-i derece: Derece yüksekliği
أبى
Ümmi: Okur-yazar olmayan
وارد
Varid: Gelen
وهم
Vehim: Kuruntu
UD kelimesinin, defaten nüzüle delalet eden fäl babından kelimesine tercihen zikredilmesi. onlarin da'valarında "Ne için Kur'an defaten nazil
YanıtlaSilolmamıstır" diye delil getirdiklerine işarettir. Abd'lafzının 'Nebi' veya 'Muhammed' lafızlanına cihet-i tercihi: Abd ta'biri, Peygamber Aleyhis-salatü Vesselâm'ın azametine ve ibadetin ulüvv-i derecesine işaret olduğu gibi emrini hakkında vårid olan vehimleri def etmektir ki, o zát te'kiddir. Ve Resûl-ü Ekrem Aleyhissalátů Vesseläm bütün insanlardan ziyade ibâdet etmiş ve Kur'ân'ı okumuştur.
Bu emir, ta'cîz içindir. Yani emirden maksad, muhatabdan bir şey taleb etmek değildir. Ancak başlarına vurmakla muáraza ve tecrübeye da'vet etmektir.
Tå ki aczleri meydana çıksın.
يورة -ila ahirihi. Bu ta'birden anlaşılır ki, onların ilzám edilmeleri ve aczleri son hadde båliğ olmuştur. Zirá dokuz dereceye bâliğ olan tahaddinin, yani muârazaya da'vet etmenin tabakaları ve ta'bîrleri şöyledir:
Birincisi: Yüksek nazmıyla ve ihbârât-ı gaybiyesiyle ve ihtiva ettiği ulûmuyla ve âli hakäikiyle beraber tam bir Kur'ân'ın mislini,
ümmî bir şahıstan getiriniz.
İkincisi: Eğer böylece mislini getirmek tâkatinizin fevkınde ise, beliğ bir nazımla uydurma şeylerden olsun getiriniz.
Üçüncüsü: Eğer buna da kudretiniz yetmezse, on sûre kadar olsun bir mislini yapınız.
Dördüncüsü: Şâyet bu da mümkün değilse,
uzun bir sürenin mislini yapınız.
Beşincisi: Eğer bu da size kolay değilse,
kısa bir sürenin mislini olsun getiriniz.
Altıncısı: Eğer ümmî bir şahıstan imkân bulamadı
iseniz, âlim ve kâtib bir adamdan olsun getiriniz.
Yedincisi: Şâyet bu da mümkün olmadığı takdirde,
biri birinize yardım etmek suretiyle yapınız.
Sekizincisi: Buna da imkân bulamadığınız takdirde, bütün ins ve cinlerden yardım isteyiniz.
Ve bütün efkârın neticelerinden istimdâd ediniz. Zira neticeleri, tamamen yanınızda bulunan kütüb-ü Arabiyede mevcüddur. Bütün kütüb-ü Arabiye ile Kur'ân arasında bir mukāyese yapılırsa, Kur'ân mukāyeseye gelmez.
-678-Hz. Aişe Validemizin
YanıtlaSilvefatı.
- 1683 - II. Viyana kuşatması.
İhtilali. 1789 - Büyük Fransız
1945 - Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruldu.
UGUN
1950 - Türkiye'de Genel Af çıktı.
1966 - Meclis, Yassıada mahkûmları ile siyasî firarileri affetti.
Imsak
Günes
Qale
İkindi Aksam
Yatsı
TEMMUZ
14
PAZARTESİ
19 MUHARREM
1447
RUMI: 1 TEMMUZ 1441 HIZIR: 70
Imsak
Günes
Öğle
İkindi
BIR AYET
Yeryüzünde ne varsa hep-sini sizin için yaratan, sonra semaya yönelip onları yedi kat gök olarak tastamam tanzim eden Odur. O her şeyi hakkıyla bilendir.
(Bakara: 29)
BİR HADİS
Allah katında duadan daha kıymetli bir şey yoktur.
Tirmizî
Cenab-ı Hakkın kudreti ve ilmi her şeyin fevkinde büyüktür, hiçbir şey daire-i ilminden çıkamaz, tasarruf-u kudretinden kaçamaz ve kurtulamaz. Asa-yı Musa
Aksam Yatsı
TEMMUZ
YanıtlaSil14 PAZARTESİ
191447
MUHARREM
RUMI: 1 TEMMUZ 1441
HIZIR: 70
BİR AYET
Yeryüzünde ne varsa hep-sini sizin için yaratan, sonra semaya yönelip onları yedi kat gök olarak tastamam tanzim eden Odur. O her şeyi hakkıyla bilendir.
(Bakara: 29)
BİR HADİS
Allah
(use) әбірәшүү 1-1NzI2NJN
YanıtlaSilTARIHTE BUGUN
-678-Hz. Aişe Validemizin vefatı.
- 1683 - II. Viyana kuşatması.
1789 - Büyük Fransız İhtilali.
1945 - Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruldu.
1950 - Türkiye'de Genel Af çıktı.
1966 - Meclis, Yassıada mahkûmları ile siyasî firarileri affetti.
TEMMUZ
14
PAZARTESİ
19
1447
MUHARREM
RUMI: 1 TEMMUZ 1441 HIZIR: 70
BİR AYET
Yeryüzünde ne varsa hep-sini sizin için yaratan, sonra semaya yönelip onları yedi kat gök olarak tastamam tanzim eden Odur. O her şeyi hakkıyla bilendir.
(Bakara: 29)
BİR HADİS
Allah katında duadan daha kıymetli bir şey yoktur.
Tirmizî
Cenab-ı Hakkın kudreti ve ilmi her şeyin fevkinde büyüktür, hiçbir şey daire-i ilminden çıkamaz, tasarruf-u kudretinden kaçamaz ve kurtulamaz. Asa-yı Musa
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Imsak
Güneş
Öğle
İkindi
Aksam
Yatsı
İSTANBUL
03.43
05.37
13.15
17.13
20.43
22.29
ISPARTA
03.57
05.40
13.09
17.01
20.27
22.03
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil-678-Hz. Aişe Validemizin vefatı.
1683 - II. Viyana kuşatması.
1789 - Büyük Fransız İhtilali.
1945 - Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruldu.
1950 - Türkiye'de Genel Af çıktı.
1966 - Meclis, Yassıada mahkûmları ile siyasî firarileri affetti.
Imsak Güneş
Öğle
İkindi
TEMMUZ
14
PAZARTESİ
19 1447 MUHARREM)
RUMI: 1 TEMMUZ 1441 HIZIR: 70
Akşam Yatsı
İmsak
BİR AYET
Yeryüzünde ne varsa hep-sini sizin için yaratan, sonra semaya yönelip onları yedi kat gök olarak tastamam tanzim eden Odur. O her şeyi hakkıyla bilendir.
(Bakara: 29)
BİR HADİS
Allah katında duadan daha kıymetli bir şey yoktur.
Tirmizî
Cenab-ı Hakkın kudreti ve ilmi her şeyin fevkinde büyüktür, hiçbir şey daire-i ilminden çıkamaz, tasarruf-u kudretinden kaçamaz ve kurtulamaz. Asa-yı Musa
Güneş
Öğle
İkindi Aksam Yatsı
2026 BEDİÜZZAMAN TAKVİMİ
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
-1909-Bediüzzaman Said
Nursî 31 Mart Vak'asına karıştığı iddiasıyla tevkif edildi, Divan-ı Harb-i Örfi'de yargılandı ve beraat etti.
NİSAN
30
PERŞEMBE
13 1447
ZİLKA'DE
RUMI: 17 NİSAN 1442 KASIM: 174
BİR AYET
O hesap gününün sahibidir.
Fâtiha Suresi: 4
BİR HADİS
İki zayıfın hakkını gözetmede Allah'tan korkun: dul kadın ve yetim çocuk.
O kadar sevdiğin mal ve evlât ve prestiş ettiğin nefis ve hevâ meftun olduğun gençlik ve hayat zayi olup kaybolacak, elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp boynuna
yükletecekler. Sözler
İmsak Güneş
Öğle
İkindi
Akşam Yatsı
Imsak Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1921 - Afyon'un Yunanlar tarafından işgali.
1937 - Fransa, Hatay'ın bağımsızlığını resmen ilân etti.
1995 - Isparta'nın Senirkent ilçesindeki sel feläketinde 74 kişi öldü.
TEMMUZ
13
PAZAR
181447
MUHARREM
RUMI: 30 HAZİRAN 1441
HIZIR: 69
BİR AYET
Hepinizin ilahı, tek ilah olan Allah'tır. Ondan başka ilah yoktur. O Rahman ve Rahim'dir.
(Bakara: 163)
BİR HADİS
Ey İnsanlar! Yüce Allah, yalnızca kendisine kullukta bulunmanızı ve Ona şirk koşmamanızı emrediyor.
İbn Hanbel
Tevhid ve vahdette cemal-i İlahî ve kemal-i Rabbanî tezahür eder.
Şualar
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1960-Bediüzzaman Said Nursî'nin naaşı kabrinden alınarak bilinmeyen bir yere götürüldü.
2007 - Bediüzzaman Said Nursî'nin talebelerinden Mustafa Türkmenoğlu vefat etti.
TEMMUZ
12
CUMARTESİ
BIR AYET
Bu Kur'an bütün insanlığa sadece bir öğüt, bir hatırlatmadır.
(Sad: 87)
17 1447 MUHARREM
BİR HADİS
Kulun Rabbine en yakın olduğu hâl secde hâlidir. İşte bu sebeple secdede çok dua etmeye bakın. Müslim
RUMI: 29 HAZİRAN 1441
HIZIR: 68
Münîm-i Hakikî, bizden o kıymettar nimetlere, mallara bedel istediği fiyat ise üç şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir. Sözler
İmsak
Öğle
İkindi Akşam Yatsı
İmsak
Günes
Öğle
İkindi
Aksam
Yatsı
Günes
Risalet i Ahmediye (asm)
YanıtlaSilin esbab-i mucibesi
olmasa idi, şu zatın tek duası, baharımızın icadı kadar Eğer rahmet, inayet, hikmet, adalet gibi, hesapsız o matlubun etin bi
TARINTE BOGON
1773 110 nun kuruluşu. - 1915-Conkbayırı zaferi.
- 1960-Celal Bayar ve Adnan Menderes, yargılanmak üzere Yassıada'ya götürüldü.
10
CUMA
FRIDAY
HAZİRAN
JUNE
Allah diledigini doğru yola iletir.
Bakara Suresi: 213
BİR HADİS
Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.
Kıyâmetle, saadet-i ebediyenin geleceğine en büyük delil, rahmettir. Evet, rahmetin rahmet olması ve nîmetin nîmet olması, ancak ve ancak haşir ve saadet-i ebediyeye bağlıdır.
İşârâtü'l-İ'câz
HİCRÍ: 11 ZİLKA'DE 1443 - RUMI: 28 MAYIS 1438
HIZIR: 36 - GÜN: 161 KALAN: 204 - GÜN UZA.: 1
DK
(xtsw) (
YanıtlaSilpis iwisepeжe делец лә пчел
TARİHTE BIGUN
1868 Kızılay in kuruluşu.
1967-Bediüzzaman Said Nursî'nin kardeşi Abdülmecid Nursî vefat etti.
1911 - Bediüzzaman'ın da iştirak ettiği Sultan Reşad'ın Balkan seyahatinde Üsküp'e varıldı.
LL
CUMARTESİ
SATURDAY
HAZİRAN
JUNE
BIR ATC
Muhakkak ki amenü olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler)
ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar için naîm Cennetleri vardır.
Lokmân Suresi: 8
BİR HADİS
Allah, dünya işlerinin âlimi, ahiret işlerinin ise cahili olan kimseye buğz eder.
Taklidî bir imân, hususan bu zamandaki dalâlet, sapkınlık fırtınaları karşısında çabuk söner. Tahkikî imânı kazanan bir kimseyi, en dinsiz feylesoflar dahi bir vesvese veya şüpheye düşürtemez.
Sözler
HIZIR: 37 - GÜN: 162 KALAN: 203 - GÜN UZA.: 1
DK
1
HİCRÎ: 12 ZİLKA'DE 1443 - RUMI: 29 MAYIS 1438
SA'DÜL'AŞİRELERDEN ZÜBABIN MEDİNE'YE GELİŞİ VE MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSilBeni Sa'dül'Aşirelerin Soyları:
Beni Sa'dül'Aşireler, Kahtan'ın soyundan gelme Kehlan kabilele-rinden Idiler (1).
Beni Sa'dül'Aşirelerin Ata soyları şöyle sıralanır:
Arib, b. Zeyd, b. Kehlan (2), b. Sebe'. Beni Sa'dül'Aşire b. Mâlik (Mezhic), b. Uded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b.
Sa'dül'Aşîre'nin :
1. Hakem,
2. Sa'b,
3. Nemire,
4. Cu'fi,
5. Äizullah,
6. Evsullâh,
7. Enesullâh,
8. Zeydullah,
9. Hurr
adlarında dokuz oğlu vardı (3).
Sa'd'e, Sa'd'ül'Aşire denilmesi, neslinden üç yüz atlı yetişmiş olup kendisile birlikte giderlerken «Kim bunlar?» diye soranlara, göz değ-mesinden korkarak «Aşiretimdir.» demesinden ileri gelmiştir (4).
Zübab'ın Soyu ve Müslüman Oluşu:
Beni Enesullâhlardan Zübab'ın Ata soyu şöyledir:
Zübab b. Hâris, b. Amr, b. Muaviye, b. Haris, b. Rebia, b. Bilal, b.
Enesullâh, b. Sa'dül'Aşîre (5).
Sa'dül'Aşirelerin Ferras diye anılan bir putları olup ona tazimde bulunurlardı.
Putun Bakıcısı da, Enesullah b. Sa'd'ül'Aşirelerden İbn-i Rakblyye veya Vakşa idi.
ber verirdi.
( 1) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 290-201
Kendisi, Cinlerden birisile görüşür, Cin, ona, olan biten şeyleri ha-
(2) İbn-i Hazm-Cemhere s. 407, Kalkaşandi-Nihayetllereb s. 290-201
(3) İbn-i Hazm-Cemhere s. 407-408
(4) Ibn-1 Hazm-Cemhere s. 405 (5)
İbn-i Esîr-Üsdülgabe c. 2, s. 167, İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 481
1. T. Medine Devri X/F: 11
İSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRÍ X
YanıtlaSil162
Bir gün Cin gelir, ona bir şey haber verir.
O da, Zübab'ın yüzüne bakarak Ey Zübab! Ey Zübab! Ey Zübabi
Dinle şaşılacakların şaşılacak olanını!!
Muhammed, Kitabla gönderilmiş, Mekke'de halkı dâvete başlamış,
Zubab Ne demektir bu?" diye sorunca, Ferras'ın Bakıcısı «Bilmi-yorum. Bana, böyle denildi!» cevabını verir (6).
Dâvetine icåbet edilmemiş!» der.
Aradan bir müddet geçtikten sonra, Peygamberimizin ortaya çıktı-
ğını ve Medine'ye geldiğini işitirler.
Bunun üzerine, Zübab, Sa'd'ül'Aşirelerin putu olan Ferras'ın ya-nına varır, vurup onu kırar (7). Sonra da, Elçi olarak (8), Peygambe rimize gelir, Müslüman olur.
Bu hususta söylediği bir kıt'ada şöyle der:
Hidayetle geldiği zaman Resûlullâha tâbi oldum.
Ferras'ı, hor ve hakir bir halde gerimde bıraktım (9).
olmamış, yokmuş gibi yaptım (10)
Üzerine öyle bir yürüyüşle yürüyüp kırdım ki onu, dünyada hiç
ce, dåvetini hemen kabul ettim (11).
Allahın, dinini açıkladığını görünce ve Resûlullah, beni davet edin-
göğsümü Onun yoluna koymuşumdur!» (12)
Sağ oldukça, İslâma yardımcı olarak sabahlayacağım. Boynumu ve
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 52. fıkrasında «Muhammed'in hutbe söylemeğe başladığı nı duyar duymaz.. (13)
diyorsa da, yanlıştır.
Kendisinin dayandığı kaynakta, Sa'd'ül'Aşirelerden yalnız Zübab'-ın değil, Sa'd'ül'Aşirelerin,
Peygamberimizin hutbe söylemeğe başladığını değil,
ortaya çıktığını Sa'dül'Aşireler İşittikleri zaman» denilmiştir (14).
(6) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, a. 167, İbn-i Hacer-İsabe c. 1, s. 481
(7) Tin-1 Sa'd-Tabakat, c. 1, s. 342, İbn-i Eair-Üsdülgabe c. 2, 8. 167, Ibn-i Hacer-Isa-be c. 1, s. 481 (8) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 342 (9)
be c. 1, s. 481 İbn-i Sa'd-Tabakat e. 1, s. 342, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, s. 167, İbn-i Hacer-Isa-
(10) 11) Ibn-Sa'd-Tabakat c. 1, 8. 342, İbn-1 Hacer-İsabe c. 1, s. 481
( (12) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 342
Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 342, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, s. 167
(13) Kastani-İslâm Tarihi e 7, s. 00
(14) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 342
BAKARA SÜRESİ
YanıtlaSilSure: 2
38- Biz (onlara): "Hepiniz oradan (cennetten) inin. Eğer benden size bir rehber (peygamber/kitap) gelir de, kim o rehberime tâbî olursa, artık onlara hiçbir endişe yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir" dedik.
39- O küfre sapanlar ve âyetlerimizi yalan sayanlar var ya, işte onlar ce-hennemliktirler. Onlar orada sürekli kalacaklardır.¹
40- Ey İsrailoğullan, size verdiğim nîmeti hatırlayın (şükredin; bana îman ve itaat hususunda) verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size ver-diğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun (ahdinizi bozma-yin).
41-Yanınızdaki (Tevrat'ın aslını tasdik edici olarak indirdiğim (Kur'ân)'a
îman edin, ona inanmayanların ilki siz olmayın; benim âyetlerimi az bir paha (olan dünya menfaati) ile satmayın ve ancak 'benim emri-me uygun yaşayın'.
42- Hakkı (gerçeği) bâtıla sokup bulamayın ve bilip dururken hakkı giz-lemeyin.
43- Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû eden (mü'min)lerle bir-likte rüků edin.
44- Siz Kitabı okuyup durduğunuz halde, kendinizi unutup da (diğer) in-sanlara iyilik yapmalarını (ve takvayı) mı emrediyorsunuz? (Bunun çirkin olduğunu) hiç düşünmüyor musunuz?
45- (Ey müslümanlar) sabır ve namazla Allah'tan yardım isteyin. Gerçi bu (nefislere) ağır gelirse de, ancak Allah'a içten saygı duyanlara gö-re böyle değildir.
46- Onlar ki, mutlaka Rablerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini bilirler (de namazlannı yüksünmeden kılarlar).
47- Ey İsrailoğullan! Size bağışladığım (bunca) nimetimi ve (bir zaman) insanlardan sizi tercih ettiğimi hatırlayın.
48- Öyle bir günden korkun ki, (o günde) azaptan kurtulmak için hiçbir kimse, bir başkası yerine bir şey ödeyemez. (Allah'ın izni olmadıkça) hiç kimseden şefaat kabul olunmaz; hiç kimseden bedel de alınmaz ve o (inanmayan)lara yardım da edilmez.
1 Krş.7/24-35:20/123
2 Böyle yapılırsa hak anlaşılmaz ve insanlar da haktan saptırılmış olur. Diğer taraftan bu, "bâtılı da hakla süslemeyin" demektir.
3 Ayet-i Kerime'de "önce namaz kılın" buyurulduğu halde tekrar "rükü edenlerle bera-ber rükü edin" buyurulmasında namazın cemaatle kılınmasına delalet vardır. (Bkz. Beydivi. Tefsir-i Kebir Tere, 2/475, Hâzin c. 1/43, Mezahhib-i Erbaa c.1/405-406.)
ALTINOLUK
YanıtlaSilİyi Müslüman Olabilmek İçin iki şart
Bilgi ve Terbiye
Sayı: 169
Mart 2000
Zilhicce 1420
Yuvamız eki ile birlikte Fiyatı: 900.000 TL. (KDV dahil)
http://www.altinoluk.com
M. Necati BURSALI
YanıtlaSilBİZ O'NA YÂR OLALIM
Muhammed Şah-ı Rusül.. Biz O'na yâr olalım;
Geçelim mâsivâdan terk-i diyâr olalım!
Sevmek için ey canlar, zaman geçmiş değildir.
İster bir civan, ister, bir ihtiyar olalım!
O'nun aşkı hayattır, köleyi sultan eder;
Hep yansın yüreğimiz, hep bahtiyar olalım!
Kevseri Cennetlerin arı duru ırmağı, Biz dahi bu meydanda Câfer Tayyâr olalım!
Bir aşk, evet, bir aşk ki, anne sütünden sıcak; Üç beş sevdalı değil, belki milyar olalım!
Gökler O'nu müjdeler, akıl O'nu gösterir Hem en kâmil insanlar, hem de hûş-yâr olalım! Saçının bir teline nice canlar fedadır,
O'nun güzel nezdinde bir zülf-ü yâr olalım!
Söz mülküne oturup nağmeler düzmek kolay;
Selmân, Bilâl, Ebû Zer gibi deyyâr olalım!
Eğer devlet ararsan hâk-i pâyine yüz sür.
Bu dünya gam evidir, burda seyyâr olalım!
Gül o Yârin remzidir... Cirân, civar olalım;
Selmân, Bilal, Ebû Zer gibi deyyar Eğer devlet ararsan hâk-i pâyine yüz sür. Bu dünya gam evidir, burda seyyâr olalım!
YanıtlaSilGül o Yârin remzidir... Cirân, civar olalım; Hep çağlasın aşkımız, hep ümitvar olalım! Gülistan kenarında bülbül niye dem çeker? Durmak zamanı değil, bu cenkte var olalım! İnsanın yüreğine güneşler kondurur aşk; Alemde zulmetleri yırtan nevvâr olalım! Aşkımız çanaklarda tütsün buhurdan gibi, Biz varlıklar içinde, ey can, envâr olalım! Şefâat erişmezse sıratı aşmak muhal, İblîs, o büyük düşman, ister ki nâr olalım! Goncalar, tatlı güller, erguvanlar, zambaklar; Biz bir tûba yaprağı, biz bir gülnâr olalım! Nice şahlar, Velîler, ârifler bendesidir, O kervana karışıp saf, saf, par, par olalım! Aşıkların yüzleri ay gibi nur saçacak! Yarın mahşer yerinde istemez târ olalım! Nurunun incisine pervanedir ay, güneş... Her gün artsın şevkimiz lütfa mazhar olalım! Başka yerde arama Allah sevgisine yol; Biz dünya şahı değil, aşk-ı dîdâr olalım! Nice gönüller var ki, gam ipine bağlamış.
Bu uykular elverir, artık bîdâr olalım! O Cenâb-ı Muhammed Mahşerin Seyyididir; Yüz sürüp eşiğine âlî-tebâr olalım! Ey zamanın Yûsuf'u, sevgili vefâ bekler, Ya gidelim dünyadan, ya da Ammar olalım!
١٨٦
YanıtlaSilسورة البقره (۲۷-۲۹)
چونکه قرآن هیچ برینه باز میبود و به ایسه قرآن با ا عبده ديا هيندن بوسید باطور، محالور اورله ايه هيندن توفان فوق النقل وكتابدن اون اور عار و نزی فرار و احتمال باطور . کالمہ مشدد و بوندن موکره اصلا وجوده كامب حلون والسلام.
(طوفون کسى) (بزم شاهد الريمز بوقدر اگر معارضه ن كر ترك، برای دستگاه به جای کیسه بر نوید دی کوستر د کاری او بهانه ی ده دفع اتمك كون، شهد الزهده مساعده ايد بالمشدر اوزاری در جایی
سره یاردیم ایتسینداری
ایشته بو به دره دقت او بایرن مارنا او را روانه اشارها را رها باید یا ایران کومتر دیدگی اعجازه بر شعاع کورونور.
ار قداسه ! قرآن کر مدن ان قیصه بر سوره به معارضه ایتمدن بشرن عاجز اول دیفی، شو مذكور ايضداهان رابه ثابت اولدی، فقط اعجازك الميت جهتى قالدى. یعنی بشرن تجزيني انتاج ايدن علت و سبب نو در؟ اوت قرآن ایله معارضه و مبارزه به چیقان انسا نامرن فوتی جذاب هم طرفندن هم كور الشديد بالمن هم معارفه لي يا يا بيله جك قابليتدن سقوط التدير بالمشدر فقط عبد القاهر جرجاني، زمخشری و سالی کی بلاغت اما ما رنجره، بشرك قوتى قرآنك بوكسك اسلوبنه و نظمنه پیشه مدی گندم، عجزی تفه هر این شد برده شمالی دی شد که اعجاز، ذو قدر ، تعریف و تعيد الديله من ( من لم يذق لم يَدْرِ ) يعنى فكرى ابله
اعجازی زومه ایتمرین، تعریف ایله واقف اولا مان، بال كبيدر. لكن عبد القاهره التزام التبديكي وجهه كوره، اعجازی تعریف و تغیر ایمان ممکندر نزده بو و چھی قبول اید بیورز
[ سؤال ] طائفه، نجم، نوبت كلمه لری، سوره قلمه سنك وظيفه منى ايضا ايده بيدالولی سوره قلم منك اوزاره ترجیحاً ذکرنده نه واردر ؟
الجواب ] او ناری، شبه الرينك منشى ليله الزام ايمان و بوغمقدر. شویله که او ناری شبهه به دو شورتهم كو يا قرآنك دفعة نازل أو لما سيد.. ديمك قرآن دفعة نازل او لمن اولر ايدي، اللهمك كلامي اولد يفنده شبه الرى او لما يا قدی . لکه قرآنك پارچه پارچه نازل اولی، او نارك شبه الرين باعث والمشدر . و بوبش کلامیدر پارچه پارچه با پیدایشی قولایدر بزده یا پا بیایز) دیه شبه به دو شمشکر در
باعث
YanıtlaSilBais: Sebeb olan, sebeb
باطل Batul: Hakikate zid
بلانت
Belagat: Hále uygun söz söyleme
بَشَرْ
Beşer: İnsan
دفعة
Defaten: Birden
فَوْقَ الْكُلِّ
Fevkal-küll: Umumun üstü
انجاز
icaz: Mucize olma, herkesi âciz bırakma
إيجاز
İcaz: Az sözle çok şey an-latma
عِلَّتْ
İllet: Sebeb
التراء
İltizam: Lüzumlu görme
إنتاج
İntac: Netice verme
اشارتاً
İşareten: İşaret olarak
إيضاحات
izahat: Açıklamalar
لبيت
Limmiyet: Niçinlik, sebebiyet
مَذْكُورٌ
Mezkûr: Bahsi geçen
معارضة
Muaraza: Karşı çıkma
j
Muhal: İmkansız
مُبارزه
Mübareze: Çarpışma
Necm: Kur'ân'ın bir defada indirilen kısmı
نوبت
Nevbet: Nöbet, sıra, grub
سقوط
Sukūt: Düşme
شهدًا
Şüheda: Şahidler
طَائِفَه
Taife: Kısım
واقف
Vakıf : Bilen haberdar olan
ذكر
Zikir: Anma
Sus, 23-24
YanıtlaSilÇünki Kur'an hiçbirisine benzemiyor. Öyle ise Kur'an, ya hepsinden aşağıdır veya hepsinden yukarıdır. Birinci ihtimal båtıldır, muhâldir. Öyle ise hepsinden yukarıdır Fevka'l-küll bir kitaptır. On üç asırdan beri misli vücuda gelmemiştir. Ve bundan sonra asla vücuda gelmeyecektir. Vesselâm.
Dokuzuncusu: "Bizim şâhidlerimiz yoktur. Eğer muarazaya girişsek, bizi destekleyecek kimsemiz yoktur diye gösterdikleri o bahaneyi de def etmek için, sühedânıza da müsaade edilmiştir. Onları da çağırınız. Size yardım etsinler.
mertebelerine işareten, Kur'ân-ı Kerim'in yaptığı icaz ile Iste bu tabakalara dikkat edilirse, muârazanın şu gösterdiği i'câza bir şuâ görünür.
Arkadas! Kur'ân-ı Kerim'den en kısa bir süreye muaraza etmekten beşerin âciz olduğu, şu mezkûr îzáhât ile sabit oldu. Fakat i'câzın limmiyet ciheti kaldı. Yani beşerin aczini intâc eden illet ve sebeb nedir?
Evet, Kur'ân ile muâraza ve mübârezeye çıkan insanların kuvveti Cenâb-ı Hakk tarafından hem körleştirilmiş, hem muârazayı yapabilecek kabiliyetten sukūt ettirilmiştir.
Fakat Abdülkähir-i Cürcânî, Zemahşerî ve Sekkâki gibi belâgat imamlarınca, beşerin kuvveti Kur'ân'ın yüksek üslûbuna ve nazmına yetişemediğinden, aczi tezahür etmiştir. Bir de Sekkâkî demiştir ki: "İ'câz, zevkidir, ta'rif ve ta'bîr edilemez." مَنْ لَمْ يَذْقُ لَمْ يَدْرِ Yani fikri ile i'câzı zevk etmeyen, ta'rîf ile våkıf olamaz,
bal gibidir. Lâkin Abdülkähir'in iltizâm ettiği veche göre, i câzı ta'rîf ve ta'bîr etmek mümkündür. Biz de bu vechi kabul ediyoruz.
Suâl: Tâife, necim, nevbet kelimeleri, sûre kelimesinin vazîfesini îfâ edebilirler. Sûre kelimesinin onlara tercîhen zikrinde ne vardır?
Elcevab: Onları, şübhelerinin menşei ile ilzâm etmek ve boğmaktır. Şöyle ki: Onları şübheye düşürten, güya Kur'ân'ın def aten nâzil olmamasıdır. Demek Kur'ân def'aten nâzil olmuş olsa idi, Allah'ın kelâmı olduğunda şübheleri olmayacaktı. Lâkin Kur'ân'ın parça parça nâzil olması, onların şübhelerini bâis olmuştur. Ve "Bu beşer kelâmıdır. Parça parça yapılışı kolaydır. Biz de yapabiliriz" diye şübheye düşmüşlerdir.
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil1514 - Çaldıran zaferi.
- 1882 - İngilizlerin Mısır'ı işgali.
1935 - Türkiye Kıbrıs sebebiyle Yunanistan'a ilk notayı verdi.
TEMMUZ
11
CUMA
16 1447 MUHARREM
RUMI: 28 HAZİRAN 1441 HIZIR: 67
BİR AYET
Öfkesini yeneler, insanların suçunu bağışlayanlar da Cennetliktir. Allah iyilik
edenleri sever.
(Al-i İmran: 134)
BİR HADİS
Allah'ın en çok sevdiği kimse ahlâkı en güzel olandır.
Taberanî
Ya Rab! Kusurumuzu affet, bizi kendine kul kabul et, emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Sözler
TARİHTE BUGÜN
YanıtlaSil- Emek ve Dayanışma Günü
1961 - TRT'nin kuruluşu.
MAYIS
Kültür haftası.
01
CUMA
BİR AYET
Namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin.
- Yunus Emre Sanat ve
Bakara Suresi: 110
14 1447 DE
BİR HADİS
Şefaatim, büyük günah sahipleri içindir.
RUMÍ: 18 NİSAN 1442 KASIM: 175
Namazda ruhun ve kalbin büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır.
Sözler
ediye (asm (USD) ndan tecerrüd edip, fikren Asr-i Saadete ubudivet rab'a gidiyoruz Gel, bu zaman yalen eziretu'l-A-Cez ve haya uz. Ta ki Resul-i Ekremi (aleyhissalātű vessela de
YanıtlaSilTARİHTE BUGÜN
- 1826 - Yeniçeri Ocağı'nın yerine Eşkinci Askerî Teşkilatı'nın kurulmasına başlandı.
1830 - Fransa'nın Cezayir'i işgali.
12
PAZAR
SUNDAY
HAZİRAN
JUNE
Ölüm, idam değil, firak değil, belki hayat-ı ebe ebediyenin mukaddemesidir, mebdeidir. Ve vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekândır.
7 vazife b sselâm) pasında ve
BİR AYET O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.
Kıyamet Suresi: 12
BİR HADİS
Ben rahmet olarak gönderildim, azap olarak değil.
Sözler
BENI CU FÅ TEMSİLCİLERİNİN MEDİNE VE GELİŞİ VE
YanıtlaSilMÜSLÜMAN OLUŞU
Beni Cu'lilerin Soyu:
Beni Cu'filer, Kahtan'ın soyundan gelen Ba'dül Aşirelerden bir oy-
mak idiler (1).
Cu'fi b. Sa'dül'Aşire'nin:
1. Merran,
2. Harim
adında iki oğlu vardı (2).
birisi Kays olup Merran'ın soyundandı (3).
Ibnülkelbl'ye göre: Peygamberimize Temsilci olarak gelenlerden
Kays'ın Ata soyu şöyledir:
Kays b. Seleme, b. Şerähil, b. Şeytan, b. Häris, b. Asbeb (Avf) h Ka'b, b. Haris, b. Zühl, b. Merran (4).
İbnülkelbi'nin diğer rivayetine göre de Kays'ın Ata soyu şöyledir: Kays b. Seleme, b. Yezid, b. Meşcaa, b. Mücemmi', b. Mask, h. Kih
b. Sa'd, b. Avf, b. Harim, b. Cu'fi (5).
Kays Île Seleme'nin Medine'ye Gelişi ve Müslüman Oluşu:
Beni Cu'filerden Kays b. Seleme ile Seleme b. Yezid, h. Meşcaa, h Mücemmi', b. Malik, b. Ka'b, b. Sa'd, b. Avf, h. Harim, b. Cu'fi, Temsil-ci olarak Peygamberimize geldiler (6). Müslüman oldular,
Bunlar, anneleri (7) ve babaları bir (8) kardeş olup anneleri, Beni Harim b. Cu'filerden Müleyke bint-i Huluv, b. Malik idi.
Cu'filer, cahiliye çağında hayvan kalbini yemeyi kendilerine ya-
saklamışlardı.
(1) Kalkaşandi-Nihayetülereb s. 216 (2) İbn-i Hazm-Cembere s. 409, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 47
(3)Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324
(4) Ibn-i Hazm-Cemhere s. 409, Ilm-i Fair-Usiliilgabe. 4.
(5) Ibn-i Sa'd-Tabakat e 1, 324, Ibn-i Esir-Usdüigabe c. 2, s. 436
(5) Ibn-1 Eair-Usdülgabe c. 4, s. 43
( 7) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 324
(8) İbn-1 Eair-Üsdülgabe c. 4, s. 428
164
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
Peygamberimiz, Cu'fi Temsilcilerine «Bana erişen habere göre: siz-
ler, yürek yemez İmişsiniz, öyle mi?» diye sordu. Temsilciler «Evet dediler.
Peygamberimiz "Onu yemedikçe, Müslümanlığınız tamamlanmazla
buyurdu. Onlar için kızarmış bir yürek getirtip Seleme b. Yezid'e verdi.
Seleme, onu alınca, eli titremeğe başladı. Peygamberimiz «Ye onu!» buyurdu.
Seleme, yedi ve söylediği bir beytte:
Ben, yüreği istemiyerek yedim. Parmaklarım, ona dokunduğu za man, titredi. demiştir (9).
Peygamberimizin Kays'i Vali Tâyini Hakkındaki Yazısı:
Peygamberimiz, Kays b. Seleme İçin bir yazı yazdı.
Yazısında şöyle buyurdu:
«Allâhın Resülü Muhammed tarafından Kays İçin yazılan yazıdır. Ben, seni, Merran ve müttefiklerinden, Harim ve müttefiklerinden, Kilap ve müttefiklerinden namaz kılanlar, zekât verenler ve mallarını verecekleri sadakalarla saf hale getirenler üzerine Vali tayin ettim.
Kilaplar'ın Hangi Kabileler Olduğu:
Kilap: Evd, Zübeyd, Cez' b. Sa'd'ül'Aşîre, Zeyd'ullah b. Sa'd'ül'Aşi-re, Aiz b. Sa'd'ül'Aşire, Beni Hâris b. Ka'blardan Beni Salåetlerdir.
Kays Île Seleme'nin Kızıp Putperestliğe Dönmeleri :
Kays ile Seleme, Peygamberimize «Yâ Resûlallah! Anamız Müley-ke bint-i Huluv, esirlerin esaret bağlarını çözer, acları doyurur, hiç bir firleri ağırlardı. şeyleri bulunmayanlara acır (10), Akrabalık haklarını gözetir, misa-
Kendisi, cahiliye çağında (11) ölüp gitti (12).
Bu yaptığı iyiliklerin ona bir yararı olacak mıdır?» diye sordular.
Peygamberimiz «Hayır! Yararı olmayacaktır!» buyurdu.
Temsilciler «Anamız cahiliye çağında kız kardeşimizi (13), kendi-sinin küçük kızını (14), diri diri toprağa gömmüştü (15).
(9) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, a. 324-325
(10) Ion-1 Sa'd-Tabakat c. 1, a. 325
(11) İbn-i Esir-Usdülgabe c. 2, s. 436
(12) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 325, Ibn-1 Esir-Üsdülgabe c. 2, 8. 437
(13) İbn-i Ealr-Üsdülgabe c. 2, s. 438
(14) Ibn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, a. 325
( 15) Ibn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 325, İbn-i Fair-Üsdülgabe c. 2, a. 436
BENİ CUFI TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil163
Hali ne olacaktır? diye sordular (16).
Peygamberimiz «Kız çocuğunu, diri diri toprağa gömen, ateşte, Ce-
hennemdedir (17). Ancak, İslâmlyete erişen çocuk gömücünün suçunu Allâh, bağış-
larl (18)
Diri diri gömülen kız çocuğu ise, Cennettedir!» buyurdu (19). Temsilciler, kızarak kalkıp gittiler.
Peygamberimiz «Onları, bana geri çeviriniz!» buyurdu.
Geldikleri zaman «Benim annem de, sizin annenizle birliktedir!»
buyurdu.
Fakat, onlar, yüz çevirdiler ve Vallâhi, Adam, bize hem yürek ye-dirdi, hem de, anamızın ateşte, Cehennemde olduğunu söyledi. O, kendisine asla tabi olunmayacak bir kimsedir!» diyerek gittiler.
Cu'fi Temsilcilerinin Zekât Develerini Sürüp Götürmeleri:
Cu'fi Temsilcileri, yolda, Peygamberimizin Eshabından, yanında zekât develeri bulunan bir zata rastladılar. Onu, tutup bağladılar. De-veleri de, sürüp götürdüler.
Peygamberimiz, hadiseyi haber alınca, onlara lânet etti (20).
Kaetani'nin Yanlışları:
Kaetani, 50. fıkrasında «Muhammed onların ihtidasındaki samimi-yeti tecrübe İçin kızarmış bir koyun yüreğini kendi önünde yemelerini onlara emr etti. İki Cu'fi, korkularından titreye titreye bu emri icra et-tiler. (21)
diyorsa da, yanlıştır.
Doğrusu şöyledir: Peygamberimiz, Cu'fi Temsilcilerine «Bana eri-şen habere göre, sizler yürek yemez imişsiniz öyle mi?» diye sordu. Onlar «Evet!» dediler.
Peygamberimiz «Onu yemedikçe, Müslümanlığınız tamamlanmaz!» buyurdu. Onlar için, kızarmış bir yürek getirtip Seleme b. Yezîd'e verdi. Seleme, onu alınca, eli titremeğe başladı.
Peygamberimiz «Ye onu!» buyurdu. O da, yedi (22).
Görülüyor ki: yiyen, ikisi değil, birisidir.
(16) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, 8. 325
( 17) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 325, İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, s. 436
Ibn-i Esir-Üsdülgabe c. 2, s. 436
19) İbn-i Esir-Nihaye c. 5, s. 143
( (20) İbn-i Sa'd-Tabakat c. 1, s. 325
Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 87
(22) İbn-1 Sa'd-Tabakat c. 1, s. 325
106
YanıtlaSilİSLAM TARİHİ MEDİNE DEVRİ X
maktan korktuğu için elleri titremiştir. Onun da, Peygamberimizden değil, yasak saydığı bir şeyi yemiş ol
kelimelerini azadlılar diye terceme ediyorsa da, bu kelimelerin burada, Kaetani, ayı fıkrasında, Peygamberimizin yazısında geçen Mevali Azadlılar değil, müttefikler diye terceme etmesi doğru ve yerinde olurdu. Kaetani, 1 numaralı notunda ise "Ibn-1 Sa'd'in istinad ettiği İbnül.
kelbi'nin rivayeti, müşrik ecdadı når-ı Cehenneme mahkûm eder yolda defeatia Muhammed'e isnad edilen sözler, Hadis'in bütün heyet-l mec-muası bende bu vak'anın tamamen değilse de büyük bir kısmı yanlış ve uydurma olduğu yolunda bir şüphe tevlid ediyor... (23)
diyor ve iftira ediyordur. Çünki, müşriklerin temelli olarak Cehennemde kalacakları, Hadis-lerden önce, Kur'ân-ı Kerim'in bir çok åyetlerinde açıklanmıştır.
Kur'ân-ı Kerim'in ise, en çok itimad ettiği Kaynakların başında geldiğini söyleyen de yine Kaetani olduğuna göre Kur'ân-ı Kerimle sa-bit olan bir hususu yanlış veya uydurma sayması, sözleri ve prensipleri arasında çelişki, tutarsızlık, ne söylediğini bilmezlik ifade eder. Kaetani, notundaki yersiz mutâlea ve iddialarını şöyle sürdürüyor.
"Maamafih, birbirlerinden ayrı surette ayrı ailelere mensup olduk-ları halde müşterek bir valide hatırasile samimi ve devamlı bir suret-te yekdiğerine merbut iki adamdan bahs edilmesi ve bunların Muham-med'e yalnız müşterek validelerinin akıbetlerini sorup babalarını hiç zikr etmemeleri pek şayan-ı dikkattır.
Bu, Cu'filer, kabilesinde ana tarikıyle nesep usulünün hüküm sür-düğü bir devrenin sarih ve kat'i bir hatırasıdır.
Hadis'in bu kısmı yani hikâyenin muhteviyatından bilvasıta mün-
yeyi haiz bulunan parçadır.» (24) fehim olan kısım ihtimal ki yegâne hakiki olan ve bir kıymeti tarihi-
Şunu hemen söyleyelim ki Peygamberimizin yanına gelen iki Cu'fi temsilcisinin, Kaetani'nin zan ve iddia ettiği gbi, birbirlerinden ayrı su-rette ayrı ailelere mensup oldukları muhakkak değildir.
çocuğudurlar (25). İbnü Kelbi'nin diğer rivayetine göre aynı ailenin ve aynı babanın
cek bir durum değildir. Bir anneden doğmuş olmak ta önemsenmeyecek veya garipsene-
Her yerde ilk kocasından çocuğu olup dul kaldıktan sonra tekrar evlenerek çocuk doğuran ve bu suretle önceki ve sonraki çocukları ara-sında kendisi vasıtasile kardeşlik kurmuş bulunan kadınlar yok mudur?
(23) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 89
(24) Kaetani-İslâm Tarihi c. 7, s. 89
(25) İbn-i Esir-Üsdülgabe c. 4, s. 428, İbn-i Hacer-İsabe c. 3, 251
BENİ CUFI TEMSİLCİLERİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU
YanıtlaSil167
Temsilcilerin, Peygamberimizden, annelerinin Ähiretteki durumla-nrı sorup babalarından hiç bahs etmemiş olmalarına gelince; bunda da, dikkata değer bir şey yoktur.
Eğer Kaetani, bu kadar basit bir şeyi anlayamayacak kadar anla-yışsızsa, çok yazıktır.
Temsilcilerin, annelerinin işledikleri iyiliklerle birlikte küçük kız-kardeşlerini diri diri gömmek suretile bir cinayet te işlemiş olduğunu anlatıp kendisinin Ähiretteki durumunu öğrenmek istemeleri ne kadar tabil ise, böyle bir suçu olmayan babalarının akıbetini sormamaları da, o kadar tabiidir.
Bundan, öküz altında buzağı aramak kabilinden, Araplar arasında anne tarikıyla nesep usülünün hüküm sürdüğü ve binnetice soysuzluk mânâsını çıkarmağa çalışmak, yalnız gülünç değil, mânâsızdır da!
Kaetani, böyle bir soysuzluğu, atlarında bile titizlikle soy arayan Araplarda değil, genç kız ve oğlanların ilişkiler kurmasını ve evlendik-ten sonra bile bu ilişkilerin sürdürülmesini mübah sayan ve hatta ala-ca karanlık gece âlemleri düzenliyerek teşvik eden Batı dünyasında crasa, daha iyi ederdi!